| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Yahya Kemal Beyatlı Şiirleri |
|
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 06:13 PM - Forum: Şiirler Şarkılar
- Yorum Yok
|
 |
1918
Ölenler öldü, kalanlarla muztarip kaldık.
Vatanda hor görülen bir cemâatiz artık
Ölenler en sonu kurtuldular bu dağdağadan
Ve göz kapaklarının arkasında eski Vatan
Bizim diyâr olarak kaldı tâ kıyâmete dek.
Kalanlar ortada genç, ihtiyar, kadın, erkek
Harâb olup yaşıyor tâli’in azâbıyle;
Vatanda düşmanı seyretmek ıztırâbıyle.
Vatanda korkulu rüya içindeyiz, gerçek.
Fakat bu çok süremez, mutlaka şafak sökecek
Ateş ve kanla siler, bir gün, ordumuz lekeyi,
Bu, insan oğluna bir şeyn olan, Mütareke’yi
AÇIK DENiZ
Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum;
Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum.
Kalbimde vardı "Byron"u bedbaht eden melâl!
Gezdim o yaşta dağları, hulyâm içinde lâl,
Aldım Rakofça kırlarının hür havâsını,
Duydum akıncı cedlerimin ihtirâsını,
Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu...
Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu...
Mağlûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan,
Rü’yâma girdi her gece bir fâtihâne zan.
Hicretlerin bakıyyesi hicranlı duygular,
Mahzun hudutların ötesinden akan sular,
Gönlümde hep o zanla berâber çağıldadı,
Bildim nedir ufuktaki sonsuzluğun tadı!
Bir gün dedim ki istemem artık ne yer ne yâr!
Çıktım sürekli gurbete, gezdim diyar diyar;
Gittim o son diyâra ki serhaddidir yerin,
Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin!
Garbin ucunda, son kıyıdan en gürültülü
Bir med zamânı, gökyüzü kurşunla örtülü,
Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi;
Gördüm güzel vücûdunu zümrütliyen deri
Keskin bir ürperişle kımıldandı anbean;
Baktım ve anladım ki o ejderdi canlanan.
Sonsuz ufuktan âh o ne coşkun gelişti o!
Birden nasıl toparlanarak kükremişti o!
Yelken, vapur, ne varsa kaçışmış limanlara,
Yalnız onundu koskoca meydan ve manzara!
Yalnız o kalmış ortada, âsi ve bağrı hûn,
Bin mağra ağzı açmış, ulurken uzun uzun,
Sezdim bir âşinâ gibi, heybetli hüznünü!
Rûhunla karşı karşıya kaldım o med günü,
Şekvânı dinledim, ezelî muztarip deniz!
Duydum ki rûhumuzla bu gurbette sendeniz,
Dindirmez anladım bunu hiçbir güzel kıyı;
Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağrıyı.
AKINCI
Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!
Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!
Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kaafilelerle...
Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan,
Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan.
Bir gün yine dolu dizgin boşanan atlarımızla
Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla...
Cennette bu gün gülleri açmış görürüz de
Hâlâ o kızıl hâtıra titrer gözümüzde!
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!
AKŞAM MÛSIKÎSÎ
Kandilli'de eski bahçelerde,
Akşam kapanınca perde perde,
Bir hatıra zevki var kederde.
Artık ne gelen, ne beklenen var;
Tenhâ yolun ortasında rüzgâr
Teşrin yapraklarıyla oynar.
Gittikçe derinleşir saatler,
Rikkatle, yavaş yavaş ve yer yer
Sessizlik daîmâ ilerler.
Ürperme verir hayâle sık sık,
Her bir kapıdan giren karanlık,
Çok belli ayak sesinden artık.
Gözlerden uzaklaşınca dünyâ
Bin bir geceden birinde gûyâ
Başlar rü'yâ içinde rü'yâ.
ALTOR ŞEHRİNDE
Schiller bu karlı dağlara gelmişti genç iken;
Hürriyet özleyişlerinin mûsıkîsini
Duymuş ve söylemişti çelikten sadâ ile.
Hürriyetin o devrini idrâk edenlerin
Hulyâlarında vardı bir efsunlu hâtıra:
Wilhelm Tell, güzel ok atan dağlı kahraman.
Tell şarkısıyla beslenen İsviçre bilmiyor
En zorlu ihtilâlleri hürriyyet uğruna.
Kanlar, bu karlı dağlara aslaa bulaşmamış;
Hiç girmemiş hayâline tek gözlü giyyotin;
Mızrakta, halka gösterilen, kanlı kelleler,
Meydanlarında, hırs ile, hiç gösterilmemiş.
AŞK HİKAYESİ
Âh o akşam o tirenden gülüşün!
O gülüş kalbime aksettiği an
Duymadım ilk ateşin düştüğünü;
Şavka benzer bir ışık zannettim.
Macera başlamak üzereymiş o gün.
Sürecekmiş bu ateş yıllarca.
Bir taraftan Yakacık, mor dağlar...
Bir taraftan da deniz, şûh adalar...
O gün ömrümde, kader,
Geçecek aşkı resimleştirmiş
Bu güzel çerçevede.
Yine dün geçtim o yoldan;
Aynı raylarda tirenler geçiyor...
Karşı dağlar, hep o dağlar...
Kıyı hep aynı kıyı
Ve deniz aynı deniz;
O gülüşten bir eser yok yalnız;
O güzel çerçeve bomboş!
Belki kalbim daha boş!
ATİK-VALDE'DEN İNEN SOKAKTA
Nihad Sami Banarlı'ya
İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,
Kaç def'a geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,
Sessizdiler. Fakat Ramazan mâneviyyeti
Bir tatlı intizâra çevirmiş sükûneti;
Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,
Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;
Bakkalda bekleşen fıkarâ kızcağızları
Az çok yakından sezdiriyor top ve iftarı.
Meydanda kimse kalmadı artık bütün bütün;
Bir top gürültüsüyle bu sâhilde bitti gün.
Top gürleyip oruç bozulan lâhzadan beri,
Bir nurlu neş'e kapladı kerpiçten evleri.
Yârab nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz!
Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş'esiz.
Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı
Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.
Bir tek düşünce oldu tesellî bu derdime;
Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:
"Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;
Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür."
BAHÇELERDEN UZAK
-Ahmed Hamdi Tanpınar’a –
İstemem artık ışık, râyiha, renk âlemini,
Koklamam yosma karanfille, güzel yâsemini.
Beni bir lâhza müsâit bulamaz idlâle,
Ne beyaz bâkire zambak, ne ateşten lâle.
Beklemem fecrini leylâklar açan nîsânın,
Özlemem vaktini dağ dağ kızaran erguvanın.
Her sabah başka bahâr olsa da ben uslandım,
Uğramam bahçelerin semtine gülden yandım.
BEDRİ'YE MISRALAR
- Bedri Tahir Şaman'a zarif dostluk havasının ilhamiyle -
Gelmek’çün ikinci bir hayâta,
Bir gün dönüş olsa âhiretten;
Her rûh açılıp da kâinâta,
Keyfince semâda bulsa mesken;
Tâlih bana dönse, nâzikâne;
Bir yıldızı verse mâlikâne;
Bîgâne kalır o iltifâta,
İstanbul’a dönmek isterim ben.
Bin bir tepe yükselen Boğaz’dan
Baktıkça vatan görünsün engin;
Her yıl, bin ömür boyunca, yazdan,
Yelkenler açılsa ufka gergin.
Lâkin bu ikinci varlığımda,
Son devrede, ihtiyarlığımda,
Artık çekilince söz ve sazdan,
Ömrüm İç-Erenköyü’nde geçsin.
BERGAMA HEYKELTRAŞLARI
- Muhtar Tevfikoğlu’na -
Pek tâze penbe tenlere benzer bu taşları
Yontarken eski Bergama heykeltraşları
İlham eden vucûdun edâsıyle mest imiş;
Heykeltraş demek o zaman putperest imiş.
İnsan vücûdu bazan açık, bazan örtülü,
Her çizgisiyle san’atı canlandıran büyü.
Artık dehâya eski güzellikte sinmiyor.
Gördük ki yer yüzünde ilâhlar gezinmiyor.
BİR BAŞKA TEPEDEN
Sana dün bir tepeden baktım azîz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sâde bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Nice revnaklı şehirler görünür dünyâda,
Lâkin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü'yâda
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.
BİR DOSTA MISRÂLAR
Kâmildir o insan ki yaşar hâtıralarla;
Bir başka kerem beklemez artık gelecekten;
Her an doludur gözleri cânan ve baharla,
Kâm aldı bilir kendini, ömründe, felekten.
Bir kerre sevip vuslata erdiyse cihanda,
Ömrün iyi rü’yâsına dalsın, uyusun rûh.
Bin zevk aramak kaydına düşmekle zamanda,
Her gün yorulup, nafile bin yıl yaşamış Nûh.
BİR TEPEDEN
Rü’yâ gibi bir akşamı seyretmeğe geldin
Çok benzediğin memleketin her tepesinde.
Baktım: Konuşurken daha bir kerre güzeldin,
İstanbul’u duydum daha bir kerre sesinde.
Irkın seni iklîmine benzer yaratırken,
Kaç fethe koşan tuğlar ufuklarla yarışmış.
Târîhini aksettirebilsin diye çehren,
Kaç fâtihin altın kanı mermerle karışmış.
BİR YILDIZ AKTI
Bir yıldız aktı, gök ve deniz sarmaşır gibi,
Vuslatta ilk öpüşmeyi andırdı ansızın,
Birden kamaştı gözlerimiz, baktık engine.
Hulyâlı mâvilikte bu ânî parıldayış,
Tek bir dakîka sürmedi, kayboldu, sır gibi.
Sandık ki uçtu gitti bir altın kanatlı kuş.
Bir yıldızın zevâlini gördük de böylece;
Yârab; dedik, nedir bu muammâsı hilkatin?
Fânîlik ortasında yüzen sâde-dil beşer
Herhangi bir şekilde umar bir bakaa buluş.
CİN’LER
- “İyi saatte olsunlar” Atalar sözü –
Kızgın benizleriz ki parıldar görünmeden,
Titrer yanında bizleri bir lâhza vehmeden.
Vicdanların azâbıyız onlar tanır bizi;
Tâzîb için ziyârete gelmiş sanır bizi.
Her suçlunun başında hayâlî cezâsıyız,
Her âşık aldatan kadının kalb ezâsıyız.
Bir cinsimiz azâb ise vicdan ve hislere,
Bir cinsimiz de var ki belâdır nefislere.
Lâkin bu cinsimiz daha dişlek ve zorludur,
Vicdânı olmıyanları nefsinde korkutur.
Dünyâda korku nâmına bizler de olmasak,
Bilmezdi âdem-oğlu nedir şerr için yasak.
Bir def’a hisseden bizi! Bildin mi kimleriz?
Cinler veyâhut onlara benzer vehimleriz.
ÇİN KÂSESİ
Gel ey mahbûbe Çin’den!
O şîrin köşk içinden
Ki pek durgun sularda,
Uyurken bambularda,
Taşır çok yüklü dallar
Alevden potakallar.
Görün ey sevdiğim sen
Ki bir Çin kâsesinden
Gülümser bir resimdin,
Muhayyel sevgilimdin.
Bahârın neş’esinden
Uçan kuşlarla eğlen
Ve kırlangıçlarıyle,
Semâ dalgıçlarıyle,
Ya mektup yolla Çin’den,
Ya gel hulyâm içinden.
DENİZ
Bir gün deniz ölgündü. Bir oltayla balıkta,
Kuşlar gibi yalnız, yapayalnızdım açıkta.
Şehrin eleminden bir uzak merhaledeydim,
Fânîleri gökten ayıran perdeye değdim.
Rüzgârlara benzer bir uğultuyla sulardan,
Sesler geliyor sandım ilâhî kuğulardan.
Her an daha coşkun, daha yüksek, daha gergin,
Binlerce ağızdan bir ilâhî gibi engin
Sesler denizin ufkunu uçtan uca sardı,
Benzim, ölümün şi'ri yayıldıkça, sarardı.
Kalbimse bu hengâmede kuşlar gibi ürkek,
Kalbim heyecandan dedi: "Artık dönelim, çek!
Kâfî!.. Ölülerden gelen âhenge kapılma!"
Birdenbire hissettim ufuktan bir atılma.
Baktım ki deniz insanı durgun suyu yardı,
Bir dev gibi mûnis ve yosun saçları vardı.
Durdum, dedi:
"Mâdam ki deniz rûhuna sır verdi sesinden.
Gel kurtul o dar varlığının hendesesinden!
Son zevkin eğer aşk ise ummâna karış, tat!
Boynundan o cânan dediğin lâşeyi silk, at!
Kirpikleri süzgün o ihânet dolu gözler,
Rikkatle bakarken bile bir fırsatı özler.
Aldanma ki sen bir susamış rûh, o bir aç;
Sen bir susamış rûh, o bütün ten ve biraz saç.
Ummâna çıkar burda bugün beklediğin yol,
At kalbini girdâba, açıl engine, rûh ol!"
DENİZ TÜRKÜSÜ
Dolu rüzgârla çıkıp ufka giden yelkenli!
Gidişin seçtiğin akşam saatinden belli.
Ömrünün geçtiği sâhilden uzaklaştıkça
Ve hayâlinde doğan âleme yaklaştıkça,
Dalga kıvrımları ardında büyür tenhâlık
Başka bir çerçevedir, git gide, dünyâ artık.
Daldığın mihveri, gittikçe, sarar başka ziyâ;
Mâvidir her taraf, üstün gece, altın deryâ...
Yol da benzer hem uzun, hem de güzel bir masala
O saatler ki geçer başbaşa yıldızlarla.
Lâkin az sonra lezîz uyku bir encâma varır;
Hilkatin gördüğü rü'yâ biter, etrâf ağarır.
Som gümüşten sular üstünde, giderken ileri,
Tâ uzaklarda şafak bir bir açar perdeleri...
Mûsıkîsiyle bir âlem kesilir çalkantı;
Ve nihâyet görünür gök ve deniz saltanatı.
Girdiğin aynada, geçmiş gibi dîğer küreye,
Sorma bir sâniye, şüpheyle, sakın: "Yol nereye?"
Ayılıp neş'eni yükseltici sarhoşluktan,
Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan!
Duy tabîatte biraz sen de ilâh olduğunu,
Rûh erer varlığının zevkine duymakla bunu.
Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,
Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...
İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.
DUYUŞ VE DÜŞÜNÜŞ
Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer
Ay geçmiyor ki almayayım gamlı bir haber.
Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu;
Zihnim düşünceden dağınık, gözlerim dolu.
Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü,
Lâkayd olan mühimsemiyor gamlı bir günü.
Çok şey bilen diyor: "Gidecek her gelen nesil!
Ey sâde-dil! bu bahsi hayâtında böyle bil!
Hiç durmadan, hayat öğütür devreden bu çark,
Ölmek sırayladır, sıralanmakta varsa fark!"
İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri
Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri.
DÜŞÜNCE
Ülfet belâlı şey, fakat uzlet sıkıntılı,
Bilmem nasıl geçirmeliyim son beş on yılı?
İnsanlar anlaşıldı. Cihânın da sırrı yok,
Kalsaydı terkeşimde bugün tek bir altın ok
En tatlı bir hayâl için atmazdım ufkuma.
Dalsın yakında gözlerim artık son uykuma!
"Yalnız duyan yaşar" sözü, derler ki, doğrudur
"Yalnız duyan çeker" derim, en doğru söz budur.
Gördüm ve anladım yaşamak mâcerâsını,
Bâkiyse rûh eğer dilemezdim bekasını.
Hulyâsı kalmayınca hayâtın ne zevki var?
Bitsin, hayırlısıyla, bu beyhûde sonbahar!
Ölmek değildir ömrümüzün en fecî işi,
Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi.
DÜŞÜNÜŞ
Zahmetli yolculukla yaşım vardı yetmişe
Zihnim, bulunduğum tepeden, daldı geçmişe.
Milyonla yıl dönen küse üstünde bir kişi
Yetmiş yılın hikâyesi bilsin mi geçmişi?
Her yerde var hayâtı birer türlü nakleden
Lâkin derin görenler usanmış hikâyeden
Derler bilir hakîkati yüzlerce feylesof;
Bir kısmı şek ve şüphede, bir kısmı hayli kof;
Aksetmiyor çoğunda fikirler ayan beyan.
Hayyâm imiş hakîkati az çok fısıldayan.
ENDÜLÜS'TE RAKS
Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında Endülüs üç def'a kırmızı...
Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.
Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri,
İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...
Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;
İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.
Alnında halka halkadır âşüfte kâkülü,
Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü...
Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir;
İspanya varlığıyle bu akşam bu güldedir.
Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...
Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli..
Gözler kamaştıran şala, meftûm eden güle,
Her kalbi dolduran zile, her sîneden: 'Ole!'
ERENKÖYÜ'NDE BAHAR
Cânan aramızda bir adındı,
Şîrin gibi hüsn ü âna unvan,
Bir sahile hem şerefti hem şan,
Çok kerre hayâlimizde cânan
Bir şi'ri hatırlatan kadındı.
Doğmuştu içimde tâ derinden
Yıldızları mâvi bir semânın;
Hazzıyla harâb idim edânın,
Hâlâ mütehayyilim sadânın
Gönlümde kalan akislerinden.
Mevsim iyi, kâinât iyiydi;
Yıldızlar o yanda, biz bu yanda,
Hulyâ gibi hoş geçen zamanda
Sandım ki güzelliğin cihanda
Bir saltanatın güzelliğiydi.
İstanbul'un öyledir bahârı;
Bir aşk oluverdi âşinâlık...
Aylarca hayâl içinde kaldık;
Zannımca Erenköyü'nde artık
Görmez felek öyle bir bahârı.
ESKİ PARİS
- 1903 – 1912 –
Eski Pâris’de bir ömür geçti;
Jaurés’in gür sadâsı devrinde,
Tuncu canlandıran ilâh’tı Rodin;
Verlaine absent’i Baudelaire afyonuna
Karışan bir sihirli haz’dı şiir.
Ayılıp hoş geçen bu rü’yâdan
Uğradık bin dokuz yüz on dörde.
İlk ateşlerle can verince Péguy
Varmışız eski âlemin sonuna.
Yaşamış olmıyan bilir mi bunu?
Eski Pâris’de bir ömür geçti,
İdeal rüzgâriyle hür geçti.
Başka yıldızda bir hayât imiş o.
Yaşamak zevki her saatte esen,
Dâimâ nurlu bir gece’ydi zaman.
Dinliyen söyliyen kadar ârif,
Seyreden oynıyan kadar hassas.
“Chat – Noir” neş’esiyle “Lune Rousse” da,
O devir, Gölgeler – Tiyatrosu’nun
Kararan perdesinde bitti gibi.
Başka yıldızda bir hayât imiş o.
His ve haz yüklü kâinât imiş o.
ESKİ MEKTUP
Adalardan gelen bu mektupta,
Oradan, bir sihirli râyiha var;
İşveler sezdiren bir üslûpta,
Bir güzel şarkı söylüyor rüzgâr,
Adalardan gelen bu mektupta.
Ben o rüzgârla şimdi baş başayım;
Gaalibâ yol göründü sevdâya;
Kendi gönlümce bir saat yaşayım;
Girmesin başka bir hayâl araya;
Ben o rüzgârla şimdi baş başayım.
|
|
|
Orhan Veli Kanık'ın Şiirleri |
|
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 06:09 PM - Forum: Şiirler Şarkılar
- Yorum Yok
|
 |
![[Resim: orhan-veli-kanik-siirleri.jpg]](https://efsane1turk.net/efsaneuploads/orhan-veli-kanik-siirleri.jpg)
Açsam Rüzgara
Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş
Magillerde sefer etmek!
Bir sahilden çözülüp gitmek
Düşünceler gibi başıboş.
Açsam rüzgara yelkenimi;
Dolaşsam ben de deniz
Ve bir sabah vakti, kimsesiz
Bir limanda bulsam kendimi.
Bir limanda, büyük ve beyaza.
Mercan adalarda bir limana.
Beyaz bulutların ardından
Gelse altın ışıklı bir yaz.
Doldursa içimi orada
Baygın kokusu iğdelerin.
Bilmese tadını kederin
Bu her alemden uzak ada.
Konsa rüya dolu köşkümün
Çiçekli dalına serçeler.
Renklerle çözülse geceler,
Nar bahçelerinde geçse gün.
Her gün aheste mavnaların
Görsem açıktan geçişini
Ve her aksam dizilisini
Ufukta mermer adaların.
Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş!
İller, göller, kıtalar asmak.
Ne hoş deniz dolaşmak
Düşünceler gibi başıboş.
Versem kendimi bütün
Bir yelkenli olup engine;
Kansam bir an güzelliğine
Kuşlar gibi serseri ömrün.
Orhan Veli Kanık
Ağacım
Mahallemizde
Senden başka ağaç olsaydı
Seni bu kadar sevmezdim.
Fakat eğer sen
Bizimle beraber
Kaydırak oynamasını bilseydin
Seni daha çok severdim.
Güzel ağacım!
Sen kuruduğun zaman
Biz de inşallah
Başka mahalleye taşınmış oluruz.
Orhan Veli Kanık
Ah! Neydi Benim Geçliğim
Nerde böyle hüzünlenmek o zaman;
İçip içip ağlamak,
Uzaklara dalıp şarkı söylemek;
Hafta sekiz ben eğlentide;
Bugün saz,yarın sinema,
Beğenmedin Aile Bahçesi;
Onu da beğenmedin,parka;
Sevdiğim dillere destan;
Sevdiğim,
Meyil verdiğin;
Ben dizinin dibinde elpençe divan,
Samanlık seyran.
Nerde,
Nerde,
Nerde böyle hüzünlenmek o zaman!
.
Orhan Veli Kanık
Ahmetler
Kimimiz Ahmet Bey,
Kimimiz Ahmet Efendi;
Ya Ahmet Ağayla Ahmet Beyfendi?
Orhan Veli Kanık
Ali Rıza ile Ahmed'in hikayesi
Ne tuhaftır Ali Rıza ile
Ahmedin hikayesi! ..
Birisi köyde oturur,
Birisi şehirde
Ve her sabah
Şehirdeki köye gider,
Köydeki şehre.
Orhan Veli Kanık
Altın Dişlim
Gel benim canimin içi, gel yanima;
Ipek çoraplar alayim sana;
Taksilere bindireyim,
Çalgilara götüreyim seni.
Gel,
Gel benim altin dislim;
Sürmelim, ondüle saçlim, yosmam;
Mantar topuklum, bopsitilim, gel.
.
Orhan Veli Kanık
Altındağ
Biri bir koca görür rüyasında:
Yüz lira maaşlı kibar bir adam.
Evlenir, sedire taşınırlar.
Mektuplar gelir adreslerine:
$en Yuva Apartmanı, bodrum kati.
Kutu gibi bir dairede otururlar.
Ne çamaşıra gidilir artık, ne cam silmeye;
Bulaşıksa kendi bulaşıkları.
Çocukları olur, nur topu gibi;
Elden düşme bir araba satın alınır.
Kızılay Bahçesi’ne gidilir sabahları;
Kumda oynasın diye küçük Yılmaz,
Kibar çocukları gibi.
.
Orhan Veli Kanık
Anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
.
Orhan Veli Kanık
AĞAÇ
Ağaca bir taş attım,
Düşmedi taşım,
Düşmedi taşım.
Taşımı ağaç yedi;
Taşımı isterim,
Taşımı isterim.
ASFALT ÜZERİNE ŞİİRLER
I
Ne kadar güzel şey;
Yolun üstündeki bina
Yıkıldığı zaman
Bilinmeyen bir ufuk görmek.
II
Kaldırımın kenarına dizilip
Bacası olan silindirin
Yürüyüşünü seyreden
Çocuklara imreniyorum.
III
Onun sesi
Bir arkadaşıma
Denizden geçen
Motorları hatırlatıyor.
IV
Kırık taşlara bakıp
Işıklı bir asfalt düşünmek
Acaba yalnız
Şairlere mi mahsus?
AŞK RESMİ GEÇİTİ
Birincisi o incecik, o dal gibi kız,
Şimdi galiba bir tüccar karısı.
Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir.
Ama yinede de görmeyi çok isterim,
Kolay mı? İlk göz ağrısı.
............................çıkar
............................dururduk mahallede
..........................................halde
..............adlarımız yan yana yazılırdı duvarlara
.......................................yangın yerlerinde.
Üçüncüsü Münevver Abla, benden büyük
Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları
Gülmekten katılırdı, okudukça.
Bense, bugünmüş gibi utanırım
O mektupları hatırladıkça.
Dördüncüsü azgın bir kadın,
Açık saçık şeyler anlatırdı bana.
Bir gün de önümde soyunuverdi
Yıllar geçti aradan, unutamadım,
Kaç defa rüyama girdi.
Beşinciyi geçip altıncıya geldim
Onun adı da Nurünnisa.
Ah güzelim
Ah esmerim
Ah
Canımın içi Nurünnisa.
Yedincisi Aliye, kibar bir kadın
Ama ben pek varamadım tadına,
Bütün kibar kadınlar gibi,
Küpe fiyatına, kürk fiyatına.
Sekizincisi de o bokun soyu:
Sen elin karısında namus ara,
Kendinde arandı mı, küplere bin.
Üstelik kendinde de
Yalanın düzenin bini bir para.
Ayten'di dokuzuncunun adı,
Barlarda göbek atar
İş başında şunun bunun esiri,
Ama bardan çıktı mı,
Kiminle isterse onunla yatar.
Onuncusu akıllı çıktı
Bıraktı gitti beni.
Ama haksız da değildi hani,
Sevişmek zenginlerin harcıymış
İşsizlerin harcıymış.
İki gönül bir olunca
Samanlık seyranmış ama,
İki çıplak da - olsa olsa -
Bir hamama yakışırmış.
İşine bağlı bir kadındı on birinci.
Hoş, olmasın da ne yapsın?
Bir zalimin yanında gündelikçi;
Adi Luksandra
Geceleri odama gelir,
Sabaha kadar kalır.
Konyak içer, sarhoş olur,
Sabahı da, işbaşı yapardı şafakla....
Gelelim sonuncuya.
Ona bağlandığım kadar
Hiçbirine bağlanmadım.
Sade kadın değil, insan.
Ne kibarlık budalası,
Ne malda, mülkte gözü var.
Eşit olsak der,
Hür olsak der.
İnsanları sevmesini de bilir,
Yaşamayı sevdigi kadar.
AVE MARIA
Eski günler geri mi gelecek?
Rüzgâr tersine esiyor... Niçin?
Kımıldıyor kozasında böcek
Bildiği hayata doğmak için.
Neden içimize doldu vehim?
Ah ümit... Ümit yollar boyunca.
Düşünmez miydi akşam olunca
Hacer'in kollarında İbrahim.
Ve gemisinde Kleopatra?
Neden yine kaynaştı havalar?
Saadet mi getiriyor rüzgâr
Dolarak erguvan atlaslara?
Elimize değen kimin eli?
Kimdir bu muammalarla gelen?
O mu, helezonlara yükselen,
Saba ellerinin en güzeli?
Sesler mi çözülüyor derinde,
Nedir durup dinlediklerimiz?
Şarkı mi söylüyor Semiramis
Babil’in asma bahçelerinde?
Omzundan örtüler kaydı yere.
Kim bu, kim alnımızdaki yazı?
Gözlerinde günahının hazzı
Gülüyor saz benizli bâkire.
AYRILIŞ
Bakakalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam.
BAHARIN İLK SABAHLARI
Tüyden hafif olurum böyle sabahlar;
Karşı damda bir güneş parçası,
İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar;
Bağıra çağıra düşerim yollara;
Döner döner durur başım havalarda.
Sanırım ki günler hep güzel gidecek;
Her sabah böyle bahar;
Ne is güç gelir aklıma, ne yoksulluğum.
Derim ki: 'Sıkıntılar durdursun!'
Şairliğimle yetinir,
Avunurum.
BAŞ AĞRISI
I
"Yollar ne kadar güzel olsa,
Gece ne kadar serin olsa,
Beden yorulur,
Baş ağrısı yorulmaz.
II
Şimdi evime girsem bile
Biraz sonra çıkabilirim
Madem ki bu esvaplarla ayakkaplar benim
Ve madem ki sokaklar kimsenin değil
BAYRAM
Kargalar, sakın anneme söylemeyin!
Bugün toplar atılırken evden kaçıp
Harbiye Nezareti’ne gideceğim.
Söylemezseniz size macun alırım,
Simit alırım, horoz şekeri alırım;
Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar,
Bütün zıpzıplarımı size veririm.
Kargalar, ne olur anneme söylemeyin!
BEDAVA
Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinamaların kapısı,
Camekânlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.
BEYAZ MAŞLAHLI HANIM
Kalender'den sandala bindi
Beyaz maşlahlı hanım.
Bir elinde şemsiye,
Bir eliyle açtı yelpazesini;
Cuma günü Göksu'ya gitti
Beyaz maşlahlı hanım
BİRDENBİRE
Her şey birdenbire oldu.
Birdenbire vurdu gün ışığı yere;
Gökyüzü birdenbire oldu;
Mavi birdenbire.
Her şey birdenbire oldu;
Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;
Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.
Yemiş birdenbire oldu.
Birdenbire,
Birdenbire;
Her şey birdenbire oldu.
Kız birdenbire, oğlan birdenbire;
Yollar, kırlar, kediler, insanlar...
Aşk birdenbire oldu,
Sevinç birdenbire.
BİR DUYMA DA GÖR
Bir duyma da gürültüsünü
Dallarda çıtırdayarak açılan fıstıkların,
Gör bak ne oluyorsun.
Bir duyma da gör şu yağan yağmuru;
Çalan çanı, konuşan insanı.
Bir duyma da kokusunu yosunların,
Istakozun, karidesin,
Denizden esen rüzgârın...
BİR İŞ VAR
Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
Her zaman güzel mi bu kadar,
Bu eşya, bu pencere?
Değil,
Vallahi değil;
Bir iş var bu işin içinde.
BİR ROMAN KAHRAMANI
Çadırımın üstüne yağmur yağıyor,
Saros körfezinden rüzgâr esiyordu,
Ve ben, bir roman kahramanı
Ot yatağın içinde,
İkinci, dünya harbinde,
Başucumda zeytinyağı yakarak
Mevzuumu yaşamaya çalışıyordum;
Bir şehirde başlayıp
Kimbilir nerede,
Kimbilir ne gün bitecek mevzuumu.
BİZİM GİBİ
Arzulu mudur acaba,
Bir tank, rüyasında?
Ve ne düşünür teyyare
Yalnız kaldığı zaman?
Hepbir ağızdan şarkı söylemesini,
Sevmez mi acaba gaz maskeleri,
Ay ışığında?
Ve tüfeklerin merhameti yok mudur,
Biz insanlar kadar olsun?
Eylül 1939
BUĞDAY
Düzüldü uçsuz bucaksız alay,
Çıngıraklar çalar kapılarda,
Düzüldü uçsuz bucaksız alay,
Bak, son hasad başladı rüzgârda.
Okundan atılmak üzere yay,
Kuyuların ağzı genişledi.
Okundan ayrılmak üzere yay,
Korku tâ kemiğime işledi.
Savruluyor gökyüzünde buğday,
Gölgeler uzaklaşıyor yerde,
Savruluyor gökyüzünde buğday,
Tanrım! Tanrım! Bir deva bu derde...
Düzüldü uçsuz bucaksız alay,
Çıngıraklar çalar kapılarda.
Düzüldü uçsuz bucaksız alay,
Bak, son hasad başladı rüzgârda.
Undan bize de pay, bize de pay.
Koşun, buğday dağıtıyor Yusuf.
Undan bize de pay, bize de pay.
Çökmeden sonu gelmiyen küsuf.
Eriyecek tencerede kalay,
Çocuklar ağlaşmasınlar dağda,
Eriyecek tencerede kalay,
Yetişmeyecek Ömer imdada.
Altında aynı eyer aynı tay
Arayıcısı herkes bir sesin,
Altında aynı eğer aynı tay
Seferi aynı köye herkesin.
Artık kuruldu bu kervansaray,
Boşuna düşünür ihtiyarlık.
Artık kuruldu bu kervansaray,
Şimdi seslerle dolu mezarlık.
CEVAP
- Ciğercinin kedisinden sokak kedisine -
Açlıktan bahsediyorsun;
Demek ki sen komünistsin.
Demek bütün binaları yakan sensin.
İstanbul’dakileri sen,
Ankara'dakileri sen...
Sen ne domuzsun, sen!
CIMBIZLI ŞİİR
Ne atom bombası,
Ne Londra Konferansı;
Bir elinde cımbız,
Bir elinde ayna;
Umurunda mı dünya!
ÇOK ŞÜKÜR
Bir insan daha var, çok şükür, evde;
Nefes var,
Ayak sesi var;
Çok şükür, çok şükür.
DAĞ BAŞI
Dağ başındasın;
Derdin günün hasretlik;
Akşam olmuş,
Güneş batmış,
İçmeyipte ne halt edeceksin?
DALGA
Mesut sanmak için kendimi
Ne kâğıt isterim, ne kalem,
Parmaklarımda cıgaram,
Dalar giderim mavisinden içeri
Karşımda duran resmin.
Giderim deniz çeker;
Deniz çeker, dünya tutar.
İçkiye benzer birşey mi var,
Birşey mi var ki havada
Deli eder insanı, sarhoş eder?
Bilirim, yalan, hepsi yalan;
Taka olduğum, tekne olduğum yalan;
Suların kaburgalarımdaki serinliği,
İskotada uğuldayan rüzgar,
Haftalarca dinmeyen motor sesi,
Yalan....
Ama gene de,
Gene de güzel günler geçirebilirim;
Geçirebilirim bu mavilikte.
Suda yüzen karpuz kabuğundan farksız,
Ağacın gökyüzüne vuran aksinden,
Her sabah erikleri saran buğudan,
Buğudan, sistem, aşktan, kokudan...
Ne kağıt yeter ne kalem,
Mesut sanmam için kendimi.
Bunların hepsi... hepsi fasafiso.
Ne takayım, ne tekneyim.
Öyle bir yerde olmalıyım
Öyle bir yerde olmalıyım ki,
Ne ışık, ne sis, ne buğu gibi...
İnsan gibi.
DALGACI MAHMUT
İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.
Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;
Bir baş düşünürüm başımda,
Bir mide düşünürüm midemde,
Bir ayak düşünürüm ayağımda,
Ne haltedeceğimi bilemem.
DAR KAPI
Nedir bu geceyle gelen bersam?
Duyuyorum serzenişlerini,
Karanlıkta ağzının yerini
Arıyor deli gibi hâfızam.
'Yanıyor unutulmuş buhurdan
Yine gecenin içinde sessiz'
Hâtıralarla kabaran deniz,
Doluyor ruhun oluklarından
Işık yağıyor doğan geceden.
Nasıl diriliş bu, neden sonra?
Bu rüya gibi geceden sonra
Gidecek mi o maziden gelen?
Seziyorum senelerce susan
Ruhumda taptaze bir geriniş.
Sonuna vardığım çölden geniş
Ayaklarıma açılan umman.
Bütün mevsimlerimin üstüne
Geriliyor bembeyaz bir kanat.
Gelip durdu artık işte hayat
Bana hep onu vadeden güne.
Artık ebedî huzur deminin
İçebilirim sırlı tasından,
Girmek üzereyim dar kapısından
O eski rüyalar âleminin.
DEDİKODU
Kim söylemiş beni
Süheyla'ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni'yi öptüğümü,
Yüksekkaldırım'da, güpegündüz?
Melahât'ı almışım da sonra
Alemdar'a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Gûya bir de Galata'ya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Ya o, Muallâ'yı sandala atıp,
Ruhumda hicranın'ı söyletme hikâyesi?
DEĞİL
Bilmem ki nasıl anlatsam;
Nasıl, nasıl, size derdimi!
Bir dert ki yürekler acısı,
Bir dert ki düşman başına.
Gönül yarası desem...
Değil!
Ekmek parası desem...
Değil!
Bir dert ki...
Dayanılır şey değil.
DENİZ
Ben deniz kenarındaki odamda,
Pencereye hiç bakmadan,
Dışardan geçen kayıkların
Karpuz yüklü olduğunu bilirim.
Deniz benim eskiden yaptığım gibi,
Aynasını odamın tavanında
Dolaştırıp beni kızdırmaktan
Hoşlanır.
Yosun kokusu
Ve sahile çekilmiş dalyan direkleri
Sahilde yaşayan çocuklara
Hiçbir şey hatırlatmaz.
DENİZİ ÖZLEYENLER İÇİN
Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret,
"Bakar bakar ağlarım."
Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
Bir midye kabuğunun aralığından;
Suların yeşili, göklerin mavisi,
Lâpinaların en harelisi...
Hâlâ tuzlu akar kanım
İstiridyelerin kestiği yerden,
Neydi o deli gibi gidişimiz,
Bembeyaz köpüklerle açıklara!
Köpükler ki fena kalpli değil,
Köpükler ki dudaklara benzer;
Köpükler ki insanlarla
Zinaları ayıp değil.
Gemiler gecer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret.
DENİZ KIZI
Denizden yeni mi çıkmıştı neydi;
Saçları, dudakları
Deniz koktu sabaha kadar;
Yükselip alçalan göğsü deniz gibiydi.
Yoksuldu, biliyorum
- Ama boyuna da yoksulluk sözü edilmez ya-
Kulağımın dibinde, yavaş yavaş,
Aşk türküleri söyledi.
Neler görmüş, neler öğrenmişti kim bilir,
Denizle boğaz boğaza geçen hayatında!
Ağ yamamak, ağ atmak, ağ toplamak,
Olta yapmak, yem çıkarmak, kayık temizlemek
Dikenli balıkları hatırlatmak için
Elleri ellerime değdi.
O gece gördüm, onun gözlerinde gördüm;
Gün ne güzel doğmuş meğer açık denizde!
Onun saçları öğretti bana dalgayı;
Çalkandım durdum rüyalar içinde.
DERDİM BAŞKA
Sanma ki derdim güneşten ötürü;
Ne çıkar bahar geldiyse?
Bademler çiçek açtıysa?
Ucunda ölüm yok ya.
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
Güneşle gelecek ölümden?
Ben ki her Nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha âşığım;
Korkar mıyım?
Ah, dostum, derdim başka...
EBABİL
Alıp içinde sesler uçuşan bu akşamdan
Hâfızamı bir deniz kıyısına çeken yol,
Aydınlık rüyaların peşine düşen gondol,
Mavi bir denizde yüzer gibi yanan şamdan.
Tuşların üstünde karanlığın heyûlası
Ve birden kalbe çırpınışlar veren hâtıra,
Çekmede beni saadet dolu dünyalara
Mine parmaklarında sedalaşan hülyası.
Sıyrılmada gözlerimden yıllarca geceler,
Ve yalnız kalmada bir yaza râm olan sahil,
Uçuşmada gökyüzünde bir sürü ebabil:
Sevgimi ve hasretimi ebedî kılan yer.
Açık panjurlarından seslerin dökülüsü.
Bir göl mü ürpermede ruhun uzaklarında?
En yakın sevgiyi duymayan dudaklarında
Her yaşayıştan daha güzel olan gülüşü.
İlik gölgelerde uyutup düşünceleri
Beyaz etekler ile bana göründüğün an
Ve kapıları yeşil sabahlara açılan
Sıcak tahayyüllerle dolu yaz geceleri.
Renkli fanusların altında doğan dünyası,
Omuzlarında ay ışığından örgülerle
Eklenmede içime hasret kaldığım yerle
Mine parmaklarında sadalaşan hulyası
EDITH ALMERA
İhtimal ki şu anda o,
Brüksel'e yakın
Bir gölün kenarında
Edith Alméra’yı düşünmektedir.
Edith Alméra
Kafeşantanlarda muhabbet toplayan
Bir çigan orkestrasının
Birinci kemancısıdır.
O,
Kendisini alkışlayanlara
Selâm verirken
Gülümser.
Kafeşantanlar güzeldir;
İnsan,
Orada çalışan kemancı kızlara
Âşık olabilir.
|
|
|
Ahmet Selçuk İlkan Şiirleri |
|
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 06:02 PM - Forum: Şiirler Şarkılar
- Yorum Yok
|
 |
Ahmet Selçuk İlkan Şiirleri
24 ARALIK
Kahır yüklü bulutları postalıyorum güneye doğru
Boşaltın tüm istasyonlarını Adana'nın
Dost bulutlar gözlerim gibi
Ağlayacak...
Saatler beş geçmiş olacak yirmibiri
Takvimler 24 Aralık'ı takmış göğsüne
Ben bakarken eski resimlere
Salim beni düşünecek!
Süleyman ikinci kurşunu sıkacak kadere
Dur! Diyemeyeceğim
Postal kokusunda, barut kokusunda
Askerce efkarlı bir rüzgar esecek...
Cengiz o plakta geçmiş kendinden
Sağında Habip solu bomboş
Dudaklarında hep o acı şarkı titrek titrek
'Gitti Gelmeyecek'...
Bitmeyen geceler Ağbaş'ın zarlarında
Sigara dumanlarında kederler
Dur ulan Sarraf!
Memleket nere? Berlin nere? Bir de Antep!
Ana avrat dümdüz gidecek...
İkinci bir şarkıyı dinleyeceğim bir sarhoş gecede
Başım omuzlarında Yasin'in
Ergün'üm bu kadeh de senin şerefine
'Ağlama değmez hayat' Yılmaz'ım
Hasret ha bitti ha bitecek...
Bir bir dolacak gözlerime geçmiş seneler
Aklımdan Zeki'ler, Saim'ler, Emin'ler geçecek
Binlerce anılar kaçıracaklar o gün beni
Gelmek isteyeceğim gelemeyeceğim
Durup bakacağım göklere anam göklere
Bir "Of ulan of!" yükselecek!
AHMET SELÇUK İLKAN
Acaba
Bilmem ki unuttu mu dudakların adımı
Gözlerinde anılar eskidi mi acaba?
O en güzel ümitler o en güzel hayaller
Yılların gölgesinde kayboldu mu acaba
Oysa daha duruyor ağaçlarda ismimiz
Oysa daha solmadı duvarlarda resmimiz
Bir zaman eşsiz olan o en yüce sevgimiz
Yoksa senin kalbinde tükendi mi acaba?
En çılgını bak benim hala senin yolunda
Ne çıkar ki bu aşkın ölüm olsa sonunda
Sevgilim söyle bana yoksa senin gönlünde
Yıllar süren aşkımız silindi mi acaba?...
Ahmet Selcuk Ilkan
ACELEN NEYDİ
Rüyamda görsem inanmazdım
Terkedipte gideceğini
Neden yıktın bu aşkı neden
Söyle söyle
Acelen neydi
Günler vardı yaşayacak
Çok şey vardı paylaşacak
Ne vardı ki ayrılacak
Acelen neydi?
Yalnız sana bağlamışken duygularımı
Yalnız sana adamışken yarınlarımı
Birer birer yıkıp gittin umutlarımı
Bu muydu canım aşkın bedeli
İçim yanıyor gittin
Yangından kendini kaçırır gibi
Söyle söyle acelen neydi?
Ahmet Selcuk Ilkan
ACEMİ ŞAİR
-Aynacı geldi-
Ne farkın var senin şiir hırsızlarından
Onlar mısralarımı
Sen duygularımı çaldın
"Uçurum çiçeğim" dedim uçtun
"Şiir gözlüm " dedim sustun
"Yosun gözlüm" dedim soldun
"Sen bensiz ben sensiz az mı ağladık dedim" güldün
"Ne ateşler yaktım senin için" dedim söndün
"Ben böyle olacak adam değildim" dedim küstün
Ve bir sabah
Ne var ne yoksa içimde
Çalıp götürdün
Görüyorsun işte
Sen de acemi şairler gibi
Doğmadan öldün.
Ahmet Selcuk Ilkan
ACILAR DUVARI
Acılar kalbime bir duvar ördü
Yıkmak istiyorum yıkamıyorum
Dertlerim önümde bir deniz oldu
İçinden bir türlü çıkamıyorum
Anlatsam derdimi kimse anlamaz
Perişan halime gölgem acımaz
Ölsemde ardımdan bir kul ağlamaz
Bir dost arıyorum bulamıyorum
Öyle yalnızım ki yalan dünyada
Mutluluğa çoktan ettim elveda
Bir kere gülmedim ben bu hayatta
Suçum ne cezam ne bilemiyorum..
Ahmet Selcuk Ilkan
ACILAR İNSANLAR İÇİN
Gitmek istiyorsan gidebilirsin
Yıkılmaya değmez olanlar için
Yalnız mutluluklar sevinçler değil
Nasılsa her acı insanlar için
Pişmanlık anlamsız aşkın sonunda
Yalnızda yürünür hayat yolunda
Düşmanım olsada artık kolunda
Kahrolmaya değmez olanlar için
Senin gibi kalpsiz insanlar için
Sanmaki zamanla yaş dolar gözüm
Kaybeden gönlümse kazanan özüm
Ayrılıp gitmeden budur son sözüm
Dünleri unutma yarınlar için
Unutma her acı insanlar için
Ahmet Selcuk Ilkan
Acırım Sana
Kalbine gömüp de dinmez acını
Mutluyum deme hiç acırım sana
Boş yere gizleyip gözyaşlarını
Yanımda gülme hiç ağlarım sana
Bir nehir olup ta taşamadın ki
Aşkının peşinden koşamadın ki
Sen doğdun ama hiç yamaşadın ki
Yaşadım deme hiç gülerim sana
Aynalar gösterir sana kendini
İster kalbini kır ister elini
Sen yazdın elinle sen kaderini
Acırım sevgilim acırım sana
Yanarım sevgilim yanarım sana
Ahmet Selcuk Ilkan
ADA DA AŞK
Aşkını hala koynun da bak saklar adalar
Andıkça gölde su gökte ay hayale dalar
Oysa maziye karıştı eski hatıralar
Andıkça gölde su gökte ay hayale dalar
Ahmet Selcuk Ilkan
Adanalım
İlk kez kar düşmüş Adana'nın yollarına
Beyazlara bürünmüş portakal ağaçları
Bense hala seni düşünürüm adanalım
Bilirsin biterim ben o şarkıya
O şarkıda seni bulurum sen olmadan
Adananın yolları taştan Sen çıkardın beni baştan
Hani ya yalan değil baştan çıktığım
Bak senden başka birşeyi almaz oldu aklım
Allahıma seviyorum seni adanalım
Sen istersen Allahsız de bana istersen kitapsız
Ben yine yemin ederim allahıma kitabıma
Hele bir selam göndersen yokmu gireceksin sevabıma
Dinle bak, birde sana şiir döktürdüm
Öylesine sarhoşum ki aşkınla of Allah
Senin (Allahına kurban)Öldür beni çek bana silah...
Daha ne olsun, söyle be Adanalım
Sen Adanalı "(ben Allahına kadar Adanalı)"
Gelde artık düğünümüz olsun
Büyüsün çocuklarımız analı babalı
Ahmet Selcuk Ilkan
ADI GÜL'DÜ!
Adı Gül'dü
Gülleri severdi en çok
Güldü mü güller açardı gül yüzünde
Güllerle bölüşürdü yalnızlığını
Hep gül beklerdi sevdiğinden
Bir de "gül mevsimini" takvimlerden
Bir gül kokusuna
Bir de "gül reçeline" dayanamazdı
Hep güller kurutmuştu
Hayatının en hazin sayfalarında
Hep gülerek büyütmüştü sevdasını
Ve her sabah
Bir gül gibi bırakırdı tebessümünü sofraya
Tıpkı sımsıcak bir ekmek gibi
Ahşap bir evin avlusunda
Mis kokulu gülleri derlerdi
Ve bütün sırlarını sadece güllere söylerdi
Ne zaman bir haksızlık görse
Kanayan bir gül gibi
Ahh bu dünyada
Gülü gülle tartsalar derdi
Ne okur ne yazardı
Ağlasa gülleri sular
Gülse gülleri okşardı
Ama ne zaman içli bir şarkı duysa
Güllere bakar uzun uzun dalardı
İşte öyle bir çiçekti
Şiirimin ucunda gülden bir kalemdi
İşte o kadın
Benim annemdi.
Bir bilseniz
Ne güller yeşertti hayatın dikenlerinden
Dökerek gözyaşını
Ve şimdi
O güller süslüyor onun mezar taşını...
Ahmet Selcuk Ilkan
ADIM GİBİ BİLİYORUM
Bir gün bana döneceksin
Gözyaşını dökeceksin
Affet beni diyeceksin
Adım gibi biliyorum
Resimleri yırtamadın
Mektupları yakamadın
Beni hala unutmadın
Adım gibi biliyorum
Yollarımı gözlüyorsun
Çılgın gibi özlüyorsun
Beni hala seviyorsun
Adım gibi biliyorum
Bugün değil hep dündesin
O son yerde o gündesin
Pişmanlıkları içindesin
Adım gibi biliyorum
Çatılmıştır sabırtaşın
Efkarlıdır elbet başın
Hasret dolu her bakışın
Adım gibi biliyorum...
Ahmet Selcuk Ilkan
ADIM YALNIZLIK BENİM
Önce seni
Sonra kendimi
Bugün de kimliğimi kaybettim
Hükümsüzdür
Bulanlar
Boşuna yorulup getirmesin yazık
Çünkü
Ahmet'i türkülere
Selçuk'u şarkılara
İlkan'ı şiirlere gömdüm artık
Bundan böyle
"Adım yalnızlık benim
Soyadımsa ayrılık"
Ahmet Selcuk Ilkan
ADIMI UNUT
Nasılsa ayrılık bu aşkın sonu
Sen de eller gibi adımı unut
Kader ikimize çizmiş bu yolu
Sen de eller gibi adımı unut
Seninle bu aşkı yaşamadık say
Birlikte gülüp te ağlamadık say
Böylesi unutmak dahada kolay
Sen de eller gibi adımı unut
İstemem söyleme bir tek kelime
Sen de eller gibi adımı unut
Değmesin artık hiç elin elime
Sar yeni aşkını benim yerime
Sen de eller gibi adımı unut...
AHMET SELÇUK İLKAN
ADINI HASRET KOYDUM
Adını hasret koydum
Geleceğin yok senin
Gittiğin o yerlerden
Döneceğin yok senin
Toprak oldum yolunda
Neler çektim uğrunda
Pişman ettin sonuda
Bileceğin yok senin
Ümit olsun içime
Işık olsan geceme
Yağmur olsan bahçeme
Yağacağın yok senin.
Ağıt yaksam dilime
Roman yazsam halime
Ellerini elime
Vereceğin yok senin
Vazgeçtim artık senden
Söyle ne gelir elden
Ayrılığı gönülden
Sileceğin yok senin.
Ahmet Selcuk Ilkan
ADIMI UNUT
Nasılsa ayrılık bu aşkın sonu
Sen de eller gibi adımı unut
Kader ikimize çizmiş bu yolu
Sen de eller gibi adımı unut
Seninle bu aşkı yaşamadık say
Birlikte gülüp te ağlamadık say
Böylesi unutmak dahada kolay
Sen de eller gibi adımı unut
İstemem söyleme bir tek kelime
Sen de eller gibi adımı unut
Değmesin artık hiç elin elime
Sar yeni aşkını benim yerime
Sen de eller gibi adımı unut...
ğüzeldi tşkkür...
İKİZ KARDEŞİM
En iyi dostumdur yabancım değil
Bu yalnızlık benim ikiz kardeşim
En acı gerçeğim yalancım değil
Bu ayrılık benim ikiz kardeşim...
Siz bir bir sorun da konuşturayım
En zalim dertlerle yarıştırayım
Uzakta durmayın tanıştırayım
Bu acılar benim ikiz kardeşim
Belki de sebebi sevdiklerimde
Düşmanımı canım bildiklerimde
Nereye gitsem de kirpiklerimde
Bu gözyaşı benim ikiz kardeşim
Ahmet Selçuk İLKAN
BEKLE GELİYORUM
Daha dün diyorsan geçen yıllara
Gözlerinde anılar hala yeşilse
Ve hala ıslaksa kirpiklerin
Bekle geliyorum
Bırakıp bütün mutlulukları
Bırakıp bütün güzellikleri bir yana
Bekledinse yollarımı
Bekle geliyorum
İsyan edip ağladığın mevsimlerde
Aşkımla silebildinse gözyaşlarını
Sevemedinse benden başkasını
Bekle geliyorum
O bensiz gülüşler avutamadıysa seni
Dindiremediyse hasretini yıllar
Ve bir türlü unutamadınsa beni
Bekle geliyorum
Ahmet Selçuk İLKAN
BANA MI ?
Ey benim gönlümün nazlı çiçeği
Barışın ellere küsün bana mı?
Sana kim öğretti böyle sevmeyi
Bayramın ellere yasın bana mı?
Duymadın gönlümün haykırışını
Kırdın şu gönlümün sabır taşını
Görmekten usandım çatık kaşını
Gülüşün ellere nazın bana mı?
Uçurdun yellere ümitlerimi
Düşürdün dillere çektiklerimi
Soldurdun içimde hayallerimi
Baharın ellere kışın bana mı?
Ahmet Selçuk İLKAN
ALLAH KAHRETSİN
Bu böyle sürüp gitmeyecek biliyorum
Bir sabah bir dilencinin avuçlarına bırakacağım kendimi
Kim ne derse desin!
Tahammülüm kalmadı artık
Bıktım seni sensiz yaşamaktan
Nasılsa döneceğin yok senin
Çıldıracağım bu gidişle
Allah kahretsin! ..
Dünya ateşler içinde
Savaşlar almış başını gidiyor
Afrika'da insanlar açlıktan ölüyor
Bense bu gidişle sensizlikten öleceğim
Umurun da mı senin?
Kimbilir hangi cehennemdesin?
Allah kahretsin! ..
Hangi masaya otursam
Senin sevdiğin içkiyi koyuyorlar önüme
Vazomda hep senin sevdiğin çiçekler
Ve dudaklarımda hep senin sevdiğin şarkılar
Senin doğum günlerini kutluyorum senden habersiz
Ve her sabah dualar ediyorum mutluluğun için
Ne yapsam, ne etsem, nereye gitsem
Ecel gibi peşimdesin
Allah kahretsin! ..
Dün birine rastladım aynı sokakta
Saçları sen, gözleri sen
Koştum heyecanla peşinden
Ve hayatımda ilk defa bir tokat yedim
Senin yüzünden...
İşte böyle bir sevda benimkisi
Bu zamanda, bu devirde
Haklısın adam olacağım yok benim
En güzeli artık son vermek bu hayata
En korkunç uçurumlardan bırakmak kendimi
Ya da en yüksek tepelerden
En uçsuz bucaksız denizlere bırakmak bedenimi
Ama içimde sen varsın
Ya sana bir şey olursa?
Allah kahretsin! ..
AHMET SELÇUK İLKAN
AYRILIK KAPIYI ÇALIYOR
Ayrılık kapıyı çalıyor açma
Biraz daha düşün zamanımız var..
Ne günler yaşadık bak sayfa sayfa
Seninle yazılmış romanımız var..
Gönül kapısından hemen uçma dur
Selamsız vedasız böyle kaçma dur
Bilinmez yerlere yelken açma dur
Seninle mutluluk limanımız var
Bir anda yokuşa çevirme düzü
Dargınlık bir aşkın tadı ve tuzu
Hatırla Tanrıya verdiğin sözü
Ayrılmak yok diye, yeminimiz var..
Ahmet Selçuk İLKAN
AĞIR YARALI
Beni ta kalbimden vurdu gidişin
Bütün umutlarım ağır yaralı
Aklımdan çıkmıyor veda edişin
Bütün duygularım ağır yaralı
Dünyayı başıma yıkmışçasına
Bağrıma kurşunlar sıkmışçasına
Sanki bir savaştan çıkmışçasına
Bütün anılarım ağır yaralı
Aşkımız verirken en son nefesi
Yıkıldı gönlümün sevda kalesi
Sırtımda sanki bir bıçak darbesi
Bütün hayallerim ağır yaralı
Ayrılıp gidecek söyle ne vardı
Sonunda aşk değil,gurur kazandı
Artık mutluluğum dünlerde kaldı
Bütün yarınlarım ağır yaralı
Dünyayı başıma yıkmışçasına
Bağrıma kurşunlar sıkmışçasına
Sanki bir savaştan çıkmışçasına
Bütün anılarım ağır yaralı
Bütün umutlarım ağır yaralı
AHMET SELÇUK İLKAN - ASİ
-----------------------------------------------------------
DE GÜLÜM
De gülüm, de ki ela bir günde geleceğim
İstanbul darmadağın olacak,
Saçların darmadağın, hepsi darmadağın
Üzülme gülüm üzülme toparlanacağız birlikte
Ayağa da kalkacağız,
Yürüyeceğiz de gülüm
Hem de çelikten toprağını dele dele hayatın
De gülüm de ki bitmiştir umut,
Bitmiştir güven, bitmiştir sevgi
Güven bana gülüm güven
Sana bitmemişliği anlatacaktır
Hasretten, hakikatten ten değiştiren yüzüm
Göreceksin gülüm göreceksin bekle
Hırslarımız acılarımız gitgide
İhanetlere, hainleri ezilmelere alışacak
Göreceksin gülüm göreceksin
Ve sevinçten ağlayacaksın gülüm
İşte o vakit bana, doğrudur
Şair olmak, seni sevmek ve senin olmak
Pek çok yakışacak
Bak;
Şiirler var, mektuplar var
Çocuklar var, sokaklar var
İnan bana gülüm inan
Ölüm yok bir tek,
Ölüm yok bize
Ölüm, inananlar için sessizce
Kara kaplı kitaplardan çıkartılacak
Göreceksin gülüm bekle
Artık hiçbir insan
Hiçbir kavga ve hiçbirimiz
Bu dünyada umarsız kalmayacak
Göreceksin gülüm göreceksin, bekle.
AHMET SELÇUK İLKAN. – ASİ
İNANMADIN
Yüreğinin çöllerine nehir oldum inanmadın
Saçlarının tellerine esir oldum inanmadın
Ben ki asi boyun eğmez,
Ben ki çılgın söz dinlemez
Senin için hem de kaç kez
Yaşlar döktüm inanmadın
İnanmadın ne yapayım
Sensizlikmiş senden payım
Tanrı mısın ki tapayım
Sevdim seni inanmadın
Diz çökerken dağlar bana
Şimdi taşlar ağlar bana
Hayatımda bir tek sana
Yenik düştüm inanmadın
Sen kavgamın tek galibi
Sen ömrümün tek sahibi
Sana uysal çocuk gibi
Teslim oldum inanmadın.
Yere serdim gururumu
Hiçe saydım onurumu
Kucakladım umudumu
Koştum sana inanmadın
Yasak koydum şu kalbime
Ne geçti ki ah elime
Bağlanmak ne kelime
Öldüm sana inanmadın.
İnanmadın ne yapayım
Sensizlikmiş senden payım
Allah mısın ki tapayım
Sevdim seni inanmadın
Öldüm sana inanmadın
Koştum sana inanmadın
AHMET SELÇUK İLKAN - ASİ
Ben ayrılıkların şairi,
Yalnızların ozanıyım.
Sen, sen masallar okurken daha,
Ben acıların yazarıyım.
Haklısın, aramızda dağlar, denizler var,
Haklısın, aramızda uçurumlar.
Senin sevdaların, üç günlük masal,
Benim sevdalarım, Allah'ına kadar.
Elma şekeri mi sandın aşkı,
Ne şiirin şiir, ne şarkın şarkı.
Hele bir kırılsın, hele bir kırılsın feleğin çarkı,
İşte ben o zaman görürüm seni.
Halâ tahta masalara yazıyorsam adını,
Aşk kitaplarında arıyorsam tarifini aşkın,
Kahır mektuplarında yeniden buluyorsam seni,
Islak mendillere siliyorsam gözyaşlarımı,
Eyvahlar çekiyorsam her biten aşkın ardından,
Bana sor yalnızlığı,
Ayrılığı bana sor diye haykırıyorsam,
Ve sabahçı kahvelerinde
bir çay gibi demliyorsam hasretini,
Ve inadına özlüyorsam, o çay karası gözlerini,
Bil ki, bu seni erkekçe sevdiğimdendir.
Bu benim ilk aldanışım değil,
Bu benim son yıkılışım değil,
Bırak bu sahte gözyaşlarını,
Bırak bu masum bakışlarını.
Üzülme, benim için üzülme,
Üzülme bu son için üzülme,
Ben, ben, ben yeterim kendime
Varsın da bir dağ gibi büyüsün hasretin içimde,
Varsın da her gece
Bir kemanın tellerinde ezilsin kalbim,
Varsın da bir daha değmesin ellerim ellerine,
Asla pişman degilim.
Hatırla, bir adam diyordun hatırla,
Ömür boyu sevsin beni ömür boyu,
İşte o deli, işte o çılgın, işte o adam benim.
Çünkü ben,
Çünkü ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim.
A. Selçuk İlkan ..
AŞK KİTABI
Ne olur söyleyin sevenler bana
Ayrılmak kanun mu aşk kitabında
Elele tutuşup gülmeden daha
Terketmek kanun mu aşk kitabında
Ümitlerim kırıldı bitti
Hayallerim yıkıldı gitti
Bu dert beni benden etti
Sevdim sevdim bak ne hale geldim
Her seven sonunda düşüyor derde
Bu aşk kitabının yazanı nerde
Bir aşık inandı çok sevdi diye
Terketmek kanun mu aşk kitabında
AŞK VE GURUR
Nereden bilecektin seni sevdiğimi
Hiç fısıldamadım ki kulaklarına aşkımı
Senin için
Günlerce gecelerce ağladım
Nereden bilecektin
Hiç silmedim ki yanında gözyaşlarımı..
AHMET SELÇUK İLKAN
BEN ARTIK SEN OLMUŞUM
ne varsa aradığım bil ki sende bulmuşum
senden öncesi yoktu seninle var olmuşum
sende bütün ümitler,sende bütün özlemler
beni bende arama artık ben sen olmuşum
AHMET SELÇUK İLKAN
SEVDALIM
Bir sevda uğrunda bir ömür yandı
Bilmedin sevdalım bilmedin gitti
Senden son hatıra gözyaşı kaldı
Silmedin sevdalım silmedin gitti
Her köşe başında seni gözledim
Geceler koynunda umut gizledim
Hep seni bekledim hep seni özledim
Gelmedin sevdalım gelmedin gitti
Senden uzaklarda ne çektiğimi
Görmedin sevdalım görmedin gitti
Sensizken seninle söz kestiğimi
Bilmedin sevdalım bilmedin gitti
AHMET SELÇUK İLKAN
ADI GÜL'DÜ
Adı Gül'dü
Gülleri severdi en çok
Güldü mü güller açardı gül yüzünde
Güllerle bölüşürdü yalnızlığını
Hep gül beklerdi sevdiğinden
Bir de 'gül mevsimini' takvimlerden
Bir gül kokusuna
Bir de 'gül reçeline' dayanamazdı
Hep güller kurutmuştu
Hayatının en hazin sayfalarında
Hep gülerek büyütmüştü sevdasını
Ve her sabah
Bir gül gibi bırakırdı tebessümünü sofraya
Tıpkı sımsıcak bir ekmek gibi
Ahşap bir evin avlusunda
Mis kokulu gülleri derlerdi
Ve bütün sırlarını sadece güllere söylerdi
Ne zaman bir haksızlık görse
Kanayan bir gül gibi
Ahh bu dünyada
Gülü gülle tartsalar derdi
Ne okur ne yazardı
Ağlasa gülleri sular
Gülse gülleri okşardı
Ama ne zaman içli bir şarkı duysa
Güllere bakar uzun uzun dalardı
İşte öyle bir çiçekti
Şiirimin ucunda gülden bir kalemdi
İşte o kadın
Benim annemdi.
Bir bilseniz
Ne güller yeşertti hayatın dikenlerinden
Dökerek gözyaşını
Ve şimdi
O güller süslüyor onun mezar taşını...
AHMET SELÇUK İLKAN
ADIM YALNIZLIK BENİM
Önce seni
Sonra kendimi
Bugün de kimliğimi kaybettim
Hükümsüzdür
Bulanlar
Boşuna yorulup getirmesin yazık
Çünkü
Ahmet'i türkülere
Selçuk'u şarkılara
İlkan'ı şiirlere gömdüm artık
Bundan böyle
'Adım yalnızlık benim
Soyadımsa ayrılık'
AHMET SELÇUK İLKAN
AŞK VE GURUR
Nereden bilecektin seni sevdiğimi
Hiç fısıldamadım ki kulaklarına aşkımı
Senin için
Günlerce gecelerce ağladım
Nereden bilecektin
Hiç silmedim ki yanında gözyaşlarımı...
AHMET SELÇUK İLKAN
GÖZLERİN KAL DİYOR DUDAKLARIN GİT
Bu nasıl ayrılık, bu nasıl veda
Gözlerin kal diyor, dudakların git.
Bakışın anahtar, sözlerin kilit,
Ellerin aç diyor, dudakların git.
Ayrılık dönüşü olmayan bir nehir
Yalnızlık yıkılmış bomboş bir şehir.
Kaç sevda kül oldu böyle kimbilir,
Gözyaşın kal diyor, dudakların git.
Gidersem bir daha dönmeyeceğim,
Kalırsam kalbime yenileceğim.
Çözemedim seni delireceğim.
Gözlerin kal diyor diyor, dudakların git.
Duvardan insinmi resimlerimiz,
Yabancı olsunmu isimlerimiz.
Ya deli dolu gecelerimiz,
Anılar kal diyor, dudakların git.
Bu romanda biter belki birazdan,
Ne aşklar yıkıldı gururdan nazdan.
Ağlıyor besteler yine hicazdan,
Şarkılar kal diyor, dudakların git....
AHMET SELÇUK İLKAN
SEN VURDUNDA BEN ÖLMEDİM Mİ?
Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da
Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi
Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni
Sense araya korkular koydun.
Yasaklar koydun...
Bitmez tükenmez engeller koydun
Şimdi nerdesin diye sakın sorma
Sen çağırdın da ben gelmedim mi?
Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,
Yağmurlu havalara...Bu kasvetli akşamlara
Sen varken
Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına
Otobüs duraklarına...
Sen varken ayrılanlara ağlamazdım...
Yıkılmazdım biten sevdaların ardından
Gidenlere küsmezdim
Kalanlara acımazdım...
Sen varken böyle üşümezdim-titremezdim
Masumdum, çocuklar gibi
Böyle delirmezdim-küfretmezdim...
Hele ölmeyi hiç düşünmezdim.
Şimdi soruyorum sana
Adı sevdaysa bu cehennemin
Sen yaktın da ben yanmadım mı?
Biliyorsun
Bütün acılarına 'yeşil ışık' yaktım olmadı
Bütün korkularına'arka çıktım'olmadı
Dağlara merdiven dayadım olmadı
Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı
Sevdim olmadı -yandım olmadı-taptım olmadı
Benden artık pes
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes
Nasılsa gidiyorsun
Biliyorum git
Ama ardında
Ağlayan bir çift göz
Paramparça bir yürek
Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan
Çek silahını-daya sırtıma
Titrersem namerdim
Sen vurdun da ben ölmedim mi?
Ahmet Selçuk İLKAN
BEN SENİ ASLA
Sen hayatımın en vazgeçilmez aşkı
Sen uğrunda en çıldırdığım esmer
Sen yolunda savaşlar verdiğim sevdam
Sen uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Sen beklediğim
Sen özlediğim
Sen Gizlediğim
Güneş doğmayı unutabilir
Sabah olmayı
Yağmur yapmayı
Ama ben seni asla
Çiçekler açmayı unutabilir
Kuşlar uçmayı
Baharlar gelmeyi
Ama ben seni asla
Ne zaman bir şiir okunsa aklımdasın
Ne zaman bir telefon çalsa karşımdasın
Sen tanrımın en güzel armağanı
Sen hayatımın en gerçek yalanı
Sen bütün huylarımı ezbere bilen
Sen gözyaşlarımı en iyi silen...
Sen dünyanın en güzel kadını.
Sen yemeğimin tuzu
Yüreğimin buzu
Anasının en güzel kızı
Sen kalbimde en tatlı sızı
Sen bütün varlığımın En Sevimli Hırsızı
Sen sevdikçe sevilesi
Övdükçe övülesi
Öptükçe öpülesi Aşkım
Sen beni yokluğuyla delirten
Varlığıyla yolumu yolundan çeviren
Sevdasıyla beni bir dağ gibi deviren kadın
Bundan böyle senden sorulsun günahlarım
Sende bütün sorularım
Sende bütün cevaplarım
Adam olmuşsam senden
Katil olursam senden
Ben çoktan vazgeçtim kendimden
Ama senden
Asla kadınım.
Asla ..
Ahmet Selçuk İLKAN
İŞTE GİDİYORSUN
İşte gidiyorsun
Merdivenlerde bir ölüm sessizliği
Kül rengi yağmurlar sokaklarda
Üzerinde en çok sevdiğim ceketin
En acısı
Unut gitsin der gibi ıpıslak kirpiklerin
Ve ilk defa
Bu kadar aceleci
Ellerin ayakların gözlerin
Söylenecek ne varsa bitti -doğrudur-
Artık bu saatler
Kanadı kesik bir sevdanın
Kalemi kırık bir aşkın
Ve sayfaları yanık bir romanın sonudur….
İşte gidiyorsun
Ellerinle açtığın bütün kapıları kapayarak
Hayat verdiğin odalardan gölgeni de alarak
Ve sürgüne verip bütün düşlerimi
Dağ gibi bir adamı yakarak
Anlıyorum bu suskunluk
Bir aşkın açılmamış son mektubudur
Geride bıraktığın
Saksıda bir gelin çiçeği
Masada küskün bir anahtar
Yüreğimde parmak izlerin
Ve cevapsız yüzlerce sorudur
İşte gidiyorsun
Dikerek gözlerime o mağrur bakışlarını
Yıllardır düşlediğin zaferi kutlayarak
Ve masum bir veda gibi sokulup
Ellerinle yüreğimi parçalayarak
Tarihte bugün
Aylardan Eylül
Günlerden hüzün
Saatlerden ondur
Sen kazanmayı
Ben kaybetmeyi seçtim
Anlıyorum
Bu ikimiz için artık sondur
İşte gidiyorsun
Ve biliyorsun
Birazdan sol yanıma düşeceğim
Yaramın olduğu yana
Vurduğun yere yani
Ne de olsa ayrılık acıdır zordur
İşte karşında
Ağır yaralı bir adam
Bir avuç gözyaşı
Ve ihanet makamında bir şarkı
Suç mahallinde
Senden kalan son delil budur
Git hadi git vazgeçilmezim
Şunu bil ki
Dünyada bütün mezarlıklar
Senin gibi vazgeçilmezlerle doludur…
Ahmet Selçuk İLKAN
Bu şehir ve sen
Ömrümün en güzel senelerini
Alıpta gittiniz bu şehir ve sen
Gönlümün en masum ümitlerini
Çalıpta gittiniz bu şehir ve sen
Döktüğüm yaşlara aldırmadınız
Giden gençliğime acımadınız
Düştüğüm yerlerden kaldırmadınız
Basıpta gittiniz bu şehir ve sen
Beni iyi tanır bu kaldırımlar
Bu kuytu köşeler bu taş sokaklar
Sizlerden bir ömür alacağım var
Çalıpta gittiniz bu şehir ve sen
Beni tanır bu kaldırımlar
Bu kuytu köşeler bu taş sokaklar
Sizlerden bir ömür alacağım var
Çalıpta gittiniz bu şehir ve sen
Bağlayıp durdunuz hep ellerimi
Delik deşik ettiniz seven kalbimi
İçimde dağ gibi hayallerimi
Yıkıpta gittiniz bu şehir ve sen
Biriniz sağırdı duvardan bile
Biriniz kalpsizdi taşlardan bile
Bütün acıları dizip önüme
Yakıpta gittiniz bu şehir ve sen
Kimsesiz yalnızdım kollarınızda
Herşeyi kaybettim yollarınızda
Şimdi bir hesap var aramızda
Vermeden gittiniz bu şehir ve sen
Ben yine yaşarım içimde yasla
Ya siz neylersiniz bu ihtirasla
Bir daha dönmek mi buraya asla
İçimde bittiniz bu şehir ve sen
Ahmet Selçuk İLKAN
Bana bunu yapmayacaktın
Öyle sırtımdan vurmayacaktın beni
Gelişin gibi onurlu olmalıydı gidişin
Ve öylesine gururlu bitişin.
Gel gör ki kötü oynadın bu oyunu
Erken düştü masken yüzünden
Demek sen içimde büyüttüğüm bir dev değil
Bir hiçtin
Görüyorsun işte
Gittin
Ve de bittin…
Bana bunu yapmayacaktın
Böyle bir hançerle yıkmayacaktın beni
Bir ihanetin adresi olmamalıydı ayak izlerin
Yoksa ben mi yanlış tanıdım seni?
Yoksa hep böyle kirli miydi senin denizlerin?
İşte ellerimde
Suç ortağın bir sinema bileti
Bir pastane köşesi
Bir tiyatro gişesi.
Bu kadar ucuza gitmeyecektin
Sigara dumanlarında harcamayacaktın bu aşkı
Ve aşk cellatlarına meze yapmayacaktın beni
Şimdi boş bir mezar bulsam
Seni böylesine sevdiği için
Oraya bırakırdım kalbimi…
Bana bunu yapmayacaktın
Böyle küstürmeyecektin şiirlerimi
Kaz kırmızısı yağmurlar
Yağdırmayacaktın gecelerime
Kanatlarını kırmayacaktın umutlarımın
Beni böyle çıldırtmayacaktın!
Artık
Adın ihaneti çağrıştırıyor bana
Ve tadın bir yılanın en öldürücü zehrini
Söyle
Şimdi hangi yüreğe saplıyorsun
O acımasız hançerini? ..
Bil ki
Bundan böyle
Yasaklanmış kitaplarım gibisin bana
Yaklaşmam yasak
Dokunmam yasak
Ve ömrümce
Sarılmam yasak sana! ..
HAKKIN YOKK
Sevmeyi bilemedin
Sevilmeye hakkın yok
Gün sayıp beklemedin
Özlenmeye hakkın yok!
Sevdamla coşmadın ki
Dağ deniz aşmadın ki
Umutla koşmadın ki
Kavuşmaya hakkın yok!
Hakkın yok bir tek söze
Konuşmaya hakkın yok
Taştan farksız o kalbi
Taşımaya hakkın yok!
Aşk nedir bilmedin ki
Sevildin sevmedin ki
Mutluluk vermedin ki
Mutluluğa hakkın yok!
Anlarsın bir gün gelir
Bunu her seven bilir
Terkeden terkedilir
Ağlamaya hakkın yok!
Ahmet Selçuk İLKAN
CEREN GÖZLÜM
unuttun mu diye sorma
unutamam ceren gözlüm
sitem edip gönül kırma
dayanamam ceren gözlüm
sen ufkuma doğan güneş
sen gönlüme düşen ateş
burcum bile burcuna eş
ayrılamam ceren gözlüm
bahtımdaki uğurumsun
gönlümdeki gururumsun
yarınımsın, umudumsun
unutamam ceren gözlüm
seni yazdım hayatıma
gönlümün her sayfasına
inan senden başkasına
sarılamam ceren gözlüm
sen gözümde tüten duman
sen vardığım en son liman
sen TANRIM'dan bir armağan
unutamam ceren gözlüm
ıslanırsa eğer gözün
yüreğime çöker hüzün
ne olursun gülsün yüzün
dayanamam CEREN GÖZLÜM!..
"Ahmet Selçuk İLKAN"
DEDİKODU..
O ağlamazdı
Ağlattılar!
Önce gözlerini çivilediler boşluğa
Ve kulaklarını çaldılar
Ne varsa ne yoksa
Bir bir anlattılar.
"sevmiyordu" dediler
Aldattılar
Ümitlerini, hayallerini
Özlemlerini, rüyalarını
Parça parça
Kopardılar! ..
Sonra unutulduğuna, terkedildiğine
İnandırdılar.
Dudaklarını ısırdı zavallı
Yumrukladı masayı olanca hıncıyla
Ve kalktı yerinen gitti o gidiş
Sevdiğinden
Ayırdılar...
selenayy Avatarı
Gerçek Adı
Ayşe Selen
Üyelik Tarihi
24.05-2007
Son Giriş
10.12-2017
Saat
23:51
Yaşadığı Yer
Tokat
Mesaj
726
Alınan Beğeniler
0
Verilen Beğeniler
0
Blog Mesajları
1
Zaten Değerlendirdiniz! 0 Zaten Değerlendirdiniz!
İSYANLARDAYIM
Gittiğin yerlerden dönmedin geri
Yollara rest çektim isyanlardayım
Kırıldı sonunda sabrımın teli
Yıllara rest çektim isyanlardayım
Beklenen yarınlar kaybolmuş dünden
Ümitler selamı kesmişler benden
Nasılsa hayır yok gelecek günden
Kadere rest çektim isyanlardayım
Bu benim talihim sözüm yok sana
Payımı aldım ben sevdadan yana
Hasretinden başka ne verdin bana
Sana da rest çektim isyanlardayım
SEN DEĞİL MİYDİN ?
Bana bakıp bakıp ağlama sakın
Bu sonu isteyen Sen değil miydin
Ne Kadar Belliydi O Gün Maksadın
Gitmemi İsteyen Sen değil miydin
Susuz rakı gibi yakma içimi
Bu pişmanlığın bir sigara içimi
Günah Senin... Kendin yaptın seçimi
''Git artık Git'' diyen Sen değil miydin
Suç benim mi söyle aldırmıyorsam
Maziye dalıp da yıkılmıyorsam
Şaşırma Sen gibi ağlamıyorsam
Kalbimi taş yapan Sen değil miydin
Zaman mı bu aşkı söndüremedi
Hasret mi acını dindiremedi
Sevdam mı sevdanı bitiremedi
''Unuturum Seni'' diyen Sen değil miydin
Başın dumanlı mı, yoksa sarhoş mu
Bak geriye döndün gönlün bir hoş mu
Başucunda yerim hala bomboş mu
Doldururum diyen Sen değil miydin...
Ahmet Selçuk İLKAN
Inanmadin
yüreginin cöllerine
nehir oldum inanmadin
saclarinin tellerine
esir oldum inanmadin
diz cökerken daglar bana
simdi taslar aglar bana
hayatimda ilk kez sana
mahkum oldum inanmadin
inanmadin ne yapayin
sensizlikmis senden payim
tanrimisin ki tapayim
sevdim seni inanmadin
yere serdim gururumu
hice saydim onurumu
kucakladim umudumu
kostum sana inanmadin
sen kavgamin tek galibi
sen gönlümün tek sahibi
sana uysal cocuk gibi
teslim oldum inanmadin
yasak koydum su kalbime
ne gecti ki ah elime
baglanmak mi ne kelime
öldüm sana inanmadin
inanmadin ne yapayim
sensizlikmis senden payim
allahmisin ki tapayim
sevdim seni inanmadin
sevdim seni inanmadin
öldüm sana inanmadin
kostum sana inanmadin
inanmadin,inanmadin
Ahmet Selcuk İlkan
Ağladım
Dün gece uzun uzun
Seni andım ağladım.
Sonu yok yolumuzun
Ona yandım ağladım.
Kim bilir acımızı
Bu yasak aşkımızı
O eski şarkımızı
Çaldım-çaldım ağladım! ..
Dolaştım sokaklarda
Ağaran şafaklarda
Seni senden uzakta
Sardım sardım ağladım
İmrendim sevenlere
Sarılıp gidenlere
Elele gezenlere
Baktım baktım ağladım
Benimsin bende değil
Ellerim sende değil
Yanmamak elde değil
Yandım yandım ağladım.
Tuza bastım yaramı
Aşkla açtım aramı
Sensiz son sigaramı
Yaktım yaktım ağladım.
Ahmet Selçuk İlkan
Ve Kaybetmek Seni
O seni düşünmek yok mu
Geceler dolusu seni düşünmek
Sarılmak karanlıklara sen diye
Sen diye kucaklamak yorganı okşamak, öpmek
O seni beklemek yok mu
Her gün sabahlara dek uykusuz beklemek
Ahh, ayak sesleri, kapı gıcırtıları bilemezsin
Bir defa yaşamaktır o, bin defa ölmek
O seni özlemek yok mu
Saçlarını, ellerini, dudaklarını özlemek
Uzun uzun gözgöze gelmek seninle
Seninle bir olmak, beraber olmak, sevişmek
O seni gizlemek yok mu
Kuşlrdan, çiçeklerden bile kıskanıp gizlemek
Seni saklamak içimde delice, divanece
Öylece yaşamak seni, öylece sevmek
Ve seni kaybetmek yok mu
Bulduktan sonra seni kaybetmek
İşte o beni yakan, yıkan, solduran
Ses versem de duyamazsın artık
Yüreğimde kan, gözlerimde kan, dudaklarımda kan
Ahmet Selçuk İlkan
Benden iki şiir dostum sevdigim şairdir kusura bakmazsın...
BANA KENDİNİ ANLAT
Aklımdan çıkmıyorsun
Sensiz bomboş bu hayat
Susma öyle ne olur
Bana kendini anlat
Hasretim gülyüzüne
Susamışım sevgine
Başkasından bana ne
Bana kendini anlat
Boşver esen rüzgara
Boşver yağan yağmura
Hadi gel kollarıma
Bana kendini anlat
Geceleri üşür müsün
Hemen örtünür müsün
Beni düşünür müsün
Bana kendini anlat
Ah benim nar çiçeğim
Canım ipek böceğim
Meraktan öleceğim
Bana kendini anlat
Aşkımızdan kime ne
Sevdamızdan kime ne
Başkasından bana ne
Bana kendini anlat
Ahmet Selcuk İLKAN
BİR TELEVOLE MASALI
Hayat bir televole masalı değildir kızım!
Sakın aldatmasın seni
Seda'nın Güllü'nün o hoş kahkahaları
Ebru'ların Çağla'ların Demet'lerin
O sabun köpüğü muhteşem aşkları (!)
Ben ne dev yalnızlıklar bilirim
Ben ne ayrılıklar
ben ne hıçkırıklar
Kim bilir
Nasıl ıslaktır geceleri onların yastıkları...
Hayat Mehmet Ali'nin çiftliği değildir kızım!
Öyle hep yüzüne gülmez bu çarkıfelek
Feleğin çarkına düşünce anlarsın
Aslanın neresinde ekmek.
Hayat bir Tarkan şarkısı değildir kızım
Öyle hüp diye içine almaz seni hiçbir sevgili
ve hiç kimse kuş sütüyle beslemez seni
Güzelliğin solunca anlarsın
Aynalarda bile zor bulursun kendini.
Hayat ne Aydın'ın 'Aydın Havası'
Ne Fatih'in 'o kıskıvrak yılan dansı! '
Ne bir Gülben
Ne de Bir Hülya kavgası
Hayat seni kaybettiğim günden beri
İçimde bir kurşun yarası.
Hayat bir peri masalı değildir kızım!
Öyle evinin önünde
Beklemez seni beyaz atlı prensler
Bak Beyaz'ın bile simsiyah oldu hayalleri çoktan
Ve Okan yaralı bir kuştur artık
Hergün kendini gagalamaktan
Ve sanat adına
Arto'yu Hande'yi Sevda'yı zagalamaktan
Hayat bir tatil köyü değildir kızım!
Bir o yana bir bu yana sallamaz seni
Bir düşün
Yıkılan yuvaları
O kırık hayatları
Yarınsız çocukları
Bir düşün
O arka sokakları
Sahipsiz çığlıkları
Çaresiz anaları - babaları...
Hadi olacaksan
Gel doktor ol öğretmen ol alim ol
Kırılmış kanadım, kolum, elim ol
Umudum ol güneşim ol ateşim ol
Seni de sarsın mutluluğun
O sımsıcak kolları
Ve senide yutmadan
Reyting canavarının o sahte yıldızları! ...
Unutma
sakın unutma kızım!
Onların
Hazin bir romandır
Özendiğin bütün hayatları...
Ahmet Selçuk İLKAN
ADIMI UNUT
Nasılsa ayrılık bu aşkın sonu
Sen de eller gibi adımı unut
Kader ikimize çizmiş bu yolu
Sen de eller gibi adımı unut
Seninle bu aşkı yaşamadık say
Birlikte gülüp te ağlamadık say
Böylesi unutmak dahada kolay
Sen de eller gibi adımı unut
İstemem söyleme bir tek kelime
Sen de eller gibi adımı unut
Değmesin artık hiç elin elime
Sar yeni aşkını benim yerime
Sen de eller gibi adımı unut...
AHMET SELÇUK İLKAN
GECELERDEN BİR GECE
Senden uzakta seni yaşadım
Maziye yeniden daldım bu gece
Acı bir pişmanlık sardı içimi
İçmeden bir başka oldum bu gece
Seni düşündükçe başka kollarda
Kadehim kırıldı avuçlarımda
Sana dur demeyen gururumu da
Ayaklar altına aldım bu gece
Bensiz ne haldesin şimdi kimbilir
Sen yoksun bu hayat nasıl çekilir
Gözümde canlanır anılar bir bir
Resmini bin defa öptüm bu gece
Ne kadar mutluyduk niye ayrıldık
Kendime sorup da durdum bu gece
Neye yarar artık bu geç pişmanlık
Başımı taşlara vurdum bu gece.
AHMET SELÇUK İLKAN
|
|
|
Necip Fazıl Kisakürek Şiirleri |
|
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 05:44 PM - Forum: Şiirler Şarkılar
- Yorum Yok
|
 |
Necip Fazıl Kisakürek Şiirleri
Bendedir
Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
Kime ne, aşılmaz duvar bendedir,
Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
Sanırım gittiği diyar bendedir.
Yaram var, havanlar dövemez merhem;
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.
1936
Necip Fazıl Kısakürek
Benim Nefsim
Ruhuma bir kefen bezi yeter de,
Yetmez aç nefsime sırma ve ipek.
Çare yok, yüzünden düştüğüm derde;
Yesem de "toprakla karışık kepek..."
Güneşle bir tutsam girmez hizaya;
Dar bulur, sığmam der, dipsiz fezaya.
Kuyruk sallar, sonra hırlar ezaya;
Benim nefsim, benim nefsim ne köpek!..
1972
Necip Fazıl Kısakürek
Beste
Halim, açık denizde düdük çalan bir gemi;
Kim duyar, ötelerden haber veren bestemi?..
1977
Necip Fazıl Kısakürek
Bir
Varlık yalnız Bir'dedir, toplam bölüm hep birde...
Devam eden yalnız bir, sayıda dört tekbirde...
1983
Necip Fazıl Kısakürek
Bir
"Bir"i deşerken her ân beynini yiyen adam,
Sayılar köpürdükçe "Allah bir!" diyen adam...
1975
Necip Fazıl Kısakürek
Biter
Kalkılır bir yerde, kalır oyuncak,
Kurgular biter.
Ölüm... O geldi mi ne var korkacak?
Korkular biter.
Fikir, açmaz artık beyinde kuyu;
Burgular biter.
Unuturuz hayat adlı uykuyu,
Uykular biter.
Biter, her şey biter; ses, şekil ve renk,
Kokular biter.
Kabir sualiyle kapanır kepenk,
Sorgular biter.
1963
Necip Fazıl Kısakürek
Bitmez
Bilmezdim, iş bütünde;
Bu ömür derdim, bitmez.
Bir yuvarlak üstünde
Git, git, giderdim, bitmez.
Bir (BibBiiiiiib) kafacıktım;
Sonsuzluğa acıktım.
Farzet denize çıktım,
Su biter, derdim bitmez.
1973
Necip Fazıl Kısakürek
Bizim Yunus
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;
Okunu kör nefsin, kılıçla çelmiş...
Bizim Yunus,
Bizim Yunus...
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;
Ölüm dedikleri perdeyi delmiş...
Bizim Yunus,
Bizim Yunus...
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;
Eli kaatile de kalkamaz elmiş...
Bizim Yunus,
Bizim Yunus...
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;
Zaman, onun kemend attığı selmiş...
Bizim Yunus,
Bizim Yunus...
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;
Toprakta devrilmiş, göğe çömelmiş...
Bizim Yunus,
Bizim Yunus...
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;
Sayıları silmiş. BİR'e yönelmiş...
Bizim Yunus,
Bizim Yunus...
1972
Necip Fazıl Kısakürek
Boş Dünya
Gittiler...Bana dünyam
Birdenbire boş geldi.
Seçilmiş oldu eşyam.
Odalarım loş geldi.
Gözlerim müebbette,
Günü gelir elbette...
Gelir Melek nöbette,
Safa geldi, hoş geldi.
1982
Necip Fazıl Kısakürek
Şu karşı evin boş odalarında,
Duvarlara sinmiş bir hayâlet var.
Elinde mum, gece ortalarında,
Bucak bucak gezer, birini arar.
Camlar tutuşurken, eski kafesler,
Beyaz duvarlara aksetmiş, durur.
Dağınık sürüyü toplayan sesler,
Kapıya sokulup tokmağı vurur.
Sonra işitilir sert bir hıçkırık,
Basar odaları belirsiz cinler.
Karanlık avluda döner bir çıkrık;
Sanırsın, kundakta bir çocuk inler.
Akşam, dağılırken yerli yerine,
Bu evin önünde ürperiyorlar.
İçlerinden, kendi kendilerine:
Şu karşı ev tekin değil, diyorlar.
1925
Necip Fazıl Kısakürek
Boş Ufuklar
Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti,
'İyi insanlar iyi atlara binip gitti.'
1973
Necip Fazıl Kısakürek
Bu Dünya
Bu dünya bir tamam'dan eksiklikler âlemi;
Kopuşlar, ayrılıklar, kesiklikler âlemi...
1982
Necip Fazıl Kısakürek
Bu Yağmur
Bu yağmur... Bu yağmur... Bu kıldan ince,
Nefesten yumuşak yağan bu yağmur.
Bu yağmur... Bu yağmur... Bir gün dinince,
Aynalar yüzümü tanımaz olur.
Bu yağmur kanımı boğan bir iplik,
Tenimde acısız yatan bir bıçak,
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik,
Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur, delilik vehminden üstün,
Karanlık, kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün
Sulardan, seslerden ve gecelerden.
1934
Necip Fazıl Kısakürek
Büyük Doğu Marşı
Allah'ın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Avlanır, kim sana atarsa kement,
Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebet.
Allah'ın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Yürü altın nesli, o tunç Oğuz'un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Nur yoklu izinden git, KILAVUZ'un!
Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun!
Yürü altın nesli, o tunç Oğuz'un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
Şahit ol, ey kılıç, kalem ve orak!
Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak!
Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!..
1938
Necip Fazıl Kısakürek
Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
1963
Necip Fazıl Kısakürek
Cansız At
Bilmem, kaçı kaç geçe,
Bilmem, kaça kaç kala,
Ya erkence, ya geçce,
Sıram gelir hoppala!
Altımda gacır gucur,
Kişner durur cansız at...
İşte servili çukur;
Ve ölümsüz hakikat!
1944
Necip Fazıl Kısakürek
Cinler
Ne derlerse desinler,
Yakın dostlarım cinler...
Havanın ve alevin
Kemiksiz çocukları;
Yüzbir odalı evin
Haşmetli konukları,
Rüzgârdan topukları,
Yakın doslarım cinler...
Kum gibi kalabalık,
Bin şekil ve bin kılık;
Suda bir gümüş balık,
Postacı güvercinler,
Zümrüt yüklü hecinler,
Yakın dostlarım cinler...
1939
Necip Fazıl Kısakürek
Çan Sesi
Odamda yanan mumu üfledi bir çan sesi.
Gözlerim halka halka gördü bu uçan sesi.
Önümden bir hız geçti, aktı ateşten izler;
Açıldı kıvrım kıvrım toprak altı dehlizler.
Şimşekler yanıp söndü, şimşekler sönüp yandı;
Derindeki sarnıçta durgun sular uyandı.
Sağa sola sallanıp, dan, dan, dan, çaldı çanlar,
Durmadan çaldı çanlar, durmadan çaldı çanlar,
Sular ürperdi, eşya ürperdi, tunç ürperdi;
Çanlar, kocaman çanlar, korkunç korkuç ürperdi.
Gördüm ki, adım adım, gölge gölge keşişler.
Ebedi karanlığın mahzenine inmişler...
1925
Necip Fazıl Kısakürek
Çek Perdeyi
Evler döşemekti bendeki tasa,
Yaptım, ettim, nöbet mezara geldi.
Yeter bana, üç beş arşın bez olsa;
Beklenmedik mallar pazara geldi.
Penceremde bir gün günlerden bir gün:
Ses baygın, renk dalgın ve ışık süzgün;
Belirsiz bir semte insanlık sürgün...
Çek perdeyi güneş nazara geldi.
Necip Fazıl Kısakürek
Çırpınır
Dinle, kulağını ver de mezara!
Ölüler evlattan yana çırpınır.
Nesiller arası korkunç manzara;
Domuz yavrulayan ana çırpınır.
Kalbten kazıdılar iman sırrını;
Her günün bugünden beter yarını.
Acı rüzgarlara vermiş bağrını
Türk Bayrağı yana yana çırpınır.
Necip Fazıl Kısakürek
Çift Kanat
Biri aşık biri nefret; bizim kanadımız çift...
Ateş saçmalı ki nur, erisin kapkara zift...
1977
Necip Fazıl Kısakürek
Denildi mi bir yerin adına Türk beldesi;
Gözüm al bayrak arar, kulağım ezan sesi.
Bir gemi arıyorum pusulası imandan…
Alıp beni götürsün hüzün dolu limandan.
Ben, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;
Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir.
İnsan, bir mesut zalim; insan, bir mağrur cahil…
Tekne kırık, su azgın ve kayıplarda sahil.
Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.
Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere…
An oluyor bir garip duyguya varıyorum;
Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?
Hasretim, her tümseğin, her çatının ardında;
Kelimenin üstünde, cümlelerin altında…
Ne görsem, ötesinde hasret çektiğim diyar;
Kavuşmak nasıl olmaz, mademki ayrılık var?
Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
Güzel Allah’ım, senden ne gelecekse gelsin;
Sen ki rahmetinle de kahrınla da güzelsin…
Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti.
İyi insanlar iyi atlara binip gitti.
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride varsa bırak utansın!
Ey bin bir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan, bayrak utansın!
Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte;
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
Dostlarım ev eşyamdı, bir bir gitti diyorum.
Artık boş odalarda ölümü bekliyorum.
Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık.
Yaşarken temiz kalsaydık, ölünce yıkanmazdık.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri Devam
“Var”ın altında yokluk, yokun altında varlık;
Başını kaldır da bak, boşluk bile mezarlık.
Bu nasıl bir dünya, hikâyesi zor;
Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kâinat muşamba dekor.
Bütün bir insanlık yalana teslim.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim.
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim.
Örtün üstüme örtün serin karanlıkları.
İkinizin de ne eş ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var.
Onu da hangi diyar olsa götürürsünüz.
Elindeyse zamana, dur, geçme diye dayat!
Bir sigara içmekten daha kısa bu hayat.
Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kaf Dağı,
Bir zerreciğim ki Arş’a gebeyim,
Dev sancılarımın budu kaynağı.
Ölürsün… Kapanır yollar geriye,
Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
Varılmaz hayale işaret diye,
Toprağında bir taş olur, beklerim.
Çöplüğe attılar da mukaddes emaneti,
Hak bellettiler Hakk’a en büyük ihaneti.
Eşya latifleştikçe göze görünmez olur;
Solucan kanat taksa yerde sürünmez olur.
Yaradan rahmetini kahrından üstün saydı;
Ne olurdu halimiz, gözyaşı olmasaydı?
Bu dünya insanlığa manevi hamam olsa;
Her rengiyle insanlık tek renkte tamam olsa.
Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen, yüz bin devir ilerde!
Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam?
Ne yapsam da ölümü bir saatçik unutsam?
Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık;
Anla ki yok Allah’tan başkasıyla yakınlık.
Bir insanda yok ise edep, neylesin medrese mektep?
Okusa âlim olsa, yine merkep, yine merkep…
Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam;
Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam…
Bir namazım, bir duam, bir de eski seccadem.
Hepsi hepsi bu kadar, işte benim sermayem.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri Kısa
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme artık neye yarar?
Yakınlık… İnsan, yaklaştığınca yaklaştığından yarı;
Belli ki yakınımız yoktur Allah’tan gayrı…
Uyku, katillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak,
Teselli pınarı, sabır memesi;
Size şerbet, bana kum oldu çanak.
Her fikir, her inanış, tek mevsimlik vesselam;
Zaman ve mekân üstü biricik rejim, İslam…
Sesimi alıp da kaybetse rüzgâr,
Versem gözlerimi bir sonsuz renge.
Silindi akçemizin yazısı ve turası,
Bizi yere batıran batının faturası.
Ellerime uzanan dudakları tepeyim,
Allah diyen, gel seni ayağından öpeyim.
Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor…
Çilesi olmayan yüzlere tüküresim geliyor.
Bir yer var ki, orada sayı üstü endaze;
Ne solmak, ne yıpranmak, her şey ebedî taze…
Tel tel ve iplik iplik dikseler de ağzımı;
Tek ses duysalar: Allah… Yoklayanlar nabzımı.
Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber;
Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?
Bütün manzara, ucuz bir dekor muşambası;
Kurtuluş günü, çıkmaz ayın son çarşambası.
Allah dostu odur ki, nefsine tek pay biçmez;
Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez!
Âlemin küfre göre hem başı, hem sonu Hiç…
İki Hiç arasında varlık olur mu Hiç?
O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır;
O yüz ki, göz değince Allah’ı hatırlatır…
Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın.
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
Deliler köyünden bir menzil aşkın.
Her fikir içimde bir çift kelepçe.
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, yolumu aynalar kesti.
Veren de O, alan da O. Nedir senden gidecek?
Telaşını gören de, can senin zannedecek.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri
Bana bir ben lazım, bir de beni anlayan.
Beni bir ben anlarım, bir de beni Yaradan.
Eklense de başıma dünyada kaç baş varsa,
Başım onların hepsi için secdeye varsa…
Sensin gökten gelen oklara hedef,
Oyası ateşle içilen gergef,
Çekme üç beş günlük dünyaya esef,
Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!
Nasip olunca çare yok…
Olunca da olmamaya imkân yok.
Dünyayı verseler iki gözünü vermezsin.
Sana iki göz verene neden secde etmezsin?
Gençliğine güvenip vakit çok erken derken,
Belki ELVEDA bile diyemezsin giderken!
Verirler ben acizim, kudret senin dedikçe,
Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe.
Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim.
Ne kadar göz bebeği varsa, üst üste gelse;
Yine ayrı manzara ayrı görüş herkese.
Sustum! Birikti yanaklarıma alfabe.
Ya İlahi, Ya Rabb! Sükûtumu en güzel duam eyle!
Ben bir garip insanım. Ne tahtım var ne tacım.
Tut elimden Allah’ım, yalnız sana muhtacım.
Ey, bir aileye bile hükmedemeyen ilerici,
Üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici?
Melekler dolanır bu kuytu yerde,
Ey gün kadar güzel çocuğum, uyu!
Bir gün hasretiyle içim titrer de,
Anarsın bu derin, tatlı uykuyu.
Yön yön sarılmışım ne yana baksam,
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam,
Geçip de aynaya, soran olmaz mı?
Dizilirler ayakta, anne baba ve kardeş.
Hayal uzak, uzakta, eder fillerle güreş.
Başından kayar yastık, nura döner karanlık;
Sırlar çözülür artık, kırka çıkınca ateş.
Zeybeğim, zeybeğim ne oldu sana?
Allah deyip şöyle bir doğrulsana.
Beni kimsecikler okşamaz madem,
Öp beni alnımdan öp seccadem…
Ölecek miyim, tam da söyleyecek çağımda;
Söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda…
En Güzel Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri Kısa Devam
Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
Affet, Sen’den habersiz aldığım her nefesten.
Sanırım, insanların her suçunda ben varım;
Günah uzun bir kervan, ta ucunda ben varım!
Yüz daha versen yüz uman yüzler bilirim,
Yokuşlara kardeş olan düzler bilirim,
Dünya öküzün üstünde derler ama,
Dünyanın üstünde nice öküzler bilirim.
Bir kalbim var ki benim, sevdiğinden burkulur.
Kahredenden ziyade, sevilenden korkulur.
Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.
Hayatın çilesine tahammül gerek.
Değil mi ki sefa ile cefa müşterek?
Sizce ağlamak için gözyaşı mı gerek?
Bazen dertliler de ağlar ama gülerek!
Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat.
Yalnız seccademin yönünde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz madem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!
Bu dünya bir kuyu havasız çömlek, Daralıyorum!
Kelime manayı boğan bir gömlek, Paralıyorum!
Allah ismi varken lügat ne demek, Karalıyorum!
Kapımı, buyursun diye o melek, Aralıyorum!
Dağı tanıyan, nasıl tanımaz uçurumu?
Mademki yükseliş var; iniş olmaz olur mu?
Düşün o divaneyi, “her şey içimde” diyen;
Ateş denilse yanan, su denilse eriyen…
Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm.
Uzasan, göğe ersen,
Cücesin şehirde sen;
Bir dev olmak istersen,
Dağlarda şarkı söyle.
Bu dünyada renk, nakış, lezzet, ne varsa küsüm;
Gözümde son marifet, Azrail’e tebessüm.
Yum gözünü, kalbine her an yokluğu üfür!
Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür.
Ya Allah’a baş eğer hiç kimseye eğmezsin;
Ya da herkese baş eğer hiçbir şeye değmezsin.
Var mı Allah’tan yukarı, kabirden aşağı?
Toparlan ruhum gidiyoruz, sen yukarı ben aşağı
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri Kısa Son
İki kişilik duanın adıysa saadet,
Ya Rabbî, beni onunla beraber affet!
Deden bile söndüremedi İslam’ın nurunu;
Sen mi söndüreceksin Ebu Cehil’in torunu?
Doğu der ki Batı’ya, güneşi fethetsen de;
Ruh gerçeği bendedir, madde yalanı sende.
Elimde, sükûtun nabzını dinle,
Dinle de gönlümü alıver gitsin!
Saçlarımdan tutup kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!
Aşk, korkuya peçedir, korku da aşka perde,
Allah’tan nasıl korkmaz, insan O’nu sever de…
Geminin tek kaptanı olur gerisi mürettebattır.
Kalbin de tek sahibi olur, gerisi teferruattır.
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk,
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?
Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar;
Ne kendisine yar, ne kimseye yar;
Bir rüya uğrunda ben diyar diyar,
Gölgemin peşinden yürür giderim.
Ruhum öz dünyasına kaçmak için gayrette;
Yalan dünyaya şimdi inmiş hayrette.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar.
Kadından, kendisinde olmayanı isteriz;
Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz.
Usandım, boş yere hep gitmelerden, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!
Kâinatta ne varsa suda yaşadı önce;
Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce.
Dünyada her nimeti bıraksam ne çıkar ki?
Orda O varken, burada bırakılmaz ne var ki?
İnsan… İplikte büklüm, suda bir anlık suret…
Allah… Olmanın ona mahsus olduğu kudret…
Bu dünya; bir benzeyiş, bir inandırış;
Ve Göz, görmediğine kendini inandırış!
Tutuşturanlar lügat kitabını elime,
Bilsin: Allah’tan başka bilmiyorum kelime.
İnsan bir bulmaca, çözemeden öleceğim…
İnsan bulsam inan ki alnından öpeceğim…
Sevgiliye kul oldum, güzelliği seçeli;
Varlıkla yoksul oldum, benliğimden geçeli.
Hasret bir rüzgâr, kapı kapı aralar geçer;
Gördüğüm her güzel şey, beni yaralar geçer.
Sayılarda çoğalmak, niçin, ne olmak için?
Bir tek hiçtir çarpısı, kırk milyona bir hiçin…
Büyük randevu… Bilsem nerede, saat kaçta?
Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?
Düğümlenirken uzun yolların ufukta ucu,
Bugün de gelmedi, hasretle beklenen yolcu.
Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı,
Elindeyse beyazdan gel de sıyır beyazı.
Hangi dağa tırmansam, muradım ötesinde.
Murad, bugün yerine her günün ertesinde.
Akıl, akıl olsaydı, ismi gönül olurdu;
Gönül, gönlü bulsaydı, bozkırlar gül olurdu.
Kimileri vardır aşkın en yücesine layıktır,
Kimileri vardır, aşkın en yücesini versen de aşağılıktır.
Bir ufuk ki, ne Mecnun varabildi ne Ferhad,
Bir ufuk ki ilahi sırrı bekleyen serhad!
Kalk arkadaş, gidelim!
İnsanın unuttuğu Allah’ı zikredelim.
Gül ve sümbül hırkamız,
Sular, kuşlar, halkamız…
Sabır incecik sırat;
Murat içinde murat.
Sabır, Hakk’a tevekkül.
Sabır, Hakk’a itimat.
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – AÇ KAPIYI
Aç kapıyı haber var, ötenin ötesinden!
Dudaklarda şarkılar, kurtuluş bestesinden.
Biz geldik, bilen bilsin, gönül gönül girilsin,
İnsanlar devşirilsin, sonsuzluk destesinden.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – İŞİM ACELE
Gençlik… Gelip geçti… Bir günlük süstü.
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadağın, emek yüzüstü.
Toplayın eşyamı, işim acele!
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – SU
Kâh susar, kâh çırpınır, kâh ürperir, kâh çağlar;
Su, eşyayı kemiren küfe ve pasa ağlar.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – GİZLİ
Azdırma, rahat bırak içimdeki deliyi;
Bana sorma benim de bilmediğim gizliyi.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – ÇOCUK
Fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür;
Biz akıl tutsağıyız, çocuktur ki asıl hür.
Bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın!
Şimdi anladığını sonra anlayamazsın!
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – APARTMAN
Sır vermeye alışkan Pencereler aydınlık,
Duvara şüphe çakan Gölgelerde şaşkınlık,
Üst üste insan türü, Bu ne hayat, götürü!
Yakınlıktan ötürü, Kaçıp gitmiş şaşkınlık.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – İNSAN
Bir cümbüştür kopsa da gece yakamozlarda;
Münzevî balıklarız ayrı kavanozlarda.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – HEP O
Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem;
İnsandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – SU
Su bir şekil üstü ruh, kalıplarda gizlenen;
Yerde kire battı mı, bulutta temizlenen…
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri Uzun
Yeryüzü dediğin koca bir mabed;
Geldik bu mabede maksat ibadet…
Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret,
Ebedî bir hayat için gayret yok, Hayret.
Ezanlar ederken secdeye davet,
Hep, yarın diyorsun, oysa kim bilir o yarın Kıyamet…
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – ÇIRPINIR
Dinle, kulağın ver de mezara!
Ölüler evlattan yana çırpınır.
Nesiller arası korkunç manzara;
Domuz yavrulayan ana çırpınır.
Kalpten kazıdılar iman sırrını;
Her günün bugünden beter yarını.
Acı rüzgârlara vermiş bağrını,
Türk Bayrağı yana yana çırpınır.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – BAŞIBOŞ
Vatanımda sular akar, başıboş;
Herkes birbirini kakar, başıboş.
Bozkırlardan topal bir tren geçer;
Çocuk, merkep, öküz bakar, başıboş.
Yanmaz da yürekler, güneşe atsan;
Bir kibrit, bir orman yakar, başıboş.
Tarih, kutuplara kaçmış bir fener.
Buz denizlerinde çakar, başıboş.
Yirmi dokuz harfte sözde aydınlar,
Yafta yazar, isim takar, başıboş.
Allah’ım sen acı bu saf millete!
Akşam yatar, sabah kalkar, başıboş.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – UTANSIN
Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, seni doğuran kısrak utansın!
Eski çınar şimdi Noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!
Ey bin bir tanede solmayan renk,
Bayraklaşamıyorsan, bayrak utansın!
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – UYUMAK İSTİYORUM
İki yıldız arası göğe asılı hamak…
Uyku, uyku… Zamansız ve mekânsız, uyumak.
Uyumak istiyorum başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradan’ı.
İlgisizlik, her şeyden kesilmiş ilgisizlik;
Bilmeyiz ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.
Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım yandım kelimelerden!
Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;
Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.
Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;
Raflarda toza batmış Peygamberden bildiri.
Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;
Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!
Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla…
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – ANNECİĞİM
Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar.
Gecenin ardında yine gece var.
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – BAHÇEDEKİ İHTİYAR
Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış,
Nurlu ihtiyarın yanaklarında.
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında.
Süzüyor ufukta bir kızıl yeri,
İçi karanlıkla dolu gözleri;
Alnında akşamın ince kederi,
Sessizliğin sırrı dudaklarında,
Yanan bir kâğıtta küçük bir satır.
Yazı gibi akşam onu karartır;
Artık o, silinen bir hatıradır;
Bu ıssız bahçenin uzaklarında.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – ALLAH DERİM
Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin;
Herkes koşar zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Ey akıl, nasıl da delinmez küfen?
Ebedi oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem!
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – RÜYA
Uzun bir uykudan kalkıp bir sabah,
Baktım ki, yepyeni odamda eşya.
Çocukluk evim bu değildi.
Eyvah! Gördüğüm değildi bildiğim dünya!
Ellerim bir kanat gibi titrekti.
Tutmasam gözümden yaş inecekti;
Bir şey beni dürtüp aynaya çekti.
Ondaydı gecenin esrarı güya.
Sordum etrafıma, ne oldu, ne var?
Nedir suratımda bu çukur yollar?
Sanki yaşamaya güvenim kadar,
Büyük bir şey çaldı benden o rüya…
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – AYNALAR
Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç ayrı bir imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz, berraklık, ulvi bir mahkeme!
Acı hapsettiğin sefil gölgeme!
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – VİSAL
Beni zaman kuşatmış, mekân kelepçelemiş;
Ne sanattır ki her şey, her şeyi pençelemiş…
Renk, koku, ses ve şekil ötelerden haberci,
Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan ezberci?
Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş!
Azap var mı âlemde fikir çilesine eş?
Evet, ben bir kapalı hududu aşıyorum;
Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – BENDEDİR
Ne azap ne sitem yalnızlıktan…
Kime ne; aşılmaz duvar bendedir…
Süslenmiş gemiler geçer açıktan…
Sanırım, gittiği diyar bendedir.
Yaram var, havanlar dövemez merhem.
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar bir yola düşmemiş gölgem.
Yollar ki, Allah’a çıkar, bendedir.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – BU YAĞMUR
Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince,
Nefesten yumuşak yağan bu yağmur,
Bu yağmur, bu yağmur, bir gün dinince,
Aynalar yüzümü tanımaz olur.
Bu yağmur, kanımı boğan bir iplik,
Tenimde acısız yatan bir bıçak,
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik,
Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur, delilik vehminden üstün,
Karanlık, kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün,
Sulardan, seslerden ve gecelerden.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – YATTIĞIM KAYA
Bu akşam o kadar durgun ki sular,
Gömül benim gibi kedere diyor.
İçimde maziden kalma duygular,
Ağla geri gelmez günlere diyor.
Ey gönül, gidenden ümidi kes,
Kaçan bir hayale benziyor herkes.
Sanki kulağına gaipten bir ses,
Buluşmalar kaldı mahşere, diyor.
Enginden engine koşarken rüzgâr,
Bende bir yolculuk heyecanı var.
Yattığım kayaya çarpan dalgalar,
Çıkıver bir sonsuz sefere diyor.
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – KÂBUS
Bir nesil özlüyorum. Doğrultsun yatıkları!
Somunları taş olsun, zehir de katıkları!
Yorganları devirsin! Dişlesin yastıkları!
Bir damla gözyaşına, sonsuzluk sattıkları!
Hakk’a dönünüz Hakk’a, Hakk’ın yarattıkları!
Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri – BEN
BEN, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin…
BEN, yankısından kaçan çocuk kendi sesinin…
BEN, sırtında taşıyan işlenmedik günahı;
Allah’ın körebesi, cinlerin padişahı…
BEN, usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların;
BEN tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların…
BEN, kutup yelkenlisi, buz tutmuş kayalarda;
Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda…
BEN, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;
Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir…
BEN Allah diyenlerin boyunlarında vebal;
BEN bugünküne mazi, yarinkine istikbal…
BEN, BEN, BEN; haritada deniz görmüş, boğulmuş;
Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş…
Hep BEN, ayna ve hayal, hep BEN, pervane ve mum;
Ölü ve Münker-Nekir, başdönmesi uçurum…
Necip Fazıl Kısakürek Kaldırımlar Şiiri
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında,
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum,
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi…
Necip Fazıl Kısakürek Kaldırımlar Şiiri – 2. Bölüm
Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.
İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.
Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur…
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları…
Necip Fazıl Kısakürek Kaldırımlar Şiiri – 3. Bölüm
Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.
Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.
Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.
Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan…
Necip Fazıl Kısakürek Beklenen
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti, istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme artık neye yarar?
Necip Fazıl Kısakürek Sakarya
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakarya’m, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kaf Dağı’nı assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolu’nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol O’nun, varlık O’nun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya!
Necip Fazıl Kısakürek Çile
Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde…
Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı.
Ateşten zehrini tattım bu okun.
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna “yok”un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.
Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!
Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
Yepyeni bir dünya etti hediye.
Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor;
Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kâinat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.
Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
Otursun yerine bende her şekil;
Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!
Necip Fazıl Kısakürek Çile – 2. Bölüm
Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
Deliler köyünden bir menzil aşkın,
Her fikir içimde bir çift kelepçe.
Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu öğrensem asıl?
Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selâm, selâm sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
Annemin duası, düş de perde ol!
Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!
Uyku, katillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
Teselli pınarı, sabır memesi;
Size şerbet, bana kum dolu çanak.
Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
Sırrını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
Karınca sarayı, kupkuru kelle…
Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence.
Necip Fazıl Kısakürek Çile – 3. Bölüm
Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesafelerden!
Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.
Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
Tutuyor önümde bir mavi ışık.
Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.
Lûgat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?
Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
Belâ mimarının seçtiği arsa;
Hayattan muhacir, eşyadan öksüz?
Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kaf Dağı,
Bir zerreciğim ki, Arş’a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!
Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.
Necip Fazıl Kısakürek Çile – 4. Bölüm
Gece bir hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.
Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde mâverâ dede.
Yandı sırça saray, ilâhî yapı,
Bin bir avizeyle uçsuz maddede.
Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
İç içe mimarî, iç içe benlik;
Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!
Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
Suda ezel fikri, ebed duygusu.
Kaçır beni âhenk, al beni birlik;
Artık barınamam gölge varlıkta.
Ver cüceye, onun olsun şairlik,
Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.
Öteler öteler, gayemin malı;
Mesafe ekinim, zaman madenim.
Gökte saman yolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak…
|
|
|
Ariana Grande - Side To Side ft. Nicki Minaj - Şarkı Sözleri - Türkçe Çeviri |
|
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 10:28 AM - Forum: Şiirler Şarkılar
- Yorum Yok
|
 |
Ariana Grande - Side To Side ft. Nicki Minaj - Şarkı Sözleri - Türkçe Çeviri - Almanca Çeviri
Ariana Grande - Side To Side ft. Nicki Minaj - Şarkı Sözleri - Türkçe Çeviri -
Almanca Çeviri
[Intro - Ariana Grande & Nicki Minaj:]
I've been there all night, Ariana
I've been there all day, Nicki Minaj
And boy, got me walkin' side to side
Let them hoes know
Bütün gece oradaydım, Ariana
Bütün gün oradaydım, Nicki Minaj
Ve oğlum, beni yan yana yürütüyorsun
İzin ver kaltaklar bilsinler
[Verse 1 - Ariana Grande:]
I'm talkin' to ya
See you standing over there with your body
Feeling like I wanna rock with your body
And we don't gotta think 'bout nothin' ('bout nothin')
I'm comin' at ya
'Cause I know you got a bad reputation
Doesn't matter, 'cause you give me temptation
And we don't gotta think 'bout nothin' ('bout nothin')
Seninle konuşacağım
Seni görüyorum orada vücudunla duruyorsun
Canım vücudunla sallanmak istiyor
Ve hiçbir şey düşünmek zorunda değiliz (hiçbir şey )
Sana geliyorum
Fark etmez, çünkü beni ayartıyorsun
Ve hiçbir şey düşünmek zorunda değiliz (hiçbir şey )
[Pre-chorus 1 - Ariana Grande:]
These friends keep talkin' way too much
Say I should give you up
Can't hear them, no, 'cause I...
Bu arkadaşlar çok fazla konuşuyorlar
Seni bırakmam gerektiğini söylüyorlar
Onları duyamam, hayır, çünkü ben...
[Chorus - Ariana Grande:]
I've been there all night
I've been there all day
And boy, got me walkin' side to side
I've been there all night
I've been there all day
And boy, got me walkin' side to side (side to side)
Bütün gece oradaydım
Bütün gün oradaydım
Ve oğlum, beni yan yana yürütüyorsun
Bütün gece oradaydım
Bütün gün oradaydım
Ve oğlum, beni yan yana yürütüyorsun
[Verse 2 - Ariana Grande:]
Been tryna hide it
Baby, what's it gonna hurt if they don't know?
Makin' everybody think that we solo
Just as long as you know you got me (you got me)
And boy I got ya
'Cause tonight I'm making deals with the devil
And I know it's gonna get me in trouble
Just as long as you know you got me
Saklamaya çalışıyordum
Bebeğim, ya onlar bilmediğinde acı verecekse
Herkese ayrı olduğumuzu düşündürüyoruz
Sadece senin bana sahip olduğunu bileceğin kadar zaman(ben seninim)
Ve oğlum sen bana aitsin
Çünkü bu gece şeytanla anlaşma yapacağım
Ve biliyorum başımı belaya sokacağım
Sadece senin bana sahip olduğunu bileceğin kadar
[Pre-chorus 1 - Ariana Grande:]
These friends keep talkin' way too much
Say I should give you up
Can't hear them, no, 'cause I...
Bu arkadaşlar çok fazla konuşuyorlar
Seni bırakmam gerektiğini söylüyorlar
Onları duyamam, hayır, çünkü ben...
[Chorus - Ariana Grande:]
I've been there all night
I've been there all day
And boy, got me walkin' side to side (side to side)
I've been there all night
(Been there all night, baby)
I've been there all day
(Been there all day, baby)
And boy, got me walkin' side to side (side to side)
Bütün gece oradaydım
Bütün gün oradaydım
Ve oğlum, beni yan yana yürütüyorsun(yan yana)
Bütün gece oradaydım
(Bütün gece oradaydım, bebeğim)
Bütün gün oradaydım
(Bütün gün oradaydım, bebeğim)
Ve oğlum, beni yan yana yürütüyorsun(yan yana)
[Refrain - Nicki Minaj:]
This the new style with the fresh type of flow
Wrist icicle, ride dick bicycle
Come true yo, get you this type of blow
If you wanna Minaj I got a tricycle
Bu yeni akışın yeni stili
Bilek sarkıtı, bisiklet aletini sür
Gerçek oluyor, seni bir tür darbeyle alıyorum
Eğer Minaj'ı istersen üç tekerlekli bisikletim var
[Verse 3 - Nicki Minaj:]
All these bitches, flows is my mini-me
Body smoking, so they call me young Nicki chimney
Rappers in they feelings 'cause they feelin' me
Uh, I-I give zero fucks and I got zero chill in me
Kissing me, copped the blue box that say Tiffany
Curry with the shot, just tell 'em to call me Stephanie
Gun pop and I make my gum pop
I'm the queen of rap, young Ariana run pop
Bütün o kaltaklar, akış benim küçük-ben'de
Vücut dumanları, böylece beni genç Nicki bacası diye çağırırlar
Rapçiler duyguya giriyorlar çünkü beni hissedebiliyorlar
Ah, hiç umrumda değil ve içimde hiç ürperti yok
Beni öperken, Söyle Tiffany mavi kutunun orada yakalandın
Körili bir içki, sadece söyle beni Stephanie diye çağırsınlar
Tabanca patlar ve sakızımı patlatırım
Ben rapin kraliçesiyim, genç Ariana popun
[Pre-chorus 2 - Ariana Grande:]
These friends keep talkin' way too much
Say I should give him up
Can't hear them, no, 'cause I...
Bu arkadaşlar çok fazla konuşuyorlar
Seni bırakmam gerektiğini söylüyorlar
Onları duyamam, hayır, çünkü ben...
[Chorus - Ariana Grande:]
I've been there all night
I've been there all day
And boy, got me walkin' side to side (side to side)
I've been there all night
(Been there all night, baby)
I've been there all day
(Been there all day, baby)
Boy, got me walkin' side to side (side to side)
Bütün gece oradaydım
Bütün gün oradaydım
Ve oğlum, beni yan yana yürütüyorsun(yan yana)
Bütün gece oradaydım
(Bütün gece oradaydım, bebeğim)
Bütün gün oradaydım
(Bütün gün oradaydım, bebeğim)
Ve oğlum, beni yan yana yürütüyorsun(yan yana)
[Refrain - Nicki Minaj:]
This the new style with the fresh type of flow
Wrist icicle, ride dick bicycle
Come true yo, get you this type of blow
If you wanna Minaj I got a tricycle
Bu yeni akışın yeni stili
Bilek sarkıtı, bisiklet aletini sür
Gerçek oluyor, seni bir tür darbeyle alıyorum
Eğer Minaj'ı istersen üç tekerlekli bisikletim var
Alamanca
Side To Side Songtext Übersetzung
Ich war hier die ganze Nacht, Ariana
Ich war hier den ganzen Tag, Nicki Minaj
Oh, Gott, du hast mich dazu gebracht, nur noch seitwärts zu laufen
Lass es die H*ren wissen
Ich spreche dich an
Sehe dich dort mit deinem Körper stehen
Ich würde gern deinen Körper rocken
Und wir werden uns gar keine Gedanken machen
Ich komme auf dich zu
Weil ich weiß, dass du einen schlechten Ruf hast
Kein Problem, denn du verführst mich
Und wir müssen uns keine Gedanken machen
Diese Freunde reden viel zu viel
Sagen, ich soll dich aufgeben
Hör ihnen nicht zu, weil...
Ich war hier die ganze Nacht
Ich war hier den ganzen Tag
Oh, Gott, du hast mich dazu gebracht, nur noch seitwärts zu laufen
Ich war hier die ganze Nacht
Ich war hier den ganzen Tag
Oh, Gott, du hast mich dazu gebracht, nur noch seitwärts zu laufen (seitwärts)
Hab versucht es zu verstecken
Baby, was würde sie verletzten, wenn sie es nicht mal wissen?
Lass jeden denken, wir wären single/solo
Nur so lange du weißt, dass ich deins bin (deins bin)
Und, Junge, ich hab dich
Denn heute Nacht werde ich mit dem Teufel dealen
Mir ist bewusst, dass ich Probleme haben werde
Nur so lange du weißt, dass ich deins bin
Diese Freunde reden viel zu viel
Sagen, ich solle dich aufgeben
Hör ihnen nicht zu, weil...
Ich war hier die ganze Nacht
Ich war hier den ganzen Tag
Oh, Gott, du lässt mich seitwärts laufen
Ich war hier die ganze Nacht
Ich war hier den ganzen Tag
Oh, Gott, du hast mich dazu gebracht, nur noch seitwärt zu laufen (seitwärts)
Das ist der neue Style mit der neuen Art von Flow
Gelenk-Eiszapfen, das Schw*nz-Rad reiten
Sei ehrlich, hol dir diese Art von Kick.
Wenn du Minaj willst, ich habe ein Dreirad.
All' diese Schl*mpen, Kicks sind mein kleines Ich
Körperrauchen, der Grund, weshalb sie mich junge "Nicki Chminey" nennen
Rappers ganz im Gefühl, denn sie fühlen mich
Oh, Ich gebe null F*cks und habe null Entspannung in mir
Küsst mich, fängt die blaue Blox, die sagt "Tiffany"
Striegel mich mit dem Schuss, sag ihnen, die sollen mich Stephanie nennen
Pistolenschuss und ich lasse meine Kaugummiblase platzen
Ich bin die Rap-Königin, junge Ariana rennt für Pop
Diese Freunde reden viel zu viel
Sagen, ich solle dich aufgeben
Hör ihnen nicht zu, weil...
Ich war hier die ganze Nacht
Ich war hier den ganzen Tag
Oh, Gott, du lässt mich seitwärts laufen
Ich war hier die ganze Nacht
Ich war hier den ganzen Tag
Oh, Gott, du hast mich dazu gebracht, nur noch seitwärt zu laufen (seitwärts)
Das ist der neue Style mit der neuen Art von Flow
Gelenk-Eiszapfen, das Schw*nz-Rad reiten
Sei ehrlich, hol dir diese Art von Kick.
Wenn du Minaj willst, ich habe ein Dreirad.
|
|
|
Jennifer Lopez - "Ain't Your Mama" - Şarkısı Sözleri ve Sözlerinin Türkçe Çevirisi |
|
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 10:19 AM - Forum: Şiirler Şarkılar
- Yorum Yok
|
 |
Jennifer Lopez - "Ain`t Your Mama" - Sözleri ve Sözlerinin Türkçe Çevirisi
Jennifer Lopez Ain't Your Mama Şarkı Sözleri (Türkçe Çeviri)
LYRİCS:
I ain’t gon’ be cooking all day, I ain’t your mama
I ain’t gon’ do your laundry, I ain’t your mama
I ain’t your mama, boy, I ain’t your mama
When you’re gon’ get your act together?
I ain’t your mama
No, I ain’t your mama
No, I ain’t your mama, no
Wake up and rise and shine, ah-yeah-yeah-yeah
Best get to work on time, ah-yeah-yeah-yeah
No more playing video games, ah-yeah-yeah-yeah
Things are about to change, ’round here, ’round here
We used to be crazy in love
Can we go back to how it was?
When did you get too comfortable?
Cause I’m too good for that, I’m too good for that
Just remember that, hey
I ain’t gon’ be cooking all day, I ain’t your mama
I ain’t gon’ do your laundry, I ain’t your mama
I ain’t your mama, boy, I ain’t your mama
When you’re gon’ get your act together?
I ain’t your mama
No, I ain’t your mama
No, I ain’t your mama, no
Lucky to have these curves, ah-yeah-yeah-yeah
Stop getting on my nerves, ah-yeah-yeah-yeah
You still tryna ride this train? Ah-yeah-yeah-yeah
Cause some things have gotta change, ’round here, ’round here
We used to be crazy in love
Can we go back to how it was?
When did you get too comfortable?
Cause I’m too good for that, I’m too good for that
Just remember that, hey
I ain’t gon’ be cooking all day, I ain’t your mama (I ain’t your mama, no)
I ain’t gon’ do your laundry, I ain’t your mama (I ain’t your mama, hey)
I ain’t your mama, boy, I ain’t your mama
When you’re gon’ get your act together?
I ain’t your mama (I ain’t your mama)
No, I ain’t your mama
No, I ain’t your mama, no
I ain’t your mama, no
We used to be crazy in love
Can we go back to how it was?
When did you get too comfortable?
Cause I’m too good for that, I’m too good for that
Just remember that, hey
I ain’t gon’ be cooking all day, I ain’t your mama (I ain’t your mama)
I ain’t gon’ do your laundry, I ain’t your mama (I ain’t your mama)
I ain’t your mama, boy (No, no, no)
I ain’t your mama, boy (No, no)
When you’re gon’ get your act together? (Cause I ain’t your mama, hey)
I ain’t gon’ be cooking all day, I ain’t your mama
I ain’t gon’ do your laundry, I ain’t your mama (I ain’t your mama, hey)
I ain’t your mama, boy (Na, na, na)
I ain’t your mama, boy (Na, na, na)
When you’re gon’ get your act together? (No, I ain’t your mama, no)
No, I ain’t your mama
No, I ain’t your mama
No, I ain’t your mama, no
TÜRKÇE ÇEVİRİ:
[Nakarat]
Bütün gün yemek yapamam, annen değilim
Çamaşırını yıkayamam, annen değilim
Annen değilim, oğlum, annen değilim
Ne zaman kendine çeki düzen vereceksin?
Annen değilim
Hayır, annen değilim
Hayır, annen değilim, hayır
Uyan ve kalk ve parılda, ah-evet-evet-evet
İşe zamanında gitsen iyi olur, ah-evet-evet-evet
Daha fazla video oyunları oynamak yok, ah-evet-evet-evet
Bir şeyler değişmek üzere, buradan, buradan
Eskiden deliler gibi aşıktık
O zamanki zamana gidebilir miyiz?
Ne zaman aşırı derecede rahat oldun?
Çünkü bunun için fazla iyiyim, bunun için fazla iyiyim
Sadece bunu hatırla, hey
[Nakarat]
Bütün gün yemek yapamam, annen değilim
Çamaşırını yıkayamam, annen değilim
Annen değilim, oğlum, annen değilim
Ne zaman kendine çeki düzen vereceksin?
Annen değilim
Hayır, annen değilim
Hayır, annen değilim, hayır
Bu kıvrımlara sahip olduğun için şanslısın, ah-evet-evet-evet
Sinirlerimi mahvetmeyi bırak, ah-evet-evet-evet
Hala bu treni sürmeye mi çalışıyorsun? Ah-evet-evet-evet
Çünkü bir şeyler değişmek zorunda, buradan, buradan
Eskiden deliler gibi aşıktık
O zamanki zamana gidebilir miyiz?
Ne zaman aşırı derecede rahat oldun?
Çünkü bunun için fazla iyiyim, bunun için fazla iyiyim
Sadece bunu hatırla, hey
[Nakarat]
Bütün gün yemek yapamam, annen değilim (Annen değilim, hayır)
Çamaşırını yıkayamam, annen değilim (Annen değilim, hey)
Annen değilim, oğlum, annen değilim
Ne zaman kendine çeki düzen vereceksin?
Annen değilim (Annen değilim)
Hayır, annen değilim
Hayır, annen değilim, hayır
Annen değilim, hayır
Eskiden deliler gibi aşıktık
O zamanki zamana gidebilir miyiz?
Ne zaman aşırı derecede rahat oldun?
Çünkü bunun için fazla iyiyim, bunun için fazla iyiyim
Sadece bunu hatırla, hey
[Nakarat]
Bütün gün yemek yapamam, annen değilim (Annen değilim)
Çamaşırını yıkayamam, annen değilim (Annen değilim)
Annen değilim, oğlum (Hayır, hayır, hayır)
Annen değilim, oğlum (Hayır, hayır)
Ne zaman kendine çeki düzen vereceksin? (Çünkü annen değilim, hey)
Bütün gün yemek yapamam, annen değilim
Çamaşırını yıkayamam, annen değilim (Annen değilim, hey)
Annen değilim, oğlum (Na, na, na)
Annen değilim, oğlum (Na, na, na)
Ne zaman kendine çeki düzen vereceksin? (Hayır, annen değilim, hayır)
Hayır, annen değilim
Hayır, annen değilim
Hayır, annen değilim, hayır
Etiketler : Jennifer Lopez,"Ain`t Your Mama" ,Sözleri, ve, Sözlerinin, Türkçe Çevirisi,text, song text,lyric,
|
|
|
Ariana Grande - Focus Şarkı Sözleri (Türkçe Çeviri) |
|
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 10:17 AM - Forum: Şiirler Şarkılar
- Yorum Yok
|
 |
Ariana Grande - Focus Şarkı Sözleri (Türkçe Çeviri)
I know what I came to do
Ne yapmaya geldiğimi biliyorum
And that ain't gonna change
Ve bu değişmeyecek
So go ahead and talk your talk
Yani devam et ve söyleyeceğini söyle
'Cause I won't take the bait
Çünkü oltaya gelmeyeceğim
I'm over here doing what I like
Ben burada istediğimi yapıyorum
I'm over here working day and night
Ben burada gece gündüz çalışıyorum
If my real ain't real enough
Benim gerçeğim, yeterince gerçek değilse
I'm sorry for you, babe
Senin için üzgünüm, bebeğim
Let's find a light inside our universe now
Had, evrenimizin içinde bir ışık bulalım şimdi
Where ain't nobody keep on holding us down
Kimsenin bizi aşağı çekmeye devam etmediği yerde...
Just come and get it let them say what they say
Sadece gel ve anla, ne söyleyeceklerse söylemelerine izin ver
'Cause I'm about to put them all away
Çünkü hepsini rafa kaldırmak üzereyim
Focus on me
Bana odaklan
F-f-focus on me
Bana odaklan
Focus on me
Bana odaklan
F-f-focus on me
Bana odaklan
Focus on me (focus)
Bana odaklan (odaklan)
F-f-focus on me (focus on me)
Bana odaklan (Bana odaklan)
Focus on me (focus)
Bana odaklan (odaklan)
F-f-focus on me (focus on me)
Bana odaklan (Bana odaklan)
I can tell you're curious
Meraklı oldunğunu söyleyebilirim
It's written on your lips
Dudaklarında yazıyor
Ain't no need to hold it back
Geride tutmak yok
Go head and talk your shit
Devam et ve dersini söyle
I know you're hoping that I'll react
Tepki vereceğimi umduğunu biliyorum
I know you're hoping I'm looking back
Geriye bakacağımı umduğunu biliyorum
But if my real ain't real enough
Ama beni gerçeğim yeterince gerçek değilse
Then I don't know what is
O zaman ne olduğunu bilmiyorum
Let's find a light inside our universe now
Had, evrenimizin içinde bir ışık bulalım şimdi
Where ain't nobody keep on holding us down
Kimsenin bizi aşağı çekmeye devam etmediği yerde...
Just come and get it let them say what they say
Sadece gel ve anla, ne söyleyeceklerse söylemelerine izin ver
'Cause I'm about to put them all away
Çünkü hepsini rafa kaldırmak üzereyim
Focus on me (hey!)
Bana odaklan
F-f-focus on me
Bana odaklan
Focus on me
Bana odaklan
F-f-focus on me
Bana odaklan
Focus on me (focus)
Bana odaklan (bana)
F-f-focus on me (focus on me)
Bana odaklan (Bana odaklan)
Focus on me (focus)
Bana odaklan (odaklan)
F-f-focus on me (focus on me)
Bana odaklan (Bana odaklan)
1, 2, 3, c'mon girls
1, 2, 3 hadi kızlar
Hey! You know I like it
Hey, biliyorsun hoşuma gidiyor
Ba da ba ba ba ba
Focus on me
Bana odaklan
Come on now
Hadi şimdi
Focus on me
Bana odaklan
Let's find a light inside our universe now
Had, evrenimizin içinde bir ışık bulalım şimdi
Where ain't nobody keep on holding us down
Kimsenin bizi aşağı çekmeye devam etmediği yerde...
Just come and get it let them say what they say
Sadece gel ve anla, ne söyleyeceklerse söylemelerine izin ver
'Cause I'm about to put them all away
Çünkü hepsini rafa kaldırmak üzereyim
Focus on me
Bana odaklan
F-f-focus on me
Bana odaklan
(You know I like it when you focus on me)
(Bana odaklandığında hoşuma gittiğini biliyorsun)
Focus on me
Bana odaklan
F-f-focus on me
Bana odaklan
Focus on me (focus)
Bana odaklan (odaklan)
F-f-focus on me (focus on me)
Bana odaklan (Bana odaklan)
Focus on me (focus)
Bana odaklan (odaklan)
F-f-focus on me (focus on me)
Bana odaklan (Bana odaklan)
Focus on me
Bana odaklan
F-f-focus on me
Bana odaklan
Focus on me
Bana odaklan
F-f-focus on me (focus on me)
Bana odaklan (Bana odaklan)
Focus on me (focus)
Bana odaklan (odaklan)
F-f-focus on me (focus on me)
Bana odaklan (Bana odaklan)
Focus on me (focus)
Bana odaklan (odaklan)
F-f-focus on me (focus on me)
Bana odaklan (Bana odaklan)
Focus on me, babe
Bana odaklan, bebeğim
sarkiyi dinlemek için
https://www.youtube.com/watch?v=lf_wVfwpfp8
|
|
|
|