Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,269
» Toplam Yorumlar 8,405

Detaylı İstatistikler

 
Mustafa-Kemal-Atatürk-3 Atatürk ün Kurduğu Fabrikaların Kurum ve Kuruluşların Adları Nelerdir
Yazar: RasitTunca - 07-10-2018, 06:27 PM - Forum: Mustafa Kemal ATATÜRK - Yorum Yok

Atatürk ün Kurduğu Fabrikaların Kurum ve Kuruluşların Adları Nelerdir

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş aşamasında 15 yıl gibi kısa bir sürede kurduğu çok sayıda fabrika, kurum ve kuruluşlarla ülkemizin hızla büyümesini ve sağlam temeller üzerine oturmasını sağlamıştır. Nitekim tarımda, sanayide, ekonomide, sağlıkta, eğitimde, ulaşımda ve savunma sanayinde muasır ülkelerin gerisinde kalmış olan, neredeyse %96’sı okuma yazma bilmeyen ve işgal altında kalan Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşı sonrası enkazından Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasını ve 15 yıl gibi kısa bir sürede birçok alanda yaptığı yeniliklerle ülkemizin büyük bir atılım yapmasını sağlamıştır.


“Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek manasında bütün bağımsızlığından mahrumiyet demektir” diyen Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin liderliğini yaptığı dönemde kurulan kurum, kuruluş ve fabrikalarla dışa bağımlı bir politikadan uzak durmuş ve ülkenin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde gelişmesini planlamıştır. Hatta bu dönemde yabancılardan satın alınan işletmeler de devlet eliyle güçlendirilmiştir.

6 Nisan 1920’de ilk olarak Anadolu Ajansı, Milli Mücadelenin haklı davasını tüm dünyaya duyurmak amacıyla kurulmuştur.

19 Nisan 1923’te Türkiye Şeker Fabrikaları kurulmuştur.

26 Ağustos 1924 tarihinde ülkenin sanayi ve ticarette kalkınmasına katkıda bulunması amacıyla Türkiye İş Bankası Atatürk tarafından kurulmuştur.

1924’te Ankara Fişek Fabrikası ve Gölcük Tersanesi kuruldu.

19 Nisan 1925’te Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş olan Feshane Yünlü Dokuma, Beykoz Deri ve Kundura ile Hereke ipekli ve Yünlü Dokuma Fabrikalarını devralarak işletilmesini sağlamak amacıyla Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuştur.

5 Mayıs 1925’te Atatürk’ün çaba ve gayretleriyle Ankara Orman Çiftliği kurulmuştur. Çiftliğin tüm masrafları Atatürk tarafından karşılanmış, yine 1937’de Atatürk, çiftlikleri ve içerisindeki köşkleri Türk milletine armağan etmiştir.

5 Kasım 1925’te Ankara Hukuk Fakültesi (  Ankara Adliye Hukuk Mektebi), ülkenin hukukçu ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuştur.

1925 yılında Atatürk’ün onayıyla silah, bomba ve cephane üretecek olan Şakir Zümre Fabrikası ve Adana Mensucat (  Dokuma) Fabrikası özel sektör eliyle kurulmuştur. Aynı yıl Eskişehir Hava Tamirhanesi de kurulmuştur.

1926’da çıkarılan bir yasa ile petrol arama ve işletme hakkı devlete verilmiştir.

1926 yılında Alpullu Şeker Fabrikası, Uşak Şeker Fabrikası, Kayseri Uçak Fabrikası kurulmuştur. İnşaat demiri üreten ilk haddehane İstanbul’da kurulmuştur. Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri, Bakırköy Çimento Fabrikası 1926’da faaliyete geçmiştir.

1927 yılında Kırıkale Mühimmat Fabrikası, Bünyan Dokuma Fabrikası ve Eskişehir Kiremit Fabrikası, Bursa Dokumacılık Fabrikası kuruldu. Aynı yıl Köy Öğretmen Okulları kurulmaya başladı; İş Bankası ve Anadolu Ajansının %70’ine sahip olduğu Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi kuruldu.

1927‘de Ankara-Kayseri, Samsun-Havza-Amasya tren hatları yapımına başlanmış; sonraki beş yılda Amasya-Zile, Ankara-Sivas, Kayseri-Şarkışla, Kütahya-Emirler, Fevzipaşa-Gölbaşı, Gölbaşı-Malatya, Ulukışla-Niğde, Zile-Sivas, Kütahya-Balıkesir gibi tren hatları yapılmıştır.

27 Haziran 1928’de koruyucu hekimliğin tahlil, kontrol, üretim ve araştırma görevlerini yürütmek amacıyla Merkez Hıfzısıhha Müessesesi kuruldu.

1928 yılında Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası, Malatya Elektrik Santralı, Ankara Çimento Fabrikası, Gaziantep Mensucat Fabrikası kuruldu.

1928‘de Anadolu Demiryolu Şirketi yabancılardan satın alındı.

1929 yılında Ankara Havagazı Fabrikası, Ayancık Kereste Fabrikası, Trabzon Hidroelektrik Santralı ve İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası kuruldu.

1929‘da Mersin-Adana, Anadolu-Bağdat, Mersin- Tarsus Demiryolları yabancılardan satın alındı.

1929‘da Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı.

1930 yılında Kayaş Kapsül Fabrikası ve Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Üretim Tesisleri kuruldu.

15 Nisan 1931’de Atatürk’ün direktifleriyle Türk tarihinin araştırılması amacıyla Türk Tarih Kurumu kurulmuştur.

12 Temmuz 1932’de Atatürk himayesinde Türk dilinin araştırılması ve Türkçenin güncel sorunlarıyla ilgilenilmesi için Türk Dil Kurumu’nun kurulması sağlandı.

1933 yılında sanayi kuruluşlarına kredi vermek ve tüm bankacılık işlerini yapmak ve sanayinin gelişmesine ilişkin tedbirler almak üzere Sümerbank kuruldu.

20 Mayıs 1933’te Devlet Hava Yolları, Petrol Arama ve İşletme İdaresi ile Altın Arama ve İşletme İdaresi kurulmuştur.

1934 yılında Eskişehir Şeker Fabrikası, Turhal Şeker Fabrikası, Konya Ereğli Bez Fabrikası, Bakırköy Bez Fabrikası, Bursa Süt Fabrikası, İzmit Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası,  Zonguldak Antrasit Fabrikası, Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası, Ankara, Konya, Eskişehir, Sivas Buğday Siloları, Kayseri Bez Fabrikası kuruldu.

2 Haziran 1935’te devletin maden ve enerji ihtiyacını sağlamak amacıyla Etibank kurulmuştur. Yine aynı yıl içerisinde Maden Tetkik Arama Enstitüsü kurulmuştur. İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan satın alınmıştır.

1935 yılında Nazilli Basma Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası, Gemlik Suni İpek Fabrikası kuruldu.

1936 yılından itibaren madenlerin millileştirilmesi politikasına gidildi.

1936’da Ankara Çubuk Barajı, Zonguldak Taş Kömürü Fabrikası, Nuri Demirağ Uçak Fabrikası, Malatya Sigara Fabrikası, Malatya İplik Fabrikası, Bitlis Sigara Fabrikası, Elazığ Şark Kromları İşletmesi kuruldu.

1936’da İzmir Havagazı Şirketi ve İstanbul Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.

1937 yılında Malatya Bez Fabrikası, İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası, Karabük Demir Çelik Fabrikası kuruldu. Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı. Diyarbakır-Cizre demiryolu yapıldı. Trakya-İstanbul Demiryolları yabancılardan satın alındı. Urfa Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği kuruldu.

1938’de Divriği Demir Ocakları, Sivas Çimento Fabrikası kuruldu.

Bunlara ilave olarak ülkenin tarım alanındaki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Ziraat Okulları ve Yüksek Ziraat Enstitüsü, havacılık sporlarının yürütülmesi ve havacılığın geliştirilmesi amacıyla Türk Kuşu, ticareti canlandırmak amacıyla Uluslararası İzmir Fuarı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Merkez Bankası, Halkevleri, Devlet İstatistik Enstitüsü, Demiryolları ve Limanlar Genel Müdürlüğü, Çocuk Esirgeme Kurumu (  Himaye-i Eftal Cemiyeti) gibi çok sayıda kurum ve kuruluş Atatürk’ün öncülüğünde kurulmuştur. Bu dönemde yapılan veya kurulan çok sayıda üniversite, enstitü, araştırma hastaneleri, müzeler, yollar, elektrik santralleri, demiryolları, limanlar ve fabrikalar vardır. Listemiz tamamını kapsamasa da önemli bir kısmını sizlerle paylaştık.

Tüm bunlar Türkiye Cumhuriyetinin ilk 15 yılında gerçekleştirilmiş ve devletimiz için sağlam bir temel kurulmuştur. Tüm bu gelişmelere paralel olarak Osmanlı Devletinin borçlarının bir kısmı da tüm zorluklara rağmen bu dönemde ödenmiştir. 1928 yılında Paris’te düzenlenen konferansta Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalan ve Osmanlı Devletinden ayrılan veya toprak elde eden diğer ülkeler (  İtalya, Arnavutluk, Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Suriye- Lübnan, Filistin, Ürdün, Irak, Necit, Hicaz, Asir, Yemen, Maan) arasında Osmanlı Devleti dış borçlarının paylaştırılması Atatürk’ün çabalarıyla sağlanmıştır. 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nin dış borçlarından payına düşeni, taksitlerini aksatmadan ödeyerek, 1954 yılına kadar tavsiye etmiştir.

1924’te Lozan antlaşması ile kapitülasyonlar, yabancılara verilmiş bütün hak ve imtiyazlar Atatürk döneminde kaldırılmıştır. Atatürk döneminde, devletin kendi gelirleri ve maliyesi, ülkenin ticari ve sanayi etkinlikleri üzerinde kayıtsız ve koşulsuz egemenliğini sağlamış, bağımsız ve milli bir ekonomi benimsenmiştir.

YORUM :  (:::) hükümetinin 2002-2013 döneminde birçok devlet kurumunu özelleştirip, çok sayıda fabrikayı, devlet hisselerini, taşınmazları ve arsayı sattığını biliyoruz. Devlet taşınmazlarının ve fabrikaların hangi amaçla ve misyonla satıldığı merak konusudur. (:::) hükümetinin aksine, Mustafa Kemal Atatürk, 15 yıl gibi kısa sürede yüzlerce kurum, kuruluş ve fabrikanın kurulmasını sağlayıp, üstelik bunları en ufak bir borç ve dış kredi kullanmadan yapması, üstelik Osmanlı Devletinden kalan dış borçları ödemek için devletin hiçbir kurumunu satmaması, aksine birçok ecnebi işletmeyi ve şirketi yabancılardan satın alarak kamuya kazandırması, Osmanlı Devletinin enkazından ekonomide, sanayide, ulaşımda, eğitimde, sağlıkta, kültürde, savunma sanayinde ve daha birçok alanda atılım yapan Türkiye Cumhuriyetini kurması ve devleti bu şekilde başarıyla yönetmesi onun ne kadar başarılı, şerefli ve büyük bir devlet adamı olduğunu göstermektedir. Kıyaslama yapabilmeniz için (:::) Hangi Yıl Ne Sattı? yazımızı okumanızı tavsiye ederiz


Atatürk ün Kurduğu Fabrikaların adlari nelerdir, Atatürk Hangi Fabrikaları kurmuştur

1-Ankara Fişek Fabrikası (  1924)
2-Gölcük Tersanesi (  1924)
3- Şakir Zümre Fabrikası (  1925)
4-Eskişehir Hava Tamirhanesi (  1925)
5-Alpullu Şeker Fabrikası (  1926)
7-Uşak Şeker Fabrikası(  1926)
8-Kırıkkale Mühimmat Fabrikası (  1926)
9-Bünyan Dokuma Fabrikası (  1927)
10-Eskişehir Kiremit Fabrikası (  1927)
11-Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (  1928 )
12- Ankara Çimento Fabrikası (  1928 )
13-Ankara Havagazı Fabrikası (  1929)
14-İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası (  1929)
15-Kayaş Kapsül Fabrikası (  1930)
16-Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Fabrikası (  1930)
17-Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (  1931- Genişletildi)
18-Eskişehir Şeker Fabrikası (  1934)
19-Turhal Şeker Fabrikaları (  1934)
20-Konya Ereğli Bez Fabrikası(  1934)
21-Bakırköy Bez Fabrikası (  1934)
22-Bursa Süt Fabrikası (  1934)
23-İzmit Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (  1934 Temel atma)
24-Zonguldak Antrasit Fabrikası (  1934 Temel Atma)
25-Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası (  1934)
26-Keçiborlu Kükürt Fabrikası (  1934)
27-Isparta Gülyağı Fabrikası (  1934)
28-Ankara, Konya, Eskişehir ve Sivas Buğday Filoları (  1934)
29-Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (  1935 - Tamamlandı)
30-Kayseri Bez Fabrikası (  1934 Temel atma)
31-Nazilli Basma Fabrikası (  1935- Temel atma)
32-Bursa Merinos Fabrikası (  1935 Temel Atma)
33-Gemlik Suni İpek Fabrikası (  1935 Temel Atma)
34-Keçiborlu Kükürt Fabrikası (  1935)
35- Ankara Çubuk Barajı (  1936)
36-Zonguldak Taş Kömür Fabrikası (  1935)
37-Barut, Tüfek ve Top Fabrikası (  1936)
38-Nuri Demirağ Uçak Fabrikası (  1936- İlk Türk Uçağı NUD-36 Üretildi)
39-Malatya Sigara Fabrikası (  1936)
40-Bitlis Sigara Fabrikası (  1936)
41-Malatya Bez Fabrikası (  1937 temel atma- Bu fabrika hariç bütün bez ve dokuma fabrikaları Atatürk'ün sağlığında açılmıştır.)
42-İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası (  1934- Temel Atma)
43-Karabük Demir Çelik Fabrikası (  1937- Temel Atma)
44-Divriği Demir Ocakları (  1938 )
45-İzmir Klor Fabrikası (  1938- Temel Atma)
46-Sivas Çimento Fabrikası (  1938-Temel Atma)

NOT : Bu Fabrikalar Sayesinde 1929-1938 Yılları Arasında Ağır Sanayi Üretimi %152 Artarken Toplam Sanayi Üretimi %80 Artmıştır. Kömürde %100, Kromda %600, Diğer Madenlerde %200 Artış Olurken Demir Üretimi 0'dan 180.000 Tona Çıkmış,Şeker Üretimi 200 Misli Artmıştır. 1926'da Başlayan Şeker Üretimi 1927-1930 Arasında 5162 Tondan 95.192 Tona Çıkmıştır.Tekstil Sanayi Ülkenin Tekstil İhtiyacının %80'ini Karşılar Duruma Gelmiştir.Tekstil Ürünleri İthalatı 1927'de 51.000.000 Türk Lirası İken Bu Rakam 1939'da 11.900.000 Türk Lirasına Düşmüştür. 1924-1929 Arasında Pamuk Ürünleri Üretimi 70 Tondan 3773 Tona,Yün 400 Tondan 763 Tona,İpek 2 Tondan 31 Tona Çıkmıştır.

Atatürk'ün kurduğu kurum ve kuruluşların listesi

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulması sırasında, ekonomik, sosyal, kültürel alanda yapılan devrimleri desteklemek ve geliştirmek amacıyla Atatürk tarafından kurulmuş kurum ve kuruluşların listesi.

