| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Emmy Noether Kimdir - Amalie Emmy Noether Biyografi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:21 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Emmy Noether Kimdir - Amalie Emmy Noether Biyografi
Amalie Emmy Noether;[1] 23 Mart 1882 – 14 Nisan 1935), soyut cebir ve kuramsal fiziğe olan çığır açıcı katkılarıyla bilinen bir Alman matematikçidir. Pavel Alexandrov, Albert Einstein, Jean Dieudonné, Hermann Weyl, Norbert Wiener ve daha birçok kişi tarafından halka, alan, ve cebir teorilerinde devrim yaratan, tarihin en önemli kadın matematikçisi olarak nitelendirmiştir.[2][3] Noether teoremi simetri ile korunum yasaları arasındaki temel bağı açıklar.[4]
Bavyera’nın Erlangen kasabasında Yahudi bir ailede doğmuştur. Babası matematikçi Max Noether’dir. Gerekli sınavları geçtikten sonra Fransıca ve İngilizce öğretmeyi planlamıştır ama sonunda babasının ders verdiği Erlangen Üniversitesi’nde matematik okumuştur. 1907’de Paul Gordan’ın danışmanlığında tezini bitirdikten sonra Erlangen Matematik Enstitüsünde maaş almadan yedi yıl çalışmıştır. O zamanlar kadınlar akademik pozisyonlardan dışlanmışlardı). 1915’de David Hilbert ve Felix Klein tarafından Göttingen Üniversitesinin dünyaca ünlü matematik araştırma merkezi olan, matematik bölümüne katılması için çağrıldı. Fakat üniversite yönetimi tarafından reddedildi ve dört yıl daha Hilbert adına ders vermeye devam etti. Ders verme hakkı 1919’da verildi, bu sayede Privatdozent (Germenik üniversitelerde, sahibinin, profesörlük makamına sahip olmaksızın bağımsız olarak ders verebileceği anlamını taşıyan unvan) unvanını alabildi.
1933’e kadar Göttingen matematik bölümünün ileri gelen üyeleri arasındaki yerini sürdürdü; öğrencilerine zaman zaman “Noether oğlanları” denirdi. 1924’de Hollandalı matematikçi B. L. van der Waerden öğrencisi oldu ve kısa zaman içinde Noether’in çalışmalarının önde gelen yorumcusu oldu; Noether’in çalışmaları öğrencisinin yazdığı 1931 tarihli ders kitabı, Modern Cebir’in’in ikinci cildinin temelini oluşturuyordu. 1932 Zürih Uluslararası Matematik Konferansı’na katılımına kadar, cebirsel yetenekleri tüm dünyada tanınmıştı. Ertesi yıl Alman Nazi hükümeti Yahudileri üniversite pozisyonlarından çıkarttı ve Noether, Pensilvanya’daki Bryn Mawr Üniversitesinde bir pozisyona geçmek üzere Amerika Birleşik Devletlerine taşındı. 1935’de yumurtalıklarındaki kist için ameliyata girdi, iyileşme belirtilerine rağmen dört gün sonra 53 yaşında öldü.
Noether’in matematik çalışmaları üç “dönem”e ayrılmıştır.[5] İlkinde (1908-19), cebirsel değişmezler ve sayı alanlarıüzerine etkin katkılar sağlamıştır. Varyasyonlar hesabındaki diferansiyel sabitler üzerine çalışmaları, Noether teoremi, “modern fiziğin gelişmesine yol gösteren şimdiye kadar kanıtlanmış en önemli matematik teorilerisi” olarak sayılır.[6] İkinci dönemde (1920–26), “soyut cebri değiştiren” çalışmasına başladı.[7] Noether, Idealtheorie in Ringbereichen (Theory of Ideals in Ring Domains, 1921) isimli makalesinde değişmeli halkalarda idealler teorisini geniş kullanıma sahip kuvvetli bir araç haline getirmiştir. Artan zincir koşulunu zarifçe kullanmıştır ve bu sebeple bu koşulu sağlayan nesnelere Noetherian denir. Üçüncü döneminde (1927-1935), değişmez cebirler ve hiperkompleks sayılar hakkında başlıca işler yayınlamıştır ve grupların representation teorisi ve modüller ve idealler teorilerini birleştirmiştir. Kendi yayınlarının yanı sıra Noether fikirleri konusunda da oldukça cömertti ve başka matematikçiler tarafından yayınlanan işlerde, bu işlerin alanlarının uzaklağına rağmen defalarca referans olarak verildi.
Biyografi
Emmy’nin babası Max Noether, Almanya’da tüccar bir aileden geliyordu. Çocuk felci yüzünden on dört yaşında felç olmuştu. Hareket kabiliyetini geri kazandı, fakat bir bacağı iyileşmedi. Çoğunlukla kendi kendine öğrenerek 1868’de Heidelberg Üniversitesinden doktor ünvanı aldı. Orada yedi yıl ders verdikten sonra varlıklı bir tüccar kızı olan karısı Ida Amalia Kaufmann ile tanıştığı ve evlendiği Erlangen, Bavyera’da bir pozisyona geçti.[8][9][10][11] Max Noether’in matematiğe katkısı Alfred Clebsch yolundan giderek cebirsel geometriye oldu. En çok bilinen çalışmaları Brill–Noether teorisi ve AF+BG teoremidir. Max Noether teoremi' gibi birkaç teorem daha onunla ilişkilendirilmiştir.
Emmy Noether dört çocuğun ilki olarak 23 Mart 1882’de doğmuştur. İlk ismi annesi ve babaannesinin adına, "Amalie"’dir, ama genç yaşta orta ismini kullanmaya başlamıştır. Bir kız olarak ailede çok sevilirdi. Akıllı ve arkadaş canlısı olarak bilinmekle birlikte akademik olarak dikkat çekmemiştir. Emmy miyoptu ve çocukken kekeliyordu. Bir aile arkadaşı yıllar sonra Emmy’nin bir bulmacayı hızla çözerek erken yaşta üstün zekasını belli ettiğini anlatmıştır.[12] Emmy zamanındaki birçok kız gibi yemek ve temizlik yapmayı öğrenmiş, piyano dersleri almıştır. Bu aktivitelerin hiçbirini tutkuyla yapmamış fakat dans etmeyi çok sevmişti.[13][9]
Kendisinden küçük üç erkek kardeşi vardı. En büyüğü Alfred, 1883’te doğmuştu, 1909’da Erlangen’de kimya alanında doktor ünvanını aldı, 9 yıl sonra öldü. Fritz Noether, 1884’de doğmuştur, akademik başarıları ile hatırlanır: Münih’de okuduktan sonra uygulamalı matematikte itibar kazanmıştır. En küçükleri, Gustav Robert, 1889’da doğmuştur. Hayatı ile ilgili çok az bilinen vardır; kronik bir hastalık sebebiyle 1928’de ölmüştür
Erlangen Üniversitesi
Paul Gordan, Noether'in değişmezler alanındaki doktora tezine danışmanlık etti.
Emmy Noether Fransızca ve İngilizcede erken yetkinlik gösterdi. 1900 baharında iki dil için de öğretmenlik sınavına girdi ve sehr gut (çok iyi) olarak notlandırıldı. Bu performansı kız okullarında ders verme hakkı kazandırdı, ama Erlangen Üniversitesindeki çalışmalarına devam etmeye karar verdi.
Bu alışılmadık bir karardı; iki yıl öncesinde Üniversite Senatosu karma eğitimin “akademik düzeni bozacağını” açıklamıştı.[16] 986 öğrenciden oluşan bir üniversitedeki yalnızca iki kız öğrenciden biri olan Noether’in derse katılmasından ziyade denetim yapmasına izin veriliyordu, bunun için de dersine katılmak istediği profesörlerden özel izin alması gerekiyordu. Bütün engellere rağmen 14 Temmuz 1903’de Nürnberg’de bir Realgymnasium’da mezuniyet sınavını geçti.[17][18][19]
1903-04 kış dönemini Göttingen Üniversitesinde okudu, astronom Karl Schwarzschild, matematikçi Hermann Minkowski, Otto Blumenthal, Felix Klein, ve David Hilbert’in derslerine katıldı. Kısa bir süre sonra kadınların o üniversitede katılımına dair kısıtlamalar yürülükten kaldırıldı.
Noether Erlangen’e döndü. Üniversiteye resmen 24 Ekim 1904’e de girdi ve matematik üzerine yoğunlaşmak istediğini beyan etti. Paul Gordan’ın gözetimi altında Über die Bildung des Formensystems der ternären biquadratischen Form (On Complete Systems of Invariants for Ternary Biquadratic Forms, 1907) tezini yazdı. İyi karşılanmış olmasına rağmen Noether sonradan tezinin “çerçöp” olduğunu söylemiştir.[20][21][22]
Sonraki yedi yıl (1908-15) Erlangen Üniversitesi Matematik Enstitüsünde maaş almadan, zaman zaman hastalığı nedeniyle ders veremeyecek durumda olan babasının yerine geçerek öğretmenlik yaptı. 1910 ve 1911’de üç değişkeni “n” değişkene çıkararak tezine ilave yaptı.
Noether bazen meslektaşı Ernst Fischer’le soyut cebir tartışmak için posta kartı kullanırdı. Bu posta kartı 10 Nisan 1915 tarihlidir.
Gordan 1910 baharı emekli oldu, ama kısa bir zaman sonra Breslau’da bir pozisyon için ayrılan halefi Erhard Schmidt ile arada bir ders vermeye devam etti. Gordan ders vermeyi tamamıyla 1911’de Schmidt'in yerine geçen Ernst Fischer’in gelmesiyle bıraktı ve Aralık 1912’de öldü.
Hermann Weyl’e göre Fischer, özellikle David Hilbert’nin çalışmalarıyla kendisini tanıştırması sebebiyle Noether üzerinde önemli bir esin kaynağıydı. Noether 1913’den 1916’ya kadar Hilbert metodlarının kapsamını genişleterek ve rasyonel fonksiyonların alanı ve sonlu grupların değişmezleri gibi matematiksel objelere uygulayarak yazdığı makaleleri yayımladı. Bu evre, çığır açıcı katkıda bulunduğu matematik alanı soyut cebir ile bağlantısının başlangıcıdır.
Noether ve Fischer matematiği haz duyarak paylaştılar; çoğu zaman dersler bittikten sonra bile tartışmaya devam ederlerdi. Noether’in devam eden matematiksel düşüncelerini kartpostalla Fischer’e gönderdiği biliniyor.
Göttingen Üniversitesi
1915 baharı, Noether David Hilbert ve Felix Klein tarafından Göttingen Üniversitesine dönmesi için çağrıldı. Fakat bu işe alma gayretleri yersiz kaldı. Felsefe Fakültesi öğretim üyeleri, dil bilimci ve tarihçiler, kadınların privatdozent olmamaları konusunda ısrar ettiler. Bir fakülte üyesi: “Askerlerimiz üniversiteye döndükleri zaman, bir kadının ayağında öğrenim görmeleri gerektiğini öğrenince ne düşünecekler?” diyerek protesto etti.[26][27][28][29] Hilbert içerleyerek karşılık verdi; “Adayın cinsiyetini “privatdozent” olarak kabul edilmesine karşı bir sav olarak görmüyorum. Sonuç olarak biz bir üniversiteyiz, hamam değil."[26][27][28][29]
In 1915’de David Hilbert bazı meslektaşlarının, kadınların üniversitede öğretim vermemesi gerektiği görüşlerine karşı çıkarak Noether’i Göttingen Üniversitesi matematik bölümüne davet etti.
Noether Nisan’ın sonuna doğru Göttingen’e yola çıktı, iki hafta sonra annesi Erlangen’de öldü. Annesinin daha önce gözünden tedavi olduğu bilinmektedir fakat bu durumun ölümüne olan etkisi bilinmemektedir. Bu sırada Noether’in babası emekli oldu ve erkek kardeşi I. Dünya Savaşına katılmak üzere Alman Ordusuna katıldı. Yaşlı babasına bakmak üzere birkaç haftalığına Erlangen’e döndü.[30]
Göttingen’de ders verdiği ilk yıl resmi bir pozisyonu yoktu ve maaş almıyordu; ailesi, odasını, tahtasını ve akademik işlerini desteklediler. Dersleri çoğunlukla Hilbert’in adı altında duyuruluyordu ve Noether çoğu zaman “yardım” da bulunuyordu.
Göttingen’e vardıktan kısa bir süre sonra şimdi Noether teoremi olarak kabul edilen, korunma yasalarılarının türevlenebilir fiziksel bir sistemin simetrisiyle ilişkili olduğunu gösteren teoremi kanıtlayarak yeteneklerini gösterdi.[28][29] Amerikalı fizikçiler Leon M. Lederman ve Christopher T. Hill kitapları Symmetry and the Beautiful Universe’de Noether teoremini “Kuşkusuz şimdiye kadar kanıtlanmış en önemli matematik teoremlerinden biri, modern fiziğin gelişimine yol göstermekte Pisagor teoremi ile yarışacak düzeyde” diyerek tanımlamışlardır.[6]
Göttingen Üniversitesindeki matematik bölümü Noether’e ders verme hakkını, ders vermeye başladıktan dört yıl sonra, 1919’da verdi.
I. Dünya Savaşı bittiğinde 1918-1919 Alman Devrimi sosyal tavırda kayda değer bir değişime neden oldu, buna kadın haklarındaki artış da dahildi. 1919’da Göttingen Üniversitesi Noether’e ders verme hakkını verdi. Sözlü sınav Mayısın sonunda yapıldı, Haziranda başarıyla “ders verme hakkını” aldı.
Üç yıl sonra Prusya Bilim Sanat ve Eğitim bakanından mektup aldı. Mektupta ona nicht beamteter ausserordentlicher Professor (kadrosuz, sınırlı idari yetkili öğretmenlik) ünvanı veriliyordu.[31]). Bu ödeme yapılmayan alt düzey bir profösörlük, bir kamu hizmeti pozisyonuydu. Çalışmalarının önemini tanımakla birlikte, maaş sağlamıyordu. Noether bir yıl sonra Lehrbeauftragte für Algebra özel poziyonuna geçene kadar, verdiği dersler için maaş almıyordu
Soyut cebir üzerine çığır açıcı çalışması
Noether teoreminin fizik üzerinde derin bir etkisi olmasına rağmen, matematikçiler arasında Noether soyut cebire olan çığır açıcı katkılarıyla hatırlanır. Nathan Jacobson says in his Introduction to Noether's Collected Papers,
« Soyut cebirin gelişimi -yirminci yüzyıl matemetiğinin en belirgin icatı, yayımladığı makaleleri, dersleri, çağdaşlarına esin kaynağı olarak Noether sayesinde olmuştur. »
Noether'in cebir üzerine çığır açıcı çalışması 1920’de başladı. W. Schmeidler ile bir halkadaki sol ve sağ idealleri tanımladıkları ideal teori makalesini yayımladı. Ertesi yıl matematikteki idealleri göz önüne alarak azalan zincir şartını incelediği Idealtheorie in Ringbereichen adlı makaleyi yayımladı. Meşhur cebirci Irving Kaplansky bu işi “devrimsel” olarak tanımladı.;[35] makalenin yayımlanması "Noetherian halkası" teriminin yaygınlaşmasına ve bazı matematiksel nesnelere Noetherian denmesine neden oldu..[35][36][37]
1924’de genç matematikçi B. L. van der Waerden, Göttingen Üniversitesine geldi. En baştan çok değerli soyut kavramsallaştırma metotları sunan Noether ile çalışmaya başladı. Sonraları Van der Waerden, Noether’in özgünlüğünün “karşılaştırılamaz derecede” olduğunu söylemiştir.[38] 1931’de “Modern Cebir” adlı yazısını yayımladı, ikinci baskısında Noetherden çok fazla alıntı vardır. Noether tanıma istemese de yedinci baskısına “E. Artin ve E. Noether’in dersleri üzerine” diye not düşmüştür.[39][40][41] Noether bazen meslektaşlarının kendi fikirleri ile övgü almalarına, kendi çalışmaları çevresinde kariyer yapmalarına izin verdi.[41][42]
Van der Waerden'in ziyareti birçok matematikçinin matematiksel ve fiziksel araştırmada merkez olan Göttingen’e gelişiyle birlikte olmuştu. 1926’dan 1930’a kadar Rus topolojist Pavel Alexandrov Göttingen Üniversitesinde ders verdi, Noether ile kısa zaman içinde yakın arkadaş oldular. Saygısının ve sevgisini göstermek için ona “der Noether” diye, Almancadaki erkek articleını kullanarak hitap etmeye başladı. Noether Van der Waerden'e Göttingen’de kalıcı bir profesörlük pozisyonu ayarlamaya çalıştı, ama yalnızca Rockefeller Foundation’dan burs ayarlayabildi.[43][44] Düzenli olarak buluştular, cebir ve topolojinin ortaklıkları üzerine tartıştılar. Alexandrov, anma töreninde Emmy Noether’i “gelmiş geçmiş en iyi kadın matematikçi olarak” tanımladı
Dersleri ve öğrencileri
Noether Göttingen’de bir düzineden fazla doktora öğrencisine danışmanlık yaptı. İlk öğrencilerinden biri Grete Hermanndı, tezini Şubat 1925’de savundu. [46] Noether aynı zamanda, henüz lisans öğrencisi olan, sonradan aritmetik geometri alanına katkılarda bulunan Max Deuring’e; Fitting teoremi, Fitting lemma ile hatırlanan Hans Fitting’e; Tsen teoremini kanıtlayan Zeng Jiongzhi’ye danışmanlık yaptı. Hauptidealsatz ve değişmeli halka için olan boyut teorisi ile değişmeli cebiri geliştiren Wolfgang Krull ile yakından çalıştı.
