Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,269
» Toplam Yorumlar 8,405

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Anlamli Sözler
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 09:44 PM - Forum: Güzel Sözler - Yorum Yok




ANLAMLI SÖZLER


Ve… Birgün herkes ɑnlɑr, sevdiğinin kıymetini… Amɑ gidince, Amɑ bitince,
Amɑ ölünce… Kısɑcɑ; İş işten geçince!

Her kadına sahip oImaya çaIışan adam bir kadına hasret kaIır! Bir kadına
sahip oIan adam; her kadını kendine hayran bırakır.

Pahalı parfümleri bir kenara bırakın insan güven kokmalı…

Ağaç ne kadar yüksek olursa olsun,yaprakları yine de yere düşer…

Aklımızdaki İnsan yanımızda Olsa Hepimiz MUTLU Olurduk.

Kar taneleri ne güzel anlatıyor, birbirlerine zarar vermeden de yol
almanın mümkün olduğunu.

Ertelemek yaşamın mayasını kaçırır. Kızdıysan bağır, sevindiysen söyle,
özlediysen arkasından koş.

Belki yağmura da gerek kalmazdı, insanlar bu kadar kirli olmasaydı.

Aynı dili değil,aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir.

Söz sizin ağzınızda olduğu sürece, sizin esirinizdir. Söz ağzınızdan
çıktıktan sonra, siz onun esiri olursunuz.

Mutluluğu herkesle paylaşabilirsin ama acıyı paylaştığın insanlar
özeldir…

İnsanın büyüdükçe mi artıyor dertleri, yoksa; insan büyüdükçe mi anlıyor
gerçekleri!

Kendini Ne Kadar Büyük Görürsen Gör. Bende Sadece Gözümün Gördüğü
Kadarsın. Ötesi Yok..

Bu gece, seni üzen şeyleri düşünerek uyuma, bir gün, biriyle, daima
mutlu olacaığını düşünerek uyu. Çünkü mutlaka bir gün, biriyle, daima
mutlu olacaksın..

”Önüne çıkana engel dersen, takılıp düşersin; basamak dersen, bir
basamak yükselirsin”

Kime ne emanet ettiysek, Ya kırdı, yada kaybetti.. Anladım ki emanete en
güzel bakan ”ALLAH” ‘ idi..

Bir insana tamamen güvendiğinizde iki sonuçtan birini elde edeceğiniz
kesindir. Ya yaşam boyu dost, ya hayat boyu bir ders..

Susarak kazandığın değeri, boş konuşarak harcama..

“Paranla şeref kazanma, şerefinle para kazan ki; paran bittiğinde,
şerefin de bitmesin.” – Nicanor Parra

“Para ve insan arasındaki karşılıklı ilişki şöyledir: İnsan paranın
sahtesini yapar, para da insanın.” – Benjamin Franklin

“Hayatta daima gerçekleri savun! Takdir eden olmasa bile, vicdanına
hesap vermekten kurtulursun.” – Che Guevara

“Hayattaki en büyük zafer hiçbir zaman düşmemekte değil, her düştüğünde
ayağa kalkmakta yatar.” – Nelson Mandela

“Her insan, yapmadığı tüm iyiliklerden suçludur.” – Voltaire

“Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını
beklemeye benzer ve bilirsin, o nehir asla durmaz.” – Grange

“Kadınlar sözleriyle değil, gözleriyle konuşur aslında. Bu yüzden onları
anlamak için dinlemek yetmez, izlemek gerek yalnızca.”

Birinin uykusundan önce ettiği duada yer almak, hayatta olabileceğin en
güzel yerlerdendir. (iyi gecelere yaz bunu

İnsanların, senin hakkında ne düşündüklerini önemsemeyerek, ömrünü
uzatabilirsin mesela. – Bukowski

Tembelliğin tadını bir kez aldınız mı ne kadar uğraşırsanız uğraşın
sonsuza dek bırakamazsınız. – A. Kubin,The Other Side

Güzeli güzel yapan edeptir, edep ise güzeli sevmeye sebeptir! – Mevlana



Her alışkanlık elimizi
daha becerikli, aklımızı ise daha beceriksiz hale sokar. – Nietzsche

Edepli edebinden susɑr, edepsiz de ben susturdum zɑnneder. – Mevlɑnɑ

Her seven isimsiz bir kɑhrɑmɑndır ve insɑn, sevebildiği kɑdɑr insɑndır!

Unutmɑ; Her gelen sevmez.. Ve hiçbir seven gitmez. -Nɑzım Hikmet

Affetmek geçmişi değiştirmez ɑmɑ geleceğin önünü ɑçɑr. -Pɑul Boese

İnsɑn en çok kɑçtığı şeyden ɑslɑ kurtulɑmıyor.” -Mɑrcel Proust

İnsɑnlɑr değişmez değişen tek şey şɑrtlɑr ve çıkɑrlɑr.

Bɑzen gerçek duymɑyɑ ihtiyɑcımız olɑn son şeydir. -The Flowers of Wɑ

Her elini sıkɑnlɑ dost, her cɑnını sıkɑnlɑ düşmɑn olmɑ.

Sɑvɑşı zenginler çıkɑrır, yoksullɑr ölür. -Sɑrtre

Kuşkusuz en büyük ön yɑrgı, etrɑfımızdɑki herkezi “insɑn” sɑnmɑmızdır..
-Bukowski

Bir şeyi kɑybedeceğinizi ɑnlɑdığınız zɑmɑn çok seversiniz.. -The
Grifters

Yɑşɑdığın yeri cennet yɑpɑmɑdığın sürece kɑçtığın her yer cehennemdir.

Bu dünyɑdɑki tek servet ɑilendir. Pɑrɑdɑn ve kudretten dɑhɑ önemlidir.
-Godfɑther

İnsɑnlɑrɑ güvenip yolɑ çıkɑnlɑr yɑrı yoldɑ kɑlırlɑr. -Godfɑther

Hɑyɑttɑ hep mutlu olursɑm, hɑyɑlini kurɑcɑk neyim kɑlır?

Bir kɑdının ɑklındɑkini yɑpmɑsını; Sɑdece geciktirebilirsin,
Engelleyemezsin..!

Fɑzlɑ büyütme kendini, en fɑzlɑ sevebildiğim kɑdɑrsın; dɑhɑsı yok…

Hiç özlemiyor gibi dɑvrɑnmɑk, dünyɑnın en zor şeyi. -Cedric

En ɑnlɑmlı bɑkış, bir çift ıslɑk gözde sɑklıdır.

Hɑyɑl kurmɑzsɑn hɑyɑl kırıklığı dɑ olmɑz. Üzülmezsin işte. -Suskunlɑr

Çocuklɑrınızɑ zengin olmɑyı değil, mutlu olmɑyı öğretin. Böylece,
hɑyɑtlɑrı boyuncɑ sɑhip olduklɑrı şeylerin fiyɑtını değil, kıymetini
bilirler.

Mükemmel kişiyi ɑrɑmɑktɑn vɑzgeç. Tek ihtiyɑcın olɑn sɑnɑ sɑhip olduğu
için şɑnslı olduğunu düşünen biridir.

Umudunu yitirme, Şu hɑyɑttɑ bir şeyin bitişi, her zɑmɑn bɑşkɑ bir şeyin
bɑşlɑmɑsınɑ sebep olmuştur..

Hɑyɑt, bir fotoğrɑf mɑkinesi objektifi değil. Ne yɑzık ki; her kɑresinde
gülemiyorsun…

Herkes bir yɑşɑm seçer ve seçtiği yɑşɑmın bedelini öder…

Seni hayallerine ulaştıracak en önemli şey, cesaretindir.

Yɑrın öleceğimizi bilsek, tüm kırgınlıklɑrı unuturuz; ɑmɑ biz sonsuzɑ
kɑdɑr yɑşɑyɑcɑkmış gibi kırıcı ve gururluyuz.

Yɑnlış bildiğin yoldɑ; herkesle yürüyeceğine, doğru bildiğin yoldɑ; tek
bɑşınɑ yürü…

Bir insɑnın, bir insɑnɑ verebileceği en güzel hediye; onɑ ɑyırɑbileceği
zɑmɑndır…

Sevmek için “yürek” sürdürmek için “emek” gerek…

Üstɑdɑ sorɑrlɑr sevgi mi nefret mi diye, “nefret” diye cevɑp verir ve
ekler; çünkü onun sɑhtesi olmɑz.

Dokunɑmɑdığın birini özlüyorsɑn, özlediğin kɑlbine dokunmuştur çoktɑn.

Yɑşɑdığın yeri cennet yɑpɑmɑdığın sürece, kɑçtığın her yer cehennemdir.

Herkes bir yɑşɑm seçer ve seçtiği yɑşɑmın bedelini öder…

Aslɑ vɑzgeçmeyin, kɑybedenler yɑlnızcɑ vɑzgeçenlerdir.

Bɑzı insɑnlɑr yɑğmuru hisseder, bɑzılɑrı ise sɑdece ıslɑnır.

10 kilitli kɑpıdɑn dɑhɑ güvenlidir bɑbɑnın evde oluşu.

Hiç bir cɑnın ɑcısı, senin ɑcındɑn ɑz değildir.

Hangi yaşta ölürsek ölelim, tamamlanmamış cümlelerimiz olacak. (Furuğ
Ferruhzad)

Her insanın yüreğinin bir yerinde ışık vardır… hem de pırıl pırıl…

Belki hiç bir şey yolunda gitmedi; ama hiçbir şey de beni yolumdan
etmedi!

Benim “olsun”larım vardı,onun “olmaz”ları…Benim “hadi”lerim vardı,onun”
dur bi sabretl”leri…Tempomuz farklıydı.Ben hayatı zamanı kalmamış gibi
panikle yaşardım,o ise sanki sonsuzmuş gibi erteleyerek…

Anlamlı sözler, anlamlı güzel sözler, güzel sözler, anlamlı söz, mantıklı sözler, fikirsel sözler, felsefi sözler, güzel sözler

Yaşamak için yemelisin,yemek için yaşamamalısın.
Cicero

Yaşamın gayesi; hoşa gitmeyen şeylerden kaçmak değil,hoşa gitmeyen şeyleri yenmektir.
Forester

Yanılgı insanlar içindir; ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa, fazlaca yanlış yapıyorsunuz demektir.
J. Jenkins

Yaşamın uzunluğu değil, nasıl yaşanıldığı önemlidir.Güzel Sözler
M.L.King

Yıpranmak paslanmaktan iyidir.
Bishop Cumberland

Yapılırken heyecan duyulmayan işler başarılamaz.
Emerson

Yarın sabah,ne sevdiğiniz kişilerin yüzleri ne de kendi yüzünüz aynı olacaktır.
Leo Buscaglia

Yaşadığımız her an kendi hakkını ister.
Goethe

Yazana zahmet vermeyen yazı, okuyana da zevk vermez.
S.Johnson

Yerinde söz söyleyen,özür dilemek zorunda kalmaz.
Fatih Sultan Mehmet

Yeteri kadar nedeniniz varsa, her şeyi yapabilirsiniz.
Jim Rohn

Yiğitlik intikam almak değil, tahammül etmektir.
Shaekespeare

Zamanında bir adım atmayan tembel, sonradan yüz adım atmak zorunda kalır.
Giovio

Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.
Yusuf Has Hacip

Yüksek tepelerde hem yılana, hem kuşa rastlanır; birisi sürünerek, öteki uçarak yükselmiştir.
Cenab Şahabettin

Yüzünü Güneşe çeviren insan,gölge görmez.Bilgicik.Com
Helen Keller

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ağlatan Sözler
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 09:40 PM - Forum: Güzel Sözler - Yorum Yok



AĞLATAN SÖZLER

Ağlatan sözler, ağlatan güzel sözler, duygusal sözler, dramatik sözler, ağlayan sözler, acı sözler

Şimdi resmin elimde içiyorum sakince bana dediğin sözler aklıma gelince çıldırıyorum yerimde bu nefreti bana verdin ya lanetim senin olsun..

Ağlayan Gecelerimin Melodisi Oldunmu Hiç? Ağlayan Gözlerimi Sildinmi Hiç? Ağlatmak içinmi Buldun Beni insafsız!

Bir Sonraki Sessizliğim Senin için güzelim Zamansız gelen Ayrılıklar Kalbimi Yaralar Ağlayan gözlerim elbet birgün Aşk Acısı için değil Hayat Acısı için Ağlar.

Ben Sana Kalbimi Değil Hayatımı verdim ben Sana Yarınımı Değil Umutlarımı Verdim Ben Sana Adımı Değil Sevgimi verdim insafsız!

Gül şimdi Ağlayan Gözlerime Bakarak güL! Yarınların için güL Çektiğim Acılar için güL Sen hep güL Beni Düşünme Gülüm…

ben hayata Adınla Başladım Sevginle gözlerimi Açtım, Şimdi Sevginle Ağlıyorum Adından nefret Duyuyorum..

Bir gün Ölürsem haberim Sana Gelirse Mezarımın başına Sakın Gelme Sadece Elini Kalbine Koy Ve özür dile belki ozaman mutlu olurum..

Sıkıyor içimi bir parçan nefes alamıyorum o an! Ağlayan gözlerim Oldu Duman beni kendi Halime Bırak Oldun Artık Yalan!!!

Biliyorum Sen bir meleksin Fakat Yanlış Sınıftasın Sen Sadece Bir Şeytansın!!!

Geçirdiğimiz günlerde güldüğümüz yerlerde şimdi hazan rüzgarları esiyor gidiyorum rüzgarın estiği yere…

Bırak hayatım Bana kalsın Al Anılar Sende Kalsın ver Sevgimi belki ozaman Anlarsın!

uykusuz gecelerimde göz yaşlarımla yazdım adını kalbime güneşsiz günlerimde kanımla suladım resimlerimizi yeniden gelirsin diye!

ben öLümüne Sevdim Seni Sen öLümden kaçtın benim için Ben Sadece öLümü Sevmişim Senin için!

Hadi git Durma eller anlar belki değerini benden ayrılınca bendeki değerin yok artık bunu unutma eller değerini bulsun belki mutlu olursun!

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Beni iyi dinle kızım
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 09:33 PM - Forum: Şiirler Şarkılar - Yorum Yok

[attachment=47966]

Beni iyi dinle kızım.

Hep yanında olamayabilirim senin. Ruhum seninle olsa bile, kimbilir belki erken veda eder bedenim. Dünyanın binbir türlü hali var kızım ve insanların binbir yüzleri. İnsanlara adım atmadan önce emin ol kızım, niyetlerinden, samimiyetlerinden, gizlediklerinden. Dostun az, mesafen ise çok olsun insanlarla. Bana sarıldığın gibi, kendine sarılmayı da öğren. Her canın yandığında bana koştuğun gibi, ayakta durmayı da öğren. Sana sevgiyi anlattığım kadar belki anlatamadım kötülüğü. Ama hislerine güven kızım. Şüphe duyduğun her şeyden uzak dur. Sana ellerimin sıcaklığını ve gözlerimin sevgi dolu bakışlarını bırakıyorum. Bir gün bir erkeği sevecek olursan eğer, gözlerinde bu derinliği ve içinde bu sıcaklığı ara kızım. Sana duam o'dur ki ; ben seni Allah'ın bir hediyesi gibi sevdim, benden sonra da seni öyle sevsinler kızım.

(Uğur Gökbulut)

Bu konuyu yazdır

Oku-1 İsmail Hakkı Bursevi Şiirleri
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 07:05 PM - Forum: Şiirler Şarkılar - Yorum Yok

[attachment=42956]

İsmail Hakkı Bursevi (k.s.)
Hicri 1060 senesi Zilkade başlarında Miladi 14 Eylül 1652 yılında bir Pazar günü Aydos´ ta dünyaya teşrif etmiştir.İsmi İSMAİL , lakabı HAKKI dır. Otuz seneden fazla ikamet ettiği Bursa´ da Hakka yürüdüğü için ve aynı zaman da Mesnevi şarihlerinden İsmail Ankaravi´ den ayırmak maksadıyla Bursevi nisbesiyle anılmıştır. İslami ilimlerde derin bilgiye sahip bulunması ve çok sayıda eser vermiş olması yanında tasavvuf sahasında şöhret bulmuş Celvetiye tarikatı mürşidlerindendir.Ruh´ul-Beyan Tefsiri müellifi olarak tüm İslam aleminde tanınmıştır. Alim, mutasavvıf, şair, hafız, bestekar, hattat olarak birçok üstün vasfıyla ilim camiasında bilinir.
Yedi yaşında anadan öksüz kalan İsmail Hakkı Hz. lerinin babası İstanbul´un Aksaray mahallesinde sakin iken büyük yangında evi yanıp kül olduktan sonra Aydos´a yerleşmiştir. Babası Mustafa bin Bayram bin Hüdabende İstanbul ahalisinden olup, o zaman için devlet erkanından pekçoğunun da bağlı bulunduğu Zakirzade´nin halifesi, Celveti meşayihinden Atpazari Osman Efendi diye şöhret bulan Şumnu´lu Osman Efendi´ye intisab etmiştir.İsmail Hakkı Hz.lerinin ileride şeyhi olacak olan bu Zata babası küçük yaşlarda İsmail´i getirmiş elini öpüp duasını almasını temin etmiştir. Büluğ çağına geldiğinde, Osman Efendinin Halifelerinden Abdülbaki Efendi´den okumağa başlamış, tahsili bir hayli ilerlemiş, İstanbul´a gitmesinden sonra dayanamayarak O da bir müddet sonra arkasından gelmiş, huzura dahil ve muradına nail olmuştur. İsmail Hakkı Hz. leri mürşidi Osman Fazlı (K.S.)´in terbiyesi altında, İslam´ı her şeyiyle yaşamaya azami gayret eden mümin bir babanın himayesine manevi havayı teneffüs ederek büyümüştür.Tahsilini İstanbul´da ikmalden sonra tasavvuf yoluna sülük ile feyiz ve kemal kazanmış ve bir çok fazıl insanlar yetiştirmiştir.
1092 tarihinde halkı irşad etmek, talebe yetiştirmek, tedris ile meşgul olmak, camilerde vaazı nasihatta bulunmak, cemiyet ahlakını takviye etmek, kısaca emr-i bil ma´ruf, nehy-i anil münker vazifesi ile Köprülü´ye, oradan da 1093 tarihinde Üsküb´e gitmişler ve bir müddet orada da bulunmuşlardır.
İki defa Osmanlı ordusu ile sefere çıkarak fiilen savaşa katılmışlardır. İki defa da ziyarete mazhar olmuşlardır.
1096 tarihinde Bursa´ya gelmişlerdir.Üstadlarının Kıbrıs adasında Magosa kalesine nefyi kendilerini çok üzmüş ve ayrılığına dayanamayarak ziyaretlerine gitmiştir.Hazret buna çok memnun olmuş, kendilerine büyük himmet ve lütuflarda bulunmuş, sırr-ı tevhidi o zaman anlamıştır.
Azizin 1102 tarihinde vaki olan vefatına ziyade mükedder olarak şu tarihi beyti söylemiştir. Hayfa hasretle didim tarihin Eyledi ahir Azizim elveda... (1102)
İsmail Hakkı Hazretleri bundan sonra bir müddet Bursa´da ikamet etmişler vaaz, nasihat ve neşr-i tarikatla meşgul olmuşlar, (1111)´de Hac´ca gitmişlerdir. O sırada yazdığı Esrar-ı Hac kitabı ile bazı kitapları zayi olmuştur. (1129)´da olunan manevi işaret üzerine Şam´a gitmişler, manen Şeyhü´l-Ekber Muhyiddin-i Arabi Hazretlerinin iltifa´tına mazhar olmuşlardır. Kitabü´l-Hitab , Kitab´un Necat , Amme Tefsiri´ni bu sırada te´lif buyurmuşlardır.
Üç sene sonra yine işaret-i manevi ile dönmüşler, Üsküdar´da mekan tutmuşlardır.Burada da boş durmayıp, büyük küçük otuz kadar eser yazmışlardır.
İsmail Hakkı Bursevi (K.S.) ömrünün en ufak bir anını boşa geçirmemiş, sa´y ve gayretten geri durmamış, gah te´lifat ile gah Kayahan, Orhan, Ulu Cami gibi mabedlerde vaaz ve nasihatta bulunmuş, dergahında Tefsir ve Buhari-i Şerif okutmuş, terbiye-i salikan ve irşad-ı taliban ile sohbet ve müşküllerini hal için buluşmuştur. Zaman zaman asrın sufi, mürşid ve ilim adamları ile de buluşup sohbet buyurmuşlardır.
İrtihaline yakın te´lif buyurduktan eserlerin çokluğuna bakılırsa, harika olduğuna ve keramat-i ammelerinden bulunduğuna şüphe edilemez. Kerametleri pek çok ve meşhur olup burada sayılması mümkün değildir. Haklarında bir hayli menkıbeler yazılmış olup, bazıları ise kendi eserlerinde sülukları esnasındaki hallerini beyan sırasında bi´l-münasebe zikredilmiş olduğundan arzu eden zevat-i kiram onlara müracaat edebilirler. Hazretin terceme-i hali, bir kaç muazzam cildi ihtiva eder. Bilhassa silsile-i namelerinde ve eserlerinin çoğunda tafsilatlıca ma´lumat mevcuttur.
Hanımı, "Acaba hangimiz daha evvel irtihal edecek " diye merak edermiş.Bir gün; "Aman efendim! Bu kadar kitaplar yazıyorsunuz bir kelam-ı kadim yazıp da bu cariyenize inayet buyursanız," diye ricada bulunmuş. "Bir kaç gün çilehanemize girme de, yazalım" buyurmuşlardır. iki üç gün sonra kadıncağız merak edip gizlice gelir kapıyı açar. Görür ki kırk kadar İsmail Hakkı yazı yazıyor. Hayrette kalır.
Cenab-ı İsmail Hakkı Hazretleri (k.s.) işte böyle müstesna bir hayat yaşamakta iken 75 yaşlarında 14 Zilkade 1137 tarihinde alem-i cemale intikal etmiş ve inşa ettirdikleri Mescid ve Dergah-ı Şerifin mihrabı önünde Rahmet-i Rahman´a emanet edilmiştir...Türbe Bursa´nın tarihi bölgesinin ortasında Tuz Pazarı civarında olup ziyaretgahdır.