   Anadolu Ajansı
   Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi
   Ankara Hukuk Fakültesi
   Atatürk Orman Çiftliği
   Bursa Merinos Halı Fabrikası
   Cumhuriyet Halk Partisi
   Çocuk Esirgeme Kurumu
   Demiryolları ve Limanlar Genel Müdürlüğü
   Devlet Hava Yolları
   Devlet İstatistik Enstitüsü
   Diyanet İşleri Başkanlığı
   Elektrik İşleri Etüt İdaresi
   Etibank
   Halkevleri
   Maden Tetkik Arama Enstitüsü
   Merkez Bankası
   Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı
   Sanayi ve Maadin Bankası
   Sümerbank
   Türk Dil Kurumu
   Türk Tarih Kurumu
   Türkiye Şeker Fabrikaları
   Uluslararası İzmir Fuarı
   Ulus Gazetesi
   Türkiye İş Bankası
   Ziraat Okulları ve Yüksek Ziraat Enstitüsü
   İller Bankası

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-3 Zararın Neresinden Dönersen Kardır
Yazar: RasitTunca - 07-09-2018, 05:23 PM - Forum: Sizlerin Başından Geçenler - Yorum Yok


Zararın Neresinden Dönersen Kardır

1994 veya 1995 Seneleri olcak Avusturya nin Gmünd ili Schrems Belediyesinde oturuyorum. Waidhofende yaklasik 20-22km uzakta bir firmaya iş başvurusu ıçın yola çıktım arabayla iki kilometre gittim icimden bir ses Zararın Neresinden Dönersen Kardır diyor bende düşündüm zaten yola ciktik yolunda bir kismini gittik bunun eger benzinden tasarufu olcaksa zaten benzin gitti kar neresinde diye yola devam ettim.
sonra waidhofen kavşagina geldim yine ayni ses Zararın Neresinden Dönersen Kardır diyor dedim artik yolu yariladik bunun karımı kaldı ben gidende iş başvurusu yapan dedim yola devam ettim. sonra waidhofene vardim şehirin icinde Mondo marketi var girende semel cöregi alan diye karşısına parkettim park levhasina dikkat etmemişim girdim 5 dakkada semmel cöregi aldim ciktim arabanin camina polis 300 schling ceza yazmiş ceza kagidini bırakmış gitmiş. kafa DANK DANK etti haaaaaa
Zararın Neresinden Dönersen Kardır ne demek anlayiverdim amma bize gelen o ilhama dikkat etmedik zarar ettik. sonra gittim iş başvurusunu yaptim he hüm dediler aldilar başvurumu ne aradilar ne sordular velhasil kelam rabbim melekeleri ile bize ilham etti Zararın Neresinden Dönersen Kardır buyurdu amma biz daha o zamanlar toy bir delikanlıyız kaala almadık ve sonunda 300 schling zarara ugrayanlar olduk velhasil siz siz olun eger şeriata aykiri olmayan bir ilham size gelirse ve derseki Zararın Neresinden Dönersen Kardır hemen orada yoldan dönün evet Zararın Neresinden Dönersen Kardır .


Karoglan Raşit Tunca 1994 veya 1995 senesi Avusturya Waidhofen Thaya Hatırası

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Eger Bir işinde önüne bir engel ciktiysa vazgec o işden o senin için hayirli degil
Yazar: RasitTunca - 07-09-2018, 04:53 PM - Forum: Sizlerin Başından Geçenler - Yorum Yok



Eger Bir işinde önüne bir engel ciktiysa vazgec o işden bilki o senin için hayirli degil

1999 senesinde Avusturyada Bir bucuk senelik kazancimi tasarruf ettim yaklasik 200 bin schling birikti
bir sene gecince zekatini türkiyeye yolladim bunu enişteme söyleyince
1999 sene sonunda izinimizi türkiyede gecirelim birlikte gidelim dedi hem dedi parani ilhlasa yada kombasana yatirda dedi sen zekatini veriyorsun bari zakatini kendi karindan kazansin dedi.
benim aklimdan fikrimden gecen birşey degildi aklima soktu neyse zaman geldi türkiyeye gittik türkiyedeen dönmeden önce memleketimiz afyonda dini finans kurumlarindan kuveyt türke gittim sordum danisdim iyi kar veriyor amma düsündüm buraya yatirisam dedim bunlar türkiyeden kacar filan ederse para gider dedim ihlasa gidelim oraya yatiralim dedim kuveyt turke yatirmadan cikdim.ordan ciktik arabaya bindik ihlasa finansa dogru gidiyoruz ardimiza bir araba takildi kavşakdan orucoglu alişveriş merkezinin önüne gelince lamba kirmizi yanip sönmeye başladi bizim bildigimiz buranin kurallarinda kirmizi yanip söndümü durusun daha dogurusu kirmizda durulur . o ardima takilan araba ben durunca düdük caldi bana el kol hareketi etmeye başladi bende kiszdim cektim arabayi saga indim gel lan buraya dedim sen kime el kol hareketi yapiyon haa bu seferde eline bir telsiz cikardi ben dedi sivil polisim sen neye duruyorsun biz senin arabaya carpsak nasil ödeycez bunun parasini arabam yeni araba üc yasinda sonra dedi bana ver bakan pasaportunu aliverende buralarda hava atmayin senin pasaportunu yakiverende gör gününü dedi başladik bagirişmaya ulan kimligini cikar falan filan derken orada otobüs duragindan bir adam geldi ben dedi avukatin dedi sen ne bagiryorsun bu adama dedi hem suclu hem güclüsün dedi ne pasaportu vercek bu adam dedi varsa bir sorun gel gidelim ben avukatim dedi onu duyunca sahtekar belki polis belki degil hadi git dedi bir daha dikkat et dedi allah bir hizir yolladi işimizi düzeltdi fakat yani ihlasa gitcez kapanmasina yarim saat kaldi engel cikmasina ragmen ordan kurtulunca arayip ihlas finansin yerini bulduk girdik iceri sanki onlar peygamberimiş gibi inanip hic şüphe etmeden parayi yatirdik. izin bitti türkiyeden geldik bir sen gecti ikinci senenin yarsinda dediler ihlas finansa el konuldu bizim para kitlendi kaldi.
sene 1999 da yatirdik sene 2001 de ihlasa el konuldu sene oldu 2012 ve daha bizim parayi ödemediler neymiş 2016 ya kadar ödeyceklermiş.neymiş efendim her sene 2000 kişiye ödendi 1500 yeni hesap acildi diye gösteriyor sayfasinda ulen sahtekar enver ören allah bin belanizi versin emi kapanmiş bankaya nasil yeni hesap acabiliyormuşsunuz kimi kandiriyorsunuz yani müslümanin deyene falan kimse güvenmesin bizim paralari alip başka hesaba yatiryorlar neymiş efendim 2000 kişiye ödedik yani 200 veya 300 kişinin ücbeşkuruşluk hesabini ödüyorlar gerisini actiklari yeni 1500 hesaba yatirip milleti kandiriyorlar ey başbakan millet madur durumda senden başbakan falan olamaz afyonlu ahmet necdet sezer bu sahtekarlarin sahtekarligini bildi el koydurdu sen ve partin ise bu sahtekarlara destek cikiyorsun kiyamette seninde yakana yapişcazbunuda bil. öyle herkesin başina gecip kort kort atmak kolay orda nasil hesap vercen bakalim.

asil meseleye gelince yani velhasil kelam Allah bir işinde bir amelinde eger önüne bir engel cikariyorsa bilki rabbim sana bu senin için hayirli degil diyor amma sen o rabbimin enegel cikardigi kapiyi kirip zorla acarsan sonda böyle biz gibi malinla paranla başina bela acarsin gitsek adami öldürsek yeridir bu kafirden beter müslümanin diye gecinen enver ören ve avenesinin allah belasini versin yani biz burda onlarin sebebiyle bankaya borcumuz var ödeyip kurtulamadigimizdan bu kafirden beter sahtekar münafiklarin yüzünden faiz ödüyoruz.

yani bunu bu olaydan sonra kac defa test ettik hep ayni eger bir engel bir tatsizlik cikiyorsa hemen vazgec o işden demekdir bilki o işde hayir yok sakin ola biz gibi kapiyi kirip acmayin cenabi mevla gitmesin diye karşimiza polis cikardi az daha oylansak o avukat cikmasa karşimiza muhakak daha oyalancakdik ve ihlas finans kapancakdi ertesi günde biz tekrar avusturyaya yola cikacaktik velhasil kelam

size 1999 senesinden -2012 senesi arasinda başimizdan gecen bu olay ile size bir kulak küpesi ikram etmek istedik umarim sizlerde bu küpeyi takar ve engelleri zorlamazsiniz. hayir olan işi cenabi mevla yag gibi aktiriverir bunu bilin ve ögrenin,hayirli olmayan işlerdede karşiniza böyle engeller tatsizliklar cikar


Karoglan Nurfelak
Başağaçlı Raşit Tunca
[/size]

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Parayi Seven Asalaklara, Karoglanin sözü
Yazar: RasitTunca - 07-09-2018, 04:34 PM - Forum: Sizlerin Başından Geçenler - Yorum Yok



Parayi Seven Asalaklara, Karoglanin Sözü

Yeni evlendim ve avusturyada kiralik ev tuttum ve tasindim fakat evin kornejleri yok perde aldim bir hafta pencerelere perde diye caput gerdim perdeleri takamadim sonunda bir yakinimdan matkap istedim geldim iki saatligine takdim kornejleri geri verdim geldim aradan zaman gecti bir markete ucuz bir matkap gelmis baktim heves ettim benimde matkabim olsun dedim amma matkapta vites sistemi yok telteke bastikca hizlaniyor yavaslatma sistemi yok hanim dedi olsun dedi al dedi alda ele muhtac olacagine kendinin olsun ilerde daha iyisini alirsin dedi aldim bir daha elden matkap istemedim, asalaklik etmedim elin sirtina binmedim,. aradan yine zaman gecti star televizyonu ve trt ilk uydu yayinina basladi avrupada trt yi seyredebilmek bir nimet hemen o devirde cok yüksek bir paraya uydu anteni aldim fakat anteni catiya takmam lazim cekebilmesi için evdekilerin baskalarinin bir tane anteni var amma alman uydusuna bakiyor herkes receiverini ona baglamis tek anten. ben ise türk sata bakcan anteni catiya takdim beni ev sahibine sikayet ettiler. baktim olur yakasi yok ev aramaya ciktim ve kiralik ev ararken Rabbim bana satin albilcegim bir fiyata yeni bir evli cifte yetebilcek kadar nohut oda bakla sofa bir ev cikardi, rabbim diyorku kulum kendi evini alda söz sahibi kendin ol diyor. aldim o evi evin sahibi benin ister anten monte ederim ister evi yikarim yahut yaparim cünkü söz sahibi benim. Rabbim yine kulum sen pire gibi bit gibi elin sirtinda gezip asalaklik etme diye bana basi dik yürümesini ögretdi aradan zaman gecti bu güne geldik sizler bu forumlari acmadan biz forum sahibiydik bize bakanlar görenler sayfa actilar bir bir bizimkiler geride kaldi amma ben baska forumlara konu aciyorsam muhtacligimdan degil bizki karoglan hocaysak, allah bize kendi ayaklarimizin üstünde durmasini ögretdi. bir laf varmis parayi verince daglar memedali cagiri demisler simdi bir ahbabim yeni Bir kardesim forum acti parasini verdi forumunun agasida kendi pasasida kendi ben öyle para pula tapan asalaklar gibi onu yikanda ben üstün gelen davasinda degilim kendi vaktimden harcayip oda mutlu olsun diye bütün yardimi yapiyorum derdim oda ayaklari üstünde dursun asalaklik ertmeden yasasin. simdi bize paraci diyenler üc kurus menfeati için ona buna yalakalik edenlerdir biz ve bizim dostlarimiz asalak degil söz sahibi kimselerdir evse ev sahibi söz sahibi forum ise forum sahibi yönetici artik bu bibibib denen foruma ugramam bir denmedik paraci lakabimiz kaldiydi sükür o lakabda takildi bu lakabi takan asalak insanlar mutlu olsunlar artik tatminsiz laf sokarak tatmin olacak yani . paraciyin amma asalak degilin bugün evimde belki en iyisinden 10 tane matkabim var o gün ,o matkap beni ayaklarim üstünde tuttu bugün rabbim elli tanesini nasip etdi, yani biryerden sen asalakligi birakki rabbim sena elbet ayaklari üstünde durmasini ögretir ilk matkabim elli sclhlingdi daha sonra param oldu ihtiyacim oldu vurgulu AEG hilti aldim dokuzbin schilinge iyisini isteyen elbet parayi gözden cikarcak. bedavaya anan babana vermez bu dünyada ,ben ondan bundan asalalkiga alismadigimdan nasrettin gibi parayi veren düdügü calar iyi düdük calcak olanda elbet iyi para vercek muhtac olan kaval alir parasi olan saksafon kardesim.
Bu sözümde O Asalak insanlara kapak olsun.
Türküm dogruyum Caliskanim Karoglanim ve Ayaktayim

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Zamanla Aşklar Bitermiş Diyorlar?
Yazar: RasitTunca - 07-09-2018, 04:20 PM - Forum: Sizlerin Başından Geçenler - Yorum Yok



Zamanla,Aşklar,Bitermiş,Diyorlar?


Bir kadın anlatıyor:
Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı

Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu

Sonunda kararımı ona da açıkladım: Boşanmak istiyordum
Şaşkınlıktan gözleri açılarak ”niye?” diye sordu.
”Gerçekten belli bir sebebi yok” dedim, ”sadece yoruldum”
Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!

Sonundasordu: ”seni caydırmak için ne yapabilirim?”
Demek ki söyledikleri doğruydu:
insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da
kaybolmuştu.
”İşte mesele tam da bu” dedim ”Sorunun cevabını kendin bulup
kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.”
”Diyelim dağın tepesinde
bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp
vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl”olacak. Bunu benim için yapar mısın?”
Yüzümü dikkatle inceledi ve ”Sana bunun cevabını yarın
vereceğim” dedi.
Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.

Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt
şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not
bırakmıştı.
”Hayatım” diye başlıyordu,
”O çiçeği senin için koparmazdım”
Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.

”Çünkü her zaman yaptığın gibi
bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde
ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım
var.”

”Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden
önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım
var.”

”Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu
kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım
var

”Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can
sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikây eler anlatabilmem için
ağzıma ihtiyacım var.”

”Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan
gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını
kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem,
merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin – gençliğinde
senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım
var.”

”Ama seni benden daha fazla seven biri varsa,
evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir
tanem.”

Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer
dağılıyordu.
Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
”Mektubu okuduysan ve kalbin
ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütlekapıda bekliyorum.”
Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde
sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
Artık çok iyibiliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçe ği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim

Bu gerçek aşktı

İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.

Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz Ama hep oralarda bir yerdedir.

Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.

(ALINTI)

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Çekip Gidişlerim Dönmemi dört gözle Bekleyenler oldugundandir....
Yazar: RasitTunca - 07-09-2018, 04:12 PM - Forum: Sizlerin Başından Geçenler - Yorum Yok


Çekip Gidişlerim Dönmemi dört gözle Bekleyenler oldugundandir

Çekip Gidişlerim Dönmemi dört gözle Bekleyenler olduğundandır.
Hiç Geri dönmemi bekleyen ve isteyenlerim olmasa çekip gidermiydim.
Onun için giderken kapıyı çarpmayın ki aralık kalsın
ardından bakanlar olsun
gelirmi geri diye bekliyenler olsun
Güneş bir daha doğmuyacaksa niye batsın

Allahın bir ismi baki dir
Batmayan güneş.Dünya güneşden koptu amma ayrılıp gitmedi ona bağlı kaldı .
Ay ise dünyaya aşık dünya ay denen uyduyu da sevgisi ile güneşe taabi edendir.
Ardımızdan bakanlar var ise, dünya gibi olun
siz sevdiniz ise sevdiklerinizede sevdirmeye calışın, güneşin mahbubu dünyaya, yeni yeni aylar bulun

Dünya güneşi sever güneşde dünyayı sevip bırakmaz terketmez
Aylar ise dünya seviyor diye güneşi sevenlerdir.
Evliyalar muhammedi sever ona tabi olurlar.
Evliyaları sevenler, muhammedi sevmesini ögrenirler.
Güneş ise Muhammed, o Hakkın Habibidir yani Allahin sevdiğidir.Bizim güneşimiz Muhammed ise Baaki olan Batmayan Güneşe ElBaki olan Allaha taabi olandır.