Doktora öğrencilerinin listesi
Tarih Öğrenci İsmi Tez Başlığı Üniversite Yayımlanma
1911.12.16 Falckenberg, Hans Verzweigungen von Lösungen nichtlinearer Differentialgleichungen
Ramifications of Solutions of Nonlinear Differential Equations§
Erlangen Leipzig 1912
1916.03.04 Seidelmann, Fritz Die Gesamtheit der kubischen und biquadratischen Gleichungen mit Affekt bei beliebigem Rationalitätsbereich
Complete Set of Cubic and Biquadratic Equations with Affect in an Arbitrary Rationality Domain§
Erlangen Erlangen 1916
1925.02.25 Hermann, Grete Die Frage der endlich vielen Schritte in der Theorie der Polynomideale unter Benutzung nachgelassener Sätze von Kurt Hentzelt
The Question of the Finite Number of Steps in the Theory of Ideals of Polynomials using Theorems of the Late Kurt Hentzelt§
Göttingen Berlin 1926
1926.07.14 Grell, Heinrich Beziehungen zwischen den Idealen verschiedener Ringe
Relationships between the Ideals of Various Rings§
Göttingen Berlin 1927
1927 Doräte, Wilhelm Über einem verallgemeinerten Gruppenbegriff
On a Generalized Conceptions of Groups§
Göttingen Berlin 1927
died before defense Hölzer, Rudolf Zur Theorie der primären Ringe
On the Theory of Primary Rings§
Göttingen Berlin 1927
1929.06.12 Weber, Werner Idealtheoretische Deutung der Darstellbarkeit beliebiger natürlicher Zahlen durch quadratische Formen
Ideal-theoretic Interpretation of the Representability of Arbitrary Natural Numbers by Quadratic Forms§
Göttingen Berlin 1930
1929.06.26 Levitski, Jakob Über vollständig reduzible Ringe und Unterringe
On Completely Reducible Rings and Subrings§
Göttingen Berlin 1931
1930.06.18 Deuring, Max Zur arithmetischen Theorie der algebraischen Funktionen
On the Arithmetic Theory of Algebraic Functions§
Göttingen Berlin 1932
1931.07.29 Fitting, Hans Zur Theorie der Automorphismenringe Abelscher Gruppen und ihr Analogon bei nichtkommutativen Gruppen
On the Theory of Automorphism-Rings of Abelian Groups and Their Analogs in Noncommutative Groups§
Göttingen Berlin 1933
1933.07.27 Witt, Ernst Riemann-Rochscher Satz und Zeta-Funktion im Hyperkomplexen
The Riemann-Roch Theorem and Zeta Function in Hypercomplex Numbers§
Göttingen Berlin 1934
1933.12.06 Tsen, Chiungtze Algebren über Funktionenkörpern
Algebras over Function Fields§
Göttingen Göttingen 1934
1934 Schilling, Otto Über gewisse Beziehungen zwischen der Arithmetik hyperkomplexer Zahlsysteme und algebraischer Zahlkörper
On Certain Relationships between the Arithmetic of Hypercomplex Number Systems and Algebraic Number Fields§
Marburg Braunschweig 1935
1935 Stauffer, Ruth The construction of a normal basis in a separable extension field Bryn Mawr Baltimore 1936
1935 Vorbeck, Werner Nichtgaloissche Zerfällungskörper einfacher Systeme
Non-Galois Splitting Fields of Simple Systems§
Göttingen
1936 Wichmann, Wolfgang Anwendungen der p-adischen Theorie im Nichtkommutativen
Applications of the p-adic Theory in Noncommutative Algebras§
Göttingen Monatshefte für Mathematik und Physik (1936) 44, 203–24.
Adını veren matematiksel konular
Noetherian
Noetherian öbeği
Noetherian halkası
Noetherian modülü
Noetherian uzayı
Noetherian indiksiyonu
Noetherian şeması
Noether normalleştirme lemma
Noether problemi
Noether teoremi
Noether'in ikinci teoremi
Lasker–Noether teoremi
Skolem–Noether teoremi
Albert–Brauer–Hasse–Noether teoremi
DEUTSCH
Emmy Noether (Amalie Emmy Noether)
(* 23. März 1882 in Erlangen; † 14. April 1935 in Bryn Mawr, Pennsylvania) war eine deutsche Mathematikerin, die grundlegende Beiträge zur abstrakten Algebra und zur theoretischen Physik lieferte. Insbesondere hat Noether die Theorie der Ringe, Körper und Algebren revolutioniert. Das nach ihr benannte Noether-Theorem gibt die Verbindung zwischen Symmetrien von physikalischen Naturgesetzen und Erhaltungsgrößen an.
Herkunft und Jugend
Gedenktafel am Geburtshaus Emmy Noethers in Erlangen (Hauptstraße 23)
Emmy Noether stammte aus einer gutsituierten jüdischen Familie. Heute erinnert eine Tafel in der Erlanger Hauptstraße an ihr Geburtshaus. Ihr Vater Max Noether hatte einen Lehrstuhl für Mathematik an der Universität Erlangen inne. Ihr jüngerer Bruder, der Mathematiker Fritz Noether, floh vor den Nationalsozialisten in die Sowjetunion, wo er im Zuge des Großen Terrors wegen angeblicher antisowjetischer Propaganda verurteilt und erschossen wurde.
Emmy Noether zeigte in mathematischer Richtung keine besondere Frühreife, sondern hatte in ihrer Jugend Interesse an Musik und Tanzen. Sie besuchte die Städtische Höhere Töchterschule – das heutige Marie-Therese-Gymnasium – in der Schillerstraße in Erlangen. Dort wurde damals aber Mathematik nicht intensiv gelehrt. Im April 1900 legte sie die Staatsprüfung zur Lehrerin der englischen und französischen Sprache an Mädchenschulen in Ansbach ab. 1903 holte sie in Nürnberg die externe Abiturprüfung am Königlichen
Realgymnasium nach.
Studium und Beruf
1903 wurden Frauen erstmals an bayerischen Universitäten zum Studium zugelassen, was auch Emmy Noether die Immatrikulation in Erlangen erlaubte. Vorher hatte sie bereits mit Erlaubnis einzelner Professoren als Gasthörerin Vorlesungen in Göttingen besucht, musste jedoch aufgrund einer Krankheit zurück nach Erlangen. Dort promovierte sie 1907 in Mathematik bei Paul Gordan. Sie war damit die zweite Deutsche, die an einer deutschen Universität in Mathematik promoviert wurde.[1] 1908 wurde sie Mitglied des Circolo Matematico di Palermo, 1909 trat sie der Deutschen Mathematiker-Vereinigung bei.
1909 wurde sie von Felix Klein und David Hilbert nach Göttingen gerufen, da sie auf dem Forschungsgebiet der Differentialinvarianten mittlerweile eine wirkliche Größe war. Göttingen war zu dieser Zeit das führende mathematische Zentrum Deutschlands und in der Welt. Durch Klein und Hilbert ermutigt, stellte Noether am 20. Juli 1915 einen Antrag auf Habilitation in Göttingen. Der Antragstellung folgten intensive kontroverse Diskussionen in der Fakultät, wo sich viele Fakultätsangehörige grundsätzlich gegen eine Habilitation von Frauen aussprachen. Letztlich konnten sich aber Hilbert und Klein durchsetzen (berühmt wurde die in diesem Zusammenhang gefallene Äußerung Hilberts, eine Fakultät sei doch keine Badeanstalt).[2] Da die Habilitation von Frauen an preußischen Universitäten durch einen Erlass vom 29. Mai 1908 untersagt war, stellte die mathematisch-naturwissenschaftliche Abteilung der philosophischen Fakultät Göttingen am 26. November 1915 einen offiziellen Antrag an den preußischen Minister:
„Eure Exzellenz
bittet die mathematisch-naturwissenschaftliche Abteilung der philosophischen Fakultät der Göttinger Universität ehrerbietigst, ihr im Falle des Habilitationsgesuches von Fräulein Dr. Emmy Noether (für Mathematik) Dispens von dem Erlaß des 29. Mai 1908 gewähren zu wollen, nach welchem die Habilitation von Frauen unzulässig ist.“[3]
Explizit wurde noch hinzugefügt, dass es keinesfalls um Aufhebung des Habilitationsverbots für Frauen ginge, sondern nur um eine einmalige Ausnahmegenehmigung für Frl. Dr. Noether:
„Unser Antrag zielt auch nicht dahin, um Aufhebung des Erlasses vorstellig zu werden; sondern wir bitten nur um Dispens für den vorliegenden einzigartig liegenden Fall.“[3]
In der abschlägigen Antwort des Ministers vom 5. November 1917 hieß es:
„Die Zulassung von Frauen zur Habilitation als Privatdozent begegnet in akademischen Kreisen nach wie vor erheblichen Bedenken. Da die Frage nur grundsätzlich entschieden werden kann, vermag ich auch die Zulassung von Ausnahmen nicht zu genehmigen, selbst wenn im Einzelfall dadurch gewisse Härten unvermeidbar sind. Sollte die grundsätzliche Stellungnahme der Fakultäten, mit der der Erlaß vom 29. Mai 1908 rechnet, eine andere werden, bin ich gern bereit, die Frage erneut zu prüfen.“[4]
Emmy Noether blieb daraufhin nichts anderes übrig, als ihre Vorlesungen unter dem Namen von Hilbert anzukündigen, als dessen Assistentin sie fungierte.
Nach dem Ersten Weltkrieg und dem Zusammenbruch des Kaiserreichs kam es in der Weimarer Republik zu einer allgemeinen rechtlichen Besserstellung der Frauen. Neben dem Wahlrecht wurde auch die Habilitationsordnung so geändert, dass auch weibliche Kandidatinnen zur Habilitation zugelassen werden konnten. So konnte sich Emmy Noether 1919 habilitieren und war damit die erste Frau, die sich in Deutschland in Mathematik habilitierte. Sie war außerdem die erste Frau in Deutschland, die eine (nichtbeamtete) Professur erhielt.[5] Dennoch bekam sie erst 1922 eine außerordentliche Professur und erst 1923 ihren ersten bezahlten Lehrauftrag. Bis zur Hyperinflation im selben Jahr lebte sie sehr sparsam von einer Erbschaft. 1928/29 übernahm sie eine Gastprofessur in Moskau, 1930 in Frankfurt am Main. Bei ihrer Rückkehr aus der Sowjetunion äußerte sie sich sehr positiv über die dortige Lage, weshalb ihr die Nazis später unterstellten, eine Kommunistin zu sein. Emmy Noether bekannte sich zum Pazifismus und war von 1919 bis 1922 Mitglied der USPD, danach bis 1924 der SPD. Zusammen mit Emil Artin erhielt sie 1932 den Ackermann-Teubner-Gedächtnispreis für ihre gesamten wissenschaftlichen Leistungen. 1932 hielt sie einen Plenarvortrag auf dem Internationalen Mathematikerkongress in Zürich (Hyperkomplexe Systeme und ihre Beziehungen zur kommutativen Algebra und zur Zahlentheorie).
USA
1933 wurde Emmy Noether infolge des euphemistisch so genannten Berufsbeamtengesetzes des Naziregimes ihre Lehrerlaubnis entzogen. Emmy Noether emigrierte daraufhin in die USA. Vor dieser Entscheidung zog sie auch in Betracht, nach Moskau zu gehen. Doch die Bemühungen ihres dortigen Freundes, des bedeutenden Topologen Pawel Alexandrow, bei den sowjetischen Behörden eine Bewilligung zu erwirken, zogen sich zu lange hin. In Amerika half ihr ehemaliger Göttinger Kollege Hermann Weyl, eine Stelle für sie zu finden. Ende 1933 erhielt sie eine Gastprofessur am Women’s College Bryn Mawr in Pennsylvania. Ab 1934 hielt Emmy Noether auch Vorlesungen am Institute for Advanced Study. Sie kam 1934 noch einmal nach Europa und besuchte Emil Artin und ihren Bruder Fritz in Deutschland. Emmy Noether verstarb am 14. April 1935 an den Komplikationen einer Unterleibsoperation, die wegen eines Tumors notwendig geworden war. Sie fand ihre letzte Ruhestätte unter dem Kreuzgang in der M. Carey Thomas Library in Bryn Mawr.
Wirken
Büste in der Ruhmeshalle in München
Emmy Noether gehört zu den Begründern der modernen Algebra. Ihre mathematische Profilierung entwickelte sich in der Zusammenarbeit und Auseinandersetzung mit dem Erlanger Professor Paul Gordan, der auch ihr Doktorvater wurde. Man nannte Gordan gerne den „König der Invarianten“. Die Invariantentheorie beschäftigte Emmy Noether bis in das Jahr 1919 entschieden.
Abweichend von Gordans Interessensschwerpunkten wandte sich Noether der Auseinandersetzung mit den abstrakten algebraischen Methoden zu. Gordan hatte Hilberts Beweis seines Basistheorems, der viele Resultate Gordans verallgemeinerte, aber ein reiner Existenzbeweis war, mit den Worten kommentiert, dass dies nicht Mathematik, sondern Theologie sei.[6]
Ab 1920 verlegte sie ihren Forschungsschwerpunkt auf die allgemeine Idealtheorie. In Göttingen gründete sie eine eigene Schule: Seit Mitte der 1920er Jahre fand sie eine Reihe von hochbegabten Schülern aus aller Welt, die sich um sie scharten. Ihre Studenten nannte sie ihre „Trabanten“ oder die „Noether-Knaben“. Zu ihren Doktoranden zählen Grete Hermann, Jakob Levitzki, Max Deuring, Ernst Witt, dessen offizieller Betreuer Herglotz war, Heinrich Grell, Chiungtze Tsen, Hans Fitting, Otto Schilling und zu ihrem Schülerkreis Bartel Leendert van der Waerden.
In Göttingen, damals Weltzentrum mathematischer Forschung, war sie die einflussreichste akademische Lehrerin in der Generation nach Hilbert. Van der Waerden schrieb in seinem berühmten zweibändigen Algebrawerk, dass es auch auf Vorlesungen von Emil Artin und Emmy Noether aufbaute. Emmy Noether wird auch eine entscheidende Rolle bei der Durchsetzung abstrakter algebraischer Methoden in der Topologie zugeschrieben, fast ausschließlich durch mündliche Beiträge zum Beispiel in den Vorlesungen von Heinz Hopf 1926/27 in Göttingen und in ihren eigenen Vorlesungen um 1925.[7] Das beeinflusste auch den Topologen Pawel Sergejewitsch Alexandrow, der Göttingen besuchte.
Auch in der theoretischen Physik leistete sie Außerordentliches und legte 1918 mit dem Noether-Theorem[8] den Grundstein zu einer neuartigen Betrachtung von Erhaltungsgrößen. Im letzten Viertel des 20. Jahrhunderts entwickelte sich das Noether-Theorem zu einer der wichtigsten Grundlagen der Physik.
Ehrungen
Nach Emmy Noether sind folgende mathematische Strukturen und Sätze benannt:
Noethersche Induktion: Eine Variante der transfiniten Induktion.
Noetherscher Modul: Ein R-Linksmodul, in dem jeder Untermodul endlich erzeugt ist.
Noetherscher Normalisierungssatz: Eine endlich erzeugte Algebra über einem Körper ist endlich über einem Polynomring.
Noethersche Ordnung: Eine halbgeordnete Menge, die keine unendlichen echt absteigenden Ketten enthält.
Noetherscher Raum: Ein topologischer Raum, in dem eine aufsteigende Kettenbedingung für offene Mengen gilt.
Noetherscher Ring: Ein Ring, der als R-Linksmodul und als R-Rechtsmodul noethersch ist.
Noether-Theorem: Zu jeder kontinuierlichen Symmetrie eines physikalischen Systems gehört eine Erhaltungsgröße.
Weiter sind nach Emmy Noether benannt:
Das Emmy Noether-Programm der Deutschen Forschungsgemeinschaft zur Förderung junger Wissenschaftler und Wissenschaftlerinnen
Die Noether Lecture, eine jährliche Ehrung der Association for Woman in Mathematics in den USA für Frauen, die fundamentale und nachhaltige Beiträge zur Mathematik geleistet haben
Der Emmy-Noether-Campus der Universität Siegen am Fischbacher Berg, auf dem die Fachbereiche der Mathematik und der Physik beheimatet sind
Die Emmy-Noether-Oberschule, ein Gymnasium in Berlin Treptow-Köpenick
Das Emmy-Noether-Gymnasium, ein naturwissenschaftlich-technologisches Gymnasium in Erlangen-Bruck
Der größte Hörsaal im mathematischen Institut der Universität Erlangen-Nürnberg
Der Krater Nöther auf der Rückseite des Mondes
Der Hauptgürtel-Asteroid 7001 Noether
Straßen in zahlreichen Städten, unter anderem in Bonn, Bremen, Erlangen, Freiburg, Göttingen, Karlsruhe, Köln, Leverkusen, Lüneburg und München.
Weitere Ehrungen:
Seit April 2009 steht Emmy Noethers Büste in der Ruhmeshalle in München.
Eine – literarisch freie – Würdigung ihres Lebens und Wirkens findet sich im Roman „Abendland“ von Michael Köhlmeier.
zum 133. Geburtstag würdigte Google Emmy Nother mit einem eigenen Google Doodle[9]
Schriften
Nathan Jacobson (Hrsg.): Gesammelte Abhandlungen / Collected Papers. Springer, Berlin u. a. 1983, ISBN 3-540-11504-8.
Franz Lemmermeyer, Peter Roquette (Hrsg.): Helmut Hasse und Emmy Noether. Die Korrespondenz 1925–1935 (PDF; 4 MB). Universitätsverlag Göttingen, Göttingen 2006, ISBN 3-938616-35-0.
Literatur
Auguste Dick: Emmy Noether. 1882–1935. (= Elemente der Mathematik; Beih. 13; Kurze Mathematiker-Biographien). Birkhäuser, Basel 1970, DNB 456448861.
Englische Übersetzung Birkhäuser 1981
Alain Herreman: Topology becomes algebraic with Emmy Noether. Linear combinations and the algebraisation of topology. (= Preprint/MPI für Wissenschaftsgeschichte; Bd. 106). MPI für Wissenschaftsgeschichte, Berlin 1998, DNB 956466419.
Clark Kimberling: Emmy Noether. In: American Mathematical Monthly. Februar 1972, S. 136.
Peter Roquette: The Brauer-Hasse-Noether theorem in historical perspective. (= Schriften der Mathematisch-naturwissenschaftlichen Klasse der Heidelberger Akademie der Wissenschaften; 15). Springer, Berlin u. a. 2005, ISBN 3-540-23005-X.
Margaret B. W. Tent: Emmy Noether. The Mother of Modern Algebra. A. K. Peters, Wellesley, Massachusetts, 2008, ISBN 978-1-56881-430-8.
Renate Tobies: Emmy Noether – „Meine Herren, eine Universität ist doch keine Badeanstalt!“. In: Spektrum der Wissenschaft. August 2004, S. 70–77.
Cordula Tollmien: „Sind wir doch der Meinung, daß ein weiblicher Kopf nur ganz ausnahmsweise in der Mathematik schöpferisch tätig sein kann …“ – eine Biographie der Mathematikerin Emmy Noether (1882–1935) und zugleich ein Beitrag zur Geschichte der Habilitation von Frauen an der Universität Göttingen. In: Göttinger Jahrbuch. 38, 1990, S. 153–219.
Bartel L. van der Waerden: A history of Algebra. From al-Khwarizmi to Emmy Noether. Springer, Berlin u. a. 1985, ISBN 3-540-13610-X.
Michaela Karl: Emmy Noether: Die Mutter der Neuen Algebra. In: Bayerische Amazonen – 12 Porträts. Pustet, Regensburg 2004, ISBN 3-7917-1868-1, S. 84–96.
Knut Radbruch: Emmy Noether: Mathematikerin mit hellem Blick in dunkler Zeit (Memento vom 31. Juli 2010 auf WebCite).. (PDF; 1,3 MB), In: Erlanger Universitätsreden. Nr. 71/2008, 3. Folge.
Rudolf Fritsch: Noether, Amalie Emmy. In: Neue Deutsche Biographie (NDB). Band 19, Duncker & Humblot, Berlin 1999, ISBN 3-428-00200-8, S. 320 f. (Digitalisat).
Johanna Klatt: Amalie Emmy Noether. Emmy und „ihre Jungs“. In: Stine Marg, Franz Walter (Hrsg.): Göttinger Köpfe und ihr Wirken in die Welt. Vandenhoeck & Ruprecht, Göttingen 2012, ISBN 978-3-525-30036-7, S. 73–80.
Reinhard Siegmund-Schultze Göttinger Feldgraue, Einstein und die verzögerte Wahrnehmung von Emmy Noethers Sätzen über invariante Variationsprobleme (1918), Mitteilungen DMV, Band 19, 2011, S. 100–104.
Weblinks
Wikisource: Emmy Noether – Quellen und Volltexte
Commons: Emmy Noether – Sammlung von Bildern, Videos und Audiodateien
Literatur von und über Emmy Noether im Katalog der Deutschen Nationalbibliothek
John J. O’Connor, Edmund F. Robertson: Emmy Noether. In: MacTutor History of Mathematics archive (englisch)
Emmy Noether – mp4-Feature über Leben und Werk inkl. populärwissenschaftliche Erklärung des Noether-Theorems von Prof. Ernst Peter Fischer auf Mediathek RadioWissen br-online.de abgerufen am 5. April 2014
Kurzbiografie an der Universität Göttingen
Mathematikerinnen in Deutschland – Emmy Amalie Noether
Emmy Noether auf FemBiographie
Mathematikerinnen in der NS-Zeit – E.N. (ausführliche tabellar. Lebensdaten mit div. Fotos)
Sehr ausführliche Lebensdaten, Quellen, Würdigungen zusammengestellt von Cordula Tollmien
Peter Roquette: Zu Emmy Noethers Geburtstag – Einige neue Noetheriana. (PDF; 117 kB) – auch hier (PDF; 114 kB)
Nachruf von Albert Einstein
Einzelnachweise
Die erste war Marie Gernet 1895 in Heidelberg bei Leo Koenigsberger, die auch als erste Mathematikerin mit Rigorosum (Doktorprüfung) promoviert wurde. In Bern wurde 1907 Annie Reineck (die aus Thüringen stammte) ebenfalls vor Emmy Noether promoviert. Renate Tobies (Hrsg.) Aller Männerkultur zum Trotz, Campus Verlag 1997, S. 137
Constance Reid: Hilbert-Courant. Springer 1986, S. 143. Diese Bemerkung hat auch einen konkreten Hintergrund. Die Göttinger Mathematiker trafen sich regelmäßig in der Klieschen Badeanstalt an der Leine, die nur für Männer zugelassen war, mit Ausnahme von Emmy Noether, die dort regelmäßig badete, und Nina Courant, der Ehefrau von Richard Courant und Tochter von Carl Runge. Alexandroff, Erinnerungen, Jahresbericht DMV 1976
Cordula Tollmien: „Sind wir doch der Meinung, daß ein weiblicher Kopf nur ganz ausnahmsweise in der Mathematik schöpferisch tätig sein kann …“ Emmy Noether 1882–1935, zugleich ein Beitrag zur Geschichte der Habilitation von Frauen an der Universität Göttingen. In: Göttinger Jahrbuch. 38, 1990, S. 163.
Cordula Tollmien: „Sind wir doch der Meinung, daß ein weiblicher Kopf nur ganz ausnahmsweise in der Mathematik schöpferisch tätig sein kann …“ Emmy Noether 1882–1935, zugleich ein Beitrag zur Geschichte der Habilitation von Frauen an der Universität Göttingen. In: Göttinger Jahrbuch. 38, 1990, S. 181.
Renate Tobies, Frauen in der Mathematik, DMV
Constance Reid: Hilbert-Courant. Springer 1986, S. 34 (Ausgabe in einem Band)
, in Veröffentlichungen nur in einer kurzen Mitteilung Ableitung der Elementarteilertheorie aus der Gruppentheorie. Jahresbericht DMV, Band 34, 1926, 2. Abteilung, S. 104, Nachricht vom 27. Januar 1925. Alexandroff erwähnt in seinen Erinnerungen (Russ. Math. Surveys 1979), dass Emmy Noether ihre Idee der Einführung von Bettigruppen von Komplexen bei einem Abendessen im Dezember 1925 in Brouwers Haus ausführte. Frei, Stammbach Heinz Hopf. in I. James: History of Topology. 1999, S. 996.
Noether: Invariante Variationsprobleme. Nachrichten der Königlichen Gesellschaft der Wissenschaften zu Göttingen, Mathematisch-Physikalische Klasse, 1918, S. 235–257, Englische Übersetzung
133. Geburtstag von Emmy Noether], abgerufen am 23. März 2015
|
|
|
Zeki Alasya Kimdir - Biyografisi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:16 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Zeki Alasya Kimdir - Biyografisi
(d. 18 Nisan 1943, İstanbul- ö. 8 Mayıs 2015 İstanbul)
aslen Kıbrıslı, İstanbul doğumlu Türk tiyatro ve sinema sanatçısı. Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa'nın yeğenidir.
Zeki Alasya kimdir? Tiyatro ve sinema sanatçısı usta oyuncu hayatını kaybetti. Tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Zeki Alasya'nın hayatını sizler için araştırdık... İşte Zeki Alasya ve hayat
Zeki Alasya, 18 Nisan 1943'te İstanbul'da doğdu. Robert Koleji'den mezun olan Alasya, tiyatroya 1959'da amatör olarak başladı. Arena, Genar ve Ulvi Uraz tiyatrolarında çalıştıktan sonra Haldun Taner, Metin (:::)ınar ve Ahmet Gülhan ile Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun kurucuları arasında yer aldı.
Filmlerde rol almaya 1972'te sonra başlayan Zeki Alasya, Metin (:::)ınar ile Türk sinemasında yeni bir ikili oluşturdu. Birçok filmde rol alan Zeki Alasya'ya, 1998'de Kültür Bakanlığı'nca "Devlet Sanatçısı" unvanı verildi.
"Salak Milyoner", "Köyden İndim Şehire", "Güler Misin Ağlar Mısın", "Nereye Bakıyor Bu Adamlar", "Hasip ile Nasip" gibi filmleriyle eşleştirilmiş bir komedyen olarak ün kazanan Alasya, "Akasya Durağı" dizisinde "Nuri Baba" karakterini canlandırdı. Zeki Alasya, son olarak "Küçük Ağa" dizisinde "Mehmet Ağa" rolüyle sevenleriyle buluştu.
Tiyatro ve sinema sanatçısı Zeki Alasya, 2010'da, 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "Yaşam Boyu Onur Ödülü" aldı.
Kariyeri
Robert Koleji'den mezun olan sanatçı sanat hayatına da 1959'da MTTB tiyatrosunda amatör olarak başladı. Arena, Genar ve Ulvi Uraz tiyatrolarında çalıştıktan sonra Haldun Taner, Metin (:::)ınar ve Ahmet Gülhan ile birlikte Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun kurucuları arasında yer aldı.
Film çevirmeye 1973'ten sonra başladı. Metin (:::)ınar ile birlikte Türk sinemasında yeni bir ikili oluşturdular. Birçok filmde yer aldı ve 1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca Devlet Sanatçısı unvanı almıştır. Salak Milyoner, Köyden İndim Şehire, Güler Misin Ağlar Mısın, Nereye Bakıyor Bu Adamlar, Hasip ile Nasip gibi filmleriyle eşleştirilmiş bir komedyen olarak ün kazandı. İlk yönetmenlik deneyiminide yaşadığı kariyerinde önemli yere sahip 1977 ve sonrası filmleri olan Aslan Bacanak, Sivri Akıllılar, Caferin Çilesi, Petrol Kralları, Doktor, Köşe Kapmaca, Vay Başımıza Gelenler, Elveda Dostum, Akasya Durağı ve Küçük Ağa da yer aldı. Kariyerinin sonlarında daha çok dizilerde yer alan Zeki Alasya sinemada son olarak 2009'da Aşk Geliyorum Demez filminde rol aldı.
Vefati:
Zeki Alasya 72 yaşında hayatını kaybetti. Tiyatro ve sinema sanatçısı Zeki Alasya bugün tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Doktorları ise Zeki Alasya'nın neden hayatını kaybettiğini açıkladı. İşte Zeki Alasya'nın özgeçmişi...
Koç Üniversitesi Hastanesi'nden yapılan açıklamada, karaciğer hastalığı sebebiyle 22 Nisan'dan beri hastanede tedavi altında bulunan Zeki Alasya'nın saat 10.32'de hayatını kaybettiği bildirildi.
22 Nisan 2015'de karaciğer rahatsızlığı sebebiyle hastaneye kaldırılan sanatçı 8 Mayıs 2015 tarihinde hayatını kaybetti. Cenazesi 10 Mayıs 2015'te Levent camii'nden alınarak Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi
Zeki Alasya'nın vefatının ardından Metin (:::)ınar konuştu
Zeki Alasya hayatını kaybetti. Usta sanatçı Zeki Alasya'nın yaşamını yitirdiğini öğrenen yakın dostu Metin (:::)ınar açıklama yaptı.
HOŞ TUTMAYA ÇALIŞIYORDUK
Bu sabah hayatını kaybeden Zeki Alasya'yı yakın dostu Metin (:::)ınar CNN Türk'te göz yaşları içinde arkadaşını anlattı. (:::)ınar, Zeki Alasya'nın beklemedikleri bir hastalık yüzünden öldüğünü belirterek, "Zeki Alasya benim yarımdı. Yarım gitti, canım gitti. Zeki çok genç öldü, beklemediğimiz bir hastalıkla öldü. Karaciğeri iflas etmişti, yapılacak bir şey yoktu. Son zamanda hoş tutmaya çalışıyorduk, ağrısını kestirmeye, kaşıntısını gidermeye çalışıyorduk. Son iki gündür yanındaydım, bugün en sevdiği kıbrıs yemeğini yaptım. Çok severdi, bugün ona götürecektim." dedi.
"ŞİMDİ GERÇEKTEN AYRILDIK"
Zeki Alasya'nın ölümü hakkında "şimdi gerçekten ayrıldık" diyen (:::)ınar, "1962'de tanıştık. Ondan evvel kader bizi birleştirmişti. Babalarımız aynı firmada çalışırdı. Annelerimiz vefat ettiğinde imamları bile aynıydı. Ölüme kadarda ayrılmadık, şimdi gerçekten ayrıldık, bazıları kına yakabilir.
On parmağında on marifet bir insandı. Tabelacılık yapar, palyaço ayakkabısını bile kendisi yapmıştı. Parasız dönemlerinde satmak üzere kaşıklar yaptık. Hayatımız böyle gitti. Zeki başarılı bir sanatçıydı. Çok başarı sığdırdı, ölümsüz bir sanatçıdır. Asla ölmeyecektir. Allah kalanlara ömür versin." dedi.
Zeki Alasya kimdir? Tiyatro ve sinema sanatçısı usta oyuncu hayatını kaybetti. Tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Zeki Alasya'nın hayatını sizler için araştırdık... İşte Zeki Alasya ve hayatı...
Filmografi:
72 Karaoğlan Geliyor Çalık
Sev Kardeşim Avukat
Tarkan Altın Madalyon Vandal Kralı
Tatlı Dillim Antrenör
1973 Hamsi Nuri Torik
Kaynanam Kudurdu
Kolsuz Kahramanın Kolu
Yalancı Yarim Hüsnü
1974 Beş Tavuk Bir Horoz
Köyden İndim Şehire Himmet Ağa
Mavi Boncuk Şeker Kamil
Mirasyediler Zeki
Salak Milyoner Himmet Ağa
İmparator İspirto Nuri
Şenlik Var / Bal Kız Selim Türkân Şoray ile başrolde oynamıştır
1975 Beş Milyoncuk Borç Verir Misin Zeki
Güler Misin Ağlar Mısın Zeki
Nereden Çıktı Bu Velet Zeki
1976 Hasip İle Nasip Hasip
Her Gönülde Bir Aslan Yatar Bekçi Zeynel
Nereye Bakıyor Bu Adamlar Zeki
1977 Aslan Bacanak Selim
Sivri Akıllılar Zeki
1978 Cafer'in Çilesi Cafer
Petrol Kralları Zeki
1979 Doktor Tabelacı
Garibin Çilesi Ölünce Biter Zeki
Köşe Kapmaca Donanma Kamil
Vay Başımıza Gelenler Kamil
1981 Şaka Yapma Zeki
1982 Baş Belası Zeki Gürses
1983 Davetsiz Misafir İlyas
Dönme Dolap Selami
1984 Gülümseyen Dünya
1985 Yanlış Numara Sami
Patron Duymasın Şakir
1986 Namus Düşmanı Veli
1988 Güler Misin Ağlar Mısın
1992 Biz Bize Benzeriz
Zeki Metince
1993 Hastane Doktor Salih Marmara Televizyon dizisi
1998 Yerim Seni Muharrem Televizyon dizisi
1999 Güle Güle İsmet
2000 Adada Bir Sonbahar Mehmet Televizyon filmi
Oyunbozan Kemal Yılmaz
2001 Dedem, Gofret ve Ben Rıza
2002 Anne Babamla Evlensene Sermet
Rus Gelin Federasyon Başkanı
2003 Hababam Sınıfı Merhaba Boz Ali
Ömerçip Tonton Dede
2004 Cennet Mahallesi Komiser 2004-2007 yılları arasında yayınlanmış televizyon dizisi
Cumhurbaşkanı Öteki Türkiye'de Cumhurbaşkanı
Kalbin Zamanı Fikret
Pardon Cezaevi Müdürü
Yabancı Damat Ökkeş Usta Televizyon dizisi
Şans Kapıyı Kırınca Peder Alfonzo
2006 Can
2007 Hayattan Korkma Rıfkı
Oyun Bitti Tahsin Televizyon dizisi
2008 Akasya Durağı Nuri Baba 2008-2012 yılları arasında yayınlanmış televizyon dizisi
Görgüsüzler Nurullah Televizyon dizisi
2009 Aşk Geliyorum Demez İsmail
2013 Bizim Okul Okul Müdürü Televizyon dizisi
Arka Sokaklar Vasıf Koç Televizyon dizisi,konuk oyuncu
2014 Küçük Ağa Mehmet Ağa Televizyon dizisi
Editör Karoglanin Zekiye Vedasi:
Güle Güle Çocukluğumun Gençliğimin ve Günümüzün Bizi Güldüren Tombiş Sevimli Sempatik Adamı.
Allaha karşı bir kusurun yoksa, diğer günahlarını Rabbim avf ve mağfiret Buyursun inşallah.
Yeniden bizi güldürmek için tekrar tekrar geri gelesin inşallah.
Kendisine Allahdan Rahmet diler, Eş Dost ve Yakınlarına başsağlığı dileklerimi sunarim .
Kaynaklar
internet Sayfalari
|
|
|
Imam-I Birgivi Kimdir |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:11 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
İMAM-I BİRGİVİ KİMDİR
Osmanlı âlimlerinin meşhûrlarından, büyük velî. İsmi Muhammed, babasınınki Ali’dir. Lakabı Zeynüddîn’dir. 1521 (H.929) senesinde Balıkesir’de doğdu. 1573 (H.981)de Birgi’de vefât etti. Kabri, İzmir’in Birgi kasabasında bir tepe üzerindedir. İlimdeki yüksek derecesinden dolayı İmâm-ı Birgivî ismiyle meşhûr olup, Türk âlimlerinin baş tâcıdır. Hanefî mezhebinden olup, asrının en meşhûr âlimlerinden idi.
İmâm-ı Birgivî’nin babası âlim bir zât olup, müderris idi. Önce babasından ilim öğrendi. Babasının derslerinde yetişip, akranlarını geçti. Sonra yüksek ilimleri öğrenmek üzere İstanbul’a gitti. İstanbul’da bulunan meşhûr Semâniyye Medresesi müderrislerinden Ahîzâde Mehmed Efendiden, sonra da Kâdıasker Abdürrahmân Efendiden ders aldı. Büyük bir şevk ve gayretle ilim öğrenip, Semâniyye Medresesinden mezun oldu. Parlak bir başarı ile icâzet imtihânını vererek, müderrislik rütbesini kazandı. Bundan sonra bir müddet İstanbul medreselerinde müderrislik yaptı. Bu vazîfesi sırasında Bayrâmiyye tarîkatının şeyhlerinden olan Abdürrahmân Karamânî’ye talebe olup, onun sohbetlerinde bulunarak tasavvufta yetişti. Daha sonra hocalarından Abdürrahmân Efendinin vâsıtasıyla Edirne’de Kassâm-ı Askerî (Mîrâs taksîm eden kâdılık) vazîfesi yaptı. Bir müddet sonra bu işten de ayrıldı. Sonra uzlete çekilmek yâni dünyâ işlerini tamâmen bırakmak istemişse de, tasavvufta hocası Abdürrahmân Karamânî’nin ısrârı üzerine ders ve vâz vermeye devâm etti. İkinci Selîm Hanın hocası Atâullah Efendi, Birgivî’nin ilimdeki kudretini takdir ederek kendisini, Birgi’de yaptırdığı medresenin müderrisliğine tâyin etti. Bundan sonra orada, talebe yetiştirmek, vaz vermek ve kitap yazmakla ömrünü geçirip, büyük hizmetler yaptı. Yaşadığı bu yere nisbetle “Birgivî” adıyla meşhûr oldu.
Haramlardan sakınmanın önemini ve dünyânın fânîliğini çok iyi anladığından, dînin emirlerini aslâ tâviz vermeden açıklardı. Zamânın âlimleriyle, yazılı ve sözlü pek çok münâzaralara girerdi. Hak bildiğini, ilmî delilleri ile söylemekten hiç çekinmezdi. Birgi’den İstanbul’a gelerek, Sadrâzam Mehmed Paşaya nasîhatte bulunmuştur.
İmâm-ı Birgivî hazretleri duâ ederken; “Ey yardımcıların en iyisi! Ey ümitsizlerin sığınağı! Yâ Erhamerrâhimîn! Ey günâhları örten merhâmeti bol Allah’ım! Habîbin, sevgili Peygamberin hürmeti için ve bütün peygamberlerin, meleklerin, peygamberinin Eshâbının ve Tâbiînin hürmetleri için, günâhı çok olan bizlere acı! Suçlarımızı affeyle!” derdi.
Buyururdu ki:
Mal büyük bir nîmettir. Malı isrâf, Allahü teâlânın nîmetini hakîr görmek, nîmete kıymet vermemek, nîmeti elden kaçırmak, kısaca küfrân-ı nîmet etmek, yâni şükür etmemek olur. Bu ise, nîmeti verenin düşman muâmelesi yapmasına, azarlamasına ve azâb etmesine sebeb olacak büyük bir suçtur. Nîmetin kıymeti bilinmeyince, hakkı gözetilmeyince elden gider. Şükür edilince ve hakkı gözetilince elde kalır ve artar. Cenâb-ı Hak, İbrâhim sûresi, yedinci âyetinde meâlen; “Şükr ederseniz, verdiğim nîmetleri elbette arttırırım.” buyuruyor.
İsrâf çok kötü bir huydur. Çirkinliği meydandadır. Kalbi, durmayıp karartan, kemiren, tehlikeli bir hastalıktır. Tedâvisi pek güçtür. Bu sıfat kalbi kaplamadan önce, gidermek ve bu felâketten kurtulmak için bütün ilâçlarına baş vurup uğraşmalıdır. Kurtarması için, cenâb-ı Hakka yalvarmalı, duâ etmelidir. Allahü teâlâ, çalışana, her güçlüğü kolaylaştırır. O, sığınılacak, güvenilecek, biricik yardımcı ve kurtarıcıdır.
“Tasavvuf nedir?” diye sorulunca buyurdu ki:
“Tasavvuf; kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylar ile doldurmak demektir. Kalbi ıslâh etmek, her şeyden daha önemlidir. Çünkü kalp, bedende emrine itâat edilen ve her hükmü yerine getirilen bir hükümdâr gibidir. Vücûddaki uzuvlar onun emri altındaki hizmetçilerdir. Bunun için Resûlullah efendimiz buyurdu ki: “İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Bu iyi olursa, bütün uzuvlar iyi olur. Bu kötü olursa, bütün organlar bozuk olur. Bu (et parçası) kalbdir.” Yâni bu yürek denilen, et parçasındaki gönüldür. Bunun iyi olması, kötü ahlâktan temizlenip iyi ahlâk ile süslenmek demektir.”
İmâm-ı Birgivî, vefâtı yaklaştığı sırada şöyle vasiyette bulundu:
Din kardeşlerime vasiyetim odur ki, hastalığım artınca, ziyâretime geldiklerinde İhlâs sûresini okumayı bana telkîn edip hatırlatsınlar. Allahü teâlânın rahmetini, recâya, ümîd etmeye dâir âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfleri hatırlatsınlar. Kelime-i şehâdeti söylemeyi telkîn etsinler. Yanımda; “Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah, eşhedü enlâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîkeleh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü.” desinler. Söyle diye zorlamasınlar. Kelime-i tevhîdi söyledikten sonra başka bir şey konuşursam, yeniden telkîn etsinler. Söylemezsem o da yetişir. Tövbe etmeyi hatırlatsınlar. Ölünce başımı kazımayı, koltuk ve kasık kıllarımı yolmayı, bıyık kırkmayı, sakalım traş olmamışsa, traş etmeyi, tırnak kesmeyi yapmasınlar. Çünkü bunlar öldükten sonra yapılmaz. Mümkün ise gusl ettirsinler. Buna imkân yoksa, abdest aldırsınlar. Buna da imkân yoksa, teyemmüm ettirsinler. Kıbleye döndürüp sağ tarafıma yatırsınlar. Yâsîn sûresini okusunlar. Ölürken yanıma kadın ve çocuk koymasınlar. Ağlayıp, inleyip, feryâd etmesinler. Sâlih din kardeşlerim yanımda bulunsunlar. Kalbleriyle teveccüh edip, bu fakir için selâmet ve şeytanın şerrinden kurtulmamı dilesinler. Rûhum kabzolunca gözlerimi kapayıp, çenemi bağlasınlar. Bir kaba buhur koyup, üç-beş veya yedi kerre etrâfımda döndürsünler.
Defin yapılmadan önce, yakınım, velîm olan, helal kazançlı bir kimseden üç yüz akçe borç alsın. Tamahkâr olmayan iki fakir kimse bulsunlar. Beni sevenlerden olması daha iyi olur. Bunları yalnız bir yere götürsünler. Üçünden başka orada kimse olmasın. O üç yüz akçeyi (gümüş veya altını) hesap edip kaç günlük namaza karşılık olursa, Muhammed bin Pîr Ali’nin o kadar namaz iskâtı için sana şunu verdim desin. O da eline alıp, kabûl ettim desin. Gümüşü veya altını alana, aldığı paranın şer’an kendi mülkü olduğunu bildirsinler. O fakir diğerine, Muhammed bin Pîr Ali’nin namaz iskâtı için şunu sana verdim desin. O da eline alıp, kabûl ettim desin. Kendi malı olduğunu bilsin. Lutfedip o da yanındakine, yukarıda bildirdiğimiz şekilde versin. Böylece devredip tamamlasınlar. Doğum târihim hicrî dokuz yüz yirmi dokuz Cemâzil-evvel’inin onuncu günüdür. Ölüm târihi ne zaman olursa, on iki yılını düşsünler. Ne kadar sene kalırsa, onun için devr etsinler. Vitr namazını bile hesap etsinler. Bir vakit namaz için beş yüz yirmi dirhem (2.4 kg) buğday hesâb etsinler. Namaz iskâtının devri tamam olunca, birkaç devir de, verilmemiş zekâtlar için ve sadaka-ı fıtr için, birkaç devir de, kalmış kurbanlar ve adaklar için ve kul hakları için yapsınlar. Bundan sonra, gümüş veya altınlar hangi fakirde kalırsa, kendi güzel arzusu ile velî olan akrabâma veya vasıyy-i muhtârıma, tâyin ettiğim vâsime hediye etsin. O da eline alıp, kabûl ettim desin. Sonra velî olan akrabâm, yüz akçesini ayırıp, ellişer akçe olmak üzere bu iki fakire versin. Sevâbını bu fakîre (bana) bağışlasın.
Bundan sonra iki kimse bulup, müslüman mezarlığında, sâlih bir kimsenin kabri yanında kabrimi kazdırsınlar. Kazmak için, asıl maldan yirmi beşer akçe versinler. Derinliği bir adam boyu, eni yarısı kadar olsun. Kabri kazıp tamamladıktan sonra, kıble tarafını kazsınlar. Bedenim sığacak kadar geniş ve derince olsun. Sonra kefen işine baksınlar. Orta bezden olup, israf etmesinler. Kefeni asıl maldan yapsınlar. Bundan sonra yıkamak üzere, yıkama tahtasına koysunlar. Etrâfımda buhur gezdirsinler. Bir sâlih kimse yıkasın. Sâlih biri de su döksün. Yanlarında başka kimse olmasın. Sünnet üzere yıkasınlar. Önce abdest aldırsınlar. Üçer defâ yıkamaya dikkat etsinler. Suyu çok döküp isrâf etmesinler. Saçımı ve sakalımı, hatmi ile, ısınmış su ile yıkasınlar. Üzerime son dökülen suya kâfûr katsınlar. Yakın velîmiz lutfedip kalan akçeden (paradan) yıkayana ve su dökene yirmi beşer akçe versin. Sonra kefene sarsınlar. Bundan sonra cenâze namazımı kılmaya hazırlansınlar. Dostlarıma haber versinler. Namazımda bulunan cemâat üç safdan eksik olmasın, fazla olursa zararı yoktur. Cenâzem getirilince, yüksek sesle zikr etmesinler. Kabrin yanına gelince, dostlarımdan sâlih bir kimse kabrime insin. Bu fakîri mezarın içine indirsinler. “Bismillahi ve alâ milleti Resûlillah” deyip lahdin içine koysunlar. Kıbleye çevirsinler. Sonra kerpiç ile lahdin ağzını kapatsınlar ve “Yâ Rabbî! Bu ölüyü kabir azâbından koru!” desinler. Kerpiç bulunmaz ise, kamış koysunlar. Ağaç, kiremit, hasır ve tabut koymasınlar. Kuru toprak üzerine koyup, sonra çukuru doldursunlar. Balık sırtı gibi yapsınlar. Bir karıştan yüksek yapmasınlar. Defn işi bitince, üzerime bir testi su döksünler. Su dökmeğe baş tarafımdan başlayıp, ayaklarıma kadar devâm etsinler. Din kardeşlerimden birisi mezarımın başında dursun ve; “Yâ Rabbî! Kabri yanlarına doğru geniş eyle. Bu ölünün rûhuna yükseklik ve saâdet ihsân eyle, ondan râzı ol!” desin. Bir kişi de; “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn.” (Biz Allah’ın kuluyuz ve yine O’na döneceğiz) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okusun ve; “Yâ Rabbî! Bu ölü senin emrine rücû’ etti, döndü. Sen kendisine rücû’ edilenlerin hayırlısısın. Bu kimsenin etrâfındaki yeri, iki tarafından geniş eyle ve bu ölünün rûhuna gök kapılarını aç ve onu güzel bir kabûl ile kabûl eyle. Münker ve Nekir’in suâllerine ve diğer suâllere karşı dilini sağlam ve doğru söyleyici eyle. Cevâbını kolay eyle!” desin. Bundan sonra orada bulunanlara; “Kardeşiniz için magfiret isteyiniz.” desinler. Bütün bu işlerden sonra, oturup Kur’ân-ı kerîm okusunlar. Tebâreke ve yedi kerre İhlâs sûresini, Fâtiha ve Muavvizeteyn ve bunlardan sonra tekrar on bir defâ İhlâs sûresini okusunlar. Âyet-el-kürsî, Yâsîn sûresi ve Bekara sûresini sonuna kadar okusunlar. Bu okuduğumuz Kur’ân-ı kerîmi bütün ölülere bağışladık diye ağızdan söylesinler. Oruç, yemîn keffâretleri, Kur’ân-ı kerîm okuma ve duâ tamam olduktan sonra, yakın velîm lutfedip, kalmış olan yüz altmış akçenin altmış akçesini, altmış fakire versin. Bu fakîrin oruç keffâretine niyet etsin. Yüz akçesini de yüz fakire versin. Yemîn keffâretine niyet etsin.
Bundan sonra da telkîn için sâlih ve âlim bir müslüman, mezârımın yanında kalsın. Yüzüme karşı ayakta dursun. Desin ki: “Ey Muhammed bin Meryem!” Bunu üç defâ söylesin. Sonra desin ki: “Dünyâdan şehâdet getirerek çıktığın ahdi hatırla. İbâdete, Allahü teâlâdan başka lâyık ve müstehak kimse yoktur, deyip şehâdet getirmeni hatırla. Allahü teâlâ birdir, ortağı yoktur. Elbette Muhammed aleyhisselâm Allahü teâlânın resûlüdür. Elbette Cennet vardır. Cehennem ateşi de vardır. Allahü teâlânın ölüleri diriltip, mahşer yerinde toplaması muhakkak vardır ve olacaktır. Muhakkak ki, Allahü teâlâ mezarlarda bulunan ölüleri diriltir.” Sonra üç kerre; “Yâ Muhammed bin Meryem! “Lâ ilâhe illallah” de.” Sonra üç kerre; “Yâ Muhammed bin Meryem! De ki Rabbim Allahü teâlâdır. Dînim İslâm dînidir. Peygamberim Muhammed aleyhisselâmdır.” desin. Lutfedip mânâsını düşünerek yavaş yavaş okusun. Çabuk çabuk okuyup gitmesin. Sonra; “Yâ Rabbî! Sen bunu yalnız bırakma. Sen mâliklerin hayırlısısın.” desin. Sonra dönüp evlerine gitsinler. Üzerime binâ yapmasınlar. Çadır kurmasınlar. Nöbet tutmasınlar. Baş ucuma tanınması, hatırlanması ve duâya sebeb olması için büyükçe bir taş diksinler. Kabrim yıkılacak olursa, tamir etsinler. Üzerime toprak döküp, balık sırtı gibi yapıp, yeni gibi yapsınlar. Bir karış yüksek yapsınlar. Bid’at olan şeylerden kaçınsınlar.
Çoluk-çocuğuma vasiyetim olsun ki, üzerime sesli ağlamasınlar. Allahü teâlâdan magfiret ve rahmet istemelidir. Öldüğüm günde, yedisinde, kırkında ve sene-i devriyesinde yemek pişirip ziyâfet vermesinler. Fakat sevâbını rûhuma hediye etmek üzere sadaka versinler. Çok ihsânda bulunsunlar. Allahü teâlâ kabûl eylesin. Paraları yoksa; ekmek, pirinç, yağ, tuz, soğan versinler ve ne yapabilirlerse, az olsun çok olsun, Allahü teâlâ için verip, sevâbını, kalpleriyle ve dilleriyle bu fakîre bağışlasınlar. Duâ ederken beni hatırlasınlar, unutup gitmesinler. Yine çocuklarıma vasiyetimdir ki; dünyâya düşkün olmayalar, mal ve mevki, makam peşinde koşmayalar. Allahü teâlâya tevekkül edip, faydalı ilimleri öğrenmeye ve bunları yaymaya çalışsınlar. Sâlih ameller işlesinler ve takvâ üzere olsunlar, haramlardan sakınsınlar. Meâlen; “Allahü teâlâdan korkanı, Allahü teâlâ dünyâda ve âhirette her darlıktan kurtarır. Ona düşünmediği yerden rızık verir. Allahü teâlâya tevekkül edene Allahü teâlâ yetişir. İhtiyâcını ihsân eder, başkasına muhtaç etmez.” (Talak sûresi: 3-4) buyrulan âyet-i kerîmeyi düşünerek okusunlar.”
İmâm-ı Birgivî hazretleri, kıymetli eserler yazmış olup, en meşhûr eserleri şunlardır: 1) Tarîkat-ı Muhammediyye: Arapça kıymetli bir eser olup, Ehl-i sünnet âlimleri arasında büyük bir îtibâr görmüştür. Birçok âlim tarafından şerhedilmiştir. 2) Vasıyetnâme, Birgivî Vasıyetnâmesi adıyla meşhûr olmuştur. Asırlardan beri okuna gelmiş, çok çok kıymetli ve faydalı bir eserdir. 3) Zuhr-ul-Müteehhilîn: Bu eseri, kadınların hayz hâllerini bildiren bir kitap olup, çok kıymetlidir. Bu şerh, İhlâs Vakfı tarafından bastırılmıştır. 4) Ravdât-ül-Cennât fî Usûl-il-Îtikâd, 5) Risâletün fî beyânı Rusûm-il-Mesâhif-il-Osmâniyye, 6) Şerhu el-Hadîs-ül-Erbe’în, 7) Etfâl-ül-Müslimîn, 8 ) Ziyâret-ül-Kubûr, 9) Nûr-ul-Ahyâ, 10) Cilâ-ül-Kulûb, 11) Muaddil-üs-Salât, 12) Îkâz-ün-Nâimîn, 13) Ed-Dürr-ül-Yetîm fî İlm-it-Tecvîd, 14) Hâşiye-i Hidâye, 15) İmtihân-ül-Ezkiyâ, 16) Risâletün fî Usûl-il-Hadîs, 17) Ta’lîkât ales-Sadr-iş-Şerî’a, 18 ) Risâletün minel Âdâb, 19) Ulûm-ı Âliyye’den bahseden manzûm bir risâle, 20) Risâletün fî Hurmet-it-Tegannî ve Vucûbi İstimâ-il-Hutab, 21) Sihâh-ı Acemiyye (Farsçadır), 22) Tefsîru Sûret-il-Bekara: Bekara sûresinin yarısına kadar yaptığı tefsîrdir, 23) Îkâz-ül-Hâlikîn, 24) Şerhu Lübâb-ül-Elbâb fî İlm-il-I’râb lil-Beydâvî, 25) Dâfiat-ül-Mübtediîn ve Kâşifetü Butlân-il-Mülhidîn, 26) Avâmil: Nahiv ilmiyle ilgili çok meşhûr bir eseridir. 27) İzhâr: Bu eseri de nahiv ilminde meşhûr bir kitaptır. Asırlardan beri Arabca öğrenen talebelere okutulmuştur. 28 ) Emsile-i Fadliye: Sarf ilmine dâir olup, oğlu Fazlullah Efendiye izâfeten bu adı vermiştir. 29) Kifâyet-ül-Mübtedî fis-Sarf; Ermenekli Süleymân Sırrı Efendi bu esere bir şerh yazmıştır.
VASİYETİMDİR!
“Kardeşlerime, evlâdıma ve âhiret yolcularına vasiyetimdir ki, Allahü teâlânın emrettiği şeyleri yapınız. Kazâya kalmış namazlarınızı kılınız, kalmış zekâtlarınızı veriniz. Oruçlarınızı tutunuz. Üzerinize farz oluyorsa hac yapınız. Her müslümanın öğrenmesi farz-ı ayn olan ilmihâl bilgilerini öğreniniz. Âlimlerin sohbetine devâm ediniz. Güvenilir ve sağlam âlimlerin fetvâsıyla amel ediniz. Herkesin fetvâsıyla amel etmemelidir. Tegannî dinlememelidir. Allahü teâlânın ismi anıldığı zaman “Teâlâ ve Tebâreke” veya “Azze ve Celle”, “Sübhânallah”, “Cellecelâlüh” diyerek tâzim ediniz. Resûlullah’ın ve diğer Peygamberlerin isimleri anıldığı zaman salevât getirmelidir. Yazarken de bunları açık yazmalıdır. Diğer âlimler ve meşâyıh anıldığı zaman, (rahmetullahi aleyh) demelidir. Hocasına da hürmet göstermelidir. Yol göstermek hâriç, hocanın önünden yürümemelidir. Ondan önce söze başlamamalı ve yanında çok konuşmamalıdır. Hizmetini severek yapmalıdır. Her yerde hocanın rızâsını gözetmelidir. Îtirâz etmemeli, dövse veya bağırsa nasîhat bilmeli, incinmemelidir. Hocasının yakınlarına da hürmet göstermelidir. Akrabâyı ziyâret etmeli, sıla-i rahmi, akrabâ ziyâretini terketmemelidir. Anne ve babanın da haklarını gözetmeli, onlara karşı yüksek sesle konuşmamalı ve kızgın bakmamalı, günah olmayan emirlerini yapmalıdır. Dövmesine ve bağırmasına sabretmelidir. Karşılık vermemelidir. Komşuların haklarını da gözetmeli, kokulu bir yemek pişirince, bir mikdârını komşulara vermelidir. Mümkün olduğu kadar komşuların ihtiyacını görmeli ve zarara uğrarlarsa yardım etmeli ve iyilik gelirse sevinmelidir. Diğer din kardeşlerini de sevmelidir. Kusurlarını mümkün mertebe affetmelidir. Müdâhene etmemeli, dünyâlık ele geçirmek için dîni vermemeli. Gerekirse müdârâ etmeli, dîni ve dünyâyı korumak için dünyâlık vermelidir. Müdârâ zararı gidermek için olur. Çok gülmekten, faydasız konuşmaktan sakınmalıdır. Alış verişte dînin emirlerine uymalı ve cemâate devâm etmelidir. Bid’atlerden sakınmalı. Misvâk kullanmaya devâm etmeli. Duâya, Allahü teâlâya hamd ve senâ ile ve Resûlüne salât ve selâm ile başlamalıdır. Duâ ederken bütün müminlere duâ etmeli, anneyi, babayı ve iyilik gördüğü kimseleri de duâlarında anmalıdır. Yalvararak ve gizli duâ etmelidir. Yalnız iken Allahü teâlâya yalvararak duâ etmeli, âcizliğini ve günahlarını düşünerek ağlamalıdır. Allahü teâlâdan istikâmet, af, âfiyet, rızâsını ve muvaffakiyet istemelidir. Îmânın gitmesinden korkup, dâimâ hüsn-i hâtime(son nefeste îmân ile gitmeyi) istemeli, İslâm nîmetine her zaman şükretmelidir. Çoluk-çocuğuna ilmihâlini (lâzım olan din bilgilerini) öğretip, İslâmiyete uymayan şeylerden korumalı ve sakındırmalıdır. Çocukları yedi yaşında namaza başlatmalı, on yaşına girdiklerinde namaz kılmazlarsa döverek kıldırmalıdır. Dâimâ istigfâr etmelidir
|
|
|
Aslan Yürekli Richard Kimdir |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:08 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
ASLAN YÜREKLİ RİCHARD KİMDİR
1. Richard 1157 1199 savaşlardaki kişisel cesareti nedeniyle aslan yürekli ünvanı almıştır. Onu tarihe geçen olay ise 3. haçlı seferi’nin başında Kudüs hakimiyeti için sultan Selahaddin Eyyübi ile giriştiği destansı savaşlardır.
1157 de Oxford’da kraliyet sarayı’nda doğan Richard sarayın konforunda rahat hayat geçirmek yerine gençliğinde güney Fransa düklüğüne atanmıştır. Gençlik heyecanlıyla babasına bile kazan kaldıran Richard daha sonradan cesaretli bir savaşçı olacağını bastırdığı ayaklanmalarda göstermiştir. Özellikle Taillebourg kalesinin ele geçirmesinin ardından destansı bir kişiliğe bürünmüştür. Babasının 1189 da ölmesi ve aile içi yaşanan kavgaların ardından tahtın tek sahibi olmuştur.
1. Richard yönetici ruhuna sahip biri olmadığını daha çok maceracı ve savaşçı bir kişiliği bulunmakta olduğunu gösterdi kısa zamanda. Bu sebepten kendime haçlı misyonu üstlenmiş ve Kudüs’ü, kutsal toprakları müslümanlardan alma hevesine girmiştir. Ardından 1190 da Filistin’e doğru yola çıktı ordusuyla. Sicilya’da kışı geçirdi ve burayı hakimiyetine aldı.
Richard tüm en büyük fetihi Kıbrıs olmuştur.Önceki kışı Rodos’ta geçirmiş ve ardından Kıbrıs’ı Bizans’tan almıştır. Kıbrıs haçlılar için lojistik bir merkez ve üst olmuştur. Ardından burayı tapınak şovalyeleri kontrol ve bırakmış ve Osmanlı, ortayı fethedene kadar Kıbrıs, latin krallığına kalmıştır.
Richard, güç ve kişiliğini kullanarak kendi ordusunu Fransız ve Almanlar la birleştirdi ve iki yıldır sürmekte olan Akka kalesi kuşatmasını devraldı. 6 hafta içerisinde güçlü ordusuyla müslümanları yendi ve kente girdi. Acımasız bir şekilde 27000 esiri kılıçtan geçirdi. Akka’yı kana bulayan Richard, sultan Selahaddin kontrolünde bulunan Kudüs’e yürüdü. Richard 50 bin kişilik ordusuyla Kudüs üstüne yürümüş, sultan Selahaddinle destansı bir mücadele girmiştir. Hala batıda bu iki ismin üzerine tartışmalar ve konuşmalar yapılmaktadır.
Bu destansı mücadele her iki komutanın ve üstün yeteneklerini ortaya koymuş ve aralarında centilmence bir dostluk kurulmuştur.
Richard bir yıl uğraşmasına rağmen Kudüs’ü Selahattin den geri alamamıştır. Zira kendisi, ordusuna yiyecek ve su takviyesi bulmakta zorluk çekerken bilge rakibi Selahattin ise kazananı belirleyecek nihai bir savaşa girmemiş, savunmada kalmıştır. Amacı düşmana çöl şartlarında pes ettirmektir. Zaman sultan Selahaddin’i haklı çıkarmış ve Richard’ın önerisiyle taraflar 1 eylül 1192 de anlaşmaya varmıştır. Ramla anlaşması ile Kudüs kapılarını hristiyan hacılara açık kalmak kaydıyla müslüman hakimiyetine kalmaya devam edecektir. Richard’ın temsil ettiği latin krallığı Tire’den Yafa’ya kadar bulunan bölgede etkisini sürdürecektir.
Kudüs’ü geri alamayan Richard, bu büyük macera dan Avrupaya eli boş dönmekteyken Venedik açıklarında gemisinin batması ile Avusturya imparatorunun eline esir düşmüştür.
Ardından annesi onun için fidye ödeyerek geri almıştır. İngiltere’ye dönen Richard yine yerinde duramamış, İngiltere’den ayrılarak Normandıya’ya yelken açmıştır. Ardından Fransızlar ile savaşmış, Fransızlarla girdiği Chaluz şatosu kuşatmasında omzuna isabet eden ok ile yaralanmış ve kangren sonucu 6 Nisan 1199 da annesinin kollarında ölmüştür.
Savaşçılığı ve cesareti ile olduğu kadar daha çok müslümanlarla savaşması pek çok müslümanın katletmesi ile tarihe geçmiştir. Müslüman ve Türk kaynaklarında olduğu gibi pek çok kaynakta aslan yürekli lakabı alması çok ilginçtir.
Daha çok dünya popüler kamuoyuna Robin hood eseri ile ön plana çıkmış, son dönem İngiliz tarihçileri ona o dönemki İngiliz kaynaklarını har vurup harman savurmakla suçlamışlardır. İngiltere’nin kralı olmasına rağmen yaşamını yüzde 90 ını ada dışında geçirmiş, çoğu tarihçi göre İngilizce bilmeden ölmüştür. Bir çok kraliyet ailesi gibi Fransız asıllıydı.
|
|
|
Pierre Loti Kimdir |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:04 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
PİERRE LOTİ KİMDİR
Pierre Loti, asıl adı Louis Marie Julien Viaud (14 Ocak 1850 – 10 Haziran 1923), Fransız romancı. Pierre Loti isminin yazara, kimi kaynaklara göre öğrencilik yıllarında; kimi kaynaklara göreyse, 1867 yılında yaptığı Okyanusya seferi sırasında, Tahitili yerliler tarafından verildiği söylenir. “Loti”, egzotik iklimlerde yetişen egzotik bir çiçeğin ismidir.[1]
1850 yılında Fransa’nın Rochefort kentinde Protestan bir ailenin en küçüğü olarak doğdu. 17 yaşında Fransız Deniz Kuvvetleri’ne girdi. Denizcilik eğitimini tamamladıktan sonra 1881’de yüzbaşı oldu ve ilerleyen yıllarda da terfi ederek albaylığa kadar yükseldi. Ortadoğu ve Uzakdoğu’da bulundu. Bir deniz subayı olarak romanlarında konu ettiği yabancı kültürünü pek çok yer gezerek tanıma fırsatını buldu. Bu yolculuklarında edindiği deneyimlerini ve gözlemlerini daha sonra kitaplarına yansıttı.
1879’da ilk romanı olan ve o dönemin Osmanlı Türkiye’sinden kesitler veren[2] Aziyadé ‘nin (Aziyade) yayınlanmasının ardından 1886’da Pécheur d’Islande’la (İzlanda Balıkçısı)’nı yayınladı. Loti, kendini edebiyat çevresine kabul ettirmiş bir yazar oldu. Daha sonraki yıllarda her yıl bir kitabı çıktı ve kitapları geniş kitlelerce okundu. 1891 yılında Fransız Akademisi’ne seçilen yazar 1910 yılında Légion d’Honneur nişanını aldı.[3] İzlenimci bir yazar olan Pierre Loti’nin oldukça yalın bir dili vardı. Edebiyattaki bu izlenimciliği kişiliğini de derinden etkiledi. Derin bir umutsuzluğu dile getiren yapıtlarında aşkın yanı sıra ölüm duygusu da geniş yer alıyordu. Bütün bu umutsuzlukla birlikte içinde duyduğu insanlığa karşı şefkat ve acıma duygusunu yapıtlarına yansıttı.[4]
Birçok kez İstanbul’da bulunmuş olan Pierre Loti, İstanbul’a ilk kez 1876 yılında bir Fransız gemisiyle, görevli subay olarak geldi. Loti, Osmanlı yaşam biçiminden etkilendi ve pek çok eserinde bu etkiyi gösterdi. Aziyadé adlı romanına adını veren kadınla burda tanıştı.[5] İstanbul’da bulunduğu zamanlarda Eyüp’te yaşadı. İstanbul’a hayran olan Pierre Loti, kendisini her zaman Türk dostu olarak nitelendirdi.[6]
1913 yılında yazdığı La Turquie Agonisante (Can Çekişen Türkiye) kitabıyla Batı politikalarını eleştiren Loti aynı yıl devlet konuğu olarak Türkiye’ye geldiği zaman, Tophane Rıhtımı’nda büyük bir törenle karşılanarak Sultan Reşat tarafından sarayda ağırlandı.[7] Balkan Savaşları’da, I. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında Anadolu işgalinde Avrupa’ya karşı hep Türkler’i savundu. Millî Mücadele döneminde Anadolu’daki direnişe destek vermesi ve kendi ülkesi olan işgalci Fransa’yı ağır bir dille eleştirmesiyle Loti, Türk halkının da sempatisini kazandı. Öyle ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi 4 Ekim 1921′ de Pierre Loti’ ye şükranlarını sunan bir mektup yolladı.[7] Bununla birlikte Pierre Loti, 1920 yılında “İstanbul Şehri Fahri Hemşehrisi” olarak kabul edildi ve onun adını taşıyan bir de cemiyet kuruldu.[4] Daha sonraları İstanbul’da Divanyolu’nda bir caddeye “Pierre Loti Caddesi” ve Eyüp’te bir kahvehaneye de “Pierre Loti kahvesi” adı verildi. Günümüzde bu kahvehanenin olduğu tepe de Pierre Loti Tepesi olarak anılmaktadır. Ayrıca bu tepeye ulaşmak içinde insa edilen Eyüp-Piyerloti teleferiği’de isminde Loti anmaktadır.
Ancak tüm bunlara rağmen Loti, Türk aydınlarını ikiye böldü. Kimi aydınlar onun gerçekten bir Türk dostu olduğuna inanırken, kimileri de onun aslında Osmanlı’nın zayıf ve geri kalmış hâlini acı(Zeker) sevdiğini savunuyorlardı. 1925 yılında Nazım Hikmet yazdığı Şarlatan Piyer Loti şiirinde kendisinden şöyle bahsediyordu:
“ Hatta sen
sen Pier Loti!
Sarı muşamba derilerimizden
birbirimize
geçen
tifüsün biti
senden daha yakındır bize
Fransız zabiti!
”
Nazım Hikmet ilerleyen mısralarında da ağır bir şekilde Loti’yi eleştirerek, onu “Çürük Fransız kumaşlarını yüzde beş yüz ihtikârla şarka satan” bir burjuva olarak tanımlıyordu. Diğer yandan yazar Abdülhak Şinasi Hisar, İstanbul ve Pierre Loti adlı kitabında Loti’ ye övgüler yağdırıyor ve Loti’nin yazılarının bazı Türklerin yazdıklarından daha millî bir his ve zevk taşıdığını söyleyerek, onun Türkiye ile ilgili bütün eserlerinin Türkçeye çevrilmesini diliyordu.[7]
Bazı eserleri
Aziyadé (1879, Aziyade)
Le Roman d’un Spahi (1881, Bir Sipahinin Romanı)
Pécheur d’Islande (1886, İzlanda Balıkçısı)
Madame Chrysanthème (1887, Madam Krizantem)
Le Roman d’un Enfant (1890, Bir Çocuğun Romanı)
Le Livre de la Pitié et de la Mort (1891, Acıma ve Ölümün Kitabı)
Ramuntcho (1897)
Reflets de la Sombre Route (1899, Karanlık Yol Üzerindeki Yansımalar)
Les Désenchantées (1906, Mutsuz Kadınlar)
La Turquie Agonisante (1913, Can Çekişen Türkiye)
Prime Jeunesse (1919, İlk Gençlik)
Un Jeune Officier Pauvre (1923, Zavallı Genç Bir Subay)
vikipedia
|
|
|
Kaygusuz Abdal Kimdir |
|
Yazar: RasitTunca - 06-28-2018, 04:00 AM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
KAYGUSUZ ABDAL KİMDİR
Sanatçı, Alâiye’de dünyaya geldi. Alâiye Beyi Hüsameddin Mahmut’un çocuğudur. Kaygusuz Abdal‘ın asıl ismi Alaaddin Gaybi’dir. İyi bir eğitim almış, genç denilebilecek bir yaşta Abdal Musa’ya derviş olmuş ve bu andan sonra Kaygusuz mahlasını edinmiştir. 14. yüzyılın sonlarında Mısır’a geçerek bir tekke açmış, Hicaz, Suriye ve Irak’ı gezerek Anadolu’ya gelmiştir. Rumeli’nin Yanya, Filibe ve Manastır bölgelerinde de yaşamış takriben 1444 senesinde hayata gözlerini yummuştur.
Kaygusuz Abdal Sultan, Hacı Bektaş-ı Veli okulunda yetişmiş ve çağdaşı olan Yunus Emre ile birlikte Alevî edebiyatının iki kurucusundan birisi sayılmıştır.
Hayatı hakkındaki bilgileri menkıbelerden ve velayetnamelerden öğrenip, görüşlerini ve düşüncelerini mensur ve nesir eserlerinden anladığımız Kaygusuz Abdal Türk edebiyatının da kuşkusuz en büyük üstatlarından birisidir.
Bütün eski ve yeni kaynaklar Kaygusuz Abdal’ın Teke İli’ne bağlı, Alaiye Beyi’nin oğlu olduğunda ittifak etmektedir. Kaygusuz Abdal’ın yaşadığı döneme bakarak bu dönemde üç tane Alaiye Beyi’nin yaşadığını belirten en kuvvetli ihtimalin Hüsâmeddin Mahmud Bey üzerinde toplandığını belirtmektedir
Hayatı hakkında etraflı bilgiye sahip olmamakla birlikte, menkıbelerden ve velayetnamelerden yola çıkılarak günümüzde yapılan kimi çalışmalar, Onun hayatına ve çağına ciddi anlamda ışık tutmuştur ve bu eksikliği bir nebze de olsa gidermiştir. Kaygusuz Abdal, hem şiir ve hem de nazım türünde eserler bırakmıştır. Nazım türündeki eserlerinin ekserisi irfani risaleler şeklinde kaleme alınmıştır. Şiir türündeki eserlerinin çoğunluğu da dini ve irfani konulardadır.
Kaygusuz Abdal, şiirlerinde hem hece ve hem de aruz veznini kullanmıştır. Aruz ile yazdığı eserleri, gazel, mesnevi, kaside, mestezad şekillerinde hece ile yazdığı eserleri ise ilahi, şathiye ve nutuk şekillerinde değerlendirmek mümkündür.
Üstad Kaygusuz Abdal eserlerinde Allah’tan, sıfatlarından, Peygamberlerinden, Hz. Muhammed’den, Ehl-i Beyt’ten, meleklerden, kutsal kitaplardan, ahiretten, namazdan, oruçtan, ahlaki ilkelerden bahsetmekte, eserlerindeki ifadeleri ayet ve hadislerle desteklemektedir.
Kaygusuz Abdal’ın ölüm tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, onun 15 asrın ilk yarısında öldüğü kesindir. Araştırmacılar Bektaşî şeyhlerinden Ahmet Sırrı Baba’nın hiçbir kaynağa dayanmadan verdiği 1444 tarihini muteber saymışlardır.Kaygusuz’a ait olduğu iddia edilen biri Mısır’ın Kahire’sinde, biri ise Elmalı’ya bağlı Tekke Köyü’nde olmak üzere iki tane mezarı vardır.
Eserleri:
Divân
Sarây-nâme
Minber-nâme
Dil-güsâ
Gevher-nâme
Budala-nâme
Mesnevi
Muglâta-nâme
Esrâr-i Hurûf
Vücûd-nâme’
ŞİİR ÖRNEKLERİ
Allah Tanrı Yaradan
Allah Tanrı Yaradan
Gel içegör cur’adan
Yar ile yar olagör
Çıksın ağyar aradan
Bekle gönül bostanın
Susığırı girmesin
Key sakın uçurursun
Kandili minareden
Fil yükün karıncaya
Yükletme çekebilmez
La’l ü gevher kıymetin
Umma seng-i hareden
Hacca vardım der isen
Kanda vardın hacca sen
Kılavuzsuz kuş uçmaz
Bunca dağ ü dereden
Hacca varan kişinin
Gönül yapmak işidir
Gönül Hakk’ın beytidir
Sakın sen emmareden
Sen özünü bil nesin
Hak sende sen kandesin
Hakk’ı bilmek dilersen
Geç ağ ile hareden
Dünya ahret demegil
Biliş ü yad demegil
Uzak savaşa düşme
Geç kuru sehhareden
Tıfıllayın dembedem
Dambu dumbu söyleme
Mansur’layın olursun
Bilmezsen müdareden
İnsan nur-ı kadimdir
Hasta değil hekimdir
Sen dahi insan isen
Anla bu esrareden
Aşık olan bu yolda
Can ile baş oynadır
Sen dahi aşık isen
Bakma gel kenareden
Sen insanı sorarsan
Hak’tan ayrı değildir
Sıfatı zat-ı mutlak
Hırkası çar pareden
Aklına akıl deme
Sözüne delil deme
Çünkü kurtaramazsın
Nefsini emmareden
Kaygusuz’un hüneri
Helva vü biryan yemek
Andan özge hüneri
Umma bu biçareden
Bundan Sana Ne
Ademi balçıktan yoğurdun yaptın,
Yapıp da neylersin, bundan sana ne
Halk ettin insanı saldın cihana
Salıp da neylersin bundan sana ne
Bakkal mısın teraziyi neylersin
İşin gücün yoktur gönül eğlersin
Kulun günahını tartıp neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne
Katran kazanını döküver gitsin
Mümin olan kullar didara yetsin
Emreyle yılana tamuyu yutsun
Söndür şu ateşi bundan sana ne
Sefil düştüm bu alemde naçarım
Kıldan köprü yaratmışsın geçerim
Sol köprüden geçemezsem uçarım
Geçir kullarını bundan sana ne
Kaygusuz Abdal der cennet yarattın
Cehenneme nice kulları attın
Nicesin ateş-i aşk ile yaktın
Yakıp da neylersin bundan sana ne
Sakalım
Ben bu derde düşeli, Bu sakalı kırkarım.
Hak ile bilişeli, Bu sakalı kırkarım.
Ben keserim o biter, Çemende bülbül öter,
Usta berber der yeter, Bu sakalı kırkarım.
Ben çalarım tanbura, Giyinirim tennure,
Hak çerağın uyara, Bu sakalı kırkarım.
Ben gezerim yazıda, Kuvvetim var pazuda,
Ne işim var kazıda, Bu sakalı kırkarım.
Kaba sakal istemem, Hep kesilse gam yemem,
Hiç kısa – uzun demem, Bu sakalı kırkarım.
Var mı bunda bir hatam, Gayrı gönülden atam,
Çok mu gelir bir tutam? Bu sakalı kırkarım.
Aşka olup mülazım, Bilindi cümle razım…
Gayrı, sakal ne lazım! Bu sakalı kırkarım.
Bıyığımla başımı, Kirpiğimi kaşımı…
Hak onara işimi… Bu sakalı kırkarım.
Kaygusuz Abdal menem, Fartu furtu bilmenem,
Tek tüyünü koymanam,Bu sakalı kırkarım.
Dedim Ey Dilber Kulunam
Dedim ey dilber kulunam,Yürü hey torlak der.
Sen dahi yolunmamısșın, Sözlerin taslak der.
Dedim ey dilber lebinden,Bir buse versen n’ola,
Alnina sapan kayası,Ensene tokmak der.
Sordum suçum nedir benim, Halima kılmaz nazar,
Bu söz senin ne hakkındır, Söyleme kütsah der.
Halime bak çuluna bak, Bu dahi sevmiș beni
Niyyetül gaza dğil mi, Dönüben ahmak der
Yürü hey derviș yoluna, Sende yoktur sim ü zer
Akılsız sersem zavallı, Cimri ve çıplak der
Serteser gemiș cihanı, Kurt üșmüș tabanına
Borusu yanına döver , Kabağı tak tak der
Yataği külhan bucağı, Yüzü gözü is ü pas
Giydüğü eski kepenek, Eteği sak sak der
Kaçuban kurtulamadim, Șol tordağın elinden
Her seher karșıma gelir, Cağırır Hak Hak der
Hoș gelir bu Kaygusuz’a, Bir kazan kuzlu pilav
Yüz elli yağlıca çörek, Ol dahi yumșak der
Nefes
Beğlerimiz, elvan gülün üstine
Ağlar gelür şahum Abdal Musa’ya
Urum abdalları postun eğnine
Bağlar gelür şahum Abdal Musa’ya
Urum abdalları gelir dost deyü
Eğnimüzde aba, hırka, post deyü
Hastaları gelür, derman isteyü
Sağlar gelür şahum Abdal Musa’ya
Meydanında dara durmuş gerçekler
Çalınur koç kurbanlara bıçaklar
Döğülür kudümler altun sancaklar
Tuğlar gelür şahum Abdal Musa’ya
Benim bir isteğüm vardır Kerim’den
Münkir bilmez, evliyanın sırrından
Kaygusuz’um ayru düşdüm pirimden
Ağlar gelür şahum Abdal Musa’ya
Değil mi (Evliyadan gelen kelam)
Evliyadan gelen kelâm,
Okunan Kur’an değil mi?
Gerçek velinin sözleri,
Sureti rahman değil mi?
Çün seni hak yarattığı
Kendüye mir’at ettiği
Tecelli – i zat ettiği
Sureti insan değil mi?
Hak haberin dinleyene,
Candan kabul eyleyene
Hakkı bilip anlayana,
Sözümüz burhan değil mi?
Gerçek elini tutmayan
Gönlün ana pekirmeyen
Hakkı batılı seçmeyen,
Cahilü nâdan değil mi?
Ey Kaygusuz halin nola,
Gitmez isen doğru yola
Hak kerem etse bir kula,
Hakikat ayan değil mi?
Ali Ali canım Ali
Canımın cananı Ali
Sen alemler umdusun
Pir Hacı Bektaşı Veli
Abdal Musa
Beylerimiz elvan gülün üstüne
Ağlar gelir șahim Abdal Musa’ya
Urum Abdalları postun eğrine
Bağlar gelir șahim Abdal Musa’ya
Urum Abdalları dost deyü
Eğnimizde aba hırka post deyü
Hasteleri gelir derman isteyü
Sağlar gelir șahim Abdal Musa’ya
Hind’den bazerganlargelir yayınır
Pișer lokmaları açlar doyunur
Bundan așıkları gelir soyunur
Erler gelir șahım Abdal Musa ‘ya
Meydanında dara durmuș gerçekler
Çalınır koç kurbanlara bıçaklar
Döğünür kudüm açılır sancaklar
Tuğlar gelir șahım Abdal Musa’ya
Her matem dara durmuș gerçekler
Uyandırıp Hak çerağin yakarlar
Demine hu deyip gülbang çekerler
Nurlar gelir șahım Abdal Musa’ya
İkrarıdır koç yiğidin yuları
Muannidi çeksem gelmez ileri
(:::)ınar’ın Yeșilgöl’ün suları
Çağlar gelir șahım Abdal Musa ‘ya
Ali’m almıș Zülfekaridestine
Sallar durmaz Yezitlerine kasdina
Tümen-tümen Gene Ali’nin üstüne
Sırlar gelir șahım Abdal Musa’ya
Benim bir isteğim vardır Kerim’den
Münkir bilmez evliyanın sırrından
Kaygusuz’am ayrı düștüm pirimden
Erler gelir șahım șahım Abdal Musa ‘ya
|
|
|
D vitamini Nedir? Eksikliğinde Neler olur? Fazlalığının Zararları Nelerdir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-25-2018, 07:32 PM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
D vitamini Nedir? Eksikliğinde Neler olur? Fazlalığının Zararları Nelerdir? D Vitaminin Faydaları ve Zararları Nelerdir?
Vitamin D nedir?
Vitamin D, vücuttaki fosfat ve kalsiyum dengesinin düzenlenmesine yardımcı olan, bağırsaktaki kalsiyum emilimini destekleyen ve kemik ve dişleri kuvvetlendiren maddeler grubu için kullanılan kolektif bir terimdir. Kaynakları bakımından farklı, fakat yapı ve oluşumları bakımından birbirine benzeyen 2 türlü D vitamini vardır.
Ergokalsiferol (D2 vitamini): Bitkiler içinde bulunan bir ön vitamin olan ergosterin şeklinde alınır; ciltte toplanır.
Kolekalsiferol (D3 vitamini): Vücutta sentezlenir, bu nedenle gerçek bir vitamin değil, bir hormon prekürsörüdür.
Vitamin D’nin genel etkisi, kalsiyum ve fosforun organizmaya alınışını ve organizmada tutulmasını arttırmak, onların kullanılması ile kemik mineralizasyonunu sağlamaktır.
D vitamini bakımından zengin besinler
D vitaminini içeren ana besin kaynakları balık, karaciğer ve yumurta sarısıdır; bu vitamin margarinlere de katılmaktadır. D vitamini, kızılötesi ışığın ciltteki belirli kimyasallara etki etmesi sonucu vücutta sentezlenebilmektedir. Süt D vitamini bakımından zengin değildir ama süt ve süt ürünlerinde de D vitamini bulunur. Anne sütünde D vitamini azdır, bazı hazır mamalar ise D vitamini bakımından zenginleştirilmiştir. Mantar ve mayada da D vitamini vardır.
D vitamini eksikliği neden olur?
Bazı durumlar D vitamini eksikliğine neden olabilir.
Yetersiz beslenenlerde
Prematüre bebeklerde
Yeterli güneş ışığı alamayanlarda
Çölyak hastalığı, Crohn hastalığı, Kistik fibrozis, Whipple gibi hastalıklar veya başka nedenlerden dolayı emilim bozukluğu olanlarda
Karaciğer veya böbrek düzensizlikleri olanlarda
Bazı nedenlerden dolayı bağırsaklarının bir kısmı alınanlarda
Obezite nedeni ile gastrik bypass ameliyatı geçirenlerde
Bazı genetik kusurlar dolayısıyla
Antikonvülzan, fenitoin, kortikosteroid, kolestiramin, orlistat gibi belirli ilaçları uzun süreli kullananlarda D vitamini eksikliği görülebilir.
Ayrıca güneş kremlerinin yanlış kullanımı da D vitamini eksikliğine neden olabilmektedir.
D vitamini eksikliği için risk grupları
0-24 ay arası çocuklar
Adolesanlar
Doğurganlık çağındaki kadınlar
Hamileler, emzikli kadınlar ve yaşlılar D vitamini eksikliği bakımından risk gruplarını içerirler.
D vitamini eksikliğinin neden olduğu sorunlar (D vitamini eksikliğinin komplikasyonları)
D vitamini eksikliğinin bilinen en eski sonucu çocuklarda raşitizme, yetişkinlerdeki uzun süreli eksikliği ise kemik yumuşamasına (osteomaleziye) neden olmasıdır.
D vitamini eksikliği nedeni ile kalsiyum eksikliği (hipokalsemi) gelişir ve bu durum çocuklarda büyüme geriliğine ve hipokalseminin diğer belirtilerinin ortaya çıkmasına sebep olur. D vitamini eksikliği hipofosfatemiye de yol açar.
Vitamin D eksikliği ayrıca sekonder hiperparatiroidizmiyi tetikleyebilir.
D vitamini eksikliği şizofreniyi ve depresyonu tetikleyebilir.
Vitamin D eksikliği sık üst solunum yolu enfeksiyonları ve astım gelişimini tetikleyebilir.
D vitamini eksikliği tip 1 diyabet, tip 2 diyabet, multipl skleroz, romatoid artrit gibi hastalıkların gelişimini tetikleyebilir.
D vitamini eksikliği meme kanseri, prostat kanseri, pankreas kanseri riskini arttırabilir.
Vitamin D eksikliği osteoartrit, osteoporoz riskini arttırabilir.
D Vitamini bulunan besinler
1. Balık yağı
2. Süt ve süt ürünleri
3. Yumurta sarısı
4. Tereyağı
5. yulaf ezmesi
6. Güneş
7. Karaciğer
8. Mantar
9. Kakao
10. Et ve Sebzeler
D Vitamini yararları
1. kas zayıflığına karşı vücudu korur
2. kalp atışının düzenlenmesinde etkilidir
3. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir
4. tiroit fonksiyonları ve normal kan pıhtılaşması için gereklidir
5. Kalsiyum emilimini ve kalsiyumun aktif taşınmasını hızlandırır
6. Depresyondan korur
7. Pankreas bezinden insülin salgılanmasında düzenleyicidir
8. Kaslara güç verir. Eksikliğinde kas güçsüzlüğü ve ağrı olur.
D Vitamini fazlalığı
D vitamini fazlalığı İştahsızlık, bulantı ve kusmaya neden olur. Vücutta fazla deponlanması zehirlenmeye yol açabilir. D vitamini fazlası kemikler için zararlıdır. D vitami fazlalığı bebeklerde zihinsel ve fiziksel geriliğe sebep olur. Böbreklere zarar verir.
D Vitamini ihtiyacı
1. 0-7 Ay: 10 mikrogram
2. 7-12 Ay: 5 mikrogram
3. 1-3 Yaş: 15 mikrogram
4. 4-8 Yaş: 15 mikrogram
5. 9-70 Yaş: 15 mikrogram
6. 70 Yaş Üstü: 20 mikrogram
D Vitaminin Faydaları ve Zararları
D vitaminin sadece faydaları değil zararları da var. Bilinçli şekilde alınması gereken D vitamini, aksi halde daha farklı sorunlara yol açabilir.
Küresel ısınma ve ozon tabakasının delinmesiyle birlikte artık güneşten yeteri kadar yararlanamıyoruz. Elbette iş ve okul hayatının getirileri de bunda çok büyük etken. Çünkü evlere, odalara gittikçe daha da fazla kapanıyoruz. Yaz gelse de, yazlığa gidip oradaki bilgisayarda oyun oynasam diye düşünen çocuklar oldukça fazla.
Yeterli D vitaminine sahip olmak bazı hastalıkların oluşmasını engeller. Bunlar arasında düşme riskinin azalması, kan basıncında azalma, meme ve kolon kanserini önlemek gibi. Güneş en kolay yoldan D vitaminini elde edebileceğimiz kaynaktır. Bu yüzden yeteri kadar güneşe çıkmalıyız.
D vitamini, kana karışarak kasların ve kemiklerin güçlenmesini sağlayan kalsiyumun böbrekten atılmasını azaltır. Böylece vücudun güçlenmesini ve bunun yanında hücre büyümesini, bağışıklık sisteminin görevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesini ve de vücudun iltihaplı hastalıklarla mücadele etmesini sağlar. Fakat çok faydaları olmasına rağmen her besinde fazlaca bulunmaz. Bazı besinlerde doğal olarak bulunur ve bu besinlerin doğal yollardan tüketilmesi tavsiye edilir.
D vitamini çok olan yiyecekler nelerdir?
Yumurta sarısı, karaciğer, balık yağı, yağlı balıklar, tereyağı, kakao, süt ürünleri, ciğer, peynir, bazı mantarlar ve patates D vitamini bakımından zengin gıdalardır.
D vitamini eksikliğinin belirtileri nelerdir?
D vitamini eksik olan yetişkinlerde: Sırt, ayak, kalça, kaburga ağrıları ve daha sonraki yaşlarda kemik eğrilikleri ve çarpıklıklar görülebilir. Bu nedenle bol bol güneşe çıkmalı ve D vitamini yönünden zengin besinler alınmalıdır. Tabii ki bir uzmanın da bu yiyecekleri ne kadar bol almamız konusunda fikri önemlidir.
Diğer D vitamini eksikliği belirtileri ise : kaslarda kramplar. Adele ve kemik zayıflığından dolayı kişi merdiven inip çıkmakta, uzun yürüyüşler yapmakta zorlanır. Aşırı yorgunluk hisseder ve kemiklerde kırılmalar meydana gelir. Yaşlılarda denge kaybına, hafıza kaybına neden olabilir ve hastalık kapma riskini arttırır.
D vitamininin zararları nelerdir?
D vitaminin fazla olduğu durumlarda aşırı kilo kaybı, kusma, ishal, iştahsızlık, kabızlık, huzursuzluk, ağız kuruluğu, çarpıntı, böbrek taşı, çok idrara çıkma, böbrek koliği ve kalp krizi riski görülebilir. Eğer D vitamini açısından zengin olan yiyecekleri çok fazla tükettiğinizi düşünüyorsanız, azaltmanız tavsiye edilir. Böyle bir durum yok ise fakat bu belirtiler sizde var ise, mutlaka bir doktora başvurmanız ve durumu kontrol altına almanız gerekir.
D vitamini eksikliği neden olur? D vitamini eksikliği belirtileri
D vitamini pek bilinmese de kemik sağlığından ruh sağlığına kadar birçok durumu dengede tutan hayati bir vitamindir. D vitamini her koşulda dışarıdan alınmaya muhtaçtır. Bu handikabın sebebi ise vücudun D vitaminini kendi kendine üretememesidir. Peki D vitamini eksikliği nasıl anlaşılır?
Eksikliğinin ciddi boyutlara varan hastalıklara yol açtığı D vitamini vücudun ihtiyacı olan ancak bu ihtiyacın dışarıdan sağlanmasının mümkün olduğu bir vitamindir. D vitamini eksikliği, yiyeceklerden sağlandığı gibi büyük ölçüde de (yaklaşık %95) güneşten sağlanır. D vitamini eksikliği hayati durumlara neden olabilmektedir. Vücuttaki kalp ve kas sistemini düzenlemekle görevlidir. Peki, pek çok kişide eksikliği görülen D vitamini takviyesi nasıl yapılır? D vitamini eksiliği neden olur? D vitamini eksikliğinin belirtileri nasıl anlaşılır?
Canan Karatay, "20 bin hastamın yüzde 99 ’unda D vitamini düşüklüğü var."
D vitamini eksikliğinin yol açabileceği problemlere işaret eden Karatay, D vitamini eksikliği için yapılabilecekleri sıraladı ve özellikle önem verilmesi gerektiğine dikkat çekti;
"Türk insanlarının çoğunda D vitamini problemi var. 20 bin hastamın yüzde 99'unda D vitamini düşüklüğü var. Bunun birçok sebebi var. Güneşten uzak durmak, hava kirliliği, hayvansal yağlardan, sakatatlardan uzak durmaktan oluyor. Yıllarca bizlere 'Hayvansal yağlar, sakatatlar hastalık sebebi, kalp krizi sebebi' dediler. Güneşten uzak durmak depresyona yol açar. Hayvansal yağ, sakatat, ev turşusu tüketin, dışarı çıkıp yürüyün."
"Kışın psikolojik olarak vücut hastalanıyor. Bunun sebebi güneşsizlik. İçeriye kapanmamak lazım. Dışarı çıkın. Kar yağsa da, kış olsa da dolu yağsa da buz tutsa da çıkıp dışarıda yürüyün. Deniz kenarında yürüyün, ormanlarda yürüyün. O zaman depresyondan da kurtulursunuz. Karanlık olduğu için, güneş olmadığı için bu sıkıntılar oluyor. Özellikle kuzey ülkelerinde depresyon çok fazla olur."
Sırt ağrısına dikkat! Kansere de neden olabiliyor...
Düşük seviyedeki D vitamini sadece kemik erimesi riskini 300 kat artırmakla kalmıyor, aynı zamanda açıklanamayan kemik ağrılarına da neden oluyor. Sırt ağrısı çekenlerin yüzde 80'inde D vitamini eksikliği gözlemleniyor. D vitamini eksikliği kemik problemleri ve kalp hastalıklarının yanı sıra, kolon ve prostat kanseri gibi hastalıklara da neden olabiliyor. Cancer dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre D vitamini eksikliği, her yıl 23 bin yeni kanser vakasına yol açabilecek potansiyele sahip ciddi bir sorun olarak tanımlanıyor..
D vitamini ne işe yarar?
D vitamini bağırsaktaki kalsiyum emilimini arttırmak, kemik mineralizasyonunu, kalsiyum fosfor dengesini, kas sinir sistemi fonksiyonlarını, kas gücünü ve kalp atışlarını düzenlemek ile görevlidir.
Son zamanlarda yapılan araştırmalara göre, D vitamini kalbin pompalama gücüne ve kalp hücresinin yapısına etkisiyle kalp rahatsızlıklarını önleyici bir özelliğe sahiptir. D vitamini eksikliği; kalp hastalıklarının beraberinde getirdiği yüksek tansiyon, obezite, şeker hastalığı gibi rahatsızlıklar üzerinde oldukça etkindir. Böylece D vitamini eksikliği olanların bu hastalıklara yakalanma riski 2 katına çıkmış oluyor.
D vitamini aynı zamanda enfeksiyonel hastalıklar üzerinde büyük ölçüde etkilidir. Eksikliği halinde grip, enfeksiyon mücadelesi, multiple skleroz, bağırsak iltihabı, kanser ve pankreas insülin salınımı düzenlemesi tiroid faaliyetlerini düzenleme ve kanın pıhtılaşmasını sağlama vs. durumlarında hem düzenleyici hem de koruyucu durumdadır.
Kalsiyum emilimini sağlayan D vitamini kemik sağlığı için çok önemli bir rol oynar. Kemiklerin gücü ve sağlığı için D vitamini eksikliğinin hemen tespit ve tedavisi şarttır. Kandaki kalsiyum ve fosforun normal sınırlarda kalmasını sağlayarak kemik erimesini(osteoprozu)önler. Kemikleri ve dişleri güçlendirir. Çocuklarda D Vitamini ihtiyacı bu yüzden fazladır.
Kaslara güç veren D vitamininin eksikliği durumunda devamlı yorgunluk ve ağrı olur. Bu durumda D vitamine baktırmak ve takviyeye başlamak gerekir.
D vitamini eksikliği kadınlarda daha çok görülür!
Uzm.Dr.Filiz Gündüzer Müftüoğulları’nın açıklamasına göre, "D vitamini eksikliği özellikle doğum ve emzirme dönemlerinden dolayı kadınlarda daha sık görülür ve kendini doğum sonrası yaygın ağrılarla belli eder.30 yaşına kadar olan insanların %30unda D Vitamin eksikliği vardır. Yine yaşlılıkta ve güneş görmeyen kişilerde eksiklik daha fazla saptanır. Şişmanlarda D Vitamini eksikliği saptanması sebebi ise D Vitamini yağda çözünen bir vitamin olduğundan yağda birikir ve vücut kullanamadığı için eksiklik meydana gelir."
D vitamini eksikliği neden olur?
D vitamini eksikliğinin en önemli nedeni, vücudun güneşten alınan UVB ışınlarına yeterince temas etmemesidir. Vücut güneşten aldığı D vitaminini başka hiçbir yolla ve besinle alamaz. Bunun nedeni D vitamini içeren besinlerde vitamin oranının az ve yeterli olmamasıdır.
Bazen güneş ışınlarının emilimi konusunda vücutsal bir problem de olabilir. Vücudun güneş ışınlarıyla D vitamini üretme kapasitesinin azaldığı ilerlemiş yaş, gıdalarla birlikte alınan yağın sindirilmesini engelleyen sindirim rahatsızlıkları, koyu ten rengi, kolesterol, epilepsi ilaçları başta olmak üzere bazı ilaçlar güneşle temas edilse dahi vücudun vitamini almasına engel olur.
Yaşlılık veya böbrek rahatsızlıkları D vitamini eksikliği riskini artırır. Bağırsaklarımızdan yeterince D vitamini emilemez. Çölyak hastalığı, kistik fibrozis ve crohn hastalığı da D vitamini emilimini etkiler.
Kilo da D vitamini eksikliğini artırır. Şöyle ki, yağ hücreleri dolaşımdaki D vitaminini dolaşımdan alır böylece vücut kitle indeksi 30 ve üzeri olanlarda D vitamini eksikliği sıktır.
D vitamini eksikliğinin bir diğer nedeni ise vejetaryen beslenmedir. D vitaminin yoğun olarak bulunduğu besinler; balık, ciğer, yumurta gibi hayvansal ürünlerin tüketilmemesi bu durumu daha çok tetikler.
D vitamini eksikliğinin belirtileri nelerdir?
Uzun süreli ve zaman yayılan bu belirtiler gözden kaçacak şekilde olağan gelebilir. Ancak hayatı olumsuz şekilde etkileyeceğinden farkına varmak ve tetkikleri yaptırmak gerekmektedir. Bu belirtilerden bazıları aşağıdaki gibidir;
-Depresyon
-Kemik Ağrıları (vücut genelinde)
-Kas zayıflığı
-Başın fazla terlemesi
-Kaslarda oluşan kramplar
-Halsizlik
-Eklem bölgelerinde ağrı
-Kilo alma problemi
-Yüksek tansiyon
-Başata ağrı
-Soğuk algınlığı
-Kabızlık
-İshal
-Mesane sorunları
Kulağa komik gelebilir ancak D vitamini eksikliği depresyona yol açar. Nedensiz yere mutsuz ve hüzünlü hissetme durumu D vitamini eksikliğinin başlıca belirtilerindendir. Şöyle ki, beyinde üretilen ve ruh halinin düzenlenmesinde kullanılan serotonin hormonu D vitamini eksikliğine bağlı olarak düşer.
D vitaminin en önemli belirtilerinden biri de kemik ağrılarıdır. Özellikle güneşten mahrum kaldığımız kış aylarında bu ağrılar daha da artar. Halsizlik ve vücut genelinde olan bu ağrıların dikkate alınmaması durumunda yetişkinlerde “osteomalazi” adı verilen kemik yumuşaması, çocuklarda ise “raşitizm” görülebilir.
D vitamini eksikliği nasıl ölçülür?
D vitamini eksikliğinin ölçümü için, yukarda belirtilen durumların hissedilmesiyle doktora başvurulması gerekir. Yapılacak olan kan testinde D vitamini (25 (OH) vitamin D3) düzeyinin ölçülebilir.
D vitamini takviye ve tedavisi nasıl yapılır?
D vitamini doktorlar tarafından reçete edilen D3 vitamini takviyesi ile alınır. D3 vitamini ise yemeklerle beraber tüketildiği takdirde vücut tarafından emilimi ve yararı artar. Doktorların da yönlendirmesiyle D vitamin serum, damla vs.leri böyle tüketilir.
Günlük olarak alınması gereken D vitamini miktarı yaşa bağlı olarak değişmektedir. Bunun için yaş ilerledikçe oluşan ihtiyaç doğrultusunda testlere dikkat etmek gerekmektedir.
Özellikle D vitamini takviyesine ihtiyaç duyan ve sık sık kontrollerini yaptırması gerekenler;
- 50 yaş üzeri kişiler,
- Sürekli kemik ve kas ağrısı şikâyeti olanlar,
- Güneş görmeyenler(ofis çalışanları gibi),
- Bağırsaklardan yağ emilimi bozuk hastalar,
- Karaciğer hastalığı olanlar,
- Mide ameliyatı olanlar,
- Osteoporozlu hastalar ( kemik erimesi olanlar)
D vitamini yiyeceklerden alınabilir mi?
En büyük kaynağı güneş olan D vitaminini içeren bazı besinler vardır ancak günlük tüketimi ne kadar olursa olsun eksikliği giderecek boyuta ulaşamaz. Güneşle olan 10-15 dakikalık temas yetecekken bu yiyeceklerin ancak sürekli tüketilmesi onların D vitamini eksikliğini karşılamasını sağlar.
Güneşe çıkmak ve D vitamini eksikliğini gidermek için en uygun vakit ise saat 10.00 ve 15.00 arası yani öğle saatleridir. Ancak bu saatler aynı zamanda cilt kanseri için de en riskli saatlerdir. Bu nedenle her gün 10-15 dakika güneş koruyucu krem olmaksızın diz ve dirseklerden aşağıyı güneşlendirmek yeterlidir
Somon, sardalya, orkinos, balık yağı ve D vitamini katkılı süt, yumurta, tereyağı, karaciğer, mantar, kakao ve tahıl gevrekleri bazı D vitamini kaynaklarındandır.
D vitamini fazlalığının zararları nelerdir, D vitamini fazlalığının belirtileri nelerdir, D Vitamin ile ilgili bilgiler
Vitaminler, vücudumuzun sağlıklı işleyişini sürdürebilmesi için gerekli olan maddelerdir. Çeşitli hastalıklara karşı vücudumuzu koruyan vitaminlerin bazıları vücutta depolandığı için, fazla tüketimi halinde yarardan çok zarara neden olur.
D vitamini vücudumuz için birçok fayda sağlar, ancak yağda eriyen bir vitamin olduğu için fazlası vücutta depolanır ve devamı halinde ölüme kadar giden durumlara neden olabilir.
Vücudun D vitamini ihtiyacı %90 oranında güneş ışınlarından karşılanır. Gıdalardan D vitamini alımı %10 oranındadır. Çünkü gıdalardan D vitamini almak için çok fazla miktarda tüketmek gerekir. Ultraviyole ışınları sayesinde ciltte sentezlenen D vitamini karaciğer ve böbreklerde de işlemden geçirilir ve vücudun kullanımına hazır hale gelir. Fazlası da vücutta depolanır. D vitamini insan vücudunda 5-6 aya kadar depolanabildiği için gerçekten ihtiyaç olmadığında D vitamini takviyesi almak tehlikelidir.
D Vitaminin Faydaları Nelerdir?
Kalsiyum ve fosforun vücutta emilimini sağlar.
Kolesterolü düşürür.
Dişleri ve kemikleri güçlendirir.
Metabolizmayı hızlandırır.
Çocuklarda büyüme hormonunun salgılanmasında rol oynar.
Böbrek hastalıklarında etkilidir.
Raşitizmi önler.
Gece kramplarını önler.
Birçok kanser türüne karşı koruyucudur.
Depresyon tedavisinde de etkili olabileceği bazı klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır.
Ancak tüm bu faydalarına rağmen D vitaminini bilinçsizce, doktor tavsiyesi olmadan kullanmak çok tehlikeli sonuçlara yol açabilir.
D Vitamini Fazlalığının Belirtileri Nelerdir?
Ağız kuruluğu
Ciltte kuruma ve kaşıntı
Mide bulantısı ve kusma
Bulanık idrar
Baş dönmesi ve sersemlik hissi
Kabızlık
Çok susama
Baş ağrısı
Kemiklerde ağrı
İştah kaybı
Cinsel isteğin kaybolması
Göz kızarıklığı
Kalp atışlarında hızlanma
Eğer yukarıdaki belirtileri taşıyorsanız ve son birkaç içinde fazla D vitamini tükettiğinizi düşünüyorsanız mutlaka kan tahlili için doktorunuza başvurun.
D Vitamini Nelerde Bulunur?
En önemli D vitamini kaynağı, hiç şüphesiz güneş ışınlarıdır. Bunun yanında balık (özellikle somon, ton balığı, ve uskumru), karaciğer, mantar, süt, yulaf ve yumurta tüketimi de karaciğerde D vitamini üretilmesini sağladığı için önemli gıdalardır. Bunun dışında gıdalardan D vitamini almak mümkün değildir.
Eğer her gün 15 dakika güneş ışığına maruz kalamıyorsanız
Vejetaryenseniz,
Çok fazla alkol tüketiyorsanız,
İleri yaşa sahipseniz veya menopoz dönemindeyseniz,
dışarıdan D vitamini takviyesi almanız gerekebilir. Ancak öncesinde mutlaka doktorunuza danışmalısınız.
D Vitamini Fazlalığı Hangi Hastalıklara Yol Açar?
D vitamini fazlalığı eğer tedavi edilmezse, yukarıdaki belirtilerle birlikte ciddi bazı hastalıklara yol açabilir.
Böbrek yetmezliği
Kalp yetmezliği
Damar hastalıkları
Karaciğer rahatsızlıkları
Mide hastalıkları
Uyku problemleri
Hem zihinsel hem de fiziksel gelişimde duraklama
Bebeklerde D Vitamini Fazlalığı
Anne sütünde D vitamini bulunmadığı için, anneler genellikle çevrenin de etkisiyle çocuklarına ek D vitamini aldırma yoluna giderler. D vitamini takviyesi alındığında erken diş çıkarma, daha çabuk yürüyebilme gibi durumlar mümkün değildir. Eğer D vitamini takviyesinin dozu doğru ayarlanamazsa, bebeklerde de çok ciddi problemlere yol açabilir. Bu nedenle D vitamini takviyesi kesinlikle reçeteyle ve doktor tavsiyesi üzerine alınmalıdır.
Yeterli Miktarda D Vitamini İçin Ne Kadar Güneşlenmek Gerekir?
İnsan vücudundaki D vitaminin kaynağı %90 oranında güneştir. Bu nedenle güneşlenmek D vitamini alımı açısından büyük önem teşkil eder. Ancak güneş ışınlarının zararları söz konusu olduğunda, yeterli miktarda güneşlenmek D vitamini açısından faydalıyken, aynı zamanda vücudunuza zarar da verebilir. Bu nedenle güneşlenme süresine ve şekline mutlaka dikkat etmek gerekiyor.
Güneş ışınlarından D vitamini almak aslında sanıldığı kadar kolay değil. Yani sadece gün ışığında kalmanız veya yüzünüzü, kollarınızı kısa süreyle güneşe tutmanız D vitamini ihtiyacınızı karşılamakta çok da yeterli olmayabiliyor. Aynı şekilde evinizde, kapalı mekanlarda pencerelerin ardından güneşlenmek de D vitamini alımını sağlamıyor çünkü cam, ultraviyole ışınlarını filtreliyor.
Güneş ışınlarının dik geldiği 11:00-16:00 arasında güneşe çıkmanın zararlı olduğu biliniyor. Ancak maalesef 16:00’dan sonraki güneş ışınları size zarar vermediği gibi, D vitamini almanıza da yardımcı olmuyor. Aynı şekilde güneş kremi kullanmak da D vitamini önünde önemli bir engel teşkil ediyor.
D Vitamini Fazlalığı Nasıl Tedavi Edilir?
Eğer D vitamini fazlalığından şüpheleniyorsanız, mutlaka kan tahlili yaptırmalı ve tedavisi için doktorunuza başvurmalısınız. Çok ileri boyutlara ulaşmış D vitamini zehirlenmelerinde vücuttaki kanın tamamen yenilenmesi gerekebilir.
Ne Kadar D Vitamini Yeterli Kabul Edilir?
Yapılan bilimsel araştırmalara göre kandaki D vitamini değeri 20 ng/ml civarında ise yeterli kabul edilir. Eğer bu düzey 10 ng/ml altına inmişse kemik ve kaslarda bir takım rahatsızlıklar meydana gelebilir.
Ancak özellikle 40 yaş üstü kimselerde düzenli olarak D vitamini düzeyine baktırmaya gerek yoktur. Kan tahlillerinizde D vitamini düzeyi 20 ng/ml altında çıksa dahi doktora danışmadan D vitamini desteği almak doğru değildir. Eğer bu düzey 10 ng/ml’nin de altındaysa o zaman önlem almak gerekebilir. 30 ng/ml ve üzerinde ise ve eğer D vitamini fazlalığı belirtileri taşıyorsanız, doktorunuz sizin için bir tedavi önerebilir.
Hamilelikte D Vitamini Kullanımı
Doğurganlık çağındaki kadınlar, yeterli gün ışığı alamayacak şekilde giyinme, kapalı ofislerde çalışma veya yaşadıkları şehirlerdeki hava kirliliğinden dolayı yeterli miktarda güneş ışığı alamayabilirler. Bu da, hamilelik dönemlerinde günümüzde %80’e varan oranlarla D vitamini eksikliğine neden olabilir.
Bu sebeplerle, Sağlık Bakanlığı’nın da çalışmaları kapsamında, ülkemizde hamile kadınlara ihtiyaç durumunda D vitamini takviyesi verilmesi önerilmektedir. Genel kanının aksine, doktorlar hamilelikte D vitamini kullanmanın hem anne hem de bebek için hiçbir sakıncası bulunmadığını belirtiyor. Doktor tavsiyesi üzerine, hamileliğin 3. ayından itibaren ve emzirme dönemlerinde annelere D vitamini takviyesi verilmesi desteklenmektedir. Bebeklere de 1 yaşına kadar günlük 3 damla kadar D vitamini desteği verilebilir. Daha sonraki yaşlarındaki D vitamini ihtiyacı güneşlenerek karşılanabilir.[/color]
|
|
|
BB ve CC Krem Nedir Ne işe Yarar, içinde Neler Vardır, Nelere iyi Gelir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-25-2018, 06:38 PM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
BB ve CC Krem Nedir Ne işe Yarar, içinde Neler Vardır, Nelere iyi Gelir?
BB Krem Ne demektir, BB krem ne işe yarar, BB krem içinde neler vardır, BB krem nelere iyi gelir
Sadece birkaç yıl önce adını duymaya başladığımız ama kısa sürede birçok kişi tarafından kullanılmaya başlayan BB krem nedir? Hangi amaçla ve nasıl kullanılmaktadır? Bu yazımızda sizlere BB kremler hakkında bilgiler vereceğiz. Yazıyı okuduktan sonra BB Krem nasıl ortaya çıkmıştır, ne işe yarar, nasıl sürülür, ne tür özellikleri vardır gibi soruların cevabını bulmuş olacaksınız.
Öncelikle BB kremin neyin kısaltması olduğu ile başlayalım. BB’nin açılımı genellikle “blemish balm” olarak yapılmaktadır (bazı kaynaklarda beauty balm yani güzellik merhemi olarak da belirtilir) ve “blemish balm” da kusur merhemi anlamına gelmektedir. Yaklaşık 50 yıl önce bir alman dermatolog lazer uygulamalar ya da peeling tedavileri sonrasında hastalarının kullanması için bir merhem yaratmıştır. Bu merhem sadece cildi pürüzsüzleştirip korumakla kalmamış, aynı zamanda kızarıklıkları da kapatmıştır. İlerleyen zamanlarda alman dermatolog bu ürünü “blemish balm” adıyla satmaya başlamıştır.
İlerleyen zamanlarda Asya’ya tanıtılan BB krem özellikle Güney Kore’de çok ilgi görmüştür ve yıllardır buradaki birçok kadın tarafından kullanılmaktadır. Bu sebeple de BB kremler bazı kaynaklarda Kore çıkışlı olarak da anılmaktadır.
BB Krem’in Cildinize Etkileri
BB kremlerin birçok özelliği vardır. Farklı markalara ait BB kremlerin kendine özgü farklı özellikleri olsa da BB kremlerin genel etkileri şöyledir: Cildi nemlendirir, aydınlatır, donuk görünümü canlandırır, bazıları içeriğindeki SPF ile güneşe karşı koruma sağlar, kızarıklık ve ufak lekelere karşı kapatıcı özelliği görür.
BB kremleri yüzünüzü yıkadıktan sonra cildinize uygulayabilirsiniz. BB kremler hem cildinizi nemlendirir hem de hafif de olsa kapatıcı özelliği görür. Ancak çok kuru bir cildiniz varsa BB kremden önce nemlendirici sürmeniz gerekebilir. Ayrıca daha yoğun bir kapatıcılık isterseniz de önce BB kremi sürüp ardından fondöteninizi uygulayabilirsiniz. Ancak özellikle yaz aylarında birçoğumuz ağır fondötenler kullanmak istemeyiz. İşte böyle zamanlarda BB kremler imdadımıza yetişir. Elimize alacağımız az miktarda BB kremi yüzümüze sürüp birkaç dakikada daha canlı ve daha parlakgörünen bir cilde sahip olabiliriz.
BB Krem Alırken Nelere Dikkat Etmelisiniz?
BB krem alırken cilt tipinize uygun bir ürün seçmeye özen göstermelisiniz. Cildiniz kuru mu? Yağlı mı? Problemli bir cildiniz mi var? Yaşlılık belirtileri ile ilgili endişeleriniz mi var? Ya da sadece parlak ve sağlıklı görünen bir cilt mi istiyorsunuz? Bu gibi soruları kendinize sorduktan sonra çeşitli markalara ait BB kremleri bulabileceğiniz yerlerden birisine gidip size en uygun olan ürünü seçebilirsiniz. Size tavsiyemiz bir karar verdikten sonra o ürünü cildinize uygulamanız ve gün boyunca cildinizde kaldıktan sonra alıp almayacağınıza karar vermenizdir.
BB kremler konusunda dikkat etmeniz gereken bir diğer konu ise ten renginize uygun tonda bir ürün seçmektir. Ten renginize uygun olmayan bir ürünü kullanırsanız yapay bir görünüm ortaya çıkabilir.
BB Kremler Hakkında Bilinmesi Gerekenler
BB kremlerin nemlendirme özelliği de vardır. Ancak çok kuru bir cildiniz varsa büyük ihtimalle BB krem yeterli olmayacaktır. Bu gibi durumlarda önce nemlendirici uygulayıp, ardından BB krem sürebilirsiniz.
Cildinize uygun tonda bir BB krem bulmakta zorlanabilirsiniz. Çünkü bu kremlerdeki renk seçeneği kısıtlıdır.
Birçok BB kremde SPF koruması vardır. Bu sebeple de bu ürünlerin içerisinde akne ile savaşabilecek malzemeler bulunmaz. Çünkü FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) yönetmelikleri akne malzemeleri ile SPF’in aynı ürün içerisinde bulunmasına izin vermemektedir.
Ağır bir makyaj yapmadan sadece bir miktar BB krem kullanarak daha canlı bir görünüme bürünebilirsiniz.
BB kremleri parmak uçlarınızla uygulayabilirsiniz. Uygulama için mutlaka fırçalara ya da süngerlere ihtiyaç yoktur. Ancak bazı güzellik uzmanları ise fırçayla ürünü daha iyi dağıtabileceğinizi ve aynı zamanda fırçayla sürerseniz daha az ürün kullanmış olacağınızı söylemektedir.
Birçok markanın BB kremi vardır. Bazı markaların ürünleri uygun fiyata satılırken, bazı markalarda fiyat yüksektir. Hangi markanın ürününü tercih edeceğiniz ise size kalmıştır. Garnier, Clinique, Mac, Bobbi Brown, Dior, Kiehl’s, Lancome, Loreal, Estee Lauder, The Body Shop ve daha birçok markanın BB kremi vardır.
BB kremlerin hafif bir yapısı vardır ve bu da tercih edilmelerindeki nedenlerden birisidir.
Bazı kişiler BB kremi makyaj bazı olarak kullanmaktadır.
CC krem Nedir ne işe yarar, CC krem içinde neler vardır, CC krem nelere iyi gelir
Güzellik sektörü oldukça hareketlidir ve her geçen gün piyasaya yepyeni ürünler çıkmaktadır. Bu kadar fazla ürün olunca da haliyle kafalar karışmaktadır. CC krem de adını son yıllarda duymaya başladığımız bir güzellik ürünüdür. Bu yazıyı sizlerle paylaşmamızdaki amaç CC kremi biraz daha yakından tanıtmak. Çünkü ürün hakkında biraz daha fazla bilgi sahibi oldukça daha doğru kararlar verebilirsiniz. Parfümeriye gidince uzmanların da desteğiyle size en uygun olacak ürünü seçebilirsiniz.
CC’nin açılımı genellikle “color correcting” olarak yapılmaktadır ve bu da renk düzeltici anlamına gelmektedir. Yani CC kremlerin ana amacı ciltteki ton eşitsizliklerini gidermektir. Ancak CC kremin cilde başka etkileri de vardır. İçeriğindeki SPF sayesinde güneş ışınlarına karşı korur, cildi nemlendirir, hafif de olsa kapatıcı görevi görür, cildi aydınlatır ve yaşlanma karşıtı görev görür. Bazı kaynaklara göre ise uzun süreli kullanımla beraber ince kırışıklar ve ciltteki lekelerde azalma görülebilmektedir.
BB Krem mi yoksa CC Krem mi?
Bu konuyla ilgili kesinlikle BB krem ya da kesinlikle CC krem gibi bir şey söyleyemeyeceğiz. Çünkü bu oldukça kafa karıştıran bir konudur ve hangisinin tercih edilmesi gerektiği ile ilgili net bir bilgi yoktur. İkisi arasında çok çok büyük farklar olmamasına karşın birkaç noktada birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Eğer ana probleminiz cilt tonunuzdaki renk eşitsizlikleri ise o zaman CC krem ile başlamak sizin için daha uygun olabilir ki zaten CC kremlerin de bilinen en önemli özellikleri ton eşitsizliklerini gidermektir.
CC kremlerin bir diğer özelliği ise hafif yapılarıdır. Bu sayede cildinizde ağırlık hissi yaratmamaktadırlar. Özellikle yağlı ya da karma bir cilde sahipseniz CC krem kullanmak sizin için uygun olabilir.
CC krem bazı kişiler tarafından cilt rengini düzeltmek için baz olarak da kullanılmaktadır. Kızarıklık, cilt renginde eşitsizlik ya da koyu renk leke problemi olan kişiler CC kremi tercih etmektedir.
Cildinizi tanırsanız ve alacağınız üründen neler beklediğinizi bilirseniz seçmeniz daha kolay olabilir. Eğer her şeye rağmen kafanız karışırsa bir uzman desteği alabilir ve onun önerilerine de kulak verebilirsiniz. Size önerimiz ürünü satın almadan önce yüzünüzde denemeniz ve ürünün yapısını beğenirseniz, yüzünüzde duruşunu severseniz, cildinizde herhangi bir alerjik reaksiyon görülmezse satın almanızdır. Çünkü eğer denemeden alırsanız eve gelip uyguladığınızda renk tonu hoşunuza gitmeyebilir ya da ürünün cildinizde duruşunu sevmeyebilirsiniz.
Hangi Durumlarda CC Krem Almayı Düşünebilirsiniz?
Aşağıdaki durumlarla karşı kaşıya iseniz ve cildiniz de CC krem kullanımı için uygunsa bir CC krem almayı düşünebilirsiniz:
Fondöten ve pudra kullanımı sonrası cildiniz yorgun düştüyse, bu ürünler yerine daha hafif ve daha doğal görünümlü bir şeyler arıyorsanız.
Cildinizde renk eşitsizlikleri varsa.
Güneşlenme sonrası cildinizde güneş lekeleri oluştuysa ve bunları kapatmak istiyorsanız.
Cildinizde kızarıklıklar varsa ve bunları kapatmak istiyorsanız.
Cildiniz donuksa ve biraz aydınlık kazansın istiyorsanız.
CC Krem Nasıl Uygulanır?
Öncelikle cildinizi temizlemelisiniz. Ardından temiz ve kuru cildinize bir miktar CC kremi parmak uçlarınızla ya da fırça yardımıyla sürebilirsiniz. Ovalayarak ya da masaj yaparak sürmektense minik parmak darbeleriyle ürünü cildinize yaymalısınız.
CC Krem Seçenekleri
Piyasada birçok markaya ait çeşitli CC kremler vardır. Biz de sizlerle bunlardan birkaç tanesini paylaşacağız. Eğer CC krem almaya karar verirseniz ister bunlardan birisini seçebilir, isterseniz de farklı markalara ait ürünleri tercih edebilirsiniz.
İşte piyasadki CC kremlerden bazıları:
Bobbi Brown CC Cream SPF 35
Darphin CC Cream Instant Multi-Benefit Care SPF 35
Loreal Paris Nude Magique CC Cream Anti-Redness SPF 12
Yves Saint Laurent Light Creator CC Creme Colur Corrector SPF 35
Chanel CC Cream Complete Correction SPF 30
Bunların dışında MAC, Lancome, Estee Lauder, Max Factor ve Olay gibi markaların da CC kremleri vardır.
Uyarı
Bu yazıda yer alan bilgiler çeşitli kaynaklardan derlenmiştir. CC krem kullanıp kullanmayacağınız ya da kullanacaksanız hangi markayı tercih edeceğiniz tamamen size kalmıştır.
----
Etiketler :
CC krem Nedir ne işe yarar, CC krem içinde neler vardır, CC krem nelere iyi gelir,BB Krem Ne demektir, BB krem ne işe yarar, BB krem içinde neler vardır, BB krem nelere iyi gelir,
|
|
|
Kuşburnu Yağı Nasıl elde edilir, Kuşburnu Yağı yapma, Kuşburnu yağının faydaları |
|
Yazar: RasitTunca - 06-25-2018, 06:24 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Kuşburnu Yağı Nasıl elde edilir, Kuşburnu Yağı yapma, Kuşburnu yağının faydaları nelerdir
Kuşburnu, Latince adı Rosa canina olan, Avrupa’da, kuzeybatı Afrika’da ve Batı Asya’da yetişen bir bitkidir. İçi tüylü olan bu bitkinin birçok tohumu bulunur. Bolca vitamin, mineral ve karbonhidrat içeren bu bitki sonbahar mevsiminde olgunlaşır. Hem taze olarak da hem de kurutulmuş vaziyette tüketilebilir.
Kuşburnu, yabangülü, it burnu, itgülü, gülelması, yiric ve gül burnu gibi isimlerle de bilinmektedir. Bu isimler arasından “it burnu” daha çlok Azeriler tarafından, “gü burnu” ise Tokatlılar tarafından söylenir.
Yatıştırıcı etkisi olan kuşburnunun çekirdekleri ve çiçeklerinden kuşburnu yağı çıkarılmaktadır.
Kuşburnu Yağı
Kuşburnu bitkisinin çiçeklerinden ve çekirdeğinden çıkarılarak üretilen kuşburnu yağı, oldukça zahmetli bir şekilde elde edilir. Çünkü, kuşburnu bitkisinin çekirdekleri fazlasıyla serttir. Çekirdeğin sert oluşu hem yağın elde edilme işlemini güçleştirir hem de çok az yağ elde edilmesine neden olur. Kuşburnu yağı, soğuk pres yöntemiyle çıkarılır.
Kuşburnu yağı, Omega 3, Omega 6, retinol, C vitamini, E vitamini ve A vitamini içerir. Pek çok sağlık faydası bulunan kuşburnu yağı, özellikle cilt bakımında çok etkilidir. Bu etkisi nedeniyle günlük hayatımızda kullandığımız birçok kozmetik ürününün içeriğinde de kuşburnu yağı bulunur.
Piyasadan satın alınacaksa, kuşburnu yağının saf olup olmadığına dikkat edilmesi gerekir. Aromaterapideki etkisi sebebiyle masaj yağı olarak da tercih edilebilen kuşburnu yağının kullanımı çok eski zamanlara dayanır. Bir efsaneye göre, eski Mısır’da, Firavun’un eşleri de güzellikleri için kuşburnu yağı kullanmıştır. Bir başka hikayeye göre ise, Kızılderililer ile Mayalar da kuşburnu yağından faydalanmıştır.
Kuşburnu yağının içeriğinde neler vardır?
Kuşburnu çekirdeklerinin içinde yüzde 91-92 arası oranda kurumadde, yüzde 6-8 arası oranda protein, yüzde 1-2 arası oranda kül, 0.22-0.44 mg/100g askorbik asit, yüzde 6-8 arası oranda yağ ve yüzde 2-3 arası oranda eterik yağ bulunur. Kuşburnunun çekirdek yağının içinde en çok bulunan yağ asitleri, linoleik asit (yüzde 50), araşidik asit (yüzde 20) ve oleik asittir (yüzde 19).
Kuşburnunun çekirdeğinin yağının doymamışlık derecesi, linoleik asitten daha fazla olan yağ asitlerini içermemesi sebebiyle, kuşburnu yağı, tat ve aroma bozulmasına karşı oldukça güçlüdür. Yani, kuşrbunu yağının oksidasyon stabilitesinin yüksek olduğu söylenebilir. Bu özellikleri sebebiyle, kuşburnu yağına gurme yağı demek de mümkündür.
Kuşburnun yağının içinde Omega 3, Omega 6, Retinol, Betakaroten, C vitamini, E vitamini ve A vitamini bolca bulunur. Dünyada, içinde doğal Retinoik Asit bulunduran tek meyvedir.
Kuşburnu Yağı Nasıl Kullanılır?
Yemeklerdeki kullanımı: Kuşburnu yağı, mısırözü yağı, ayçiçeği yağı, susam yağı ve pamuk tohumu yağıyla aynı sınıfta görülür. Bu sınıftaki yağlar genelde yemeklik yağlardır. Ayrıca, kızartmalarda ve salatalarda da kullanılırlar. Aynı zamanda fırıncılık yağı ve margarin yapımında da kullanılırlar. Kuşburnu yağı da bu alanlarda değerlendirilebilir. Tat ve koku katma amacı ile tüketilebilir, olası yan etkilere karşı dikkatli olunmalıdır.
Kozmetik ve cilt bakımındaki kullanımı: Kuşburnu yağı, kozmetik sanayinde de kullanılan bir yağdır. Cilt için sayısız faydası olan kuşburnu yağı birçok kozmetik ürününün de ana maddeleri arasında bulunur. Kuşburnu yağı, kozmetikte; masaj için, cildi koruyucu nitelikte, yaşlanmayı geciktirmek amacıyla, gençleştirici, kırışıklıkları giderici güneşten ve sert hava koşullardan koruyucu, yaralanmış dokuları iyileştirmek amacıyla ve hücre yenileyici olarak kullanılır. Siz de kuşburnu yağı içeren bakım ürünlerini kullanabilir, ya da kuşburnu yağını kendi bakım ürünlerinize karıştırarak kullanabilirsiniz. Başka yağlarla ya da suyla inceltilerek kullanmanız daha doğrudur. Kuşburnu yağını hem elinize, hem kollarınıza, hem yüzünüze, hem bacak ve ayaklarınıza hem de göğüslerinize kullanabilirsiniz.
Diğer alanlardaki kullanımı: Yarı kuruyan yağlar arasında olduğundan, boya ve vernik sanayinde de kullanılır.
Kuşburnu yağının genel faydaları nelerdir?
Güçlü bir antioksidandır.
Antialerjiktir.
İçeriğinde linoleik asit bulunduğu için iltihapları giderici özellik gösterir.
İdrar yol enfeksiyonunun önüne geçer.
Böbreklerin düzgün çalışmasına yardım eder.
Baş ağrısını geçirmeye yardımcıdır.
İyi bir antidepresandır.
Kuşburnu yağının cilde faydaları nelerdir?
Kuşburnu yağı, yaşlanmanın etkilerini geciktirici özellik gösterir.
Cildin nem ve su dengesini korumasına yardım eder.
Cildin genç kalmasına yardım eder.
Cildin kolajen üretimine destek olur. Pigment üretimine yardım eder.
Yüzdeki ince çizgileri, kaz ayaklarını, dudak etrafındaki izlerin oluşmasını engellemeye yardımcı olur. Ayrıca mevcut izlerin de derinleşmesini önler. Bu sayede, cildin deforme bir görüntü alması engellenir.
Güneş’in yol açtığı kızarıklıkları, leke ve yaraları iyileştirmeye yardım eder.
Cildin elastikiyetini artırıcı ve cildi sıkılaştırıcı etki gösterir. Bu sayede, ciltteki kırışıklıkları da azaltır. Adeta doğal bir Botox’tur.
E vitamini içerdiği için iyi bir nemlendirici görevi görür. Kronik kuruluğun önüne geçmeye yardımcıdır.
Cildin canlı görünmesine katkı sağlar.
Ciltteki canlı olmayan hücreleri etkin hale getirir. Bu sayede, cilde parlaklık kazandırır.
Mikroplara karşı koruma sağladığı için iyi bir arındırıcıdır. Ayrıca, cildi dış etkenlere karşı da korumakta ustadır.
Cildin pürüzsüz bir görünüme ulaşmasına yardım eder.
Güçlü bir antioksidan olduğu için akneler ve sivilcelerle de savaşır. Bu sorunların neden olduğu izleri de geçirir.
Sedef ve egzama gibi deri hastalıklarının tedavisinde etkilidir.
Yaraları geçirmeye yardım eder.
İçeriğindeki Omega 3 ve Omega 6 sayesinde onarıcı etki göstererek, ciltteki çatlakların ve kadınların baş düşmanı selülitlerin yok olmasını sağlar.
Doğumdan, kilo alıp verme gibi durumlardan sonra oluşan çatlakları yok eder.
Ultraviyole ışınlara maruz kalanların cilt lekelerini gidermeye yardım eder.
Gözaltlarında meydana gelen, stres, yorgunluk ve benzeri sebeplerden ortaya çıkan morlukların ortadan kalkmasına yardım eder.
Yapılan makyajın kalıcı olmasına yardım eder. Bu anlamda, makyaj öncesi cilde sürülerek bazik işlevi görebilir.
Tırnak bakımında fayda sağlar. Tırnakların güçlenmesine yardım ederek kırılmalarının önüne geçer. Daha parlak ve canlı görünmelerine katkı sağlar.
Deri tarafından hızla emildiği için tüm bu etkilerini çok hızlı biçimde gösterme özelliğine sahiptir. Ciltte yağlanma yapmaz, ağırlık hissi vermez. Oldukça hafif bir yağdır.
Nar çekirdeği yağıyla karıştırılarak kullanılırsa mucizevi sonuçlar ortaya çıkarır.
Kuşburnu yağının saça faydaları nelerdir?
Saç için iyi bir nemlendirici ve doğal bir yumuşatıcıdır.
Saçlardaki kepekleri temizlemeye yardım eder.
Zayıf saçları güçlendirir.
Saçların daha sağlıklı uzamasına olanak sağlar.
Saçlardaki dökülme, donukluk ve kırılmaların önün keser.
Saç derisi rahatsızlıklarını azaltır.
Birçok yağ gibi saç derisi üzerindeki kan dolaşımını hızlandırmaya yardımcıdır.
Saçların nem dengesini korumasına yardım eder.
Saç derisi hücresinin üretimini artırır.
Saçların yenilenmesine yardımcıdır.
Kuşburnu nasıl muhafaza edilir?
Kuşburnu bitkisinin narin bir yapısı vardır. Bu sebeple, daima buzdolabında muhafaza edilmesi gerekir.
Kuşburnu yağını kullanan ünlüler
33 yaşındaki Avustralyalı model Miranda Kerr’in cildinin ışıl ışıl ve canlı görünmesinin sebebinin kuşburnu yağı olduğunu açıklamıştır. Kuşburnu yağı ile genç kalan bir başka isim de, Sex and the City dizisiyle dünyaca ünlenen Sarah Jessica Parker.
Kuşburnuyla evde yapılabilecek pratik maske ve kürler
Kepek yok edici kuşburnu saç maskesi
Saçlardaki kepekleri temizlemeye yardımcı olan bu maske için, birkaç damla kuşburnu yağı saça masaj yapılarak uygulanmalıdır.
Yağ saçta 30 dakika süresince bekletilmelidir.
Bu kür birkaç kez tekrarlanırsa kepek problemi ortadan kalkar.
Aynı zamanda, saçlar parlaklık ve canlılık kazanır.
Cildi temizleyen kuşburnu maskesi
Bu maske, cildi derinlemesine temizler, nemlendirir, yumuşatır ve besler. Yüzü dinlendirmeye yardım eder, cilde ışıltılı ve parıltılı bir görünüm kazandırır.
Malzemeler
4-5 damla kuşburnu yağı
1 çay kaşığı doğal bal
1 tatlı kaşığı yağsız yoğurt
Uygulama
Balı bir kabın içinde balı iyice karıştırıp yumuşatın.
Üzerine yağsız yoğurdu ve kuşburnu yağını ekleyin.
Tüm malzemeleri iyice birbirine karıştırın.
Karışım homojen bir hale gelince önceden temizlediğiniz cildinize, gözünüze değdirmeden masaj yaparak uygulayın.
Karışımı yüzünüzde 15 dakika kadar bekletin.
Yüzünüzü bol ve ılık suyla iyice durulayın.
ÖNEMLİ:
Kuşburnuna alerjisi olanların kuşburnu yağı kullanması sakıncalıdır.
Kullanmaya başlanmadan önce vücudun alerjik reaksiyon gösterip göstermediğini kontrol etmek amacıyla bilekte denenmelidir.
Kuşburnu yağı kullandıktan sonra cildinizde bir alerjik reaksiyonun geliştiğini görürseniz kuşburnu yağını kullanmayı derhal bırakın ve bir cilt doktoruna başvurun.
Bir hastalık sebebiyle ilaç kullanıyorsanız ya da bir cilt rahatsızlığınız varsa kuşburnu yağını kullanmadan evvel muhakkak doktorunuza danışın.
Kuşburnu yağının hamilelik ve emzirme süreçlerinde kullanılması doğru değildir.
Bebeklere ve çocuklara kullandırılması tavsiye edilmez.
Oda sıcaklığında ve kuru yerde muhafaza edilmesine dikkat edilmelidir.
|
|
|
|