| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
| 1. Dünya Savaşı ve Osmanlı Devleti'nin Yıkılışı |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 06:35 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'nın öldürülmesi ile (21 Haziran 1913), İttihat ve Terakki Fırkası, hükûmetin idaresini tamamen ellerine geçirmişti. Enver, Talat ve Cemal Paşalar, Osmanlı Devleti'nin iç ve dış politikasını belirlemede en etkili nazırlardı. Balkan savaşlarından sonra, ordu ve donanmayı güçlendirmek isteyen hükûmet, Avrupa devletlerinden mühendisler ve askerî uzmanlar getirtmekteydi. Osmanlı Devleti, dış siyasetini de, dengeleri gözeterek yeniden belirlemek ihtiyacını hissetmekteydi.
I. Dünya Harbinin Sebepleri
20.yüzyıla girdiğimiz yıllarda A.B.D, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Rusya, Osmanlı Devleti, Avusturya-Macaristan, Çin ve Japonya dünyanın büyük devletleri arasında yer alıyordu. Amerika Birleşik Devletleri sanayide çok ileri gitmiş yeni bir dünya devletiydi. İngiltere, geniş bir sömürge imparatorluğuna ve deniz harp filosuna sahip güçlü bir devletti. Fransa da büyük sömürgelere sahipti. Almanya, hızla sanayileşmesini bitirmiş, büyük ve güçlü kara ordusunu kurmuştu. İtalya ile birlikte dünya bölüşümünden pay almak istemekteydi. Ayrıca, hızla gelişen sanayisi için hammadde ve pazar aramaktaydı. Avusturya, Almanya ile birlikte hareket etmekte, Rusya’nın Balkanlardaki nüfusunu kırmaya çalışmaktaydı. Rusya, Slav birliği ve sıcak denizlere inmek amacındaydı. Rusya doğuda Japonya tarafından durdurulmuştu. Çin, Japonya’nın baskısı altındaydı. Bunlar arasında İngiltere ve Almanya, lider devletler rolünde olup birbiriyle şiddetle rekabet halindeydi.
Avrupa, bu siyasi duruma göre ikiye ayrıldı. Üçlü İttifak (Almanya, Avusturya, İtalya) ve Üçlü İtilaf (İngiltere, Fransa, Rusya). İki tarafta hızla silahlanmaya başladı. Her devletin kendine göre, savaşa girmek için sebebi bulunmaktaydı. Ancak, bütün devletler sömürgeci amaçlarını gerçekleştirmek için savaş istiyordu. Avusturya-Macaristan Veliahtı Ferdinand'ın, Sırbistan ziyareti esnasında bir Sırp tarafından öldürülmesi (28 Haziran 1914), bu iki cepheyi sıcak savaşa sokmaya yetti.
Daha sonra Romanya, Japonya ve ABD İtilaf Devletleri, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti ise İttifak devletleri safında bu savaşa girdiler.
Osmanlı Devleti savaştan önce İngiltere ve Fransa'ya yakın bir politika izlemek istedi. Ancak hem hükûmet ve halk içerisindeki tepkiler hem de İtilaf Devletleri'nin buna sıcak bakmaması, Osmanlıları Almanya'ya yanaştırmaktaydı. Özellikle Enver ve Talat Paşalar, Osmanlı Devleti'nin yeniden silkinmesi ve kaybettikleri toprakları kazanabilmesi için Almanya'nın yanında yer almayı uygun buluyorlardı. Hükûmet başlangıçta tarafsız kalmayı tercih etmişti. Almanların II. Abdülhamit devrinden itibaren Osmanlı Devleti'nin yenileşme çabalarına katkıda bulunması ve bu maksatla gönderdikleri askerî ve sivil uzmanların varlığı, İtilaf Devletleri'nin, Osmanlı Devleti'nin tarafsız kalamayacağı şüphesini artırıyordu. Bu tutum, dolayısıyla Almanya yanlılarının tezini kuvvetlendirmekteydi. Enver ve Talat Paşa'nın öncülük ettiği bu grup, Almanların yanında savaşa girmekle, Kafkaslar, Balkanlar ve Ege'de kaybedilen toprakların geri alınabileceği ve Osmanlı Devleti'ni nefes alamaz hâle getiren kapitülâsyonlar ve düyun-ı umumîden kurtulunabileceğini öne sürmekteydiler. Nitekim Almanya'ya ait Goben ve Breslav zırhlılarının Türk bayrağı çekilerek, Rus limanlarını bombalaması, Osmanlı Devleti'nin Almanya safında savaşa girmesine vesile olacaktır (1 Kasım 1914).
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda tam yedi cephede mücadele etti; Kafkasya, Kanal, Hicaz ve Yemen, Irak, Suriye ve Filistin, Galiçya ve Çanakkale. Bütün cephelerde Osmanlı askerleri büyük bir kahramanlık örneği gösterdiler. Ancak, yedi cephede birden savaşı sürdürmek, zor şartlar içerisinde bulunan Osmanlı Devleti için çok güçtü. Enver Paşa'nın kumanda ettiği Kafkas Cephesi'nde Osmanlılar büyük zayiat verdiler. Doğu Anadolu ve Trabzon düştü. Kanal (Süveyş) cephesinde ise Cemal Paşa, Fransız ve İngilizlere başarıyla direndi. Hicaz ve Yemen'deki Osmanlı birlikleri, destek görmemelerine rağmen, kutsal yerleri korumak uğruna, harbin sonuna kadar Şerif Hüseyin ve İngilizlere karşı koydular. Basra'ya çıkan İngilizler Kuttü'l-Amare'de büyük bir bozguna uğradılar. Komutanları General Townshend esir edildi (29 Nisan 1916). Ancak, 1918'de yeni birliklerle saldıran İngilizler, ihanet eden Arap kabilelerinin de yardımıyla Basra'da olduğu gibi, Suriye'de de saldırılarını artırdılar. M. Kemal, Halep'te bir savunma hattı oluşturdu. Galiçya, Makedonya ve Romanya'da Osmanlı birlikleri, Avusturya ve Bulgaristan'a yardımcı olmak için büyük bir özveriyle savaştılar. Türkler, en büyük direnmeyi Çanakkale'de gösterdiler. İtilaf Devletleri 19 Şubat 1915'den itibaren muazzam bir donanma ve yüz binlerce askerle saldırıya geçtiler. 18 Mart'ta İtilaf donanmasına ait pek çok gemi batırıldı. Ardından Gelibolu Yarımadası'ndaki Settü'l-Bahir ve Arıburnu'na asker çıkararak, karadan da saldırıya geçtiler. Anzak ve Hint birliklerinin de katıldığı kara savaşları, tam bir ölüm kalım savaşı oldu. M. Kemal'in de büyük bir askerî deha olarak ortaya çıktığı bu savunma karşısında İtilaf Devletleri geri çekilmek zorunda kaldı.
Bütün dünyaya öğretilen "Çanakkale Geçilmez" sözü, 250 bin Türk evlâdının şehit kanıyla yazılan bir büyük destan oldu. İtilaf Devletlerinin Çanakkale bozgunu, Rusya'nın yardım alma ümitlerini suya düşürmüş ve bunun neticesinde gerçekleşen Bolşevik İhtilâli, Çarlık Rusyası'nın sonu olmuştur. Rusya'nın savaştan çekilmesi üzerine 7 Aralık 1917'de imzalanan anlaşmayla Doğu cephesinde Türk-Rus Savaşı sona ermiştir.
Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'nda yedi düvele karşı muhteşem bir mücadele sergilemiştir. Ancak 29 Eylül 1918'de Bulgaristan'ın teslim olması Osmanlılar ile Almanya arasındaki irtibatın kesilmesine yol açmıştır. Müttefiklerinin savaştan yenik ayrılmasıyla birlikte Osmanlılar da ateşkes anlaşmasını imzalamak durumunda kalmışlardır. İttihat ve Terakki Fırkası'nın hükûmetten çekilmesinin ardından kurulan Ahmet İzzet Paşa başkanlığındaki hükûmet, Bahriye Nazırı Rauf Bey başkanlığındaki bir heyeti Limni'nin Mondros limanına göndermiş ve Mondros Ateşkes Anlaşması'nın imzalanmasıyla (30 Ekim 1918), Osmanlılar resmen savaştan çekilmişlerdir. Ateşkes anlaşmasıyla İtilaf Devletleri, Osmanlı ülkesini işgal etme hakkını elde etmişlerdir. Bu durum, Osmanlı Devleti'nin fiilen paylaşılması demekti.
Nitekim İngiliz, Fransız, İtalyan birlikleri bu anlaşmaya dayanarak Anadolu'da işgallere başlamışlar, Asırlarca Osmanlının hâkimiyetinde yaşayan Yunanlılar da, ağabeylerinin müsaadesiyle İzmir'e asker çıkarmışlardır (15 Mayıs 1919). İşgaller, Anadolu Türk'ünde büyük bir infial yaratmış ve 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkmasıyla, düşmana karşı "Milli Mücadele" başlamıştır. İtilaf Devletlerinin Sevr Anlaşması'nı İstanbul hükümetine imzalatması (10 Ağustos 1920), Milli Mücadele'nin güçlenmesinden endişe eden düşmanların bir an önce Türk millî varlığını ortadan kaldırmayı amaçlamalarından başka bir şey değildi. Fakat bu anlaşma hükümleri hiçbir zaman uygulanamadı. Ankara'da açılan Milli Meclis'in iradesi, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının büyük ve onurlu mücadelesi bu oyunları bozdu. İstiklâl Harbi'nin kazanılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuş oldu. Yeni Türk devleti "Millî Hâkimiyet" ilkesinin tabii bir neticesi olarak 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırdı. Dolayısıyla bu tarih 622 yıl devam eden Osmanlı Devleti'nin de resmen sonu oluyordu.
------------------
Sadrazam Mahmut Sevket Pasa'nin öldürülmesi ile (21 Haziran 1913), Ittihat ve Terakki Firkasi, hükûmetin idaresini tamamen ellerine geçirmisti. Enver, Talat ve Cemal Pasalar, Osmanli Devleti'nin iç ve dis politikasini belirlemede en etkili nazirlardi. Balkan savaslarindan sonra, ordu ve donanmayi güçlendirmek isteyen hükûmet, Avrupa devletlerinden mühendisler ve askerî uzmanlar getirtmekteydi. Osmanli Devleti, dis siyasetini de, dengeleri gözeterek yeniden belirlemek ihtiyacini hissetmekteydi. Emperyalist devletler, nüfuz alanlarini korumak veya genisletmek maksadiyla siyasî, askeriî ve iktisadî açidan ittifaklar olusturmaktaydi. Ingiltere ve Fransa'ya nazaran sömürgecilige geç baslayan Almanya, Afrika, Avrupa ve Orta Dogu'da nüfuz sahasini genisletmek istiyor ve Osmanli Devleti'ne bu maksatla yakin durmayi yegliyordu . Avusturya-Macaristan Imparatorlugu da, Balkanlarda Panislâvizmi gerçeklestirmeye çalisan Rusya'ya karsi Almanlarla is birligi içindeydi. Ingiltere ve Fransa tarafindan pay edilmis Kuzey Afrika'da gözü olan Italya da bu ittifaka yakindi. Dolayisiyla Almanya önderligindeki Üçlü Ittifak'in (Almanya, Avusturya-Macaristan ve Italya) dogal rakibi, Ingiltere'nin öncülügündeki Fransa ve Rusya'dan olusan Üçlü Itilâf (Anlasma) devletleri idi. Avusturya-Macaristan Veliahti Ferdinand'in, Sirbistan ziyareti esnasinda bir Sirp tarafindan öldürülmesi (28 Haziran 1914), bu iki cepheyi sicak savasa sokmaya yetti. Daha sonra Romanya, Japonya ve ABD Itilaf Devletleri, Bulgaristan ve Osmanli Devleti ise Ittifak devletleri safinda bu savasa girdiler.
Osmanli Devleti savastan önce Ingiltere ve Fransa'ya yakin bir politika izlemek istedi. Ancak Enver pasa ve sözde Osmanli idaresini ellerinde bulunduran Ittihad ve Terakki cemiyeti yapmis oldugu büyük hatalarla Osmanli devletini Birinci Dünya Savasina sokmuslardir. Özellikle Enver ve Talat Pasalar, Osmanli Devleti'nin yeniden silkinmesi ve kaybettikleri topraklari kazanabilmesi için Almanya'nin yaninda yer almayi uygun buluyorlardi. Hükûmet baslangiçta tarafsiz kalmayi tercih etmisti. Almanlarin II.Abdülhamit devrinden itibaren Osmanli Devleti'nin yenilesme çabalarina katkida bulunmasi ve bu maksatla gönderdikleri askerî ve sivil uzmanlarin varligi, Itilaf Devletleri'nin, Osmanli Devleti'nin tarafsiz kalamayacagi süphesini artiriyordu. Bu tutum, dolayisiyla Almanya yanlilarinin tezini kuvvetlendirmekteydi. Enver ve Talat Pasa'nin öncülük ettigi bu grup, Almanlarin yaninda savasa girmekle, Kafkaslar, Balkanlar ve Ege'de kaybedilen topraklarin geri alinabilecegi ve Osmanli Devleti'ni nefes alamaz hâle getiren kapitülâsyonlar ve düyun-i umumîden kurtulunabilecegini öne sürmekteydiler. Nitekim Almanya'ya ait Goben ve Breslav zirhlilarinin Türk bayragi çekilerek, Rus limanlarini bombalamasi, Osmanli Devleti'nin Almanya safinda savasa girmesine vesile olacaktir (1 Kasim 1914). Osmanli Devleti I.Dünya Savasi'nda tam yedi cephede mücadele etti; Kafkasya, Kanal, Hicaz ve Yemen, Irak, Suriye ve Filistin, Galiçya ve Çanakkale. Bütün cephelerde Osmanli askerleri büyük bir kahramanlik örnegi gösterdiler. Ancak, yedi cephede birden savasi sürdürmek, zor sartlar içerisinde bulunan Osmanli Devleti için çok güçtü. Enver Pasa'nin kumanda ettigi Kafkas Cephesi'nde Osmanlilar büyük zayiat verdiler. Dogu Anadolu ve Trabzon düstü. Kanal (Süveys) cephesinde ise Cemal Pasa, Fransiz ve Ingilizlere basariyla direndi. Hicaz ve Yemen'deki Osmanli birlikleri, destek görmemelerine ragmen, kutsal yerleri korumak ugruna, harbin sonuna kadar Serif Hüseyin ve Ingilizlere karsi koydular. Basra'ya çikan Ingilizler Kuttü'l-Amare'de büyük bir bozguna ugradilar. Komutanlari General Townshend esir edildi (29 Nisan 1916) Ancak, 1918'de yeni birliklerle saldiran Ingilizler, ihanet eden Arap kabilelerinin de yardimiyla Basra'da oldugu gibi, Suriye'de de saldirilarini artirdilar.Osmanlilar, en büyük direnmeyi Çanakkale'de gösterdiler. Itilaf Devletleri 19 Subat 1915'den itibaren muazzam bir donanma ve yüz binlerce askerle saldiriya geçtiler. 18 Mart'ta Itilaf donanmasina ait pek çok gemi batirildi. Ardindan Gelibolu Yarimadasi'ndaki Settü'l-Bahir ve Ariburnu'na asker çikararak, karadan da saldiriya geçtiler. Anzak ve Hint birliklerinin de katildigi kara savaslari, tam bir ölüm kalim savasi oldu. Itilaf Devletleri geri çekilmek zorunda kaldi.
Bütün dünyaya ögretilen "Çanakkale Geçilmez" sözü, 250 bin Türk evlâdinin sehit kaniyla yazilan bir büyük destan oldu. Itilaf Devletlerinin Çanakkale bozgunu, Rusya'nin yardım alma ümitlerini suya düsürmüs ve bunun neticesinde gerçeklesen Bolsevik Ihtilâli, Çarlik Rusyasi'nin sonu olmustur. Rusya'nin savastan çekilmesi üzerine 7 Aralik 1917'de imzalanan anlasmayla Dogu cephesinde Türk-Rus Savasi sona ermistir.
Osmanli Devleti, I.Dünya Savasi'nda yedi düvele karsi muhtesem bir mücadele sergilemistir. Ancak 29 Eylül 1918'de Bulgaristan'in teslim olmasi Osmanlilar ile Almanya arasindaki irtibatin kesilmesine yol açmistir. Müttefiklerinin savastan yenik ayrilmasiyla birlikte Osmanlilar da ateskes anlasmasini imzalamak durumunda kalmislardir. Ittihat ve Terakki Firkasi'nin hükûmetten çekilmesinin ardindan kurulan Ahmet Izzet Pasa baskanligindaki hükûmet, Bahriye Naziri Rauf Bey baskanligindaki bir heyeti Limni'nin Mondros limanina göndermis ve Mondros Ateskes Anlasmasi'nin imzalanmasiyla (30 Ekim 1918), Osmanlilar resmen savastan çekilmislerdir. Ateskes anlasmasiyla Itilaf Devletleri, Osmanli ülkesini isgal etme hakkini elde etmislerdir. Bu durum, Osmanli Devleti'nin fiilen paylasilmasi demekti.
Nitekim, Ingiliz, Fransiz, Italyan birlikleri bu anlasmaya dayanarak Anadolu'da isgallere baslamislar, Asirlarca Osmanlinin hâkimiyetinde yasayan Yunanlilar da, agabeylerinin müsaadesiyle Izmir'e asker çikarmislardir (15 Mayis 1919). Isgallere karsi Anadolu halkinda büyük bir infial yaratmis ve, düsmana karsi "Milli Mücadele" baslamistir. Itilaf Devletlerinin Sevr Anlasmasi'ni Istanbul hükûmetinin imzalamak (10 Agustos 1920), zorunda kalmasi Milli Mücadele'nin güçlenmesinden endise eden düsmanlarin bir an önce Osmanli varligini ortadan kaldirmayi amaçlamalarindan baska bir sey degildi. Fakat bu anlasma hükümleri hiçbir zaman uygulanamadi. Halkin açtigi Milli mücadele iradesi,ve savasi bu oyunlari bozdu. Istiklâl Harbi'nin kazanilmasiyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmus oldu. Yeni Türk devleti 1 Kasim 1922'de saltanati kaldirdi. Dolayisiyla bu tarih 622 yil devam eden Osmanli Devleti'nin de resmen sonu oluyordu.
|
|
|
| Balkan Savaşları |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 06:33 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Balkan Savaşları
Balkan Savaşları, Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlardaki dört devlete karşı 1912 - 1913'te yaptığı savaşlardır (8 Ekim 1912 - 10 Ağustos 1913). Çatışmaların temel nedeni Bulgaristan Krallığı ile Sırbistan Krallığı'nın Balkanlarda hızlanan yayılma faaliyetleridir.
Arka plân
1878 tarihli Berlin Antlaşması'nda umduğunu bulamayan Bulgaristan 1908 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Balkanlarda etkin bir politika izlemeye başlamıştı. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun yine 1908 yılında Bosna-Hersek'i ilhak etmesi ise Sırbistan'ı aynı yönde bir politika izlemeye itti.
1912 yılında Rusya bu iki devletin çıkarlarının çatışmaması için Bulgaristan ve Sırbistan arasında arabuluculuk ve düzenleyicilik yapmaya başladı. Osmanlı İmparatorluğu'na karşı yapılan ittifaka Yunanistan Krallığı ve Karadağ Krallığı da katıldı.
Rusya'nın Balkan Devletleriyle Antlaşması Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlardaki varlığına son vermek isteyen Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ, Rusya'nın aracılığıyla aralarında anlaşarak, Türkleri Balkanlardan atmak istediler. Trablusgarp Savaşı da onları cesaretlendirdi.
I. Balkan Savaşı
Ana madde: I. Balkan Savaşı
8 Ekim 1912 - 30 Mayıs 1913 tarihleri arasında Bulgaristan Krallığı, Sırbistan Krallığı, Yunanistan Krallığı ve Karadağ Krallığı'ndan oluşan Balkan Birliği, Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlardaki topraklarının çoğunu ele geçirdi. Arnavutluk da bağımsızlığını kazandı.
