Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,374

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Beyoncé Kimdir - Hayat Hikayesi
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:35 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



Beyoncé Kimdir - Hayat Hikayesi

Beyoncé Giselle Knowles-Carter[3] (d. 4 Eylül 1981),[4][5] kısaca Beyoncé (İngilizce telaffuz: [biˈjɒnseɪ]), ABD'li şarkıcı, şarkı yazarı ve oyuncu. Houston, Teksas'ta doğup büyüyen Beyoncé, çocukken çeşitli şarkı ve dans yarışmalarında performans sergiledi. 1990'ların sonunda, R&B kız grubu Destiny's Child'ın solisti olarak ünlendi. Babası Mathew Knowles'un menajerliğini yaptığı grup, dünyada tüm zamanların en çok satan kız gruplarından biri oldu. Grubun müziğe ara verdiği dönemde Beyoncé, ilk solo albümü Dangerously in Love'ı (2003) yayımladı. Billboard Hot 100 listesinde bir numara olan "Crazy in Love" ve "Baby Boy" single'larına da yer veren albüm 11 milyon kopya sattı ve beş Grammy Ödülü kazandı.

Haziran 2005'te Destiny's Child'ın dağılmasının ardından "Déjà Vu", "Irreplaceable" ve "Beautiful Liar" hitlerinin de bulunduğu ikinci solo albümü B'Day (2006) yayımlandı. Öte yandan Beyoncé, performansıyla Altın Küre'ye aday gösterildiği Rüya Kızlar (2006) ile Pembe Panter (2006) ve Obsessed (2009) filmlerindeki başrolleriyle oyunculuğa adım attı. Rapçi Jay-Z ile evliliği ve Cadillac Records (2008) filminde Etta James'i canlandırması üçüncü albümü I Am... Sasha Fierce'ı (2008) etkiledi. Şarkıcının ikinci kişiliği Sasha Fierce'ın ortaya çıkmasına neden olan albüm, 2010'da "Single Ladies (Put a Ring on It)" ile Yılın Şarkısı dahil altı Grammy Ödülü elde ederek rekor kırdı. Beyoncé aynı yıl müziğe ara verdi ve kariyerinin yönetimini devraldı. Dördüncü albümü 4 (2011); 1970'lerin funk, 1980'lerin pop ve 1990'ların soul müziğine yer verdi.[6] Sanatçının beşinci albümü Beyoncé (2013), deneysel yapımı ve daha karanlık temaları işlemesiyle önceki kayıtlardan ayrıldı.

Kendi deyimiyle "çağdaş bir feminist"[7] olan Beyoncé'nin şarkıları genelde aşk, ilişkiler, tek eşlilik ile kadın cinselliği ve güçlendirmesi temaları çevresinde şekillenmektedir. 17 yıla yayılan kariyerinde solo sanatçı olarak 75 milyondan fazla,[8] Destiny's Child ile birlikte 60 milyon[9][10] albüm sattı ve tüm zamanların en çok satan şarkıcılarından biri oldu.[11][12] Bugüne kadar 17 Grammy Ödülü kazandı ve bu ödüle en çok aday gösterilen kadın oldu. Amerika Kayıt Endüstrisi Birliği, Beyoncé'yi Amerika'da 2000'lerin En Çok Sertifika Alan Sanatçısı kabul etti. 2009'da Billboard tarafından Onyılın En İyi Radyo Şarkıları Sanatçısı, 2000'lerin En İyi Kadın Sanatçısı ve 2011'de Milenyumun Sanatçısı seçildi.[13][14] Beyoncé, 2014'te Forbes'un Celebrity 100 listesinin ilk sırasında yer aldı ve tarihteki en çok kazanan siyahi müzisyen oldu. 2013 ve 2014'te Time dergisinin Dünyadaki En Etkili 100 İnsan listesine girdi.

İlk yılları

Beyoncé Giselle Knowles, 4 Eylül 1981'de, Xerox'ta satış müdürü olan Mathew Knowles ile kuaför ve kuaför salonu sahibi Celestine Ann "Tina" Beyincé'nin kızı olarak Houston, Teksas'ta doğdu.[15] Beyoncé'nin adı, annesinin kızlık soyadından gelmektedir.[16] Babası Afrika kökenliyken, Louisiana yerlisi olan annesinin Afrika, Kızılderili, Fransız ve 1/16 oranında İrlandalı kökleri vardır.[16][17] Solange adlı küçük kız kardeşi de müzisyen olan Beyoncé, anne tarafından Akadya lideri Joseph Broussard ile akrabadır.[17]

Beyoncé, Fredericksburg, Teksas'taki St. Mary's İlkokulu'nda öğrenim gördü ve orada dans derslerine yazıldı. Şarkı söyleme yeteneği, dans eğitmeni Darlette Johnson bir şarkı mırıldanmaya başladığında ve Beyoncé tiz notaları da basarak şarkıyı tamamladığında keşfedildi.[18] Beyoncé'nin müziğe ve performans sergilemeye olan ilgisi, 15 ve 16 yaşındaki öğrencilerin bulunduğu bir okul yetenek yarışmasını yedi yaşındayken John Lennon'ın "Imagine" şarkısını söyleyerek kazanmasıyla devam etti.[19][20] 1990 sonbaharında Beyoncé, Houston'daki müzik odaklı bir okul olan Parker İlkokulu'na kaydoldu ve burada okul korosuna girdi.[21] Daha sonra Performans Sanatları ve Görsel Sanatlar Lisesi[22] ile Alief Elsik Lisesi'ne gitti.[16][23] Beyoncé ayrıca St. John's Birleşik Metodist Kilisesi'nin korosunda iki yıl boyunca solo performans sergiledi.[24]

Beyoncé ve çocukluk arkadaşı Kelly Rowland, sekiz yaşındalarken kızlardan oluşan bir eğlence grubunun seçmelerinde LaTavia Roberson ile karşılaştılar.[25] Üç başka kızla birlikte Girl's Tyme adıyla kurulan bir gruba yerleştirildiler ve Houston'daki bir yetenek yarışması kapsamında rap söyleyip dans ettiler.[26] Grubu gördükten sonra R&B yapımcısı Arne Frager, kızları Kuzey Kaliforniya'daki stüdyosuna getirdi ve o zamanlar televizyondaki en büyük yetenek yarışması olan Star Search'e soktu. Girl's Tyme yarışmayı kazanamazken daha sonraları Beyoncé, söyledikleri şarkının iyi olmadığını belirtti.[27][28] 1995'te Beyoncé'nin babası, grubun menajerliğinden ayrıldı.[29] Bunun sonucunda Beyoncé'nin ailesinin geliri azaldı ve annesi ile babası ayrı dairelere taşınmak zorunda kaldı.[16] Mathew orijinal sıralamayı dörde düşürdü ve grup, diğer tanınmış R&B kız gruplarından önce sahne almaya devam etti.[25] Grup 1995'te Elektra Records ile anlaşma imzalasa da bu anlaşma daha sonradan şirket tarafından feshedildi.[16] Bu olay ailede daha büyük gerginliklere yol açtı ve Beyoncé'nin ebeveynleri ayrıldı. 5 Ekim 1995'te D'wayne Wiggins'in sahibi olduğu Grass Roots Entertainment kızlarla sözleşme imzaladı. 1996'da grup, Sony Music ile yapılan bir anlaşma çerçevesinde ilk albümünü kaydetmeye başladı. Knowles ailesi birleşti ve bir süre sonra kızlar Columbia Records ile sözleşme imzaladı.[19

Kariyeri

1997-2001: Destiny's Child

1996'da grup, Yeşaya kitabındaki bir paragraftan esinlenerek adını Destiny's Child olarak değiştirdi.[30] Destiny's Child 1997'de ilk büyük çalışması olan "Killing Time" adlı şarkıyı Siyah Giyen Adamlar (Men in Black) filminin müziklerinin yer aldığı albümde yayımladı.[28] Bir sonraki yıl grup kendi adını taşıyan çıkış albümünü yayımladı.[27] Albümden çıkan ilk single "No, No, No" oldu. Albüm, grubun; Yılın En İyi R&B/Soul Albümü, En İyi Yeni R&B/Soul veya Rap Sanatçısı ve "No, No, No" ile En İyi R&B/Soul Single'ı dallarında üç Soul Train Lady of Soul Ödülü almasına yol açtı. Grup, pek çok defa platin sertifika alan ikinci albümü The Writing's on the Wall'u 1999'da yayımladı. Albümden, grubun bir numaraya yükselen ilk şarkısı "Bills, Bills, Bills" ile yine çeşitli listelerde bir numaraya yükselmeyi başaran "Jumpin', Jumpin'" ve "Say My Name" singleları çıktı. "Say My Name", 43. Grammy Ödülleri'nde En İyi İkili veya Grup Vokal R&B Performansı ile En İyi R&B Şarkısı dallarında ödül kazandı.[25] The Writing's on the Wall dünya genelinde sekiz milyondan fazla kopya sattı.[27] Bu sürede Beyoncé, Boyz II Men grubunun ilk üyelerinden Marc Nelson ile 1999 yapımı The Best Man filmi için "After All Is Said and Done" şarkısında düet yaptı.[31]

Mathew'un grubu yönetmesinden memnun olmayan LeToya Luckett ve Roberson, daha sonradan yerini Farrah Franklin ile Michelle Williams'a bıraktı.[25] Luckett ve Roberson'ın ayrılığının ardından medya, eleştirmenler ve blog yazarları tarafından suçlanan Beyoncé, kendi ifadesiyle bunalıma girdi.[32] Aynı dönemde uzun zamandır birlikte olduğu erkek arkadaşı tarafından terk edildi.[33] Birkaç yıl süren ağır bunalım boyunca Beyoncé'nin odasından günlerce çıkmadığı ve yemek yemeyi kestiği dönemler de oldu.[34] Beyoncé, Destiny's Child ilk Grammy Ödülü'nü kazandığı için bunalımı hakkında konuşmaya çabaladığını ve kimsenin kendisini ciddiye almayacağından korktuğunu belirtti.[35] Daha sonra annesinin bunalımın üstesinden gelmesinde kendisine yardım eden kişi olduğunu söyledi.[34] Franklin'in gruptan gönderilmesiyle geriye Beyoncé, Rowland ve Williams kaldı.[36]

Grubun kalan üyeleri, 2000 yapımı Charlie'nin Melekleri (Charlie's Angels) filmi için "Independent Women Part I" adlı şarkıyı kaydetti. Bu şarkı ABD'deki Billboard Hot 100 listesinin zirvesinde art arda on bir hafta kalarak grubun en başarılı single'ı oldu.[25] 2001'in ilk aylarında Destiny's Child üçüncü albümünü tamamlarken Beyoncé, MTV'de yayımlanan televizyon filmi Carmen: A Hip Hopera'da ABD'li oyuncu Mekhi Phifer ile başrolde yer aldı. Philadelphia'da geçen film, Fransız besteci Georges Bizet'nin 19. yüzyılda bestelediği Carmen adlı operanın modern bir uyarlamasıydı.[37] Mayıs 2001'de grubun üçüncü albümü Survivor yayımlandığında Luckett ve Roberson, şarkıların kendilerini hedef aldığı iddiasıyla dava açtılar.[25] Albüm ilk haftasında 663.000 kopya satarak ABD'deki Billboard 200 listesine bir numaradan girdi.[38] Bir numara olan "Bootylicious" ve gruba En İyi İkili veya Grup Vokal R&B Performansı dalında Grammy Ödülü kazandıran "Survivor" şarkıları da bu albümde yer almaktaydı.[39] Ekim 2001'de 8 Days of Christmas adlı noel albümünü yayımladıktan sonra grup, üyelerinin solo kariyerlerine odaklanmaları için müziğe ara verdi.[25]

2002-07: Dangerously in Love, B'Day ve Rüya Kızlar

Temmuz 2002'de Beyoncé, Avanak Ajan: Altın Kuş (Austin Powers in Goldmember) adlı komedi filminde Foxxy Cleopatra karakterini canlandırarak oyunculuk kariyerine devam etti.[41] Film ilk haftasında, gişe birincisi olduğu ABD'de $73 milyon hasılat elde etti.[42] Beyoncé; Belçika, Birleşik Krallık ve Norveç listelerinde ilk ona giren "Work It Out"u filmin müziklerinin yer aldığı albümün çıkış single'ı olarak yayımladı.[43] 2003'te Beyoncé, Cuba Gooding, Jr. ile birlikte başrolünde yer aldığı The Fighting Temptations adlı müzikal komedide, Gooding'in karakterinin aşık olduğu bekar bir anne olan Lilly karakterini canlandırdı.[44] Eleştirmenlerden karışık tepkiler alan film, ABD'de $30 milyon hasılat yaptı.[45][46] Missy Elliott, MC Lyte ve Free ile birlikte seslendirdiği ve filmin tanıtımı için de kullanılan "Fighting Temptation"ı ise filmin müziklerinin yer aldığı albümün çıkış single'ı olarak yayımladı.[47] Beyoncé'nin albümde yer alan bir diğer şarkısı "Summertime", ABD listelerinde daha iyi sonuçlar elde etti.[48]

Beyoncé'nin ilk solo kaydı, Ekim 2002'de yayımlanan ve ABD'deki Billboard Hot 100 listesinde dört numaraya kadar yükselen "'03 Bonnie & Clyde" şarkısında Jay-Z ile yaptığı düet oldu.[49] İlk solo albümü Dangerously in Love, Michelle Williams ve Kelly Rowland kendi solo çalışmalarını yayımladıktan sonra, 24 Haziran 2003'te yayımlandı.[50] 2012 itibarıyla dünya genelinde 11 milyon kopya satışla Beyoncé'nin en çok satan albümü konumunda olan Dangerously in Love,[51] ilk haftasında 317.000 kopya sattı ve Billboard 200 listesine bir numaradan girdi.[52] Albümün Jay-Z ile düet yapılan çıkış single'ı "Crazy in Love", Beyoncé'nin solo sanatçı olarak ABD'deki ilk bir numaralı single'ı oldu.[53] "Baby Boy" single'ı da bir numara olurken[40] "Me, Myself and I" ve "Naughty Girl" ilk beşe girdi.[54] 46. Grammy Ödülleri'nde albüm, En İyi Çağdaş R&B Albümü, "Dangerously in Love 2" ile En İyi Kadın R&B Vokal Performansı, "Crazy in Love" ile En İyi R&B Şarkısı ve En İyi Rap/Sung İş Birliği ve Luther Vandross ile düet yapılan "The Closer I Get to You" ile En İyi İkili veya Grup Vokal R&B Performansı dallarında beş ödül alarak Beyoncé'yi o zamanki rekora ortak etti.[55]
Beyoncé, The Beyoncé Experience turnesinde Rüya Kızlar filminin şarkılarından "Listen"ı seslendiriyor. Şarkıcı, filmdeki Deena Jones performansıyla Altın Küre adaylığı elde etti.

Kasım 2003'te Avrupa'da Dangerously in Love Tour adlı turneyi başlatan Beyoncé, daha sonra Missy Elliott ve Alicia Keys ile birlikte The Verizon Ladies First Tour kapsamında Kuzey Amerika'yı dolaştı.[56] 1 Şubat 2004'te, Houston'daki Reliant Stadium'da oynanan Super Bowl XXXVIII karşılaşmasında ABD millî marşını seslendirdi.[57] Dangerously in Love yayımlandıktan sonra Beyoncé, albümde yer vermediği pek çok şarkıdan oluşan bir albüm daha çıkarmayı planladı; fakat bu planı, Destiny's Child'ın son stüdyo albümü Destiny Fulfilled'in kayıtlarına odaklanabilmek için askıya aldı.[58] 15 Kasım 2004'te ABD'de yayımlanan[59] ve Billboard 200 listesinde ikinci sıraya kadar yükselen[60][61] Destiny Fulfilled, Billboard Hot 100 listesinde ilk beşe giren "Lose My Breath" ve "Soldier" single'larına yer verdi.[62] Destiny's Child, Destiny Fulfilled... and Lovin' It adlı bir dünya turnesine çıktı ve 11 Haziran 2005'te, turnenin Avrupa ayağının son durağı Barselona'da Rowland, turnenin Kuzey Amerika ayağından sonra grubun dağılacağını duyurdu.[63] Grubun ilk derleme albümü #1's'ı 25 Ekim 2005'te ABD'de yayımlandı.[64] Mart 2006'da ise grup, Hollywood Bulvarı'nda bir yıldıza kavuştu.[65]

Beyoncé'nin ikinci solo albümü B'Day, şarkıcının yirmi beşinci doğum gününe denk gelecek şekilde 5 Eylül 2006'da ABD'de yayımlandı.[66] İlk haftasında 541.000 kopya satan albüm, Billboard 200 listesine ilk sıradan girerek Beyoncé'nin ABD'de art arda bir numara olan ikinci albümü oldu.[67] Albümün çıkış single'ı "Déjà Vu"da Jay-Z ile düet yapıldı ve şarkı Billboard Hot 100 listesinde ilk beşe girdi.[54] İkinci single "Irreplaceable", ABD, Avustralya, İrlanda, Macaristan ve Yeni Zelanda'da bir numara olarak dünya genelinde ticari bir başarı yakaladı.[54][68] B'Day'dan ayrıca "Ring the Alarm",[69] "Get Me Bodied"[70] ve "Green Light" (sadece Birleşik Krallık'ta) olmak üzere üç single daha yayımlandı.[71]

2006'daki ilk oyunculuk performansını, dünya genelinde $158,8 milyon hasılat elde eden[72] komedi filmi Pembe Panter'de (The Pink Panther) Steve Martin ile başrolde yer alarak sergiledi.[73] Aynı yıl yer aldığı ikinci film Rüya Kızlar (Dreamgirls), The Supremes'i biraz temel alan 1981 yapımı Broadway müzikalinden uyarlandı[74] ve $154 milyon hasılat yaparak eleştirmenlerin beğenisini kazandı.[75][76][77] Jennifer Hudson, Jamie Foxx ve Eddie Murphy ile başrolde yer alan Beyoncé, filmde Diana Ross'tan uyarlanan bir pop şarkıcısını canlandırmaktaydı.[78] Filmin tanıtımına katkı sağlamak için "Listen"ı filmin müziklerinin yer aldığı albümün çıkış single'ı olarak yayımladı.[79] Nisan 2007'de Beyoncé, 96 konser verdiği ilk dünya turnesi The Beyoncé Experience'ı başlattı[80] ve $24 milyondan fazla gelir elde etti.[not 1] Altı büyük konserinden önce St. John's'taki rahibi ve America's Second Harvest ile birlikte gıda bağışı yaptı.[82] Aynı dönemde B'Day, aralarında Shakira ile düet yaptığı "Beautiful Liar"ın da olduğu beş yeni şarkıyla yeniden yayımlandı.[

2008-10: Evliliği, I Am... Sasha Fierce ve Cadillac Records
4 Nisan 2008'de Beyoncé, Jay-Z ile evlendi.[84] Evliliklerini 22 Ekim 2008'de, üçüncü stüdyo albümü I Am... Sasha Fierce'ın Manhattan'daki Sony Club'da düzenlenen tanıtım partisinde bir video montajıyla duyurdu.[85] I Am... Sasha Fierce, 18 Kasım 2008'de ABD'de yayımlandı.[86] Beyoncé'nin 2003'te çıkardığı "Crazy in Love" single'ının yazımı sırasında ortaya çıkan ikinci kişiliği Sasha Fierce'ı tanıtan albüm, ilk haftasında 482.000 kopya satarak Billboard 200 listesine ilk sıradan girdi ve şarkıcının ABD'de art arda bir numara olan üçüncü albümü oldu.[87] Albümde, listelerde bir numara olan "Single Ladies (Put a Ring on It)"[88] ile ilk beşe giren "If I Were a Boy" ve "Halo" şarkıları da yer almaktaydı.[54][89] Beyoncé'nin kariyerinde Hot 100 listesinde en fazla kalan şarkı olan "Halo",[90] ABD'deki başarısıyla şarkıcıyı 2000'lerin en çok ilk ona giren single'ı bulunan kadın sanatçısı yaptı.[91] Albümde ayrıca, çeşitli liste başarıları yakalayan "Sweet Dreams"[92] ile "Diva", "Ego", "Broken-Hearted Girl" ve "Video Phone" single'larına yer verildi. "Single Ladies"in klibi dünya genelinde alaya alınarak ve taklit edilerek Toronto Star'a göre İnternet çağının "ilk büyük dans çılgınlığını" başlattı.[93] Klip, aralarında 2009 MTV Avrupa Müzik Ödülleri,[94] 2009 MOBO Ödülleri[95] ve 2009 BET Ödülleri'nde En İyi Klip ödüllerinin de bulunduğu pek çok ödül aldı.[96] 2009 MTV Video Müzik Ödülleri'nde dokuz dalda ödüle aday gösterilen klip, Yılın Klibi dahil üç dalda ödül aldı.[97] "Single Ladies"in ABD'li şarkıcı Taylor Swift'in "You Belong with Me" şarkısının klibine giden En İyi Kadın Klibi kategorisinde ödül alamaması, Kanye West'in töreni durdurmasına ve Beyoncé'nin kendi ödül konuşmasını Swift'e vermesine yol açtı.[97] Mart 2009'da Beyoncé, 108 gösteriden oluşan ve $119,5 milyon hasılat yapan ikinci dünya turnesi I Am... World Tour'u başlattı.[98]

Beyoncé, 2008 yapımı müzikal biyografik film Cadillac Records'ta blues şarkıcısı Etta James olarak başrolde yer alarak filmlerde rol almaya devam etti. Filmdeki performansı eleştirmenlerin beğenisini kazandı[99] ve kendisine aralarında Satellite Ödülleri'nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ile NAACP Image Ödülleri'nde Olağanüstü Yardımcı Kadın Oyuncu dallarında adaylıklar da bulunan pek çok adaylık kazandırdı.[100][101] Beyoncé, filmden aldığı tüm parayı ABD'de eroin bağımlılarının rehabilite edildiği merkezlerin örgütü Phoenix House'a bağışladı.[102] 20 Ocak 2009'da, James'in "At Last" şarkısını ABD Başkanı Barack Obama ile eşi Michelle Obama'nın ilk dansı sırasında seslendirdi.[103] Aynı yıl, Obsessed adlı gerilim filminde Ali Larter ve Idris Elba ile başrolde yer aldı. Filmde kocasına takıntılı bir kadının varlığını öğrenen bir anne ve eş olan Sharon Charles'ı canlandırdı. Eleştirmenlerin olumsuz değerlendirdiği film,[104] $20 milyon bütçesiyle ABD'de $68 milyon -Cadillac Records'tan $60 milyon daha fazla- gişe hasılatı yaptı.[105][106] Sharon ile Ali Larter'ın canlandırdığı karakter arasındaki dövüş sahnesi, 2010 MTV Film Ödülleri'nde En İyi Dövüş ödülünü aldı.[107]

52. Grammy Ödülleri'nde Beyoncé, aralarında I Am... Sasha Fierce ile Yılın Albümü, "Halo" ile Yılın Kaydı ve "Single Ladies (Put a Ring on It)" ile Yılın Şarkısı dallarında adaylıkların da bulunduğu on adaylık elde etti.[108] Böylece tek seferde bir kadın şarkıcı tarafından elde edilen en fazla Grammy adaylığı rekorunu Lauryn Hill ile paylaştı.[109] 2010 yılında Lady Gaga'nın "Telephone" single'ında ve klibinde yer aldı.[110][111] ABD'de Pop Songs listesinde zirveye yerleşen şarkı, hem Beyoncé'nin hem Gaga'nın bu listedeki altıncı bir numaralı şarkısı oldu ve sanatçıları, Mariah Carey'nin elinde tuttuğu 1992'de Nielsen Top 40 listesi çıktığından beri en çok bir numaralı şarkıya sahip sanatçı rekoruna ortak etti.[112] "Telephone", En İyi Pop Vokal İş Birliği dalında Grammy Ödülü'ne aday gösterildi.[113]

Beyoncé, annesinin önerisi üzerine "hayatı yaşamak, tekrar esinlenmek" için Ocak 2010'da müzik kariyerine ara vereceğini duyurdu.[114][115] Bu sırada babası ile iş ortaklığını sonlandırdı.[116][117] Dokuz ay kadar süren arada çeşitli Avrupa şehirlerine, Çin Seddi'ne, Mısır Piramitleri'ne, Avustralya'ya, İngiliz müzik festivallerine ve çeşitli müze ve bale performanslarına gitti.[

2011-günümüz: 4 ve Beyoncé

2011'de WikiLeaks'in yayımladığı belgeler, Beyoncé'nin yüksek ücretlerle Libya lideri Muammer Kaddafi ve ailesi için performans sergileyen pek çok sanatçıdan biri olduğunu ortaya koydu. Rolling Stone, müzik endüstrisinin bu sanatçıları konserlerden kazandıkları parayı geri vermeye zorladığını bildirdi.[119] Beyoncé'nin bir sözcüsü, şarkıcının parayı Clinton Bush Haiti Fund'a bağışladığını daha sonra The Huffington Post'ta doğruladı.[120] Aynı yıl Beyoncé, yirmi yıldan fazla zamandır Glastonbury Festivali'nin ana Piramit sahnesine tek başına çıkan ilk solo kadın sanatçı[121][122] ve daha önce 2010'da St. Barts'taki özel bir Yılbaşı Gecesi partisinde beş şarkılık performansı için £1,25 milyon alarak "Dünyada Dakika Başına En Fazla Ücret Alan Sanatçı" oldu.[123][124]

Sanatçının dördüncü stüdyo albümü 4, ABD'de 28 Haziran 2011'de yayımlandı.[125] İlk haftasında 310.000 kopya satan 4, Billboard 200 listesine ilk sıradan girerek Beyoncé'nin ABD'de art arda bir numara olan dördüncü albümü oldu. Albümden önce makul başarı yakalayan "Run the World (Girls)" ve "Best Thing I Never Had" single'ları çıktı.[54][110][126] Dördüncü single "Love on Top", ABD'de ticari başarı yakaladı.[127] 4'dan ayrıca "Party", "Countdown", "I Care" ve "End of Time" single'ları yayımlandı. Essence dergisi, Temmuz 2011 sayısının kapağında Beyoncé'nin 2010'da kariyerine verdiği ara ile ilgili kaleme aldığı "Eat, Play, Love" başlıklı yazıyı yayımladı ve bu yazı daha sonra şarkıcıya New York Association of Black Journalists'in yazı ödülünü kazandırdı.[128] Beyoncé, New York'taki Roseland Ballroom'da dört akşamlık özel bir performans için sahneye çıktı.[129] Ağustos ortasında sadece ayaktaki dinleyicilerle gerçekleştirilen 4 Intimate Nights with Beyoncé konserlerinde 4 albümündeki şarkılara da yer verildi.[129]

7 Ocak 2012'de çiftin Blue Ivy Carter adını verdiği kızı, New York'taki Lenox Hill Hastanesi'nde dünyaya geldi.[130] Mayıs ayında, Blue Ivy'yi doğurduktan sonra ilk kez Revel Atlantic City'deki Ovation Hall'da otelin açılışı nedeniyle dört akşam boyunca performans sergiledi.[131]

Ocak 2013'te Destiny's Child, önceki albümlerinde yer alan aşk temalı şarkılara ve yeni kaydedilen "Nuclear"a yer verdiği Love Songs adlı derleme albümünü yayımladı.[132] Beyoncé, ABD Başkanı Obama'nın Washington, DC'deki ikinci yemin töreninde ABD millî marşını seslendirdi.[133][134] Bir sonraki ay Beyoncé, New Orleans'taki Mercedes-Benz Superdome'da gerçekleştirilen Super Bowl XLVII devre arası gösterisinde performans sergiledi[135] ve En İyi Işık Tasarımı dalında bir Emmy Ödülü kazandı.[136] Performans, dakikada 268.000 tweet ile tarihte hakkında en çok tweet atılan ikinci an konumundadır.[137] 55. Grammy Ödülleri'nde ”Love on Top" ile En İyi Geleneksel R&B Performansı dalında ödül aldı.[138] Şarkıcının uzun metrajlı belgesel filmi Life Is But a Dream, ilk kez 16 Şubat 2013'te HBO'da yayımlandı.[139] Yönetmenliğini ve yapımcılığını Beyoncé'nin üstlendiği filmde; şarkıcının çocukluk, anne ve iş kadını olarak, kayıt stüdyosundaki, canlı performanslar öncesi yaptığı provaların ve Blue Ivy'nin doğumundan sonra kariyerine geri dönüş görüntüleri yer aldı.[140] Filmin Kasım 2013'te yayımlanan DVD sürümüne Revel Presents: Beyoncé Live konserlerinden görüntüler ile "God Made You Beautiful" adlı yeni bir şarkı eşlik etti.[141] Şubat 2013'te Beyoncé, Warner/Chappell Music ile gelecekteki şarkılarını ve o zaman yayımlanmamış olan beşinci albümünü kapsayacak küresel bir müzik yayımcılığı anlaşması imzaladı.[142]
Beyoncé, 2013'te The Mrs. Carter Show World Tour'da performans sergiliyor. Turne, Beyoncé'nin en çok hasılat elde eden turnesidir ve onyılın en çok hasılat elde eden turneleri arasındadır.

Nisan'da Beyoncé ve Jay-Z'nin evliliklerinin beşinci yıl dönümünde gerçekleştirdikleri Küba ziyareti, ABD'nin bu ülkeye uyguladığı ambargonun çiğnenmiş olabileceği nedeniyle üç Cumhuriyetçi Kongre üyesi tarafından incelendi.[143][144] Kongrenin diğer bir Cumhuriyetçi üyesi tarafından "Beyoncé ve Jay-Z Küba'dalar mı? Bana uyar. Her Amerikalının oraya gitmeye hakkı olmalı."[145] şeklinde yorumlanan gezinin bir "kültürel değişim" izni ile yapıldığı sonradan doğrulandı.[143] Beyoncé'nin 15 Nisan'da Sırbistan'ın başkenti Belgrad'da başlayan ve 132 konserden oluşan The Mrs. Carter Show World Tour adlı turnesi, Mart 2014'te sona erdi. Turne tamamlandığında şarkıcının en başarılı turnesi ve tüm zamanların en başarılı turnelerinden biri oldu.[146] Beyoncé'nin André 3000 ile yeniden yorumladığı Amy Winehouse şarkısı "Back to Black", Mayıs'ta Muhteşem Gatsby (The Great Gatsby) filminin film müziği albümünde yayımlandı.[147] Beyoncé ayrıca 2013 Met Gala'nın onursal başkanı oldu.[148] 20th Century Fox tarafından 24 Mayıs'ta yayımlanan 3D animasyon filmi Doğal Kahramanlar'da (Epic) Kraliçe Tara karakterini seslendirdi[149] ve film için Sia ile birlikte yazdığı "Rise Up" şarkısını kaydetti.[150]

13 Aralık 2013'te Beyoncé, kendi adını taşıyan beşinci stüdyo albümünü, öncesinde hiçbir açıklama veya tanıtım yapmadan iTunes Store'da yayımladı.[151] Albüm, her şarkının video klibinin bulunmasından dolayı bir "görsel albüm" olarak nitelendi.[151] Billboard 200 listesine ilk sıradan girdi ve Beyoncé'nin ABD'de art arda bir numara olan beşinci albümü oldu.[152] Böylece Beyoncé, listenin tarihinde ilk beş stüdyo albümü listeye birinci sıradan giren ilk kadın şarkıcı oldu.[153] İlk altı günde dünya genelinde bir milyon dijital kopya satan Beyoncé,[154] genel olarak olumlu eleştiriler aldı ve ticari bir başarı yakaladı.[155] Müzikal açıdan bir elektro-R&B albümü olan Beyoncé, "bulimiya, doğum sonrası depresyon ile evliliğin ve anneliğin korkuları ve güvensizliği" gibi şarkıcının çalışmalarında daha önce işlenmemiş karanlık temalara yer verdi.[156] Jay-Z ile düet yapılan "Drunk in Love" single'ı, Billboard Hot 100 listesinde ikinci sıraya kadar yükseldi.[157] Beyoncé ve Jay-Z, önceki haftalarda yapılan spekülasyonların ardından On the Run Tour'u Nisan 2014'te resmen duyurdular.[158] Bu, çiftin birlikte çıktıkları ilk ortak stadyum turnesi oldu.[159] Beyoncé, 24 Ağustos 2014'te düzenlenen 2014 MTV Video Müzik Ödülleri'nde Video Vanguard Ödülü'nü kazandı. Ayrıca "Pretty Hurts" ile Sosyal Mesajı Olan En İyi Klip ve En İyi Sinematografi ve "Drunk in Love" ile En İyi İş Birliği dallarında üç ödül aldı.[160] Kasım 2014'te Forbes, Beyoncé'nin son bir yılda $115 milyon kazanarak ve 2013'teki kazancının iki katından fazlasına çıkarak üst üste ikinci kez müzik endüstrisindeki en çok kazanan kadın olduğunu bildirdi.[161] Beyoncé daha sonra yeni şarkılarla birlikte EP, box set ve tam platin sürüm olmak üzere üç farklı şekilde yeniden yayımlandı.


Kişisel yaşamı

Aile
Beyoncé, 2008'de evlendiği Jay-Z ile birlikte I Am... World Tour'da performans sergiliyor.

Beyoncé'nin Jay-Z ile ilişkisi, ikilinin Jay-Z'nin yedinci albümü The Blueprint 2: The Gift & The Curse'te (2002) yer alan "'03 Bonnie & Clyde" şarkısında iş birliği yapmalarının ardından başladı.[162][163] Beyoncé şarkının klibinde Jay-Z'nin kız arkadaşı olarak yer alınca ikilinin ilişkileri ile ilgili spekülasyonlar arttı.[164] 4 Nisan 2008'de Beyoncé ve Jay-Z habersizce evlendiler.[84] Nisan 2014 itibarıyla çift, birlikte 300 milyon kayıt sattı.[159] İlişkileri söz konusu olunca gizliliğe önem veren çift, son yıllarda daha rahat hareket etmeye başladı.[165] Beyoncé 2010 veya 2011'de bebeğini düşürdü ve bu olayı şimdiye kadar yaşadığı "en üzücü şey" olarak niteledi.[166] Yaşadığı kayıpla başa çıkmak için stüdyoya döndü ve şarkı yazdı. Beyoncé, Jay-Z ile birlikte Nisan 2011'de 4 albümünün kapak fotoğrafının çekimleri için gittiği Paris'te hamile kaldı.[167]

Ağustos'ta çift, 2011 MTV Video Müzik Ödülleri'ne katıldı ve Beyoncé, "Bu akşam ayağa kalkmanızı istiyorum, içimde büyüyen aşkı hissetmenizi istiyorum." diyerek "Love on Top"ı seslendirdi.[168] Şarkının sonunda, o akşam daha önce değindiği hamileliğini doğrulamak için mikrofonunu yere attı, ceketinin düğmelerini açtı ve karnını ovuşturdu.[168] Törende sahne alması, o yılın MTV Video Müzik Ödülleri'nin 12,4 milyon kişi tarafından izlenmesine ve MTV tarihinde en çok izlenen yayın olmasına katkı sağladı.[169] Hamilelik açıklaması, Twitter'da saniyede 8.868 tweet ile[170] "saniyede hakkında en çok tweet atılan olay" olarak Guinness Dünya Rekorları arasına girdi[171] ve "Beyoncé hamile", 29 Ağustos 2011 haftasında Google'da en çok aranan terim oldu.[172]

7 Ocak 2012'de Beyoncé, New York'taki Lenox Hill Hastanesi'nde yoğun güvenlik önlemleri altında Blue Ivy Carter adını verdiği bir kız dünyaya getirdi.[130] İki gün sonra Jay-Z, kendi İnternet sitesi Lifeandtimes.com üzerinden çocuklarına adadığı "Glory" şarkısını yayımladı. Şarkıda, Beyoncé'nin hamile kalmadan önce yaşadığı düşük dahil çiftin hamilelik çabaları ayrıntılı olarak ele alınmaktaydı.[173] Şarkının sonunda ağlamaları bulunan Blue Ivy'nin adı şarkıda B.I.C. olarak geçti. Blue Ivy henüz iki günlükken "Glory"nin Hot R&B/Hip-Hop Songs listesine girmesiyle bir Billboard listesinde yer alan en genç kişi oldu

Siyaset
Beyoncé ve eşi Jay-Z, ABD Başkanı Barack Obama ve First Lady Michelle Obama ile dostturlar. Beyoncé, Obama'nın 2009'daki yemin töreninde "America the Beautiful"u, iki gün sonra Neighborhood Ball'daki göreve başlama dansında ise "At Last"ı seslendirdi.[175] Beyoncé, Jay-Z ile birlikte eşine ait Manhattan'daki 40/40 Club'da Obama'nın 2012 başkanlık seçimi kampanyası için $4 milyon[176] topladıkları bir bağış organize etti.[177] Beyoncé, Demokratik Parti'ye oy verdiğini doğrulamak ve başkalarını da aynısını yapmaya çağırmak için oy pusulasının resimlerini Tumblr'a yükledi.[178] Ayrıca Obama'nın ikinci yemin töreninde önceden kaydedilmiş bir parçanın yanında ABD millî marşını seslendirdi.[133] 26 Mart 2013'te Beyoncé, Yüksek Mahkeme'nin Kaliforniya'daki Proposition 8 hakkında yaptığı tartışmanın ardından eşcinsel evlilikleri açıkça destekledi.[179]

Temmuz 2013'te Beyoncé ve Jay-Z, Trayvon Martin'in vurulmasından sorumlu olan George Zimmerman'ın beraat etmesine tepki olarak düzenlenen mitinge katıldılar.[180]

Nisan 2013'te Vogue'da yayımlanan bir röportajda kendisini bir feminist olarak görüp görmediği sorulduğunda Beyoncé, "O sözcük çok aşırı olabilir... Ama sanırım ben çağdaş bir feministim. Eşitliğe inanıyorum." yanıtını verdi.[181] Daha sonra Nijeryalı yazar Chimamanda Ngozi Adichie'nin Nisan 2013'te bir TEDxEuston konferansında yaptığı "We should all be feminists" adlı konuşmanın bazı bölümlerini aynı yıl içinde çıkardığı "Flawless" şarkısında kullanarak feminist harekete daha açık destek verdi.[182] Ayrıca Mart 2014'te zorbalıkla mücadele etmeyi amaçlayan televizyon ve sosyal medya kampanyası Ban Bossy'nin kısa videolarında yer aldı

Servet
2008'de Beyoncé'nin gelirlerini haber yapmaya başlayan Forbes dergisi, sanatçının Haziran 2007 ile Haziran 2008 arasında müzik, turne, film ve moda markalarından elde ettiği $80 milyon kazançla Madonna ve Celine Dion'un üstünde yer alarak o zaman için dünyanın en çok para alan şarkıcısı olduğunu duyurdu.[184][185] Dergi ayrıca şarkıcıyı 2009'da Celebrity 100 listesinde dördüncü,[186] 2010'da "Dünyadaki En Güçlü Kadınlar" listesinde dokuzuncu sıraya koydu.[187] Forbes 2011'de ise bir önceki yıl moda markası ve destek anlaşmalarından kazandığı $35 milyon nedeniyle şarkıcıyı "30 Yaş Altı En Çok Kazanan Ünlüler" listesinde sekizinci sıraya yerleştirdi. 2012'de Forbes, önceki yıl 4 albümü, moda markası ve destek anlaşmalarından $40 milyon kazanan Beyoncé'yi Celebrity 100 listesinde üç yıl öncesine göre on iki basamak gerileterek on altıncı sıraya koydu.[188][189] Aynı yıl Beyoncé ve Jay-Z, toplamda $78 milyon kazandıkları için "Dünyanın En Çok Kazanan Ünlü Çiftleri" listesinde birinci sırada yer aldılar.[190] Şarkıcılar 2009 yılında $122 milyon kazanarak bir önceki yılın Guinness Dünya Rekorları'na "en çok kazanan güçlü çift" olarak girdi.[191] 2009 ile 2011 arasında Beyoncé, yıllık ortalama $70 milyon kazandı ve 2012'de $40 milyon gelir elde etti.[192] 2013'te Beyoncé'nin Pepsi ve H&M ile arasındaki destek anlaşmaları, kendisini ve Jay-Z'yi dünyanın müzik endüstrisindeki ilk dolar milyarderi çifti yaptı.[193] Aynı yıl Beyoncé, Forbes sıralamalarında dördüncü en güçlü ünlü olarak yer aldı.[194] Mayıs 2013 itibarıyla şarkıcının mal varlığının $350 milyon olduğu hesaplanmaktadır.[195] MTV'nin tahminlerine göre Beyoncé, 2014'ün sonunda tarihteki en çok kazanan siyahi müzisyen olacaktı,[196] fakat bu Nisan 2014'te gerçekleşti.[197] Haziran 2014'te Beyoncé, son bir yılda yaklaşık $115 milyon kazanarak Forbes'un Celebrity 100 listesinin ilk sırasında yer aldı. Böylece Celebrity 100 listesinde ilk kez zirveye çıkan şarkıcı, aynı zamanda en yüksek yıllık kazancını elde etti.[198] Aralık 2014'te Wealth-X, dünyanın en zengin kayıt sanatçılarının listesini yayımladı. Beyoncé tahminî $440 milyon servetiyle listenin onuncu sırasında yer aldı ve 33 yaşında listeye giren en genç şarkıcı oldu.

Sanatı

Beyoncé'nin ses aralığı 3,6 oktavdır.[200] Jody Rosen, şarkıcının tonunu ve tınısını farklı bularak öne çıkarmaktadır ve sesini "popüler müzikteki en etkileyici çalgılardan biri" şeklinde tanımlamaktadır.[201] Beyoncé ses yeteneklerinden ötürü Destiny's Child'ın odak noktası olarak nitelendirilmektedir.[202] The New York Times'tan Jon Pareles, Beyoncé'nin sesi için "Kadifemsi ama mayhoş." yorumunu yaptı.[203] Rosen, hip hop döneminin Beyoncé'nin ilginç ritmik ses tarzını fazlasıyla etkilediğini belirtti fakat balad, gospel ve falsetto ile ilişkisi nedeniyle şarkıcıyı oldukça gelenekçi bulduğunu ifade etti.[201] Diğer eleştirmenler sesinin aralığını ve gücünü överlerken The Washington Post'tan Chris Richards, sanatçı için "Fısıldamalar veya kükremelerle her ritmi vurgulama kapasitesine sahip." dedi.[204]

Beyoncé'nin müziği genelde R&B tarzında olsa da[205] şarkıcı pop,[206] soul[207] ve funk[207] tarzlarını da şarkılarına dahil etmektedir. 4, önceki albümlerine kıyasla Beyoncé'nin 1990'lar tarzındaki R&B'yi keşfinin yanında soul ve hip hop tarzlarını daha fazla kullanışını ortaya koydu.[199] Neredeyse yalnızca İngilizce şarkılar yayımlayan Beyoncé, Irreemplazable (B'Day'deki şarkıların İspanyolca konuşan dinleyiciler için yeniden kaydı) ve B'Day'in yeniden yayımı için pek çok İspanyolca şarkı kaydetti. Bunları kaydetmek için Amerikalı müzik yapımcısı Rudy Perez'den ses bilgisi konusunda eğitim aldı.[208]

Destiny's Child üyesiyken ve solo sanatçı olarak kaydettiği pek çok şarkının yazımına ortak oldu.[25] "Independent Women" ve "Survivor" gibi ilk şarkılarında kişi odaklı ve kadın güçlendirmesi temalı sözler yer alırken, Jay-Z ile ilişkisi başladıktan sonra "Cater 2 U"daki gibi erkeklerle ilgili sözlere geçiş yaptı.[209] Beyoncé ayrıca özellikle solo kariyeri sırasında dahil olduğu pek çok kaydın yapımcılığına ortak oldu. Ancak ritimleri kendisi hazırlamamakta, sadece yapım sırasında aklındaki melodi ve fikirleri yapımcılarla paylaşmaktadır.[210]

2001'de American Society of Composers, Authors and Publishers Pop Müzik Ödülleri'nde Yılın Pop Şarkı Yazarı ödülünü kazanan ilk Afrikalı-Amerikalı kadın ve ikinci kadın şarkı yazarı oldu.[16][211] 1971'de Carole King ve 1991'de Mariah Carey'nin ardırdan Beyoncé, aynı yıl bir numara olan üç şarkının ("Irreplaceable", "Grillz" and "Check on It") yazımında katkısı olan üçüncü kadın oldu. Bir numara olan dokuz şarkının yazımındaki katkısı nedeniyle, aynı zamanda kendisinin 4'da yer alan 11 Eylül saldırıları temalı "I Was Here" şarkısının da yazarı[212] olan Amerikalı şarkı yazarı Diane Warren ile birlikte üçüncülüğü paylaşmaktadır.[213] Mayıs 2011'de Billboard dergisi, Billboard Hot 100 listesinde bir numara olan sekiz single'ın yazımına ortak olan Beyoncé'yi "En İyi 20 Hot 100 Şarkı Yazarı" listesinde on yedinci sıraya koydu ve şarkıcı bu listeye giren üç kadından biri oldu.

Etkilendikleri
Beyoncé, Michael Jackson'ın kendisi üzerindeki en büyük müzikal etkiye sahip olduğunu belirtmektedir.[215] Hayatında ilk kez beş yaşındayken konsere giden ve Jackson'ı izleyen Beyoncé, amacının farkına vardığını öne sürmektedir.[216] 2006 Dünya Müzik Ödülleri'nde Jackson'a kazandığı ödülü veren Beyoncé'nin "Michael Jackson olmasaydı asla şarkı söylemezdim." şeklinde bir demeci de bulunmaktadır.[217] "Her yönüyle sanatçı" olduğu için Diana Ross'a[218] ve "yaptıklarını yapmak konusunda kendisini etkilediği" için Whitney Houston'a hayran olduğunu belirtmektedir.[219] Mariah Carey'nin şarkı söyleme tarzının ve "Vision of Love" şarkısının, çocukken ses uzatmayı denemeye başlamasında kendisini etkilediğini kabul etmektedir.[220][221] Müzikal açıdan etkilendiği diğer kişiler arasında Aaliyah,[222] Prince,[223] Lauryn Hill,[218] Sade,[224] Donna Summer,[225] Mary J. Blige,[226] Janet Jackson,[227] Anita Baker ve Rachelle Ferrell bulunmaktadır.[218]

Beyoncé'nin ikinci solo albümü B'Day'deki feminizm ve kadın güçlendirmesi temaları, Rüya Kızlar'daki rolünden[228] ve şarkıcı Josephine Baker'dan esinlendi.[229] Beyoncé, 2006 Fashion Rocks konserinde "Déjà Vu"yu seslendirirken Baker ile özdeşleşen ve yapay muzlarla süslenmiş mini hula eteğini giyerek sanatçıyı andı.[230] Beyoncé'nin üçüncü solo albümü I Am... Sasha Fierce, Jay-Z'den ve özellikle "cesaretiyle" Beyoncé'nin diğer müzikal tür ve tarzları keşfetmesini sağlayan Etta James'ten ilham aldı.[231] Dördüncü solo albümü 4, Fela Kuti, 1990'ların R&B müziği, Earth, Wind & Fire, DeBarge, Lionel Richie ve Teena Marie'nin yanında The Jackson 5, New Edition, Adele, Florence and the Machine ve Prince'ten esinlendi.[199]

Beyoncé, "Her şeyi yapabileceğinizi kanıtlıyor." dediği ABD First Lady'si Michelle Obama'dan[232] ve "esinin ve güçlü kadının tanımı" olarak nitelediği Oprah Winfrey'den kişisel olarak esinlendiğini belirtti.[218] Ayrıca Jay-Z'nin bir şarkı sözü dahisi oluşu ve hayatındaki engellerin üstesinden gelişi ile kendisi için devam eden bir esin kaynağı olduğunu ifade etti.[233] Beyoncé, bir mektubunda "Jean-Michel Basquiat'nın çalışmalarında bulduğumu her gün müzikte arıyorum... O lirik ve saf." yazarak sanatçıya olan hayranlığını dile getirdi.[234][235] Şubat 2013'te Beyoncé, kariyerinin kontrolünü ele almakta Madonna'nın kendisine esin verdiğini söyledi ve "Madonna'yı ve başardığı harika şeyleri nasıl elde ettiğini, müzik şirketini nasıl kurduğunu ve diğer sanatçıları nasıl geliştirdiğini düşünüyorum. Fakat bu kadınlardan yeterince yok." dedi.

Sahnesi ve ikinci kişiliği

2006'da Beyoncé, sadece kadın basçılar, bateristler, gitaristler, korno sanatçıları, klavyeciler ve perküsyon sanatçılarından oluşan Suga Mama (ayrıca B'Day'deki bir şarkının adı) adlı turne grubunu tanıttı.[237] Şarkıcının The Mamas adlı arka vokal ekibini Montina Cooper-Donnell, Crystal Collins ve Tiffany Moniqué Riddick oluşturmaktaydı. İlk kez 2006 BET Ödülleri'nde sahneye çıkan ekip, "Irreplaceable" ve "Green Light" şarkılarının kliplerinde de yer aldı.[208] Müzik grubu, 2007'deki The Beyoncé Experience, 2009-2010 arasındaki I Am... World Tour ve 2013-2014 arasındaki The Mrs. Carter Show World Tour dahil pek çok canlı performansta Beyoncé'ye destek oldu.

Beyoncé, canlı performansları sırasındaki sahne duruşu ve sesinden ötürü çeşitli kişilerden olumlu eleştiriler toplamaktadır. New York Post'tan Jarett Wieselman, sanatçıyı kendi hazırladığı En İyi Beş Şarkıcı/Dansçı listesinde bir numaraya koydu.[238] The Guardian'dan Barbara Ellen, sahnede gördüğü en etkili kadın sanatçının Beyoncé olduğunu belirtti.[239] The Independent'tan Alice Jones ise Beyoncé için "Sanatçı olarak rolünü o kadar ciddiye alıyor ki neredeyse aşırı iyi." diye yazdı.[240] Def Jam Recordings'in eski başkanı L.A. Reid, Beyoncé'yi yaşayan en büyük sanatçı diye tanımladı.[241] Daily News'dan Jim Farber, şarkıcının güçlü sesini ve sahne duruşunu övdü.[242]

Sahnedeyken "seksi, baştan çıkarıcı ve kışkırtıcı" olarak tanımlanan Beyoncé, ikinci kişiliği "Sasha Fierce"ı sahne kişiliğini gerçekte olduğu kişiden ayrı tutmak için yarattığını söyledi. Sasha'yı "aşırı saldırgan, aşırı güçlü, aşırı şımarık ve aşırı seksi" diye niteledi ve "Gerçek hayatta hiç onun gibi değilim." dedi.[34] Sasha, "Crazy in Love"ın çekimleri sırasında tasarlandı ve Beyoncé onu 2008'de yayımlanan I Am... Sasha Fierce albümü ile tanıttı. Şubat 2010'da Allure dergisine verdiği bir röportajda, Sasha Fierce'a daha fazla ihtiyacı olmadığını ve bu şekilde yeterince rahat olduğunu duyurdu.[243] Fakat Mayıs 2012'de Beyoncé, o ayın sonunda gerçekleştireceği Revel Presents: Beyoncé Live gösterileri için Sasha'yı geri getireceğini açıklad

İmajı

Müzik muhabiri Touré, geniş çapta çekiciliğe sahip olarak tanımlanan Beyoncé için "Dangerously in Love yayımlandıktan sonra bir seks sembolü oldu." diye yazdı.[245] Sahnede seksi giyinmeyi sevdiğini söyleyen Beyoncé, sahne kıyafetlerinin "sadece sahne için" olduğunu belirtti.[246] Destiny's Child'ın aynı adlı şarkısı ile popüler olan "Bootylicious" (İngilizcede popo anlamına gelen booty ve lezzetli anlamına gelen delicious sözcüklerinin birleşimi) terimi, şarkıcının kıvrımları ve terimin cazibesi nedeniyle 2000'lerde medya tarafından Beyoncé'yi tanımlamak için sıklıkla kullanıldı.[247][248] 2006'da terim, Oxford English Dictionary'ye eklendi.[249]

Eylül 2010'da Beyoncé, Tom Ford'un İlkbahar-Yaz 2011 defilesinde ilk kez manken olarak podyuma çıktı.[250] 2012'de People tarafından "Dünyanın En Güzel Kadını"[251] ve Complex tarafından "Tüm Zamanların En Ateşli Kadın Şarkıcısı" seçildi.[252] Ocak 2013'te GQ'nun kapağında boy gösterdi ve derginin "21. Yüzyılın En Seksi 100 Kadını" listesinde ilk sırada yer aldı.[253][254] VH1 Beyoncé'yi "En Seksi 100 Sanatçı" listesinde bir numaraya koydu.[255] Beyoncé'nin balmumu heykelleri Madame Tussauds'un New York,[256] Washington, DC,[257] Amsterdam,[258] Bangkok[259] ve Hollywood[260] gibi şehirlerdeki müzelerinde bulunmaktadır.

İtalyan moda tasarımcısı Roberto Cavalli’ye göre Beyoncé, şarkı söylerken farklı moda tarzlarını kullanmaktadır.[261] Şarkıcının annesi, 2002'de yayımlanan ve yazımına ortak olduğu Destiny's Style adlı kitapta[262] üçlünün başarısında modanın nasıl bir etkisi olduğundan bahsetti.[263] B'Day Anthology Video Album, klasikten çağdaş giyim tarzlarına kadar pek çok moda odaklı görüntüye yer verdi.[264] 2007'de Beyoncé, Tyra Banks'in ardından Sports Illustrated Swimsuit Issue'nun kapağında yer alan ikinci Afrikalı-Amerikalı kadın oldu[265] ve People dergisi tarafından en iyi giyinen ünlü seçildi.[266]

Beyoncé'nin hayranları Bey Hive olarak adlandırılmaktadır. Hayranlarına daha önce "The Beyontourage" (Beyoncé ve İngilizcede arkadaş çevresi anlamına gelen entourage sözcüklerinin birleşimi) denmekteydi. Bey Hive adı İngilizcede arı kovanı anlamına gelen beehive sözcüğünün şarkıcının ilk adına benzemesi için bilinçli olarak yanlış yazılması sonucu türemiş ve yarışmalar sırasında sosyal ağ Twitter ve çevrim içi haber bültenlerindeki istekler sonrasında hayranlar tarafından bulunmuştur.[267]

2006'da hayvan hakları örgütü People for the Ethical Treatment of Animals (PETA), Beyoncé'yi kürk giydiği ve kendi moda markası House of Deréon'da kullandığı için eleştirdi.[268] Beyoncé'nin 2011'de Fransız moda dergisi L'Officiel'in kapağında siyah yüzlü ve kabile makyajlı bir şekilde yer alması medyanın eleştirilerine neden oldu. Derginin bir sözcüsü yayımladığı açıklamada Beyoncé'nin görünümü için "göz alıcı Sasha Fierce'tan çok uzak" dedi ve bunu şarkıcının "Afrikalı köklerine bir dönüş" olarak değerlendirdi.[269]

Beyoncé'nin daha açık renk olan teni ve kostümleri, Afrikalı-Amerikalı toplumun bazı üyelerinin eleştirilerine yol açtı.[270] Northeastern Üniversitesi'nde müzik profesörü olan Emmett Price, 2007'de yazdığı bir yazıda bu eleştirilerin pek çoğunda ırkın bir rolü olduğunu düşündüğünü belirtti ve benzer kıyafetler giyen beyaz ünlülerin bu kadar yorumlanmadıklarını ifade etti.[270] 2008'deki saç boyası reklamlarında şarkıcının ten rengini beyazlatmakla suçlanan L'Oréal, bunun "kesinlikle doğru olmadığını" öne sürdü.[271][272] 2013'te ise Beyoncé, kendi tanıtım resimlerinde "rötuşlama" yapmayı düşündüğü için H&M'i eleştirdi ve Vogue'a göre sadece "doğal resimlerin kullanılmasını" isted

Başarıları ve ödülleri

Beyoncé sayısız ödül ve onur elde etti. Solo sanatçı olarak ABD'de 15 milyondan fazla albüm ve dünya genelinde 118 milyondan fazla kayıt (ayrıca Destiny's Child ile birlikte 60 milyon) satarak tüm zamanların en çok satan müzik sanatçılarından biri oldu.[306][307] Amerika Kayıt Endüstrisi Birliği (RIAA) Beyoncé'yi kazandığı 64 sertifikayla 2000'lerin en çok sertifika alan sanatçısı olarak listeledi.[308][309] "Crazy in Love", "Single Ladies (Put a Ring on It)", "Halo" ve "Irreplaceable" şarkıları dünya genelinde en çok satan single'lardan bazılarıdır. 2009'da The Observer şarkıcıyı Onyılın Sanatçısı seçerken[275] Billboard ise En İyi Kadın Sanatçı ve Onyılın En İyi Radyo Şarkıları Sanatçısı seçti.[310][311] 2010'da Beyoncé, Billboard'un "Son 25 Yılın En İyi 50 R&B/Hip-Hop Sanatçısı" listesinde on beşinci sırada yer aldı.[312] 2012'de VH1, şarkıcıyı "Müzikteki En Büyük 100 Kadın" listesinde üçüncü sıraya koydu.[313] Beyoncé, Amerikan Müzik Ödülleri'nde Uluslararası Sanatçı Ödülü alan ilk kadın sanatçı oldu.[314] Ayrıca 2008 Dünya Müzik Ödülleri'nde Sanata Olağanüstü Katkılarından Dolayı Efsane Ödülü ve 2011 Billboard Müzik Ödülleri'nde Billboard Milenyum Ödülü kazandı.[315]

Beyoncé, solo sanatçı ve Destiny's Child üyesi olarak 17 Grammy Ödülü kazanarak Alison Krauss ve Aretha Franklin'in ardından bu ödülü en çok kazanan üçüncü kadın sanatçı[316][317] ve 52 adaylıkla Grammy Ödülleri tarihinde ödüle en çok aday gösterilen kadın oldu.[318] "Single Ladies (Put a Ring on It)" 2010'da Yılın Şarkısı seçilirken "Say My Name"[25] ve "Crazy in Love" daha önceden En İyi R&B Şarkısı dalında ödül kazandı. Dangerously in Love, B'Day ve I Am... Sasha Fierce, En İyi Çağdaş R&B Albümü ödülünü kazandı. Beyoncé 2010'da altı Grammy Ödülü kazanarak daha önce Alicia Keys, Norah Jones, Alison Krauss ve Amy Winehouse ile birlikte elinde bulundurduğu bir kadın sanatçı tarafından bir akşamda en çok Grammy Ödülü kazanma rekorunu geliştirdi, ancak Adele 2012'de yeni rekora ortak oldu.[319] Rüya Kızlar'da rol almasının ardından Beyoncé, Altın Küre Ödülleri'nde "Listen" ile En İyi Şarkı ve En İyi Kadın Oyuncu,[320] NAACP Image Ödülleri'nde ise Olağanüstü Kadın Oyuncu dallarında ödüle aday gösterildi.[321] 2006 Eleştirmenlerin Seçimi Film Ödülleri'nde "Listen" ile En İyi Şarkı ve Dreamgirls: Music from the Motion Picture ile En İyi Film Müziği Albümü dallarında ödül kazandı


Hayırseverlik


2005'teki Katrina Kasırgası'ndan sonra Beyoncé ve Rowland, Houston bölgesindeki mağdurlara geçici konut sağlamak amacıyla Beyoncé'nin başlangıçta $250.000 bağışladığı[349] Survivor Foundation adlı vakfı kurdular.[16] Bu vakıf şehirdeki diğer hayır kurumlarıyla çalışmak için zamanla büyüdü[350] ve üç yıl sonra yaşanan Ike Kasırgası'nın ardından da yardım sağladı.[351]

George Clooney ve Wyclef Jean'ın Hope for Haiti Now: A Global Benefit for Earthquake Relief adlı yardım kampanyası yayınına katılan Beyoncé,[352] CFDA'in sınırlı sayıda üretilen ve toplamda $1 milyon[353] yardım toplayan "Fashion For Haiti" tişörtünün resmî yüzü seçildi.[354] 5 Mart 2010'da Beyoncé ve annesi Tina, Brooklyn'deki Phoenix House'ta kadın ve erkekler için yedi aylık bir kozmetoloji eğitimi sunan Beyoncé Cosmetology Center'ı açtılar. Nisan 2011'de Beyoncé, çocuklarda obeziteye karşı başlatılan kampanyaya destek olmak için "Get Me Bodied" single'ını değiştirerek[355] ABD First Lady'si Michelle Obama ve National Association of Broadcasters Education Foundation ile güç birliği yaptı.[356] Usame bin Ladin'in ölümünün ardından, New York Police and Fire Widows' and Children's Benefit Fund'a para toplamak için Lee Greenwood'un "God Bless the USA" şarkısının yeni bir düzenlemesini yardım single'ı olarak yayımladı.[357]

Aralık 2012'de Sandy Hook İlkokulu saldırısından sonra federal hükûmeti silah denetim yasalarını yeniden gözden geçirmesi konusunda etkilemek amacıyla 950 ABD belediye başkanı ve başka kişilerin oluşturduğu[358] "Demand A Plan" kampanyası için başka ünlülerle birlik olup bir video hazırladı.[359] Beyoncé, "I Was Here" şarkısını ve şarkının Birleşmiş Milletler'de çekilen klibini 2012 Dünya İnsani Yardım Günü kampanyasına bağışlayarak kampanyanın bir elçisi oldu.[360][361] 2013'te Beyoncé'nin Gucci'nin kadın güçlendirmesini yaymayı amaçlayan "Chime for Change" kampanyasında Salma Hayek ve Frida Giannini ile çalışacağı duyuruldu. 28 Şubat'ta yayımlanan kampanyada şarkıcının yeni bir şarkısı kullanıldı.[362] 1 Haziran 2013'te kampanya yararına Londra'da düzenlenen konserde[363] Ellie Goulding, Florence and the Machine ve Rita Ora gibi sanatçılar da sahne aldı.[364] Beyoncé ayrıca "Miss a Meal" adlı bir yiyecek bağışı kampanyasında yer almakta[365] ve Charitybuzz'daki çevrim içi yardım müzayedeleri yoluyla Avrupa ve ABD'de iş yaratılmasını destekleyen Goodwill Industries adlı hayır kurumunu desteklemektedir

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Alessandro Volta Kimdir - Hayat Hikayesi
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:31 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok


Alessandro Volta Kimdir - Hayat Hikayesi

Alessandro Giuseppe Antonio Anastasio Volta (18 Şubat 1745 – 5 Mart 1827) pilin icadıyla tanınan İtalyan fizikçidir.

Hayatı, çalışmaları ve emekliliği

Volta İtalya’nın bir ili olan Como’da doğdu. 1774'te, Royal Okulunda fizik profesörü oldu. Bir yıl sonra, statik elektrik üretebilen elektroforu icat etti ve tanıttı. Bu icadı ile sık sık fon alacağına inanmıştı.

Volta, 1776 ve 1778 yılları arasında gazların kimyasını çalıştı. Amerikalı Benjamin Franklin’in “yanabilen hava” kâğıdını okuduktan sonra metanı keşfetti ve İtalya’da dikkatli bir şekilde metan aradı. Kasım 1776'da, Moggiore Gölünde metan buldu ve 1778'de metan tecrit etmeye başladı. Kapalı bir kutu içinde kıvılcım yardımıyla metan ateşleyerek deneyler yaptı. Volta ayrıca kapasitans konusuna çalıştı. Elektrik potansiyelini ve yükü ayrı ayrı inceledi ve birbirleriyle bağlantılı olduklarını keşfetti. Bu Volta’nın kapasitans yasası olarak adlandırabilirdi. Bunun için elektrik potansiyelinin birimi volt olarak isimlendirildi.

1779'da, Pavia Üniversitesinde deneysel fizik profesörü oldu. Neredeyse kırk yıl bu mevkiisini korudu. 1794'de Volta, Comolı aristokratik bir kadın olan Teresa Peregrini ile evlendi ve Giovanni, Flaminio ve Zanino isimlerine sahip 3 çocukları oldu.
Volta Napoleon’a buluşunu açıklıyor.

Çalışmalarının onuruna, Napoleon Bonaparte Volta’nın sayılmasını sağladı. Volta 1819'da yılında emekli oldu ve onun onuruna Como’da bulunan Camnago arazisine “Camnago Volta” ismi verildi. Volta 5 Mart 1827'de öldü. Volta’nın bedeni Camnago Volta’ya gömüldü. Volta’nın mirası olan Tempio Voltiano’nun anıtı göl kenarındaki kamu bahçelerinde bulunmaktadır. Volta’nın deneylerinde kullandığı orijinal mirası bir müzede onu onurlandırmak için sergilenmektedir. Yine Como’da bulunan Villa Olma evinde, Volta’nın deneyleri icatları ve ürettikleri inceleniyor sergiletiliyor ve öğretiliyor.

Volta ve Galvani

Luigi Galvani, iki metali seri bir şekilde kurbağa bacağına temas ettirdiğinde “hayvansal elektrik” olarak adlandırdığı bir şeyi keşfetti. Volta ise kurbağa bacağının şu an elektrolit dediğimiz iletken ve elektrik dedektörü olduğunu fark etti. Kurbağa bacağının yerine tuzlu su ile ıslattığı bezi kullandı ve daha önceki çalışmalarına benzer bir elektrik akışı tespit etti. Bu şekilde bir elektrokimyasal devre keşfetti. Ayrıca, iki eş elektrotun arasındaki potansiyel farkın, galvanik hücrelerinin elektromotor kuvveti (EMF) olduğunu keşfetti. Buna Volta’nın elektrokimyasal devre yasası denilebilir. 1800'de, Galvani ile yaşadığı profesyonel anlaşmazlık sonucu, ilk elektrik pili olan, devamlı olarak elektrik akımı yaratan Voltaik pili icat etti. Volta denemeleri sonucunda, en etkili metal çiftinin çinko bakır ikilisi olduğunu tespit etti.

İlk pil


Volta ilk pili keşfetmesini duyurulmasında etkisi olan William Nicholson, Tiberius Cavallo ve Abraham Bennet’e para ödedi.
Voltaik pil

Volta tarafından yapılan pil, ilk elektrokimyasal hücre olarak kredilendirildi. İki tane elektrot içerir; biri çinko diğeri ise bakırdır. Elektrolit ise sülfürik asit ile suyun ya da tuzu suyun karıştırılmasıyla oluşur. Elektrolit, 2H+ ve SO42− şeklinde var olabilir. Elektrokimyasal devrelerde hidrojenden ve bakırdan daha yüksek olan çinko negatif yüklenmiş sülfat (SO42−) ile tepkimeye girer. Pozitif yüklenmiş olan hidrojen iyonları bakırdaki elektronları yakalayarak hidrojen gazı, H2, baloncukları oluşturur. Bu olay çinko çubuğu negatif elektrot, bakır çubuğu da pozitif elektrot yapar. Tepkimeler aşağıdaki gibidir.

   çinko
   Zn → Zn2+ + 2e−

   sülfirik asit
   2H+ + 2e− → H2

Bakır tepki vermez ancak, elektrik akımı için bir elektrot işlevi görür.

Alessandro Volta

Alessandro Giuseppe Antonio Anastasio Graf von Volta (* 18. Februar 1745 in Como, Habsburgermonarchie; † 5. März 1827 in Como, Kaisertum Österreich), war ein italienischer Physiker. Er erfand die Batterie und gilt als einer der Begründer der Elektrizitätslehre.

Leben und Werk

Volta wurde als Sohn einer wohlhabenden Familie in Como im damals habsburgischen Norditalien als eines von neun Kindern geboren, von denen fünf – wie auch einige Onkel – Priester wurden. Der Vater selbst war lange Jesuitennovize. Voltas Eltern, Filippo Volta und Maria Maddalena dei Conti Inzaghi, hatten aber eine andere Laufbahn für Volta vorgesehen und schickten ihn in Vorbereitung einer Juristenlaufbahn von 1758 bis 1760 auf eine Jesuitenschule. Im Selbststudium beschäftigte er sich mit Büchern über Elektrizität (Pieter van Musschenbroek, Jean-Antoine Nollet, Giambatista Beccaria) und korrespondierte mit führenden Gelehrten. Der Turiner Physik-Professor Beccaria riet ihm, sich auf experimentelle Arbeit zu konzentrieren. 1769 veröffentlichte er seine erste physikalische Arbeit, die schon Kritik an den Autoritäten laut werden ließ. 1775 wuchs seine Bekanntheit durch die Erfindung des bald in ganz Europa benutzten Elektrophors, mit dem durch Influenz erzeugte statische Elektrizität erzeugt und transportiert werden konnte. 1774 wurde er zum Superintendenten und Direktor der staatlichen Schulen in Como ernannt. Schon 1775 wurde er dann zum Professor für Experimentalphysik an der Schule in Como berufen. 1776 entdeckte er in aus den Sümpfen am Lago Maggiore aufsteigenden Gasblasen Methan und begann mit dem brennbaren Gas zu experimentieren (Volta-Pistole, in der ein elektrischer Funke in einer Flasche die Verbrennung auslöst, also eine Art Gasfeuerzeug). Er konstruierte damit stetig brennende Lampen und benutzte seine Volta-Pistole als Messgerät für den Sauerstoffgehalt von Gasen (Eudiometer).

All diese Entdeckungen führten dazu, dass er 1778 (nach einer Reise in die Schweiz 1777, wo er u. a. Voltaire traf) zum Professor für Physik an der Universität Pavia berufen wurde.

Dort erfand er ein („Strohhalm“-) Elektroskop zur Messung kleinster Elektrizitätsmengen (1783), quantifizierte die Messungen unter Einführung eigener Spannungseinheiten (das Wort „Spannung“ stammt von ihm) und formulierte die Proportionalität von aufgebrachter Ladung und Spannung im Kondensator.

1792 erfuhr er von den Frosch-Experimenten des angesehenen Anatomen Luigi Galvani, die dieser auf animalische Elektrizität zurückführte. Volta erkannte aber die Ursache der Muskelzuckungen in äußeren Spannungen (etwa Kontaktelektrizität, falls mit mehreren Metallen experimentiert wurde), und es entsprang ein Streit um den Galvanismus, der die Wissenschaftler in ganz Europa in Lager teilte. Für Galvani lag die Erklärung darin, dass der Frosch eine Art Leidener Flasche (also ein Kondensator) war, für Volta war er nur eine Art Detektor. Heute ist immer noch wichtig, dass sich daraus Voltas langjährige Untersuchungen zur Kontaktelektrizität und schließlich seine bahnbrechende Erfindung der Batterie ergab.

Volta soll in seinen Schriften auch die Idee des Telegraphen und das Gay-Lussac-Gesetz (Volumenausdehnung von Gasen proportional zur Temperatur) vorweggenommen haben.

Seine größte und erfolgreichste Erfindung war jedoch die um 1800 konstruierte Voltasche Säule, die erste funktionierende Batterie (nachdem er schon in den 1790er Jahren elektrische Spannungsreihen verschiedener Metalle untersucht hatte). Sie bestand aus übereinander geschichteten Elementen aus je einer Kupfer- und einer Zinkplatte, die von Textilien, die mit Säure (zunächst Wasser bzw. Salzlake) getränkt waren, voneinander getrennt waren. Er schildert die Erfindung in einem berühmten Brief an Sir Joseph Banks von der Royal Society. Erst diese Erfindung der Batterie ermöglichte die weitere Erforschung der magnetischen Eigenschaften elektrischer Ströme und die Anwendung der Elektrizität in der Chemie im folgenden Jahrhundert.

1791 ernannte ihn die Londoner Royal Society zum Mitglied und verlieh ihm 1794 ihre Copley-Medaille. 1792 ging er auf seine zweite Auslandsreise, bei der er u. a. Pierre Simon Laplace, Antoine Laurent de Lavoisier in Paris sowie Georg Christoph Lichtenberg in Göttingen besuchte. Ebenso reist er nach London. 1801 reist er nach Paris, wo er am 7. November Napoleon Bonaparte seine Batterie vorführt.[1]
Allessandro Volta demonstriert Napoleon Bonaparte seine Batterie, (1801).

1802 erhielt er vom Institut de France die Ehrenmedaille in Gold und von Napoleon eine Pension. Nachdem Napoleon Italien erobert hatte, ernannte er Volta, der sich schon damals eigentlich zur Ruhe setzen wollte, 1809 zum Senator und erhob ihn 1810 in den Grafenstand. Nach der Erfindung der Batterie gab er die Forschung und Lehre zunehmend auf, wurde aber durch die Ernennung zum Dekan der philosophischen Fakultät 1813 noch zum Bleiben bewogen bis zu seiner endgültigen Emeritierung 1819. Seine Karriere hatte die wechselnden Herrschaftsverhältnisse unbeschadet überstanden – er war sowohl bei den Habsburgern als auch bei Napoleon in Gunst. Im Ruhestand zog er sich auf sein Landhaus in Camnago nahe Como zurück.

Volta heiratete, nachdem er vorher lange Jahre mit einer Sängerin gelebt hatte, 1794 die wohlhabende Teresa Peregrini, mit der er zwei gemeinsame Söhne aufzog. Er liegt in Camnago, einem Ortsteil von Como begraben, der seit 1863 Camnago Volta heißt.[2] Dort kann man auch seine Instrumente im Museum Tempio Voltiano sehen.

Im 19. Jahrhundert wurde Volta mit der höchsten Auszeichnung, die einem Physiker vermutlich zuteilwerden kann, geehrt: Zu seinen Ehren wurde die Maßeinheit für die elektrische Spannung international mit der Bezeichnung Volt betitelt. Vorgeschlagen wurde dies zuerst 1861 von einem Komitee der British Association for the Advancement of Science.[3]

1964 wurde der Mondkrater Volta nach ihm benannt.

Schriften



   F. Massardi (Herausgeber): Alessandro Volta. Epistolario, 5 Bände, Bologna, Zanichelli, 1949-1955 (Briefe)
   Alessandro Volta Le Opere, Mailand, 7 Bände, Hoepli, 1918 (Reprint: Johnson, New York 1968)


Literatur


   Emilio Segrè: Die großen Physiker und ihre Entdeckungen, Band 1, Serie Piper
   Giuliano Pancaldi: Volta: Science and Culture in the age of enlightment, Princeton University Press 2005
   Marcello Pera: The ambigious frog: the Galvano-Volta controversy on animal electricity, Princeton University Press 1992
   John Heilbron: Alessandro Volta, Dictionary of Scientific Biography
   John Heilbron: Electricity in the 17. and 18. century, University of California Press 1979, Dover 1999
   Kurt Jäger, Friedrich Heilbronner: Lexikon der Elektrotechniker. 2. Auflage. VDE-Verlag, 2010, ISBN 978-3-8007-2903-6 (Inhaltsverzeichnis, 125 KB).
   Wilhelm von Zahn: Ueber die Volta'schen Fundamentalversuche. In: Sitzungsberichte der Naturforschenden Gesellschaft zu Leipzig 6 (1875), S. 59 f.
   Geoffrey Sutton The politics of science in early Napoleonic France: the case of the voltaic pile, Historical studies in the physical sciences, Band 11, 1981, S. 329-366

Weblinks

Commons: Alessandro Giuseppe Antonio Anastasio Volta – Album mit Bildern, Videos und Audiodateien

   Literatur von und über Alessandro Volta im Katalog der Deutschen Nationalbibliothek
   Werkausgabe (Ditigalisat, italienisch)
   Ausführliche Biographie Universität Pavia, englisch
   Museum Tempio Voltiano (Alessandro Volta Museum)
   Digitalisierte Werke von Volta - SICD der Universitäten von Strasbourg

Einzelnachweise

7. November 1801 – Erste Batterie wird vorgestellt: "Künstliches elektrisches Organ", WDR 2, Stichtag vom 7. November 2011
Regio Decreto 21 aprile 1863, n. 1273
IEEE Global History: System of Measurement Units

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Gerhard Mercator Kimdir? - Hayat Hikayesi
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:26 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



Gerhard Mercator Kimdir? -  Hayat Hikayesi
Gerardus Mercator (asıl adı: Gerard De Kremer) Matematikçi ve kartograf. 5 Mart 1512 Rupelmonde, Flandre'de doğdu, 2 Aralık 1594 Duisburg'da öldü.

Mercator harita projeksiyonunu geliştirdi ve bir dünya haritası yayınladı.

Piri Reis'ten sonra gelen en büyük harita ustalarından biri Gerardus Mercator. O bir Flaman.
Yani Belçikalı ve bizim Piri Reis gibi dünyanın şekli, biçimi üzerine epeyce kafa yoran ünlü bir kartograf. Adını duymuştum lise yıllarında okutulan ders kitaplarında ama işin doğrusu "ne yapmış bu adam, ne etmiş" diye bakınmak için çok derinliklerine inmemiştim.
Ama Brüksel'de Piri Reis ve Mercator'un haritacılık konusundaki çalışmalarını ve eserlerini ele alan panel ve sergiye katılınca mecburen daha fazla tanımak zorunda kaldım. Biliyorsunuz UNESCO 1513'te çizdiği haritanın 500. yıl dönümü münasebetiyle Piri Reis'i de bu yılki kutlama programlarına alma kararı aldı. İşte bu etkinliklerden ilki Brüksel'de, görünümü hâlâ kütüphane olan ama artık sadece kültür ve sanat etkinlikleri için kullanılan Solvoy'daydı. Salonda iki harita ustasının çizimleri dizilmişti karşılıklı. Ben Piri Reis'ten başladım sergiyi gezmeye. O biter bitmez de Mercator'un haritalarını inceledim. Ve bariz biçimde onun Piri Reis'ten etkilendiğini gördüm. Resmen bizim Reis'in bıraktığı yerden alıp devam etmiş Mercator. Ama tabii geliştirerek, zenginleştirerek.
Mesela Kıbrıs'ı çizen Reis'in haritada bıraktığı eksiklikler Mercator tarafından tamamlanmış.
Sanki dersiniz ki babasından aldığı beceriyi devam ettiren bir evlat
Mercator.
Neyse... İlgi alanıma girmemesine rağmen, iki büyük harita ustasını karşılaştırma imkânı verdiğinden çok sevdim ben bu sergiyi.
Hem Piri Reis'i Flamanlarla, hem de Mercator'u bizlerle buluşturmaya aracılık eden bu serginin mimarı Yunus Emre Enstitüsü'ne teşekkür ediyorum ve yeni kuşağın tarihteki insanların birbirinden nasıl etkilendiğini anlatmak açısından aynı serginin mesela İstanbul'da açılmasının faydalı olacağına inanıyorum.


Gerhard Mercator

Gerhard Mercator (* 5. März 1512 in Rupelmonde, Grafschaft Flandern; † 2. Dezember 1594 in Duisburg, Vereinigte Herzogtümer Jülich-Kleve-Berg) war ein Geograph und Kartograf, der schon zu Lebzeiten als der Ptolemäus seiner Zeit angesehen wurde und bis in die arabisch-islamische Welt berühmt war. Er hieß eigentlich Gerard De Kremer (latinisiert Gerardus Mercator, deutsch auch Gerhard Krämer).

Heute vorwiegend als Kartograf und Globenhersteller bekannt, war Mercator im 16. Jahrhundert auch als Kosmograf, Theologe und Philosoph von großer Bedeutung und setzte Maßstäbe als Schriftkünstler. Auf Mercator bezieht sich die 1996 gegründete Stiftung Mercator, die dem interkulturellen Wissensaustausch gewidmet ist.

Kindheit und Ausbildung
Erdglobus, signiert von Mercator mit dem Datum 1541; steht heute in Urbania und soll einer von 22 bestehenden Globen sein[1]
Einer der noch bestehenden Himmelsgloben, ausgestellt im Museum von Urbania

Gerhard De Kremer wurde als sechstes Kind von Hubert De Cremer und seiner Frau Emerance in Rupelmonde geboren. Seine Kindheit verbrachte er in Gangelt, wo sein Vater Schuhmacher war.[2] Nach dem Tod seines Vaters im Jahre 1526 wurde Gerhard bei den Brüdern vom gemeinsamen Leben in Herzogenbusch erzogen. Hier war unter anderem Georgius Macropedius sein Lehrer.

Ab 1530 studierte Gerhard an der Universität Löwen, wurde 1532 zum Magister artium promoviert und betrieb anschließend private Studien der Theologie, Philosophie und Mathematik, vor allem in ihren praktischen Anwendungsmöglichkeiten (Karten, Globen und Instrumente). 1534 bis 1537 war Mercator als Mitarbeiter bei Gemma Frisius an der Erstellung von dessen Erd- und Himmelsgloben beteiligt.

Familiengründung

1536 heiratete er Barbera Schellekens, die 1537 ihren ersten Sohn Arnold gebar. 1537 schuf er eine erste Karte Amplissima Terrae Sanctae descriptio ad utriusque Testamenti intelligentiam. 1538 schuf er seine erste Weltkarte. Im selben Jahr wurde seine erste Tochter geboren, die nach Mercators Mutter Emerance getauft wurde. 1539 folgte die zweite Tochter Dorothéa.

Ebenfalls 1539 brachte Mercator eine Karte von Flandern heraus, die ihm die Aufmerksamkeit des Königs einbrachte. 1541 brachte Mercator seinen ersten Globus heraus, der sich über Jahrzehnte in großen Stückzahlen verkaufte. 1540 und 1541 wurden die beiden Söhne Bartholomäus und Rumold geboren. 1542 folgte als sechstes und letztes Kind die Tochter Catherine.

Ob Mercator den theologischen Doktorgrad erworben hat, ist fraglich. 1544 wurde er wegen „Lutherey“ (also als Anhänger der Reformation Martin Luthers) verhaftet und für viele Monate eingekerkert. In dieser Zeit erschien das naturwissenschaftliche Hauptwerk Philipp Melanchthons Initia Doctrinae Physicae (1549), das großen Einfluss auf Mercator ausgeübt haben dürfte. Der erst vor kurzem aufgefundene Briefwechsel mit Melanchthon ist noch nicht ausgewertet.

1551 fertigte Mercator zum ersten Mal den komplementären Himmelsglobus zu seinem Globus von 1541. Fortan wurden diese Globen zumeist in Paaren verkauft, wovon noch mindestens 22 existieren.

Umzug nach Duisburg
Mercators Haus in Duisburg 1566, graviert von Johannes Corputius

1551 lud ihn Wilhelm der Reiche ein, Professor für Kosmografie an der neu zu gründenden Universität Duisburg zu werden. Mercator nahm das Angebot an und übersiedelte 1552 nach Duisburg, wo er ein Haus an der Oberstraße bewohnte;[3] ob Glaubensgründe eine entscheidende Rolle spielten, ist umstritten. Jedenfalls lebte er in der von religiöser Toleranz geprägten Stadt im Herzogtum Kleve vor Anfeindungen sicher.

Von 1559 bis 1562 war er am neugegründeten Duisburger Akademischen Gymnasium, dem heutigen Landfermann-Gymnasium, als Lehrer für Mathematik und Kosmografie tätig. Ein Student Mercators war ab 1562 Johannes Corputius, der 1566 die nach ihm benannte außergewöhnlich exakte Stadtansicht Duisburgs fertigte. Die Gründung der Universität kam zu Mercators Lebzeiten nicht mehr zustande, obwohl der Herzog 1564 die päpstliche Erlaubnis und 1566 auch das kaiserliche Privileg zur Gründung erhalten hatte.


[Resim: i785bs2u37.png]
[Resim: i786bgl2qa.jpg]


Die große Weltkarte
Titelbild der Londoner Ausgabe des Mercator-Atlas von 1637

Mit seiner großen Weltkarte von 1569 (Nova et aucta orbis terrae descriptio ad usum navigantium) erlangte Mercator Weltruhm. Möglicherweise angeregt von Erhard Etzlaub, entwickelte er eine bis heute wegen ihrer Winkeltreue für die Seefahrt (und Luftfahrt) wichtige Projektion, die als „Mercator-Projektion“ bekannt wurde. Laut John Vermeulen hat Mercator mit seinem Zeitgenossen Abraham Ortelius zusammengearbeitet.

In den 1570er Jahren hat Mercator theologische Schriften veröffentlicht, die größtenteils bis vor kurzem unbekannt, zumindest unbeachtet waren. Er befasste sich mit der Theologie der Schweizer Reformierten. Auch dürfte er von der sogenannten „Christlichen Physik“ des Lambertus Danaeus, einem Schüler Calvins, angeregt worden sein.

Etwa gleichzeitig mit der Weltkarte erschien Mercators theologisch geprägte Weltgeschichte Chronologia. Hoc est temporum demonstratio exactissima, ab initio mundi usque ad annum Domini MDLXVIII (1568). Nach weiteren kartografischen Arbeiten folgte im Jahr 1590 der Kommentar des Römerbriefs, der bislang nur als Manuskript in Leiden vorhanden ist, in dem er die theologisch-systematischen Grundlagen für seine Kosmografie erarbeitete.

Das Hauptwerk

Kurz vor seinem Tod vollendete Mercator das Hauptwerk, die Kosmografie Atlas, sive Cosmographicae Meditationes de Fabrica Mundi et fabricati figura, die postum 1595 von Mercators Sohn Rumold herausgegeben wurde. Bislang wurden hauptsächlich die Karten zur Kenntnis genommen, gelegentlich erschienen diese sogar ohne den Text. Besonders hervorzuheben ist die christologische Ausrichtung, die sich grundsätzlich von den mittelalterlichen Kosmografien bis zu Sebastian Münster unterscheidet.

Mercator starb 1594 als angesehener und reicher Mann. Sein Grab in der Salvatorkirche zu Duisburg ist verschollen, nur sein prachtvolles Epitaph befindet sich noch dort.

Werk

Mercator sah sich selbst mehr als wissenschaftlichen Kosmografen und nicht als jemand, der seinen Lebensunterhalt mit der Herstellung und dem Verkauf von Karten verdienen musste. Seine Produktion war nicht recht umfangreich: Wir kennen zwölf Globen-Paare (Himmel und Erde), fünf Wandkarten, viele Karten von Regionen wie Weltkarten sowie eine Chronologie (mit Evangelienharmonie) und die Kosmografie. Viele seiner Werke sind heute in der Schatzkammer des Kultur- und Stadthistorischen Museum der Stadt Duisburg ausgestellt.

[Resim: i783bwyylc.jpg]

[Resim: i781ba74ea.jpg]

Globen (Auswahl)

   Mitarbeit am Erdglobus von Gemma Frisius
   Erdglobus von 1541 mit 41 cm Durchmesser und Loxodromen
   Himmelsglobus von 1551 mit 41 cm Durchmesser
[Resim: 220px-Mercator-proj.png]

Karten
Mercator-Projektion

   Amplissima Terrae Sanctae descriptio ad utriusque Testamenti intelligentiam eine Wandkarte des Heiligen Landes aus 6 Blättern von 1537.
   Eine Wandkarte von Flandern in neun Blättern 1540.
   Eine Weltkarte in herzförmiger Projektion der Nord- und Südhalbkugel.

Aus der Duisburger Periode kennen wir nur vier Wandkarten:

   Europæ descriptio, eine Wandkarte von Europa aus 1554 in 15 Blättern (159×132 cm) (1572 überarbeitet). Mit dem Erscheinen dieser Karte wurde das schon lange überholte ptolemäische Weltbild weitgehend korrigiert. Die gegenseitige Position der europäischen Länder ist zum ersten Mal korrekt dargestellt. Für anderthalb Jahrhunderte diente Mercators Europakarte als Maßstab.
   eine Karte von Lothringen 1563/1564.
   Angliæ, Scotiæ et Hiberniæ nova descriptio, eine Wandkarte der Britischen Inseln in acht Blättern von 1564.
   Nova et aucta orbis terræ descriptio ad usum navigantium emendate accomodata, 1569, die große Wandkarte der Welt in 21 Blättern mit einer Gesamtgröße von 134×212 cm.

Diese letzte Karte kann mit Recht Mercators Meisterwerk genannt werden. Es ist die erste Weltkarte, bei der eine winkeltreue Projektion verwendet wurde (Mercator-Projektion).

Kosmografie

Nach der Ausgabe der Weltkarte verlegte Mercator sich mehr und mehr auf die Herstellung einer Kosmografie. Mercator hatte große Pläne: ein riesiges kosmografisches Werk über die Schöpfung, deren Ursprung und dessen Geschichte.

Die ersten Ideen dafür schrieb er 1569 in der Einleitung zu seiner Chronologia. Die Kosmografie würde aus fünf Teilen bestehen:

   Chronologie, herausgegeben 1569
   Die Schöpfung der Welt (nach seinem Tod herausgegeben als Einleitung zum Atlas von 1595)
   Beschreibung des Himmels (nie erschienen)
   Beschreibung der Länder und Seen in drei Teilen:
       Moderne Geografie (der Atlas, unvollendet, siehe unten)
       Ptolemäus' Karten, herausgegeben 1578
       Antike Geografie (nicht realisiert)
   Genealogie und politische Geschichte (nur erschienen als begleitende Texte zu den Karten im Atlas)

Mercators wissenschaftliche Einstellung wurde ihm zum Schicksal. Immer wieder verschob er in der Hoffnung auf neue Informationen die Herausgabe seines Werks. Der kartografische Teil seiner Kosmografie wurde daher nur teilweise vollendet.

Zuerst wurde seine Ptolemäus-Ausgabe von 1578 angefertigt. Mercator sah diese Ausgabe bloß als Darstellung der Welt nach den Ideen der klassischen Autoren. Die 28 Ptolemäischen Karten sind nie in einem anderen Atlas eingefügt, während sie noch im Jahr 1730 neu herausgegeben worden sind.
Karte Europas

Erst im Jahr 1585, fünfzehn Jahre nach der Ausgabe des Theatrum, kam Mercator mit einer unvollendeten Ausgabe seiner 'modernen Geografie'.

Das Kartenbuch enthält 51 Karten: 16 von Frankreich, neun von den Niederlanden und 26 von Deutschland. Von diesen Ländern hatte er die zuverlässigsten Beschreibungen. Jeder Teil hat ein eigenes Titelblatt: Galliae Tabulae Geographicae, Belgii Inferioris Geographicae Tabulae und Germaniae tabulae geographicae. Das ganze hatte noch keinen Titel.

Im Jahr 1589 folgten 22 Karten von Südosteuropa, Italiae, Sclavoniae et Graeciae tabulae geographicae. Mercator hatte leider nicht die Möglichkeit, gemäß seiner ursprünglichen Planung seine Tabulae Geographicae zu einem richtigen Weltatlas mit einem Umfang von etwa 120 Karten zu erweitern.

Ein Jahr nach seinem Tod gab sein Sohn Rumold Mercator eine Ergänzung mit 34 Karten heraus. Hierin befinden sich 29 von Gerhard Mercator gravierte Karten der fehlenden Teile Europas (Island, die Britischen Inseln und die nord- und osteuropäischen Länder).
Atlas
Titelkupfer zum Atlas Gerhard Mercators, der ein Jahr nach dessen Tod von seinem Sohn Rumold Mercator veröffentlicht wurde

Rumolds „vollständige Ausgabe“ hat ein eigenes Titelblatt und Vorwort. Der Titel lautet Atlas sive Cosmographicae Meditationes de Fabrica Mundi et Fabricati Figura (Atlas oder kosmografische Meditationen über die Schöpfung der Welt und die Form der Schöpfung).

Die Wahl des Titels Atlas erläuterte Mercator in einer Einleitung. Danach ist der Name von dem mythischen König und ersten Astrologen Atlas von Mauretanien abgeleitet,[4] der laut Mercators Darstellung und beigegebener Stammtafel der Atlas der griechischen Mythologie war. Mercator beruft sich dabei auf die Erzählungen bei Diodor.[5]

   „Meine Bestimmung ist es also, es diesem Atlas nachzutun, einem in Belesenheit, Menschlichkeit und Weisheit so herausragendem Mann, wie von einem hohen Wachturm aus die Kosmografie zu betrachten, so weit meine Kraft und Fähigkeit es erlauben, um zu sehen, ob ich möglicherweise durch meinen Fleiß einige Wahrheiten in noch unbekannten Dingen finden kann, welche dem Studium der Weisheit dienen könnten.“

Atlas ist auf dem Titelkupfer von Mercators Atlas mit einem Himmels- und einem Erden-Globus abgebildet.

Das Werk beginnt mit einer Biografie von Gerardus Mercator, verfasst von dem Duisburger Ratsherrn Walter Ghim, darauf folgt die Atlas-Mythologie. Den ersten Teil bildet Mercators Werk über die Schöpfung Mundi Creatione et Fabrica Liber. Die 107 Karten bilden den zweiten Teil.
Seite aus Gerhard Mercators Schreibmeisterbuch, Louvain 1540
Schriftkunst

Bezeichnend für sein Verständnis als Wissenschaftler der Renaissance ist, dass die Anschaulichkeit seines Denkens von einem hohen Anspruch an die Ästhetik der Darstellung durchdrungen war. In der Geschichte der Schriftentwicklung nimmt Mercator auch einen bedeutenden Platz als Schreibmeister ein.[6][7][8]

1540 brachte er eine Anleitung zum Schreiben der italienischen Kursive (Italic) heraus: Literarum latinarum, quas Italicas, cursoriasque vocant scribendarum ratio[9] Damit gehörte er nicht nur zu den ersten Schriftkünstlern nördlich der Alpen, der im Rahmen eines Schreibmeisterbuchs diesen platzsparenden und klaren lateinischen Schrifttyp gegenüber der gotischen Schrift popularisierte, sondern er war auch der erste, der diese Kursiv für die Beschriftung der Karten verwendete.

Seine Unterweisungen (52 Seiten) waren zunächst noch in Holz geschnitten und erfuhren bereits im selben Jahr sowie 1549, 1550, 1556 und 1557 Nachauflagen.[10] Bei der späteren Anwendung des Kupferstichs konnte die elegante Gestaltung dieser Schrift besser zur Geltung kommen. Mercator setzte damit ästhetische Maßstäbe für die Beschriftung der Karten und prägte so den Kartenstil für die nachfolgenden zweihundert Jahre.
Nachwirken
In Duisburg erinnern zahlreiche Globen an Gerhard Mercator. Dieser hier steht am südlichen Stadteingang in Huckingen.
Statue am Mercatorbrunnen, Burgplatz in Duisburg, 1878 geschaffen von Anton Josef Reiss

Die 1655 gegründete Universität Duisburg hatte seit 1994 den Namen Gerhard-Mercator-Universität, bis sie 2003 mit der Universität Essen zur neuen Universität Duisburg-Essen fusionierte. Am Campus Duisburg besteht die Mercator School of Management.

Des Weiteren sind das Duisburger Mercator-Gymnasium, eine Berliner Grundschule, ein Veranstaltungs- und Kongresszentrum (Mercatorhalle), ein Einkaufszentrum in Duisburg-Meiderich sowie ein Moerser Berufskolleg nach ihm benannt, ebenso die südliche Ringstraße Mercatorstraße/Kremerstraße in der Duisburger Innenstadt und ein Duisburger Ausflugsdampfer. In der Mercator-Kaserne in Euskirchen ist u. a. das Amt für Geoinformationswesen der Bundeswehr stationiert.

Seit 1950 besteht auch die Mercator-Gesellschaft Duisburg e. V. – Verein für Geschichte und Heimatkunde.

Die Mercatorplakette für besondere Verdienste, insbesondere auf wissenschaftlichem oder künstlerischem Gebiet wird von der Stadt Duisburg in unregelmäßigen Abständen verliehen. Träger waren bislang zum Beispiel Gründungsrektoren der Duisburger Universität sowie Kulturdezernenten und Generalmusikdirektoren, aber auch der Schauspieler Hans Caninenberg und der Maler Heinz Trökes.

Darüber hinaus existiert die Stiftung Mercator. Diese Stiftung ist eine der großen Stiftungen in Deutschland, die insbesondere in den Bereichen Integration, Klimawandel und kulturelle Bildung aktiv ist. Projekte, wie „Förderunterricht für Kinder und Jugendliche mit Migrationshintergrund“, „jamtruck“ spiegeln die Vielfalt möglichen Engagements wider.

Der Mondkrater Mercator wurde 1935 nach ihm benannt.
Museen und Ausstellungen

   Das weltweit einzige dedizierte Mercator-Museum befindet sich in Sint-Niklaas (Belgien). Es zeigt das Leben und Wirken des Mercator.
   Das Kultur- und Stadthistorisches Museum Duisburg zeigt Mercators Werk in einem eigenen Bereich, der Schatzkammer, mit wertvollen Karten, Büchern und Globen.
   Mercator-Atlanten in der Universitätsbibliothek Duisburg-Essen, Campus Duisburg: Dauerausstellung ab dem 29. Januar 1997.
   500 Jahre Gerhard Mercator – Vom Weltbild der Renaissance zum Kartenbild der Moderne; vom 10. März bis 10. Juni 2012 im Museum für Kunst und Kulturgeschichte Dortmund; Sonderausstellung des Förderkreises Vermessungstechnisches Museum e. V. im Museum für Kunst und Kulturgeschichte Dortmund

Werke

   Gerardus Mercator: Literarum latinarum, quas italicas, cursoriasque vocant, scribendarum ratio, Louvain 1540; Ausgabe: Facs. Louvain 1540; Erschienen: Nieuwkoop: Miland Publ., 1970.
   Evangelicae historiae quadripartita Monas, sive Harmonias quatuor Evangelistarum ... / digesta et demonstrata per Gerardum Mercatorem. - Duysburgi : Cliuorum, 1592. Digitalisierte Ausgabe der Universitäts- und Landesbibliothek Düsseldorf
   Germaniae tabulae geographicae. - Duisburg: Gerhard Mercator d. Ä., 1594. Digitalisierte Ausgabe
       1. Germaniae tabulae geographicae. 1594.
       2. Galliae tabulae geographicae. 1594.
       3. Belgii inferioris geographicae tabulae. 1594.
   Atlas Sive Cosmographicae Meditationes De Fabrica Mvndi Et Fabricati Figura. - Dvisbvrgi Clivorvm: Mercator, 1595. Digitalisierte Ausgabe
   Atlas minor, das ist ein kurtze, jedoch gründtliche Beschreibung der gantzen Welt. Amsterodami, Nicolai; Arnhemi, Janssonius, 1609. Digitalisat

Commons: Atlas sive Cosmographicae Meditationes de Fabrica Mundi et Fabricati Fugura (1596) – Sammlung von Bildern, Videos und Audiodateien
Literatur

   Arthur Breusing: Mercator, Gerhard. In: Allgemeine Deutsche Biographie (ADB). Band 21, Duncker & Humblot, Leipzig 1885, S. 385–397.
   Manfred Büttner (Hrsg.): Neue Wege in der Mercator-Forschung. Mercator als Universalwissenschaftler. Abhandlungen zur Geschichte der Geowissenschaften und Religion/Umwelt-Forschung. Brockmeyer, Bochum 1992, 1995, ISBN 3-8196-0077-9.
   Nicholas Crane: Der Weltbeschreiber. Gelehrter, Ketzer, Kosmograph – Wie die Karten des Gerhard Mercator die Welt veränderten. Droemer Knaur, München 2005, ISBN 3-426-27224-5.
   Rolf Kirmse: Die große Flandernkarte Gerhard Mercators (1540) – ein Politicum? In: Heike Frosien-Leinz (Red.): Von Flandern zum Niederrhein: Wirtschaft und Kultur überwinden Grenzen. Begleitband zur Ausstellung, Hrsg. von Stadt Duisburg – Die Oberbürgermeisterin, Kultur- und Stadthistorisches Museum Duisburg 2000, ISBN 3-89279-560-6, S. 41–66.
   Hans-Georg Kraume: Novum gymnasium linguarum et philosophiae: das Duisburger Akademische Gymnasium 1559–1563. In: Heike Frosien-Leinz (Red.): Von Flandern zum Niederrhein: Wirtschaft und Kultur überwinden Grenzen. Duisburg 2000, S. 100–111.
   Peter van der Krogt: Mercator – seine Atlanten und seine Zeitgenossen. In: Gerhard Mercator und seine Welt. Herausgegeben von Rienk Vermij. Mercator-Verlag, Duisburg 1997, ISBN 3-87463-254-7, S. 110–131.
   Uta Lindgren: Mercator, Gerhard. In: Neue Deutsche Biographie (NDB). Band 17, Duncker & Humblot, Berlin 1994, ISBN 3-428-00198-2, S. 112–115 (Digitalisat).
   Gerhard Mercator (Kartogr.); Wilhelm Krücken (Hrsg.): Weltkarte ad usum navigantium. Duisburg 1569. (Nachdruck: verkleinert reprod. nach dem Orig.-Druck der Univ.-Bibl. zu Basel. Mercator-Verlag, Duisburg 1994, ISBN 3-87463-211-3)
   Wolfgang Scharfe (Hrsg.): Gerhard Mercator und seine Zeit. (= Duisburger Forschungen 42). Braun, Duisburg 1996, ISBN 3-87096-053-1.
   Andrew Taylor: The World of Gerard Mercator: The Mapmaker Who Revolutionized Geography. Frank R. Walker Co., New York 2004, ISBN 0-8027-1377-7.
   Rienk Vermij (Hrsg.): Gerhard Mercator und seine Welt. Mercator-Verlag, Duisburg 1997, ISBN 3-87463-254-7.
   John Vermeulen: Zwischen Gott und der See: Roman über das Leben und Werk des Gerhard Mercator. Diogenes, Zürich 2005, ISBN 3-257-06495-0.

Weblinks
Wikisource: „Nach Mercator’s Projection“ – von J. Lwbg. in „Die Gartenlaube“ Heft 36, 1878
Commons: Gerardus Mercator – Album mit Bildern, Videos und Audiodateien

   Literatur von und über Gerhard Mercator im Katalog der Deutschen Nationalbibliothek

Über Mercator

   Gerardus Mercator 1512–1594, ein sehr guter Überblick zu Mercator im Word-Format beim Kultur- und Stadthistorischen Museum Duisburg, nach: Tromnau, G., Gerardus Mercator 1512–1594. In: Die Welt des Gerhard Mercator. Karten, Atlanten und Globen aus Duisburg. Duisburg 2006, ISBN 3-87463-393-4.
   Thomas Trösch: Kartografie, Der Ptolemäus von Duisburg, in Spektrum Online, Datum: 2. März 2012, Abgerufen: 4. März 2012
   Ad maiorem Gerardi Mercatoris gloriam, Detailinformationen zu Mercator und der Mercatorprojektion von F. Wilhelm Krücken

   Erinnerungsort Mercator, Projekt der Universität Duisburg-Essen, welches das Gedenken an Mercator in Duisburg wissenschaftlich untersucht

Werke online

   Mercators Atlas als Flash-Datei bei der British Library ("Turning the Pages")
   Mercator Globes Online Exhibit – Harvard Map Collection

Ausstellungen

   Kultur- und Stadthistorisches Museum Duisburg (Mercator-Schatzkammer)
   Website der Stadt Sint-Niklaas mit Informationen zum Mercator-Museum (niederländisch)
   500 Jahre Gerhard Mercator – Vom Weltbild der Renaissance zum Kartenbild der Moderne; vom 10. März bis 10. Juni 2012 im Museum für Kunst und Kulturgeschichte Dortmund. Sonderausstellung des Förderkreis Vermessungstechnisches Museum e. V. im Museum für Kunst und Kulturgeschichte Dortmund

Einzelnachweise

Das Museum in Urbania mit den beiden Globen von Mercator. Abgerufen am 14. Dezember 2013.
Gangelt.de über Gerardus Mercator
Kai Thomas Platz: Ausgrabungen im und um das Wohnhaus Gerhard Mercators. In: Archäologie im Rheinland. Theiss, Darmstadt 2013, ISBN 978-3-8062-2842-7, S. 211-213.
Friedrich Kluge: Etymologisches Wörterbuch der deutschen Sprache, 6. Auflage. 2. Abdruck, 1905, S. 22 eingeschränkte Vorschau in der Google-Buchsuche
Diodor, Buch III, 60 und IV, 27
A. S. Osley: Canons of Renaissance Handwriting. In: Visible Language. Bd. XIII, Nummer 1, Ohio 1979, S. 73 u. Figur 4.
Ben Engelhart: Inleiding tot de calligrafie. Wolters, Groningen 1966, S. 28.
Alfred Fairbank: A book of scripts. Penguin Books, Harmondsworth 1949, Plate 35.
Gerard Mercator: Literarum latinarum, quas italicas, cursoriasque vocant scribendarum ratio. (online auf: digitale-sammlungen.de)
Uta Lindgren: Mercator, Gerhard. In: Neue Deutsche Biographie. (NDB). Band 17, Duncker & Humblot, Berlin 1994, ISBN 3-428-00198-2, S. 112–115.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Emmy Noether Kimdir - Amalie Emmy Noether Biyografi
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:21 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok


Emmy Noether Kimdir - Amalie Emmy Noether Biyografi

Amalie Emmy Noether;[1] 23 Mart 1882 – 14 Nisan 1935), soyut cebir ve kuramsal fiziğe olan çığır açıcı katkılarıyla bilinen bir Alman matematikçidir. Pavel Alexandrov, Albert Einstein, Jean Dieudonné, Hermann Weyl, Norbert Wiener ve daha birçok kişi tarafından halka, alan, ve cebir teorilerinde devrim yaratan, tarihin en önemli kadın matematikçisi olarak nitelendirmiştir.[2][3] Noether teoremi simetri ile korunum yasaları arasındaki temel bağı açıklar.[4]

Bavyera’nın Erlangen kasabasında Yahudi bir ailede doğmuştur. Babası matematikçi Max Noether’dir. Gerekli sınavları geçtikten sonra Fransıca ve İngilizce öğretmeyi planlamıştır ama sonunda babasının ders verdiği Erlangen Üniversitesi’nde matematik okumuştur. 1907’de Paul Gordan’ın danışmanlığında tezini bitirdikten sonra Erlangen Matematik Enstitüsünde maaş almadan yedi yıl çalışmıştır. O zamanlar kadınlar akademik pozisyonlardan dışlanmışlardı). 1915’de David Hilbert ve Felix Klein tarafından Göttingen Üniversitesinin dünyaca ünlü matematik araştırma merkezi olan, matematik bölümüne katılması için çağrıldı. Fakat üniversite yönetimi tarafından reddedildi ve dört yıl daha Hilbert adına ders vermeye devam etti. Ders verme hakkı 1919’da verildi, bu sayede Privatdozent (Germenik üniversitelerde, sahibinin, profesörlük makamına sahip olmaksızın bağımsız olarak ders verebileceği anlamını taşıyan unvan) unvanını alabildi.

1933’e kadar Göttingen matematik bölümünün ileri gelen üyeleri arasındaki yerini sürdürdü; öğrencilerine zaman zaman “Noether oğlanları” denirdi. 1924’de Hollandalı matematikçi B. L. van der Waerden öğrencisi oldu ve kısa zaman içinde Noether’in çalışmalarının önde gelen yorumcusu oldu; Noether’in çalışmaları öğrencisinin yazdığı 1931 tarihli ders kitabı, Modern Cebir’in’in ikinci cildinin temelini oluşturuyordu. 1932 Zürih Uluslararası Matematik Konferansı’na katılımına kadar, cebirsel yetenekleri tüm dünyada tanınmıştı. Ertesi yıl Alman Nazi hükümeti Yahudileri üniversite pozisyonlarından çıkarttı ve Noether, Pensilvanya’daki Bryn Mawr Üniversitesinde bir pozisyona geçmek üzere Amerika Birleşik Devletlerine taşındı. 1935’de yumurtalıklarındaki kist için ameliyata girdi, iyileşme belirtilerine rağmen dört gün sonra 53 yaşında öldü.

Noether’in matematik çalışmaları üç “dönem”e ayrılmıştır.[5] İlkinde (1908-19), cebirsel değişmezler ve sayı alanlarıüzerine etkin katkılar sağlamıştır. Varyasyonlar hesabındaki diferansiyel sabitler üzerine çalışmaları, Noether teoremi, “modern fiziğin gelişmesine yol gösteren şimdiye kadar kanıtlanmış en önemli matematik teorilerisi” olarak sayılır.[6] İkinci dönemde (1920–26), “soyut cebri değiştiren” çalışmasına başladı.[7] Noether, Idealtheorie in Ringbereichen (Theory of Ideals in Ring Domains, 1921) isimli makalesinde değişmeli halkalarda idealler teorisini geniş kullanıma sahip kuvvetli bir araç haline getirmiştir. Artan zincir koşulunu zarifçe kullanmıştır ve bu sebeple bu koşulu sağlayan nesnelere Noetherian denir. Üçüncü döneminde (1927-1935), değişmez cebirler ve hiperkompleks sayılar hakkında başlıca işler yayınlamıştır ve grupların representation teorisi ve modüller ve idealler teorilerini birleştirmiştir. Kendi yayınlarının yanı sıra Noether fikirleri konusunda da oldukça cömertti ve başka matematikçiler tarafından yayınlanan işlerde, bu işlerin alanlarının uzaklağına rağmen defalarca referans olarak verildi.

Biyografi


Emmy’nin babası Max Noether, Almanya’da tüccar bir aileden geliyordu. Çocuk felci yüzünden on dört yaşında felç olmuştu. Hareket kabiliyetini geri kazandı, fakat bir bacağı iyileşmedi. Çoğunlukla kendi kendine öğrenerek 1868’de Heidelberg Üniversitesinden doktor ünvanı aldı. Orada yedi yıl ders verdikten sonra varlıklı bir tüccar kızı olan karısı Ida Amalia Kaufmann ile tanıştığı ve evlendiği Erlangen, Bavyera’da bir pozisyona geçti.[8][9][10][11] Max Noether’in matematiğe katkısı Alfred Clebsch yolundan giderek cebirsel geometriye oldu. En çok bilinen çalışmaları Brill–Noether teorisi ve AF+BG teoremidir. Max Noether teoremi' gibi birkaç teorem daha onunla ilişkilendirilmiştir.

Emmy Noether dört çocuğun ilki olarak 23 Mart 1882’de doğmuştur. İlk ismi annesi ve babaannesinin adına, "Amalie"’dir, ama genç yaşta orta ismini kullanmaya başlamıştır. Bir kız olarak ailede çok sevilirdi. Akıllı ve arkadaş canlısı olarak bilinmekle birlikte akademik olarak dikkat çekmemiştir. Emmy miyoptu ve çocukken kekeliyordu. Bir aile arkadaşı yıllar sonra Emmy’nin bir bulmacayı hızla çözerek erken yaşta üstün zekasını belli ettiğini anlatmıştır.[12] Emmy zamanındaki birçok kız gibi yemek ve temizlik yapmayı öğrenmiş, piyano dersleri almıştır. Bu aktivitelerin hiçbirini tutkuyla yapmamış fakat dans etmeyi çok sevmişti.[13][9]

Kendisinden küçük üç erkek kardeşi vardı. En büyüğü Alfred, 1883’te doğmuştu, 1909’da Erlangen’de kimya alanında doktor ünvanını aldı, 9 yıl sonra öldü. Fritz Noether, 1884’de doğmuştur, akademik başarıları ile hatırlanır: Münih’de okuduktan sonra uygulamalı matematikte itibar kazanmıştır. En küçükleri, Gustav Robert, 1889’da doğmuştur. Hayatı ile ilgili çok az bilinen vardır; kronik bir hastalık sebebiyle 1928’de ölmüştür

Erlangen Üniversitesi


Paul Gordan, Noether'in değişmezler alanındaki doktora tezine danışmanlık etti.

Emmy Noether Fransızca ve İngilizcede erken yetkinlik gösterdi. 1900 baharında iki dil için de öğretmenlik sınavına girdi ve sehr gut (çok iyi) olarak notlandırıldı. Bu performansı kız okullarında ders verme hakkı kazandırdı, ama Erlangen Üniversitesindeki çalışmalarına devam etmeye karar verdi.

Bu alışılmadık bir karardı; iki yıl öncesinde Üniversite Senatosu karma eğitimin “akademik düzeni bozacağını” açıklamıştı.[16] 986 öğrenciden oluşan bir üniversitedeki yalnızca iki kız öğrenciden biri olan Noether’in derse katılmasından ziyade denetim yapmasına izin veriliyordu, bunun için de dersine katılmak istediği profesörlerden özel izin alması gerekiyordu. Bütün engellere rağmen 14 Temmuz 1903’de Nürnberg’de bir Realgymnasium’da mezuniyet sınavını geçti.[17][18][19]

1903-04 kış dönemini Göttingen Üniversitesinde okudu, astronom Karl Schwarzschild, matematikçi Hermann Minkowski, Otto Blumenthal, Felix Klein, ve David Hilbert’in derslerine katıldı. Kısa bir süre sonra kadınların o üniversitede katılımına dair kısıtlamalar yürülükten kaldırıldı.

Noether Erlangen’e döndü. Üniversiteye resmen 24 Ekim 1904’e de girdi ve matematik üzerine yoğunlaşmak istediğini beyan etti. Paul Gordan’ın gözetimi altında Über die Bildung des Formensystems der ternären biquadratischen Form (On Complete Systems of Invariants for Ternary Biquadratic Forms, 1907) tezini yazdı. İyi karşılanmış olmasına rağmen Noether sonradan tezinin “çerçöp” olduğunu söylemiştir.[20][21][22]

Sonraki yedi yıl (1908-15) Erlangen Üniversitesi Matematik Enstitüsünde maaş almadan, zaman zaman hastalığı nedeniyle ders veremeyecek durumda olan babasının yerine geçerek öğretmenlik yaptı. 1910 ve 1911’de üç değişkeni “n” değişkene çıkararak tezine ilave yaptı.
Noether bazen meslektaşı Ernst Fischer’le soyut cebir tartışmak için posta kartı kullanırdı. Bu posta kartı 10 Nisan 1915 tarihlidir.

Gordan 1910 baharı emekli oldu, ama kısa bir zaman sonra Breslau’da bir pozisyon için ayrılan halefi Erhard Schmidt ile arada bir ders vermeye devam etti. Gordan ders vermeyi tamamıyla 1911’de Schmidt'in yerine geçen Ernst Fischer’in gelmesiyle bıraktı ve Aralık 1912’de öldü.

Hermann Weyl’e göre Fischer, özellikle David Hilbert’nin çalışmalarıyla kendisini tanıştırması sebebiyle Noether üzerinde önemli bir esin kaynağıydı. Noether 1913’den 1916’ya kadar Hilbert metodlarının kapsamını genişleterek ve rasyonel fonksiyonların alanı ve sonlu grupların değişmezleri gibi matematiksel objelere uygulayarak yazdığı makaleleri yayımladı. Bu evre, çığır açıcı katkıda bulunduğu matematik alanı soyut cebir ile bağlantısının başlangıcıdır.

Noether ve Fischer matematiği haz duyarak paylaştılar; çoğu zaman dersler bittikten sonra bile tartışmaya devam ederlerdi. Noether’in devam eden matematiksel düşüncelerini kartpostalla Fischer’e gönderdiği biliniyor.

Göttingen Üniversitesi

1915 baharı, Noether David Hilbert ve Felix Klein tarafından Göttingen Üniversitesine dönmesi için çağrıldı. Fakat bu işe alma gayretleri yersiz kaldı. Felsefe Fakültesi öğretim üyeleri, dil bilimci ve tarihçiler, kadınların privatdozent olmamaları konusunda ısrar ettiler. Bir fakülte üyesi: “Askerlerimiz üniversiteye döndükleri zaman, bir kadının ayağında öğrenim görmeleri gerektiğini öğrenince ne düşünecekler?” diyerek protesto etti.[26][27][28][29] Hilbert içerleyerek karşılık verdi; “Adayın cinsiyetini “privatdozent” olarak kabul edilmesine karşı bir sav olarak görmüyorum. Sonuç olarak biz bir üniversiteyiz, hamam değil."[26][27][28][29]
In 1915’de David Hilbert bazı meslektaşlarının, kadınların üniversitede öğretim vermemesi gerektiği görüşlerine karşı çıkarak Noether’i Göttingen Üniversitesi matematik bölümüne davet etti.

Noether Nisan’ın sonuna doğru Göttingen’e yola çıktı, iki hafta sonra annesi Erlangen’de öldü. Annesinin daha önce gözünden tedavi olduğu bilinmektedir fakat bu durumun ölümüne olan etkisi bilinmemektedir. Bu sırada Noether’in babası emekli oldu ve erkek kardeşi I. Dünya Savaşına katılmak üzere Alman Ordusuna katıldı. Yaşlı babasına bakmak üzere birkaç haftalığına Erlangen’e döndü.[30]

Göttingen’de ders verdiği ilk yıl resmi bir pozisyonu yoktu ve maaş almıyordu; ailesi, odasını, tahtasını ve akademik işlerini desteklediler. Dersleri çoğunlukla Hilbert’in adı altında duyuruluyordu ve Noether çoğu zaman “yardım” da bulunuyordu.

Göttingen’e vardıktan kısa bir süre sonra şimdi Noether teoremi olarak kabul edilen, korunma yasalarılarının türevlenebilir fiziksel bir sistemin simetrisiyle ilişkili olduğunu gösteren teoremi kanıtlayarak yeteneklerini gösterdi.[28][29] Amerikalı fizikçiler Leon M. Lederman ve Christopher T. Hill kitapları Symmetry and the Beautiful Universe’de Noether teoremini “Kuşkusuz şimdiye kadar kanıtlanmış en önemli matematik teoremlerinden biri, modern fiziğin gelişimine yol göstermekte Pisagor teoremi ile yarışacak düzeyde” diyerek tanımlamışlardır.[6]
Göttingen Üniversitesindeki matematik bölümü Noether’e ders verme hakkını, ders vermeye başladıktan dört yıl sonra, 1919’da verdi.

I. Dünya Savaşı bittiğinde 1918-1919 Alman Devrimi sosyal tavırda kayda değer bir değişime neden oldu, buna kadın haklarındaki artış da dahildi. 1919’da Göttingen Üniversitesi Noether’e ders verme hakkını verdi. Sözlü sınav Mayısın sonunda yapıldı, Haziranda başarıyla “ders verme hakkını” aldı.

Üç yıl sonra Prusya Bilim Sanat ve Eğitim bakanından mektup aldı. Mektupta ona nicht beamteter ausserordentlicher Professor (kadrosuz, sınırlı idari yetkili öğretmenlik) ünvanı veriliyordu.[31]). Bu ödeme yapılmayan alt düzey bir profösörlük, bir kamu hizmeti pozisyonuydu. Çalışmalarının önemini tanımakla birlikte, maaş sağlamıyordu. Noether bir yıl sonra Lehrbeauftragte für Algebra özel poziyonuna geçene kadar, verdiği dersler için maaş almıyordu

Soyut cebir üzerine çığır açıcı çalışması


Noether teoreminin fizik üzerinde derin bir etkisi olmasına rağmen, matematikçiler arasında Noether soyut cebire olan çığır açıcı katkılarıyla hatırlanır. Nathan Jacobson says in his Introduction to Noether's Collected Papers,
« Soyut cebirin gelişimi -yirminci yüzyıl matemetiğinin en belirgin icatı, yayımladığı makaleleri, dersleri, çağdaşlarına esin kaynağı olarak Noether sayesinde olmuştur. »


Noether'in cebir üzerine çığır açıcı çalışması 1920’de başladı. W. Schmeidler ile bir halkadaki sol ve sağ idealleri tanımladıkları ideal teori makalesini yayımladı. Ertesi yıl matematikteki idealleri göz önüne alarak azalan zincir şartını incelediği Idealtheorie in Ringbereichen adlı makaleyi yayımladı. Meşhur cebirci Irving Kaplansky bu işi “devrimsel” olarak tanımladı.;[35] makalenin yayımlanması "Noetherian halkası" teriminin yaygınlaşmasına ve bazı matematiksel nesnelere Noetherian denmesine neden oldu..[35][36][37]

1924’de genç matematikçi B. L. van der Waerden, Göttingen Üniversitesine geldi. En baştan çok değerli soyut kavramsallaştırma metotları sunan Noether ile çalışmaya başladı. Sonraları Van der Waerden, Noether’in özgünlüğünün “karşılaştırılamaz derecede” olduğunu söylemiştir.[38] 1931’de “Modern Cebir” adlı yazısını yayımladı, ikinci baskısında Noetherden çok fazla alıntı vardır. Noether tanıma istemese de yedinci baskısına “E. Artin ve E. Noether’in dersleri üzerine” diye not düşmüştür.[39][40][41] Noether bazen meslektaşlarının kendi fikirleri ile övgü almalarına, kendi çalışmaları çevresinde kariyer yapmalarına izin verdi.[41][42]

Van der Waerden'in ziyareti birçok matematikçinin matematiksel ve fiziksel araştırmada merkez olan Göttingen’e gelişiyle birlikte olmuştu. 1926’dan 1930’a kadar Rus topolojist Pavel Alexandrov Göttingen Üniversitesinde ders verdi, Noether ile kısa zaman içinde yakın arkadaş oldular. Saygısının ve sevgisini göstermek için ona “der Noether” diye, Almancadaki erkek articleını kullanarak hitap etmeye başladı. Noether Van der Waerden'e Göttingen’de kalıcı bir profesörlük pozisyonu ayarlamaya çalıştı, ama yalnızca Rockefeller Foundation’dan burs ayarlayabildi.[43][44] Düzenli olarak buluştular, cebir ve topolojinin ortaklıkları üzerine tartıştılar. Alexandrov, anma töreninde Emmy Noether’i “gelmiş geçmiş en iyi kadın matematikçi olarak” tanımladı

Dersleri ve öğrencileri

Noether Göttingen’de bir düzineden fazla doktora öğrencisine danışmanlık yaptı. İlk öğrencilerinden biri Grete Hermanndı, tezini Şubat 1925’de savundu. [46] Noether aynı zamanda, henüz lisans öğrencisi olan, sonradan aritmetik geometri alanına katkılarda bulunan Max Deuring’e; Fitting teoremi, Fitting lemma ile hatırlanan Hans Fitting’e; Tsen teoremini kanıtlayan Zeng Jiongzhi’ye danışmanlık yaptı. Hauptidealsatz ve değişmeli halka için olan boyut teorisi ile değişmeli cebiri geliştiren Wolfgang Krull ile yakından çalıştı.

Doktora öğrencilerinin listesi


Tarih Öğrenci İsmi Tez Başlığı Üniversite Yayımlanma
1911.12.16 Falckenberg, Hans Verzweigungen von Lösungen nichtlinearer Differentialgleichungen
Ramifications of Solutions of Nonlinear Differential Equations§
Erlangen Leipzig 1912
1916.03.04 Seidelmann, Fritz Die Gesamtheit der kubischen und biquadratischen Gleichungen mit Affekt bei beliebigem Rationalitätsbereich
Complete Set of Cubic and Biquadratic Equations with Affect in an Arbitrary Rationality Domain§
Erlangen Erlangen 1916
1925.02.25 Hermann, Grete Die Frage der endlich vielen Schritte in der Theorie der Polynomideale unter Benutzung nachgelassener Sätze von Kurt Hentzelt
The Question of the Finite Number of Steps in the Theory of Ideals of Polynomials using Theorems of the Late Kurt Hentzelt§
Göttingen Berlin 1926
1926.07.14 Grell, Heinrich Beziehungen zwischen den Idealen verschiedener Ringe
Relationships between the Ideals of Various Rings§
Göttingen Berlin 1927
1927 Doräte, Wilhelm Über einem verallgemeinerten Gruppenbegriff
On a Generalized Conceptions of Groups§
Göttingen Berlin 1927
died before defense Hölzer, Rudolf Zur Theorie der primären Ringe
On the Theory of Primary Rings§
Göttingen Berlin 1927
1929.06.12 Weber, Werner Idealtheoretische Deutung der Darstellbarkeit beliebiger natürlicher Zahlen durch quadratische Formen
Ideal-theoretic Interpretation of the Representability of Arbitrary Natural Numbers by Quadratic Forms§
Göttingen Berlin 1930
1929.06.26 Levitski, Jakob Über vollständig reduzible Ringe und Unterringe
On Completely Reducible Rings and Subrings§
Göttingen Berlin 1931
1930.06.18 Deuring, Max Zur arithmetischen Theorie der algebraischen Funktionen
On the Arithmetic Theory of Algebraic Functions§
Göttingen Berlin 1932
1931.07.29 Fitting, Hans Zur Theorie der Automorphismenringe Abelscher Gruppen und ihr Analogon bei nichtkommutativen Gruppen
On the Theory of Automorphism-Rings of Abelian Groups and Their Analogs in Noncommutative Groups§
Göttingen Berlin 1933
1933.07.27 Witt, Ernst Riemann-Rochscher Satz und Zeta-Funktion im Hyperkomplexen
The Riemann-Roch Theorem and Zeta Function in Hypercomplex Numbers§
Göttingen Berlin 1934
1933.12.06 Tsen, Chiungtze Algebren über Funktionenkörpern
Algebras over Function Fields§
Göttingen Göttingen 1934
1934 Schilling, Otto Über gewisse Beziehungen zwischen der Arithmetik hyperkomplexer Zahlsysteme und algebraischer Zahlkörper
On Certain Relationships between the Arithmetic of Hypercomplex Number Systems and Algebraic Number Fields§
Marburg Braunschweig 1935
1935 Stauffer, Ruth The construction of a normal basis in a separable extension field Bryn Mawr Baltimore 1936
1935 Vorbeck, Werner Nichtgaloissche Zerfällungskörper einfacher Systeme
Non-Galois Splitting Fields of Simple Systems§
Göttingen
1936 Wichmann, Wolfgang Anwendungen der p-adischen Theorie im Nichtkommutativen
Applications of the p-adic Theory in Noncommutative Algebras§
Göttingen Monatshefte für Mathematik und Physik (1936) 44, 203–24.

Adını veren matematiksel konular



   Noetherian
   Noetherian öbeği
   Noetherian halkası
   Noetherian modülü
   Noetherian uzayı



   Noetherian indiksiyonu
   Noetherian şeması
   Noether normalleştirme lemma
   Noether problemi



   Noether teoremi
   Noether'in ikinci teoremi
   Lasker–Noether teoremi
   Skolem–Noether teoremi
   Albert–Brauer–Hasse–Noether teoremi


DEUTSCH

Emmy Noether (Amalie Emmy Noether)

(* 23. März 1882 in Erlangen; † 14. April 1935 in Bryn Mawr, Pennsylvania) war eine deutsche Mathematikerin, die grundlegende Beiträge zur abstrakten Algebra und zur theoretischen Physik lieferte. Insbesondere hat Noether die Theorie der Ringe, Körper und Algebren revolutioniert. Das nach ihr benannte Noether-Theorem gibt die Verbindung zwischen Symmetrien von physikalischen Naturgesetzen und Erhaltungsgrößen an.

Herkunft und Jugend

Gedenktafel am Geburtshaus Emmy Noethers in Erlangen (Hauptstraße 23)

Emmy Noether stammte aus einer gutsituierten jüdischen Familie. Heute erinnert eine Tafel in der Erlanger Hauptstraße an ihr Geburtshaus. Ihr Vater Max Noether hatte einen Lehrstuhl für Mathematik an der Universität Erlangen inne. Ihr jüngerer Bruder, der Mathematiker Fritz Noether, floh vor den Nationalsozialisten in die Sowjetunion, wo er im Zuge des Großen Terrors wegen angeblicher antisowjetischer Propaganda verurteilt und erschossen wurde.

Emmy Noether zeigte in mathematischer Richtung keine besondere Frühreife, sondern hatte in ihrer Jugend Interesse an Musik und Tanzen. Sie besuchte die Städtische Höhere Töchterschule – das heutige Marie-Therese-Gymnasium – in der Schillerstraße in Erlangen. Dort wurde damals aber Mathematik nicht intensiv gelehrt. Im April 1900 legte sie die Staatsprüfung zur Lehrerin der englischen und französischen Sprache an Mädchenschulen in Ansbach ab. 1903 holte sie in Nürnberg die externe Abiturprüfung am Königlichen
Realgymnasium nach.

Studium und Beruf

1903 wurden Frauen erstmals an bayerischen Universitäten zum Studium zugelassen, was auch Emmy Noether die Immatrikulation in Erlangen erlaubte. Vorher hatte sie bereits mit Erlaubnis einzelner Professoren als Gasthörerin Vorlesungen in Göttingen besucht, musste jedoch aufgrund einer Krankheit zurück nach Erlangen. Dort promovierte sie 1907 in Mathematik bei Paul Gordan. Sie war damit die zweite Deutsche, die an einer deutschen Universität in Mathematik promoviert wurde.[1] 1908 wurde sie Mitglied des Circolo Matematico di Palermo, 1909 trat sie der Deutschen Mathematiker-Vereinigung bei.

1909 wurde sie von Felix Klein und David Hilbert nach Göttingen gerufen, da sie auf dem Forschungsgebiet der Differentialinvarianten mittlerweile eine wirkliche Größe war. Göttingen war zu dieser Zeit das führende mathematische Zentrum Deutschlands und in der Welt. Durch Klein und Hilbert ermutigt, stellte Noether am 20. Juli 1915 einen Antrag auf Habilitation in Göttingen. Der Antragstellung folgten intensive kontroverse Diskussionen in der Fakultät, wo sich viele Fakultätsangehörige grundsätzlich gegen eine Habilitation von Frauen aussprachen. Letztlich konnten sich aber Hilbert und Klein durchsetzen (berühmt wurde die in diesem Zusammenhang gefallene Äußerung Hilberts, eine Fakultät sei doch keine Badeanstalt).[2] Da die Habilitation von Frauen an preußischen Universitäten durch einen Erlass vom 29. Mai 1908 untersagt war, stellte die mathematisch-naturwissenschaftliche Abteilung der philosophischen Fakultät Göttingen am 26. November 1915 einen offiziellen Antrag an den preußischen Minister:

   „Eure Exzellenz
   bittet die mathematisch-naturwissenschaftliche Abteilung der philosophischen Fakultät der Göttinger Universität ehrerbietigst, ihr im Falle des Habilitationsgesuches von Fräulein Dr. Emmy Noether (für Mathematik) Dispens von dem Erlaß des 29. Mai 1908 gewähren zu wollen, nach welchem die Habilitation von Frauen unzulässig ist.“[3]

Explizit wurde noch hinzugefügt, dass es keinesfalls um Aufhebung des Habilitationsverbots für Frauen ginge, sondern nur um eine einmalige Ausnahmegenehmigung für Frl. Dr. Noether:

   „Unser Antrag zielt auch nicht dahin, um Aufhebung des Erlasses vorstellig zu werden; sondern wir bitten nur um Dispens für den vorliegenden einzigartig liegenden Fall.“[3]

In der abschlägigen Antwort des Ministers vom 5. November 1917 hieß es:

   „Die Zulassung von Frauen zur Habilitation als Privatdozent begegnet in akademischen Kreisen nach wie vor erheblichen Bedenken. Da die Frage nur grundsätzlich entschieden werden kann, vermag ich auch die Zulassung von Ausnahmen nicht zu genehmigen, selbst wenn im Einzelfall dadurch gewisse Härten unvermeidbar sind. Sollte die grundsätzliche Stellungnahme der Fakultäten, mit der der Erlaß vom 29. Mai 1908 rechnet, eine andere werden, bin ich gern bereit, die Frage erneut zu prüfen.“[4]

Emmy Noether blieb daraufhin nichts anderes übrig, als ihre Vorlesungen unter dem Namen von Hilbert anzukündigen, als dessen Assistentin sie fungierte.

Nach dem Ersten Weltkrieg und dem Zusammenbruch des Kaiserreichs kam es in der Weimarer Republik zu einer allgemeinen rechtlichen Besserstellung der Frauen. Neben dem Wahlrecht wurde auch die Habilitationsordnung so geändert, dass auch weibliche Kandidatinnen zur Habilitation zugelassen werden konnten. So konnte sich Emmy Noether 1919 habilitieren und war damit die erste Frau, die sich in Deutschland in Mathematik habilitierte. Sie war außerdem die erste Frau in Deutschland, die eine (nichtbeamtete) Professur erhielt.[5] Dennoch bekam sie erst 1922 eine außerordentliche Professur und erst 1923 ihren ersten bezahlten Lehrauftrag. Bis zur Hyperinflation im selben Jahr lebte sie sehr sparsam von einer Erbschaft. 1928/29 übernahm sie eine Gastprofessur in Moskau, 1930 in Frankfurt am Main. Bei ihrer Rückkehr aus der Sowjetunion äußerte sie sich sehr positiv über die dortige Lage, weshalb ihr die Nazis später unterstellten, eine Kommunistin zu sein. Emmy Noether bekannte sich zum Pazifismus und war von 1919 bis 1922 Mitglied der USPD, danach bis 1924 der SPD. Zusammen mit Emil Artin erhielt sie 1932 den Ackermann-Teubner-Gedächtnispreis für ihre gesamten wissenschaftlichen Leistungen. 1932 hielt sie einen Plenarvortrag auf dem Internationalen Mathematikerkongress in Zürich (Hyperkomplexe Systeme und ihre Beziehungen zur kommutativen Algebra und zur Zahlentheorie).
USA

1933 wurde Emmy Noether infolge des euphemistisch so genannten Berufsbeamtengesetzes des Naziregimes ihre Lehrerlaubnis entzogen. Emmy Noether emigrierte daraufhin in die USA. Vor dieser Entscheidung zog sie auch in Betracht, nach Moskau zu gehen. Doch die Bemühungen ihres dortigen Freundes, des bedeutenden Topologen Pawel Alexandrow, bei den sowjetischen Behörden eine Bewilligung zu erwirken, zogen sich zu lange hin. In Amerika half ihr ehemaliger Göttinger Kollege Hermann Weyl, eine Stelle für sie zu finden. Ende 1933 erhielt sie eine Gastprofessur am Women’s College Bryn Mawr in Pennsylvania. Ab 1934 hielt Emmy Noether auch Vorlesungen am Institute for Advanced Study. Sie kam 1934 noch einmal nach Europa und besuchte Emil Artin und ihren Bruder Fritz in Deutschland. Emmy Noether verstarb am 14. April 1935 an den Komplikationen einer Unterleibsoperation, die wegen eines Tumors notwendig geworden war. Sie fand ihre letzte Ruhestätte unter dem Kreuzgang in der M. Carey Thomas Library in Bryn Mawr.
Wirken
Büste in der Ruhmeshalle in München

Emmy Noether gehört zu den Begründern der modernen Algebra. Ihre mathematische Profilierung entwickelte sich in der Zusammenarbeit und Auseinandersetzung mit dem Erlanger Professor Paul Gordan, der auch ihr Doktorvater wurde. Man nannte Gordan gerne den „König der Invarianten“. Die Invariantentheorie beschäftigte Emmy Noether bis in das Jahr 1919 entschieden.

Abweichend von Gordans Interessensschwerpunkten wandte sich Noether der Auseinandersetzung mit den abstrakten algebraischen Methoden zu. Gordan hatte Hilberts Beweis seines Basistheorems, der viele Resultate Gordans verallgemeinerte, aber ein reiner Existenzbeweis war, mit den Worten kommentiert, dass dies nicht Mathematik, sondern Theologie sei.[6]

Ab 1920 verlegte sie ihren Forschungsschwerpunkt auf die allgemeine Idealtheorie. In Göttingen gründete sie eine eigene Schule: Seit Mitte der 1920er Jahre fand sie eine Reihe von hochbegabten Schülern aus aller Welt, die sich um sie scharten. Ihre Studenten nannte sie ihre „Trabanten“ oder die „Noether-Knaben“. Zu ihren Doktoranden zählen Grete Hermann, Jakob Levitzki, Max Deuring, Ernst Witt, dessen offizieller Betreuer Herglotz war, Heinrich Grell, Chiungtze Tsen, Hans Fitting, Otto Schilling und zu ihrem Schülerkreis Bartel Leendert van der Waerden.

In Göttingen, damals Weltzentrum mathematischer Forschung, war sie die einflussreichste akademische Lehrerin in der Generation nach Hilbert. Van der Waerden schrieb in seinem berühmten zweibändigen Algebrawerk, dass es auch auf Vorlesungen von Emil Artin und Emmy Noether aufbaute. Emmy Noether wird auch eine entscheidende Rolle bei der Durchsetzung abstrakter algebraischer Methoden in der Topologie zugeschrieben, fast ausschließlich durch mündliche Beiträge zum Beispiel in den Vorlesungen von Heinz Hopf 1926/27 in Göttingen und in ihren eigenen Vorlesungen um 1925.[7] Das beeinflusste auch den Topologen Pawel Sergejewitsch Alexandrow, der Göttingen besuchte.

Auch in der theoretischen Physik leistete sie Außerordentliches und legte 1918 mit dem Noether-Theorem[8] den Grundstein zu einer neuartigen Betrachtung von Erhaltungsgrößen. Im letzten Viertel des 20. Jahrhunderts entwickelte sich das Noether-Theorem zu einer der wichtigsten Grundlagen der Physik.
Ehrungen

Nach Emmy Noether sind folgende mathematische Strukturen und Sätze benannt:

   Noethersche Induktion: Eine Variante der transfiniten Induktion.
   Noetherscher Modul: Ein R-Linksmodul, in dem jeder Untermodul endlich erzeugt ist.
   Noetherscher Normalisierungssatz: Eine endlich erzeugte Algebra über einem Körper ist endlich über einem Polynomring.
   Noethersche Ordnung: Eine halbgeordnete Menge, die keine unendlichen echt absteigenden Ketten enthält.
   Noetherscher Raum: Ein topologischer Raum, in dem eine aufsteigende Kettenbedingung für offene Mengen gilt.
   Noetherscher Ring: Ein Ring, der als R-Linksmodul und als R-Rechtsmodul noethersch ist.
   Noether-Theorem: Zu jeder kontinuierlichen Symmetrie eines physikalischen Systems gehört eine Erhaltungsgröße.

Weiter sind nach Emmy Noether benannt:

   Das Emmy Noether-Programm der Deutschen Forschungsgemeinschaft zur Förderung junger Wissenschaftler und Wissenschaftlerinnen
   Die Noether Lecture, eine jährliche Ehrung der Association for Woman in Mathematics in den USA für Frauen, die fundamentale und nachhaltige Beiträge zur Mathematik geleistet haben
   Der Emmy-Noether-Campus der Universität Siegen am Fischbacher Berg, auf dem die Fachbereiche der Mathematik und der Physik beheimatet sind
   Die Emmy-Noether-Oberschule, ein Gymnasium in Berlin Treptow-Köpenick
   Das Emmy-Noether-Gymnasium, ein naturwissenschaftlich-technologisches Gymnasium in Erlangen-Bruck
   Der größte Hörsaal im mathematischen Institut der Universität Erlangen-Nürnberg
   Der Krater Nöther auf der Rückseite des Mondes
   Der Hauptgürtel-Asteroid 7001 Noether
   Straßen in zahlreichen Städten, unter anderem in Bonn, Bremen, Erlangen, Freiburg, Göttingen, Karlsruhe, Köln, Leverkusen, Lüneburg und München.

Weitere Ehrungen:


   Seit April 2009 steht Emmy Noethers Büste in der Ruhmeshalle in München.
   Eine – literarisch freie – Würdigung ihres Lebens und Wirkens findet sich im Roman „Abendland“ von Michael Köhlmeier.
   zum 133. Geburtstag würdigte Google Emmy Nother mit einem eigenen Google Doodle[9]

Schriften

   Nathan Jacobson (Hrsg.): Gesammelte Abhandlungen / Collected Papers. Springer, Berlin u. a. 1983, ISBN 3-540-11504-8.
   Franz Lemmermeyer, Peter Roquette (Hrsg.): Helmut Hasse und Emmy Noether. Die Korrespondenz 1925–1935 (PDF; 4 MB). Universitätsverlag Göttingen, Göttingen 2006, ISBN 3-938616-35-0.

Literatur

   Auguste Dick: Emmy Noether. 1882–1935. (= Elemente der Mathematik; Beih. 13; Kurze Mathematiker-Biographien). Birkhäuser, Basel 1970, DNB 456448861.
       Englische Übersetzung Birkhäuser 1981
   Alain Herreman: Topology becomes algebraic with Emmy Noether. Linear combinations and the algebraisation of topology. (= Preprint/MPI für Wissenschaftsgeschichte; Bd. 106). MPI für Wissenschaftsgeschichte, Berlin 1998, DNB 956466419.
   Clark Kimberling: Emmy Noether. In: American Mathematical Monthly. Februar 1972, S. 136.
   Peter Roquette: The Brauer-Hasse-Noether theorem in historical perspective. (= Schriften der Mathematisch-naturwissenschaftlichen Klasse der Heidelberger Akademie der Wissenschaften; 15). Springer, Berlin u. a. 2005, ISBN 3-540-23005-X.
   Margaret B. W. Tent: Emmy Noether. The Mother of Modern Algebra. A. K. Peters, Wellesley, Massachusetts, 2008, ISBN 978-1-56881-430-8.
   Renate Tobies: Emmy Noether – „Meine Herren, eine Universität ist doch keine Badeanstalt!“. In: Spektrum der Wissenschaft. August 2004, S. 70–77.
   Cordula Tollmien: „Sind wir doch der Meinung, daß ein weiblicher Kopf nur ganz ausnahmsweise in der Mathematik schöpferisch tätig sein kann …“ – eine Biographie der Mathematikerin Emmy Noether (1882–1935) und zugleich ein Beitrag zur Geschichte der Habilitation von Frauen an der Universität Göttingen. In: Göttinger Jahrbuch. 38, 1990, S. 153–219.
   Bartel L. van der Waerden: A history of Algebra. From al-Khwarizmi to Emmy Noether. Springer, Berlin u. a. 1985, ISBN 3-540-13610-X.
   Michaela Karl: Emmy Noether: Die Mutter der Neuen Algebra. In: Bayerische Amazonen – 12 Porträts. Pustet, Regensburg 2004, ISBN 3-7917-1868-1, S. 84–96.
   Knut Radbruch: Emmy Noether: Mathematikerin mit hellem Blick in dunkler Zeit (Memento vom 31. Juli 2010 auf WebCite).. (PDF; 1,3 MB), In: Erlanger Universitätsreden. Nr. 71/2008, 3. Folge.
   Rudolf Fritsch: Noether, Amalie Emmy. In: Neue Deutsche Biographie (NDB). Band 19, Duncker & Humblot, Berlin 1999, ISBN 3-428-00200-8, S. 320 f. (Digitalisat).
   Johanna Klatt: Amalie Emmy Noether. Emmy und „ihre Jungs“. In: Stine Marg, Franz Walter (Hrsg.): Göttinger Köpfe und ihr Wirken in die Welt. Vandenhoeck & Ruprecht, Göttingen 2012, ISBN 978-3-525-30036-7, S. 73–80.
   Reinhard Siegmund-Schultze Göttinger Feldgraue, Einstein und die verzögerte Wahrnehmung von Emmy Noethers Sätzen über invariante Variationsprobleme (1918), Mitteilungen DMV, Band 19, 2011, S. 100–104.

Weblinks
Wikisource: Emmy Noether – Quellen und Volltexte
Commons: Emmy Noether – Sammlung von Bildern, Videos und Audiodateien

   Literatur von und über Emmy Noether im Katalog der Deutschen Nationalbibliothek
   John J. O’Connor, Edmund F. Robertson: Emmy Noether. In: MacTutor History of Mathematics archive (englisch)
   Emmy Noether – mp4-Feature über Leben und Werk inkl. populärwissenschaftliche Erklärung des Noether-Theorems von Prof. Ernst Peter Fischer auf Mediathek RadioWissen br-online.de abgerufen am 5. April 2014
   Kurzbiografie an der Universität Göttingen
   Mathematikerinnen in Deutschland – Emmy Amalie Noether
   Emmy Noether auf FemBiographie
   Mathematikerinnen in der NS-Zeit – E.N. (ausführliche tabellar. Lebensdaten mit div. Fotos)
   Sehr ausführliche Lebensdaten, Quellen, Würdigungen zusammengestellt von Cordula Tollmien
   Peter Roquette: Zu Emmy Noethers Geburtstag – Einige neue Noetheriana. (PDF; 117 kB) – auch hier (PDF; 114 kB)
   Nachruf von Albert Einstein

Einzelnachweise


Die erste war Marie Gernet 1895 in Heidelberg bei Leo Koenigsberger, die auch als erste Mathematikerin mit Rigorosum (Doktorprüfung) promoviert wurde. In Bern wurde 1907 Annie Reineck (die aus Thüringen stammte) ebenfalls vor Emmy Noether promoviert. Renate Tobies (Hrsg.) Aller Männerkultur zum Trotz, Campus Verlag 1997, S. 137
Constance Reid: Hilbert-Courant. Springer 1986, S. 143. Diese Bemerkung hat auch einen konkreten Hintergrund. Die Göttinger Mathematiker trafen sich regelmäßig in der Klieschen Badeanstalt an der Leine, die nur für Männer zugelassen war, mit Ausnahme von Emmy Noether, die dort regelmäßig badete, und Nina Courant, der Ehefrau von Richard Courant und Tochter von Carl Runge. Alexandroff, Erinnerungen, Jahresbericht DMV 1976
Cordula Tollmien: „Sind wir doch der Meinung, daß ein weiblicher Kopf nur ganz ausnahmsweise in der Mathematik schöpferisch tätig sein kann …“ Emmy Noether 1882–1935, zugleich ein Beitrag zur Geschichte der Habilitation von Frauen an der Universität Göttingen. In: Göttinger Jahrbuch. 38, 1990, S. 163.
Cordula Tollmien: „Sind wir doch der Meinung, daß ein weiblicher Kopf nur ganz ausnahmsweise in der Mathematik schöpferisch tätig sein kann …“ Emmy Noether 1882–1935, zugleich ein Beitrag zur Geschichte der Habilitation von Frauen an der Universität Göttingen. In: Göttinger Jahrbuch. 38, 1990, S. 181.
Renate Tobies, Frauen in der Mathematik, DMV
Constance Reid: Hilbert-Courant. Springer 1986, S. 34 (Ausgabe in einem Band)
, in Veröffentlichungen nur in einer kurzen Mitteilung Ableitung der Elementarteilertheorie aus der Gruppentheorie. Jahresbericht DMV, Band 34, 1926, 2. Abteilung, S. 104, Nachricht vom 27. Januar 1925. Alexandroff erwähnt in seinen Erinnerungen (Russ. Math. Surveys 1979), dass Emmy Noether ihre Idee der Einführung von Bettigruppen von Komplexen bei einem Abendessen im Dezember 1925 in Brouwers Haus ausführte. Frei, Stammbach Heinz Hopf. in I. James: History of Topology. 1999, S. 996.
Noether: Invariante Variationsprobleme. Nachrichten der Königlichen Gesellschaft der Wissenschaften zu Göttingen, Mathematisch-Physikalische Klasse, 1918, S. 235–257, Englische Übersetzung
133. Geburtstag von Emmy Noether], abgerufen am 23. März 2015

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Zeki Alasya Kimdir - Biyografisi
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:16 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



Zeki Alasya Kimdir - Biyografisi

(d. 18 Nisan 1943, İstanbul- ö. 8 Mayıs 2015 İstanbul)

aslen Kıbrıslı, İstanbul doğumlu Türk tiyatro ve sinema sanatçısı. Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa'nın yeğenidir.

Zeki Alasya kimdir? Tiyatro ve sinema sanatçısı usta oyuncu hayatını kaybetti. Tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Zeki Alasya'nın hayatını sizler için araştırdık... İşte Zeki Alasya ve hayat

Zeki Alasya, 18 Nisan 1943'te İstanbul'da doğdu. Robert Koleji'den mezun olan Alasya, tiyatroya 1959'da amatör olarak başladı. Arena, Genar ve Ulvi Uraz tiyatrolarında çalıştıktan sonra Haldun Taner, Metin (:::)ınar ve Ahmet Gülhan ile Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun kurucuları arasında yer aldı.
Filmlerde rol almaya 1972'te sonra başlayan Zeki Alasya, Metin (:::)ınar ile Türk sinemasında yeni bir ikili oluşturdu. Birçok filmde rol alan Zeki Alasya'ya, 1998'de Kültür Bakanlığı'nca "Devlet Sanatçısı" unvanı verildi.

"Salak Milyoner", "Köyden İndim Şehire", "Güler Misin Ağlar Mısın", "Nereye Bakıyor Bu Adamlar", "Hasip ile Nasip" gibi filmleriyle eşleştirilmiş bir komedyen olarak ün kazanan Alasya, "Akasya Durağı" dizisinde "Nuri Baba" karakterini canlandırdı. Zeki Alasya, son olarak "Küçük Ağa" dizisinde "Mehmet Ağa" rolüyle sevenleriyle buluştu.

Tiyatro ve sinema sanatçısı Zeki Alasya, 2010'da, 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "Yaşam Boyu Onur Ödülü" aldı.

Kariyeri
Robert Koleji'den mezun olan sanatçı sanat hayatına da 1959'da MTTB tiyatrosunda amatör olarak başladı. Arena, Genar ve Ulvi Uraz tiyatrolarında çalıştıktan sonra Haldun Taner, Metin (:::)ınar ve Ahmet Gülhan ile birlikte Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun kurucuları arasında yer aldı.

Film çevirmeye 1973'ten sonra başladı. Metin (:::)ınar ile birlikte Türk sinemasında yeni bir ikili oluşturdular. Birçok filmde yer aldı ve 1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca Devlet Sanatçısı unvanı almıştır. Salak Milyoner, Köyden İndim Şehire, Güler Misin Ağlar Mısın, Nereye Bakıyor Bu Adamlar, Hasip ile Nasip gibi filmleriyle eşleştirilmiş bir komedyen olarak ün kazandı. İlk yönetmenlik deneyiminide yaşadığı kariyerinde önemli yere sahip 1977 ve sonrası filmleri olan Aslan Bacanak, Sivri Akıllılar, Caferin Çilesi, Petrol Kralları, Doktor, Köşe Kapmaca, Vay Başımıza Gelenler, Elveda Dostum, Akasya Durağı ve Küçük Ağa da yer aldı. Kariyerinin sonlarında daha çok dizilerde yer alan Zeki Alasya sinemada son olarak 2009'da Aşk Geliyorum Demez filminde rol aldı.

Vefati:

Zeki Alasya 72 yaşında hayatını kaybetti. Tiyatro ve sinema sanatçısı Zeki Alasya bugün tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Doktorları ise Zeki Alasya'nın neden hayatını kaybettiğini açıkladı. İşte Zeki Alasya'nın özgeçmişi...

Koç Üniversitesi Hastanesi'nden yapılan açıklamada, karaciğer hastalığı sebebiyle 22 Nisan'dan beri hastanede tedavi altında bulunan Zeki Alasya'nın saat 10.32'de hayatını kaybettiği bildirildi.
22 Nisan 2015'de karaciğer rahatsızlığı sebebiyle hastaneye kaldırılan  sanatçı 8 Mayıs 2015 tarihinde hayatını kaybetti. Cenazesi 10 Mayıs 2015'te Levent camii'nden alınarak Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi

Zeki Alasya'nın vefatının ardından Metin (:::)ınar konuştu

Zeki Alasya hayatını kaybetti. Usta sanatçı Zeki Alasya'nın yaşamını yitirdiğini öğrenen yakın dostu Metin (:::)ınar açıklama yaptı.
HOŞ TUTMAYA ÇALIŞIYORDUK
Bu sabah hayatını kaybeden Zeki Alasya'yı yakın dostu Metin (:::)ınar CNN Türk'te göz yaşları içinde arkadaşını anlattı. (:::)ınar, Zeki Alasya'nın beklemedikleri bir hastalık yüzünden öldüğünü belirterek, "Zeki Alasya benim yarımdı. Yarım gitti, canım gitti. Zeki çok genç öldü, beklemediğimiz bir hastalıkla öldü. Karaciğeri iflas etmişti, yapılacak bir şey yoktu. Son zamanda hoş tutmaya çalışıyorduk, ağrısını kestirmeye, kaşıntısını gidermeye çalışıyorduk. Son iki gündür yanındaydım, bugün en sevdiği kıbrıs yemeğini yaptım. Çok severdi, bugün ona götürecektim." dedi.

"ŞİMDİ GERÇEKTEN AYRILDIK"
Zeki Alasya'nın ölümü hakkında "şimdi gerçekten ayrıldık" diyen (:::)ınar, "1962'de tanıştık. Ondan evvel kader bizi birleştirmişti. Babalarımız aynı firmada çalışırdı. Annelerimiz vefat ettiğinde imamları bile aynıydı. Ölüme kadarda ayrılmadık, şimdi gerçekten ayrıldık, bazıları kına yakabilir.
On parmağında on marifet bir insandı. Tabelacılık yapar, palyaço ayakkabısını bile kendisi yapmıştı. Parasız dönemlerinde satmak üzere kaşıklar yaptık. Hayatımız böyle gitti. Zeki başarılı bir sanatçıydı. Çok başarı sığdırdı, ölümsüz bir sanatçıdır. Asla ölmeyecektir. Allah kalanlara ömür versin." dedi.
Zeki Alasya kimdir? Tiyatro ve sinema sanatçısı usta oyuncu hayatını kaybetti. Tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Zeki Alasya'nın hayatını sizler için araştırdık... İşte Zeki Alasya ve hayatı...

Filmografi:

72 Karaoğlan Geliyor Çalık
Sev Kardeşim Avukat
Tarkan Altın Madalyon Vandal Kralı
Tatlı Dillim Antrenör
1973 Hamsi Nuri Torik
Kaynanam Kudurdu
Kolsuz Kahramanın Kolu
Yalancı Yarim Hüsnü
1974 Beş Tavuk Bir Horoz
Köyden İndim Şehire Himmet Ağa
Mavi Boncuk Şeker Kamil
Mirasyediler Zeki
Salak Milyoner Himmet Ağa
İmparator İspirto Nuri
Şenlik Var / Bal Kız Selim Türkân Şoray ile başrolde oynamıştır
1975 Beş Milyoncuk Borç Verir Misin Zeki
Güler Misin Ağlar Mısın Zeki
Nereden Çıktı Bu Velet Zeki
1976 Hasip İle Nasip Hasip
Her Gönülde Bir Aslan Yatar Bekçi Zeynel
Nereye Bakıyor Bu Adamlar Zeki
1977 Aslan Bacanak Selim
Sivri Akıllılar Zeki
1978 Cafer'in Çilesi Cafer
Petrol Kralları Zeki
1979 Doktor Tabelacı
Garibin Çilesi Ölünce Biter Zeki
Köşe Kapmaca Donanma Kamil
Vay Başımıza Gelenler Kamil
1981 Şaka Yapma Zeki
1982 Baş Belası Zeki Gürses
1983 Davetsiz Misafir İlyas
Dönme Dolap Selami
1984 Gülümseyen Dünya
1985 Yanlış Numara Sami
Patron Duymasın Şakir
1986 Namus Düşmanı Veli
1988 Güler Misin Ağlar Mısın
1992 Biz Bize Benzeriz
Zeki Metince
1993 Hastane Doktor Salih Marmara Televizyon dizisi
1998 Yerim Seni Muharrem Televizyon dizisi
1999 Güle Güle İsmet
2000 Adada Bir Sonbahar Mehmet Televizyon filmi
Oyunbozan Kemal Yılmaz
2001 Dedem, Gofret ve Ben Rıza
2002 Anne Babamla Evlensene Sermet
Rus Gelin Federasyon Başkanı
2003 Hababam Sınıfı Merhaba Boz Ali
Ömerçip Tonton Dede
2004 Cennet Mahallesi Komiser 2004-2007 yılları arasında yayınlanmış televizyon dizisi
Cumhurbaşkanı Öteki Türkiye'de Cumhurbaşkanı
Kalbin Zamanı Fikret
Pardon Cezaevi Müdürü
Yabancı Damat Ökkeş Usta Televizyon dizisi
Şans Kapıyı Kırınca Peder Alfonzo
2006 Can
2007 Hayattan Korkma Rıfkı
Oyun Bitti Tahsin Televizyon dizisi
2008 Akasya Durağı Nuri Baba 2008-2012 yılları arasında yayınlanmış televizyon dizisi
Görgüsüzler Nurullah Televizyon dizisi
2009 Aşk Geliyorum Demez İsmail
2013 Bizim Okul Okul Müdürü Televizyon dizisi
Arka Sokaklar Vasıf Koç Televizyon dizisi,konuk oyuncu
2014 Küçük Ağa Mehmet Ağa Televizyon dizisi


Editör Karoglanin Zekiye Vedasi:

Güle Güle Çocukluğumun Gençliğimin  ve  Günümüzün Bizi Güldüren Tombiş Sevimli Sempatik Adamı.

Allaha karşı bir kusurun yoksa, diğer günahlarını Rabbim avf ve mağfiret Buyursun inşallah.

Yeniden bizi güldürmek için tekrar tekrar geri gelesin  inşallah.

Kendisine Allahdan Rahmet diler, Eş Dost ve Yakınlarına başsağlığı dileklerimi sunarim .

Kaynaklar

internet Sayfalari


Bu konuyu yazdır

Oku-1 Imam-I Birgivi Kimdir
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:11 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok

İMAM-I BİRGİVİ KİMDİR

Osmanlı âlimlerinin meşhûrlarından, büyük velî. İsmi Muhammed, babasınınki Ali’dir. Lakabı Zeynüddîn’dir. 1521 (H.929) senesinde Balıkesir’de doğdu. 1573 (H.981)de Birgi’de vefât etti. Kabri, İzmir’in Birgi kasabasında bir tepe üzerindedir. İlimdeki yüksek derecesinden dolayı İmâm-ı Birgivî ismiyle meşhûr olup, Türk âlimlerinin baş tâcıdır. Hanefî mezhebinden olup, asrının en meşhûr âlimlerinden idi.

İmâm-ı Birgivî’nin babası âlim bir zât olup, müderris idi. Önce babasından ilim öğrendi. Babasının derslerinde yetişip, akranlarını geçti. Sonra yüksek ilimleri öğrenmek üzere İstanbul’a gitti. İstanbul’da bulunan meşhûr Semâniyye Medresesi müderrislerinden Ahîzâde Mehmed Efendiden, sonra da Kâdıasker Abdürrahmân Efendiden ders aldı. Büyük bir şevk ve gayretle ilim öğrenip, Semâniyye Medresesinden mezun oldu. Parlak bir başarı ile icâzet imtihânını vererek, müderrislik rütbesini kazandı. Bundan sonra bir müddet İstanbul medreselerinde müderrislik yaptı. Bu vazîfesi sırasında Bayrâmiyye tarîkatının şeyhlerinden olan Abdürrahmân Karamânî’ye talebe olup, onun sohbetlerinde bulunarak tasavvufta yetişti. Daha sonra hocalarından Abdürrahmân Efendinin vâsıtasıyla Edirne’de Kassâm-ı Askerî (Mîrâs taksîm eden kâdılık) vazîfesi yaptı. Bir müddet sonra bu işten de ayrıldı. Sonra uzlete çekilmek yâni dünyâ işlerini tamâmen bırakmak istemişse de, tasavvufta hocası Abdürrahmân Karamânî’nin ısrârı üzerine ders ve vâz vermeye devâm etti. İkinci Selîm Hanın hocası Atâullah Efendi, Birgivî’nin ilimdeki kudretini takdir ederek kendisini, Birgi’de yaptırdığı medresenin müderrisliğine tâyin etti. Bundan sonra orada, talebe yetiştirmek, vaz vermek ve kitap yazmakla ömrünü geçirip, büyük hizmetler yaptı. Yaşadığı bu yere nisbetle “Birgivî” adıyla meşhûr oldu.

Haramlardan sakınmanın önemini ve dünyânın fânîliğini çok iyi anladığından, dînin emirlerini aslâ tâviz vermeden açıklardı. Zamânın âlimleriyle, yazılı ve sözlü pek çok münâzaralara girerdi. Hak bildiğini, ilmî delilleri ile söylemekten hiç çekinmezdi. Birgi’den İstanbul’a gelerek, Sadrâzam Mehmed Paşaya nasîhatte bulunmuştur.

İmâm-ı Birgivî hazretleri duâ ederken; “Ey yardımcıların en iyisi! Ey ümitsizlerin sığınağı! Yâ Erhamerrâhimîn! Ey günâhları örten merhâmeti bol Allah’ım! Habîbin, sevgili Peygamberin hürmeti için ve bütün peygamberlerin, meleklerin, peygamberinin Eshâbının ve Tâbiînin hürmetleri için, günâhı çok olan bizlere acı! Suçlarımızı affeyle!” derdi.

Buyururdu ki:

Mal büyük bir nîmettir. Malı isrâf, Allahü teâlânın nîmetini hakîr görmek, nîmete kıymet vermemek, nîmeti elden kaçırmak, kısaca küfrân-ı nîmet etmek, yâni şükür etmemek olur. Bu ise, nîmeti verenin düşman muâmelesi yapmasına, azarlamasına ve azâb etmesine sebeb olacak büyük bir suçtur. Nîmetin kıymeti bilinmeyince, hakkı gözetilmeyince elden gider. Şükür edilince ve hakkı gözetilince elde kalır ve artar. Cenâb-ı Hak, İbrâhim sûresi, yedinci âyetinde meâlen; “Şükr ederseniz, verdiğim nîmetleri elbette arttırırım.” buyuruyor.

İsrâf çok kötü bir huydur. Çirkinliği meydandadır. Kalbi, durmayıp karartan, kemiren, tehlikeli bir hastalıktır. Tedâvisi pek güçtür. Bu sıfat kalbi kaplamadan önce, gidermek ve bu felâketten kurtulmak için bütün ilâçlarına baş vurup uğraşmalıdır. Kurtarması için, cenâb-ı Hakka yalvarmalı, duâ etmelidir. Allahü teâlâ, çalışana, her güçlüğü kolaylaştırır. O, sığınılacak, güvenilecek, biricik yardımcı ve kurtarıcıdır.

“Tasavvuf nedir?” diye sorulunca buyurdu ki:

“Tasavvuf; kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylar ile doldurmak demektir. Kalbi ıslâh etmek, her şeyden daha önemlidir. Çünkü kalp, bedende emrine itâat edilen ve her hükmü yerine getirilen bir hükümdâr gibidir. Vücûddaki uzuvlar onun emri altındaki hizmetçilerdir. Bunun için Resûlullah efendimiz buyurdu ki: “İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Bu iyi olursa, bütün uzuvlar iyi olur. Bu kötü olursa, bütün organlar bozuk olur. Bu (et parçası) kalbdir.” Yâni bu yürek denilen, et parçasındaki gönüldür. Bunun iyi olması, kötü ahlâktan temizlenip iyi ahlâk ile süslenmek demektir.”

İmâm-ı Birgivî, vefâtı yaklaştığı sırada şöyle vasiyette bulundu:

Din kardeşlerime vasiyetim odur ki, hastalığım artınca, ziyâretime geldiklerinde İhlâs sûresini okumayı bana telkîn edip hatırlatsınlar. Allahü teâlânın rahmetini, recâya, ümîd etmeye dâir âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfleri hatırlatsınlar. Kelime-i şehâdeti söylemeyi telkîn etsinler. Yanımda; “Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah, eşhedü enlâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîkeleh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü.” desinler. Söyle diye zorlamasınlar. Kelime-i tevhîdi söyledikten sonra başka bir şey konuşursam, yeniden telkîn etsinler. Söylemezsem o da yetişir. Tövbe etmeyi hatırlatsınlar. Ölünce başımı kazımayı, koltuk ve kasık kıllarımı yolmayı, bıyık kırkmayı, sakalım traş olmamışsa, traş etmeyi, tırnak kesmeyi yapmasınlar. Çünkü bunlar öldükten sonra yapılmaz. Mümkün ise gusl ettirsinler. Buna imkân yoksa, abdest aldırsınlar. Buna da imkân yoksa, teyemmüm ettirsinler. Kıbleye döndürüp sağ tarafıma yatırsınlar. Yâsîn sûresini okusunlar. Ölürken yanıma kadın ve çocuk koymasınlar. Ağlayıp, inleyip, feryâd etmesinler. Sâlih din kardeşlerim yanımda bulunsunlar. Kalbleriyle teveccüh edip, bu fakir için selâmet ve şeytanın şerrinden kurtulmamı dilesinler. Rûhum kabzolunca gözlerimi kapayıp, çenemi bağlasınlar. Bir kaba buhur koyup, üç-beş veya yedi kerre etrâfımda döndürsünler.

Defin yapılmadan önce, yakınım, velîm olan, helal kazançlı bir kimseden üç yüz akçe borç alsın. Tamahkâr olmayan iki fakir kimse bulsunlar. Beni sevenlerden olması daha iyi olur. Bunları yalnız bir yere götürsünler. Üçünden başka orada kimse olmasın. O üç yüz akçeyi (gümüş veya altını) hesap edip kaç günlük namaza karşılık olursa, Muhammed bin Pîr Ali’nin o kadar namaz iskâtı için sana şunu verdim desin. O da eline alıp, kabûl ettim desin. Gümüşü veya altını alana, aldığı paranın şer’an kendi mülkü olduğunu bildirsinler. O fakir diğerine, Muhammed bin Pîr Ali’nin namaz iskâtı için şunu sana verdim desin. O da eline alıp, kabûl ettim desin. Kendi malı olduğunu bilsin. Lutfedip o da yanındakine, yukarıda bildirdiğimiz şekilde versin. Böylece devredip tamamlasınlar. Doğum târihim hicrî dokuz yüz yirmi dokuz Cemâzil-evvel’inin onuncu günüdür. Ölüm târihi ne zaman olursa, on iki yılını düşsünler. Ne kadar sene kalırsa, onun için devr etsinler. Vitr namazını bile hesap etsinler. Bir vakit namaz için beş yüz yirmi dirhem (2.4 kg) buğday hesâb etsinler. Namaz iskâtının devri tamam olunca, birkaç devir de, verilmemiş zekâtlar için ve sadaka-ı fıtr için, birkaç devir de, kalmış kurbanlar ve adaklar için ve kul hakları için yapsınlar. Bundan sonra, gümüş veya altınlar hangi fakirde kalırsa, kendi güzel arzusu ile velî olan akrabâma veya vasıyy-i muhtârıma, tâyin ettiğim vâsime hediye etsin. O da eline alıp, kabûl ettim desin. Sonra velî olan akrabâm, yüz akçesini ayırıp, ellişer akçe olmak üzere bu iki fakire versin. Sevâbını bu fakîre (bana) bağışlasın.

Bundan sonra iki kimse bulup, müslüman mezarlığında, sâlih bir kimsenin kabri yanında kabrimi kazdırsınlar. Kazmak için, asıl maldan yirmi beşer akçe versinler. Derinliği bir adam boyu, eni yarısı kadar olsun. Kabri kazıp tamamladıktan sonra, kıble tarafını kazsınlar. Bedenim sığacak kadar geniş ve derince olsun. Sonra kefen işine baksınlar. Orta bezden olup, israf etmesinler. Kefeni asıl maldan yapsınlar. Bundan sonra yıkamak üzere, yıkama tahtasına koysunlar. Etrâfımda buhur gezdirsinler. Bir sâlih kimse yıkasın. Sâlih biri de su döksün. Yanlarında başka kimse olmasın. Sünnet üzere yıkasınlar. Önce abdest aldırsınlar. Üçer defâ yıkamaya dikkat etsinler. Suyu çok döküp isrâf etmesinler. Saçımı ve sakalımı, hatmi ile, ısınmış su ile yıkasınlar. Üzerime son dökülen suya kâfûr katsınlar. Yakın velîmiz lutfedip kalan akçeden (paradan) yıkayana ve su dökene yirmi beşer akçe versin. Sonra kefene sarsınlar. Bundan sonra cenâze namazımı kılmaya hazırlansınlar. Dostlarıma haber versinler. Namazımda bulunan cemâat üç safdan eksik olmasın, fazla olursa zararı yoktur. Cenâzem getirilince, yüksek sesle zikr etmesinler. Kabrin yanına gelince, dostlarımdan sâlih bir kimse kabrime insin. Bu fakîri mezarın içine indirsinler. “Bismillahi ve alâ milleti Resûlillah” deyip lahdin içine koysunlar. Kıbleye çevirsinler. Sonra kerpiç ile lahdin ağzını kapatsınlar ve “Yâ Rabbî! Bu ölüyü kabir azâbından koru!” desinler. Kerpiç bulunmaz ise, kamış koysunlar. Ağaç, kiremit, hasır ve tabut koymasınlar. Kuru toprak üzerine koyup, sonra çukuru doldursunlar. Balık sırtı gibi yapsınlar. Bir karıştan yüksek yapmasınlar. Defn işi bitince, üzerime bir testi su döksünler. Su dökmeğe baş tarafımdan başlayıp, ayaklarıma kadar devâm etsinler. Din kardeşlerimden birisi mezarımın başında dursun ve; “Yâ Rabbî! Kabri yanlarına doğru geniş eyle. Bu ölünün rûhuna yükseklik ve saâdet ihsân eyle, ondan râzı ol!” desin. Bir kişi de; “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn.” (Biz Allah’ın kuluyuz ve yine O’na döneceğiz) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okusun ve; “Yâ Rabbî! Bu ölü senin emrine rücû’ etti, döndü. Sen kendisine rücû’ edilenlerin hayırlısısın. Bu kimsenin etrâfındaki yeri, iki tarafından geniş eyle ve bu ölünün rûhuna gök kapılarını aç ve onu güzel bir kabûl ile kabûl eyle. Münker ve Nekir’in suâllerine ve diğer suâllere karşı dilini sağlam ve doğru söyleyici eyle. Cevâbını kolay eyle!” desin. Bundan sonra orada bulunanlara; “Kardeşiniz için magfiret isteyiniz.” desinler. Bütün bu işlerden sonra, oturup Kur’ân-ı kerîm okusunlar. Tebâreke ve yedi kerre İhlâs sûresini, Fâtiha ve Muavvizeteyn ve bunlardan sonra tekrar on bir defâ İhlâs sûresini okusunlar. Âyet-el-kürsî, Yâsîn sûresi ve Bekara sûresini sonuna kadar okusunlar. Bu okuduğumuz Kur’ân-ı kerîmi bütün ölülere bağışladık diye ağızdan söylesinler. Oruç, yemîn keffâretleri, Kur’ân-ı kerîm okuma ve duâ tamam olduktan sonra, yakın velîm lutfedip, kalmış olan yüz altmış akçenin altmış akçesini, altmış fakire versin. Bu fakîrin oruç keffâretine niyet etsin. Yüz akçesini de yüz fakire versin. Yemîn keffâretine niyet etsin.

Bundan sonra da telkîn için sâlih ve âlim bir müslüman, mezârımın yanında kalsın. Yüzüme karşı ayakta dursun. Desin ki: “Ey Muhammed bin Meryem!” Bunu üç defâ söylesin. Sonra desin ki: “Dünyâdan şehâdet getirerek çıktığın ahdi hatırla. İbâdete, Allahü teâlâdan başka lâyık ve müstehak kimse yoktur, deyip şehâdet getirmeni hatırla. Allahü teâlâ birdir, ortağı yoktur. Elbette Muhammed aleyhisselâm Allahü teâlânın resûlüdür. Elbette Cennet vardır. Cehennem ateşi de vardır. Allahü teâlânın ölüleri diriltip, mahşer yerinde toplaması muhakkak vardır ve olacaktır. Muhakkak ki, Allahü teâlâ mezarlarda bulunan ölüleri diriltir.” Sonra üç kerre; “Yâ Muhammed bin Meryem! “Lâ ilâhe illallah” de.” Sonra üç kerre; “Yâ Muhammed bin Meryem! De ki Rabbim Allahü teâlâdır. Dînim İslâm dînidir. Peygamberim Muhammed aleyhisselâmdır.” desin. Lutfedip mânâsını düşünerek yavaş yavaş okusun. Çabuk çabuk okuyup gitmesin. Sonra; “Yâ Rabbî! Sen bunu yalnız bırakma. Sen mâliklerin hayırlısısın.” desin. Sonra dönüp evlerine gitsinler. Üzerime binâ yapmasınlar. Çadır kurmasınlar. Nöbet tutmasınlar. Baş ucuma tanınması, hatırlanması ve duâya sebeb olması için büyükçe bir taş diksinler. Kabrim yıkılacak olursa, tamir etsinler. Üzerime toprak döküp, balık sırtı gibi yapıp, yeni gibi yapsınlar. Bir karış yüksek yapsınlar. Bid’at olan şeylerden kaçınsınlar.

Çoluk-çocuğuma vasiyetim olsun ki, üzerime sesli ağlamasınlar. Allahü teâlâdan magfiret ve rahmet istemelidir. Öldüğüm günde, yedisinde, kırkında ve sene-i devriyesinde yemek pişirip ziyâfet vermesinler. Fakat sevâbını rûhuma hediye etmek üzere sadaka versinler. Çok ihsânda bulunsunlar. Allahü teâlâ kabûl eylesin. Paraları yoksa; ekmek, pirinç, yağ, tuz, soğan versinler ve ne yapabilirlerse, az olsun çok olsun, Allahü teâlâ için verip, sevâbını, kalpleriyle ve dilleriyle bu fakîre bağışlasınlar. Duâ ederken beni hatırlasınlar, unutup gitmesinler. Yine çocuklarıma vasiyetimdir ki; dünyâya düşkün olmayalar, mal ve mevki, makam peşinde koşmayalar. Allahü teâlâya tevekkül edip, faydalı ilimleri öğrenmeye ve bunları yaymaya çalışsınlar. Sâlih ameller işlesinler ve takvâ üzere olsunlar, haramlardan sakınsınlar. Meâlen; “Allahü teâlâdan korkanı, Allahü teâlâ dünyâda ve âhirette her darlıktan kurtarır. Ona düşünmediği yerden rızık verir. Allahü teâlâya tevekkül edene Allahü teâlâ yetişir. İhtiyâcını ihsân eder, başkasına muhtaç etmez.” (Talak sûresi: 3-4) buyrulan âyet-i kerîmeyi düşünerek okusunlar.”

İmâm-ı Birgivî hazretleri, kıymetli eserler yazmış olup, en meşhûr eserleri şunlardır: 1) Tarîkat-ı Muhammediyye: Arapça kıymetli bir eser olup, Ehl-i sünnet âlimleri arasında büyük bir îtibâr görmüştür. Birçok âlim tarafından şerhedilmiştir. 2) Vasıyetnâme, Birgivî Vasıyetnâmesi adıyla meşhûr olmuştur. Asırlardan beri okuna gelmiş, çok çok kıymetli ve faydalı bir eserdir. 3) Zuhr-ul-Müteehhilîn: Bu eseri, kadınların hayz hâllerini bildiren bir kitap olup, çok kıymetlidir. Bu şerh, İhlâs Vakfı tarafından bastırılmıştır. 4) Ravdât-ül-Cennât fî Usûl-il-Îtikâd, 5) Risâletün fî beyânı Rusûm-il-Mesâhif-il-Osmâniyye, 6) Şerhu el-Hadîs-ül-Erbe’în, 7) Etfâl-ül-Müslimîn, 8 ) Ziyâret-ül-Kubûr, 9) Nûr-ul-Ahyâ, 10) Cilâ-ül-Kulûb, 11) Muaddil-üs-Salât, 12) Îkâz-ün-Nâimîn, 13) Ed-Dürr-ül-Yetîm fî İlm-it-Tecvîd, 14) Hâşiye-i Hidâye, 15) İmtihân-ül-Ezkiyâ, 16) Risâletün fî Usûl-il-Hadîs, 17) Ta’lîkât ales-Sadr-iş-Şerî’a, 18 ) Risâletün minel Âdâb, 19) Ulûm-ı Âliyye’den bahseden manzûm bir risâle, 20) Risâletün fî Hurmet-it-Tegannî ve Vucûbi İstimâ-il-Hutab, 21) Sihâh-ı Acemiyye (Farsçadır), 22) Tefsîru Sûret-il-Bekara: Bekara sûresinin yarısına kadar yaptığı tefsîrdir, 23) Îkâz-ül-Hâlikîn, 24) Şerhu Lübâb-ül-Elbâb fî İlm-il-I’râb lil-Beydâvî, 25) Dâfiat-ül-Mübtediîn ve Kâşifetü Butlân-il-Mülhidîn, 26) Avâmil: Nahiv ilmiyle ilgili çok meşhûr bir eseridir. 27) İzhâr: Bu eseri de nahiv ilminde meşhûr bir kitaptır. Asırlardan beri Arabca öğrenen talebelere okutulmuştur. 28 ) Emsile-i Fadliye: Sarf ilmine dâir olup, oğlu Fazlullah Efendiye izâfeten bu adı vermiştir. 29) Kifâyet-ül-Mübtedî fis-Sarf; Ermenekli Süleymân Sırrı Efendi bu esere bir şerh yazmıştır.

VASİYETİMDİR!

“Kardeşlerime, evlâdıma ve âhiret yolcularına vasiyetimdir ki, Allahü teâlânın emrettiği şeyleri yapınız. Kazâya kalmış namazlarınızı kılınız, kalmış zekâtlarınızı veriniz. Oruçlarınızı tutunuz. Üzerinize farz oluyorsa hac yapınız. Her müslümanın öğrenmesi farz-ı ayn olan ilmihâl bilgilerini öğreniniz. Âlimlerin sohbetine devâm ediniz. Güvenilir ve sağlam âlimlerin fetvâsıyla amel ediniz. Herkesin fetvâsıyla amel etmemelidir. Tegannî dinlememelidir. Allahü teâlânın ismi anıldığı zaman “Teâlâ ve Tebâreke” veya “Azze ve Celle”, “Sübhânallah”, “Cellecelâlüh” diyerek tâzim ediniz. Resûlullah’ın ve diğer Peygamberlerin isimleri anıldığı zaman salevât getirmelidir. Yazarken de bunları açık yazmalıdır. Diğer âlimler ve meşâyıh anıldığı zaman, (rahmetullahi aleyh) demelidir. Hocasına da hürmet göstermelidir. Yol göstermek hâriç, hocanın önünden yürümemelidir. Ondan önce söze başlamamalı ve yanında çok konuşmamalıdır. Hizmetini severek yapmalıdır. Her yerde hocanın rızâsını gözetmelidir. Îtirâz etmemeli, dövse veya bağırsa nasîhat bilmeli, incinmemelidir. Hocasının yakınlarına da hürmet göstermelidir. Akrabâyı ziyâret etmeli, sıla-i rahmi, akrabâ ziyâretini terketmemelidir. Anne ve babanın da haklarını gözetmeli, onlara karşı yüksek sesle konuşmamalı ve kızgın bakmamalı, günah olmayan emirlerini yapmalıdır. Dövmesine ve bağırmasına sabretmelidir. Karşılık vermemelidir. Komşuların haklarını da gözetmeli, kokulu bir yemek pişirince, bir mikdârını komşulara vermelidir. Mümkün olduğu kadar komşuların ihtiyacını görmeli ve zarara uğrarlarsa yardım etmeli ve iyilik gelirse sevinmelidir. Diğer din kardeşlerini de sevmelidir. Kusurlarını mümkün mertebe affetmelidir. Müdâhene etmemeli, dünyâlık ele geçirmek için dîni vermemeli. Gerekirse müdârâ etmeli, dîni ve dünyâyı korumak için dünyâlık vermelidir. Müdârâ zararı gidermek için olur. Çok gülmekten, faydasız konuşmaktan sakınmalıdır. Alış verişte dînin emirlerine uymalı ve cemâate devâm etmelidir. Bid’atlerden sakınmalı. Misvâk kullanmaya devâm etmeli. Duâya, Allahü teâlâya hamd ve senâ ile ve Resûlüne salât ve selâm ile başlamalıdır. Duâ ederken bütün müminlere duâ etmeli, anneyi, babayı ve iyilik gördüğü kimseleri de duâlarında anmalıdır. Yalvararak ve gizli duâ etmelidir. Yalnız iken Allahü teâlâya yalvararak duâ etmeli, âcizliğini ve günahlarını düşünerek ağlamalıdır. Allahü teâlâdan istikâmet, af, âfiyet, rızâsını ve muvaffakiyet istemelidir. Îmânın gitmesinden korkup, dâimâ hüsn-i hâtime(son nefeste îmân ile gitmeyi) istemeli, İslâm nîmetine her zaman şükretmelidir. Çoluk-çocuğuna ilmihâlini (lâzım olan din bilgilerini) öğretip, İslâmiyete uymayan şeylerden korumalı ve sakındırmalıdır. Çocukları yedi yaşında namaza başlatmalı, on yaşına girdiklerinde namaz kılmazlarsa döverek kıldırmalıdır. Dâimâ istigfâr etmelidir

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Aslan Yürekli Richard Kimdir
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:08 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



ASLAN YÜREKLİ RİCHARD KİMDİR

1. Richard 1157 1199 savaşlardaki kişisel cesareti nedeniyle aslan yürekli ünvanı almıştır. Onu tarihe geçen olay ise 3. haçlı seferi’nin başında Kudüs hakimiyeti için sultan Selahaddin Eyyübi ile giriştiği destansı savaşlardır.
1157 de Oxford’da kraliyet sarayı’nda doğan Richard sarayın konforunda rahat hayat geçirmek yerine gençliğinde güney Fransa düklüğüne atanmıştır. Gençlik heyecanlıyla babasına bile kazan kaldıran Richard daha sonradan cesaretli bir savaşçı olacağını bastırdığı ayaklanmalarda göstermiştir. Özellikle Taillebourg kalesinin ele geçirmesinin ardından destansı bir kişiliğe bürünmüştür. Babasının 1189 da ölmesi ve aile içi yaşanan kavgaların ardından tahtın tek sahibi olmuştur.
1. Richard yönetici ruhuna sahip biri olmadığını daha çok maceracı ve savaşçı bir kişiliği bulunmakta olduğunu gösterdi kısa zamanda. Bu sebepten kendime haçlı misyonu üstlenmiş ve Kudüs’ü, kutsal toprakları müslümanlardan alma hevesine girmiştir. Ardından 1190 da Filistin’e doğru yola çıktı ordusuyla. Sicilya’da kışı geçirdi ve burayı hakimiyetine aldı.
Richard tüm en büyük fetihi Kıbrıs olmuştur.Önceki kışı Rodos’ta geçirmiş ve ardından Kıbrıs’ı Bizans’tan almıştır. Kıbrıs haçlılar için lojistik bir merkez ve üst olmuştur. Ardından burayı tapınak şovalyeleri kontrol ve bırakmış ve Osmanlı, ortayı fethedene kadar Kıbrıs, latin krallığına kalmıştır.
Richard, güç ve kişiliğini kullanarak kendi ordusunu Fransız ve Almanlar la birleştirdi ve iki yıldır sürmekte olan Akka kalesi kuşatmasını devraldı. 6 hafta içerisinde güçlü ordusuyla müslümanları yendi ve kente girdi. Acımasız bir şekilde 27000 esiri kılıçtan geçirdi. Akka’yı kana bulayan Richard, sultan Selahaddin kontrolünde bulunan Kudüs’e yürüdü. Richard 50 bin kişilik ordusuyla Kudüs üstüne yürümüş, sultan Selahaddinle destansı bir mücadele girmiştir. Hala batıda bu iki ismin üzerine tartışmalar ve konuşmalar yapılmaktadır.
Bu destansı mücadele her iki komutanın ve üstün yeteneklerini ortaya koymuş ve aralarında centilmence bir dostluk kurulmuştur.
Richard bir yıl uğraşmasına rağmen Kudüs’ü Selahattin den geri alamamıştır. Zira kendisi, ordusuna yiyecek ve su takviyesi bulmakta zorluk çekerken bilge rakibi Selahattin ise kazananı belirleyecek nihai bir savaşa girmemiş, savunmada kalmıştır. Amacı düşmana çöl şartlarında pes ettirmektir. Zaman sultan Selahaddin’i haklı çıkarmış ve Richard’ın önerisiyle taraflar 1 eylül 1192 de anlaşmaya varmıştır. Ramla anlaşması ile Kudüs kapılarını hristiyan hacılara açık kalmak kaydıyla müslüman hakimiyetine kalmaya devam edecektir. Richard’ın temsil ettiği latin krallığı Tire’den Yafa’ya kadar bulunan bölgede etkisini sürdürecektir.
Kudüs’ü geri alamayan Richard, bu büyük macera dan Avrupaya eli boş dönmekteyken Venedik açıklarında gemisinin batması ile Avusturya imparatorunun eline esir düşmüştür.


Ardından annesi onun için fidye ödeyerek geri almıştır. İngiltere’ye dönen Richard yine yerinde duramamış, İngiltere’den ayrılarak Normandıya’ya yelken açmıştır. Ardından Fransızlar ile savaşmış, Fransızlarla girdiği Chaluz şatosu kuşatmasında omzuna isabet eden ok ile yaralanmış ve kangren sonucu 6 Nisan 1199 da annesinin kollarında ölmüştür.
Savaşçılığı ve cesareti ile olduğu kadar daha çok müslümanlarla savaşması pek çok müslümanın katletmesi ile tarihe geçmiştir. Müslüman ve Türk kaynaklarında olduğu gibi pek çok kaynakta aslan yürekli lakabı alması çok ilginçtir.
Daha çok dünya popüler kamuoyuna Robin hood eseri ile ön plana çıkmış, son dönem İngiliz tarihçileri ona o dönemki İngiliz kaynaklarını har vurup harman savurmakla suçlamışlardır. İngiltere’nin kralı olmasına rağmen yaşamını yüzde 90 ını ada dışında geçirmiş, çoğu tarihçi göre İngilizce bilmeden ölmüştür. Bir çok kraliyet ailesi gibi Fransız asıllıydı.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Pierre Loti Kimdir
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:04 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



PİERRE LOTİ KİMDİR

Pierre Loti, asıl adı Louis Marie Julien Viaud (14 Ocak 1850 – 10 Haziran 1923), Fransız romancı. Pierre Loti isminin yazara, kimi kaynaklara göre öğrencilik yıllarında; kimi kaynaklara göreyse, 1867 yılında yaptığı Okyanusya seferi sırasında, Tahitili yerliler tarafından verildiği söylenir. “Loti”, egzotik iklimlerde yetişen egzotik bir çiçeğin ismidir.[1]

1850 yılında Fransa’nın Rochefort kentinde Protestan bir ailenin en küçüğü olarak doğdu. 17 yaşında Fransız Deniz Kuvvetleri’ne girdi. Denizcilik eğitimini tamamladıktan sonra 1881’de yüzbaşı oldu ve ilerleyen yıllarda da terfi ederek albaylığa kadar yükseldi. Ortadoğu ve Uzakdoğu’da bulundu. Bir deniz subayı olarak romanlarında konu ettiği yabancı kültürünü pek çok yer gezerek tanıma fırsatını buldu. Bu yolculuklarında edindiği deneyimlerini ve gözlemlerini daha sonra kitaplarına yansıttı.

1879’da ilk romanı olan ve o dönemin Osmanlı Türkiye’sinden kesitler veren[2] Aziyadé ‘nin (Aziyade) yayınlanmasının ardından 1886’da Pécheur d’Islande’la (İzlanda Balıkçısı)’nı yayınladı. Loti, kendini edebiyat çevresine kabul ettirmiş bir yazar oldu. Daha sonraki yıllarda her yıl bir kitabı çıktı ve kitapları geniş kitlelerce okundu. 1891 yılında Fransız Akademisi’ne seçilen yazar 1910 yılında Légion d’Honneur nişanını aldı.[3] İzlenimci bir yazar olan Pierre Loti’nin oldukça yalın bir dili vardı. Edebiyattaki bu izlenimciliği kişiliğini de derinden etkiledi. Derin bir umutsuzluğu dile getiren yapıtlarında aşkın yanı sıra ölüm duygusu da geniş yer alıyordu. Bütün bu umutsuzlukla birlikte içinde duyduğu insanlığa karşı şefkat ve acıma duygusunu yapıtlarına yansıttı.[4]
Birçok kez İstanbul’da bulunmuş olan Pierre Loti, İstanbul’a ilk kez 1876 yılında bir Fransız gemisiyle, görevli subay olarak geldi. Loti, Osmanlı yaşam biçiminden etkilendi ve pek çok eserinde bu etkiyi gösterdi. Aziyadé adlı romanına adını veren kadınla burda tanıştı.[5] İstanbul’da bulunduğu zamanlarda Eyüp’te yaşadı. İstanbul’a hayran olan Pierre Loti, kendisini her zaman Türk dostu olarak nitelendirdi.[6]

1913 yılında yazdığı La Turquie Agonisante (Can Çekişen Türkiye) kitabıyla Batı politikalarını eleştiren Loti aynı yıl devlet konuğu olarak Türkiye’ye geldiği zaman, Tophane Rıhtımı’nda büyük bir törenle karşılanarak Sultan Reşat tarafından sarayda ağırlandı.[7] Balkan Savaşları’da, I. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında Anadolu işgalinde Avrupa’ya karşı hep Türkler’i savundu. Millî Mücadele döneminde Anadolu’daki direnişe destek vermesi ve kendi ülkesi olan işgalci Fransa’yı ağır bir dille eleştirmesiyle Loti, Türk halkının da sempatisini kazandı. Öyle ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi 4 Ekim 1921′ de Pierre Loti’ ye şükranlarını sunan bir mektup yolladı.[7] Bununla birlikte Pierre Loti, 1920 yılında “İstanbul Şehri Fahri Hemşehrisi” olarak kabul edildi ve onun adını taşıyan bir de cemiyet kuruldu.[4] Daha sonraları İstanbul’da Divanyolu’nda bir caddeye “Pierre Loti Caddesi” ve Eyüp’te bir kahvehaneye de “Pierre Loti kahvesi” adı verildi. Günümüzde bu kahvehanenin olduğu tepe de Pierre Loti Tepesi olarak anılmaktadır. Ayrıca bu tepeye ulaşmak içinde insa edilen Eyüp-Piyerloti teleferiği’de isminde Loti anmaktadır.

Ancak tüm bunlara rağmen Loti, Türk aydınlarını ikiye böldü. Kimi aydınlar onun gerçekten bir Türk dostu olduğuna inanırken, kimileri de onun aslında Osmanlı’nın zayıf ve geri kalmış hâlini acı(Zeker) sevdiğini savunuyorlardı. 1925 yılında Nazım Hikmet yazdığı Şarlatan Piyer Loti şiirinde kendisinden şöyle bahsediyordu:

“ Hatta sen

sen Pier Loti!
Sarı muşamba derilerimizden
birbirimize
geçen
tifüsün biti
senden daha yakındır bize
Fransız zabiti!



Nazım Hikmet ilerleyen mısralarında da ağır bir şekilde Loti’yi eleştirerek, onu “Çürük Fransız kumaşlarını yüzde beş yüz ihtikârla şarka satan” bir burjuva olarak tanımlıyordu. Diğer yandan yazar Abdülhak Şinasi Hisar, İstanbul ve Pierre Loti adlı kitabında Loti’ ye övgüler yağdırıyor ve Loti’nin yazılarının bazı Türklerin yazdıklarından daha millî bir his ve zevk taşıdığını söyleyerek, onun Türkiye ile ilgili bütün eserlerinin Türkçeye çevrilmesini diliyordu.[7]

Bazı eserleri

Aziyadé (1879, Aziyade)
Le Roman d’un Spahi (1881, Bir Sipahinin Romanı)
Pécheur d’Islande (1886, İzlanda Balıkçısı)
Madame Chrysanthème (1887, Madam Krizantem)
Le Roman d’un Enfant (1890, Bir Çocuğun Romanı)
Le Livre de la Pitié et de la Mort (1891, Acıma ve Ölümün Kitabı)
Ramuntcho (1897)
Reflets de la Sombre Route (1899, Karanlık Yol Üzerindeki Yansımalar)
Les Désenchantées (1906, Mutsuz Kadınlar)
La Turquie Agonisante (1913, Can Çekişen Türkiye)
Prime Jeunesse (1919, İlk Gençlik)
Un Jeune Officier Pauvre (1923, Zavallı Genç Bir Subay)

vikipedia

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Kaygusuz Abdal Kimdir
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:00 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



KAYGUSUZ ABDAL KİMDİR

Sanatçı, Alâiye’de dünyaya geldi. Alâiye Beyi Hüsameddin Mahmut’un çocuğudur. Kay­gusuz Abdal‘ın asıl ismi Alaaddin Gaybi’dir. İyi bir eğitim almış, genç denilebilecek bir yaşta Abdal Musa’ya derviş olmuş ve bu andan sonra Kay­gusuz mahlasını edinmiştir. 14. yüzyılın sonlarında Mısır’a geçerek bir tekke açmış, Hicaz, Suriye ve Irak’ı gezerek Ana­dolu’ya gelmiştir. Rumeli’nin Yanya, Filibe ve Manastır bölgelerinde de yaşamış takriben 1444 senesinde hayata gözlerini yummuştur.

Kaygusuz Abdal Sultan, Hacı Bektaş-ı Veli okulunda yetişmiş ve çağdaşı olan Yunus Emre ile birlikte Alevî edebiyatının iki kurucusundan birisi sayılmıştır.

Hayatı hakkındaki bilgileri menkıbelerden ve velayetnamelerden öğrenip, görüşlerini ve düşüncelerini mensur ve nesir eserlerinden anladığımız Kaygusuz Abdal Türk edebiyatının da kuşkusuz en büyük üstatlarından birisidir.
Bütün eski ve yeni kaynaklar Kaygusuz Abdal’ın Teke İli’ne bağlı, Alaiye Beyi’nin oğlu olduğunda ittifak etmektedir. Kaygusuz Abdal’ın yaşadığı döneme bakarak bu dönemde üç tane Alaiye Beyi’nin yaşadığını belirten en kuvvetli ihtimalin Hüsâmeddin Mahmud Bey üzerinde toplandığını belirtmektedir
Hayatı hakkında etraflı bilgiye sahip olmamakla birlikte, menkıbelerden ve velayetnamelerden yola çıkılarak günümüzde yapılan kimi çalışmalar, Onun hayatına ve çağına ciddi anlamda ışık tutmuştur ve bu eksikliği bir nebze de olsa gidermiştir. Kaygusuz Abdal, hem şiir ve hem de nazım türünde eserler bırakmıştır. Nazım türündeki eserlerinin ekserisi irfani risaleler şeklinde kaleme alınmıştır. Şiir türündeki eserlerinin çoğunluğu da dini ve irfani konulardadır.

Kaygusuz Abdal, şiirlerinde hem hece ve hem de aruz veznini kullanmıştır. Aruz ile yazdığı eserleri, gazel, mesnevi, kaside, mestezad şekillerinde hece ile yazdığı eserleri ise ilahi, şathiye ve nutuk şekillerinde değerlendirmek mümkündür.

Üstad Kaygusuz Abdal eserlerinde Allah’tan, sıfatlarından, Peygamberlerinden, Hz. Muhammed’den, Ehl-i Beyt’ten, meleklerden, kutsal kitaplardan, ahiretten, namazdan, oruçtan, ahlaki ilkelerden bahsetmekte, eserlerindeki ifadeleri ayet ve hadislerle desteklemektedir.
Kaygusuz Abdal’ın ölüm tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, onun 15 asrın ilk yarısında öldüğü kesindir. Araştırmacılar Bektaşî şeyhlerinden Ahmet Sırrı Baba’nın hiçbir kaynağa dayanmadan verdiği 1444 tarihini muteber saymışlardır.Kaygusuz’a ait olduğu iddia edilen biri Mısır’ın Kahire’sinde, biri ise Elmalı’ya bağlı Tekke Köyü’nde olmak üzere iki tane mezarı vardır.


Eserleri:

Divân
Sarây-nâme
Minber-nâme
Dil-güsâ
Gevher-nâme
Budala-nâme
Mesnevi
Muglâta-nâme
Esrâr-i Hurûf
Vücûd-nâme’
ŞİİR ÖRNEKLERİ

Allah Tanrı Yaradan
Allah Tanrı Yaradan
Gel içegör cur’adan
Yar ile yar olagör
Çıksın ağyar aradan

Bekle gönül bostanın
Susığırı girmesin
Key sakın uçurursun
Kandili minareden

Fil yükün karıncaya
Yükletme çekebilmez
La’l ü gevher kıymetin
Umma seng-i hareden

Hacca vardım der isen
Kanda vardın hacca sen
Kılavuzsuz kuş uçmaz
Bunca dağ ü dereden

Hacca varan kişinin
Gönül yapmak işidir
Gönül Hakk’ın beytidir
Sakın sen emmareden

Sen özünü bil nesin
Hak sende sen kandesin
Hakk’ı bilmek dilersen
Geç ağ ile hareden

Dünya ahret demegil
Biliş ü yad demegil
Uzak savaşa düşme
Geç kuru sehhareden

Tıfıllayın dembedem
Dambu dumbu söyleme
Mansur’layın olursun
Bilmezsen müdareden

İnsan nur-ı kadimdir
Hasta değil hekimdir
Sen dahi insan isen
Anla bu esrareden

Aşık olan bu yolda
Can ile baş oynadır
Sen dahi aşık isen
Bakma gel kenareden

Sen insanı sorarsan
Hak’tan ayrı değildir
Sıfatı zat-ı mutlak
Hırkası çar pareden

Aklına akıl deme
Sözüne delil deme
Çünkü kurtaramazsın
Nefsini emmareden

Kaygusuz’un hüneri
Helva vü biryan yemek
Andan özge hüneri
Umma bu biçareden

Bundan Sana Ne

Ademi balçıktan yoğurdun yaptın,
Yapıp da neylersin, bundan sana ne
Halk ettin insanı saldın cihana
Salıp da neylersin bundan sana ne

Bakkal mısın teraziyi neylersin
İşin gücün yoktur gönül eğlersin
Kulun günahını tartıp neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne

Katran kazanını döküver gitsin
Mümin olan kullar didara yetsin
Emreyle yılana tamuyu yutsun
Söndür şu ateşi bundan sana ne

Sefil düştüm bu alemde naçarım
Kıldan köprü yaratmışsın geçerim
Sol köprüden geçemezsem uçarım
Geçir kullarını bundan sana ne

Kaygusuz Abdal der cennet yarattın
Cehenneme nice kulları attın
Nicesin ateş-i aşk ile yaktın
Yakıp da neylersin bundan sana ne

Sakalım

Ben bu derde düşeli, Bu sakalı kırkarım.
Hak ile bilişeli, Bu sakalı kırkarım.

Ben keserim o biter, Çemende bülbül öter,
Usta berber der yeter, Bu sakalı kırkarım.

Ben çalarım tanbura, Giyinirim tennure,
Hak çerağın uyara, Bu sakalı kırkarım.

Ben gezerim yazıda, Kuvvetim var pazuda,
Ne işim var kazıda, Bu sakalı kırkarım.

Kaba sakal istemem, Hep kesilse gam yemem,
Hiç kısa – uzun demem, Bu sakalı kırkarım.

Var mı bunda bir hatam, Gayrı gönülden atam,
Çok mu gelir bir tutam? Bu sakalı kırkarım.

Aşka olup mülazım, Bilindi cümle razım…
Gayrı, sakal ne lazım! Bu sakalı kırkarım.

Bıyığımla başımı, Kirpiğimi kaşımı…
Hak onara işimi… Bu sakalı kırkarım.

Kaygusuz Abdal menem, Fartu furtu bilmenem,
Tek tüyünü koymanam,Bu sakalı kırkarım.

Dedim Ey Dilber Kulunam

Dedim ey dilber kulunam,Yürü hey torlak der.
Sen dahi yolunmamısșın, Sözlerin taslak der.

Dedim ey dilber lebinden,Bir buse versen n’ola,
Alnina sapan kayası,Ensene tokmak der.

Sordum suçum nedir benim, Halima kılmaz nazar,
Bu söz senin ne hakkındır, Söyleme kütsah der.

Halime bak çuluna bak, Bu dahi sevmiș beni
Niyyetül gaza dğil mi, Dönüben ahmak der

Yürü hey derviș yoluna, Sende yoktur sim ü zer
Akılsız sersem zavallı, Cimri ve çıplak der

Serteser gemiș cihanı, Kurt üșmüș tabanına
Borusu yanına döver , Kabağı tak tak der

Yataği külhan bucağı, Yüzü gözü is ü pas
Giydüğü eski kepenek, Eteği sak sak der

Kaçuban kurtulamadim, Șol tordağın elinden
Her seher karșıma gelir, Cağırır Hak Hak der

Hoș gelir bu Kaygusuz’a, Bir kazan kuzlu pilav
Yüz elli yağlıca çörek, Ol dahi yumșak der

Nefes

Beğlerimiz, elvan gülün üstine
Ağlar gelür şahum Abdal Musa’ya
Urum abdalları postun eğnine
Bağlar gelür şahum Abdal Musa’ya

Urum abdalları gelir dost deyü
Eğnimüzde aba, hırka, post deyü
Hastaları gelür, derman isteyü
Sağlar gelür şahum Abdal Musa’ya

Meydanında dara durmuş gerçekler
Çalınur koç kurbanlara bıçaklar
Döğülür kudümler altun sancaklar
Tuğlar gelür şahum Abdal Musa’ya

Benim bir isteğüm vardır Kerim’den
Münkir bilmez, evliyanın sırrından
Kaygusuz’um ayru düşdüm pirimden
Ağlar gelür şahum Abdal Musa’ya

Değil mi (Evliyadan gelen kelam)

Evliyadan gelen kelâm,
Okunan Kur’an değil mi?
Gerçek velinin sözleri,
Sureti rahman değil mi?

Çün seni hak yarattığı
Kendüye mir’at ettiği
Tecelli – i zat ettiği
Sureti insan değil mi?

Hak haberin dinleyene,
Candan kabul eyleyene
Hakkı bilip anlayana,
Sözümüz burhan değil mi?

Gerçek elini tutmayan
Gönlün ana pekirmeyen
Hakkı batılı seçmeyen,
Cahilü nâdan değil mi?

Ey Kaygusuz halin nola,
Gitmez isen doğru yola
Hak kerem etse bir kula,
Hakikat ayan değil mi?

Ali Ali canım Ali
Canımın cananı Ali
Sen alemler umdusun
Pir Hacı Bektaşı Veli

Abdal Musa

Beylerimiz elvan gülün üstüne
Ağlar gelir șahim Abdal Musa’ya
Urum Abdalları postun eğrine
Bağlar gelir șahim Abdal Musa’ya

Urum Abdalları dost deyü
Eğnimizde aba hırka post deyü
Hasteleri gelir derman isteyü
Sağlar gelir șahim Abdal Musa’ya

Hind’den bazerganlargelir yayınır
Pișer lokmaları açlar doyunur
Bundan așıkları gelir soyunur
Erler gelir șahım Abdal Musa ‘ya

Meydanında dara durmuș gerçekler
Çalınır koç kurbanlara bıçaklar
Döğünür kudüm açılır sancaklar
Tuğlar gelir șahım Abdal Musa’ya

Her matem dara durmuș gerçekler
Uyandırıp Hak çerağin yakarlar
Demine hu deyip gülbang çekerler
Nurlar gelir șahım Abdal Musa’ya

İkrarıdır koç yiğidin yuları
Muannidi çeksem gelmez ileri
(:::)ınar’ın Yeșilgöl’ün suları
Çağlar gelir șahım Abdal Musa ‘ya

Ali’m almıș Zülfekaridestine
Sallar durmaz Yezitlerine kasdina
Tümen-tümen Gene Ali’nin üstüne
Sırlar gelir șahım Abdal Musa’ya

Benim bir isteğim vardır Kerim’den
Münkir bilmez evliyanın sırrından
Kaygusuz’am ayrı düștüm pirimden
Erler gelir șahım șahım Abdal Musa ‘ya

Bu konuyu yazdır