Karoglan 16.01.2013

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-3 Ben Müheymin Olamadım Amma, Siz Olabilirsiniz
Yazar: RasitTunca - 07-09-2018, 03:58 PM - Forum: Sizlerin Başından Geçenler - Yorum Yok


Ben Müheymin Olamadım Amma, Siz Olabilirsiniz

Sen hiç ölmek üzere kurumak üzere olan bir çiçeğe bir güle su verip, onun hayata yeniden tutunmasını canlanmasını sagladınmı? bundan seneler önce uzak bir memlekette calişmaya gidiyorum, ve orada bir oda kiraladım orda kalıyorum,  ve birgün işden geldim ve, ibadetimle, yemekle falan ugraşıyorum, cam yarım acık, bir kuş sesi geliyor : "cakcik cuk,cakcik", ben duyuyorum, amma ne oluyor diye camdan (Pencereden) bakmak, bir türlü aklıma gelmedi. Az sonra, farkında olmadım, ses susmuştu, az sonrada ben, biraz hava alayım ve, cayır cimene bakayımda, gönlüm ferahlasın diye, camı (pencereyi) acdım, ve camdan aşagı bakdım ki, bir serce yada bir bülbül yagmursuyu bidonuna düşmüş,  ve su iceyim derken,  icine düşmüş ve, cıkamamış ve bogulmuş, meger ses, o ses o imiş, imdat diyormuş amma, ben angutluk edip, o an bunu anlamadım, ben kuş dili bilmem be Ey Yar, Ey Salik, Ey Sofi, Ey Sofiyem, o yüzden, bilseydim, belki onun "imdat! yardım et! boguluyorum dediklerini duyar, bahceye cıkar, onu hayata döndürürdüm. Bazen ecel geldimiydi, Allame olsan, veya Peygamber olsan, veya,mehdi olsan, yardım edemezsin. Cünkü senin makamin henüz o kivama ermemişdir cünkü. Ey Sofi, o yüzden adımlarına dikkat et, ve bir damla su için canından olma, su icilecek ve, icilmyecek yeri ayırt et artık, yine Ben bir damla aşk şarabından iceyim derken, bazılarının canına sebeb olmakdan korkarım. Bak bazıları benim erişemeyecegim kadar uzak bir yerdeler, halbuki penceremden bakınca, görecek kadar da yakınlar amma, bak bazen mehdi olsan evliya olsan,.. yetişemezsin, o kuşa oldugu gibi. Ey bülbül hayata küsme, ve aynı ışık kelebeklerinin, yanma pahasına, lambaya yahut da muma dogru saldirmalari gibi sevdigine saldırma, nede küsme, bak diyorum ya ben bile yetişemedim, o (Bülbül) ne diyor, ben bilemedim, o na HIZIR bile olamadım, yani el-Müheymin işde bende tecelli edecekti o an amma biz henüz o zaman daha ermemişdik o an, Elmüheymin nedir işde HIZIR olma hikmeti, amma ben o an o isimin esmanın manasını henüz bilmiyordum, bak Sofi/Sofiye!  sen sen ol suya düşmüş bir sinek, bir kelebek, bir karinca görürsen o aşkin, sevdicegin  için ve MEHDi AŞKINA , sen  o nlara yetiş ve, o nu Kurtaran, meded eden HIZIRI ol, bu daha yolun başlangici, ve onu bogulmakdan kurtar, kurumaya yüz tutmuş bir cicek mi gördün, biraz su ver, agzı kurumuş bir hayvanmı gördün, biraz su ver, aclıkdan eti kemigine deymiş, yapışmış bir hayvanmı gördün, bir dilim ekmegin varsa, yarısınıda böl o na ver. sen müheymin ve HIZIR cübbesini giy ve, şefaat etme yetkisini al, cebbar ol biraz, Ey sofi! o an Ben bak olamadım, bazen, bazen, bazen işde,........belki biraz daha cırpınsa idi o kuş, biraz daha sabredip dayanabilse idi, ben pencereyi acacakdim, ve görecektim o nun halini, ve belki HIZIR olup kurtaracaktim O nu. Amma kader işde, bazen ne hiziriliga, ne vezirlige, ne de mehdilige taakat bırakmıyor, insanız ve Ey Sofi/Sofiye! insan etten kemikden kandan, insanin Rabbi olmasa, insan aciz varlık, Rabbimiz Cenabı Allah ise yüce varlık, ve yaratan, her an herkesten haberdar olan, biz ise, ancak onun haber ettiklerini, bildirdiklerini bilebiliyoruz, yoksa, o haber etmezse, işde yapacak birşey de, bir bilgide yok.
işde Raşidi Tarikatinda HIZIRLIGA cıkma makamı burasıdır, bak bende bir oldu, iki oldu, sende kac defa olacak, o gecitten köprüden gecerken başarirsan, Tarikatin pirini aramak için, gözlerini yum, 13 estagfirullah  de, ve olan biteni, icindeki kalp dilinden, ona hem hal et, anlat ki, ve birde  isim ve yer ve konumda bildirki, kimler o makama bu sene cikmiş, yada cikamamiş bilelelim.

Başağaçlı Raşit Tunca
~2009 Senleri Hatırası

Schrems, 24 Şubat 2018 Pazartesi

Original Kar©glan

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Zekat Hakkında Detaylı Bilgiler
Yazar: RasitTunca - 07-08-2018, 12:11 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok



Zekat Hakkında Detaylı Bilgiler

ZEKAT

Kelime anlamiyla zekat; temizlik, artmak, bereketli olmak, iyi ve düzgün olmak manasina gelir.

Dini anlamiyla ise; nisap miktari zenginlige sahip olan Müslümanin Allah’in hakki olanlara verilmesini emrettigi belli miktarda mali vermesidir.Veren kimseyi cimrilik kirlerinden ve günahlardan temizledigi ve malinda berekete vesile oldugu için, kelime manasi ile dini manasi arasinda bir bag vardir.

Örfde, mecburi olmayan küçük bagislar için kullanilan sadaka kelimesi de, Kur’an’da ve hadiste zekat manasinda kullanilmistir.

Zekatin Hükmü

Zekat, hicretin ikinci yilinda, Ramazan orucundan sonra farz kilindi, Islam’in bes sartindan birisidir.Kur’an-i Kerim’de zekati emreden pekçok ayet vardir.Bunlardan birisi:

“Iman edip iyi isler yapan, namaz kilan ve zekât verenler var ya, onlarin mükâfatlari Rableri katindadir. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” mealindeki Bakara Suresi, 277. ayetidir. Bu ayette beraber zikredilen namaz ve zekat kelimeleri Kur’an-i Kerim’de ayni ifade ile birçok yerde daha tekrarlanmistir.Bu ayetlerden bir kismi sirasiyla: Bakara Suresi 177. ve 271.,Enam Suresi 141., Tevbe Suresi 11. ve 60., Enbiya Suresi 73., Nur 37., Beyyine Suresi 5. Ayetleridir.

Iki Cihan Serveri Efendimiz (s.a.v)’in de bu konudaki hadislerinden birkaç örnek verelim:

“Islam, bes esas üzerine kurulmustur:Allah(c.c)’ dan baska ilah olmadigina ve Muhammed (s.a.v)’in Allah’in peygamberi olduguna sehadet etmek, namaz kilmak,zekat vermek,Ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmektir”        (Tirmizi Iman-3; Buhari Iman-1;Müslim Iman-21)

“Mallarinizi zekat ile koruyunuz.Hastaliklarinizi sadaka ile iyilestiriniz, bela dalgalarini dua ve niyaz ile karsilayiniz” (Büyük Islam Ilmihali, Ömer Nasuhi Bilmen, Bilmen Yay.,Sy.435)

Zekatin dinimizdeki yeri nedir?

Zekat, dinin diregi olan Namaz ibadetinden hemen sonra gelmekte ve birlikte zikredilmektedir.Ikisinin birbirine baglanmasinin en mühim hikmeti, namazin dinin diregi, zekatin ise Islam’in köprüsü olmasidir.Namaz, dini koruyan, zekat asayisi temin eden Ilahi iki esastir.

Ebedi saadetin basta gelen sartlarindan biri olan zekat,öylesine kuvvetli bir iman asametidir ki; müminlerle kanli çarpismalara giren müsriklerin tevbe edip namaz kilmalari ve zekat vermeleri halinde , savas halinin kalkacagi ve eski müsriklerin bu alametlerle birlikte müminlerin din kardesi vasfini kazanacaklari bildirilmistir.( Tevbe Suresi 5.Ayet – “Haram aylar çikinca müsrikleri buldugunuz yerde öldürün; onlari yakalayin, onlari hapsedin ve onlari her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eger tevbe eder, namazi dosdogru kilar, zekâti da verirlerse artik yollarini serbest birakin. Allah yarligayan, esirgeyendir.” )

Zekatin dindeki ehemmiyeti içindir ki; Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) ‘nin vefatindan sonra halife seçilen Hz.Ebu Bekir (r.anh) , zekat vermeyenlerle savasmis ve bununla ilgili olarak söyle söylemistir:

“Allah (c.c) ‘ a yemin ederim ki, namazla zekatin arasini ayiranlarla mutlaka savasacagim . Çünkü zekat mali bir haktir.Allah(c.c) ‘a yemin ederim ki;Resulullah (s.a.v) ‘a vermis olduklari bir deve yularini dahi bana vermezlerse ,bu sebeble onlarla mutlaka savasirim” (Ebu Davud – Zekat:1)

Zekat Vermemenin Mesuliyeti

Gerek ayetlerde gerekse de hadislerde farz olan zekati vermeyenler siddetle tehdit edilmislerdir .Kur’an-i Kerim’de Ali Imran Suresi 180.Ayetinde “Allah’in, kereminden kendilerine verdiklerini (infakta) cimrilik gösterenler, sanmasinlar ki o, kendileri için hayirlidir; tersine bu onlar için pek fenadir. Cimrilik ettikleri sey de kiyamet gününde boyunlarina dolanacaktir. Göklerin ve yerin mirasi Allah’indir. Allah bütün yaptiklarinizdan haberdardir.” denilmistir.Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadisi serifinde “Allah’in kendisine vermis oldugu malin zekatini vermeyen kimsenin mali, Kiyamet gününd, iki gözünde iki siyah nokta bulunan, dehsetli,zehirli bir yilan sekline sokulur ve bu yilan o gün mal sahibinin boynuna sarilir.Sonra agzi ile mal sahibinin çenesinin iki tarafindan yakalar ve ‘Ben senin dünyada çok sevdigin malinim, ben senin hazinenim ‘ der” söylemistir. ( Buhari, Zekat:3 ; Ibni Mace, Zekat:3 )

Zekat Kimlere Farzdir?

Bir kimsenin zekat vermekle mükellef olabilmesi için bazi sartlar vardir.Bu sartlari söylece siralayabiliriz:

Müslüman Olmak: Zekat,akli basinda,ergenlik çagina ermis ve hür olan Müslümanlara farzdir. Hanefi mezhebi disindaki diger mezheplere göre çocuklarin ve delilerin de zekat vermeleri gerekir.Onlarin zekatini onlara ait olan maldan velileri verir.Bunlar çocuklarin malina zekat düsmesine delil olarak su hadisi zikrederler: ” Mali bulunan bir yetimin velisi olan onun adina ticaret yapsin.Ta zekat onu yemesin.” ( Tirmizi, Zekat:15 )

Nisap miktari mala sahip olmak: Zekatin farz olmasinin bir sarti da, asli ihtiyaçtan baska nisap miktari veya daha fazla bir mala sahip olmaktir.Nisap, zekatin farz olmasi için tayin olunan miktarda mal demektir.Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) zamaninda altinla gümüsün satin alma gücü bakimindan günümüzde oldugu gibi büyük fark yoktu.Dolayisiyla zekat için nisap miktari bunlar üzerinden belirlenmisti.Zirai mahsüllerin ve hayvanlarin disinda kalan mallarda nisap miktari altinda Hanefilere göre 85 gram; gümüste ise 595 gram: Safilere göre ise altinda 72 gram, gümüste 504 gram olaraka tespit edilmistir.O devirde 85 gram altinla, 595 gram gümüsün satin alma gücü birbirine esitti fakat günümüzde bu nisaplar arasinda büyük bir fark vardir.Bu sebeple günümüzde nisap miktari olarak altinin esas alinmasi zekatin gayesine daha uygundur.

Malda bir artisin olmasi: Zekati verilecek mal hakikaten veya hükmen artmali, yani sahibine gelir getirmelidir.Artmayan mal için zekat vermek gerekmez.Hakikaten artis, ticaret yolu veya dogum yolu ile artistir. Ticareti yapilan mallar gün geçtikçe kiymetlenir.Zekati verilmesi gereken koyun,sigir gibi hayvanlar ise her sene yavruladiklarindan kiymet kazandiklarindan hakiki bir artis vardir.Yine para, ekin ve meyveler gelisen mallardir.

Hükmi artis ise altin ve gümüse mahsustur.Bu madenler her ne kadar maddeleri itibariyle bir artis göstermeseler de , degerleri her zaman artar.Buna hükmi artis denir.

Mala sahip olmak: Zekati verilecek mala insan tam sahip olmalidir.Sahibinin elinde ve tasarrufunda bulunmayan malin zekatini vermek gerekmez.Satin alinip alis veris yapildiktan sonra henüz ele geçmemis olan mal zekata tabidir.Rehin birakilan mal zekata tabi degildir.Belirli bir sahibi bulunmayan, kaybedilmis ve gasbedilmil mala zekat düsmez.

Bir yilin geçmesi: Zekata tabi olan malin üzerinden hicri takvime göre bir yilin geçmesi gerekir.Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadisinde “Üzerinden bir yil geçmedikçe bir malin zekatini vermek gerekmez.” buyurarak buna dikkat çekmistir.Bu bir yil içinde artis gerçeklesir, hayvanlar yavrular, ihtiyaçlar ,fiyatlar degisir.

Hanefilere göre, nisap miktari hem senenin evvelinde, hem de senenin sonunda bulunmalidir.Mesela bir kimse asli ihtiyaçlarindan fazla olarak 100 gram altina sahip olsa, bir sene geçtikten sonra bu altin 60 grama düsse, bu kimseye zekat vermek farz degildir.Fakat nisap miktarinin sene içinde azalmasi zekata mani degildir.Mesela alti ay geçtikten sonra 60 grama düsse, fakat senenin sonunda 120 grama çiksa, senenin basindaki 100 gram veya alti ay sonraki 60 gram degil de, senenin sonunda 120 gram altinin zekati verilir.Zekata tabi olan bir mal üzerinden bir sene geçtikten sonra artsa, artan kisim zekata tabi olmaz.Onun zekata tabi olmasi için bir senenin geçmesi gerekir.Mesela birinin elinde geçen yilin Ramazan ayinin onuncu gününde 100 milyon lira bulunsa, bu senenin Ramazan ayinin onuncu gününde bu miktar 120 milyon olsa,Ramazan’in on besinde 130 milyona çiksa, bu kimse 120 milyonun zekatini verir.

Safiilere göre ise yil içerisinde nisap bir an bile olsa eksilirse, o yil için zekat vermek gerekmez.Yilin baslangicinda nisap tam olur,yil içerisinde eksilir, sonra yine tamamlanirs, zekatin farz olmasi için nisabin tamam oldugu günden itibaren bir yil geçmesi gerekir.Ancak bir insanin zekattan mal kaçirmak için yil içerisinde servetini mesela bir miktar malini birisine hibe edip daha sonra almak gibi, hile-i ser’iyye ile, eksiltmesi mekruhdur.Alimlerin çogunluguna göre ise böyle yapmak haramdir.

Zekatin farz olmasi için malin üzerinden bir senenin geçmesi, bir sene dolmadan zekat verilmez demek degildir.Fakat bir senede iki defa zekat verilmez.

Borçlu olmamak: Zekatin farz olmasinin sartlarindan biri de, eldeki malin varsa, borçlar çiktiktan sonra nisap miktarina ulasmasidir.Mesela elinde asli ihtiyaçlarindan fazla olarak bir milyari bulunan, fakat sekiz yüz milyon borcu bulunan birine zekat farz degildir.Zekat vermek için bütün sartlar varsa, kisinin zekati kendisine farz olduktan sonra olan borçlanmalari , zekatin farziyetine mani degildir. Bir alacakli alacagindan vazgeçse, o günden itibaren bir sene geçince, borcundan vaz geçilen kimsenin nisap miktarinda mali oldugu takdirde üzerine zekat farz olur.

Asli Ihtiyaçlar nelerdir?

Asli ihtiyaçlar ( havaici asliye ), genis bir tarifle maddi ve manevi hayati devam etmesi için muhtaç olunan seylerdir.Insanin arzu ettigi hersey zaruri ihtiyaç degildir.Zekat mükellefiyeti bakimindan zaruri ihtiyaçlar sunlardir:

Ev ve ev esyasi: Ev ve ev için gerekli olan zaruri ihtiyaçlar, diger bir tabirle lüks olmayan harcamalar zekattan muafdir. Buzdolabi, çamasir makinasi, evde kullanilan aletler ihtiyaçtir.Evde ihtiyaç fazlasi olan diger esyalar veya çift olan esyalar satmak yani ticaret gayesiyle olmadigi takdirde, zekata tabi degildir. Ancak bu esyalarin toplami nisap miktarina ulasirsa, zekat almamaya, kurban kesmeye ve fitre vermeye sebebtir.

Safii mezhebine göre, bir kimse çalisarak geçimini temin edemiyorsa, evde bulunan esyalarinin nisap miktarina ulasmasi zekat almasina mani degildir, alabilir.Bizim tercihimiz de budur.

Temel bir ihtiyaç, mesela ileride ev alma düsüncesiyle ayrilan paradan zekat verilmez.Ancak paranin üzerinden bir yil geçtigi halde henüz ev alinmamissa bu para zekata tabidir.

Yiyecek: Kisinin kendisi, hanimi ve çocuklari için bir aylik ( baska bir rivayete göre bir senelik) yiyecek, içecek ve erzak giderleri de zekattan muafdir.

Giyim ve kusam masraflari: Bir müslümanin kendisi, hanimi ve bakimini üstlendigi kimselerin kürk ve benzeri gibi lüks olmayan giyim kusam masraflari da zekattan muafdir.

Tedavi giderleri: Dinimizde kisinin sihhatini korumasi farzdir. Bu sebeble, sahsin kendisi ve bakmakla mükellef oldugu kimselerin her nerede olursa olsun, tedavi giderleri nisaba dahil degildir.

Egitim harcamalari: Kisinin kendisi ve aile fertlerinin egitim harcamalari nisaba dahil edilmez. Ilim adamlarinin kitaplari da zekata tabi degildir.

Binek masraflari: Bir müslüman ister kendisi için, isterse ailesi için olsun seyahat ve ise gelirken harcadigi masraflar zekattan muafdir.

Lüks olmamak sartiyla kisinin vasat(orta) halli bir otomobili de nisaba dahil degildir. Ancak büyük bir servet olan lüks arabalarin zekata dahil edilmeleri gerekir.Ancak büyük bir servet olan lüks arabalarin zekata dahil edilmeleri gerekir.Çünkü binek zaruri ihtiyaçlardan olmakla birlikte, bunu lükse kaçarak temin etmek zaruri degildir.

Hizmetçi için yapilan harcamalar: Hizmetçi için yapilan harcamalar da zekata tabi degildir.

Ticaret yerleri ve ticaret vasitalari: Bir tüccarin, esnafin ticaret için kullandigi dükkan, tezgah, atölye ve benzeri tesisler de zekatin muafdir.

Ziraat ve hayvancilik vasitalari: Hayvancilikla ugrasan kimselerin yaptirdiklari tesisler; ziraatla ugrasan kimselerin traktör, patos, biçer döver ve benzeri vasitalari da zekattan muafdir. Ancak bir çiftçi traktörü ve biçer döveri ile baskalarina is yapiyorsa, geliri nisaba dahil edilmeli ve zekati verilmelidir.

Nisap miktarindaki farklilik nereden kaynaklaniyor?

Araplar, ticari hayatlarinda dirhem, miskal, kirat ve benzeri ölçüleri kullaniyorlardi.Altin ve gümüsün nisabi tayin edilirken bu ölçüler esas alinmis, altinin nisabi yirmi miskal, gümüsün nisabi ise iki yüz dirhem olarak tespit edilmisti. ( Muvatta, Zekat:1 ; Müslim, Zekat:1 )

Eskiden simdi kullandigimiz, gramlar ve hassa teraziler yoktu. Dirhem ve miskal hesabi arpa tanelerine göre yapiliyordu. Yapilan hesap ve tahminlere göre bir dirhem elli adet, bir miskal ise yetmis iki adet arpanin agirligina esitti. ( Tecrid-i Sarih Tercümesi, 5:50 )

Bu itibarla dirhem ve miskalin grama çevrilmesi için, belirtilen miktarda arpa tanelerini tartmak gerekir.Mesela 20 miskal, 1440 adet arpa tanesinin agirligina esittir.

Iste 20 miskalin grama çevrilmesinde birbirini tutmayan rakamlarin çikmasinin sebebi, arpa tanelerinin büyüklük ve küçüklük bakimindan farkli olmasindan kaynaklanmaktadir.Yapilan tartimda 20 miskala karsilik olarak 80 gr, 85 gr, 93 gr ve 100 gr seklinde rakamlar çikmistir.

Miskal ve dirhemin grama çevrilmesinde arkeolojikbulgulardan faydalananlar da vardir. Bunlar, dünyanin meshur müzelerinde bulunan en eski Islam dinarlarini tartmislar ve bunlarin 4.25 gram geldigini tespit etmislerdir. Buna göre altinda nisap miktarini 20 * 4.25 =85 gram olarak tespit etmislerdir. Gümüste de on dirhemin yedi dinara esit olmasi hesabiyla bir dirhemin yedi dinara esit olmasi hesabiyla bir dirhemi 2.975 gram olarak bulmuslardir.Buna göre 200 * 2.975 =595 gramdir.

Hanefi mezhebinde, altinda nisap miktari olarak fakirin lehine olmasi için bu hesaplama sonucunda bulunan 85 grami, gümüste ise 595 grami esas alinir. Ssfii, Hanbeli ve Maliki mezheplerinde ise 20 miskal altin 72 grama, 200 dirhem gümüs 504 grama esittir.

Altin ve gümüs biriktirmek caiz midir?

Pekçok ayet-i kerimede ve hadis-i serifde, müminler Allah yolunda mallarini harcamaya tesvik edilirler. Allah yolunda harcamanin asgari haddi ve temel unsuru ise, zekattir.Zekat, dinin temel esasidir. Bu sebeble, yerine getirilip getirilmemesi, kisi de imanin kuvvetliligiyle dogrudan alakali bir esas olarak görülmüstür.

Zekat sadece biz Müslümanlara farz kilinmis bir ibadet degildir.Daha önce de müstakil bir baslik altinda ele aldigimiz gibi önceki ümmetlere de farz kilinmisti.

“Vaktiyle biz, Israilogullarindan: Yalnizca Allah’a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakin akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almis ve “Insanlara güzel söz söyleyin, namazi kilin, zekâti verin” diye de emretmistik. Sonunda aziniz müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz.” ( Bakara Suresi, 83. Ayet )

“Ona (Ibrahim’e), Ishak’i ve fazladan bir bagis olmak üzere Ya’kub’u lütfettik; herbirini salih insanlar yaptik.Onlari, emrimiz uyarinca dogru yolu gösteren önderler yaptik ve kendilerine hayirli isler yapmayi, namaz kilmayi, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi.” ( Enbiya Suresi: 72., 73. Ayetler)

Ancak, Yahudi ve Hristiyanlar emrolunduklari zekati terkettiler, altini ve gümüsü toplamaya basladilar. Bunlarin bazilari biriktirdikleri altinlari sandiklarda, hazinelerde saklarken bazilari da gömerlerdi. Altin ve gümüsü piyasaya sürerek insanligin istifadesine sunmalari, onlardan bir kismini fakir fukaraya tasadduk etmeleri gerekirken bunu yapmadilar.Bunun üzerine Cenab-i Hakk, mallarini Allah yolunda harcamaktan kaçinan bu gibi kimseleri siddetle tehdit ederek su ayet-i kerimeyi indirdi: “Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve rahiplerden birçogu insanlarin mallarini haksiz yollardan yerler ve (insanlari) Allah yolundan engellerler. Altin ve gümüsü yigip da onlari Allah yolunda harcamayanlar yok mu, iste onlara elem verici bir azabi müjdele! (Bu paralar) cehennem atesinde kizdirilip bunlarla onlarin alinlari, yanlari ve sirtlari daglanacagi gün (onlara denilir ki): ‘Iste bu kendiniz için biriktirdiginiz servettir. Artik yigmakta oldugunuz seylerin (azabini) tadin!’ ” ( Tevbe Suresi: 34., 35. Ayetleri )

Bu ayeti tefsir eden müfessirler, altin ve gümüs biriktirmeleri sebebiyle azapla tehdit edilen kimselerin, zekatlarini vermeyen kimseler oldugunu ifade ederler.Zekatini vermek sartiyla altin veya para biriktirmenin caiz oldugunu söylerler. Hz.Ömer, Abdullah bin Ömer ve Abdullah bin Abbas (r. anhüm) gibi alim Sahabiler de bu kanaattedir.Abdullah ibni Ömer (r.a) bu mesele ile ilgili olarak söyle der: “Zekati ödenen sey yedi kat yerin altinda da olsa yigip biriktirme sayilmaz.Zekati ödenmeyen sey de yerin üzerinde de olsa yigma ve biriktirmedir.” ( Tefsir-i Kebir, 16:44)

Abdullah bin Abbas da ,ayette geçen “Allah yolunda infak edemezler” cümlesini “Mallarinin zekatini vermek istemezler” seklinde tesfir etmistir.Nitekim Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) de bununla ilgili olarak söyle buyurur: ” Bir sey zekati verilecek miktara ulasir da zekati verilirse kenz sayilmaz” (Ebu Davud, Zekat :4)

Netice olarak söylemek gerekirse, zekatini vermek sartiyla bir Müslümanin elindeki paranin degerini muhafaza etmek maksadiyla veya baska sebeplerle altin almasinda ve biriktirmesinde bir mahzur bulunmamaktadir.Dinimize göre, zekati verilen ve helal dairesinde ihtiyaçlar için sarfedilen mal ne kadar çok olursa olsun övülmüstür. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) Hz. Ebu Bekir, Hz.Osman, Hz. Talha bin Ubeydullah ve Hz. Abdurrahman bin Avf (r. anhüm) gibi zengin Sahabileri müminlerin büyüklerinden saymis ve onlari övmüstür.Sayet helalinden mal birikitrmek uygun bir davranis olmasaydi, Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) zengin Sahabileri övmezdi.

Su da var ki, Müslümanlarin ihtiyaçlarindan fazla olarak sahip olduklari mal ve parayi herhangi bir surette biriktirmek yerine, ticarette kullanmalari, bir is yeri açmalari fazilet ve takvaya daha uygun bir davranisdir ve buna tesvik vardir. Çünkü bu durumda, diger Müslüman kardeslerinin de istifade etmesi söz konusudur.

Zekat kimlere ve nerelere verilir?

Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde ” Bana zekat ver” diyen birisine söyle buyurmustu: “Yüce Allah zekatin verilecegi yerler hususunda ne bir peygamberin, ne de bir baskasinin hükmüne razi olmayarak, onunla ilgili hükmü kendisi verir.On sekiz sinifa taksim etti.Eger o sekiz sinifin içinde isen sana hakkini veririm” ( Ebu Davud, Zekat:24 ; Müsned,4:169 )

Evet, zekati farz kilan Cenab-i Hakk onun nereye verilecegini de kendisi tayin etmistir: “Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düskünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (Islâm’a) isindirilacak olanlara, (hürriyetlerini satin almaya çalisan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalisip cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.” ( Tevbe Suresi,60.Ayet )

Bu ayette geçen sekiz sinifi söyle açiklayabiliriz:

1,2 . Fakirler ve miskinler: Hanefilere göre fakir, nisap miktari mala sahip olmayan kimsedir. Miskin ise hiçbir seyi olmayan kimsedir.Buna göre miskin, fakirden daha muhtaçdir. Safiilere göre ise, fakir hiçbir mal ve kazanci olmayan kimsedir.Miskin de, mali veya kazanci olup da geçimine kafi gelmeyen,yani gideri gelirinden fazla olan kimsedir.Buna göre fakir miskinden daha muhtaçdir.

Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) de bir hadislerinde miskinle ilgili olarak söyle buyurmustur: “Miskin, bir iki hurma veya bir iki lokma ile geri çevrilen degildir.Asil miskin, insanlardan bir sey istemedigi için onlar tarafindan durumu bilinmeyen, bu sebeple kendisine bir yardimin yapilmadigi kkimsedir.” ( Ebu Davud, Zekat:24 ; Buhari,Zekat:53 ; Müslim, Zekat:101 )

3. Zekat Memurlari: Zekat mallarinin toplanmasi, korunmasi, hesaplarinin tutulmasi ve layik olanlara dagitilmasi için devlet baskani veya yetkili kildigi kimse tarafindan görevlendirilen kisidir.Bu, çalisma karsiliginda alinan bir ücret oldugundan, zekat memurunun zengin olmasi zekattan hisse almasina engel degildir.

4. Müellefe-i kulub: Müellef-i kulub, gönülleri Islama isindirilanlar demektir.Bunlardan bazilari yeni Müslüman olmus inançlari zayif olan kimselerdir. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) Islama isinmalari ve Müslümanlara zarar vermemeleri için onlara zekattan pay vermistir.Mesela Uyeyne bin Hisn ile Akra bin Habis, Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) ‘nin bu gaye ile hisse verdiği kimselerdendi.

Fakat Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (r.anhüm) müellefe-i kuluba zekat vermemislerdir. Hz.Ömer(r.a), zekattan hisse isteyen Uyeyne bin Hisn ve Akra bin Habis’e “Resulullah (s.a.v) kalplerinizi Islama isindirmak için size hisse veriyordu.Artik Allah, dinin güçlendirmistir.Müslüman kalmaya devam ederseniz ne ala, aksi takdirde bizimle sizin aranizda kiliç vardir” demistir.

Hanefiler, müellefe-i kuluba zekat verilmeyecegi görüsündedir.Alimlerin çogunluguna göre ise, müellefe-i kuluba ihtiyaç aninda günümüzde de zekat verilebilir.Safiilere göre kafir olanlara zekat verilmez.

5. Köleler: Efendisiyle hürriyetine kavusmak üzere anlasan küleler de, kendilerine zekat

verilmesi gereken gruplardan birisidir.Bu da dinimizin insanlarin kölelikten kurtulmasi için gösterdigi gayretlerden birisidir.

6. Borçlular: Hanefilere göre borçlu, borcu olan ve borcundan baska nisap miktari mala

sahip olmayan kimsedir.Safiiler ve diger mezhep imamlari da borçluyu, kendisi için borçlanan kimse ve toplumun menfaati için borçlanan kimse diye iki kisma ayirmislardir.

7. Allah yolunda cihat edenler: Allah’in dinini ve dince mukaddes tanina seyleri korumak,

Allah’in ismini yüceltmek için mücadele eden kimselerdir.Bunu sadece maddi cihad olarak anlamamak gerekir.Manevi cihad edenlere de zekat verilir.

8. Yolcular: Parasizlik sebebiyle yolda kalmis olanlardir.Memleketlerinde zengin olsalar

dahi böylelerine zekat verilir.

Bir zekat sekiz sinifa mi taksim edilecek?

Hanefilere ve alimlerin çogunluguna göre zekatin sekiz siniftan sadece birisine verilmesi caizdir. Safiilere göre ise, zekatin sekiz sinifa taksim edilmesi gerekir.Bu mezhebe göre zekatin her siniftan en az üçüne verilmesi tarzindaki taksim caiz degildir.Zamanimizda sekiz siniftan ancak genel olarak dördünü bulmak mümkündür.Bunlar; fakirler, miskinler, borçlular ve yolculardir.

Zekatin tamami bir kisiye verilebilir mi?

Hanefi ve Safiilere göre fakir ve miskinlere ihtiyaçlarini karsilayacak kadar zekat vermek caizdir.Hanefilere göre , eger zekat ayri ayri kimselere verildigi takdirde çok küçük parçalara ayrilacaksa, tamamini bir kisiye vermek daha uygundur. Mesela evlenmek için borca giren bir fakire, ihtiyacini karsilayacak kadar zekat toptan verilebilir.Bir kimseye nisap miktari veya nisap miktarindan fazla zekat vermek caiz ise de, böyle yapmak kerahatten uzak degildir.Ancak borçlu olan birisine hem borcunu ödeyecek, hem de elinde bir miktar para kalacak sekilde zekat verilebilir.

Kari ile koca birbirlerine zekat verebilir mi?

Zengin bir koca fakir olan hanimina zekat veremez. Çünkü kadinin geçimi zaten kocasinin üzerinedir. Imam-i azam’a göre bir kadin da fakir olan kocasina zekat veremez. Imam Ebu Yusuf, Imam Muhammed, Imam Safii ve Imam Malik’e göre ise, zengin bir kadin fakir olan kocasina zekat verebilir. Kayinpeder ve kayinvalide fakir olan damadina zekat verebilecegi gibi, zengin olan damat da fakir olan kayinpederine ve kayinvalidesine zekat verebilir.