Bulgar askerleri Edirne saldırısı öncesinde.
Birinci Balkan Savaşı sırasında Balkanlardan göç eden Türk muhacirler, İstanbul, 1912.
Osmanlı kuvvetleri ile Bulgar kuvvetleri arasında imzalanan Çatalca Mütarekesi sonrası Türk ve Bulgar subaylar.
Osmanlı'nın savaşı kaybetme nedenleri
Trablusgarp Savaşı'nın çıkması (1911)
Balkanlar'da bir karışıklığın meydana gelmeyeceği fikriyle bölgeden, 200 taburluk (75,000 askerlik) bir kuvvetin terhis ettirilmesi,
Ordunun teçhizatının düşman güçlerden çok daha üstün olmasına rağmen birliklerin sabotaj ve baskınlara açık ileri mevkilerde mevzilendirilmesi,
Sırbistan'ın, Almanya'dan satın aldığı ağır silahların Selanik Limanı üzerinden geçirilmesine şaşırtıcı bir biçimde izin verilmiş olması ve dolayısıyla Balkan Devletleri'nin silahlanması hususunda kayıtsız kalınması,
Askerlikle politikanın, birbiri içine dahil edilmesi neticesinde İttihat ve Terakki Fırkası ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası mensubu subay ve generallerin, sırf siyasi görüş farklılıkları sebebiyle birbirine yardımdan yüz çevirmesi.
Çok kısa zaman zarfında;
Osmanlı İmparatorluğu yüzbinlerce asker ve yılların çabasıyla elde edilmiş binlerce top ile silah stoklarını kaybetti.[kaynak belirtilmeli]
Savaş, çok sayıda Türk, Pomak, Arnavut ve diğer Müslümanların birçoğunun katline ve mecburen göçüne yol açtı. Balkanlar'daki nüfus dağılımı büyük ölçüde değişti.
Ordu tecrübesiz ve mesuliyet duygusundan uzak subaylarca idare edildiğinden Doğu ve Batı cephesi olarak iki tertipte savaşan Osmanlı Ordusu'nun ilk önce doğu kısmı Bulgarlar tarafından mağlup edilmiştir. Daha sonra Batı cephesiyle irtibatı kesilen Osmanlı Ordusu, Sırp ve Yunanlarla savaşan birliklerini de kaybetmiştir.[kaynak belirtilmeli]
Arnavutların çoğu Osmanlı tarafında savaşırken, 1910'daki olaylar ve 1911'deki ayaklanma nedeniyle Arnavutların bir kısmı Osmanlı devletinin karşısında yer almıştır.[1]
Trakya Türkleri ancak 45,000 civarında bir seferberlik çıkarabilmiştir.[kaynak belirtilmeli]
Öte yandan savaşın kısa sürmesi Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu ve Arap Yarımadası'ndaki birliklerinin bölgeye nakledilmesine dahi fırsat tanımamıştır.[kaynak belirtilmeli]
Osmanlı'nın kaybettiği topraklar
Bulgaristan ordusu, Çatalca'ya kadar ilerleyerek, İstanbul'u tehdit etmeye başladı. Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan orduları, Makedonya'yı tamamen işgal ettiler. Diğer Balkan ülkelerini kendine karşı tehdit olarak gören Arnavutluk, mecburen bağımsızlığını ilan etti. Yunanistan, Gökçeada (İmroz) ve Bozcaada dışındaki Ege Adaları'nı işgal etti.
Taraflar arasında savaşı bitiren anlaşma 1913 yılı Mayıs ayında Londra'da imzalandı. Londra Antlaşması'na göre:
Arnavutluk bağımsızlığını kazandı.
Girit Adası Yunanistan'a verildi.
Osmanlı İmparatorluğu'nun Trakya sınırı Edirne ve Kırklareli illerini dışarıda bırakacak şekilde Midye-Enez Hattı olmuştur.
II. Balkan Savaşı
Ana madde: II. Balkan Savaşı
Bulgaristan'ın daha fazla toprak almasını kabul etmeyen Yunanistan, Karadağ, Sırbistan ve I. Balkan Savaşı'na katılmayan Romanya Krallığı birleşerek, Bulgaristan'a karşı savaş açtılar. Bulgarların üst üste yenilerek Doğu Trakya'daki birliklerini batıya kaydırmasından faydalanan Osmanlı Ordusu, Midye-Enez çizgisini aşarak, Edirne ve Kırklareli'ni geri aldı.
II. Balkan Savaşı Ağustos 1913 tarihli Bükreş Antlaşması ile bitti. Bu antlaşma ile Bulgaristan; Dobruca'yı Romanya'ya, Kavala'yı Yunanistan'a vermiş ve Makedonya'dan ufak bir toprak parçası almıştır.
II. Balkan Savaşı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Yaptığı Anlaşmalar
Bu antlaşmayı takiben Osmanlı İmparatorluğu yine 1913 yılında İstanbul Antlaşması'nı yaptı. Kırklareli ve Dimetoka, Osmanlı İmparatorluğu'na geri verildi. Batı Trakya ve Dedeağaç, Bulgaristan'da kaldı.
Osmanlı İmparatorluğu bu savaşın sonunda Yunanistan'la Atina Antlaşması'nı yaptı. Girit ve Ege Adaları, Yunanistan'a verildi. Yunanistan'da kalan Türklerin durumu da düzenlendi. Sırbistan ve Karadağ'ın, Osmanlı İmparatorluğu'yla sınırı kalmadığı için antlaşma imzalanmamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu, Sırbistan ile de Bulgaristan'la yaptığından farklı bir İstanbul Antlaşması imzalamıştır.
Her üç anlaşmada da Balkan devletlerinin sınırları içinde kalan Türk topluluğunun durumuna ilişkin hükümler bulunmakta, Balkanlardaki Türk halkının din ve mezhep özgürlüğü, Türkçe öğretim yapan ilk ve orta okulların açılması gibi hususlara yer verilmektedir.
Elçiler Konferansı
İtalya ile Yunanistan'ın işgaline uğramış ve hukuken Osmanlı toprağı olan Ege Adaları konusunda bu anlaşmalarda herhangi bir hüküm yoktur. Bu konu ile Londra'da toplanmış bulunan "Elçiler Konferansı" uğraşıyordu. Konferans 1914 şubat ayında Meis adası dışında İtalya'nın işgal ettiği adalar İtalya'ya, İmroz ve Bozcaada dışında Yunanistan'ın işgal ettiği adalar ise Yunanistan'a bırakılması kararını aldı. Ancak, yine konferansa göre bu kararın hukuki değer kazanabilmesi için İtalya ve Yunanistan'ın Osmanlı Devleti ile ayrı ayrı birer antlaşma yapması gerekiyordu. Bu antlaşmalar imzalanamadan I. Dünya Savaşı patlak vermiştir.
Sonuçlar
Savaş sonrası Kumanova'da bir kilise önünde sergilenen Sırpların ele geçirdiği Türk silahları
Osmanlı son dönemde kaybettiği topraklardan birazını geri kazanmış, Balkan Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu yeni kurulan devletler karşısında büyük bir yenilgiye uğramış, Meriç Nehri'nin batısındaki tüm topraklarını kaybetmiş, Ege Adaları'nın kaderini de büyük devletlerin eline bırakmak zorunda kalmıştır.
-----------------
Türk-Italyan Savasi'nin basladigi sirada Balkan devletleri aralarindaki anlasmazliklari bir tarafa birakarak, Osmanli Devleti'ne karsi bir ittifak olusturdular. Rusya'nin mimarliginda gerçeklesen Bulgar-Sirp ittifakina daha sonra Yunanistan ve Karadag da katildi (1912). Karadag ile baslayan savasa 18 Ekimde diger Balkan devletleri de istirak etti. Bu sirada Osmanli askerleri, subaylarin bir kisminin politik çekismelerle mesgul olmasindan dolayi daginik bir hâldeydi. Bunun sonucunda Balkan devletleri, Osmanlilar karsisinda kendilerinin de beklemedigi bir zafer kazandilar. Yunanlilar Ege adalarini ele geçirdiler. Sirplar Kumanova'da üstünlük sagladilar. Sirplarin denize çikmalarini önlemek için Avusturya'nin destegi ile Arnavutluk bagimsizligini ilan etti (28 Kasim 1912).
Bulgarlar ise Edirne'yi ele geçirerek Çatalca'ya kadar ilerlediler. (19 Kasim 1912). 16 Aralikta Londra'da baslayan görüsmeler bir ara iktidardan düsen Ittihatçilarin yeniden is basina gelmesi üzerine kesilmisti. Nihayet Mayis ayinda Londra Antlasmasi imzalanarak I.Balkan Savasi sona erdi. Gelibolu Yarimadasi hariç Trakya, Bulgaristan'a verildi. Makedonya'nin büyük bir kismi Yunanistan ve Sirbistan arasinda paylasildi. Özellikle Makedonya'nin paylasimi Bulgarlari rahatsiz etmekteydi. Sirbistan ve Yunanistan, Bulgarlara karsi ittifak olusturdu. Bu ittifaka Romanya da katildi. Bulgaristan ile bu ittifak savasa girince, durumdan faydalanmak isteyen Osmanli Devleti de Bulgar isgalindeki topraklari geri almak için harekete geçti. Kirklareli ve Edirne kurtarildi. II.Balkan Savasi, taraflarin imzaladigi Bükres Antlasmasi ile sona erdi (1913). Bulgaristan ile imzalanan Istanbul Antlasmasi ile, Meriç nehri iki ülke arasinda sinir oldu. Bulgaristan'daki Türklerin haklari belirlendi (29 Eylül 1913). Yunanistan ile imzalanan Atina Antlasmasi ile ise Girit'in Yunanistan'a birakilmasi kabul edildi (14 Kasim 1913). Büyük devletler bu anlasmalardan sonra Çanakkale Bogazi yakinlarindaki Bozcaada ve Imroz'u Osmanlilara geri verdiler. Balkan Savaslari, Balkanlardaki Türk varliginin büyük bir kiyima ugramasina sebep olmustur. Yüz binlerce Türk savaslar sirasinda ve sonrasinda aç ve yokluk içinde buradan göç etmek zorunda kalmistir.
|
|
|
Sultan Murat Hüdavendigar |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 06:30 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
[attachment=59379]
Sultan Murat Hüdavendigar
Sultan Birinci Murad 1326'da Bursa'da do du. Babası Orhan Gazi, annesi Bizans tekfurlarından birinin kızı olan Nilüfer Hatun'dur (Holofira). Sultan Birinci Murad uzun boylu, de irmi yüzlü ve iri burunluydu. Kalın ve adaleli bir vücuda sahipti.
Başına mevlevi sikkesi üzerine testar sarılı bir başlık giyerdi. Çok sade giyinir ve kırmızı zeminli beyaz elbiseden hoşlanırdı. ılk e itimini annesi Nilüfer Hatun'dan aldı. Daha sonra tahsilini tamamlamak için gitti i Bursa Medreselerinde ilim ve sanat adamları ile beraber yaşadı.
Sultan Birinci Murad, gayet nazik, sevimli ve çok halim selimdi. Alim ve sanatkarlara hürmet gösterir, fakirlere ve kimsesizlere şefkatli davranırdı. Dahi bir asker ve devlet adamıydı. "Derviş Gazilerin şeyhlerinin Kralı Murad Gazi" diye anılan Sultan Birinci Murad, bütün hayatı boyunca planlı ve programlı hareket etti.
Sultan Birinci Murad, Bizans Kilisesi'ne göre bir kafir ve ısa düşmanı olarak görülse de, feşetti i yerlerde yaşayan Hıristiyan halka Papa'dan daha iyi davrandı ı için onların sevgisini kazanmıştı. 1382 yılından itibaren "Murad Hüdavendigar" diye anılan Sultan Birinci Murad, Birinci Kosova Savaşı'ndan sonra savaş alanını gezerken, Sırp Kralı Lazar'ın damadı tarafından haince hançerlenerek şehit oldu (1389).
Erkek çocukları: Yakub Çelebi, Yıldırım Bayezid, Savcı Bey ve ıbrahim
Kız çocukları: Nefise ve Sultan Hatun
ıdari Düzenlemeler:
ılk kazasker tayinleri Sultan Murad Hüdavendigar devrinde başladı. Çandarlı Kara Halil Paşa ilk kazasker, Lala şahin Paşa da padişah ailesi dışından ilk beylerbeyi olarak tayin edildiler. Sultan Murad Hüdavendigar'ın yaptı ı önemli işlerden birisi de Tımar Kanunu'nu çıkarmasıydı. Buna göre 17. asıra kadar devam eden ve Osmanlı ordusunun belkemi ini teşkil eden eyalet askerleri de denilen tımarlı sipahiler oluşturuyordu. Sipahiler barış zamanı eyaletlerde, köylerinde oturarak taşrada asayişi temin ediyor, savaş zamanı ise hemen sefere çıkabilecek bir askeri kuvveti oluşturuyorlardı. Bunlar köylerindeki yapılan ziraattan aldıkları öşürle geçindiklerinden dolayı devlet de hiç masraf etmeden daimi bir orduyu elinde tutabiliyordu. Ayrıca Yeniçeri Oca ı'nın temeli sayılabilecek olan Pencik Kanunu, yine onun döneminde çıkartıldı (1361). Bu kanunla, feşedilen yerlerden esir alınan Hıristiyan çocukları, Osmanlı ordusuna "devşirme" olarak alınmaya başlandı. Çandarlı Kara Halil Paşa ve Kara Rüstem Paşa Osmanlı Devleti içindeki ilk mali düzenlemeleri onun devrinde yaptılar.
Sultan Murad Hüdavendigar'ın bütün hayatı sınır boylarında ve savaş meydanlarında geçti. Rumeli'den Anadolu'ya, Anadolu'dan Rumeli'ye durmadan dinlenmeden seferler yapan Sultan Murad Hüdavendigar, bizzat katıldı ı 37 savaşın hepsini kazandı. Emrindeki kumandan ve valilerle uyum içinde çalıştı.
Sultan Murad Hüdavendigar, 1360 yılında Karadeniz Ere lisi'ni feşetti. Taht de işikli i sırasında elden çıkan Ankara ve Sultanönü'nü de 1361 yılında Ahilerden geri aldı. Komşu devletlerle dostlu a önem veren, ama fırsatlardan yararlanmasını da iyi bilen Murad Hüdavendigar, aynı yıl içinde Çorlu, Keşan, Dimetoka, Pınarhisar, Babaeski, Lüleburgaz kalelerini ve Gümülcine, Eski Za ra ile Yenice dolaylarını feşetti.
Sultan Murad Hüdavendigar'ın Trakya'daki asıl hedefi, stratejik bir öneme sahip olan Edirne'yi almaktı. Trakya'da daha önce yaptı ı fetihler sayesinde Edirne'ye yapılabilecek bir Bizans yardımı engellenmiş oluyordu. Lala şahin Paşa komutasındaki Türk birlikleri Edirne'yi kuşattı. Rum ve Bulgar kuvvetleri yapılan çatışmada yenildiler. Bir süre yardım gelmesini bekleyen şehir, umudunu kesince teslim olmak zorunda kaldı (1362).
SırpSındı ı Savaşı:
Edirne'nin feşi Türklere Balkan fetihlerinin yolunu açtı. Lala şahin Paşa, Bulgaristan'a girerek Filibe'yi, komutanlarından Evrenos Bey ise Serez'i aldılar (1363). Yeni feşedilen yerlere Türkler yerleştirildi. Edirne ve Filibe'nin feşi bir haçlı seferinin düzenlenmesine neden oldu.
Papa V. Urban'ın teşvikiyle Sırplar ve Bulgarlar başta olmak üzere Macar, Bosna ve Eflaklılar, büyük bir haçlı ordusu hazırlayarak Edirne üzerine harekete geçtiler. Osmanlı komutanlarından Hacı ılbey ordusu ile beraber, Meriç vadisi boyunca düzensiz bir şekilde ilerleyen düşmanların bu durumundan yararlandı. Kuvvetlerini üçe ayırarak bir gece baskını düzenleyen Hacı ılbey, büyük bir zafer elde etti (1364).
Tarihe Sırp Sındı ı Savaşı olarak geçen bu zaferle, Rumeli'deki Türk hakimiyeti kesinleşti ve ilk Haçlı Ordusu etkisiz hale getirildi. Osmanlı birlikleri Sırp Sındı ı Savaşından sonra Bulgaristan'a girdiler ve yukarı Bulgaristan'ı feşettiler. Karşı koyamayaca ını anlayan Bulgar Kralı Yuvan şişman, Osmanlı Hakimiyetini kabul etti ve kız kardeşi Maria'yı Murad Hüdavendigar'a verdi (1369).
Osmanlı Ordusu Makedonya üzerine yürüdü. 1371 yılında kazanılan Çirmen Zaferi ile Makedonya Osmanlı topraklarına katıldı.
Sırp Kralı Lazar da, Bulgaristan Kralı gibi Osmanlı hakimiyetini kabul etti ve yıllık vergiye ba landı.
Çandarlı Hayreddin Paşa komutasındaki Türk birlikleri Selanik Zaferini kazandı (1374), Niş (1375), ıştip, Manastır, Pirlepe (1382) feşedildi. Osmanlı birlikleri Arnavutluk ve Bosna-Hersek içlerine akınlar düzenledi. 1385 yılında Ohri feşedildi. Aynı yıl Arnavutluk'da Savra zaferi kazanıldı. Bir yıl sonra Sofya'nın feşi gerçekleştirildi.
1381 yılında şehzade Bayezid'ın Germiyan Hükümdarı Süleyman şah'ın Kızı Devlet Hatun'la evlenmesi dolayısıyla, Kütahya, Simav, E rigöz ve Tavşanlı Osmanlılara verildi.
Aynı yıl Hamido ulları Beyli inden altı şehir parayla satın alındı. Balkanlardaki fetihler devam ederken, Murad Hüdavendigar bir yandan da Anadolu taraflarına yöneldi. 1386 yılında Konya Ovası'nda ilk Osmanlı Karaman Savaşı yapıldı.
I. Kosava Savaşı:
Türklerin Balkanlardaki ilerlemeleri yeni bir Haçlı seferinin düzenlenmesine sebep oldu. Vezir Çandarlı Ali Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, Bulgarları etkisiz hale getirdi. Türk Ordusu ilerleyerek Kosova'da Haçlılarla karşılaştı. Üstün haçlı ordusu Sultan Murad Hüdavendigar'ın kurdurdu u "Topçu Oca ı"nın kullandı ı topun etkisi ile da ıldı.
Top, tarihte Türkler tarafından ilk kez Birinci Kosova Savaşı'nda kullanıldı.
Bu savaştan sonra Balkanlardaki Türk hakimiyeti güçlendi ancak Sultan Murad Hüdavendigar şehit oldu. Babası Orhan Gazi'nin ölümünde 95.000 km.kare olan devlet topraklarını 500.000 km.kare'ye çıkarmayı başaran Sultan Murad Hüdavendigar büyük bir padişahtı.
Mimari Eserler:
Sultan Murad Hüdavendigar, savaşların ve fetihlerin yanı sıra imar işlerine de gereken önemi verdi. Bursa'da camiler, medreseler ve imareşaneler yaptırdı.
Bursa Hüdavendigar Camii, Bursa şehadet Camii, Filibe Hüdavendigar Camii ve Gelibolu Hüdavendigar Camii bunlardandı. ılk Edirne Sarayı'nı da inşa ettiren Sultan Murad
Hüdavendigar birçok mescit, hamam, han, kervansaray, çeşme ve köprü yaptırdı.
Minarelerden salatu selam okuma adetleri onun devrinde başladı.
|
|
|
| Sultan Yıldırım Bayezid Han |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 06:14 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
![[Resim: Yildirim_Beyazid-Han.jpg]](https://efsane1turk.net/efsaneuploads/Yildirim_Beyazid-Han.jpg)
Sultan Yıldırım Bayezid Han
Yıldırım Bayezid 1360 yılında Edirne'de do du. Babası Murad Hüdavendigar, annesi Gülçiçek Hatundur. Gülçiçek Hatun Rum'dur. Yıldırım Bayezid yuvarlak yüzlü, beyaz tenli, koç burunlu, ela gözlü, kumral saçlı, sık sakallı ve geniş omuzluydu. Girdi i savaşlarda gösterdi i cesaretten dolayı ona 'Yıldırım' lakabı takılmıştı.
