Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Dini-1 Dinde Özür Nedir ve Özürlü Kime Denir - Özürlünün Abdesti
Yazar: RasitTunca - 10-13-2018, 03:17 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok



Dinde Özür Nedir ve Özürlü Kime Denir - Özürlünün Abdesti

Özür ve Özürlü Neye Ve Kime Denilir?

İbâdet konusunda, abdesti bozan şeyin devam etmesine özür; buna müptela olan kimseye ise "özürlü" denir. Sonradan ortaya çıkan bazı özür halleri, akitleri de etkiler.

Devamlı gaz çıkaran, idrarı damlayan, burnu kanayan, yarasından kan gelen erkek ve kadınla, hayızda üç günden az veya on günden çok; nifasta kırk günden çok kan gelen kadın; henüz dokuz yaşına girmeyen kız çocuğundan ve elli beş yaşını geçen kadından kan gelmesi halinde bunlar "özürlü" sayılır. Erkeğe "ma'zur" kadına "ma'zure" denir.

Bir kimsenin ibadet konusunda özürlü sayılabilmesi için özrünün, bir vakit namaz içinde abdest alıp namaz kılacak kadar bir zaman kesilmemek üzere tam bir namaz vakti devam etmesi, diğer zamanlarda da her namaz vaktinde en az bir defa bulunması gereklidir. Özür hali, tam bir namaz vakti kesilmekle ortadan kalkar.

Hz. Peygamber, sürekli özür kanı gelen bir kadının sorusu üzerine şöyle buyurmuştur: Allah'ın ilminde altı veya yedi gün hayız görürsün; sonra boy abdesti al, tam olarak temizlendiğine kanaat getirince yirmi üç veya yirmi dört gün ve gece namaz kıl, orucunu tut. Bu sana yeter" .

(Tirmizî, Tahâre, 95)

Özürlü kimse, her namaz için abdest alır. Hz. Peygamber özürlü kadına böyle yapmasını bildirmiştir (Buhârî, Vudû', 63; Ebû Dâvud, Tahâre, 110, 112; Tirmizî, Tahâre, 93). Özürlünün abdesti namaz vaktinin çıkmasıyla bozulur. İmam Züfer'e göre, vaktin girmesiyle; Ebû Yusufa göre ise, hem vaktin girmesiyle, hem de vaktin çıkmasıyla bozulur. Güneş doğduktan sonra abdest alan kimse bu abdestle öğle namazını kılar. Çünkü vakit çıkmamıştır.

Hayız dışında özür kanı gören kadın, kocasıyla cinsel temasta bulunabilir. Çünkü bunu yasaklayan bir delil yoktur. Diğer yandan, özürlü hâliyle namaz kılabilmesine kıyas yapılmıştır. Özürlü kimse namaz vakti girince alacağı abdestle vakit sonuna dek dilediği kadar namaz kılabilir, Kâbe'yi tavaf eder, Kur'an-ı Kerim okuyabilir

(Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, I, 76, 77)

Namaz kıldıracak olan imamın, idrarını tutamama, burun kanaması, sürekli yellenme gibi özürlerinin bulunmaması gerekir. Böyle bir kimse, ancak kendisi gibi özürlü birisine namaz kıldırabilir

(İbn Âbidîn, Reddül-Muhtâr, I, 541)


Özür sahibi olmak özürlünün abdesti

Sual: Herhangi bir şekilde abdest tutamayan kimse, nasıl hareket eder?
CEVAP
Abdest tutamayan kimse, özür sahibi ise, istediği zaman abdest alır. Bu abdest ile, istediği kadar farz ve nafile kılar ve Kur’an-ı kerim okur. Namaz vakti çıkınca abdesti bozulmuş olur. Her namaz vakti girdikten sonra, yeni abdest alıp, bu vakit çıkıncaya kadar her ibadeti yapar. Öğleden başka dört namazdan birinin vakti girmeden önce aldığı abdest ile, bu namazı kılamaz. Çünkü, öğle namazının vakti başlarken, bir namazın vakti çıkmıyor.

Özür sahiplerinin, devam eden özürleri, abdestini bozmaz. Fakat, başka bir abdest bozan sebep ile bozulur. Vakit çıkınca, özür sebebi ile de bozulmuş olur. (Tahtavi)

Özür sahibi olmak için, abdesti bozan bir şeyin, devam üzere mevcut olması gerekir. Edası farz olan herhangi bir namaz vakti içinde, namaz vaktinin başından sonuna kadar, abdest alıp, yalnız farzı kılacak kadar bir zaman, abdestli kalamayan kimse, özrü gördüğü andan itibaren, özür sahibi sayılır. Mesela, idrar ve başka akıntılar, yel kaçması, yaradan kan, irin akması, yahut meme, göbek, burun gibi bir yerden, kan, irin akması gibi, abdesti bozan şeylerden biri, hep mevcut olur, yani bir namaz vaktinin başından sonuna kadar, bir abdest alıp, farzı kılacak kadar, durdurulamazsa, o kimse, özür sahibi olur.