Amcaya, kardese, dayiya,hala ve teyzeye zekat verilebilir mi?

Fakir olan amca, kardes,dayi, hala ve teyzeye zekat verilebilir. Hatta bu daha efdaldir.Bir hadis-i serifte “Fakirlere verilen sadaka bir sadakadir, akrabaya verilen sadaka iki sadakadir. Biri sadaka, digeri akrabaya iyilik ” buyurularak bunun önemine dikkat çekilmistir.

Zengin zekat malindan yiyebilir mi?

Zengine zekat almak helal olmamakla beraber, zengin birisi bir fakire verilen zekattan yiyebilir.”Zengine zekat helel degildir buyuran Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) fakire verilen zekatin hediye edilmesi durumunda, zengine onu almasinin caiz oldugunu bildirmistir. ( Ebu Davud, Zekat:26 ; Müsned, 3:97)

Bir defasinda Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v)’ne Hz.Aise (r.anha) ‘nin azadli kölesi Berire’ye sadaka olarak verilen bir et getirilmistir. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) onun nereden geldigini sordu. “Berire’ye verilen sadaka” cevabini verdiler.Resullulah ( s.a.v), “Bu onun için sadaka,bizim için hediyedir ” buyurarak o etten yedi. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v), bu sözüyle Berire’ye sadaka olarak verilen etin artik onun mali oldugunu, vasfinin degistigini, kendileri için bir sadaka degil, Berire’ nin ikrami oldugunu ifade etmislerdir. (Buhari, Zekat:61 ; Ebu Davud, Zekat:30 ; Müslim, Zekat:170 )

Islami hizmetlere zekat verilir mi?

Ayet-i kerimede geçen ve “Allah yolunda harcanma” olarak tercüme edilen “fi sebilillah” ifadesi, mutlak ve umuni olarak zikredilmistir.Bu tabir bazi fikih kitaplarimizda her ne kadar silahla cihada katilan gazilere ve yolda kalan hacilara tahsis edilmisde de ,tefsirlerde ve güvenilir fikih kitaplarimizda meseke daha genis olarak ele alinmistir.Mesela Hanefi mezhebi alimlerinden Imam Kasani, Bedaiu’s-Sanai isimli meshur eserinde bulunan ilgili olarak söyle der: “Allah yolunda olanlardan maksat, Allah’a yaklastiran herseydir.Eger ihtiyaç varsa bu manaya, Allah’a itaat yolunda çalisan herkes ile bütün hayir yollari girer.”

“Fi sebilillah tabiri umumidir” diyen Fahreddin Razi, bu tabiri söyle açiklar.”Fi sebilillah tabiri sadece gazilere mahsus degildir. Zekat bütün hayir yollarina verilebilir. Ölülerin techiz ve tekfini, kale ve cami yapimi da bu tabirin içine girer.” ( Tefsir-i Kebir, 16:113 )

Elmalili Hamdi Yazir da, zekatin mücahidlere cihat malzemesi alinmak üzere sarfedilebilecegini söyler. (Hak Dini Kur’an Dili, 4:2581 ).Eskiden cihad kiliçla, kalkanla,topla tüfekle yapiliyordu.Simdi ide genelde cihad gazeteyle, dergiyle , kasetle ,web üzerinden yapiliyor.Bunlar düsmana atilan birer bomba hüviyetini tasir.Dolayisiyla bir Müslüman Islama layikiyla hizmet ettigine, bu yolla dinsizlerle, inkarcilarla cihat ettigine inandigi müesseselere zekat verebilir.

Sonuç olarak, zekat Islam’in gönüllerde yayilmasi ve din düsmanlarinin tahribatini önlemek için Allah yolunda faaliyet gösteren hizmet kuruluslarina da verilir.Günümüzde böyle hizmet kuruluslarina zekat vermek daha da ehemmiyet kazanmistir.Kaldi ki bu da bir cihaddir. Nitekim Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde “Müsriklere karsi malinizla, caninizla ve dilinizle cihat edin” ( Müsned, 3:13,16 : Ebu Davud, Chad 5,38 ) buyurmuslardir. Bugün din düsmanlariyla yapilan en tesirli cihad gazete,dergi,web, kitap, radyo ve televizyon yoluyla yapilmaktadir.

Gayesi Islama hizmet olmayan kurum ve kuruluslara yardım yapilsa da zekat verilemeyecegi gerçegi hatirdan uzak tutulmamalidir.

Zekat nerelere ve kimlere verilmez?

Zekat verilecek kimseler ve yerler belli oldugu gibi, zekat verilmeyecek kimseler de bellidir. Su kimselere de zekat verilmez.

    Müslüman olmayan birine zekat verilmez
    Nisap miktari mala sahip olan kimseye zekat verilmez.
    Anneye, babaya, dede ve nineye, onlarin anne ve babasina zekat verilmeyecegi gibi; kendi çocuklarina, torunlarina, torunlarinin çocuklarina ve daha asagisina da zekat vermek caiz degildir.

Safii mezhebinde ise bu sayilanlar birbirlerine sadece borçlu iseler borçlarinin ödenmesi için zekat verebilirler.Aksi halde veremezler.

    Bos gezen ve çalismayan kimseye nisap miktari mala sahip olmadiginda zekat vermek Hanefi mezhebine göre caizse de, zekat vermek uygun olmaz.
    Zekat ehil, yani layik olan kimseye verilmelidir. Bunun için de arastirma yapilmalidir. Ve alinan zekat maksada uygun tarzda kullanilmalidir.Mesela zekat alan fakirin bunu sefahete ve gayr-i mesru yollara degil, zaruri ihtiyaçlarina harcamasi gerekir.Borçlu da zekati borcuna sarfetmelidir.
    Islam’in aleyhine çalisan kisi ve kuruluslara zekat verilmez.

Zekat ve NiyetZekatta niyetin önemi nedir?

Zekati fakire verirken veya zekat için mal ayirirken bunu zekat olduguna kalben niyet etmek gerektigi hususunda dört mezhep alimleri ittifak halindedir.Dil ile niyete ise gerek yoktur.Bir kimse, bir fakire zekat niyetiyle bir sey verirken onu rencide etmemek için “Bu bir hibedir” dese, zekatin sihhatine zarar vermez. Kendisine zekat verilen kimsenin aldığı seyin zekat oldugunu bilmesi de sart degildir. Fakire ,”Bu benim zekatimdir” demeye gerek yoktur.Ancak baskalarina örnek olmak söz konusu ise, zekatin açiktan verilmesi daha faziletlidir. Çünkü zekat farz bir ibadettir.Farzda ise riya olmaz.

Bir mal fakire niyetsiz olarak verilirse, sonradan bunu zekat olmasi istense, eger verilen sey fakirin elinde duruyorsa, o sey zekat yerine geçer. Fakat elinden çikmissa, zekat yerine geçmez.Asil olan vekilin degil, zekati veren kimsenin niyetidir.Bu sebeble zekat veren kimse verdiği seyi ya vekile verirken veya vekil fakire verirken niyet etmelidir.

Bir kimse, zekata niyet etmeksizin zaman zaman fakirlere birseyler verse, o seyler zekat yerine geçmez.

Zekat verirken, niyet Allah rizasini kazanmak olmalidir

Zekatta bir mali, bir parayi fakire veya bir hizmet kurulusuna verirken, gaye sirf Allah rizasini kazanmak olmalidir. Baska bir karsilik beklenmez.Böyle olunca da bir zengin zekatini verirken kesinlikle zekat verdiği kimseyi minnet altina almayi düsünemez. Bilakis kendisini zekat borcundan kurtardigi için zekat verdiği kimseye Teşekkür etmelidir.Kasa basindaki memurun mal sahibinin emriyle verdiği kisilere karsi hiçbir minnet taslamaya hakki olur mu?Çünkü mali veren de ,zekatin verilmesini emreden de allahü Teala ‘dir.Zekat bu suurla verildiginde fakir kendisini minnet altinda hissetmez, bir eziklik duymaz.Çünkü bilir ki, o mal veya para zaten kendisinin degildir.Zenginin üzerinde emanet olarak durmaktadir.Dolayisiyla borcunu ödeyen biri borçlu oldugu kimseyi minnet altina alamayacagi gibi, borcunu alan kimse de bie eziklik içinde olmaz.Nitekim zekatin zengin üzerinde fakirin bir borcu oldugu gerçegini Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde söyle ifade ederler: “Malin zekatini ödedigin vakit, üzerindeki borcu ife etmis olursun” ( Ibni Mace, Zekat:3)

Para ve altinin zekati nasil hesaplanir?

Paranin zekati:

Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) zamaninda günümüzde oldugu gibi para yoktu.Dinar isimli altin para ile, dirhem isimli gümüs para vardi.Zekat da bu sebeple altin ve gümüs para üzerinden hesaplaniyordu.Bunun için, günümüzde paralarda nisap miktari, altin esas alinarak tespit edilir. Bu da 85 gram altindir.Bir miktar parasi, bir miktar da altini olan kimse, sayet her ikisinin toplami 85 gram altina esit gelirse, zekat vermekle mükellefdir.

Safilere göre böyle bir ilave yapilamaz.Bir kimse zekatla mükellef olabilmesi için nisap miktari altina veya paraya sahip olmasi gerekir.Safiilerde nisap miktari 72 gram altindir. Paranin zekati 1/40 ( % 2.5 )’dir.

Altinin Zekati

Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde, “Altin üzerinden yirmi miskalden azinda zekat yoktur, gümüs üzerinden iki yüz dirhemden azinda zekat yoktur” buyurarak, altin ve gümüsün nisap miktarini belirlemistir.Bu da günümüz ölçülerine göre altinda 85 gram, gümüste 595 gram eder.*

85 gram altinin zekati 2 gram altindir. Bu ise 1/40 demektir.85 gramdan sonrasi, yaklasik 20 gram olmadikça zekata tabi degildir.85+20 olursa, o yirmi gram da ayrica zekata tabidir.Ancak 20 gramdan az olan altin zekata tabi olan baska bir seyle mesela para ile birlikte hesaplandiginda nisap miktarina ulasiyorsa yine zekati verilir.85 grama ilaveten mevcut olan 20 gram altinin zekata tabi olmamasi, Imam-i Azam ‘a göredir.Talebesi olan Imam Ebu Yusuf ve Imam Muhammed’e göre bu fazlaligin da kirkta biri zekat olarak verilir.

Imam Safii ve diger mezhep imamlari da fazlalik için 1/40 zekat verilecegi görüsündedirler. Gümüste de ölçü 1/40’dir.Buna göre 595 gram gümüsün zekati, 15 gram gümüsdür.

Altindan veya gümüsten yapilmis sanat eserleri eger nisap miktarina ulasirsa zekati verilir. Böyle bir antika eserin zekati eger kendisinden verilecekse tartilir, kirkta biri zekat olarak verilir.Fakat baska birseyden verilirse, degeri nazara alinir.Kendi cinsinden ödendigi takdirde de Imam-i Azam ve Ebu Yusuf’a göre degeri esas alinir.

Hanefi mezhebine göre altin, gümüs ve ticari mallarinin nisap miktarinda bunlarin bir cinsten bulunmasi sarti aranmaz.Mesela bir kimsenin bir miktar altini, biraz gümüsü, biraz da ticaret esyasi bulunsa, bunlarin toplami nisap miktarina ulassa, böyle birinin zekat vermesi farzdir. Safii’ye göre altin ile gümüs farkli cinsten olduklari için, nisapta beraber hesaplanmazlar.

* Altin için 72, 91, 96 ve 100 grami; gümüs için de 642 ve 700 grami esas alanlar da vardir. Bu farkliligin nereden kaynaklandigini daha önce anlattik.Oraya bakilabilir.

Karisik altinin zekati (Magsus)

Magsusun ( halis olmayan, yani yabanci madenler karismis olan altin veya gümüs ) zekati hakkinda mezheplerin çesitli görüsleri vardir.Mesela Hanefi alimlerine göre, altin veya gümüsün halis olmasi sart degildir.Içindeki altin veya gümüs agirligi yabanci madenlerden fazla veya ona esit ise, tamamini altin veya gümüs olarak düsünüp zekatini vermek gerekir.

Safiilere göre, “magsus” olan altinin içerisndeki halis altin kismi nisap miktarina ulasmadikça zekatini vermek gerekmez.

Zinet esyasina zekat düser mi?

Kadinin kullandigi zinet esyasi ya altindan, ya gümüsten veya inci,elmas,yakut ve zümrüt gibi kiymetli taslardan yapilan kadinlarin zinet esyasina zekat düsmedigi hususunda bütün alimler ittifak halindedir.Ancak zinet esyalarina zekat düsüp düsmeyecegi hususunda mezhepler arasinda farkli görüsler vardir.

Mesela Hanefi mezhebine göre, altindan veya gümüsten yapilmis olan, nisan yüzügü, küpe,bilezik gibi zinet esyalari nisap miktarina ulastiginda, üzerinden bir sene geçtigi zaman zekat vermek gerekir.Bu zinet esyalarinin zekati kendi cinsinden degil de baska bir seyle, mesela para ile ödenecekse, kiymetleri esas alinir.Bunda ittifak vardir.Kendi cinsleriyle, yani altin veya gümüsle ödenecegi takdirde ise Imam-i Azam ve Imam Ebu Yusuf ‘a göre grami, Imam Züfer’e göre kiymetleri ,Imam Muhammed’e göre ise daha faydali olan hangisi ise o esas alinir.Mesela 85 gram agirliginda olan bir altin bilezik, üzerindeki sanat eseri sebebiyle fiyat itibariyla 110 gram altin degerinde olsa, eger altindan baska birseyden verilecekse,85 gramin degil, maddi degeri olan 110 gramin zekati verilir.Fakat altin olarak verilecekse, Imam-i Azam ve Imam Ebu Yusuf’a göre 85 gramin zekati verilir.Altin ve gümüsten olan zinet esyasinin zekatini vermek Hanefi mezhebine göre gerektigi halde, cumhur dedigimiz müçtehidlerin çogu, zinet esyasina zekat düsmeyecegi kanaatindedir.Mesela Safii, Maliki,Hanbeli mezhebine göre ve birçok Sahabi ve Tabiine göre zinet esyasina zekat düsmez.

Safii mezhebine göre, kadinin sahip oldugu altin ve gümüsten olan zinet esyasinin üzerinden bir sene geçmis olsa bile, zekata tabi olmaz.Bu mezhebe göre, kadinin zinet esyasi insanin normal olarak kullandigi elbise gibidir, sahsi ihtiyacidir.

Maliki ve Hanbeliler’e göre kadinin kullanma hakkina sahip olduklari zinetlerin zekata tabi olmadigi görüsündedirler.Fakat Malikiler’e göre bir anne ,kizi için veya bir erkek evlenmeden önce ileride lazim olacak düsüncesiyle aldığı zinet esyasi üzerinden bir sene geçtigi takdirde zekatini vermesi gerekir.Yine bu mezhebe göre kullanilmayacak derecede kirilan zineti tamir ettirme düsüncesi olmazsa,zekatini vermek gerekir.

Erkeklerin ise altindan zinet esyasi kullanmalari caiz degildir.Kullanilirsa , zekata tabi mallariyla birlikte nisaba ulasirsa, zekat vermeleri farz olur. ( Mezahibü’i-Erbaa, 2:602 ; Muvatta, Zekat:5 )

Ancak ” Kadinin zinetine zekat düsmez” diyen alimler, kadinin zinet esyasinin örfe ve içtimaimevkisine göre normal olmasini ve zekattan servet kaçirma gibi bir niyet tasinmamasini sart kosmuslardir. Israfa ve gösterise kaçan veya zekatinin verilecegi kanaatindedirler. ( Hukuk-u Islamiyye Kamusu, 4:112 )

Bazi müçtehidler de “Bunlarin zekati ihtiyaci olanlara emaneten vermektir.Veya süs esyalarina sadece bir defaya mahsus olmak üzere zekat düser” hükmünü benimsemislerdir. Zinet esyasina zekatin verilecegini savunan alimlerin de, verilmeyecegini savunan alimlerin de delilleri vardir.Mesela,zinet esyasinin zekata tabi oldugunu savunan Hanefiler ve Mücahid Zühri gibi alimler,su hadisi görüslerine delil olarak zikrederler:

Bir kadin ile kizi beraber Resulullah (s.a.v)’a gelmisti.Kizin kolunda iki tane kalin bilezik vardi. Resulullah(s.a.v) kadina, “Bunun zekatini veriyor musun?” dedi. Onon “Hayir” cevabi üzerine de söyle buyurdu:

“Kiyamet gününde Allah(c.c)’in onlarin yerine sana atesten iki bilezik taktirmasi hosuna gider mi?”

Bu tehdidi duyan kadin hemen onlarin çikartti ve “Ikisi de aziz ve celil olan allah ve Resulüne aittir” diyerek Resulullah (s.a.v)’a uzatti. ( Ebu Davud, Zekat:9 )

Yine bu alimler, Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) Hz. Aise(r.anha) ‘nin parmaklarindaki büyük yüzüklerin zekatini vermedigini söylemesi üzerine, “Onlarin zekatini vermemen atese girmen için sana yeter” ( Ebu Davud, Zekat:9) seklindeki tehdidini de delil olarak zikrederler.

Zinet esyasina zekat düsmeyecegini söyleyenler de, “Zinet esyasi zekata tabi degildir” ( Darekutni, Sünen,2 :107 ) hadisini ve Hz.Aise (r.anha)’nin kardesinin yetim kizlarina baktigini, onlarin zinet esyasi oldugu halde zekatlarini vermedigini görüslerine delil olarak zikrederler.(Muvatta, Zekat:5) Ayrica Hz.Cabir bin Abdullah (r.a) zinetin zekati hususundaki bir suali verilmeyecegi seklinde cevaplandirdigini söylerler.

Bu hususta Hanefi mezhebinin esas alinmasi, fakirleri koruma açisindan daha uygundur.

Sahsi fikrime göre ise; her iste oldugu gibi mümin olayin vera tarafina sarilmali ve imaninin derecesini süpheli taraftan sakinarak göstermelidir.Allahu alem…

Ticaret esyasinin zekati nasil hesaplanir?

Her çesit ticaret mali nisaba, yani 85 gram altinin degerine ulastiginda zekata tabidir.Semure bin Cündüb (r.a) bununla ilgili olarak söyle bir hadis rivayet eder:

“Resulullah (s.a.v) satis için hazirladigimiz seylerden zekat vermemizi emrederdi” ( Ebu Davud, Zekat: 3)

Senenin basinda nisap miktarinda olan ticaret mallarinda, sene sonundaki piyasa fiyatlari esas alinir.Yalniz KDV hariç tutulur. Çünkü bu para tüccarin degil, maliyenindir.

Hanefilere göre sene içerisinde nisap miktarindan artis veya eksilis zekata tesir etmez. Fakat sene sonunda ticaret mali nisap miktarindan asagiya düserse, zekata tabi olmaz. Safiilere ve Malikilere göre, nisap miktarina sadece sene sonunda itibar edilir. Buna göre sene basinda nisap miktarinda olmayan bir mal sene sonunda nisaba ulasirsa, zekatini vermek gerekir.

Cinsleri ayri ayri da olsa, ticaret esyalari birlikte hesaplanir.

Bir malin ticaret esyasi sayilabilmesi için kar etme niyeti ile fiilen satisa arzetme unsurlarinin bulunmasi gerekir. Baslangiçta ticaret için satin alinmayan bir mal, sonradan ileride satilmak üzere saklanacak olsa, üzerinden bir sene geçmis olmakla zekat düsmez.Fakat otomobil alim satimi yapan biri satmak için aldığı otomobillerden birini bir müddet kullanacak, isi bittikten sonra satacak olsa, o otomobil yine ticaret esyasidir. Zekat verilirken o da hesaplanir.

Hanefilere göre ticaret malinin zekati kendi cinsinden ödenebilecegi gibi, kiymeti para olarak da ödenebilir. Mesela bir konfeksiyoncu isterse, zekatini elbise olarak, isterse para olarak verebilir.Safii mezhebine göre ise bir malin zekatinin kendi cinsinden ödenmesi gerekir.

Hisse senedinin zekati nasil hesaplanir?

Diger ticaret mallari gibi, hisse senedi zekata tabiidir. Buna göre hisse senedinin degeri tek basina veya zekata tabi baska bir mala eklendiginde, asli ihtiyaçtan fazla olarak nisap miktarina ulasiyorsa, üzerinden bir yil geçtikten sonra zekatinin verilmesi farz olur. Mesela asli ihtiyaçtan fazla olarak Hanefilere göre 85; Safiilere göre 72 gram altina veya bu degerde paraya veya ticari esyaya sahip olan kimse dinen zengin sayilir.

Hisse senedinin nasil hesaplanacagi hususunda alimler arasinda farkli görüsler vardir. Bazi alimler ortaklarina hisse veren sirketleri zekat mükellefiyeti bakimindan ticari ve sinai olmak üzere ikiye ayirirlar. Bazi alimler ise böyle bir ayrima gerek görmezler. Biz önce sirketleri zekat mükellefiyeti bakimindan ikiye ayiran görüs üzerinde duralim.

Ticari sirket, sermayenin pek az kismi sabit tesislere yatirilmis, sermayenin çogu hareketli olan, ihracat, ithalat veya iç pazarda devamli mal ile nakit arasinda yer degistiren sirketlerdir.

Sinai sirket ise, sermayenin çogunu fabrika,makine, otel, gemi ve nakil vasitalari gibi sabit olan, üretime ve kazanca vesile teskil eden seylere yatiran sirkettir.

Her iki sirketin zekatini da iki sekilde ödemek mümkündür.Ya sirket ortaklarina kar (kazanç) dagitmadan önce zekati öder, kazancin kalanini dagitir. Veya zekat isine hiç karismaz, ortaklarina kazançdan hisselerini dagitir,her ortak zekatini kendisi öder.

Ticari sirketin zekati söyle hesaplanir: Eger zekati sirket ödeyecekse sabit malzeme, vasita ve büro gibi seyler için yatirilmis sermaye çikarilir.Hareketli sermayeye kazanç ilave edilir, toplamin kirkta biri ( %2.5) zekat olarak verilir.

Zekati sirket degil de sahis ödeyecekse, hisse senedinin ister piyasa degerine, isterse üzerindeki degere kazanci da ilave ederek kirkta birini (%2.5) zekat olarak verir. Tercihte serbesttir. Hisse senedinin piyasa degerini esas almasi fakirler açisindan faydali oldugundan daha uygun olur. Sirket ortaklarina kazanç dagitmamis da sermaye arttirimina gitmisse, önceki hisse senedi sonraki verilen senet de ilave edilerek, toplam deger üzerinden kirkta bir olarak verilir.

Ticari sirketlerin zekatlarinin hesaplanmasi hususunda bütün alimler ittifak etmis olmakla birlikte, sinai sirketlerin zekatlarinin hesaplanmasi hususunda farli görüsler vardir. Bazilarina göre yalnizca kazancin kirkta biri verilir, bazilarina göre ise, sabit sermaye ile kazanç toplaminin kirkta biri ( % 2.5 ) zekat olarak verilir. Muasir alimler ise bu görüslerin ikisine de katilmiyor veüçüncü bir görüs ileri sürüyorlar.

Diyorlar ki: Eger kazancin kirkta biri zekata tabii tutulursa, çok büyük rakamlara varan servetler zekat disi birakilmis oluyor. Bu durumda hem ticari sirketlere haksizlik edilmis, hem de fakirin aleyhine bir uygulama ortaya çikmis oluyor. Söyle ki:

Yüz milyonla ticaret yapan bir ticari sirket düsünelim. Bu sirket 20 milyon lira da kar(kazanç)

elde etmis olsun. Böyle bir ticari sirketin 120 milyonun % 2.5 ‘u üzerinden 3 milyon lira zekat ödemesi gerekir. Yüz milyonluk bir makine ile yilda 20 milyon kazanan bir sinai sirketin ödeyecegi zekat miktari ise sadece kazanci olan 20 milyonun % 2.5 ‘u yani 500.000 liradir.Ayni sermaye ile çalisan ve ayni miktarda kazanç kazanan iki sirketin ödedigi zekat miktarinda bu derece fark olmasi, uygun düsmemektedir.

Iste bu adaletsizligi göz önüne alan muasir Islam alimleri, sinai sirket ve kuruluslari eski uygulama içinde mülk veya kiralanmis araziden elde edilen mahsül ile, kiraya verilen zinetten elde edilen gelire benzetmislerdir.Buna göre sinai sirketlerin zekatlarinin hesaplanmasinda üçüncü bir yol ileri sürmüslerdir. Zekat sadece kazançtan verilecekse kazancin onda biri zekat olarak verilir. Mesela on milyon lira sermayesi olan biri iki milyon kazanç elde etse, sermayeyi hiç hesaba katmaz, iki milyon liranin onda birini zekat olarak verir. bu ise 200.000 lira eder.

Gayr-i sarfi kazançtan ödendiginde ise, zekat yirmide bir olarak ödenir.

Sirketleri ticari ve sinai olarak ayiranlarin yani sira bir de böyle bir ayirim yapmayan görüs vardir. Bunlara göre sirketin çesidine bakmaksizin piyasa degeri ile yillik kazanç toplaminin kirkta biri ( %2.5) zekat olarak verilir.

Netice olarak söylemek gerekirse, elinde ticari sirkete ait hisse senedi olanlar ister fakirin menfaati için senetlerinin piyasa degerine – ki en uygun ve faziletli olan budur- ister üzerindeki degere kazancini ekleyerek toplamin kirkta birini ( %2.5) zekat olarak verebilirler.

Sinai sirkete ait hisse senedi bulunanlar ise, isterlerse yillik kazancin onda birini zekat olarak verirler; isterlerse iki sirket arasinda ayirim yapmayan alimlerin görüslerini esasa alarak ticari sirket gibi hesap edip zekat verirler.

Maden ve definelerin zekati nasil hesaplanir?

Alimlerin çogunluguna göre, sahibi bilinmeyen definelerin 1/5’i devlete, geri kalani da bulan kimseye aittir.

Madenlere gelince, bu konuda alimler arasinda farkli görüsler vardir. Bu görüsleri nakletmeden önce konunun iyi anlasilmasi için, öncelikle maden çesitleri üzerinde duralim.

Madenler üç kisimdir:

    Kati olup ateste eritilebilen, dökümü yapilabilen madenler: altin, gümüs, demir, bakir, kalay, nikel gibi.
    Eritilmeye elverisli olmayan kati madenler: Kömür, kireç, yakut, alçi tasi ve elmas gibi.
    Sivi halde bulunan madenler: Petrol, sudan elde edilen tuz, zift gibi.

Hanefi mezhebine göre, bu üç grup madenden sadece birinci gruptakiler, yani isi ile eritilip sekillendirilebilen madenler zekata tabidir. bu mezhebe göre, madenler ganimet hükmünde oldugundan 1/5 nisbetinde zekat vermek gerekir. Eritilmeyen ve sivi olan madenlere ise, zekat vermek gerekmez.

Safiiler ise, “Ey iman edenler! Kazandiklarinizin iyilerinden ve rizik olarak yerden size çikardiklarimizdan hayra harcayin. ” ( Bakara Suresi 267.Ayet ) mealindeki ayeti bütün madenlere tesmil etmezler. Bunlara göre, sadece altin ve gümüs zekata tabidir, diger madenlere zekat düsmez.

Ahmed bin Hanbel ise bütün madenlerin ayetin sümulü içine girdigin, dolayisiyla zekata tabi oldugunu ifade eder.Ahmed bin Hanbel’ e göre madenlerden 1/40 nisbetinde zekat alinir.

Imam Malik de, eger emek ve masraf çok ise 1/40, maden emek ve masrafa galip ise 1/5’inin zekat olarak verilecegi kanaatindedir.

Bu görüslerden bize en uygunu, günümüzde uygulamaya daha müsait oldugu için Hanbeli mezhebinin bütün madenlerin zekata tabi olacagi görüsüdür. Bunu tercih etmemizin birinci nedeni, yukarida mealini verdigimiz ayet-i kerimenin umumi olmasidir. Ikincisi; petrol, kömür gibi madenlerin zamanimizda büyük bir servet kaynagi olmasidir.

“Defineye beste bir nisberinde zekat vardir” hadis-i serifi, define ve madenlere zekat verilmesi gerektiginin delilidir. ( Buhari, Zekat:66; Müslim, Hudud:45 ; Tirmizi, Zekat:16 ; Ahkam:37 )

Madenlere zekat verilmesi için Hanefi mezhebine göre nisap miktari sart degildir.Azi da , çogu da zekata tabidir. Malikilere, Safiilere ve Hanbelilere göre ise, madenlerde de nisaba itibar edilir. Madenlerde nisap da altin ve gümüsün nisabi kadardir. Madenlerde nisap miktarinin bir defada elde edilmesi sart degildir.Çikarilan madenin bir senelik miktari bir birine eklendiginde, nisap miktarina ulasmasi kafidir.

Madenlerin zekati ile ilgili diger bir husus da, zekatinin verilmesi için üzerinden bir yil geçmesi gibi bir sartin aranmadigidir.

Bal ve diger hayvan ürünlerine zekat düser mi?

Bal, Yüce Rabbimizin biz kullarina ikram ettigi gidali, lezzetli ve sifali bir nimettir.Cenab-i Allah ari manasina gelen “Nahl” Suresi’nde balin bu özelligine isaretle söyle buyurur:

“Rabbin bal arisina: Daglardan, agaçlardan ve insanlarin yaptiklari çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylastirdigi yaylim yollarina gir, diye ilham etti. Onlarin karinlarindan renkleri çesitli bir serbet (bal) çikar ki, onda insanlar için sifa vardir. Elbette bunda düsünen bir kavim için büyük bir ibret vardir.” ( Nahl suresi, 68. ve 69.Ayetler )

Ebu Hanife’ye göre, bal eger ösri arazideki aridan elde ediliyorsa miktari ne olursa olsun 1/10 nisbetinde zekat düser. Ahmed bin Hanbel’e göre ise, arazinin ösri arazi olup olmamasi hükmü degistirmez. Her halukardabala zekat düser. Bala zekat düsecegini söyleyen alimler görüslerine delil olarak birçok hadis naklederler. Ebu Seyyare el-Met’i ‘den rivayet edilen bir hadis su mealdedir:

” ‘Ey Allah’in Resulü,benim arilarim var’ dedim. ‘Onda birini zekat ver!’ buyurdu ” ( Neylü’l-Evtar, 4:146 )

Kaynaklarimizda Hz.Ömer (r.a) ‘in da baldan zekat aldığı rivayet edilir. ( Ebu Davud, Zekat :13)

Bal hem ölçülebilmekte, hemde saklanabilmektedir. Bu sebeple hurma ve hububat gibi bala da zekat düser. Çünkü bir malin ölçülebilir ve saklanabilir olmasi, zekatin prensiplerindendir. Dolayisiyla bala zekat düsecegi kiyasla da sabittir.

Safii ve Maliki mezhebinde ise, umumiyetle bala zekat düsmedigi fikrindedirler. Bu mezheplerind, bal sivi oldugu için süt hükmündedir ve süte de icma ile zekat düsmedigini görüsündedirler.

Fakat gerek bu konudaki hadisleri, gerek hububatla kiyas, gerekse zekatin umumi prensipleri bala zekat düsecegi görüsünü hakli çikarmaktadir.

Ayrica yumurta ve ipek gibi hayvanlardan elde edilen mahsuller de bala kiyas edilerek masraflari çikarildiktan sonra 1/10’u zekat olarak verilir.

Deniz mahsullerine zekat düser mi?

Imam-i Azam ve talebesi Imam Muhammed ‘in de içinde bulundugu bazi alimler, denizden elde edilen balik, sünger ve inci gibi seylerin zekata tabii olmadigi görüsündedirler. Içlerinde Imam-i Azam’in talebesi Ebu Yusuf’un da bulundugu bazi alimler ise, bu servetin zekattan muaf tutulamayacagi kanaatindedirler. Bu görüs tercih edilmeye daha uygundur.
Tarim ürünlerinin zekati (ösür)

Tarim ürünlerinin de bir mal oldugu ve bu bakimdan zekata tabii bulundugu Kitap,Sünnet ve Icma ile sabittir. Mesela su iki ayette mahsüllerden zekat verilecegine dikkat çekilmektedir:

“Ey iman edenler! Kazandiklarinizin iyilerinden ve rizik olarak yerden size çikardiklarimizdan hayra harcayin. ” ( Bakara Suresi 267.Ayet )

“Çardakli ve çardaksiz (üzüm) bahçeleri, ürünleri çesit çesit hurmalari, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narlari yaratan O’dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devsirilip toplandigi gün de hakkini (zekât ve sadakasini) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” ( En’am Suresi, 141.Ayet )

Müfessirler bu ayetlerdezikredilen bagista bulunma (harcama) ve fakirin hakkinin zekat olduguna dikkat çekerler. ( El-Cessa, Ahkamü’l-Kur’an , 1:543 ; Yusuf el-Kardavi,Islam Hukukunda Zekat, 1:352 ; Tefsirü’t- Taberi, 5:555 ; 12:161 ).Es-Süddi gibi bazi müfessirler de bu ayetin hükmünün zekat ayetleriyle neshedildigini, yani hükmün kaldirildigin söylerler. Fakat buna katilmak mümkün degildir. Çünkü bu ayetlerin neshedildigini söylemeyi gerektirecek hiçbir delil yoktur.

Ösrün verilmesine hadisten de deliller vardir. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir hadislerinde bununla ilgili olarak söyle buyurmuslardir: “Yagmurun, kaynaklarin suladigi veya suyu dipten alan mahsulden onda bir; su çekilerek sulanan mahsulde de yirmide bir zekat vardir” ( Müslim, Zekat:7; Buhari, Zekat: 55; Ebu Davud, Zekat:12)

Kitap ve sünnetle sabit olan ösür, icma yani alimlerin ittifakiyla da sabittir.Islam alimleri,yerin mahsulünde sulanma durumuna göre bir veya yirmide bir zekat verilecegi hususunda ittifak etmislerdir.

Ösre tabi olan mallar


Hanefi mezhebine göre, ot,odun ve farisi kamisi disinda kalan bütün tarim ürünleri zekata tabidir. Imameyne göre, bir mahsulün zekata tabi olmasi için çürümeden en az bir yil kalabilecek vasifta olma sarti aranmakta ise de, mezhepte tercih edilen görüs birincisidir.

Safii ve Maliki mezhebine göre ise, ancak bir muhafaza edilebilen, depolanabilen ve tabii gida maddesi olan hububat ve meyvalar zekata tabiidir. Hububattan arpa, bugday,mercimek, nohut, misir, pirinç ve bakla gibi ürünler; meyvalardan sadece üzüm ve hurma. Bu mezheplere göre tabii gida sinifina girmeyen findik, fistik ve ceviz gibi gidalar zekata tabi degildir.Yine depolanamayacagi ve kurutulamayacagi için seftali, armut, elma gibi meyvalar da zekata tabi degildir.

Ahmed bin Hanbel’e göre ölçülebilen, bekletilebilen ve kurutulabilen mahsullerin zekati verilir.

Ösür için bir nisap var midir?

Hanefi mezhebine göre çikan ürün az olsun, çok olsun zekata tabiidir. Imam-i azam ‘in talebeleri olan Imam Ebu Yusuf ve Imam Muhammed ‘e ve müçtehidlerin çogunluguna göre ise, bir tondan az olan hububattan ve bir sene müddetle elde tutulmayan sebzeler için ösür alinmaz.

Ösür için mahsulün üzerinden bir sene geçmesi gerekir mi?

Ösrün verilebilmesi için mahsulün üzerinden bir sene gibi bir vaktin geçmesi gerekmez.Bir senede birkaç defa alinan mahsulün ösrü, her defa için ayri ayri ödenir.

Ösür miktari ne kadardir?

Ösür, arazinin sulama sekline göre degisir. Arazi sayet yagmur ve kaynak sekline göre sulaniyorsa, onda biri ; motorla veya emek sarfedilerek sulaniyorsa yirmide biri zekat olarak verilir.Bazilari ise buna muhalefet ederler.Geçmiste belki tarla için fazla masraf yapilmiyordu. Günümüzde ise, tarlanin sürülmesi, ekilmesi, gübrelenmesi, mahsulün nakli bir hayli masrafli olmaktadir.Böyle bir zamanda masraflar çikarilmadan zekat verilmesinin, zekat esasina uymayacagini söylerler.Bu konuyla ilgili, Sahabilerden Abdullah bin Abbas (r.a), “Kisi arazisi için yaptigi masraflari zekattan önce öder” derken,Abdullah bin Ömer (r.a) de ,”Meyve için yaptigi masraflari karsilar ve geri kalanin zekatini verir” der.Masraflarin çikaralacagini söyleyen baska alimler de vardir.( Yusuf el-Kardavi, Islam Hukukunda Zekat, 1:398)

Fakirin ösür vermesi gerekir mi?

Zekat, zenginden fakire uzanan bir yardım oldugundan, gerçekten fakir olan ve ürettigi mahsüle muhtaç bulunan birisinin ösür vermesi de gerekmez.

Ösür verilmemis mahsulden yemek

Henüz ösrü verilmemis hububat veya agaç üstündeki meyveden yemek Hanefi mezhebine göre de, Safii mezhebine göre de caiz degildir; yiyen günahkar olur. Çünkü zekati çikarilmadigindan içinde kul hakki bulunmaktadir. Ancak sonradan ödenmek üzere hesap ederek yemekte bir mahzur yoktur.

Bir mahsulden kaç defa ösür alinir?

Ekin ve meyvelerde ösür senede bir defaya mahsus olmak üzere farzdir. Ösrü verilen meyve ve ekinlerin üzerinden birkaç yil geçse tekrar ösür vermek gerekmez. Böyle bir mahsul satilsa, karsiliginda alinan para nisap miktarina ulassa da, zekati verilmez.Ancak bu paranin üzerinden bir yil geçtikten sonra zekati verilir. Zeytinden ösür alinmissa,o zeytinden elde edilen zeytin yagindan ösür alinmaz.

Vakif arazisinden ösür verilir mi?

Ösürde mal sahibine degil, araziye itibar edilir. buna göre arazi vakfa ait bulunsa da, ösrünün verilmesi gerekir. Safiilere göre camilere vakfedilmis olan ürünlerden zekat yoktur.
Zekat malin iyisinden verilmeli

Yüce Allah, Bakara Suresi 267. Ayet-i Kerimesi’nde “Ey iman edenler! Kazandiklarinizin iyilerinden ve rizik olarak yerden size çikardiklarimizdan hayra harcayin. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacaginiz kötü mali, hayir diye vermeye kalkismayin. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyiktir.” buyurarak müminlere zekatlarini çürük, bozuk veya hastalikli mallardan vermemeleri noktasinda ikaz etmistir.

Zekat memurlarina israrla Müslümanlarin mallarinin iyisini almamalarini emreden Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) (Ebu Davud, Zekat:5 ; Nesei, Zekat:12 ) de mükelleflere mallarinin orta hallisinden zekat vermelerini istemis ve bununla ilgili olarak söyle buyurmustur:

“Üç sey vardir ki, onlari yapan kimse imanin lezzetini almis olur. Bunlar, kisinini bir olan Allah’a kulluk edip, O’ndan baska ilah olmadigina inanmasi, gönül hosnutluguyla malinin zekatini seve seve vermesi, ne yasli, ne uyuzlu, ne hasta ve ne de adi olan hayvani zekat olarak vermemesidir. Zekatinizi mallarinizin orta hallisinden verin.Çünkü Allah sizden malinizin iyisini istememis, fakat adisini de vermenizi emretmemistir. ( Ebu Davud,Zekat: 5)

Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) bir defasinda da Übey bin Ka’b (r.a)’i zekat almasi için birisine göndermisti. Übey bin Ka’b (r.a) o zata gitti, hayvanlarini toplamasini istedi.O kimse develerini toplayinca zekat olarak iki yasina basmis bir deve vermesi gerektigini söyledi. O kimse, “Onun ne sütü var ne de tasimaya elverisli. Ama su deve hem genç , hem de besili disi bir devedir.Bunu al.” dedi. Übey bin Ka’b (r.a) ,” Emrolunmadigim seyi almam. Resulullah yakinimizda.Bana takdim ettigin seyi ona takdim etmeyi arzu ediyorsan bunu yap. O kabul ederse ben de ederim. Kabul etmezse ben de etmem.”

O sahabi vermek istedigi deveyi de yanina aldi, beraberce Resulullah ‘a gittiler. Sahabi durumu O’na anlatti. Peygamberimiz söyle buyurdu:

“Vermen gereken deve, memurun istedigidir. Ama ondan daha iyisini vermek istiyorsan, Allah bunun sevabini sana verir.Biz de onu senden kabul ederiz.” O kimse, “Iste o budur ya Resulullah.Onu sana getirdim. Buyur al” dedi. Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) onun alinmasini emretti ve o Sahabiye malinin bereketlenmesi için dua etti. (Ebu Davud, Zekat:5 ; Müsned, 5:12)

Hayvanlarin iyisini zekat olarak vermek faziletli oldugu gibi, meyvenin de iyisini zekat vermek gerekir. Bir hadislerinde adi ve küçük hurmanin zekat olarak alinmasini yasaklayan Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) , adi hurmayi zekat olarak veren birisi için de, “Bu kimse isteseydi, bundan daha iyisini zekat olarak verebilirdi. Bu zekatin sahibi kiyamet günü adi kuru hurma yiyecektir” ( Ebu Davud, Zekat:18 ; Ibni Mace, Zekat:19 ) buyurmustur

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Namazda Denge Ve Düzen Yani Tadil-i Erkan Ne Demektir?
Yazar: RasitTunca - 07-08-2018, 11:57 AM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok



Namazda Denge Ve Düzen Yani Tadil-i Erkan Ne Demektir? Tadil-i Erkana Riayet Etmek Nasıl Olur?

SORU: Namazda tadil-i erkan ne demektir? Tadil-i erkana riayet etmek nasıl olur?

CEVAP: Tadil-i erkan, Namaz kılarken acele etmeden, hareketleri yavaş ve sakince yapmaktır. Yani namazda rükû, rükûdan sonra ayakta durma, secde ve iki secde arasındaki oturmanın hakkını vererek, tam bir sukûnet içinde ve yerli yerinde tam olarak yapmak demektir.

Örneğin rükuya eğilir eğilmez hemen kalkılmaz. Rükudan kalkınca biraz beklemek belini dik tutmak gerekir. Secdeden kalkınca da öyle. Bunlara tadil-i erkan denir.

Tadil-i erkan’a riayet’in ölçüsü rüknler arasında Sübhânallah diyecek kadar durmaktan ibarettir. Buna göre, meselâ rükûdan doğrulduktan sonra dimdik ayakta durup, en az sübhânallah diyecek kadar beklemek ve daha sonra secdeye gitmek, secdeler arasında da en az sübhânallah diyecek kadar oturmak gerekmektedir.

Namazda, özellikle rükûdan sonra ayakta durma ve secdeden sonra oturma konusunda dikkatli olmak gerekmektedir. Çünkü bunlar hafif olarak hemen geçiştiriverilen yerlerdir. Buralarda hiçbir şey okunmasa dahi, bir tesbîha miktarı susarak durulmalıdır. Bu kadar durulmaz ise, namazı bozulmamakla beraber kişi günahkâr olur (Tahtâvî, a.g.e., s. 201).

Allah Teâlâ Kur’an’da, Hz. Peygamber (s.a.s) de hadislerinde namazların gerektiği gibi kılınmasını özellikle belirtmiştir.

Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu:
“Namaza kalktığın zaman önce güzelce abdestini al. Sonra Kıble’ye dön, tekbir al ve sonra Kur’an’dan bildiklerinden kolayına geleni oku. Sonra tatmin (âzâların sâkin) oluncaya kadar rükû yap. Sonra rükûdan kalk ve (âzâların sâkin oluncaya kadar) dimdik ayakta dur. Sonra tatmin oluncaya kadar secde yap, sonra secdeden kalk ve tatmin oluncaya kadar (iki secde arasında) otur. Sonra namazlarının hepsini bu şekilde kıl. (Buhârî-Müslim-Ebû Dâvûd-Tirmizî-Nesâî-İbni Mâce)

---------------
Namazda rükû,rükûdan sonra ayakta durma, secde ve iki secde arasındaki oturmanın hakkını vererek, tam bir sukûnet içinde ve yerli yerinde mutmain olarak yapmaya Tadili Erkan denir.

Ta’dil, düzeltmek, kuvvetlendirmek demektir. Erkân ise “rükn” ün çoğuludur. Kelime anlamlarıyla ta’dil-i erkân, rükünlerin yerli yerinde yapılmasını ifade etmektedir.

Allah Teâlâ Kur’an’da, Hz. Peygamber’de hadislerinde namazların gerektiği gibi kılınmasını özellikle belirtmiştir. Kur’an, namaz kılmayı ifade için “namaz kılmak” anlamına gelen “salla” fiili yerine “ekame” fiilini tercih etmiştir ki, bu kelime “hakkını vererek yapmak” anlamına gelmektedir. Hz. Peygamber de pek çok hadisinde bu konuyu işlemiştir.

Ebû Hureyre’in rivâyetine göre bir gün Hz. Peygamber mescide girdi. O arada bir adam daha mescide girdi ve namaz kıldı. Sonra Hz. Peygambere gelerek selâm verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Dön ve namazını kıl; çünkü sen namaz kılmadın” buyurdu. Bir başka hadisinde Hz. Peygamber: Rükû ve secdeleri tamamlayın” buyrulmuştur. Diğer bir rivâyette de “Rükû ve secdelerinizi güzel yapın” buyurulmuştur.

Teberanî’nin el-Kebr’indeki bir hadise göre Hz. Peygamber namaz kılarken rükûyu tam yapmayın, secdeye de yatıp kalkan bir adamı görünce: “Şu adam bu hal,i üzere ölse Muhammed milleti dışında ölmüş olurdu” buyurdu. Huzeyfe rükû ve secdelerini tam yapmayan bir adamı gördü ve adam namazı bitirince, namazının olmadığını, eğer ölmül olsa, sünnet üzere ölmeyeceğini; bir başka rivâyette de, Hz. Muhammed’in yaratıldığı fıtratın dışında bir fıtrat üzere ölmüş olcağını hatırlattı. Ayrıca Hz. Peygamber ahrette kişinin ilk sorguya çekileceği ibadetin namaz olduğunu haber vermektedir. Eğer namazı düzgün ise felah bulmuş, kurtulmuştur. Eğer namaz konusunda başarısız olmuş ise, hüsrana uğramıştır.

Delâleti zannî olsa da, bu hadislerin bütünü ele alındığında, neredeyse delâleti kat’î gibi görünmektedir. Bu nasslardan yola çıkan İmam Mâlik, İmam Şâfiî, Ahöed b. Hanbel, İmam Ebû Yûsuf gibi fukahanın çoğunluğu ta’dil-i erkanın farz olduğu görüşündedirler. İmam Ebû Yusuf gibi fukahanın çoğunluğu tadili erkanın farz olduğu görüşündedir.İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre ise, tadili erkan vaciptir.Muhakkik fukaha da bu görüşü tercih etmiştir.Bir gruba göre de tadili erkan vacibe yakın sünnet-i müekkededir.

Ancak İbnül Hümam’ın naklettiğine göre, İmam Muhammed ve Ebu Hanife’nin bu konudaki görüşlerinin Ebu Yusuf’un görüşüne benzediğini bildiren bir rivayeti vardır.Nitekim İmam Muhammed’e rüku ve sücudda itidalin terki sorulduğunda “namazın caiz olmadığından korkarım” diye cevap vermiştir.Tercih edilen ve muteber olan görüş İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre tadili erkanın vacip olduğu olduğudur.

Tadili erkanın farz olduğunu söyleyen fukahaya göre bunun terki halinde namaz batıl olur ve tadili erkana riayet ederek yeniden kılmak gerekir.Vacip olduğunu söyleyenlere göre ise sehv secdesi gerekmektedir.

Tadili erkana riayetin ölçüsü rüknler arasında Sübhanallah diyecek kadar durmaktan ibarettir.Buna göre, mesela rükudan doğrulduktan sonra dimdik ayakta durup, en az sübhanallah diyecek kadar beklemek ve daha sonra secdeye gitmek, secdeler arasında da en az sübhanallah diyecek kadar oturmak gerekmektedir.

Hanefilerden bazıları rüku ve secdelerde i’tidale riayet etmeyenin namazını iade etmesi gerektiği görüşündedir.Diğer bazısı da tadili erkanın sehven terki halinde sehiv secdesi,kasten terki halinde ise namazın iadesi gerektiği görüşündedir.

Tadili erkana riayet etmeksizin kılınan namaz,sıfatındaki noksanlık sebebiyle kasır(eksik) edadır.Kasır eda ile ödenmiş yükümlülükteki eksiklik, misli varsa misliyle telafi edilir.Eğer yoksa noksan olanın hükmü sakıt olur ve noksanlıktan dolayı günah terettüp eder.Tadili erkanın misli olmadığından misli ile telafisi mümkün değildir.

Namazda, özellikle rükudan sonra ayakta durma ve secdeden sonra oturma konusunda dikkatli olmak gerekmektedir.Çünkü bunlar hafif olarak hemen geçiştiriverilen yerlerdir.Buralarda hiçbir şey okunmasa dahi, bir tesbiha miktarı susarak durulmalıdır.Bu kadar durulmaz ise, namazı bozulmamakla beraber kişi günahkar olur.

-------------
Tadili Erkan ne demek ve nasıl yapılır

Namazın rükunlarını birbirine eşit ve denk bir şekilde yapmaya ta'dîl, namazın içindeki farzlara rükun ve çoğuluna erkân denir.

Ta'dil-i erkân, namazın rükünlerini yerli yerinde ve sırasına uygun yapmaktır. Başka bir söyleyişle kıyamda iken dosdoğru, rükûda iken dümdüz, rükûdan kalkınca beli iyice doğrultup “sübhanallah” diyecek kadar durmak, iki secde arasında yine bir teşbih miktarı kadar oturmak, kısacası her rüknü gerektirdiği gibi yapmaktır.

Öyleyse Allah'ın huzurunda olduğumuzu düşünerek. Acele etmeden sükûnet içerisinde namazlarımızı kılmalıyız.

Allah Teâlâ: "Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler" (Mü"minûn 23/ 2) buyurur.

Ta'dîl-i erkân nasıl yapılır?

Namazın içinde beş yerde ta'dîl-i erkân vardır; 1-Rükûda 2-Kavmede 3-Birinci secdede 4-Celsede 5-İkinci secdede. Namazı ta'dîl-i erkân ile güzelce kılabilmek için,

Rükû ve secdelerde acele etmeyip âzâların tam sakinleşmesini beklemeli ve en az bir defa tesbih edecek kadar beklemelidir. Rükûdan doğrulup ayağa kalkmaya kavme ve iki secde arasında biraz oturmaya da celse denir. Kavmede acele etmeyip ayakta biraz dimdik durmalı ve celsede de biraz oturup iki secdeyi hemen peşi peşine yapmamalıdır.

Daha fazla yük taşıyacağı için, çok katlı binaların direkleri daha kalın demirlerle ve daha kaliteli betonlarla güçlendirildiği gibi, dinin direği olan ve dini taşıyacak olan namazın da ta'dîl-i erkân ile daha fazla güçlendirilmesi zorunludur. Aksi halde binalar çöktüğü gibi din de çöker ve altında kalan insanların hem mânevî hayatı hem de gelecekleri söner.

Ta'dil-i Erkan ile ilgili Hadisler

Resulullah (sav) buyurdular ki: 'Sizden biri, rükü ve secdelerde belini (tam olarak) doğrultmadıkça namazı yeterli olmaz.'
Ravi: Ebu Mes'ud el-Bedri


Tadili Erkan rükûnları düzgün yapmak anlamına gelir. Namazla ilgili bir terim olarak Tadil-i Erkan; rükûnların hakkını vermek, itminan halinde bulunmak, hareketten sonra durmak yahut kalkması eğilmesinden ayrılacak şekilde iki hareket arasında sükunet bulmaktır. Namazda Tadil-i Erkan; rükûda, rükûdan doğrulmada, secdede iki secde arasındaki oturuşta söz konusu olur. Mesela rükûdan kıyam doğrulurken vücut dimdik bir hale gelmeli ve sükunet bulmalı, en az bir kere "Sübhânallahi'l azîm" (Yüce olan Allah'ı her türlü eksiklikten tenzih ederim) diyecek kadar ayakta durup sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında bu şekilde bir tespih miktarı durmalıdır. Nitekim Hadîs-i Şerîfte; "Sizden biri, rükû ve secdelerde belini (tam olarak) doğrultmadıkça namazı yeterli olmaz" buyurudur (1) Diğer bir Hadîs-i Şerîfte de rükû ve secdelerin tadil-i erkana uygun olarak yapılması emredilmekte ve şöyle buyurulmaktadır: "Rükû ve secdeleri yerine getirin, Allah'a yemin olsun, siz secde ve rükû ettikçe ben arkamda olanları da görüyorum" (2). Tadil-i Erkan İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed'e göre vaciptir. Bu iki ayrı görüşten birincisine göre, tadil-i erkan yapılmaksızın kılınan bir namazı yeniden kılmak (iade etmek) gerekir. İkinci görüşe göre ise, Bu durumda yalnız sehiv secdesi etmek yeterlidir. Fakat böyle bir namazı yeniden kılmak daha uygundur. Böylece insanlar itilaftan kurtulmuş olur. Namazdan manevi feyiz ve zevk almak isteyenler, namazda tadil-i erkana riayet ederler, acele etmekten sakınırlar. Acele etmeyi saygıya ve edebe aykırı görürler. Ebu Hüreyre -radıyallahü anh- 'den rivayet edildiğine göre; Bir adam mescide gelip rükû ve secdelerinde tadil-i erkana riayet etmeden bir namaz kıldı. Nebi -sallallahü aleyhi ve sellem- de onu gözetliyordu. Adam namazını bitirip geldi, selam verdi ve Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem- : -Git tekrar kıl, çünkü sen namaz kılmadın,buyurdu. Adam gidip tekrar kıldı. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tadil-i erkana riayet edinceye kadar, onu üç defa geri çevirdi. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- , bu adama sonunda şöyle demiştir: -Namazı kalktığın zaman, güzelce abdest al, sonra kıbleye ve tekbir al, sonra Kur'an'dan bildiğin sonra kolayına gelen bir yeri oku, sonra rükû et ve organların yatışıncaya kadar rükûda kal, sonra başını kaldırarak iyice doğrul! sonra secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde halinde kal, sonra başını kaldır ve organların yatışıncaya kadar otur! sonra tekrar secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde hakinde kal, sonra bütün namazlarda aynen yap. (3) Tirmizi'nin rivayetinde şu ifade vardır: "Bunu yaptığın zaman, namazın tamam olur; eğer bunlardan noksan yaparsan, namazını da noksan yapmış olursun. " (4) Bir gün Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin yanında hırsızlıktan söz edildi, Efendimiz sordu; - Hırsızlığın hangi çeşidi daha çirkindir? Sahabeler: -Allah ve Resulü daha iyi bilir, diye cevap verdiler. Bunun üzerine İki Cihan Güneşi Efendimiz şöyle buyurdu: -Hırsızların en kötüsü namazdan çalandır. Yani rükûunu, secdesini, hûşu ve kıraatini tam yapmayarak çalandır. -Bu hırsızın eli kesilir mi? dediler. Efendimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- de: -Bilakis kesilir, buyurdular, orada hazır bulunanlar güldüler. (5) Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, namaz kılan fakat kıyam rükû ve celsesinin ahkamını yerine getirmeyen birini gördüğünde şöyle buyurmuştu: -Eğer bu hal üzere ölürsen, kıyamet gününde sana Ümmet-i Muhammed demezler. Rükû ve secdeleri düzgün yapılmayan namaza Allah değer vermez. Nitekim Fahr-i Kainat -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: -Altmış sene namaz kıldığı halde bir tanesi kabul olmaz. Çünkü güzel rükû etse de, secdesini güzel etmez. Secdesi düzgün olsa, Rükûu düzgün olmaz. Zeyd Bin Vehb anlatıyor: Huzeyfe -radıyallahu anh-namaz kılarken sücut ve rükûunu yerine getirmeyen bir kimseyi gördü ve onu çağırıp: -Ne vakitten beri bu şekilde namaz kılarsın? dedi. O kimse de: -Kırk senedir, dedi. Huzeyfe -radıyallahu anh- Buyurdu ki: -Öyleyse sen kırk senedir namaz kılmadın, eğer vefat edersen Muhammed Rasulullah sünneti üzere ölmezsin. (6) Müslüman tadil-i erkana riayet etmeli, namazını acele etmeden ağır ağır, Ruhuna sindirerek, huzur sükun ve hûşu içinde kılmaya çalışmalıdır. 1) Ebu Davud, Salat, 148 2) Buhari, Eyman, 3 3) Müslim, Salat, 45 4) Tirmizi, Mevakit, 110 5) Darimi, Salat, 78 6)Buhari, Ezan, 119

Tadil-i Erkan’a göre namaz nasıl kılınır?

Namazda rükû, rükûdan sonra ayakta durma, secde ve iki secde arasındaki oturmanın hakkını vererek, tam bir sukûnet içinde ve yerli yerinde mutmain olarak yapmak.

Ta’dîl, düzeltmek, kuvvetlendirmek demektir (İbn Manzûr, Lisânü’lArab, XI, 432). Erkân ise “rükn”ün çoğuludur. Kelime anlamlarıyla ta’dîl-i erkân, rükünlerin yerli yerinde yapılmasını ifade etmektedir. loading...

Allah Teâlâ Kur’an’da, Hz. Peygamber (s.a.s) de hadislerinde namazların gerektiği gibi kılınmasını özellikle belirtmiştir. Kur’an, namaz kılmayı ifade için “namaz kılmak” anlamına gelen “sallâ” fiili yerine “ekame” fiilini tercih etmiştir ki, bu kelime “hakkını vererek yapmak” anlamına gelmektedir. Hz. Paygamber de pek çok hadisinde bu konuyu işlemiştir.

Ebû Hureyre (r.a)’ın rivâyetine göre bir gün Hz. Peygamber (s.a.s) mescide girdi. O arada bir adam daha mescide girdi ve namaz kıldı. Sonra Hz. Peygambere gelerek selâm verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Dön ve namazını kıl; çünkü sen namaz kılmadın” buyurdu (Buhârî, Eymn, 15; Tirmizî, Salat, 110, İsti’zân, 4; Nesâî, İstiftâh, 7, Tatbîk, 15, Sehv, 67; İbn Mâce, İkâme, 72). Bir başka hadisinde Hz. Peygamber: Rükû ve secdeleri tamamlayın” buyurmuştur (Buharî, Eymân, 3; Müslim, Salât, III; Nesâî, Tatbîk, 16, 60). Diğer bir rivâyette de “Rükû ve secdelerinizi güzel yapın” (Ahmed b. Hanbel Müsned, II, 234, 319, 505) buyurulmuştur.

Teberanî’nin el-Kebr’indeki bir hadise göre Hz. Peygamber (s.a.s) namaz kılarken rükûyu tam yapmayan, secdeye de yatıp kalkan bir adamı görünce: “Şu adam bu hali üzere ölse Muhammed milleti dışında ölmüş olurdu” buyurdu. Huzeyfe (r.a) rükû ve secdelerini tam yapmayan bir adamı gördü ve adam namazı bitirince, namazının olmadığını, eğer ölmüş olsa, sünnet üzere ölmeyeceğini; bir başka rivâyette de, Hz. Muhammed (s.a.s)’in yaratıldığı fıtratın dışında bir fıtrat üzere ölmüş olacağını hatırlattı (Buhârî, Ezan 119; Nesâî, Sehv, 66; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 384). Ayrıca Hz. Peygamber ahirette kişinin ilk sorguya çekileceği ibadetin namaz olduğunu haber vermektedir. Eğer namazı düzgün ise felah bulmuş, kurtulmuştur. Eğer namaz konusunda başarısız olmuş ise, hüsrana uğramıştır (Tirmizî, Salât, 188; Ebû Dâvud, Salât, 145; Nesâî, Salât, 9, Tahrîm, 2; İbn Mâce, İkâme, 202; Darimı, Salât, 91,…).

Delâleti zannî olsa da, bu hadîslerin bütünü ele alındığında, neredeyse delâleti kat’î gibi görünmektedir. Bu nasslardan yola çıkan İmam Mâlik, İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, İmam Ebû Yûsuf gibi fukahanın çoğunluğu ta’dîl-i erkanın farz olduğu görüşündedirler. İmam Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre ise, ta’dl-i erkân vâciptir. Muhakkîk fukaha da bu görüşü tercih etmiştir. Bir gruba göre de ta’dîl-i erkan vacibe yakın sünnet-i müekkededir (Ali el-Kâr, Risâle fi’l-hâs alâ ta’dîli’l-erkân fi’s-sâlât, Süleymaniye ktp, Es’ad Efendi, nr. 1690, vr. 127b; Tahtâvî, Hâşiye alâ Merâkı’l-felâh, İstanbul 1985, s. 202).
loading...

Ancak İbnü’l-Hümâm’ın naklettiğine göre, İmam Muhammed ve Ebû Hanîfe’nin bu konudaki görüşlerinin Ebû Yusuf’un görüşüne benzediğini bildiren bir rivâyeti vardır. Nitekim İmam Muhammed’e rükû ve sücûdda i’tidâlin terki sorulduğunda “namazın câiz olmadığından korkarım” diye cevap vermiştir (Ali el-Kârî, a.g.e., vr. 128a). Tercih edilen ve muteber olan görüş, İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre ta’dîl-i erkânın vacip olduğu olduğudur (Tahtâvî, Haşiye alâ Merâkı’l-felâh, İstanbul 1985, s. 201).

Ta’dl-i erkân’ın farz olduğunu söyleyen fukahaya göre, bunun terki halinde namaz bâtıl olur ve ta’dîl-i erkâna riayet ederek yeniden kılmak gerekir (Ali el-Kârî, a.g.e., vr. 127b,128a). Vacip olduğunu söyleyenlere göre ise sehv secdesi gerekmektedir.

Ta’dl-i erkân’a riayet’in ölçüsü rüknler arasında Sübhânallah diyecek kadar durmaktan ibarettir (Ali el-Kârî, a.g.e., vr. 128a; Tahtâvî, Hâşiye alâ Merâkı’l felâh, İstanbul, 1985, s. 201). Buna göre, meselâ rükûdan doğrulduktan sonra dimdik ayakta durup, en az sübhânallah diyecek kadar beklemek ve daha sonra secdeye gitmek, secdeler arasında da en az sübhânallah diyecek kadar oturmak gerekmektedir.

Hanefilerden bazıları rükû ve secdelerde i’tidâle riayet etmeyenin namazını iade etmesi gerektiği görüşündedir. Diğer bazısı da ta’dîl-i erkânın sehven terki halinde sehiv secdesi, kasden terki halinde ise namazın iadesi gerektiği görüşündedir (Ali el-Kârî, a.g.e., vr. 128a, 130a-b).

Ta’dîl-i erkâna riayet etmeksizin kılınan namaz, sıfatındaki noksanlık sebebiyle kâsır (eksik) edâdır. Kasır eda ile ödenmiş yükümlülükteki eksiklik, misli varsa misliyle telâfi edilir. Eğer yoksa noksan olanın hükmü sâkıt olur ve noksanlıktan dolayı günah terettüp eder. Ta’dil-i erkânın misli olmadığından misli ile telâfisi mümkün değildir (Şâşı, el-Usûl, Beyrut 1402/1982, s. 150).

Namazda, özellikle rükûdan sonra ayakta durma ve secdeden sonra oturma konusunda dikkatli olmak gerekmektedir. Çünkü bunlar hafif olarak hemen geçiştiriverilen yerlerdir. Buralarda hiçbir şey okunmasa dahi, bir tesbîha miktarı susarak durulmalıdır. Bu kadar durulmaz ise, namazı bozulmamakla beraber kişi günahkâr olur (Tahtâvî, a.g.e., s. 201).

Kaynaklar:
mmsrn com
islamevim com
huzursayfasi com
Ebu Davud, Salat 148, (855);
Tirmizi, Salat 196, (265);
Nesai, İftitah 88, (2, 183);
İbnu Mace, İkam

Bu konuyu yazdır

TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca