| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Kuduz Aşısını kim buldu |
|
Yazar: RasitTunca - 10-03-2018, 01:36 AM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Kuduz Aşısını kim buldu
Kuduz aşısı, kuduz mikrobu taşıyan, köpek veya yarasa gibi bir hayvanın ısırması ile virüse maruz kaldıktan sonra iyileştirmek için veya risk altında bulunan insanları koruma amacıyla yapılmaktadır. Yaklaşık üç doz aşıdan sonra gelişen bağışıklık uzun süreli koruma sağlar. Kuduz aşısı insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da etkilidir. Bu nedenle köpeklere aşı yaptırmak, kuduzun insanlara yayılmasını önlemede çok etkilidir.
Louis Pasteur
Louis Pasteur Fransız kimyacı ve mikrobiyoloji biliminin kurucusudur. 27 Aralık 1822’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Arbois’taki okullarda tamamladıktan sonra Besanson’daki Kraliyet Yüksekokuluna girdi. Paris’teki Yüksek Öğretmen Okulunda1845’te lisansüstü, 1847’de de doktora çalışmasını tamamladı. 1857’de mezun olduğu okula dönerek, 1867’ye kadar orada ilmi etüdler direktörü olarak çalıştı.
Pasteur, ipek böceğinde rastlanan ve ipek endüstrisini tehdit eden hastalık üzerine çalışmalar yapıyordu. Hastalığa, toprakta ölü hayvan kemiklerinde hayatiyet sürdüren, bir çeşit basilin sebep olduğunu buldu. 1882 senesinde ise mikroskopla dahi görülemeyen kuduz virüsünü keşfetti. Daha sonra kuduz mikrobu verilen tavşanın omuriliğinin kurutulmasından elde edilen maddeyi, kuduz aşısı olarak kullandı.
1862’de İlimler Akademisine, 1873’te Tıp Akademisine seçildi. 1888’de yeni kurulan Pasteur Enstitüsünün direktörü oldu. Pasteur, mikroorganizmaların fermantasyona ve hastalığa sebep olduğunu ispatladı. Kuduz, şarbon ve tavuk kolerası gibi hastalıklar için aşıyı bulup tatbik eden ilk kişi Pasteur’dür.
Pasteur, sağlığını kaybedinceye kadar kendisini ilme adayarak çalıştı. 28 Eylül 1895’te Saint-Cloud’da öldü.
Kuduz aşıları her yaş grubunda güvenle kullanılabilir. İnsanların yaklaşık yüzde 35 ila 45’inde enjeksiyon yerinde kısa bir kızarıklık ve ağrı oluşur. İnsanların yaklaşık yüzde 5 ila 15’inde ateş, baş ağrısı veya mide bulantısı olabilir. Kuduz mikrobuna maruz kaldıktan sonra, aşının kullanımında herhangi bir kontrendikasyon bulunmamaktadır.
Bakteri Teorisi
Mikrop teorisini ortaya atmadan önce, şekerin maya ile fermantasyonu esnâsında, genellikle ortaya istenmeyen maddelerin çıktığından şikâyet ediliyordu. O günlerde, mayanın bu fermantasyon işleminde kimyâsal bir katalizör vazifesi gördüğü kabul ediliyordu. Pasteur’ün, canlı hücre yapılarında kimyasal değişiklikler üzerindeki çalışmaları, onu mayanın mikroskopik bir organizma olduğu tahminine yöneltti. Bu teoriyi daha da genelleştirerek her mayalanmanın (fermantasyonun) ayrı bir bakterinin tesiriyle meydana geldiği sonucuna vardı. Şekeri, laktik asite, bunu butirik aside veya alkole, alkolü de asetik aside çevirmek sûretiyle, bu yolla zincirleme değişik maddeler elde etti. Buradan hareketle bâzı hastalıklara iyi gelen bakterilerin mevcut olduğunu ortaya çıkararak 1857 senesinde bakteri teorisinin temelini attı.
Pastörizasyon Buluşu
Pasteur’ün diğer bir buluşu, biyokimyâsal sahada mikroorganizmalardan bir kısmının oksijen gerekmeden fermantasyon yapabildiğidir. Pasteurün gerek oksijen isteyen, gerekse oksijen istemeyen fermantasyon olaylarından çıkardığı en mühim sonuçlardan biri de, maddede daha önce bulunan bakterilerden yeni bakteriler üremesidir. Bu üreyen bakteriler değişik özelliklere de sahip kültürlenmiş bakteriler olabilir. O halde yiyecekler belli bir ısı işlemine tâbi tutulurlarsa bakteriler öldürüleceği için, fermantasyon durdurulabilir. Bu ısı işlemine bugün pasteurizasyon denilmektedir.
|
|
|
Para ve Paranın Tarihçesi Hakkında Bilgi |
|
Yazar: RasitTunca - 10-03-2018, 01:19 AM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Para ve Paranın Tarihçesi Hakkında Bilgi
PARA
Basımı devletin denetiminde gerçekleştirilen değiş tokuş ve ödeme aracı olarak kullanılan, değer ölçüsü. Para toplumların yaşamında ilk kez mal para olarak ortaya çıktı, kasa ( değiş-tokuş) adı verilen bu yöntemin yol açtığı zorluklar bazı değerli maddelerin (bazı değerli taşlar ve madenler, deri, kürk vb) takas karşılığında verilmesine yol açtı. Zamanla malların taşınma, bölünme ve saklanma zorluğu yüzünden değerli madenler kullanılmaya başlandı. Özellikle, altın, gümüş ve bakır madenlerin bölünebilirliğinin yanı sıra değer ölçüsü ve biriktirme işlevini de görmesi bu madenlerin yaygın bir değiş tokuş aracı olarak kullanılmalarını sağladı.
İlk parayı İÖ 7. yüzyılda Lidyalılar buldular. Böylece para kullanımı başladı. Aynı yüzyılda Yunanistan’da gümüş para basılmaya başlandı. İÖ 269′ da Roma’da gümüş ve bakır paralar basıldı. Roma İmparatorluğu’nun son dönemlerinde altın ve gümüş arasındaki değişim oranı kesinliğe kavuşturuldu, zamanla altın paralar büyük ödemelerde, dış ticarette; bakır ve bronz paralar ufaklık olarak küçük ödemelerde, gümüş paralarsa iç piyasada kullanılmaya başlandı. Bir süre sonra altın üretiminin artmasıyla birlikte gümüşün istikrarsızlaşması altın paraların iç piyasada dolaşımına girmesine neden oldu. Bu durum sonucunda birçok ülkede gümüşe dayalı para sisteminden ve çifte metal sistemine ya da altın para sistemine geçildi.
Kâğıt para
Kâğıt paranın Avrupa’da kullanılmaya başlanması ortaçağın sonlarına rastlar. İlk kâğıt paralar, değerli madenleri korumakta olan sarrafların bu madenlerin sahiplerine verdikleri güven ve makbuzlarıdır. Bu makbuzları elinde bulunduran, makbuzun üzerinde belirtilen tutarda altın ve gümüş külçesi almaktaydı. Zamanla bu makbuzlar para gibi geçerlik kazandı. Sarraflar, kendilerine bırakılan değerli madenlerin, özellikle de altının hepsinin birden çekilmediğini fark edince altın stoklarının bir bölümünü kasa karşılığı olarak ellerinde tutmaya, kalanını ise faizle borç olarak vermeye başladılar. Altın para sistemine duyulan güvenin azalması ve uluslararası ticarette aracı kuruluşlara duyulan gereksinim banka sistemlerinin yaygınlaşmasına yol açtı. 19. yüzyılda özellikle de savaş dönemlerinde de halkın elindeki banknotları altına çevirme isteminin artması Merkez Bankaları’nın bu istemi karşılayamaz duruma gelmesine neden oldu ve geçici bir süre için banknotların altına çevrilebilirliği kaldırıldı. Bundan sonra özellikle ekonominin canlılığını koruduğu dönemlerde altın para sistemine dönüşler olduysa da 1929 Büyük Dünya Bunalımı’nın yaşanmasından sonra altın para sistemi bir daha geri dönülmemek üzere bırakılarak kâğıt para sistemine geçildi.
Osmanlı Devleti’nde ilk para
Osmanlı Devleti’nde ilk para Orhan Gazi döneminde 1.5 gram ağırlığında gümüşten basıldı (1314). İlk altın para basımıysa Fatih dönemine rastlar. Para sözcüğü ilk kez IV. Murat döneminde kullanıldı, yine bu dönemde mangır yerine kuruş denilen paralar ortaya çıktı. III. Ahmet döneminde ise mangırın yerini kuruş, akçenin yerini lira aldı. Osmanlılarda ilk kâğıt para Tanzimat döneminde kullanılmaya başlandı. 1840’da kaime-i naktiyeyi mutebere adıyla ilk kağıt para basıldı.
Cumhuriyet dönemine ilk madeni para
Cumhuriyet dönemine ilk madeni para 1924’te 10 ve 5 kuruşluk ile 100 para olarak çıkarıldı. Bir kuruş değerindeki ortası delikli madeni para 1947’de, 2.5 lira değerindeki ilk madeni para 1960′ da, 5 lira değerindeki ilk madeni para 1974’te basıldı. Bunu 10, 25, 50, 100, 500, 1000 liralık madeni paralar izledi. Günümüzde (1998) bu paraların tümü tedavülden kalkmıştır Günümüzde tedavülde olan kâğıt paralar şunlardır: 50.000, 100.000, 250.000, 500.000, 1.000.000, 5.000.000. Türkiye’de kağıt para basımı Merkez Bankası’nın madeni para basımıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nın yetkisindedir.
|
|
|
Yol Çizgileri nedir ve ne anlam İfade eder? ilk kim icad etti? |
|
Yazar: RasitTunca - 10-03-2018, 12:46 AM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Yol Çizgileri nedir ve ne anlam İfade eder? ilk kim icad etti?
Yol Çizgileri’ni kim buldu
Michigan eyaleti Wayne County Trafik komitesi Edward Norris Hines, karayolunun iki yanını birbirinden ayıran beyaz güvenlik çizgilerini akıl etti. Karşıt yönden gelen trafiği ayırmak için bir yolun ortasında bir çizgi çizme fikri, Hines’in aklına, süt sızdıran bir süt arabasının, caddede iz bırakmasını gördükten sonra çıktı.
Bir diğer rivayet ise İngiliz yetkililere bu konuda ilk önerinin, arabası olmadığı halde River Road yolundan sık sık geçmek zorunda kalan bir çiftçiden geldiğidir.
1911 yılının sonbaharında, bu konudaki ilk uygulama, Trenton yakınlarındaki River Road üzerinde yapıldı.
1890’da bir bisikletçi olarak Hines, Michigan’da, ilçe yollarının geliştirilmesi için Good Roads organizasyonunu kurdu. Aynı zamanda Detroit Wheelmen bisiklet kulübünün başkanıydı. 1909’da Hines, Horatio Earle ile birlikte, dünyadaki ilk yaya kaldırımını fikrini ortaya attı ve yaptırdı.
İngiltere’de de, 1914 yılında, Londra Fonkstone yolu üzerindeki tehlikeli virajlar, beyaz çizgilerle yolun bölünmesi sayesinde daha güvenli hale getirildi.
1922 yılına gelindiğinde, Wayne County’deki tüm önemli yolların orta çizgileri vardı. Yol çizgileri, karayolu ulaşımı tarihinde en önemli trafik güvenliği fikirlerinden biri olarak kabul edilmiştir.
Kara yollarından karların temizlenmesi ve kaldırılması Hines’in yeniliklerinden bir diğeri oldu. 1935 yılında Hines, otoyolları ilerlemesine yaptığı olağanüstü katkılar için George S. Bartlett Ödülü aldı.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra beyaz yol çizgileri, tüm dünyada yaygınlaştı. 1957 yılında, Avrupa’da yapılan bir anlaşma ile çift yol çizgileri kabul edildi.
Trafik işaretlerini kim buldu
İngiltere’de, bölgesel bisiklet kulüpleri tarafından 1879 yılının Aralık ayında karayollarının kimi bölümlerine takıldı. Tahta direkler üzerine metal plakalar çakılarak elde edilen bu ilk trafik işaretlerinin üzerinde şu uyarı vardı:
“BİSİKLETÇİLER, DİKKAT. BU TEPE TEHLİKELİDİR” İlk yıl yaptırılan 25 uyarının nerelere çakıldığı tam olarak bilinemiyor. Arabalar için “ilk trafik işareti” ise, 1901 yılının Ekim ayında il yönetiminden gerekli izin alınarak İngiltere’nin Gloucester kentinde Birdlip Tepesi’ne takıldı. Bu uyarı işaretini Kraliyet Otomobil Kulübü hazırlatmıştı.
Yerel yetkililer tarafından hazırlatılan trafik işaretlerinin karayollarına konulması ise 1903 yılında çıkarılan Motorlu Araçlar Yasası’ndan sonra başlatıldı. 10 Mart 1904 günü, trafik işaretlerinin biçimlerine ilişkin öneriler yayınlandı. Ancak, yerel yetkililer bu önerilere uyup uymamak konusunda serbesttiler. Söz konusu önerilerde, 45 cm çapındaki yuvarlak metal tabakalar üzerinde etrafı beyaz bir çember içinde hız sınırları, kırmızı zemin üzerinde çeşitli yasaklar, kırmızı üçgen zemin üzerinde çeşitli uyarılar bulunuyordu. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, yerel yetkililer, bu önerileri dikkate alıp almamakta kesinlikle serbesttiler. Pek çoğu da dikkate almadı. Bunun doğal bir sonucu ‘olarak, çok değişik biçim ve renkte trafik sinyalleri türedi. Bunlar yöreden yöreye öylesine farklılıklar gösteriyorlardı ki, bir yerden bir başka yere ilk kez giden bir sürücünün yoldaki işaretleri arabasıyla giderken çabucak görüp kavrayabilmesi olanaksızdı. 1930 yılında çıkarılan bir yasa ile, ülkenin her tarafında tek tip trafik işaretleri kullanılmasına başlandı.
Belirli sayıda da olsa, ilk ulusal nitelikteki trafik işareti uygulamasını başlatan ülke Fransa’dır. 1903 yılında Otomobilciler Derneği tarafından hazırlanıp, Fransa’nın her yerinde geçerli olan tek tip trafik işaretlerinden bazıları, günümüzde de kullanılmaktadır. Bunlar, “Sola dön”, “Sağa dön”, “Köprü”, “Eğimli yol”dur.
İlk uluslararası karayolu trafik levhaları ise, 1909 yılında Paris’te toplanan Uluslararası Motorlu Araçlar Konvansiyonu’nda saptandı. Avrupa’nın pek çok ülkesi bu toplantıya katıldı ve alınan kararlan uyguladı. İngiltere ise toplantıya katılmamıştı. Paris’te alınan kararlardan yalnızca beş tanesini 1929 yılında uygulamaya koydu.
Halen tüm dünyada kullanılan karayolu trafik işaretleri de boyut, biçim ve anlatım olarak 1949 yılında Cenevre’de yapılan Birleşmiş Milletler Karayolu Ulaşımı Konferansı’nda saptandı.
Yol Çizgileri nedir ve ne anlam İfade eder ?
Günlük hayatımızın birçoğu yollarda geçer ve araç kullanırken uymamız gereken kurallar vardır,bu kuralların başlıcalarından biri ise Trafik yol çizgileridir.Yol Çizgilerine uymadığımız taktirde başımıza tehlikeli işler açabiliriz.Örnek verecek olursak bir aracı sollama yaparken çizgilere uymamız gerekmektedir,uymazsak karşıdan gelen araç bize çarpabilir buda hem kendi hayatımızı, hemde karşı taraftaki araçta bulunanların hayatını riske atmaktır.Peki bu yol çizgileri nelerdir? Nerelerde Kullanılır? gelin birlikte inceleyelim.
Kesik Kesik Yol Çizgisi: Kurallara uyarak öndeki araç geçilebilir yada şerit değiştirilebilir.
Devamlı Yol Çizgisi: Bu çizgi boyunca hiçbir araç geçilemez ve şerit değiştirilemez.
Kesik ve Devamlı Yol Çizgisi: Sadece bir yönde geçme yasağı vardır. Araca yakın olan çizgi nasılsa onun kurallarına göre hareket edilir.
Yan Yana iki Devamlı Yol Çizgisi: Bu çizgi taşıt yolunu bölünmüş yol haline getirmiştir yani refüj anlamına gelir.Hiçbir şekilde çizgilerin soluna geçilmez.
Park Yeri Çizgileri: Araçların durdurabileceği park yerlerini gösterir.
Yaya Geçidi Çizgileri: Yayaların karşıdan karşıya güvenle geçebilmesinde kullanılır.
Yön Okları: Özellikle kavşaklara yaklaşırken gidilecek veya dönülecek yöne göre önceden şerit seçilmesini gösteren çizgilerdir.
Azami Hız Sınırı: Taşıt yollarına yazılan sayılar bu yolda gidilebilecek hızı gösterir.
Sarı Renkli Çizgiler: Sarı çizgiler beyaz çizgilere göre üstündür.Sarı yol çizgilerinin kurallarına uyulur.
Park Yasağı Çizgileri: Park etmenin yasak olduğu yerlerde bordur taşına yada kaplamayla çizilen çizgilerdir.
Diğer işaretleme elemanları da kenar taşı,oto korkuluğu,bordur taşı gibi elemanlardır.Düz yollarda kenar taşları arası 50 metredir.
|
|
|
| Cevizpare |
|
Yazar: RasitTunca - 09-25-2018, 10:30 PM - Forum: Yemek Tatli Tarfileri
- Yorum Yok
|
 |
![[Resim: Cevizpare.jpg]](https://efsane1turk.net/efsaneuploads/Cevizpare.jpg)
Cevizpare
Malzeme:
- 500 gr. un
- 100 gr irmik
- 125 gr. yudra şekeri
- 250 gr Sana yağı
- 2 adet yumurta
- 1 paket kabartma tozu
- 1 paket vanilya
- 2 su bardağı iri çekilmiş ceviz
- Şerbeti
- 3 su bardağı şeker
- 3 su bardağı su
- ¼ adet limonun suyu
Hazırlanışı:
Şerbeti için küçük bir tencerede şeker ve suyu kaynatınız. Şerbet kıvamına gelince limon suyunu ilave edip, kıvamını kontrol edip, şerbeti soğutunuz.
Derin bir kasede oda sıcaklığında beklettiğiniz Sana'yı, pudra şekerini,yumurtaları irmiği, unu, kabartma tozunu ve vanilyayı iyice yoğurun. En son içine iri çekilmiş cevizi ilave edip, oluşan hamurdan ceviz parçası büyüklüğünde parçalar koparın. Bu parçaları kuru köfte şeklinde uzun olarak yuvarlayıp, şekil verin. Parçaları büyük koparırsanız, pişerken daha kabaracağı için birbirine yapışabilir.
Cevizpareleri Sıvı Sana ile yağladığınız tepsiye dizin.
Önceden 185 derecede ısıtığınız fırında cevizpareleri 35-40 dak pişirin.
Pişen cevizparelerin üzerine soğuttuğunuz şerbeti döküp, tatlıya iyice şerbeti çektirin.
Tatlıyı soğutup, kaymak, krem şanti veya vanilyalı dondurma ile birlikte servis edin.
Afiyet Olsun
:opucuk-1:
|
|
|
|