İsmail Hakkı Bursevi Şiirleri

Şiir

İlâhî, abd-i âsîyim
Kerem eyle, kerem eyle
Acep bir kalbi kâsiyim
Kerem eyle, kerem eyle

Çü isyan bahrine daldım
Vücûdum zenb olup doldum
Mededsiz, çaresiz kaldım
Kerem eyle, kerem eyle

Nice dem ihtizârım var
Çü bülbül âh ü zarım var
Be-gâyet ıztırâbım var
Kerem eyle, kerem eyle

Bu Hakkı kuluna yâ Hak
Nigâh-ı rahmetinle bak
Bu durur şânma elyak
Kerem eyle, kerem eyle


Şiir

Ey pâdişâh-ı zü´1-kerem
Lütf eyle bu bî-çâreye
Cûdun yanında katreyem
Feyz eyle bu âvâreye

Açtın inayetten kapu
Dedin bize lâ taknatu
Senden ümîd eyler kamu
Hiç kimse girmez araya

Âciz benim, kudret senin
Âsî benim, rahmet senin
Hasta benim, şerbet senin
Sen merhem ur bu yaraya

Yâ Rab, be-dermân-ı Habîb
Aşkın dile eyle tabîb
Der Hakkı, takva kıl nasîb
Bu nefsimiz emmâreye

Şiir

Yâ İlâhî, kasırım şükründe ben
Kul senin ihsan senin gufran senin
Ehl-i taksîrim senin yolunda ben
Kul senin ihsan senin gufran senin

Bunca isyan eyleyip dönsem sana
Ol nefes karşı gelir lütfün bana
Seıi bir ulu pâdişâh ben bir gedâ
Kul senin ihsan senin gufran senin

Söylenir vasfına Rabbü´l-âlemîn
Gâfirü´z-zünûb u hayrü´r-râhimîn
Eyle Hakkı ´ya keremler yâ Mu ´în
Kul senin ihsan senin gufran senin

Bu konuyu yazdır

Siir-1 Arif Nihat Asya Şiirleri
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 06:56 PM - Forum: Şiirler Şarkılar - Yorum Yok



Arif Nihat Asya Şiirleri


Arif Nihat Asya Şiirleri
Arif Nihat Asya (1904 - 1975)
Türk Edebiyat Tarihi´ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 yılında Çatalca´nın İnceğiz Köyü´nde dünyaya geldi. Babası Tokatlı Zîver Efendi, annesi Tırnovalı Fatma Hanımdır. Nihat Asya bir aylıkken babasının ölümü üzerine, akrabalarının himayesinde büyümek zorunda kaldı. İlköğrenimine köyünde başladı fakat daha sonra İstanbul´a geldi. Önce Haseki Mahalle Mektebi´ne daha sonra Gülşen´i Maarif Rüştiyesi´ne devam etti. Yatılı olarak girdiği Bolu Sultanisi kapatılınca, Kastamonu Sultanisi´ne aktarıldı. Liseyi bitirdikten sonra, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu nun Edebiyat Bölümü nden mezun oldu.

Milli Mücadele Dönemi´nde Ankara´da bulundu. Bu dönem onun şiire başladığı, Türklük ve vatan aşkı ile şiirler kaleme aldığı tarihlerdir. 1828 yılında Darülmuallimin´i Aliye´den edebiyat öğretmeni olarak mezun oldu ve Adana kolej ve öğretmen okullarında edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik yaptı. 1948 yılında Edirne´ye tayin edildi. 1950-54 döneminde Adana Milletvekilliği, 1954 yılında Eskişehir milletvekilliği yaptı. 1962 yılında ise Ankara Gazi Lisesi´nden emekli oldu. 5 Ocak 1975 tarihinde Ankara´da vefat etti.

Edebiyatımızda Bayrak şairi olarak tanınan Asya, Bayrak şiirini Adana nın kurtuluş günü olan bir 5 Ocak ın heyecanı ile yazdı. Bir çok dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Şiirlerinde hece, arûz ve serbest vezinleri kullanan Arif Nihat, nazmın her tür ve şekliyle eserler vermiştir. Fikrin ağır bastığı şiirlerinde milliyetçilik konusu büyük bir yer tutar. Çok renkli ve değişik biçimli şiirler yazmış olan Asya, son şiirlerinde biraz da mistisizme yönelmiştir. Şiirinde daima bir yenileşme çabası içinde olan şair, etkilerden uzak kalarak kendine özgü bol renkli şiir dünyasını yaratmıştır.

Güzel ve zarif benzetmelerin yanı sıra, keskin zekâsının, şakacı mizâcının mahsûlü olan nükteleri, hicivleri, kelime oyunları üslûbunu tamamlayan önemli unsurlardır. Tarihimizin şanlı sayfalarını şiirleştiren şair, Rubai türünün yeni Türk edebiyatında önemli şahsiyetlerinden kabul edilir. Bayrak ve vatan, onun mısralarında en usta anlatıcısını bulmuştur.

Şiir Kitapları: Heykeltraş (1924), Yastığımın Rüyası (1930), Ayetler (1936), Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor (1946), Rubaiyyat-ı Arif (1956), Enikli Kapı (1964), Kubbe-i Hadrâ (1956), Kökler ve Dallar (1964), Emzikler (1964), Dualar ve Aminler (1967), Aynalarda Kalan (1969), Kanatlar ve Gagalar (1946), Kıbrıs Rubaileri (1964), Avrupa´dan Rubailer (1971), Kova Burcu (1967).


Anne

İlk kundağın
Ben oldum, yavrum;
İlk oyuncağın
Ben oldum!

Acı nedir
Tatlı nedir... bilmezdin...
Dilin damağın
Ben oldum!

Elinin ermediği
Dilinin dönmediği
Çağlarda, yavrum
Kolun kanadın
Ben oldum
Dilin dudağın
Ben oldum

Belki kıskanırlar diye
Gördüklerini
Sakladım gözlerden
Gülücüklerini...
Tülün duvağın
Ben oldum!

Artık isterlerse adımı
Söylemesinler bana
"Onun annesi" diyorlar...
Bu yeter sevgilim, bu yeter bana!

Bir dediğini iki
Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki
Ve seni öyle sevdim sana
O kadar ısındım ki
Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim
Gün oldu, kırdın...
İncinmedim;
İlk oyuncağın,
Ben oldum, yavrum
Son oyuncağın
Ben oldum...

Layık değildim
Layık gördüler
Annen oldum yavrum,
Annen oldum!


Kubbe-i Hadra

Kimi, boşlukta sızar asude;
Kimi, bekler gecelerden seheri..
Farkı yoktur gecenin gündüzden,
Ne çıkar yanmasa ufkun feneri
Tunç taslarda içerler kaderi
Bu ecel şerbetinin bekrileri.
Kim bilir, belki giden yolcuların
Bu sefer son seferi
Sisli gözlerde cihetler silinir,
Kimsenin kimseden olmaz haberi
Ne semavatı görürler, ne yeri
Bu ecel şerbetinin bekrileri.
İçlerinden biri vardır ki aba
Bilerek sırtına çekmiş kederi
Yolda lakin onu dimdik yürütür
Belde imanının altın kemeri
Gecenin, gölgelerin şaheseri
Bu ecel şerbetinin bekrileri.
Seslenir da veti bir meçhulün;
Bir nida der: İleri!
Ki nihayet bir ilahi gecenin
Kapısından süzülürler içeri
Ve aşarlar o karanlık kemeri
Bu ecel şerbetinin bekrileri.


Naat

Seccadeden kumlardı...
....................................
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı!

Mescit mü´min, minber mümin...
Taşardı kubbelerden Tekbir,
Dolardı kubbelere "amin!"

Ve mübarek geceler, dualarımız,
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı!

Kapına gelenler, ya Muhammed,
Uzaktan, yakından-
Mü´min döndüler kapından!

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi.

Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
"hu hu" lara karışsın
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha´lar, Yasin´ler!

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi...
Nerde kaldın ey Resul,
Nerde kaldın ey Nebi

Günler, ne günlerdi, ya Muhammed;
Çağlar ne çağlardı;
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı...
Ve birgün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime´nin kucağında
Abdullah´ın yetimi,
Amine´nin emaneti ağlardı!

Hatice´nin koncası,
Aişe´nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği,
Göklerin resulüydün...
Elçi geldin, elçiler gönderdin...
Ruhunu Allah´a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke´de bunalırsan
Medine´ye göçerdin.

Biz dünyadan nereye
Göçelim ya Muhammed
Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
(Ebu Leheb öldü) diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada
Mevlid´ine hayran kulaklarımız:
Ne adlar ezberledi, ey Nebi,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kabe´ne siyahlar
Yakışmamıştır, ya Muhammed,
Bugünkü kadar!

Haset, gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı nda derebeyi...
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği...
İyiliğin türbesine
Türbedar oldu iyi!

Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına.
İyilikler getir, güzellikler getir
Adem oğullarına!

Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Taif´tir, kimi Hayber´dir...
Fethedemedik, ya Muhammed,
Senelerdir!


Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi...
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği!

Bayram yaptı yabanlar:
Semave´yi boşaltıp
Save´yi dolduranlar...
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar...
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman´lar!

Gözleri perdeliyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti, ey Nebi
Yabanların gözünde kalacaktı!

Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
"hu hu"lara karışsın
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha´lar, Yasin´ler!

Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar

Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.

Şu Tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir...
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi...
Hakkı göremiyen
Gözlerdeydi!

Şu kutu, cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu
Şu yuva-ki bilinmez,
Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu -
Kuşlarını, bir sabah,
Medine´ye uçurdu mu

Ey Abva´da yatan ölü
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hatıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!

Dinleyene hala,
Çöller ses verir:
"Yaleyl!" susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kaside söyler Bedir.
Sen de, bir hac günü,
Başta Muhammed, yanında Ebubekir;
Gidenlerin yüzbin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!

Ebubekir´de nur, Osman´da nurlar...
Kureyş uluları karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali´nin önünde kapılar açılır,
Ali´nin önünde eğilir surlar.
Bedir´de, Uhud´da, Hayber´de
Hak´kın yiğitleri, şehid olurlar...
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;
Yerde kalmazdı ruh... kanadlıydı.

Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
"hu hu"lara karışsın
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha´lar, Yasin´ler!

Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Ya Muhammed, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Adem oğullarına!

Yüreklerden taşsın
Yine imanlar!
Itri, bestelesin Tekbir´ini;
Evliya, okusun Kur´an´lar!
Ve Kur´an´ı göznuruyla çoğaltsın
Kayışzade Osmanlar!
Na´tini Gaalip yazsın,Mevlid´ini Süleyman´lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan´lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!

Gel, ey Muhammed, bahardır...
Dudaklar ardında saklı
Aminlerimiz vardır!..
Hacdan döner gibi gel;
Mi´raç´tan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Bulutlar kanad, rüzgar kanad;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Ayetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad...
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilal-i Habeşi sustuysa
Ezanlarını Davud okusun!

Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
"hu hu"lara karışsın
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha´lar, Yasin´ler!




DUA

Biz, kısık sesleriz... minareleri,
Sen, ezansız bırakma Allah ım!
Ya çağır surda bal yapanlarını,
Ya kovansız bırakma Allah ım!
Mahyasızdır minareler... göğü de,
Kehkeşansız bırakma Allah ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allah ım!
Bize güç ver... cihad meydanını,
Pehlivansız bırakma Allah ım!
Kahraman bekleyen yığınlarını,
Kahramansız bırakma Allah ım!
Bilelim hasma karşı koymasını,
Bizi cansız bırakma Allah ım!
Yarının yollarında yılları da,
Ramazansız bırakma Allah ım!
Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,
Ya çobansız bırakma Allah ım!
Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız;
Ve vatansız bırakma Allah ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allah ım

Bu konuyu yazdır

Siir-1 Cemal Safi Şiirleri
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 06:51 PM - Forum: Şiirler Şarkılar - Yorum Yok



Ağlarsın

Kırdığın kadehte kalan ömrümden,
Ağlarsın içtiğin yılları bilsen.
Hicrinle sararıp solan ömrümden,
Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen.

Sefiller gücünü bende sınadı,
Kimi kaçık dedi, kimi bunadı;
Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı,
Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen.

Ar ettim sakladım uğraşlarımı,
Haberdâr etmedim sırdaşlarımı.
Gizlemek isterken gözyaşlarımı,
Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen.

Felsefe böyledir dîvânelerde,
Teselli aranır bahanelerde,
Bir kadeh mey için meyhânelerde,
Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen.

Ateşe su dedim göz göre göre,
Aklım zavallıydı duyguma göre,
Bahtına şükretti Mecnûn bin kere,
Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen.


Ah Şu Şairliğim...

Elimle kuyumu kazdırdı bana,
Ah şu şairliğim olmaz olaydı!
Aklına eseni yazdırdı bana,
Bütün sırlarımı aleme yaydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Ona her gün güzel, her hava hoştu,
Sevgisiz hayatın manası boştu,
Gördüğü kısrağın peşinden koştu,
Uslanmak bilmeyen bir deli taydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Evimden barkımdan çözdürdü beni,
İşimden gücümden bezdirdi beni,
Bulutlar üstünde gezdirdi beni,
Bastığım yıldızlar hüsrana kaydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Ak yazımı baht-ı siyah eyledi,
Gençliğime yazık, günah eyledi,
Nerde akşam, orda sabah eyledi,
Serseri hayatı marifet saydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Alnım da açıktı, yüzüm de aktı,
Kimseye verecek hesabım yoktu,
Günah kervanımı pazara çekti,
Yükümde ne varsa, hepsini saydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Hayal aleminde gezmem dese de,
Seni bundan böyle üzmem dese de,
Bu gece, tek hece, yazmam dese de,
Sabaha çıkmadan sözünden caydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...


Ahu Gözlüm..

Ahu gözlüm böyle oyun
Duydum desem yalan olur.
Senden gayrı yare boyun
Eğdim desem yalan olur.

Erdim aşkın değerine,
Yandım derinden derine,
Seni bin leyla yerine,
Koydum desem yalan olur.

Akışlarda bu coşkuyu,
Nakışlarda bu dokuyu,
Çiçeklerde bu kokuyu,
Duydum desem yalan olur.

Vazgeç artık şu kuşkundan,
Ne umarsın bu şaşkından,
Ecel gelse yar aşkından,
Caydım desem yalan olur.

Aciz olmak ne beter şey,
Gene yoksun geldi hey hey,
Her bakışın bir kadeh mey,
Aydım desem yalan olur.

Dile kolay yedi sene,
Son diyorsun öl desene,
Yedi veren gül busene,
Doydum desem yalan olur.


Aklım Almıyor

Unutmak sevmekten kolay demiştin;
Olmuyor sultanım, kolay olmuyor.
Hepsi bir mevsimlik olay demiştin;
Dolmuyor sultanım, zaman dolmuyor...

Sen gittin kaderim düşman kesildi;
Alnına simsiyah mührü basıldı.
Bütün aynaların yüzü asıldı;
Gülmüyor sultanım sensiz gülmüyor...

Ben Allah'tan sonra seni överim
Seninle var oldu benim değerim.
Senden başkasını nasıl severim!
Almıyor sultanım, aklım almıyor...


Aklım Çıkıyor

İçmeden resmine bakamıyorum
Kırılırsın diye aklım çıkıyor
İçince karşına çıkamıyorum
Darılırsın diye aklım çıkıyor...

Korkarım derdimi sana dökerken
Utanır gözümden yaşlar akarken
Uzunca yazamam belki okurken
Yorulursun diye aklım çıkıyor....

Yakasız gömleği giysem eğnime
Biricik resmini koysam koynuma
Nezaman geçirsem ipi boynuma
Sarılırsın diye aklım çıkıyor.....

Her beden bir candan sorumlu sanma
Hey ! Ruhu kalbimi saran muamma...!
Benim bir kurşunluk işim var amma!
Vurulursun diye aklım çıkıyor....


Almina

Son günlerde ne yüzüme bakıyor
Ne bir selam veriyorsun almina!
Zahmet edip ne elimi sıkıyor
Ne bir hatır soruyorsun almina!

Madem hızlı yaşamayı severdin
Neden bana yar olmaya söz verdin?
Cambaz gibi kalpten kalbe tel gerdin
Maceraya yürüyorsun almina!

Ben yanarken hasretinin narında
Hoyrat eller bağlar bozdu bağında
Ben aklımı uğurlarken uğrunda
Sen sefalar sürüyorsun almina!

Seni gözden, seni sözden sakınıp
Sır vermedim dosta senden yakınıp
Hasretinle hergün biraz tükenip
Bittiğimi görüyorsun almina!

Koca bir yaz geçti gülmeden
Ben giderim sen insafa gelmeden
Hayatımla oynuyorsun bilmeden
Günahıma giriyorsun almina!

Telaşlanma kastettiysen canıma
Günden güne giriyorsun kanıma!
Bir atımlık barut kaldı sonuma
Muradına eriyorsun almina!


Ayrılık Nikahı

Seni bilmem ama ben kararlıyım
Şu garip sevdadan cayalım gitsin
Bu aşkta senden çok ben zararlıyım
Bir kumar oynadık diyelim gitsin

İçimde bir his var benden pes diyor
Olmayan duadan ümit kes diyor
Madem ki bahtımız böyle istiyor
Kaderin emrine uyalım gitsin

Seninle burcumuz tutsaydı keşke
Aslanlar bir başka yengeç bir başka
Yarını olmayan hayırsız aşka
Ayrılık nikahı kıyalım gitsin


Farzet ki bir rüya gördük ikimiz
Gerçekte bu hissi tanımadık biz
Böyle bir masalı yaşamadık biz
Bir varmış bir yokmuş sayalım gitsin

Marifet feleğin elinden çıkmış
Dünyada başka bir terzisi yokmuş
Keremi Aslıyı narına yakmış
Ateşten gömleği giyelim gitsin

Tiryaki gönlümde olmasın kuşkun
Tek sana müptela tek sana düşkün
Ardından bir ağıt yakalım aşkın
Adını elveda koyalım gitsin


Aysuda

Senden aşkı öğrenmeye talibim
Okut beni talebenim Aysuda
Kalp hastanım sensin benim tabibim
Acil'deki sıra benım Aysuda

O ne öfke o nasıl kaş çatıştır
Dilersen döv hiddetini yatıştır
Canevini aşkım ile tutuştur
Yakılacak çıra benim Aysuda

Siyah inci yarışırken benimle
Beyaz gülün rekabeti teninle
Nasıl şensem bahtiyarsam seninle
Sensiz bahtı kara benim Aysuda

Gözlerindir mor menekşe toplanan
Dudakların alevlerle kaplanan
Bakışınla yüreğime saplanan
Hançer sensin yara benim Aysuda

Olmaz olsun sarayımız köşkümüz
Dünya değer bizim meyli meşkimiz
Sultan Reşat lirasıysa aşkımız
Yazı sensin tura benim Aysuda

Sevdalının kaybettiği aklıdır
Divanedir ne söylese haklıdır
Defineler viranede saklıdır
Ara beni harabenim Aysuda


Ayşen

İklimler çileme çare bulmuyor
Mevsimler halimi sormuyor Ayşen
Sakiler derdime derman olmuyor
Sarkılar yaramı sarmıyor Ayşen

İlkbahar yaz derken, hazanım soldu
Murada ermeden miadim doldu
Kalp gözüm ellere bakarkör oldu
Senden baskasını görmüyor Ayşen

Hasretin tüketti bütün varımı
Seraba döndürdü, Hülyalarımı
Ne kadar süslesen rüyalarımı
Sabahlar hayıra yormuyor Ayşen

Ağlarsan matemin yagar geceme
Gülersen mehtabın doğar geceme
Lale devri gelir gönül bahçeme
Senden gayrı çiçek girmiyor Ayşen

Kapattın gönlümün sevinç yönünü
Ümidim görmüyor sensiz önünü
Takvimler bilmiyor dönüş gününü
Saatler vuslatı vurmuyor Ayşen

Feleğe isyanım arttı git gide
Gençliğim su gibi aktı gittide
Ömrümü ellere sebil ettide
Bana bir damlanı vermiyor Ayşen

Ardından çilemem çağlamam diye
Yas tutup karalar bağlamam diye
Kaç kez and içtiler ağlamam diye
Gözlerim sözünde durmuyor Ayşen

Ey alev yanaklım, volkan dudaklım
Ne bir yalanım var, ne gizlim saklim
Herşeye erdide, zavallı aklım
Seni unutmaya ermiyor Ayşen

Dostlarım namıma Ferhat desede
Ruhum aşk elinden imdat desede
Kör şeytan resmini yırt at desede
Ellerim bir türlu varmıyor Ayşen


Bakırköyden Mektup Var

Sensizdim kendime bir iş aradım,
Baştan savıp asabımı bozdular.
Hatırşinas dostlarıma uğradım,
Sağolsunlar müdür beye yazdılar.

Müdür bey gerçekten yufka yürekmiş,
İşim inşaatta kazma kürekmiş,
Bir sağlık raporu almam gerekmiş,
Tam teşekkül hastaneye yazdılar.

Yağışlı gözümün hazan çağı da,
Olur olmaz yerde başlar ağıda,
Sinir servisine giden kağıda,
Aklından zoru var diye yazdılar.

Bir saat anlattım tek bir buseni,
Doktorlar efsane sandılar seni,
Belki de alaya aldılar beni,
Bana palavracı diye kızdılar.

Bir ara sensizlik krizim tuttu,
Bilmem ki o anda ne olup bitti.
Hekimler heyeti havale etti,
Acil vak’a Bakırköy’e yazdılar.

Bu çağda bu sevda abes dediler,
Cezası çelikten kafes dediler,
Ben kime ne yaptım,ne istediler,
Bana bu çukuru niye kazdılar.

Burda ne sen varsın, ne de bir iş var,
Üç adım voltalık gidiş geliş var.
En ayıp sözlerle kaplı dört duvar,
Bunca küfrü kime,niye yazdılar.

Açmak için zahmet etme zarf açık,
Hala bana sevgin varsa birazcık,
Mektubumu alır almaz yola çık,
Gözyaşlarım bir acayip azdılar,
Gözyaşlarım bir acayip azdılar.


Baş Edemezsin

İş işten geçmeden,gel de söz dinle,
Sen benim aşkımla baş edemezsin.
Ben sarhoş gezerken senin derdinle,
Sen kendi gönlünü hoş edemezsin.

Gül sefa sürse de bülbül çilerken,
Bin pişmen olmaz mı rengi solarken,
Ben sana dört mevsim bahar dilerken,
Sen benim yazımı kış edemezsin.

Fırtına biçersin ey rüzgar eken,
Borcunu faizle öder geciken,
Sen benim gezdiğim yolları diken,
Yattığım yatağı taş edemezsin.

Gülersin aşığı yedekte sayıp,
Yetmez mi ardından verdiğin kayıp,
Kınalı kekliğim elde var deyip,
Sen beni kafeste kuş edemezsin.

Kapılma hayalin renk akışına,
Ağlarsın gerçeğin can yakışına,
Ben kurban olurken bir bakışına,
O canım gözleri yaş edemezsin.

Aklını başına topla da vazgeç,
Beni dinle de vuslata gün seç,
Sen benim elime mecbursun er geç,
Bahtımı Mecnun’a eş edemezsin.


Başkentin Ufkunda

Vakit sensiz gecen günün ertesi,
Sustu tüm kuşların sen şakrak sesi,
Zevk sefa mevsimi, yas neyin nesi?
Nedendir matem durup dururken? ...

Titriyor şebnemler, gül üşür gibi,
Bülbüller derdimi bölüşür gibi.
Hayalin halime gülüşür gibi,
Kollarım boşluğu sarıp dururken...

Bendim mutluluktan ucan güvercin,
Düşler ülkesinden gelen habercin,
Avcılardan uzak bir yuva için,
Toz pembe hayaller kurup dururken...

Gel gör ki kaderin kara yelleri,
Yıktı gönlümdeki tüm emelleri,
Kapımın ecelin soğuk elleri,
Vakitli vakitsiz vurup dururken...

Aşk ne imiş görsen de dönsen de geri!
Ah! Bir gizli girsen de içeri!
Hasretin elinden kanlı hançeri,
Üstüme üstüme varıp dururken! ....

Her aksam kaybolup gün batışında,
Beni arıyorum senin dışında,
Hasta kalbim hala her atışında,
Her nefeste seni sorup dururken! ...

İçtim derdalan’ın ilk bardağını,
Sıklamen süslerken Elmadağı 'nı.
Görüyor gibiyim kor dudağını,
Başkentin ufkunda durup dururken...


Bekledim

Saymadım hasretinle bu kaçıncı yılbaşı
Bir ihtimal de olsa döner diye bekledim
Ne bir demet karanfil ne bir damla gözyaşı
Bir hal hatır sormayı dener diye bekledim

Su kışta kıyamette ömrüme duşen karda
Bir dostuma uğrayıp ahvalimi sorar da
Belki de bir merhamet duyar da
Yenilmez gururunu yener diye bekledim

Bir yanda gözlerimde ebediyet uykusu
Bir yanda seni son kez görememek korkusu
O güzel ellerinden içersem bir damla su
Bütün ızdıraplarım diner diye bekledim

Perdesiz pencereme şafakla soktuğun an
Gelipte başucumda boynunu büktüğün an
Pınar dudaklarından ismimi döktüğün an
İçimdeki yanardağ söner diye bekledim

Ne sıkmaya gücüm var versen bile elini
Ne sarmaya mecalim var o incecik belini
Alnımda hayal edip o minicik mendilini
Gül kokusu tenime siner diye bekledim

Dudaklarımda tekbir ellerim göğe açık
Sen diye irkilirim ses duysam en ufacık
O mavi gözlerini bir daha son defacık
Dünya gözüyle görmek hüner diye bekledim..

GİT GÜLE GÜLE

Dudağından onmaz derdi kaptığım
Gözümde gönlümde ilah yaptığım
Sevmek ne demek haşa taptığım
Çıktım yörüngenden git güle güle

Galipsin ödülü hak ettin yeter
Saçımı sakalımı ak ettim yeter
Çekil git, canıma tak ettin yeter
İstemem, görünme düşümde bile

Benden beter aşka duçar ol emi
Daha da çaresiz naçar ol emi
Dilerim dünyada gör cehennemi
Sende muhannetten merhamet dile

Kara gözlerinden dinmesin biran
Kanlı yaş, daima yaslı gibi yan
Erme muradına, Aslı gibi yan
Dile destan olsun, çektiğin çile

Dönmeği deneme gözümde yoksun
Gönlümde, özümde sözümde yoksun
Günahıma giren, zehirli oksun
Çıkarttım kalbimden, attın yad ile

Ağlarsın

Kırdığın kadehte kalan ömrümden,
Ağlarsın içtiğin yılları bilsen.
Hicrinle sararıp solan ömrümden,
Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen.

Sefiller gücünü bende sınadı,
Kimi kaçık dedi, kimi bunadı;
Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı,
Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen.

Ar ettim sakladım uğraşlarımı,
Haberdâr etmedim sırdaşlarımı.
Gizlemek isterken gözyaşlarımı,
Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen.

Felsefe böyledir dîvânelerde,
Teselli aranır bahanelerde,
Bir kadeh mey için meyhânelerde,
Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen.

Ateşe su dedim göz göre göre,
Aklım zavallıydı duyguma göre,
Bahtına şükretti Mecnûn bin kere,
Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen.

Cemal Safi

Baş Edemezsin

İş işten geçmeden,gel de söz dinle,
Sen benim aşkımla baş edemezsin.
Ben sarhoş gezerken senin derdinle,
Sen kendi gönlünü hoş edemezsin.

Gül sefa sürse de bülbül çilerken,
Bin pişmen olmaz mı rengi solarken,
Ben sana dört mevsim bahar dilerken,
Sen benim yazımı kış edemezsin.

Fırtına biçersin ey rüzgar eken,
Borcunu faizle öder geciken,
Sen benim gezdiğim yolları diken,
Yattığım yatağı taş edemezsin.

Gülersin aşığı yedekte sayıp,
Yetmez mi ardından verdiğin kayıp,
Kınalı kekliğim elde var deyip,
Sen beni kafeste kuş edemezsin.

Kapılma hayalin renk akışına,
Ağlarsın gerçeğin can yakışına,
Ben kurban olurken bir bakışına,
O canım gözleri yaş edemezsin.

Aklını başına topla da vazgeç,
Beni dinle de vuslata gün seç,
Sen benim elime mecbursun er geç,
Bahtımı Mecnun’a eş edemezsin...

Cemal Safi

Ayrılık nikahı

Seni bilmem ama ben kararliyim
Su garip sevdadan cayalim gitsin
Bu askta senden cok ben zararliyim
Bir kumar oynadik diyelim gitsin

Icimde bir his var benden pes diyor
Olmayan duadan ümit kes diyor
Madem ki bahtimiz böyle istiyor
Kaderin emrine uyalim gitsin

Seninle burcumuz tutsaydi keske
Aslanlar bir baska yengec bir baska
Yarini olmayan hayirsiz aska
Ayrilik nikahi kiyalim gitsin


Farzet ki bir rüya gördük ikimiz
Gercekte bu hissi tanimadik biz
Böyle bir masali yasamadik biz
Bir varmis bir yokmus sayalim gitsin

Marifet felegin elinden cikmis
Dünyada baska bir terzisi yokmus
Keremi Asliyi narina yakmis
Atesten gömlegi giyelim gitsin

Tiryaki gönlümde olmasin kuskun
Tek sana müptela tek sana düskün
Ardindan bir agit yakalim askin
Adini elveda koyalim gitsin

Cemal Safi

Ah Şu Şairliğim...

Elimle kuyumu kazdırdı bana,
Ah şu şairliğim olmaz olaydı!
Aklına eseni yazdırdı bana,
Bütün sırlarımı aleme yaydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Ona her gün güzel, her hava hoştu,
Sevgisiz hayatın manası boştu,
Gördüğü kısrağın peşinden koştu,
Uslanmak bilmeyen bir deli taydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Evimden barkımdan çözdürdü beni,
İşimden gücümden bezdirdi beni,
Bulutlar üstünde gezdirdi beni,
Bastığım yıldızlar hüsrana kaydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Ak yazımı baht-ı siyah eyledi,
Gençliğime yazık, günah eyledi,
Nerde akşam, orda sabah eyledi,
Serseri hayatı marifet saydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Alnım da açıktı, yüzüm de aktı,
Kimseye verecek hesabım yoktu,
Günah kervanımı pazara çekti,
Yükümde ne varsa, hepsini saydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Hayal aleminde gezmem dese de,
Seni bundan böyle üzmem dese de,
Bu gece, tek hece, yazmam dese de,
Sabaha çıkmadan sözünden caydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...

Cemal Safi

TEK HECE

Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi tarif etmek zor benim...

Bülbül benim lisanımla ötüştü.
Bir gül için can evinden tutuştu.
Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü.
Yangınımı söndürmedi kar benim...

Niceler sultandı, kraldı, şahtı.
Benimle değişti talihi bahtı,
Yerle bir eylerim tac ile tahtı,
Akıl almaz hünerlerim var benim...

Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim'i,
Her oyunu bozan gizli zor benim...

Yeryüzünde ben ürettim veremi.
Lokman Hekim bulamadı çaremi.
Aslı için kül eyledim Kerem'i.
İbrahim'in atıldığı kor benim...

Sebep bazı Leyla, bazı Şirin'di.
Hatrım için yüce dağlar delindi.
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim...

İlahimle Mevlana'yı döndürdüm.
Yunus'umla öfkeleri dindirdim.
Günahımla çok ocaklar söndürdüm.
Mevla'danım, hayır benim, şer benim...

Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da
Görünmezim cismim de yok, resmim de
Dil üzmezim, tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim

Benim için yaratıldı Muhammed
Benim için yağdırıldı o rahmet
Evliyanın sözündeki muhabbet
Embiyanın yüzündeki nur benim...


- Cemal Safi -


Sende Kalmış

Bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim
Ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış.
Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim
Güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış.

Akların kaybolduğu, rengin ahenk bulduğu
Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu
Bir gül için, bülbülün saçlarını yolduğu
Aşkın harman olduğu o mevsim, sende kalmış.

Nerede o çocuksu, o şımarık hallerim,
Saçlarına hasreti tanımayan hallerim,
Rengarenk rüyalarım, toz pembe hayallerim
Tekmil neşem, sevincim, hevesim, sende kalmış.

Ayıplama, kınama, kahveye gidiyorsam,
Avunabilmek için bir tavla atıyorsam,
Garson çay uzatırken ben aklımda diyorsam,
Sende kalmış demektir, ladesim sende kalmış.

Dostlar da muhabbeti kestiler, lüzum da yok.
Zaten senden ziyade sohbetim, sözüm de yok.
Sen dönmeden kimseye bakacak yüzüm de yok.
Aynalarda kendimi göresim sende kalmış.

Sende kalmış umudum, saadet çağım sende,
Sende kalmış huzurum, tüten ocağım sende,
Sende hayat kaynağım, duygu membağım sende,
Can diyorum sana,can kafesim sende kalmış.

Allah' ım düşmanımı düşürmesin bu zaafa,
Sanki her noksanımı mecburum itirafa,
Hangi şarkıya girsem, notalar do re mi fa
Sol diyorum sana sol, la sesim sende kalmış.

Gel Tanrıya borcunu teslim etsin bu yürek,
Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek,
Kelime-i şahadet getirmem için gerek,
Son diyorum sana, son nefesim sende kalmış.

Cemal Safi



HADİ GİTT

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.

Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar.

Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.

Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.

Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.

Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın.

Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak!

Sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez.

Her darbene tahammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.

Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.

Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!

Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!

Mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.

Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!

Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!

Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm!
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.

Korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum!

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git! ...


Bakırköy'den Mektup Var

Sensizdim kendime bir is aradim,
Bastan savip asabimi bozdular.
Hatirsinas dostlarima ugradim,
Sagolsunlar müdür beye yazdilar.

Müdür bey gerçekten yufka yürekmis,
Isim insaatta kazma kürekmis,
Bir saglik raporu almam gerekmis,
Tam tesekkül hastaneye yazdilar.

Yagisli gözümün hazan çagi da,
Olur olmaz yerde baslar agida,
Sinir servisine giden kagida,
Aklindan zoru var diye yazdilar.

Bir saat anlattim tek bir buseni,
Doktorlar efsane sandilar seni,
Belki de alaya aldilar beni,
Belki palavraci diye kizdilar.

Bir ara sensizlik krizim tuttu,
Bilmem ki o anda ne olup bitti.
Hekimler heyeti havale etti,
Acil vak’a Bakirköy’e yazdilar.

Bu çagda bu sevda abes dediler,
Cezasi çelikten kafes dediler,
Ben kime ne yaptim,ne istediler,
Bana bu çukuru niye kazdilar.

Burda ne sen varsin, ne de bir is var,
Üç adim voltalik gidis gelis var.
En ayip sözlerle kapli dört duvar,
Bunca küfrü kime ,niye yazdilar.

Açmak için zahmet etme zarf açik,
Hala bana sevgin varsa birazcik,
Mektubumu alir almaz yola çik,
Gözyaslarim bir acayip azdilar,
Gözyaslarim bir acayip azdilar.

Cemal Safi

Telefonda sen

Bundan daha güzel müjde mi olur?
Merhaba diyorsun telefonda sen,
Sen ki konuşursun, derdim mi kalır?
Nasılsın diyorsun telefonda sen...

Bu gece misketi çaldırmaz mıyım,
Başkenti ayağa kaldırmaz mıyım,
Sesini duyup da çıldırmaz mıyım,
Delisin, diyorsun telefonda sen...

Sağlığını düşün herşeyden önce,
Kendine iyi bak içme her gece,
Seni seviyorum, hem de delice!
Bilesin, diyorsun telefonda sen...

Mutluluk ne kadar kolaymış meğer,
Sevginin kadrini bilseydik eğer,
Kim ne derse desin, çekmeye değer,
Çilesin diyorsun telefonda sen...

Çoktan terk ederdim, bu şehri çoktan,
Arar diye caydım her yolculuktan,
Dostlar ne âlemde, çoluk çocuktan
Ne haber diyorsun telefonda sen...

Sabrımı yenmese hasret nöbetim,
Arayıp sormaya yoktu niyetim.
O anda hapşırdın, "çok yaşa" dedim,
Beraber diyorsun telefonda sen...

Albümde görünce aklıma esti,
Berbere uğradım dün akşam üstü,
Resmime bakarak saçımı kesti,
Severdin, diyorsun telefonda sen...

Sevgi bu, insanı böyle inceltir,
Aklın ermediği yere yöneltir.
Sen de şiirlerde böyle yüceltir,
Överdin, diyorsun telefonda sen...

Biraz da fedakâr olsaydın keşke,
Ne verdin destanlar yazdığın aşka?
Ömründen üç gece, hepsi bu başka?
Ne verdin? diyorsun telefonda sen...

Hem içme diyorsun, içme de çıldır!
Hem de kalk şu anda bir kadeh doldur,
Hadi sağlığına şerefe kaldır,
Çınçınlat, diyorsun telefonda sen...

Bu yıl kurak geçti, bahar da, yaz da,
Erik de olmadı, dut da, kiraz da,
Neler söylüyorum, lütfen biraz da,
Sen anlat, diyorsun telefonda sen...

Ne söylersen söyle, sen ne dersen de!
Anlat düşmanımı düşte görsen de!
Bir sigara yaksam, izin versen de;
Devam et, diyorsun telefonda sen...

Seni dinlemekten güzel şey mi var?
Çölde şırıl şırıl akan su kadar,
Yeter konuştuğum, benden bu kadar,
Merhamet, diyorsun telefonda sen...

Gelirsem görünme, kendini gizle,
Seni yağmalarım, yerim bu hızla!
Yerin kulağı var, açılma fazla,
Orda kal, diyorsun telefonda sen...

Canım ne istiyor şu anda bilsen?
Ah mümkün olsa da bulup da gelsen,
Kendi ellerinle incecik dilsen,
Portakal, diyorsun telefonda sen...

Afedersin bazen sapıtıyorum,
Böyle saçma sapan laf ediyorum,
Kapı çalınıyor, kapatıyorum,
Hoşçakal, diyorsun telefonda sen...
Cemal safi
Ayrılık nikahı
Seni bilmem ama ben kararliyim
Su garip sevdadan cayalim gitsin
Bu askta senden cok ben zararliyim
Bir kumar oynadik diyelim gitsin

Icimde bir his var benden pes diyor
Olmayan duadan ümit kes diyor
Madem ki bahtimiz böyle istiyor
Kaderin emrine uyalim gitsin

Seninle burcumuz tutsaydi keske
Aslanlar bir baska yengec bir baska
Yarini olmayan hayirsiz aska
Ayrilik nikahi kiyalim gitsin


Farzet ki bir rüya gördük ikimiz
Gercekte bu hissi tanimadik biz
Böyle bir masali yasamadik biz
Bir varmis bir yokmus sayalim gitsin

Marifet felegin elinden cikmis
Dünyada baska bir terzisi yokmus
Keremi Asliyi narina yakmis
Atesten gömlegi giyelim gitsin

Tiryaki gönlümde olmasin kuskun
Tek sana müptela tek sana düskün
Ardindan bir agit yakalim askin
Adini elveda koyalim gitsin

Cemal Safi

Gözlerim uykuyla baristi sanma
sen gittin gideli dargin sayilir.

Bende bir zamanlar sevildim ama
seninki düpedüz vurgun sayilir.

Ne kadar zulmetsen ah etmem sana
her iki cihan da gül kana kana..

Seninle Cehenem ödüldür bana
sensiz Cennet bile sürgün sayilir.

Yalanmi söyledin göz göre göre
ne zaman dolacak verdigin bu süre..

Gönülden gördügüm takvime göre
aldim her nefes bir gün sayilir...


Hüzün Adres Degistirir

Yakismiyor cepheyi terk edisin,
Mert dayanir, namert kaçar sevdigim.
Fazla sürmez hatani fark edisin,
Hasret eken, hüsran biçer sevdigim.

Adet ettin ask dersini asmayi,
Hüner saydin sirra kadem basmayi,
Yetti artik çok denedim susmayi,
Isyan eden bayrak açar sevdigim.

Nice avci bende silah sinadi,
Geri tepti,sineleri kanadi,
Kirilsa da yüregimin kanadi,
Yine açar, yine uçar sevdigim.

Bir resmimiz bile yoksa basbasa,
Revamidir ben yanayim,sen yasa,
Ask sunacak sakimi yok sarhosa,
Yine bulur, yine içer sevdigim.

Aynalarin farki kalmaz düsmanla,
Tanisirsin dogduguna pismanla,
Hüzün adres degistirir zamanla,
Benden geçer,sana göçer sevdigim.


Bir günah isledim bin af diledim
Üstünde durmasan ne kaybederdin?
Hemen her firsatta bir tokat gibi
Yüzüme vurmasan ne kaybederdin?

Neyin eksilirdi beni affetsen ?
Ne vardi kalbimi tekrar fethetsen !
Ne olur birazda bizden bahsetsen
Hep onu sormasan ne kaybederdin?

Evli olmasakta keyfe kederdi
Gönül nikahimiz bize yeterdi
Seytana uyupta bu kadar derdi
Basina sarmasan ne kaybederdin?

Yakami tutmasan yargilar gibi
Ahiret gününde sorgular gibi
Her yerde hatami sergiler gibi
Önüme sermesen ne kaybederdin?

Üstüme gelmesen sikana kadar
Üzmesen canimdan bikana kadar
Dag gibi sabrimi yikana kadar
Dilini yormasan ne kaybederdin?

Kanattin yarami günbegün desip
Paramparça oldun gözümden düsüp
Çilgin seller gibi haddini asip
Üstüme varmasan ne kaybederdin?

Hiç sansin kalmadi dönsende geri
Yitirdin verdigim bütün degeri
Askina emanet ettigim yeri
Bu kadar kirmasan ne kaybederdin? .


Cemal Safi



Besmele

Her gün biraz daha yoruyor beni,
Hasretinle başa çıkamıyorum.
Her gece bir yerden vuruyor beni,
Sağ salim sabaha çıkamıyorum...

Savaşta geçirdim sanki bir ayı,
Düşmandan almadım ben bu yarayı,
Giderken verdiğin tek sigarayı,
Hatıradır diye yakamıyorum...

Vicdanın halimi hiç mi sormuyor?
Küsecek ne yaptım, aklım ermiyor!
Zalimsin demeye dilim varmıyor,
Tavrına bir isim takamıyorum...

Yeter ki mektup yaz canımı dile!
Yetmezse uğrunda çektiğim çile!
Nazar değer diye resmine bile
Besmele çekmeden bakamıyorum...

Hüzün Adres Değiştirir Zamanla

Yakışmıyor cepheyi terk edişin
Mert dayanır namert kaçar sevdiğim
Fazla sürmez hatanı fark edişin
Hasret eken hüsran biçer sevdiğim

Adet ettin aşk dersini asmayı
Hüner sandın sırra kadem basmayı
Yetti artık çok denedim susmayı
İsyan eden bayrak açar sevdiğim

Nice avcı bende silah sınadı
Geri tepti sineleri kanadı
Kırılsa da yüreğimin kanadı
Yine açar yine uçar sevdiğim

Bir resmimiz bile yoksa başbaşa
Reva mıdır ben yanayım sen yaşa
Aşk sunacak saki mi yok sarhoşa
Yine bulur yine içer sevdiğim

Aynaların farkı kalmaz düşmanla
Tanışırsın doğduğuna pişmanla
Hüzün adres değiştirir zamanla
Benden geçer sana göçer sevdiğim

Üzerime yar sevdiğin sahi mi?
Kalp çalmakta senin gibi dahi mi?
Ağlama der dosta Aşık Daimi
Bu da gelir bu da geçer sevdiğim.

Seninle bulusmamiz ne kadar zor olsa da
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Bes dakika bas basa kalmamiz suç olsa da
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.

Çagirsam bile gelme, yorulma ne olursun
Sen üzülme, incinme, kirilma ne olursun
Beni yanlis anlama, darilma ne olursun
Senden sadece beni sevmeni istiyorum

Bir gün bensiz kalsan da benimle yasamani
Askimin degerini sir gibi tasimani
Nemli bakislarinla resmimi oksamani
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.

Senden tek dilegim var, özel imtiyaz degil
Kulun baska bir kula ibadeti farz degil
Hasa! Yaratan gibi bes vakit namaz degil
Senden sadece beni sevmeni istiyorum

cemal safi

Bilseydim

Meydan mı verirdim bu ayrılığa?
Bilseydim bu kadar zor olduğunu.
Bilseydim dünyanın böyle karanlık,
Bilseydim bu kadar dar olduğunu.

Dilimden sıçrayan bir kıvılcımın
Bilseydim bir anda kor olduğunu.
Bilseydim şu anki gönül acımın
Senin yokluğundan var oldugunu.

Boyun mu bükmezdim sitem etmene,
Bilseydim sükutun kar oldugunu.
Sebep mi olurdum dargin gitmene,
Bilseydim küsünce sır oldugunu.

Bilseydim yüzümün dört mevsimi güz,
İçimin ağlayan nar oldugunu.
Bilseydim odamın dört duvarı buz,
Sensiz yatagimin kar oldugunu.

Fırsat mı tanırdım bu dargınlığa
Bilseydim bu kadar zor olduğunu.
Bilseydim zindandan daha karanlık,
Bilseydim hücreden dar olduğunu....

Cemal Safi

Bekledim
Saymadim hasretinle bu kacinci yilbasi
Bir ihtimal de olsa doner diye bekledim
Ne bir demet karanfil ne bir damla gozyasi
Bir hal hatir sormayi dener diye bekledim

Su kista kiyamette omrume dusen karda
Bir dostuma ugrayip ahvalimi sorar da
Belki de bir merhamet duyar da
Yenilmez gururunu yener diye bekledim

Bir yanda gozlerimde ebediyet uykusu
Bir yanda seni son kez gorememek korkusu
O guzel ellerinden icersem bir damla su
Butun izdiraplarim diner diye bekledim

Perdesiz pencereme safakla soktugun an
Gelipte basucumda boynunu buktugun an
Pinar dudaklarindan ismimi doktugun an
Icimdeki yanardag soner diye bekledim

Ne sikmaga gucum var versen bile elini
Ne sarmaga mecalim var o incecik belini
Alnimda hayal edip o minicik mendilini
Gul kokusu tenime diner diye bekledim

Dudaklarimda tekbir ellerim goge acik
Sen diye irkilirim ses duysam en ufacik
O mavi gozlerini bir daha son defacik
Dunya gozuyle gormek huner diye bekledim..
Cemal Safi

Çıkamazsın, gönlüm haremdir sana.

Bakamazsın, eller mahremdir sana.

Umut pınarından su serp sineme.

Kerem’sin.

Bu yanan Aslı’dır sana!



Cemal Sâfî

Yakışmış Sana
Ne kadar kolaymış esirin olmak
Tesadüf eseri bakışmış sana
Sen derya olmuşsun ben coşkun ırmak
Sonrası çaresiz akışmış sana...

Kaçıncı kalbimi kırıp gidişin
Aldığın vebali günahı düşün
Adımı Mecnun'dan beter edişin
Leyla'dan daha çok yakışmış sana...

Bir gece aklına delin düşmedi
Yaktığın ateşe külün düşmedi
Yıllardır insafa yolun düşmedi
Merhamet ne kadar yokuşmuş sana...

Cemal Safi

Sensiz Olmadı
Kaybolan neşemi şarkıda, sazda,
Bulmayı denedim, sensiz olmadı,
Felekten bir gece çalıp biraz da,
Gülmeyi denedim, sensiz olmadı...

Hasreti herkesten çok tanıyorum,
Bu zehrin üstüne yok sanıyorum,
Yaşlı gözlerimden utanıyorum,
Silmeyi denedim, sensiz olmadı...

Doğmanı bekledim battığın yerden,
Dönmeyı bilmedin gittiğin yerden,
Beni sarhoş diye sattığın yerden,
Gelmeyi denedim, sensiz olmadı...

Evlenmiş dediler, çıldıracaktım,
Resim, mektup, şiir, ne varsa yaktım,
İlmeği kaç defa boynuma taktım,
Ölmeyi denedim, sensiz olmadı...
Cemal Safi

Satılır Diye
Adını kâğıda yazamıyorum,
Gün olur yerlere atılır diye.
Ellerim tutmuyor çizemiyorum,
Resmini görenler tutulur diye...

Gençliğim aksa da ömür çeşmemden,
İçemem, korkarım dile düşmenden!
Yaşını gizlerim dosttan düşmandan,
Duyanlar gülmekten katılır diye...

Uğrunda kaç kalbi kırık bıraktım!
Kırk yıllık dostları nârına yaktım!
Tek senin incinip küsmenden korktum;
O hilâl kaşların çatılır diye...

Aşkın bedelliyse peşin öderim.
Sen infaz edersen ipe giderim.
Kapında bir ömür kulluk ederim;
Bastığın yerlerde yatılır diye...

Önceden kölenin suçunu göster,
Sonra'da al götür pazarla ister,
Kaç para derlerse saçını göster;
Bunun bir teline satılır diye! ...
Cemal Safi
Kırdığın kadehte kalan ömrümden,
Ağlarsın içtiğin yılları bilsen.
Hicrinle sararıp solan ömrümden,
Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen.

Sefiller gücünü bende sınadı,
Kimi kaçık dedi, kimi bunadı;
Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı,
Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen.

Ar ettim sakladım uğraşlarımı,
Haberdâr etmedim sırdaşlarımı.
Gizlemek isterken gözyaşlarımı,
Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen.

Felsefe böyledir dîvânelerde,
Teselli aranır bahanelerde,
Bir kadeh mey için meyhânelerde,
Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen.

Ateşe su dedim göz göre göre,
Aklım zavallıydı duyguma göre,
Bahtına şükretti Mecnûn bin kere,
Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen.

Cemal Safi



Sen Bilmiyordun

Gitmek istiyordum gitme diyordun
Beni karanlığa itme diyordun
Eşkiya kalbime hükmediyordun
Herkesten farkındım sen bilmiyordun

Sen beni üzüyor incitiyordun
Ben sana kırgındım sen bilmiyordun
Kalbimi kırıyor acıtıyordun
Ben sana dargındım sen bilmiyordun

Sen benim uykumu kahreden korkum
Sen zehir zemberek sen zehir zakkum
Sen benim cezamdın ben sana mahkum
Ben sana sürgündüm sen bilmiyordun

Sen yangın çıkarır ben söndürürdüm
Sevmesem dünyanı ters döndürürdüm
Seni sürüm sürüm süründürürdüm
Ben senin korkundum sen bilmiyordun

Sen bana günahtın sen bana yasak
Helale uzaktı düştüğüm tuzak
Ben sana tutkundum ben sana tutsak
Ben sana sürgündüm sen bilmiyordun

Bir yavuz hırsızdın dikleniyordun
Sustukça sabrıma yükleniyordun
Sen hiç beklemiyor bekleniyordun
Ben sana yorgundum sen bilmiyordun

Sen benim uykumu kahreden korkum
Sen zehir zemberek sen zehir zakkum
Sen benim cezamdın ben sana mahkum
Ben sana sürgündüm sen bilmiyordun

Tufan Öncesi

Nuh’un gemisine beni de alın!
Tufan öncesini sezenlerdenim!
Yalanı çıkmadı açtığım falın,
Sırrın Çince’sini çözenlerdenim! ...

Hayat kavgasında çizmeyi atıp,
Barış çarığını giydim yamatıp,
Sabır imbiğinde duygu damıtıp,
Gönül sancısını süzenlerdenim...

Çok resmini yaptım aşk afetinin,
Ehliyim ressamın marifetinin,
Ceylan bileğinin zarafetinin,
Daha incesini çizenlerdenim! ...

Değişmem manasız zevki elemle,
Hislerim şiire döndü çilemle,
Ak kağıt üstüne kara kalemle,
Sözün incisini dizenlerdenim...

Neden çekemezler, bilmem ki niye?
Bu hüner ruhuma Hak’tan hediye!
Mana kervanına katıldım diye,
Madde hancısını üzenlerdenim! ...

Cemal Safi

GIZA BAK HELE


Böyledir kısrağın deli çağları
Çalmadan oynuyo kıza bak hele
Ben yarattım diyo alçak dağları
Kafirin verdiği poza bak hele

Bilmem neyin nesi kimin sıpası
Çözüldü göynümün katmerli pası
Göğüs göğüs değil füze rampası
Şafak mı söküyo yüze bak hele

Ten değil mübarek akrın sıcağı
Koynuna girenin söndü ocağı
Bir kalçayı seyret bir de bacağı
Tornada çekilmiş dize bak hele

Üst yanı Asyalı alt yanı Frenk
Her adım atış bir başka ahenk
Ela mı bela mı bilmem ki ne renk
Şu cellat bakışlı göze bak hele

Dedi ki 'Nasibim senmişsin meğer
On bin kez maşallah demeden eğer;
Koklarsan solarım, nazarın değer'
Ağzından yel alsın söze bak hele

Dedim ki; 'Ne olur tenhaya gidek,
Gidek de feleği perişan edek'
'Say' dedi 'o halde saçımı tek tek'
Haspanın ettiği naza bak hele

Görenler altını ıslatmış derler
Yatağı göl etti döktüğüm terler
Yetişin; yanıyo bastığı yerler
Giderken koyduğu ize bak hele


Cemal Safi

GELİN


Gelin birlik olalım yarın çok geç olmadan,
Gelin dirlik bulalım vazgeçin öç almadan.

Nefreti yok edelim gel sen de katıl bize,
İntikam eşkıyası sevgiyle gelir dize.

Yedi düvel elinden kim kurtardı bu yurdu?
Mehmetçik değil miydi Lâzı, Çerkezi, Kürdü?

Hangimizin ecdadı feda olmadı yurda?
Hangi bahçeden bir gül solmadı bu uğurda?

Düne kadar Bosna'da kırılırken soydaşın,
Sana senden başka dost çıktı mı düşün, taşın!

Asırlardır dinmedi bir bölücü ninnisi,
Aynı dinden değil mi Alevisi Sünnisi?

Bin kere lânet olsun Yezit denen deliye!
Muhabbetle bağlıyız Muhammed'e Ali'ye.

Duyulmuş mu dünyada böyle oyun havası?
Bize mi kalmalıydı komşunun kan dâvâsı?

Siyah-beyaz kavgası nasıl, ilginç değil mi?
Bizim mezhep kavgamız daha gülünç değil mi?

Geçin o sınıfları, geçin kardeşim, geçin,
Barışta buluşalım mutlu Türkiye için!

Düşman sevindirmenin ne âlemi var şimdi?
Milletçe kenetlenip sarılmamız kâr şimdi!

Başka ulus var mı böyle temiz, böyle saf?
İnsaf edelim dostlar, insaf edelim, insaf!


Cemal Safi

FARK EYLEDİM !


Aşk seliydim sana akan
Gönülleri ark eyledim
Her güzelde sana bakan
Tarafımı fark eyledim...

Salim çıktım her ummandan
Sendin bana tek kumandan
Sığındığım her limandan
Tekrar sana çark eyledim...

Vesileyi at bir yana
Sevişelim kana kana
Değmezleri aşktan yana
Servetleri gark eyledim...


Cemal Safi

ESKİCİ


Eskiler alırım haydi eskici..
Eski halı,kilim,giyisi alırım:
Bir zahmet banada uğra eskici,
Acele edersen memnun olurum...

çekinme eskici içeri buyur
Burada bir aşkın ateşi uyur
Baktıkça içimin yangını büyür!

İşte şu odada başbaşa kaldık,
Şu ahşap masayı birlikte aldık.
Onun şu gördüğün kadife koltuk.

Bilsen şu camları örten perdeler
Neler gizlediler,neler gördüler,
Konuşabilseler neler derdiler...

Burada ne varsa hepsi senindir,
İlk önce duvardan tabloyu indir.
Hiç sorma resmini gördüğün kimdir ..!

Onun şu daktilo,şu kalem kağıt
İster sat istersen hayrına dağıt
Sussun bu hıçkırık,dinsin bu ağıt..!

Sabırmı dayanır bu ihanete !
Hiçbirşey bırakma kütüphanede,
Benim ne işim var defter kitapla
Topla be eskici hepsini topla!

Hepsinde yaşayan binbir anı var
Hepsinin birşeyler söyler yanı var
Al götür hepsini sırdaşlarımın
Kurusun kaynağı gözyaşlarımın...!

Al götür eskici ne resmi kalsın
Ne yüzü,ne izi, ne ismi kalsın
Onsuzda gülmeye değer bu dünya
Onsuzda görmeye değer her rüya...


Cemal Safi

EN ZAYIF ANIMDA


Daha düne kadar sensiz olamam,
Ben senin gölgende varım diyordun.
Sensiz okuyamam ,sensiz yazamam,
Sensiz aklım bile yarım diyordun.
Sen beni en zayıf anımda vurdun.

Şarapla tütünle açtım arayı,
Bir de sen terk ettin bahtı karayı,
Bir seni düşündüm bir sigarayı,
Demek ki şeytanca bir tuzak kurdun.
Sen beni en zayıf anımda vurdun.

Bir yandan gönlümün işret çağrısı,
Bir yandan midemin ince sancısı,
Tetiği vaktinde çektin doğrusu,
Demek ki aylarca pusuda durdun,
Sen beni en zayıf anımda vurdun.

Övgüye değerdi oyun takatin,
Alkışlık bir roldü her hareketin,
Giderken vicdanın ve sadakatin,
Lügatçe manası ne diye sordun,
Sen beni en zayıf anımda vurdun.

Hayrını umsan da hain kararın,
Eyvah’la telafi olmaz zararın,
Yarama tuz bastı ani firarın,
Düşerken tuttuğum son dalı kırdın.
Sen beni en zayıf anımda vurdun


Cemal Safi


DÜŞ MÜYDÜ


Şairim, hülyadan vazgeç diyorsun,
Gönlüne münasip yar seç diyorsun
Ayrılık yazgımız er geç diyorsun
Yanlış mı işittim duydum, düş müydü?

Gel, demiştin kıramadım ricanı
Güçlü sevgim hiçe saydı bu canı,
Nasıl unuturum o heyecanı,
Çocuk gibi ürkek, toydum düş müydü?

İlk zifaf gecesi yaşarcasına,
Şarab-ı aşkınla coşarcasına
Nefes nefeseydik koşarcasına,
Zevkimden sırsıklam suydum, düş müydü?

Şiirle çınlattım kulaklarını,
Hazdan al al ettim yanaklarını,
Busemle o dolgun dudaklarını,
Kan revan içinde koydum, düş müydü?

İki iri azat ettim yunustan,
Kütür kütür diri idi genç kızdan,
Topuktan başladım sırttan omuzdan
Öperek çırçıplak soydum, düş müydü?

Ben usta süvari sense kısraktın,
Dizgini arzuma bana bıraktın,
Güçlükle zaptettim öyle kıvraktın,
Bir ara kalçandan kaydım, düş müydü?

Aradan utancı kaldırıyorduk,
Sevişmekten öte saldırıyorduk,
Zevkten ser-mest olup çıldırıyorduk
Vuslata doyurdum doydum, düş müydü?

Sevgilim Cemalim erkeğim, derken,
Busenle irkildim şafak sökerken,
Son defa sarılıp veda ederken,
Aşkın kanununa uydum, düş müydü?


Cemal Safi

DÖNÜŞÜ OLMAYAN


Senmisin neşemi götüren zalim
Seninde bugün son gülüşün olsun
Aşkımı burnumdan getiren zalim
Dönüşü olmayan gidişin olsun.

En kötü günümü arattın bana
Ne benli hayalin nede düşün olsun
Melekten bir şeytan yarattın bana
Dönüşü olmayan gidişin olsun.

Kimseden merhamet dilenmemiştim
Kapımda dilenmek son işin olsun
Kimseye ah edip ilenmemiştim
Dönüşü olmayan gidişin olsun.

Ben aşkın narına yandım seninle
Mum gibi eriyip sönüşün olsun
Gözyaşın ismimi yazsın diline
Dönüşü olmayan gidişin olsun.

Hıçkıra hıçkıra çığlık çığlığa
Martılar misali ötüşün olsun
Peşimde koşuştur soluk soluğa
Dönüşü olmayan gidişin olsun

Sarhoşa meze ol meyhanelerde
Günahkar ellerde bitişin olsun
Enkazın bulunsun viranelerde
Dönüşü olmayan gidişin olsun


Cemal Safi

DOLANIR


Halime bakıp da mücrimim sanma,
Karşında ayağım, elim
dolanır.
Ahraz da değilim, dilbazım amma,
Seni gördüğüm an dilim dolanır.

Biricik servetim resmin masamda,
Tek zevkim de sensin, tekmil tasam da,
Ben sana gelmeye uğramasam da,
Kördüğüm olası yolum dolanır.

Hele bir derdim hepsinden yaman,
Aman sen işitme, sen duyma aman!
Kolunda birini gördüğüm zaman,
Kalbimde kan değil, zulüm dolanır.


Cemal Safi

DÖN


Sevdigim ellerde nazın çekilmez,
Olurya usanıp bıkarlarsa dön.
Sohbetin dinlenmez kahrın çekilmez,
Olurya gönlünü yıkarlarsa dön.

Yalan sözlerine inandıkların;
Riyakar yüzüne aldandıkların;
Birgün terk ederse dost sandıkların,
O tatlı canını sıkarlarsa dön.

Anlarsın sevdigim hele düşünce,
Kıymetimiz soysuz ele düşünce,
Ünvanın duyulup dile düşünce,
Lakabını dilber takarlarsa dön.

Eger savunacak sözün kalmazsa,
Başka çaren başka çözüm kalmazsa,
Sokaga çıkacak yüzün kalmazsa,
Artık kötü gözle bakarlarsa dön.


Cemal Safi

ÇOBAN YILDIZI


Tayfuna tutuldum ask deryasinda
Yönümü yitirdim yüzer dururum
Sahile vurdugum dert adasinda
Dolmayan cilemi yazar dururum

Sezince boyundan büyük nazini
Prenses sanmistim coban kizini
Armagan ettigi cam sakizini
Ya sabir tasinda ezer dururum

Iltifat eylesem sus der istemez
Siirler söylesem dur der istemez
Isyankar olurum ister istemez
Canimdan usanir bezer dururum

Aklinda iki gün birini tutmaz
Deli etmek için beni unutmaz
Bugünkü adresi yarini tutmaz
Mahalle mahalle gezer dururum

Her gece teklifsiz rüyama girer
Uykumu bölmenin zevkine erer
Önüme bir yigin bilmece serer
Aglaya aglaya cözer dururum

Bir zaman bas taci ettigi bendim
Nereye layiktim nereye kondum
Kapiya atilmis paspasa döndüm
Cigneyip gectikce tozar dururum............


Cemal Safi

Bu konuyu yazdır

Siir-1 Ümit Yaşar Oğuzcan Şiirleri
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 06:35 PM - Forum: Şiirler Şarkılar - Yorum Yok




Senin aydınlığın yetişir bana
Güneşi istemiyorum
Yıldızları istemiyorum
Açma perdeleri
Ben bu karanlığı seviyorum
Ben yalnızlığı bu geceleri

Karanlıklar benim için yaratıldı A
Aydınlıklar senin için
Sen olmasan B'ler C'ler D'ler olmazdı
Ben olmazdım
Bu mavi gökyüzü
Bu yeşil deniz olmazdı

Z'ye kadar yürüdüm bir akşam
Allı morlu ağaçlar gördüm
Akça pakça kadınlar gördüm
Yine seni unutamadım A

Senin aydınlığın yetişir bana
Yum gözlerini üçe kadar say
Bütn B'leri C'leri A
Bütün akları kara yapacağım
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Abanoz Sokağı



Kirli çarşaflar ağardı karanlıktan
Abanoz sokağında akşam olmaktadır
Alçacık sedirlerde üryan kadınlar
Kötü kadınlar, kederli kadınlar
Çaresiz yalnızlıklar içinde
Sığınmış merhametine kederin
Kan gibi, irin gibi kadınlar

Ezilmiş bir çiçeğe benzer kalpleri
Gözbebeklerinde saadetten eser yok
Bekleşirler gelecek ilk sevgiliyi
Bu umutla sürüklenir sofalarda ayaklar
Sahipsiz ayaklar, zavallı ayaklar
Ayaklar çeker ağırlığını kaldırımların
Sürer ayakların çilesi mezara kadar

Soğuk ürpertileri içinde kimsesizliğin
Yorgun yatağında bir kadın ağlar
Günahkar dudakları kıpkırmızı
Sürmeli gözlerinde mor mor halkalar
Bir aksiseda gibi dağılır aynalarda
'Biraz aşk, biraz heyecan, biraz ümit'
Böylece hayat geçip gider loş odalarda

Solar güneş ışığı çiçekli basmalarda
Boyanır efkarlı yüzler ağır ağır
Kalçaları çürük içinde bir kötü kadın
Unutulmuş türküler söyler hafiften
Basık tavanlı odalar aydınlanır
Alçacık sedirlerde üryan kadınlar
Abanoz sokağında akşam olmaktadır
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Acılar Denizi



Ben acılar denizinde boğulmuşum
işitmem vapur düdüklerini , martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık , bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Açık Arttırma



Beni öylesine sev
Öylesine artır ki
Hep senin üzerinde kalayım
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Adak



Sana şiirler okuyacağım, gitme
Güneşler doğacak yalnızlığımdan
sana bir ışık getireceğim
Büyük aydınlığımdan

Sana bir dolu umut getireceğim
Küçük ellerine sığmayacak
Sana Afrika gecelerini getireceğim
Sımsıcak

Sana çiçekler getireceğim
Bozulmuş güz bahçelerinden
Sana bir serinlik getireceğim
Yağmur tanelerinden

Sana avuç avuç yıldız getireceğim
Güneşimden başka
Sana engin denizlerin maviliğini getireceğim
Köpük köpük dalga dalga

Sana bir rüzgar getireceğim
Dağlardan, tepelerden
Gitme, sana zamanı getireceğim
Zamanın bittiği yerden
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Affet Beni



Bugün bütün iyi kalpliliğim üzerimde
Cümle düşmanlarımı affettim
Yediğim meyvalardan
Kokladığım çiçeklerden af diliyorum

Yerde yürürken gördüğüm
Sebebsiz kanına girdiğim
Zevk için öldürdüğüm
Böceklerden af diliyorum

Dağdan, topraktan, taştan
Evlattan, akrabadan, arkadaştan
Yağan yağmurdan, doğan güneşten
Denizlerden, göklerden af diliyorum

Yıllardır kahrımı çeken kadından
Ondaki yaşamak ümidinden
Baba evinden, ana sütünden
Yediğim ekmeklerden af diliyorum

Kadrini, kıymetini bilmediğim
Hayali ile bahtiyar olmadığım
Otuz yıl arayıp bulmadığım
Geleceklerden af diliyorum.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Ağıt





Her şey güzeldi bir zaman, çok önce
Şehirler, insanlar, güneş deniz
Mutluluğumu görebilirdiniz
Çökmeseydi içime bu son gece

Her şey bir anda bitmeseydi, yazık
Olmasaydı gençliğime aptalca
Belki de o yerlere varırdık
O uzak dağlara ulu: koskoca

Orada her şey değişirdi belki
Acardı umutlarımız bakarsın
Ateş rengi, kan rengi güller gibi
Toprağında kim bilir hangi aşkın

Oysa simdi nerdeyiz, neyiz bak
Her umut belirtisinden uzağız
O sevilmiş gözlerde saf ve berrak
Bir ayna bile yok bakacağımız

Her şey kurşuni bir renk almış, soğuk
Bozkırlardır uzayan önümüzde
Kime baksan o yüz: veremli, soluk
Tek mavi kalmamış gökyüzümüzde

Her yerde bitmişliği güzelliğin
Kum kamyonları putreller betonlar
Sonra ta beşikten mezara deyin
Sıfırlar, yüzler, binler ve milyonlar

Hadi öl bakalım ölebilirsen
Zincirlerle bağlıyken yaşamaya
Omuzla yükünü, hadi yalnız sen
İsterse gücün olmasın taşımaya

Yenik duşmuşuz iste gerçek ortada
Çokmuş boynumuza zulmün elleri
Bir tutsak, bir dolap beygiri ya da
Bir mahkum gibiyiz kaç yıldan beri

Yargıç hükmünü çoktan vermiş oku
Boynundaki yaşamak fermanını
Yaşamak sonra ölmek; iki korku
Geri getirmezken bir anını

Terkedilmiş şehirleri bilirsin
Bilirsin gömülmüş uygarlıkları
Ve düşün ki; patlaması bilincin
Yırtmaya yetmiyor karanlıkları

Öyleyse çek sapla göğe bıçağını
De ki; benim isim tanrılıktan güç
Benim hem yüksek, hem en aşağı
İste ellerimde sonsuzluk ve hiç

De ki; ömür verdin; en büyük yalan
De ki; Beden verdin; içi boş ve kof
İste! Yüce eserin, işte insan
Ve yırt göğsünü, bağır: Of Tanrım of.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Ahmet Muhip Dranas



Susadık şiire ey koca şair
'Yeşil pencereden bir gül at bize'
'Beyaz dokusunda o saf rüyanın'
Yeni ufuklar aç hayalimize

Al eline, yuğur kelimeleri
Ona en ölümsüz güzelliğini ver
Büyülesin bizi daha yıllarca
'Lavanta çiçeği kokan kederler'

Üstümüze yağan karlardan başka
Ne kaldı yaşamak maceramızdan
Yıllar var ki selam almadık
Bir haber ver Fahriye Abla'mızdan
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Aldanış



Yıkılmak,ezilmek her gün biraz daha
Dostlar değişiyor aldanmalar değil,
Aksimizden eser yok şimdi o sularda
Çirkin olan biziz aynalar değil...

