Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,374

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 D vitamini Nedir? Eksikliğinde Neler olur? Fazlalığının Zararları Nelerdir?
Yazar: RasitTunca - 06-25-2018, 07:32 PM - Forum: Sağlık Bilgileri - Yorum Yok




D vitamini  Nedir? Eksikliğinde Neler olur? Fazlalığının Zararları Nelerdir? D Vitaminin Faydaları ve Zararları Nelerdir?

Vitamin D nedir?


Vitamin D, vücuttaki fosfat ve kalsiyum dengesinin düzenlenmesine yardımcı olan, bağırsaktaki kalsiyum emilimini destekleyen ve kemik ve dişleri kuvvetlendiren maddeler grubu için kullanılan kolektif bir terimdir. Kaynakları bakımından farklı, fakat yapı ve oluşumları bakımından birbirine benzeyen 2 türlü D vitamini vardır.

   Ergokalsiferol (D2 vitamini): Bitkiler içinde bulunan bir ön vitamin olan ergosterin şeklinde alınır; ciltte toplanır.
   Kolekalsiferol (D3 vitamini): Vücutta sentezlenir, bu nedenle gerçek bir vitamin değil, bir hormon prekürsörüdür.

Vitamin D’nin genel etkisi, kalsiyum ve fosforun organizmaya alınışını ve organizmada tutulmasını arttırmak, onların kullanılması ile kemik mineralizasyonunu sağlamaktır.
D vitamini bakımından zengin besinler

D vitaminini içeren ana besin kaynakları balık, karaciğer ve yumurta sarısıdır; bu vitamin margarinlere de katılmaktadır. D vitamini, kızılötesi ışığın ciltteki belirli kimyasallara etki etmesi sonucu vücutta sentezlenebilmektedir. Süt D vitamini bakımından zengin değildir ama süt ve süt ürünlerinde de D vitamini bulunur. Anne sütünde D vitamini azdır, bazı hazır mamalar ise D vitamini bakımından zenginleştirilmiştir. Mantar ve mayada da D vitamini vardır.

D vitamini eksikliği neden olur?

Bazı durumlar D vitamini eksikliğine neden olabilir.

   Yetersiz beslenenlerde
   Prematüre bebeklerde
   Yeterli güneş ışığı alamayanlarda
   Çölyak hastalığı, Crohn hastalığı, Kistik fibrozis, Whipple gibi hastalıklar veya başka nedenlerden dolayı emilim bozukluğu olanlarda
   Karaciğer veya böbrek düzensizlikleri olanlarda
   Bazı nedenlerden dolayı bağırsaklarının bir kısmı alınanlarda
   Obezite nedeni ile gastrik bypass ameliyatı geçirenlerde
   Bazı genetik kusurlar dolayısıyla
   Antikonvülzan, fenitoin, kortikosteroid, kolestiramin, orlistat gibi belirli ilaçları uzun süreli kullananlarda D vitamini eksikliği görülebilir.

Ayrıca güneş kremlerinin yanlış kullanımı da D vitamini eksikliğine neden olabilmektedir.

D vitamini eksikliği için risk grupları

   0-24 ay arası çocuklar
   Adolesanlar
   Doğurganlık çağındaki kadınlar
   Hamileler, emzikli kadınlar ve yaşlılar D vitamini eksikliği bakımından risk gruplarını içerirler.

D vitamini eksikliğinin neden olduğu sorunlar (D vitamini eksikliğinin komplikasyonları)

   D vitamini eksikliğinin bilinen en eski sonucu çocuklarda raşitizme, yetişkinlerdeki uzun süreli eksikliği ise kemik yumuşamasına (osteomaleziye) neden olmasıdır.
   D vitamini eksikliği nedeni ile kalsiyum eksikliği (hipokalsemi) gelişir ve bu durum çocuklarda büyüme geriliğine ve hipokalseminin diğer belirtilerinin ortaya çıkmasına sebep olur. D vitamini eksikliği hipofosfatemiye de yol açar.
   Vitamin D eksikliği ayrıca sekonder hiperparatiroidizmiyi tetikleyebilir.
   D vitamini eksikliği şizofreniyi ve depresyonu tetikleyebilir.
   Vitamin D eksikliği sık üst solunum yolu enfeksiyonları ve astım gelişimini tetikleyebilir.
   D vitamini eksikliği tip 1 diyabet, tip 2 diyabet, multipl skleroz, romatoid artrit gibi hastalıkların gelişimini tetikleyebilir.
   D vitamini eksikliği meme kanseri, prostat kanseri, pankreas kanseri riskini arttırabilir.
   Vitamin D eksikliği osteoartrit, osteoporoz riskini arttırabilir.

D Vitamini bulunan besinler

1. Balık yağı

2. Süt ve süt ürünleri

3. Yumurta sarısı

4. Tereyağı

5. yulaf ezmesi

6. Güneş

7. Karaciğer

8. Mantar

9. Kakao

10. Et ve Sebzeler

D Vitamini yararları

1. kas zayıflığına karşı vücudu korur

2. kalp atışının düzenlenmesinde etkilidir

3. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir

4. tiroit fonksiyonları ve normal kan pıhtılaşması için gereklidir

5. Kalsiyum emilimini ve kalsiyumun aktif taşınmasını hızlandırır

6. Depresyondan korur

7. Pankreas bezinden insülin salgılanmasında düzenleyicidir

8. Kaslara güç verir. Eksikliğinde kas güçsüzlüğü ve ağrı olur.

D Vitamini fazlalığı

D vitamini fazlalığı İştahsızlık, bulantı ve kusmaya neden olur. Vücutta fazla deponlanması zehirlenmeye yol açabilir. D vitamini fazlası kemikler için zararlıdır. D vitami fazlalığı bebeklerde zihinsel ve fiziksel geriliğe sebep olur. Böbreklere zarar verir.

D Vitamini ihtiyacı

1. 0-7 Ay: 10 mikrogram

2. 7-12 Ay: 5 mikrogram

3. 1-3 Yaş: 15 mikrogram

4. 4-8 Yaş: 15 mikrogram

5. 9-70 Yaş: 15 mikrogram

6. 70 Yaş Üstü: 20 mikrogram

D Vitaminin Faydaları ve Zararları


D vitaminin sadece faydaları değil zararları da var. Bilinçli şekilde alınması gereken D vitamini, aksi halde daha farklı sorunlara yol açabilir.

Küresel ısınma ve ozon tabakasının delinmesiyle birlikte artık güneşten yeteri kadar yararlanamıyoruz. Elbette iş ve okul hayatının getirileri de bunda çok büyük etken. Çünkü evlere, odalara gittikçe daha da fazla kapanıyoruz. Yaz gelse de, yazlığa gidip oradaki bilgisayarda oyun oynasam diye düşünen çocuklar oldukça fazla.

Yeterli D vitaminine sahip olmak bazı hastalıkların oluşmasını engeller. Bunlar arasında düşme riskinin azalması, kan basıncında azalma, meme ve kolon kanserini önlemek gibi. Güneş en kolay yoldan D vitaminini elde edebileceğimiz kaynaktır. Bu yüzden yeteri kadar güneşe çıkmalıyız.

D vitamini, kana karışarak kasların ve kemiklerin güçlenmesini sağlayan kalsiyumun böbrekten atılmasını azaltır. Böylece vücudun güçlenmesini ve bunun yanında hücre büyümesini, bağışıklık sisteminin görevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesini ve de vücudun iltihaplı hastalıklarla mücadele etmesini sağlar. Fakat çok faydaları olmasına rağmen her besinde fazlaca bulunmaz. Bazı besinlerde doğal olarak bulunur ve bu besinlerin doğal yollardan tüketilmesi tavsiye edilir.

D vitamini çok olan yiyecekler nelerdir?

Yumurta sarısı, karaciğer, balık yağı, yağlı balıklar, tereyağı, kakao, süt ürünleri, ciğer, peynir, bazı mantarlar ve patates D vitamini bakımından zengin gıdalardır.

D vitamini eksikliğinin belirtileri nelerdir?

D vitamini eksik olan yetişkinlerde: Sırt, ayak, kalça, kaburga ağrıları ve daha sonraki yaşlarda kemik eğrilikleri ve çarpıklıklar görülebilir. Bu nedenle bol bol güneşe çıkmalı ve D vitamini yönünden zengin besinler alınmalıdır. Tabii ki bir uzmanın da bu yiyecekleri ne kadar bol almamız konusunda fikri önemlidir.

Diğer D vitamini eksikliği belirtileri ise : kaslarda kramplar. Adele ve kemik zayıflığından dolayı kişi merdiven inip çıkmakta, uzun yürüyüşler yapmakta zorlanır. Aşırı yorgunluk hisseder ve kemiklerde kırılmalar meydana gelir. Yaşlılarda denge kaybına, hafıza kaybına neden olabilir ve hastalık kapma riskini arttırır.

D vitamininin zararları nelerdir?

D vitaminin fazla olduğu durumlarda aşırı kilo kaybı, kusma, ishal, iştahsızlık, kabızlık, huzursuzluk, ağız kuruluğu, çarpıntı, böbrek taşı, çok idrara çıkma, böbrek koliği ve kalp krizi riski görülebilir. Eğer D vitamini açısından zengin olan yiyecekleri çok fazla tükettiğinizi düşünüyorsanız, azaltmanız tavsiye edilir. Böyle bir durum yok ise fakat bu belirtiler sizde var ise, mutlaka bir doktora başvurmanız ve durumu kontrol altına almanız gerekir.

D vitamini eksikliği neden olur? D vitamini eksikliği belirtileri


D vitamini pek bilinmese de kemik sağlığından ruh sağlığına kadar birçok durumu dengede tutan hayati bir vitamindir. D vitamini her koşulda dışarıdan alınmaya muhtaçtır. Bu handikabın sebebi ise vücudun D vitaminini kendi kendine üretememesidir. Peki D vitamini eksikliği nasıl anlaşılır?

Eksikliğinin ciddi boyutlara varan hastalıklara yol açtığı D vitamini vücudun ihtiyacı olan ancak bu ihtiyacın dışarıdan sağlanmasının mümkün olduğu bir vitamindir. D vitamini eksikliği, yiyeceklerden sağlandığı gibi büyük ölçüde de (yaklaşık %95) güneşten sağlanır. D vitamini eksikliği hayati durumlara neden olabilmektedir. Vücuttaki kalp ve kas sistemini düzenlemekle görevlidir. Peki, pek çok kişide eksikliği görülen D vitamini takviyesi nasıl yapılır? D vitamini eksiliği neden olur? D vitamini eksikliğinin belirtileri nasıl anlaşılır?

Canan Karatay, "20 bin hastamın yüzde 99 ’unda D vitamini düşüklüğü var."

D vitamini eksikliğinin yol açabileceği problemlere işaret eden Karatay, D vitamini eksikliği için yapılabilecekleri sıraladı ve özellikle önem verilmesi gerektiğine dikkat çekti;

"Türk insanlarının çoğunda D vitamini problemi var. 20 bin hastamın yüzde 99'unda D vitamini düşüklüğü var. Bunun birçok sebebi var. Güneşten uzak durmak, hava kirliliği, hayvansal yağlardan, sakatatlardan uzak durmaktan oluyor. Yıllarca bizlere 'Hayvansal yağlar, sakatatlar hastalık sebebi, kalp krizi sebebi' dediler. Güneşten uzak durmak depresyona yol açar. Hayvansal yağ, sakatat, ev turşusu tüketin, dışarı çıkıp yürüyün."

"Kışın psikolojik olarak vücut hastalanıyor. Bunun sebebi güneşsizlik. İçeriye kapanmamak lazım. Dışarı çıkın. Kar yağsa da, kış olsa da dolu yağsa da buz tutsa da çıkıp dışarıda yürüyün. Deniz kenarında yürüyün, ormanlarda yürüyün. O zaman depresyondan da kurtulursunuz. Karanlık olduğu için, güneş olmadığı için bu sıkıntılar oluyor. Özellikle kuzey ülkelerinde depresyon çok fazla olur."

Sırt ağrısına dikkat! Kansere de neden olabiliyor...

Düşük seviyedeki D vitamini sadece kemik erimesi riskini 300 kat artırmakla kalmıyor, aynı zamanda açıklanamayan kemik ağrılarına da neden oluyor. Sırt ağrısı çekenlerin yüzde 80'inde D vitamini eksikliği gözlemleniyor. D vitamini eksikliği kemik problemleri ve kalp hastalıklarının yanı sıra, kolon ve prostat kanseri gibi hastalıklara da neden olabiliyor. Cancer dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre D vitamini eksikliği, her yıl 23 bin yeni kanser vakasına yol açabilecek potansiyele sahip ciddi bir sorun olarak tanımlanıyor..

D vitamini ne işe yarar?                  

D vitamini bağırsaktaki kalsiyum emilimini arttırmak, kemik mineralizasyonunu, kalsiyum fosfor dengesini, kas sinir sistemi fonksiyonlarını, kas gücünü ve kalp atışlarını düzenlemek ile görevlidir.

Son zamanlarda yapılan araştırmalara göre, D vitamini kalbin pompalama gücüne ve kalp hücresinin yapısına etkisiyle kalp rahatsızlıklarını önleyici bir özelliğe sahiptir. D vitamini eksikliği; kalp hastalıklarının beraberinde getirdiği yüksek tansiyon, obezite, şeker hastalığı gibi rahatsızlıklar üzerinde oldukça etkindir. Böylece D vitamini eksikliği olanların bu hastalıklara yakalanma riski 2 katına çıkmış oluyor.

D vitamini aynı zamanda enfeksiyonel hastalıklar üzerinde büyük ölçüde etkilidir. Eksikliği halinde grip, enfeksiyon mücadelesi, multiple skleroz, bağırsak iltihabı, kanser ve pankreas insülin salınımı düzenlemesi tiroid faaliyetlerini düzenleme ve kanın pıhtılaşmasını sağlama vs. durumlarında hem düzenleyici hem de koruyucu durumdadır.

Kalsiyum emilimini sağlayan D vitamini kemik sağlığı için çok önemli bir rol oynar. Kemiklerin gücü ve sağlığı için D vitamini eksikliğinin hemen tespit ve tedavisi şarttır. Kandaki kalsiyum ve fosforun normal sınırlarda kalmasını sağlayarak kemik erimesini(osteoprozu)önler. Kemikleri ve dişleri güçlendirir. Çocuklarda D Vitamini ihtiyacı bu yüzden fazladır.

Kaslara güç veren D vitamininin eksikliği durumunda devamlı yorgunluk ve ağrı olur. Bu durumda D vitamine baktırmak ve takviyeye başlamak gerekir.
D vitamini eksikliği kadınlarda daha çok görülür!

Uzm.Dr.Filiz Gündüzer Müftüoğulları’nın açıklamasına göre, "D vitamini eksikliği özellikle doğum ve emzirme dönemlerinden dolayı kadınlarda daha sık görülür ve kendini doğum sonrası yaygın ağrılarla belli eder.30 yaşına kadar olan insanların %30unda D Vitamin eksikliği vardır. Yine yaşlılıkta ve güneş görmeyen kişilerde eksiklik daha fazla saptanır. Şişmanlarda D Vitamini eksikliği saptanması sebebi ise D Vitamini yağda çözünen bir vitamin olduğundan yağda birikir ve vücut kullanamadığı için eksiklik meydana gelir."

D vitamini eksikliği neden olur?

D vitamini eksikliğinin en önemli nedeni, vücudun güneşten alınan UVB ışınlarına yeterince temas etmemesidir. Vücut güneşten aldığı D vitaminini başka hiçbir yolla ve besinle alamaz. Bunun nedeni D vitamini içeren besinlerde vitamin oranının az ve yeterli olmamasıdır.

Bazen güneş ışınlarının emilimi konusunda vücutsal bir problem de olabilir. Vücudun güneş ışınlarıyla D vitamini üretme kapasitesinin azaldığı ilerlemiş yaş, gıdalarla birlikte alınan yağın sindirilmesini engelleyen sindirim rahatsızlıkları, koyu ten rengi, kolesterol, epilepsi ilaçları başta olmak üzere bazı ilaçlar güneşle temas edilse dahi vücudun vitamini almasına engel olur.

Yaşlılık veya böbrek rahatsızlıkları D vitamini eksikliği riskini artırır. Bağırsaklarımızdan yeterince D vitamini emilemez. Çölyak hastalığı, kistik fibrozis ve crohn hastalığı da D vitamini emilimini etkiler.

Kilo da D vitamini eksikliğini artırır. Şöyle ki, yağ hücreleri dolaşımdaki D vitaminini dolaşımdan alır böylece vücut kitle indeksi 30 ve üzeri olanlarda D vitamini eksikliği sıktır.

D vitamini eksikliğinin bir diğer nedeni ise vejetaryen beslenmedir. D vitaminin yoğun olarak bulunduğu besinler; balık, ciğer, yumurta gibi hayvansal ürünlerin tüketilmemesi bu durumu daha çok tetikler.
D vitamini eksikliğinin belirtileri nelerdir?

Uzun süreli ve zaman yayılan bu belirtiler gözden kaçacak şekilde olağan gelebilir. Ancak hayatı olumsuz şekilde etkileyeceğinden farkına varmak ve tetkikleri yaptırmak gerekmektedir. Bu belirtilerden bazıları aşağıdaki gibidir;

-Depresyon

-Kemik Ağrıları (vücut genelinde)

-Kas zayıflığı

-Başın fazla terlemesi

-Kaslarda oluşan kramplar

-Halsizlik

-Eklem bölgelerinde ağrı

-Kilo alma problemi

-Yüksek tansiyon

-Başata ağrı

-Soğuk algınlığı

-Kabızlık

-İshal

-Mesane sorunları

Kulağa komik gelebilir ancak D vitamini eksikliği depresyona yol açar. Nedensiz yere mutsuz ve hüzünlü hissetme durumu D vitamini eksikliğinin başlıca belirtilerindendir. Şöyle ki, beyinde üretilen ve ruh halinin düzenlenmesinde kullanılan serotonin hormonu D vitamini eksikliğine bağlı olarak düşer.

D vitaminin en önemli belirtilerinden biri de kemik ağrılarıdır. Özellikle güneşten mahrum kaldığımız kış aylarında bu ağrılar daha da artar. Halsizlik ve vücut genelinde olan bu ağrıların dikkate alınmaması durumunda yetişkinlerde “osteomalazi” adı verilen kemik yumuşaması, çocuklarda ise “raşitizm” görülebilir.

D vitamini eksikliği nasıl ölçülür?

D vitamini eksikliğinin ölçümü için, yukarda belirtilen durumların hissedilmesiyle doktora başvurulması gerekir. Yapılacak olan kan testinde D vitamini (25 (OH) vitamin D3) düzeyinin ölçülebilir.

D vitamini takviye ve tedavisi nasıl yapılır?

D vitamini doktorlar tarafından reçete edilen D3 vitamini takviyesi ile alınır. D3 vitamini ise yemeklerle beraber tüketildiği takdirde vücut tarafından emilimi ve yararı artar. Doktorların da yönlendirmesiyle D vitamin serum, damla vs.leri böyle tüketilir.

Günlük olarak alınması gereken D vitamini miktarı yaşa bağlı olarak değişmektedir. Bunun için yaş ilerledikçe oluşan ihtiyaç doğrultusunda testlere dikkat etmek gerekmektedir.

Özellikle D vitamini takviyesine ihtiyaç duyan ve sık sık kontrollerini yaptırması gerekenler;

- 50 yaş üzeri kişiler,

- Sürekli kemik ve kas ağrısı şikâyeti olanlar,

- Güneş görmeyenler(ofis çalışanları gibi),

- Bağırsaklardan yağ emilimi bozuk hastalar,

- Karaciğer hastalığı olanlar,

- Mide ameliyatı olanlar,

- Osteoporozlu hastalar ( kemik erimesi olanlar)

D vitamini yiyeceklerden alınabilir mi?

En büyük kaynağı güneş olan D vitaminini içeren bazı besinler vardır ancak günlük tüketimi ne kadar olursa olsun eksikliği giderecek boyuta ulaşamaz. Güneşle olan 10-15 dakikalık temas yetecekken bu yiyeceklerin ancak sürekli tüketilmesi onların D vitamini eksikliğini karşılamasını sağlar.

Güneşe çıkmak ve D vitamini eksikliğini gidermek için en uygun vakit ise saat 10.00 ve 15.00 arası yani öğle saatleridir. Ancak bu saatler aynı zamanda cilt kanseri için de en riskli saatlerdir. Bu nedenle her gün 10-15 dakika güneş koruyucu krem olmaksızın diz ve dirseklerden aşağıyı güneşlendirmek yeterlidir

Somon, sardalya, orkinos, balık yağı ve D vitamini katkılı süt, yumurta, tereyağı, karaciğer, mantar, kakao ve tahıl gevrekleri bazı D vitamini kaynaklarındandır.

D vitamini fazlalığının zararları nelerdir, D vitamini fazlalığının belirtileri nelerdir, D Vitamin ile ilgili bilgiler

Vitaminler, vücudumuzun sağlıklı işleyişini sürdürebilmesi için gerekli olan maddelerdir. Çeşitli hastalıklara karşı vücudumuzu koruyan vitaminlerin bazıları vücutta depolandığı için, fazla tüketimi halinde yarardan çok zarara neden olur.

D vitamini vücudumuz için birçok fayda sağlar, ancak yağda eriyen bir vitamin olduğu için fazlası vücutta depolanır ve devamı halinde ölüme kadar giden durumlara neden olabilir.


Vücudun D vitamini ihtiyacı %90 oranında güneş ışınlarından karşılanır. Gıdalardan D vitamini alımı %10 oranındadır. Çünkü gıdalardan D vitamini almak için çok fazla miktarda tüketmek gerekir. Ultraviyole ışınları sayesinde ciltte sentezlenen D vitamini karaciğer ve böbreklerde de işlemden geçirilir ve vücudun kullanımına hazır hale gelir. Fazlası da vücutta depolanır. D vitamini insan vücudunda 5-6 aya kadar depolanabildiği için gerçekten ihtiyaç olmadığında D vitamini takviyesi almak tehlikelidir.

D Vitaminin Faydaları Nelerdir?

   Kalsiyum ve fosforun vücutta emilimini sağlar.
   Kolesterolü düşürür.
   Dişleri ve kemikleri güçlendirir.
   Metabolizmayı hızlandırır.
   Çocuklarda büyüme hormonunun salgılanmasında rol oynar.
   Böbrek hastalıklarında etkilidir.
   Raşitizmi önler.
   Gece kramplarını önler.
   Birçok kanser türüne karşı koruyucudur.
   Depresyon tedavisinde de etkili olabileceği bazı klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Ancak tüm bu faydalarına rağmen D vitaminini bilinçsizce, doktor tavsiyesi olmadan kullanmak çok tehlikeli sonuçlara yol açabilir.

D Vitamini Fazlalığının Belirtileri Nelerdir?

   Ağız kuruluğu
   Ciltte kuruma ve kaşıntı
   Mide bulantısı ve kusma
   Bulanık idrar
   Baş dönmesi ve sersemlik hissi
   Kabızlık
   Çok susama
   Baş ağrısı
   Kemiklerde ağrı
   İştah kaybı
   Cinsel isteğin kaybolması
   Göz kızarıklığı
   Kalp atışlarında hızlanma

Eğer yukarıdaki belirtileri taşıyorsanız ve son birkaç içinde fazla D vitamini tükettiğinizi düşünüyorsanız mutlaka kan tahlili için doktorunuza başvurun.

D Vitamini Nelerde Bulunur?


En önemli D vitamini kaynağı, hiç şüphesiz güneş ışınlarıdır. Bunun yanında balık (özellikle somon, ton balığı, ve uskumru), karaciğer, mantar, süt, yulaf ve yumurta tüketimi de karaciğerde D vitamini üretilmesini sağladığı için önemli gıdalardır. Bunun dışında gıdalardan D vitamini almak mümkün değildir.

   Eğer her gün 15 dakika güneş ışığına maruz kalamıyorsanız
   Vejetaryenseniz,
   Çok fazla alkol tüketiyorsanız,
   İleri yaşa sahipseniz veya menopoz dönemindeyseniz,

dışarıdan D vitamini takviyesi almanız gerekebilir. Ancak öncesinde mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

D Vitamini Fazlalığı Hangi Hastalıklara Yol Açar?


D vitamini fazlalığı eğer tedavi edilmezse, yukarıdaki belirtilerle birlikte ciddi bazı hastalıklara yol açabilir.

   Böbrek yetmezliği
   Kalp yetmezliği
   Damar hastalıkları
   Karaciğer rahatsızlıkları
   Mide hastalıkları
   Uyku problemleri
   Hem zihinsel hem de fiziksel gelişimde duraklama

Bebeklerde D Vitamini Fazlalığı
Anne sütünde D vitamini bulunmadığı için, anneler genellikle çevrenin de etkisiyle çocuklarına ek D vitamini aldırma yoluna giderler. D vitamini takviyesi alındığında erken diş çıkarma, daha çabuk yürüyebilme gibi durumlar mümkün değildir. Eğer D vitamini takviyesinin dozu doğru ayarlanamazsa, bebeklerde de çok ciddi problemlere yol açabilir. Bu nedenle D vitamini takviyesi kesinlikle reçeteyle ve doktor tavsiyesi üzerine alınmalıdır.

Yeterli Miktarda D Vitamini İçin Ne Kadar Güneşlenmek Gerekir?

İnsan vücudundaki D vitaminin kaynağı %90 oranında güneştir. Bu nedenle güneşlenmek D vitamini alımı açısından büyük önem teşkil eder. Ancak güneş ışınlarının zararları söz konusu olduğunda, yeterli miktarda güneşlenmek D vitamini açısından faydalıyken, aynı zamanda vücudunuza zarar da verebilir. Bu nedenle güneşlenme süresine ve şekline mutlaka dikkat etmek gerekiyor.

Güneş ışınlarından D vitamini almak aslında sanıldığı kadar kolay değil. Yani sadece gün ışığında kalmanız veya yüzünüzü, kollarınızı kısa süreyle güneşe tutmanız D vitamini ihtiyacınızı karşılamakta çok da yeterli olmayabiliyor. Aynı şekilde evinizde, kapalı mekanlarda pencerelerin ardından güneşlenmek de D vitamini alımını sağlamıyor çünkü cam, ultraviyole ışınlarını filtreliyor.

Güneş ışınlarının dik geldiği 11:00-16:00 arasında güneşe çıkmanın zararlı olduğu biliniyor. Ancak maalesef 16:00’dan sonraki güneş ışınları size zarar vermediği gibi, D vitamini almanıza da yardımcı olmuyor. Aynı şekilde güneş kremi kullanmak da D vitamini önünde önemli bir engel teşkil ediyor.

D Vitamini Fazlalığı Nasıl Tedavi Edilir?
Eğer D vitamini fazlalığından şüpheleniyorsanız, mutlaka kan tahlili yaptırmalı ve tedavisi için doktorunuza başvurmalısınız. Çok ileri boyutlara ulaşmış D vitamini zehirlenmelerinde vücuttaki kanın tamamen yenilenmesi gerekebilir.

Ne Kadar D Vitamini Yeterli Kabul Edilir?

Yapılan bilimsel araştırmalara göre kandaki D vitamini değeri 20 ng/ml civarında ise yeterli kabul edilir. Eğer bu düzey 10 ng/ml altına inmişse kemik ve kaslarda bir takım rahatsızlıklar meydana gelebilir.

Ancak özellikle 40 yaş üstü kimselerde düzenli olarak D vitamini düzeyine baktırmaya gerek yoktur. Kan tahlillerinizde D vitamini düzeyi 20 ng/ml altında çıksa dahi doktora danışmadan D vitamini desteği almak doğru değildir. Eğer bu düzey 10 ng/ml’nin de altındaysa o zaman önlem almak gerekebilir. 30 ng/ml ve üzerinde ise ve eğer D vitamini fazlalığı belirtileri taşıyorsanız, doktorunuz sizin için bir tedavi önerebilir.

Hamilelikte D Vitamini Kullanımı

Doğurganlık çağındaki kadınlar, yeterli gün ışığı alamayacak şekilde giyinme, kapalı ofislerde çalışma veya yaşadıkları şehirlerdeki hava kirliliğinden dolayı yeterli miktarda güneş ışığı alamayabilirler. Bu da, hamilelik dönemlerinde günümüzde %80’e varan oranlarla D vitamini eksikliğine neden olabilir.

Bu sebeplerle, Sağlık Bakanlığı’nın da çalışmaları kapsamında, ülkemizde hamile kadınlara ihtiyaç durumunda D vitamini takviyesi verilmesi önerilmektedir. Genel kanının aksine, doktorlar hamilelikte D vitamini kullanmanın hem anne hem de bebek için hiçbir sakıncası bulunmadığını belirtiyor. Doktor tavsiyesi üzerine, hamileliğin 3. ayından itibaren ve emzirme dönemlerinde annelere D vitamini takviyesi verilmesi desteklenmektedir. Bebeklere de 1 yaşına kadar günlük 3 damla kadar D vitamini desteği verilebilir. Daha sonraki yaşlarındaki D vitamini ihtiyacı güneşlenerek karşılanabilir.[/color]

Bu konuyu yazdır

Oku-1 BB ve CC Krem Nedir Ne işe Yarar, içinde Neler Vardır, Nelere iyi Gelir?
Yazar: RasitTunca - 06-25-2018, 06:38 PM - Forum: Sağlık Bilgileri - Yorum Yok



BB ve CC Krem Nedir Ne işe Yarar,  içinde Neler Vardır, Nelere iyi Gelir?

BB Krem Ne demektir, BB krem ne işe yarar, BB krem içinde neler vardır, BB krem nelere iyi gelir

Sadece birkaç yıl önce adını duymaya başladığımız ama kısa sürede birçok kişi tarafından kullanılmaya başlayan BB krem nedir? Hangi amaçla ve nasıl kullanılmaktadır? Bu yazımızda sizlere BB kremler hakkında bilgiler vereceğiz. Yazıyı okuduktan sonra BB Krem nasıl ortaya çıkmıştır, ne işe yarar, nasıl sürülür, ne tür özellikleri vardır gibi soruların cevabını bulmuş olacaksınız.

Öncelikle BB kremin neyin kısaltması olduğu ile başlayalım. BB’nin açılımı genellikle “blemish balm” olarak yapılmaktadır (bazı kaynaklarda beauty balm yani güzellik merhemi olarak da belirtilir) ve “blemish balm” da kusur merhemi anlamına gelmektedir. Yaklaşık 50 yıl önce bir alman dermatolog lazer uygulamalar ya da peeling tedavileri sonrasında hastalarının kullanması için bir merhem yaratmıştır. Bu merhem sadece cildi pürüzsüzleştirip korumakla kalmamış, aynı zamanda kızarıklıkları da kapatmıştır. İlerleyen zamanlarda alman dermatolog bu ürünü “blemish balm” adıyla satmaya başlamıştır.

İlerleyen zamanlarda Asya’ya tanıtılan BB krem özellikle Güney Kore’de çok ilgi görmüştür ve yıllardır buradaki birçok kadın tarafından kullanılmaktadır. Bu sebeple de BB kremler bazı kaynaklarda Kore çıkışlı olarak da anılmaktadır.

BB Krem’in Cildinize Etkileri

BB kremlerin birçok özelliği vardır. Farklı markalara ait BB kremlerin kendine özgü farklı özellikleri olsa da BB kremlerin genel etkileri şöyledir: Cildi nemlendirir, aydınlatır, donuk görünümü canlandırır, bazıları içeriğindeki SPF ile güneşe karşı koruma sağlar, kızarıklık ve ufak lekelere karşı kapatıcı özelliği görür.

BB kremleri yüzünüzü yıkadıktan sonra cildinize uygulayabilirsiniz. BB kremler hem cildinizi nemlendirir hem de hafif de olsa kapatıcı özelliği görür. Ancak çok kuru bir cildiniz varsa BB kremden önce nemlendirici sürmeniz gerekebilir. Ayrıca daha yoğun bir kapatıcılık isterseniz de önce BB kremi sürüp ardından fondöteninizi uygulayabilirsiniz. Ancak özellikle yaz aylarında birçoğumuz ağır fondötenler kullanmak istemeyiz. İşte böyle zamanlarda BB kremler imdadımıza yetişir. Elimize alacağımız az miktarda BB kremi yüzümüze sürüp birkaç dakikada daha canlı ve daha parlakgörünen bir cilde sahip olabiliriz.

BB Krem Alırken Nelere Dikkat Etmelisiniz?

BB krem alırken cilt tipinize uygun bir ürün seçmeye özen göstermelisiniz. Cildiniz kuru mu? Yağlı mı? Problemli bir cildiniz mi var? Yaşlılık belirtileri ile ilgili endişeleriniz mi var? Ya da sadece parlak ve sağlıklı görünen bir cilt mi istiyorsunuz? Bu gibi soruları kendinize sorduktan sonra çeşitli markalara ait BB kremleri bulabileceğiniz yerlerden birisine gidip size en uygun olan ürünü seçebilirsiniz. Size tavsiyemiz bir karar verdikten sonra o ürünü cildinize uygulamanız ve gün boyunca cildinizde kaldıktan sonra alıp almayacağınıza karar vermenizdir.

BB kremler konusunda dikkat etmeniz gereken bir diğer konu ise ten renginize uygun tonda bir ürün seçmektir. Ten renginize uygun olmayan bir ürünü kullanırsanız yapay bir görünüm ortaya çıkabilir.

BB Kremler Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    BB kremlerin nemlendirme özelliği de vardır. Ancak çok kuru bir cildiniz varsa büyük ihtimalle BB krem yeterli olmayacaktır. Bu gibi durumlarda önce nemlendirici uygulayıp, ardından BB krem sürebilirsiniz.

    Cildinize uygun tonda bir BB krem bulmakta zorlanabilirsiniz. Çünkü bu kremlerdeki renk seçeneği kısıtlıdır.

    Birçok BB kremde SPF koruması vardır. Bu sebeple de bu ürünlerin içerisinde akne ile savaşabilecek malzemeler bulunmaz. Çünkü FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) yönetmelikleri akne malzemeleri ile SPF’in aynı ürün içerisinde bulunmasına izin vermemektedir.

    Ağır bir makyaj yapmadan sadece bir miktar BB krem kullanarak daha canlı bir görünüme bürünebilirsiniz.

    BB kremleri parmak uçlarınızla uygulayabilirsiniz. Uygulama için mutlaka fırçalara ya da süngerlere ihtiyaç yoktur. Ancak bazı güzellik uzmanları ise fırçayla ürünü daha iyi dağıtabileceğinizi ve aynı zamanda fırçayla sürerseniz daha az ürün kullanmış olacağınızı söylemektedir.

    Birçok markanın BB kremi vardır. Bazı markaların ürünleri uygun fiyata satılırken, bazı markalarda fiyat yüksektir. Hangi markanın ürününü tercih edeceğiniz ise size kalmıştır. Garnier, Clinique, Mac, Bobbi Brown, Dior, Kiehl’s, Lancome, Loreal, Estee Lauder, The Body Shop ve daha birçok markanın BB kremi vardır.

    BB kremlerin hafif bir yapısı vardır ve bu da tercih edilmelerindeki nedenlerden birisidir.

    Bazı kişiler BB kremi makyaj bazı olarak kullanmaktadır.


CC krem Nedir ne işe yarar, CC krem içinde neler vardır, CC krem nelere iyi gelir

Güzellik sektörü oldukça hareketlidir ve her geçen gün piyasaya yepyeni ürünler çıkmaktadır. Bu kadar fazla ürün olunca da haliyle kafalar karışmaktadır. CC krem de adını son yıllarda duymaya başladığımız bir güzellik ürünüdür. Bu yazıyı sizlerle paylaşmamızdaki amaç CC kremi biraz daha yakından tanıtmak. Çünkü ürün hakkında biraz daha fazla bilgi sahibi oldukça daha doğru kararlar verebilirsiniz. Parfümeriye gidince uzmanların da desteğiyle size en uygun olacak ürünü seçebilirsiniz.

CC’nin açılımı genellikle “color correcting” olarak yapılmaktadır ve bu da renk düzeltici anlamına gelmektedir. Yani CC kremlerin ana amacı ciltteki ton eşitsizliklerini gidermektir. Ancak CC kremin cilde başka etkileri de vardır. İçeriğindeki SPF sayesinde güneş ışınlarına karşı korur, cildi nemlendirir, hafif de olsa kapatıcı görevi görür, cildi aydınlatır ve yaşlanma karşıtı görev görür. Bazı kaynaklara göre ise uzun süreli kullanımla beraber ince kırışıklar ve ciltteki lekelerde azalma görülebilmektedir.

BB Krem mi yoksa CC Krem mi?

Bu konuyla ilgili kesinlikle BB krem ya da kesinlikle CC krem gibi bir şey söyleyemeyeceğiz. Çünkü bu oldukça kafa karıştıran bir konudur ve hangisinin tercih edilmesi gerektiği ile ilgili net bir bilgi yoktur. İkisi arasında çok çok büyük farklar olmamasına karşın birkaç noktada birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Eğer ana probleminiz cilt tonunuzdaki renk eşitsizlikleri ise o zaman CC krem ile başlamak sizin için daha uygun olabilir ki zaten CC kremlerin de bilinen en önemli özellikleri ton eşitsizliklerini gidermektir.

CC kremlerin bir diğer özelliği ise hafif yapılarıdır. Bu sayede cildinizde ağırlık hissi yaratmamaktadırlar. Özellikle yağlı ya da karma bir cilde sahipseniz CC krem kullanmak sizin için uygun olabilir.

CC krem bazı kişiler tarafından cilt rengini düzeltmek için baz olarak da kullanılmaktadır. Kızarıklık, cilt renginde eşitsizlik ya da koyu renk leke problemi olan kişiler CC kremi tercih etmektedir.

Cildinizi tanırsanız ve alacağınız üründen neler beklediğinizi bilirseniz seçmeniz daha kolay olabilir. Eğer her şeye rağmen kafanız karışırsa bir uzman desteği alabilir ve onun önerilerine de kulak verebilirsiniz. Size önerimiz ürünü satın almadan önce yüzünüzde denemeniz ve ürünün yapısını beğenirseniz, yüzünüzde duruşunu severseniz, cildinizde herhangi bir alerjik reaksiyon görülmezse satın almanızdır. Çünkü eğer denemeden alırsanız eve gelip uyguladığınızda renk tonu hoşunuza gitmeyebilir ya da ürünün cildinizde duruşunu sevmeyebilirsiniz.

Hangi Durumlarda CC Krem Almayı Düşünebilirsiniz?


Aşağıdaki durumlarla karşı kaşıya iseniz ve cildiniz de CC krem kullanımı için uygunsa bir CC krem almayı düşünebilirsiniz:

    Fondöten ve pudra kullanımı sonrası cildiniz yorgun düştüyse, bu ürünler yerine daha hafif ve daha doğal görünümlü bir şeyler arıyorsanız.
    Cildinizde renk eşitsizlikleri varsa.
    Güneşlenme sonrası cildinizde güneş lekeleri oluştuysa ve bunları kapatmak istiyorsanız.
    Cildinizde kızarıklıklar varsa ve bunları kapatmak istiyorsanız.
    Cildiniz donuksa ve biraz aydınlık kazansın istiyorsanız.

CC Krem Nasıl Uygulanır?

Öncelikle cildinizi temizlemelisiniz. Ardından temiz ve kuru cildinize bir miktar CC kremi parmak uçlarınızla ya da fırça yardımıyla sürebilirsiniz. Ovalayarak ya da masaj yaparak sürmektense minik parmak darbeleriyle ürünü cildinize yaymalısınız.

CC Krem Seçenekleri

Piyasada birçok markaya ait çeşitli CC kremler vardır. Biz de sizlerle bunlardan birkaç tanesini paylaşacağız. Eğer CC krem almaya karar verirseniz ister bunlardan birisini seçebilir, isterseniz de farklı markalara ait ürünleri tercih edebilirsiniz.

İşte piyasadki CC kremlerden bazıları:

    Bobbi Brown CC Cream SPF 35
    Darphin CC Cream Instant Multi-Benefit Care SPF 35
    Loreal Paris Nude Magique CC Cream Anti-Redness SPF 12
    Yves Saint Laurent Light Creator CC Creme Colur Corrector SPF 35
    Chanel CC Cream Complete Correction SPF 30
    Bunların dışında MAC, Lancome, Estee Lauder, Max Factor ve Olay gibi markaların da CC kremleri vardır.

Uyarı

Bu yazıda yer alan bilgiler çeşitli kaynaklardan derlenmiştir. CC krem kullanıp kullanmayacağınız ya da kullanacaksanız hangi markayı tercih edeceğiniz tamamen size kalmıştır.

----
Etiketler :
CC krem Nedir ne işe yarar, CC krem içinde neler vardır, CC krem nelere iyi gelir,BB Krem Ne demektir, BB krem ne işe yarar, BB krem içinde neler vardır, BB krem nelere iyi gelir,

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Kuşburnu Yağı Nasıl elde edilir, Kuşburnu Yağı yapma, Kuşburnu yağının faydaları
Yazar: RasitTunca - 06-25-2018, 06:24 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Kuşburnu Yağı Nasıl elde edilir, Kuşburnu Yağı yapma, Kuşburnu yağının faydaları nelerdir

Kuşburnu, Latince adı Rosa canina olan, Avrupa’da, kuzeybatı Afrika’da ve Batı Asya’da yetişen bir bitkidir. İçi tüylü olan bu bitkinin birçok tohumu bulunur. Bolca vitamin, mineral ve karbonhidrat içeren bu bitki sonbahar mevsiminde olgunlaşır. Hem taze olarak da hem de kurutulmuş vaziyette tüketilebilir.

Kuşburnu, yabangülü, it burnu, itgülü, gülelması, yiric ve gül burnu gibi isimlerle de bilinmektedir. Bu isimler arasından “it burnu” daha çlok Azeriler tarafından, “gü burnu” ise Tokatlılar tarafından söylenir.

Yatıştırıcı etkisi olan kuşburnunun çekirdekleri ve çiçeklerinden kuşburnu yağı çıkarılmaktadır.

Kuşburnu Yağı

Kuşburnu bitkisinin çiçeklerinden ve çekirdeğinden çıkarılarak üretilen kuşburnu yağı, oldukça zahmetli bir şekilde elde edilir. Çünkü, kuşburnu bitkisinin çekirdekleri fazlasıyla serttir. Çekirdeğin sert oluşu hem yağın elde edilme işlemini güçleştirir hem de çok az yağ elde edilmesine neden olur. Kuşburnu yağı, soğuk pres yöntemiyle çıkarılır.

Kuşburnu yağı, Omega 3, Omega 6, retinol, C vitamini, E vitamini ve A vitamini içerir. Pek çok sağlık faydası bulunan kuşburnu yağı, özellikle cilt bakımında çok etkilidir. Bu etkisi nedeniyle günlük hayatımızda kullandığımız birçok kozmetik ürününün içeriğinde de kuşburnu yağı bulunur.

Piyasadan satın alınacaksa, kuşburnu yağının saf olup olmadığına dikkat edilmesi gerekir. Aromaterapideki etkisi sebebiyle masaj yağı olarak da tercih edilebilen kuşburnu yağının kullanımı çok eski zamanlara dayanır. Bir efsaneye göre, eski Mısır’da, Firavun’un eşleri de güzellikleri için kuşburnu yağı kullanmıştır. Bir başka hikayeye göre ise, Kızılderililer ile Mayalar da kuşburnu yağından faydalanmıştır.

Kuşburnu yağının içeriğinde neler vardır?


Kuşburnu çekirdeklerinin içinde yüzde 91-92 arası oranda kurumadde, yüzde 6-8 arası oranda protein, yüzde 1-2 arası oranda kül, 0.22-0.44 mg/100g askorbik asit, yüzde 6-8 arası oranda yağ ve yüzde 2-3 arası oranda eterik yağ bulunur. Kuşburnunun çekirdek yağının içinde en çok bulunan yağ asitleri, linoleik asit (yüzde 50), araşidik asit (yüzde 20) ve oleik asittir (yüzde 19).

Kuşburnunun çekirdeğinin yağının doymamışlık derecesi, linoleik asitten daha fazla olan yağ asitlerini içermemesi sebebiyle, kuşburnu yağı, tat ve aroma bozulmasına karşı oldukça güçlüdür. Yani, kuşrbunu yağının oksidasyon stabilitesinin yüksek olduğu söylenebilir. Bu özellikleri sebebiyle, kuşburnu yağına gurme yağı demek de mümkündür.

Kuşburnun yağının içinde Omega 3, Omega 6, Retinol, Betakaroten, C vitamini, E vitamini ve A vitamini bolca bulunur. Dünyada, içinde doğal Retinoik Asit bulunduran tek meyvedir.

Kuşburnu Yağı Nasıl Kullanılır?

Yemeklerdeki kullanımı: Kuşburnu yağı, mısırözü yağı, ayçiçeği yağı, susam yağı ve pamuk tohumu yağıyla aynı sınıfta görülür. Bu sınıftaki yağlar genelde yemeklik yağlardır. Ayrıca, kızartmalarda ve salatalarda da kullanılırlar. Aynı zamanda fırıncılık yağı ve margarin yapımında da kullanılırlar. Kuşburnu yağı da bu alanlarda değerlendirilebilir. Tat ve koku katma amacı ile tüketilebilir, olası yan etkilere karşı dikkatli olunmalıdır.

Kozmetik ve cilt bakımındaki kullanımı: Kuşburnu yağı, kozmetik sanayinde de kullanılan bir yağdır. Cilt için sayısız faydası olan kuşburnu yağı birçok kozmetik ürününün de ana maddeleri arasında bulunur. Kuşburnu yağı, kozmetikte; masaj için, cildi koruyucu nitelikte, yaşlanmayı geciktirmek amacıyla, gençleştirici, kırışıklıkları giderici güneşten ve sert hava koşullardan koruyucu, yaralanmış dokuları iyileştirmek amacıyla ve hücre yenileyici olarak kullanılır. Siz de kuşburnu yağı içeren bakım ürünlerini kullanabilir, ya da kuşburnu yağını kendi bakım ürünlerinize karıştırarak kullanabilirsiniz. Başka yağlarla ya da suyla inceltilerek kullanmanız daha doğrudur. Kuşburnu yağını hem elinize, hem kollarınıza, hem yüzünüze, hem bacak ve ayaklarınıza hem de göğüslerinize kullanabilirsiniz.


Diğer alanlardaki kullanımı: Yarı kuruyan yağlar arasında olduğundan, boya ve vernik sanayinde de kullanılır.

Kuşburnu yağının genel faydaları nelerdir?

    Güçlü bir antioksidandır.
    Antialerjiktir.
    İçeriğinde linoleik asit bulunduğu için iltihapları giderici özellik gösterir.
    İdrar yol enfeksiyonunun önüne geçer.
    Böbreklerin düzgün çalışmasına yardım eder.
    Baş ağrısını geçirmeye yardımcıdır.
    İyi bir antidepresandır.

Kuşburnu yağının cilde faydaları nelerdir?

    Kuşburnu yağı, yaşlanmanın etkilerini geciktirici özellik gösterir.
    Cildin nem ve su dengesini korumasına yardım eder.
    Cildin genç kalmasına yardım eder.
    Cildin kolajen üretimine destek olur. Pigment üretimine yardım eder.
    Yüzdeki ince çizgileri, kaz ayaklarını, dudak etrafındaki izlerin oluşmasını engellemeye yardımcı olur. Ayrıca mevcut izlerin de derinleşmesini önler. Bu sayede, cildin deforme bir görüntü alması engellenir.
    Güneş’in yol açtığı kızarıklıkları, leke ve yaraları iyileştirmeye yardım eder.
    Cildin elastikiyetini artırıcı ve cildi sıkılaştırıcı etki gösterir. Bu sayede, ciltteki kırışıklıkları da azaltır. Adeta doğal bir Botox’tur.
    E vitamini içerdiği için iyi bir nemlendirici görevi görür. Kronik kuruluğun önüne geçmeye yardımcıdır.
    Cildin canlı görünmesine katkı sağlar.
    Ciltteki canlı olmayan hücreleri etkin hale getirir. Bu sayede, cilde parlaklık kazandırır.
    Mikroplara karşı koruma sağladığı için iyi bir arındırıcıdır. Ayrıca, cildi dış etkenlere karşı da korumakta ustadır.
    Cildin pürüzsüz bir görünüme ulaşmasına yardım eder.
    Güçlü bir antioksidan olduğu için akneler ve sivilcelerle de savaşır. Bu sorunların neden olduğu izleri de geçirir.
    Sedef ve egzama gibi deri hastalıklarının tedavisinde etkilidir.
    Yaraları geçirmeye yardım eder.
    İçeriğindeki Omega 3 ve Omega 6 sayesinde onarıcı etki göstererek, ciltteki çatlakların ve kadınların baş düşmanı selülitlerin yok olmasını sağlar.
    Doğumdan, kilo alıp verme gibi durumlardan sonra oluşan çatlakları yok eder.
    Ultraviyole ışınlara maruz kalanların cilt lekelerini gidermeye yardım eder.
    Gözaltlarında meydana gelen, stres, yorgunluk ve benzeri sebeplerden ortaya çıkan morlukların ortadan kalkmasına yardım eder.
    Yapılan makyajın kalıcı olmasına yardım eder. Bu anlamda, makyaj öncesi cilde sürülerek bazik işlevi görebilir.
    Tırnak bakımında fayda sağlar. Tırnakların güçlenmesine yardım ederek kırılmalarının önüne geçer. Daha parlak ve canlı görünmelerine katkı sağlar.
    Deri tarafından hızla emildiği için tüm bu etkilerini çok hızlı biçimde gösterme özelliğine sahiptir. Ciltte yağlanma yapmaz, ağırlık hissi vermez. Oldukça hafif bir yağdır.
    Nar çekirdeği yağıyla karıştırılarak kullanılırsa mucizevi sonuçlar ortaya çıkarır.

Kuşburnu yağının saça faydaları nelerdir?

    Saç için iyi bir nemlendirici ve doğal bir yumuşatıcıdır.
    Saçlardaki kepekleri temizlemeye yardım eder.
    Zayıf saçları güçlendirir.
    Saçların daha sağlıklı uzamasına olanak sağlar.
    Saçlardaki dökülme, donukluk ve kırılmaların önün keser.
    Saç derisi rahatsızlıklarını azaltır.
    Birçok yağ gibi saç derisi üzerindeki kan dolaşımını hızlandırmaya yardımcıdır.
    Saçların nem dengesini korumasına yardım eder.
    Saç derisi hücresinin üretimini artırır.
    Saçların yenilenmesine yardımcıdır.

Kuşburnu nasıl muhafaza edilir?


Kuşburnu bitkisinin narin bir yapısı vardır. Bu sebeple, daima buzdolabında muhafaza edilmesi gerekir.

Kuşburnu yağını kullanan ünlüler

33 yaşındaki Avustralyalı model Miranda Kerr’in cildinin ışıl ışıl ve canlı görünmesinin sebebinin kuşburnu yağı olduğunu açıklamıştır. Kuşburnu yağı ile genç kalan bir başka isim de, Sex and the City dizisiyle dünyaca ünlenen Sarah Jessica Parker.

Kuşburnuyla evde yapılabilecek pratik maske ve kürler
Kepek yok edici kuşburnu saç maskesi

Saçlardaki kepekleri temizlemeye yardımcı olan bu maske için, birkaç damla kuşburnu yağı saça masaj yapılarak uygulanmalıdır.
Yağ saçta 30 dakika süresince bekletilmelidir.
Bu kür birkaç kez tekrarlanırsa kepek problemi ortadan kalkar.
Aynı zamanda, saçlar parlaklık ve canlılık kazanır.

Cildi temizleyen kuşburnu maskesi


Bu maske, cildi derinlemesine temizler, nemlendirir, yumuşatır ve besler. Yüzü dinlendirmeye yardım eder, cilde ışıltılı ve parıltılı bir görünüm kazandırır.

Malzemeler

    4-5 damla kuşburnu yağı
    1 çay kaşığı doğal bal
    1 tatlı kaşığı yağsız yoğurt

Uygulama

    Balı bir kabın içinde balı iyice karıştırıp yumuşatın.
    Üzerine yağsız yoğurdu ve kuşburnu yağını ekleyin.
    Tüm malzemeleri iyice birbirine karıştırın.
    Karışım homojen bir hale gelince önceden temizlediğiniz cildinize, gözünüze değdirmeden masaj yaparak uygulayın.
    Karışımı yüzünüzde 15 dakika kadar bekletin.
    Yüzünüzü bol ve ılık suyla iyice durulayın.

ÖNEMLİ:


    Kuşburnuna alerjisi olanların kuşburnu yağı kullanması sakıncalıdır.
    Kullanmaya başlanmadan önce vücudun alerjik reaksiyon gösterip göstermediğini kontrol etmek amacıyla bilekte denenmelidir.
    Kuşburnu yağı kullandıktan sonra cildinizde bir alerjik reaksiyonun geliştiğini görürseniz kuşburnu yağını kullanmayı derhal bırakın ve bir cilt doktoruna başvurun.
    Bir hastalık sebebiyle ilaç kullanıyorsanız ya da bir cilt rahatsızlığınız varsa kuşburnu yağını kullanmadan evvel muhakkak doktorunuza danışın.
    Kuşburnu yağının hamilelik ve emzirme süreçlerinde kullanılması doğru değildir.
    Bebeklere ve çocuklara kullandırılması tavsiye edilmez.
    Oda sıcaklığında ve kuru yerde muhafaza edilmesine dikkat edilmelidir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Kuşburnu Nasıl kurutulur, Kuşburnu nerede nasıl ne zaman kurutulur
Yazar: RasitTunca - 06-25-2018, 06:14 PM - Forum: Bitkiler ve Hayvanlar - Yorum Yok



Kuşburnu Ne zaman Kurutulur, Kuşburnu Nasıl kurutulur, Kuşburnu nerede nasıl ne zaman kurutulur

Kuşburnu, gülgiller familyasından gövdesi ve dalları dikenli çok yıllık bir bitkidir. Yabani gül çeşididir. Yaprakları oval şekilde ve dişlidir, ilkbahar ve yaz boyunca yeşil kalır. Kök yapısı kuvvetli olduğundan erozyonla mücadelede kullanılmaktadır. Açık ve koyu pembe olan güzel kokulu çiçekleri olgunlaşınca taç yaprakları dökülür ve kuşburnu denilen kırmızımsı oval bir yumurtaya benzeyen meyveleri ortaya çıkar. Dışarıdan sert olan bu meyvelerin içi tüylü ve bol tohumludur. Meyvesi sonbahar aylarında olgunlaşır. C vitamini, protein, karoten, pektin, meyve asitleri ve şeker bakımından zengin bir meyvedir. Tatlı ve mayhoş lezzettedir. Taze olarak tüketilebildiği gibi kurutularak da kullanılabilir. Çayı antioksidan deposudur.
Yetiştiriciliği; Asıl vatanı Türkiye olan bitkinin Anadolu'dan dünyaya yayıldığı sanılmaktadır. Bu yüzden ülkemizde yetiştiriciliği kolayca yapılabilir. Yol kenarlarında bile doğal olarak yetişebilmektedir. Özel bir bakım ya da emek gerektirmez.

Kullanım alanları; Kompostosu, çayı, pekmezi, şerbeti, ezmesi ve marmelatı yapılan kuşburnu bitkisi tıp alanında da çok eski tarihlerden itibaren kullanılmıştır. Hipokrat'ın kuşburnu bitkisini iltihap tedavisinde kullandığı bilinmektedir. Orta çağ boyuncada kuşburnu bitkisi ile diş eti kanamaları iyileştirilmeye çalışılmış, ishale karşı, böbrek taşı ve mesane taşı düşürmekte kullanılmıştır. Ateşli hastalıklarda çayı ateş düşürücü olarak kullanılmıştır. Ankara Üniversitesi Eczalık Fakültesi 1996 yılında kurutulmuş kuşburnu tozu ile C vitamini sandozları üretmiştir. Cilt hücrelerini koruyarak yaşlanmayı geciktirmesi, kırışıklıkları engellemesi gibi özelliklerinden dolayı kozmetikte de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Kuşburnu bitkisinin kurutulması; Kuşburnu meyveleri kızardıktan sonra hemen toplanmalıdır, kızardıktan sonra toplanmayan meyve yumuşamaya başlar. Meyveler toplandıktan sonra çiçek ve sap kısımları temizlenmeli, temizleme işleminden sonra serin bir yerde 30 cm kalınlığı geçmeyecek havadar bir ortama serilmelidir. Direk gün ışığında kurutulması bitkinin yanmasına sebep olabileceğinden serilen yer dikkatli seçilmeli, tül ya da benzeri malzemelerle direk güneş ışığından bitki korunmalıdır. Serme işlemi sırasında bitkinin ezilmemesi, zedelenmemesi, suya temas etmemesi çürümeyi önlemek için önemlidir. Nemli rutubetli yerlerden uzak durulmalıdır. Kuşburnu bitkisinin kurutulması güneşlenme durumuna göre yaklaşık 1 hafta sürebilmektedir. Kurutulduktan sonra 2 sene kadar kuru, serin ve temiz ortamlarda saklanmalıdır. Kuşburnuna kesme işlemi uygulanacaksa metal bıçaklar yerine ahşam bıçak tercih edilmelidir.

Kuşburnu bitkisinin kurutulması aynı zamanda fabrikalarda da yapılmaktadır. Toplanan meyveler 15 gün içinde fabrikalara satılabilir ya da daha dalındayken ilgili firmalar gelir dalından toplayarak kurutulmak üzere meyveyi alabilirler. Fabrikalarda yapılan kurutma işleminde meyveler önce 30 dk boyunda yaklaşık 80 derecede kurutulur ardından güneşlendirilerek işlem sonlandırılır.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Kuşburnu Ağacı özellikleri nelerdir, Kuşburnu ağacı yapısı ve yetiştirilmesi
Yazar: RasitTunca - 06-25-2018, 05:36 PM - Forum: Bitkiler ve Hayvanlar - Yorum Yok



Kuşburnu Ağacı özellikleri nelerdir, Kuşburnu ağacı yapısı ve yetiştirilmesi

Kuşburnu Ağacı, Kuşburnu ağacı Avrupa, Kuzeybatı Afrika ve Batı Asya civarlarında yetişen, gülgiller familyasında yer alan bir bitki türüdür. Çok yıllık bir bitki olan kuşburnu ağacı sonbaharda olgunlaşır. Meyvesinin içi tüylüdür ve meyvesi C vitamini açısından dünyanın en zengin meyvelerindendir.

Kuşburnu ağacı kök, gövde ve dallar, yapraklar, çiçekler ve meyveler olarak beş kısımdan oluşur. Çok kuvvetli bir kök yapısına sahiptir. Hem kazık hem saçak kök yapısına sahip olan kuşburnu ağacının yüzeye yayılan saçak kökleri, üç metre kadar derine uzanan kazık kökleri vardır. Ayrıca kökleri hastalık, zor şartlar ve toprak altındaki zararlara oldukça dayanıklıdır. Çok bol kök sürgün veren kuşburnu ağacının kırmızı renkte ve yumuşak etli yapıda olan kökleri boya sanayide de önemli yere sahiptir. Kuşburnu ağacını gövdesi ince olmasına karşın sağlamdır ve gövdesinde bol bol diken vardır. 3 yıl içinde bir santimetre köke ulaşır ağaç kalınlığına ulaşabilmesi için ise uzun yılların geçmesi gerekir. zaten kuşburnu ağacının gövde tipi ağaç tipi değil ocak tipidir. Buda kalınlaşmasını geciktiren önemli yere sahiptir. Dallar da gövde ile bütünlük gösterir. Ocak çapı 1,5 metre- 3 metre arasında farklılık göstermektedir. Yapraklar ise elips şeklindedir.

Kuşburnu ağacının yaprakları dişli yapı gösterir. Üç veye beş yaprakçıklı yapraklar çıkarır. Yapraklar mat ve yeşil renktedir. Sık ve araları dikenlidir. Martta açıp kışın dökülen bu yapraklar oldukça hassastır. Başlıca yaprak hastalığı küllenme, başlıca zararlısı kırmızı örümcektir. Kuşburnu ağacının çiçekleri çift evcikli olup 5 taç yapraktan oluşur. Çok hoş aromatik bir kokusu olan kuşburnu ağacının çiçeğinin koyu pembe renkleri vardır. Bazı küçük çiçekli türlerde beyaz veya uçuk pembe renkte iken, büyük çiçekli türlerde bu daha koyu veya çingene pembesi görülür. Kuşburnu ağacının meyveleri yumurtamsı veya yuvarlak şekildedir. Meyvenin rengi parlak ve kırmızı renktedir. Meyvenin içi tüylü ve kılçıklı ama bu meyve C vitamini bakımından oldukça zengindir. Sadece C vitamini de değil, 100 gram meyvede: 2,5-6,2 mg. A vitamini, 1700 mg. C vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini, flavonitler, plavonitler, %11 şeker, %10 protein, Potasyum, Kalsiyum, Sodyum, Magnezyum, Fosfor bulunur. Meyvenin tadı mayhoş ama tatlı bir o kadar da lezzetlidir.

Kuşburnu ağacının yetişmesi için uygun koşullar önemlidir. Özellikle bazı türlerinin yetişebilmesi için ılıman iklim ve nem büyük rol oynar. Kumlu toprakta iyi bir gelişim gösterir. ama en iyi gelişimi de humuslu toprakta gösterdiği gözlemlenmiştir. Yabani kuşburnu ağaçlarını da düşünecek olursak dağlık alanlarda emek, özel bakım ve masraf gerektirmez doğa koşullarında suyunu toprağından gerekli mineralleri alır ve büyür. Ama bunun ticaretini yapmak istersek uygun koşullara dikkat etmemizde fayda vardır. Yetişen kuş burnu ağaçlarının meyvesi yenir, meyvesinin kurutulup çayı yapılır bunlar dışında erozyon önleyici olarak, arıcılıkta kaynak olarak ve gül anacı olarak kuş burnu ağacı yetiştirilir. Kuşburnu ağacı; tohumla, kök sürgünüyle, aşı ile, daldırma ile, doku kültürü ile ve çelikle üretilebilir. Tüm bunlarla üretilebilen kuş burnu ağacının birçok türü vardır. Bu türlerden en yaygını Rosa Rugosa türüdür, Bu tür yılda 4 defa meyve vermesi ile ünlü olmuştur. Meyvelerinin içi tüysüzdür. Dikenleri çok azdır veya dikeniyle en az zarar gösteren türdür. Meyvesi oldukça etlidir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Solaryum Sağlık için zararlımıdır, Solaryumun zararları nelerdir
Yazar: RasitTunca - 06-25-2018, 05:24 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Solaryum Sağlık için zararlımıdır, Solaryumun zararları nelerdir, Solaryumun faydası varmıdır

Solaryum, teni bronzlaştırmak için ultraviyole ışınlarını kullanan cihazlara verilen isimdir. Genellikle kabin şeklinde olan ve içine girilebilen bu ekipmanlarda geçirilen 5 – 10- 15 dakikalık seanslar sayesinde yapay bronzlaşma sağlanmaktadır. Solaryum ifadesi bronzlaştırmak için ultraviyole ışınlar kullanan yataklar ve ayak kabinleri için kullanılmaktadır.

Bu yataklar(kabinler) büyük oranda UVA radyasonları, bir miktar da UVB radyasyonları saçmakta olan floresan lambalar kullanmaktadır.Bu ışınların güneşten ya da bir solaryum cihazından geliyor olması bir şey değiştirmez. Ultraviyole ışınlar güneşten de gelse, bir solaryum kaynağından da gelse çeşitli deri rahatsızlıklarına, deri kanserineve deride erken yaşlanmaya sebebiyet verebilmektedirler.


Güvenli bronzlaşma diye bir olgu yoktur! Solaryumdaki ultraviyole ışınlar deri kanseri geliştirme riskinizi arttırır. Solaryumlar göz yaralanmalarına, deride güneş yanıkları, tahriş, kızarıklık ve kabarıklık gibi ani görülen hasarlara sebep olabilirler. Solaryum ile kazanılan bronzluk sizleri güneşten korumaz. Solaryum ile bronzlaşmış olsanız dahi dışarı çıkıp güneşin doğal ultraviyole ışınlarına maruz kaldığınızda cildiniz hasar görmeye yatkındır.

Deri rahatsızlıkları ve solaryum kullanımı arasındaki ilişkinin ortaya konması, güneş ışınları ile deri rahatsızlıkları arasındaki ilişkinin ortaya konmasından daha geç olmuştur. Bunun nedeni solaryumun görece daha yeni bir fenomen olması ve hayatımıza sonradan dahil olmasıdır. Ticari olarak solaryum salonlarının açılması Amerika Birleşik Devletleri’nde 1970’lerin sonralarında olmuştur. 1990’lı yılların sonlarından itibaren ise pek çok bilimsel veri, solaryum cihazlarının kullanımı ile kanser çeşitlerinin tümü arasındaki ilişkiyi kanıtlamışlardır.

Güneş kaynaklı ultraviyole ışınlarının zararları hakkında kamuya yönelik eğitsel kampanyalar, insanların deri kanseri ve güneşin ultraviyole ışınlarından kaynaklı rahatsızlıklar konularında bilinçlenmesine sebep olmuş ve onlara farkındalık kazandırmıştır. Ancak hala bazı insanlar bronzlaşmanın sağlıklı olduğuna inanmaktadırlar.

Ultraviyole ışınlar derinizi nasıl etkiler?

Derinin üst kısmı olan ve epidermis denilen katmandaki deri hücreleri melanin olarak adlandırılan bir pigment üretirler. Bu pigment deriye doğal rengini kazandırır. Deri ultraviyole ışınlara maruz kaldığı zaman daha fazla melanin üretilir. Böylece deri daha koyu ve bronzlaşmış bir hal alır. Deride bronzluk ultraviyole ışınlarının verdiği hasarın bir işaretidir, sağlıklı bir vücudun göstergesi olamaz.

Güneş yanıkları olmadan edinilmiş bir bronzluk da deri hasarlarına, erken cilt yaşlanmasına ve deri kanserine sebep olabilir. Ultraviyole ışınlar, DNA’ya onarılamaz hasarlar verebilir. Solaryumdan veya güneşten kaynaklı bir ultraviyole ışına her maruz kalınış, deri kanseri geliştirme riskinizi arttıracaktır.

Çok açık deri rengine sahip insanlar bu konuda çok daha dikkatli olmalıdır. Süresinden bağımsız olarak herhangi bir güneş banyosu bronzlaşmaya değil deride yanıklara ve hasarlara sebep olacaktır. Güneş altında bronzlaşamayan ve yanıklarla karşılaşan insanlar benzer şekilde solaryumla da bronzlaşamazlar.

Solaryum sağlıklı ve güvenli bir bronzlaşma anlamına gelmez!

Solaryumun bronzlaşmanın güvenli bir yolu olduğu ve solaryumla bronzlaşanların güneşin ultraviyole ışınlarından daha çok korundukları birer mittir. Solaryum bronzlaşması deri hücrelerinin DNA’larına zarar görmemesi için bir koruma sağlamazlar. Deri hücrelerindeki DNA’ları, gözle görülebilecek herhangi bir deri hasarı olmaksızın da zarar görebilmektedirler. Araştırmalar, solaryum kullanımının deri kanseri riskini arttırdığını ve derinin erken yaşlanmasında payı olduğunu göstermiştir.

Solaryum kullanan insanlar damelanoma denilen cilt tümörlerinin görülme ihtimali kullanmayanlara göre yüzde 20 daha fazladır. Bu ihtimal, eğer solaryuma 35 yaşından evvel maruz kalınmışsa yüzde 59’a çıkmaktadır. Solaryum kaynaklı melanomaların görülmesi, solaryum kullanımının sıklığı arttıkça artmaktadır. Yine, erken yaşlarda solaryum kullanımı melanoma görülme riskini arttırıcı bir etkendir.

Solaryum kullanımı ile beraber diğer cilt kanseri türlerinin görülme ihtimali de artmaktadır. Solaryum ışınlarına maruz kalan bireylerde skuamöz hücreli karsinom görülme ihtimali bu ışınlara maruz kalmayan bireylere göre yüzde 67 oranında artarken, bu artış bazal hücreli karsinoma için yüzde 29 olmaktadır.




UVA Radyasyonu ve Solaryumlar
Solaryumlar, bir yaz gününde gün ortasında güneşten gelen ultraviyole ışınlarından 3 kat daha güçlü ultraviyole radyasyonu yayarlar. Bu 36 seviyesinde bir ultraviyole ışınına tekabül etmektedir ve yaz güneşi en fazla 12 seviyesinde ultraviyole ışını yaymaktadır.

UVA radyasyonu bir solaryumda yayılan radyasyonun çoğunluğunu oluşturur.Bu radyasyon derinin en derin tabakasına kadar nüfuz ederek

    Deride bozulmalar
    Erken yaşlanma, kırışıklık ve derinin elastik yapısını yitirmesi
    Derideki kolajen seviyelerinde azalma
    Deride lekelenme ve pigmentasyon

Gibi problemlere sebep olabilir. UVA ışınlarının fazlası güneş yanıkları, deri hücrelerinde genetik bozukluklar ve deri kanserine sebep olabilir.

Bazı kozmetikler ve reçete gerektiren ilaçlar kişinin UVA’ya olan hassasiyetini arttırabilir. Bu ilaçların arasında bazı antibiyotikler, yüksek tansiyon için yazılan ilaçlar, anti-depresanlar, deri için verilen bazı ilaçlar, bağışıklık sistemini zayıflatan ilaçlar (organ transferleri sonrası kullanılanlar gibi), nonsteroidantiflamatuar ilaçlar gösterilebilir.

Solaryuma girerken aynı zamanda yukarıda bahsedilen ilaçları ve kozmetikleri kullanmak ciddi güneş yanıklarına sebebiyet verebilir. Yine bu ikisinin beraber kullanılması kaşıntılı ve ağrılı döküntülere, sonrasında ise deride kabarıklıklara, koyu lekelenmelere ve gözde hasarlara sebep olabilirler.

UVB Radyasyonu ve Solaryum
Solaryumdan salınan UVB radyasyonu UVA radyasyonlarından bile tehlikelidir. En üstteki deri tabakasına nüfuz eder ve deri yanıklarının ve deri kanserinin başlıca sebebidir. Solaryuma girerek maruz kalınan UVB radyasyonu deride tahriş, kuruluk ve kaşıntı gibi problemlerin de oluşmasına sebebiyet verebilir.

Deri Kanseri ve Solaryum Kullanımının Diğer Bazı Zararları
Deri güneşe veya solaryuma her maruz kalışında hayat boyu maruz kalınan toplam ultraviyole dozu da artmış olur. Zamanla bu zararlar birbirlerine eklenerek aşağıdaki problemlerin görülme risklerini artırır:

    Deri kanseri: Yakın zamana kadar sadece UVB’nin deri kanserine yol açtığı sanılıyordu. Ancak şu anda hem UVB’nin hem de UVA’nın deri kanserinin oluşma riskini arttırdığını biliyoruz.

    Gözde hasar: Gözler solaryum sırasında UVA’ya maruz kalırsa, gözün önündeki transparan tabaka olan korneave konjunktiva denilen, gözün beyaz kısmı ile göz kapağı arasında kalan mucous kaplaması iltihaplanabilir, görüş hasara uğrayabilir, katarakt ve geçici körlük riskleri artabilir.

    Deri tahrişleri: Solaryum kullanan insanların yüzde 50 kadarı derilerinde küçük kızarıklıklar, kaşıntı, kuruluk ve mevcut döküntülerde büyüme görmektedirler.

    Güneş yanığı: Solaryuma girmenin zararları arasında deride yanıklar ve kabarıklıklar da vardır.

    Deride hasar: Deri uzun vadede geri döndürülemez bir şekilde erken yaşlanabilir ve deri kanseri gözlemlenebilir.

    Bağışıklık sistemine olan etkileri: Solaryum kaynaklı UV radyasyonları vücudun bağışıklık sisteminde de değişikliklere sebep olabilir. Bu değişimlerin vücuda etkileri henüz tam olarak bilinmemektedir.

    Bağımlılığa neden olabiliyor: Sigara gibi diğer kanserojen şeylere benzer olarak solaryum endorfin, rahatlama ve iyi hissetme sağlayarak bağımlılık yaratabiliyor.

D Vitamini Üretebilmek İçin Solaryuma Gerek Yoktur

Sağlıklı kemiklere sahip olabilmek için D vitamini şarttır. Vücudumuz, derimiz ultraviyole ışığına maruz kaldığında D vitamini üretmektedir. Bu belli bazı yiyeceklerde de bulunmaktadır. Genelde insanlar çok az bir süre güneş ışınlarına maruz kaldıklarında D vitamini üretebilmek için gerekli ışınları almaktadırlar. Bu nedenle bu vitaminleri üretebilmeniz için solaryuma girmenize gerek yoktur.

Solaryum Riskinden Kaçının

Bronzlaşmış bir deri sağlıklı bir deri değildir. Derinizin doğal rengiyle barışık olun ve onla gurur duyun. Derinize şimdiden özenle bakarsanız, yaşlanma etkilerini geciktirir ve deri kanseri riskiniz azaltır. Eğer mutlaka bronzlaşmanız gerekli ise sahte ultraviyole ışınlar barındırmayan sahte bronzlaşma ürünleri kullanmak daha faydalı olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu ürünler de sizleri ultraviyole ışınlardan korumayacaktır.

Solaryum ve Yasaklar
Solaryum Avustralya ve Brezilya gibi ülkelerde tamamen yasaklanmış olup, Belçika, Almanya, İngiltere gibi pek çok ülkede ise 18 yaş altındakiler için solaryum yasaklandı. Türkiye’de de 18 yaş sınırını kanunlaştırmak için 2015 yılında çalışmalara başlanışmış ancak henüz sonuçlandırılmamıştır.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Allantoin nedir ne işe yarar, Allantoin nelerde bulunur
Yazar: RasitTunca - 06-25-2018, 05:10 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Allantoin nedir ne işe yarar, Allantoin nelerde bulunur, Allantoin kullanıldığı yerler

Allantoin, nemlendirici ve yumuşatıcı özelliklerinden dolayı cilt kremleri ve nemlendirici gibi ürünlerde aktif bileşen olarak kullanılan, aynı zamanda doğal olan bir kimyasaldır.

Bu özellikleri sayesinde allantoin, güneş kremleri ve dudak boyalarında da nemlendirici olarak kullanılır. Allantoinin bir başka kullanım alanı da yara merhemleridir. Zira allantoin, hasar görmüş derinin iyileşme sürecini hızlandırır.

Nelerde Allantoin Bulunur?

Allantoin doğada birçok canlıda bulunur. Örneğin pek çok memelinin idrarında allantoin mevcuttur. Allantoinin doğada en çok bulunduğu canlılar, karakafes otu, şeker pancarı, papatya, tütün tohumu ve buğday filizleridir. Bunlar arasında Avrupa kökenli bir bitki olan karakafes otu, allantoinin elde edildiği doğal kaynakların başında gelmektedir. Karakafes otunun küçük mor çiçekleri vardır ve pek çok rahatsızlığa iyi gelen bir bitki türüdür. Karakafes otu şaşırtıcı bir şekilde pyrrolizidine alkaloids denilen zehirli bir bileşene de sahiptir. Ancak yine de tarih boyunca yara berelerden ülserlere, soğuk algınlığından öksürüklere kadar pek çok rahatsızlığın tedavisinde karakafes otu doğal bir çözüm sağlamıştır. İşte allantoin de karakafes otunun pek çok mucizesinden bir tanesidir.

Dahası, allantoini laboratuvarda sentetik olarak da üretmek mümkündür. Uluslararası Toksikoloji Dergisine göre sentetik allantoinin doğal olan allantoinden bir farkı yoktur. Toksik olmayan allantonin kozmetik endüstrisinde pek çok amaçla kullanılması güvenlidir.

Allantoinin Nasıl Bir İşlevi Vardır?

Bir nemlendirici olarak allantoin “humectant” denilen maddeler gurubuna dahildir. Humectantlar suyu tutma ve nemi hapsetmede oldukça etkilidirler. Bu nedenle cilde uygulandıkları takdirde nem oranını arttırır, kuru ve pullu derinin yumuşamasına yardımcı olurlar.

Allantoinin iyi bir nemlendirici olmasının nedenlerinden bir diğeri de onun deri hücreleri üzerindeki etkisidir. Allantoin en üstteki sert ve ölü derinin düşmesini sağlayarak yerine yeni ve yumuşak derinin geçmesine yardımcı olur.

Allantoinin aynı zamanda hücre büyümesini tetiklediği ve enflamasyonu azalttığı düşünülmektedir.Bu nedenle yaraların iyileşmesine katkıda bulunur. Allantoinin anti-enflamasyon etkisi, onun alüminyum tuzları gibi deriyi tahriş eden içeriklere sahip ürünlerde yan etkileri azaltıcı bir madde olarak kullanılmasını gerektirmiştir.

Allantoinin Faydaları Nelerdir?
Allantoinin cilt ile harikulade bir ilişkisi vardır. Bu nedenle Allantoinin bileşenleri hakkında pek çok çalışma yapılmıştır. Allantoinin pek çok faydasından bazılarını aşağında sizler için sıraladık:

Hidrasyon sağlar:Derideki su içeriğini arttırır.

Deride Pullanmaya İyi Gelir: Üst derideki (korundaki) pulların doğal yolla soyulmasını sağlar.


Tamir Edicidir: Hücrelerin çoğalmasını tetiklediği ve yeni dokuların büyümesini teşvik ettiği allantoinin iyi bilinen özellikleri arasındadır. Yaraların iyileşme sürecini hızlandırdığı da bir gerçektir. Araştırmalar allantoninin ölü dokuyu temizlediği ve yeni ve sağlıklı dokunun gelişmesine olanak sağladığını göstermektedir.

İyileştiricidir: Aktif bir deri koruyucusu olan allantoinin doğal yollarla cildin iyileşmesine katkıda bulunur. Bu nedenle ufak yaralar ve tahrişler için kullanılan ilaç ve kremlerin yaygın bir bileşenidir.

Kuruluğu giderir: Hücrelerin yenilenmesini teşvik eder, kurulukla savaşır, derinin bozulmuş bariyerlerini tamir eder. Allantoinin hassas ciltlerin daha dayanıklı olmasına olanak sağlar. Diğer bazı nemlendiricilerin içeriğinde yağ vardır. Bunlar cildin üzerini kapatarak nemin içeride hapsolmasını sağlar. Ancak allantoin, keratin denilen ve derimizin en üst kısmında ve saçlarımızda bulunan protein liflerine etki eder ve onları yumuşatır.

Koruyucudur:Bu madde gerçekten cildi yumuşatan bir kimyasaldır. Aynı zamanda çatlamış ve güneşten zarar görmüş deriyi de korur. Çalışmalar, allantoinin ultra viyole ışınlarının zararlı etkilerine karşı hücreleri koruduğunu göstermiştir.

Yatıştırıcı Bir Özelliği Vardır:Allantoinin mükemmel bir tahriş gidericidir. Tahriş olmuş deriyi rahatlatır ve tahrişi yatıştırır. Bu nedenle de bebek ürünlerinde kullanılmaktadır.

Serbest Etkinliği Azaltır: Yaşlanmanın olası sebeplerinden bir tanesi de organizmadaki serbest etkinlik miktarının artmasıdır. Serbest etkinlik, vücuttu bulunan ve en dış enerji düzeyinde serbest bir elektron bulunduran herhangi bir atom veya moleküldür. Hücreler zaman içerisinde bu serbest radikallerin hasarlarını biriktirirler ve bu da yaşlanma etkilerinin gözlemlenmesine sebep olur. İşte allantoinin harici bir şekilde deriye uygulanması vücuttaki serbest etkinliği azaltmakta ve yaşlanma etkilerini geciktirmektedir.

Keratolitik Etki: Epidermisimiz, yani derimizin dış tabakası koruyucu ve düzenleyici işlevini yürütürken yüksek sayıda protein ve yağ sentezler. Sentezlenen bu protein ve yağlar epidermisin dışında (korunda) doğal olarak yer alır. Bu sürece keratinizasyon denir. Sürecin dengeleri bozulduğunda gereğinden fazla keratin salgılanabilir ve koruyucunun yapısı değişebilir. Allantoin üst deriyle temas ederek normalden fazla olan keratinin incelmesini sağlar. Allantoninin cildi yumuşatıcı etkisinin arkasında yatan neden de budur.

Akne Yaralarının Geçmesine Yardımcıdır: Eğer kronik akne rahatsızlığı nedeniyle sertleşmiş cildinizde akne yaraları varsa içeriğinde allontoin olan ürünleri kullanmak sizin için uygun bir tercih olabilir. Allantoin cildinizi yumuşatır ve akne yaralarından kaynaklı kusurların iyileşmesine yardımcı olur. Dahası, içeriğindeki salisilik asit ve benzoil peroksit bulunduran bir akne ilacı kullanıyorsanız, allantoin cildinizde oluşabilecek tahrişlere de iyi gelecektir. Cildi doğal yollardan canlandıran allantoin akne yaralarını temizleyerek daha uygun bir cilt rengine kavuşmanızı sağlar.

Allantoinin Yan Etkileri Nelerdir?

Allantoinin bu kadar meşhur olmasının sebeplerinden bir tanesi de pek çok insan derisinde alerjik bir etki göstermemesidir. Tam tersine başka maddelerden kaynaklı tahrişler allantoin yardımıyla sönümlenir.

Tabi ki çok nadir de olsa allantoinin alerjik reaksiyonları sebep olması da olasılıklar dahilindedir.Farklı insanlar aynı maddelere farklı tepkiler verebilmektedir. Bu nedenle allantoin içeren yeni bir ürün kullandığınızda cildinizde herhangi bir yanma, kızarıklık, batma veya tahriş olup olmadığını dikkatlice gözlemlemelisiniz. Ancak genel kabul gören görüşe göre allantoin alerji yapmayan, zararsız ve güvenli maddeler arasında olduğudur.

Allantoin Hakkında Bazı Faydalı Bilgiler

Allantoinin bir avantajı, çok düşük bir miktarının bile çok aktif olmasıdır. Bir ürün yüzde 0,5 gibi küçük bir oranda allantoin içerse bile allantoin özelliklerini yansıtabilir. Üstelik allantoin tahriş etmez ve toksik değildir.

Kozmetik sektöründe kullanılan allantoinin çoğu saf sentetiktir diazolidinyl üre üretiminin bir yan ürünüdür.

Yapılan bir çalışma, bir formüle eklenen yüzde 0,2 oranındaki allantoinin kadınların yüzde 90’ındaki kızarıklık ve çatlak şikayetlerinde gözle görülür iyileşmeler sağladığını göstermiştir.

Allantoin ölü derinin doğal yollarla incelmesini sağladığından kepekle mücadelede de ideal bir katkı maddesidir.

17 Aralık 2015’de Daily Mail gazetesinin internet sitesinde yayınlanan bir habere göre Britanyalı bilim adamları “hayat iksiri” olarak bilinen maddenin allantoin olabileceğini iddia etmişlerdir. Zira habere göre allantoin insan ömrünü beşte birden fazla bir oranda uzatmaktadır. Pek çok kremde allantoin bulunsa da, habere göre allantoin sadece harici olarak kullanılmamalı, aynı zamanda besinler ve takviye gıdalarla yoluyla datüketilmelidir.

The Aging Cell dergisine göre toprak solucanları üzerinde yapılan çalışmalar allantoin hakkında şaşırtıcı sonuçlar vermiştir. Allantoini besin yoluyla alan solucanlar, almayanlara göre yüzde 22 oranında daha uzun ve sağlıklı yaşamışlardır. Araştırmacılar artık çalışmalarını fareler ve sıçanlar üzerinde yürüteceklerini ifade etmişlerdir. Allontoin bazlı, yaşlanma belirtilerini geciktirici ve ömrü uzatan ilaçların insanlar için de yakın zamanda üretilebileceğini vurgulamışlardır.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Deccal Kimdir? Özellikleri Nelerdir? Nereden Çıkacakdır? Göstereceği Fitneler Neler
Yazar: RasitTunca - 06-24-2018, 01:31 PM - Forum: Kıyamet ve Alametleri Hakkında - Yorum Yok



Deccal Kimdir? Özellikleri Nelerdir? Nereden Çıkacakdır? Göstereceği Fitneler Nelerdir?

Deccal'ın özellikleri nelerdir ?

"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (  diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(  1) hadis-i

Şerif' in de ifade ettiği gibi Deccalın fitnesi yeryüzünün en büyük fitnesidir.

Korkunç bir tahribatın öncüsü olan Deccalı tanımanın, mânevî hayatımız açısından önemi büyüktür. Bu sûretle onun şerrinden korunabilir, mânevî dünyamızı tehlikelerden

kurtarabiliriz.

Onu tanımamak, tanıyamamak ise hem büyük bir gaflet, hem de birçok riski berebarinde getiren büyük bir felâkettir. Mâdem ki onun gelişi kâinatın en büyük hadiselerinden

birisidir. Mâdem ki o firavunların, nemrutların yapamadığı tahribatı yapmaktadır. Öyleyse onu tanıma yolunda özel bir gayret sarf etmelidir. Besmele gibi heryerde, her vesileyle

adı anılan, herşeyin önüne geçirilen, devamlı muhabbeti telkin edilen, âlemi İslâma ve istikbale pek acı tesiri olan bu müthiş adamın mâhiyetinin ne olduğunun bilinmesi için

“binler adam hapse girse, hatta îdam olsalar, din-i İslâm cihetiyle yine ucuzdur.” Onun mahiyetinin okunup öğrenilmesiyle en mütemerridler bile mutlak inançsızlıktan, bir derece

kurtulur, küfründe şüpheye düşer, mağrûrâne ve cür’etkârâne tecavüzlerini tadil ederler.(  2)

Deccala bile bile taraftar olmak felâketlerin en büyüğüdür, mânen ölüm demektir.

Halkın yüzde sekseni ehl-i tahkik olmadığı için hakikate doğrudan nüfuz edemez. Ancak âlimlere bakar, onları taklid ederler. Peki, ya âlimler de hakikati bulamamışlarsa? Eğer

âlimler de ifrat ve tefrite düşüyor, yanlış kanaatler içerisine giriyorlarsa, halk da doğruyu bulamayacak, şüphe ve tereddütlerden kurtulamayacaktır.

Ne yazık ki, bu konuda dünden bugüne ifrat ve tefritler olagelmiştir. Geçmişte ve günümüzde yaşayan bir kısım âlimler, Deccalın harika birkısım özelliklerine bakıp böyle bir

şeyin olamayacağını söyleyecek kadar ileri giderlerken, bazı âlimler de hiçbir tevil ve tefsire girmeksizin Deccalı hadislerde anlatıldığı şekliyle aynen bekleme yolunu

seçmişlerdir. Birinciler imkânsızlığını belirtirlerken, ikinciler Allah'ın kudreti açısından herşeyin mümkün olduğunu, O diledikten sonra böyle bir Deccalın gelmesinin imkânsız

olmayacağını söylemişlerlerdir.

Oysa, normal şartlarda, bir insanın minareden daha yüksek olmasının, alnında kâfir yazısı bulunmasının, kırk günde dünyayı gezmesinin, eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafenin

40 arşın olmasının, bağırdığında bütün dünyanın duymasının aynen gerçekleşmesi mümkün değildir. Eğer bu özelliklerde bir adam gelse, herkes onun Deccal olduğunu bilir, bu da

imtihan sırrına ters düşer.

Ama, bunları Resûlullah bildirdiğine göre inkâr etmeye de imkân yoktur. Bir bir gerçekleşecektir. Ancak tevilleri bilinmelidir ki akıldan uzak görülmesin, ne kadar yerinde ve

hikmetli olduğu anlaşılsın.

O halde önemli olan Deccalı nasılsa öyle öğrenmektir. Bu önemi sebebiyledir ki, İslâm âlemleri daha küçük yaşlardayken çocuklara Deccalle ilgili bilgilerin verilmesini, hattâ

okullarda ders programlarında yer almasını istemişlerdir.

Deccal kolayca nasıl tanınır? Elbette ümmetini her an ve herkesten çok düşünen, onların sevincini sevinç, ıstırabını ıstırap edinen Allah Resûlünün, ona karşı ümmetini

uyarmaması; onun mahiyet, özellik, fonksiyon ve icraatını bildirmemesi düşünülemez. İnsan, İslâmî bir hayatı esas alır ve hadislerde verilen bilgileri göz önüne alırsa onu

tanımak zor olmaz. Bir hadis-i şerifte, "Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceğine"(  3) dikkat çekilmiştir. Güçlü bir îmana dayalı İslâmî bir hayat,

münafıkâne hareket eden Deccalla onunla mücadeleyi esas alan Hz. Mehdîyi göstermede zorlatmayacaktır.

Hadis-i şeriflerinde onun göze çarpan, en dikkat çekici özelliklerini bildirerek ümmetini teyakkuza davet ettiğini görmemek mümkün değildir. Birçoğu müteşabih ve mecaz yolla

anlatılmış olan bu tip hadisleri, hadis uzmanları izah, tevil ve tefsir ederek net bir şekilde gözümüzün önüne sermiş, işimizi kolaylaştırmışlardır.

Evet, Allah Resûlü, Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen, "Karıştırırsınız diye endişe ediyorum"(  4) diye düşüncesini belirtmekten de geri kalmamıştır. Çünkü

îman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa, karıştırma her zaman söz konusudur.

a. Yahudîliği

Deccal Yahudîdir. İcraatı dikkate alındığında, onun bir Yahudî oluşu, insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudîler de zâten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alûsî

tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudîler, Resûlullaha (  a.s.m.) gelmiş, "Âhirzaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak" demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun

üzerine Mü'min Sûresinin 56. âyetini göndermişti.

Ebu's-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de, Yahudîlerin, Resûlullaha şöyle dedikleri bildirilir :

"Bizim Tevrat'ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud'un oğlu Mesih'tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O, âhirzamanda çıkacak, bütün dünyaya hâkim olacak, artık mülk ve

saltanat da bize geçecek."

Gönderilen—yukarıda bahsi geçen—âyette Allah, onlara şu cevabı vermişti :

   "Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleriyle mücadele edenler, hak dini söndürmek gibi, aslâ erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde

taşıyorlar. Sen Allah'a sığın. Muhakkak ki O, herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür."



b. Vücut yapısı

Deccal cüsseli, heybetli(  5) kızıl renkli,(  6) kıvırcık saçlı,(  7) ensesi kalın ve alnı geniş(  8  ) bir kimsedir. Kısa ve ayrık bacaklıdır.(  9) Alnında "kâfir" yazısı

vardır.(  10) Okuma yazması olsun olmasın onu her Müslüman okur. İcraatlarını beğenmeyen herkes o yazıyı okuyacaktır.(  11)

Bir insanın alnında açık açık kâfir yazısının bulunması, herkes bilir ki imtihan sırrına ters düşer. Öyleyse bununla başka bir mânâ kastedilmiş olmalıdır. Şuâlar'da buna şöyle

tevil getirildiğini görüyoruz :

   "Bunun bir tevili şudur ki :  o Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup, herkese de giydirir. Fakat, cebir ve kànun ile tamim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye

gittiği için, inşaallah, ihtidâ eder (  hidayete gelir); daha herkes, yalnız istemeyerek onu giymekle kâfir olmaz."(  12)



c. Tek gözlülüğü

Deccal tek gözlüdür.(  13)

Resûllullah birgün Deccaldan söz açarak, “Şüphesiz, ben sizi, ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki, gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh

da (  a.s.) kavmini ona karşı uyarmıştı. Ama ben size Deccal hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim. Haberiniz olsun ki, o kördür, Halbuki Allah

asla kör değildir."(  14) buyurmuşlardı.

“Kör olduğu halde insanlara, "Ben sizin Rabbinizim' der. Halbuki sizin Rabbiniz kör değildir (  yaratıklara benzemekten, her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır).”(  15)

“Allah kör değildir. Dikkat edin. Mesih-ı Deccalın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”(  16) "Silik gözlüdür."(  17)

Rivayetlerde Deccalın gözünün yeşil renkli bir cama,(  18  ) ve parlak bir yıldıza benzetildiği de görülmektedir.(  19)

Kurtubî bu rivayetlere dayanarak, Deccalın iki gözünün de kusurlu olduğunu, bir gözünün nurunun çekilmiş, diğerinde de yaratılıştan bozukluk olduğunu söylemektedir.(  20)

Bu körlüğün onun kalb gözünün kör olduğu anlamına geldiği de belirtilmiştir.(  21)

Mevlâna ise, "İnsan hevâ ve gazab sebebiyle kör olur" derken bu körlüğün başka bir yönünü nazara verir.

Folklörde ise tek gözlülüğün kötüler ve zorbalar için kullanıldığını görüyoruz. Deccal için kullanılan tek gözlülük de "herşeyin kötüsü" anlamına gelmektedir. Arap folklöründe

"gözleri cam gibi" tabiri de kadınlara düşkün kimse için kullanılmaktadır.(  22)

Tek gözü kör anlamına gelen Arapça a'ver kelimesinin "içinde asla hayır bulunmayan kimse" için de kullanılması(  23) oldukça mânâlıdır.

Nitekim Muhammed Abduh, Deccalı hurafelerin, yalancılık ve kötülüklerin sembolü olarak görür. Muhammed el-Behî ise Deccalın çıkışını, toplumda fesat ve anarşinin yaygınlaşması

ve materyalizmin hâkimiyet kurması olarak değerlendirir ve "Deccal zirveye çıkacak olan materyalizmin sembolüdür" der. Muhammed Esed'e göre ise bu özellik sadece maddeyi gören,

mâneviyata kapalı, bir kısım olağanüstülükleri olan Batı medeniyetine tıpa tıp uymaktadır. Esed’in bu yorumu, Bediüzzaman'ın gerçek İsevîlikten uzaklaşan Batı için kullandığı,

"Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör dehâ"(  24) ifadesiyle uyum arz etmektedir.(  25)

Bediüzzaman ise Büyük Deccalın bir gözünün kör, diğerinin ona nisbeten kör hükmünde olduğunu, gözünde ispirtizma nev'inden büyüleyici bir manyetizma, İslâm Deccalının da, bir

gözünde teshir edici manyetizma bulunduğunu söylerken(  26) bunları şöyle yorumlamaktadır :  "Hattâ rivayetlerde, 'Deccalın bir gözü kördür’ diye, nazar-ı dikkati gözüne

çevirerek, büyük Deccalın bir gözü kör; ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran

bu dünyayı görecek birtek gözü var ve âkibeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder."

Bu izahlardan sonra Bediüzzaman, "Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir

bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. Avam-ı nâs hakikat-i hali bilmediklerinden, harikulâde iktidar ve cesaret zannederler"(  

27) der.

Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi'nde ise bu konuda şu ifadelere yer verildiğini görüyoruz :

"Deccalın yol açtığı âhirzaman fitnesinin, en bariz ve en mühim vasfı dine karşı olmasıdır. Âhirzamanda ortaya çıkacak bir kısım beşerî (  hümanist) görüşler ve değerler, dinin

yerini almaya çalışacaktır. Kendisine resmen din denmese bile ortaya attığı sistemi, kurmaya çalışacağı nizamıyla akide nokta-i nazarından aynen bir din hüviyetini alacaktır. Bu

yeni din, beşer üstünde mevcut her çeşit İlâhî hâkimiyeti kaldırmak için inkâr-ı ulûhiyeti akidesine temel yapar. Her çeşit dinî değerlerin yerine beşerî bir put (  hevâ)

dikmeye çalışır. Temel mâbûdu madde ve insan olan lâdinî bir dindir. Hadis-i şeriflerden lâdinî olanların İslâmiyeti ortadan kaldırmaya çalışacakları ve mü'minlerin çeşitli

hakaretlere maruz kalacakları anlaşılmaktadır. Bunların hem geçmişte, hem günümüzde aynen çıktığı şüphesizdir."(  28  )

Acaba Deccalın bir gözünün kör olmasının özellikle bildirilmesinin hikmeti ne olabilir? Müslümanların kolayca onu tanımalarını sağlamak için olabilir. Tanısınlar ki,

gösterebileceği harikulâdeliklere, hilelere, büyüleyiciliğine aldanmasınlar. Gerek maddeten kör olduğunu ve gerekse âhireti inkâr edip dünyayı gâye-i hayat yaptığını görenler

onu tanımakta güçlük çekmezler, münkirliğini hemen fark eder, kusurlu haliyle kendini ilahlaştırmasına sadece gülüp geçerler.

d. Çocuğunun olmaması

Resûl-i Ekrem (  a.s.m.), Deccal konusunda ümmetini dikkate davet ederken, zaman zaman Sahabîlerinin, Deccal hakkında, merak ve korkuyla sordukları sorulara da cevap vermiş,

tanımada zorluk çekmemeleri için özelliklerini anlatmıştır.

Bunlardan biri de onun çocuğunun olmayacağıdır.(  29) Onun bu hali, Kevser Sûresindeki "ebter," yani "soyu kesik" tabiriyle bütünüyle uygunluk arz etmektedir. Sûrenin, ayrıca

ebced hesabıyla ona işaret ettiği belirtilmektedir.

e. Minareden yüksek oluşu

Rivayetlerden Deccalın fevkalâde büyük, hatta minareden daha yüksek, Hz. İsa'nın da ona nisbeten çok küçük olduğunu(  30) öğreniyoruz. Hatta Hz. İsâ onu öldüreceği vakit, on

arşın yukarıya atladığında ancak kılıcıyla dizine vurabilmektedir. Demek ki Deccal Hz. İsa'dan on yirmi misli daha büyüktür.

Hz. Ali'nin belirttiğine göre Süfyan da cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkar, sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup eder.(  31)

Tamamen maddeci, tabiatçı, Allah'ı inkâr eden, kendinde bir nevî sahte tanrılık tahayyül eden, heykellerine rükûa vardırır gibi boyun büktüren Deccalın boyunun minareden daha

yüksek gösterilmesi, Hz. İsa'ya göre çok büyük olması, iktidar ve icraatının büyüklüğüne, maddî ve siyasî gücünün fazlalalığına işaret eder. Rivayetlerden, âhirzamanda çıkacak

şahısların fevkalâde iktidarlara sahip olduğunun anlaşıldığını belirten Bediüzzaman, bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye

olduğunu söyler ve bir zaman Rusya'yı mağlup eden Japon başkumandanının sûretinin, bir ayağının Büyük Okyanusta, diğer ayağının da Port-Artür kalesinde gösterildiğini, bu

sûretle şahs-ı mânevîsinin dehşetli büyüklüğünün o şahsiyetin mümessilinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır.(  32)

Diğer bir yerde ise şu teviline rastlıyoruz :

"'Lâ ya'lemü'l-gaybe illallah (  Gaybı ancak Allah bilir) bunun bir tevili şu olmak gerektir ki :  İsa Aleyhisselâmı nûr-u îman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhaniye-i

mücahidînin kemiyeti (  mücahid ruhânî cemaatinin sayısı), Deccalın mektepçe ve askerce ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir."(  33)

Kastamonu Lâhikası'nda da yukardaki hadisi hürafe ve muhal gören zındıkları susturur, onu görünürdeki anlamıyla aynen gerçekleşecekmiş gibi itikad eden zahirî hocaları da ikaz

eder tarzda farklı mânâlarından bir tanesinin gerçekleştiğini söyleyen Bediüzzaman, İkinci Cihan Savaşında ortaya çıkan tabloyu nazara verir. İsevîliği muhafazaya çalışan bir

hükümetle, resmen dinsizlik ve Bolşevizme yardım eden, pis menfaati için Müslümanlar arasında ve Asya'da dinsizliğin yayılmasına taraftar olan fitnekâr ve cebbar hükümetler ve

taraftarlarının şahs-ı mânevîleri cisimleştiği takdirde üç cihetle hadis-i şerife uygunluk arz ettiklerini söyler :

Birinci cihet :  Hakiki İsevî dinini esas tutan İsevî ruhânî cemaatiyle onlara karşı dinsizliği yaymaya başlayan cemaat, ayrı ayrı birer vücut giyecek olsalar, birincisi

ikincisine göre minare boyundaki bir insanın yanındaki bir çocuk kadar da kalmaz.

İkinci cihet :  Resmî îlânıyla, "Allah'a dayanıp dinsizliği kaldıracağım, İslâmiyeti ve İslâmları himaye edeceğim" diyen ve yüz milyon küsür nüfûsuyla dört yüz milyona yakın bir

nüfûsa; Bolşeviklere, müttefikleri olan Çin ve Amerika'ya gâlibâne ve öldürücü darbe vuran hükümetteki muharip cemaatin şahs-ı mânevîsiyle, mücadele ettikleri dinsizlerin şahs-ı

mânevîsi cisimleşse, minare boyundaki bir insana nisbeten küçük bir insan gibi kalır. "Deccal dünyayı zabt eder" şeklindeki rivayet, "Dünya ekseriyetle ona taraftar olur"

demektir. Nitekim öyle de olmuştur.

Üçüncü cihet :  Avrupa içerisinde dörtte bir bile yer işgal etmeyen, dine dayanıp Hz. İsa'nın vekâletini dâvâ ederek Asya, Afrika, Amerika ve Avusturalya'ya karşı gâlibâne

savaşan bir hükümetin şahs-ı mânevîsiyle diğerlerinin şahs-ı mânevîleri bir insan sûretine girseler, hadis-i şerifin farklı mânâlarından birisi daha kendini göstermiş

olacaktır.(  34)

İktidarlarının fevkalâde ve harika görülmesinin diğer bir sebebini ise şöyle izah eder Bediüzzaman :

“Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat (  nefsin hoşuna giden şeyler) olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kiprit bir köyü yakar. Müştehiyyat

ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder.”(  35)

Rivayetlerde her iki Deccalın da harikulâde icraat, fevkalâde iktidar ve heybetli gösterilmeleri, hatta bedbaht bir kısım kimselerin onlara ilahlık isnad etmelerinden

bahsedilir.(  36)

Şuâlar'da bunun da dört cihet ve sebebi—özetle—şöyle anlatılır :

Birincisi :  İstidrac eseri olarak, müstebidâne olan koca hükümetlerinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukûa gelen gelişme ve iyilikler, haksız olarak kendilerine

isnad edilerek, şahıslarının binlerce adam kadar bir iktidara sahip olduğu sanılır.

İkincisi :  Her iki Deccal da, büyük bir istibdad, büyük bir zulüm, büyük bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, iktidarları da büyük görünür. Öyle bir istibdad

sürerler ki, kànunlar perdesi altında herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdahale ederler.

Üçüncüsü :  Her iki Deccal da, İslâma ve Hıristiyanlığa şiddetli bir intikam besleyen gizli bir Yahudî komitesinin yardımını, kadın hürriyetlerini maske olarak kullanan bir

komiteyi, İslâm Deccalı da mason komitelerini aldatıp desteklerini kazandıklarından, iktidarları dehşetli bir iktidar zannedilir. "Hem bazı ehl-i velâyetin istihracatıyla

anlaşılıyor ki, İslâm devletinin başına geçecek olan Süfyanî Deccal ise; gâyet muktedir ve dahî ve faal ve gösterişi istemiyen ve şahsî olan şan ve şerefe ehemmiyet vermeyen bir

sadrazam ve gâyet cesur ve iktidarı metin ve cevval ve şöhretperestliğe tenezzül etmeyen bir serasker bulur, onları teshir eder (  emri altına alır). Onların fevkalâde ve

dâhiyâne icraatlarını, riyasızlıklarından istifade ile kendi şahsına isnad ve o vasıta ile koca ordunun ve hükümetin teceddüt (  yenilik) ve inkılâb ve Harb-i Umûmî inkılâbından

gelen şiddet-i ihtiyacın sevkiyle işledikleri terakkiyâtı şahsına isnad ettirerek şahsında pek acip ve harika bir iktidar bulunduğunu meddahlar tarafından işâa ettirir (  

yaydırır)."

Dördüncüsü :  Büyük Deccalın ispirtizma nev'inden teshir edici (  büyüleyici) özellikleri bulunur. İslâm Deccalının da gözünde teshir edici bir manyetizma vardır. Sadece dünyayı

maksat edinen bu münkir, mutlak inançsızlıktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. İşin hakikatini bilmeyen halk, bunu harikulâde bir iktidar ve cesaret olarak

görür.(  37)

f. Kırk günde dünyayı gezmesi


Rivayetlerden, Deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini, kırk günde dünyayı gezeceğini, harikulâde bir eşeğe sahip olduğunu öğreniyoruz.(  38  )

Deccalın eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafe ise kırk arşını bulmaktadır. (  yaklaşık 27 m).(  39)

Çağdaş bazı âlimler bundan maksadın iki kanadı arası kırk arşını bulan bir uçak olduğunu söylerler. Herhalde “yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü

gibi dürülmesi (  öylesine hızlı gitmesi)(  40) bundan olsa gerek.

"Deccal önüne bulutu katan rüzgâr gibi hızlı gider"(  41) rivayetinden de onun hızlı araçlardan yararlanacağını, sür'atli icraat yapacağını anlıyoruz.

Allah Resûlü, kırk günde dünyayı dolaşan Deccalın Mekke ve Medine hariç ayak basmadık belde bırakmayacağını bildirir.(  42)

Şuâlar'da da belirtildiğine göre, Deccal zamanında haberleşme ve seyahat araçları o derece gelişir ki, bir hadise bir günde bütün dünyada işitilir. Ve bir adam kırk günde

dünyayı dolaşabilecek, yedi kıtasını, yetmiş hükümetini görebilecek ve gezebilecektir.

Bu rivayet aynı zamanda keşfedilmeden on asır öncesinde tren, otomobil, otobüs ve uçak gibi araçlardan mûcizâne haber vermektedir.

Ancak Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, aksine gâyet müstebid bir kral sıfatıyla işitilir. Gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, aksine fitneyi uyandırmak ve

insanları baştan çıkarmak içindir. Bindiği eşeği de bir kulağı Cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı Cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiştir. Düşmanlarını ateşli

başına, dostlarını da ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği dehşetli bir otomobil veya uçak veyahut da daha başka birşeydir.(  43)

Konuyla ilgili Bediüzzamanla talebeleri arasında geçen enteresan bir hatırayı da buraya alalım :  İnebolulu Ziya Dilek, gelişen hadiseler ışığında Deccalın çıktığına

inanmaktadır. Ancak bazı müteşabih hadisleri anlamakta da zorlanmaktadır. Bunlardan biri şöyle :  "Deccalın eşeğinin kulakları fil kulağı gibi kocaman, ayakları yumuşak olacak.

Yürürken de şiddetli bir ses ve pis bir konu çıkaracak." Konuyu bir ziyaretlerinde Bediüzzaman'a sorarlar. O da şu cevabı verir :  "Kardaşım, şu bindiğiniz otomobil bir parça o

tarife benzemiyor mu? Bunun da kapıları fil kulağı gibi, ayakları (  lastikleri) yumuşak ve giderken de arkasından hem bir pis koku, hem de ses çıkarıyor."(  44)

Eski zamanın zındıkları bu tip rivayetleri imkânsız görüp inkâra kalkarlarken, şimdikiler de normal görmektedirler.(  45)

g. Harikulâdelikleri

Deccalın bir kısım harikulâdelikleri vardır. Sihir, manyetizma, ispirtizma gibi istidracî harikalarla kendini muhafaza eder, birçoklarını emri altına alır.(  46)

Peki, Deccal inançsız biri olduğu halde nasıl olur da böylesine olağanüstülükler gösterebilir ?

Bilindiği gibi kâfirlerin gösterdikleri olağanüstülüklere "istidraç" denilir. Bunlar onlara bir üstünlük sağlamaz, sadece inançsızlıklarını arttırır. Tabiî bunu şerre âlet

ettikleri için baskı kurar, etkili olur, etraflarında o ölçüde de insan toplarlar.

Deccal da böyledir. Ebû Hanife'nin dediği gibi ondaki bu haller istidraç kàbilindendir.(  47) Her ne kadar Firavun gibi ilâhlık dâvâsında da bulunsa, birkısım harikulâdelikler

de gösterse, nihayet Deccal doğup büyüyen, beşerî özelliklere sahip bir yaratıktan başka birşey değildir. Ve îmanlı gönüller onun bu hîlekârlığını anlamakta zorlanmazlar.

Deccala birçokları boyun büktükleri halde gençlik dolu bir mü'min karşı çıkar. Deccal da onu başından ikiye böler. Sonra da diriltip îman etmesini ister. Fakat tam aksi mü'minin

onun Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir. Resûlullahın âhirzamanda çıkacağını bildirdiği Deccalın o olduğuna şâhit olur. Bunun üzerine Deccalın gücü gider, artık

kimseyi öldürüp diriltemez hale gelir.(  48  )

Bunu yine mecaz olarak düşünmek mümkündür. Halimî (  öl. 1012) ise Deccalın öldürüp diriltmesinin bir çeşit tedavî yoluyla olacağını söylemektedir.(  49)

h. Cennet ve cehenneminin bulunuşu

Kur’ân-ı Kerimde meşhur bir Talut kıssası vardır. Talut askerleriyle birlikte bir nehir imtihanına tâbi tutulur.

Deccalın yanında da iki nehir vardır ve âhirzamanın insanları da bu nehirlerle imtihan edilirler.

Deccalın iki nehrine geçmeden önce, aralarındaki benzerlikleri anlama açısından Talut’un nehir kıssasına bir göz atalım.

Her devirde zulüm ve işkenceye maruz kalan İsrailoğulları, Hz. Musa’dan (  a.s) sonra yine sıkıntılarla başbaşa kalmış, düşmanlarıyla baş edebilmek için peygamberlerinden bir

kumandan istemiş, “Bize bir kumandan tayin et de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi.

Peygamberleri onlara şu îkazı yaptı :  “Sakın, üzerinize savaş farz kılındıktan sonra harp etmekten kaçınmayasınız.”

Onlar, “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım” demişlerdi. “Biz ki yurdumuzdan çıkarılmış, evladlarımızdan ayrı düşürülmüşüz.”

Fakat onlara savaş farz kılındığında az bir kısmı hariç hepsi sözlerinden döndüler.

Allah, onlara Talut’u kumandan tayin etti. Talut, ordusuyla düşmana yürüdü. Bir nehre geldiler. İşte o anda önceki imtihanlarına bir imtihan daha eklenecekti. Talut dedi ki :

“Allah sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim o nehrin suyundan içerse benden değildir. Kim ondan içmezse şüphesiz o bendendir. Ancak bir avuç içmenin zararı yoktur.”

Onlardan pek azı müstesnâ, geri kalanı o nehrin suyundan içtiler. Talût ve beraberindeki mü’minler nehri geçince, kalanlar, ‘Bugün bizim Câlût ve askerine karşı koyacak gücümüz

yok’ dediler. Âhirete inanıp Allah’ın huzuruna çıkacaklarını bilenler ise onlara şöyle cevap verdiler :  ‘Nice az topluluklar, nice kalabalık topluluklara gâlip gelmişlerdir.

Allah sabredenlerle beraberdir.’

Onlar Câlût ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında ise, ‘Ey Rabbimiz,’ dediler. ‘Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sâbit kıl. Ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”

Sonra Allah’ın izniyle düşmanı hezimete uğrattılar. Davud da Câlût’u öldürdü.

Bu hadise Bakara Sûresinin 246-251. âyetleri arasında anlatılır.

Şimdi de Tâlut'la Hz. Mehdînin benzerliklerine geçelim.

Tâlût, cesur, gözüpek büyük bir komutandı. Hz. Mehdî de en şirret düşmanlara karşı dahi gözünü budaktan esirgemeyen bir mâneviyat komutanı.

Tâlût ve askerleri nehirden su içmemek üzere imtihana tâbi tutulmuşlar, su içenler güç ve tâkâttan düşüp yığılıp kalmış, içmeyen az bir grup ise kahramanca düşmanla çarpışıp

gâlip gelmişti.

Hz. Mehdî ve askerleri, yani talebeleri de Deccalın nehirleriyle imtihana tâbi tutulacaklar. “Sayıları Tâlût’un askerlerinin sayısı kadar”(  50) olan "ihlas, sadakat ve

tesanüd"ü esas tutan, nefsine hâkim bu iradeli grup, onun tatlı sulu nehrinin aslında ateş, parlak bir ateş gibi görünen nehrinin ise soğuk su olduğunu görüp tatlı sudan

içmeyeceklerdir. İçenler de imtihanı kaybedeceklerdir.

Şimdi Resûlullahın bahsettiği Deccalın bu iki nehrine geçelim.

Bir gün Allah Resûlü (  a.s.m.), Sahabîlerine Deccalı anlatırken, "Ben Deccalın yanında neler bulunduğunu, kendisinden daha iyi bilirim" diye söze başlıyor ve şunları anlatıyor

:

"Onun yanında akan iki nehir vardır. Biri dış görünüşüyle beyaz bir sudur. Diğeri de parlak bir ateş olarak görülür. Kim ona yetişirse, ateş olarak görünen nehrin yanına varsın

ve başını eğip ondan içsin. Zira bu parlak ateş gibi görünen nehir, soğuk bir sudan ibarettir."(  51)

Başka bir rivayette Deccalla birlikte su ve ekmek dağlarının bulunduğu da belirtilir.(  52)

Müslim'de yer alan başka bir hadiste ise onun cennet ve cehennemi bulunduğu, cehenneminin cennet, cennetinin de cehennem olduğu bildirilir.(  53) Kendine tâbi olanları

cennetine, tâbi olmayanları da cehennemine atar.(  54)

Âlimler, bu hadisleri yorumlarken, Deccalın kendisine boyun bükmeyen mü'minleri eziyet ve işkencelere atacağını belirtirler. Aliyyü'l-Karî, "Onun suyu nimet ve lezzet, ateşi de

meşakkat, azap ve elemdir"(  55) der. Deccalı tanımayan mü'minlerin sıkıntı, belâ, çile ve meşakkat içerisinde kalacaklarını, buna rağmen Allah'ın lütuf ve ihsanıyla rıza, şükür

ve sabır gösterecekleri anlatır.(  56)

Bir hadis-i şerifte bu durum anlatılırken, Deccalı tanımayan, reddeden topluluğun kıtlığa maruz kalacağını, mallarına el konulacağını, aksine onu kabul edenlerin nimetlere

mazhar olacakları açıkça bildirilmektedir.(  57)

Askalanî de cennetten maksadın lezzet ve nimet, cehennemden maksadın da işkence ve azap olabileceğini belirtmektedir.(  58  )

Elindeki maddî güç ve imkânla, zekâ ve kurnazlığıyla istibdat kuran Deccal, kendini kabul etmeyen bir kavmi kıtlık belâsına atar, ellerinde hiçbir mal bırakmaz.(  59)

Evet, fitneyi en büyük koz olarak kullanan Deccal, medeniyetin zevk ve eğlencelerini, nefsin hoşuna gidecek her şeyi taraftarlarının, dostlarının önüne serer, onları makam,

mevkî ve maddî imkânlarla el üstünde tutar, refah ve saadet sunar, yani onlara bir nevi cennet hayatı yaşatır. Kendini tanımayan kimseleri yokluk, azap, işkence ve sıkıntılara

atar, hayatlarını zindana çevirir. Hapishaneler onun zamanında bir nevi cehenneme döner.

Onun zamanında okullar hûrî ve gılmanın çirkin bir sûreti, hapishane de azap yeri ve zindan haline dönerken, onun merkebinin, yani bindiği trenin bir kulağı, yani bir tarafı

dostları için ziyafet alanı, diğer kulağı da, ateş ocağı olur.(  60)

ı. Bilginleri kendine bende etmesi

Rivayette var ki :  "Süfyan büyük bir âlim olacak; ilim ile dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."(  61)

Çağımız âlimlerinden Muhammed Gazalî, Deccalı tabiat ilimlerine vâkıf bir Yahudî âlimi olarak nitelendirir ve onun haktan sapan Yahudîlerin vicdanını temsil ettiğini söyler.(  

62)

Bediüzzaman'ın belirttiğine göre ise Deccal birkısım padişahlar gibi kuvvet, kudret, kabile, aşiret, cesaret ve servet gibi bir saltanat vasıtası olmadığı halde, zekâveti, fenni

ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır. Ve aklıyla birçok âlimin aklını emri altına alır, etrafında fetvâcı yapar. Birçok öğretmenleri de kendine taraftar eder, dinderslerinden

soyutlanan millî eğitimi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.(  63)

Birer İslâm Deccalı olan Cengiz ve Hülagu; Cafer Hoca, Danişmend Hacip gibi hocaları destekçi buldukları gibi, büyük Deccalla Süfyan da bir kısım hocaları kendilerine fetvacı

edineceklerdir.

i. Bağırınca bütün dünyanın duyması

Deccal çıktığında müthiş bir şekilde bağırır, nâra atar ki, Doğu ve Batının bütün halkı onu duyar.(  64) İslâm Deccalı öldüğünde de, ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da

Dikilitaş'ta "O öldü!" diye bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek.(  65)

Normal şartlarda bir insanın sesi ne kadar gür olursa olsun, sesini dünyaya duyurması mümkün olmaz. Böyle olsa bu insan yaratılışına ve imtihan sırrına ters düşer. Çünkü o zaman

Deccalı herkes tanır.

Mâdem ki bunu Resûl-i Ekrem (  a.s.m.) bildirmiştir; doğrudur, haktır. Ama te'vili vardır. Bugün artık herkes biliyor ki, radyo, televizyon gibi cihazlarla herhangi bir konuşma,

hem de ânında dünyanın dört bir yanında işitilebilmektedir. Demek ki, Deccal, teknolojinin böylesine geliştiği bir devirde çıkacak, bunlardan da faydalanarak icraatını

sürdürecektir.

İşte Deccalın kuvvetli görünmesinin sebeplerinden biri de, bu harika âlet ve cihazlardan faydalanması, sûistimal etmesidir.

Yeri gelmişken Resûlullahın, keşiflerinden yüzyıllarca önce telgraf, telefon, radyo, televizyon gibi cihazların keşfedileceğine ve Deccalın böyle bir zamanda geleceğine işaret

etmesini onun ap açık gaybî bir mûcizesi olarak tecellî ettiğini belirtelim.

j. Elinin delik olması

Deccalın elinin delik olması ise, onun israfa düşkün birisi olduğunu gösterir. "Falan adamın eli deliktir" dediğimizde, onun müsrif birisi olduğunu nasıl anlatmaya çalışıyorsak;

Deccalın elinin delik oluşundan da, oyun, eğlence ve sefahet yolunda elinde para tutmaz bir kimse olduğunu anlıyoruz. "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı

uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder... İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer."(  66)

Bediüzzaman'a Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiyede iken Süfyan'dan sorarlar :  "Bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hâdise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek."

O da şu cevabı verir :  "Bir darb-ı mesel var :  Çok israflı adama 'Eli deliktir' denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zâyi oluyor' deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su

olan rakıya mübtelâ olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfâta girecek, başkalarını da alıştıracak."(  67)

k. Fitnesinin câzip olması

Bir rivayette bildirildiğine göre, "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olamaz."(  68  ) Bu sebepledir ki, mü'minler kabir azabından sonra, "Bizi

Deccalın ve âhirzamanın fitnesinden koru" (  69) duâsını vird-i zebân etmişlerdir.

Çünkü o fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftûn eder; insanlar istekleriyle, belki zevkle içine atılırlar. Meselâ o devirde Rusya'da hamamlara kadın erkek beraber çıplak

girerler. Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten meyyal olduğundan, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar. Fıtraten güzelliğe düşkün erkekler de nefsine mağlup olup,

o ateşe sarhoşâne bir sürûr ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi zamanın oyunları, büyük günah ve bid'aları, birer câzibedarlık ile, pervâne gibi, nefisperestleri

etrafına toplar, sersem eder.(  70)

Deccal, sefahetin her türlüsünden istifade eder, kendisi sefahete düşkün olduğu gibi, nefislerine düşkün insanları da câzip fitnesine çeker. Kolayca taraftar bulduğu için

taraftarları çok olur.
------------------------------
Deccal ne zaman çıkacak?

Bu soruya daha net bir cevap verebilmek için Deccalın çıkacağı atmosferi bilmekte fayda vardır. Bu bilinirse onun ne zaman çıkacağını anlamak kolaylaşır.

Bilindiği gibi, çöplükler, bataklıklar haşerâtın menbaıdırlar. Deccal da çıkmak için kendine manevî bir bataklık bulacaktkır.

Mikropların zayıf bünyede at oynattığı gibi Deccal da zayıf bir mânevî atmosferi kollar, ortaya çıkar ve faaliyetini sürdürür.

Bir hadis-i şerifte bu gerçeğe şöyle dikkat çekilir :

   “Deccal dinin güçsüzleştiği, ilmin yetersiz hale geldiği bir anda ortaya çıkar."(  1)

Evet, Deccal dinî duyguların zayıfladığı, sulhün sükûnun kalktığı, insanların ihtilâfa düştüğü, kin ve düşmanlık duygularının kol gezdiği bir anda zuhur edecektir.(  2)

O günler, îman ve küfrün açıkça kamplaştığı, kesin hatlarla birbirlerinden ayrıldıkları günlerdir.(  3)

O günler, akılların çelindiği günlerdir. İnsanlar birbirlerini öldürürler. Öyle ki kişi komşusunu, amcaoğlunu, yakınını öldürür de(  4) öldüren de, öldürülen de niçin olup

bittiğini bilmezler.(  5)

Başka bir hadiste ise bu ortam şöyle anlatılır :



   "Kitap ve Sünnet ne tarafa dönerse siz de o tarafa dönünüz. Haberiniz olsun kitap ile hükümet birbirlerinden ayrılacaktır. İşte o zamanda sizler sakın Kitabın emrinden

ayrılmayınız."

   "Haberiniz olsun, şu muhakkak ki başlarınıza bir takım âmirler ve devlet başkanları gelecek de, onlar (  siz yardıma muhtaç iken, devlet hazinesinden ) sizlere vermezlerken,

(  hakları yokken) kendilerine verilmesini hükme bağlayacaklar. Eğer sizler onlara karşı gelirseniz sizi öldürürler, kendilerine itaat edip uyarsanız sizi (  Şeriat yolundan)

saptırırlar."(  6)

Deccal ve Süfyan âhirzamanın insanlarıdır. Dönemlerinde herşey alt üst olur, bozulur; hele insanlar görülmedik derecede bozulurlar. Bir rivayette bildirildiğine göre, o devirde

bir kısım kimseler dinle dünyayı talep ederler. İnsanlara karşı yumuşak, dindar görünmek için koyun postuna bürünürler. Dilleri şekerden tatlıdır, fakat kalbleri canavarların

kalblerine benzer. Allah onlara içlerinden öyle bir fitne gönderir ki, değil sadece kötülük işleyenler iyiler bile şaşkına dönerler. Ne onu uzaklaştırabilirler ve ne de

paçalarını ondan kurtarabilirler.(  7) İşte Deccal ve Süfyan böyle anları kollarlar.

Bir rivayette Deccalın büyük bir savaştan sonra çıkacağı bildirilir.(  8  )

Her asır büyük savaşlar görmüştür ve kendilerine göre deccalları da bulmuştur. Meselâ zamanlarının büyük savaşlarının baş aktörleri olan Cengiz ve Hülagu birer deccal idiler.

Ama yaşlı dünyamız, daha nice büyük savaşlara sahne olacak, ağrımayan başını ağrıtacak, saçlarını ağartacak, ölüm fermanını çabuklaştırmak için âhirzamanın dehşetli şahıslarına

meydan açacaktı.

Birinci ve ikinci Cihan Savaşları, çağların en büyük savaşları arasında yerlerini almıştır. Acaba böyle bir anda Deccal ve Süfyan çıkamazlar mıydı?

Bediüzzaman, İkinci Cihan Savaşına katılan devletleri ele alırken, Büyük Deccalın çıktığının sinyallerini verir. Bu savaşta, "Allah’a dayanıp dinsizliği kaldıracağım. İslâmiyeti

ve İslâmları himaye edeceğim” diyen Almanya, Büyük Deccalın şahs-ı mânevîsini temsil eden dinsizliği yaymaya çalışan Rusya, Çin ve müttefiklerine karşı kahramanca mücadele

vermiş, Büyük Deccalın çıkışının değişik mânâlarından bir mânâsının mu’cizâne haberini fiilen göstermiştir." (  9)

“Din afyondur” sloganıyla ortaya çıkıp bütün dinlere savaş açan, 1917’de Rusya’da çöreklenen, sonra da etrafına dal budak salan komünizmin çıkış zamanı da başka bin büyük savaş

olan Birinci Cihan Savaşı yıllarına denk gelmektedir. Bu da yine Resûlullahın gaybî bir ihbarının, mu’cizâne bir tarzda gerçekleşmesinden başka birşey değildir.

İslâm Deccalı Süfyanın çıkış yılları da Büyük Deccalın çıkışıyla hemen hemen aynı yıllardadır.

Hz. Ali’nin (  r.a.) istikbalden haber veren meşhur Kaside-i Ercûze'sinde Süfyanın çıkacağı zamanı bildirdiğini görüyoruz. Şeyh Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî Hazretleri,

Mecmuatü'l-Ahzab isimli matbû eserinin 582-597 sayfaları arasında yer alan bu kasidenin Süfyan'dan bahseden bölümüne tarih bile düşmüştür.

Bediüzzaman Hazretleri, Kaside-i Ercûze hakkında bilgi verirken, bu husustan da bahseder :

   "1350 sene evvel Hazreti Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın bir şâkirdi ve esrar-ı Kur'âniyenin dersini bizzât Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmdan alan Hz. Ali (  r.a.)

meşhur ve matbû kasidesinde demiş ki :
   ... İşte bu kasidede Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmdan aldığı derse binâen diyor ki :

   Huruf-u Arabiye Acemî, yani Frengî hurufuna tebdil edildiği zaman Deccalı intizar ediniz [bekleyiniz]."(  10)

Bu ifadelere göre İslâm Deccalı Süfyanın çıkmış olması gerekiyor.

Önceden siyaseti İslâma âlet edip o yolla da önemli hizmetler veren Bediüzzaman’ın, gün gelip siyaseti terk ettiğini ve mesâîsini bütün bütün îman hizmetine tahsis ettiğini

görüyoruz. Sebebini ise şöyle açıklar :

   "Beşinci Şuâ'nın aslının verdiği haberin bir kısmını, orada bir adamda gördüm. Mecbûriyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım. Ve bu adamla başa çıkılmaz, mukabele

edilmez diye, dünyayı ve siyaseti ve hayat-ı içtimâiyeyi terk edip yalnız îmanı kurtarmak yolunda vaktimi sarf ettim."(  11)

Bu durum talebelerinin kaleme aldığı ve kendi tashihinden geçen Tarihçe-i Hayat isimli eserinde ise şöyle anlatılır :

   "Bediüzzaman, rivayetlerde gelen eşhas-ı âhirzamana [hadislerde âhirzamanda çıkacağı belirtilen şahıslara> ait haberlerin mühim bir kısmını ve Hürriyetten evvel İstanbul'da

tevilini söylediği hadislerin ihbar ettiği âhirzamanın dehşetli şahıslarının âlem-i İslâm ve insaniyette zuhur ettiğini görür. Ve yine gelen rivayetlerden, onlara karşı çıkacak

ve mukabele edecek olan Hızb-i Kur'ân hakkında, 'O zamana yetiştiğiniz zaman, siyaset cânibiyle onlara galebe edilmez; ancak mânevî kılınç hükmünde i'caz-ı Kur'ân'ın nurlarıyla

mukabele edilebilir' tavsiyesine uyarak Van'a gider." (  12)

Bu ifadeler, bir yandan açıkça Süfyanın çıktığını bildirirken, öte yandan da ona karşı siyasetle değil, maddî güçle de değil, ancak mânevî kılınç hükmündeki îman ve Kur’ân

hakikatleriyle durulabileceğini göstermektedir.

Büyük Deccal, İkinci Dünya Savaşıyla dünyayı kasıp kavururken, İslâm Deccalı da âlem-i İslâmda sinsî plânlarını uygulayacaktır. Tefekkürnâme-Mârifetnâme isimli eserinde

Bediüzzaman, "Allah, bu ümmetin üzerinde Deccalın kılıncıyla büyük harb kılıncını bir arada tutmayacaktır" hadis-i şerifi altına düştüğü bir notla bu noktaya işaret eder :

   "Melhame-i Kübrâ [Büyük Savaş] olan İkinci Harb-i Umûmî âlem-i İslâmı hırpalamadığı işaretiyle İslâmlar içinde bir Deccal, âlem-i İslâmı başka bir tarzda hırpalayacak."(  

13)

Kalacağı süre

Deccalın yeryüzünde kalacağını süreyle ilgili olarak değişik rivayetler vardır. Kırk sabah,(  14) kırk gece,(  15) kırk yıl(  16) gibi.

Deccalın uzun veya kısa süre kalması o kadar önemli midir? Aslında bundan daha önemli olan onun, ister uzun, ister kısa süre kalsın, yaptığı tahribattır. Çünkü o çok kısa

zamanda çok büyük tahribât yapacaktır. Yıkmanın kolay, yapmanın zor olduğu düşünülürse, tamirâtının yıllar alacağı da kendiliğinden ortaya çıkar.

Deccalın dört gününün bulunduğu; birinci gününün bir sene, ikinci gününün bir ay, üçüncü gününün bir hafta, dördüncü gününün de normal günler gibi olduğu şeklindeki rivayet,(  

17) aynı zamanda Deccalın icraatının dehşetini de haber vermektedir.

Şuâlar'da belirtildiğine göre hem büyük Deccalın, hem İslâm Deccalının üç istibdat dönemi mânâsında, üç günleri bulunmaktadır :  Birinci gün ve devresinde üç yüz senede, ikinci

devresinde otuz senede, üçüncü gün ve devresinde bir senede yaptığı değişiklikler on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi âdîleşir, birşey yapmaz, yalnız vaziyeti

muhafazaya çalışır.(  18  )

Deccalın dönemi uzun gelir insanlara. Çabuk bitmez. Çünkü yokluklar, sıkıntılar, çileler dönemidir. Evet, sıkıntılı günler çabuk geçmez.

------------------------------

"Deccal" ve "Süfyan" hakkında bilgi verir misiniz ?

Âhir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar :  Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat,

zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa (  a.s.)

iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

Resûl-ü Ekrem (  a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama

olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.

Deccal

Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (  a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş,

fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.

   "Hz. Âdem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (  diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(  1)

buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.(  2) Sadece

Resûl-i Ekremin (  a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,(  3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına

dikkatleri çekmek içindir.

Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimiz (  asm)'in bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda

kalacaklardır.(  4)

Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâm'ın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de

Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.(  5)

Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran,

bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, “yalancı, dalâlete sürükleyici"(  6) özelliğine dikkat çekilmiştir.

Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem

dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği

kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.

Deccala, “Mesih” kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok

mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir :  Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz,

yalancı, çok öldüren.

Bir hadis-i şerifte ondan, “Mesihü'd-Dalâle," “Sapıklık Mesihi” diye söz edilir.(  7)

Süfyan

Bir hadis-i şerifte,

   “Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek”(  8  )

   buyurulmaktadır. Mahiyeti ise :

   "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."(  9)

Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(  10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun

için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde

gayretullaha dokunmayacaktır.(  11)

Deccal hakkında tevatür var

İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.(  12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, "Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında

Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin

olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.(  13)

İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.(  14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?

Şüphesiz. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur" şeklindeki iddiâsını

cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti :

   "'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir

milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o

müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb

etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."(  15)

Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(  16)

Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm

Deccalıdır. Buna —ki Hz. Ali(  17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(  18  ) ve Hz. Ali hep bu Deccalden bahsetmiştir.(  19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve

aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma

bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim'siz, Firavunu Hz. Musa'sız

düşünemeyeceğimiz gibi, Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun

karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün

değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,

"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan

veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (  a.s.m.)

muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem

mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât–ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”(  20)


------------------------------
Deccal kimdir, yeryüzüne gelişi nasıl olacaktır? Ondan korunmamız için ne yapmamız gerekir?

Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar :  Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat,

zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa (  a.s.)

iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

Resûl-ü Ekrem (  a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama

olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.

Deccal

Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (  a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş,

fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.

   "Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (  diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(  1)

buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.(  2) Sadece

Resûl-i Ekremin (  a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,(  3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına

dikkatleri çekmek içindir.

Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin (  asm) bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda

kalacaklardır.(  4)

Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü (  asm) çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâmın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda

Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.(  5)

Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran,

bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, "yalancı, dalâlete sürükleyici"(  6) özelliğine dikkat çekilmiştir.

Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem

dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği

kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.

Deccala, "Mesih" kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok

mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir :  Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz,

yalancı, çok öldüren.

Bir hadis-i şerifte ondan, "Mesihü'd-Dalâle," "Sapıklık Mesihi" diye söz edilir.(  7)

Süfyan

Bir hadis-i şerifte,

   "Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek"(  8  )

buyurulmaktadır. Mahiyeti ise, "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve

münafık bir şahıstır."(  9)

Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(  10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun

için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde

gayretullaha dokunmayacaktır.(  11)

Deccal hakkında tevatür var

İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.(  12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, "Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında

Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin

olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.(  13)

İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.(  14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?

Şüphesiz vardır. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur." şeklindeki

iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti :

"'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir

milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o

müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb

etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."(  15)

Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(  16)

Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm

Deccalıdır. Buna -ki Hz. Ali(  17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(  18  ) ve Hz. Ali (  ra) hep bu Deccalden bahsetmiştir.(  19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak

ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma

bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim (  as)'siz, Firavunu Hz. Musa' (  

as)sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun

karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün

değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,

"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan

veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (  a.s.m.)

muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem

mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır."(  20)

------------------------------
Bir hadiste okudum, otuz deccal çıkmadan kıyamet kopmaz, diye... Biz bir tane deccal çıkacak biliyorduk, açıklar mısınız?

Deccalların sayısı çoktur, her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(  1)

Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm

Deccalıdır. Buna Hz. Ali (  ra) (  2) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir (  3) ve Hz. Ali (  ra) hep bu Deccal'den bahsetmiştir.(  4) Süfyan, Müslümanlar içinde

çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma

bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim (  as)'siz, firavunu Hz. Musa (  

as)'sız düşünemeyeceğimiz gibi, Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

------------------------------
Deccalin alnında kafir yazılması mecaz bir ifade mi? Kıyamete yakın inananların alnında mümin, kafirlerin alnında kafir yazısı olacağı söyleniyor...

Ahir zamanda deccalın alnında kafir yazısı yazılı olacağını bildiren rivayetler vardır. Bu tüm kafirler için değil sadece deccal hakkında söylenmiştir. Ayrıca bu ifade mecazdır.

Yani deccalın özelliğini bildirmiştir.

Deccal, görünüş olarak normal bir insandır. “Mağrur, mütekebbir, firavunlaşmış ve Allah’ı unutmuş olduğundan; geçici, kuvvete dayalı hakimiyetine “Ulûhiyet :  İlâhlık” namını

vermiş ahmak bir şeytan ve dessas bir insandır.” Yani korku ve panikle iş yapar. Manevi şahsiyetini temsil edecek olan dinsizlik akımı pek büyük olacaktır.

Bazı İslam alimleri tarafından bu akımın, tahribatının çok büyük olacağına dikkat çekilerek, sistemleştireceği dinsizlik akımına “DECCALİZM” denilebileceğine ve buna hadislerde

de işaret olduğuna dikkat çekilmektedir.(  1) Hiçbir insan veya insan görünümlü şahsın, ebedi yaşaması mümkün olmayacağı için onun hem yardımcılarının olması hem de öldükten

sonra düşüncelerinin bir ideoloji veya rejim olarak yaşatılması, etkisinin önemi bakımından kayda değerdir.

Sahih hadis kaynaklarında anlatılan hadislere göre deccalin eşkali şöyledir :

Kızılca renkli, kıvırcık saçlı, iri cüsseli, kalın boyunlu, tek gözlü ve şaşıdır. Sağ gözü kör olacak. Tek gözü, geniş alnı ortasında sallanan bir üzüm tanesi gibidir.(  2)

Alnında, iki gözünün arasında “ke-fe-re, yani kâfir” yazılıdır.(  3) Sıkıntılı günlerde(  4), eşek sırtına binmiş olarak ortaya çıkacak ve böyle gezecek.(  5) Kendisine

özellikle münafıklar, kadınlar ve Yahudiler iltihak edecektir.(  6) Her peygamber, ümmetini bu yalancının çıkaracağı fitnenin büyüklüğü konusunda uyarmıştır.(  7)

Diğer taraftan, yanında bol miktarda yiyecek, su ve ateş bulunacak(  8  ); bir yanında cennet, bir yanında cehennem taşıyacak(  9); istediği zaman yağmur yağdıracak ve ölüleri

diriltecek(  10); birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü sair günler gibi olacak, çıktığı zaman dünya duyacak ve kırk günde dünyayı

dolaşacak(  11); Mekke ve Medine hariç bütün dünyayı fethedecek, 40 gün veya 40 yıl hüküm sürdükten sonra(  12), Suriye veya Filistin’de “Ludd” kapısında, Hz. İsa tarafından

öldürülecektir.(  13)

Burada anlatılan hususların çoğunun sembolik olduğu açıktır. Çünkü bu ölçülerde bir insan bulmak mümkün değil gibi bir şeydir. Hem eğer anlatılan gibi birisi olsa zaten onu

herkes tanır ve sakınır. Hz. İsa (  as)’a da gerek kalmadan insanlar onu bir şekilde öldürürlerdi.

Benzer semboller mehdi hadislerinde de göze çarpmaktadır. Bu yüzden anlatılan hususların deccal ve mehdiye ait birtakım özellikler olduğu anlaşılmaktadır ki, hem imtihan sırrı

bozulmasın, hem de her devirde çıkacak birtakım özelliklere göre o şahıslara karşı dikkatli davranılsın.

------------------------------
Deccal nereden çıkacak?

Deccal söz konusu olunca, nereden ve ne zaman çıkacağı hususları da ister istemez akla gelir. Peygamberimizin, bunlara da cevap verdiğini görüyoruz.
Büyük Deccal kuzeyden çıkacaktır. Bunu "Deccalın birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, diğer günleri de normal günler gibidir"(  1) hadis-i

şerifinden öğreniyoruz.

Çünkü, Kuzey kutup bölgesinde bütün sene, bir gece bir gündüzdür. Yazın, trenle birgün güneye doğru gelinse bir ay güneşin batmadığı görülür. Sonra otomobille birgün daha

gelinse bir hafta boyunca güneş batmaz. İşte bu durum büyük Deccalın kuzeyden çıkıp güneye doğru tecavüz edeceğini mu’cizâne haber verir.(  2)

Resûl-i Ekrem (  a.s.m.), Süfyanın da ümmeti içerisinden çıkacağını44 bildirirken, çıkış yerinin Doğu olacağına da dikkat çekmiştir. Buna Resûlullah, öylesine önem vermiştir ki

üç defa tekrarlama ihtiyacı hissetmiştir.

Bir rivayette Horasan denilen Doğu tarafında bir yerden çıkacağı bildirilmektedir.(  3) Başka bir rivayette daha detaya inilerek, "Isbahan (  Isfahan) Yahudiyesinden çıkacağı"

bildirilmektedir.(  4) Isfahan bölgesinde yer alan Şehristan ve Yahudiya’nın, Yahudîlerin en çok bulundukları iki şehir olduğunu biliyoruz.

Şuâlar'da bu tip rivayetlere şöyle bir açıklık getirilir :

   "Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan

yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle, Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder."(  5)



Bununla birlikte Deccal'ın Şam'dan çıkacağı(  6) şeklindeki rivayetler de bulunmaktadır. Allah Resûlü, "Sizleri benden sonra çıkacak yedi fitneden sakındırırım" buyururken,

"Şam'ın merkezinde zuhur edecek Süfyanî fitneyi de bunlar arasında saymıştır.(  7)

Hâkim'in Müstedrek'inde yer alan bir rivayette Süfyanî Deccalden bahsedilirken, Dımaşk'ın [Şam> ortasından çıkacak bu adamın zâlim birisi olduğu, kendisine tâbi olanların çoğunu

Kelb Oğullarının teşkil edeceği, ayak basmadık yer bırakmayacağı, sonunda Âl-i Beytten çıkan bir adam tarafından askerleriyle birlikte öldürüleceği bildirilir.(  8  )

Bu rivayetler, öncekilerle çelişki teşkil etmez. Aksine birbirini destekler, tamamlarlar. Çünkü Doğu, Horasan bölgesi, Resûlullah bu sözlerini söylediği anda Deccalın

içerisinden çıkacağı kavmin bulunduğu yerdi. Şam ve civarı da o kavmin sonradan hâkim olduğu hilafet merkezlerden biriydi. Şam değil de, daha başka bir merkez de olabilir. Bu

farklılığın sebebi râvîlerin meseleye kendi yorumlarını da katmış olmalarıdır. Çünkü, "Merkez-i hilafet eski zamanda Şam'da, Irak'ta ve Medine'de bulunduğundan ravîler, kendi

içtihadlarıyla daimî öyle kalacak gibi mânâ verip, merkez-i hükümet-i İslâmiye yakınlarında tasvir etmişler, Halep ve Şam demişler, hadisin mücmel haberlerini kendi

içtihadlarıyla tafsil etmişlerdir."(  9)

Bununla birlikte bu rivayetlerde, İslâm deccalı Süfyanın, uzun yıllar İslâma başkentlik yapan Şam'da inançsızlığa dayalı sisteminin projelerini hazırlayabileceğine de bir işaret

vardır. Çünkü Hz. Mehdî de yangını suyla söndürürcesine, “Şam’ın minberine çıkıp”(  10) meşhur hutbesini okuyarak onun sinsî plânlarını akamete uğratmaya çalışacaktır.

Deccal'ın Mekke ve Medine'ye girememesi

Müthiş, korkunç bir âfet olan Deccalın şerri, bulaşıcı hastalık gibi her yere yayılır, sadece Mekke ve Medine'ye giremez. Allah Resûlü onun ayak basmadık yer bırakmayacağını,

ancak Mekke ve Medine’ye giremeyeceğini bildirmişlerdir. (  11)

Deccalın hükmü heryere ulaştığı halde(  12) Medine'ye girmesi haram kılınmış,(  13) korkusunun bile orada hissedilmeyeceği beyan buyurulmuştur.(  14)

Resûl-i Ekremin (  a.s.m.) vefatından sonra bile şerefli yurdunun böyle bir felâketten korunmuş olması, oldukça önemlidir. Cenab-ı Hak, onun hürmetine harb, v.s. gibi çeşitli

sebeplerle bu mübarek beldeleri Deccalın tasallutundan kurtarır, onun sistem ve rejiminin girmesine engel olur.

------------------------------

Deccal kimdir? Deccal'in istidrac (  olağanüstü şeyler) göstermesi nasıl yorumlanabilir? Hindistan da ortaya çıkan Sai Baba adında bir adamın Deccal olduğu söyleniyor.

Dünya, imtihan yeridir. İnsanlar bu dünyada imtihana tabi tutulmaktadırlar. Deccal da bir imtihan vesilesidir. Allah'ın kendisine verdiği güçle birtakım hârikalar gösterecektir.

Deccâl'in göstereceği hârikalara "istidrâc" denir. İstidrâc, "inançsız ve şerîr kimselerin arzularına uygun olarak gösterdikleri hârikalara" denir.

İlâhlık iddia eden Deccâl, istidrâc türünden hârikalar gösterecek ve neticede bazı zayıf inançlılar buna aldanacak, imanı kuvvetli olanlar ise kanmayacaklardır.

Zira insanlar çok iyi bilirler ki, ilah doğmaz, yemez, içmez, acıkmaz, susamaz, dünyada insanlar tarafından görülmez. Halbuki Deccâl ise bir insandır, üstelik eksik yani kör bir

insan ve hatta kendi gözünü iyileştirmekten aciz bir yaratıktır. İşte insanlar, akıllarıyla bunları bilebilecekleri için Deccâl ve benzerlerinin istidrâc göstermeleri

mümkinattandır.

Müseylemetü'l-Kezzâb gibi peygamberlik iddia eden yalancılar ise "ihânet" türünden hârikalar gösterebilirler. Yani isteklerinin zıddı gerçekleşerek rezil olurlar. İstedikleri

yönde harika gösterseler; peygamberlik iddia eden yalancılarla gerçeğini halk ayırt edemez. Ve bu, halkın sapmasına sebep olacağından caiz değildir. İnsandan peygamber olur ama

ilah olamaz. Hz. Peygamber (  asm),

   "Dikkat edin Deccâl'in sağ gözü kördür. Rabbiniz ise tek gözlü değildir."

diye ümmetini bu konuda uyararak Deccâl'in harikalarına aldanmalarını önlemiştir. Hadislerde Deccâl'in iki gözü arasında KFR (  kâfir) yazılacağı ve bunun herkes tarafından

okunacağı bildirilmiştir. (  Müslim, Fiten,102, 103,105).

Deccâl, müminler için çok büyük bir fitne olduğundan, bütün peygamberler ümmetlerini Deccâl'e karşı uyarmışlardır. (  Buhârî, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 101).

DECCAL :  Bu kelime (  decl) kökünden mübalağalı ism-i faildir. Aşırı yalan ve aldatmalarla hakkı bâtıl, bâtılı hak olarak gösteren ve münafıkane hakkı bâtıl ile karıştırıp

hakkı örten ve böylece cemiyetleri ifsad ve idlâl eden şahıs demektir. Tac tercemesi, V / 631. hadiste beyan edildiği gibi :  "Deccal meçhul (  gaib) bir şerdir." şeklindeki

ifadeden de anlaşıldığı gibi, süfyan denen İslâm deccalının deccallığı, herkesin anlayacağı tarzda apaçık değildir.

Münafıkane bir tavırla ümmeti ifsad ve idlâle çalışır. Deccalın başlattığı cereyana da deccaliyet denir. Deccalın en şerli ve zararlı tarafı da deccaliyetidir. Deccalın

ölümünden sonra da cereyanı hayli devam eder. Deccalın hak ile bâtılı karıştırmasına karşı Kur'an, hak ile bâtılın tefrik ve tebyinini ister, İşte Kur'an'ın dersini, tam anlayan

sahabeler nazarında hak ile bâtıl tamamen ayrılmıştı.

Deccal; "Sahih hadislerin ihbarı ve din büyüklerinin izah ve kabulleri ile, âhir zamanda gelecek ve Risâlet-i Ahmediyeyi inkar edip İslâmiyet'i tahribe çalışacak ve dünyayı

fesada verecek çok şerli ve küfr-ü mutlak yolunda olan dehşetli bir şahıstır." Bir hadis rivayetinde üç deccal, diğerinde yirmiyedi deccal geleceği Peygamberimiz Aleyhissalâtü

Vesselam tarafından bildirilmiştir.

Âlem-i islâm'da muhtelif zamanlarda çıkmış olan dehşetli din düşmanlarının ve anarşiye hizmet edenlerin umumu da rivayetleri tasdik etmektedir. Bu din yıkıcılığının âhirzamanda

daha dehşetli olacağı bildirilmektedir. Şu son asırda görülen ve dünyayı tehdit eden ve Cenab-ı Hakk'ı inkâra kadar cür'et edip medeniyet-i beşeriyeyi tahribe çalışan dehşetli

cereyanlar bu gaybî ihbarın doğruluğunu tasdik etmektedir.

   "Deccalın sahs-ı surisi insan gibidir. Mağrur, fîr'avunlaşmış, Allah'ı unutmuş olduğundan; surî, cebbârane olan hâkimiyetine, uluhiyet namını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır ve

bir insan-ı dessastır. Fakat sahs-ı manevîsi olan dinsizlik cereyan-ı azimi, pek cesimdir. Rivayetlerde Deccala ait tavsifat-ı müdhişe ona işaret eder. Bir vakit Japonya'nın

başkumandanının resmi, bir ayağı Bahr-i Muhitte, diğer ayağı on günlük mesafedeki Port Artür Kal'asında tasvir edilmiş. O küçük Japon Kumandanının bu surette tasviriyle,

ordusunun sahs-ı manevîsi gösterilmiş." (  Bediüzzaman, Mektubat, s.58  )

Âhir zamanda biri İslâm âleminde, diğeri beşeriyet âleminde olmak üzere, iki deccal ve cereyanları bulunur.

   "Sual :  ...Rivayetlerde, her iki Deccalın harikulade icraatlarından ve pek fevkalâde iktidarlarından ve heybetlerinden bahsedilmiş..."

   "Elcevab :  (  İlim ancak Allah' ındır.) İcraatları büyük ve harikulade olması ise :  Ekser tahribat ve hevesâta sevkıyat olduğundan, kolayca harikulade öyle işler yaparlar

ki, bir rivayette, "Bir günleri bir senedir." Yâni; bir senede yaptıkları işleri ücyüz senede yapılmaz denilmiş... tstidrac eseri olarak, müstebidâne olan koca hükümetlerinde,

cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukua gelen terakkiyat ve iyilikler haksız olarak onlara isnad edilmesiyle binler adam kadar bir iktidar onların şahıslarında

tevehhüm edilmeğe sebep olur."

   "Her iki Deccal, azamî bir istibdat ve azamî bir zulüm ve azamî bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, azamî bir iktidar görünür. Evet, öyle acib bir istibdat ki :  

-kanunlar perdesinde- herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdâhale ederler. Zannederim asr-ı âhirde İslâm ve Türk hürriyet-perverleri, bir hiss-i kablel vuku

ile bu dehşetli istibdadı hissederek oklar atıp hücum etmişler. Fakat çok aldanıp yanlış bir hedef ve hatâ bir cephede hücum göstermişler. Hem öyle bir zulüm ve cebir ki, bir

adamın yüzünden yüz köyü harab ve yüzer mâsumları tecziye ve tehcir ile perişan eder."

   "Her iki Deccal, Yahudinin İslâm ve Hıristiyan aleyhinde şiddetli bir intikam besliyen gizli komitesinin muavenetini ve kadın hürriyetlerinin perdesi altındaki dehşetli bir

diğer komitenin yardımını, hattâ İslâm Deccalı masonların komitelerini aldatıp müzaheretlerini kazandıklarından dehşetli bir iktidar zannedilir." (  Bediüzzaman, Şualar, s. 593

-594)

(  Taç Tercümesi, V. cilt, 1026. hadisten 1047. hadisler; -Doç Dr. Abdülvehhab ÖZTÜRK tercümesinde sayfa 408-429 kadar- Deccal hakkındaki rivayetlerdendir.)

SÜFYAN :  Âhir zamanda geleceği ve ümmetin karanlık günler yaşamasına sebeb olacağı sahih hadislerle bildirilen ve şeair-i İslamiyeyi tahribe çalışan dehşetli ve münafık bir

şahıs.

   "Rivayetler, Deccal'in dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş."

   "(  Gaybı yanlız Allah bilir.) Bunun bir te'vili şudur ki :  İslamların Deccalı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (  R.A.) dediği gibi demişler ki

onların Deccalı, Süfyan'dır. İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin Büyük Deccalı ayrıdır. Yoksa büyük Deccalın cebr ve ceberut-u mutlakına karşı itaat

etmiyen şehid olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz." (  Bediüzzaman, Şualar, s. 585)

Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor :

   “Sizleri benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim :  Medine'den çıkacak bir fitne, Mekke'den çıkacak bir fitne, Yemen'den çıkacak bir fitne, Şam'dan

çıkacak bir fitne, şarktan çıkacak bir fitne, garbdan çıkacak bir fitne. Bir fitne de Şam'ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfya-nî'nin fitnesidir.”

(  Kitab-ül Feteva-yı Hadisiyye, Ahmed Şehabeddin bin Hacer-ül Heyte-mî adlı eserin 30. sahifesinde ve Kenzü'l-Ummal, 14. cilt, 272.sahifede ve 39639, 39677. hadislerinde ve

diğer bazı hadis kitablarında "Süfyan"dan bahsedilir.)

   "Evet, "Rivayetlerde, vukuat-ı Süfyaniye ve hâdisat-ı istikbaliye Şam'ın etrafında ve Arabistan'da tasvir edilmiş."

   "Allahu a'lem, bunun bir te'vili şudur ki :  Merkez-i hilâfet eski zamanda Irak'da ve Şam'da ve Medine'de bulunduğundan, râviler kendi içtihadlariyle -daimî öyle kalacak

gibi- mâna verip "Merkez-i Hükûmet-i İslâmiye" yakınlarında tasvir etmişler, Haleb ve Şam demişler. Hadîsin mücmel haberlerini, kendi içtihadlariyle tafsil etmişler."

   ...

   "Diğer "bir rivayette, "İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek" denilmiş. Allahu alem bunun bir te'vili şudur ki :  Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi

ve Islâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle

Sûfyânî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder."

   "Garibdir hem çok garibdir. Yediyüz sene müddetinde Islâmiyetin ve Kur'an'ın elinde şeref-şiâr, bârika-asâ bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten

Islâmiyetin bir kısım şeâirine karşı istimal etmeğe çalışır. Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. "Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor." diye rivayetlerden

anlaşılıyor."

   ...

   "Rivayette var ki :  "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile da lâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."

   "Vel'ilmu indallah, bunun bir te'vili şudur ki :  "Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vâsıta-i saltanat olmadığı

halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve akliyle çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine taraftar

eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır." demektir." (  Bediüzzaman, Şualar, s. 585-596)

   ...

   "Büyük Deccal'ın ispirtizma nevinden teshir edici hassaları bulunur. İslâm Deccalı'nın dahi, bir gözünde teshir edici manyatizma bulunur. Hattâ rivâyetlerde, " Deccalın bir

gözü kördür. " diye nazarı dikkati gözüne çevirerek büyük Deccal'ın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü, öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadîste kaydetmekle , onlar

kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek birtek gözü var ve âkıbeti ve ahireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder."

   "Ben bir mânevi âlemde İslam Deccalını gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı

mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesata hücum eder. Avâm-ı nâs hakikat-ı hâli bilmediklerinden hârikulâde iktidar ve cesaret zannederler."

   "Hem şanlı ve kahraman bir millet, mağlûbiyeti hengâmında, böyle istidraclı ve şanlı ve tâli'li ve muvaffakiyetli ve kurnaz bir kumandanı bulunduğundan gizli ve dehşetli

olan mâhiyetine bakmayarak kahramanlık damariyle onu alkışlar, başına kor, seyyielerini örtmek ister. Fakat kahraman ve mücâhid ordunun ve dindar milletin, ruhundaki nur-u îman

ve Kur'an ışığıyle hakikat-ı hâli göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribâtını tâmire çalışacağı, rivâyetlerden anlaşılır." (  Bediüzzaman, Şualar, s. 225)

Süfyan ve Deccal'in kendilerinden daha çok, Süfyaniyet ve Deccaliyet denen cereyanları ve komiteleri daha dehşetlidir.

------------------------------

"Deccal uluhiyet dava ettiğinde bir genç karşı çıkacak. Deccal o genci öldürecek, genci sonra tekrar diriltecek." anlamında bir hadis var mıdır? Varsa manası veya tevili nedir?

Uzun bir hadisin soruda geçen kısmı şöyledir :


“... Deccal bir kavmin üzerine gelir ve onları dâvet eder. Onlar da ona iman edip kendisinin çağrısına uyarlar. Ardından semaya emreder, sema yağmur yağdırır. Yere emreder de,

yer her türlü bitkiyi bitirir... Bir harabeliğe uğrar ve ona hitaben :  ‘Hazinelerini ortaya çıkar’ diye emreder. Sonra yetişkin gençlik dolu bir civanmert çağırır. Onu kılıçla

vurup, iki parça halinde keser. Parçalarını bir ok atımı mesafesi kadar birbirinden ayırır. Sonra, parçaladığı genci çağırır. O da hemen yüzü parıldayarak ve güler halde ona

yönelir, gelir. ...” (  Müslim, Fiten, 110)

Hadiste Deccal’ın kavimleri kendine tabi edeceği, semaya emredip yağmur yağdıracağı, yere emredip her türlü bitkiyi bitireceği, bir genci çağırıp öldüreceği, sonra tekrar

dirilteceği, dirilen genci çağırdığında bu gencin gülerek kendisine geleceği şeklinde ifadesini bulan Deccal’ın “fevkalâde güç ve iktidarı”, Bediüzzaman’a göre, Deccal’ın temsil

ettiği manevî şahsiyetin dehşet ve azametinden kinayedir. Şahs-ı manevîsinin dehşetli azameti, fevkalâde iktidarı ve olağan üstü gücü bu ifadelerle bildirilmiştir ki, işi ve

icraatı tahrip olduğundan, gençlik şehvetini tahrik ederek gençleri zevk ve eğlencelerle güya diriltir, fakat maneviyat açısından öldürür ve her türlü bozgunculuğu yapar. (  bk.

Şualar, Beşinci Şua)

Çünkü tahribat kolaydır. İştiha ve şehvetleri tahrik eden icraatlar, nefisler taraftar olduğundan, çabuk yaygınlaşır ve kabul görür. O şahıs fevkalâde büyütülür. Azamî bir

istibdat, azamî bir zulüm, azamî bir şiddet ve dehşet ile hareket eder. Herkesin vicdanına, mukaddesatına ve hatta elbisesine kadar müdahale eder. Şahsında pek acaib ve harika

bir iktidar bulunduğu meddahları tarafından yayılır.

Deccalın genci diriltmesi konusu başka şekillerde de anlaşılabilir. Bu hususta ulemadan hicri dördüncü asırda yaşamış el-Halimi, 'EI Minhac' isimli eserinde farklı bir açıklama

yapmaktadır. Ona göre deccalın insanı öldürdükten sonra diriltmesi bir çeşit tedavi yoluyla olacaktır. (  Sarıtoprak, Zeki, Deccal, Yeni Asya Yayınları, s. 84)

Nitekim, Antibiyotik olan Penicilin bulunduğu zaman tıbba büyük bir kapı açılmıştı, tabi aynı zamanda inkarcılara da. Artık eskiden ölecek zannedilen, ölecek olarak bilinen

hastalar antibiyotik'in kullanışıyla iyileşmekteydi. Herkesin başı dönmüştü, sanki ölüme çare bulmuşlardı. İnsanlık için tarihde az rastlanılan başarılardan birisi idi.

İnkarcılık fikri de artık meydan okuyordu. Sanki artık ölüleri diriltiyorlardı, çünkü eskiden o hastalıktan ölen insanlar şimdi artık bir haftalık veya bir kaç haftalık

tedaviden sonra eski sıhhatine kavuşuyorlardı. Her şeyi biliyoruz, her şeye bir çare buluruz zannına kapılmışlardı. Fakat aradan bu kadar sene geçmiştir, bugün insanlar artık

bilgilerinin çok az olduğunu itiraf etmektedirler. Ve yeni hastalıklar çıkmaktadır, onlara karşı hiçbir tedavi yöntemi bulamamaktadırlar, yine en sonunda acizliklerini itiraf

etmek zorunda kalmışlardır.

Diğer taraftan sihir ve büyü ile insanların gözlerini boyayarak bir kişiyi ortadan ikiye ayırmış gösterebiliyorlar. Bazı Hadis-i Şerifler'de buna işaret vardır. Mesela bir

Hadis-i Şerif'de, genç mü'mini kılıçla ikiye böleceği ifade edilirken, diğer bir Hadis-i Şerif'de testere ile ikiye böleceğini iki parçanın arasında yürüyeceğini ve kalk

diyeceğini ve adamın tam olarak kalkacağını belirtmektedir. Başka bir Hadis-i Şerif'de deccal adamı ikiye böldükten sonra hempalarına :  "Ben bunu diriltirsem Rabb'iniz olduğuma

inanacak mısınız?" diye sorar. Sonra deccal deyneğini alıp her iki parçaya vurur, bunlar ayağa kalkarlar, dostları bu hali görünce onu tasdik ederler, sevgi izhar ederler ve

onun Rabbleri olduğu hususunda kanaat sahibi olurlar. (  Bu son rivayet zayıfdır). Bu Hadis-i Şeriflerden anlaşıldığına göre, bu Hadis-i Şerif'de belirtilenler durum bugünkü

sihirbazlarda vardır, onlar da bazı insanları sihir yaparak güya ortadan ikiye bölerler, ayırırlar (  insanların gözlerine öyle gösterirler), aradan geçerler sonra tekrar

birleştirirler ve adamı kaldırırlar.

Alimlerin bu açıklamasından başka kesin delile dayanan başka bir açıklama vardır. O da Kur'an-ı Kerim'de geçmektedir :

"Allah kendisine hükümdarlık verdi diye (  şımararak) Rabb'i hakkında İbrahim'le tartışanı görmedin mi? İbrahim :  'Benim Rabb'im odur ki yaşatır, öldürür' demişti. (  Nemrut)

'Ben de yaşatır, öldürürüm' dedi. İbrahim :  'Allah güneşi doğudan batıya getirir, sen de onu batıdan getir' deyince inkar eden o adam (  Nemrut) şaşırıp kaldı. Allah, zalim

toplumu doğru yola iletmez." (  Bakara, 2/258  )

İşte bu Ayet-i Kerime'de Nemrut kendisinin de öldürüp dirilteceğini iddia etmektedir ve rivayetlere göre Nemrut öldürülmesi gereken kimseyi azad edip, bir suçsuzu da öldürmek

suretiyle kendisinin güya diriltmeye ve öldürmeye kadir olduğunu Hz. İbrahim (  as)'e söylediği rivayet edilir. Hz. İbrahim bu mevzuda onunla daha fazla tartışmayıp hemen diğer

soruyu sormuştur ve o da şaşırıp kalmıştır. İşte deccalın da diriltmesi, Nemrut'unkinden pek farklı olmayabilir.

Konuyla ilgili rivayetler, sihre işaret ettiği gibi, aldatma ve kandırmaya da işaret etmektedir. Onun için başta Bediüzzaman olmak üzere bir çok alimler tevil etmişlerdir. Yoksa

bu Allah'ın kudretini inkar değildir, böyle bir kâfirin eline böyle kuvvetli hüccet vermez kanaatından dolayıdır. Ayrıca Hadis-i Şerifler deccalın genç mü'mini öldürüp

dirilttikten sonra kimseyi öldürüp diriltemeyeceğini bildirmektedir ki, bu ya onun sihrinin bozulacağını ve sahtekarlığının ortaya çıkacağını ya da Müslümanlara daha fazla

zulmedemeyeceğine ve onların kurtuluşa ereceklerine işaret etmektedir.

Şu halde, Deccal'in elinden zuhur edeceği ifade edilmiş olan harikulâde hadiseler bir kısım te'vil ve izaha muhtaç müteşabih ifadeler olarak anlaşılmalıdır. Söz gelimi,

"Deccal'in çıkacağı zamanda teknik ve ilmin gelişmesi sebebiyle, yağmurun yağdırılması, yerden insanlığın menfaatine pek çok şeyin kolayca elde edilebilmesi, bütün bunlara imkan

veren ilim, teknik ve maddî gücün büyük ölçüde Deccal'le sembolleştirilen şer cephesini tutanların elinde olacağı, zamanla o sırları, Mehdi sembolü ile ifade edilen hayır

cephesinin ele geçirerek mahvolmaktan kendilerini koruyacakları" şeklinde yorumlanabilir.

Ama  unutmayalım :  Resulullah (  asv)'ın istikballe ilgili ihbarları hep teşbihlidir. Yorum yapılırken hissedilen, zannedilen manada kesin hüküm verilmez, ihtimal olarak ifade

edilir, gerçeği ise Allah bilir.

---oOo---
--o--
Selam ve dua ile...
------------------------------
Dipnotlar 1

(  1) Müslim, Fiten :  126.
(  2) Nursî,Şuâlar, s. s. 299.
(  3) Tirmizî, Fiten :  56.
(  4) Ebû Davud, Melahim :  14.
(  5) Buharî, Fiten :  26; Müslim, Îman :  277; Müsned, 2 : 122, 144.
(  6) Buharî, Fiten :  26.
(  7) Buharî, Libas :  68; Müslim, kitabü'l-Fiten :  20. Ebû Davud, Kitabü'l-Melahim :  14.
(  8  ) Müsned, 2 : 191.
(  9) Ebû Davud, Kitabü'l-Melahım : 14.
(  10) Buharî, Fiten :  26; Müslim, Fiten :  101-102; Tirmizî, Fiten :  62; Müsned, III : 115, 211.
(  11) Müslim, Fiten :  95, 101-102; Ebû Davud, Melahim :  14; Tirmizî, Fiten :  56; Müsned, III : 103, 173, 201.
(  12) Nursî, A.g.e., s. 358, 502.
(  13) Buharî, Enbiya :  3; Rüya :  11.
(  14) Buharî, Fiten :  26, Enbiya :  77; Müslim, Fiten :  95, 100, 109; Ebû Davud, Melahim :  14; Tirmizî, Fiten :  56, 62; Müsned, 1 : 176, 182; II : 27, 149.
(  15) Müsned, 3 : 367-368.13
(  16) Buharî, Fiten :  26; Müslim, Kitabü'l-Fiten :  20; Müsned, II : 33.
(  17) Ebû Davud, Kitabü'l-Melahim (  Deccalın çıkışı babı) 4 : 116-117.
(  18  ) Müsned, 5 : 123-124.
(  19) Müsned, 1 : 374; 3 : 79.
(  20) Kurtubî, et-Tezkire fî Ahvali’l-Mevtâ ve’l-âhire, I-II (  Kahire :  1406/1985), 2 : 397-398.
(  21) Ali el-Karî, Ali bin Sultan el-Herevî, Mirkatü’l-Mefatih (  Kahire :  ts.), 5 : 190.
(  22) Sarıtoprak, A.g.e., s. 128.
(  23) İbni Manzur, Lisanü'l-Arap, a-v-r md.
(  24) Nursî, Lem'alar, s.
(  25) Sarıtoprak, A.g.e., s. 117.
(  26) Nursî, Şuâlar, s. 499.
(  27) A.g.e., s. 513-514.
(  28  ) Canan, A.g.e. (  İstanbul :  Akçağ Yayınları, 1992), 13 : 458.
(  29) Müslim, Fiten :  89.
(  30) el-Münavî, Feyzü'l-Kadir Şurhu Câmii’s-Sağîr, I-IV. Beyrut :  1392 (  1972), Hadis no :  4249; el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid ve Menbâü’l-Fevâid, I-VIII (  Beyrut :  

1403/1982), 8 : 344.
(  31) el-Berzencî, es-Seyyid eş-Şerif Muhammed bin Resûl, el-İşâa fî Eşrâti’s-Sâa (  Kahire :  Selimağa Kütüphanesi, No :  582, ts), s. 167, 168.
(  32) Nursî, Şuâlar, s. 505.
(  33) A.g.e., s. 508.
(  34) Nursî, Kastamonu Lâhikası, s. 53-54.
(  35) Nursî, Şuâlar, s. 492.
(  36) Kenzü'l-Ummal, 14 : 334.
(  37) Nursî, A.g.e., s. 513-515.
(  38  ) Kenzü'l-Ummal, 14 : 330.
(  39) Müsned, 3 : 367-368; Hâkim, Müstedrek :  4 : 530.
(  40) Hâkim, Müstedrek :  4 : 529-530.
(  41) Müslim, Fiten :  110; Ebû Davud, Melahim :  14; Tirmizî, Fiten :  59; İbni Mâce, Fiten :  33, Müsned, 6 : 455-456.
(  42) Müslim, Fiten :  91.
(  43) Nursî, A.g.e., s. 509.
(  44) Necmeddin Şahiner, Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursî’yi Anlatıyor (  İstanbul :  Yeni Asya Yayınları, 1993), II : 242-243.
(  45) Kastamonu Lâhikası, s. 53.
(  46) Nursî, Şuâlar, s. 506.
(  47) İmam-ı Azam Ebû Hanife, el-Fıkhu'l-Ekber, (  Kahire :  ts), s. 5.
(  48  ) Buharî, Fiten :  27; Fezâilü'l-Medine :  9; Müslim, Fiten : 110, 112-113; İbni Mâce, Fiten :  33; Tirmizî, Fiten :  59; Müsned, 5 : 434-435; 6 : 456.
(  49) Sarıtoprak, A.g.e., s. 84.
(  50) el-Bürhan, s. 57.
(  51) Buharî, Fiten :  25, Enbiya :  50; Müslim, Fiten :  105 (  H. 2935); Ebû Davud, Melahim :  14 (  H. 4315).
(  52) Buharî, Fiten :  26; Müslim, Fiten :  114; İbni Mâce, Fiten :  33; Müsned, 4 : 248, 252.
(  53) Müslim, Fiten :  20.
(  54) Müslim, Fiten :  104; İbni Mâce, Fiten :  33.
(  55) ez-Zebidî, Zeynüddin Ahmed bin Ahmed bin Abdi’l-Latif, çev. Kâmil Miras, Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi (  Ankara :  DİB Yayınları, 1973), 9 : 184.
(  56) Aliyyü'l-Karî, Mirkat, 5 : 196.
(  57) Müslim, Kitabü'l-Fiten :  110.
(  58  ) el-Askalanî, Fethü'l-Barî, 16 : 214.
(  59) İbni Kesir, Muhtasar-ı Tefsir-i İbni Kesir Tercümesi, (  Beyrut :  İhyâü Türasi’l-Arabî, s. 491.
(  60) Nursî, Şuâlar, s. 503,509.
(  61) İhyâü Ulûmiddin, 1 : 59
(  62) Sarıtoprak, A.g.e., s. 121.
(  63) Nursî, Şuâlar, s. 504.
(  64) İbni Kesir, en-Nihaye, 1 : 96.
(  65) Nursî, Şuâlar, s. 500.
(  66) A.g.e., s. 491.
(  67) A.g.e., s. 358.
(  68  ) Fethu'l-Kebîr, 1 : 315, 2 : 185, 3 : 9; Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs, 1 : 266.
(  69) Buharî, Daavat :  39; Müslim, 2 : 2200; Müsned, 2 : 185-186, 288.
(  70) Nursî, A.g.e., s. 504.

-------------
Dipnotlar2 :

(  1) Müsned, 3 : 367.
(  2) Abdülkadir Badıllı, Risale-i Nur'un Kutsî Kaynakları (  İstanbul :  Envar Neşriyat, 1992), s. 561.
(  3) Ebû Davud, Fiten :  1.
(  4) İbni Mâce, Fiten :  H. 3959.
(  5) Müslim, Fiten :  55.
(  6) Şârânî, Ölüm, Kıyamet ve Âhiret ve Âhirzaman Alâmetleri (  İstanbul :  Bedir Yayınları), s. 350.
(  7) Tirmizî, Zühd :  60.
(  8  ) Tirmizî, Fiten :  58; İbni Mâce, Fiten :  35; Ebû Davud, Melahim :  7, 9.
(  9) Nursî, Kastamonu Lâhikası (  Germany :  1994), s. 53-54.
(  10) Rumuzât-ı Semâniye, 4. Remiz.
(  11) Şuâlar, s. 314.
(  12) Nursî, Tarihçe-i Hayat (  Germany :  1994), s. 131-132.
(  13) Nursî, Bedüzzaman Said, Tefekkürnâme-Mârifetnâme, çev. Dr. Abdülaziz Hatip (  İstanbul :  Gençlik Yayınları, 1993), s. 248.
(  14) Müsned, 5 : 364, 434-435.
(  15) Müsned, 3 : 367
(  16) İbni Mâce, Fiten :  33.
(  17) Müslim, Fiten :  110; Ebu Davud, Melahim :  14; Tirmizî, Fiten :  59; Müsned, 6 : 455-456.
(  18  ) Nursî, Şuâlar, s. 506.

-------------------
Dipnotlar3 :

(  1) Müslim, Fiten :  126.
(  2) Ramûzü’l-Ehadis, s. 518.
(  3) Buharî, Fiten :  26; Müslim, Fiten :  101.
(  4) Müslim, Fiten :  125; Tirmizî, Kitabü'l-Menakıb :  70.
(  5) Buharî, Kitabü'l-Meğazî :  64.
(  6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI (  Kahire :  1313), 5 : 372.
(  7) el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid-I-VIII (  Beyrut :  1403/1982), 7 : 348.
(  8  ) Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (  Beyrut :  Dâru’l-Marife, ts.), 4 : 520; Kenzü’l-Ummal, 14 : 272.
(  9) Alâeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindî, Kenzü'l-Ummal (  Beyrut :  1989), 11 : 125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fî Tefsîri’l-Kur’ân, I-X (  İstanbul

:  1330), 8 : 197.
(  10) Müslim, Fiten :  125.
(  11) Nursî, Sözler, s. 158.
(  12) el-Münavî, Feyzü'l-Kadîr (  Beyrut :  972), 3 : 537; Said Havva. el-Essas fi's-Sünne-İslâm Akàidi. çev. M. Ahmed Varol, Orhan Aktepe v.d. (  İstanbul :  Aksa Yayın-

Pazarlama, 1992), 9 : 335.
(  13) Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Essas fi's-Sünne, 9 : 335-336.
(  14) Sarıtoprak, A.g.e., s. 67.
(  15) Şuâlar, s. 360.
(  16) Buharî, Fiten :  25; Menakıb :  25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten :  1.
(  17) Gazalî, İhyâü Ulûmiddin, 1 : 59
(  18  ) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.
(  19) Şuâlar, s. 501.
(  20) Mektûbât, s. 425.

------------------
Dipnot 4 :
(  1) Buharî, Fiten :  25; Menakıb :  25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten :  1.
(  2) Gazalî, İhyâü Ulûmiddin, 1 : 59
(  3) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.
(  4) Şuâlar, s. 501.

-----------------
Dipnotlar 5 :

(  1) Mutlu, Kıyamet Alametleri, 46; Karş :  Bediüzzaman, 15. Mektubat, s. 372.
(  2) Buhari, Hac, 30; Fiten, 25; Libas, 68; Enbiya, 48; Müslim, Fiten, 19-20 (  95, 100-105); Tirmizi, Fiten, 56 (  2235-2241); Ebu Davud, Melahim, 14 (  4316-4320).
(  3) Buhari, Fiten :  27; Müslim, Fiten :  100-103, (  169)-(  2933).
(  4) Müsned, I, 417; Heysemi, VII, 345.
(  5) Müsned, III, 367; Müstedrek, IV, 530.
(  6) Müslim, Fiten :  25 (  124); İbnu Mace, Fiten :  33 (  4077).
(  7) Buhari, Tevhid :  17; Fiten :  25-26; Müslim, Fiten :  19 (  95-101); Ebu Davud, Melahim :  14 (  47); Müsned, I, 195.
(  8  ) Buhari, Enbiya :  50; Müslim, Fiten :  20 (  106-108  ); 22 (  114); İbnu Mace, Fiten :  33 (  4073).
(  9) Müslim, Fiten :  20 (  104-109); Müstedrek, IV, 433,439,540; Heysemi, VII, 343.
(  10) Müslim, 20-21 (  110-113); Tirmizi, Fiten :  59 (  224); Ebu Davud, Melahim :  14 (  4321); Müstedrek, IV, 337-339.
(  11) Müslim, Fiten :  110; Ebu Davud, Melahim :  14; Tirmizi, Fiten :  59; İbnu Mace, Fiten :  33; Müsned, IV, 181.
(  12) Müslim, Fiten :  23 (  116); Ebu Davud, Melahim, 14 (  4321); İbnu Mace, Fiten, 33; Müstedrek, IV, 537.
(  13) Müslim, Fiten, 20 (  110); İbnu Mace, Fiten, 33 (  4075); Müstedrek, IV, 492-494.

-------------------
Dipnotlar 6
(  1) Müslim, Fiten :  110; Ebu Davud, Melahim :  14; Tirmizî, Fiten :  59; Müsned, 6 : 455-456.
(  2) Nursî, A.g.e., s. 506.
(  3) Müslim, Fiten :  17; İbni Mâce, Fiten :  33.
(  4) Müslim, Hac :  486; Fiten :  119-121; Ebû Davud, Melahim :  15; Tirmizî, Fiten :  57, 66; İbni Mâce, Fiten :  33; Müsned, 6 : 412-413.
(  5) Tirmizî, Fiten :  57; İbni Mâce, Fiten :  33; Kenzü'l-Ummal, 11 : 261, 301.
(  6) Müsned, 3 : 224.
(  7) Nursî, A.g.e., s. 515.
(  8  ) Müslim, Fiten :  34; Muhammed Aliyyü’s-Sabban, İs'âfü'r-Râğıbîn (  Mısır :  1367/1948 [Nuru’l-Ebsar’la birlikte>) s. 150, 151; Ali bin Hüsamüddin. el-Bürhan fî Alâmeti

Mehdî Âhiri’z-Zaman. Konya Yusuf Ağa Kitaplığı, no :  312.), v. 89a.
(  9) Gümüşhanevî, Ahmed Ziyaeüddin, Râmûzü'l-Ehadis, çev. Abdülaziz Bekkine (  İstanbul, ts.), 1 : 18.
(  10) Hâkim, Müstedrek, 4 : 520.
(  11) Müslim, Fiten :  91.
(  12) Müsned, 5 : 16.
(  13) Buharî, Fezâilü'l-Medine :  9.
(  14) Buharî, Fiten :  26; Tevhid :  17; Tirmizî, Fiten :  61.

-------------------

Kaynaklar :
Sorularla İslamiyet
(  1) Müslim, Fiten :  126.
(  2) Ramûzü'l-Ehadis, s. 518.
(  3) Buharî, Fiten :  26; Müslim, Fiten :  101.
(  4) Müslim, Fiten :  125; Tirmizî, Kitabü'l-Menakıb :  70.
(  5) Buharî, Kitabü'l-Meğazî :  64.
(  6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI (  Kahire :  1313), 5 : 372.
(  7) el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid-I-VIII (  Beyrut :  1403/1982), 7 : 348.
(  8  ) Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (  Beyrut :  Dâru'l-Marife, ts.), 4 : 520; Kenzü'l-Ummal, 14 : 272.
(  9) Alâeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindî, Kenzü'l-Ummal (  Beyrut :  1989), 11 : 125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fî Tefsîri'l-Kur'ân, I-X (  İstanbul

:  1330), 8 : 197.
(  10) Müslim, Fiten :  125.
(  11) Nursî, Sözler, s. 158.
(  12) el-Münavî, Feyzü'l-Kadîr (  Beyrut :  972), 3 : 537; Said Havva. el-Essas fi's-Sünne-İslâm Akàidi. çev. M. Ahmed Varol, Orhan Aktepe v.d. (  İstanbul :  Aksa Yayın-

Pazarlama, 1992), 9 : 335.
(  13) Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Essas fi's-Sünne, 9 : 335-336.
(  14) Sarıtoprak, A.g.e., s. 67.
(  15) Şuâlar, s. 360.
(  16) Buharî, Fiten :  25; Menakıb :  25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten :  1.
(  17) Gazalî, A.g.e., 1 : 59
(  18  ) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504.
(  19) Şuâlar, s. 501.
(  20) Mektûbât, s. 425
Şaban Döğen

------------

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Deccal
Yazar: RasitTunca - 06-24-2018, 01:27 PM - Forum: Kıyamet ve Alametleri Hakkında - Yorum Yok

DECCAL´IN ÇIKIŞI, VASIFLARI VE HELÂKI

a. Ümmet İçinde Çıkacak Yalancılar

RE. 324/6. Ümmetimde yirmiyedi tane yalancı ve deccal olacak ki, onlardan dördü kadındır. Ben peygamberlerin sonuyum. Benden sonra hiçbir peygamber yoktur.

Hz. Huzeyfe RA

RE. 518/3. Deccal´den evvel, yetmiş küsur deccal olacaktır. (73-79 kadar)

Hz. Enes RA

RE. 477/10. Yetmiş tane yalancı çıkmadan kıyamet kopmaz.

Hz. İbni Amr RA

RE. 346/8. İslâmın usülleri (tutanakları) teker teker bozulacak ve halkı dalâlete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların izi üzerine üç deccal gelecek.

Hz. Huzeyfe RA

b. Peygamberlerin Kavimlerini Deccal´e Karşı İkazları

RE. 143/1. Nuh AS´dan sonra hiçbir peygamber olmadı ki, kavmini Deccal ile korkutmuş olmasın. Şüphesiz ben de sizi onunla korkutuyorum. Olur ki, beni görüp sözümü işitenlerden ona yetişen bulunur. Ashab dediler ki:

"--O zaman kalblerimiz nasıl olur "

Buyurdu ki:

"--Şimdiki gibi veya daha hayırlı.

Hz. Ebû Ubeyde RA

RE. 373/8. Adem AS´ın yaradılışı ile kıyametin kopması arasındaki zamanda Deccal´den büyük hadise yoktur.

Hz. Hişam ibn-i Amir RA

RE. 362/1. Deccal sizin gibi, belki de sizden hayırlı bir kavme yetişecek. Bir ümmet ki başında ben, sonunda İsâ AS geliyor, Allah onları hor etmez.

Hz. Abdurrahman ibn-i Cübeyr RA

c. Deccal´in Çıkacağı Zaman

RE. 236/18. Melhame-i Kübra, Kostantıniye´nin fethi ve Deccal´in çıkması yedi ay veya (sene) içinde olur.

Hz. Muaz RA

RE. 319/11. Beyt-i Makdis´in mâmur olmasını, Medine´nin harab olması takip eder. Onu da Melhame´nin çıkışı ve onu da Kostantıniyye´nin fethi takip eder. Onu ise Deccal´in çıkması takip eder.

Hz. Muaz RA

RE. 258/4. Dört fitne olacak; kan, mal ve ırz mubah kılınacak ve dördüncü ise Deccal fitnesi olacak.

Hz. İmran ibn-i Husayn RA

RE. 485/9. Bir müslümana, canının çıkmasından hoş bir şey olmadıkça (canından bezmedikçe) Deccal çıkmaz.

Hz. İbn-i Mes´ud RA

RE. 485/11. Deccal insanlarca kendinden bahsedilmekten zuhul edilmedikce (unutulmadıkca) ve imamlar da minberlerde ondan bahsetmeyi terk etmedikce çıkmaz.

Hz. Saab ibni Cessame RA

d. Deccal´in Çıkacağı Yer ve Kendisine Tabi Olacak Kimseler

RE. 508/5. Şark tarafından bir cemaat meydana gelir. Kur´an okurlar hançerelerinden aşağı geçmez. Onlardan bir taife inkiraz ederse diğer taife zuhur eder. Son partileri Deccal ile beraber olurlar.

Hz. İbn-i Amr RA

RE. 207/8. Deccal şarkta, Horasan denilen yerden çıkar ve ona katmerli yüzü olanlar uyar.

Hz. Ebu Bekir RA

RE. 506/9. Deccal´e Isfahan yahudilerinden yetmişbin yahudi tabi olur. Hepsinin üzerlerinde taylasan vardır.

Hz. Enes RA

RE. 508/2. Deccal, Horasan denilen yerden çıkar. Ona bir kavim tabi olur ki, yüzleri meşin gibidir.

Hz. Ebubekir RA

RE. 97/7. Deccal şarktan, Horasan´dan çıkar ve ona kalkan yüzlüler tabi olur. (Yahudiler ve Moğollar vs.)

Hz. Ebubekir RA

e. Deccal´in Vasıfları ve Yapacağı Bazı İşler:

RE. 207/7. Deccal´in sol gözü şaşıdır. Saçları çoktur. Yanında da cennet, ve cehennemi vardır. Onun cehennemi cennet, cenneti de cehennemdir.

Hz. Huzeyfe RA

RE. 97/6. Deccal´in sol gözü kör ve alnında "kâfir" diye yazılıdır. Gözlerinin üzerinde de kalın bir perde vardır.

Hz. Enes RA

RE. 140/11. Benden evvelki peygamberlerden ümmetini Deccal ile korkutmayan hiç kimse olmadı. Onun sol gözü şaşı, sağ gözü ise perdelidir. Ve alnında "kâfir" diye yazılıdır. Yanında cennet, cehennem diye iki vadi olur. Cennet dediği cehennem, cehennemi ise cennettir.

Yanında peygamber kıyafetinde iki melek bulunur; biri sağında, biri solundadır. Bu beraberlik insanları imtihan içindir.

Deccal onlara sorar:

"--Ben sizin Rabbiniz değil miyim Diriltiyorum, öldürüyorum."

Meleklerden biri:

"--Yalan söylüyorsun!" der.

Fakat bu sözü yanındaki melekten başkası duymaz. İkinci melek diğerine:

"--Doğru söylüyorsun." der.

İkinci meleğin sözünü insanlar işitir ve zannederler ki, Deccal´i tasdik etti. Bu da imtihan içindir. Sonra Medine´ye yürür. Giremeyince, "Bu onun ülkesidir!" der. Sonra Şam´a yürür Orada "Akabetü Efik" mevkiinde Allah onu helâk eder.

Hz. Sefine RA

RE. 507/10. Deccal çıkar ve beraberinde bir nehir ve bir de ateş hendeği bulunur. Kim onun nehrine girerse, günahı sabit olur, ecrini ise kaybeder. Kim ki ateş hendiğine girerse, ecri sabit olur, günahı ise sükût eder. Bundan sonra işte o kıyamet saatidir.

Hz. Huzeyfe RA

f. Deccal´in Varamayacağı Yerler

RE. 97/8. Deccal her yere varır, yalnız dört mescidin bulunduğu yere varamaz: Mescid-i Haram, Mescid-i Medine, Mescid-i Aksa ve Mescid-i Tur-i Sinâ.

RE. 486/5. Deccal Mekke ve Medine´ye giremez.

Hz. Aişe RA

RE. 486/4. Medine´ye Deccal korkusu girmez. O günü Medine´nin yedi kapısı vardır ve her birinde de ikişer melek duracaktır.

Hz. Ebubekir RA

g. Hz. İsâ AS´ın Deccal´i Öldürmesi

RE. 512/12. Sizin kalanlarınız, Ürdün nehri üzerinde Deccal´la mukatele edeceksiniz. Siz nehrin doğusunda, onlar ise batısında olduğu halde.

Hz. Nuheyk ibn-i Sarimin RA

RE. 97/5. Hiç şüphe yok ki Deccal çıkacaktır. Onun sol gözü kördür ve üzerinde beyaz bir ben vardır. Gözsüzleri ve abraşı iyi eder. Ölüleri diriltir ve "Ben Rabbinizim!" der. Kim onu tasdik ederse, fitne-i Deccale düştü. Kim de "Rabbim Allah!" der ve böyle ölürse, o zaman Deccal´in fitnesine düşmemiş olur. Ona bir daha fitne ve azab yoktur.

Deccal yerde Allah´ın dilediği kadar kalır. Sonra İsa AS gelir. O bana vekil ve benim dinim üzere gelir. Deccal´i öldürür ondan sonra kıyamet kopar.

Hz. Sümüre RA

RE. 201/2. Gazâ geçerlidir; benim baas olunduğum günden, Deccal´le yapılacak gazaya kadar... Onu zalimin zulmü, adilin adaleti kaldıramaz.

Hz. Enes RA

h. Beklenen Yedi Şey Dolayısıyla Amellere Acele Etmek Lüzumu

RE. 243/1. Beklemekte olduğunuz şu yedi şey için amellere müsâraat (acele) ediniz:

1. Unutturucu fakirlik,

2. Azdırıcı zenginlik,

3. Hayatınızı ifsad edici hastalık,

4. Bunaklık verici ihtiyarlık,

5. Ani ölüm,

6. Deccal ki, o beklenen şerdir.

7. Kıyamet ki, hepsinden daha büyük ve daha dehşetlidir.

Hz. Ebû Hüreyre RA

Bu konuyu yazdır