Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,374

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Tom Selleck Kimdir? Biyografisi
Yazar: RasitTunca - 09-09-2018, 05:45 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



Tom Selleck Kimdir? Biyografisi

Tom Selleck, 29 Ocak 1945 tarihinde ABD, Michigan, Detroit‘de Martha ve Roberak doğmuştur. Tam adı Thomas William Selleck’dir. Babası rus, annesi iskoç’dur. Robert, Martha ve Daniel adlarında 3 kardeşi vardır. Küçüklüğünde Los Angeles‘de Sherman Oaks’a taşınmışlar. 1962 yılında Los Angeles’de Grant Lise’sinden mezun oldu.

Tom Selleck kimdir, 1980-1988 yılları arasında TRT 2‘de yayınlanan “Magnum” dizisi ile tanınmıştır.

Gençliğinde mankenlik de yapan Tom Selleck, basketbol bursu ile University of Southern California‘da İş yönetimi okudu. Drama öğretmeninin tavsiyesi ile en eski oyunculuk okulları ve tiyatrolarından biri olan Los Angeles’da Beverly Hills Playhouse‘da oyunculuk okumuştur.

1967-1973 yılları arasında Kaliforniya Ulusal Muhafız Ordusunda görev yaptı.

1976 yılında Farrah Fawcett‘in de oynadığı “Charlie’nin melekleri” adlı televizyon dizisinde Dr. Alan Samuelson rolünde oynadı.

1980-1988 yılları arasında TRT 2‘de yayınlanan “Magnum” dizisi ile tanınmıştır. Pepsi-Cola gibi ürünlerin TV reklamlarında yer aldı.

Evlilikleri :

1.eşi: 15 Mayıs 1971 tarihinde model Jacqueline Ray ile evlendi. 10 Ağustos 1982 tarihinde boşandı.
2.eşi: 7 Ağustos 1987 tarihinde Jillie Mack ile evlendi. Hannah Margaret Selleck adında bir kızı vardır.

Ödülleri:
1985 – 42.Altın Küre Ödülleri En İyi TV Oyuncusu (Magnum)

Filmleri ve Dizileri :
Senaryo :
2009 – Jesse Stone: Thin Ice (Sinema Filmi)
2006 – Jesse Stone: Cennette Ölüm (TV Filmi)

Yapımcı :
2007 – Jesse Stone: Değişim (TV Filmi)

Oyuncu :
2012 – Jesse Stone: Benefit of the Doubt (Jesse Stone) (TV Filmi)
2011 – Jesse Stone: Innocents Lost (Jesse Stone) (TV Filmi)
2010 – Killers (Bay Kornfeldt) (Sinema Filmi)
2010 – Blue Bloods (Frank Reagan) (TV Dizisi)
2007 – Robinson Ailesi (Seslendirme) (Sinema Filmi)
2007 – Jesse Stone: Değişim (Jesse Stone) (TV Filmi)
2006 – Jesse Stone: Gece Görevi (Jesse Stone) (TV Filmi)
2006 – Jesse Stone: Cennette Ölüm (Jesse Stone) (TV Filmi)
2004 – Ike: Countdown to D-Day (Dwight D. Eisenhower) (Sinema Filmi)
2001 – Crossfire Trail (Rafe Covington) (Sinema Filmi)
1999 – The Love Letter (George Matthias) (Sinema Filmi)
1997 – Vücut Dili (Peter Malloy) (Sinema Filmi)
1995 – Kırık Hayaller (Timothy Nash) (Sinema Filmi)
1994 – Friends (Dr. Richard Burke) (TV Dizisi)
1993 – Intimate Portrait (Kendisi) (TV Dizisi)
1992 – Mr. Baseball (Jack Elliot) (Sinema Filmi)
1992 – Christopher Columbus: The Disc… (Kral Ferdinand) (Sinema Filmi)
1992 – Akrabalar (Jon Aldrich) (Sinema Filmi)
1990 – Üç Adam ve Bir Küçük Hanım (Peter Mitchell) (Sinema Filmi)
1990 – Kanlı Kıta (Matthew Quigley) (Sinema Filmi)
1989 – Güzel Sanık (Phil Blackwood) (Sinema Filmi)
1989 – An Innocent Man (Jimmie Rainwood) (Sinema Filmi)
1987 – Üç Adam ve Bir Bebek (Peter Mitchell) (Sinema Filmi)
1987 – Biography (Kendisi) (TV Dizisi)
1984 – Runaway (Jack R. Ramsay) (Sinema Filmi)
1984 – Hızlı Soyguncu (Nick) (Sinema Filmi)
1983 – The 55th Annual Academy Awards (Kendisi) (TV Filmi)
1983 – Maceracılar (Patrick) (Sinema Filmi)
1982 – The Shadow Riders (Mac Traven) (Sinema Filmi)
1980 – 1988 – Magnum (Thomas Sullivan Magnum ) (TV Dizisi)
1978 – The Gypsy Warriors (Theodore Brinkenhoff) (Sinema Filmi)
1978 – Koma (Sean Murphy) (Sinema Filmi)
1976 – Midway (Sinema Filmi)
1976 – Charlie’nin melekleri (Dr. Alan Samuelson) (TV Dizisi)
1971 – The Seven Minutes (Phil Sanford) (Sinema Filmi)
1970 – Myra Breckinridge (Stud) (Sinema Filmi)

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Burt Reynolds Kimdir? Biyografisi
Yazar: RasitTunca - 09-09-2018, 05:25 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



Burt Reynolds Kimdir? Biyografisi

Burt Reynolds, 11 Şubat 1936 tarihinde ABD, Georgia, Waycross'de Fern H. (Miller) ve Burton Milo Reynolds çiftinin oğlu olarak doğmuştur. Tam adı Burton Leon Reynolds Jr.'dır. Palm Beach Lisesinden 1954 yılında mezun oldu. Üniversite için Florida'ya taşındı, futbol bursuyla Florida State Üniversitesinde iki sene okudu. Sakatlanınca 1958 yılında futbolu ve okulu bırakarak sinema oyuncusu olmak için New York'a gitti.

1955 yılında "Gunsmoke" adlı televizyon dizisinde oynamaya başladı. Ardından 1959yılında "Riverboat", 1966 yılında Dedektif Teğmen John Hawk rolünü oynadığı "Hawk" adlı dizide rol aldı.

1973 yılında "Shamus - Şahane vurgun" adlı sinema Filminde özel dedektif Shamus McCoy karakterini canlandırarak popülaritesini arttırdı.

Çılgın - Smokey and the Bandit sinema filminin 3 serisinde de oynayarak hafızalara kazındı.

1984 yılında "Şehir Isısı - City Heat" adlı sinema filminde Mike Murphy karakterini canlandırırken Clint Eastwood ile birlikte oynadı.

1988 yılında "Zor ölüm" filmindeki John McClane rolü teklif edildi ama kabul etmeyince rol Bruce Willis'e verildi.

1990 yılında başlayan "Evening Shade" dizisindeki rolü için Emmy Ödülü kazandı.

2001 yılında "Yarışçı"- "Driven" adlı filmde Sylvester Stallone ile beraber oynadı. 2005 yılında "En Uzun Mesafe" adlı filmde Adam Sandler ile birlikte rol aldı.

Burt Reynolds, 28 Haziran 1963 tarihinde oyuncu Judy Carne ile evlendi. 9 Temmuz 1965 tarihinde boşandı.

1970'lerin başında kendinden 20 yaş büyük sinema oyuncusu Dinah Shore ile uzun yıllar aşk yaşadı.

29 Nisan 1988 tarihinde oyuncu Loni Anderson ile evlendi ve 17 Haziran 1994 tarihinde boşandı. Quinton Anderson Reynolds (d.31 Ağustos 1988) adında bir oğlu vardır.

Ocak 1998 ayında Pam Seals ile nişanlandı.
Buɾton Leon Reynolds, iki evlilik yaρtı. Reynolds, ilk evliliğini Judy Caɾne ile yaρtı. sozkimin.com Bu evliliği 2 yıl süɾdü. 2. evliliğini ise Loni Andeɾson ile yaρan Reynolds'Un bu evliliği ise 5 yıl devam etti.

Amerikalı Hollywood yıldızı Burt Reynolds, 82 yaşında hayata gözlerini yumdu. Ünlü Hollywood yıldızı Burt Reynolds, Florida'daki bir hastanede ani kalp durması sonucu hayatını kaybetti. Burt Reynolds 82 yaşındaydı. Sinema tarihine adını altın harflerle yazdıran Burt Reynolds'ın son filmi Defining Moments'ın çekimleri tamamlanmıştı ve bu yılın aralık ayında vizyona girmesi planlanıyordu.

Reynolds, 1970'lerde oynadığı Smokey and the Bandit ve Deliverance dizileriyle şöhrete kavuşmuştu.

Filmografie

   1961: Angel Baby
   1961: Panzer nach vorn (Armored Command)
   1965: Operation C.I.A.
   1966: Kopfgeld: Ein Dollar (Navajo Joe)
   1968: Auf der Jagd nach dem verlorenen Gold (Impasse)
   1969: 100 Gewehre (100 Rifles)
   1969: Sam Whiskey
   1969: Outsider (Shark!)
   1970: Abenteuer In Neuguinea (Skullduggery)
   1972: Auf leisen Sohlen kommt der Tod (Fuzz)
   1972: Beim Sterben ist jeder der Erste (Deliverance)
   1972: Was Sie schon immer über Sex wissen wollten, aber bisher nicht zu fragen wagten (Everything You Always Wanted to Know About Sex, But Were Afraid to Ask)
   1973: Der Spürhund (Shamus)
   1973: Der Tiger hetzt die Meute (White Lightning)
   1973: Der Mann, der die Katzen tanzen ließ (The Man Who Loved Cat Dancing)
   1974: Die härteste Meile (The Longest Yard)
   1975: At Long Last Love
   1975: Ein Supertyp haut auf die Pauke (W.W. And The Dixie Dancekings)
   1975: Straßen der Nacht (Hustle)
   1975: Abenteurer auf der Lucky Lady (Lucky Lady)
   1976: Mel Brooks’ letzte Verrücktheit: Silent Movie (Silent Movie)
   1976: Mein Name ist Gator (Gator)
   1976: Nickelodeon
   1977: Ein ausgekochtes Schlitzohr (Smokey and the Bandit)
   1977: Zwei ausgebuffte Profis (Semi-Tough) – Regie: Michael Ritchie
   1978: Nobody Is Perfect (The End)
   1978: Um Kopf und Kragen (Hooper)
   1979: Auf ein Neues (Starting Over)
   1980: Der Löwe zeigt die Krallen (Rough Cut)
   1980: Das ausgekochte Schlitzohr ist wieder auf Achse (Smokey and the Bandit II)
   1981: Auf dem Highway ist die Hölle los (The Cannonball Run)
   1981: Ich brauche einen Erben (Paternity)
   1981: Sharky und seine Profis (Sharky’s Machine)
   1982: Das schönste Freudenhaus in Texas (The Best Little Whorehouse in Texas)
   1982: Zwei dicke Freunde (Best Friends)
   1983: Das ausgekochte Schlitzohr III (Smokey and the Bandit Part 3)
   1983: Der rasende Gockel (Stroker Ace)
   1983: Frauen waren sein Hobby (The Man Who Loved Women)
   1984: Auf dem Highway ist wieder die Hölle los (The Cannonball Run II)
   1984: City Heat – Der Bulle und der Schnüffler (City Heat)
   1985: Sie nannten ihn Stick (Stick)
   1986: Uphill All The Way
   1987: Heat – Nick, Der Killer (Heat)
   1987: Malone
   1987: Rent-a-Cop
   1988: Eine Frau steht ihren Mann (Switching Channels)
   1989: Die Anwältin (Physical Evidence)
   1989: Die Traumtänzer (Breaking In)



   1989: Charlie – Alle Hunde kommen in den Himmel (All Dogs Go To Heaven, Stimme)
   1990: Love Games (Modern Love)
   1993: Ein Cop und ein Halber (Cop and ½)
   1995: Der Psychopath (The Maddening)
   1996: Frankenstein And Me
   1996: Baby Business (Citizen Ruth)
   1996: Striptease
   1996: Bullet Point (Mad Dog Time)
   1996: Raven
   1997: Wally Sparks – König des schlechten Geschmacks (Meet Wally Sparks)
   1997: Bean – Der ultimative Katastrophenfilm (Bean – The Movie)
   1997: Boogie Nights
   1998: Crazy Six
   1999: Im Mond des Jägers (The Hunter’s Moon)
   1998: Waterproof
   1999: Pups
   1999: Big City Blues
   1999: Stringer
   1999: Mystery – New York: Ein Spiel um die Ehre (Mystery Alaska)
   2000: Second Chance – Alles wird gut (The Crew)
   2000: Letzte Ausfahrt Hollywood (The Last Producer)
   2001: Driven
   2001: Verführe mich! (Tempted)
   2001: Hotel
   2001: Der Himmel von Hollywood (The Hollywood Sign)
   2001: Auf Herz und Nieren
   2002: Snapshots
   2002: Miss Lettie and Me
   2002: Time of the Wolf
   2003: The Librarians
   2004: Trouble ohne Paddel (Without a Paddle)
   2005: Spiel ohne Regeln (The Longest Yard)
   2005: Ein Duke kommt selten allein (The Dukes of Hazzard)
   2006: Cloud 9
   2006: End Game
   2006: Forget About It
   2006: Verbraten und Verkauft (Grilled)
   2006: Broken Bridges
   2007: Schwerter des Königs – Dungeon Siege (In the Name of the King: A Dungeon Siege Tale)
   2007: Randy and the Mob
   2008: All in – Alles oder nichts (Deal)
   2008: Delgo (Stimme)
   2008: A Bunch of Amateurs
   2011: Not Another Not Another Movie
   2014: Category 5
   2017: Apple of My Eye (Direct-to-DVD)
   2017: The Last Movie Star
   2017: Miami Love Affair
   2018: Shadow Fighter

Fernsehen
Burt Reynolds (2011)


   1959: M Squad (Folge The Teacher)
   1959: Schlitz Playhouse Of Stars (Folge You Can’t Win ’Em All)
   1959: The Lawless Years (Folge The Payoff)
   1959–1960: Riverboat (21 Folgen)
   1960: Playhouse 90 (Folgen The Velvet alley und Alas, Babylon)
   1960: Johnny Ringo (Folge The stranger)
   1960: Alfred Hitchcock präsentiert (Alfred Hitchcock presents, Folge Escape To Sonoita)
   1960: Lock Up (Folge The Case Of Alexis George)
   1960–1961: The Blue Angels (Folgen Fire Flight und Powder Puff Pilot)
   1960–1961: The Aquanauts (Folgen The Big Swim und The Kidnap Adventure)
   1961: Ein Fall für Michael Shayne (Michael Shayne, 1 Folge)
   1961: Abenteuer im Wilden Westen (Zane Grey Theater, Folge Man From Everywhere)
   1961: The Brothers Brannagan (Folge Bordertown)
   1961: Naked City (Folge Requiem For A Sunday Afternoon)
   1961–1962: Everglades (Folgen Greed of The Glades und Friday’s Children)
   1962: Route 66 (Folge Love Is A Skinny Kid)
   1962: Perry Mason (Folge The Case Of The Counterfeit Crank)
   1962–1965: Rauchende Colts (Gunsmoke, 50 Folgen)
   1963: Unglaubliche Geschichten (The Twilight Zone, Folge The Bard)
   1965: Branded (Folge Now Join The Human Race)
   1965: Flipper (Folgen Dolphin In Pursuit Part 1 und Dolphin In Pursuit Part 2)
   1965: 12 O’Clock High (Folgen Show Me A Hero, I’ll Show You A Bum und The Jones Boys)
   1965–1968: The F.B.I. (Folgen All The Streets Are Silent und Act Of Violence)
   1966: Hawk (17 Folgen)
   1967: Gentle Ben (Folge Voice From The Wilderness)
   1968: Fade-In
   1968: Premiere (Folge Lassiter)
   1970: Double Jeopardy
   1970: Love, American Style (Folge Love and the Banned Book/Love and the First Nighters/Love and the King)
   1970: Hunters Are For Killing
   1970: Der Mörder Meines Bruders (Run, Simon, Run)
   1970–1971: Dan Oakland (26 Folgen)
   1981–2010: Entertainment Tonight
   1986: Golden Girls (Folge Die Damen der Nacht/Ladies Of The Evening)
   1986: Shattered If Your Kid’s On Drugs
   1987–1991: Mein Vater ist ein Außerirdischer (Out Of This World, nur Stimme)
   1989–1990: B.L. Stryker (12 Folgen, davon 3 Folgen Regie, auch Ausführender Produzent)
   1990–1994: Daddy schafft uns alle (80 Folgen, davon 34 Folgen Regie, 1 Folge Ausführender Produzent, 3 Folgen Storyvorlage)
   1993: Wind In The Wire
   1993: Unser Coach ist der Beste (The Man From Left Field) (auch Regie und Produktion)
   1994: The Great Battles of the Civil War (Stimme)
   1996: The Cherokee Kid
   1997: Raven
   1997: Duckman: Private Dick/Family Man (Folge Das Sub, Stimme)
   1997: King Of The Hill (Folge The Company Man, Stimme)
   1998: Universal Soldier 2 – Brüder unter Waffen (Universal Soldier II: Brothers in Arms)
   1998: Universal Soldier 3 – Blutiges Geschäft (Universal Soldier III: Unfinished Business)
   1998: Logan – Ein Bulle unter Verdacht (Hard Times) (auch Regie und Casting)
   1999: Logan – Das zweite Gesicht (Hard Time: The Premonition)
   1999: Logan – Im Hotel des Todes (Hard Time: Hostage Hotel)
   2000: History vs. Hollywood (3 Folgen)
   2002: Akte X – Die unheimlichen Fälle des FBI (The X Files, Folge Improbable, dt. Sechs und Neun)
   2002: Johnson County War
   2002: Miss Lettie and Me
   2003: Hard Ground
   2003–2004: Ed – Der Bowling-Anwalt (Ed, Folgen The Proposal und Pressure Points)
   2005: King of Queens (The King of Queens, Folge Hi, School)
   2005: Duck Dodgers (Folge Master & Disaster/All in the Crime Family, Stimme)
   2006: Freddie (Folge Mother of All Grandfathers)
   2006–2009: My Name Is Earl (Folge Jump for Joy)
   2010: Burn Notice (Folge Past & Future Tense)
   2011: Hollywood’s Top Ten
   2011: Liebe und andere Hindernisse (Reel Love)
   2013: Fast N’ Loud (Doppelfolge Gas Monkey Bandit Car)

Auszeichnungen und Nominierungen

   1971 Golden-Globe-Nominierung als „Bester Serien-Hauptdarsteller – Drama“ in Dan Oakland
   1975 Golden-Globe-Nominierung als „Bester Hauptdarsteller – Komödie oder Musical“ in Die härteste Meile
   1979 People’s Choice Award als „Beliebtester Unterhaltungskünstler“
   1979 People’s Choice Award als „Beliebtester Filmschauspieler“
   1980 American Movie Award als „Beliebtester Filmschauspieler“
   1980 Golden-Globe-Nominierung als „Bester Hauptdarsteller – Komödie oder Musical“ in Auf ein Neues
   1980 People’s Choice Award als „Beliebtester Filmschauspieler“
   1982 People’s Choice Award als „Beliebtester Unterhaltungskünstler“
   1982 People’s Choice Award als „Beliebtester Filmschauspieler“
   1983 People’s Choice Award als „Beliebtester Unterhaltungskünstler“
   1983 People’s Choice Award als „Beliebtester Filmschauspieler“
   1984: Nominierung für die Goldene Himbeere als „Schlechtester Schauspieler“ für Auf dem Highway ist wieder die Hölle los und City Heat
   1984 People’s Choice Award als „Beliebtester Filmschauspieler“ (zusammen mit Clint Eastwood)
   1989: Nominierung für die Goldene Himbeere als „Schlechtester Schauspieler“ für Rent-a-Cop und Eine Frau steht ihren Mann
   1991 Emmy als „Herausragender Hauptdarsteller in einer Comedyserie“ in Daddy schafft uns alle (Evening Shade)
   1991 Golden-Globe-Nominierung als „Bester Serien-Hauptdarsteller – Komödie oder Musical“ in Daddy schafft uns alle
   1991 People’s Choice Award als „Beliebtester Darsteller in einer neuen Fernsehserie“
   1992 Emmy-Nominierung als „Herausragender Hauptdarsteller in einer Comedyserie“ in Daddy schafft uns alle
   1992 Golden Globe als „Bester Serien-Hauptdarsteller – Komödie oder Musical“ in Daddy schafft uns alle
   1993 Golden-Globe-Nominierung als „Bester Serien-Hauptdarsteller – Komödie oder Musical“ in Daddy schafft uns alle
   1994 Goldene Himbeere als „Schlechtester Schauspieler“ in Ein Cop und ein halber
   1997: Nominierung für die Goldene Himbeere als „Schlechtester Nebendarsteller“ für Striptease
   1997 Goldene Himbeere als „Schlechtestes Leinwandpaar“ in Striptease (zusammen mit Demi Moore)
   1998 Oscar-Nominierung als „Bester Nebendarsteller“ in Boogie Nights
   1998 BAFTA-Nominierung als „Bester Nebendarsteller“ in Boogie Nights
   1998 Golden Globe als „Bester Nebendarsteller“ in Boogie Nights
   1998 Los Angeles Film Critics Association Award als „Bester Nebendarsteller“ in Boogie Nights
   1998 National Society of Film Critics Award als „Bester Nebendarsteller“ in Boogie Nights
   1998 Satellite Award als „Bester Nebendarsteller“ in Boogie Nights
   2002: Nominierung für die Goldene Himbeere als „Schlechtester Nebendarsteller“ für Driven
   2002: Nominierung für die Goldene Himbeere als „Schlechtestes Leinwandpaar“ für Driven (zusammen mit Sylvester Stallone)
   2006 Goldene Himbeere-Nominierung als „Schlechtester Nebendarsteller“ in Ein Duke kommt selten allein und Spiel ohne Regeln
   2007 World Stunt Award für das Lebenswerk
   2009 Goldene Himbeere-Nominierung als „Schlechtester Nebendarsteller“ in All in - Alles oder nichts und Schwerter des Königs - Dungeon Siege
Diskografie
Chartplatzierungen
Erklärung der Daten
Singles[13]
Let’s Do Something Cheap and Superficial
  US 88 08.11.1980 (5 Wo.)
Alben

   1973: Ask Me What I Am

Singles

   1973: Till I Get It Right / A Room For A Boy Never Used
   1973: I Like Having You Around / She’s Taken A Gentle Lover
   1980: Let’s Do Something Cheap & Superficial / Pickin’ Lone Star Style


Bu konuyu yazdır

Dini-1 Salih Müslüman olarak yaşayıp, imanla ölmek için, neler yapmalı?
Yazar: RasitTunca - 09-08-2018, 08:03 AM - Forum: Dini Genel Bilgiler - Yorum Yok



Salih Müslüman olarak yaşayıp, imanla ölmek için, neler yapmalı?

Kurtuluş için yedi geçit

Sual: Salih Müslüman olarak yaşayıp, imanla ölmek için, neler yapmalı?
CEVAP
Dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmek gerekir. Şu yedi geçidi geçen, muradına kavuşur. Bu geçitler: 1- İlim, 2- Pişmanlık, 3- Eşkıya, 4- Bela, 5- Sebep, 6- İhlâs, 7- Şükür.

1- İlim geçidi: İlimsiz bir şey olmaz. İlim öğrenmek herkese farzdır. İlim, gerçek bir rehberdir. İlim başlara taçtır, herkes ona muhtaçtır. Doğru ibadet yapabilmek, hakkı bâtıldan ayırmak için, ilim öğrenmek şarttır. İlmi bugün bir kişiden öğrenemeyeceğine göre, gerçek İslâm âlimlerinin yazdıkları muteber eserleri okuyup öğrenmek gerekir. İlim ve âlimler çok kıymetlidir. Birkaç hadis-i şerif meali:
(Âlimle oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.) [Hakim]

(Âlimin nefesi zikir ve tesbihtir.) [Deylemi]

(Allahü teâlâ cahilin bir günâhını affetmeden önce, âlimin kırk günâhını affeder.) [Ebu Nuaym, Hatib]

(Âlimin iki rekât namazı, cahilin bin rekâtından daha hayırlıdır.) [Şirazi]

(Âlimlerin uykusu ibadettir.) [İ. Gazali, İ. Rabbani, T. Kurtubi muhtasarı]

Âlim, yatarken sabah namazına kalkacağım, yarın şu faydalı işleri yapacağım diye niyet ederek uyur ve uykusu ibadet olur. Âlimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır. Cahil, ibadet ediyorum diye bid’at işleyebilir, günaha ve küfre düşebilir. Hakkı söyleyeceğim diye fitneye sebep olabilir. Onun için (Cahille bal yeme, âlimle taş taşı) demişlerdir. İlmi ağaca benzetirsek, ibadet bu ağacın meyvesi gibidir. Ağaç olmadan meyve olmaz. Fakat meyvesiz ağacın az da olsa kıymeti vardır. Odun olarak istifade edilebilir. Bunun için ilmiyle âmil olmayan âlim, muma benzetilir. Başkalarını aydınlattığı halde, kendisini yakıp bitirir. Herkesin, tevhid ilminden doğru itikadı bilecek kadar öğrenmesi ve namaz oruç gibi ibadetler için lüzumlu ilimleri bilmesi farzdır. İlim geçidi, meşakkatlıysa da, hedefe ulaşabilmek için geçilmesi şarttır. İhlâssız ve ibadetsiz, bu geçit geçilemez. Bir hadis-i şerif meali:
(Âlimlere övünmek, cahillerle tartışıp onları susturmak, insanların takdirini kazanmak için ilim öğrenen, Cehenneme gider.) [Tirmizi]

Peygamber efendimiz, miraç gecesi Cehennemdekilerin çoğunun fakirler olduğunu görmüştü. Bu fakirlerin, mal para fakiri değil, ilim fakirleri [cahiller] oldukları bildirilmiştir. O halde, Allahü teâlânın emir ve yasakları öğrenilip, ilmiyle âmil olmaya çalışılırsa, Allah’ın izniyle, bu engel geçilmiş olur.

2- Pişmanlık geçidi

İlim geçidini geçenin, günahları için tevbe etmesi gerekir. Tevbe etmeyen, ibadetlerinde başarılı olamaz; çünkü günahların yükü, ağırlığı perişanlığa sebep olur. Her günah bir bağ, bir engeldir. Bu bağları koparıp, engelleri aşarak iyilik yapmak zordur. Günahlar kalbi karartarak, her türlü hayra mani olur. Hayra koşma arzusu olmayan, günahlarla bağlanmış demektir. Günahlara pişman olmak ve kendinde hakkı olanların rızalarını almak farzdır. Tevbe, gazab-ı ilahiden korkup, rıza-i ilahiye kavuşmak için, günah işlememeye azmetmektir. Tevbenin doğru olabilmesi için gerekli dört şart şudur:
1- Bir daha günah işlemeyeceğine, kesin karar vermek,
2- İşlediği günahlara tevbe etmek, 3- Tevbe ettiği günahı tekrar yapacak güçte olmak. Mesela, eşkıyalık yapıp da, felçli olanın, (Artık eşkıyalık yapmayacağım) demesi abes olur. İstese de yapamaz. 4- Tevbe, sırf Allah’ın rızasına kavuşmak ve gazabından kurtulmak için yapılmalı. Dünyevi gayelerle yapılan tevbe, makbul değildir. Mesela, insanların korkusundan dolayı tevbe etmiş olmamalı. Midesi ağrıdığı için içkiyi bırakan, içkiyi bırakmış sayılmaz. Tevbe, pişmanlıktır. Bir hadis-i şerifte, (Günahlara pişmanlık, tevbedir) buyuruldu. (Hâkim)

Tekrar günah işleme korkusu, tevbeye mani değildir. Günahlar üç kısımdır:
1- Kazası farz olan günahlar. Bunlar için tevbe edip, kaza etmeye çalışmalı.
2- İçki ve kumar gibi günahlar için, tevbe edip bir daha yapmamalı.
3- Kul haklarıyla ilgili günahlar. Bunlar; mal, can, namus ve gıybetle ilgili olabilir.

Bu pişmanlık geçidinin, aşılması güçtür, bir an önce geçilmezse daha büyük zararlara sebep olur. Gecikmesi çok tehlikelidir. Günahla kalb kararır, pişman olup tevbe etmedikçe kalb temizlenmez. Eğer günahlarımız bizi korkutmuyor, ibadet etmeye zaman ve zemin bulamayıp doğru yola gelemiyorsak, kalbimiz kararmış demektir. Hiçbir günahı küçük görmemeli. Her gün tevbe ve istigfar etmeli. Bir hadis-i şerifte, (Günahına tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir) buyuruldu. (Taberani)

Günahlarımızı teker teker düşünerek ağlamalıyız. Kırık kalble Allahü teâlâya dua etmeliyiz! Mesela, (Ey Rabbim, kaçak kulun, âciz kulun, günahkâr kulun, kapına geldi. Senden af ve mağfiret diliyor. Günahlarımı affet, ömrümün kalan kısmında sana isyan etmekten beni koru! Çünkü her şey senin kudretindedir) diye dua ve tevbe etmeli. Bu engeli de geçmek için, (Günah işlerken acizlik göstermediğin gibi, tevbede de acizlik gösterme!) kuralını unutmamalı.

3- Eşkıya geçidi
Bu geçitte, insanı soyup soğana çevirecek dört eşkıya bulunur. Bunlar; dünya [faydasız iş], kötü arkadaş, şeytan ve nefstir.

Birinci eşkıya dünyadır; yani faydasız şeyler ve haramlardır. Dünya geçicidir. Dünyada yapılan iyilikler, ahiret içindir. Sonsuz olanı, geçici olana tercih etmeli. Dünyanın faydasız şeylerinden yüz çevirip, Allah için olan işlerle meşgul olmalı, salihlerle beraber olmaya çalışmalı. Bir hadis-i şerif meali: (Âlimin sohbetinde bulunmak, bin rekât nafile namazdan üstündür.) [İ. Gazali]

Allah’a bağlanmak için, uzun emelden, imkânsız olan muratlardan, hayal peşine düşmekten, insanı meşgul edecek faydasız düşüncelerden de, uzak durmalı. Allah sevgisinden başka, her sevgiyi kalbden çıkarmalı. Allah sevgisine götürecek şeyleri sevmek, Allah sevgisindendir. Allahü teâlâ, dünyanın Allah için olmayan her şeyine düşmandır. Allah’ı seven, O’nun sevmediklerine düşman olur, haramlardan zevk almaz; çünkü haram, ateş gibidir, hatta ateşten daha yakıcıdır. Ahiret ateşinin şiddetini düşünen, haram ateşine elini uzatmaktan son derece kaçar. Zehirli necaset, süslü bir pasta haline getirilse, altın tabak içine konsa, bilen biri onun süsüne, cilasına aldanmaz; ama pastanın içinde ne olduğunu bilmeyen, onu yiyebilir. Hatta bu çok hoş görünen pastayı yemediği için arkadaşını ayıplar, onu aptallıkla suçlar. Alkolik olan da, içki içmeyeni böyle ayıplar.

İkinci eşkıya kötü arkadaştır ki, şeytandan ve nefisten daha zararlıdır. Bir hadis-i şerif meali:
(Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir. Kiminle dostluk ettiğinize dikkat edin!) [Hâkim]

Kötü arkadaşı düzeltmek için, onunla düşüp kalkmaya çalışırsan, sen onun bir eğrisini düzeltmeye çalışırken, o senin on doğrunu bozar. Bir hadis-i şerifte, (Akıllı, diline sahip olur, zamanını iyi kullanır, işine yönelir ve en sağlam dostuna karşı da ihtiyatlı olur) buyuruldu. (Deylemi)

Tanımadıklardan zarar görmeyiz. Ne zarar görmüşsek, tanıdığımız kötülerden görmüşüzdür. Bunun için, kötü arkadaştan uzak durmalıdır.

Üçüncü eşkıya şeytandır. Şeytanın şerrinden kurtulabilmek için onun hilelerini bilmek gerekir. Nasıl ev sahibi uyanıkken eve hırsız giremezse, şeytan da uyanık olana hile yapamaz. İlim geçidini geçen, şeytanın yaptığı hileleri bilir, ona göre tedbirini alır.

Dördüncü eşkıya nefsimizdir. Nefis, o kadar ahmaktır ki, her istediği kendi zararınadır. Çok zararlı bir iç düşmandır. İçteki yaranın tedavisi zordur. Nefis, aynı zamanda, binek atımızdır. Nefis çok beslenirse azar, ele avuca sığmaz, azgın atın sürücüsünü yere attığı gibi yere vurur. Çok zayıflatmak da kötüdür. Onunla hayırlı işler yapılmaz. Gemle idare edecek kadar beslemeli.

4- Bela geçidi
İbadet ederken, gelecek şu belalara sabretmeli:
1- Rızık ve geçim derdi, gafilleri doğru ibadet etmekten alıkoyar. Her canlının rızkını, Allahü teâlâ verir. Sebeplere yapışarak, rızık için çalışmalı. Hem çalışmalı, hem de Allahü teâlâya tevekkül etmeli. Tevekkül, gerekli tedbirleri aldıktan sonra, neticeyi Allah’tan beklemektir. Rızık için tevekkül edenin, imanı kuvvetlidir. Bir hadis-i şerifte, (Eğer Allahü teâlâya hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç kalkıp, akşam tok dönen kuşlar gibi, sizin de rızkınızı verirdi) buyuruldu. (Tirmizi)

2- Kuruntu, huzurlu ibadet etmeyi önler. Bundan kurtulmanın çaresi, gerekli tedbirleri aldıktan sonra işin sonucunu Allah’a bırakmaktır; çünkü biz, bir şeyin sonucunun iyi mi, kötü mü olacağını bilemeyiz. Hayır sandığımız çok şey şerle sonuçlanabilir, şer sandığımız çok şey de hayırla sonuçlanabilir. Bir âbidin, şeytanı görmek için yaptığı dua, kabul olur. Şeytan buna, (Eğer 40 yıllık ömrün olmasaydı, şimdi seni öldürürdüm) der, gözden kaybolur. Âbid de, (Önce dünyadan murat alayım, 20 yıl hayatımı yaşarım, sonra tevbe ederim, nasıl olsa Allah tevbeleri kabul eder. Kalan 20 yılı da ibadetle geçiririm) diyerek ibadeti bırakır, sefahate dalıp felakete düşer. 20 yılı doldurmadan ölür. Tevbe etmeye fırsat kalmaz.

3- Belalar ibadet etmeyi engelleyebilir. Bir hastalık, bir bela gelince bağırıp çağırmak faydasızdır. Aksine zararlı olur. Bunun çaresi, Allah’ın takdirine razı olmaktır.

4- Belaların ve çekilen zahmetlerin getireceği perişanlıktan kurtulmanın çaresi sabretmektir. Sabırlı olmayan, başarılı olamaz. Dünya ve ahiret hayatını kazanmak isteyenin, açlığa, insanların kötülemesine ve çeşitli musibetlere sabretmesi gerekir. Allah’tan korkarak sabreden, sıkıntılardan kurtulur, muradına erer. Allahü teâlâ, Eyüp aleyhisselamı sabrından dolayı övmüştür. Bir anlık sabır, büyük hayırlara kavuşturur. Sabır, erişmek istenilen şeylerin anahtarıdır. Her hayra sabırla ulaşılır. Mukadder olan şey başa gelir, eğer sabredilirse ecri görülür. Sabredilmez, bağırılır, çağırılırsa, günaha girilir ve huzursuz olunur. Bir hadis-i kudside, (Kaza ve kaderime razı olmayan, belalara sabretmeyen, verdiğim nimetlere şükretmeyen, benden başka rab arasın!) buyuruldu. (Taberani)

Allahü teâlâ, sevdiklerini sıkıntılara maruz bırakır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(En şiddetli bela, Enbiya, evliya ve benzerlerine gelir.) [Tirmizi]

Allahü teâlânın gönderdiği bela ve sıkıntılara sabrederek göğüs germek, büyük nimettir. Sabredemeyen, felakete maruz kalır ve bu engelden geçemez.

5- Sebepler geçidi
Bu geçit, havf ve reca engelidir. Havf yani Allah korkusu, günah işlemeye engel olur. Nefsimiz, günah işlemeye meyyaldir. Korkmazsa, nefsi gemlemek mümkün olmaz. Salih bir zat, günah işlemek ister. Özel bir banyoya gider. Çok sıcak olan su, bu zatın elini yakar. Sıcakta fazla duramaz, bayılırken, kendini dışarı atar. Kendine gelince nefsine, (Şu sıcaklığa dayanamadın, Cehennem ateşine nasıl dayanırsın? Bunu bilerek Cehennemlik iş yapmak ahmaklıktır) der. Allah korkusu olmazsa nefis, ibadetlerindeki kusurları göremez, hatta ibadetiyle övünür. Bir zat, nefsine, (Salih gibi konuşur, münafık gibi iş yaparsın. Bu hâlinle, Cenneti nasıl istersin?) der.

Reca yani ümit, Allah’a ibadet etmeye sebep olur. İbadet nefse ağır gelir. Nefs, bu çektiklerinin karşılığının bire 10, bire 700, hatta daha fazla verileceğini bilirse, o zaman hayırlı işler pek ağır gelmez. Nimete kavuşmak için, sıkıntılara katlanır. İşin sonunda para alacağını ümit eden hamal, ağır yükleri yazın terleyerek, kışın üşüyerek seve seve götürür. Hasat zamanı ürün alacağını ümit eden çiftçi, bütün yıl, soğuk sıcak demeden çalışır. İşte nefse, Cennette hayal edilemeyen nimetlere kavuşmak için salih amel gerektiği anlatılırsa, ibadetler kolay gelir.

Bu geçidin, iki yanında tehlikeli iki yol vardır. Biri yeis [Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesme] yolu, diğeri de, güven [Allahü teâlânın azabından emin olma, korkmama] yoludur. Bu iki yol çok tehlikelidir. Bu yolda yürüyenler, uçuruma yuvarlanırlar. Orta yol ise havf ve reca [Allah’tan korkup, rahmetinden de ümidini kesmeme] yoludur. Bu yol, korkuyla karışık, sevgi ve ümit yoludur. İnsan, acizliğini düşünmeli, Allahü teâlânın azabının çok şiddetli olduğunu iyi bilmeli. Dünyada ilmine, ibadetine, soyuna ve hiç bir faziletine güvenmemeli. Allahü teâlâ, 80 bin yıl ibadet edip dünyada secde etmediği yer bırakmayan İblis’i, bir emrini yerine getirmediği için ebedi olarak kovdu. 80 bin yıllık ibadetini yüzüne çarptı. O halde, Allah’ın azabından emin olmayıp Ondan çok korkmalı.

Çok günahkâr da, Allah’tan ümit kesmemeli; çünkü Allah’ın rahmeti boldur. Eshab-ı kehfin köpeği bile, Cennete girecektir. Zâlimlerin şerrinden kaçıp, mağaraya giden müminlerin peşine düşen bir köpeğe, Rabbimiz böyle muamele ederse, ömrünü dine hizmet etmekle geçiren müminlere neler vermez? O halde günahım çok diye Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeli, ibadetim çok diye de, kendini garanti Cennetlik bilmemeli.

6- İhlâs geçidi
İbadet çok olsa da, ihlâs yoksa boştur. İhlâs, yalnız Allah rızası için yapmaktır. Kabul olmayan çok amel kıymetsizdir. Az da olsa, ihlâslı ve devamlı amel makbuldür. Bir hadis-i şerif meali:
(Allahü teâlâ, ancak ihlâsla yapılan ameli kabul eder.) [Nesai]

Altın bir vazoyu bir liraya satmak ahmaklıktır. Bir hayra karşılık Rabbimizin vereceği sevablar karşısında, kulların onu övmesinin, milyarların yanında bir kuruş kadar değeri yoktur. Böyle bir kula, Allahü teâlâ, (Ey kulum, mutlak kudret sahibini bilirken, ibadetlerine karşılık, benim bilmem ve seni ödüllendirmem yetmezmiş gibi, başkalarının bilmesini ve seni övmelerini istemen vefasızlık değil mi? Kimin rızasını kazanmak için yapmışsan git, karşılıklarını onlardan al) derse halimiz nice olur?

Bütün insanlar bizi beğense, el üstünde tutsa; fakat Allahü teâlâ beğenmese ne kıymeti vardır? Tersine, bütün insanlar bizden nefret etse, Allahü teâlâ razı olsa ne zararı olur? Bununla beraber, Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği kimseleri, diğer insanlar da sever. Hedefi yalnız Allah rızası olanlar, dünya ve ahirette rahat ederler. Riya gibi, ucub da ibadetleri yok eder. Ucba düşen, Allah’ın lütfunu düşünemez. (Bunu ben yaptım, ben olmasaydım bu olmazdı. Ben müdür olsam, bakan olsam, şöyle yapardım) demek ucub olur. Riya ile ucub, farkına varılmadan amellere girer, onları bozar.

Süfyan-ı Sevri hazretleri, bir hacıya misafir olur. Hacı, (Oğlum ikinci hacdan getirdiğim tabağı ver) der. Üstad, (Bu sözünle, yaptığın her iki haccı da ifsat ettin) diye buyurur.

Ne kadar kabul olmuş çok ibadet yapılsa da, yine kul kendi ibadetiyle Cennete giremez. Bir hadis-i şerifte, (Hiç kimse, kendi ameline karşılık, Cennete girmeye hak kazanamaz) buyuruldu.

Kulun kıymetli bir amelini götüren melekler, birinci göğe gelince, oradaki vazifeli melek, (Götürün bu ameli, sahibinin yüzüne çarpın. O gıybet ederdi, gıybet edenlerin ameli buradan geçmez) der. 2. gökteki melek, ihlâssız amelleri geçirmez. 3. kattaki melek, kibirlilerin amellerini geçirmez. 4. kattaki ucub edenlerinkini geçirmez. 5. kattaki hasetçilerinkini geçirmez. 6. kattaki merhametsizlerinkini geçirmez. 7. kattaki melek, riyakârların amelini geçirmez. Yedi kat göğü geçen amel bile, rıza-ı ilâhi kastedilmezse geri çevrilir. O halde her işte, ihlâsa çok önem vermeli! (Yarın: Şükür geçidi)

7- Şükür geçidi

Çok önemli altı engeli geçtik. Şimdi bu büyük nimetlere karşılık, Allahü teâlâya şükretmeli, Ona olan minnet borcumuzu ödemeye çalışmalıyız! Nimetler, şükredilirse devamlı olur. Şükredilmezse yok olur. Bir hadis-i şerifte, (Nimet, yabani bir kuştur. Uçup gitmemesi için, ayağını şükürle bağlayın) buyuruldu. Nimet iki kısımdır:
1- Dünyevi nimetler: Faydalı şeylere kavuşmak ve zararlı şeylerden korunmak.
2- Dînî nimetler: Hidayete ermek, küfür ve bid’atten korunmak.

Şükür, Allah’ın verdiği nimetleri yerinde sarf etmek, gizli açık Allah’a itaat edip günahlardan kaçınmaktır. Kişi, Rabbinin verdiği nimetleri günaha vasıta kılarsa, şükretmiş olmaz.

Bir hükümdar, bir hizmetçisine, çok değer verse, ona saray yaptırıp, emrine de hizmetçiler tahsis etse, (Bu nimetlere karşılık günde sadece bir saat hükümdara hizmet edeceksin, diğer saatlerde serbestsin) dese, hizmetçi bu bir saati, diğer hizmetçilerin elindeki, birkaç kuruşu almak için, yalvarmakla geçirse, hükümdar buna ne der? (Bu hizmetçi, yapılan ikramın değerini takdir edemeyecek kadar aşağı biri. Bunu kapımdan kovun) demez mi? İşte insanlar, nefislerine uydukları zaman, bu hizmetçinin durumuna düşerler. En büyük nimet, salih Müslüman olmaktır. Verilen bu nimetler elden çıkarsa, büyük felâket olur. Çünkü en acı ve en güç şey, sevildikten sonra itibardan düşmektir. Allahü teâlâ sana Müslümanlığı nasip ettiğine göre, Onun yanında itibar sahibisin. Bu nimetlerine şükretmezsen, itibardan düşer, kapısından kovulabilirsin. Bu nimetleri saymak mümkün mü? Nimet bollaştıkça şükrü zorlaşır.

Bir defa nefes alıp vermesek ölürüz. Bu hava nimetine günde kaç kere şükrediyoruz? Bedavadan elde ettiğimiz için, şükrü hatırlamayız bile. Rahat nefes alabilmenin kıymetini bilebilmek için astımlı mı olmak gerekir? Bir astımlı rahat nefes alabilmek için, görürken kör olan bir âmâ görebilmek için, konuşurken lal olan konuşabilmek için, kolları varken kopan, ayakları sağlamken felçli olan, duyarken sağır olan, tekrar eski nimetlerine kavuşabilmek için, bütün varlıklarını vermeye hazırdır. Bu nimetlere sahip olan insanların şükredebilmeleri için, bu nimetlerden yoksun olmaları mı gerekir? Akıl nimetini düşünelim, akılsızın hâlinden ibret almak ve Rabbimizin verdiği sayısız nimetlere, her an şükretmek gerekir. Bir kişi, akıllı ama âlim değilse, âlim ama ilmiyle amel etmezse, ilmiyle amel eder; ama ihlâslı değilse, ihlâslı; ama akıbetini düşünmezse, bunlara çok şaşılır.


-----Kaynak----------

Dinimiz islam

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Bereket Nedir? Bereketi Nasıl Elde Edebiliriz?
Yazar: RasitTunca - 09-08-2018, 08:01 AM - Forum: Dini Genel Bilgiler - Yorum Yok



Bereket Nedir? Bereketi Nasıl Elde Edebiliriz?

Bereket

Ashab-i Kiram'in âdetleri idi ki, her meyvenin turfandasim gördüklerinde o turfandayı huzûr-i Rasulullah (sav)'a getirirlerdi. Rasulullah (sav) da meyveyi alır ve şöyle dua ederdi: "Ey Allah'ım! Bizim meyvelerimize bereket ihsan eyle. Ey Allah'ım! Bizim şehrimize bereket ihsan ey!e. Ey AlIah'ım! Bizim mahsülerimize, miidlerimize bereket ihsan eyle. Ey Allah'ım! Muhakkak ki ibrahim Senin kulun, dostun peygamberindir. Ben dahi Senin kulun ve Senin Peygamberinim. İbrahim peygamber Sana Mekke için dua etti. Ben de Sana Medine için dua ederim. İbrahim Peygamberin'in Mekke için Sana dua ettiği gibi ve İbrahim Peygamberin Mekke için dua ettiğinin bir mislini de ihsan buyurman için dua ederim." (Mevahib, 2/23) Rasul-i Ekrem (sav), o turfanda meyveyi mübarek eline alıp zikrolunan dualardan sonra gördiiğii çocukların en küçiiğünü çağırıp ona verir idi. Bu hadis-i şerifte izah edilen meseleler: l.RasuI-i Ekrem (sav) ürünlerin bereketi için dua buyurdular. Zira dünya geçiminin büyük bir kısmı bunlar üzerinedir. 2.İbrahim (as)'in Mekke hakkındaki duası su ayet-i celilede beyan buyrulmuştur "Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulurki bu nimetlere şükrederler." (İbrahim, 14/37) 3.Rasul-i Ekrem (sav)'in Medine hakkında buyurduğu duanın semeresinin zuhuru kendi zaman saadetlerinde ve hulefa-i raşidin döneminde, doğu ve batıdan Medine-i Münevvere'ye gelen ürünlerde malın çokluğuyla ortaya çıkmıştır. Bütün bunlar hep Rasul-i Ekrem (sav)'in hürmetinedir.

Bereketi Nasıl Elde Edebiliriz?


İnsan, dünya hayatında vaktinin artmasını, ömrünün uzamasını, malının çoğalmasını, çoluk çocuğunun çok olmasını, maîşetinin rahat olmasını ve bütün sevdiği şeylerin bolluğunu arzular, ki ona göre bütün bunlar, dünya saadetinin en önemli rükünleridir. Ancak şuurlu bir müslüman, bütün bu nimetlerin kendisi hakkında hayırlı ve bereketli olmasını diler, bu konuda çok dua eder. Bereket, "ilâhî hayrın bir şeyde sübût bulmasıdır" diye tarif edilmiştir. Bereket, az bir şeye girerse onu bol eyler. Bol bir şeye karışırsa, onu daha faydalı yapar. Bereket, bolluk değildir. Bereket, dünya ve âhiret saadeti adına faydalı oluştur. Nice az şeye sahip insan vardır ki berekete kavuşmuştur. Nice nice çokları eline geçirmiş zavallılar vardır ki, bereket ve hayrın ne demek olduğunu anlamadığından dolayı, o ellerindeki bol nimetlerden istifade edememekte, onları dünya ve âhiret adına kullanamamaktadırlar. Öncelikle bereketin azlıkla çoklukla öncelikli bir irtibatı yoktur. Yerine göre azlıktır, yerine göre çokluktur, yerine göre saadettir, yerine göre de hüzündür bereket… Şimdi kısaca ve belirgin noktalarıyla âyet ve hadisler ışığında bereket kaynaklarına bir göz atalım isterseniz.

Bereketi Nasıl Elde Edebiliriz?

1-Takvâ: Hocaefendi'nin yorumları ışığında Takvâ, ALLAH'ın emirlerini kemâl-i hassasiyetle tutup, yasaklarından kaçınmak ve fiziğin kanunlarına riâyet sûretiyle O'nun azabından korunma ve sakınma cehdi; şirkten ve şirki işmam eden şeylerden korunmak; farzları titizlikle yerine getirmek ve büyük günahlardan kaçınmak; küçük günahlara karşı titizlik göstermek; şüphelilerden kaçınmak… gibi anlamlara gelir. Takvâ, her türlü hayrın başıdır. Kur'an'da: "Eğer o ülkelerin ahalisi, iman edip takvâ dâiresine girselerdi, elbette Biz üzerlerine gökten, yerden nice bereket ve bolluk kapılarını açardık. Fakat onlar peygamberleri yalancı saydılar, Biz de işledikleri kötülükler sebebiyle kendilerini cezaya çarptırdık." (A'râf, 96) buyrulur. Yine ilgili bir başka âyette: "Kim ALLAH'a karşı gelmekten sakınırsa (takvâ dâiresine girerse), ALLAH ona sıkıntılardan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır." (Talâk, 2-3) buyrulur. Yani "aklına hayaline gelmediği bir yerlerden ihsan eder" demektir. Sâlih zâtlardan birine, "Fiyatlar yükseldi." denince, "takvâyla onları indirin, düşürün" diye cevap verir. Yani bir ekonomik bir dengesizlik varsa, takvâ konusunu tekrar gündeminize sokun, demektir bu. Yine, "Takvâ sâhibi biri, hiçbir zaman muhtaç olmaz." denmiştir.

2-Kur'ân-ı Kerim Okumak: Kur'ân-ı Kerîm, bereket ve şifâ kaynağı bir kitaptır. O'nun bereket ve şifâ oluşu, O'na olan îtikad ile doğru orantılıdır. "Biz sana feyizli ve bereketli bir kitap indirdik ki insanlar onun âyetlerini iyice düşünsünler ve aklı yerinde olanlar ders ve ibret alsınlar." (Sad, 29). Kur'ân-ı Kerîm okumak vb. sâlih ameller, her türlü hayır ve bereketi celbederler.

3-Dua: Rahmet ve Bereket Peygamberi Efendimiz, bütün işlerinde ALLAH'tan hayır ve bereket dilemiştir. Meselâ, evlenmeyi düşünenler için: "Bârekallâhu leke ve aleyke ve cemea beynekümâ alâ hayr" "ALLAH sana ve senin üzerine bereket ihsan etsin, mübârek etsin. İkinizi de hayırla birleştirsin." buyurmuştur. Demek ki evlenme meselesinde "hayır ve bereketi" düşünmek ve bu şekilde dua etmek gerekiyor. Aynı şekilde, ALLAH Rasûlü, Zât-ı Âlîlerine yemek yediren bir sahabinin dua isteği üzerine şöyle buyurmuştur: "ALLAHümme bârik lehüm fîmâ razaktehüm va'ğfir lehüm ve'r-hamhüm" "ALLAHım! Onlara vermiş olduğun rızıkları bereketli eyle. Onları affet. Ve onlara merhamet buyur!" O'nun hayat-ı seniyyesinde benzeri dualar çoktur.

4-Hırs ve Cimrilikten Kaçınmak: ALLAH Rasûlü (Aleyhisselâm), Hakîm b. Hizâm'a şöyle buyurmuştur: "Yâ Hakîm! Şüphesiz şu mal, göz alıcı ve çok tatlıdır. Ancak bununla beraber insanların ellerinin kiri vardır onda. Kim bunu sehâvetle/gönül zenginliği ve cömertlikle alırsa o mal ona berkeketli olur/olsun. Kim de onu açgözlülükle alırsa, o mal ona asla mübârek ve bereketli olmaz/olmasın. Bu, nefsi cimri olan kişi, tıpkı yiyip yiyip asla doymayana benzer." Aynı mânâda Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurur: "Hırs, sebeb-i haybettir ve illet ve zillettir; ve mahrumiyet ve sefâleti getirir. Hırs sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise vesîle-i rahmettir."

5- Alışveriş Muâmelelerinde Sıdk: Bu, doğruluk ve sadâkat meselesi çok önemlidir. İlgili bir hadîs-i şerif şöyledir: "el-Beyyiâni bi'l-hiyâri mâ lem yeteferrekâ! Fe in sadekâ ve beyyenâ bûrika lehümâ fî bey'ihimâ. Ve in ketemâ ve kezzebâ muhikat bereketü bey'ihimâ" "Alıcı ve satıcı alışveriş yerinden ve bu konudan ayrılmadıkları müddetçe muhayyerdirler. Her ikisi de doğru (sâdık) olurlar ve her şeyi açık seçik belirtirlerse alışverişleri mübarek/bereketli ve hayırlı olsun/olur. Şayet bazı şeyleri gizlerler ve dahi yalan da söylerlerse alışverişlerinin bereketini mahvederler/mahvolsun."

6- İşleri, Günün Evvelinde Yapmak: İslâm'ın istediği değerlerden biri, dakik ve erkenci olmaktır. Güneş doğmadan fecirde kalkıp, ibadeti yapıp hemen günlük işlere başlamalıdır. Borcu geciktirmeyip vaktinde ödemeli, verilen söze uymalı, vaatleri vaktinde yerine getirmelidir. Bunu, "ALLAHümme bârik li-ümmetî fi bükûrihâ" yani: "ALLAH'ım! Erkenci olmayı ümmetim hakkında mübârek kıl!" duası ifade eder. Duayı nakleden Sahr el-Gâmidî, Rasûlullah'ın, orduları sabah erken yola çıkardığını kaydettikten sonra, kendisinin tüccar olduğunu, malları müşteriye sabahın ilk saatlerinde gönderdiğini, böylece zenginliğe kavuştuğunu kaydeder. Erkenci olmanın gereği ve sabah namazından sonra yatmanın mekruhluğu üzerine başka rivâyetler de vardır: "Rızkı talep etmeye erken başlayın; çünkü erken başlamak berekettir, başarıdır." "Sabah vaktindeki uyku, rızka mâni olur." Bir diğerinde, sabah vakti uyuyan Hazreti Fâtıma (radıyALLAHu anhâ)'yı Rasûlullah'ın ayaklarıyla dürterek uyandırıp, "Ey kızım, kalk, Rabbinin rızk taksimine şâhit ol, gâfillerden olma, zira ALLAH rızkı, fecirle güneşin doğumu arasında taksîm eder." buyurur. Büyüklerimiz, sabah namazını vaktinde kılmayıp geciktirenin ve dolayısıyla bütün işlerini geç vakitlere erteleyenlerin, o gün yiyecek bir rızık bulmalarının bile çok ilginç bir şey olduğunu belirterek: "Sabah namazını güneşin doğmasından sonra kılan bir adamın o gün herhangi bir rızık bulabilmesi hayret vericidir." derler. Yani o gün karnını doyurduğuna şükretsin, aslında bulamaması çok normaldi, demektir.

7- Sünnet-i Seniyyeye Uymak: Çünkü her türlü işimizde sünnete uymak hayır ve bereket getirir. Bu konuda birçok hadis vardır. "Bereket, yemeğin ortasına iner. Tabağın kenarlarından yemeye çalışın. Ortasından yemeyin!" ALLAH Rasûlü, parmakları yalamayı ve tabağı israfsızca temizlemeyi emir buyurmuşlardır: "Birinizin lokması düşerse onu alsın, temizleyip tekrar yesin. Onu şeytana bırakmasın. Çünkü siz, bereketin, yiyeceğin neresinde olduğunu bilemeyebilirsiniz."

8- Tevekkül: Hocaefendi'nin yorumları ışığında tevekkül, sebepler dairesinde arızasız esbaba riâyet edip, sonra da Kudreti Sonsuz'un üzerimizdeki tasarrufunu intizardır. Sebeplere tevessül ile beraber onlara tesir-i hakiki vermemelidir. "Kim ALLAH'a tefvîz-i umûr ederse O, ona kâfidir." (Talâk, 3). Meşhûr hadislerinde ALLAH Rasûlü, ne hoş ifade buyurur: "Eğer Cenâb-ı Hakk'a lâyıkıyla tevekkül edebilseydiniz, sizi, sabah yuvasından aç ayrılıp, akşam tok olarak dönen kuşların beslendiği gibi rızıklandırırdı."

9- İstişare ve İstihâre: Önemli işlerde ehil insanlarla istişare ve ayrıca gerekirse ALLAH'a istihâre çok önemlidir. Sonunda ALLAH'ın kulu için seçtiğine de kabûl ve rıza göstermelidir. Muhakkak ki ALLAH'ın seçtiği dünya ve âhiret saadeti adına nefsimizin tercihinden çok daha faydalıdır. ALLAH Rasûlü bize istihâreyi öğretmiş, nâfile olarak iki rekat namaz kılmayı ve sonra da şöyle dua etmeyi emir buyurmuşlardır: "ALLAHım! Senin ilminle Senden hayır istiyorum. Senin kudretinle Senden güç istiyorum. Senin büyük lütfundan istiyorum. Zira Senin gücün yeter, benim ise yetmez. Sen bilirsin, ben ise bilmem. Sen gaybları hakkıyla bilirsin. ALLAHım, şu iş, Senin ilminde dinim, dünyam, hayatım, işimin sonu itibariyle benim için hayırlı ise, onu bana takdir eyle ve kolaylaştır. Sonra onda bana bereketler ihsan eyle. Eğer bu iş, Senin ilminde dinim, dünyam, hayatım, işimin sonu itibariyle benim için şerli ise, onu benden, beni de ondan uzaklaştır ve hayır nerede ise onu bana takdir et, sonra onunla beni memnun et!"

10- İstiğnâ, İktisat ve Kanaat: "Kim bir ihtiyaca düşer, onu insanlara arzederse, ihtiyacı pek giderilmez. O ihtiyacını ALLAH'a bildirirse/arzederse, ALLAH ona, ya tez zamanda ya da daha sonra gınâya kavuşturur." "Mal istersen kanaat yeter. Evet, kanaat eden iktisat eder; iktisat eden bereket bulur." "İktisat hem bir şükr-ü mânevî, hem nimetlerdeki rahmet-i İlâhiyeye karşı bir hürmet, hem kat'î bir surette sebeb-i bereket..." (19. Lem'a).

11- İnfak ve Sadaka: İnfak ve sadaka rızkın bereketlenmesine en büyük vesilelerden biridir. "De ki: Rabbim dilediği kimsenin rızkını, nasibini bollaştırır, dilediğinin nasibini de kısar. Siz hayır yolunda her ne harcarsanız ALLAH onun yerini doldurur, arkasını getirir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Sebe, 39). Bir hadîs-i kudsi de şöyledir: "Ye'bne Âdem! Enfik, ünfik aleyk" "Ey Âdemoğlu! İnfak et ki Ben de sana infak edeyim.!" Bediüzzaman'ın tesbitleri konuya anlamlı bir katkı sunar: "Halbuki, zekât, her şahıs için sebeb-i bereket ve dâfi-i beliyyâttır. Zekâtı vermeyenin, herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır."

12- Haramlardan Sakınmak: Haramın bütün şekil ve bütün sûretlerinden kaçınmak lâzımdır. Çünkü haramda bereket, hayır ve devamlılık yoktur. Bu konuda âyet ve hadisler pek çoktur: "ALLAH faizin bereketini eksiltir, zekât ve sadakaları ise nemalandırır, bereketlendirir." (Bakara, 276).

13- Nimetlere Karşı Şükür ve Hamd: Kalbin Zümrüt Tepeleri'nin ışığı altında şükür; herhangi bir iyiliğe karşı gösterilen memnûniyet ve minnettarlık; insana bahşedilen duygu, düşünce, âzâ ve cevârihi yaratılış gâyeleri istikametinde kullanmak anlamlarına gelir. Kalble, lisanla, îfâ edilebileceği gibi bütün uzuvlarla da yerine getirilebilir. Şükür önemli bir amel ve kıymetli bir sermaye olmasına rağmen "Kullarımdan şükredenler pek azdır" (Sebe, 13) fehvasınca, hakîki manâda uygulayanı fazla olmayan bir ameldir. Hakîkî şükür, nimetin tam bilinmesiyle gerçekleşir; zira nimetin kaynağı ve onu verenin takdir edilmesi büyük ölçüde nimetin bilinmesine bağlıdır. "Düşünün ki: Rabbiniz şöyle ilân buyurdu: Eğer şükrederseniz ben de nimetimi daha da artırırım; şayet nankörlük yaparsanız, iyi biliniz ki azabım çok şiddetlidir" (İbrahim, 7).

14- Beş Vakit Farza Devam: Namaz, bereketin en büyük kaynağıdır: "Ailene ve ümmetine namaz kılmalarını emret, kendin de namaza devam et. Biz senden rızık istemiyoruz, bilakis senin rızkın Bize aittir. Güzel âkıbet, takvâdadır, yani ALLAH'ı sayıp haramlardan korunmaktadır." (Tâ Hâ, 132).

15- İstiğfarı İhmâl Etmemek: Kur'an, Hazreti Nuh'un çığlıklarını anlatırken meseleye açıklık getirir: "Rabbinizden af dileyiniz. Zira o gafurdur. Mağfiret dileyin ki üzerinize bol bol yağmur indirsin. Size mal ve evlad ihsan buyursun, size bahçeler, ırmaklar, su kanalları nasib etsin." (Nuh, 10-11-12). Hz. Ömer (radıyALLAHu anh) kıtlık sebebiyle yağmur duasına çıktığında istiğfar etmekle yetinince, etraftan: "Yağmur için dua etmediniz?" diye sorulunca: "Ben, semanın yağmur gelen kapılarına vurdum" buyurmuş ve bu âyeti okumuştu. Hasan Basrî'nin meclisinde bir şahıs kuraklıktan şikâyet etti. O da: "İstiğfar et" dedi. Başka biri malî sıkıntılardan, diğeri çocuğunun olmadığından, birisi arazisinin verimsizliğinden dertlenince, onlara da aynı şeyi söyledi. Etrafındakiler garipseyince o, bu âyeti okudu.

16- Anne-Baba ve Büyüklere Hürmet: Bediüzzaman Hazretleri, anne-baba ve büyüklere hürmetin sebeb-i bereket olduğunu 21. Mektup'ta uzun uzadıya açıkça beyan eder: "Ey derd-i maişetle müptelâ olan insan! Bil ki, senin hanendeki bereketli direği ve rahmet vesilesi ve musibet dâfiası, hanendeki o istiskal ettiğin ihtiyar veya kör akrabandır. Sakın deme, "Maişetim dardır, idare edemiyorum." Çünkü onların yüzünden gelen bereket olmasaydı, elbette senin dıyk-ı maişetin daha ziyade olacaktı. Hattâ değil yalnız ihtiyar akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlûkların rızıkları dahi bereket sûretinde geliyor. Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define: Onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahatlı ve rızkın bereketli geçsin."

Dar bir makale çerçevesine sığıştırmaya çalıştığımız mesele, aslında daha ayrıntılı işlenebilirdi. Çünkü "esbab-ı bereket" dediğimiz meselenin daha teferruatlı yanları da vardır. Bunun bir imtihan oluş boyutu… meselâ değinilmesi gereken bir yanıydı. Sadece âyet ve hadisler ışığında kabaca işlemeye çalıştık. Ancak yine selef-i sâlihîn dediğimiz büyüklerin hayat tarzlarında, bize emânet edilen bazı bereketli sözlerinde bunları yakalamaya çalışmak da gerekirdi. İnşALLAH bunları başka bir zaman ele almaya çalışırız. Rabbim, hayatımıza bereket ihsan etsin. İşlerimizi hayırlı eylesin. Dünya ve âhiret adına kazançlı çıkmamıza yardımcı olsun.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Kulun Rabbi ile 3 imtihan yeri
Yazar: RasitTunca - 09-08-2018, 07:56 AM - Forum: Dini Genel Bilgiler - Yorum Yok



Kulun Rabbi ile 3 imtihan yeri


İnsanların tabi olduğu üç imtihan yeri var ve hepsi de Allah’ın rububiyetiyle yakından ilişkilidir.

Birinci İmtihan Yeri;  “ELESTU BEZMİ”dır:

Beşer aklının sınırlarını aşan, gaybî alemin o malum-u mechul lâhûtî meclisi olan “Elestu Bezminde” Allah’ın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna bütün insanlar manevî / rûhânî yapılarıyla, hikmet lisanıyla “Evet" demişlerdi. Yani: "Biz seni Rab olarak kabul ettik, emir ve yasaklarına saygılı davranacağımıza söz verdik, senin bize göndereceğin mesajlara göre hayatımızı tanzim edeceğiz." İlgili ayetin meali şöyledir:

    “Bir zaman Rabbin Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onları kendileri hakkında şâhit tutarak: 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' demişti. Onlar da: 'Evet' demişlerdi. Bunu, kıyâmet günü, 'Bizim bundan haberimiz yoktu.' dememeniz için yaptık.” (Araf, 7/172).

İnsanların ruhlar âleminde verdikleri bu sözlerinde samimi olup olmadıklarını test etmek üzere, Allah tarafından insanlara peygamberler gönderildi, onlara mesajlarını ulaştırdılar.

İkinci İmtihan Yeri: ŞEHADET ÂLEMİ / Dünyadır:

İnsanlık âilesinin kurulduğu ilk günden itibaren yepyeni bir imtihan başladı. Ruhani âlemdeki imtihanın uygulamalı kısmı olan bu imtihanın gerçekleşmesini sağlayan ilk muallim Hz. Adem (as), son muallim ise Hz. Muhammed (asv)’dir. Son mesaj Kur’an-ı Kerim'in her tarafında söz konusu rububiyete vurgu yapılması, imtihanın bu çerçevede yapılacağının işaretini vermektedir. Çünkü, Tevhid-i Rububiyet, Tevhid-i Uluhiyeti gerektirir. Yani, Kâinatı yaratan, idare eden, yöneten kim ise, ibadet edilmeye layık hakikî Mabud da odur. Bu gerçeği ders vermek içindir ki;

    - Kur’an’ın ilk inen mesajı: “Yaratan Rabbinin adıyla oku.” (Alak, 96/1) mealindeki ayetle başlamıştır.

    - Son inen mesajın son ayeti “Rabbine hamd ile tesbih et ve Ondan af dile. Çünkü O Tevvabdır/Tövbeleri çok kabul edendir.” mealindedir.

    - Tertip sırası bakımından Kur’an’ın ilk suresi olan Fatiha'nın Besmeleden sonra ilk ayetinin meali: “Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.” şeklindedir.

    - Kur’an’ın son suresi, Nas’ın ilk ayeti “De ki, insanların Rabbine sığınıyorum.” mealindedir.

    - İbadete ilk davet eden ayet Bakara suresinin 23. ayeti: “Ey insanlar! Hem sizi hem de sizden önceki insanları yaratan Rabbinize ibadet edesiniz.” mealindedir.

İnsanlarını en son imtihan kitabı olan Kur’an’ın Allah’ın Rab ismine yaptığı vurgular, imtihanın tamamen bu çerçevede cereyan edeceğini göstermektedir.

Ruhanî âlemde Allah’ı Rab olarak kabul edenlerin, dünyaya geldikten sonra sözünde durup durmadıklarını test etmek üzere son bir imtihan daha yapılmaktadır.

Üçüncü İmtihan Yeri: BERZAH / Kabir âlemidir:

Aşağıdaki ayetler, insanların mutlaka Rablerinin huzuruna varacaklarını ve onu Rab kabul edip etmediklerinden sorguya çekileceklerini göstermektedir.

    “De ki; Sizi -canınızı almakla görevlendirilen- ölüm meleği vefat ettirecek, sonra da Rabbinizin huzuruna götürüleceksiniz.”(Secde, 32/11).

    “Kim güzel ve makbul bir iş yaparsa, kendisi için yapar. Kim de kötülük işlerse o da  kendi aleyhinedir. Sonunda Rabbinizin huzuruna götürüleceksiniz.”(Casiye, 45/15).

Kabir sorgusu:

Aşağıdaki ayetler kabir azabına işaret etmektedir:

    “Onlar (Firavun ve taraftarları) sabah, akşam ateşin karşısına getirilirler. Kıyâmetin kopacağı gün de “Firavun ailesini en şiddetli azaba sokun!” denilir.”(Mümin, 40/46).

    “Allah’a karşı yalan uyduranlardan veya kendisine bir şey vahyedilmediği halde; 'Bana vahyolundu.' diyen kimse ile 'Allah’ın indirdiği gibi ben de indireceğim.' diyenden daha zâlim kim olabilir? Ölümün şiddetli sıkıntıları içinde bulunurken ve melekler ellerini uzatarak; 'Haydi ruhlarınızı çıkartıp teslim edin, bugün Allah’a karşı haksız yere söylediklerinizden, O’nun âyetlerine karşı büyüklük taslamanızdan ötürü, alçaltıcı azâbıyla cezalandırılacaksınız.' derken o zâlimlerin hâlini bir görsen!”(Enam, 6/93).

Buharî’ye göre ayette geçen ve bizim “alçaltıcı azâp” diye tercüme ettiğimiz “azabe’l-hun”, kavramı aynı zamanda “hafif azap” demektir. Bu ise şiddetli olan cehennem azabından önce kabirde olacak bir azap olduğunu göstermektedir.

    “Biz onları (münafıkları) iki kez cezaya çarptıracağız. Sonra müthiş bir azaba uğratılacaklardır.” (Tevbe, 9/101).

Demek ki, ilk azap kabirde olur.

Buharî bu üç ayeti kabir sorgusu ve azabı için delil olarak zikretmiştir.(bk. Buharî, Cenaiz, 87).

Aşağıdaki hadis-i şeriflerden de anlaşılacağı üzere,  Rabbimiz ve Peygamberimiz (asm) ile ilgili ilk sorgulama kabirde başlayacak ve bu sorgulamanın sonucuna göre, “kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukur olacaktır.”(bk. Tirmizî, Kıyamet, 26).

    “Ölü kabre konduktan sonra, Münker ve Nekir adında iki melek gelip Peygamber Efendimizi (asm) kastederek ‘Bu adam hakkında ne düşünüyorsunuz?’ diye sorarlar. (Mümin kimse) daha önce dediği gibi der: ‘O Allah’ın kulu ve resulüdür. Ben şahadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şahadet ederim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve resulüdür.’ Melekler ‘Böyle diyeceğini biliyorduk.' derler ve kabrini genişletip aydınlatırlar. Münafık -ve kâfir- kimse ise, bu soruya ‘Bilmiyorum.’ diye cevap verir. Melekler  ona da ‘Senin böyle diyeceğini biliyorduk.' derler. Yere denilir, o da adamın kaburgalarını iç içe geçirecek şekilde onu sıkar ve kıyamete kadar orada azap çeker.”(Buharî, Cenaiz, 87; Tirmizî, Cenaiz, 70; hadis meali özet olarak Tirmizi’den alınmıştır).

Ölünün defninden sonra ölüye telkin vermenin müstahap olduğuna dair rivayetler vardır. Telkinlerin başında Allah’ın rububiyeti gelir: Ölüye hitaben şöyle denir:

    “De ki: Rabbim Allah’tır, Dinim İslam’dır, Peygamberim Muhammed'dir.(asv).” (Neylu’l-evtar, IV/89).

Konuyu -teberrüken, müjdeli- bir ayetin mealiyle bitirelim:

    “Ey mütmain olan nefis!  Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön, kullarımın arasına katıl ve cennetime gir!” (Fecr, 89/27-30).

Kabir azabının diş ağrısından yetmiş kat daha büyük olması gibi ifadeler, azabın şiddetini anlatan kesretten kinayedir. Azabın şiddetini düşünmek için Allah’ın sonsuz gücünü düşünmek yeterlidir. Bir ismi “Şedidu’l-İkab” olan Allah, bir kimseye acı vermek isterse, o acının büyüklüğünü tasavvur etmek mümkün değildir.

Her yönden günahların sardığı bu asrın insanlarına kabir azabının dehşetini tasvir etmek, ümitsizliğe sevk edeceğinden -özellikle de bir sitede- yayınlanması hikmetli irşat metoduna aykırıdır. Bu sebeple konuya işaret etmek üzere, bir kaç ayet ve hadisi aktarmakla iktifa edeceğiz. Ümit ederiz ki, dersini almak isteyenler -bizimle beraber onlar da- kendilerine düşen nasihat payını almış olurlar. Ancak ayet ve hadisleri yazmadan önce kabirdeki sorgu-sualin temelini teşkil eden Allah’ın rububiyeti (yaratıcılığı, idareciliği ve terbiye ediciliği) hakkında özet bir bilgi vermekte fayda görüyoruz. Çünkü, bir kimseye kabir azabının olup olmaması, tamamen Rabb ve Peygamber hakkındaki sorularla doğrudan alakalıdır.


Sorularla İslamiyet

----------------------

Kulun, Rabbi ile, 3 imtihan yeri,Elestü bezmi,Dünya alemi,Berzah alemi,şehadet alemi,kabir alemi,yaratilirken,

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Kuran a Göre Allahin Sevdigi Kullarin Özellikleri Nelerdir?
Yazar: RasitTunca - 09-08-2018, 07:49 AM - Forum: Dini Genel Bilgiler - Yorum Yok



Kuran a Göre Allahin Sevdigi Kullarin Özellikleri Nelerdir?


Soruda geçen konuyla ilgili bazı ayet mealleri şöyledir:

Bakara suresi:


1. "Elif. Lâm. MÎm." 2. "O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir."



3. "Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar."



4. "Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar."



5. "İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır."


195. "(Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever."



222. "Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay halinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever."


Al-i İmran suresi:

76. "Hayır! (Gerçek, onların dediği değil.) Kim sözünü yerine getirir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa şüphesiz Allah da sakınanları sever."

134. "Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah iyilik edenleri sever."       

146. "Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever."       

148. "Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükafatını verdi. Allah güzel davrananları sever."

159. "Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah'tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever."

Maide suresi:

13. "İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lanetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah iyilik yapanları sever."

42. "Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever."

54. "Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Onlar mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah'ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir."

93. "İman edip salih ameller işleyenlere; Allah'a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah'a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah'a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. Allah iyilik edenleri sever."

Tevbe suresi:

4. "Ancak Allah'a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever."

7. "Allah'a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah kendine karşı gelmekten sakınanları sever."

108. "Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah'a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz onları sever."

Hucurat suresi:

9. "Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah'ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, âdaletli davrananları sever."

Haşr suresi:

9. "Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine'ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir."

Mümtehine suresi:

8. "Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever."

Saf suresi:

4. "Hiç şüphe yok ki Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever."

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Kaside-i Bürde - Şair Ka’b bin Zuhair in Müslüman Olan Şiiri
Yazar: RasitTunca - 09-08-2018, 07:40 AM - Forum: Dini Genel Bilgiler - Yorum Yok


Kaside-i Bürde - Şair Ka’b bin Zuhair in Müslüman Olan Şiiri

Selem ağaçlarını mı, ordaki dostları mı andın ki birden
Gözbebeğin kanlandı, gözyaşın aktı kırmızı kırmızı

Yoksa bir yel mi esti Kâzime yönünden;
Yoksa Eden Dağı’nın üstünde, kapkaranlık gecede

Şimşek mi çaktı?
Gözlerine ne oldu ki, “dur ağlama” desen çoşar ırmak olur;

Ya kalbine ne dersin, “yetiş huzur” dedikçe artar acısı gamı
Aşk gizli kalır mı kimseden, niçin aldatır kendini insan?

Gönül yanıp dururken, gözden akarken çeşme gibi gözyaşı
Aşk olmasaydı döker miydin gözyaşını böyle taze toprağa?

Gözün uykudan kaçar mıydı, andığında Ban Ağacını, Alem Dağını
Âşık inkar etse ne çıkar, gerçek şahitler var:

Yaşa batık gözler, sararmış yüz, zayıf ten ve göz çukurları.
Aşktan değil de neden bu peki, bir yanağında kırmızı gül;

Bir yanağında sarı gül döküntüsü, izi;
Kızılırmak, Yeşilırmak yatağı

Evet, yârin hayali gelip beni birden uyandırdı;
Sevgi, zaten gelir gamlarla, mahveder vücut hazlarını

Aşkım sebebiyle bana dil uzatan, utanır mıydın ki bilseydin,
Yanık aşklarıyla meşhur Özr oymağı gençlerinden daha mazurum, beterim hakçası.

Gizlenir gibi değil ki bu sır, işte sen de öğrendin;
Şimdi, de diyeceğini, kat by derde bir dert de sen

Zaten yok sonu yok başı
Öğüdünü esirgemedin sağol benden ama;

Tutamadım onları, çünkü tutuktur zaten sevenin kulakları
Yaşlı adama, ağarmış saça, utanmadan; “yalan söylüyorsun” dedim

Nasıl inkâr, itham edilebilir oysa, ağaran saçın beyazlığı?
Günaha batık nefs, öğüt mü dinler!

Kendi karanlığına gömülmüş ak saç, nasıl ışıtsın bu karanlığı?
Güzel fiillerle bir şölen hazırlayamadı nefsim;

Misafirse sessiz, ihtişamsız apak çıkageldi, karşılayan bile olmadı
Bilseydim ki, yok bende bir karşılama gücü bile,

Siyaha boyadığım bir panonun ardına saklardım kendimi ve bu sırrı
Kim çeker benim nefsimi bu hoyratlık alanından?

Çılgın atları zaptedip dört döndüren süvariler gibi tıpkı
Günah işleye işleye günahı bitireyim dersin belki içinden

Boş hayal! Yemek vücudu arttırır, günah da günahı.
Nefs memedeki çocuktur, vaktinde kesmezsen sütten,

Koca adam olur da, hâlâ emzik ister, arar sütü mamayı
Nefsine sen hâkim ol! O olmasın sana hâkim;

Çünkü nefs neye hâkim olursa, onu ya öldürür, ya soldurur hâsılı
Nefs sürüsü bırakırsan yayılır her yöne; görmeli gözetmeli;

Otu çok tatlı gelen yaylalara yaymazlar koyunları
Nefsin tattırdığı hazzın çoğu semm-i katildir;

Ağuyu altun tasta bal içre sunarlar, bunlar onun suç ortağı
Açlığın ve tokluğun hilelerinden koru kendini,,

Evet açlığın da Çok açlık, tokluktan da zararlı
Gözünden yaşlar boşalt ki, ne haramlar doldurmuştun vaktiyle

Ve sığın tövbe gölgelerine, odur en serin hurma altı
Şeytana ve nefsine uyma! Baş kaldır, isyan et!

En akla yakınmış gibi gelen sözlerini bile dinleme, deş ve bul püf noktalarını
Bazan hasım kılığındadır, bazan hısım, bazan hakem,

Düpedüz hilekârdırlar, ne hakemi, ne hasımı, ne hısımı!
Allah’ım sen affet bizi! Bizzat söyleyip te tutamadığımız sözlerden

Ki andırır kısırların nesliyle öğünmesini tıpkı.
Sana “yap!” dedim ama ben yapmadım onu;

Sana “yol işte bu yoldur” dedim ama nefs, beni o yola bırakmadı
Üstüme borç olan namazı kıldım, orucu tuttum; ama o kadar

Ölüm, evet ölüm göz önündeyken bir parçacık arttırmadım onları
Kendime zulmettim, ihmal ettim geceleri ihya sünnetini

Can verdi gecelere namazla O, öyle ki, şişerdi ayakları
Boş midesinin üstüne taş kor, derisini büzüp düğümler,

Çekilen karnına kuşak bağlardı; yine azalmazdı açlığa sabrı.
Altundan ulu dağlar nefsine sundular da kendilerini,

Reddetti O, gösterdi onlara gerçek ululuğu ve gerçek altını.
Zühd ve takvasını arttırdı, eksiltmedi o dağlarca zarûret

Ne denli olsa da yok edemez ihtiyaç, insandaki temizliği, pırıltıyı.
Dünya ne oluyor ki, O ona muhtaç olsun

Dünya O’na muhtaç ki, onun için değil midir varoluşu, yokluktan çıkışı?
Bu dünyanın ve öte dünyanın, göze görünür- görünmez yaratıkların,

Acemin, Arabın, bölük bölük bütün insanlığın Hz. Muhammed’dir başı
Bir eşi yoktur O’nun emir ve nehiy peygamberliğinde;

“Evet” i tam evetti, “hayır” ı tam hayırdı.
Her yönden hücum eden korkunun türlüsünden

Ancak O Sevgili kurtarabilir bizi, O’nun merhameti, O’nun şefaati.
Kim döndüyse sesine, koşup yapıştıysa O’nun eteğine,

Yapışmış oldu kopmaz bir ipe, hiç kopmaz ve tam kurtarıcı.
İçiyle ve dışıyla, ahlak ve yaradılışta üstündür,

öbür peygamberlerden bile;
Hiçbirinin ilmi, keremi O’nu geçemedi, O’nunkine ulaşamadı

Ve hepsi umar ve bekler, Allah’ın Resûlundan;
Denizinden bir avuç su;

Yağmurundan bir damla su yollamasını
Dururlar huzurunda hepsi yerli yerinde

Kimi ilminden bir nokta,
Hikmetinden bir hareke bir kısmı

Peygamber ruhu alıp peygamber vücudunu,
mükemmel peygamber olunca,

O’nu Sevgili edindi seve seve insan yaratan, insan ören Rabbi
Üstünlüğünde eşit ve ortak yoktu O’na kimse;

Güzelliğiyse parçalanmaz bölünmez bir bütündü, ne çıkacak,
ne eklenecek bir şey vardı.

Hristiyanların kendilerine gelen Resûl için dediklerini dememek şartıyla,
Öğ öğebildiğin kadar Yücelt yüceltebildiğince O Hakk Kahramanını

Korkmadan istediğin ölçüde şerefi bağla O’na;
İstediğin ölçüde O’nun değerlilik hakkını tanı

Erginliğine yok son ki, orada durup,
Dil, cesaretini bulsun, O’nu anlatmayı

Mucizeleri bile gerçeğinin yanında sönük kalır;
Yoksa ismi anılınca çürüyen kemikler bile canlanıp ayağa kalkmalıydı

Aklın yetişmeyeceği tekliflerle etmedi bizi imtihan;
Bizi sevdiğinden elbet Biz de hemen inandık O’na

En ufak şüphe bize yaklaşmadı
O’nun gerçeğine ermekte cümle âlem âciz kaldı;

Uzak âciz kaldı, yakın âciz kaldı, acz çepçevre sardı dört yanı
Güneş küçük sanılır uzaktan bakılınca;

Göz dayanmaz amma, çıplak gözle bakıldı mı
İnsan nasıl bu yerde anlar O’nun gerçeğini,

Ki rüyada görsen O’nu, sana yeter ömür boyu
Bu mutluluk ve O’nun nurdan bakışları

İnsanlığın bilip bileceği şu, bilgilerinin sonu şudur ancak;
O insandır ve yaratılmışların en iyisi, en güzeli, en hayırlısı

Ve Peygamberlerin halka gösterdiği mucizeler,
O’ndandı, O’nun nurundandı, O’nun habercisi, O’nun öncü ışıklarıydı

Çünkü O erdemlik güneşi, öbür peygamberlerse yıldızlardır,
O yıldızlar ki; Güneşten aldıklarıyla aydınlatırlar karanlıkları

Gel gör ki, Rabbim O’na neler verdi, nasıl süsledi O’nu
Ahlâkını güzellikle sardı, müjdeyle, güler yüzlülükle benek benek noktaladı

Latifliği bir çiçek, dolunay şeref ve değeri
Cömertliği bir deniz, yardımı zamandır tıpkı

Tek başına bir yerde, O’nu görsen, heybetinden
Sanırsın arkasında asker, asker,asker bir ordu gizli, bir ordu saklı

O’nun tebessümünden ve konuşmasındandır sanki;
Sedefte saklı inci, İnciler hep sedefte saklı

O’nun toprağının kokusundan daha güzel var mı koku?
Ne mutlu o kişiye ki koklamış, öpmüş ola o toprağı!

Doğuşu açıklar bize her yönden her açıdan O’nu
Başlangıcı da iyi O’nun, sonu da

Hoştur doğuşu ve batışı
O doğum günü ki, iyi farkına vardı İran, indiğinin

Kendisi için korku, kendisi için ceza, kendisine cehennem âzabı
Göçtü, darmadağın oldu Kisra’nın saray duvarları o gece

Devleti de, bu duvardan başlayarak yarıldı, çatladı ve dağıldı
Son nefesini verdi, korkudan mecûsi meş’alesi

Ve Yahudi nehri, bilinmeyen bir yere alıp gitti,
Dert yuvası başını

Ve sapık Save halkı, her günkü gibi
Su aldıkları göle gittiklerinde;

Bu da nesi? Kurumuş kül olmuş!
Döndüler elleri boş,

Kızgın kudurmuş ve çatlamış dudakları
Sanki doğmuştu ateşte su,suda ateş duygusu!

Tabiat, o gün yoldan çıkmışları, tabiatından çıkararak karşıladı
Sanki, çarpıkların ateşi sıkıldı terledi de sulanıp söndü üzüntüden;

Sularıysa hüzünlerinden ateş gibi kızdı, buharlaştı
Cinler çığlık atarlar, Nurlar, saçarlarken havaî fişeklerini

Hak böyle tantanayla çıkıyordu ortaya, Hakk’ın sesi ve ihtişâmı
Kör oldular, sağır oldular, felç oldular, muştuları duymadılar,

Haberleri almadılar; görmediler korkutuş yıldırımlarını
“Bundan sonra o eğri dinimiz belini doğrultup ayağa kalkamaz”

Dediler, haberini verdiler kâhinleri, ozanları
Gökte yıldızların aktığı görülürdü

Ve aynı anda yerde putların devrildiği, yıkıldığı
Ve vahy yolundan çekilip gitti bozgun

Şeytanların şahı; bozgun askeri yerinde kala kaldı
Nasıl ki, Ebrehe’nin ordusu dağılmıştı;

İki avuçtan atılanla bir ordu kör olmuş, yere saplanmıştı
Allah dedikten sonra o taşların atılışı

Rabbine yalvarır yalvarmaz balığın karnından atılanın çıkışını andırmıştı
Yemin ederim ikiye bölünen aya,

O’nun kalbiyle ilgili ayaAnd içerim aya karşı!
Ve o hayrı, keremi içine alan mağaraya

And içerim ki, Kafirlerin gözleri içerdeki Işıktan kör oldu bakamadı
And içerim ki, Muhbir-i Sadık mağaradaydı ve Sıddık mağaradaydı

Görmediler ve sandılar ki, orda, kimsecikler yoktu ve olamazdı
Ne bilsinler ki, örümcek O’nun için örmüş ağını

Güvercin, O’nun için yuva yapmış, yumurta bırakmış uçup durmaktaydı
Allah isterse bir güvercin, bir örümcek ağıyla da korur,

Kat kat zırhı ve yüksek kaleleri aratmaz,
onlardan müstağni kılar insanı

Ve bir örnek daha:
Çağırınca Peygamber, Ağaçlar geldi, eğildi huzurunda;

Dallarıyla, kökleriyle yürüdüler; Çünkü yok ayakları
Çizgiler çekerek yol ortasına, yazılar yazarak

Güzel yazılar yazarak; dalları budakları.
O bulut gibi ki, O nereye giderse üstünde o da oraya gider,

O’na, gün ortasında yakan güneşe karşı gölge yapardı
Dünyanın sıkıntısı binince boğazıma

Hemen sarılır, sığınırım O’na
O hemen kurtarır bu zavallıyı

İki dünyaya ait hiçbir şey yok ki, o hayır saçan elden
İstemiş olayım da almamış olayım, olmadı

Aklın ermeyince hemen inkâra kalkma rüya vahiylerini;
Belki gözleri uyurdu O’nun ama, kalbi uyumazdı

Nübüvvetiyle O gerçeğin doruğuna çıkmıştı
Nasıl inkâr olunabilir erginlerin rüya durumları

Allah’ın alanı bu. Ne vahiy çalışmakla olur
Ve ne de bir suçtur Peygamberin gâibi çizip anlatışı

Bir dokunmakla nice hastayı iyi etti eli
Nice çılgınlık zincirini kırıp mahkûmlarını kurtardı

Kara kıtlık yılları oldu, O’nun duasıyla canlı ve ak
Sanki gecenin oratasında ansızın bir dolunay çıktı

Bulut akıttı durdu suyu öylesine ki, o kurak vâdilerde;
Oldu her sel bir arim seli, her ırmak bir deniz ırmağı

Bırak konuşayım, anlatayım o mûcizeleri:
Geceleri dağlarda yakılan şölen ateşleri gibidir âşikârlıkları

İnciyi işlersen değerlenir şüphesiz;
Ama işlemesen de inci incidir; incilikte farksızdır işlenmişi, hamı

Ama nasıl uzanabilir hayali övüşün o yüceliklere
Ki orda hüküm sürer o davranış ve ahlâkın hârikalar mantığı

Biri Kur’an Âyetleri: Haktır, Allah’tan gelmedir,
Ezelî ve ebedîdir, sonradandır, fakat yoktur öncesi başı

Zamanla kayıtlı değil getirdiği kutsal haber
Son saatten, Addan, İremden haber.

Odur mutlak haberlerin saltanatı
Devam edip gidiyor O’nun hükmü. Üstündür

Öbür peygamber mûcizelerine ki, tesirleri ve hükümleri ebedî olmadı
Öyle muhkemdir ki, hamlede yıkar inkârı ve şüpheyi

Tartışma kabul etmez; hâkime hakeme yok ihtiyacı
Kimse karşı çıkamadı O’na. Yeltenmediler değil ama.

Düşmanı, en düşmanı bile O’na sığınmakta buldu var olmayı
Belâgatı, düşmanının davasını uzaklara fırlatır:

Kötü niyetlinin elini hareminden ırakta tutmaktır zaten yiğide yaraşanı
Kemmiyette anlamlar deniz dalgalarından büyük;

Keyfiyetse, güzellikte ve değerde cevahirden üstün ve san’atlı
Madem okuyunca gözün, gönlün nur doldu, aydınlandı;

Zafer buldun her vakit. Öyleyse bu sağlam ipe iyi yapış, sarıl sıkı
Okuyuşun, korkusundansa alev alev yanan cehennem ateşinin

İtfaiyesi budur yalnız ateşin: Yanık yürekle çağırmaktır tek şartı
Sanki O şöyle bir pınar: Yüzü simsiyah olan

Gelip bir yıkanmakla bembeyaz olur; budur nur pınarı
Ve O, adalette sırat gibi kıldan ince; hak ve eşitlikte de,

Hassas ve ayarlı mizan gibi, insanlar ve kâinatlar arası
Bakma bilmezlikten gelişlerine, inkarlarına yüreği karaların

Onlar öyle bilir, öyle anlarlar ki. Ama ya kıskançlıkları?
Eh! Öyleyse kalksın ağrıyan göz inkâr etsin, göremiyor ya,

Güneşi, gün ışığını; yaralı ağız da, alamadığından suyu, suyun lezzetini, tadını
Çölde hızlı hızlı giden yoksullar; develeri

İz bırakarak giden dilek sahipleri görürsün. Yön tektir; O Hayr kaynağının evi alanı
Sen ey, anlayanlar için, bizzat varoluşunla ne büyük işaret ve mûcize,

Nimetin kadrini bilenler için ne büyük nimetsin, ne büyük Hakk armağanı
Ne hesabı mümkün, ne kitabı harikalarının

Ve yine de usanmaz insan bir bir anmaktan onları
Kalktın bir gece, kutsal bir yerden kutsal bir yere gittin,

Kapkaranlık gecelerde dolunay nasıl ilerlerse
Alımlı alımlı

Çıktın, boyuna çıktın Yükseldin Kâbe Kavseyne kadar,
Ki, daha önce ne kimse çıkmıştı oralara,

Ne de hayal ve ümit etmişti; bırak çıkmayı
Seni öne geçirdi her yerde peygamberler, resuller,

Seni öne geçirip arkada durdular kendileri, hizmet geleneği icabı
Delip yedi kat göğü geçip gittin Sen o üstün insanlarla alay alay;

Başlarında Sendin, başlarında sallanan sancak Senin sancağındı
Öyle çıktın, yükseldin ki, yarışanlar kaldı yarı yolda;

Yakınlıkta ilerisi, daha ötesi kalmadı
Bütün makamlar geride kaldı Makamından

Çağrıldığın o an, Tektin artık nasıl tekse; gök ve kale sancakları.
Devşirmek için yemişlerini gözlerden saklı

Bir buluşmanın ve gizliden gizli sırrı
Topladın öğülesi gök çiçekleri, üstünlükleri tek başına;

Aştın bütün menzilleri yalnız, ıssız kalabalıksız, hızlı hızlı
Tayin edildiğin iş nice ulu;

İdrakse ne kutlu sana mahsus nimetler alanını
Günler geçer, geceler geçerdi; gün ne, gece ne bilmezlerdi

Ancak haram ayı geceleri yaparlardı uyku bayramı
Yüzen atlar denizinin üstünden akar asker denizi,

Atlar dalga dalga deniz ileri, çoşkun kahramanları
Onlar ki, koşar Allah’a doğru, yaşar Allah için;

Mahveder, kökünden söküp atar küfrü, şimşekten kılıçları
Ne mutlu sana bana Ulu İslam Milleti, şuurların örgüsü;

Bize Yaratan verdi o sağlam, o yıkılmaz yapıyı
Allah, bizi kendisine çağıranı, çağırınca kendisine,

O Peygamberlerin oldu, bizse ümmetlerin başı
Bir arslanın nasıl ürkerse koyunlar sesinden, heybetinden,

Öyle perişan etti. O’nun çıkış haberi, inkar yobazlarını
Peygamber terketmedi savaş alanını; düşman,

Çevrilinceye dek göğdelere, kasap çengellerine asılı
Düşmanların gözü hep kaçışta olurdu savaşlarda;

Kol ve bacakları kıskanırlardı, kargaların kapıp kaçtığı
Onlarla kurtuldu yalnızlıktan İslam Milleti, Dini;

Sanki yadellerden döndü, yurdunu buldu, sıla yaptı
Allah, ordusuyla koruyacak, varlık var oldukça O’nu;

O, dul ve yetim, babasız ve sahipsiz olmadı
Her biri bir dağdır savaşta, onlara çarpan, onlarla çarpışanlara

“Savaş meydanında ne gördün?” diye sor, düşmanlarına sor onları
Bedire sor, Huneyne sor, Uhuda sor Sor bütün savaş alanlarına;

Kesin sonuç alışta, zaferde onlar mı üstündü,
yoksa kendi işinde veba mı?

Kıpkırmızı çıkaranlardır kapkara vücutlara sokup
Yıldırımdan da çabuk, bunlar ak çelik kılıçları

Onlar sanki kâtip, süngüler de kalemleriydi
Ve vücutlarda bir tek harfi bile noktasız bırakmazlardı

Silahla donanmışlardır ve yüzlerinden tanınırlar
Seçilirken ilk bakışta nasıl hemen seçilirse ağaçlar içinde gül ağacı

Her biri silahları içinde saksı içindeki gonca gibi;
Zafer rüzgarları sana armağan eder kokularını.

Dağlarda fışkıran çamlar gibi birden zuhur ederler atlar üstünde;
Kolanların ilmeklerin sıkılığı değil dimdik tutan onları, yüreklerin, bileklerin sağlamlığı

Kalpleri, dudakları uçukladı korkudan düşmanların
Ayıramaz oldular kahramanı koyundan, kardan karanlığı,
kargadan kartalı

Onlara bir ormanda rastlayan aslan bile uslanırdı,
Çünkü beraberlerindeydi Peygamberin zaferi ve duası

Yok dostundan tek kişi yardımını görmesin,
Düşmanından tek kişi yemesin tokadını

Dinin kanatlarını gerdi ümmet üstüne;
Gözlerden saklar orman aslan yuvalarını

Ne felsefe, ne mantık durup dayanabildi,
Kur’an’ın karşısında. Fikir gecelerini ışıttı aydınlığı

Yeter sana peygamber mucizesi, okumamışken bilgisi;
O “cahiliyet” çağında, öksüzlük de üste, terbiye ve ahlâkı

O’nu öğer öğerim, yorulmam ve usanmam. Affa sebep umarım;
Şairlikle, devlet memurluğuyla geçen ömrün bütün suçlarını

Boyna bir boyunduruk bunlar: Korkulu son hazırlar.
Sürüklediler beni; sanki ben kurbanlık bir deve, onlar ipi halkası

Ah! Çocukluk etmişim; harcamışım kendimi bir ömür boyu:
Bir ömür boyu, toplamış, devşirmişim suç ve pişmanlıkları

Bir de düşün nefsimin ticaret zararını,
Bir an duraklamadan din satıp alan dünyayı

Ismarlama yerine hazır eşya düşkünü;
Parayı peşin alıp yiyen, malı boyuna borçlanan imalatçı

Gerçi günah işliyorum ama dönmüş değilim O’na verdiğim sözden,
Kopar cinsinden değil gönlümün bağı

Söz vermiştir kurtaracaktır, adıyla çağrılanı
Ve beni O’nun adıyla çağırırlar

Ve insanlık içinde kim olabilir, O’ndan çok sözünde duranı
Yarın hesap gününde tutmazsa O elimden:

Sen benim için de: Vay sana!
Hey sonsuz kayan adam, uçurumlar kurbanı

Haşa! O, mahrum etmez yardımından isteyeni;
Koğmaz konu komşuyu, soğuk karşılamaz kendine sığınanı

Düşüncemi, şiirimi O’nu öğme yoluna koyduğum günden beri,
O oldu benim için koruyucular koruyucusu, kurtarıcılar kurtarıcısı

Lütfunu esirgemez en dar elden bile O.
Çünkü: Yağmur ihmal etmez çiçeklerle süslemekte

su tutmaz yalçın dağ uçlarını
Gözüm yok, bu dünyanın parasında pulunda, zerresinde.Bu türlü zehirleri

İki avucunu açıp toplar ancak, Herem’in öğücüsü şair Züheyr takımı.
Ey insanların en iyisi!. En üstünü! Yalnız sana sığınılır,

Herkes için geçerli, kimsenin kurtulamadığı vakit kapıyı çaldı mı
Allah’ın Resûlü, beni de bürümeye, örtmeğe yeter kurtaran örtün

Göründüğü o gün, öç alan adıyla Yaratıcı
Bu dünya ve öte dünya, senin bağış bolluğundan örnekler;

Levh ve kalem bilgisinin bilgindedir kaynağı
Nefsim! Düşme umutsuzluğa büyük günah işlemişlik yüzünden

Mutlak bağışlayan yanında, değil büyüğü küçüğünden farklı
Nefsim! Düşme umutsuzluğa büyük günah işlemişlik yüzünden

Mutlak bağışlayan yanında, değil büyüğü küçüğünden farklı
Günahların büyüklüğüne göre gelir, o ne kadar büyükse o daha da büyük olur,

Umulur ki, dağıtılırken kullara Yaratanın acıyışı
Rabbim! Yalvarışlarımı döndürüp çevirme bana geri;

Rahmetinden elverir bir rakam eklemeden, kapama hesabımı.
Rabbim! Bu kuluna yardım et, bu dünya ve öte dünyada.

Korkulu olaylar ve durumlarda yok bir parçacık olsun dayanıklığı
Rabbim! İzin ver çözülsün ebedî salavat bulutları bir kez daha

Boşansın Resûl üstüne sel sel, sicim sicim “Selam! Selam” yağmurları
Ailesi üstüne, arkadaşları ve bağlıları üstüne bir kez daha.

Yaşasın bir kez daha, o sana en yakın, eli açık, gönlü ipekten yumuşak, içleri pırıl pırıl yolunun uluları

Ban ağacının yaprağını, göğdesini titrettikçe tiril tiril Bad-ı Sâba,
Kızgın çöllerde ürpettiği sürece develeri devecinin şarkıları

Çeviri : Sezai Karakoç

Kâ’b bin Züheyr, büyük bir şâirdi. Babası Züheyr, sayılı Arap edip ve şâirleri arasında yer alırdı. İki oğlu Kâ’b ile Büceyr’i de kendisi gibi edip ve şâir yetiştirmişti.
Şâir Züheyr bin Ebî Sülmâ, ehli kitap kimselerin sohbetine devam ederken, âhirzamanda bir peygamberin geleceğini onlardan işitmişti.
Bir gece rüyâsında gökten bir ip uzatıldığını, ipe tutunmak için elini uzattığı halde, onu tutamadığını görmüştü. Bu rüyâsını, ahirzamanda gelecek olan peygambere kendisinin yetişemeyeceğine yormuştu.

Bu sebeple vefatından önce oğullarına, “Gelecek olan peygambere iman ediniz!” diye vasiyette bulunmuştu.699
Kur’an’ın fesahat ve belagatı karşısında gözleri kamaşan bir çok kuvvetli edip, şâir ve hatip, İslâmiyetle müşerref olmuştu. Bununla beraber, şirkte direnen, Peygamberimizle Müslümanlara karşı besledikleri kin ve düşmanlığı şiir ve hitabeleriyle dile getirmekten geri durmayanlar da vardı.

Kâ’b bin Züheyr bunlardan biri idi. Babasının ölümü üzerine, şöhretine kendisi vâris olmuştu. Kardeşi Büceyr, Resûl-i Ekrem safında yer almışken, Kâ’b bir türlü şirkten vazgeçmiyordu. Zaman zaman yazdığı şiirleriyle Efendimizi ve Müslümanları hicvederek, onları üzüyordu.
Bir gün yine kardeşi Büceyr’e Müslüman olmasından dolayı duyduğu kin ve kızgınlıkla inkâr saçan bir şiir yazıp göndermişti. Büceyr (r.a.), şiiri Peygamber Efendimize okuyunca, son derece müteessir oldular. Kâ’b’ın şiirleriyle Müslümanlara hakareti artık tahammül sınırını aşmıştı. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Ashabına şu emri verdi:
“Kim Kâ’b bin Züheyr’e rastgelirse, onu öldürsün! Kanı şu andan itibaren mübah kılınmıştır.”670

Bu müsaadenin verilmesinden sonra, Kâ’b’ın uğrayacağı âkıbet şüphesiz dehşetli olacaktı. Bunu düşünen kardeşi Büceyr, son bir defa kendisini ikaz edip nasihatta bulunmak üzere bir mektup yazdı. bundan kurtulabilmenin tek çaresinin de ancak, Hz. Resûlullaha gelip af dilemek olduğunu bildirdi.671
Mektubu alan Kâ’b, yerinde duramaz bir hale gelmişti. Âdeta kocaman yeryüzü kendisine dar gelmeye başlamıştı. Her an son nefesini verecekmiş gibi ecel teri döküyordu. Aleyhinde verilen bu karar üzerine, kurtulamayacağını anlamıştı. İki şeyden birini tercih etmek zorundaydı: Ya şirkte devam edecek ve ele geçmemek için köşe bucak kaçacaktı, veyahut Hz. Resûlullahın huzuruna çıkarak sadakât elini uzatıp, o âna kadar yaptıklarından pişmanlık duyduğunu itiraf edecek ve af dileyecekti.
Ka’b akıllı davranıp ikinci yolu tercih etti. Zaten kardeşinden mektup gelir gelmez de, iç âlemini bir pişmanlık duygusu kaplamıştı.
Uzun mesafeyi kısa zamanda katedip Medine’ye gelen Ka’b, Resûl-i Ekremin huzuruna çıktı. Peygamberimiz, onu şahsen tanımıyordu. Kâ’b, bu durumu akıllıca kullandı. Peygamber Efendimizin, huzurunda diz çöküp mübârek elini tuttuktan sonra zekice şöyle bir teklifte bulundu:
“Kâ’b bin Züheyr, tevbe etmiş ve Müslüman olarak huzuru saadetinize gelmek istiyor. Ben, onu size getirsem, ona emân verir, tevbesini ve Müslümanlığını kabul eder misiniz?
“Kâ’b, şiirleriyle Müslümanları üzmekten vazgeçer ve bundan pişmanlık duyup Müslüman olursa artık Resûl-i Kibriyâ ile arasında bir mesele kalmamış demekti. Nitekim, Resûl-i Ekrem bu teklife, “Evet” cevabı vererek bu kanâatını izhar buyurdu.
Bu cevap üzerine, Ka’b’ın mânâ âlemi birden bire parladı ve elini Hz. Resûlullahın elinden ayırmadan şehâdet getirdi:
“Şehâdet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur! Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed Allah’ın Resûlüdür.”
Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) ve etrafında bulunan Sahabîler bir anlık bir hayrete kapıldıktan sonra, Peygamber Efendimiz (a.s.m.), “Sen kimsin?” diye sordu.
Kâ’b, “Ben, Kâ’b bin Züheyr’im Yâ ResûlAllah” diye cevap verdi.
O sırada Ashabdan biri ortaya atıldı. “Yâ ResûlAllah! İzin ver de şu Allah düşmanının boynunu vurayım” dedi.
Peygamber Efendimiz (a.s.m.), “Bırak onu! O, şu âna kadar içinde bulunduğu durumdan pişmanlık duymuş ve Hakka dönmüş olarak gelmiştir”672 buyurdu.

Gönül ülkesi İslâmın manevî kılıcı ile fethedilen Ka’b hemen o anda Arap edebiyatında şaheser parçalar arasında yer alan “Banet Süâdü” isimli kasidesini Hz. Resûlullaha sundu.
“Suad’ın ayrılığın yetmiyormuş gibi, iki taraf arasında söz taşıyanlar bana; ‘Ey Ebû Sülmâ’nın oğlu! Sen, artık kendini ölmüş bil’ dediler.
“Kendilerine güvenip de başvurduğum her dost ise bana; ‘Seni oyalayıp teselli edemem, başının çaresine bak’ dedi.
“Ben de, ‘Çekilin yolumdan’ dedim. Rahman’ın takdir ettiği her şey elbette olacaktır.
“İnsanoğlunun mes’ud hayatı ne kadar uzun olursan olsun, mutlaka bir gün bir tabutta taşınacaktır.
“Resûlullahın beni öldüreceğini haber aldım.
“Resûlullahın yanında bağışlanmak en çok umulan şeydir.
“Özür beyân ederek Allah Elçisinin yanına geldim.
“Resûlullahın katında özür daima kabule şayandır.
“Merhamet ve teenni ile muâmele et bana!
“İçinde bir çok nasihat ve hükümler bulunan Kur’an hediyesini sana ihsan eden Allah, hidâyetini arttırsın!
“Rakiplerimin dedikodusuyla beni muâheze etme!
“Hakkımda bir çok dedikodular yapılmışsa da, ben pek o kadar suçlu değilimdir.

“Ben şimdi öyle bir makamda bulunuyorum ki, burada gördüğüm ve işittiğim şeyleri bir fil görüp işitseydi, muhakkak titrerdi.
“Burada, beni mutlak Allah’ın izniyle Peygamberin affına nâil olmak kurtarabilir.
“Ben, Yüce Peygambere karşı hiçbir itirazda bulunmadan sağ elimi, onun adâletli eline uzatıyorum.
“Şimdi, söz onun sözüdür
“Şüphe yok ki, Resûlullah doğru yolu gösteren bir nur, kötülükleri yok etmek için Allah’ın sıyrılmış keskin ve yalın kılıçlarından bir kılıçtır…”673
Ka’b, Resûl-i Ekrem ve Müslümanların kahramanlık ve yiğitliklerinden bahsederek kasidesine devam ediyordu.
Kaside içinde bir beyt var ki, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz ondan son derece memnun olmuştu. O “Tâc Beyit” şuydu:
“Şüphe yok ki, Resûlullah doğru yolu gösteren bir nur, kötülükleri yok etmek için Allah’ın sıyrılmış keskin ve yalın kılıçlardan bir kılıçtır.”
Bu beyti duyan Hz. Resûlullah, o anda üzerinde bulunan mübarek bürdesini [hırkasını] çıkarıp bu büyük şâire hediye ederek memnuniyeti yanında tebrik ve takdirlerini de izhar etti.
Bundan sonra “Banet Süâdü” adlı kaside “Kaside-i Bürde” olarak anılmaya başlandı.

Ka’b bin Züheyr, Hz. Resûlullahın bu hediyesi ile her zaman, her yerde iftihâr ederdi. Ömrünün sonuna kadar onu yanında muhafaza etti.
Bir seferinde Hz. Muâviye, on bin dirhem vererek onu almak istemişti.
Ka’b, “Resûlullahın hırkasını giymek hususunda kimseyi nefsime tercih etmem”674 diye cevap vermişti.
Fakat Hz. Muaviye, Ka’b’ın vefatından sonra bu arzusuna nâil oldu. Mirasçılarına yirmi bin dirhem göndererek, Hz. Resûlullahın bu mübarek Hırka-i Saadetlerini kendilerinden aldı.675
Daha sonra bu mübârek hırka Emevilerden Abbasilere, onlardan da Yavuz Sultan Selim eliyle Osmanlılara geçti.676
Bugün, Hz. Resûlullahın bu mübarek hırkası “Mukaddes Emânetler” arasında Topkapı Sarayının “Hırka-i Saadet” dairesinde muhafaza altında bulunmaktadır.677

“Hırka-i Saadet; 1,24 metre boyunda geniş kollu olup siyah yünlü kumaştan yapılmıştır.
“İçi, kaba dokunmuş krem renk yünlü kumaş kaplıdır.
“Önünde, sağ tarafında 0,23 x 0,30 ebâdında bir parçası noksandır. Sağ kolunda da eksiklik vardır. Yer yer haraptır.
“Hırka-i Saadet, müteaddit bohçalara sarılmış olduğu halde (0,57 x 0,45 x 0,21) ebâdında üstten açılır çifte kapaklı altın bir çekmece içindedir.* Bunun üzerinde, Sultan Aziz tarafından yaptırıldığı ve şefaat talebini havi uzunca bir kitabe de bulunmaktadır.
“Bu çekmece Ayrıca bohçalar içinde olarak büyük bir altın sandukaya konulur. Bu da Sultan Aziz tarafından yaptırılmış olup üzerinde ‘Lâ ilâhe illAllah. Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li’lâlemin. Lâ ilâhe illAllah el-Melikü’l-Bakkü’l-Mübîn Muhammedün Resûlullah Sadıku’l-Va’di’l-Emîn’ yazılıdır.
“Dört ayaklı kâidesi de altın kaplamalıdır.”678

Topkapı Sarayı Müzesi sabık müdürü Tahsin Öz, daha sonra kitabında şu satırlara yer verir:
“Saltanat devrinde, hükümdar, Ramazan’ın on beşinci günü, Topkapı Sarayına gelir. Hırka-i Saadet, merasimi mahsusa ile açılır ve başucunda bizzat hükümdar bulunduğu halde devlet ricali ve saray memurları tarafından ziyaret olunur ve destimaller hediye olunurdu. Bilâhare saray kadınları da ziyâret ederlerdi.
“Hırka-i Saadetin başmuhafızı hükümdar olup, onun gaybubetinde bu vazife Tülbent Ağasına âittir. Hırka-i Saadet hademe teşkilâtı, Topkapı Sarayı müze haline intikal edinceye kadar (3 Nisan 1924) aynı gelenek ile devam etmiştir.”679

Hırka-i Saâdet (Bürde-i Saâdet) odasının temizliğine padişahlar da katılırmış.

Peygamber efendimizin Kab bin Züheyr’e hediye ettiği Hırka-i Saadet, 495 yıldır Topkapı Sarayı’nda muhafaza ediliyor…

Hırka-i Saadet odasının temizliğine padişahlar da katılırmış.

Fatih Sultan Mehmet tarafından saray köşkü olarak yaptırılan, uzun yıllar Padişahların has oda olarak kullandıkları yer şimdi Kutsal Emanetler Bölümü…

Yavuz Sultan Selim 1517’de Mısır seferinden, İstanbul’a getirdiği Hırka-i Saadet’in muhafaza edildiği mekân…

Bu mekân aynı zamanda Yavuz Sultan Selim döneminde taht odası olarak da kullanılmış.

Yavuz Sultan Selim bu odanın içinde bir nişi kapattırmış ve Hırka-i Saadet’in muhafazasına tahsis ettirmiş.

Bu oda hep kutsal oda olmuş.

Padişahlar savaşa gitmeden bu odada dua ederlermiş,

Tahta oturma merasimlerinin ilk kısmını burada yaparlarmış,

Oğullarının sünnetlerini,

Kızlarının nikâhlarını burada yaptırırlarmış.

Padişahlar kendi dönemlerinde Hırka-i Saadet için birbirinden kıymetli altın, Murassa değerli taşlarla bezeli som gümüşten muhafazalar yaptırmışlar.

Bir haberdeki yazıyı aktarıyorum:

Topkapı Sarayı Müzesi Kutsal Emanetler Bölüm Sorumlusu Sevgi Ağca, AA muhabirine verdiği bilgide:

”Ziyaretten önce padişahların katıldığı Pars denilen Hırka-i Saadet temizliği merasimi var. O merasimde, Hırka-i Saadet odası içindeki bütün kutsal emanetler padişahın da bizzat sırtında Revan köşküne taşınıyor. Sonra gümüş şebeke, çiniler, dolapların içleri gül sularıyla ve özel süngerlerle silinerek temizleniyor. Yine padişah da mutlaka bu temizliğe katılıyor. Şayet katılamazsa üst düzey devlet erkânından dininden emin olduğu kişileri kendi yerine vekil tayin ediyor. Katılamama sebebi de yataktan kalkamayacak kadar hasta olmak veya seferde olmak gibi sebepler. Onun dışında mutlaka iştirak ediyorlar.”

Hırka-i Saâdet(Bürde-i Saâdet)

Peygamberimiz’in şair Kâ’b Bin Züheyr’e hediye ettiği hırka…

Kutsal Emanetlerarasında sayılıyor.

Erkek kardeşi Büceyr’in Müslüman olmasından hoşnut kalmayan Kâ’b Bin Züheyr, Peygamberimizi ve İslam’ı hicveden şiirler yazdı. Mekke’nin Müslümanlar tarafından fethinin ardından, Kâ’b Bin Züheyriçin idam kararı alındı.

Müslüman olan Kâ’b Bin Züheyr, daha önce yaptıklarından pişmanlık duyarak gizlice Medine’ye gitti, kendisini tanıtmadan Peygamberimizin  huzuruna çıktı.

Peygamberimiz tarafından affedileceğini öğrenince kendini tanıttı ve peygamberi öven ünlü şiiri Kaside-i Bürde’yi yazdı.

Kaside’yi çok beğenen Peygamberimiz, sırtından hırkasını çıkararak Kâ’b Bin Züheyr’e hediye etti.

Bu hırkayı Muaviye b. Ebi Süfyan satın almak istedi ve on bin dirhem teklif etti ama Kâ’b Bin Züheyronu satmaya razı olmadı.

Ancak ölümünden sonra Muaviye yirmi bin dirhem karşılığında hırkayı satın aldı.

Sırayla Emeviler’e ve Abbâsiler’e geçen hırka bir süre Mısır’da korundu ve Abbâsihalîfeleri tarafından bazı törenlerde giyildi.

Fiziksel Özellikleri

1.24 m. boyunda geniş kollu ve siyaha çalan yünlü kumaştan yapılmıştır.

İç kısmı, krem renkli yünden kaba bir kumaşla kaplıdır.

Önünde sağ tarafında 23×30 cm. ebadında bir parçası noksandır.

Sağ kolunda da eksiklikler olan hırka 57x45x21 cm. ebadında üsten açılan çifte kapaklı altın bir çekmece içinde, bohçalara sarılmış olarak muhafaza edilmektedir.

1962’den beri Topkapı Sarayı’nda halkın ziyaretine açıktır.(alıntı)
Şair Ka’b bin Zuhair
الشاعر كعب بن زهير

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Namaz kılmanın mekruh olduğu (kerâhet) vakitler
Yazar: RasitTunca - 09-08-2018, 07:37 AM - Forum: Dini Genel Bilgiler - Yorum Yok



Namaz kılmanın mekruh olduğu (kerâhet) vakitler

Beş vakit vardır ki, onlara "mekruh vakitler" denir:

Birincisi: Güneşin doğmasından bir mızrak boyu (beş derece) ki, memleketimize göre kırk ile elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır.

İkincisi: Güneşin yükselip de tam tepeye geldiği zeval anının bulunduğu vakittir. Bu da öğle namazından önceki kırk dakikalık bir zamandır.

Üçüncüsü: Güneşin sararmasından ve gözleri kamaştırmaz bir hale gelmesinden itibaren batışı zamanına kadar olan vakittir. Bu da güneşin batmasından yani akşam namazından kırk beş dk. öncedir.

Dördüncüsü: Fecri Sadıkın doğmasından güneşin doğacağı zamana kadar olan vakittir.

Beşincisi: İkindi namazı kılındıktan sonra güneşin batmasına kadar olan vakittir.

İlk üç kerahet vaktinde ne kazaya kalmış farz namazlar, ne vitir gibi vacip olan namazlar, ne de önceden hazırlanmış bir cenaze namazı kılınabilir, ne de evvelce okunmuş bir secde ayeti için tilavet secdesi yapılabilir. Bunlar yapılsa iadeleri gerekir.

Bu üç vakitte nafile namazda kılınmaz. Ancak kılınacak olsa kerahetle caiz olur ve iadesi gerekmez. Çünkü bu kerahet nafile namazların sıhhatli olmasına engel değildir. Bununla beraber bu vakitlerden birine rastlayan bir nafile namazı kerahet vaktinden sonra onu kaza etmek daha fizaletlidir.

Bu üç vakit ateşe tapanların ibadet zamanıdır. Onlara benzemekten kaçınmak, Hak dine saygının gereğidir.

Diğer iki kerahet vaktinde ise nafile namaz kılmak mekruhtur. Farz ve vacip namaz mekruh değildir. Cenaze namazı ve tilavet secdesi de mekruh değildir. Bu iki vakitten birinde başlanmış olan bir nafile namazı, kerahetten kurtulması için bozulmuş olursa, sonradan onu kaza etmek gerekir.

Güneşin batışı halinde yalnız o günün ikindi namazı kılınabilir. Fakat diğer bir günün kazaya kalmış olan ikindi namazı kılınmaz. Çünkü kamil bir vakitte vacip olan bir ibadet, nakıs olan (keraheti bulunan) bir vakitte kaza edilemez. Kerahet vakti ise ibadetlerin noksanlığına sebebdir.

Güneşin doğuşuna rastlayan her hangi bir namaz ise bozulmuş olur. Bunun için bir kimse daha ikindi namazını kılmakta iken güneş batsa namazı bozulmaz. Fakat sabah namazını kılmakta iken güneş doğsa, namazı bozulur. Çünkü birinci halde, yeni bir namaz vakti girmiş olur. İkinci halde ise, namaz vakti çıkmış; fakat yeni bir namaz vakti girmemiş olur.

Tam zeval anına rastlayan bir namaz farz veya vacip ise bozulur; eğer nafile ise mekruh olmuş olur. Yalnız İmam Ebu Yusufa göre cuma günü zeval vaktinde nafile namaz kılınması caizdir ve keraheti yoktur. Zeval vakti son bulup da güneş batıya doğru yönelmeye başlayınca artık ittifakla kerahet vakti çıkmış olur.

Kerahet vaktinde okunan bir secde ayetinden dolayı secde yapılabilir. Ancak kerahet vaktinden sonraya bırakmak daha faziletlidir. Yine kerahet vakitlerinden birinde hazırlanmış olan bir cenazenin namazı o vakitte kılınabilir. Öyleki faziletli olan bu namazı geciktirmeyip hemen kılmaktır. Çünkü cenazelerde acele etmek menduptur.

Güneşin batışından sonra, daha akşam namazının farzını kılmadan nafile namaz kılmak mekruhtur. Çünkü akşam namazı geciktirilmiş olur. Oysa ki, akşam namazında acele etmekte fazilet vardır.

Cuma günü imam hutbeye çıktıktan sonra veya ikamet getirildikten sonra namaza başlamak mekruhtur.

İki bayram namazından önce ve bayram hutbeleri arasdında ve bu hutbelerden sonra, bayram namazı kılınan yerde nafile namaz kılmak mekruh olduğu gibi, güneş tutulması, yağmur duası ve hac hutbeleri arasında da mekruhtur. Bu hutbeleri dinlemek lazımdır.

Mekruh olmayan bir vakitte başlanmış olan nafile bir namaz bozulmuş olsa, (bunu kaza etmek vacip olduğundan) ikindi namazından sonra güneşin batışına kadar ve fecrin doğuşundan sonra güneşin bir mızrak boyu yükselmesine kadar kaza edilmez, mekruhtur. Bununla beraber kaza edilse sahih olur. Diğer kerahet vakitleri de böyledir. Ancak başta sıralanan ilk üç kerahet vakti böyle değildir. Onların birinde kaza edilmesi sahih olmaz; yeniden kaza edilmesi gerekir.

Sorularla İslamiyet

Bu konuyu yazdır

Dini-1 4 Büyük Peygamber ve 4 Büyük Kitap
Yazar: RasitTunca - 09-08-2018, 07:31 AM - Forum: Dini Genel Bilgiler - Yorum Yok



4 BÜYÜK PEYGAMBER 4 BÜYÜK KİTAP

1- Musa (aleyhisselam.)'a : Tevrat
2- Davut (aleyhisselam)'a : Zebur
3- Isa (aleyhisselam)'a : Incil
4- Hz.Muhammed (sallallahu aleyhi vessellem)'e : Kurani Kerim gönderilmiştir.

TEVRAT: Tevrat kelimesi sözlükte, “Kanun, Şeriat“ anlamlarına gelir, Israilogullarından Hz.Musaya indirilmiştir. Hz. Musa(aleyhisselam.)'dan sonra Tevratın aslı kaybolmuştur. Israilogullarının din bilginleri tarafindan yazılan farklı Tevrat nüshaları ortaya çıkmıştır. Böylece Tevrat, ilahi kitap olma özelliğini kaybetmiştir. Tevrat´a “Ahd-i Atik“(Eski Ahid) de denir.


ZEBUR: Zebur kelimesi sözlükte “Yazılı şey, kitap“ anlamlarına gelir. Hz. Davud(aleyhisselam.)'a gönderilen ilahi kitaptır. Içinde 150 sure vardır, bu kitapta daha cok öğütler, dualar, ilahiler yer almaktadır. Bugün elde hiç bir nüshası yoktur, ancak “Mezmürlar“ adıyla Tevratin içinde yer aldığı söylenmektedir.

INCIL: Incil kelimesi sözlükte “Müjde, ögretmek“anlamlarına gelir. Hz. Isa(aleyhisselam) aracılıgıyla Israilogullarına gönderilmiştir. Incilin aslı kısa zaman içerisinde kaybolmuştur, bugün elde mevcud olan incil, insanlar tarafından yazılmıştır. Bu Incil 4 kitap ve bazi mektuplardan meydana gelmiştir. 1- Yuhanna
2- Markos
3- Luka
4- Matta
bu kitaplarda Hz.Isa(aleyhisselam)'in ilah olduğu yazılmaktadır. Peygamberimizden hiç bahsedilmiyor. Incil´e “Ahdi Cedid“(Yeni Ahid) de denir.

KUR´ANI KERiM: Kuran kelimesi sözlükte “Toplamak, okumak“ manalarına gelir. Yüce ALLAH tarafından Cebrail(aleyhisselam.) aracılığıyla 610 yılında Hira magarasında 40 yaşında olan peygamberimize inmiştir. Indirildigi andan itibaren yazılarak ve ezberlenerek bize kadar ulaşmıştır. Bu sebeble indigi gibi bize ulaşmıştır. Kiyamete kadar da tek harfi bile degişmeden aslını muhafaza edecektir, Cünkü ALLAH´ü teala onu koruyacağını şu ayetle haber vermektedir: “Kur´anı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.“(Hicr süresi-9.ayet) Kuran 23 senede yavaş yavaş inmiştir, ayetlerin bazısı Mekkede bazisi Medinede inmiştir. 87si Mekke 27si Medine de inmiştir. 114 suredir, en faziletli sure FATiHA süresidir. 6666 ayettir, en faziletli ayet Ayetel kürsi'dir. En uzun süre Bakara süresidir ( 50 sayfa). En kısa süre Kevser süresidir. Kuran 30 Cüzdür, 600 Sahifedir.

1. Hz. Musa (Tevrat)


Hz. Musa, 4 büyük kitaptan biri olan Tevrat'ın verildiği ve yeryüzünde dinini tebliğ edip, hakim kılması için gönderdiği azimli peygamberlerden biridir. Hz. İbrahim'in soyundan olup, İsrailoğulları'nın inançlarını iyileştirmek ve onları Allah'ın dilediği düzene kavuşturmakla görevlendirilmişti. Hz. Musa'nın küfürle mücadelesi Kurân'da uzun uzun anlatılmaktadır.

Hz. Musa, çocukların öldürüldüğü yıl dünyaya gelmiştir. Babası İmran ve ve annesi Yocheved, ona yalnızca 3 ay bakabilmiştir. Kurân'da anlatıldığına göre Hz. Musa'nın annesine: "Çocuğu emzir, başına geleceklerden korktuğun zaman onu suya (Nil'e) bırak. Korkma, üzülme. Biz şüphesiz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız." denmiştir. Annesi Hz. Musa'yı ziftle birbirine yapıştırılmış otlardan oluşan bir muhafaza içerisinde Nil Nehri'ne bırakır. Yahudi kaynaklara göre Firavun'un kızı Thermuthis, Kurân'a göreyse Firavun'un karısı, Hz. Musa'yı bulur ve saraya alır. Fakat çocuğun İbranî olduğu kısa sürede anlaşılır. Hz. Musa'nın ablası, onu emzirecek bir İbranî aile bildiğini söyler ve onu gerçek annesine geri götürür.

Hz. Musa büyür ve birgün İsraîloğulları'ndan biriyle sokakta kavga eden bir Kıptî'ye bir tokat atar. Kıptî, yere düşüp can verir. Hz. Musa, yaptığına pişman olur ve Firavun'dan korkarak Medyen şehrine gider. Orada Hz. Şuayb'ın kızı "Safura" ile evlenir. Bir süre sonra Mısır'a dönüp gitmek üzere eşiyle beraber yola çıkar. Giderken Tûr Dağı'na uğrar ve orada Allah'ın hitabına kavuşur, kendisine peygamberlik verilir. Büyük kardeşi Harun'la Firavun'u dine çağırmaya Allah tarafından görevli kılınırlar.

Hz. Musa, Kızıldeniz'i mûcizevî bir şekilde asâsıyla yararak İsrailoğulları'nı Mısır'dan çıkarmış, Firavun 2. Ramses ve ordusu İsrailoğulları'nın peşinden gelirken Kızıldeniz'de boğulmuşlardır.

Hz. Musa'ya verilen ve halk arasında Tevrat olarak bilinen "Eski Ahit", 39 bölümden meydana gelir. Bunlar arasında Allah'ın doğrudan Tur dağında Hz. Musa'ya yazılı levhalar halinde indirdiği kitap asıl Tevrat'tır. Alimlerin birçoğuna göre, bu Levhalarda ünlü 10 Emir vardı. Yani Tevrat, Kurân gibi parçalar halinde değil bir defada indirilmiştir.

Tevrat'ın aslının Allah kelamı ve peygamberine indirdiği kutsal bir kitabı olduğuna inanmak her Müslüman'a farz olup, bunu inkâr etmek kişiyi küfre düşürür. Çünkü Kurân-ı Kerîm'de Tevrat'ın Allah'ın kutsal kitaplarından biri olduğu açıklanmıştır:

"Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik..." (el-Maide 5/44).

İslam inancına göre Tevrat, Hz. Musa aracılığıyla İsrailoğullarına gönderilmiştir. Fakat onlar tarihte yaşadıkları kötü olaylar, uğradıkları sürgünler ve esaretler nedeniyle Tevrat'ın Allah'tan gelen şeklini koruyamamışlardır. Tevrat'ın asıl nüshası kaybolunca, Yahudi din biliminsanlarını tarafından kaleme alınan Tevrat nüshaları ortaya çıkmıştır. Bugün elde bulunan Tevrat nüshaları, çeşitli müdahalelere maruz kalmış, dolayısıyla ilahî kitap olma özelliğini önemli ölçüde yitirmiştir.

Hz. Davud
2. Hz. Davud (Zebur)


Hz. Davud, İsrâiloğulları'na gönderilen peygamberlerden biridir. Hem peygamber, hem de hükümdardır. Soy bakımından Hz. Yakup'un Yahuda adlı oğluna dayanır. Hz. Süleymân'ın babasıdır. Kendisine İbrâni dilinde "Zebûr" kitâbı verilmiştir.

Allah, Hz. Mûsâ'dan sonra, İsrâiloğulları'na birçok peygamberler göndermiştir. Bu peygamberler, insanları Tevrât'ın hükümleriyle amel etmeye dâvet etmişler; fakat zaman geçtikçe azgınlaşan İsrâiloğulları, Tevrât'ın hükümlerini değişmişler, peygamberlerini dinlememişler, ahlâkları tamâmen bozulmuştur. Allah, Amâlika kavmi hükümdârı Câlût'u karşılarına belâ göndermiş; Câlût, İsrâiloğulları'nı vatanlarından sürüp çıkarmış, daha sonra, Tâlût isimli bir hükümdâr gelerek memleket işlerini ve orduyu düzene koymuş ve Câlût'un üzerine yürüdü. Tâlût'un ordusunda bulunan Hz. Davud, Câlût'u öldürmüş ve Tâlût'un ölümünden sonra, kendisi hükümdâr olmuştur. Bir süre sonra Allah, kendisine peygamberlik görevi ve Zebûr adlı kitabı vermiş ve Hz. Davud, insanları Allah'ın dinine dâvet etmiş ve adâletle hükmetmiştir.

Hz. Dâvûd'un çok güzel ve tesirli sesi vardı. Kendisine İbrâni dilinde Zebûr kitabı geldi. Bu kitap, manzum şekilde olup, eski manzum kitapların en ünlüsüdür. Zebûr, ünlü 4 ilâhi kitaptan biri olup, Tevrât'tan sonra gönderilmiştir. Vaaz ve nasihat şeklinde olup, Tevrât'ı kuvvetlendirdi. Onu açıklayıp onunla amel etmeye çağırdığından, Tevrât'ın hükümlerini yürürlükten kaldırmadı. Hz. Davud, Hz. Mûsâ'nın getirdiği dinî kuvvetlendirdiğinden resûl olmayıp, Beni İsrâil'e gönderilen nebilerden biridir.

Yazılı şey ve kitap anlamına gelen Zebur, Hz. Davud'a indirilmiştir. Zebur'un bölümlerine “Mizmar” denir. İslam inancına göre bugün Zebur'dan geriye birkaç Mizmar kalmış, diğerleri kaybolmuştur. Zebur, “Mezmurlar” başlığı altında Tevrat'ın içinde yer almaktadır. Yine İslamiyet'te Zebur'un da zamanla Tevrat ve İncil gibi metinleriyle birlikte tahrif edildiğine inanılır.


Hz. İsa
3. Hz. İsa (İncil)


İsa Mesih, Kurân'da adı geçen ve İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden biridir. İsa Mesih, Batılı tarihçilere göre miladi yıldan 4 ya da 5 yıl kadar önce doğmuştur. Yine Batılı tarihçilere göre İsa Mesih, Romalıların elinde bulunan Yahudiye'de Romalılardan Tiberius iktidarı döneminde 30 yaşlarına doğru peygamberliğini insanlara bildirmiş ve önce Celile'de sonra Kudüs'te insanları hak dine davet etmiştir. Yahudilerin dinini ikmal onların dine kattıklarını düzeltmek için gönderilen İsa Mesih, kendisine indirilen İncil adli kutsal kitapta bunu söyle anlatır: "Ben yok etmeye değil, tamamlamaya geldim." İsa Mesih, Yahudilerin tahrif ettiği Tevrat'ı onların anlayışından kurtarmaya, Hz. Musa'nın getirdiği akideyi yerleştirmeye ve Yahudilere daha önce bildirilen zahmetli kimi ilahi yasaları hafifletmeye çalışmıştır.

Memleketi Celile'de Genaseret gölü kıyısında ilk vaaz ve tebliğlerini bildiren İsa Mesih, daha sonra Kudüs'e gitti. Yahudiler İsa Mesih'i, dönemin Romalı Kudüs valisi Pontus Pilatus'a şikayet ettiler. Havarilerin içinde Yahuda isimli birisi İsa Mesih'e ihanet etti ve Hıristiyanların inancına göre İsa Mesih, çarmıha gerilerek öldürüldü. Kurân'daysa bu olay söyle anlatılmaktadır:

"Halbuki onlar İsa Mesih'i öldürmediler ve asmadılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı" (en-Nisa, 4/156).

Rivayete göre İsa Mesih'e ihanet eden Yahuda, Romalılar tarafından İsa zannedilerek asılmıştır.

Kurân'a göre İsa Mesih'in annesi Hz. Meryem'dir. Meryem, yine Kurân'da ismi geçen 4 seçkin aileden biri olan İmrân ailesindendi. Hz. Meryem, Zekeriya'nın koruması ve gözetim altındaydı. Meryem, Beytü'l-Makdis'te, doğu tarafta özel bir bölmeye yerleştirilmişti. Zekeriya, Meryem'in yanına geldikçe orada, rızkını ve yiyeceğini hazır görürdü. Hz. Meryem, Beytü'l Makdis'te zikirle, ibadetle hayatîni geçiriyordu. Iste bu sırada Allah, ona bir beşer sûretiyle Cebrail'i gönderdi. Bu durum, Kurân'da şu şekilde anlatılır:

"Meryem dedi ki; ben senden Rahman'a sığınırım. Eğer O'ndan korkuyorsan bana dokunma! O da, ben, temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim, dedi. Meryem; bana bir insan dokunmamışken, ben kötü kadın olmadığım halde nasıl oğlum olabilir? dedi. Cebrail, bu böyledir; çünkü Rabbin, "bu bana kolaydır, onu insanlar için bir mûcize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız, " diyor, dedi. İş olup bitti. Böylece Meryem, İsa'ya gebe kalarak bir köseye çekildi. Doğum sancıları başladı ve başına gelen bu hadiseden dolayı çok üzülerek, keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim, dedi" (Meryem, 19/1 8-23).

Cebrail, Meryem'e, babasız doğuracağı çocuğun özelliklerini ve mücadelesini haber vermiş, Meryem'i teselli etmiş ve ayrılıp gitmişti. Hz. Meryem'in kendisini Allah'a ibadete verdiğini ve onun tertemiz bir kadın olduğunu bilenler de bilmeyenler de bu duruma hayret etmiş ve doğumun bu şekilde nasıl olabileceği tartışmasına girmişlerdi. Hz. Meryem ise olayı, çocuğa sormalarını işaret etmişti. Fakat "Onlar, biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?" dediler. Çocuk, "ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübârek kildi. Yaşadığım sürece namaz kılmamı ve zekât vermemi, anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum gün de, öleceğim gün de, dirileceğim gün de, bana selâm olsun, dedi" (Meryem, 19/23-33).

İsa Mesih'in babasız olarak mûcizevî bir şekilde doğusu, Allah'ın dilemesinden ibâretti. Hatta Allah katında, oluş itibariyle Adem ile İsa arasında fark yoktu. Gerçekten de ayet-i kerimede, durum su şekilde izah edilir:

"Gerçekten İsa Mesih'in babasız dünyaya geliş hâli de Allah katında Adem'in hâli gibidir. Allah, Âdem'i topraktan yarattı, sonra da ona ol dedi; o da hemen (insan) oluverdi." (Âli İmrân, 3/59).

İsa Mesih, 30 yaşında iken peygamberlik görevi aldığında, hemen İsrailoğullarına durumu bildirdi. İsa Mesih'in çağrısına kulak tıkayan ve ellerindeki Tevrat'ı tahrif edip pek çok değişiklikler yapan İsrailoğulları, İsa Mesih'e inanmadılar. Ayrıca Allah, İsa Mesih'in peygamberliğini destekleyen mûcizeler de gösteriyordu. İsrailoğulları, İsa Mesih'i ve ona tâbi olanları durdurmak için pek çok yol denediler; sonunda İsa Mesih'i öldürmeye karar verdiler. Fakat Allah, onların planlarını etkisiz hâle getirdi. Yahudiler, İsa Mesih'e benzeyen birini yakalayıp astılar ve "Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük" dediler (en-Nisâ, 4/157). Öte yandan Kurân, asıl durumu su şekilde açıklar:

"Halbuki onlar İsa Mesih'i öldürmediler ve asmadılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı. Ayrılığa düştükleri şeyde, doğrusu şüphededirler. Onların bu öldürme olayına ait bir bilgileri yoktur. Fakat kuru bir zan peşindedirler. Kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah, onu kendi katına yükseltti. Allah güçlüdür, hâkimdir" (en-Nisâ, 4/157-158).

Hz. İsa ayette de belirtildiği gibi, öldürülmeden göğe yükseltilmiştir. Mezarı dünyada değildir. Ayrıca Miraç'ta, peygamberimiz kendisini görmüştür. İsa Mesih, göğe yükselmeden önce, havârîlerine ve tüm İnsanlığa su müjdeyi vermişti: "Ey İsrailoğulları! doğrusu ben, benden önce gelmiş olan, Tevrat'ı doğrulayan ve benden sonra gelecek ve adi Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah'ın size gönderilmiş bir peygamberiyim" (es-Saf, 61/6).

Hz. İsa göğe çekildiği sıralarda kendisine inananların sayısı çok azdı. Daha sonra bir ara İsa Mesih'in getirdiği inancı kabul edenlerin sayısı arttıysa de, sonunda Hıristiyanlar da İsrailoğulları gibi yoldan çıktı ve pek çok yanlışlıklara saptılar. Bugün, Hıristiyanların sahip oldukları teslis inancı, İsa Mesih'in göğe yükseltilmesinden hemen sonra ortaya çıkmıştır.

İsa Mesih'e 4 büyük ilâhi kitaptan biri olan İncil verilmiştir. Kurân'da İncil'in İsa Mesih'e verilişiyle ilgili şu bilgiler vardı:

"Arkalarından da izlerince Meryem oğlu İsa Mesih'i Tevrat'ın bir tasdikçisi olarak gönderdik; ona da bir hidâyet, bir nur bulunan İncil'i, ondan önceki Tevrat'ın bir tasdikçisi ve sakınanlara bir hidâyet ve öğüt olmak üzere verdik" (el-Mâide, 5/11).

Fakat bu İncil de Tevrat gibi tahrifata uğramıştır. Bununla birlikte Allah tarafından son peygamber Hz. Muhammed'e indirilen Kurân, Zebur, Tevrat ve İncil'in hükümlerini ve geçerliliklerini ortadan kaldırmıştır. İsa Mesih İslam bilginlerinin çoğunluğuna göre cisim ve ruhuyla göğe yükseltilmiştir. Kıyamet vaktine yakın yeryüzüne inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve İslam şeriatıyla hükmedecektir.

Hz. Muhammed
4. Hz. Muhammed (Kurân-ı Kerîm)


Hz. Muhammed, 571'de Mekke de dünyaya geldi. Doğmadan önce babası yaşamını yitirdi. Doğduktan kısa bir süre sonra annesini kaybetti. Sonra dedesi Abdulmuttalip'in koruyuculuğunu girdi. Onun ölümünden sonra da amcası Ebû Tâlib'in yanında kalmaya başladı.

Hz. Muhammed, küçük yaşlardan itibaren ticarete atıldı. Mekke'de yaşayan ve puta tapan insanlara karşı çıkıyordu. Bu yüzden de o insanlardan uzak kalmak için sürekli gözlerden uzak Hira mağarasına çekiliyordu. Bu arada ilk eşi Hatice'yle evlendi. Hatice'den Kasım, Abdullah, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma adında altı çocuğu oldu Kasım ve Abdullah küçük yaştayken yaşamını yitirdi.

Yine birgün Hira mağarasına çekildiğinde vahiy meleği olan Cebrail geldi ve ona ilk vahiy olan "oku" emrini verdi. Böylece Hz. Muhammed'e 40 yaşında peygamberlik verilmiş oldu. Ona ilk eşi Hatice iman etti ardından Hz. Ali, sonra Zeyd bin Harise, ardından da Hz. Ebû Bekir iman etti. Sonra birçok insan bu mesaja kulak verdi.

Müslümanların çok olmasına rağmen Mekke'nin ileri gelenleri, Müslümanlara türlü eziyetler işkenceler ve boykot uyguluyorlardı. Bundan korunmak için bir kısım Müslümanlar, Habeşistan'a hicret etti. Daha sonra arkalarında bir kısım Müslüman daha Habeşistan'a hicret etti. Sonunda Hz. Muhammed'in emriyle bütün Müslümanlar Medine'ye hicret etti. Önden Müslümanlar gitti arkalarından da Hz. Muhammed ve arkadaşı Ebû Bekir gitti. Medine yerlileri (ensar), Müslümanları çok iyi karşıladılar. Medine yerlileriyle (ensar) Mekke'den hicret edenler (muhacir), kardeş ilan edildi. Böylece Medine İslam devleti kurulmuş oldu.

İslam devletinin kurulmasıyla müşrikler Müslümanlara saldırmaya başladı ilk savaş Bedir savaşı oldu. Müslümanlar, ticaret için giden bir Mekke kervanını Mekke'de kalan eşyaları için el koymak istediler bunu duyan Mekkeliler savaş hazırlığı yaptılar ve Müslümanların üzerine geldiler. Bedir kayalıklarında karşılaşan ordular savaştılar. Bedir savaşında Müslümanlar galip geldi bunun sonucunda Şam ticaret yolu Müslümanlara açılmış oldu. Savaşta ele geçen esirler, 10 Müslüman'a okuma yazma öğretmek şartıyla serbest bırakıldı.

Mekkeli müşrikler, Bedir savaşının intikamını almak için Uhud savaşını başlattı. Uhud savaşının başında Müslümanlar galipken peygamberimizin görevlendirdiği okçuların yerini terk etmesiyle Müslümanlar mağlup oldu. Fakat yine de müşrikler kesin bir zafer kazanamadılar. Ardından hendek savaşı oldu çünkü Mekkeliler Müslümanlara ağır bir darbe vurmak istiyorlardı. Müslümanlar bunu duyunca Selman-ı Farisi'nin önerisi üzerine Medine'nin etrafına kuyular kazdılar ve şehir savunmasına geçtiler. Böylece savaş Müslümanların zaferiyle sonuçlandı.

628'de Müslümanlar hacca gitmeye karar verdiler. Bundan tedirgin olan Mekkeliler onları içeri almayarak Hudeybiye anlaşmasını imzaladılar. Hudeybiye anlaşması artık Müslümanların tanındığını gösteren bir anlaşmadır. 629'da Müslümanlar Hayber'i fethetti. Hayber'in fethiyle Şam'ın ticaret yolu Müslümanların eline geçti.Hayber'in fethinden sonra Müslümanlar ilk kez Bizans'la savaştı Mute'de savaşan ordular hiçbir sonuç elde edemeden geri döndüler.

630'da Mekke'nin fethi gerçekleşti. Mekke'nin fethinden sonra Arap yarımadası hızlı bir şekilde Müslümanların kontrolü altına girdi. Müslümanlar ve putperest Arap kabileleri arasında yapılan Huneyn savaşını da başarıyla Müslümanlar kazandı. Huneyn zaferinden sonra Taif şehri kuşatıldı. Hz. Muhammed'in son seferiyse Tebük seferi olmuştur. Hz. Muhammed son kez Müslümanlarla beraber hacca gitti ve buna veda haccı adı verildi veda haccında Müslümanlara veda niteliğinde konuşan Hz. Muhammed 632'de Medine de yaşamını yitirdi şu anda kabri Medine de Ravza-ı Mutahhara da bulunmaktadır.

Kurân-ı Kerîm, Allah'ın insanlara indirdiği son Mukaddes Kitaptır. Kurân, son Peygamber Hz. Muhammed'e Cebrâil tarafından vahiy yoluyla indirilmiş ve ondan tevatür yoluyla nakledilerek günümüze kadar gelmiştir. Kurân-ı Kerîm, ferde ve cemiyete, bütün insan sınıflarına, bütün memleketlerde ve bütün devirlerde insan hayatının bütününe, maddî-mânevî bir hidayet rehberidir. Hükümet başkanından, kumandandan sade vatandaşa ve sokaktaki adama kadar herkes, orada kendisiyle alâkalı olanı bulur. Dünyevî ve uhrevî huzur ve saadeti için gerekli bilgi ve dersleri ondan alır.

Bu konuyu yazdır