Şerefsiz ellerin şerefe kaldırdıkları
Şişeler,kadehler o cam kırıkları
Götürün,götürün bu aydınlıkları
İçimde güz başladı ilkbahar değil,

Ne bir anlayışlı el,ne bir dost bakış
Biraz ümit,biraz hayal sonra aldanış
En güvendiğimiz tepelere kar yağmış
Deniz o deniz değil,dağlar o dağlar değil...
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Altıncı Mektup



Bir gün bir yalnızlığa düştüm yine. Başımı
ellerimin arasına aldım, sessizce ağlamaya başladım .
Önümde yarıya gelmiş bir konyak şişesi 'beni iç'
diye fısıldıyordu, 'beni iç'. Sonra yalvarmaya başladı:
'Ne olur' dedi 'ne olur haydi iç beni'.

Bir bardak doldurdum, tepeme diktim .
Şişe rahatladı, sustu. Hani ellerimiz birbirine
değince nasıl oluyorduk? İşte öyle oldum .
Hani bakışlarımız buluştuğu zaman, bir başka
türlü atması vardı yüreklerimizin. Onu hatırladım .

Sonra bir tren hareket etti. Sabahtı. Karşıkarşıyaydık .
Konuşuyorduk. Ben sevmek diyordum durmadan.
Gözlerim gözlerine soruyordu: 'seviyor musun?' diye.
Hep evet diyordu gözlerin, ellerin, dudakların hep
evet diyordu. Oysa ki, bir çok hayır diyen insan vardı
çevremizde. Örneğin: bir çocuk hayır, diyordu, bir kadın,
bir adam ve bir başkası, bir başkası hayır diyordu.
Hayır'lar arasında ezilmeğe mahkûmdu evet'lerimiz .

Tren ilerliyordu. Gözlerin gözlerime soruyordu
ne olacak diye. Sigara üstüne sigara yakıyordum,
kadeh kadeh içki içiyordum, fakat bilmiyordum
ben de ne olacağını. Bizi sürükleyen bir akıntıydı.
Durduramazdık onu, hükmedemezdik ona.
Bir anafora rastlayıp yok oluncaya kadar akıp
gidecektik işte. Peki anafor nerdeydi? Uzak mıydı?
Belki çok yakındı kimbilir. Biz onu
göremiyecektik. O, gözlerimizi kör ettikten sonra
saracaktı bizi buz gibi kollarıyla.

Tren ilerliyordu. Pencereden deniz görünüyordu.
Denize akşam güneşi vurmuştu. Renk renk
kayıklar gördük kıyılarda. Denize taş atan çocuklar
gördük. Uzakta bir balıkçı ağlarını topluyordu.

Ve tren ilerliyordu. Kadere yaklaşıyorduk .
Bir alacakaranlık bastı zamanı. Gözlerim gözlerindeydi.
Ellerini tuttum, titredin. Acı acı bir düdük öttü.
Bir şeyler koptu içimizden.

Sonra tren durdu, indik, yollarımız ayrı ayrıydı.
Şimdi, o gün verdiğin yalnızlığı yaşıyorum .
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Andıkça

Ne zaman seni düşünsem içim ürperir,
Seninle gecen her saat, her gün gelir aklıma.
Bir akşam vakti gelir bir deniz kıyısı gelir,
O eşsiz hatıralar bütün gelir aklıma.

Ne yapsam unutamam yaşadığımızı,
Sevgindi sevgilerin en yalansızı.
Şimdi nerede bir gül görsem kırmızı,
Dudaklarımı uzun uzun öptüğün gelir aklıma.

Bir çıban büyürcesine ortasında gecenin,
Dolar yüreğime hüznü seni sevmenin.
Dünyada ne benim yerim var artık ne senin,
Ağlarım başucunda ölümün gelir aklıma.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Anı



Ne varsa en güzel üç gün üç gece
Bir kıyı şehrinde seninle yaşadık
Tutuştum,elim ellerine değince
Öylesi sıcaktın,öylesi aydınlık

Güzellikten,mutluluktan,sevgiden
Kumların üstünde bir evren yarattık
O dakikalar yaşandı mı sahiden
Bir düş müydü yoksa gercekten var mıydık

Nasıl geçip gidiverdi o zamanlar
O bir daha zor yaşanılır çılgınlık
O alev alev yaktığımız ormanlar

Ey şimdi o kıyı şehrinde kalanlar
Duyun,anlayın,haykırın çığlık çığlık
Böyle bir anı bir daha yaşanmaz artık.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Anılarda Yaşarken



Çekingen adımlarla sesiz ve ürkek
Bir gün uzaklardan bir giz gibi geldin
O büyülü şarkılarını söyleyerek
Gençliğimi geri getirdi ellerin

Sundun paha biçilmez güzelliğini
Öylesine diri öylesine sıcak
Böylesine bir mutluluk anladım ki
Ömür boyunca bir kez yaşanır ancak

Bir kez nefes aldığını anlar bir gün
Bir kez bir kişiyle insan bütünlenir
Özlem dediğimiz o hançer bir düşün
Bir kez saplanmak için kaç kez bilenir

Anılarsa bitmez bizimdir daima
Umulmadık yerlerde yeşerir büyür
Yaşamak baştanbaşa yalan olsa da
O alır bizi uzaklara götürür

Emzirir gür memelerinden istekle
Biz farkına varmadan uzar ömrümüz
Anılarda yaşarken bir gün gelir de
Biz de birer fani olur ölürüz.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Arayış



Bir taşzehir verin bana içeyim
Tek unutmak için acılarımı
Baksana; kırdılar kapılarımı
Yağmalandı kalbim, ömrüm, herselim
Kursuna dizdiler anılarımı
Yenik duştum bu savaşta neyleyim
Bir mezar nasılsa iste öyleyim
Unuttum en güzel şarkılarımı
Gündüzü yok upuzun bir geceyim
Yitirdim umut kırıntılarımı
Sevgimi, neşemi, bütün varımı
Çaresiz bir yokluğun içindeyim
Gömdüm içime yıkıntılarımı
Arıyor bir yarim öbür yarimi
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Aşk Başlamadan Güzel



Aşk başlamadan güzel,
Kalplerde heyecan
Bakışlarda korku olduğu zaman güzel...
Birbirimize sezdirmemek için çırpınış,
Başkaları görmesin diye çabalayış,
Gözlerim gözlerinin mavisine değdiği zaman...
Aşk başlamadan güzel....
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Aşk Çizgisi



Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?
Bir aşk çizgisi var her şeyden öte
O çizgiden başka bütün çizgiler
Aşkı tüketmede

Kimi dik çizgilerin kimi paralel
Eğri büğrüsü, düzgünü, kalını, incesi
Ve bir gün sarıyor bütün çizgileri
Ölüm çizgisi

Bense hep seni çiziyorum kağıtlara, duvarlara
Yeşillerle, morlarla, mavilerle
Resmini yapıp adını yazıyorum
Renk renk çizgilerle

Tut ki iki noktayız birbirinden uzak
Bir çizgiyle aramızı birleştiriyorum
Sonra bir ev yaparak çizgilerden
İçine seni yerleştiriyorum

Başlıyoruz geometrik yaşamlara
Nokta nokta, şekil şekil
Ve bir tek çizgi oluyoruz seninle, mutlu
Öbür çizgiler umurumuzda değil

Her düşünce aşka teğet geçiyor
Tanığı çizgiler var olduğumuzun
Bir aşk çizgisi var her şeyden önce
Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Aşk Fısıltıları



-1-

Giyindin mi?
Tırnaklarını boyadın mı?
Ya dudakların
Onları da boya
Tara saçlarını bir güzel
Hazır mısın?
Çıkabilir miyiz
Doruklarına aşkın?
O yerlere varabilir miyiz?
Denizleri geçebilir miyiz?
El ele
Hazır mısın?
Hadi soyun öyleyse

-2-

Sağında bir yürek çarpıyor
Benim yüreğim
Sağımda bir yürek çarpıyor
Senin yüreğin
Şimdi
İki yürek bir bedeniz
Sonra
İki beden bir yürek

-3-

Her parçam bir ayrı yerde
Bir ayağım bu günde
Bir ayağım yarında
Bir gözüm göklerde
Bir gözüm denizlerde
Biri yaşamakta ellerimin
Biri ölümse
Yüreğimse
Bin parçaya bölünmüş
Her biri bin yerinde

-4-

Beni çoğalt
Beni artır
Beni benimle çarp
Seni bin yürekle seveyim
Beni kendinle çarp
Seni bir milyon yürekli seveyim
Beni yerden yere çarp
Duvardan duvara
Öleyim
Seni bir milyar yürekle seveyim

-5-

Bir ova
Sonsuz
Ovada bir at koşuyor
Soluk soluğa
Sarp bir kayalık
Dağ başında
Bir kartal kanat çırpıyor
Soluk soluğa
Ellerimde bir balık
Kıpkırmızı
Can veriyor
Soluk soluğa

-6-

Nefesin nefesime karıştı
Kokun kokuma
Etin etime karıştı
Gözlerim gözlerine
Suyum suyuna
Canım canına karıştı
Bir dere
Geldi ta uzaklardan
Gürül gürül
Denize karıştı
Gök toprağa karıştı
Toprak sonsuzluğa
Ben sana
Sen bana

-7-

Saat kaç
Akşam oldu mu?
Gidiyor musun?
Yoo gitme
Kal ne olursun
Bırak giysilerin gitsin
Çorapların
Yüzüklerin
Ayakkabıların gitsin
İstiyorlarsa
Sen kal bebeğim
Aşk varsa
Tanrı varsa

-8-

Yokluğunda
Hangi eve girdiysem
Hangi odaya
Orada ben yokum
Uzaklarda
Bir ev vardı
O evde bir oda
Orada sen yoksun

-9-

Uzaktayım
Beni çağırıyorsun
Yanındayım
Beni çağırıyorsun
İçindeyim
Beni çağırıyorsun
İçimdesin
Avaz avaz bağırıyorsun

-10-

Ölürdüm bu sevgiden yana yana
Alevlerim yıldızlara yükselirdi
Küllerim kaplardı tüm evreni
Ve ruhum dolaşırdı ta mehşere dek
Kordan bir çığlık gibi

Yaşamam seni kıskandığım içindir
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Aşk Okudum - Aşk Dokudum



Ben bu gönül tezgahinda
Ask dokudum, ask okudum
Erenlerin dergahinda
Ask okudum, ask dokudum

Her güçlügü bile bile
Göznuruyla, sabir ile
Yumak, yumak, çile çile
Ask dokudum, ask okudum

Bir ömür yana yakila
Yazdigim sigmaz akla
Acimadim kirkdört yila
Ask okudum, ask dokudum

Sevgi insanligin özü
Odur aydinlatan bizi
Hak yolunda oldum terzi
Ask dokudum, ask okudum.

Günahindan, sevabindan
İçtim ask sarabindan
Ulularin kitabindan
Ask okudum. ask dokudum

Ask için san de, seref de
Okum sapli bu hedefte
Yillar yili bir gergefte
Ask dokudum, ask okudum

Ümit Yasar askla bende
Kötülük olmaz sevende
Bu can kaldikça bu tende
Ask okurum, ask dokurum
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Aşk Şairi



Acılar vardır, bir de çaresizlikler
Ne zaman başladıysa benim öyküm
Yürüdük, kim bilir kaç yıl beraber
Bir yanımda aşk, bir yanımda olum
Durup kirlendim yaşadıkça
Aşktı beni yıkayan, Arıtan su
Dünyamı saran bir uçtan bir uca
Hep o bir gün sevememek korkusu
Ben kalbimi o taşlarda biledim
Butun pisliklerini yeryüzünun
Kazıdım hançerimle yeniledim
Son dakikasında bile ömrümün
Ben Tanrıdan başka bir şey istemem
Her sevgiye acık olsun pencerem
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Aşka Dönüş



Dönebilmek o dönüşü olmayan yollardan
Sürekli bir aldanış bir daha bir daha
Hiç bitmeyecek gecelerden bir sabaha
Çikabilmek ve sevmek durmadan usanmadan

Konuşmak konuşmak gözlerle fısıltılarla
Duymak büyülü sıcaklıgını beyaz ellerin
Her geçen dakika var oldugunu anlamak için
Yaşamak arzu dolu dudaklarda, şarkılarla

Unutmak ne varsa kötülükten yana
İnmek sevilen gözlerin derinligine
Öyle mutlu, öyle sarhoş, alabildigine
Bin yıl içmek o sulardan kana kana

Her gün ona koşmak daglardan tepelerden
Her yerde, her zaman onsuz edememek
O en tatlı hayal, en büyük gerçek
Anlarsın taşan o günlerden gecelerden

Sonra bir gün o bütün karanlıkları yırtasin gelir
Başını alıp gidesin gelir uzak denizlere
Artık her şey boş ve yalan sevdin ya bir kere
Her yerinden bir bugu halinde o yükselir

Sen yoksun artık anla yeryüzünde bir o var
Onun elleri var, gözleri, dudakları
Anlarsın tenin besledigi zaman toprakları
Ve hala seversin zaman bitinceye kadar

Yeniden var oluştur ya da bir başka türlü oluştur bu
Nice aldanmalardan sonra bir aşka dönüştür bu.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Aşkımızın Son Çarşambası



Pazar
Pazartesi
Salı
Seni bir çarşamba günü
Terkedeceğim
Sonra başımı alıp
Perşembeye doğru gideceğim
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Aşkmıydı O?



Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
Neydi çekip kendine, beni bağlayan
Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
Elleri ta içimde o dev miydi


Etime bir alev değmişçesine
Nasıl da yakardı öptüğü zaman
Bir su gibi akıp gitti avuçlarımdan
Yorgunum şimdi bin yıl sevmişçesine


Hani o yalnız benim olan gül, kırmızı
Gözlerimin önünde açılan sonsuz bahçe
Hani, o var olmalarımız öpüştükçe
O delice sürdürmeler yaşantımızı


Hiç doymamak oysa, tene, kokuya, aşka
Sarıldıkça güçlenmek, bütünlenmek
Kudurmuş arzularla zamanı yenmek
Ve en kuytularda buluşmak korka korka


Kimi gün utanmak otlardan, çimenlerden
Kimi gece mıhlamak gölgemizi duvara
Varmak için o sevgiyle açılmış kollara
Apansız düşmek yükseklerden bir yerden


Oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de
Sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık
Avunmak... Kırık dökük anılarla artık
Kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Aşktan önce



Günlerden bir gün
Ya pazartesi ya salı
Son meteliğime kadar içeceğim...
Yine hatırıma sen geleceksin
Oturup ağlayacağım.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Aşktı O



Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi
Aşktı o! Beni durup yenileyen
Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi
Oydu, dolu dizgin gidişime dur diyen

Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim
Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su
Böyle ak pak olacağımı bilir miydim?
İçimde açmasaydı o sevmek duygusu

Ben bir tutsağım şimdi sevgiye, gönüllü
Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın
Görsün prangalarım o doğacak günü

Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın
Seninle her yerde güzel, her zaman yeni
İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Ayna



Bana benzeyen bir gözlerim kaldı
Bir de kederli bakışlarım
Düşüncemin olmadığı
Aynalarda ben varım

Yalan değil değiştiğim, yalan değil
Şimdi her şarkı beni ağlatır
Deli eden insanı zaman değil
Zamanı unutmamak kahırdır

Zamandı avuçlarımdan uçup giden
Hayallerimin olmadığı yerde
Zamandı düşünceme hükmeden

İlk sevdiğim şimdi kimbilir nerde?
Önce hatıralarımı götürdü ölüm
Zaman aynasında ölümü gördüm
.

Ümit Yaşar Oğuzcan



Aynalardan Uzakta



Şimdi en açık renginde gözlerin
Şimdi benimlesin tüm kaygılardan uzak
Anlatılmaz bir şey var aramızda hazin
Şiir gibi bir şey seninle yaşamak

Bulutsuz bir gökyüzüdür güzelliğin
Yıldızların en parlak olduğu zamansın
Denizlerim senin kıyılarında sakin
Bırak ellerini avuçlarımda kalsın

Çirkin olan,fena olan ne varsa unut
Gözlerimin söylediği şarkıyı dinle
Ellerimizde sevgi içimizde umut
Bütün iyilikleri paylaşalım seninle

Aşkın büyülü sesini duyuyor musun
Şimdi onun gülleri açan güz bahçelerinde
Gitme ki günlerimiz gecelerimiz olsun
Çoban kulübelerinde balıkçı kahvelerinde

Varlığın dudaklarımda bir bal tadı
Yokluğun en korkuncu ölümlerin
Senden başka dindiren olmadı
Acısını içimde kanayan yerin

Benimle kal zaman bitinceye kadar
Benim ol yüzyıllar ve çağlar boyunca
Bir ömürdür seninle geçen dakikalar
Ölümden güçlüyüm sen yanımda olunca

Şimdi öyle büyük ki beraberliğimiz
Nabzın benim bileklerimde vurmakta
Artık bütün kaygıların ötesindeyiz
Benimle en güzelsin aynalardan uzakta
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Ayrılanlar İçin



Yollarımız burada ayrılıyor,
Artık birbirimize iki yabancıyız.
Her ne kadar acı olsa, ne kadar güç olsa
Her şeyi evet, her şeyi unutmalıyız.

Her kederin tesellisi bulunur, üzülme.
İnsan ne kadar sevse unutabilir.
Mevsimler, gelir geçer, yıllar geçer
Sen de unutursun bir gün gelir.

Hiç yaşamamışçasına, hiç sevmemişçesine,
Unutursun, o günlerimizi, gecelerimizi,
O günlerce, gecelerce sevişmelerimizi...

Her şeyi evet, her şeyi unutabilirsin.
Hatta bütün yazdıklarımı satır satır,
Kalırsa, içinde bir derin sızı kalır.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Ayrılık Günü



Ben nice ayrılıklar gördüm ömrümce
Kuşlar gördüm; kırılmış kolu, kanadı
Ayrı düşmüş sevdiğinden kuşlar gördüm
Hiç bir ayrılık bana bu kadar komadı

Ayrılığın bir ağrıdır vurur şakalarımda
Ve büyür gözlerimde bir okyanus kadar
Derinden ses verir içimde bir tel
Sonra, birdenbire kırılır, kopar

Yeryüzü çekilir altından ayaklarımın
Geçer başıma çöken bir tavan gibi gökyüzü
Durmadan çalınır kulaklarımda
Şarkıların en hüzünlüsü

Seni alıp uzaklara giden otobüs
Benim üzerimden geçer hışımla
Devrilir, bakakalırım ardından
Bir sel gibi akan gözyaşımda...

Artık ne yapsam boş, teselliler faydasız
Karanlık gitgide en derinlere çeker beni
Çaresiz, bütün sokaklarında bu şehrin
Böyle perişan beklerim dönmeni

Dolaşır birbirine yorgun ayaklarım
Ellerimi koyacak bir yer bulamam
Nereye gitsem, en koyusu acıların
Ne yana baksam, çıldırtan bir akşam

İstesem ben bu ömrü, bu talihi istemem
Böyle durup durup senden ayrılmak varsa
Orada bir mezar kazılır benim için
Ayrılığın nerede başlarsa.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan



Ayrılık Saatleri



Ayrılık saatlerinde perişan
Öpüşmelerde uzattığımız alabildiğine
Yaşlı gözlerden kalbin derinliğine
Bakışlarındı bir ışık halinde uzanan

Tapardım o saatlerde güzelliğine
Sevgiden, mestolmuş, özlemli, hayran
Bütün yüreğinle işte o zaman
Bir daha inanırdım sevildiğine

Son köşeyi dönmek istemezdi ayakların
O an bir hüzün çemberiyle sarılırdı
Saçların, gözlerin, dudakların

Büyürdü gitgide gölgesi uzakların
İçimde bir tel kopar, bir ayna kırılırdı
Ve bana bir ölüm gibi sessizliğin kalırdı
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Ayrılırken



Dinle sevdiğim, bu ayrılık saatidir.
Dünya var olalı beri çirkin ve soğuk,
Erken içeceğimiz bir ilaç gibi.
Tadı dudaklarımızda acımsı, buruk.
Bu saatte gözyaşları, yeminler,
Boş bir tesellidir inandığımız.
Perde kapanıyor, filim bitiyor işte,
O hiç bitmeyecek sandığımız...
Görüyorsun, konuşacak bir şeyimiz kalmadı.
Sadece bakışlarımızda hüzün.
İste ayrılık bu; hiç beklemediğimiz...
O ikiz kardeşi ölümün.
Anlıyorum bir daha görüşemeyeceğiz
Bu son buluşmamızdır seninle
Yeni bir hayata başlayacaksın artık
Onunla, o yeni sevgilinle.
Anlıyorum artık o öpecek ellerini
Kulağına askı o fısıldayacak
İçinde bir pişmanlıktan başka
Benden eser kalmayacak.
Sigaranı sondur, kalkabiliriz
On adim sonra yollarımız ayrılmalı
Sakın ağlama ve bir şey söyleme bana
İnsan ayrılırken bile büyük olmalı.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Ayten'in sonu



Ayten'i Markiz pastanesinde vurdular
Onu ben vurdum
Ayten kanlar içinde düştü yere
Bense ağlıyordum

Şimşek gibi loşluğunda Markizin
Bir usturaydı ellerimde parlayan
Vurdum,ve baktım dağılmış yüzüne
Dedim;o da güzeldi bir zaman

Onun da gözleri vardı,dudakları vardı
Mermerler dile gelirdi konuşunca
Ya elleri her zaman duygulu,serin
Başım dönerdi ellerini tutunca

Önce bir garson gördü ikimizi
Sonra yabancı adamlar gördü,kadınlar gördü
Ayten'i hiç ayıplamadım
O anda kim olsa ölürdü

Renkli bir balon gibi sönüverdi
Koluna gömleğimin kanı damladı
O lekeden başka şimdi
Ayten'den eser kalmadı

Aldılar götürdüler beni
Bu cinayetin hesbını sordular
Dedim:ayten'i ben vurmadım
Onu Markiz pastanesinde vurdular.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan



Bana Bir Şarkı Söyle



Özledim sesini ne olur konuş
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin, aksin içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle
Yağan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
İşte öyleyim, kapkarayım bu gün gel
En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
Bana bir şarkı söyle
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Batık Gemi



Bütün sevgililer, dostlar gitti
Bir sen kaldın kadınım beni terketmeyen
Batan gemilerin kaptanları gibi
Denizlerin ortasında ölümü bekleyen.
.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Bu konuyu yazdır

Siir-1 Abdurrahim Karakoç Şiirleri
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 06:24 PM - Forum: Şiirler Şarkılar - Yorum Yok

[attachment=31884]

Abdurrahim Karakoç Şiirleri

Acaba

Uyuyan göllere ay ışığında
Sevginin resmini çizsem kim anlar?
Tomurcuk ayrılıp, gül açtığında
Yağmurun saçını çözsem kim anlar?
***
Bir mekan kaplamış ne varsa nerde
Kendi ötesini saklar her perde
Sonsuzluğun sona erdiği yerde
Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar?
***
Aşk, kömür beyazı; kin, süt karası
Eklenir yarama her dost yarası
Et oldum bıçakla kemik arası
Cellatla ahdimi bozsam kim anlar?
***
Doğumda yalan var, ölümde gerçek
Bir şeyler anlatır balık, kuş, çiçek
Kırık gönülleri toplayıp tek tek
Toplayıp göğsüme dizsem kim anlar?
***
Gün geldi zamanı gömdüm kabire
Dağ oldu aklımın verdiği fire
Bağlasam telaşı çelik zincire
Sabrın derisini yüzsem kim anlar?
***
İçte deprem olur dışın düğümü
İhlâssız çözülmez işin düğümü
Aklımdan geçeni, düşündüğümü
Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?


Abdurrahim Karakoç


Açık Dilekçe

Görmediğim bir bambaşka durum var
Sizin şehrin kızlarında savcı bey.
Yaklaşanı tâ yürekten vururlar
Kan kokuyor gözlerinde savcı bey.

Gayeleri gönül kırmak dal gibi
Bakışları çifte faul bal gibi
Ülkeler fethetmiş bir kral gibi
Gurur dolu pozlarında savcı bey.

Kaş yaparken, göz çıkarır elleri
Çok silâhtan tesirlidir dilleri
Hayret ettim, bir tuhaf ki hâlleri,
Poyraz eser yüzlerinde savcı bey! .

Derviş olup çıktım tığsız, tebersiz
İlk görüşte avladılar habersiz
Pişirdiler beni tuzsuz, bibersiz
Kebap oldum közlerinde savcı bey! .

Bölüştüler gönlüm ile aklımı
Davacıyım, ara benim hakkımı...
Bir yol göster, haksız mıyım, haklı mı?
Yorulmayım izlerinde savcı bey.


Abdurrahim Karakoç

Adalet - Adavet

Adaletle adavet yanyana yürümez ki
Adavet çürür amma, adalet çürümez ki
Adavet hırstan doğar, gözü kör, vicdanı kör
Adalet ayaklara ip takıp sürümez ki...


Abdurrahim Karakoç

Adamına Göre

Nas olur, kanun olur diktatörün sözleri
Ya ıslatır donları, ya yaşartır gözleri
Kimileri dağları dar elekten geçirir
Kimileri ya çukur, ya dağ yapar düzleri.


Abdurrahim Karakoç

Akıl Fukaraları

Örtüye hücum eden ne yobazlar görmüşüz
Din adına tef çalan ne cambazlar görmüşüz
Hakikat ışığından kaçıp kurtulmak için
Başını kuma gömen pek çok kazlar görmüşüz.


Abdurrahim Karakoç



Akla Sığmıyor

Bizdeki tuhaflıklar akla sığar değil ki
Partileri kapatır, kadınları açarız!
İradenin millîsi eskide varmış belki
Şimdiyse yapma kanat laiklikle uçarız!


Abdurrahim Karakoç


Alışkanlık

Bu kirli düzenin düzenbazları
Azrail'e rüşvet vermeyi dener;
Ölünce dünyanın en kurnazları
Torpille cennete girmeyi dener.

Abdurrahim Karakoç



Aman Dikkat!

Haramsız mal azaldı, haramzade çoğaldı
Bu çağda helâl yemek büyük cesaret ister
İnsanı sıfatıyla anmak geride kaldı
Domuza domuz demek büyük cesaret ister..


Abdurrahim Karakoç

Aman ha!

Kargadan kılavuz tut, Yahudi'den tutma ha!
Hastalığa selâm dur, haçlı hapı yutma ha!
Aldatıp çıkardılar ceddimizin yolundan
Geleceği kurarken geçmişi unutma ha! ..


Abdurrahim Karakoç


Anadolu

Seni çok sevenler(!) çok örseledi
Oy güzel vatanım, oy Anadolu..
Açların çalıştı, tokların yedi
Oy güzel vatanım, oy Anadolu..

Yanan hep sen oldun, yakılan sensin
Ruhuna çiviler çakılan sensin
Şekilden şekile sokulan sensin
Oy güzel vatanım, oy Anadolu..

Sınırlar çizildi rüyalarına
Yasaklar konuldu dualarına
Hangi sesler hâkim semalarına
Oy güzel vatanım, oy Anadolu..

Ahlat’ın, Afşin’in, Söğüt’ün mahzun
Evladın, âşığın, yiğidin mahzun
Tebessümün mahzun, ağıdın mahzun
Oy güzel vatanım, oy Anadolu..

Metrûk manastırlar ihya olmakta
Hüzün, camilere mahya olmakta
Yadlar başımıza kâhya olmakta
Oy güzel vatanım, oy Anadolu..

Üzerinden hak, adalet silindi
Hayâ zırhı delik delik delindi
Bu zelil duruma nasıl gelindi? ! .
Oy güzel vatanım, oy Anadolu..

Dün şehit kanıyla sulanan sensin
Bugün alkollere belenen sensin
Düşmandan sadaka dilenen sensin
Oy güzel vatanım, oy Anadolu..

Şehit torununa “sen sus” diyorlar
“Vatan sevmek bize mahsus” diyorlar
Her taraf toz-duman, kâbus diyorlar
Oy güzel vatanım, oy Anadolu..

Hariçten gelenler köprüyü tutmuş
Dost karşı kıyıda seni unutmuş
Hınzır yeller yaprakların kurutmuş
Oy güzel vatanım, oy Anadolu..

“Biraz azim, biraz gayret” derim ha
“Delinir karanlık, sabret” derim ha
“Şanlı mazi döner elbet” derim ha
Oy güzel vatanım, oy Anadolu...

Abdurrahim Karakoç

Anadolu Gezisi

Ter kokuyordu Çukurova tarlaları,
Irgat Türküleri duyuluyordu uzaktan;
Ekin biçiyordu yalın ayaklı köy kızları
Elleri kabarıyordu oraktan.
Gökbelen dağlarına yağmur yağıyordu;
Yetimler mahallesinde bir çocuk ağlıyordu.

Kan kokuyordu doğunun çimenli yaylaları;
Silah sesleri geliyordu Şırnak'tan.
Oğulsuz koymuşlardı ak saçlı anaları;
Tütünler tedirgin olmuştu ocaktan.
Cilo dağlarında kamalaklar üşüyordu;
Garipler köyünde bir gelin düşünüyordu.

Yosun kokuyordu Karadeniz'in mavnaları;
Oynak havalar döküyordu parmaktan.
Buz gibi bir soğuk biçiyordu baharı;
Dal boylu gençler gidiyordu bıçaktan.
Ilgaz dağlarında kurtlar uluyordu.
Bekârlar kahvesinde bir adam uyuyordu.

Şehvet kokuyordu Ege'nin bereketli ovaları;
Körpe bedenler soyuluyordu ahlâktan.
Tedirgin etmişlerdi bizim havaları;
Yadırgı sesler geliyor plâktan.
Çatalkaya dağında kartallar dönüyordu;
Bir nesil yaşıyor, bir tarih ölüyordu.


Abdurrahim Karakoç

Anadolu Sevgisi

Sen bizim dağları bilmezsin gülüm,
Hele boz dumanlar çekilsin de gör.
Her haftası bayram, her günü düğün,
Hele yaylalara çıkılsın da gör.

Bilmezsin ovalar nasıldır bizde;
Kağnılar yollarda, yoncalar dizde...
Saydıklarım damla değil denizde,
Hele bir ekinler ekilsin de gör.

Görmedin sen bizim mavi suları,
Karlar eriyince kırar yuları...
Köpük olur beyaz, sel olur sarı;
Hele taştan taşa dökülsün de gör.

Sen bizim köyleri görmedin ki hiç,
Yolları toz, çamur, evleri kerpiç.
O kirli kabukta, o en temiz iç;
Hele bir yakından bakılsın da gör.

Anlamaz, bilmezsin sen bizim halkı,
Sevgiyi bulasın, yakına gel ki...
Kalıplar gerçeği göstermez belki
Gönül perdeleri sökülsün de gör.


Abdurrahim Karakoç


Aramızdaki Fark

Sen dünden gelirsin, ben yarından gelirim
Doğmadık bebekler diyarından gelirim.
Sen müebbet inkârda kılmışsın kararı
Ben Kalubelâ’nın ikrarından gelirim.


Abdurrahim Karakoç



Arsız Adam

Ayıp ne, günah ne, bilmiyor adam
Yüzüne tükürsen silmiyor adam
Memleketi dilim dilim diliyor
Karpuzu yutuyor, dilmiyor adam! .



Abdurrahim Karakoç

Askere Mektup

Aziz dostum,sen bu ilden gideli,
Sekiz mevsim geldi-geçti duydun mu?
Gine kar koymadı baharın yeli,
Şeftaliler çiçek açtı duydun mu?

Memiklerin Iraz için Kel Durdu,
Sinan oğlu Muharrem'i öldürdü
Keş Ahmet bayram da namaz kıldırdı;
Kerim Ağa köyden göçtü duydun mu?

Çavuşların yumuk gözlü Tahir'i
Kahve yaptı kırk senelik ahırı,
Erkek Fatma, Dişi çürük Mahir'i
Güpegündüz aldı kaçtı duydun mu?

Ala-kardır Binboğa'nın yücesi..
Asker oldu Halime'nin kocası..
Sazlıköy'ün ilerici hocası
Minarede şarap içti duydun mu?

Dikkat eyle; anlam çıkar sözüm den;
Bir hızarcı geldi Mercanözü'nden
İpsiz Mustafa'nın tek boynuzundan
On altı çift tahta biçti duydun mu?

Kenan'ların sarı saçlı Reşad'ı
On çocuğun anasını boşadı,
Sultan serbest kaldı, sarhoş yaşadı,
Hürriyeti yeni seçti duydun mu?

On iki gün önce yaptık bir seçim,
Tekgöz murdar öldü partisi için.
Nasreddin Hoca'nın dediği biçim;
"Dünyayı yanlışsız ölçtü(!) duydun mu?

Daha bunlar bildiğimin yarısı,
Gelecek mektuba kalsın gerisi.
Bu yıl KARAKOÇ'un gönül arısı
Çiçekten çiçeğe uçtu duydun mu?


Abdurrahim Karakoç

Aşk

nice dostluklara...
geçenki mailini geç gördüm.
zaten hafta sonu nöbetçiydim.
sana mesaj atar mıyım onu da bilmiyorum.
çünkü numaram çıkacak.
yanlış anlama sana güvenmemek değil ama hangimiz hangimizi iyi tanıyoruz?
gerçi şimdi bu güvenmemek değilde ne diyebilirsin.
ama kararsızım yüreğimin sesini dinleyeceğim.
kendine iyi bak.
Allah a emanet ol.

Abdurrahim Karakoç

Aşk Hikayesi

Başımdan bir kova sevda döküldü
Islanmadım, üşümedim, yandım oy!
İplik iplik damarlarım söküldü
Kurşun yemiş güvercine döndüm oy!

Yağmur yorgan oldu, döşek kar bana
Anladım ki kendi gönlüm dar bana
Alev dolu bardakları yâr bana
Sunuverdi içtim içtim kandım oy!

Sevgi ektim, naz biçmeye çalıştım
Ne zamana, ne kendime alıştım
Kırk senede yedi hasret bölüştüm
Yedi dünya bana düştü sandım oy!

Gönül şahinimi yordum gerçeğe
Sonsuzda yüzümü sürdüm gerçeğe
Teselliden kanat kırdım gerçeğe
Tecellinin sinesine kondum oy!

Abdurrahim Karakoç


Aşk Yarası

Yüreğimden aşk kurşunu yedim ben
Doktor ağlar, merhem ağlar yarama.
Dilekçemi gökyüzüne verdim ben
Yağmur ağlar, meltem ağlar yarama.

Gözyaşları kiripiklere dizilir
Damla damla yanaklara süzülür
Ruh röntgenim duygulara çizilir
Zülüf ağlar, perçem ağlar yarama.

Yazan kalem kesin yazmış fermanı
Kimse sorsam ''yoktur'' diyor dermanı
Anlatsam çıldırtır dağı - ormanı
Yangın ağlar, deprem ağlar yarama.

Aşk yarası ilaç kabul etmezmiş
Bir gelirse daha dönüp gitmezmiş
Tıb ilminin aklı fikri yetmezmiş
Hatip ağlar, ebkem ağlar yarama...



Abdurrahim Karakoç


AYDO'nun Uşağına

Geçtiğin köprülerin dayısı kaç hemşerim?
Baş Bey'in köprü tutan ayısı kaç hemşerim?
Yediğin naneleri saysak hesaba gelmez,
Kırdığın yumurtanın sayısı kaç hemşerim?



Abdurrahim Karakoç

Ayıp

Kara gözlüm bu ayrılık yetişir,
İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
Elim değse akan sular tutuşur
İçim dışım yanar oldu gel gayrı.

Ayların sırtında yıllar taşındı,
Sanma ki garibi eller düşündü.
Bebekler evlendi, yollar aşındı
Kozalaklar çınar oldu gel gayrı.

Hesap et, gideli sen gurbet ile
Otuz ay tutuldu kolay mı dile?
Hapisler, sürgünler, esirler bile
Sılasına döner oldu gel gayrı.

Gönlüm sende, gözüm yollarda durdu,
Saat isyan etti, takvim kudurdu.
Hasret hançerini bağrıma vurdu
Yüreciğim kanar oldu gel gayrı.

Emeği boşadır yuvasız kuşun...
Nerdeyse toprağa değecek başın.
Beni düşünmezsen kendini düşün
Herkes seni kınar oldu gel gayrı.


Abdurrahim Karakoç

Aynaların Ötesi

Her ne kusur varsa, geçen zamanda;
Suçsuzdur aynalar elâ gözlü yâr.
Mecnunlar Mevlâ’yı bulursa canda,
El olur Leyla’lar elâ gözlü yâr.

Güzel açar güzelliğin sergisin
Gün ağartır kara saçın örgüsün..
Muhabbet faslında ölüm türküsün
Kim söyler, kim çalar elâ gözlü yâr.

Eştikçe iş çıkar işin içinde;
Gençliği hasret yer sevda göçünde.
Bilmez misin, dört mevsimin üçünde
Kar olur yaylalar, elâ gözlü yâr.

Alı al, yeşili yeşilde ara;
Ahirete gider kalpteki yara..
Ne yapsan bir daha çıkmaz dallara,
Dökülen ayvalar elâ gözlü yâr.

Vakit dolar, nakit biter kasanda..
Sevgi bir kitaptır gönül masanda;
Okusan da olur, okumasan da...
Kapanır sayfalar elâ gözlü yâr.


Abdurrahim Karakoç


Aynanın İki Yüzü

Bir, zirvede habire şiştikçe şişene bak
Bir, tabanda her adım yıkılıp düşene bak
Bir, ülke yansa bile yan gelip yatanlara
Bir, yangın söndürmeye çarıksız koşana bak.

Abdurrahim Karakoç


Ayrılık Havası

Ben nefret eyledim sizin gerçekten
Yalanı severim, yalanı gayrı..
Tiksindim bülbülden, gülden, çiçekten
Yılanı severim, yılanı gayrı..

'Sapıtmış bu' diye beni yeriniz
Hakkımda bin türlü hüküm veriniz
Omuzumda yüktür dirileriniz
Öleni severim, öleni gayrı..

Uzun yaşamayı saymadım sanat
Kurda yürek oldum,kartala kanat
Oturup ağlayan korkağa inat
Güleni severim, güleni gayrı..

İyinin ardından 'kötü' demezdim
Kötünün elinden ekmek yemezdim
Birlikten kopana selâm vermezdim
Böleni severim, böleni gayrı..

Yıllarca boş yere canımı sıktım
Nihayet yol buldum, çığırdan çıktım
'Bey'den, 'efendi'den, 'sayın'dan bıktım
'Ulan'ı severim, 'ulan'ı gayrı..


Abdurrahim Karakoç



Azınlık

Satıcı simsarlar verdi el ele
“Bölünmez” ülkeye girdi azınlık..
Her yana dal-budak saldı mesele
Postunu divana serdi azınlık..

Kaboğlu fitneyi doldurdu kaba
Gösterdi olağan dışı bir çaba
Oran baskın çıktı, dedik merhaba
Ortamı sinsice gerdi azınlık..

Yazmadı tarihler böyle hinliği
Şaşırttı şeytanı kurul cinliği
Bu kasap mantığı, bu pişkinliği
“Al kurtul” ödülü, gördü azınlık..

Düşündüm, kimlerle yarıştı aklım
Nihayet öfkemle barıştı aklım
Okudum raporu, karıştı aklım
Saydım beş kişinin dördü azınlık..

Avrupa yurdumu bölmek istiyor
En az beş parçada görmek istiyor
Tez günde mezara gömmek istiyor
Amacı, gayesi, derdi azınlık..

Doymadılar yiyip içtikleriyle
Onulmaz yaralar açtıklarıyla
Devşirme güruhtan seçtikleriyle
Jokerleri öne sürdü azınlık..

Haçlı Avrupa’sı düğmeye bastı
Yerli uşakları fikrini kustu
Gözcüler uyudu, sözcüler sustu
Yuların ipini kırdı azınlık..

Papaz kilisede tezgâhı kurmuş
Anahtar satarak milyarlar vurmuş
Diyalog esnafı selâma durmuş
Muradı maksada erdi azınlık..

Kayboldu hamamın tarağı, tası
Bitmedi irtica paranoyası
“Ekümenlik Patrik” oyunun as’ı
Hatayı, Mardin’i sardı azınlık..

AB yollarına düşer gideriz
Gelme deseler de koşar gideriz
Bir garip âlemde yaşar gideriz
Bekliyor kapıda ferdî azınlık..

Kimliğin Türk, dinin İslâm, orda kal
Yazılan raporu oku, ibret al
Ey sahibi devlet, söyle, bu ne hâl? !
Diyorlar ki “Türk’ü-Kürdü azınlık”


Abdurrahim Karakoç



Balaban'ım

Geldi gönderdiğin şiirden mektup
Arada bir böyle yaz Balaban'ım
Zaman siciminin ucundan tutup
Bazen bağla, bazen çöz Balaban'ım

Fikir gölü derinleşir girdikçe
Dostluk gülü gümrah açar derdikçe
Sıhhat, zaman, mekan, imkan verdikçe
Cevapsız bırakmam, söz Balaban'ım

Ahval-i aleme kafayı takma
Allah Kerim, sabrı elden bırakma
İlmi düstur eyle, imanı sakla
Gayrisi savrulan toz Balaban'ım

Huzur içte gerek, kabukta değil
Vuslat acelede, çabukta değil
Akıl da baştadır, topukta değil
Çile yemekteki tuz Balaban'ım

Ahlakı, töreyi kenara atan
Dine 'Afyon' diyen, vatanı satan
Müslüman olamaz, Türk değil zaten
Dayanmaz görmeye göz Balaban'ım

Demişler ya 'Kuvvet birlikten doğar'
Kar, yağmur zamanı gelince yağar
Nasihatım o ki dinlersen eğer
İşaret 'ben' değil 'Biz' Balaban'ım

Çevremizi saran türlü ihanet
Gün geçtikçe görünüyor daha net
Başlangıçta bilmek değil kehanet
Bağrımıza girmiş köz Balaban'ım

Zaman geldi esir olduk maddeye
Zaman geldi hasır olduk caddeye
Zaman geldi küsur olduk şetteye
Daha bunlar bize az Balaban'ım

Dört yanımı gurbet yazmış kaderim
Dosttan mektup gelir, biter kederim
Gözlerinden öper, selam ederim
Aydınlık günlerde gez Balaban'ım

Abdurrahim Karakoç

Bambaşka

Doktor, benim derdim bambaşka bir dert
Ağrıyan yerimi sorma boşuna.
Yazdığın reçete değer mi zahmet?
Kağıtla kalemi yorma boşuna.

Kerem eyle, fayda vermez yardımın
Tıp ilminde çaresi yok derdimin
Her tarafı gurbet olmuş yurdumu
Düşünceme tuzak kurma boşuna.

Gönlüm yığın yığın hasret yüklüdür
İçimde tarifsiz keder saklıdır
Sökemezsin yaralarım köklüdür
Merhem sürüp, sargı sarma boşuna.

Dost yolları nakışlandı kanımdan
Sevdiklerim vergi keser canımdan
Sükûta muhtacım, ayrıl yanımdan
İncitip günaha girme boşuna.

Aşk koymuşlar ıstırabın adını
Alamadım yaşamanın tadını
Yapacaksan eğer bana yardımı
Öldür kurtar, ilâç verme boşuna.


Abdurrahim Karakoç


Barsaklar Temizlensin

Durmasın operasyon, barsaklar temizlensin
Yiğitler öne çıksın ve korkaklar gizlensin
Niye kula kulluktan sıyrılmasın bu ülke?
Niye hayal şehrinde boş çöller denizlensin?



Abdurrahim Karakoç




Bayram Hürmetine

Çift bayram tanırız ışıktan, nurdan
Birisi Ramazan, birisi Kurban...
Ya Rab, bayram eyle bayramımızı
Yıka gönülleri kirden, çamurdan

Abdurrahim Karakoç

Bayramlar Bayram Ola - 1

Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine

Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..

Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu

Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..

Düşündü kış yakın, evde odun yok
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok

Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını
Adam “evet” dedi, sıktı dişini..

Çalışsa ne iş var, ne cepte para
Dağ oldu içinde büyüyen yara
Dikti gözlerini karşı duvara

Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı
Adam “öyle” dedi, bağrında sızı..

Döndürse yönünü herhangi dosta
Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
Yıllar, aylar, günler erirken yasta

Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı
Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı..


Abdurrahim Karakoç

Bayramlar Bayram Ola - 2

Ana, bu bayram mı? . Aman çok ayıp
Çocukken gördüğüm bayramlar hani?
Mübarek elleri öpüp, koklayıp
Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?

Hani ya o özlem, hani ya o tad?
Ne dışım kaygusuz, ne içim rahat
Haftalar öncesi her gün, her saat
Babamdan sorduğum bayramlar hani?

Nur yağan geceler, gündüzler nerde?
Neşe paylaştığım öksüzler nerde?
Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?
Huzura erdiğim bayramlar hani?

Kar çiçeğim solmuş kar yatağında
Can verir ırmağın dar yatağında
Arife gecesi yer yatağında
Üstüme serdiğim bayramlar hani?

Bayram demek takvimdeki yazı mı?
Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı?
Açıp yüreğimi, yumup gözümü
Özüne girdiğim bayramlar hani?

Bayram af günüdür, barış günüdür
Bayramlar rahmete giriş günüdür
Bayram, Hak menzile varış günüdür
Gönlümü verdiğim bayramlar hani?


Abdurrahim Karakoç

Bayramlar Bayram Ola - 3

Kalkarım her sabah kötü bir günde
Yüreğim zindanda, sevgim sürgünde
Engeller yol vermez, gelemem oğul!

Taşırım başımda başıboşları
Konuşur karşımda mezar taşları
Diriler dil vermez, bilemem oğul!

Tecellim çiledir, çeker giderim
Gözyaşı selinde akar giderim
Dostlarım el vermez, kalamam oğul!

Hasretim göl göldür, hicranım nehir
Toprağım kor ateş, havam som zehir
Arılar bal vermez, alamam oğul!

Ben aşka koşarım, aşk beni vurur
Yaklaştığım deniz içimde kurur
Bahçeler gül vermez, gülemem oğul!

Bayramlar kurşundur, canımda kalır
Yazdığım tebrikler yanımda kalır
Postacı pul vermez, salamam oğul!


Abdurrahim Karakoç


Bayramlar Bayram Ola - 4

Yağma var yukarı katta
Benim canım çıkar altta
Çabalarım, akar terim
Allah kerim.

Zulüm köklendi, dallandı
İşkenceler “yasal”landı
Küfür içer, zılgıt yerim
Allah kerim.

Yokluk kırıyor dizimi
Zamlar güldürür yüzümü(!)
Sıkıntıdan kalkmaz serim
Allah kerim.

Bayram gelmiş.. gelir belki
Ben tebrik-mebrik bilmem ki
“Bayram bayram ola” derim
Allah kerim.


Abdurrahim Karakoç



Bayramlar Bayram Ola - 5

Giden Bayramlardan almadık bir tad
Gardaş bu senenin bayramı nasıl?
Şenay’larda bayram her gün, her saat
Elif’in, Döne’nin bayramı nasıl?

İçinde boğulduk derdin, acının
Uykusu bitmedi şeyhin, hacının
Üç gardaşı şehit veren bacının
Oğulsuz ananın bayramı nasıl?

Neşe topuğumda, elem boyumda
Sen çoğunu anla, ben az deyim de
Kim öldü, kim kaldı garip köyümde
Ya bizim hanenin bayramı nasıl?

Dert deşmek değildir gayem, niyetim
Düşündükçe sızlar kemiğim, etim
Gelini dul kalmış, torunu yetim
Ak saçlı ninenin bayramı nasıl?

Hangi eller sürer suçluyu suça
Güdümlü başların destesi kaça
Kimler zorlanıyor gönülsüz göçe
Boş kalan binanın bayramı nasıl?

İşkence altında ezilir canlar
Masum yiğitlerle dolu zindanlar
Ses verin mezardan ulu sultanlar
Yusuf-u Kenan’ın bayramı nasıl?

Bizden sandığımız bize yabancı
Görünen simalar göze yabancı
Kabukta bayram var, öze yabancı
Söyleyin, mânânın bayramı nasıl?

Sabahtan haber yok, ufuklar kara
Semerkant kan ağlar, yanar Buhara
Keşmir, Kâbil, Kerkük hasret bahara
Kudüs’ün, Sina’nın bayramı nasıl?

Ayşe’nin bayramı gözyaşı, firak
Sultan’ı derdiyle baş başa bırak
Sormadan geçemem, etmişim merak
Nükhet’in, Nana’nın bayramı nasıl?

Mücahit, maddeye yapar akını
Devrimci, soygundan tutar yükünü
Biz toprağa verdik Hikmet Tekin’i
Kotil’in, Zana’nın bayramı nasıl?

Doğduğundan beri çamlar deviren
Ekranda iftira, yalan savuran
Salyası, ülkeyi göle çeviren
Boynuzlu dananın bayramı nasıl?


Abdurrahim Karakoç


Bayramlar Bayram Ola - 6

Âlem-i İslâm'a rahmet su gibi
Aksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.
Evleriniz cennet kokusu gibi
Koksun, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Zindan, “medrese”dir; gam, yayla size
Farkı yok bin yılın bir ayla size
Melekler yukardan gıptayla size
Baksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Uygur, Kazak, Kırgız, Azerî’nizden
Gitmesin gardaşlık nazarınızdan
Zalimler, zulmünü üzerinizden
Çeksin, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Süleyman esir de, Simon neden hür?
Hiç durma dünyanın yüzüne tükür..
Müslümanın sesi münafıktan gür
Çıksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Serilsin gönüller döşek misali
Patlasın sevgiler fişek misali
Hakikat, durmadan, şimşek misali
Çaksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Haksızlık almasın Hak’kın yerini
Aşsın boyunuzdan aşkın derini
Kimi gözyaşını, kimi terini
Döksün, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Kök bir, dallar ayrı ki, İslâm bir gül
Afganistan bir gül, Türkistan bir gül
Vahdet bahçesine her insan bir gül
Diksin, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Mağdurlar, mazlumlar ersin felaha
Vuslata varanlar varsın bir daha
İrfan tohumunu gece, sabaha
Eksin, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Kandır zalimlerin zulüm çiçeği
Öldürür cehalet, ölüm çiçeği
Gençler yakasına ilim çiçeği
Taksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Şehide toprağın hürmet-i aşkı
Anadan fazladır şefkat-i aşkı
Rab’bim yüreklere ülfeti, aşkı
Soksun, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Hazreti Resul’ün nurlu katına
Gitmek isteyenler binsin atına
Küfrün saltanatı yerin altına
Çöksün, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Ne makam, ne para olamaz ölçek...
“Kurtuluş İslâm’da” vallahi gerçek
Bu mübarek sevda bizleri tek tek
Yaksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.


Abdurrahim Karakoç


Bebeğe Çağrı

Soyguncu soysun da, vurguncu vursun
Sen ana karnında boşa durursun
Doksan günde çık gel, dokuz ay dursun

Doğmaya gayret et, doğmaya bebek
Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.

Üçkağıtçı düzen geçip gitmeden
Her ocakta üç- beş baykuş ötmeden
Çabuk ' Devlet malı deniz' bitmeden

Doğmaya gayret et, doğmaya bebek
Sonra geç kalırsın yağmaya bebek

Makam armağandır, koltuk hediye
Muhkem ilamlar var ' rüşvet ye' diye
Ne diye beklersin söyle ne diye?

Doğmaya gayret et doğmaya bebek
Sonra geç kalırsın yağmaya bebek

Göz kırpınca sıfırı çok sayılar
Zirveye tırmandı topal ayılar
Yağcı yeğen arar haydut dayılar

Doğmaya gayret et doğmaya bebek
Sonra geç kalırsın yağmaya bebek.

Artık banka soymak basit eğlence
Günde milyar hiçtir ' yurtsever genç' e(!)
Dünyaya duhül et, gel biraz önce

Doğmaya gayret et doğmaya bebek
Sonra geç kalırsın yağmaya bebek

Tez çık, haram süt bul, beleş kundak bul
Yalancılık mübah, yüzsüzlük makbul
Hukuksal açıdan bir ' olanak' bul

Doğmaya gayret et doğmaya bebek
Sonra geç kalırsın yağmaya bebek

Adi ekranlarda iğrenç yüzü gör
Halkı tiksindiren bir kof dizi gör
Önce onları gör, sonra bizi gör

Doğmaya gayret et doğmaya bebek
Sonra geç kalırsın yağmaya bebek

Abdurrahim Karakoç

Bebeğe İhtar

Geçmişte yağmanın hasat dönemi
Acele gel diye çağırdım seni
Şimdi iş değişti dur, dinle beni
Dokuz aylık yolu altmış ayda çek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Emmin, dayın annen, baban kereste
İşçi, memur, çiftçi, çoban kereste
Çarşı, pazar, yazı-yaban kereste
İnsanlar ya mertek, ya orta direk
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Doğarsan üç günlük iş bulamazsın
Acıkırsın, ekmek, aş bulamazsın
Ucuz toprak, beleş taş bulumazsın
Yaşamak rezillik, rüsvaylık demek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Arı peteğinde ağulu bal var
Kaçıp kurtulmaya ne yön, ne yol var
Sıkıver dişini, annene yalvar
Buradan rahattır orda beklemek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Kurtlar sülük oldu, sıyrıldı posttan
Kaçan kurtuluyor, ahbaptan dosttan
Değişti bahçıvan, bozuldu bostan,
Hıyarlar acıdır, karpuzlar kelek
Beş sene dolmadan doğma ha bebek.

Vaziyet bambaşka vaziyet oldu
Yaşamak işkence, eziyet oldu
Dalkavukluk üstün meziyet oldu.
Sanatkârlar sansar, dâhiler şebek
Sözümü dinlersen hiç doğma bebek.

Abdurrahim Karakoç


Bebeğe Sitem

'Aman gelme' dedim, bak geldin işte
Dünyaya meylin var, 'beşer'sin bebek
Bir bilsen dünyamız neyin nesidir
Ayırır ağzını işersin bebek.

Kimisi su katar içtiğin süte
Kimisi at sokar yediğin ete
Günahtan, hileden, haramdan öte
Zulmet kuyusuna düşersin bebek.

Yukarıya gitsen 'köle' sayarlar
Aşağıya insen tefe koyarlar
Her saat bir başka renge boyarlar
Baktıkça sen sana şaşarsın bebek.

Önün bal-petekli, elin mühürlü
Omuzun kötekli, dilin mühürlü
Haftan ipotekli, yılın mühürlü
Aydan, günden mahrum yaşarsın bebek.

Sevgimiz rüşvettir seversek seni
Aldatmak içindir ne versek seni
Kalleş çağımızla eversek seni
Gerdeğe girmeden boşarsın bebek.


Abdurrahim Karakoç


Beklemek

Sarıcadüzü'nde bir yığın toprak
Sulanır her sabah gözyaşlarımla
Mihriban, Mihriban uyan da bir bak!
Hasret düğüm düğüm ak saçlarımda...

Ardıçlı ağaçlarda gene ay doğar
Akasya gölgeleri delik - deşik...
Bir pınar ağlar sabahtan akşama dek
Yapraklar sallanır, ışıklar söner...
Büyüdükçe büyür içimde bir dert,
BEKLEMEK...


Abdurrahim Karakoç


Bekleyin

Mehmetçiğe yağan kar, size de yağar bir gün
Anaların tükrüğü sizleri boğar bir gün
Her ırmak, mecrasına akacaktır sonunda
Sanmayın ki şu güneş batıdan doğar bir gün.


Abdurrahim Karakoç


Ben

Ben: Karlı dağların deli rüzgârı..
Ben: Tozlu yolların demirbaşıyım.
Ben: suyu kurumuş sevgi pınarı...
Ben: Toprak bekçisi, mezar taşıyım.

Ben: Hep yıllar yılı kanayan çıban...
Ben: Fikir sürüsün yitiren çoban.
Ben: Hayâl peşinde çarıksız taban...
Ben: gurbet ağzında bulgur aşıyım.

Ben: çürük bir gemi aşk denizinde..
Ben: Yağmur damlası dostun izinde.
Ben: Yanıp kül oldum aşkın közünde...
Ben: Kara sevdanın dert yoldaşıyım.

Ben: Koyu düşmanım yersiz gülüşe
Ben: Düşüvermişim bitmez bir düşe
Ben: Bıldır ağlarım bu yıl ölmüşe...
Ben: Bensiz duygunun ilk savaşıyım.

Ben: Gönlü aklına uymayan deli..
Ben: Az düşünceden doymayan deli.
Ben: Beni ben diye saymayan deli...
Bırakın, ben benden uzaklaşayım.
.

Abdurrahim Karakoç


Beni de çağır

Çileyi koklayıp gül niyetine
Zindana girersen beni de çağır
Sabrı, kanaati bal niyetine
Ekmeğe dürersen beni de çağır.

Bazen iki dünya sığar içime
Bazen iki güneş doğar içime
Bazen gam yağmuru yağar içime
Sen beni ararsan beni de çağır.

Dostların var ise divanelerden
Gözyaşın aktıysa minarelerden
Binlerce senelik viranelerden
Birşeyler sorarsan beni de çağır.

Ezelin ezelden öncesi vardı
Yine sonsuzluktur sonsuzun ardı
Zaman yumağına bizi kim sardı
Aklını yorarsan beni de çağır.

Dışarda göz yanar, içerde yürek
Taahhüt ehline tahammül gerek
Mazlum yarasına merhem diyerek
Gözyaşı sürersen beni de çağır.

Abdurrahim Karakoç

Benzettiler

Yeni bir afyondur yenen her lokma
Biber avrupalı, tuz avrupalı.
Gülücükler sahte, kirpikler takma
Dudak Avrupalı, göz Avrupalı.

Bebeklikte benliğini yitiren
Tepe tepe tepemizde oturan
Bizi çıkmazlara alıp götüren
Ayak Avrupalı, iz avrupalı.

Birisi diskoda içer, kıvırır
Birisi kulüpte konken çevirir
Yapmasını bilmez, yıkar devirir
Ana avrupalı, kız avrupalı.

Kalıba uydurdu uyduklarımız
Yazmakla bitmez ki duyduklarımız
Paris modasıdır giydiklerimiz
Astar avrupalı, yüz avrupalı.

En mahrem yerlerin kalktı örtüsü
Beş santim tırnaktır ellerin süsü
Bütün bunlar medenîlik ölçüsü
Cilve avrupalı, naz avrupalı.

İster sâri deyin, isterse irsî,
Büyük revaç buldu makbulün tersi
Duyduğumuz 'okey,adiyö,mersi'
Ağız avrupalı, söz avrupalı.

Her gün karşımıza on zıpır çıkar
Bağırır,çağırır,devirir yıkar
Dinler kulağımız, gözümüz bakar
Sürü Avrupalı, yoz avrupalı.

Başımız ayıkmaz binlerce halttan
Örf,adet gemimiz delindi alttan
Analar Muğla'dan, Van'dan, Tokat'tan
Bebek avrupalı, bez avrupalı.

Sahnede ekranda hıyar dinleriz
Deliye,densize uyar dinleriz
Saçma çığlıkları duyar dinleriz
Şarkı avrupalı, saz avrupalı.

Herkes soyunuyor, açılmıyor ki
Sokakta boynuzdan geçilmiyor ki
Müslüman gâvurdan seçilmiyor ki
Şekil avrupalı,poz avrupalı.

'Türklük bu mu? ' desem 'bu' diyecekler
Şampanyayı sorsam 'su' diyecekler
Bir gün kökümüze 'hu' diyecekler
Kabuk avrupalı,öz avrupalı.

Abdurrahim Karakoç


Bereket

'Aşk' dedin, bağrıma soktun bıçağı
Akan kanım göl olmadan tükenmez
Sevda kokan bu yaranın çiceği
Petek petek bal olmadan tükenmez.

Hasret nedir? Yarına sor, düne sor
İnanmazsan dönder-aktar gene sor
Sensiz geçen geceleri bana sor
Saatleri yıl olmadan tükenmez.

Görsem derim biçimini, rengini
Kötü talih yüksek yapar engini
İçimdeki bu sevginin yangını
Kemiklerim kül olmadan tükenmez.


Abdurrahim Karakoç

Beşinci Mevsim

Düştü can evime dördüncü cemre
Dünyayı üçüncü gözümle gördüm.
Dört yüz seksen beş gün çekti bir sene
On altıncı aya takvimsiz girdim.

Aynalara baktım korku gösterdi
Saatler her sabah kırkı gösterdi
Namlular, nişanlar Türk'ü gösterdi
Hayatım boyunca hedefte durdum.

Gül sundum yediler, koklamadılar
Armağan can verdim saklamadılar
Gittim... gelir diye beklemediler
Kaybolan gölgemi yollara sordum.

Getirdim yanıma ay'ı bir karış
Ölçtüm ki dağların boyu bir karış
Şehiri bir adım, köyü bir karış
Damlada denizdir en küçük derdim.

Savurdum, eledim, seçtim zamanı
Yaprak yaprak, tel tel açtım zamanı
Haftada üç asır geçtim zamanı
Nereye gittimse zamansız vardım.

Yırtıldı ruhlara çizdiğim resim
Yazık, kulaklara sığmadı sesim
Yaşadığım şimdi beşinci mevsim
Çağın çilesini sırtıma sardım

Abdurrahim Karakoç


Bırakın Kalsın

'Çok'ta kederlenir, 'az'da gülerim
Ustura ağzında düşüncelerim..
Deliliktir belki.. bırakın kalsın.

Doğan her bebeğin hakkı var bende
Öğütülen benim her değirmende
Ne sonu, ne ilki...bırakın kalsın.

Sevdam büyüdükçe dünyam dar olur
Zamandan çıktığım zamanlar olur
Ve öyle güzel ki.. bırakın kalsın.

Saatler ya geri, ya hep ileri
Kıran yok hileli terazileri
Umutlar ırakta.. bırakın kalsın.

On bin'lerle sohbet on bin nafile
Dönmüyor toprağa giren kafile
Öfkeler yürekte.. bırakın kalsın

Ne yarım tam yarım, ne bütün tamam
Yolcular anlamaz, ben anlatamam
Tren son durakta.. bırakın kalsın.

Gelir beni yakar suya düşer kor
Düşünen baş çekmek, dert çekmekten zor
Kutsaldır bu yara.. bırakın kalsın.

Dursun ayazına uyandığın kış
Dursun ki şevk ile sürsün bu yarış
Lüzum yok bahara.. bırakın kalsın.

Yıkılır, yırtılır her kalın perde
Hesaba çekilir dünya mahşerde
Yazın şu duvara.. bırakın kalsın.

Abdurrahim Karakoç


Bırakmıyorlar

Yad elden yanıma çağırdım seni
Gelmek istiyorsun bırakmıyorlar
Rüyada, mektupta albümde seni
Bulmak istiyorsun bırakmıyorlar

Umutlar hayaldir acılar gerçek
Çileye muhkumsun, kim ne bilecek
Ya bir kuru selam, ya bir top çiçek
Salmak istiyorsun, bırakmıyorlar.

Otuz yıl ağladın hep yana yana
Yeter, yazık diyen olmadı sana
Vefasız dostluğa kalleş zamana
Gülmek istiyorsun bırakmıyorlar

Çalış derler ayak, bağlı el bağlı
Konuş derler, dudak bağlı, dil bağlı
Kalk git derler, kapı bağlı, yol bağlı
Kalmak istiyorsun bırakmıyorlar

Aydınlık ararsın hergün her yere
Çekerler önüne yedi kat perde
Zulüm kimden gelir, adalet nerde?
Bilmek istiyorsun bırakmıyorlar

Yıllar boyu uykuların bölündü
Uçacakken kanatların yolundu
Hayat hakkın vardı elden alındı
Ölmek istiyorsun bırakmıyorlar

Abdurrahim Karakoç


Bir Aşk Bulsam

Bir aşk bulsam, yağmurunda ıslansam
Bir dost bulsam, irfanında beslensem
Bir dağ bulsam, sinesine yaslansam
Yalınızlığım bitermola, bilmem ki?

Abdurrahim Karakoç


Bir Daha

tevazu severdi, kaynatıp taşırdılar
girdi hırs ambarına, çıkamadı bir daha...

haramla yağladılar, kibirle pişirdiler
bulanık göl ettiler, akamadı bir daha...

yakın arkadaşları çöplük yaptı beynini
doldurdular ve sonra dökemedi bir daha...

kör dikişler atıldı kaypak iradesine
sökmek istese bile sökemedi bir daha...

soyundu inancından terk-i edep eyledi
şerefini göğsüne takamadı bir daha...

sürdü benlik atını karanlık geleceğe
dönüp de geçmişine bakamadı bir daha...

söndü yüreğindeki yanan aşk alevleri
uyanıp yeni baştan yakamadı bir daha...

yediği haram oldu, içtiği haram oldu
ellerini haramdan, çekemedi bir daha

borçlardan indirilmiş bayraktı haysiyeti
alıp tekrar yerine dikemedi bir daha...

terk etti güzelliği çirkinliğe sarıldı
girdiği bataklıktan çıkamadı bir daha...

küfrü baştacı yaptı dostlarına darıldı
diktiği putları yıkamadı bir daha...

kazancı beleş oldu ve kendisi leş oldu
ıtır gibi gül gibi kokamadı bir daha...

zirvenin yollarında döndükçe dönekleşti
ağzına helal lokma sokamadı bir daha...

dost oldu zalimlere görmedi mazlumları
gam çekmedi gözyaşı dökemedi bir daha...

Abdurrahim Karakoç

Bir Gönül Dostuna Cevap

Rıza-yı Hak için çıkmışız yola
Kullların engeli yıldırmaz bizi
Onulmaz dostların açtığı yara
Düşmanın kurşunu öldürmez bizi

Ayrılık olursa öz ile sözde
İçimiz dışımız kavrulur közde
Ülkümüz nişanlı arpacık gezde
Şer güçler hedeften kaldırmaz bizi

Yalınayak geçtik dikenden taştan
Ne çıkar rüzgardan, doludan, kıştan
Yırtılan destanlar yazılır baştan
Tufanlar sahneden sildirmez bizi

Kader bu...teslim ol, kafayı yorma
Aklın kaynağını deliden sorma
Aylara, yıllara üzülüp durma
Sıcaklar soğuklar soldurmaz bizi

Gittiğimiz Hak Yol öyle bir yol ki
Hırs atına binmek günahtır belki
Sabrımız, sevdamız o kadar bol ki
Okyanuslar aksa doldurmaz bizi

Sıcak tut sevgiyi aşk ocağında
Yaşa da olgunlaş gam kucağında
Şu ruhsuz dünyanın şu zül çağında
Olanlar ağlatır güldürmez bizi

Sözünde durandır yiğitin hası
Mezarda bitmez dostun vefası
Üç günlük dünyanın binbir cefası
'Böldü' deseler de, böldürmez bizi

Sağlam atılmışsa temeller eğer
Allah rızasıysa emeller eğer
Niyete uygunsa ameller eğer
Kimseler yem için yeldirmez bizi

çile, bela yağıyorken etrafa
Hak, adalet dedik çıktık ön safa
'Kötü' tanıtsa da üç-beş et kafa
Tarih kötü diye bildirmez bizi

Fitneye en güzel cevap sükuttur
Öfke günah dolu, sevap sükûttur
Tuzağa çok düştük hayli vakittir
Tedbir bataklara daldırmaz bizi

Bir ateş yakılır, sönmez bir daha
Bu bayrak gönderden inmez bir daha
İlkbahar hazana dönmez bir daha
Mevla yâd ellere yoldurmaz bizi

Abdurrahim Karakoç



Bir Güzel Ülkü

Yüreklerde kök bağlayıp yaşayan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
'Ezel'den 'Ebed'e müjde taşıyan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Yesi'deki kutsal aşkın mayası
Malazgirt'te Alparslan'ın rüyası
Söğüt'teki has kilimin boyası
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Yunuslayın 'Et-kemiğe bürünen'
Selim ruhta Yavuz serdar görünen
Şems misali cümle kirden arınan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Bedenlerde Koç Köroğlu yüreği
Debreştikçe yakın eyler ırağı
İman kalesinin bayrak direği
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Riya duygusuyla dolup taşmamış
İlimden, irfandan uzaklaşmamış
Benlik çamuruna ayak basmamış
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Dedem Korkut töresiyle töreli
Edep, ahlâk, sevgi, saygı sıralı
Kırk yıl önce.. aklım erdi ereli
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Her kapıda bir hesaba girmeyen
İnancından zerre taviz vermeyen
Dost alnına kara leke sürmeyen
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Mazlumun yoldaşı, zalimin hasmı
Kendine put yapmaz heykeli, resmi
Hak'tır, adalettir, rahmettir ismi
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Bu ülkü candadır, sokakta yatmaz
Güneştir.. bir doğdu, bir daha batmaz
Menfaat uğruna kimseyi satmaz
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Şiddeti, kavgası, kanı olmayan
İçinde öfkesi, kini olmayan
Sonsuza uzanan, sonu olmayan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Bedir’den Bizans’a akıp gelen o
Küfür setlerini yıkıp gelen o
İlâhî kaynaktan çıkıp gelen o
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Sinan'da estetik, Itrî'de ahenk
Sebillerde hayat, kubbelerde renk
Mevlânâ'da ilim, Barbaros'ta cenk
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Nizâm-ı Âlem'dir, Hakk'ın sözü bu
Söylediğim cümle.. sözün özü bu
Tek damlada umman eyler bizi bu
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Ülkü demek makam, mevki, taç değil,
Ülkü demek totem, sembol, haç değil
Kul icadı kof ilkeler hiç değil,
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Taze filiz vermiş Edebali’yle
Çiçeklenmiş Hacı Bayram Veli’yle
Ulubatlı Hasan’daki hâliyle
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Şehitlerin kanlarıyla ıslanan
Destan olup Mavera’dan seslenen
Atıf'larla Said'lerle beslenen
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Türk'e ihsan olmuş “Kavm-i Necip”lik
Boş hayâldir bu şerefe rakiplik
Hayatlar gergeftir, ameller iplik
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Ne yazdımsa inanç, ahlâk, örf ile
Postaladım gönül denen zarf ile
Anlatılmaz yirmi dokuz harf ile,
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.


Abdurrahim Karakoç

Bu konuyu yazdır

Siir-1 Ahmet Hamdi Tanpınar Şiirleri
Yazar: RasitTunca - 08-22-2018, 06:18 PM - Forum: Şiirler Şarkılar - Yorum Yok



AĞLAMA


Ağlama, gözleri kızarmış çocuk!

Tek damla yaşın düşmesin yere.

Bak, tek güzelliğimiz yokluk,

Sana bir öğüt; ağlama boş yere.


Ne olursa olsun hiçbir şey değmez,

Senin bir damla gözyaşına.

Ağlayana kimse boyun eğmez.

Kimse bakmaz kimsenin yaşına.


Ne kadar kötülük, pislik varsa;

Sen herşeyi tertemiz öğren.

Eğer yüzüne gözyaşı yağarsa;

Seni garip sanır her gören.


Ağlama sakın çocuk, ağlama!

Korkmayana zarar gelmez, bunu bil.

Sevgini hep söyle, sakın saklama.

Aklından korkuyu, gözünden yaşı sil.


Ahmet Hamdi Tanpınar


Aşk




Aşk dediğin nedir ki

Tenden bedenden sıyrık

Çocukların içinde

Yaşadığı bir çığlık


Aşk dediğin nedir ki

Histen nefesten varlık

Umutsuzluk içinde

Karanlığa son ıslık



Ahmet Hamdi Tanpınar


Ayna




Derin sularında bu ayna her an

Sizden bir parıltı aksettirecek

Kah çıplak bir omuz sessiz düşecek

Eriyen bir kuğu beyazlığından


Bazen bir tebessüm, tutuşmuş mercan

Rüyasıyla sanki bir kızıl çiçek

Ve saçlar öyle ümitsiz yüzecek

Olgun akşamların ağırlığından



Ahmet Hamdi Tanpınar


BAŞIMIZIN ÜSTÜNDE BİR BULUTUN




Başımızın üstünde bir bulutun

Güneşe asılmış gölgesi,

Uzakta toz halinde dağılan

Yoğurtçu sesi,

Gün bitmeden başladı içimizde

Yarınsız insanların gecesi.


Ahmet Hamdi Tanpınar


BEKLEYECEĞİM




Aylar geçip yıllar olsa da

Yıllar geçip zaman dolsa da

Aşkın arzuları beni boğsa da

Bir gün seversin diye bekleyeceğim


Bugün nişanlansan, yarın evlensen

Benden başka binbir kişi sevsen

Hepsiyle ayrı ayrı izdivaç görsen

Bir gün dönersin diye bekleyeceğim


Seni beklemekle geçse de ömrüm

Şu fani dünyada kalmasa günüm

Senden uzakta ölürsem bir gün

Ahirette seni bekleyeceğim...


Ahmet Hamdi Tanpınar



Bir Adın Kalmalı




bir adın kalmalı geriye

bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

aynaların ardında sır

yalnızlığın peşinde kuvvet

evet nihayet

bir adın kalmalı geriye

bir de o kahreden gurbet


sen say ki

ben hiç ağlamadım

hiç ateşe tutmadım yüreğimi

geceleri, koynuma almadım ihaneti

ve say ki

bütün şiirler gözlerini

bütün şarkılar saçlarını söylemedi

hele nihavent

hele buselik hiç geçmedi fikrimden

ve hiç gitmedi

bir topak kan gibi adın

içimin nehirlerinden

evet yangın

evet salaş yalvarmanın korkusunda talan

evet kaybetmenin o zehirli buğusu

evet nisyan

evet kahrolmuş sayfaların arasında adın

sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı

bu sevda biraz nadan

biraz da hıçkırık tadı

pencere önü menekşelerinde her akşam


dağlar sonra oynadı yerinden

ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca

sen say ki

yerin dibine geçti

geçmeyesi sevdam

ve ben seni sevdiğim zaman

bu şehre yağmurlar yağdı

yani ben seni sevdiğim zaman

ayrılık kurşun kadar ağır

gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın

yine de bir adın kalmalı geriye

bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

aynaların ardında sır

yalnızlığın peşinde kuvvet

evet nihayet

bir adın kalmalı geriye

bir de o kahreden gurbet

beni affet

Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç


Ahmet Hamdi Tanpınar



Bir Gül Bu Karanlıklarda




Bir gül bu karanlıklarda

Sükute kendini mercan

Bir kadeh gibi sunmada

Zamanın aralığından.


Başında bu mucizenin

Sesler, kokular ve renkler

Ebediyete kadar derin

Bir anın vadiyle bekler.


Ve diyor fecirden berrak

Sesiyle her ürperişte

Geceyi yumuşatarak

Bütün gözyaşlarım işte.


Serinletmesin, ne çıkar

Bu ümitsiz yalvarışı

Hiç bir meyve ve pınar

Ne de günlerin akışı.


Yetmez mi bu müjde sana

Aydınlatırsam alnını

Ben her rüyayı zamana

Taşıyan yıldız kervanı.



Ahmet Hamdi Tanpınar



Bir Gün İcadiye'de




Bir gün Icadiye`de veya Sultantepe`de,

Bir beste kanatlanir, birden oldugun yerde

Bir kainat acilir, genis, sonsuz, büyülü,

Bu günün rüzgarinda yikanan mazi gülü

Dagilir yaprak yaprak hayalindeki suya

Bir baska gözle bakarsin ömür denen uykuya.


Belki en hulyalisi duydugun masallarin

O safak saltanati korularda dallarin

Her ufku tek basina bekleyen eski camlar

Bir sir gibi ömründen sizdirilmis aksamlar,

Ardicla kestanenin her yillik macerasi

Harap mezarliklarda ölülerin duasi

Gelir ve tekrar dogar ölmüs sandigin aska

Anlarsin ölüm yoktur gecen zamandan baska.



Ahmet Hamdi Tanpınar


Bursa'da Zaman




Bursa'da eski bir cami avlusu,

Küçük şadırvanda şakırdayan su.

Orhan zamanından kalma bir duvar...

Onunla bir yaşta ihtiyar çınar

Eliyor dört yana sakin bir günü.

Bir rüyadan arta kalmanın hüznü

İçinde gülüyor bana derinden.

Yüzlerce çeşmenin serinliğinden

Ovanın yeşili göğün mavisi

Ve mimarilerin en ilahisi.


Bir zafer müjdesi burda her isim:

Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim

Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın

Hala bu taşlarda gülen rüyanın

Güvercin bakışlı sesszilik bile

Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.

Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,

Muradiye, sabrın acı meyvası,

Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,

Türbeler, camileri eski bahçeler,

Şanlı hikayesi binlerce erin

Sesi nabzım olmuş hengamelerin

Nakleder yadını gelen geçene.


Bu hayalde uyur Bursa her gece,

Her şafak onunla uyanır, güler

Gümüş aydınlıkta serviler, güller

Serin hülyasıyla çeşmelerinin.

Başındayım sanki bir mucizenin,

Su sesi ve kanat şakırtısından

Billur bir avize Bursa'da zaman,


Yeşil Türbesini gezdik dün akşam,

Duyduk Bir musikî gibi zamandan

Çinilere sinmiş Kur'an sesini.

Fetih günlerinin saf neşesini

Aydınlanmış buldum tebessümünle.


İsterdim bu eski yerde seninle

Başbaşa uyumak son uykumuzu,

Bu hayal içinde... ve ufkumuzu

Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,

Havayı dolduran uhrevi ahenk.

Bir ilah uykusu olur elbette

Ölüm bu tılsımlı ebediyette

Belki de rüyası büyük cetlerin,

Beyaz bahçesinde su seslerinin.



Ahmet Hamdi Tanpınar



Bütün Yaz




Ne güzel geçti bütün yaz

Geceler küçük bahçede

Sen zambaklar kadar beyaz

Ve ürkek bir düşüncede

Sanki mehtaplı gecede

Hülyan, eşiği aşılmaz

Bir saray olmuştur bize

Hapsolmus gibiydim bense

Bir çözülmez bilmecede

Ne güzel geçti bütün yaz

Geceler küçük bahçede



Ahmet Hamdi Tanpınar


Davet




Birden bire sanki çıplak

Bir oyunuyla hafızanın

Bir kuş sesi çırpınarak

Düştü bağrına hazanın.


Her bahçenin yabancısı

Ve her ümidin üstüne

Bir ses ki, sonsuz acısı

Güllerin üzüntüsünde.


Araştırdı bir baharın

Unutulmuş kokusunu.

Ay ışığında dalların

Rüya dolu uykusunu.


Bir akşamın beyaz fecre

Gönderdiği kanlı haber:

Herkes ömründe bir kere

Bu zalim davetle titrer.



Ahmet Hamdi Tanpınar


Eşik




Basma bu eşikte benim kalbim var,

Kalbim ki bir uzak hayale ağlar

Kıskanç bir büyüdür bana uzletim

Zâlim arzularla tutuşan etim,

Her akşam bir çarmıh olur ruhuma

Ben de bilmem nasıl diner bu humma;

Saatler işkence, günler cellâdım,

Ne ben yanlızlığa bir lâhza kandım.

Ne de yalnızlığım benden usandı.

Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı,

Yabanî otlarla örtüldü duvar;

Mermer havuzlarda köpüren sular

Kâh bir ayna oldu kamaşan güne,

Kâh bağrım açıldı bütün hüznüne

Ufukları sarsan geniş rüzgârın


Benden sor sırrını bu boş yolların

Benden sor, ve benden dinle akşamı



Ahmet Hamdi Tanpınar


GÜL ..




Ey bâkir cümbüşü her özleyişten sıcak

Bin uykuya yaslanmış sessiz kamaşan şafak;

Her bahçenin üstünde ve her ufuktan başka,

Yıldızların tuttuğu ayna, ezelî aşka,

Bir sır gibi hayattan ve ölümden öteye

İlk arzunun toprağa mal olmuş lezzetiyle...


Ardından ağlanacak ne varsa ömrümüzde,

Tekrar doğuşun sırrı gülümseyen bir yüzde,

Uykusuz geceleri içten kemiren hüzün,

Bin azabın çarkında gerilmiş ağaran gün;

Öpüşler, gözyaşları, vaitler ve hicranlar;

O derin sükutların aydınlattığı anlar

Bir sonsuz uçurumda uyanmış gibi birden

Sazlar sustuktan sonra duyulan nağmelerden;

Doldurur hiç durmadan uzattığı bu tası,

Gül, ey bir âna sığmış ebediyet rüyası!


Ahmet Hamdi Tanpınar


Günlerimiz




İçlenme, beyhudedir, maziyi sakın anma!

O vefasız yavruya benzer ki günlerimiz.

Kendini yuvasından bırakır ki akşama

Benzeyen göle, sessiz...


Ruhundaki susuzluk engin mesafelere

Duyurmadan ne anne ne bir yuva hasreti,

Narin kanatlarıyla uçar orman, dağ, dere

Ve bir gün bir çukurda bulunur iskeleti.


Ahmet Hamdi Tanpınar


HATIRLAMA




Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak

Rüyaların kadar sade, güzeldin,

Başbaşa uzandık günlerce ıslak

Çimenlerinde yaz bahçelerinin.


Ömrün gecesinde sükun, aydınlık

Boşanan bir seldi avuçlarından

Bir masal meyvası gibi paylaştık

Mehtabı kırılmış dal uçlarından


Ahmet Hamdi Tanpınar


Her Şey Yerli Yerinde




Her şey yerli yerinde; havuz başında servi

Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan

Eşya fışkırmış gibi tılsımlı bir uykudan,

Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi.


Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,

Serpilen aydınlıkta dalların arasından

Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman

Sessizlik döküyor yerde yaprak yaprak.


Biliyorum gölgede senin uyuduğunu

Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin

Hazların âleminde yumulmuş kirpiklerin,

Yüzünde bir tebessüm, bu ağır öğle sonu.


Belki rüyalarındır bu taze açmış güller,

Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde.

Bitmeden aşk türküsü kumruların sesinde;

Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner.


Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda

Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan.

Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan

Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgârda.


Ahmet Hamdi Tanpınar


Karışan Saatler İçinde




Karışan saatler içinde hâtırana

Bazı sabahlarla ikindiler yan yana,

Değişik gülleri sanki tek bir baharın;

Bâkir hülyasıyla beyaz ve ürkek yarın,

O sükût bahçesi, ufkunda kuş yerine

Hasret kanat çırpar düşünen ellerine...


Hep aynı nağmede çılgın dolaşan yaylar,

Bir yıldız kervanı gibi haftalar, aylar

Hep aynı hayalin peşinde bu yolculuk,

Hep gül yangını ve bahar sıtması ufuk...


Tenha bir ucunda gecenin bir sır gibi

Fısıldanan adın kardeş, dost ve sevgili,

Durgun havuzların süsü ten rengi çiçek

Bir mevsim cümbüşü içinde süzülerek

Ömrün gecesinde ve kader rüzgârında

Bir ürperme olur çıplak omuzlarında...



Ahmet Hamdi Tanpınar



Kış Bahçesi'nden




Ne güzeldi o kış bahçesinde

Güllerin çok derinlerde çalışan uykusu

Sana bir bahar hazırlamak için.


Dallar, filizler, eski masal dilberleri gibi

Hüzne ve hülyaya gömülmüş

Doğmamış çocuklara

Ninni söylüyorlardı sanki...

Ana rahmi gibi sıcak ve yüklü idi hava

İyi mayalanmış hamur gibi

Gizli nabızlarla atıyordu toprak



Ahmet Hamdi Tanpınar


Leyla




Bu akşam rüyamda Leyla'yı gördüm

Derdini ağlarken yanan bir muma;

İpek saçlarını elimle ördüm,

Ve bir kemend gibi taktım boynuma

Bu akşam rüyamda Leyla'yı gördüm.


Leyla...Ela gözlü bir çöl ahusu

Saçları bahtından daha siyahtır.

Kurmuş diye sevda yolunda pusu

Döktüğü gözyaşı, çektiği ahdır.

Leyla...Ela gözlü bir çöl ahusu.


Bir damla inciydi kirpiklerinde,

Aşkın ızdırapla dolu rüyası

Bir başka güzellik var kederinde

Bir başka alem ki ruhunun yası

Sessiz incileşir kirpiklerinde.



Ahmet Hamdi Tanpınar


Mavi, Maviydi Gökyüzü




Mavi, maviydi gökyüzü

Bulutlar beyaz, beyazdı

Boşluğu ve üzüntüsü

İçinde ne garip yazdı...


Garip, güzel, sonra mahzun

Işıkla yağmur beraber,

Bir türkü ki gamlı, uzun,

Ve sen gülünce açan güller.


Beyaz, beyazdı bulutlar

Gölgeler buğulu, derin;

Ah o hiç dinmeyen rüzgâr

Ve uykusu çiçeklerin.


Mor aydınlıkta bir çınar

Veya kestane dibinde;

Mahmur süzülen bakışlar

İkindi saatlerinde...


Birden gülümseyen yüzün

Sabahların aynasında

Ve beni çıldırtan hüzün

İki bakış arasında.


kim bilir şimdi nerdesin

senindir yine akşamlar

merdivende ayak sesin

rıhtım taşında gölgen var



Ahmet Hamdi Tanpınar



Ne İçindeyim Zamanın




Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpare, geniş bir anın

Parçalanmaz akışında.


Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgarda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.


Başım sükutu öğüten

Uçsuz bucaksız değirmen;

İçim muradına ermiş

Abasız, postsuz bir derviş.


Kökü bende bir sarmaşık

Olmuş dünya sezmekteyim,

Mavi, masmavi bir ışık

Ortasında yüzmekteyim.



Ahmet Hamdi Tanpınar



Özlem




Kime dokunsam sensin

Kimi çağırsa dudaklarım...

Başımın tacı, canım efendim.

Görünmez çığlıklarımı gören

Eğilmez başımı öpensin.

Sen bir deniz derinliğisin

Uslanmak bilmez kederler ülkesi...

Coşup yağan fırtına sessizliğim

Kül kedisi yorgunluğunda kalbim

Masalcı ninesini arıyor



Ahmet Hamdi Tanpınar


Raks




Tılsımlı çocuğu saf aydınlığın

Bu kadın vücudu beyaz ve çıplak.

Eşiğinde sanki sonsuz varlığın

Her an değişiyor dönüp uçarak.


Ve gülümseyerek öyle derinden

Her lâhza başka şey ve hep kendisi

Bir başka yıldızdan veya alevden

Anın ve hareketin mucizesi.


Arkasında ritmin geniş rüzgarı

Bir gül kasırgası gibi enginde.

Savruluyor yüzü, çılgın kolları

Yarattığı zaman bahçelerinde.


Her an değişiyor, yelken, gül, kanat

Bütün burçlarıyla uzanmış gece.

Defneler önünde şaha kalkan at

Zihnin eşiğinde ürkek düşünce.


Her lâhza başka şey ve hep kendisi

Yaralı bir ceylân gibi bakarak,

Anın ve hareketin mucizesi

Uçuyor, duruyor, bekliyor... çıplak.


Ve ümitsiz avı bin sonsuzluğun

Bekliyor ruhunun eşiklerinde.

Tılsımlı kaderi her susuzluğun

Bir gül fırtınası gibi derinde.



Ahmet Hamdi Tanpınar



Rıhtımda Uyuyan Gemi




Rıhtımda uyuyan gemi

Hatırladın mı engini?

Sert dalgaları, yosunu

Suların uğultusunu?


N'olur bir sabah vakti

Çağırsa bizi sonsuzluk

Birden demir alsa gemi

Başlasa güzel yolculuk.


Yırtılan yelkenler gibi

Enginle başbaşa kalsak.

Ve bir şafak serinliği

İçinde, uykuya dalsak.


Rımtımda uyuyan gemi

Hatırladın mı engini?

Gidip de gelmeyenleri

Beyhude bekleyenleri?



Ahmet Hamdi Tanpınar


Sabah




Serin rüzgarlara pencereni aç

Karşında fecirle değişen ağaç.

Bak, seyret ağaran rengini ufkun

Mahmur gözlerinde süzülsün uykun.

Bırak saçlarınla oynasın rüzgar

Gümüş çıplaklığı bir başka bahar

Olan vücudunu ondan gizleme.

Ne varsa hepsini boyun, saç, meme.

Esirden dudaklar okşasın sevsin

Mademki geceden daha güzelsin.



Ahmet Hamdi Tanpınar


Selam Olsun




Selam olsun bizden güzel dünyaya,

Bahçelerde hala güller açar mı?

Selam olsun sonsuz güneşe, aya,

Işıklar, gölgeler suda oynar mı?

Hepsi güzeldi.Kar, tipi, fırtına,

Günlerin geçişi, ardı ardına.

Hasretsiz bir kanat şakırtısına,

Mavi gökte kuşlar yine uçar mı?

Uzak, çok uzağız şimdi ışıktan,

Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan.

Dönmeyen gemiler olduk açıktan,

Adınızı soran, arayan var mı?



Ahmet Hamdi Tanpınar


Sen ve Ben




İçme, ilk yudumda zehirler seni

Bahtın kadehime döktüğü şarap.

Her akşam koynunda uyutur beni,

Her sabah alnımdan öper ızdırap.


Sen, yirmi yaşında bir baharsın ki

Gölgende neş'enin rüzgârı eser.

Düşünen alnımda benim her çizgi

Baharı olmayan bir kışa benzer


Sana ufuklar “Gel! ” diye bağırır,

Ellerinde çiçek haykırarak

Seni gür sesiyle hayat çağırır,

Beni de çiğneyip geçtiğin toprak...


Ahmet Hamdi Tanpınar



SONBAHAR




Durgun havuzları işlesin bırak

Yaprakların güneş ve ölüm rengi,

Sen kalbini dinle,ufkuna bak.


Düşünme mevsimi inleten rengi

Elemdir mest etsin ruhunu

Eser rüzgarların durgun ahengi.


Yan yana sessizce mevsimle keder

Hicrana aldanmış kalbimde gezin

Esen rüzgarlara sen kendini ver.


Ahmet Hamdi Tanpınar


YAĞMUR




Uyu! Gözlerinde renksiz bir perde,

Bir parça uzaklaş kederlerinden;

Bir ruh gülümsüyor gibi derinden,

Mehtâbın ördüğü saatler nerde?


Varsın bahçelerde rüzgâr gezinsin,

Yağmur ince ince toprağa sinsin,

Bir başka âlemden gelmiş gibisin

Dalmış gözlerinle pencerelerde.


Ahmet Hamdi Tanpınar


ANNEM İÇİN




Bir günümüz bile sensiz geçmezken

Şimdi mezarına hasretiz anne...


Issız bir mezarlık, kimsesiz bir yer

Gölgesinde ulu, loş bir mâbedin

Bir yığın toprakla bir parça mermer

Sırrıyla haşr olmuş orda ebedin.


Bir yığın toprakla bir parça mermer,

Üstünde yazılı yaşınla, adın;

Baş ucunda matem renkli serviler

Hüznüyle titreşir sanki hayatın.


Seni gömdük anne yıllarca evvel

Göz yaşlarımızla bu ıssız yere

Kimsesiz bir akşam ziyaya bedel

Matem dağıtırken hasta kalblere.


Kimsesiz bir akşam, ezelden yorgun

Hüznüyle erirken Dicle de sessiz,

Öksüzlük denilen acıyla vurgun

Bir başka ölüydük bu toprakta biz.


Ahmet Hamdi Tanpınar

Bu konuyu yazdır

TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca