| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Adnan Şenses Kimdir Biyografisi (Türk şarkıcı) |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 08:32 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Adnan Şenses Kimdir Biyografisi (Türk şarkıcı)
Adnan Şenses (21 Ağustos 1935, Bursa - 25 Aralık 2013, İstanbul) Türk sanat müziği şarkıcısı, müzisyen bestekar söz yazarı ve eski sinema oyuncusu
Yaşamı
İlkokula Ankara İsmet İnönü ilkokulu'nda başlayan Adnan Şenses, tahsilinin devamını İstanbul'a taşındıkları Karagümrük İlk ve Ortaokulu'nda tamamladı. Ailesinin isteği üzerine marangozlukla ilgilenen Şenses, 1956 yılında çevresinin sesine verdiği ilgi doğrultusunda müzik hayatına atıldı. İlk musiki derslerini Suzan Yakar Rutkay'dan aldı.[1]
İlk önce Ankara Radyosu'nda çalışan Şenses, 16 yıl burada hizmet etti. Ardından, ünlü gazinolarda çalıştı, 47 film çevirdi ve birçok albüm yayımladı. 2013 yılında Sezen Aksu'nun hediye ettiği "Bekleyemedin Mi" ve "Kaybolan Yıllar" isimli şarkılarının da bulunduğu "Adnan Şenses Bir Efsanedir" albümünü yayınladı. Albümde Sezen Aksu dışında Selami Şahin ve Selçuk Tekay gibi isimlerin de şarkıları bulunuyor.
Mide kanseri nedeniyle tedavi altında bulunan Adnan Şenses, 25 Aralık 2013 saat 20:30'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmiştir.
Diskografi
Yıl Albüm adı Yapımcı Satışlar
1980 Adnan Şenses - İnci Şanlı Uzelli -
1981 25. Sanat Yılı -
1981 süper Türküola -
1982 Almanya Hatıralarım Minareci -
1983 Gönlüm Ve Ben Yaşar Kekeva -
1983 Yansın Bu Dünya Türküola -
1984 Adnan Şenses - Kamuran Akkor -
1984 Gönlümde İsyan -
1987 İsyan Ederim Uzelli -
1991 İlk Defa Ağladım 1.000.000+
1992 Senede Bir Gün Aras -
1993 Gözümün Bebeği Fono -
1994 Dokunmayın Bana -
1994 Şüphe Minareci -
1994 Dönme Sevgilim Yaşar Kekeva -
1995 Senin Olmaya Geldim Türküola -
1995 Yağmur Gözlüm Devran -
1996 Nasihat Marş -
1997 Sensizliği Taşıyamam Prestij -
2000 Elveda -
2004 Sen İstemesen De Doğan Müzik Yapım -
2006 Adnan Şenses Klasikleri Seyhan Müzik -
2013 Adnan Şenses Bir Efsanedir -
45'lik Plakları
1964 Avare Şoför/Güzel Gözlerine
1964 Bir Bakışta Vuruldum/Gözlerine Bakarsın
1964 Gözlerine Bakarsın/Hayatta Hiç Gülmedim
1964 Al Gönlünü Ondan Bana Ver / Eller Ne Derse Desin
1964 Bahçemde Bülbül Öter
1965 Aşkımı Senden Gizledim (İlk Düzenleme) / Yollarına Baka Baka (İlk Düzenleme)
1966 Meğer Sevmek Ne Zormuş / Bu Dünya Yalancıdır
1966 Acı Sözlerle Ağlatma Beni / Ömrüm Boyunca Kaçacak Mıyım
1967 Güzel Gözlerine (İkinci Düzenleme)
1967 Ben Yalnız Seni Sevdim / Ben Seni Sevdim Seveli Ellerin Oldun
1967 Senede Bir Gün / Kimsesizim Bir Çare Öksüzüm
1967 Terk Edilen Sevgili / Garipler Meyhanesi
1967 Izdırapla İnlerim / Sokağın Ardındayım
1967 Arabacı / Gönülden Yaralıyım
1967 Seni Bekleyeceğim / Kumarda Kaybeden
1968 Sürmedim Bir Gün Sefa / Dile Benden Ne Dilersen
1968 Yak Bir Sigara / Sahte Gülüş
1968 Azize / Bir Damla Gözyaşı
1968 Günahkar Kadın / Güle Güle
1968 Hasta Ettin Beni / Zehirledin Beni
1968 Bir Zamanlar Bir Yar Vardı / Katil
1968 Dünyanın En Güzel Kadını / Funda
1968 Aşkımı Senden Gizledim / Avare Şoför
1968 Bir Damla Gözyaşı / Felek Beni Sildan Gurbete Saldı
1968 Gurbet Bana Mesken Oldu / Gönül Senden Bıkmadan Gel
1968 Meyhanenin Duvarına Yaslandım / Aşk Deryası
1969 Benimde Canım Var / Agora Meyhanesi
1969 Çekerim Her Derdi / Garip Kuşun Yuvası
1969 Seninle Başım Dertte / Felek Beni Sıladan Gurbete Saldın
1969 Aşık Olan Garibin Derdi Biter Mi / Hayatta Hiç Gülmedim
1969 Aşkımı Senden Gizledim / Yollarına Baka Baka Yoruldum
1969 Aşk Yalandır / Bekliyorum Yolunu
1969 Leylam / Sevemez Kimse Seni
1969 Son Ayrılık / Seninle Başım Dertte
1969 Masamdaki Yerin Boş / Yazık Oldu Bu Aşka
1969 Meyhanenin Duvarına Yaslandım / Aşk Deryası
1970 Babaların Günahı / Lekeli Kadın
1971 Kısmet / Bir Daha Yıkmanı İstemiyorum
1971 Sabır Duası / Güzel Gözlerine
1972 Aşkının Sarhoşuyum / Elveda Meyhaneci
1972 Aşkın Kaderim Oldu / Kırarsa Dost Kırarmış
1972 Adımı Kalbine Yaz / Kaderimin Aynası
1973 Aşkta Çok Yenisin / Sevda Gemisi
1973 İntizar / Tövbeler Tövbesi
1973 Aşk Bilmecesi / Garibin Aşkı
1974 Gençliğim Gidiyor / Gittiğini Görmesin Gözlerim
1974 Nefret / Yalancı Yarim
1974 Sabır Ver / Garipler Kervanı
1974 Tanrım Beni Baştan Yarat / Ömür Defteri
1975 Deli Gibi Sevdim / Acı Hayat
1976 Yaralı Ceylan / Bu Masalar Boş Kalmaz
1976 Çok Üzgünsün Arkadaş / Kendi Utansın
1977 Gönül Bir Suç İşledi / Dünya Dar Oldu
1978 Bir Tanrıyı Bir De Beni Unutma / Yare Hasret
Filmleri
1960 Fakir Şarkıcı
1961 Ümitsiz Bekleyiş
1961 Minnoş
1961 Gönlüm Yaralı
1963 Avare Şoför
1964 Şu Kızların Elinden
1964 On Korkusuz Adam
1964 Anlatamam Utanırım
1965 Şıngırdak Melahat
1965 Melek Yüzlü Caniler
1965 Dağ Çiçeği
1966 Seni Bekleyeceğim
1966 Çılgın Gençlik
1966 Boğaziçi Şarkısı
1970 Çileli Bülbül
1971 Senede Bir Gün
1972 Cesurlar
1972 O Ağacın Altında
1973 Elbet Birgün Buluşacağız
1974 Eski Kurtlar
1975 Ah Nerede Vah Nerede
1977 Yansın Bu Dünya
1985 Çalınan Hayat
1986 Karım Beni Aldatırsa
1984 Gönlüm ve Ben
|
|
|
Simone de Beauvoir kimdir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 08:28 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Simone de Beauvoir kimdir?
Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir (Simone de Beavoir) Fransız filozof ve yazardır. Modern feminizmin temellerini atan kişilerdendir.
Simone de Beauvoir kimdir?
Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir (Simone de Beavoir) Fransız filozof ve yazardır. Modern feminizmin temellerini atan kişilerdendir.
Simone de Beauvoir 9 Ocak 1908’de Paris’te Georges Bertrand ve Françoise (Brasseur) de Beauvoir çiftinin kızı olarak dünyaya gelmiştir. Ataerkil bir ailede büyümüştür. Kişiliğinin koyu katolik annesinin ve bilinemezci babasının karşıtı olarak şekillendiği söylenebilir.
Katolik Enstitüsü’nde matematik öğrenimi ve Saınte Marie Enstitüsünde yabancı dillerde yazın eğitimi gördü. Daha sonra Sobone’da felsefe eğitimi aldı. 1929’da seçkin Ecole Normale Superieure’ye kayıt olan ve Sabone’da kurs almakta olan Jean-Paul Sartre ile tanıştı.1929’da felsefede Agregation başaran en genç öğrenci olur. Jean-Paul Sartre o yıl birinci olur, Simone ise ikinci. Ancak herkes bilir ki de Simone de Beauvoir felsefede en iyi idi. Jean-Paul Sartre’a birincilik erkek olduğu için verilmiştir.
İlk karşılaşmalarından çok kısa süre sonra Jean-Paul Sartre ve Simone de Beauvoirayrılmaz bir ikili olur. Yaşam boyu süren bu macera ve tutku doludur. Başka erkek ve kadınların da müdahil olduğu ilişkileri sarsılmaz bir nitelik kazanmıştır.
2. Dünya Savaşı'ndan sonra Modern Zamanlar isimli politik gazetede çalışır ve ölene dek bu gazetede editör olarak hayatına devam eder. 14 Nisan 1986'da vefat eder. 1981’de Sartre’ın acı dolu son yıllarını anlattığı Veda Töreni’ni (Cérémonie Des Adieux) yazar. Kendisi de Paris’de Cimetière du Montparnasse Mezarlığına Sartre’ın yanına gömülür. Mezar taşında isimleri alt alta yazılır.
En önemli eserleri
1943 yılında Simone de Beauvoir, Konuk Kız (L'Invitée) adlı Rouen okulundaki öğrencilerinden Olga Kosakiewicz ile olan kronik lezbiyen ilişkisinin öyküsünü yayınladı. Bu öykü aynı zamanda de Beauvoir ile Sartre arasındaki karmaşık ilişkiyi ve ilişkinin bu üçlü ilişkiden nasıl zarar gördüğünü anlatır.
En önemli eseri 1949’da yazdığı, kadınların gördüğü baskıların bilimsel incelenmesini yaptığı ve modern feminizmin temellerini kurduğu İkinci Cins (Le Deuxième Sexe) adlı eseridir.
Freudcu yönleri ağır basan feminist bir varoluşçuluğun göze çarptığı kitapta Varoluşçulukta olduğu gibi temel prensip olarak var oluşun özden önce geldiğini kabul eder ve “Kadın doğulmaz kadın olunur.” prensibine ulaşır.
Google bugün ünlü yazarın 106'ıncı doğum günü için özel bir doodle hazırladı ve onu anasayfasına taşıdı.
[Resim: 138924528138011.jpeg]
Kindheit, Jugend und Studienzeit
Simone de Beauvoir wurde als ältere von zwei Töchtern des Ehepaares Georges und Françoise Bertrand de Beauvoir in Paris, Boulevard du Montparnasse 103, geboren.[1] Ihr Urgroßvater Bertrand war ein höherer Amtsträger in der Finanzverwaltung der Normandie gewesen, hatte reich geheiratet, das Landgut Meyrignac im Limousin als Familiensitz gekauft und den adelig wirkenden Namenszusatz „de Beauvoir“ zu führen begonnen. Der Großvater, der ebenfalls eine reiche Bürgerstochter geehelicht hatte, war nach Paris gegangen und hatte dort höhere und schließlich hohe Posten in der Stadtverwaltung bekleidet, ehe er sich im Alter auf das Landgut zurückzog.
De Beauvoirs Vater hatte, da das Gut seinem älteren Bruder zufallen sollte, Jura studiert, um Anwalt zu werden. Diesen Beruf übte er als Angestellter in einer renommierten Kanzlei auch eine Weile aus, doch ohne Ehrgeiz, denn er konnte auskömmlich von dem ihm ausgezahlten Erbteil leben. Sein eigentliches Interesse galt der Literatur und noch mehr dem Theater. Als junger Mann rezitierte er Gedichte in den gutbürgerlichen und auch einigen adligen Salons, die sich ihm geöffnet hatten, und war in privaten Theatergruppen aktiv.
Knapp 30-jährig hatte er sich mit der 20-jährigen Tochter des Privatbankiers Brasseur aus Verdun bekannt machen lassen und sie dann durchaus in Zuneigung geheiratet, wobei sie vor allem eine gute Mitgift einbringen sollte, während er vor allem den adelig klingenden Namen beisteuerte. Gemäß seinem Herkommen und Umfeld war er Konservativer und Nationalist. In religiöser Hinsicht war er, wie viele gebildete Männer seines Milieus, Agnostiker, doch hielt er es für selbstverständlich, dass seine Frau sehr streng katholisch war und auch die Töchter fromm erzog. De Beauvoir führte später ihre Entwicklung zu einer Intellektuellen nicht zuletzt darauf zurück, dass sie sich schon als Kind in divergenten geistigen Welten zu bewegen lernen musste.
Zusammen mit ihrer zweieinhalb Jahre jüngeren Schwester Hélène besuchte sie bereits mit fünfeinhalb Jahren ein katholisches Mädcheninstitut, die Cours Désir in der Rue Jacob. Sie war eine gute Schülerin, las früh sehr viel und schrieb auch gern. Die Ferienaufenthalte auf den Gütern des Großvaters sowie der Schwester ihres Vaters, die einen Landadeligen geheiratet hatte, waren für sie Zeiten der Freiheit und des Kontakts mit der Natur.
De Beauvoir wurde früh mit den Entbehrungen konfrontiert, die der Erste Weltkrieg den Franzosen brachte. Ihre Eltern verarmten bei Kriegsende. Das lag zum einen daran, dass ihr Großvater Brasseur sein Vermögen verlor und die Mitgift nicht weiter abzahlen konnte. Zum anderen lag es daran, dass das Vermögen ihres Vaters, das weitgehend in russischen Papieren angelegt war, durch die Oktoberrevolution 1917 verloren ging oder durch die Inflation dezimiert wurde.
Nach dem Krieg, den er als frontuntauglicher Schreibtischsoldat in Paris verbracht hatte, musste ihr Vater sich mit nur mäßig gut bezahlten, öfter wechselnden Stellen begnügen, sodass die Familie in eine kostengünstigere Wohnung umzog und sich die Stimmung verschlechterte. Da ihm klar war, dass er seinen Töchtern keine angemessene Mitgift, sondern höchstens eine Ausbildung mitgeben konnte, bereitete er sie, wenn auch widerwillig, darauf vor, eventuell ledig bleiben und berufstätig werden zu müssen. Die Zukunftsaussichten schienen de Beauvoir gelegen zu kommen: Anfangs deshalb, weil sie daran dachte, Nonne zu werden, und später, weil ihr Idealbild von sich das einer ständig Lernenden und etwas Erschaffenden war und nicht das einer bürgerlichen Hausfrau und Mutter.
Neben dem sehr engen Verhältnis zu ihrer Schwester, war ihr (ungefähr zwischen dem zehnten und zwanzigsten Lebensjahr) die Freundschaft mit einer anfangs bewunderten Klassenkameradin aus reicher Familie, Elizabeth Mabille, genannt Zaza, sehr wichtig. Allerdings wagte sie nicht, diese einzuweihen, als sie im Alter von 14 Jahren ihren bis dahin tiefen Glauben verlor. Vielmehr spiegelte sie ihrer Umgebung jahrelang weiterhin Frömmigkeit vor. Tatsächlich war ihre Mutter entsetzt, als sie schließlich die Wahrheit erfuhr, und auch ihr Vater war wenig erfreut, weil sich Atheismus für ein junges Mädchen in seinen Augen nicht schickte. In ihrer katholischen Schule wurde sie ebenfalls irgendwann durchschaut und sogar als ein Opfer des Teufels betrachtet, als sie sich zwischen dem ersten und dem zweiten Teil des Baccalaureats (das sie vor einer Kommission in der Sorbonne ablegte) entschloss, das Lehramt im Fach Philosophie an staatlichen, also laizistischen Gymnasien anzustreben.
Für das letzte Schuljahr (1926/27) hatte sie Mathematik und Philosophie als Leistungsfächer gewählt. Letztere führte sie am privaten Institut Sainte-Marie weiter, besuchte aber auch Vorlesungen im Fach Literatur (lettres) an der Sorbonne. Um sich etwas Freiheit vom strengen Regiment ihrer Mutter zu verschaffen, war sie in einem katholischen Bildungs- und Wohltätigkeitsverein aktiv. Daneben lernte sie diverse junge Pariser Intellektuelle kennen und begann einen Roman zu schreiben. Erste Beziehungserfahrungen fallen in diese Zeit: Sie unterhielt ein frustrierend wechselhaftes, selbstverständlich keusches Verhältnis zu einem Cousin, den sie aber durchaus zu heiraten gedachte, bis er sich hinter ihrem Rücken – inzwischen allerdings fast zu ihrer Erleichterung – mit einem Mädchen mit Mitgift verlobte. Ein Lehrauftrag für Psychologie, den ihr ihre Philosophie-Dozentin im Sainte-Anne verschafft hatte, brachte ihr erste Erfahrungen als Lehrerin und einen kleinen Verdienst, den sie unter anderem dazu nutzte, heimlich Pariser Bars zu frequentieren.
Simone de Beauvoir
Insgesamt durchlebte sie die Adoleszenz – so zumindest ihre Erinnerung – als eine Zeit vieler innerer Konflikte und depressiver Phasen, vor allem weil sie fühlte, dass sie die Erwartungen ihrer Umgebung enttäuschte, indem sie sich sträubte, die Rolle eines ordentlichen und anständigen bürgerlichen jungen Mädchens zu verinnerlichen, einer „jeune fille rangée“, wie sie sich ironisch im Titel des ersten Bandes ihrer Memoiren nennt. Immerhin gaben ihr ihre stets vorzüglichen Schul- und Prüfungsleistungen einen gewissen Halt, denn sie sah, dass sowohl ihre Eltern als auch die frommen Lehrerinnen sich damit schmückten.
Beginn des Berufslebens
Nachdem sie 1928, wiederum an der Sorbonne, mit bestem Ergebnis die Licence (etwa vergleichbar mit unserem heutigen Bachelor) erworben hatte, begann sie mit gestärktem Selbstbewusstsein die Agrégation (die Rekrutierungsprüfung für Gymnasialprofessoren) vorzubereiten. Hierzu besuchte sie die dafür angebotenen Kurse an der Sorbonne, aber auch an der École Normale Supérieure, der Elitehochschule für die Lehramtsfächer. Zugleich schrieb sie bei einem Sorbonne-Professor eine Diplomarbeit über Leibniz im Fach Philosophie. Nebenher knüpfte und unterhielt sie, inzwischen meistens mit sich selbst im Reinen, freundschaftliche Beziehungen mit jungen Leuten in ihrem nun überwiegend intellektuellen Umfeld, darunter mehreren Normaliens (Studenten der École Normale Supérieure). Dabei kam sie mit einem Studienfreund von Jean-Paul Sartre in näheren Kontakt und über ihn schließlich mit Sartre selbst, den sie vom Sehen und Hörensagen längst kannte und dem auch sie bereits ein Begriff war. Gemeinsam bereiteten sie sich nun auf „l’Agrég“ vor, an der er im Jahr zuvor gescheitert war.
Nach dem erfolgreichen Ablegen der Agrégation, bei der sie hinter Sartre die Rangzweite der 13 angenommenen Kandidaten wurde, versuchte sie vergeblich, eine Stelle in Paris zu bekommen. Sie verzichtete deshalb darauf, sofort in den Schuldienst einzutreten, begnügte sich vielmehr mit Lehraufträgen an Pariser Gymnasien und mit dem Erteilen von Nachhilfestunden. Sie zog zu Hause aus, mietete ein möbliertes Zimmer bei ihrer Großmutter und genoss ihre neue Unabhängigkeit. Dies tat sie zusammen mit Sartre, den sie nun fast täglich traf und mit dem sie so sehr harmonierte, dass sie zustimmte, mit ihm ein „Pachtverhältnis“ (bail) für zunächst zwei Jahre einzugehen, in denen ihre Beziehung eine „notwendige“ sein sollte, die allerdings „zufällige“ weitere Beziehungen nicht ausschließen sollte. Über die sexuellen Aspekte ihres Verhältnisses zu Sartre schwieg de Beauvoir sich aus, doch gilt als sicher, dass man sich nicht mit einer bloß intellektuellen Symbiose begnügte.
Ihre bisherigen eigenen Freundschaften gab sie nun weitgehend zugunsten der Freunde Sartres auf, darunter Raymond Aron und Paul Nizan. Dass Sartre schon im November zu 18 Monaten Wehrdienst eingezogen wurde, ließ sich verschmerzen, weil sie ihn häufig in Paris oder an seinem Dienstort nahe Tours treffen konnte.
Mehr aus Pflichtbewusstsein begann sie einen weiteren Roman zu schreiben, doch ihr abwechslungsreiches Leben ließ ihr nicht die nötige Muße. Nach zwei Jahren, die reich an Lektüren, Diskussionen und Erfahrungen aller Art waren, darunter eine erste Auslandsreise nach Spanien, trat sie im Herbst 1931 ihren Dienst als Philosophielehrerin in Marseille an. Zuvor hatte sie Sartres Vorschlag, sie zu heiraten, abgelehnt, damit beide eine Dienststelle am selben Ort beanspruchen konnten. Er nämlich war schon im Sommer, direkt nach Beendigung des Wehrdienstes, nach Le Havre geschickt worden.
Marseille war eher ein Exil für de Beauvoir, wo sie zwar ihre Rolle als Lehrerin ernst nahm, sich für ihre Schule und die Kollegen aber kaum interessierte, sondern ihre überschüssigen Energien zu langen Wanderungen in der Umgebung verwendete. Schon im Folgejahr wurde sie nach Rouen versetzt, also fast in die Nachbarschaft Sartres. 1936 konnte sie nach Paris zurückkehren, um am Lycée Molière und später am Camille Sée zu unterrichten. Auch Sartre schaffte es 1937, über die Etappen Le Havre und Laon nach Paris zu kommen, das in der Zwischenzeit ihr gemeinsamer Lebensmittelpunkt geblieben war.
Die erste von Simone de Beauvoir eingereichte Erzählung Quand prime le spirituel (Marcel, Lisa, Chantal) wurde von zwei Verlagen abgelehnt.
Der Nationale Schriftstellerbund
Nach dem Hitler-Stalin-Pakt waren viele und vor allem die kommunistischen Intellektuellen zunächst wie paralysiert. Als Hitler die Sowjetunion überfallen hatte, gab Stalin 1942 bekannt, dass „dies der Beginn des großen Feldzugs sei, der den Feind von sowjetischem Boden vertreiben würde“. Die französische Presse, die von den deutschen nationalsozialistischen Besatzungsbehörden kontrolliert wurde, wechselte ihre Taktik und beschwor nun ihre Leser, Europa „vor der bolschewistischen Gefahr zu retten“, statt sie wie bisher aufzufordern, für die Schaffung eines „neuen Europas“ einzutreten.
Der Widerstand organisierte sich zunehmend, und zahlreiche Intellektuelle schlossen sich den Ideen Sartres an. Mitglieder der kommunistischen Intelligenz forderten ihn auf, dem nationalen Schriftstellerbund (CNE) beizutreten. De Beauvoir war nicht zugelassen, da von ihr noch kein Roman erschienen war. Als im Jahre 1943 ein Mitglied des CNE verhaftet wurde, mussten Sartre und de Beauvoir die Stadt verlassen.[2] De Beauvoirs erster Roman wurde im Jahre 1943 unter dem Titel L’invitée (Sie kam und blieb) veröffentlicht.[3] Im gleichen Jahr entließ man sie aus dem Schuldienst, und sie wurde Programmgestalterin bei Radio Nationale. Im darauf folgenden Jahr veröffentlichte sie ihre philosophischen Essays Pyrrhus et Cineas (Pyrrhus und Cineas).[3] Den Durchbruch als Schriftstellerin schaffte Simone de Beauvoir mit ihren beiden existentialistischen Romanen L'invitée (Sie kam und blieb, 1943) und Le sang des autres (Das Blut der Anderen, 1945).
Socialisme et Liberté
Als der Faschismus überall Triumphe feierte und Deutschland Europa von Norwegen bis zum Mittelmeer, vom Atlantik bis ans Schwarze Meer in seine Gewalt gebracht hatte, besetzte die Sowjetunion die baltischen Staaten und plante, mit Japan einen Nichtangriffspakt zu schließen. Zur selben Zeit trat in den USA Franklin D. Roosevelt seine dritte Amtsperiode an. In Frankreich erklärten sich Marschall Pétain und sein Premierminister Pierre Laval nicht nur zur Zurückhaltung bereit, sondern imitierten den deutschen Nationalsozialismus in der Hoffnung, Frankreich werde von den deutschen Machthabern mit Nachsicht behandelt. Kollaborateure, die sich selbst gern als Realisten bezeichneten, traten inzwischen offen auf und gewannen immer mehr politisches Gewicht. Zu dieser Zeit organisierten Sartre und de Beauvoir eine Widerstandsgruppe. Die erste Sitzung fand in Simone de Beauvoirs Zimmer statt. Anwesend waren Merleau-Ponty, Pierre Bost, Dominique Desanti. Bald kooperierten sie mit der Widerstandsgruppe von Alfred Péron, die mit den Partisanen General Charles de Gaulles sympathisierten. Die Grundziele des Programms ließen sich mit dem Namen ihrer Bewegung, Socialisme et Liberté ("Sozialismus und Freiheit"), ausdrücken.[4] Als Sartre und de Beauvoir mit André Gide und André Malraux zusammenzuarbeiten versuchten, wurde diese Bewegung stillschweigend aufgegeben.[5]
Café de Flore
Café de Flore in Paris
De Beauvoir war regelmäßig Gast des Café de Flore im Pariser Stadtteil Saint-Germain-des-Prés. Dort arbeitete sie, verabredete sich mit Freunden und traf hier 1943 auch Albert Camus, nachdem sie dessen Roman Der Fremde gelesen hatte. Camus arbeitete damals bei Gallimard. Er war in Untergrundaktivitäten verwickelt und beteiligt an Gestaltung, Druck und Verteilung der Untergrundzeitung Combat.[6] Kurz vor der Befreiung von Paris übernahmen Camus und seine Leute die Druckereien und die Büros der Kollaborateurpresse, und auf den Straßen begann der erste offene Verkauf des Combat und der Libération. Eines Abends stellten Luise und Michel Leiris im Café de Flore de Beauvoir auch Dora Maar und Pablo Picasso vor,[7] der gerade ein kleines Schauspiel geschrieben hatte, das sie öffentlich in verteilten Rollen vorlasen. An diesen Abenden lernte de Beauvoir den Psychiater Jacques Lacan und seine Freundin Sylvia Bataille, eine Schauspielerin, kennen und traf zum ersten Mal mit Lucienne und Armand Salacrou zusammen.[7] Zu ihrem Kreis gehörte auch Jean Genet.[8]
1945 reiste de Beauvoir nach Portugal und schrieb danach im Combat. Im selben Jahr lernten Sartre und de Beauvoir Alexandre Astruc über Raymond Queneau kennen.[9] Ebenfalls 1945 kam es zur Uraufführung ihres Theaterstücks Les bouches inutiles (Die unnützen Mäuler), und es erschienen die ersten Ausgaben der Temps Modernes und der Roman Tous les hommes sont mortels (Alle Menschen sind sterblich).[3]
Les Temps Modernes
Im Jahre 1945 schlossen de Beauvoir und Sartre die erste Ausgabe von Les Temps Modernes ab. Die Redaktion setzte sich aus Simone de Beauvoir, Michel Leiris, Maurice Merleau-Ponty, Albert Olivier, Jean Paulhan und Jean-Paul Sartre zusammen.[10] In der Zeitschrift wurden drei Kapitel des Buches Das andere Geschlecht und 1947 ein Tagebuch de Beauvoirs publiziert, das später unter dem Titel Amerika-Tag und Nacht erschien.[11]
Reise in die USA
1946 lernte Simone de Beauvoir Philippe Soupault im Café de Flore kennen, einen Freund André Bretons, der damals in der Kulturabteilung des Außenministeriums arbeitete. Er verschaffte ihr 1947 eine Vortragsreise in die USA, wo sie den amerikanischen Schriftsteller Nelson Algren kennenlernte. Über diese Erinnerungen schrieb sie das Tagebuch in Les Temps Modernes, in dem sie den materiellen Überfluss in den USA kritisierte. Zwischen 1947 und 1952 führte de Beauvoir eine Liebesbeziehung mit Algren.[11]
Nelson Algren, 1956
In New York, wo sie bereits mit Stépha und Fernando Gerassi bekannt war, lernte sie Ellen und Richard Wright, Dwight MacDonald und Mary McCarthy kennen.[12]
Nach drei Wochen in New York fuhr sie nach Washington und weiter nach Georgia und Ohio, wo sie integrierte und koedukative Hochschulen besuchte. Sie reiste dann weiter nach Detroit, Pittsburgh und St. Louis und Chicago, wo sie Algren traf.[13] Anschließend fuhr sie nach Kalifornien und hielt an der Universität von Kalifornien und in Berkeley Vorträge. Außerdem konnte sie Henriette Nizan wiedersehen. In Los Angeles und San Francisco traf sie William Wyler und Darius Milhaud. De Beauvoir verbrachte einen Monat in New Mexico und reiste wieder nach New York. Dort traf sie Miró und Carlo Levi. Vor ihrer Rückreise nach Frankreich verbrachte sie die verbleibende Zeit mit Algren in New York.[14]
Nach dieser USA-Reise veröffentlichte sie ihren Essay Pour une morale de l’ambiguité (Für eine Moral der Doppelsinnigkeit). Im darauf folgenden Jahr erschien ihr Reisetagebuch unter dem Titel L’Amerique au jour le jour (Amerika – Tag und Nacht).[3] 1947 flog noch einmal nach Chicago, um Algren wiederzusehen.[15]
1947–1956
1947 reisten de Beauvoir und Sartre nach Skandinavien, über Kopenhagen und Stockholm weiter nach Norden bis dicht an den Polarkreis. Von dort setzten sie ihre Reise mit dem Schiff fort und gelangten schließlich in ein kleines Lappendorf.[15]
Im Februar 1948 fuhr sie mit Sartre nach Berlin und nahmen an der Premiere von Die Fliegen teil.[16] Im Mai desselben Jahres begrüßte de Beauvoir die Gründung des Staates Israel; kurz zuvor hatte Sartre einen Artikel geschrieben, in dem er die Gründung eines jüdischen Staates gefordert hatte, der von der UNO militärisch geschützt werden sollte.[17]
Ihr Welterfolg Das andere Geschlecht erschien 1949 (deutsch 1951) und machte sie zur bekanntesten Intellektuellen Frankreichs. Sie wurde von Regierungen eingeladen und reiste durch ganz Europa, nach Nord-, Mittel- und Südamerika, in den Nahen und Fernen Osten, in die UdSSR und nach China.[3] Über ihre Reiseerfahrungen schrieb sie in Reportagen und Tagebüchern.
Bevor de Beauvoir nach Chicago flog, um zwei weitere Monate mit Algren zu verbringen, entschloss sie sich 1950 zu einem gemeinsamen Urlaub mit Sartre. Michel Leiris schlug ihnen vor, nach Afrika zu fahren – zunächst nach Algerien und von dort weiter bis nach Äquatorialafrika.[18]
Als de Beauvoir aus Chicago nach Paris zurückkehrte, war die Kriegshysterie auf ihrem Höhepunkt, und Camus riet Sartre zu emigrieren, da er fürchtete, die Russen könnten Frankreich besetzen.[19]
In diesem Haus in der Rue Victor Schoelcher Nr. 11 bis im Pariser Quartier Montparnasse lebte Simone de Beauvoir von 1955 bis 1986
1951 reiste de Beauvoir mit Sartre nach Norwegen, Island und England; damals zeigte sie Sartre die erste Version ihres Romans Die Mandarins von Paris.[20]
Von 1952 bis 1958 war de Beauvoir mit dem späteren Filmemacher Claude Lanzmann zusammen. Lanzmann sagte in einem Interview im Januar 2009: „Und mit Simone de Beauvoir lebte ich sieben Jahre zusammen. Ich war der einzige Mann, mit dem sie je eine Wohnung teilte.“[21]
Seit dem Sommer 1953 lebte de Beauvoir den Sommer über in Rom und nur noch die Hälfte des Jahres in Paris.[22]
Im Oktober 1954 erhielt sie den renommierten Prix Goncourt für ihren Roman Les Mandarins (Die Mandarins von Paris).[23] Nach den Reisen veröffentlichte sie im Jahre 1955 die Aufsatzsammlung Privilèges (in Deutschland verteilt auf die Aufsatzsammlungen Soll man de Sade verbrennen? und Auge um Auge).[3] Ende des Jahres begann der Konflikt, der zum Algerienkrieg führen sollte.[23]
Der Ungarn-Aufstand 1956 fiel mit der militärischen Intervention Großbritanniens und Frankreichs in Ägypten zusammen. Die Suez-Krise drängte die Ungarn-Frage in den Hintergrund. Gemeinsam mit anderen nichtkommunistischen Mitgliedern der Friedensbewegung setzten de Beauvoir und Sartre eine Resolution durch, die den Abzug der sowjetischen Truppen aus Ungarn forderte.
Algerienkrieg
1956 wurde der Besitz Algeriens zu einer Frage der nationalen Ehre hochstilisiert. Es gab Proteste. Man organisierte Treffen, Demonstrationen und Streiks. Die Abfahrt von Truppentransporten wurde durch Straßensperren behindert. Seit zwei Jahren war de Gaulle wieder an die Macht gekommen. Im Mai 1958 hatte die demoralisierte und aufsässige Armee gedroht, Algerien sich selbst zu überlassen. Durch die Volksabstimmung hatte de Gaulle seine V. Republik abgesichert und siebzehn afrikanischen und karibischen Ländern die Unabhängigkeit angeboten. Aber der Krieg ging weiter.[24]
De Beauvoir und Sartre waren von Anfang an gegen den Krieg. Zweimal war die Temps Modernes beschlagnahmt worden, weil sie angeblich „aufrührerische“ Artikel veröffentlichte. Die Büroräume der Zeitung wurden durchsucht und Francis Jeanson inhaftiert, weil er seine Sympathie für die FLN zu deutlich gemacht hatte .[25]
Von Soldaten erhielten die Publizisten der Temps Modernes Augenzeugenberichte über Folterungen, Plünderungen und nächtliche Massaker. Als Sartre zu einer Protestaktion aufrief, wurde de Beauvoir von einem Polizeikommissar bedroht.[26]
Reise nach Kuba
Simone de Beauvoir und Jean-Paul Sartre im Gespräch mit Che Guevara in Kuba, 1960
Sartre hatte einen Vertrag mit dem France-Soir, für den er eine Artikelserie über das neue Kuba schreiben sollte. De Beauvoir und Sartre trafen sich privat mit Che Guevara, machten mit Castro eine Rundfahrt auf der Insel und führten mehrere Gespräche. De Beauvoir, Sartre und Castro nahmen an der Beerdigung der ersten Opfer der gegen Castro gerichteten Bombensabotage teil.[27] Von Havanna flogen de Beauvoir und Sartre zunächst nach New York weiter, bevor sie nach Paris zurückkehrten.
Der Algerien-Krieg war immer noch nicht zu Ende. Die algerischen pieds-noirs hatten auf de Gaulles Selbstbestimmungsangebot mit Straßenbarrikaden in Algier geantwortet. De Beauvoir schrieb einen Artikel in Le Monde über die Folterungen in Algier und gründete mit ihrer Anwältin Giséle Halimi ein Komitee zur Verteidigung des Mädchens Djamila Boupachas, eines der Opfer aus Algier. Diese Kampagne wurde von Françoise Sagan in L´Express unterstützt.[28] Durch die Veröffentlichung des Buches Giséle Halimis Djamila Boupachas wurde auch Simone de Beauvoir zur Zielscheibe der Terroristen. Eigentlich wollte sie nur ein Vorwort zu dem Buch schreiben, trat aber schließlich als Ko-Autorin auf, um die Verantwortung gegenüber der Justiz mit Halimi zu teilen.[29]
Am 18. März 1962 unterzeichneten Abgesandte Frankreichs und die Exilregierung der Republik Algerien das Abkommen von Évian, durch das der Algerienkrieg beendet wurde.[29]
Rom
Die italienische Hauptstadt wurde de Beauvoir und Sartre zur zweiten Heimat. Sie verbrachten vier Monate im Jahr in Rom, gewöhnlich wohnten sie in einem Doppelzimmer in der Albergo Nazionale an der Piazza di Monte Citorio. Manchmal aßen sie bei Carlo Levi und trafen hin und wieder den Führer der kommunistischen Partei Italiens, Palmiro Togliatti.[29] Carlo Levi stellte hier de Beauvoir und Sartre Alberto Moravia vor.[30]
Letzte Jahre
Grab von de Beauvoir und Sartre
De Beauvoir pflegte ihren Lebensgefährten Sartre während seiner langen Krankheit bis zu seinem Tod im Jahr 1980. In diesem Jahr adoptierte sie die Philosophielehrerin Sylvie Le Bon, um ihren Nachlass zu regeln. 1981 veröffentlichte sie Die Zeremonie des Abschieds (La Cérémonie des adieux), einen schmerzhaften Rückblick auf die letzten Jahre des Lebens Sartres. Simone de Beauvoir starb am 14. April 1986 und wurde auf dem Cimetière du Montparnasse in Paris neben Jean Paul Sartre begraben.
Werk
Die Werke Hegels und die von Sören Kierkegaard, der den Willen über die Vernunft stellte und forderte, dass niemand in der Auseinandersetzung mit dem Menschen zu wissenschaftlich vorgehen dürfe, beeinflussten Simone de Beauvoirs Denken. Die Wissenschaft, die sich mit allgemeinen Erscheinungen befasst, kann Dinge nur von außen her beleuchten, sagte Kierkegaard.[31] Ihre philosophischen Werke verbinden sich stark mit dem Sartreschen Existentialismus. Simone de Beauvoir gilt auch als eine der Begründerinnen des Feminismus nach 1968.
De Beauvoir war immer wieder heftigen Anfeindungen ausgesetzt. Neben der zu erwartenden Kritik aus dem bürgerlich-konservativen Lager, legte sie sich auch mit der Linken an, weil sie (vor allem in späteren Jahren) davon überzeugt war, dass sich die Unterdrückung der Frau nicht automatisch im Kommunismus auflösen werde. Auch von Feministinnen wurde sie angegriffen. Im Zentrum der Kritik standen dabei meist ihre Beschreibungen des weiblichen Körpers und ihre „Entmystifizierung“ der Mutterschaft.
„Wenn man uns sagt: ‚Immer schön Frau bleiben, überlasst uns nur all diese lästigen Sachen wie Macht, Ehre, Karrieren, seid zufrieden, dass ihr so seid: erdverbunden, befasst mit den menschlichen Aufgaben …‘ Wenn man uns das sagt, sollten wir auf der Hut sein!“
– Simone de Beauvoir[32]
Simone de Beauvoirs erster Roman Sie kam und blieb, geschrieben in den Kriegsjahren 1938 bis 1941, wie auch die folgenden Romane Das Blut der anderen und Alle Menschen sind sterblich gelten als ihre existentialistischen Romane, in denen Figuren und Handlungen Träger moralischer und philosophischer Fragen sind.[33] Theorien wie die des englischen Philosophenpaares Kate und Edward Fullbrook in ihrem 2008 in London erschienenen Buch (BibBiiiiiib) and Philosophy: Rethinking de Beauvoir and Sartre, gehen – nicht zuletzt nach genauem Studium der spät veröffentlichten Briefe von de Beauvoir und Sartre aus dieser Zeit – davon aus, dass de Beauvoir den Sartreschen Existentialismus vorausgedacht hat, nur eben nicht abstrakt, sondern eingebunden in Literatur. Als einer der Belege für diese These gilt die folgende Eingangsszene des Romans Sie kam und blieb:
„Ich bin da, mein Herz schlägt.“
– Simone de Beauvoir[33]
Sie kam und blieb
Bereits bei diesem ersten veröffentlichten Roman, der seine Leserinnen unwiderstehlich in den Sog des Trios zieht, hat de Beauvoir ihren Ton gefunden: einen sprachlich uneitlen, dicht an der gesprochenen Sprache orientierten, auf Information und Kommunikation zielenden Stil. Die junge Autorin ist, nach eigener Aussage, unter anderen von Hemingway beeinflusst und teilt über ihre Methode in den Memoiren mit:
„Meine Helden wissen nichts über den Augenblick hinaus, und so erscheinen die Episoden oft so rätselhaft wie in einem guten Roman von Agatha Christie.“
– Simone de Beauvoir[33]
Dass das Buch stark autobiographisch geprägt ist, war für ihr direktes Umfeld schon bei Erscheinen unschwer zu entschlüsseln. Für die breite Öffentlichkeit erschlossen sich die realen Bezüge erst posthum, nach der Veröffentlichung der Briefe der beiden Protagonisten.[33]
Das Blut der anderen
De Beauvoir versuchte, den Begriff des „Anderen“ in neuen Romanen auszudrücken, wie in Le Sang des Autres (Das Blut der anderen), ihrem spätesten Roman. „Mein neuer Held, Jean Blomart, bestand nicht, wie Françoise in Sie kam und blieb, darauf, der einzige fühlende Mensch in der Begegnung mit anderen zu sein.“ schrieb de Beauvoir in ihrem Werk In den besten Jahren. Der Held dieses Romans, Jean Blomart, weigert sich, für sie ein bloßes Objekt zu sein, in ihre Existenzen mit der brutalen Undurchsichtigkeit eines leblosen Dinges einzugreifen. Die Heldin des Buches war diesmal eine sterbende Frau, Hélène. Ursprünglich hatte de Beauvoir nicht geplant, Hélène und Blomart mit der Résistance in Verbindung zu bringen, aber als sie im Oktober 1943 ihren Roman begann, wurde ihr klar, dass Attentate und Vergeltungsmaßnahmen dem zugrunde liegenden Thema mehr Zusammenhang und ein in die Zukunft gerichtetes Moment geben würden. 1945, als das Buch veröffentlicht wurde, nannte man es ein „Buch der Résistance“.[34]
Alle Menschen sind sterblich
Während Blomart in Das Blut der anderen ein Mann von großem Verantwortungsbewusstsein war, spiegelte ihr Held in Alle Menschen sind sterblich, das im XVI. Jahrhundert spielt, ein pessimistisches Bild der Ohnmacht und der Sinnlosigkeit des menschlichen Lebens wider.[35] Die Hauptgestalt des Romans ist Fosca, ein italienischer Adliger, der einen Zaubertrank zu sich nimmt, der ihn unsterblich macht. De Beauvoir wollte damit nachweisen, dass die Unsterblichkeit bedeutungslos wäre, weil jedem Individuum damit der Lebenssinn und die Hoffnung genommen wären. Das Buch ist eine düstere Beschreibung des ausgehenden Mittelalters mit seinen verheerenden Kriegen, seinen sinnlosen Rebellionen und Massakern.[36]
Es spiegelt die Meinung de Beauvoirs nach dem Krieg wider, dass der Tod der meisten oder auch aller Kämpfer der Résistance, wenn auch nicht ganz umsonst, so doch sehr unbedeutend für die weitere geschichtliche Entwicklung gewesen war.[37] Die einzige Hoffnung war, dass diese verlorenen Leben ihren Sinn in sich selbst getragen hatten. Die Erinnerung der Lebenden an die Opfer war kurzlebig. Als Gegengewicht zu Fosca schuf de Beauvoir Régine, die versucht, sein unsterbliches Herz zu erobern, um so auch ein Stück Einzigartigkeit und Unsterblichkeit zu gewinnen. Aber auch das schlägt fehl. Alle ihre Handlungen und Tugenden bemänteln lediglich ihre absurden, existentiellen Anstrengungen, die mit denen aller anderen identisch sind. Mit Entsetzen sieht sie, wie ihr Leben zu einer Komödie wird, und versinkt im Wahnsinn.[37]
Das andere Geschlecht
Am bekanntesten wurde jedoch – neben ihrer mehrbändigen Autobiographie – ihre Studie über die Rolle der Frau in Das andere Geschlecht, erschienen 1951 (Original Le Deuxième Sexe, 1949): Darin wies sie eingehend auf die Unterdrückung der Frau im Patriarchat hin und schuf eine der theoretischen Grundlagen für die erstarkende neue Frauenbewegung.
In diesem Werk vertritt sie die These, dass die Unterdrückung der Frau gesellschaftlich bedingt sei. Für sie existiert keine irgendwie geartete Essenz der Frau:
«On ne naît pas femme, on le devient»
„Man wird nicht als Frau geboren, man wird es“
– Simone de Beauvoir[38]
De Beauvoir sagt in diesem Werk auch, dass Frauen von den Männern zum „Anderen Geschlecht“ gemacht worden seien. Dies bedeutet in der existentialistischen Terminologie de Beauvoirs, dass sich der Mann als das Absolute, das Essentielle, das Subjekt setzt, während der Frau die Rolle des Anderen, des Objekts zugewiesen wird. Sie wird immer in Abhängigkeit vom Mann definiert. Deshalb hat sie mit stärkeren Konflikten zu kämpfen als der Mann. Wenn sie ihrer „Weiblichkeit“ gerecht werden will, muss sie sich mit einer passiven Rolle begnügen, dies steht aber ihrem Wunsch entgegen, sich als freies Subjekt durch Aktivität selbst zu entwerfen.[38]
De Beauvoir präsentiert eine äußerst komplexe Analyse der Lage der Frau. Sie diskutiert biologische, psychoanalytische und historische „Fakten und Mythen“ (so der Titel des ersten Teils) und die „gelebte Erfahrung“ der Frau. Stark beeinflusst von Jean-Paul Sartres und Maurice Merleau-Pontys existentialistischer Phänomenologie geht sie davon aus, dass keine wissenschaftliche Betrachtung „die Frau“ erklären kann. Nur die individuelle Erfahrung hält sie für ausschlaggebend.
Nach dem Tod von Simone de Beauvoir am 14. April 1986 schrieb die amerikanische Feministin Kate Millett: De Beauvoir war immer wieder heftigen Anfeindungen ausgesetzt. Neben der zu erwartenden Kritik aus dem bürgerlich-konservativen Lager, legte sie sich auch mit der Linken an, weil sie (vor allem in späteren Jahren) davon überzeugt war, dass sich die Unterdrückung der Frau nicht automatisch im Kommunismus auflösen würde. Auch von Feministinnen wurde sie angegriffen. Im Zentrum der Kritik standen dabei meist ihre Beschreibungen des weiblichen Körpers und ihre „Entmystifizierung“ der Mutterschaft.
Sie hat viele der späteren Diskussionen im Feminismus beeinflusst und angestoßen und war wegbereitend für die Gender Studies.
„Wer hätte je ein Buch geschrieben, das das Schicksal aller Menschen verändern würde? Es wird Zeit brauchen, voll und ganz zu ermessen, welche Auswirkungen Das andere Geschlecht auf die Sozialgeschichte gehabt hat, auf das Privatleben, das Alltagsbewusstsein und die Wahrnehmung.“
– Kate Millett[38]
Das andere Geschlecht erschien zwischen zwei Frauenbewegungen (der der ersten Welle bis zum Ersten Weltkrieg und der der zweiten ab 1970) und steht in der Tradition von Feministinnen wie Olympe de Gouges (1748–1793), Mary Wollstonecraft (1759–1797) oder Virginia Woolf (1882–1941), auf die Beauvoir sich auch beruft, und es geht weit darüber hinaus. Beauvoirs umfassende kulturgeschichtliche und soziologische Abhandlung der Lage der Frauen in einer von Männern dominierten Welt ist der radikalste und visionärste Beitrag zur Emanzipation der Frauen im 20. Jahrhundert.[38]
Das andere Geschlecht ist im Wesentlichen eine dialektisch-materialistische Studie des Daseins der Frau. Es erklärt die Frau nicht als ein geheimnisvolles Wesen, sondern unter dem Gesichtspunkt ihrer gesellschaftlichen und wirtschaftlichen Situation. Die Versklavung der Frau und ihre Befreiung sind die Folgen ihrer wirtschaftlichen Abhängigkeit und wirtschaftlichen Emanzipation.[39]
Die Mandarins von Paris
Der 1954 veröffentlichte Roman wurde zum bis dahin größten literarischen Erfolg von Simone de Beauvoir. Sie erhielt den renommierten Prix Goncourt und nannte die Reaktionen von Publikum und Kritik einen „Traum“, der sich erfüllt habe.[40]
Das Buch gilt als Schlüsselroman zur Situation der Linksintellektuellen im Nachkriegs-Frankreich. Die Nationalsozialisten, der gemeinsame Feind, der zuvor alle geeint hatte, waren besiegt. Die Linke splitterte sich auf in unterschiedliche bis feindliche Fraktionen. Über den Kommunismus war längst der Schatten des Stalinismus gefallen, das von Sartre mitbegründete Rassemblement Démocratique Révolutionnaire ging rasch zugrunde, und es stellte sich nun die Frage nach der ganz persönlichen Verantwortung sowie einem sinnvollen kollektiven politischen Engagement.[40]
De Beauvoir entwickelte in diesem Roman ihren expressionistisch geprägten Stil fort. Ihre literarische Sprache unterscheidet sich kaum von der in den Briefen und Tagebüchern. In dem Roman-Paar Anne und Robert Dubreuilh sind unschwer de Beauvoir und Sartre zu erkennen, auch wenn die Figuren selbstverständlich nicht deckungsgleich sind mit den realen Personen. Die Tochter der beiden, Nadine, scheint die Summe der „immanenten“ jungen Frauen zu sein, die das Paar im Leben umschwirren.[41]
Die Welt der schönen Bilder
Das Buch spielt nicht wie alle anderen, im Intellektuellen-, sondern im Nouveaux-Riches-Milieu von Paris. Ihr zentrales Thema ist ein in den sechziger Jahren aufkommender – und sich 1968 virulent bahnbrechender – Konflikt: das Unbehagen am steigenden Materialismus und die sich vergrößernde Kluft zwischen Arm und Reich – bei gleichzeitigem Verlust aller Werte.[42]
De Beauvoir thematisiert hier nicht nur ihre Kritik an Konsum – Hörigkeit und Konformismus, sondern auch die bittere Erkenntnis, dass die Müttergeneration nicht mehr zu retten ist – der Kampf um die Töchter sich jedoch lohnt.[43]
Memoiren
Simone de Beauvoir veröffentlichte fünf Bücher als ihre Memoiren, in denen sie etliche Namen veränderte. Die meisten Personen, die hinter diesen Namen stehen, ließen sich später identifizieren.
Memoiren einer Tochter aus gutem Hause
De Beauvoir schildert minutiös, wie das am 9. Januar 1908 in Paris geborene kleine Mädchen zu der jungen Frau wurde, die sie war – und was die erwachsene Frau daraus gemacht hat. Ihre Erinnerungen sind bilderreich, sinnlich und leidenschaftlich. Dieser erste Teil der Memoiren endet mit dem Tod der Freundin, der Begegnung mit Sartre – und dem Schreiben ihres ersten Romans. Zaza, die beste Freundin, zerbricht an der Halbherzigkeit, der „mauvaise foi“ (Unaufrichtigkeit) ihrer Umwelt, der Klassenarroganz ihrer Familie und am Frauwerden.[44]
In den besten Jahren
In diesem 1960 erschienenen zweiten Memoiren-Band geht es um die Jahre 1929–1944, bis zur Befreiung von Paris, also die Zeit, die auch in Sie kam und blieb sowie in ihren Briefen an Sartre im Zentrum steht.[45]
Der Lauf der Dinge
1963 veröffentlichte Simone de Beauvoir ihren dritten Memoiren-Band. Er beginnt mit der Befreiung von Paris. Des Weiteren schildert sie darin die Reaktionen auf Das andere Geschlecht, das ausgerechnet in den Monaten erschien, in denen Nelson Algren sie in Paris besuchte. Die Aggressionen auf der Straße oder in den Cafés und Restaurants gegen die Autorin des skandalösen Buches waren äußerst lästig, sodass de Beauvoir mit Algren Paris verließ.[46] Wie im zweiten Band ihrer Memoiren, findet sich Wichtiges neben Unwichtigem, eindringliche Schilderungen der gesellschaftlichen Zustände neben privaten Anekdoten. Einen großen Raum in dem Buch nehmen Reisebeschreibungen ein, die teilweise dermaßen detailverliebt sind, dass sie zwar einerseits unprätentiös erscheinen, sich andererseits aber auch zu wichtig nehmen. Diese Art, sich selbst darzustellen, war einer der Gründe, warum die Reaktionen auf ihre Memoirenbände bei den Kritikern (im Gegensatz zur großen Mehrheit der Leser und Leserinnen) nicht durchweg positiv waren.
Alles in allem
In diesem vierten Memoiren-Band schildert Simone de Beauvoir ihr Leben in den Jahren von 1962 bis 1972, vom Ende des Algerienkrieges bis zum Beginn der Frauenbewegung.[47]
Die Zeremonie des Abschieds
Der vierte und letzte Band ihrer Memoiren umfasst die letzten zehn Jahre mit Sartre. Dieses Buch enthält neben den Schilderungen des Krankheitsverlaufs Gespräche mit Jean-Paul Sartre August – September 1974.
|
|
|
Annette von Droste-Hülshoff |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 08:24 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Annette von Droste-Hülshoff
1797 yılında Havixbeck'de doğmuş, 1848'de Meersburg am Bodensee'de vefat etmiştir. Droste-Hülshoff en önemli Alman kadın yazarlardandır.
Annette von Droste-Hülshoff'un kökeni eski Vestfalyalı katolik, asil bir aileye dayanıyor. Clemens August von Droste-Hülshoff ve Therese von Haxthausen'in kızı olarak 10 Ocak 1797'de [1] (başka kaynaklara göre[2] 12 veya 14 Ocakta) Münster yakınlarında Havixbeck ve Roxel arasında kalan Hülshoff Şatosu'nda (Burg Hülshoff) dünyaya geldi. Annette von Droste-Hülshoff münzevi ve dar, kısıtlı bir hayat sürdü. Erken doğumu nedeniyle çocukluk ve gençlik dönemleri hasta geçti. 1812 ve 1819 yılları arasında Profesör Anton Matthias Sprickmann tarafından eğitim aldı ve desteklendi. 1826 yılında babasının ölümünden sonra ailesine ait olan mal ve mülk ağabeyi Werner'a kaldı. Öyle ki o, ablası Jenny ve annesiyle birlikte Münster'in Nienberge bölgesindeki konakları Haus Rüschhaus'a taşınmak zorunda kaldı.
İlk büyük seyahatini 1825'te babasının ölümünden bir yıl önce Rhein Nehri'ne, Köln, Bonn ve Koblenz şehirlerine yaptı. Bonn'da Sibylle Mertens-Schaaffhausen ile arkadaşlık kurdu. 1842'ye kadar çoğu kez ziyaret ettiği Bonn'da August Wilhelm Schlegel ile de karşılaştı. Böylece Annette von Droste-Hülshoff Grimm Kardeşler gibi çağdaşlarıyla yazılı iletişime geçmiş oldu ama asla onu hemşire olarak yetiştirmek isteyen ailesinin isteklerinden kaçınmadı. Ama bu kendisini sürekli rahatsız ettiğinden ailesiyle ilişkilerini azaltma ve geçimini de yazarlığıyla kazanmak istediğinden dolayı da ailesiyle hiç görüşmeme kararını aldı. Ama o yazar değil, şair oldu. Annesi de bunu anladı ve kızını desteklemeye başladı, bununla birlikte örneğin Christoph Bernhard Schlüter ile kızı arasında bir ilişki kurmak istedi ama gönderdiği el yazmaları yeterli bulunmadı.
Annette von Droste-Hülshoff edebî işlerini gayet ciddiye alırdı ve büyük sanatı başarma bilincindeydi. Romanı 'Die Judenbuche' gibi balatları da ünlendi. Zamanı için tipik olan, aydınlatılmış şuur ile dinî arayış arasındaki insanların parçalanmışlığını anlatan eseri Das geistliche Jahr derin dindarlık konusu için önemli bir belge niteliği taşımaktadır. 20 yıldan uzun bir süre çalıştığı bu eserindeki açıklamalar günümüzde biyografik olarak addediliyor. İlk defa, ortaçağ edebiyatıyla uğraşan Baron Joseph von Laßberg („Sepp von Eppishusen“) ile evli olan ablası Jenny ve annesi ile gittiği Bodensee, onun edebî faaliyetlerinde gayet etkili olmuştur.
1841'den itibaren eniştesinin yanında Meersburg Şatosu'nda kaldı, ama evi onu ölene kadar besleyen sütannesinin ve annesinin kaldığı, Nienberge yakınlarındaki Rüschhaus oldu. Levin Schücking, Droste-Hülshoff'un bir kız arkadaşının oğludur. Droste Hülshoff, Levin Schücking'le 1837 yılından beri sıkı bir dostluk kurmuştur. Schücking, Droste-Hülshoff'un aracılığıyla Meersburg Şatosu'nun kütüphanesinin başına geçmiştir.
Droste-Hülshoff 17 Kasım 1843'te Meersburg'un dışında, Weinberge'nin ortasındaki Fürstenhäusle'yi satın almıştır. 24 Mayıs 1848 günü öğleden sonra Bodensee'deki Meersburg Şatosu'nda, muhtemelen ağır bir zatürreye yakalandığından dolayı, hayata gözlerini yumdu.
|
|
|
Audrey Hepburn kimdir? Hayat Hikayesi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 08:12 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Audrey Hepburn kimdir? Hayat Hikayesi
Annesi Hollandalı bir barones, babası ise İngiliz bir bankacı olan Hepburn, 4 Mayıs 1929 yılında Belçika’nın Brüksel şehrinde doğdu.
1 yaşındayken anne ve babası boşanan Audrey annesiyle Londra’ya yerleşti. Burada yatılı bir okula gitti ve babasını bir daha göremedi.
Audrey 10 yaşına geldiğinde annesi yeniden evlendi ve üvey babası ile birlikte Hollanda’ya taşındılar.
Nazi işgalinin yaşandığı bu yıllar Audrey için oldukça zor geçiyordu, depresyon ve beslenme bozukluğu başlamıştı. Ancak yine de 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilere karşı oluşan sivil harekete destek oldu.
İşgalin sona ermesiyle Audrey, Londra’ya geri döndü ve bale okuluna gitti. Bu, aynı zamanda modellik kariyerinin de başlangıcıydı.
![[Resim: 139916340821411.jpeg]](https://image.caohost.com/uploads/139916340821411.jpeg)
Bale eğitimi ve modellik yaptığı yıllar boyunca sadece sinemanın hayalini kuran Hepburn, 1948 yılında Londra’da High Button Shoes adlı operayla sahneye ilk adımını attı.
1950 yılında ise One Wild Oat adlı filmde küçük bir rol aldı. Bu onun rol aldığı ilk uzun metrajlı filmdi.
1951’e gelindiğinde Audrey sinema filmlerinde küçük roller almaya devam ediyordu. Bu filmlerin arasında Young Wives’ Tales ve The Lavender Hill Mob da vardı.
Audrey, Broadway yapımı Gigi’de rol almak üzere New York’a gittiğinde yaşı henüz 22'ydi ama Hollywood’un ilgisini çekmeyi başarmıştı.
Hollywood starlığına doğru
1953 yılında Hollywood yapımı Roman Holiday’de oynadığı başrol ile büyük bir başarı elde etti. Roman Holiday’de Prencess Ann karakterini canlandıran Hepburn, bu performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Oscarı’nı kazandı.
![[Resim: 1399163408074110.jpg]](https://image.caohost.com/uploads/1399163408074110.jpg)
Ondine With Mel Ferrer isimli oyunda rol almak için tekrar Broadway’e dönen Hepburn, bu oyun sayesinde ilk kocasıyla tanıştı.
Rol arkadaşı Mel Ferrer ile sahnedeki yakınlıkları nikah masasına taşındı ve çift 25 Eylül 1955’te İsviçre’de evlendiler.
Hepburn gittikçe daha fazla tanınıyor, sayısız filme ve başarıya imza atıyordu. Güzelliği, sadeliği ve zarafetiyle Hollywood’un gözbebeği haline gelmişti.
Yönetmenliğini John Huston’ın yaptığı The Unforgiven filminde rol aldığı 1960 yılında ilk çocuğu Sean dünya geldi.
Hepburn Wait Until Dark filmi ile 5. kez Akademi Ödülleri'ne aday gösterildiği 1967 yılında eşi Mel Ferrer’den ayrıldı ve 1969 yılında İtalyan psikiyatrist Andra Dotti ile yeniden nikah masasına oturdu. Bu evliliğinden ikinci çocuğu Luca doğdu.
Kariyerinde hızlı ve sağlam adımlarla ilerleyen Hepburn, Holloywood tarihine damgasını vuran önemli oyunculardan biridir.
Halen dünyanın en güzel ve zarif kadınlarından biri olarak anılan Hepburn, 1980 yılından itibaren UNICEF’in iyi niyet elçisi olarak da tüm dünyada çalışmalarını sürdürdü.
Başarılı, güzel ve iyi kalpli Audrey Hepburn kolon kanserine yakalandı ve 20 Ocak 1993 yılında İsviçre Tolochenaz’daki evinde hayata gözlerini yumdu.
Hepburn’ün hayatı boyunca verdiği mücadeleyi oğulları omuzladı. Zor durumdaki insanlara yardım için anneleri gibi kolları sıvayan Sean Ferrer ve Luca Dotti bir yardım fonu oluşturdu.
Önemli filmleri
1948 Nederlands In 7 Lessen (7 Derste Hollandaca)
1951 One Wild Oat (Bir Yabani Yulaf Tanesi)
1951 Laughter in Paradise
1951 Monte Carlo Baby
1951 Young Wives' Tale
1951 The Lavender Hill Mob
1952 The Secret People
1952 Nous İrons à Monte Carlo (We Will Go to Monte Carlo)
1953 Roman Holiday (Roma Tatili)
1954 Sabrina
1956 War And Peace (Savaş ve Barış)
1957 Funny Face (Şahane Macera)
1957 Love In The Afternoon
1959 Green Mansions
1959 The Nun's Story
1960 The Unforgiven (Affedilmeyenler)
1961 Breakfast at Tiffany's (Tiffany'de Kahvaltı)
1961 The Children's Hour (Tehlikeli Fısıltı)
1963 Charade
1964 Paris When It Sizzles (Ağustosta Paris)
1964 My Fair Lady
1966 How To Steal A Million
1967 Two For The Road
1967 Wait Until Dark
1976 Robin And Marian
1979 Bloodline (Soy)
1981 They All Laughed
1989 Always (Daima)
Ödülleri
Audrey Hepburn, oyunculuk kariyerinde zirveye tırmanıp bir idol olmayı başardı. Kariyeri boyunca sayısız ödülün sahibi oldu ancak en büyük ödülünü Roman Holiday filmi ile aldı. 1954 yılında bu filmle En İyi Kadın Oyuncu Oscarı’nı alan Hepburn sonrasında aynı ödüle 4 kez daha aday oldu.
Aldığı önemli ödüller;
1953 BAFTA Ödülü (En iyi Kadın Oyuncu), Roman Holiday
1953 New York Film Critics Circle Award (En İyi Kadın Oyuncu), Roman Holiday
1954 Oscar Ödülü (En iyi Kadın Oyuncu), Roman Holiday
1954 Altın Küre Ödülü (En iyi Kadın Oyuncu), Roman Holiday
1959 BAFTA Ödülü (En iyi Kadın Oyuncu), The Nun’s Story
1959 New York Film Critics Circle Award (En İyi Kadın Oyuncu), The Nun's Story
1959 San Sebastian Uluslararası Film Festivali (En iyi Kadın Oyuncu), The Nun’s Story
1964 BAFTA Ödülü (En iyi Kadın Oyuncu), Charade[/li][/ul]
|
|
|
Maria Gaetana Agnesi Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 08:08 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Maria Gaetana Agnesi Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi
AGNESI, Maria Gaetana (1718-1799)
Italyan matematikçi ve felsefeci. Özellikle diferansiyel hesap alanında çalışmalar yapmış ve kendi adıyla da anılan özel bir eğriyi tanımlamıştır.
16 Mayıs 1718’de Milano’da doğdu. Babası matematik profesörüydü. Küçük yaşta parlak zekâsı ve dil yeteneğiyle dikkati çekti. Latince, İbranice ve Eski Yunanca gibi klasik dillerin yanı sıra Fransızca ve Almanca gibi dilleri de kolayca öğrendi. Kadınlara yükseköğrenim hakkı tanınması gerektiğini savunan Latince bir makalesi yayımlandığında henüz dokuz yaşındaydı. 1750’de, babasının hastalanması üzerine, Bologna Üniversitesi matematik kürsüsünde ondan boşalan görevi devraldı. İki yıl sonra babası ölünce kendini din ve hayır işlerine adadı. 9 Ocak 1799’da Milano’daki bir manastırda öldü.
Agnesi ilkin doğabilimleri ve felsefeyle ilgilenmiş, bu alandaki denemelerini 1738’de yayımladığı Propositiones Pbilosophicae (“Felsefe Önermeleri”) adlı yapıtında toplamıştı. Bu denemelerin büyük bir bölümü, evlerinde babasının sık sık düzenlediği toplantılarda bir araya gelen bilim adamları arasındaki bilim ve felsefe tartışmalarından kaynaklanır. Sonradan ilgisini matematiğe, özellikle de analitik geometriye yönelten Agnesi, İmparatoriçe Maria Theresia’ya adadığı Instituzioni Analitiche ad Uso della Gioventu Italiana (1748) adlı yapıtıyla büyük ün kazandı. Açık ve anlaşılır olmasına özen gösterdiği, bu nedenle Latince yerine İtalyanca yazdığı bu kitap, ülkesi dışında da büyük ilgi gördü. Öyle ki Cambridge Üniversitesi’nden bir profesör, bu temel yapıtı İngiliz gençliğine kazandırabilmek için İtalyanca öğrendi.
Agnesi, analitik yapılara yer verdiği bu kitabında, ilk kez Fransız matematikçi Pierre de Fermat’nın bir yüzyıl kadar önce incelediği ve 1703 ’te İtalyan matematikçi Guido Grandi’nin “versiera” diye adlandırdığı üçüncü dereceden bir eğrinin çözümlemesini de yapar. Grandi bu eğriyi, “dönmek” anlamına gelen Latince vertere sözcüğünden türettiği “versiera” terimiyle adlandırmıştı. Fakat sonradan Agnesi’nin yapıtı İngilizce’ye çevrilirken, “cadı” anlamındaki İtalyanca avversiera sözcüğüyle karıştırıldığı için, özellikle İngilizce konuşulan ülkelerde bu eğri yüzyıllar boyunca “Agnesi eğrisinin cadısı” diye tanındı. “Ters sinüs eğrisi” diye de bilinen bu özel türden eğrinin denklemi xy2=4a2 (2a-x)’tir.
Agnesi, matematik alanındaki çalışmalarıyla, özellikle de 1748’de yayımlanan yapıtıyla kısa sürede adını duyurmayı başardı. Babasının yerine Bologna Üniversitesi matematik kürsüsüne getirilmesiyle bir matematik kürsüsüne dünyada ilk kez bir kadın atanmış oluyordu.
• YAPITLAR: Propositiones Philosophicae, 1738, (“Felsefe Önermeleri”); Instituzioni Analitiche ad Uso della Gioventu Italiana, 1748, (“İtalyan Gençliği İçin Analitik Eğitimi”).
Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi
Sorularla Maria Gaetana Agnesi Kimdir:
Maria Gaetana Agnesi, yayınladığı diferansiyel ve integral matematik hesapları ile dünyanın ilk önemli kadın matematikçileri arasında olan, İtalyan bir Matematikçi ve Filozof idi.
Maria Gaetana Agnesi, 16 Mayıs 1718'de İtalyanın Milan şehrinde dünyaya gelmiş ve 9 Ocak 1799'da 80 yaşında iken yine aynı şehirde vefat etmiştir.
Bu sene 295.doğum yıl dönümüdür.
Maria Gaetana Agnesi hakkında biyografik bilgiler
Hangi yılda doğmuştur?
295 sene önce 18.Yüzyılda 1718 senesinde doğmuştur.
Doğum günü ne zamandır?
Bugün 16 Mayıs'da doğum günü idi. Kendisi bir Pazrtesi günü doğmuş olup, bu senede doğum günü bir Perşembe gününe denk gelmektedir.
Burcu nedir?
Burcu Koç idi.
Nerede doğmuştur?
İtalyanın Milan şehrinde dünyaya gelmiştir.
Ne zaman vefat etmiştir ?
214 sene önce 9 Ocak 1799'da bir Çarşamba günü vefat etmiştir.
Kaç yıl yaşamıştır?
Maria Gaetana Agnesi 80 yıl yaşamıştır.
|
|
|
Ramazan Ayvallı ( 1948) kimdir? Hayat Hikayesi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 05:29 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Ramazan Ayvallı ( 1948) kimdir? Hayat Hikayesi
1948 yılında Yalvaç Isparta'da doğan Ramazan Ayvallı ilk, orta ve lise tahsilini Yalvaç’ta tamamladı. 1965 yılında Yalvaç Lisesi'nden, 1969 yılında da, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinden mezun oldu. Fakülteden mezuniyetini müteakıp, 1969 yılından 1980 yılına kadar (11 sene müddetle), Diyânet İşleri Başkanlığında Din İşleri Yüksek Kurulu Raportör olarak çalıştı. 1972-1973 yıllarında 2 sene Balgat Ortaokulu ve Ömer Seyfettin Lisesi'nde Din Dersleri, 1977-1978 senelerinde ise yine 2 sene T.E.D. Ankara Koleji'nde Din Dersinin yanı sıra Ahlak Dersleri okuttu.
1975 yılı başından itibaren, Mısır'daki Kahire Üniversitesi Dâru'l-Ulûm Fakültesi’nde lisans üstü kısmında 2 sene ilmi çalışma ve araştırmalar yaptı. Bu çalışmalar sırasında, yine Kahire’de bulunan Ayn-ı Şems Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Şark Dilleri Bölümünde mukaveleli öğretim üyeliği görevinde bulundu.
1974 yılında Çalışma Bakanlığınca (45 gün müddetle) Almanya'ya, 1979 yılında da Devlet Bakanlığınca (1 ay müddetle) Norveç’e görevli olarak gönderildi. Yine Devlet Bakanlığınca 1977, 1978 ve 1979 yıllarında (1'er ay müddetle) üç defa Suudi Arabistan'da görevlendirildi. 1979 yılında, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde, "İlâhiyat Doktoru" unvanını aldı. 17 Mart 1980 - 4 Ocak 1982 yılları arasında, Yozgat Yüksek İslâm Enstitüsünde Öğretim Üyeliği ve Müdür Muavinliği, 19 Ocak 1982 tarihinden itibaren de Samsun Yüksek İslâm Enstitüsünde öğretim üyeliği görevlerinde bulundu.
01.01.1983 - 18 Temmuz 1984 tarihleri arasında, Samsun (Ondokuz Mayıs Üniversitesi) İlâhiyat Fakültesinde öğretim görevlisi olarak vazife yaptı. 18 Temmuz 1984 tarihinde Samsun İlâhiyat Fakültesi’nden Konya Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’ne intikal edip 24.05.1985 tarihinde bir Yardımcı doçentlik kadrosuna "Öğretim Üyesi" olarak tayini tamamlandı. 13 Kasım 1986 tarihinde "Doçent" unvanını alıp 30 Nisan 1993 tarihine kadar Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak vazife gördü ve bazı idari görevlerde bulundu. 9 sene devam eden Konya İlahiyat Fakültesindeki görevinin yanısıra, 4 sene de Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri Bölümünde "Arapça Mükâleme" dersleri okuttu. 01 Mayıs 1993 tarihinde, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesine öğretim üyesi olarak tayin olunan Ramazan Ayvallı 31 Ocak 1995 tarihinde profesör olmuştur.
1969'dan beri pek çok gazete ve dergide çok sayıda ilmi araştırma ve makale yayınlayan, 1970 yılından beri de milli ve beynelmilel çapta birçok ilmi konferans, kongre, panel, sempozyum ve seminere iştirak eden Ramazan Ayvallı 2 Yüksek İslam Enstitüsü ile 3 İlahiyat Fakültesinde Öğretim Üyeliği yapmıştır.
22 Nisan 1993 tarihinden itibaren, TGRT Huzura Doğru Programı'nda İslam büyüklerini anlatan Prof. Dr. Ramazan Ayvalı 22 Nisan 1996 tarihinden 1998 yılı sonuna kadar da "Hadis-i Şerif'lerden Seçmeler" başlığı altında Sahih-i Buhari'deki Hadis-i Şerif'lerin açıklamalarını yapmıştır. Ayrıca Ankara’da: Meteoroloji'nin Sesi, TRT-1, TRT-2 ve Ârifân radyolarında, İstanbul’da: TGRT-FM, Moral-FM, Marmara-FM gibi radyolarda, Konya’da: Çağrı TV, Sun-TV, Malatya’da: Ufuk-TV, Kayseri’de: Elif-TV, Erzurum’da: Kanal-25, Yozgat’ta: Bayrak-TV, Amasya’da: Taşova-TV, Beypazarı’nda: Seyelân-TV gibi mahalli televizyonlarda, TGRT, Show-TV, Star-TV, Mesaj-TV ve Meltem-TV gibi ulusal televizyonlarda ilmi, târihi, ahlâki, kültürel ve branşı ile ilgili konularda konuşmalar yapmıştır.
Halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Hadis Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Ramazan Ayvallı, Arapça, Farsça ve Fransızca dillerini bilmekte olup evli, 3 çocuk ve 2 torun sahibidir.
SÖYLEŞİ
PROF.DR. AYVALLI: “ARVÂSÎ HOCANIN AKIL, ZEKA İLİM VE FEHMİNİN DERİNLİĞİ HEMEN DİKKAT ÇEKERDİ”
Röportaj: Hüdavendigar Onur
1- Merhûm Seyyid Ahmet Arvâsî Hocayla nasıl tanıştınız?
Merhûm Seyyid Ahmet Arvâsî Hocayı, vicâhen ilk olarak, bundan 43 sene önce, ya’nî 1970 yılında, ben Balıkesir Ordu Donatım Okulu’nda Yedek Subay Kursu’nda iken tanıdım. O zaman o da, Necâtî Eğitim Enstitüsü’nde Öğretim Üyesiydi.
“Kendini Arayan İnsan”, “İnsan ve İnsan Ötesi” kitaplarını daha o günlerde alıp âdetâ birer solukta okumuştum. Bu vesîleyle ifâde edelim ki, Türk fikir hayâtına yaptığı önemli katkıları bilinen ve eserleriyle birçok temiz gencin yetişmesini sağlayan merhûm Ahmet Arvâsî hocamızı doğru bir şekilde tanımak ve tanıtmak bir bahtiyârlıktır. Dînimize, dilimize, vatanımıza, târîhimize, kültür ve medeniyetimize, güzel ahlâkımıza, bütün ilim ve adamlarımıza sâhip çıkmalıyız; bunlara ağırlık ve önem vermeliyiz; bunları yeni nesillerimize, çocuklarımıza ve torunlarımıza da doğru bir şekilde aktarmalıyız.
Şimdi, -zaman zaman kendi müşâhedelerimizi de katacak olmakla birlikte- onu, mümkün mertebe, kendi dilinden, kendi kaleminden ve kendisini daha yakından tanıyan dostlarının kalemlerinden ve sözlerinden tanıtmaya çalışacağız.
2- Balıkesir'deki hâtıralarınızdan bir nebze bahsedebilir misiniz?Merhûm, Cumartesi günleri öğleden sonraları, Balıkesir Sâat Kulesi’nin yanındaki Belediye Kahvehânesi’nde gençlere sohbetler yapardı. Bizim, Sâat Kulesi’ne yakın bir yerde bulunan Kasaplar Câmii’nde sivil elbiselerimiz bulunurdu. Biz, Cumartesi günleri, Askeriye’den çıkıp
bu câmiye gelirdik. Orada askerî elbiseleri çıkarıp sivilleri giyerdik; öğle namazlarımızı kılar, sonra doğruca Kahvehâneye giderdik.
Seyyid Ahmet Arvâsî Hoca’nın âhirete intikâlinden bugüne kadar, muhtelif
yerlerde [Amasya, Bağcılar, Güngören, Fâtih, Bâyezîd, Konya, Büyükçekmece ve
Ümrâniye’de] MHP, BBP, Türk Ocakları, Nizâm-ı Âlem Ocakları ve Aydınlar
Ocaklarının davetleri üzerine âcizâne konferanslar verdim, panellerde teblîğler
sundum.
Cihân hâkimiyetimizin ve Türk-İslâm Medeniyeti’mizin temel taşlarından
olan Hoca Ahmed Yesevî’ye benzetilen merhûm Seyyid Ahmet Arvâsî hakkında
gazete ve dergilerde birçok makâle yazdım, röportajlar verdim. Ayrıca bazı kitaplarda onunla ilgili değerlendirmelerimiz de neşredildi.
3- Ahmet Arvâsî bey nasıl bir kişiliğe sahipti?Geçen yarım yüzyıla damgasını vuran Seyyid Ahmet Arvâsî, cemiyetimizde, gerçek bir fikir adamı ve sağlam bir münevver olarak hâtırlanıyor.
Merhûm Seyyid Ahmet Arvâsî bey, fertlerden başlayarak toplumun bütün alanlarında yeni bir dirilişi öngören yazıları, yaptığı âteşli konuşmaları, kaleme aldığı gazete makâleleri ve kitaplarıyla, yeni bir teorik toplum modeli sunmaktadır.
Seyyid Ahmet Arvâsî (rahimehullah); Osmân Yüksel Serdengeçti, Prof. Dr. Erol Güngör, Nûrettin Topçu, Necîp Fâzıl Kısakürek gibi ilim ve fikir adamlarıyla aynı dönemde, aynı hissiyâtı paylaşarak fikirlerini üretti ve yaymaya çalışmıştır.
Sevgili Peygamberimizin mübârek torunlarından, mütefekkir, ilim ve gönül ehli, büyük eğitimci ve davâ adamı bir şahsiyetti. Merhûmun akıl, zekâ, ilim ve fehminin derinliğini; îmânının kuvvetini; millet ve memleket sevgisinin enginliğini; milletin birliği ve memleketin dirliği için olan büyük gayretlerini; iyi bir gençlik yetişmesi için olan büyük çabalarını, Türk devletinin gelişmesi, bütünlüğü ve kıyâmete kadar devâm etmesi için taşıdığı büyük aşk ve şevkıni, daha o günlerde [1970 yılında], yakînen müşâhede etmiştim.
Merhûm Seyyid Ahmet Arvâsî’nin inancı, fikrî yapısı, düşüncesi, tesbîtleri, fikriyâtı, arzûları, temennîleri, ümîdleri ve hedefleri hakkında kendi kaleminden bir nakil yapalım:
“….Ben, İslâm îmân ve ahlâkına göre yaşamayı en büyük saâdet bilen, Türk milletini iki cihânda azîz ve mes’ût görmek isteyen ve böylece İslâm'ı gâye edinen Türk milliyetçiliği şuûruna sâhibim. Benim milliyetçilik anlayışımda aslâ ırkçılığa, bölgeciliğe ve dar kavmiyet şuûruna yer yoktur.
İster azınlıklardan gelsin, isterse çoğunluktan gelsin, her türlü ırkçılığa
karşıyım. Bunun yanında, Şânlı Peygamberimizin "Kişi, kavmini sevmekle
suçlanamaz”, “Kavmin efendisi, kavmine hizmet edendir” ve “Vatan sevgisi
îmândandır" tarzında ortaya koydukları yüce prensiplere de bağlıyım.
Öte yandan İslâm’ın yakından uzağa doğru bir fetih ile bütün beşeriyeti
tevhîd bayrağı altında bütünleştirmeye çalışan İlâhî sistem olduğunu da
unutmuyorum. Yine Şanlı Peygamberimizin “İlim mü’minin kaybolmuş malıdır.
Nerede bulursa almalıdır” tarzında formülleştirdiği mukaddes ölçüye bağlı
olarak, hızla muâsırlaşmak gereğine inanmaktayım. Bu, Türk-İslâm kültür ve
medeniyetinin yeniden doğuşu (rönesansı) olacaktır.
İslâm’dan zerre ta’vîz vermeden yepyeni kadrolar ve müesseseler ile
zamanımızın bütün meseleleri, vahyin, Peygamber teblîğlerinin ve sünnet
yoluna bağlı büyük müctehidlerin açıklamalarının ışığında, yeniden bir
tahlîle ve tertîbe tâbi tutulabilir...”
“Arvâsî Hoca, insanı etkileyici konuşurdu” derler; siz bu konudane dersiniz?
Sözleri ve davranışlarıyla, hattâ bakışlarıyla başkalarını etkileyen bazı
insanlar vardır. Merhûm Seyyid Ahmet Arvâsî, öğretmenlik ve öğretim
üyeliği yaptığı okullarda ve Enstitülerde, gerek öğretmen, gerek öğrenci
seviyesinde pekçok insana tesîr etmiş bir kimsedir. Bulunduğu her toplumda
muhakkak te’sîr icrâ eden ve onbinlerce, hattâ yüzbinlerce insanın hayrânlığını
kazanan bir kimse idi.
Onu yakından tanıyan kimle konuşsanız, ona karşı hayrânlığını ifâde
ettiğini görürsünüz. Bunda, onun sevgili Peygamberimizin torunu olması
sebebiyle sâhib olduğu asâlet, haseb-neseb, akıl ve zekânın etkisi olduğu
kadar, aynı zamanda çok okuyan, araştıran, düşünen ve ilmiyle amel eden,
ilim ve edeb sâhibi bir insan olmasının da ciddî tesîri vardır.
Zâten merhûmun büyük dedesi Hazret-i Alî Efendimize âit olduğu da
rivâyet edilen “İnsanın şerefi ilim ve edepledir; mâl ve neseble değildir”
sözünde de sâdece zenginliğin ve haseb-nesebin kâfî gelmediği, bu hasletlere
sâhib olan insanların aynı zamanda ilim ve edeb sâhibi olmaları gerektiği
vurgulanmıyor mu? Evine gelen misâfirlerine, muhtelif okullardaki meslektâşları ve
öğrencilerine, zaman zaman kahvehânelerdeki insanlara ve konferanslarına
gelen kişilere sohbet yoluyla hizmet etmeye çalışırdı. Onlara dâimâ hakkı, ilmi,
fazîleti, hidâyeti, adâleti, nûru, güzeli, iyiyi, doğruyu tavsiye ederdi.
Eğitim hayâtı boyunca pek çok genç yetiştirdi. Güzel Türkiye’mizin
her tarafında pek çok konferans verdi.
Tabîî ki o, bu şifâhî emr-i ma’rûf ve cihâd hizmetlerinin yanı sıra, kütüphânelerimizi tezyîn eden çok kıymetli eserler yazarak, kalemiyle de unutulmaz hizmetler yapmıştır.
Birçok yayınevi tarafından neşredilen, son zamanlarda da Bâbıâlî
Kültür Yayıncılığı tarafından, okurlarıyla buluşturulan, “Kendini Arayan
İnsan”, “İnsan ve İnsan Ötesi”, “Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz”, “İnsanın
Yalnızlığı”, “Şiirlerim”, “Eğitim Sosyolojisi” (Eğitim Enstitülerinde Okutulan
Ders Kitabı), “Doğu Anadolu Gerçeği”, “Emperyalizmin Oyunları”,
“Devletin Dîni Olur mu?”, “Kadın-Erkek Üzerine”, “Türk-İslâm Ülküsü”
(3 cilt), “İlmihâl” gibi kitaplarından başka, Seyyid Ahmet Arvâsî, her biri
bir kitap mesâbesinde yüzlerce makâle kaleme aldı.
5- S. Ahmet Arvâsî, Türk milletine niçin bu kadar önem verirdi?Kendisi bizzât diyor ki: “Kesin olarak îmân etmişimdir ki, Müslümân-Türk milleti ve onun
devleti güçlü ise, İslâm dünyâsı da güçlüdür. Aksi bir durumda, bütün
Türk dünyâsı ile birlikte İslâm dünyâsı da sömürülecektir.
Gâlibâ bu durumu en iyi idrâk edenler de düşmânlarımızdır. Onun için
bütün İslâm dünyâsını esîr almak isteyen şer kuvvetlerin ilk hedefi, Türk
devleti ve Türk milleti olmuştur. Târihten ibret almasını bilenler, bunu ayân-
beyân göreceklerdir. Durum günümüzde de aynıdır.
Onun için diyorum ki; Türk devletini yıkmak ve Türk milletini
parçalamak isteyen bölücüler, yalnız Türklüğe değil, İslâm'a da ihânet
etmektedirler....”
“Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin yılmaz savunucusu olacağız.
İslâm Âleminin yeni bir uyanış ve diriliş işâreti verdiği bu günlerde, ısrârla Türk
Milletine ve onun azîz gençliğine “târihî misyonunu” hâtırlatmaya çalışacağız.
Biz, inanıyor ve târihin şehâdeti ile de idrâk ediyoruz ki, Türk Devleti güçlü
ve Türk Milleti birlik ise, İslâm Dünyâsı da mutludur ve ayaktadır. Aksine,
milletimiz zayıflamışsa veya bir “fetret devri” yaşamışsa, İslâm Dünyâsı da
perîşân olmuş, ya tâm veya yarı sömürge statüsüne mahkûm olmuştur. Nitekim,
Selçûklu ve Osmânlı denemeleri bunu ispâtlamıştır.”
Yine merhûm diyor ki:
“Türk milleti, en az bin yıldan beri İslâm ile müşerref olmuş,
İslâmiyeti en doğru tarzda anlayan, yaşayan ve bu sâhada söz sâhibi olan
bir millettir. Bağrından İmâm-ı A’zam’lar, İmâm-ı Mâtürîdî’ler, İmâm-
ı Gazâlî’ler, İmâm-ı Birgivî’ler, Ahmed İbn-i Kemâl Pâşâ’lar, Mollâ
Fenârî’ler, Ebussuûd Efendi’ler gibi [sayfalarca sayabileceğimiz] daha
nice dîn âlimlerini çıkarmıştır.
Yine Türk milleti, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Hoca Ahmed
Yesevî, Hâcı Bektâş-ı Velî, Hâcı Bayrâm-ı Velî, Yûnus Emre gibi nice
tasavvuf büyüklerini yetiştirmiştir. Milletimiz, büyük ve târîhî bir kitaplığa ve bid’âtsız bir dîn
kültürüne sâhiptir. İslâm dünyâsının bütün kaynakları en sağlam
belgeleriyle elimizdedir”
“İnanıyorum ki, hem Türk, hem Müslümân olmak, hem de muâsır dünyâya öncülük etmek mümkündür. Ecdâdımız, bütün târihleri
boyunca bunu denediler ve başarılı oldular. O hâlde, bizler niye bu târihî
misyonumuzu yerine getirmeyelim?”
Şimdi de onun "İlm-i Hâl" adlı kitâbına yazdığı “İthâf”ını nakledelim.
Merhûm Ahmet Arvâsî bey orada diyor ki:
“Bu kitâbımızı, Hicrî 15. Asrın başlarında, sayıları bir milyara
yaklaşmakla birlikte [bugün itibâriyle 1,5 milyar], kara ve kızıl emperyalizmin
pençesinde inleyen, kendi arasında parçalanan “fırka fırka” olan, iç
boğuşmalarla ve dış taarruzlarla harâp düşen, bütün bu felâketlere rağmen,
bir türlü kendine gelemeyen, düşmân reçetelerinde “şifâ” arayan, Allah ve
Resûlü’nün çizgisine giremeyen, ideolojik maddî ve ma’nevî zenginliğine
ve kültür mîrâsına rağmen, kendi vatanında esîr ve parya statüsü içinde
yaşayan, muzdarip ve çâresiz İslâm Dünyâsı’nın -her şeye rağmen- kurtuluş
ümîdini kaybetmeyen ve yepyeni bir heyecânla yeniden “Kurtuluş İslâm’da”
diyerek silkinip ayağa kalkmaya çalışan îmânlı ve azîz gençliğine ve muzdarip
münevverine ithâf ediyoruz. İslâm îmân ve ahlâkına sarılanlara müjdeler olsun.”
İşte o, bunlardan dolayı dâimâ Türk milletine ve devletine sâhip çıkmaya
çalışmıştır.
6- S. Ahmet Arvâsî’ye “Asrın Yesevî’si” deniliyor, bu konuda ne dersiniz?
Evet, merhûm Seyyid Ahmet Arvâsî hoca, birçok kimse tarafından Türk-İslâm Medeniyetimizin temel taşlarından olan ve bir mekteb (ekol, yol)
meydâna getiren Hoca Ahmed Yesevî’ye benzetilmektedir.
Merhûmun akrabâsı, yakın dostu, sırdâşı, Dış Politika Yazarı, Avukat, Emekli Albay Yeşilay Eski Genel Başkanı Mustafâ Necâtî Özfatura
bey, onun hakkında:
“…..O sıradan bir kişi değildir. Son asırlarda ender rastlanan mütefekkir, pedagog, eğitimci ve sosyologdur. O'nun büyüklüğü ve değeri
ufukta giderek yükselmektedir. Asrımızda, Ahmed Yesevî rolünü üstlenmiş mübârek bir mücâhiddir. Aramızdan çok genç yaşta ayrılmasına rağmen,
hayâtına büyük hizmetler sığdırmış nâdir bir kişidir. Yazıları dün ve bugün olduğu gibi, yarınlara da ışık tutacaktır…” demiştir.
Merhûm Gazeteci-Yazar Olcay Yazıcı ise şöyle demektedir:
“…..Bence Türkiye’nin en büyük problemi ne terör, ne enflasyon, ne de AB’ye girememektir. Türkiye’nin en büyük problemi, memleketin tek meselesi,
ikinci bir Seyyid Ahmet Arvâsî olmamasıdır. Nasıl Yesevî Hazretleri, Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslâmlaşmasında âmil olmuş ise, Seyyid Ahmed Arvâsî Bey de, 12 Eylül öncesinin o kaos ve sis ortamında, Türk gençliğine kendi değerlerini tanıtmış ve onların yabancı tuzaklara düşmesine
mâni olmuştu….”
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Emekli Öğretim Görevlilerinden; Edebiyatçı, Araştırmacı-Yazar M. Halistin Kukul da, onun hakkında diyor ki:
“…..Şayet; Avrupa’ya, Amerika’ya, Çin’e, Rusya’ya, Hindistan’a hangi kıt’a veya hangi devlete olursa olsun, Seyyid Ahmet Arvâsî biraz tanıtılabilse; yahut onlar, onu biraz olsun tanıyabilseler; hattâ, Türkiye, basît kısır çekişmelerden ve rehâvetten kurtulsa da, hakîkî mânâda ilme yönelse,
inanıyorum ki, önümüzdeki birkaç asır, Necip Fâzıl ile Seyyid Ahmet Arvâsî onların hepsine yetecektir…”
8- Merhûm Ahmet Arvâsî Hoca’nın vefât haberini duyunca neler hissettiniz?
Bildiğimiz gibi, eğitimci, mütefekkir, Asrımızın Hoca Ahmed Yesevîsi diye anılan merhûm Ahmet Arvâsî bey, bundan çeyrek asır evvel, ya’nî 25 yıl önce, 31 Aralık 1988 târihinde vefât etmiştir.
Sevgili Peygamberimizin mübârek torunlarından, mütefekkir, ilim ve gönül ehli, büyük eğitimci ve da’vâ adamı, merhûm Seyyid Ahmet Arvâsî bey, böyle bir Aralık ayında [31 Aralık 1988 Cumartesi günü saat 11.00 sularında], daktilosu başında, Türkiye Gazetesi’nde yayınlanacak olan makâlesini hâzırlarken, Allahü teâlâ'nın rahmetine kavuşmuş idi; vefâtının üzerinden 25 sene geçmiş bulunmaktadır.
Ölüm, Allahü teâlânın kânûn-ı İlâhîsidir. Bizler, onun vefâtına çok üzülmekle beraber, takdîr-i İlâhîye rızâ göstermekten başka bir çâremiz
de yoktur. Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, vefât gecesine “Şeb-i Arûs=Düğün Gecesi” demektedir.
Netice olarak ifâde edelim ki, merhûm Arvâsî hocanın güzel ahlâkı, kendisini tanıyan herkesce müsellemdir. Tevâzuu, evine gelen talebelerine bizzât kendi eliyle çay ikrâm edecek kadar güzeldir. Cömertliğine gelince, bu vasfı, dünyânın
en cömert insanı olan mübârek dedesi Peygamber Efendimizinden tevârüs ettiği için, ayrıca anlatmak zâittir.
O, "İnsanların hayırlısı (en iyisi), onlara faydalı olandır" hadîs-i şerîfini kendisine düstûr edinmiş ve başkalarına her hâl ü kârda hizmet etmeye çalışan
bir insandı. İşte onun dersleri, ev sohbetleri, kahvehânelerdeki konuşmaları, salonlardaki konferansları, meydânlardaki nutukları, kitapları bu sözümüzün birer delîlidir.
Kıymetli ilim ve fikir adamları, kitaplarında onun birçok yönünü anlatıyorlar. Bu kısa röportajımızda, onun hakkında "zikr-i cüz' irâde-i küll" ya’nî parçayı zikredip bütünü kasdetme kabîlinden birkaç cümle arzetmiş olduk.
“Onun hakkında ansiklopedilere maddeler yazılmalı, kitaplar çıkarılmalı, armağanlar neşredilmeli, yüksek lisans ve doktora tezleri hâzırlanmalı, hattâ
araştırma enstitüleri kurulmalıdır” teklîfi ile konuşmamızı bitirirken kendisine Allahü teâlâdan rahmetler diliyoruz, bizlere de şefâatçı olmasını ümîd ve temennî ediyoruz.
Bu vesîleyle, Hoca Ahmed Yesevî başta olmak üzere, târih boyunca milletimize, memleketimize, dînimize, devletimize ve insanlığa hizmeti geçmiş bütün İslâm büyüklerini, bu arada merhûm Ahmet Arvâsî’yi rahmet ve minnetle anıyoruz.
|
|
|
Robin Williams Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 05:24 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Robin Williams Biyografisi
Robin Williams Biyografisi
d Morning Vietnam, Good Will Hunting, Patch Adams, Jumanji ve Ölü Ozanlar Derneği gibi pek çok başarılı Holywood filminde karşımıza çıkan A.B.D.’li sinema oyuncusu ve komedyen. Holywood’un en başarılı isimlerinden olan Williams, bir Oscar, iki Emmy, dört Altın Küre ve beş Grammy’nin de aralarında bulunduğu onlarca ödüle sahiptir.
Robin McLaurim Williams, 21 Temmuz 1951 tarihinde, Chicago, A.B.D.’de dünyaya geldi. Babası Robert Williams Ford Otomobil firmasında bir yönetici, annesi Laura Williams ise, zamanının tanınmış modellerinden birisiydi. Çocukluğunu Bloomfield Hills, Michigan’da geçiren Williams, Detroit İlkokulu’nu bitirmesinin ardından Kaliforniya’da bulunan Redwood Lisesi’nde eğitim aldı. Claremont Koleji’nden mezun olmasının ardından, 1973 yılında Julliard Okulu’na geçti; özel beceri gösterenlerin okuduğu bu okula sadece yılda 20 öğrenci alınıyordu.
NBC’de yayınlanan kısa ömürlü The Richard Pryor Show adlı programın ardından Happy Days adlı tv serisinde oyunculuk kariyerine başlayan Williams, bu dizide uzaylı Monk karakteri ile kısa sürede büyük bir popülerlik yakadı ve karakter diziden ayrılarak Williams’ın başrolünde olduğu Monk and Mindy adlı kendisine özel bir diziye kavuştu. 1978-1982 yılları arasında yayınlanan Monk and Mindy, o kadar popüler bir diziydi ki, kendisine özel posterlerden boyama kitaplarına kadar genç seyircilere yönelik pek çok materyal yayınlandı.
Monk and Mindy dizisiyle yakaladığı popülerliği çok iyi kullanan Williams, 70’li yılların sonlarından itibaren standup şovlar yapmaya başladı ve iyi bir komedyen olarak sadık bir izleyici kitlesi edindi. 2004 yılında, Comedy Central tarafından yayınlanan “Tarihin En İyi 100 Stand-Up Komedyeni” listesinde Williams 13. olarak gösteriliyordu.
Sinema kariyerine 1980 tarihli Temel Reis adlı film ile başlayan Williams, kariyerinin çoğunda komedi dalında eserler verdi. Williams’ın sinemada gösterdiği ilk başarı, 1987 tarihli Good Morning, Vietnam oldu. Bu filmde canlandırdığı Adrian Cronauer karakteri ile Altın Küre ödülü kazanan sanatçı, ayrıca BAFTA, Oscar ve Amerikan Komedi Ödülleri’ne aday gösterildi.
1992 yılında, Aladdin adlı animasyon filmindeki Cin karakterine yaptığı seslendirme ile beyaz perdenin farklı bir alanına daha atılan Williams, daha sonraki yıllarda seslendirme sanatçısı olarak A.I., Everyone’s Hero, Happy Feet ve The Timekeeper gibi pek çok eserde rol aldı.
Williams’ın sinemada gösterdiği ikinci büyük başarı ise, 1998 tarihli Good Will Hunting ile oldu; sanatçı bu film ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülünü kazandı. Williams’ın diğer önemli filmleri arasında komedi/dram Patch Adams, bilimkurgu dalındaki Bicentennial Man, aynı adı taşıyan ünlü kitaptan uyarlanan Dead Poets Society ve evsiz bir adamı canlandırdığı The Fisher King yer aldı. Bu yapımların yanı sıra çocuklara yönelik komedi filmlerinde de yer alan sanatçı, bu alanda en fazla Peter Pan ve Jumanji adlı filmlerle ilgi çekmeyi başardı.
Robin Williams, Robert De Niro ile birlikte San Fransisco'da bulunan Rubicon Restaurant'ın ortağıdır.
İlk olarak 1978 yılında, Valerie Velardi ile evlenen Williams, bu evliliği 1988 yılında noktalamasının ardından ilk evliliğinden olan çocuğunun bakıcısı olan Marsha Garces ile1989 yılında dünya evine girdi; bu evliliğinden iki çocuğu vardır. 2008 yılında boşandıktan sonra Robin Williams, 2011 yılında grafik tasarımcısı Susan Schneider ile evlendi.
Aktörlük kariyerinden ve hayranlarından ayırabildiği zamanlarda oyun oyunmayı sevdiğini belirten aktör, tam bir masaüstü rol yapma oyunları ve bilgisayar oyunları hastası. Half-Life, Warcraft ve benzeri pek çok bilgisayar oyununun yanı sıra Dungeons and Dragons adlı masaüstü rol yapma oyunlarını da çok sevdiğini belirten aktör, 2006 yılında düzenlenen E3 adlı bilgisayar oyunları buluşmasının da konuk sanatçısı olarak karşımıza çıkmıştı.
Can Dostum filmi ile 1997'de en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Oscar kazanan 63 yaşındaki sanatçı 2009 yılında kalp ameliyatı oldu daha sonra da birkaç kez depresyon tedavisi gördü. Ölü Ozanlar Derneği ve Can Dostum filmleri ile Türkiye'de ve dünyada geniş hayran kitlesi edinen Oscar ödüllü ünlü oyuncu Robin Williams, 11 Ağustos 2014 tarihinde Kaliforniya eyaletinde Tiburon kentindeki evinde ölü bulundu. Polis, ünlü oyuncunun kendisini asarak hayatına son verdiği ihtimali üzerinde duruyor.
Filmleri :
1977 - Can I Do It 'Till I Need Glasses?
1980 - Popeye
1982 - The World According to Garp
1983 - The Survivors
1984 - Moscow on the Hudson
1986 - Seize the Day
1986 - Club Paradise
1986 - The Best of Times
1987 - Günaydın Vietnam
1988 - The Adventures of Baron Munchausen
1988 - Portrait of a White Marriage
1989 - Ölü Ozanlar Derneği
1990 - Awakenings
1990 - Cadillac Man
1991 - Hook (Kanca)
1991 - The Fisher King
1991 - Dead Again
1992 - Toys
1992 - Aladdin
1992 - From Time to Time
1992 - FernGully: The Last Rainforest
1992 - Shakes the Clown
1992 - I'm From Hollywood
1993 - Mrs. Doubtfire
1993 - Being Human
1994 - In Search of Dr. Seuss
1995 - Aladdin and the King of Thieves
1995 - Jumanji
1995 - To Wong Foo, Thanks for Everything! Julie Newmar
1995 - Nine Months
1996 - Hamlet
1996 - The Secret Agent
1996 - Jack
1996 - The Birdcage
1997 - Good Will Hunting
1997 - Flubber
1997 - Deconstructing Harry
1997 - Fathers' Day
1998 - Patch Adams
1998 - Junket Whore
1998 - What Dreams May Come
1999 - Bicentennial Man
1999 - Jakob the Liar
1999 - Get Bruce
2001 - Yapay Zeka (film)
2002 - The Rutles 2: Can't Buy Me Lunch
2002 - Insomnia
2002 - Death to Smoochy
2002 - One Hour Photo
2004 - Noel
2004 - House of D
2004 - The Final Cut
2005 - In Search of Ted Demme
2005 - The Big White
2005 - Robots
2005 - The Aristocrats
2006 - Night at the Museum
2006 - Man of the Year
2006 - Happy Feet
2006 - Everyone's Hero
2006 - RV
2006 - The Night Listener
2007 - License to Wed
2007 - August Rush
2009 - Old Dogs
2009 - Shrink
2009 - Night at the Museum 2: Battle of the Smithsonian
2009 - World's Greatest Dad
2009 - Night at the Museum: Battle of the Smithsonian
2011 - Happy Feet Two
2011 - Stage Left: A Story of Theater in the Bay Area
2013 - The Big Wedding
2013 - The Face of Love
2013 - The Butler
2013 - The Zero Theorem
2014 - The Angriest Man in Brooklyn
2014 - Boulevard
2014 - A Friggin' Christmas Miracle
2014 - Night at the Museum 3
|
|
|
Lev Tolstoy kimdir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 05:20 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Lev Nikolayeviç Tolstoy (Rusça: Лев Никола́евич Толсто́й; 9 Eylül 1828 - 20 Kasım 1910), Rus yazar.
Hayatı
Zengin bir ailenin çocuğu olarak Rusya'nın Tula şehrindeki Yasnaya Polyana adlı konakta doğdu. Çok küçük yaşlarında önce annesini, sonra babasını kaybetti, yakınlarının elinde büyüdü. Çocukluğundan beri gerçekleri incelemeye karşı büyük bir ilgisi vardı. Öğrenimini tamamlamak için Moskova'ya gitti. Çalışkan zeki bir öğrenci olarak başarı ve sevgi kazandı. Fransızcasını ilerletmiş, Voltaire'i ve J. J. Rousseau'yu okumuş, bu iki yazarın kuvvetli etkisinde kalmıştı. Yasnaya-Polyana'ya döndü, yoksul köylüler arasına katıldı. İlk eseri olan "Çocukluk"u bu sıralarda yazdı.
Bir süre sonra orduya girdi; Kafkasya'ya gitti. Kafkas halkının yoksulluk dolu yaşayışlarını ele aldığı izlenimlerle ilk gerçekçi hikâyelerini yazdı. 1854'te Kırım savaşı'na subay olarak katıldı. Sonra askerlikten ayrılıp Petersburg'a gitti. Bir kısım eserlerini oldukça sakin geçirdiği o yıllarda yazdı. Gene de içinde, aradığını bulamayan bir ruh çalkalanıyordu. Batı Avrupa ülkelerinde uzun bir gezintiye çıktı. Almanya, Fransa, İsviçre'de dolaştı. Yurduna dönüşünde gene Yasnaya-Polyana'ya yerleşti. Asalet ünvanlarından, lüksten sıkılıyordu. Köyünde bir okul kurdu. Bu okul, öğrenim, eğitim bakımından yepyeni bir kurumdu. Huzura kavuştuğuna kanaat getirdikten sonra, 1862'de evlendi.
Tolstoy evlendiğinde karısı Sophie Behrs 16 yaşında idi. Bu evlilik onun düzenli bir hayat özlemini giderecekti. Bu evlilkten 12 çocukları oldu; bu çocuklardan 5'i öldü. Eserlerinden en kuvvetli olan iki romanı "Savaş ve Barış" ile "Anna Karenina'yı" bu dönemde yazdı. Karısı, eserlerini yazmasında en büyük yardımcısıydı. Hatta "Savaş ve Barış"ın düzeltmelerini 12 kez yapıp yazmıştır. Aradan bir süre geçince yeniden, bu sefer eskilerden daha şiddetli bir moral çöküntüsüne uğradı. Geniş halk yığınlarının, özelikle Rus köylüsünün yoksul, perişan durumu onu çok üzüyordu. Bütün servetini köylülere dağıttı, her haliyle onlar gibi yaşamaya başladı. Kaba saba giyiniyor, giydiği her elbiseyi kendisi dikiyordu. Değişmeyen tek tarafı bıkıp usanmadan yazmasıydı. "Kroyçer Sonat", "Efendi ile Uşak", "Karanlıkların Gücü", "İman nedir", "İnciler", "Kilise ve Devlet", "İtiraflarım" hep bu yılların ürünleridir.
Eserlerinde insanlığın çeşitli meselelerine değinen Tolstoy'un dünya ölçüsünde bir sanat ve fikir değeri vardır. Kendi ülkesinin toplumsal siyasal çalkantılarını, halkının yaradılışını, yaşayışını büyük bir ustalıkla yansıtmıştır. Gerçekçi edebiyatın en büyük temsilcilerinden olduğu kadar, bir filozof ve bir eğitimci olarak da ün kazanmıştı. Yukarıda sayılanların dışında "Diriliş", "Gençliğim", "Çocukluk", "Hacı Murat", "Ayaklanış", "Sergi Baba", "Tanrı Bizim İçimizdedir", "Kazaklar", "Tesadüf", "İki Süvari" gibi eserleri vardır.
Tolstoy 82 yaşındayken, 1910 yılında öldü. Kış ortasında evini terk ettiğinde hasta düştükten sonra, Astapovo'da tren istasyonunda zatürre'den öldü. Polis, cenazesine katılmak isteyenlere ulaşımı sınırlandırmak için çalıştı, ama binlerce köylü cenazesinde sokakları doldurdular.
82 yaşında vefat eden Tolstoy birçok kez büyük sıkıntılar yaşamıştır. Marksizm'den etkilenerek oluşturduğu mülkiyet konusundaki radikal fikirleri nedeniyle bütün servetini köylülere dağıttı, her haliyle onlar gibi yaşamaya başladı. Bu sebeple ailesiyle arası açıldı. Hıristiyan anarşizmini geliştirmeye çalıştığı "tanrının egemenliği içimizdedir" kitabıyla yeni bir hristiyanlık akımı tanımlaması, Ortodoks Kilisesi tarafından aforoz edilmesine sebep oldu. Tolstoy, ömrünün son yıllarını büsbütün derbeder bir şekilde geçirdikten sonra, bir küskünlük sonucunda, evini bırakıp yollara düştü. Astapovo tren istasyonunda ölü olarak bulundu. Ölümüne zatürrenin sebep olduğu bilinmektedir. Hayatı boyunca yaşamın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalıştı. Eserlerinde bunu eksiksiz olarak yansıtmayı hedef edinmiş en büyük Rus yazarlarından birisi olarak edebiyat ve dünya tarihindeki yerini aldı
|
|
|
Rihanna Kimdir? Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 05:03 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Rihanna Kimdir? Biyografisi
Robyn Rihanna Fenty, bilinen adıyla Rihanna 20 Şubat 1988’de küçük bir ada ülkesi olan Barbados'un Saint Michael bölgesinde doğmuş Amerikalı şarkıcıdır. Barbadoslu beyaz bir babanın Ronald Fenty ve Guyanalı siyah bir annenin Monice Fenty’in en büyük kızları olarak dünyaya geldi. Rorrey ve Rajad adında iki erkek kardeşi vardır. İlkokulu kendi ülkesinde, Charles F. Broome Memorial Okulu’nda tamamladı. Çocukluğu Barbados da bulunan Caribbean Adasında sade bir ada kızı olarak geçti. Burada babasının kokain bağımlılığı ve ailesinin boşanması ile büyük sıkıntılar çekti. Ailesi boşandığında 14 yaşında idi. 16 yaşının sonuna doğru adadaki İngiliz Combermere Dil okuluna gitti. 16 yaşında 2004 yılında Miss Combermere güzellik yarışmasında birinci oldu ve "Combermere Okulu'nun Renkleri" gösteride sahne alarak Mariah Carey'nin "Hero" adlı şarkısını seslendirdi.
Barbados’ta eşiyle birlikte tatil yapan Amerikalı müzik yapımcısı Evan Rogers ile 15 yaşındayken, bir arkadaşı aracılığıyla tanışan Rihanna,müzik kariyeri konusunda ilk büyük adımını atmış oldu. Başarılı yapımcı Evan Rogers ve ortağı Carl Sturken, Rihanna'nın ilk kayıtlarına destek olma kararı verdi. Amerika’da gerçekleşen örnek kayıtlar, çok sayıda kayıt şirketine gönderildi. Söz konusu kayıtlardan biri de Jay-Z’ye ulaştırılmıştı. Jay-Z, Rihanna’yı, sözleşmesine imza atacağı ilk şirket olan Def Jam Records’la bir araya getirdi. 2005 yılında Amerika’da New York’a taşındı. Rihanna albümünde birçok parçayı kendi yazdı ve yetenekli bir söz-müzik yazarı olduğunuda kanıtladı.
Rihanna’nın hayatı Külkedisi masalına çok benziyor. Rihanna; “Eğer Evan ve Carl ile tanışmasaydım benim için tüm bunlar hayal olacaktı. Bana verdikleri fırsat ve destekten dolayı onlara çok teşekkür ederim” diyor.
Los Angeles’da magazin dergilerine poz verdi. İlk rolünü "Gençlik Ateşi : Hep yada Hiç (Bring It On Yet Again)" filminde sergiledi. Rihanna ilk albümü «Music of the Sun» 30 Ağustos 2005 tarihinde çıkardı ve Amerika başta olmak üzere bütün dünyada ses getirdi. Rhianna, albümden çıkarttığı single “Pon De Replay” Amerika ve İngiltere listelerinde 2 numaraya kadar çıktı. Tüm dünyada 2 milyon satan albüm, Amerika’da 500,000 satarak Rhianna’ya platin plak kazandırdı.
2. albümü “A Girl Like Me”yi 2006 senesinin Nisan ayında çıkartan Rihanna, bu albümle Amerika listelerinde 5 numara olurken, İngiltere listelerinde 6 numaraya yükseldi. Albümden çıkan single “S.O.S.”, Rihanna’nın Amerikan listelerindeki ilk 1 numarası oldu ve albümden 2. single olarak “Unfaithful” parçası yayınlandı. “Unfaithful”, Amerika listelerinde 6 numaraya ulaşırken, albümden ayrıca “We Ride” single olarak piyasaya sürüldü.
3.stüdyo albümü "Good Girl Gone Bad" 5 haziran günü piyasaya sürüldü.Albüm çıktığı ilk gün Amerika başta olmak üzere Tüm Dünya listelerine 1 numaradan giriş yaptı. «Umbrella» şarkısıyla kariyerinin doruğuna ulaşan sanatçının single’larının neredeyse tamamı top 10 listelere yükseldi. Ortalığı altüst eden single'ı Umbrella ile listelere 1 numaradan giriş yapmakla kalmayıp daha önce Whitney Houston'ın "I will Always Love You"şarkısıyla listelerde en uzun süre 1 numarada kalan kadın şarkıcı rekorunu egale etti.
12 Eylül 2007′de Rihanna Canada ve Amerika turnesine çıktı oradan Avrupaya geçti. Albüm tanıtımını yaptığı bu albümün adına “Good Girl Gone Bad”denildi. 17 Haziran 2008′de 6 Aralık 2007′de Manchester Arenasında sergilediği konser DVD olarak piyasaya sürüldü. Dördüncü albümü Rated R 23 Kasım 2009 da çıktı. Albümün en üste çıkan şarkısı “Russian Roulette" 20 Ekim 2009′da çıktı. İlk performansını X Factor’da 29 Kasım 2009′da sergiledi. İkinçi şarkısı “Hard” 2 Kasım 2009 da çıktı
Sanatçının 7 stüdyo albümü bulunuyor.
En zengin 20 yaş altı ünlüler arasında dördüncü sırada yer alıyor.
Rihanna, 2010 Nisanda 5 kıtayı kapsayan “Dünyadaki Son Kız” isimli en büyük turnesine çıktı.
19 Kasım 2012 tarihinde Unapologetic adlı albümü çıktı.
Rihanna, 2006 senesinde ölümcül hastalıklarla uğraşan çocuklar için "Believe Foundation" adını verdiği vakfı kurdu.
Barbados'lu olduğu için Eylül 2007 yılında "Barbados Turizmi"nin resmi yüzü oldu. Barbados'ta, Rihanna'nın doğum gününden bir gün sonrası "Rihanna Günü" olarak kutlanmaktadır[ve o gün Barbados'un resmi tatil günüdür.
2007 yılında Hollywoodun başarılı aktörlerinden Josh Hartnett ile birlikte oldu. Daha sonra birlikte olduğu Chris Brown’ dan gördüğü şiddetten sonra 2009 yılında ayrıldı. Ardından Los Angeles Dodgers Hokeycisi Matt Kemp ile birlikte oldu.
2008 yılında Birleşmiş Milletler Çocuk Fonunda Gucci ile 4 yıllık bir anlaşma yaptı ve kampanyanın reklam yüzü oldu.
Aralık 2008 yılında Gucci reklamında oynadı. 8 Nisan 2009 tarihinde Jay-Z'nin firmasından bir parfüm çıkartacağını açıkladı ve "Reb'l Fleur" adını verdiği parfümünü 2011'de piyasaya sürdü.
Rihanna, 2012 yılında oyunu ile aynı adı taşıyan Battleship adlı filmde de rol aldı.
Albümleri :
2005 - Music of the Sun
2006 - A Girl Like Me
2007 - Good Girl Gone Bad
2009 - Rated R 23
2010 - Loud
2011 - Talk That Talk
2012 - Unapologetic
Filmleri :
2006 - Bring It On: All or Nothing
2008 - Good Girl Gone Bad Live
2012 - Battleship
2012 - Katy Perry: Part of Me
2005 - Las Vegas
2006 - My Super Sweet 16
2006 - Punk'd
2009 - 2012 - Saturday Night Live
2011 - Extreme Makeover: Home Edition
2011 - The X Factor
Robyn Rihanna Fenty Saint Michael, Barbados, 20 Şubat 1988 tarihinde doğdu.
Barbados Karayip adasında onun çocukluk derinden kokain ve o utangaç çocuk şarkı aracılığıyla bir çıkış buldum 14 yaşındayken sona ebeveynin kayalık evliliği, çatlamak babasının bağımlılığı etkilendi.
O Combermere, İngiltere'de dilbilgisi okullara benzer bir üstten altıncı formu okula, giden normal bir ada kızın hayat yaşadı.Yıllar boyunca, özellikle onun öncesi genç ve gençlik yıllarında, o sadece eğlence amaçlı arkadaşlarınız ve aileniz için seslendirdi. Rihanna güzellik yarışmasını kazandı ve bir okul yetenek gösterisinde Mariah Carey'in "Hero" uygulandı.
Iki sınıf arkadaşları ile bir kız grubu, Rihanna, 15 oluştuktan sonra, Entertainment Weekly söyledi deneyimli yapımcı Evan Rogers, için seçmelere:
Amerika. "
2005 Ocak ayında, Rogers çeşitli kayıt şirketleri Rihanna'nın dört şarkı demo alışveriş başladı.Demo bir kopyası Jay Brown, bir A & R yönetici, bunu kulak misafiri ve etiketin sonra cumhurbaşkanı, Jay-Z için oynadı Def Jam Recordings, gönderildi. O "Pon de Replay" duyunca bir şarkı, o [yeni sanatçı için] zor büyük olmasıdır zaman gelecek "belirterek, şarkı onun için çok büyük olduğunu hissettim çünkü, Jay-Z, ilk Rihanna hakkında şüpheci geri gelen. Ben "sanatçıları imzalamak şarkıları işaret yok. Def Jam yanıt ilk etiket oldu ve o Jay-Z ve Island Def Jam Music Group LA Reid için "You For Love" şarkı söyledi seçmelere davet etti. O aynı gün imzalanmış ve diğer etiketleri ile bir dizi toplantı iptal edildi. 2005 yılı Şubat ayında Def Jam ile imzalanmasından sonra, o Amerika Birleşik Devletleri'ne taşındı ve Rogers ve eşi ile taşındı. Hala Robyn olarak kendini düşünüyor olsa ona, isim Rihanna 2005 yılında bir kayıt stüdyosu başlayan sadece bir sahne adıdır, çünkü, ona sahne adı olarak onun göbek adı seçti.
Def Jam ile imzalanmasından sonra, o kayıt ve ilk albümünü tamamladıktan sonraki üç ay geçirdi.Albüm Evan Rogers, Carl Sturken ve Evan Rogers, Stargate ve Poke & Tone üretimin özellikli. O ilk onu ilk önce onun dördüncü stüdyo albümü 534 rapçi Memphis Bleek ile işbirliği yaptı. O Billboard Hot 100 ve İngiltere Singles Chart iki numaraya kadar yükseldi 22 Ağustos 2005, onu ilk single "Pon de Replay", yayınladı. O ilk on onbeş genelinde ülkelerde içinde doruğa küresel bir hit haline geldi. Sanatçının ilk albümü, Music of the Sun, Amerika Birleşik Devletleri'nde 2005 yılı Ağustos ayında serbest bırakıldı.Albüm ilk haftasında 69.000 kopya satarak, Billboard 200 numaraya on ulaştı.Albüm dünya çapında iki milyondan fazla kopya sattı ve 500.000 birim Birleşik Devletleri perakendecilere gönderiler gösteren, Amerika Kayıt Endüstrisi Birliği tarafından Altın sertifika aldı.
Onun müzik çünkü onu Karayip kökenli Reggae türler içinde pazarlandı.Albüm müzik eleştirmenleri tarafından karışık eleştiriler aldı. Rolling Stone dergisi 5 yıldızlı dışarı 2.5 puan ve "jenerik vokal hıçkırık ve fırfırlar" ona "Karayip çekicilik" üzerine inflecting ABD R & B ile tek bir tekrar değeri, marifet ve ritmi eksik olarak nitelendirdi. Eğimli Dergisi Sal Cinquemani bir "genç R & B chanteuses arasında bolluğu" olarak albümü nitelendirdi ve Baby Boy "" Beyoncé en onun ter ve shimmy bol borçlu bir dancehall-pop karışımı "olarak onu kurşun tek" Pon de Replay "nitelendirdi. Entertainment Weekly için bir yorumcusu "daha az başarılı oldu" Bu You Want ki 'Lovin buysa ", ikinci single albümü" dancehall / R & B ilk Güneş'in Müzik bloke chintzy üretim ve maudlin düzenlemeler ile doludur "diye yorumladı Pon de Replay ", Birleşik Krallık'ta bir zirve Amerika Birleşik Devletleri'nde sayısı otuz altı konumunu ve sayısını onbir yönetilen sahip.Tek Avustralya, İrlanda ve bu ülkelerde ilk on ulaşan Yeni Zelanda iyi alınacak kanıtladı.
İlk albümünün yayımlanmasından bir ay sonra, onun ikinci stüdyo albümü üzerinde çalışmaya başladı.Albüm ilk albümü, Stargate, JR Rotem ve etiket arkadaşı şarkıcı-söz yazarı Ne-Yo çoğunun üretildiği kayıt üreticilerinin Evan Rogers ve Carl Sturken ve Evan Rogers üretimin içeriyordu.Albüm kaydı yaparken, Rihanna Gwen Stefani ilk albümünü tanıtmak için bir açılış hareket olarak görev yaptı.Kurşun single "SOS", ilk bir numaralı Amerika Birleşik Devletleri'nde olma, Billboard Hot 100 listesinde bir numarada yükseldi. Me Like A Girl Nisan 2006 yılında piyasaya sürüldü, onu ilk sonra en az sekiz ay.Billboard 200 ilk haftasında 115.000 kopya satarak ve uluslararası ABD'de bir milyondan fazla birimleri sevk sahip, RIAA tarafından platin onaylanmıştır üzerinde albüm ulaştı sayı beş, albüm üzerinde, Top Kanada Albümleri bir numaradan beş zirve yaptıİrlandalı albüm listesinde İngiltere Albümler Grafik ve beş numara.Albüme eleştirel bir cevap karışık oldu; Rolling Stone dergisi "onu dolgu dolu ilk albümü gibi, bu benzer ancak üstün izlem onun kurşun tek olarak dahice gibi başka bir şey sağlamıyor." Yorumunda Eleştirmenler neredeyse aynı güneşli dancehall arasında dönüşümlü bir rekor olarak albümü tarif / dub-pop, kulüp şarkıları ve konuşkan, yetişkin odaklı türkü hip-hop-aşılamıştır.
İkinci single "Unfaithful", Kanada, Fransa, grafikler o Billboard Hot 100 altı numaraya ulaştı Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere dünya çapında düzine ülkede ilk on ulaşan yanı sıra tepesi, dünya çapında büyük bir hit oldu ve İsviçre.Albümleri üçüncü single'ı "We Ride" kurşun tek değil, Sean Paul içeren "Break It Off" tek dördüncü başarısını reprise başarısız, sonunda sayı dokuz at zirve on numara sayı elli iki atladı. Konser Tour Live: albümün yayımlanmasından sonra, Rihanna onu ilk tura, Rihanna girişti. Daha sonra Jay-Z'nin Kaya Blok Tour girişti ve sonra Birleşik Krallık Şubat 2007 Kasım 2006 Pussycat Dolls ile gezdi. Rihanna da Bring It On düz-to-DVD filmi bir cameo rolüyle oyunculuk yaptı: 8 Ağustos 2006 tarihinde serbest bırakıldı ya hep ya hiç.
Onun üçüncü stüdyo albümü ile, Good Girl (2007) Gone Bad, Rihanna müzik yapımcıları Timbaland, will.i.am ve Sean Garrett, ve taze, uptempo onu albümü kompozisyonlar yeniden hayal yardımıyla yeni bir yöne baş istedim dans izler. Sonunda siyah saçlarını ölüyor ve kısa keserek, albüm kaydederken O daha asi bir görüntü benimsemiştir. Ben uptempo [şarkı] bir sürü yapmak istiyorum gibi Rihanna Ben dans insanlar tutmak ama hala aynı zamanda duygulu olmak istiyorum "yorumunu [...] hissettiğimi her albüm ve bu aşamada [at] farklı hissediyorum. "albüm İngiltere, Kanada, Japonya, Brezilya, Rusya ve İrlanda gibi ülkelerde listelerinde üst sıralara, ve Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya'da iki numaraya kadar yükseldi. Önceki çalışmaları aksine, albüm daha dans-pop sesi yerine dancehall, reggae ve türkü stilleri özellikli.Albüm onu önceki çabalara göre o zaman onu en çok beğenilen albüm olma, eleştirmenler tarafından olumlu eleştiriler aldı.
Gone Bad Good Girl dört grafik-tepesi single vermiştir - Jay-Z sahip dünya çapında bir numaralı hit "Şemsiye" de dahil olmak üzere - tüm şarkıları Billboard Hot 100 ilk üç ulaştı. Çeşitli ülkelerde bir numara ulaşan ek olarak, "Şemsiye" Birleşik Krallık bir numaralı single "All Around mı Love" harcanan ıslak ıslak ıslak single beri o uzun soluklu bir numaralı single yapma, on ardışık hafta olduşarkı Rolling Stone magazine.Her diğer şarkıları tarafından yayınlanan 2007 en İyi 100 Songs üç numaraya listelenen 1994 yılında üst, "Yukarı ve Sürücü Shut", "Do not Stop the Music" ve "That Nefret onbeş hafta Ben, Sen, "albümünden yayınlanan ve başarısını ayna başardık" Avustralya'da, Hollanda'da bir numarada pik ise Billboard Hot 100 sayı üç ulaşan "Do not Stop the Music" ile "Umbrella, Aşk Fransa, Almanya ve İsviçre.2007 Amerikan Müzik Ödülleri'nde, o Favori Soul / R & B Kadın Sanatçısı kazandı.
Rihanna Yılın ve Yılın Video Canavar Tek kazanan, 2007 MTV Video Müzik Ödülleri'nde dört kategoride aday gösterildi.Albümün destek olarak, o Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avrupa'da çeşitli gösterileri ile 12 Eylül 2007 tarihinde onu ikinci tur headlining Good Girl Gone Bad Tour başladı.
Good Girl Gone Bad isimli üçüncü albümünün yeniden konu: Haziran 2008 yılında yayımlanan Reloaded, üç yeni şarkı bulunuyor.Re-release, "Take a Bow" dan ilk single, Kanada, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri'nde listelerinde zirveye yerleşti. Maroon 5 ile düet "Ben Yine Your Face Bkz Asla" Eğer, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri ve Yeni Zelanda'daki numara biri ulaştı re-release, yanında "Disturbia", dahil oldu. "Disturbia" ilk beş iki şarkı var Rihanna yedinci kadın şarkıcı yapmak "Take a Bow", iki numaralı idi, onu önceki single olarak, bir numara ulaşmadan sayısı dört ulaştı. O da, "Hot 100 şimdiye kadar (" SOS "," Şemsiye üzerine Rihanna onun beşinci bir numaralı single vererek, rapçi TI en "Live Your Life" Billboard Hot 100 sayı-bir doruğa hangi özellikli ) "Live Your Life" Disturbia "a Bow," Take "ve" Bu diğer varlık Beyoncé Knowles, Rihanna on yılın en numaralı single ile iki kadın yalnız sanatçılarından biri yaptı.Albümün bir remix, Good Girl Gone Bad: Remixes, ayrıca serbest bırakıldı orijinal albümünden şarkıların remix versiyonlarını içeren.Albüm Amerika Kayıt Endüstrisi Birliği (RIAA) iki kat-platin sertifika alma, Amerika Birleşik Devletleri'nde iki milyondan fazla birimleri sevk etti; Bu onun bugüne kadar albümü en çok satan Rihanna verdi.
2008 Grammy Ödülleri'nde, Rihanna Yılın Kaydı, En İyi Dans Kaydı, En İyi R & B Performansı İkili veya Grup tarafından ve En İyi R & B Şarkısı dahil olmak üzere diğer beş aday, almaya ek olarak, En İyi Rap / Sung İşbirliği için ilk Grammy ödülünü kazandı.
Rihanna 16 Nisan 2008 Kanye West, Lupe Fiasco ve NERH ile Karanlık Tour Glow girişti.
Rihanna 2008 Amerikan Müzik Ödülleri'nde Favori Pop / Rock Kadın Sanatçı ve En sevdigim Soul / R & B Kadın Sanatçısı kazandı. O 2008 onu koparma başarısına atıfta: "Yılın Diva Rihanna" 2008 yılı Aralık ayında, Entertainment Weekly Margeaux Watson başlıklı bir makale yazdı.
8 Şubat 2009 tarihinde, 2009 Grammy Ödülleri'nde Rihanna'nın planlanan performansı iptal edildi. Raporlar daha sonra ceza tehditleri yapma şüphesiyle tutuklandı, sonra erkek arkadaşı, şarkıcı Chris Brown, birlikte olduğu iddia edilen bir kavga ile ilgili su yüzüne çıktı. 5 Mart 2009 tarihinde, Brown saldırı ve suç tehdit yapmakla suçlandı. Nedeniyle elde edilen Los Angeles Polis Departmanından bir sızan fotoğrafta TMZ.com-hangi yürürlüğe eğer, "çalışanları caydırmak denilen bir yasa" Rihanna'nın Kanunu, "önerisinde bulundu Rihanna STOParazzi olarak bilinen görünür yaralanmalar-bir organizasyon uğradığını ortaya çıkardı Fotoğraf veya suç mağdurlarını sömüren bilgi bırakmadan gelen kolluk. Rihanna / Brown davanın kesintisiz kapsama tarafından karar içeren aile içi şiddet iddia edilen kurbanların, gizlilik ile ilgili konularda bir dizi kadar getirdi "VH1 Gil Kaufman bildirdi" hemen hemen tüm büyük haber çıkışları mağdur-tipik yerli şiddet davalarında "ve sızan fotoğrafın tartışmalı dağıtımı yapılmamaktadır kimliğini ifşa. Rihanna 22 Haziran 2009 tarihinde Los Angeles'ta bir ön duruşmada tanıklık mahkeme celbi olan "DA Rihanna mahkemeye çağrılacağını söyledi. Ben onun adına kabul edecek, "Rihanna'nın avukatı Donald Etra Us Weekly söyledi. 22 Haziran 2009 tarihinde, Brown cürüm saldırı suçlu bulundu. Onun itirafına karşılık Brown beş yıl denetimli serbestlik aldı ve sürece daha sonra on metre düşecektir kamusal etkinliklerde, en, elli metre uzakta Rihanna'dan kalmak emredildi.
Rihanna "Paranoid" Kanye West'in klibinde ana karakter olarak bir görünüm getirmişti. O da on diğer ülkelerde ilk on ulaşan yanı sıra Billboard Hot 100 iki numaraya kadar yükseldi "This Town" Run Jay-Z ve Batı ile işbirliği yaptı.Şarkı üç Grammy onu toplam getirerek, En İyi Rap Şarkısı ve En İyi Rap / Sung İşbirliği için Grammy Ödülü kazandı.
Onun dördüncü stüdyo albümü, Rated R, Rolling Stone "Rihanna onun sesi dönüştürülmüş ve yılın en iyi pop kayıtları birini yaptı" yorumunu albümün olumlu oldu Kasım 2009'da yayımlanmıştır.Albüm Billboard 200 sayısı dört numaradan giriş yaptı ve bir milyon kopya sevkiyat için Amerika Kayıt Endüstrisi Birliği (RIAA) tarafından platin plak olmuştur. Onun ilk üç single: "Rus Ruleti", "Sert" ve "Rude Boy", "Rude Boy" ulaşan bir numaralı ile Billboard Hot 100 ilk on içinde zirve yaptı.Birleşik Krallık, İrlanda, Yeni Zelanda ve İsviçre Cumhuriyeti'nde iki numara ulaşırken Şarkı de Avustralya listelerinde zirveye yerleşti. Diğer iki single "Rockstar 101" ve albümden son single, "Te Amo" dahil Anma R, serbest bırakıldı. Ayrıca albümü tanıtmak için, onun dünya turu, Dünya Tour Last Girl girişti.
2010 Ocak ayında, Rihanna "Umbrella" ve "On Yılın Entertainer" ile "On Yılın Şarkısı" için iki Barbados Müzik Ödülü kazandı. O 2010 NRJ Müzik Ödülleri'nde "Yılın Uluslararası Kadın Sanatçısı" seçildi.Yaz aylarında, o üzerinde rapçi Eminem ile işbirliği Avustralya, Kanada, İrlanda, Yeni Zelanda, Norveç ve İsveç gibi Billboard Hot 100 numara yanı sıra diğer ülkelere ulaştı, "Love the Way You Lie". "Sen Yalan Love Way" ona grafiğin tarihinin beşinci en numaralı olanlar ile kadın sanatçı, yapım kariyerinin Hot 100 onu yedinci bir numara hit single oldu. O da "Işık All" kancasına onun vokal ödünç, John Legend,-Dream dahil olmak üzere birçok diğer kayıt sanatçılar, ek vokal özellikleri Kanye West'in beşinci stüdyo albümü, My Beautiful Dark Twisted Fantasy, gelen dördüncü tekli, Elly Jackson, Alicia Keys, Fergie, Kid Cudi ve Elton John. Ekim 2010 yılında kendi adını taşıyan bir kitap yayınladı, ve o yöneticisi Marc Ürdün ile yollarını ayrılık ve bundan sonra Jay-Z'nin Roc Milleti Yönetimi tarafından idare edilecektir duyurdu. O da o "müzik, film, parfüm, moda ve kitap girişimler dahil onu işletmelerin tüm birleştirme" hangi de kendi firmasını, Rihanna Eğlence, başlıyor.
Rihanna Loud, 16 Kasım, 2010.It bu satış onun büyük açılış hafta hale getirerek, bunun ilk haftasında 207.000 kopya satarak, Billboard 200 üç numaradan giriş yaptı onu beşinci stüdyo albümünü yayımladı. Onun kurşun single "(Dünyada) Only Girl", Avustralya, Kanada, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere ondan fazla ülkede bir numaraya ulaştı.Şarkı da 53. Grammy Ödülleri'nde En İyi Dans Kaydı dalında Grammy Ödülü kazandı.Albümün tek ikinci, "Ne My Name var?", Kanadalı rapçi Drake, ayrıca Birleşik Krallık'ta beş numara single'ı için Rihanna ilk kadın yalnız sanatçı, yapım Amerika Birleşik Devletleri'nde ve resmi İngiltere tekli grafik üzerinde bir numaraya ulaştı başrolde ardışık yıl.Şarkı o tek bir albümün ilk ikinci single sonra bir numaraya ulaştı Hot 100 tarihinin ilk kez yapmak "(Dünyada) Yalnızca Girl" önce Hot 100 numaraya ulaştı. Britney Spears sahip "S & M", on bir numaralı single ulaşmak için grafiğin 52 yıllık tarihinin en genç sanatçı olma, Billboard Hot 100 listesinde bir numaraya ulaştı Loud onu üçüncü uluslararası single ile, o başka bir kilometre taşını kazandı. "Man Down" "California King Bed" albümünden yayınlanan diğer iki sonraki single vardı.
2011 yılı Haziran ayında, Rihanna, Avrupa, Kuzey Amerika ve Güney Amerika'da album.There teşvik etmek, onu dünya çapında konser turnesi Loud Tour neredeyse 100 gösterileri yapıldı girişti. Rihanna Loud gelen Hot 100 sayı yedi ulaştı "Cheers (That Drink)", yedinci single yayınladı.
Loud 2011 Amerikan Müzik Ödülleri'nde Favori Soul / R & B Albümü kazandı; Rihanna 2011 BET Ödülleri'nde Yılın En İyi Kadın R & B Sanatçısı kazandı; Britney Spears ile "S & M" performans 2011 Billboard Müzik Ödülleri açıldı Rihanna, 3 ödül kazandı: En İyi Kadın Sanatçı, En Radyo Şarkılar Sanatçı, En İyi Rap Şarkısı; O da 2011 BRIT Ödülleri'nde En İyi Uluslararası Kadın Sanatçı ödülünü kazandı.
Rihanna'nın altıncı albümü Talk That Talk, deluxe ve standart sürümleri hem de 21 Kasım 2011 tarihinde serbest bırakıldı. Tek kurşun "We Found Love" 22 Eylül 2011 tarihinde prömiyeri ve ABD'de dijital indirme için aynı gün serbest bırakılmıştır.Billboard Hot 100 sayı dokuz parça yükseliş ile, Rihanna grafiğin tarihinin en hızlı solo sanatçı Madonna tarafından belirlenen önceki rekor kırarak, yirmi Hot 100 üst on single elde etmek oldu.Şarkı daha sonra grafik üzerinde Rihanna'nın onbirinci numaralı tek oldu. Bu grubu, Rihanna Beatles arkasında en az on numara single biriktirmek için grafiğin 53 yıllık tarihinde sadece yedinci sanatçı, (20), Mariah Carey (18), Michael Jackson (13), Madonna (12) oldu , Supremes (12) ve aynı zamanda on bir numaralı single elde Whitney Houston, bağlama,. Ayrıca, Rihanna Carey ve Madonna arkasında en numaralı single ile kadın sanatçı için, Houston ile bağlı, üçüncü sıraya yerleşti. Sonuçta Rihanna'nın uzun bir numaralı single olarak "Şemsiye" aşarak, Billboard Hot 100 üstünde olmayan on hafta üst üste "Biz Aşk Bulundu", ve ülkedeki 2011 en uzun soluklu bir numara oldu.İngiltere'de, tek bir "Aşk Way You Lie" ve "(Dünyada) Sadece Girl" (2010) sonra, tek başına ülkede bir milyondan fazla kopya satmayı Rihanna'nın ikinci solo single (üçüncü genel) oldu. Dünya çapında on sekiz ülkede listelerin zirvesinde ve dünya çapında kayıtları bir dize kırma, otuz ülkede listelerinde ilk on yılında zirve, üstün bir küresel sansasyon "Biz Aşk Bulundu". Bu Rihanna'nın Japonya Hot 100 ve Yeni Zelanda'da onun en iyi satan tek single yüksek grafik haline geldi.Şarkı Radyo 1 Canlı Lounge'da Glee Cast hem Coldplay ve Jessie J dahil olmak üzere birçok popüler sanatçı tarafından kaplıydı. Daha sonra müzik video bir kez daha bu ödülü daha kazanmak için hiç Rihanna ilk kadın yapım 2012 MTV Video Müzik Ödülleri'nde 'Yılın Videosu' ödülünü kazandı. "You Da One" 11 Kasım 2011 tarihinde albümünden ikinci single olarak piyasaya sürüldü; İngiltere ve ABD hem de üst yirmi ulaşan ılımlı bir başarı oldu. Bu Twitter'da fanları soran sonra, erken 2012 yılında üçüncü single olarak Jay-Z sahip başlık parça izledi. Şu anda sırasıyla numaraları İngiltere'de 25 ve 31 ulaştı ve ABD olmuştur. 2011 yılı sonunda, Rihanna, İngiltere'de yılın en çok satan single sanatçısı seçildi 6000 adetlik bir satış farkla Adele gerisinde olan.
Erken 2012 yılında, Rihanna özelliğine sahip iki işbirlikleri serbest bırakıldı;Aynı adlı albümünden albümün Mylo Xyloto ve Drake XML'da Care Coldplay'in "Çin Prensesi". Her ikisi de şu sırasıyla, 20 ve dokuz Billboard Hot 100 üst yirmi ulaştı. Rihanna "Çin'de Princess Of" ve "Şemsiye" performans, Coldplay'in Mylo Xyloto turneye çıktı. O da Paralimpik kapanış töreninde gruba katıldı.
Şubat ayında, "Işıklar All" 2012 yılında 54. Grammy Ödülleri'nde Yılın Şarkısı, 'En İyi Rap Şarkısı "ve" En İyi Rap / Sung İşbirliği' aday, sonunda Rihanna'nın toplam Grammy getirerek, son iki ödül kazanan altı ödül. Daha sonra bu ay, Rihanna aynı bir önceki yıl kazanmak aşağıdaki, 'En İyi Uluslararası Kadın Sanatçı' filmiyle ikinci BRIT Ödülü kazandı.
2012 yılı Şubat ayında, o eski erkek arkadaşı Chris Brown Talk Rihanna'nın parça, "Birthday Cake", tam uzunlukta sürümü That Talk üzerinde özellikli sanatçı olduğu ileri sürülmektedir. Rihanna sonra spekülasyon bir hafta boyunca, onun 24. doğum gününden, 20 Şubat 2012 tarihinde, onun Twitter hesabına şarkıyı yayınlanmıştır zaman bu söylentiler daha sonra teyit edildi.Raporlar üç yıl önce dolayı Brown ve Rihanna'nın fiziksel kavgaya için, dünya çapında medya tartışmalara kazanmıştır. Eleştirmenler remix bir şok olarak geldiğini belirtti ve diğerleri sürümü tanıtım tarafını övdü iken Rihanna, genç kızlara kötü örnek teşkil ettiği için sert eleştirilerle karşı karşıya inanıyordu.Rihanna parça için şok edici remix ek olarak, çifti ayrıca, tartışmalara birlikte başka bir remix kaydedilmiş olması için bu kez körüklendi Brown'ın tek, daha sonra anlar serbest bırakıldı "Müzik Turn Up". "Birthday Cake" remix versiyonu şu anda Billboard Hot 100 sayı 24 ulaşmıştır.
, Rihanna ve onun eski erkek arkadaşı Chris Brown arasında iki işbirlikleri eşzamanlı sürümü takip etti bir tek sahip Jay-Z "Talk That Talk"; Onun "Birthday Cake" ve onun "Turn Up Müziği" remixleri. , "Nerede Have You Been" albümü en son tek, çeşitli ülkelerin üst yirmi zirve yaptı. "Cockiness (Love It)" asap Rocky featuring remix halinde yayımlanmıştır.
Rihanna o "belalı bir şey yapmak" istedim çünkü O bu projeyi seçti Mayıs 2012'de yayımlanan gevşek aynı adı oyun dayanmaktadır Peter Berg-Üretilen filmin Battleship, içinde Astsubay (GM2) Cora Raikes olarak ortaya çıktı ve ayrıca onun oynamak için çok büyük bir rol değildi çünkü. Rihanna ve döküm Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Japonya'da filmi terfi. Onun performansı "Bir Film tercih Breakout" için ona bir Teen Choice Ödülü kazandı. O Katy Perry çıktı: Part of Me, Dünya kıyamet komedi End kendini oynayan bir şarkıcı Katy Perry merkezleme 3D belgesel-konser filmi, ve de filme sahneleri.
2012 "Rebelle", Rihanna'nın ikinci koku serbest bırakılmasını gördüm. Rock Trend Rihanna'nın ilk TV programı, Sky Living Ağustos 2012 yılında İngiltere'de prömiyeri.On haftalık serisi, kendi giyim hatları ile up-and-coming İngiliz tasarımcıları yardımcı Rihanna, Nicola Roberts, Lysa Cooper ve Henry Holland görür. 19 Ağustos 2012 tarihinde, Rihanna Oprah Winfrey Amerikan prime time televizyon şovu Oprah Sonraki Bölüm ikinci sezon ilk bölüm çıktı.Bölüm puanları Oprah Winfrey Network tarihinin en yüksek ikinci yayın. Ekim ayında, Rihanna Billboard tarafından 1992-2012 arasında bir numaralı pop sanatçısı seçildi. Rihanna aynı zamanda tüm zamanların İngiltere'nin ikinci en çok satan kadın single sanatçısı seçildi.
2012 yılında, Rihanna Dünyada En Etkili 100 Kişisi Time dergisinin listesinde yirmi numaradan indi.Ertesi ay, Forbes Mayıs 2011 ve Mayıs 2012 tarihleri arasında 53 milyon dolar kazanç ile onu bir dünyanın en güçlü ünlü adlandırma, Ünlü 100 listesinde onu dördüncü sırada O sosyal ağ Facebook en popüler kadın oldu, çoğu-olan YouTube'da kadın sanatçı inceledi ve Sosyal Ağ Superstars Forbes listesinin en üstünde onu koyarak, Twitter dördüncü en takipçileri vardır. Facebook hayranları, YouTube görüşlerini ve Twitter takipçileri birleştirirken, Rihanna Lady Gaga arkasında dünyada sosyal ağ üzerinde ikinci en popüler ünlü. O beş yıl üst üste beş numara single, bir yıl içinde en çok bir numara single ile şarkıcı ve çoğu dijital bir numara single ile sanatçı için İngiltere'de ilk kadın gibi başlıklar belirterek, Guinness World Records, birden çok kayıt kazandıAmerika Birleşik Devletleri. Rihanna 47.571.000 milyon single ve albüm satmış olan, Amerika Birleşik Devletleri'nde tüm zamanların en çok satan dijital sanatçı seçildi. Kasım 2012'de, Rihanna "Çıplak", onun üçüncü koku yayımladı.
Rihanna'nın yedinci stüdyo albümü, Unapologetic, Amerika Birleşik Devletleri'nde Kasım 2012'de piyasaya sürüldü, albüm ülkede Rihanna'nın ilk sayı bir albüm işaretleme, 238.000 satış ile Billboard 200 bir numaradan giriş yaptı. Buna ek olarak, yüksek sesle onu beşinci stüdyo albümü (2010) geçerek, kariyerinin en çok satan ilk hafta oldu.Albüm İsviçre'de Rihanna'nın üçüncü ardışık numaralı Birleşik Krallık albüm ve beşinci oldu.Albümden kurşun single'ı "Diamonds", ABD Billboard Hot 100 de dahil olmak üzere, dünya genelinde yirmiden fazla ülkede bir numaraya ulaştı ile sanatçıların 'olarak Madonna ve Supreme ona bağlı grafikte onun onikinci bir numaragrafiğin tarihinin dördüncü en numara olanlar. Mikky Ekko sahip Albümün ikinci single'ı "Stay", ikinci ABD, tek ve ulaşan, genel üçüncü sayısı 19 olarak piyasaya sürüldü "Pour It Up" Billboard Hot 100 sayı üç olmak üzere, yirmiyi aşkın ülkede ilk beş ulaştıSıcak 100'e üzerine resmi bir remix Amerikalı rapçiler Young Jeezy, Rick Ross, Juicy J ve TI sahip Daha sonra dağıtıldı. "Right Now" sahip David Guetta albümünden dördüncü single olarak hizmet veren ve albüm yayınlanmadan önce promosyon olarak Hot 100 sayı elli kadar yükseldi, Rihanna yedi ülkede yedi gösterileri mini bir tur içinde 777 Tour, girişti yedi gün.Tur bir belgesel DVD sonra serbest bırakıldı.
55. Grammy Ödülleri'nde Şubat 2013'te, Rihanna (2011) "We Found Love" kategorisinde En İyi Kısa Müzik Videosu içinde, onu altıncı Grammy Ödülü kazandı. Yine bu ay, Official Charts Company Rihanna 2013 Brit Awards sanatçı adayları listesinde bir numarada sıralamasında, yalnız İngiltere'de geçen yıl 3.868.000 kayıtları sattığını duyurdu. Kasım 2013 yılında, Rihanna show yapımcısı ile, 2013 Amerikan Müzik Ödülleri'nde "Simge Ödülü" verildi, yorum Larry Klein: "İlk defa Simge Ödülü bir sanatçı onurlandırmak için kurulmuştur işler onun vücut yapmış derin bir etkisi küresel düzeyde pop müzik üzerinden [...] Rihanna'nın ikonik ve yenilikçi ses tüm zamanların en etkili ve en çok satan sanatçılarından biri olmak için onu sağladı. sesi "Amerikalı televizyon sunucusu Bill Maher olarak da Rihanna anılacaktır" bizim kuşağın ".
Rihanna'nın beşinci headliner konser turu, Diamonds Dünya Turu, Unapologetic destek Mar 2013 başladı. Rihanna Aynı ay, Amerikalı hip hop sanatçısı Wale onun tek "Bad" özelliğine Rihanna remix sürümünü yayımladı O Haziran 2013 yılında yayımlanan, Kıyamet mi Seth Rogen ve Evan Goldberg komedi filmi ortaya çıktı. Ekim 2013 yılında, Eminem onun Rihanna destekli tek, "Canavar", onun sekizinci stüdyo albümü The Marshall Mathers LP 2 (2013) dördüncü serbest bıraktı. Bir numaradan İngiltere Singles Chart giren şarkı ile, Rihanna Elvis Presley ve sadece biri olarak görür üç grafiğin tarihinin üst üste yedi yıldır bir numara tek her yıl gol atan Beatles katıldı.Şarkı da grafiğin 55 yıllık tarihindeki üçüncü en numarası olanlar için Michael Jackson ile onu bağlıyor, Rihanna'nın onüçüncü grafik kaban işareti olan, Billboard Hot 100 listesinde bir numarada yükseldi. Ayrıca, Rihanna hızlı solo sanatçı sadece Beatles daha hızlı taksitli ulaşan, Mariah Carey (yedi yıllık, sekiz ay 19 gün) tarafından düzenlenen önceki rekor aşarak, 13 sayı olanları elde etmek oldu.
Şubat 2013'te, Rihanna onu kişisel stilist Adam Selman ile işbirliği, İngiliz sokak moda markası River Island için Londra Moda Haftası'nda ilk kadın bahar moda koleksiyonunu sundu. Bunlar marka, 25 Mayıs 2013 tarihinde yayımlanan bir yaz baskısında ve 10 Eylül, 2013 River Island için dördüncü ve son koleksiyonu yayınlandı sonbahar sayısı için iki koleksiyon yayınlanan, kış edition Bu arada 2013, 7 Kasım'da serbest bırakıldı , Rock Trend ABD versiyonu Bravo ile ilgili, 25 Ekim 2013 prömiyeri. 2013 yılında, şarkıcı MAC Kozmetik ile işbirliği ve "RiRi kalpleri MAC" olarak adlandırılan makyaj kendi yaz, sonbahar ve tatil hatları yayımladı. Temmuz 2013 yılında lager prodüksiyon şirketi Budweiser Rihanna da Jay-Z birlikte oynadığı, "Müzik Made For" global kampanyasının bir parçası haline geldiğini açıkladı. Bir Ticari video şarkıcı ve "Right Now" şarkısını içeren serbest bırakıldı. "Rogue" başlıklı Rihanna'nın dördüncü kadın koku, 14 Eylül 2013 tarihinde serbest bırakıldı.
|
|
|
|