Çocuklu unu Bursa Sarayı'nda kardeşleriyle birlikte geçirdi. ıyi bir e itim gördü. Devrin en büyük alimlerinden dersler aldı. Gençli inde Kütahya sanca ında valilik yaptı. Sultan Murad Hüdavendigar'ın vasiyeti gere i 1389 yılında padişahlı a getirildi. Tahta çıktı ında 29 yaşındaydı.
Sırbistan'ın başında, Kosova savaşında ölen Kral Lazar'ın o lu Stefan Lazaroeviç vardı. Barış antlaşması için geldi i Edirne'de kız kardeşi Maria'yı Bayezid'e verdi. Bu evlenme sayesinde Osmanlı-Sırp dostlu u kuruldu. Yıldırım Bayezid Timur'la yaptı ı Ankara Savaşı'nda yenildi ve esir düştü. 13 yıl süren saltanatı sonunda esaretinin başlamasından 7 ay 12 gün sonra vefat etti.
Erkek Çocukları: Musa Çelebi, Süleyman Çelebi, Mustafa Çelebi, ısa Çelebi, Mehmed Çelebi, Ertu rul Çelebi, Kasım Çelebi
Kız Çocukları: Fatma Sultan
Beyliklerle Mücadele:
1389 yılında Bulgaristan ve Bosna'nın feşi gerçekleştirildikten sonra, Anadolu'da durumun karıştı ını haber alan Yıldırım Bayezid, Balkan devletleriyle açık antlaşmalar imzaladı. Yıldırım, Sultan Murad'ın ölümünü fırsat bilip Osmanlılara karşı güç birli i yapan Anadolu Beyliklerine karşı mücadeleye girişti.
Karamano ulları hem Beyşehir'i işgal etmişler, hem de Saruhan, Menteşe, Aydın ve Germiyan Beyliklerini kışkırtmışlardı. Yıldırım Bayezid beraberindeki Sırp kuvvetleriyle birlikte Anadolu'ya girdi ve başkaldıran bu beyliklerin topraklarını tek tek ele geçirdi.
Ayrıca Çandaro lu ısfendiyar Bey'de Osmanlı hakimiyetini kabul etti.
ılk ıStanbul(Konstantinapol) Kuşatması:
Karaman Seferi'nde Yıldırım Bayezid ile birlikte bulunan, Sırp ımparatoru Yoannes'in o lu Manuel Bursa'ya geldikten sonra izinsiz bir şekilde ıstanbul'a gitti. Bu olay üzerine, Yıldırım Bayezid bu gidişin gizli bir amacı oldu unu düşünerek, daha önceden planlanmış Macaristan seferini iptal etti ve ıstanbul'u kuşatma kararı aldı.
ıstanbul karadan ve denizden kuşatıldı (1391). Büyük ve kuvvetli toplar olmadı ından, kuşatma abluka niteli inde oldu. Macarların Türk topraklarına girmesiyle kuşatma kaldırıldı. Bu kuşatma Osmanlılar tarafından yapılan ilk ıstanbul kuşatmasıdır.
Boş durmayan Macarlar kuzeyden Osmanlı topraklarına girmişlerdi. Üzerlerine gönderilen Türk Akıncıları, Kral Sigismund komutasındaki Macar Ordusunu yendiler (1392). Tuna-Eflak Seferinden dönüldü ünde Selanik ve çevresi de Osmanlı topraklarına katıldı (1394).
Yıldırım Bayezid 1395 yılında ıstanbul'u ikinci kez kuşattı. Fakat Haçlıların harekete geçti ini haber alınca bu kuşatma da birincisi gibi başarıya ulaşmadan kaldırıldı.
Nigbolu Zaferi:
Osmanlıların Rumeli'deki faaliyetlerinin devam etmesi, akıncıların Bosna'ya ve Arnavutluk'a kadar ilerlemeleri Haçlıları telaşa düşürdü. Macar Kralı Sigismund, Papa'nın da deste iyle başta Fransız, ıngiliz ve Alman kuvvetleri olmak üzere bütün Avrupa ülkelerinin katılımıyla oluşan Haçlı Ordusu'nun başına geçti. Bu ordu 1396 yılının Mayıs ayında harekete geçti.
Bu ittifakın amacı beş yıldır kuşatma altında bulunan ıstanbul'u kurtarmaktı. Haçlılar Tuna kıyısındaki Ni bolu kalesini kuşattılar. Kale kumandanı Do an Bey, Yıldırım Bayezid komutasındaki Osmanlı Ordusu yetişinceye kadar kaleyi başarıyla savundu. 1396 yılında Ni bolu kalesi önlerinde çok kanlı çarpışmalar oldu. Haçlılar, tarihe Ni bolu Savaşı olarak geçen bu çatışmada büyük bir bozguna u radılar. Savaş sonunda Haçlıların aldı ı yerler Osmanlı Devletine geçti. Bulgar Krallı ı ortadan kaldırıldı ve Macaristan içlerine do ru akınlar yapıldı. Haçlı dünyası yarım yüzyıl Türklerin üzerine yürümeye cesaret edemedi. Bu savaştan sonra Yıldırım Bayezid'e Abbasi Halifesi tarafından "Sultan-i iklim-i Rum" yani "Anadolu Sultanı" ünvanı verildi.
Ni bolu Savaşından sonra ıstanbul üçüncü defa kuşatıldı. Daha önceden yapımına başlanmış olan Anadoluhisarı bu kuşatma sırasında tamamlandı. Güçlü bir deniz kuvveti ve büyük topların olmaması feşi engelliyordu. Bu sebeple Yıldırım Bayezid, Türk Denizcili ini geliştirmeye çalıştı. Yıldırım ıstanbul'u kuşatma altında tutarak, şehrin teslim olaca ını düşünüyordu. Ancak Timur tehlikesi ortaya çıkınca, Bizans'la bir antlaşma yapıldı ve kuşatma kaldırıldı. Bu antlaşmayla, ıstanbul Sirkeci'de bir cami, bir ıslam Mahkemesi ve bir Türk mahallesi kuruldu. Yıllık haraç arttırıldı. Aynı yıl Yunanistan'a ve Mora'ya sefer düzenlendi.
1398 yılında Karaman ülkesi ve Karadeniz beylikleri feşedildi. Bir yıl sonra da Dulgadiro ulları beyli ine son verildi. Yıldırım Bayezid, ayrıca ıstanbul Galata'da bulunan Ceneviz Kolonisi ile de savaştı.
Ankara Savaşı:
Timur, Cengiz ımparatorlu unu yeniden kurmak amacıyla faaliyetlere başlamıştı. ıran'ı almış, Hindistan'a da seferler düzenlemişti. Azerbaycan ve Ba dat Emirleri korkularından Yıldırım Bayezid'e sı ındılar. Timur Emirleri geri istediyse de, Yıldırım Bayezid bunu reddetti ve bu olaydan dolayı Timur ile Yıldırım Bayezid'in araları açıldı. Anadolu'ya giren ve Sivas'ı ya malayan Timur, seçme askerlerden oluşan ordusu ile birlikte Anadolu'da ilerlemeye devam etti. Osmanlı Ordusu da harekete geçti. ıki ordu Ankara'da Çubuk Ovası'nda karşılaştılar.
Yapılan Ankara Savaşı'nda Yıldırım'ın kuvvetlerinden olan Kara Tatarların, Timur tarafına geçmesi Osmanlı Ordusunun da ılmasına neden oldu (20 Temmuz 1402).
Yıldırım Bayezid, Timur'a esir düştü. Bu savaş Osmanlı Devletinin 50 yıl kadar duraklamasına neden oldu. Anadolu Türk birli i da ıldı ve Anadolu'daki beylikler tekrar ortaya çıkarak güçlendi. Başsız kalan Osmanlı Devleti'nde karışıklıklar başladı.
Osmanlı Devleti'nin dört ayrı bölgesinde, şehzadeler tarafından dört ayrı devlet ilan edildi. Bursa, ıznik ve ızmit, Timur tarafından ya malanıp yakıldı, ızmir işgal edildi. 1402'den 1413'e kadar sürecek olan bu iktidar boşlu u ve taht mücadeleleri dönemine Fetret Devri adı verildi.
Mimari Eserler:
Memleketin imarıyla da meşgul olan Yıldırım Bayezid, özellikle Bursa'da ıslam mimarisini ebediyen yaşatacak camiler, külliyeler ve medreseler yaptırdı. Timurtaş Paşa adına bir Camii, Mudurnu Yıldırım Camii, Bergama Ulu Camii ve Bursa Ulu Camii o dönemde yapılmış önemli mimari eserlerdendi.
Yıldırım Bayezid ayrıca 1396 yılında ıstanbul'un feşi için bir aşama olan Anadoluhisarı'nı yaptırdı.
Yaptırılan Bursa Yıldırım Darüşşifası ve Bursa Yıldırım Sa lık Oca ı Osmanlı ımparatorlu unda sa lık alanında yapılan ilk eserlerdi. Bursa Yıldırım Medresesini de inşa ettiren Yıldırım Bayezid, Bursa'nın ilim adamlarının merkezi olmasını sa ladı. "Emir Sultan" adıyla şöhret bulmuş olan Emir Buhari o dönem Bursa'ya gelmiş olan ilim adamlarından birisidir.
|
|
|
| Osmanlı İmparatorluğu |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 05:44 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Osmanlı İmparatorluğu
Kurulusu : 1299
Yıkılışı: 1922
Kurucusu : Osman Bey
Kapsadığı Alan : Cezayir, Tunus, Trablusgarp, Misir, Arabistan, Filistin, Suriye, Irak, Anadolu, Kafkasya, Kirim, Efflak, Bugdan, Erdel, Sirbistan, Yunanistan, Bulgaristan, Akdeniz’deki irili ufakli adalar. 20 milyon km kare..
Kuruluşu : I. Alaeddin Keykubat’in izniyle Ankara’nin güneyine yerlesen Kayilar, bir süre sonra Ertugrul Beyin komutasinda Sakarya boylarina dogru yayilarak Sögüt sehri ile Domaniç yaylasini almislardir. Ertugrul Beyden sonra yerine oglu Osman Bey Kayilarin basina geçerek, bagimsizligini ilan ile kendi adiyla taninan beyligi kurdu. Devlet ve memleket yönetiminde gösterdikleri kabiliyet, bu iste önde tuttuklari adalet ve dogruluk ilkelerine bagliliklariyla kuvvetlenerek kisa zamanda Imparatorluk haline gelmislerdir.
Yıkılışı : 1799’da II. Viyana Kusatmasi sonunda ugranilan bozgunla devlet de gerilemege baslamistir. Sanayilesmeyen ülke, Avrupa devletleriyle rekabet edememis ve günden güne her alanda çöküntü baslamistir. 1839 Tanzimat Fermani da imparatorlugun bekledigi reformlari gerçeklestirememistir. II. Abdülhamid Devrinde baslayan toprak kayiplari II. Mesrutiyet’te ve Balkan bozgununda da devam etmistir. I. Dünya Savasi’na girmesi imparatorlugun parçalanmasina sebep olmus üstelik son padisah Vahdeddin, düsmanlarla isbirligi yapmistir. Anadolu harap ve bitap bir durumdayken, Türk Milleti’ni esaretten Büyük Önder MUSTAFA KEMAL ve Silah Arkadaslari kurtarmis, saltanat ve hilafeti kaldirarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmustur.
Devlet Idaresi : Eyaletlere göre farkli yasalar ve kanunnameler kullanilmistir.
ıdari Teskilat : Osmanli Devleti teskilat bakimindan genis eyaletlere, eyaletler vilayetlere, vilayetler kazalara, kazalar da nahiyelere ayrilmistir.
Hükümet Teskilati : Devletin basinda Osmanli hanedanindan olan bir hükümdar bulunurdu. Devlet islerinin büyük kismini sadrazam yapardi. Sadrazamdan sonra Seyhülislam gelirdi ki dini isler baskani ve adalet bakani idi.
Askeri Teskilat : Devletin esas ordusu “Timarli Sipahi” denen Türk aslindan, topraga bagli atli kuvvetler idi. Istanbul’da padisahin sahsina bagli “Kapikulu Askerleri” vardi ki, en önemlileri “Yeniçeriler”di.
Din : Dinen islam olan Osmanlilar, Yavuz’dan itibaren halife ünvanini da alan padisahlar vasitasiyla islam dünyasinin lideri durumuna geçmislerdir.
Bayrak : Hilal ve Yildiz isareti bulunan kirmizi (al) bayraklari vardir.
Osmanlı İmparatorluğu
Osmanlı İmparatorluğu (Osmanlıca: دَوْلَتِ عَلِيّهٔ عُثمَانِیّه Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye[6][7]) 1299-1922 yılları arasında varlığını sürdürmüş Türk ve İslam devleti. Doğu Avrupa, Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika'ya kadar topraklarını genişletmiş ve 16. yüzyılda dünyanın en güçlü imparatorluğu halini almıştır. Arnold Joseph Toynbee gibi bazı tarihçiler Türkiye'nin tek ardıl devlet sayılması gerektiğini savunurlar.[8]
Devletin kurucusu ve Osmanlı Hanedanı'nın atası olan Osman Gazi, Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundandır.[9] Devlet, Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde kurulmuştur. Osmanlı Devleti'nin bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması yaygın kabule göre 1299 yılında olmuştur. Ancak Prof. Dr. Halil İnalcık ve bazı diğer akademisyenler, Osmanlı Devleti'nin 1299'da Söğüt'te değil 1302'de Yalova'da Bizans'a karşı yaptığı Koyunhisar Muharebesi sonrasında devlet niteliğini kazandığını iddia ederler.[10][11] İstanbul ile sınırlı bir şehir devletine dönüşmüş olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nu yıkmış, bazı tarihçilere göre bu Yeni Çağ'ı başlatan olay olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu gücünün doruğunda olduğu 16. ve 17. yüzyıllarda üç kıtaya yayılmış ve Güneydoğu Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'nın büyük bölümünü egemenliği altında tutmuştur. Ülkenin sınırları batıda Cebelitarık Boğazı ve 1553'te Fas kıyılarına, doğuda Hazar Denizi ve Basra Körfezi'ne, kuzeyde Avusturya, Macaristan ve Ukrayna'nın bir bölümüne ve güneyde Sudan, Eritre, Somali ve Yemen'e uzanmaktaydı.[12] Osmanlı İmparatorluğu 29 eyaletten ve özerlik tanınmış olan Boğdan, Erdel ve Eflak prensliklerinden oluşmaktaydı. Devlet zaman zaman denizaşırı topraklarda da söz sahibi olmuştur. Atlantik Okyanusu'ndaki kısa süreli toprak kazanımları Lanzarote[13] (1585), Madeira (1617), Vestmannaeyjar[14] (1627) ve Lundy[15] (1655) bu duruma örnek olarak gösterilebilir.
Devlet altı yüzyıl boyunca Doğu dünyası ile Batı dünyası arasında bir köprü işlevi görmüştür. Hâkimiyeti altında bulunan topraklarda yaşayan halklar zaman zaman, toplu ya da yerel ayaklanmalar ile Osmanlı iktidarına karşı çıkmışlardır. Genel olarak din, dil ve ırk ayrımından uzak durduğu için yüzyıllarca birçok devleti ve milleti hakimiyeti altında tutmayı başarmıştır.[16] Osmanlı İmparatorluğu, eski Türk örf ve adetlerinin ve İslam kültürünün yükümlülüklerinin doğrultusunda bir yönetim şekli belirlemiştir.[17] Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasi yapısında ve hukuk kurallarının oluşumunda İslam dininin belirleyici bir rol oynaması, Osmanlı İmparatorluğu'nun "İslam devleti", dolayısıyla bir "din devleti" olarak nitelenmesine neden olmuştur.[18]
Osmanlı İmparatorluğu dönemi bazı tarih uzmanlarınca[19][kaynak belirtilmeli] Osmanlı Hanedanı'nın[20] ve saray erkanının, Rum kadınlarla ve diğer Slav Hristiyan halklardan (Sırplar, Bulgarlar, Arnavutlar gibi) kadınlarla evlilik yapması[21][22], iskan politikası sebebiyle devşirilen Hıristiyan çocukların Türk-İslam örf ve gelenekleri ile yetiştirilip yeniçeri ordusuna ve devlet kurumlarına alınmasıyla beraber,[23][24][25] Türk tarihinin Roma-Doğu Roma tarihi ile kaynaştığı dönem olarak görülür.[26][27][28][29]
Türkiye Büyük Millet Meclisi 3 Mart 1924'te Osmanlı Hanedanı'nın Türkiye'den sürgün edilmesi kararını aldı. Günümüzde hanedan ile soy bağı olanların bir kısmı Türkiye'de, bir kısmı ise yurt dışında değişik ülkelerde yaşamaktadır.[30][31] 2009'dan 7 Ocak 2017'deki ölümüne dek Osmanlı Hanedanı'nın başı ve Osmanlı tahtının sahibi Abdülmecid Efendi'nin büyük torunu Bayezid Osman'dı.[32] Hanedanın şu anki lideri Dündar Osmanoğlu'dur.
İsim
Ana madde: Osmanlı İmparatorluğu'nun isimleri
Osmanlı İmparatorluğu, Osmanlıcada Devlet-i ʿAliyye-yi ʿOsmâniyye ([دَوْلَتِ عَلِيّهٔ عُثمَانِیّه], veya alternatif olarak Osmanlı Devleti [عثمانلى دولتى]) olarak anılmıştır.[7] Cumhuriyet sonrasında kullanılan Türkçede ise Osmanlı Devleti veya Osmanlı İmparatorluğu olarak bilinir. 19. yüzyıldan önceki İngilizce kaynaklarda ise Turkey ya da Turkish Empire şeklindeki kullanımlara rastlanır.[33] Günümüzde modern Türkiye için de Turkey kullanımının yaygın olmasının yanı sıra Republic of Turkey kullanımıyla, Osmanlı İmparatorluğu dönemi ile Cumhuriyet dönemi birbirinden ayrılır.
Tarihçe
Osmanlı İmparatorluğu belirli tarihsel dönemlere ayrılarak incelenir. Dönemler, Osmanlı Devleti'nin yönetim yapısına ve dünya siyasetindeki yerine göre belirlenmiştir. Toprak büyüklüğünü temel alan ayrıştırmalardan daha detaylı bir bakış açısına izin vermektedir.
Beylik dönemi
Beylik döneminin ne zaman başladığı belli değildir. Osman Gazi birliklerinin 1298 yılında İnegöl ve civarını fethetmesi sonucunda bağımsızlığını ilan etti[34]. Bu dönemde beylik dönemi sona ermiştir.
Moğol İmparatorluğu döneminde kaçan Süleyman Şah komutasındaki Kayılar ilk olarak 1227 yılında Anadolu'ya geldiler[35]. Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı Alaeddin Keykubad, Kayıları Karacadağ ve bölgesine yerleştirdi. Kayılar bu sırada 50.000 kişiydiler[34].Süleyman Şah'ın Fırat Nehri'nden geçerken, boğulması üzerine, Kayı Boyu'na mensup bazı kişiler Erzurum ve Erzincan civarına göç ettiler.[35] Bazıları da Suriye ve yeniden anayurtlarına göç etti.
Ertuğrul Gazi ise Söğüt ve civarına yerleşti. Bu sırada buraları fethetti. Ertuğrul Gazi yaklaşık 1000 km2 civarı bir toprak fethetmişti[36]. Ertuğrul Gazi tahminen 90 ya da 83 yaşında ölmüştü.[37][38] Aşiret Osman Bey'i seçti. Osman Gazi, devlete adını vermiştir.
Kuruluş (1299–1453)
Ana madde: Osmanlı İmparatorluğu kuruluş dönemi
Niğbolu Muharebesi, 1396
1299 yılına gelindiğinde Anadolu'da hüküm süren Anadolu Selçuklu Devleti yıkılma süreci içindeydi. Bu yıllarda Osman Bey, yakın arkadaşları ile birlikte Bilecik, Yarhisar ve İnegöl'ü fethetti. 1301'de Yenişehir fethedildi. Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen kuruldu.[36] (Bunun yanı sıra tarihçilerin bazıları beyliği kuruluşunu 1301 kabul eder. Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur.[36][39]) 1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı. Osman Bey, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Muharebesi'nin kazananı oldu.[40]
Akçakoca Bey İlk Kumandanlardan
I. Osman Osmanlı Devleti Kurucusu
Konur Alp İlk Kumandanlardan
1326'da Osman Bey, Bursa'yı kuşattı. Fakat kendisinin rahatsızlanması üzerine kuşatmaya Orhan Bey devam etti. Aynı yıl Bursa fethedildi ve başkent yapıldı.[41] Döneminde kendi adına para bastırarak beyliği devlet haline getirdi.[42] 1329'da III. Andronikos'un başında bulunduğu Bizans ordusu ile yaptığı Pelekanon Muharebesi'ni kazandı.[43] 1331'de İznik'i, 1337'de İzmit'i topraklarına kattı.[44][45] Ayrıca kendisinin döneminde devletin sınırları, komşu Türk beyliklerinin toprakları yönünde de genişlemeye başladı. 1345'te Karesioğulları Beyliği Osmanlı egemenliği altına girdi. Böylece Osmanlı, hem beyliğin donanmasından yararlandı, hem de Rumeli'ye geçiş için alınması gereken önemli bazı noktalara sahip oldu.[46] 1352'de, taht kavgaları ile mücadele eden Bizans yöneticilerinden Kantakuzen'e isteği üzerine yardım kuvveti gönderen Orhan Bey, yardımın karşılığı olarak Gelibolu Yarımadası'nda bulunan Çimpe Kalesi'nin sahibi oldu.[47] Çimpe Kalesi'nin ele geçirilmesi ile Osmanlı Devleti, ilk Rumeli toprağını kazandı.[48]
Orhan Bey'den sonra yerine I. Murad geçti. Murad Hüdavendigâr olarak da bilinen I. Murad, Osmanlı topraklarını Balkanlar yönünde genişletmeyi sürdürdü. İlk olarak Edirne yakınlarında yapılan Sazlıdere Savaşı ile Türk ilerleyişini durdurmak isteyen bir Bizans-Bulgar ordusunu yenilgiye uğrattı ve zaferin ardından Edirne'yi ele geçirdi. Kısa bir süre sonra, Edirne'yi geri almak isteyen Macar, Sırp, Bulgar, Eflâk ve Bosna birleşik ordusu ile Edirne yakınlarında karşılaştı. Yapılan Sırpsındığı Savaşı'nda karşı tarafı yenilgiye uğrattı. Döneminde, Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan'ı ele geçirmeyi başardı. Döneminde, Hamitoğulları Beyliği'nden para karşılığı Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Seydişehir, Karaağaç, Eğirdir ve Isparta'yı; Germiyanoğulları Beyliği'nden çeyiz yoluyla Kütahya, Simav, Tavşanlı ve Emet'i aldı.[49] Balkan ve Avrupa devletlerinin Osmanlı'nın Avrupa yönündeki ilerlemesini durdurma çabaları I. Kosova Muharebesi ile devam etti. Osmanlı, savaşın kazananı oldu. Fakat I. Murad savaşın bitmesinin ardından şehit edildi.[50]
I. Murad'ın I. Kosova Savaşı sonrasında şehit edilmesi üzerine Osmanlı tahtına daha sonraları Yıldırım Bayezid olarak da tanınacak olan I. Bayezid geçti. I. Bayezid, Balkanlar'ın yanı sıra Anadolu'da siyasi birlik sağlama çabasına girişti. Bu kapsamda Aydınoğulları, Germiyanoğulları, Hamitoğulları, Menteşeoğulları ve Saruhanoğulları beyliklerini topraklarına kattı.[51] 1392'de Candaroğulları topraklarını ele geçirdi.[52] Saltanatı süresince dört kez İstanbul'u abluka altına aldı. Bunlardan üçüncüsünü 1396 yılında yaptı fakat Haçlı ordusunun Niğbolu'ya kadar gelmesi üzerine ablukayı kaldırdı.[53] Eylül 1396'da yapılan Niğbolu Savaşı'nı kazandı.[54] Savaşın ardından İstanbul'u dördüncü kez abluka altına aldı fakat bu albukayı da doğuda beliren Timur tehlikesi sebebiyle kaldırdı.[55] Çin'e sefer düzenlemek isteyen ve batısında güçlü bir devlet barındırmak istemeyen Timur, daha önceleri savaşarak yenilgiye uğrattığı Karakoyunlu ile Celayirîli hükümdarlarının Osmanlı'ya sığınmasını ve istediği şartların kabul edilmemesini ileri sürerek Osmanlı'ya savaş açtı. İki ordu, Ankara'nın Çubuk Ovası'nda karşılaştı. 1402'de yapılan Ankara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid, kendisine bağlı Türk beylerinin Timur'un tarafına geçmesininde etkisi ile de yenilgiye uğradı; oğullarından Mustafa ve Musa ile birlikte Timur'a esir düştü.[51][56] Yıldırım, 1403'te Akşehir'de vefat etti.[56] Timur, Yıldırım'ın vefatı üzerine Musa'yı serbest bıraktı.[56]
I. Mehmed, Fetret Devri'ne son verdi
Yıldırım Bayezid'in esir düşmesi ve esaret hayatındaki ölümünden sonra, oğulları İsa, Mehmed, Musa ve Süleyman arasında taht kavgaları başladı. Fetret Devri adıyla bilenen dönemin başında Timur, Yıldırım tarafından ele geçirilen Anadolu beylerine eski topraklarında yeniden bağımsız beylikler kurdurdu.[56] Tahtın sahibi olmak için şehzadeler arasında yapılan mücadelelerde ilk olarak Musa, İsa tarafından mücadelenin dışına atıldı ve ilk olarak Germiyanoğulları'na, ardından Karamanoğulları'na sığındı.[56] 1406 yılında İsa, Mehmed'in tarafını tutan askerler tarafından öldürüldü.[56] Böylece mücadele Süleyman ve Mehmed arasında devam etmeye başladı; Süleyman, devletin Rumeli yakasının, Mehmed, Anadolu yakasının yöneticisi oldu.[56] İki kardeş arasında süren çatışmalar sırasında Musa, yeniden harekete geçti ve 1411'de Süleyman Çelebi'nin bulunduğu Edirne'ye baskın yaptı.[56] Aynı yıl Süleyman öldürüldü. 1411'den sonra çarpışmalar, Mehmed ve Musa arasında sürmeye başladı.[56] İki kardeş arasındaki mücadele, 1413 yılında Mehmed'in Musa'yı öldürtmesi ile sonlandı ve Fetret Devri noktalanmış oldu. Aynı yıl Mehmed, I. Mehmed unvanı ile Osmanlı tahtına oturdu. Saltanatı sırasında Ankara Savaşı sonrası Anadolu'da yitirilen toprakların birçoğunu yeniden ele geçirdi.[56] Döneminde Venedikliler ile yapılan ilk deniz savaşı, başarısızlıkla sonuçlandı.[57] Şeyh Bedrettin, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal isyanlarını bastırdı. Saltanatın sonlarında, Timur tarafından esir edilen kardeşi Mustafa olduğunu iddia eden bir kişinin kendisini Osmanlı padişahı ilan etmesi üzerine, bu sorun ile uğraştı ve Mustafa'nın üzerine yürüdü. Mustafa, yenilmesinin üzerine Bizans'a sığındı.[58] I. Mehmed, 1421 yılına gelindiğinde vefat etti.[56]
I. Mehmed'in vefatı üzerine tahta II. Murad çıktı. I. Mehmed'in ölümü üzerine Bizans tarafından serbest bırakılan Mustafa, II. Murad'ın saltanatının başında Düzmece Mustafa İsyanı olarak bilinen isyanı çıkardı. Mustafa, 1422'de yakalandı ve idam edilerek isyan sonlandırıldı.[59] Aynı yıl İstanbul'u kuşattı fakat başarılı olamadı.[60] İki tarafda teknolojik bakımdan tamamen birbirine eşdi ve Türkler "bombardıman taşlarını almak için" barikat kurmak zorunda kalmışlardı.[60] Yine aynı yıl kendisinin kardeşi Küçük Mustafa'da tahta geçmek için isyan etti. İsyan, birkaç ay içinde bastırıldı.[61] Döneminde, Aydınoğulları, Germiyanoğulları, Menteşeoğulları ve Tekeoğulları tamamen Osmanlı egemenliği altına girdi.[62] 1444'te Macarlar ile Edirne-Segedin Antlaşması'nı imzaladı. Antlaşmaya göre, tarafların on yıl boyunca savaşmamaları kararlaştırıldı.[63] Barışın hemen ardından yerini kendi isteği ile on iki yaşındaki oğlu II. Mehmed'e bıraktı.[64] Osmanlı tahtının henüz on iki yaşındaki şehzadeye kalmasını fırsat olarak değerlendiren Haçlı birliği, Edirne-Segedin Antlaşması'nı yok sayarak Osmanlı'ya savaş açtı. Kasım 1444'te gerçekleştirilen Varna Muharebesi için II. Murad tekrar ordunun başına geçti ve bu muharebeyi kazandı.[64] Ancak, savaşın hemen ardından tekrar tahta geçmedi; ikinci kez tahta geçmesi 1446 yılında gerçekleşti. 1448'de Osmanlı'nın Balkan hakimiyetine son vermek amacıyla kendisine saldıran Eflak ve Macaristan orduları ile II. Kosova Muharebesi'sini yaptı; muharebenin kazananı oldu.[65] 1451 yılına gelindiğinde vefat etti.[66] Vefatının üzerine tahta tekrar oğlu II. Mehmed geçti.
Yükselme (1453–1683)
Ana madde: Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi
Yayılma ve doruk noktası (1453–1566)
II. Mehmed, İstanbul'un Fethi sırasında gemileri karadan yürütürken
Babasının ölümü üzerine tahta çıkan II. Mehmed, ilk iş olarak babasının Venedikliler, Cenevizler, Macarlar ve Sırplar ile yaptığı barış anlaşmalarını yeniledi.[67] Ardından İstanbul'u kuşattı, 29 Mayıs 1453'te şehri fethetti ve ülkenin başkenti yaptı. Böylece Ortodoks Kilisesi'ni de himayesi altına aldı. Fetih, tarihçiler tarafından Orta Çağ'ın sonu ve Yeni Çağ'ın başlangıcı sayılan olaylardan biri olarak kabul eder. 1460'da Mora Despotluğu'na, 1461'de Trabzon Rum İmparatorluğu'na son verdi. Balkanlar'da Osmanlı topraklarını genişletmeye devam etti. 1468'de, Karamanoğulları Beyliği'ni ortadan kaldırdı. Karamanoğulları'nı koruyan ve Venedik'le işbirliği yapan Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ı Otlukbeli Savaşı'nda yendi. Böylece devletin sınırlarını Fırat Nehri'nin batısındaki Anadolu topraklarına kadar genişletmiş oldu. Girit hariç Ege Denizi'ndeki tüm adalardaki Venedik hakimiyetini sonlandırdı. Sadrazam Gedik Ahmed Paşa'nın Toroslar'ı ve Akdeniz kıyılarını ele geçirmesiyle Memlûklar ile sınır komşusu oldu. Yine Gedik Ahmet Paşa'nın Kırım'a yaptığı seferler ile Kefe, Sudak ve Kırım Hanlığı, Osmanlı himayesine girdi. Böylece Karadeniz'deki Ceneviz hakimiyeti sonlandırıldı ve deniz, bir Türk gölü haline geldi. II. Mehmed, döneminde çıkardığı kanunları Fatih Kanunnamesi adıyla kitaplaştırdı. 1480'de düzenlenen Otranto Seferi sonucunda Napoli Krallığı'nın elinde bulunan Otranto, Osmanlı topraklarına katıldı. Fakat 1481'de II. Mehmed'in vefatı sonucunda sefer yarım kaldı. Osmanlı birliklerinin geri çekilmesi üzerine Otranto, Napoli Krallığı tarafından yeniden ele geçirildi.
II. Mehmed'in ölümü üzerine tahta, Yeniçerilerin desteği alan II. Bayezid geçti. Fakat kardeşi Cem, kendisinin padişahlığını tanımadı: Böylece iki kardeş arasında taht mücadelesi başladı.[68] Bayezid, Cem'i yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine Cem, sırasıyla Memlûklar'a, Rodos Şövalyeleri'ne ve papaya sığındı.[68] II. Bayezid, 1483'te Hersek'i, 1484'te Kili ve Akkerman'ı Osmanlı topraklarına kattı. Döneminde, Memlûklar ile yapılan savaş sonuçsuz kaldı.[69] Cem'in 1495'te ölümünden sonra Avrupa'da seferler yapmaya devam etti.[68] Venedikliler ile 1499-1503 yılları arasında yaptığı savaşlar sonucunda devlete Modon, Koron, Navarin ve İnebahtı limanlarını kazandırdı; ülkeyi vergiye bağladı. 1500'lerin başında güçlenmeye başlayan Safeviler, Anadolu'da Şii mezhebini yaymak için çalışmaya başladı. Bu çalışmalar sonucunda 1511'de Osmanlı'ya karşı Şahkulu İsyanı çıktı.[70] İsyan, aynı yıl Şahkulu'nun yakalanıp öldürülmesi ile bastırıldı.[71] Nisan 1512'de, baskılar sonucunda tahtı oğlu Selim'e bırakmak zorunda kaldı. Olaydan bir ay sonra ise vefat etti.
Daha sonradan Yavuz Sultan Selim adıyla da anılacak olan I. Selim, babasının döneminde başlayan Şii tehdidine karşı mücadeleye girişti. Safeviler ile yaptığı Çaldıran Muharebesi'ni kazandı ve ülkenin başkenti Tebriz'e kadar ilerledi.[73] Bundan sonra, Memlûklar'a karşı harekete geçti. Yapılan Mercidabık ve Ridaniye Muharebeleri sonrasında Memlüklüleri yıkarak Suriye, Filistin ve Mısır'ı devletin topraklarına kattı.[74][75] Hicaz'ı, egemenlik altına altına aldı ve devleti Hint Okyanusu'na açılma olanağına kavuşturdu.[76] Peygamber Muhammed'in Kutsal Emanetler olarak kabul edilen eşyaları İstanbul'a getirtti ve hilafetin Osmanlı Hanedanı'na geçmesini sağladı. Böylece halife unvanını kullanan ilk Osmanlı padişahı olmuş oldu.[77] 1520'de, batıya sefer düzenlemek amacıyla yola çıktığı sırada Edirne'de vefat etti.
Babasının ölümü üzerine tahta çıkan I. Süleyman, saltanatının ilk yıllarında Belgrad'ı ve Rodos'u fethetti.[78][79] Macaristan ile yaptığı Mohaç Muhrebesi sonucunda krallığı kendisine bağlı bir hale getirdi. Ardından 1529'da Avusturya'nın başkenti olan Viyana'yı kuşattı; ancak başarısız oldu.[80] 1533'te Cezayir hükümdarı Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul'a geldi ve imparatorluğun hizmetine girdi.[81] Bir sonraki yıl ise Kaptan-ı derya olarak görevlendirildi.[81] Aynı yıl Süleyman, Bağdat ve Tebriz'i imparatorluğun topraklarına kattı.[82] 1536'da, Fransa ile ittifak kurdu;[83] bu ittifakın bir parçası olarak yapılan Nice ve Korsika kuşatmalarını yaptı (İtalya Savaşı).[84][85] I. Süleyman Batı'da Muhteşem Süleyman, doğuda Kanuni Sultan Süleyman olarak tanındı. 1565 yılında Malta'yı kuşatsa da, kuşatma başarısız oldu. Saltanatının son yıllarında, üç kıtaya yayılan imparatorluğunun topraklarında yaşayan insan sayısı 15 milyona ulaştı.[86][87]
Krizler ve değişim (1566–1683)
Bu dönem, Osmanlıların büyük bir güç olmaya devam ettiği, lakin eski gücünde olmadığının sinyallerini vermeye başladığı dönemdir. Yavaş yavaş Avrupalılara karşı prestij kaybı yaşadı. 1606 yılında imzalanan Zitvatorok Antlaşması, bunun bir göstergesidir. Değişen ticaret yolları ve gelişen Avrupa teknolojisi, Osmanlıların Avrupalılar karşısında güç kaybetmesine neden olmuştur.
Portekizlilerin Doğu Afrika ve Hindistan'da ticaret kolonileri kurmasından sonra, Osmanlılar bunun bitirilmesi gerektiğini düşündü. Doğu Afrika'ya yapılan seferlerdkei kısmî başarılara rağmen, Hindistan'a yapılan seferler başarılı olamadı.
Bu dönemde yapılan savaşlar, Avrupalılar'a Osmanlı'nın "yenilemez" olmadığını göstermiştir. Her ne kadar İnebahtı Deniz Muharebesi'nden sonra çabucak toparlanılmış olsa da, Avrupalılar Osmanlı'nın yenilebileceğini anlamıştır. Ruslara yapılan seferler istenen etkiyi yapamadı. Hatta Molodi Savaşı'ndan sonra, Ruslar güçlenmelerini hızlandırarak sürdürmüşlerdir. Bu yüzden Duraklama Dönemi'nden itibaren Ruslar, Osmanlılar dağılana kadar, Osmanlıların en büyük düşmanı olacaktır. 1593 yılındaki savaş, Osmanlı'yı hem ekonomik hem de askerî açıdan zayıflattı. Asker eksikliği giderilse de, ekonomik zayıflık Celali ve Yeniçeri İsyanları'na neden oldu. Nüfusun büyüklüğü, ekonomik sorunları daha da büyüttü. IV. Murad döneminde daha çok Safevilerle uğraşıldı. Erivan ve Bağdat tekrar alındı (Osmanlı-Safevi Savaşı). Bu savaş sonunda imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile, Osmanlı'nın dağılıncaya kadarki doğu sınırını büyük ölçüde belirlendi.
Bu dönemde, Osmanlı tarihinde ilk defa yeniçerilerin kaldırılması gündeme geldi. Ancak bunu düşünen Genç Osman, yeniçeriler tarafından öldürüldü. 1656 yılında Köprülü Mehmet Paşa’nın sadrazam olmasıyla, Kadınlar saltanatı sona erdi. Bu değişim, Köprülüler Devri'ni başlattı. Bu devirde, Osmanlı kaybettiği gücünü az da olsa geri kazanmıştır. 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması'yla beraber, Kutsal İttifak Savaşları başladı.
Ayanlar çağı: duraklama ve reform (1683–1827)
Ana madde: Osmanlı Devleti Duraklama Dönemi
Deneyimsiz kişilerin tahta geçmesi ile merkezi yönetimin bozulması sonucu, devlet yönetiminde otoritenin sarsılması, halkın devlete olan güveninin azalmasına ve iç isyanların çıkmasına neden olmuştur. Özellikle Yeniçeriler artık padişaha karşı gelmekteydi. Yeniçerilerdeki Ocak, devlet içindir anlayışı Devlet, ocak içindir anlayışına dönüşmüştür.
II. Viyana Kuşatması'nı (1683) anlatan bir çizim.
Avusturya ve İran seferleri sonucu oluşan ekonomik sıkıntılar, tımar sisteminin bozulması ve nüfus artışının yarattığı sosyal hayattaki sıkıntılar ve çağın gerisinde kalınması ile eğitim alanındaki bozulmalar sonucu devlet duraklama dönemine girmiştir. Coğrafi keşiflerle ticaret yollarının önem kaybetmesi, sık padişah değişmeleriyle çok verilen cülus bahşisi ve yeniçerilerin artmasıyla verilen ulufe miktarının da artması Osmanlı ekonomisini yıpratmıştır.
26 Ocak 1699 tarihinde Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ile imzalanan Karlofça Antlaşması, Osmanlı-Kutsal ittifak Savaşları'nı bitirdi. Karlofça Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemi başlamıştır. Papa tarafından Osmanlı Devleti'ne karşı Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu, Avusturya, Lehistan, Rusya, Maltalı Sen Jean Şövalyeleri ve Venediklilerden oluşan bir ittifak ile uzun süren savaşlar sonunda yorgun düşen Osmanlı Devleti, Banat ve Temeşvar hariç bütün Macaristan'ı ve Erdel Prensliği'ni Avusturya'ya, Ukrayna'nın kuzeyini ve Podolya'ı Lehistan'a, Mora'yı ve Dalmaçya kıyılarını Venediklilere bırakmıştır.
Celali ayaklanmaları, Osmanlı toprak düzenini büyük ölçüde değiştirmiş, ağır vergiler yüzünden ya da “Büyük Kaçgun” sırasında yerlerinden olan çiftçilerin toprakları mültezimlerin ya da yerel yöneticilerin eline geçmiştir. Vergiler yüzünden borca giren köylüler, işledikleri toprakları sonunda tefecilere kaptırdılar. Osmanlı toprak düzeninin bel kemiği olan tımar sistemi bozuldu. Büyük nüfus hareketleri ortaya çıktı ve kentlere büyük göçler oldu. Tarımsal üretim geriledi ve kıtlık tarım ürünleri fiyatlarının yükselmesine yol açtı. On binlerce insan yaşamını yitirdi ve pek çok yerleşim yeri yıkıma uğradı. Osmanlı'da ilmiyenin bozulması da Osmanlı'yı geriletti. Avrupa'daki gelişmelerin (Reform, Rönesans) takip edilmemesi Osmanlı için bir dezavantaj olmuştur.
Osmanlı Devleti'nin eğitim sisteminin bozulmasının nedeni Beşik Ulemalığı denilen sistemin ortaya çıkmış olmasıdır.Bu sisteme göre müderrislerin yeni doğan çocukları doğduğu andan itibaren medrese öğretmeni sayılıyordu.
Gerileme ve modernleşme hareketleri (1828–1908)
Gazi Halife, Sultan III. Selim,Selīm-i sālis Han, سليم ثالث
Ana madde: Osmanlı Devleti Gerileme Dönemi
Osmanlı Devleti Gerileme Dönemi, Osmanlı tarihinde Karlofça Antlaşması’ndan (1699) başlayarak, Yaş Antlaşması'na kadar (1792) geçen süreye denir. Bu dönemin sonlarına doğru, Osmanlı Devleti'ne Avrupalılar tarafından "Hasta Adam" denmeye başlanmıştır. Çünkü bu dönemde Osmanlı Devleti, büyük oranda toprak kayıpları yaşamıştır.
Bu dönemde Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları’yla kaybedilen yerleri geri almak ve mevcut toprakları korumak amacıyla batıda Avusturya ve Venedik, kuzeyde Rusya ve doğuda İran ile savaşlar yapılmıştır.
Bu yüzyılda Avrupa’dan geri kalındığı Pasarofça Antlaşması’ndan itibaren kabul edilmiş ve yapılan ıslahatlarda Avrupa örnek alınmıştır.
Bu yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti, kaybettiği toprakları geri alarak Avrupa'da tutunmayı ve eski gücünü korumayı amaçlamıştır. Ancak bir süre sonra bu amacına ulaşamayacağını anlayınca elindeki toprakları koruma politikası izlemeye başlamıştır.
Lale Devri
1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı
Küçük Kaynarca Antlaşması
Nizam-ı Cedid
Dağılma (1908–1922)
I. Dünya savaşı öncesi Osmanlı Devleti ve sahip olduğu bölgeleri
Ana madde: Osmanlı Devleti Dağılma Dönemi
Osmanlı Devleti Avrupalı devletlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından yararlanıp denge politikası izleyerek varlığını uzun süre korumuştur. Dağılmayı önlemek için Osmanlı devlet yönetiminde ıslahata yönelik çalışmalar yapılmış ise de, Avrupa'da çıkan isyanlar ve uzun süren Rus savaşları ile iyice yıpranmıştı. I. Dünya Savaşı sonunda da dağılmaktan kurtulamamıştır.
Sırp İsyanları
1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı ve Bükreş Antlaşması (1812)
Yunan İsyanı
1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı ve Edirne Antlaşması (1829)
Mehmet Ali Paşa İsyanı
Tanzimat Fermanı (1839)
Kırım Savaşı (1853-1856)
93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı). Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Antlaşması (1878)
Dömeke Savaşı (1897 Osmanlı-Yunan Savaşı)
Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
Balkan Savaşları (1912-1913)
I. Dünya Savaşı (1914-1918)
Çanakkale Savaşı (1915-1916)
Saltanatın Kaldırılması (1922)
Devlet yapısı
Ana maddeler: Osmanlı devlet teşkilatı ve Osmanlı padişahları listesi
I. Osman'dan V. Mehmed'e Osmanlı İmparatorluğu padişahları montajı.
Osmanlı İmparatorluğu varolduğundan beri mutlak monarşi ile yönetilirdi. Sultan hiyerarşik Osmanlı sisteminde ve siyasi, askeri, hukuki, sosyal ve çeşitli başlıklarda en üstteydi. Teorik olarak sadece Allah'a ve yerine getirmesi gereken "Allah’ın yasaları"na (İslam’daki şeriat) sorumluydu. Onun ilahi görevi İran-İslam başlıklarına yansıtılan "Allah’ın yeryüzündeki gölgesi" (zill Allah fi’l-âlem) ve "yeryüzünün halifesi" (halife-i ru-yi zemin) olmaktı.[88] Tüm devlet dairesi onun hükmündeydi ve verdiği her karar ferman adı verilen kararnamede yayımlanırdı. Başkomutandı ve tüm yurttaki resmi unvanıydı.[89] 1453'te İstanbul'un Fethi’nden sonra kendilerini Roma İmparatorluğu'nun varisi olarak görürlerdi bu nedenle ara sıra Kayser ve İmparator unvanını kullanırlardı.[88][90][91] 1517’de Mısır’ın Fethi'nden sonra I. Selim, halife unvanını da benimsedi. Böylece evrensel Müslüman hükümdarı olduğunu iddia etti. Yakın zamanlarda Osmanlı hükümdarları tahta çıkmada Avrupa hükümdarlarının taç giyme törenine eşdeğer olarak Osman’ın Kılıcı ile kuşatılırdı.[92] Kuşatılmayan sultanın çocukları verasete uygun değildi.[93]
Teoride ve ilkelerde teokratik ve salt olmasına rağmen, uygulamada padişah’ın yetkileri sınırlıydı. Siyasi kararlarda hanedanın önemli üyelerinin görüş ve tutumlarını dikkate alırdı, bürokratik ve askeri kuruluşlarda aynı zamanda dini liderlerdi.[89] 17. yüzyıldan bu yana, imparatorluk uzun süren durgunluk dönemine girdi, bu dönemde sultanlar çok güçsüzleştiler. Birçoğu güçlü Yeniçeri Ocağı tarafından tahttan indirildi. Tahta geçmesi yasaklı[94] olmasına rağmen Harem -özellikle hükümdarın annesi (valide sultan olarak da bilinir)- sahne arkası önemli politik rollerde kadınlar saltanatı dönemi boyunca etkili oldu.[95]
Sultanların azalan güçleri ilk sultanların ve sonrakilerin saltanat uzunluklarının farklılığından dolayı kanıtlandı. I. Süleyman, imparatorluğu 16. yüzyılda doruk noktasına çıkaran, 46 yıllık saltanatı olan, Osmanlı tarihinin en uzunuydu. V. Murat, 19. yüzyıl gerileme dönemine hükmeden, kayıtlardaki en kısa saltanattı: saltanatı sadece 93 gün sürdü. Parlamenter monarşi, V. Murat'ın varisi II. Abdülhamit zamanında resmileşti.[96]
Divan-ı Humayun
Osmanlı Devleti kurulduğunda bir divan vardı ve belli başlı üyeleri bulunmaktaydı. Bunlar: Padişah, Sadrazam, Vezir-i Azam, Rumeli ve Anadolu Kazasker'leri, Defterdar, Şeyhülislam, Kaptan-ı Derya ve Nişancı idi.
Fatih Sultan Mehmet'ten sonra Vezir-i Azamların görüşlerini daha rahat söylemesi için padişahlar toplantıları arka tarafta bir bölümden izlemiş, divana Vezir-i Azam başkanlık yapmıştır. Bu meclis Osmanlı Devleti'nin yönetiminde Padişaha yardımcı olurdu.
Vezir-i Azam (Sadrazam): Padişahtan sonraki en yetkili devlet adamıdır. Padişahın mührünü taşırdı.
Vezir: Sadrazamdan sonraki en yetkili kişidir. Sadrazamın verdiği görevleri yapardı.
Kazasker: Anadolu ve Rumeli'de olmak üzere iki ayrı kazasker bulunurdu. Adalet işlerine bakardı. Ayrıca kadı ve müderrislerin atamasını ya da görevden alma işini yapardı. Bugünkü yargı görevini yaparlardı.
Defterdar: Anadolu ve Rumeli'de iki ayrı defterdar vardı. Rumeli'deki baş defterdardı. Maliye işlerini yapardı. Bugünkü Maliye bakanlığı görevini yürütürdü.
Nişancı: Tapu, kadastro, fethedilen yerleri gelirlerine göre deftere kaydetmek işlerini yürütürdü.
Şeyhülislam: Devlet'te iken verilen kararların İslam'a uygun olup olmadığına karar verir, bu karara fetva denirdi. Sadrazamla eşit rütbedeydi. Şeyhülislam, divan aslî üyesi değildi, gerekli görülen konularda çağrılır ve fikri alınırdı.
Kaptan-ı Derya: Donanma ve denizcilikle ilgili işlerden sorumludur. İstanbul'dayken Divan toplantılarına katılırdı. Kaptan-ı Derya da aslî üye değildi, gerekli görülen konularda çağrılır ve fikri sorulurdu.
Divan-ı Hümayun II .Mahmud dönemi'de kaldırılarak yerine nazırlıklar (bakanlıklar) kuruldu.
İdari bölümler
Ana madde: Osmanlı İmparatorluğu'nun idari bölünüşü
Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk idarî birimler olarak sancaklara bölünmüştü. Çoğu sancak, sancak beyi tarafından yönetilmekteydi. Bir kısmı ise şehzadeler, ve onların lalaları tarafından yönetilmekteydi. Sancaklar da kazalardan ve nahiyelerden oluşmaktaydı. Ülkenin genişlemesiyle, sancakların birleşimiyle oluşacak olan beylerbeyliği kuruldu. İlk kurulan beylerbeyliği, Rumeli Beylerbeyliği'dir. 16. yüzyıldan itibaren, beylerbeyliği kelimesi yerine eyalet kelimesi kullanılmaya başlandı. Eyaletler sâlyâneli (yıllıklı) ve sâlyânesiz (yıllıksız) olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. Sâlyânesiz eyaletler Has, Zeamet ve Tımar olmak üzere üç dirlik arazisine bölünmüştü. Tımar dirliğinde, ordunun uzun süre ordusunun ana gücü olan Tımarlı Sipahiler yetiştirilmişti. Sâlyâneli eyaletler, genellikle devletin doğrudan kontrol edemediği, merkeze uzak eyaletlerdi. Bu eyaletler dirliğe ayrılmazdı; vergilerini doğrudan para olarak merkeze gönderirlerdi. Burada daimi Yeniçeri garnizonları olurdu.
19. yüzyılda eyalet yapısı değişmeye başladı. 1864 yılında eyalet sistemi tamamiyle yıkılarak, yerine vilayet sistemi getirildi. Bu sistem, cumhuriyet dönemindeki idarî bölünüşün temelini attı.
Hukuk
Ana madde: Osmanlı hukuku
Devlet, varlığı süresince birçok hukuk düzenini sentezlemiş ve Osmanlı hukukunu oluşturmuştur. Kanun, genellikle laik bir düzene sahiptir. Ancak Şer'i, dini hukukla da uyumluydu.[97] Hukuk kuralları yerel özelliklere göre de esneklik gösteriyordu. Toprakların yönetimi ve sivil düzen konusunda yerel idareye haklar tanınıyordu. Böylelikle imparatorluk içindeki birçok unsurun adalet anlayışına cevap veriliyordu.[98] Beşeri ve Örfi hukuk olmak üzere iki tür hukuk vardır. Beşeri hukuk kanunlar çerçevesinde oluşan hukuk sistemidir. Örfi hukuk ise İslam dininin esasları üzerine kuruluydu.
Ordu
Osmanlı zırhı (1480-1500).
Ana madde: Osmanlı Askeri Teşkilatı
Osmanlı ordu teşkilatı Anadolu Selçukluları, İlhanlılar ve Memluklular devletlerinin askeri teşkilat yapılarından belirli ölçülerde yararlanılarak kurulmuştur.
Osmanlı Devleti Ordusu'nun Başkomutanlık görevini Hakanlar yapmışlardır.
Yaya ve atlılardan oluşturulan ordunun atsız kısmı "yaya”, süvarileri ise "müsellem” şeklinde adlandırılmıştı. Kapıkulu Ocakları'nın kuruluşuna kadar savaşlarda fiili olarak hizmet gördüler.
Osmanlı Devleti'nin temeli atılırken süvari olan beylik kuvvetlerinin yerine vezir Alâaddin Paşa ile Kadı Cendereli Kara Halil'in tavsiyeleriyle Türk gençlerinden oluşan ayrı ayrı biner kişilik yaya ve müsellem isimleriyle muvazzaf ade ve süvari kuvveti kuruldu.
Kara kuvvetleri
Ana madde: Osmanlı Ordusu
Yaya ve müsellemlerin temelini attığı ordu teşkilatı zamanla kuvvet ve sınıflara ayrılmıştır. Osmanlı ordusu başlıca 3 ana kuvvetten oluşmaktadır. Bunlar; Kapıkulu Ocağı, Eyalet Askerleri ve Akıncılardır.
Kapıkulu Ocağı, Osmanlı Devleti'nin daimi ordusunu oluşturan ve doğrudan padişaha bağlı olan yaya, atlı ve teknik sınıftan asker ocaklarına verilen addır. Kapıkulu ocaklarının kurulmasından önceki dönemde Osmanlı Devleti'nin askeri gücünü yayalar ve müsellemler oluşturuyordu.
Eyalet Askerleri, devletin Tımar'a ayrılmış bölgelerinde yetişmiş askerlerdi. Kapıkulu Askerleri gibi barış zamanında da askerlik yapmazlardı. Sadece savaş sırasında askerlik yaparlardı.
Donanma
Ana madde: Osmanlı Donanması
Osmanlı imparatorluğu'nun deniz kuvvetleri olan Donanma-yı Hümâyûn, XIV. yüzyılda kuruldu.[81][99] Osmanlı Devleti, 1323 yılında Karamürsel'i fethederek denize ulaştı, Karamürsel Bey komutasında ilk donanma oluşturuldu ve Kocaeli'nde yapılan savaşlarda denizden destek sağlandı.[100][101] 1327 yılında Karamürsel'de ilk Osmanlı tersanesi kuruldu ve böylece deniz gücünün kurumsallaşma çalışmaları başladı.[81] Osmanlı donanmasında hiyerarşik sisteme geçildi, ilk Derya Beyi (Donanma Komutanı), Karamürsel Bey oldu.[101] 1337 yılında Kocaeli ele geçirildi; böylece 1353 yılında gerçekleşecek olan Rumeli'ye geçişin önü açıldı.[81] Bundan sonra donanmanın merkezi sırasıyla İzmit, Gelibolu ve son olarak da İstanbul oldu.[81][102]
İnebahtı Deniz Savaşı'nı anlatan bir çizim.
İstanbul'un fethinde II. Mehmed, donanmadan yararlandı.[102] Karadeniz'de ve Akdeniz'de etkisi artan Osmanlı donanması, Mısır seferinde Osmanlı kuvvetlerine lojistik destek sağladı.[81][102] 1538 yılında Preveze Deniz Muharebesi kazanıldı. Bundan sonra Cerbe Deniz Muharebesi de kazanıldı, Malta kuşatıldı ancak bir şey elde edilemedi. Osmanlı donanmasını büyütmek için birçok tersane kuruldu, ihtiyaç duyulan malzemeler Kocaeli'den, Biga'dan, Samsun'dan, Kastamonu'dan ve Aydın'dan getiriliyordu.[99][103] Kaptan-ı Deryalara gelenek olarak Cezayir beylerbeyliği verilirdi.[99] Tersane-i Amire'nin bulunduğu Kasımpaşa'nın inzibat sorumlusu donanma idi. Gelibolu, Akdeniz adaları ve İzmir'in bazı yerleri Osmanlı kaptanlarına dirlik olarak verilirdi.[104]
16. yüzyılda Hint Okyanusu'nda Portekiz Krallığı'na karşı Hadım Süleyman Paşa ve Piri Reis komutasında seferler düzenlendiyse de, Portekiz donanması üstün geldi ve Piri Reis idam edildi.[105] İnebahtı Savaşı'ndan sonra ağır kayıplar veren Osmanlı donanması, kayıplarını telafi etmeyi başardı.[106] Osmanlı İmparatorluğu, duraklama döneminden itibaren deniz ticaretinde Avrupalı devletlerden geri kaldı.[102] XVIII. Yüzyılda Mezomorto Hüseyin Paşa'nın girişimleri ile donanmada reform yapıldı.[81][99][A] Fakat denizlerde ciddi bir üstünlük sağlanamadı. 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın Kaptan-ı derya olmasıyla Bahriye Mektebi açıldı, burada modern eğitim verilmeye başlandı ve 1776 yılında Tersane-i Amire'nin yakınlarında ikinci Bahriye Mektebi olarak Hendesehane-i Bahri açıldı.[107] 19. Yüzyıl'da Osmanlı İmparatorluğu, Fransa'nın Mısır Seferi'nde İngiliz donanmasından yardım aldı. Bundan sonra III. Selim'in reformlarını devam ettiren II. Mahmut devrinde donanma, 1827 yılında Navarin'de imha edildi.[108] II. Mahmut döneminde ABD'li mühendislerin yardımlarıyla reformlar devam etti, Osmanlı tersanelerine modern deniz sanayi girdi ve dönemin en büyük savaş gemisi unvanını elinde tutan Mahmudiye de o dönemde denize indirildi. II. Mahmut'un ölümünden sonra bu mühendisler İstanbul'u terk etmek zorunda bırakıldı[108], tahta çıkan Abdülmecit döneminde, 1840 yılında Bahriye meclisi kuruldu ve modern donanma çalışmaları devam etti. İlk denizcilik şirketi Şirket-i Hayriye de bu dönemde kurulmuştu. Abdülaziz döneminde ise, 1867 yılında Bahriye Nazırlığı kuruldu. Abdülaziz döneminde devam eden reformlar ile yabancı ülkelerden çok sayıda modern savaş gemisi satın alındı. 1878'den itibaren II. Abdülhamit'in güvensizliği sonucu donanma, Haliç'te terk edildi ve denize açılmadı.[102][108] 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nda Osmanlı donanması kendini gösteremedi, 1909 yılında Donanma Cemiyeti'nin çabaları ile modern donanma çalışmaları halkın bağışlarıyla devam etti.[81][102] Bu cemiyetin çabaları ile çok sayıda modern savaş gemisi satın alındı, Alman subaylardan oluşan bir heyet ile reform çalışmaları canlandı. Trablusgarp Savaşı'nda ve Balkan Savaşları'nda Osmanlı donanması etkinlik gösterdi, fakat I. Dünya Savaşı'nda Ege Denizi'nde sınırlı faaliyet göstermek zorunda kaldı, Çanakkale Deniz Savaşları'nda başarılı oldu.[81][109] Donanma, I. Dünya Savaşı'nın ardından, Marmara Denizi'nde İtilaf kuvvetlerinin kontrolü altına girdi.[81]
Hava kuvvetleri
Ana madde: Osmanlı tayyare bölükleri
Bu alt başlık {{{1}}} tarihinden beri geliştirilmeye ihtiyaç duyuyor. Bu alt başlığın geliştirilmesi gerekiyor.
I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı uçağı imalatı
Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa tarafından 1909'da ilk adım atılan Osmanlı askerî havacılığı, resmi olarak 1 Haziran 1911 tarihinde Fen Kıtaları Müstahkem Genel Müfettişliği 2. Şubesi bünyesinde Havacılık Komisyonu adıyla faaliyete geçirilmiştir. Havacılık Komisyonu'nun temellerini Fransa’dan satın alınan biri 25, biri de 50 beygirlik iki uçak oluşturmuştur.
Toplum yapısı
Ana madde: Osmanlı toplumu
Toplum asker ve reaya olmak üzere iki farklı tabakadan oluşmaktaydı. Asker dışındaki halk, "reaya", devlete vergi ödemekteydi.Osmanlı siyasal uygulamasında asker ve reaya kesin kurallarla ayrılmıştı.[110] Toplumsal köken, yetişme koşulları ve resmi görev bakımından askeri sınıf: kılıç ve kalem ehli olarak ikiye ayrılmaktaydı.[111] Halk ise müslüman ve müslüman olmayan "millet"lerden oluşuyordu.[112] Gayri müslimler ayrıca "cizye" vergisi ödemek dışında toplumdan bir ayrıma tabi değildi. Müslüman toplumun yaşantısı şeriat ile şekillenirken farklı milletlerin din ve örflerine göre mahalli yaşam tarzlarını koruma imkanı vardı.[113]
Ekonomi
Ana madde: Osmanlı İktisâdi Yapısı
20 kuruş banknot (1852)
Son padişaha kadar bütün Osmanlı paralarının üzerinde Kostantiniye ibaresi kullanılmıştır. Kurtuluş Savaşı'nda Yunanların bunu ilk Doğu Roma İmparatoru I. Konstantin yerine Yunan Kralı I. Konstantin'i kastederek kullanmaları üzerine kullanılmasından vazgeçilmiştir.
Osmanlı'da merkezi otoritenin her yerde etkin olmasını sağlayan, devlet hazinesinden para harcanmadan asker yetiştirilen ve toprağın işlenmesini de sağlarken en uç beylere kadar güvenliği taşıyabilen bir sistem vardi. Buna Tımar sistemi deniyordu. Reayaya verilen toprakları 3 yıl bekletmeksizin işlemesi ve kazancından bir kısmıyla da tımarlı sipahileri yetiştirmesi gerekiyordu. Böylece devlet hazinesi de azalmıyor, üstüne üstlük her an savaşa hazır asker yetişmiş oluyordu.[kaynak belirtilmeli]
Osmanlı'daki bir başka yapı da taşraydı. Başkent dışındaki her yer taşra olarak isimlendiriliyordu.[kaynak belirtilmeli]
Diplomasi ve Uluslararası İlişkiler
Ana madde: Osmanlı İmparatorluğunda Diplomasi
Bu alt başlık {{{1}}} tarihinden beri geliştirilmeye ihtiyaç duyuyor. Bu alt başlığın geliştirilmesi gerekiyor.
Demografi
Ana madde: Osmanlı İmparatorluğu demografisi
Osmanlı Devleti'nin beş yüz yıllık varlığının çoğunda toplam vatandaş sayısı kesin verilere dayanmamıştır. 1881'deki sayıma kadar nüfus bilgileri vergi mükelleflerinin genel nüfusa oranlanmasıyla belirlenmekteydi. Vergiden hariç bir yöntem de hanelerin sayılması idi. Her evde 5 hane halkının bulunmasına dayalı bir varsayım yapılabilmekteydi. Varsayımlara dayalı nüfus tahminlerine göre: 1520'de Osmanlı İmparatorluğu'nda 11.692.480 kişi yaşamaktaydı. 1683'te 30.000.000, 1856'da 35.350.000 nüfus olduğu düşünülmektedir.[114] İlk resmi sayım 1881–1893 arasında 10 yıl süren bir çalışmayla yapılmıştır. İlk defa bu sayım: vergi, askerlik ya da herhangi bir amaçla değil; demografik bilgi elde etmek için yapılmıştır. Nüfus: Müslüman, Yunan(Makedonlar, Anadolu Rumları, Pontus Rumları, Kafkas Rumları dahil), Ermeniler, Bulgarlar, Katolikler, Yahudiler, Protestanlar, Latinler, Asurlular, Çingeneler gibi etnik, dini ve cinsel kategorilerde belirlenmiştir.Bu sayımda 17,388,604 olan nüfus, 1919 sayımında 14,629,000 kişi olarak belirlenmiştir.[115][116]
Dil
Devletin resmi dili Türkçedir. Uluslararası yazışmalar Türkçedir. Yerel yönetimlerde ise Türkçe ve bölgenin yerel dili resmi işlerde yürürlükte olan dildir. Bu diller Arapça, Arnavutça, Berberice, Boşnakça, Bulgarca, Ermenice, Farsça, Hırvatça, Kürtçe, Macarca, Rumca/Yunanca, Rusça, Sırpça ve birçok yerel dildir. Merkezi ilgilendiren konularda Türkçe, yereli ilgilendiren konularda yerel dil kullanılmıştır.
Bilim dili olarak Türkçe ve Arapça, edebiyat dili olarak ise Türkçe ve Farsça kullanılmıştır.
Din
Ana madde: Osmanlı İmparatorluğu'nda din
İslam
Ana madde: Hilafet
Hilafet veya Halifelik, İslami siyasi ve hukuki yönetim makamına ve yönetime verilen isimdir. Halife ise Hilafet makamındaki kişiye denir. İslam peygamberi Muhammed'in ölümünden sonra makam bir süre daha bir yönetim biçimi olarak varlığını sürdürmüş olsa da zamanla daha çok İslami bir toplumu veya İslam Devleti'ni vurgulamak için kullanılan bir terim olmuştur.
Halifelik daha çok Müslümanların Sünnî kanadının temsilcisi olarak kabul görmüştür. Şiî kanadı büyük ölçüde Sünnî hilafet yönetimi altında yaşasa da Halife'yi kabul etmemişlerdir. Halifeliği Şiîlikteki ya da Alevilikteki İmamet'ten farklı kabul etmek gerekir. İmamet teokratik bir özellik taşımasına rağmen, Halifelik teokratik bir özellik taşımamıştır. Halifeler yetkilerini saltanat dahi olsa Ümmet'in biatı ile devralmışlar, yönetim işlerini de büyük ölçüde danışmaya dayalı olarak yürütmüşlerdir. Bu anlamıyla teokratik olmaktan öte dünyevîdir.
Halife, ilk zamanlarda İslam toplumunda ilerigelenlerin seçimiyle başa geldiği halde, Emevi ailesine geçmesinin ardından saltanat şeklini almıştır. Abbasi Hanedanı'ndan gelen halifelerin 10. yüzyılda zayıflamasına kadar devlet başkanı görevini yürüten halife, bu dönemde siyasi gücün yerel hükümdarların eline geçmesinin ardından sadece ruhani önder veya İslami toplulukların onursal lideri haline gelmiştir. Abbasiler döneminde Bağdat'ta yaşayan halife, Moğolların 1258 yılında Bağdat'ı yağmalamaları sonucunda Mısır'a Memluk himayesine kaçmış, 16. yüzyılın başında Yavuz Sultan Selim'in Memluklar'a son vermesiyle birlikte İstanbul'a taşınmıştır. Daha sonra Osmanlı Hanedanı'na geçen halifelik, 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla fiilen hilafetin olmamasına rağmen resmen halifeliğin varisi Türkiye olmuştur. 3 Mart 1924 tarihinde laiklik ilkesi gereğince halifelik Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından resmen kaldırılmıştır.
Musevilik ve Hristiyanlık
İslam inancında "semavi dinler" olarak kabul edilen Musevilik ve Hıristiyanlık dinlerinin mensupları, millet sistemi sayesinde o dönemde Batı ülkelerinde azınlık dinlerine gösterilen hoşgörünün üzerinde bir rahatlık içinde yaşamayı sürdürdüler. Hristiyanlığın Ortodoks ve Gregoryen kiliseleri millet sistemi içinde meşru bir şekilde örgütlenmiş durumdaydı. Bu inançlara mensup kişiler, kendi dini kurallarına göre yargılanırdı.
Buna karşılık millet sistemine dahil olmayan dinlerin, devlet içinde meşru bir varlığı bulunmuyordu.
Misyonerlik faaliyetleri
Ana madde: Osmanlı'da misyonerlik
1820 yılında başlayan ve Kurtuluş Savaşı'na sonuna kadar süren zaman içerisinde Osmanlı Devleti'nde misyonerlik faaliyetleri çok hızlı bir şekilde gelişmiştir. Misyonerlik faaliyetlerini bu denli başarılı olmasında şüphesiz Osmanlı Devleti'nin Islahat Fermanı ile verdiği ayrıcalıklar, kapitülasyon anlaşmaları ile verilen ayrıcalıklar ve Osmanlı Devleti'nin bölgelerine ilgi göstermemesi etkili olmuştur. Başlangıçta kendilerine Anadolu'da hedef bulamayan misyonerler daha sonra Ermenilere odaklanıp çalışmalarında başarılı olmuşlardır. Açtıkları okullardan mezun olanların başarılı olmaları bu okulların etkilerini artırmıştır. Hatta zamanla Müslüman Türkler dahi çocuklarını bu okullara göndermişlerdir.
Misyonerlerin genel hedef kitleleri, İslamiyet'in yaygın olduğu bölgeler olmuştur. Bu çalışma Osmanlı Devleti ile sınırlı kalmayıp Afrika Kıtası, Arap Yarımadası, İran ve Orta Asya halklarına yönelik bir çalışmadır.
Kültür
Ana madde: Osmanlı kültürü
Osmanlı Türkleri, kuruluş öncesi yüzyıllardan beri birlikte getirdikleri Arap ve Pers İslam kültürlerinin geleneklerinden ve dillerinden büyük ölçüde etkilenmişlerdi. Anadolu'ya yerleştikten sonra başta Yunan, Ermeni ve Yahudi olmak üzere yerli halkların kültürleriyle bir ölçüde kaynaştılar. Böylece eklektik tarzda bir Osmanlı kültürü ortaya çıktı. Özellikle İmparatorluk haline geldikten sonra diğer kültürlerle değişim süreklilik kazandı.
Osmanlı Hanedanını yöneten erkekler, eşlerini çeşitli etnik gruplardan aldılar ve bu nedenle sultanlar karışık ırk ve kültürel mirasa sahip oldular.
Edebiyat
Ana madde: Osmanlı edebiyatı
Selçuklu Devleti'nin son yıllarında, bu devletin yıkılmasından sonra ve Osmanlı Devleti'nin başlangıç döneminde Anadolu beyliklerinin merkezinde Arapça ve Farsçadan geniş bir çeviri hareketi gerçekleşti. Bu merkezlerde ilk yapıtlarını veren yazarlardan daha sonra Osmanlı sarayınca korunan oldu.[117] Garibnâme (1330) mesnevisinin sahibi olan ve Yunus Emre yolunda ilahileri bulunan Kırşehirli Aşık Paşa, İlhanlılar'ın Anadolu valisi Timurtaş'ın vezirlerindendi. Süheyl-ü nevbahar (1350) mesnevisinin sahibi Hoca Mesut, Kelile ve Dimne çevirisini Aydınoğulları beyliğinde kaleme almıştı. Hüsrev ü Şirin (1367) mesnevisinin yazarı Fahri, Aydınoğulları beyliğinde yetişmişti. Hurşidname (1387) mesnevisinin sahibi Şeyhoğlu Mustafa, İskendername (1390), Cemşid ü Hurşid (1403) mesnevilerinin sahibi Ahmedi, Divan 'ı ve Çengname (1402-1411) mesnevileriyle tanınan Ahmet Dai, Hüsrev ü Şirin (1421-1429) mesnevisinin sahibi Şeyhi, Germiyanoğulları beyliğinde yetişmişti. Bu dönemde özellikle İran şairlerinin kaside ve gazellerinde işlenen içki, aşk, tasavvuf, eğlence konuları, onların kullandıkları imgeler, başvurdukları benzetmeler Türkçeye aktarıldı. Gene bu örneklere dayanan aşk, serüven, tasavvuf konularıyla ilgili mesneviler yazılıyordu. Ancak uzun ünlüsü olmayan Türkçenin aruz veznine uydurulması güçlükler yaratıyordu. Böyle olduğu halde başlangıçta Türkçe sözcüklere, deyimlere hatta atasözlerine şiirde geniş yer veriliyordu. Halk diliyle kahramanlık işleyen yapıtlar, dinsel edebiyat ürünleri de vardı. Tokat kalesi dizdarı Arif Ali, I. Murat için Danişmentname 'yi (1311, gününüze ulaşan yazması 1577) kaleme almıştı. Aynı nitelikli dinsel-destansı yapıtlardan Battalname ve Saltukname metinleri sonraki yüzyılın ürünleri arasındadır.[118] Ahmedi'nin kardeşi Hamzavi'nin gene aynı nitelikli Hamzaviname'si din ve kahramanlık konularını birlikte işleyen, halk diliyle yazılmış yapıtlardandır. Sadrettin'in Destan-ı geyik, Destan-ı ejderha 'sı, Tursun Fakih'in Kıssa-i mukaffa, Gazavat-i emir ül-müminin Ali 'si, Beypazarlı Maazoğlu Hasan'ın Feth-i kale-i Selasil, Cenadil kalesi cengi gibi yapıtları halk kitapları arasındadır.
Mimari
Ana madde: Osmanlı mimarisi
Erken dönem mimarisinde, yapılar ağırlıklı olarak İznik, Bursa ve Edirne şehirlerinde yer aldı. Yapılar daha çok Bizans mimarisi ve Selçuklu mimarisi etkilerini taşısa da, bu dönemde bir sonraki döneme dayanak oluşturacak fikirlerin ilk uygulamaları gerçekleşti. Bu uygulamalardan birisi, yapılarda kubbe kullanılması pratiğidir.
İstanbul'un Fethi'den itibaren, mimari eserler İstanbul'da yoğunlaşmaya başladı. Bu dönemde daha çok yüksek ve görkemli yapılar inşa edildi. Bu yapılar daha çok dinî yapılar ve kamu binalarıydı.
Lâle Devri'yle beraber, Batılılaşmanın etkisiyle Batılı tarzda binalar yapılmaya başlandı. Bu dönemde Boğaz kıyısına köşk yapma modası ortaya çıktı.
Mutfak
Ana madde: Osmanlı mutfağı
Osmanlı mutfağı başkent İstanbul'da ve bölgesel başkentlerde tüm halkın hoşuna giden, kültürlerin erime potasıyla oluşan ortak bir mutfaktır. Bu farklılıklarla dolu mutfak imparatorluğun belli bölgelerinden getirilen şeflerin İmparatorluk Sarayı'nın mutfaklarında farklı malzemeleri yaratması ve denemesi ile mükemmelleşti.
Osmanlı Sarayı'nın mutfak kreasyonları Ramazan etkinlikleri sayesinde ve Paşa Yalılarında pişirilmesiyle nüfusun geri kalanına yayıldı. Bugün, Osmanlı mutfağı Türkiye'de, Balkanlarda, ve Orta Doğuda yaşar, "bir zamanlar Osmanlı yaşam tarzında olan ortak varisler ve onların mutfakları bu gerçeğin delilleridir".[119]
Yerel çeşitlere ve bunların arasında karşılıklı alışveriş ve zenginleştirmeye dayalı olması dünyanın herhangi bir büyük mutfağı için olağandır. Ama aynı zamanda büyükşehir geleneğinin zarif tadı ile homojenize ve uyumludur.[119]
Bilim ve teknoloji
Ana madde: Osmanlı İmparatorluğu'nda bilim ve teknoloji
1577'de Takiyüddin'in Rasathanesi
Osmanlı tarihi boyunca, Osmanlılar diğer kültürlerden çevrilen elyazması kitaplar ile geniş bir kütüphane koleksiyonu oluşturmayı başardı.[120] Yerli ve yabancı el yazmaları arzusunun büyük bir kısmı 15. yüzyılda geldi. II. Mehmed Trabzonlu Yunan bilim adamı Georgios Amirutzes'e Batlamyus'un coğrafya kitabını tercüme ettirdi ve Osmanlı eğitim kurumları için kullanılabilir hale getirtti. Başka bir örnek ise aslen Semerkandlı gökbilimci, matematikçi ve fizikçi olan Ali Kuşçu; iki medresede profesördü, ve İstanbul'da sadece ölümünden önceki 2 ya da 3 yılını yaşamasına rağmen yazıları ve öğrencilerinin faaliyetleri sonucu Osmanlı çevrelerini etkiledi.[121]
1577'de Takiyüddin 1580'e kadar astronomik gözlem yapacağı Takiyüddin'in Rasathanesini kurdu. Güneş yörüngesinin dışmerkezliğini ve apsis'in yıllık hareketini hesapladı.[122] Rasathanesi 1580'de yıkıldı.[123]
1660'da Osmanlı bilim adamı Tezkireci Köse İbrahim Efendi Noël Duret'in 1637'de yazdığı Fransızca astronomik çalışmasını Arapçaya çevirdi.[124]
Şerafeddin Sabuncuoğlu ilk cerrahi atlas yazarı ve İslam tıbbının son majörü. Çalışmaları büyük ölçüde Ebû'l-Kasım Zehrâvi'nin Al-Tasrif'ine dayansa da Sabuncuoğlu kendine ait birçok yenilik getirdi. Kadın cerrahlar da ilk defa resimlendirilmiştir.[125]
Dakika ölçen ilk saat örneği Osmanlı saatçisi Meshur Sheyh Dede tarafından 1702'de yapıldı.[126]
Spor
Ana madde: Osmanlı İmparatorluğu'nda spor
Osmanlı İmparatorluğu'nda spor büyük önem taşımaktaydı[kaynak belirtilmeli] ve hâliyle spor yapan kişi büyük ilgi ve saygı görmekteydi. Osmanlı'nın uğraştığı başlıca sporlar arasında; Güreş, Avcılık, kemankeşlik (ok atıcılığı), binicilik (Cündicilik), Cirit oyunları bulunmaktaydı.
|
|
|
| 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 05:42 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Tarih: 17 Nisan-19 Mayıs 1897
Yer: Tesalya (Yunanistan), Epir (Osmanlı Devleti)
Sonuç: Osmanlı zaferi
Taraflar :
Osmanlı ımparatorlu u - Yunanistan Krallı ı
Kumandanlar Osmanlı ımparatorlu u :
Müşir Edhem Paşa (Başkumandan, Tesalya), Ahmed Hıfzı Paşa (Epir)
Kumandalar Yunan Kurallı ı :
Prens Konstantin (Başkumandan, Tesalya), Albay Manos (Epir)
Güçler:
Osmanlı ımparatorlu u :
90.000 (Tesalya), 30.000 (Epir)
Yunan Kurallı ı :
60.000 (Tesalya), 15.000 (Epir)
1897 yılında Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay sürmüş ve Osmanlı ordusunun zaferiyle neticelenmiştir.
Savaş öncesi
Osmanlı Devleti'ne ait olan Tesalya ve ıyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan’a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan Osmanlı rumları Yunanistan tarafından Osmanlı Devletine karşı devamlı kışkırtılıyordu. Osmanlı Devleti bu isyanları bastırınca da Avrupa devletleri, Rumların ezildi ini iddia ederek olaylara müdahale ediyorlardı.
Yunanistan’ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı Devleti de 17 Nisan 1897’de Yunanistan’a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde Osmanlı ordusunu u raştırırken Balkanlar'daki di er devletlerle anlaşıp Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık Yunanistan Kralı 1. Yorgi'nin (“µÎÁ³¹¿Â ‘„) veliahdı Konstantin’in (šÉ½Ãı½Ä¯½¿Â ‘„ Ä·Â •»»¬´±Â) kumanda etti i Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.
"Bu savaş, Osmanlı Devleti ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak meydana gelmiştir. Osmanlı Devleti Büyük Devletler’den savaşı engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız başlarına bırakmışlardır. Osmanlı Devleti barışın devamından yana olmasına ra men Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine Yunanistan’a savaş ilân etmiştir."
Savaşın gelişmesi
18 Nisan 1897'de Milona geçidindeki ilk savaşı Osmanlılar kazandılar. Ancak savaşın yavaş tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir müdahaleyi önlemek için Sultan 2. Abdülhamid Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine 25 Nisan 1897'de Yenişehir (›¬Á¹Ã±), 28 Nisan'da da Tırhala (¤Á¯º±»±) zaptedildi. Yunan ordusu güneydeki Dömeke’ye (”¿¼¿ºÌÂ) do ru çekilirken Edhem Paşa kumandasındaki birlikler do uya do ru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Golos'a (’Ì»¿Â) girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olaca ı ve bu savaşın da galip tarafı ortaya çıkaraca ı belli olmuştu. Çünkü Yunanlılar bu müstahkem mevkiye çok fazla yı ınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak olan Yunanlılar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe sonunda Osmanlılar galip geldi. Yunan ordusu daha güneydeki Lamia'ya (›±¼¯±) do ru düzensiz bir biçimde çekilirken Osmanlı kuvvetleri onları süratle takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün oldu unca ilerlemek niyetindeydiler.
Savaşın sonu
Artık Osmanlı ordusunun Yunanistan’ın başkenti Atina’ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Fakat Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine Rus çarı 2. Nikolay (Николай II) 2. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.
|
|
|
| II. Kosova Muharebesi - II. Kosova Savaşı |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 05:40 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
II. Kosova Muharebesi
II. Kosova Muharebesi veya İkinci Kosova Meydan Muharebesi (Macarca: Második Rigómezei csata, (17 Ekim-20 Ekim 1448) Sultan II. Murat önderliğindeki Osmanlı ordusu ile Macar kumandanı János Hunyadi önderliğindeki bir müttefik ordusu arasında yapılmış bir muharebedir. Osmanlı Devleti'nin zaferiyle sonuçlanmıştır.
Savaş Öncesi
Varna'da alınan mağlubiyet ile Macaristan ve Lehistan ordularının önemli bir kısmının Türkler tarafından yok edilmesine rağmen, Eflak, Arnavutluk ve Mora'da başgösteren isyanlar, Hristiyan Avrupa'da yeni bir Haçlı ordusu kurarak, Osmanlıları Balkanlar'dan atabilme umudu verdi.
Bunun üzerine Sultan II. Murat, yanına Şehzade Mehmed'i de alarak önce Mora, sonra Arnavutluk üzerine yürüdü ve isyanlar bastırıldı. Bu esnada kendisine karşı toparlanan Haçlı ordusundan haberdar olan Padişah, derhal Sofya'ya dönerek mevcut kuvvetlerini birleştirdi. Hazırlanan yaklaşık 60.000 kişilik birlik, Kosova'ya doğru ilerlemeye başladı.
Öte yandan, Hunyadi János'da beraberinde yeni Eflak prensi Vladislav ile beraber komuta ettiği yaklaşık 70.000 kişilik ordusu ile Peşte'den harekete geçti. Öncelikli amacı Sırbistan'ı işgal etmek ve ardından Belgrad-Kosova yönünde ilerleyerek Arnavutluk'ta olduğunu düşündüğü Osmanlı ordusunu arkadan vurmak, en kötü ihtimalle de Kosova Ovası'nda hazır bekleyerek kendisi için en avantajlı noktada Türkler'i meydan savaşına mecbur bırakmaktı.
Savaş
17 Ekim sabahı hafif çarpışmalarla başlayan savaş, öğleden sonra Hunyadi János'un 3 koldan genel taarruza geçmesi ile devam etti, fakat Haçlı ordusu bu saldırılardan bir sonuç alamadı. Türk askerleri de Haçlı ordusunun zırhlı birlikleri karşısında ilk günün sonunda oldukça zorlanmıştı. Aynı günün akşamında Hunyadi János'un birlikleri Türk saflarına gece baskını yapmış, fakat bu saldırı da püskürtülmüştü.
Savaşın ikinci gününde Haçlı ordusu kanatlardan saldırıya geçti. Bunu gören II. Murad, merkezde yer alan Azap ve Yeniçeri kuvvetlerinden oluşan birliklerini sabit tutup kanatlardaki askerlerini geri çekilme emri verdi. Bunu gören Hunyadi János'un birlikleri Osmanlılar'ın savaşı terkettiğini düşünüp tüm güçleri ile merkeze saldırdılar. Bunun üzerine II. Murad merkez birliklerine de geri çekilme emri verdi, fakat bu bir savaş hilesiydi. Çünkü sağ ve sol kanatlarda yer alan Anadolu ve Rumeli beylerbeyliğine bağlı kuvvetler ani ve hızlı bir manevrayla yeniden hücuma geçip Haçlı ordusunu çembere almayı başardılar. Mağlup olacağını anlayan Hunyadi János kaçtı.
19 Ekim sabahı Haçlı ordugahında kalan kuvvetlerin kurduğu son barikatlar da Türkler tarafından aşıldı ve çok sayıda esir alındı. Bununla birlikle iki buçuk gün süren savaş Osmanlı ordusunun kesin zaferi ile sonuçlandı.
II. Kosova Savaşı, Osmanlı'nın ilk zamanlarındaki en uzun süren ve en çok kan dökülen savaşlarından biridir. Bunun sebebi elbette her iki ordunun da dişe diş savaşmış olmasıdır.
Savaş sonrası
Osmanlı Devleti'ne karşı Hristiyan devletlerce organize edilen altıncı Haçlı Ordusu'nun da başarısız olması nedeniyle, Avrupalı devletler Osmanlıların Balkanlar'daki varlığını kabullendiler. Böylece 1683'e kadar(II. Viyana Kuşatması) Avrupalılar savunmaya geçti.
Osmanlı Devleti bu sayede Tuna nehri kıyısına kadar olan bölgenin güvenliğini sağlamış oldu. Kosova'da alınan zaferin ardından Arnavutluk'ta bağımsızlığını ilan eden İskender Bey'in üzerine yeni bir sefer düzenlendi.
-----------------
II. Kosova Savaşı
Tarih: 17 Ekim-20 Ekim 1448
Yer: Kosova, Sırbistan
Sonuç: Osmanlı Zaferi
Taraflar:
Osmanlı Devleti
Macarlar'ın önderli inde, Eflaklılar, Sicilyalilar, Almanlar, Lehler
Kumandanlar :
Osmanlı Devleti :
II. Murat
Saruca Paşa
Dayı Karaca Paşa
Macarlar'ın önderli inde, Eflaklılar, Sicilyalilar, Almanlar, Lehler :
Hunyadi Yanoş
Yaklaşık Kayıplar:
Osmanlı Devleti: 6.000
Macarlar'ın önderli inde, Eflaklılar, Sicilyalilar, Almanlar, Lehler: 25.000
II. Kosova Savaşı (17 Ekim-20 Ekim 1448) Sultan II. Murat önderli indeki Osmanlı ordusu ile Macar kumandanı Hunyadi Yanos önderli indeki bir Balkan ordusu arasında yapılmış bir savaştır.
Varna yenilgisinin intikamını alma amacıyla savaş başlatmak isteyen Hunyadi Yanoş'un topladı ı Haçlı-Macar ordusu Kosova'ya geldi. II. Murad'ın barış önerisi reddedildi.
19 Ekim günü taarruza geçen Haçlı ordusu'nun öncü birlikleri Rumeli ve Anadolu atlıları tarafından yenilgiye u ratıldı.Osmanlı kuvvetleri'nin sa ve sol kanatlarını taktik amaçlı geri çekilmiş gibi göstermesi üzerine Hunyadi Yanoş, Osmanlı ordusu'nun merkezini hedef alan ana taarruzu başlattı.Bu saldırıda da Osmanlı merkez kuvvetleri(özellikle Yeniçeriler)'nin direnişi kırılamadı.Bir çok Hristiyan soylu ve komutan öldürüldü.
Sa ve sol kanatlarda geri çekilmiş Osmanlı kuvvetleri de yerlerini dolduran kuvvetlere hücuma başlayınca Haçlı ordusu da ılmaya başladı.Hunyadi Yanos savaş meydanından kaçtı, ama daha sonra Sırplar tarafından çevrildi.
Savaş sonucu Balkanlar'da üst üste yenilgi alan Haçlı ittifakları saldırıcı güç toplamayı bırakıp savunmaya çekildi, Osmanlı ordularının karşısında duracak güç kalmadı.
|
|
|
Osmanlı Padişahlarının Kişisel Bilgileri, Hüküm Alanları, Süreleri ve Ölüm Sebepleri |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 05:37 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Sırasıyla Tüm Osmanlı Padişahlarının Kişisel Bilgileri,
Hüküm Alanları, Hüküm Süreleri ve Ölüm Sebepleri
Osmanlı Padişahlarının Tümünün Resimleri
Dev bir imparatorluk, koskoca bir hakimiyet muazzam bir
kudret... Evet Osmanlı İmparatorluğundan bahsediyoruz. Hükum süresince
tüm dünyaya kök söktürmüş bir İmparatorluk ve tüm dünyayı tir tir
titreten padişahlar. Peki bu padişahlar hangi dönemler arasında hüküm
sürdüler ve bulundukları süre zarfında Devlet'in toprakları kaç km2 idi. Ölüm sebepleri nelerdi?
Bu kudretli Osmanlı padişahlarını gelin yakından tanıyalım...
Not: İsimlerin yanındaki tarihler doğum, ölüm tarihleri değil saltanat süreleridir.
1- OSMAN GAZİ (1281 - 1326)
![[Resim: galeri_osman-gazi-jpg_417234643_1435485797.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_osman-gazi-jpg_417234643_1435485797.jpg)
Babası: Ertuğrul Gazi
Annesi: Hayme Hatun
Doğumu: Söğüt, 1258
Ölümü: Bursa, 1326
Saltanatı: 1281 - 1326
Devlet Sınırları: 16.000 km2
Ölüm Sebebi: Kalp Yetmezliği
2- ORHAN GAZİ (1326 - 1359)
![[Resim: galeri_orhan-gazi-jpg_333693735_1435485822.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_orhan-gazi-jpg_333693735_1435485822.jpg)
Babası: Osman Gazi
Annesi: Mal Hatun
Doğumu: 1281
Ölümü: 1360
Saltanatı: 1326 - 1359
Devlet Sınırları: 95.000 km2
Ölüm Sebebi: Felç
3- SULTAN MURAD HÜDAVENDİGAR (I. MURAD) (1359 - 1389)
![[Resim: galeri_sultan-murad-hudavendigar-jpg_867...486129.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_sultan-murad-hudavendigar-jpg_86709782_1435486129.jpg)
Babası: Orhan Gazi
Annesi: Nilüfer Hatun
Doğumu: 1326
Ölümü: 1389
Saltanatı: 1359 - 1389
Devlet Sınırları: 500.000 km2
Ölüm Sebebi: I. Kosova Savaşı'ndan sonra savaş alanını gezerken bir Sırp askeri olan Milos Obilic tarafından hançerlenerek öldürüldü.
4- SULTAN YILDIRIM BAYEZİD (I. BAYEZİD) (1389 - 1403)
![[Resim: galeri_yildirim-bayezid-jpg_71045288_1435486792.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_yildirim-bayezid-jpg_71045288_1435486792.jpg)
Babası: Murad Hüdavendigar
Annesi: Gülçiçek Hatun
Doğumu: 1360
Ölümü: 8 Mart 1403
Saltanatı: 1389 - 1403
Ölüm Sebebi: Yıldırım Bayezid 8 Mart 1403'te Akşehir'de nedeni hala bilinmeyen, esrarengiz bir şekilde ölmüştür. İbn Arabşah eserlerinde eceliyle öldüğünü yazar.
5- SULTAN MEHMED ÇELEBİ ( I. MEHMED) (1413 - 1421)
![[Resim: galeri_i-mehmed-jpg_987997325_1435487120.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_i-mehmed-jpg_987997325_1435487120.jpg)
Babası: Yıldırım Bayezid
Annesi: Devlet Hatun
Doğumu: 1389
Ölümü: 26 Mayıs 1421
Saltanatı: 1413 - 1421
Ölüm Sebebi: Sultan Mehmed Çelebi, Edirne'de at
sırtındayken felç geçirip düşmüş ve yaralanmıştır. Ölüm döşeğindeyken
oğlu Murat'ın çağırılmasını ve o gelene kadar ölüm haberinin
gizlenmesini emretmiştir. Amasya'da Vali olan Murat'ın Bursa'ya
gelmesine kadar olan 42 günlük süreçte I. Mehmed'in ölümü gizlenmiştir.
I. Mehmed ölümü gizlenen ilk padişah olmuştur.
6- SULTAN II. MURAD (1421 - 1451)
![[Resim: galeri_ii-murad-jpg_424133706_1435487423.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_ii-murad-jpg_424133706_1435487423.jpg)
Babası: Çelebi Mehmed
Annesi: Emine Hatun
Doğumu: 1402
Ölümü: 3 Şubat 1451
Saltanatı: 1421 - 1451
Ölüm Sebebi: Şiddetli bir baş ağrısı sonucu yatağa düşmüş ve 3 gün sonra ölmüştür. Ölüm sebebi beyin kanaması veya beyindeki bir tümördür.
7- FATİH SULTAN MEHMED (II. MEHMED) (1451 - 1481)
![[Resim: galeri_fatih-sultan-mehmet-jpg_660581930_1435487769.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_fatih-sultan-mehmet-jpg_660581930_1435487769.jpg)
Babası: İkinci Murad
Annesi: Huma Hatun
Doğumu: 29 Mart 1432
Ölümü: 3 Mayıs 1481
Saltanatı: 1451 - 1481
Devlet Sınırları: 2.214.000 km2
Ölüm Sebebi: Fatih, Anadolu’ya
doğru yeni bir sefere çıkarken yolun başında hastalanmış ve 3 Mayıs
1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında ölmüştür.
Ya gut hastalığından ya da zehirlendiğinden dolayı öldüğü sanılmaktadır.
8- SULTAN II. BAYEZİD (1481 - 1512)
![[Resim: galeri_08-jpg_48477297_1435488288.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_08-jpg_48477297_1435488288.jpg)
Babası: Fatih Sultan Mehmed
Annesi: Mükrime Hatun
Doğumu: 3 Aralık 1447
Ölümü: 26 Mayıs 1512
Saltanatı: 1481 - 1512
Devlet Sınırları: 2.375.000 km2
Ölüm Sebebi: Sultan II. Bayezid İstanbul'dan
Dimetoka'ya doğru yola çıkmıştı. Fakat hastalıktan dolayı yola at
üzerinde değil tahtırevanla devam etti. Yola tamamlamaya ömrü yetmeyen
II. Bayezid yola çıkışından 32 gün sonra Edirne yakınlarında vefat etti.
9- YAVUZ SULTAN SELİM (1512 - 1520)
![[Resim: galeri_yavuz-sultan-selim-jpg_979833804_1435488903.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_yavuz-sultan-selim-jpg_979833804_1435488903.jpg)
Babası: Sultan İkinci Bayezid
Annesi: Gülbahar Hatun
Doğumu: 10 Ekim 1470
Ölümü: 21-22 Eylül 1520
Saltanatı: 1512 - 1520
Devlet Sınırları: 6.557.000 km2
Ölüm Sebebi: Kanser
10- KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN (1520 - 1566)
![[Resim: galeri_kanuni-sultan-suleyman-jpg_793538...488905.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_kanuni-sultan-suleyman-jpg_793538018_1435488905.jpg)
Babası: Yavuz Sultan Selim
Annesi: Hafsa Hatun
Doğumu: 27 Nisan 1495
Ölümü: 6-7 Eylül 1566
Saltanatı: 1520 - 1566
Devlet Sınırları: 14.983.000 km2
Ölüm Sebebi: Sigetvar Kuşatmasının son günü 6 Eylül'ü 7 Eylül'e bağlayan gece beyin kanamasından ölmüştür.
11- SULTAN II. SELİM (1566 - 1574)
![[Resim: galeri_sultan-ii-selim-jpg_949183995_1435489310.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_sultan-ii-selim-jpg_949183995_1435489310.jpg)
Babası: Kanuni Sultan Süleyman
Annesi: Hürrem Sultan
Doğumu: 28 Mayıs 1524
Ölümü: 15 Aralık 1574
Saltanatı: 1566 - 1574
Devlet Sınırları: 15.162.000 km2
Ölüm Sebebi: Düşmeye bağlı gögüş soşluğu kanaması ve beyin travması.
12- SULTAN III. MURAD (1574 - 1595)
![[Resim: galeri_iii-murad-jpg_252035001_1435489714.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_iii-murad-jpg_252035001_1435489714.jpg)
Babası: Sultan İkinci Selim
Annesi: Afife Nur Banu Hatun
Doğumu: 4 Temmuz 1546
Ölümü: 15-16 Ocak 1595
Saltanatı: 1574 - 1595
Devlet Sınırları: 19.902.000 km2
Ölüm Sebebi: Prostat Kanseri
13- SULTAN III. MEHMED (27 Ocak 1595 - 1603)
![[Resim: galeri_iii-mehmed-jpg_641125382_1435490083.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_iii-mehmed-jpg_641125382_1435490083.jpg)
Babası: Sultan Üçüncü Murad
Annesi: Safiye Sultan
Doğumu: 26 Mayıs 1566
Ölümü: 20-21 Aralık 1603
Saltanatı: 27 Ocak 1595 - 1603
Ölüm Sebebi: Kalp Krizi
14- [SULTAN I. AHMED (21 Aralık 1603 - 1617)
![[Resim: galeri_sultan-i-ahmed-jpg_332523621_1435490528.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_sultan-i-ahmed-jpg_332523621_1435490528.jpg)
Babası: Sultan Üçüncü Mehmed
Annesi: Handan Sultan
Doğumu: 18 Nisan 1590
Ölümü: 21-22 Kasım 1617
Saltanatı: 21 Aralık 1603 - 1617
Ölüm Sebebi: 27 yaşındayken mide kanserinden ölmüştür.
15- SULTAN I. MUSTAFA (I. Dönem: (1617 - 1618), II. Dönem: (1622 - 1623))
![[Resim: galeri_i-mustafa-jpg_47545515_1435490529.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_i-mustafa-jpg_47545515_1435490529.jpg)
Babası: Sultan Üçüncü Mehmed
Annesi: Handan Sultan
Doğumu: 1592
Ölümü: 20 Ocak 1639
Saltanatı: İki Dönem
1. Dönem : 22.11.1617 - 26.02.1618
2. Dönem : 19.05.1622 - 10.09.1623
Ölüm Sebebi: Sara Nöbeti
16- SULTAN GENÇ OSMAN (II. OSMAN) (1618 - 1622)
![[Resim: galeri_genc-osman-jpg_308876425_1435490966.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_genc-osman-jpg_308876425_1435490966.jpg)
Babası: Sultan Birinci Ahmed
Annesi: Mahfiruz Haseki Sultan
Doğumu: 3 Kasım 1604
Ölümü: 20 Mayıs 1622
Saltanatı: 26 Şubat 1618 - 1622
Ölüm Sebebi: Asker isyanı sırasında Sarazam Davut paşa ve yanındakiler tarafından boğularak öldürülmüştür.
17- SULTAN IV. MURAD (1623 - 1640)
![[Resim: galeri_sultan-iv-mura-jpg_150926328_1435490969.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_sultan-iv-mura-jpg_150926328_1435490969.jpg)
Babası: Sultan Birinci Ahmed
Annesi: Mahpeyker Kösem Sultan
Doğumu: 27 Temmuz 1612
Ölümü: 8 - 9 Şubat 1640
Saltanatı: 10 Eylül 1623 - 1640
Ölüm Sebebi: Siroz veya Damla Hastalığı
18- SULTAN I. İBRAHİM (1640 - 1648)
![[Resim: galeri_sultan-birinci-ibrahim-jpg_331552...491255.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_sultan-birinci-ibrahim-jpg_331552467_1435491255.jpg)
Babası: Sultan Birinci Ahmed
Annesi: Mahpeyker Kösem Sultan
Doğumu: 05 Kasım 1615
Ölümü: 18 Ağustos 1648
Saltanatı: 09 Şubat 1640 - 1648
Ölüm Sebebi: Boğarak öldürülmüştür. Tahttan inidirilen
Sulran İbrahim kapatıldığı yerde durmamış feyatları heryeri inletmiştir.
Sultan İbrahimi yeniden tahta çıkarmak isteyenlerin sayısı artınca
Kösem Sultan ve diğer ileri gelenler Sultanı boğdurtmuşlardır.
19- [SULTAN IV. MEHMED (1648 - 1687)
![[Resim: galeri_sultan-iv-mehmed-jpg_752966534_1435491399.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_sultan-iv-mehmed-jpg_752966534_1435491399.jpg)
Babası: Sultan Birinci İbrahim
Annesi: Turhan Hatice Sultan
Doğumu: 02 Ocak 1642
Ölümü: 06 Ocak 1693
Saltanatı: 08 Ağustos 1648 - 1687
Ölüm Sebebi: Zaatüre
20- SULTAN II. SÜLEYMAN (09 Kasım 1687 - 1891)
![[Resim: galeri_sultan-ii-suleyman-jpg_796342862_1435491804.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_sultan-ii-suleyman-jpg_796342862_1435491804.jpg)
Babası: Sultan Birinci İbrahim
Annesi: Saliha Dilaşub Sultan
Doğumu: 15 Nisan 1642
Ölümü: 22 haziran 1691
Saltanatı: 09 Kasım 1687 - 1691
Ölüm Sebebi: Böbrek Yetmezliği
21- SULTAN II. AHMED (1691 - 1695)
![[Resim: galeri_ii-ahmed-jpg_270919044_1435491805.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_ii-ahmed-jpg_270919044_1435491805.jpg)
Babası: Sultan Birinci İbrahim
Annesi: Hatice Muazzez Sultan
Doğumu: 25 Şubat 1643
Ölümü: 06 Şubat 1695
Saltanatı: 22 Haziran 1691 - 1695
Ölüm Sebebi: Edirne'de kalp yetmezliğinden dolayı vefat etti.
22- SULTAN II. MUSTAFA (1695 - 1703)
![[Resim: galeri_ii-msustafa-jpg_326453642_1435492194.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_ii-msustafa-jpg_326453642_1435492194.jpg)
Babası: Sultan Dördüncü Mehmed
Annesi: Emetullah Rabia Gülnuş Sultan
Doğumu: 06 Şubat 1664
Ölümü: 29 Aralık 1703
Saltanatı: 06 Şubat 1695 - 22 Ağustos 1703
Ölüm Sebebi: Bir isyan sonucu tahttan indirien II. Mustafa yaşadığı kederin de etkisiyle prostat kanserinden vefat etti.
23- SULTAN III. AHMED (1703 - 1730)
![[Resim: galeri_sultan-iii-ahmed-jpg_460639159_1435492197.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_sultan-iii-ahmed-jpg_460639159_1435492197.jpg)
Babası: Sultan Dördüncü Mehmed
Annesi: Emetullah Rabia Gülnuş Sultan
Doğumu: 30 Aralık 1673
Ölümü: 01 Temmuz 1736
Saltanatı: 1703 - 1 Ekim 1730
Ölüm Sebebi: Patrona Halil İsyanı sonucu tahttan
indirilen III. Ahmed yıllarca topkapı sarayında hapis hayatı yaşadıktan
sonra şeker hastalığından dolayı vefat etti.
24- SULTAN I. MAHMUD (1730 - 1754)
![[Resim: galeri_i-mahmud-jpg_516209941_1435492637.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_i-mahmud-jpg_516209941_1435492637.jpg)
Babası: Sultan İkinci Mustafa
Annesi: Saliha Valide Sultan
Doğumu: 02 Ağustos 1696
Ölümü: 13 Aralık 1754
Saltanatı: 2 Ekim 1730 - 1754
Ölüm Sebebi: Cuma namazı dönüşü attan düşüp beyin kanaması geçirdi, beyin kanamasına bağlı ölüm gerçekleşti.
25- SULTAN III. OSMAN (1754 - 1757)
![[Resim: galeri_iii-osman-jpg_909721781_1435492639.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_iii-osman-jpg_909721781_1435492639.jpg)
Babası: Sultan İkinci Mustafa
Annesi: Şehsuvar Valide Sultan
Doğumu: 02 Ocak 1699
Ölümü: 30 Ekim 1757
Saltanatı: 13 Aralık 1754 - 1757
Ölüm Sebebi: Şirpençe
26- SULTAN III. MUSTAFA (1757 - 1774)
![[Resim: galeri_iii-mustafa-jpg_840338514_1435492897.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_iii-mustafa-jpg_840338514_1435492897.jpg)
Babası: Sultan Üçüncü Ahmed
Annesi: Mihrişah Sultan
Doğumu: 28 Ocak 1717
Ölümü: 21 Ocak 1774
Saltanatı: 30 Ekim 1757 - 1774
Ölüm Sebebi: Kalp Yetmezliği
27- SULTAN I. ABDÜLHAMİD (1774 - 1789)
![[Resim: galeri_i-abdlhamit-jpg_910774164_1435493508.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_i-abdlhamit-jpg_910774164_1435493508.jpg)
Babası: Sultan Üçüncü Ahmed
Annesi: Rabia Şermi Sultan
Doğumu: 20 Mart 1725
Ölümü: 07 Nisan 1789
Saltanatı: 21 Ocak 1774 - 1789
Ölüm Sebebi: Beyin Kanaması
28- III. SELİM (1789 - 1807)
![[Resim: galeri_iii-selim-jpg_551733270_1435493509.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_iii-selim-jpg_551733270_1435493509.jpg)
Babası: Sultan Üçüncü Mustafa
Annesi: Mihrişah Sultan
Doğumu: 24 Aralık 1761
Ölümü: 28 Temmuz 1808
Saltanatı: 07 Nisan 1789 - 29 Mayıs 1807
Ölüm Sebebi: Boğularak öldürüldü. Padişah IV.
Mustafa'nın emriyle boğdurulmuştur. III. Selim ile onu idam etmeye gelen
yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği söylenmektedir.
29- SULTAN IV. MUSTAFA (1807 - 1808)
![[Resim: galeri_iv-mustafa-jpg_881324702_1435493892.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_iv-mustafa-jpg_881324702_1435493892.jpg)
Babası: Sultan Birinci Abdulhamid
Annesi: Nüketseza Kadın Sultan
Doğumu: 08 Eylül 1779
Ölümü: 16 Kasım 1808
Saltanatı: 29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808
Ölüm Sebebi: Boğularak Öldürüldü. IV. Mustafa, III. Selim'e
yaptırdığının aynısını yaşadı. IV. Mustafa'yı askerlere boğdurtan ise
II. Mahmud'du.
30- SULTAN II. MAHMUD (1808 - 1839)
![[Resim: galeri_ii-mahmud-jpg_167304298_1435493893.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_ii-mahmud-jpg_167304298_1435493893.jpg)
Babası: Sultan Birinci Abdulhamid
Annesi: Nakşidil Valide Sultan
Doğumu: 20 Temmuz 1785
Ölümü: 01 Temmuz 1839
Saltanatı: 28 Temmuz 1808 - 1839
Ölüm Sebebi: Verem
31- SULTAN I. ABDÜLMECİD (1839 - 1861)
![[Resim: galeri_abdulmecit-jpg_231134029_1435494303.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_abdulmecit-jpg_231134029_1435494303.jpg)
Babası: Sultan İkinci Mahmud
Annesi: Bezm-i Alem Valide Sultan
Doğumu: 25 Nisan 1823
Ölümü: 25 Haziran 1861
Saltanatı: 01 Temmuz 1839 - 1861
Ölüm Sebebi: Tanzimat dönemini başlatan I. Abdülmecid de babasının kaderini yaşadı. Veremden vefat etti.
32- SULTAN ABDÜLAZİZ (1861 - 1876)
![[Resim: galeri_abdulaziz-jpg_514872307_1435494307.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_abdulaziz-jpg_514872307_1435494307.jpg)
Babası: Sultan İkinci Mahmud
Annesi: Pertevniyal Valide Sultan
Doğumu: 08 Şubat 1830
Ölümü: 04 Haziran 1876
Saltanatı: 25 Haziran 1861 - 30 Mayıs 1876
Ölüm Sebebi: Sultan İkinci Mahmud tahttan
indirildikten birkaç gün sonra 4 Haziran 1876'da Feriye Sarayı'nda
bilekleri kesilmiş bir halde bulunmuştur. Padişahın üzüntüden intihar
ettiği söylense de öldürülmüş olma ihtimali de çok yüksektir.
33- SULTAN V. MURAD (30 Mayıs 1876 - 31 Ağustos 1876)
![[Resim: galeri_v-murat-jpg_26891054_1435494311.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_v-murat-jpg_26891054_1435494311.jpg)
Babası: Sultan Abdülmecid
Annesi: Şevk Efza Kadın Efendi
Doğumu: 21 Eylül 1840
Ölümü: 29 Ağustos 1904
Saltanatı: 30 Mayıs 1876 - 31 Ağustos 1876
Ölüm Sebebi: Tahtta en kısa süre kalan ve Osmanlı'nın ilk ve tek piyanist padişahı olan V. Murad şeker hastalığından dolayı vefat etmiştir.
34- SULTAN II. ABDÜLHAMİT (1876 - 1909)
![[Resim: galeri_ii-abdulhamit-jpg_586364078_1435494713.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_ii-abdulhamit-jpg_586364078_1435494713.jpg)
Babası: Sultan Abdülmecid
Annesi: Tir-i Müjgan Kadın Efendi
Doğumu: 21 Eylül 1842
Ölümü: 10 Şubat 1918
Saltanatı: 31 Ağustos 1876 - 27 Nisan 1909
Ölüm Sebebi: Verem
35- SULTAN MEHMED REŞAD (V. MEHMED) (1909 - 1918)
![[Resim: galeri_v-mehmed-resad-jpg_512913243_1435494715.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_v-mehmed-resad-jpg_512913243_1435494715.jpg)
Babası: Sultan Abdülmecid
Annesi: Gülcemal Kadın Efendi
Doğumu: 02 Kasım 1844
Ölümü: 03 Temmuz 1918
Saltanatı: 27 Nisan 1909 - 1918
Ölüm Sebebi: Şeker
36-SULTAN MEHMED VAHDEDDİN (VI. MEHMED) (1918 - 1922)
![[Resim: galeri_vahdettin-vi-mehmed-jpg_597135496_1435494717.jpg]](https://tiryakiboard.com/galeri/galeri_vahdettin-vi-mehmed-jpg_597135496_1435494717.jpg)
Babası: Sultan Abdülmecid
Annesi: Gülistu Kadın Efendi
Doğumu: 02 Şubat 1861
Ölümü: 15 Mayıs 1926
Saltanatı: 04 Temmuz 1918 - 01 Kasım 1922
Ölüm Sebebi: San-Remo'da 16 Mayıs 1926'da kalp krizinden vefat etmiştir.
|
|
|
| Osmanlı Armaları |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 05:32 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum (2)
|
 |
![[Resim: 24527334ax.jpg]](https://up.picr.de/24527334ax.jpg)
1- Tuğranın etrafındaki güneş motifi, padişahın güneşe benzetilmesinden
ileri gelir 2- II. Abdülhamit`in tuğrası 3- Sorguçlu serpuş: Osman
gaziyi ve tahtı temsil eder 4- Yeşil Hilafet sancağı 5- Süngülü tüfek:
Nizam-ı Ceditle birlikte Osmanlı ordusunun asıl silahı olmuştur 6- Çift
taraflı teber 7- Toplu tabanca 8- Terazi: şeşper ve asaya asılıdır,
adaleti temsil eder. 9- (Üstte) Kuran-ı Kerim. (Altta) Kanunnameler. 10-
Nışan-ı al-i imtiyaz: Devlet adına faydalı işlerde bulunmuş ilim
adamları, idareci ve askerlere veriliyordu. 11- Nışan-ı Osmani: Sultan
Abdülaziz Han tarafından 1862`de ihdas edilmiş olup, devlet hizmetinde
üstün başarı sağlayanlara verilirdi. 12- Asa ve şeşper 13- Çapa, Osmanlı
denizciliğini temsil eder. 14- Bereket boynuzu 15- Nışan-ı iftihar 16-
Yay 17- Mecidi nişanı 18- Borazan, modern mızıka takımının kullandığı
çalgı aletidir 19- Şefkat nışanı, 1878`de II. Abdülhamit Han tarafından
ihdas edilmiş olup; savaş zamanında, büyük afetlerde devlete, millete
hizmet eden kadınlara verilirdi. 20- Top gülleleri (Bazı armalarda
bulunmuyor.) 21- Kılıç 22- Top, topçu ocaklarını temsil eder. 23- El
siperlikli tören kılıcı: bu kılıç klasik Türk kılıcı olmayıp, o
devirdeki subaylar tarafından kullanılırdı. 24- Mızrak. 25- Çift taraflı
teber, orduda üst düzey görevliler tarafından üstünlük sembolü olarak
kullanılmıştır. 26- Tek taraflı teber (balta) 27- Bayrak 28- Osmanlı
sancağı 29- Mızrak: Son dönem mızraklı süvari alaylarını remzeder 30-
Kalkan, Ortasında stilize edilmiş bir güneş motifi var. 12 yıldız:
Rivayete göre bu 12 yıldız 12 burcu temsil eder. Güneş bu burçlar
üzerinde hareket eder Ancak 1346`da Kral III. Edward tarafından ortaya
çıkarılan Dizbağı Nişanı`nın geleneğinde şöyle bir uygulama vardır:
Nişanı alan kişi ya da hükümdarların armaları Londra`da Windsor
Sarayı`nda bulunan Saint George Kilisesi`nin duvarında asılmaktadır.
Ancak Osmanlı Padişahı`nın arması bulunmamaktadır. Bunun üzerine Kraliçe
Victoria, Prens Charles Young ismindeki arma uzmanını Osmanlı için arma
tasarlamak üzere görevlendirir. İstanbul`a gelerek araştırmalarda
bulunan Young`a, Etyen Pizani isminde bir tercüman yardımcı olur."
İngiliz tasarımcı, padişahlık alameti olan saltanat kavuğunu, sorgucu,
ay-yıldızlı sancağı ve tuğrayı ön plana çıkararak bir arma hazırlar. Bir
yılda hazırlanan arma, Osmanlı Devleti`nin Londra Sefiri Kostaki`ye
teslim edilir. Kostaki tarafından İstanbul`a gönderilen arma çizimlerini
Sultan Abdülmecid de beğenir. Bu şekilde oluşan Osmanlı Devleti arması
İngiltere`nin Saint George Kilisesi`ndeki yerini alır. Kraliçe
Victoria`nın Charles Young`a tasarlattığı arma, Sultan 2. Abdülhamit
döneminde terazi ve silahlar eklenerek son şekline kavuşur. Tarih
bilgisinin söylentilerle oluşturulamayacağını kaydeden Dr. Selman Can,
şu uyarıda bulunuyor: "Tarihle iç içe yaşayan bir toplumuz. Ancak tarihî
konular üzerinde bilgi birikimimiz son derece zayıf. Sorgulamayı ve
araştırmayı öğrenen nesiller ancak tarihi doğru okuyabilir." Otuz ayrı
sembol bulunuyor Prens Charles Young ismindeki bir İngiliz tarafından
tasarlanan Osmanlı armasında; güneş, 2. Abdülhamit`in tuğrası, sorguçlu
serpuş, kalkan, sancak, mızrak, top, kılıç, borazan, yay, çapa, hilafet
sancağı, Kur`an-ı Kerim, terazi, kılıç, süngülü tüfek, şefkat nişanı,
Mecidi nişanı, nişan-ı iftihar, nişan-i Osmani gibi 30 ayrı sembol
bulunuyor.
![[Resim: 24527336op.png]](https://up.picr.de/24527336op.png)
![[Resim: 24527337vq.jpg]](https://up.picr.de/24527337vq.jpg)
![[Resim: 24527338xp.jpg]](https://up.picr.de/24527338xp.jpg)
![[Resim: 24527339gw.jpg]](https://up.picr.de/24527339gw.jpg)
![[Resim: 24527340zh.jpg]](https://up.picr.de/24527340zh.jpg)
![[Resim: 24527344gh.jpg]](https://up.picr.de/24527344gh.jpg)
![[Resim: 24527345zw.jpg]](https://up.picr.de/24527345zw.jpg)
![[Resim: 24527346hx.jpg]](https://up.picr.de/24527346hx.jpg)
![[Resim: 24527347ze.jpg]](https://up.picr.de/24527347ze.jpg)
![[Resim: 24527349zr.jpg]](https://up.picr.de/24527349zr.jpg)
![[Resim: 24527350uc.jpg]](https://up.picr.de/24527350uc.jpg)
![[Resim: 24527351nx.jpg]](https://up.picr.de/24527351nx.jpg)
![[Resim: 24527352mk.jpg]](https://up.picr.de/24527352mk.jpg)
![[Resim: 24527354qg.jpg]](https://up.picr.de/24527354qg.jpg)
![[Resim: 24527355tu.jpg]](https://up.picr.de/24527355tu.jpg)
![[Resim: 24527357fa.jpg]](https://up.picr.de/24527357fa.jpg)
![[Resim: 24527358ct.jpg]](https://up.picr.de/24527358ct.jpg)
![[Resim: 24527359eo.jpg]](https://up.picr.de/24527359eo.jpg)
![[Resim: 24527360qx.jpg]](https://up.picr.de/24527360qx.jpg)
![[Resim: 24527361kf.jpg]](https://up.picr.de/24527361kf.jpg)
![[Resim: 24527362am.jpg]](https://up.picr.de/24527362am.jpg)
![[Resim: 24527363tz.jpg]](https://up.picr.de/24527363tz.jpg)
![[Resim: 24527364mb.jpg]](https://up.picr.de/24527364mb.jpg)
![[Resim: 24527365ae.jpg]](https://up.picr.de/24527365ae.jpg)
![[Resim: 24527366gd.jpg]](https://up.picr.de/24527366gd.jpg)
![[Resim: 24527367uz.jpg]](https://up.picr.de/24527367uz.jpg)
![[Resim: 24527368yw.jpg]](https://up.picr.de/24527368yw.jpg)
![[Resim: 24527370eh.jpg]](https://up.picr.de/24527370eh.jpg)
![[Resim: 24527371xn.jpg]](https://up.picr.de/24527371xn.jpg)
![[Resim: 24527372az.jpg]](https://up.picr.de/24527372az.jpg)
![[Resim: 24527373br.jpg]](https://up.picr.de/24527373br.jpg)
![[Resim: 24527374ld.jpg]](https://up.picr.de/24527374ld.jpg)
![[Resim: 24527375sy.jpg]](https://up.picr.de/24527375sy.jpg)
![[Resim: 24527376jg.jpg]](https://up.picr.de/24527376jg.jpg)
![[Resim: 24527377rq.jpg]](https://up.picr.de/24527377rq.jpg)
![[Resim: 24527378tj.jpg]](https://up.picr.de/24527378tj.jpg)
![[Resim: 24527379bf.jpg]](https://up.picr.de/24527379bf.jpg)
![[Resim: 24527380pj.gif]](https://up.picr.de/24527380pj.gif)
![[Resim: 24527384dt.jpg]](https://up.picr.de/24527384dt.jpg)
Etiketler: Çok,Güzel,Tuğra-Resimleri, Osmanli-Armasi,Resimleri,fotos,wappe,ottoman-wappe,Ottoman-arms
|
|
|
|