Bir namaz vakti girdikten, farzı kılacak kadar zaman sonra özür başlasa, vaktin sonu yaklaşıncaya kadar bekler. Hiç durmadı ise, vaktin sonunda abdest alıp, o vaktin namazını kılar. Namaz vakti çıktıktan sonra, sonraki namaz vakti içinde durursa, önceki namazını iade eder. İkinci namaz vaktinin başından sonuna kadar hiç kesilmezse, özür sahibi olduğu anlaşılır ve kılmış olduğu önceki vaktin namazını iade etmez.

En uygun olanı da, özürlü kimsenin, Maliki mezhebini taklid etmesidir. Çünkü Maliki’de, abdesti bozan başka bir sebep yoksa, o kimsenin özrü, namaz vakti çıksa da, abdestini bozmaz.

Her namaz vaktinde bir kere çıkması da şart değildir. Günde bir defa veya birkaç günde bir defa da özrü zuhur etse yine özrü abdestini bozmaz. Namazdan önce veya namaz içinde idrar veya yel kaçıran yahut akıntısı olan kimse, Maliki mezhebini taklid ederse, abdesti bozulmamış olur. (M.Erbea)

Not: Maliki mezhebini taklit ile ilgili geniş bilgi, Mezhebin Önemi maddesinde, Mezhep taklidi rahmettir kısmında var.

Vakit çıkınca

Sual: Akıntı, gaz kaçırması gibi bir özürden dolayı Malikî mezhebini taklit eden kimsenin, her namaz vaktinde abdest alması gerekir mi? (Evindeyse abdest alması gerekir) demek doğru mudur?
CEVAP
Hayır, evinde de olsa yeniden abdest almak, harac [sıkıntı] olur. Zaten bu gibi özürlerde, her vakitte abdest alma sıkıntısından kurtulmak için Malikî mezhebi taklit edilir. Malikî mezhebini taklit edince de, her namaz vaktinde tekrar abdest almak gerekmez. Mezhep taklidi harac olan işlerde yapılır. Abdest bozulunca, yeniden abdest alınması bir haracdır. S. Ebediyye’de, (Yolda, nakil vasıtalarında ve alış verişte temas korkusu olan Şâfiî, Hanefî veya Mâlikî mezhebini taklit etmelidir) deniyor. Kitaptaki bu ifadeye aykırı olarak, (Yolda, otobüste, çarşıda bir kadına dokununca, abdesti bozulan Şâfiî, zaruret yoksa, gitsin, abdestini alsın) denmemeli. Yolda, alış verişte abdesti bozulan, tekrar abdest alabilir; fakat yeniden abdest almanın harac olduğu, S. Ebediyye’de açıkça bildiriliyor. Dinimizin verdiği ruhsatlardan insanları uzaklaştırmak doğru değildir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ruhsatlardan faydalanmayan, Arafat dağı kadar günah işlemiş olur.)

(Taberani)

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Mest üzerine mesh
Yazar: RasitTunca - 10-13-2018, 03:02 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok




Sual: Mest üzerine mesh etmek caiz midir?

CEVAP
Elbette caizdir. Peygamber efendimiz, mübarek ayaklarına mest giymiş ve nasıl mesh yapılacağını göstermiştir. Kur'an-ı kerimde namazların nasıl kılınacağı gibi birçok husus yoktur. Peygamber efendimizin yaptığı gibi yapılmıştır. Çünkü Hak teâlâ buyurdu ki:
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(Peygamberin emrine uyun, nehyettiğinden sakının.) [Haşr 7]

(İndirdiğimi insanlara beyan edesin, açıklayasın) [Nahl 44]

Mest hakkında hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Yahudiler, namaz kılarken nalın veya mest ile ayaklarını örtmezler. Siz onlara muhalefet edin, nalın veya mest giyinin!) [Müslim, Ebu Davud]

(Müşriklere muhalefet edin, namaz kılarken mestlerinizi giyin.) [Hakim]

([Hacda] Nalını olmayan, mestlerini giysin.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İmam-ı Ahmed]

(Mest üzerine meshin müddeti, misafir için üç gün, üç gece [72 saat]; Mukim için de bir gün bir gece [24 saat.]) [Ebu Davud, Tirmizi]

Resulullah, misafir iken de, mestlerimizin üzerine meshetmemizi emrederdi. (Nesai, Tirmizi)

Peygamber efendimiz, fetih gününde namazları bir abdestle kılıp ve mestleri üzerine meshetti. Bunu gören Hazret-i Ömer, (Ya Resulallah, bugün, daha önce yapmadığınız bir şeyi yaptınız) deyince, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Ya Ömer bilerek yaptım.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]

Hazret-i Mugire, Peygamber efendimize abdest suyunu döktü. Peygamber efendimiz de, abdest alıp mestlerinin üzerine meshetti. (Buhari, Müslim)

Peygamber efendimiz, mestleri üzerine mesh edince, (Ya Resulallah, [ayakları yıkamayı] unuttunuz galiba dediler. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Hayır, ben unutmadım, Rabbim böyle yapmamı emretti.) [Ebu Davud]

Peygamber efendimiz, Habeş hükümdarı Necaşi’nin gönderdiği bir çift mesti giydikten sonra, üzerine meshetti. (Tirmizi, Ebu Davud, İmam-ı Ahmed)

Bir yolculuk esnasında, abdest aldıktan sonra, mestlerini göstererek, (Onları temiz olarak [abdestli olarak] giymiştim) buyurup üzerlerine meshetti. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

Peygamber efendimiz mestlerinin üst tarafını meshederdi. (Tirmizi, Ebu Davud)

Hazret-i Ali de buyuruyor ki:
(Din, akıl ve görüş ile olsaydı, mestin üstünü değil, altını meshetmek daha uygun olurdu. Ben Resulullahın hep mestlerinin üstünü meshettiğini gördüm.) [Ebu Davud]

Peygamber efendimizin abdestte kalın çoraplar ile ayakkabılar üzerine meshettiği de bildirildi. (Nesai)

Süfyan-ı Sevri, İbni Mübarek, imam-ı Şafii, imam-ı Ahmed gibi zatlar da kalın çoraplar üstüne mesh edilebileceğini bildirmişlerdir. (Tirmizi)

Hazret-i Âişe, mestler üzerine meshetmenin müddeti sorulduğunda, (Ebu Talibin oğluna sorun; çünkü o, seferde Resulullahın yanında bulunurdu) buyurdu. Hazret-i Ali’ye sorulunca, buyurdu ki:
(Resulullah efendimiz mesh müddetini misafir için, üç gün üç gece; mukim için de bir gün bir gece olarak bildirdi.) [Müslim]

Sual: Bir arkadaş "Kur’anda abdest alırken ayakların meshedilmesi emrediliyor. Namaz vakitleri de üç olarak bildiriliyor. Şimdiki tatbikat yanlıştır” diyor. Böyle bir şey var mı?
CEVAP
Namaz üç vakittir, ayaklar mesh edilir diye bir âyet yoktur. Abdest âyetinin meali şöyledir:
(Ey inananlar, namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın.) [Maide 6]

Peygamber efendimiz senelerce abdest aldı, bir defa çıplak ayaklarına mesh ettiği vaki değildir. Mestlerine mesh ettiği ise vakidir. Bu konuda bir çok sahih hadis vardır. Kur'an-ı kerimi Resulullah efendimizden daha iyi anlayan kim vardır ki?

Binlerce sahabi gelmiş binlerce tabiin onlardan görmüş ve binlerce kitap yazılmıştır. Hiç bir kitapta ayaklar mesh edilir diye yazmıyor.

Kur'anda üç vakit namaz var demek de yanlıştır. Peygamber efendimiz senelerce beş vakit namaz kılmıştır. Bu konuda da sayısız sahih hadis vardır. Muteber kitaplardan nakil yapmayanlara itibar etmemelidir.

Sual: Mest üzerine mesh etmeyi kabul etmeyen Ehl-i sünnet olamaz mı?

CEVAP
Evet olamaz. Çünkü mest üstüne mesh etmeyi caiz görmek Ehl-i sünnet itikadı içindedir.

Sual: Mestin vasıfları nelerdir?

CEVAP
Mest, ayağın yıkaması farz olan yerini örten, su geçirmez ayakkabı demektir. Mestin, bir saat yol yürüyünce, ayaktan çıkmayacak şekilde sağlam ve ayağa uygun olması gerekir. Ağaçtan, camdan, madenden mest olamaz. Zira sert şeyle bir saat yürünemez. Tabanı ile ayak üstü veya yalnız tabanı deri kaplanmış çorap üstüne veya sert olup, yürürken aşağı düşmeyen kalın çorap üzerine mesh caizdir.

Sual: Mestteki yırtığın sınırı nedir?

CEVAP
Mestteki yırtık üç parmak girecek kadar olursa o zaman sahih olmaz. İki parmak girecek kadar olursa mahzuru olmaz. Astarı varsa astarı kendisi sayılır.

Sual: Teyemmüm ederek, mest giyenin, su bulununca, abdest alırken mestlere meshetmesi caiz midir?
CEVAP
Teyemmüm ederek, mest giyen, su ile abdest alırken, mesh edemez. Ayaklarını yıkaması gerekir.

Sual: Mestteki necaseti temizlemek gerekir mi? Meshetmek yeterli olur mu?
CEVAP
Mestte namaza mani olacak necaset varsa, temizlemek farzdır. Meshetmekle necaset temizlenmiş olmaz. Yıkamak gerekir.

Sual: Çoraba, çıplak ayağa ve oje üstüne mesh caiz midir?
CEVAP
Mesh, meste ve sargılar üzerine yapılır. Ayağını yıkamak zor gelen kimse, çıplak ayağına veya naylon çoraba mesh edemez. Ojenin üstüne de mesh edemez.

Sual: Maliki’de mestin durumu nasıldır?
CEVAP
Mest deri ve benzerinden olur, yünden olmaz. Mestin üst ve altı meshedilir. Mest, ayağı yıkamak meşakkatinden dolayı değil, sünnete uymak veya soğuktan korunmak niyetiyle giyilir. Maliki’de mestin mesh müddeti yoktur. Cünüp olana kadar çıkarmak gerekmez. Sadece Cuma günleri gusül için çıkarmak sünnettir. Maliki’yi taklit eden, 24 saatten fazla giyemez.

Sual: Maliki’de mestin tamamı mı mesh edilir? Mesh nasıl yapılır?
CEVAP
Mestin tamamını mesh etmelidir. Sol ayağı mesh ederken, sol el sol ayağın üstüne koyulur, sağ el de sol ayağın altına koyulur. Ayak parmaklarının ucundan itibaren çekince meshedilmiş olur. Sağ ayağı mesh ederken de bunun tersi yapılır. Yani sağ el sağ ayak üstünde sol el altında olacaktır.

Sual: Mesti abdestli mi abdestsiz mi giymek lazım?
CEVAP
Mesti abdestli giymek gerekir. Üzerine mesh etmek gerekmez. Abdest bozulup yeniden alırken üstüne mesh edilir.

Sual: Mestin 24 saatlik müddeti, mestin giyildiği saatte mi başlar yoksa, mest giyildikten sonra abdestin bozulduğu an mı başlar?
CEVAP
Abdestin bozulduğu andan itibaren başlar.

Sual: Eğer mest süresi bittiğinde kişi abdestli ise, mesti çıkarıp tamamen abdest mi almalı yeniden? Yoksa sadece ayaklarını yıkasa yeniden mest süresini başlatmış olur mu?
CEVAP
Sadece ayaklarını yıkaması yeterlidir.

Sual: Sık örülmüş ve kalın olan patik ya da yünlü çorap mest olarak kullanılabilir mi?
CEVAP
Mest olarak kullanılabilmesi için çorabın yürürken aşağı düşmeyecek kadar kalın olması ve topukları kapatması lazımdır.

Sual: Piyasada satılan altı plastik olan mestler uygun mu?
CEVAP
Altı deri olan her çeşit çorap da mest olarak kullanılabilir. Askeri potinlere de meshetmek caizdir.

Sual: Abdest alıp mesti giydikten sonra, üzerine de çorap giyiyorum. Abdestim bozulunca ince çorabın üstüne mesh ediyorum. Bu durum abdeste zarar verir mi?
CEVAP
Zarar vermez. Çorap çok ince olup altına su geçirirse, su geçirdiği için zarar vermez. Çorap kalın olup su geçirmezse, üstteki mest hükmünde olduğu için ona mesh etmiş olur.

Sual: Mestin üstündeki çoraba mesh ettikten sonra çıkarsam, ayrıca meste de mesh etmem gerekir mi?
CEVAP
Elbette o zaman meste mesh etmek gerekir. Maliki’yi taklit edenler için muvalata mani olmaması için çıkarır çıkarmaz mesh eder.

Sual: Abdest aldıktan sonra mest giysek, sonra abdestimiz bozulsa, tekrar abdest alsak, yatarken mestimizi çıkarsak, abdestimiz bozuluyor. Abdestli olarak yatmak için tekrar abdest mi almalıyız?
CEVAP
Sadece ayakları yıkamak kâfidir. Ama bundan daha kolayı da vardır:
Mesti çıkarmadan yatağa girersin, okunacak duaları okur veya okumazsın. Sonra mestleri çıkarırsanız, abdestli yatmış olursunuz. Abdest sıkışıkken de böyle yapılır. Yani yatağa girilir, hemen yataktan çıkıp ihtiyacımızı giderip gelince yine abdestli yatmış oluruz. Abdestli yatmak demek, uyuyana kadar abdestli durmak demek değildir. Abdestli yatağa girip hemen abdestimiz bozulsa yatağa abdestli girmiş oluruz, ölürsek şehid sevabı alırız. Onun için hep abdestli yatmalıdır. Mest ile yatağa girilip, yatakta mest çıkarılırsa abdestli yatılmış olur.

Sual: Maliki’yi taklit edenler için mestin müddeti 24 saat mi, yoksa süresiz mi?
CEVAP
24 saattir. Çünkü Hanefi’den çıkmış değiliz.

Sual: Mest üstüne mest giymek Şafii’de caiz değildir. Mest içine çorap giymek de mest hükmünde mi?
CEVAP
Mest içine çorap giyilir. Çorap mest hükmünde değil.

Sual: Mesti her zaman giymek caiz mi?

CEVAP
Mesti sırf soğuktan korunmak için değil, yazın bile giyinmek caizdir.

Sual: Maliki’de mestin üstüne giyilen çoraba, mesh caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Ayaktaki kan durunca, mestleri giyse, sonra ayağının kanadığını anlasa, abdest alırken bu mestlere mesh caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Ayakları yıkamak, mest üstüne meshden evla mı?
CEVAP
Elbette evladır. Ancak bazen meshedip rafizilere muhalefet için giyilirse, meshetmek evladır.

Sual: Abdestsiz iken, ayaklarını yıkayıp mestlerini giyen, daha sonra ayaklarını yıkamadan abdest alsa, abdesti sahih olur mu?
CEVAP
Evet Hanefi’ye göre sahih olur.

Sual: Çalışan bayanların ince çorap üzerine mesh etmeleri caiz mi?
CEVAP
Çoraba mesh olmaz. Abdest almak zor ise Hanbeli mezhebi taklit edilerek öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı birleştirip kılar. Yani öğle vakti müsaitse ikindiyi de öğle vakti kılar. Akşamı kılması zor ise yatsı vakti gece eve gelince evinde kılar.

Sual: Maliki mezhebine göre mest müddetinin süresiz olması taklit eden hanefi için de geçerli midir?
CEVAP
Geçerli değildir, çünkü Hanefi mezhebinden çıkmamıştır, ama unutarak birkaç gün kılmışsa, bunu Maliki’ye göre kıldım derse mahzuru olmaz.

Mezhep taklidinde esas şu: Taklit edilen mezhebin farzlarına ve müfsidlerine [bozanlarına] uyulur. Kendi mezhebimizin ise hepsine uymak gerekir.

Sual: Maliki’yi taklit ediyorum. Unutarak mestleri 24 saatten fazla giymişim. Kıldığım namaz ve okuduğum Kur’an ne olacak?
CEVAP
Maliki’de mestin müddeti sonsuzdur. Unutarak bir ay bile mestleri çıkarmasanız namazlarınız sahih olur. Okuduğunuz Kur'an boşa gitmez. Unutmak şer’i özürdür. Unutarak namazı kaçırsak günah olmaz. Unutarak yiyip içsek oruç bozulmuş olmaz.

Sual: Mesti çıkardıktan sonra tam abdest mi alınmalı yoksa sadece ayakları yıkamak kâfi mi?
CEVAP

Eğer abdest varsa sadece ayaklar yıkanır, abdest yoksa, yeniden abdest almak gerekir.

Sual: Kadınların yolculukta abdest alması güç olabiliyor, bu durumda ayakkabının üzerinden mesh etmek uygun olur mu?
CEVAP
Ayakkabının mest hükmünde olması için, bot olması lazım yani topuk kemiklerini geçmesi lazım. O zaman mesh yapılabilir. Tabii ayakkabıyı da abdestli iken giymek şarttır. Yollarda bacak görülmesin diye çorapla birlikte ayak yıkanabilir. Buna da imkan yoksa iki namaz cem edilir.

Sual: Doktorun tavsiye ettiği varis çorabı sıkı ve giyilmesi oldukça zahmetlidir. Sabah yataktan kalkınca giyilmesi ve akşam yatarken çıkarılması gerekiyor. Hasta bu çorap üzerine mesh edebilir mi?
CEVAP
Edemez. Çorap mest denilen ince mestler var. O mestleri varis çorabının üzerine giyerse mest üstüne mesheder.

Sual: Doktor, zor bir ayakkabı verdi. Ayakkabı ile birlikte çoraba mesh caiz mi? Yani ayakkabı ile çorap mest hükmüne girer mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Diğer hak mezheplerimize göre meshin hükümleri nasıldır?

CEVAP
Maliki’de guslü bozan bir şey olmazsa, ayağa giyilen meste ömür boyu meshetmek caizdir. Diğer mezheplerde, mukimken bir günden, misafirken üç günden fazla meshetmek caiz olmaz.

Sual: Unutup mukimken mestlere 24 saatten fazla mesh edenin namazları sahih olur mu?
CEVAP
Sahih olmaz. Unutmak özür olduğu için (Bu namazları Maliki’ye göre kıldım) derse sahih olur.

Sual: Naylon çorabın altı deri olsa, mest hükmünde olur mu?
CEVAP
Hanefi’de caizdir.

Sual: Bir ayağının ön tarafı kesik olanın mest giymesi caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir. Parmakları olmayan ayağa mest giyilmez. Öteki ayağa mest giyilince onu mesh etmek ve bu ayağı da yıkamak olmaz. Yani ikisini de yıkamak gerekir. Eğer bir ayağı tamamen yoksa, abdestte yıkanacak yer olmadığı için tek ayağa mest giymek caiz olur. (Hindiyye)

Sual: Abdestli olarak mestlerimi giydim, az sonra abdestim bozuldu. Aradan 22 saat geçtikten sonra sefere çıktım. Seferde mestlerime 72 saat mi, yoksa 72-22 = 50 saat mi mesh edebilirim?
CEVAP
72 saat mestlerinize mesh edebilirsiniz.

Sual: Seferde 48 saat yani iki gün mestlerime mesh ettim. Sonra mukim oldum, bir gün daha mestlerime mesh edebilir miyim?
CEVAP
Edemezsiniz. Çünkü mestin müddeti bitmiştir. İslam Ahlakı kitabındaki ifade şöyledir:
Bir gün bir gece mesh etmiş olan misafir, mukim olunca, bunlara mesh edemez.

Sual: Mestin ne kadarını mesh etmek farzdır? Sünnet üzere mesh nasıl yapılır?
CEVAP
Mestin elin üç parmağı eninde ve boyunda olması farzdır.Yani bir kimse, yaş elinin dört parmağını mestin üstüne koymakla farz yerine gelmiş olur. Sünnet üzere mesh etmek için de, sağ elin yaş beş parmağı, sağ mest üzerine, sol elin parmakları da, sol mest üzerine, boylu boyunca yapıştırılıp, ayak parmakları üzerine gelen ucundan, bacağa doğru çekilir. Böyle yapınca sünnete de uyulmuş olur.

Sual: (Varis çorabına mesh edilebilir. Çünkü altı yara hükmündedir) diyorlar. Böyle bir şey mümkün olur mu?
CEVAP
Varis çorabı hiç ayaktan çıkmayacak diye bir şey yok. Gece yatarken çıkarılır. Bir abdest alacak kadar çıkarmanın da mahzuru olmadığını doktorlar söylüyor. Bu bakımdan varis çoraba mesh edilmez.

Eğer salih ve uzman bir doktor, (Abdest alacak kadar bir zaman da yine varis çorabı çıkarılamaz) derse, orası yara gibi olur, mesh etmek caiz olur.

Malikide mest
Sual: Maliki’de, mestin lastik veya plastik olması caiz midir? Mutlaka deriden olması şart mıdır?
CEVAP
Şart değildir. Lastik veya plastik de olabilir. Lastiğe suni deri de deniyor. Maliki’de mestin deriden olması gerekir demek, deri vasfına haiz olması gerekir demektir.

Maliki’de, mest üzerine, birinci abdest bozulmadan önce, ikinci bir mest, çizme, plastik, naylon, lastik ayakkabı giyse, bunun üzerine mesh edebilir. (S. Ebediye)

Maliki’de, deriden yapılmayan mestler üzerine mesh sahih olmaz; ancak alt ve üstü deriden yapılıp da, yan tarafları keçeden veya ketenden yapılmış olursa caiz olur. (El fıkh-u alel mezahib-i erbaa)

Seferde meste mesh
Sual: Abdest alıp sabah mestleri giyen kimsenin, öğleye doğru abdesti bozulsa, yatsı vakti sefere çıksa, bu mestin üzerine kaç gün daha mesh edebilir?
CEVAP
24 saat geçmeden sefere çıkınca, seferde, ilk abdest bozulduktan sonra, üç gün yani 72 saat daha mesh edilebilir

Bu konuyu yazdır

Oku-1 MYBB de Portal ı Açılış Sayfası Olarak Nasıl Yapabilirim?
Yazar: RasitTunca - 10-13-2018, 05:33 AM - Forum: Webmaster Bilgileri - Yorum Yok

[attachment=71090]

MYBB de Portal ı Açılış Sayfası Olarak Nasıl Yapabilirim?

Portal Açılış Sayfası Olarak Nasıl Yapabilirim.Siteye İlk Girildiğinde Portal Açılmasını İstiyorum.Nasıl Yapılır.

Önce index.php (forum index) dosyasının adını forum_index.php yapın.
Daha sonra portal_index.php dosyasının adını index.php yaptığınızda açılış portal sayfası olacaktır.


Ayrıca ayar.php içindeki şu alanları da :

Kod:
$forum_index = 'index.php'; $portal_index = 'portal_index.php';

şöyle değiştirin:

Kod:
$forum_index = 'forum_index.php'; $portal_index = 'index.php';

Aynı mantıkla açılışa kendi hazırladığınız bir sayfayıda koyabilirsiniz.
Açılış sayfasının adının index olması gereklidir.

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 "Chronovisor" Hz isa Efendimizin Görüntüsünü Çekebilen Alet ve Mucidi
Yazar: RasitTunca - 10-12-2018, 01:18 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok



"Chronovisor" Hz isa Efendimizin Görüntüsünü Çekebilen Alet ve Mucidi (exorcist) olan Rahip Pallegrino Ernetti - 1950

İtalya’nın Venedik Şehrinde Katolik bir rahip ve Vatikan’ın en büyük şeytan çıkarcısı (exorcist) olan Pallegrino Ernetti; 1950’lerde, Chronovisor adını verdiği bir icatla geçmişi görebildiğini iddia etti.

Aynı zamanda kuantum fiziğinde derece yapmış bir rahip olan Ernenetti’ye, Enrico Fermi ve Wernher von Braun gibi ünlü bilim insanları da yardım ediyordu.
Katolik rahip ve fizikçi “Pellegrino Ernetti”

Chronovisor, bir kabin ve kontrol sisteminden oluşuyor ve geçmişteki elektromanyetik radyasyonu çözümleyerek çalışıyordu.

Bu icatla ilgili en çarpıcı iddialardan biri de; icadı kullanarak İsa’nın çarmığa gerildiği zamana gidip fotoğrafını çektiğiydi. Ancak bunu dünyaya açıklamaya çekindi ne de olsa kendisi bir rahipti.


Ernetti’nin çekmiş olduğunu iddia ettiği Hz. İsa fotoğrafı. Soldaki orjinali, sağdaki ise temsili.

Bir rahip arkadaşının anlattığına göre Vatikan, Ernetti’ye icadı yok etmeyi emretmişti çünkü bunu kullanılanlar Vatikan’a göre Tanrıya karşı gelmiş sayılıyordu. İddiaya göre Chronovisor’a el konulup herkesten saklandı.


Olayın konuşulduğu zamanlardaki bir gazete baskısı.

Kim bilir, belki de Vatikan, bugüne kadar icat edilmiş en değerli buluşun üzerinde oturuyordur!

Exorcist Rahip Pallegrino Ernetti ve icadi olan Chronovisorun Resimi


--------------
EDiTÖR KAROGLANIN BU HUSUSA YORUMU:

Evet Bir alimden duydum ki Muhammed demişki"Bir insanin söyledigi Bir "Elhamdülilah" Zikiri Kainattan yok olmaz." ve yine "La ilahe illallah kainattan daha agirdir ." sözleri gösteriyorki elhamdü zikiri ve kelimei tevhid zikiri senin sesinin yaydigi bir frekans, eger bu freknasi sen bir kere, yayinca kaybolmuyorsa, bunu yillar sonra bile, eger sen o freknsin boytunu, dalga araligini bulabilir, ve onu yakalayacak anteni icad edebilirsen, yine o antenin yakaladigi, frekansida, sese görüntüye dönüştürecek aygiti icad edersen, o zaman benim degil hatta, muhammedin sesisini, isanin sesini, hatta videolari bile elde edilebilir. nitekim kuranda bunlarin kaydedildigi büyük kayit cihazi olan. büyük kitap diye gecen. yasin suresi birinci sayfa sonunda gecen "imami mübin" yani büyük kitap, yine Kuranda bütün olaylarin kaydoldgu büyük festplatte "levhi mahfuz" dan bahseder, ve yine islam inancimiza göre muhammedden duydukki ve kuranda de geceen, iki yanimizda kaydedici iki melek var, onlar "kiramen katibin melekleri" ve onlar senin her aninin videosunu cekip kaydediyorlar, işde sen onlarin o kayadettikleri videoyu seni kaydettikleri gibi isa ninda videosu var, musa ninda var, sen işde bu chronovisor gibi bir aygtila, bu görüntüleri alabilirsin, ben inaniyorum bu adamin böyle bir icadi yaptgina ve o görüntününde gercek olduguna, ve hatta bu gün benim gecmişim hususunda, bir kac bilgiye rastladim, ve bunu bazilarina ya parayla satmişlar, yada bu ilumunati, bu görüntleri pazarliyor, ve ve benim kimseye söyelemdigim hususlsar hakkinda bazi hareketleri, özel hareketleri, bazi şarkicilar, bazi şarkillarinda, sanki bana atfen "bak biz senin bu kasetini izledik" dercesine kliplerinde kücük bir nüans hareket yapiyorlar, halbuki o hareket sadece bana ait, ve zamanin birinde gömülü olan bir hareketim idi, ve ben bunu hakkal yakin yaşiyorum, ve o alet hemde daha gelişmiş ve vidolarida alabilen bir aygit olarak birilerinin elinde var, amma isa nin o halini yayinlamak işlerine gelmiyor, yine muhammedi yayinlamk işlerine gelmiyor bu kafirin.
vesselam .

______________
Etiketler : Chronovisor,Hz isa Efendimizin, Görüntüsünü, Çekebilen, Alet ,ve ,Mucidi ,(exorcist) olan, Rahip Pallegrino Ernetti , 1950,mucid,icad,uzaydaki görünülerin,resimini,cekbilen,alet,vatikan,isanin gercek resimi,isa nin carmihdaki resimi,

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Simge "Öpücem" Şarkı Sözleri
Yazar: RasitTunca - 10-11-2018, 11:42 AM - Forum: Şiirler Şarkılar - Yorum Yok



Simge  "Öpücem" Şarkı Sözleri

İşimdeyim gücümdeyim ama düşündeyim
Yakıcam buraları o derece yani başındayım
Gülünce yazında ağlayınca kışındayım

Daha iyisini mi bulucan bi gel neler anlatıcam
Ben seni öyle bir sevicemki aklını oynatıcan

Aç koynunu giricem giricem dellenme
Dudağından öpücem öpücem söylenme (x2)

Demekki bi bildiğim var sen beni takip et
Senin yolun yol değil ya hindistan ya tibet
Neye benziyor istediğin hayat bi tarif et
Kapı kapı dolaşan o kedi buraya da gelecek

Daha iyisini mi bulucan bi gel neler anlatıcam
Ben seni öyle bir sevicemki aklını oynatıcan

Aç koynunu giricem giricem dellenme
Dudağından öpücem öpücem söylenme (x2)

Bu konuyu yazdır

Oku-1 İrem Derici "Yanlış Alarm" Şarkı Sözleri
Yazar: RasitTunca - 10-11-2018, 11:38 AM - Forum: Şiirler Şarkılar - Yorum Yok



İrem Derici "Yanlış Alarm" Şarkı Sözleri


Hiç iyi değil ruh halin
Git bak kaldıkça batıyorsun
Sen aşkı ne zannediyorsun

Hayal perdesinde yalanlar yaşandı
Ve bitti o günahlar
Sen yüreğimi haketmiyorsun

Artık geçmişim ben hislerimden, emeklerimden
Tatsız bir hakikat,
Mutlu son yok bu hikayede

Yanlış alarm canım büyü bozuldu
Bugünü yaz bi' yere

Ayrı dünyaların insanlarıyız
İyi bak kendine

Bu konuyu yazdır

Komik-2 Birbirinden Güzel Doktor Fıkraları
Yazar: RasitTunca - 10-06-2018, 02:50 AM - Forum: Komik Fıkralar - Yorum Yok



Birbirinden Güzel Doktor Fıkraları

Ressam ve doktor

Doktor, ünlü bir ressam olan arkadaşını ziyarete gitti Ünlü ressam, son olarak yaptığı hasta bir adam tablosunu doktor arkadaşına gösterip: - "Eee, söyle bakalım fikrin ne?", diye sordu: Doktor tabloya tekrar bakıp cevap verdi: - "Merak edilecek bir şey yok Sadece üşütmüş, o kadar "


Boyacı

Meşhur ressam Whistler, bir gün gene meşhur kulak burun boğaz hastalıkları uzmanı Sir Morell Mahenzie'yi acele evine çağırtmıştı Doktor eve geldiğinde Whistler'in köpeğini muayene etmek için çağırılmış olduğunu anladı Fakat hiçbir şey belli etmeden köpeği muayene etti ve ücretini aldı, çıktı gitti Birkaç gün sonra da doktor Whistler'i çok acele evine çağırttı Ressam soluk soluğa içeri girdiği zaman, doktor sakin bir şekilde: - "Hoş geldiniz Mr Whistler " dedi "Size sokak kapımı boyatmak istiyordum da!"


En Akıllı Deli

Bir gün doktorlar, tımarhanede yaptıkları araştırmada en akıllı deliyi seçeceklermiş. Bir gün delilerden biri bahçede bulunan havuza düşmüş ve boğulmak üzereymiş. Delilerden biri havuza düşen arkadaşını kurtarmaya çalışmış. Bunu gören doktorlar arkadaşını kurtaran deliyi yanlarına çağırmışlar ve "seni en akıllı seçiyoruz" demişler. Doktorlardan biri: "Peki kurtardığın arkadaşını çağır da sana teşekkür etsin" demiş. Deli: "Gelemez ki!" Doktor: "Neden gelemezmiş?" Deli: "Çünkü kuruması için onu astım!

10 deliden hangisi akıllı

Bir tımarhanede 10 deli varmış. Doktor bir gün hepsini bir sahaya götürmüş ve demiş ki bakalım hanginiz akıllı oldunuz ve sahaya top yerine taş koymuş. Onlarda oynamışlar, başlarını kırmışlar sonunda bir çocuk kalmış doktor demiş ki neden oynamıyorsun; çocukta demiş ki biri bana orta atmıyor ki bende kafa vurup gole atayım doktor demiş ki ben sana atayım çocuk demiş çocukta akıllanmış o taşın yerine takma bir taş takması koymuş. Doktorda sanmış ki o takma taş asil taştır. Doktor çocuğa atmış çocuğa bir şey olmamış ve doktor demiş ki sen bana at çocuk ta aklını kullanmış asil taşı atmış doktora doktorun kafası yaralandı çocuğa demiş ki sen benden daha akıllanmışsın ben senden daha akılsızlaşmışım.



Doktordan İkinci Görüş

Doktor, Mrs. Jones'u 1 saate yakın muayene ettikten sonra " Sizi 50 yaşında bir kadın için sağlıklı buldum ama önemli bir probleminiz var…" demiş, "30 kilo fazlanız var ve bu sizi obez sınırına sokuyor… İleri yaşlarınızda sıkıntı çekmemek için sıkı bir rejime girmelisiniz..." Gerçeğin bu kadar net suratına söylenmesi Mrs.Jones'u kızdırmış, "İkinci bir görüş daha almalıyım…" demiş dişlerini sıkarak..
"Tamam, o zaman..." demiş doktor sinirlenerek, "Üstelik acayip de çirkinsiniz..."

Tuzlu Kraker

Adam kendini psikiyatristin koltuğuna atıp “Yardım et doktor” demiş, “Kendisimi bisküvi zannediyorum! Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”
Ardından doktorla konuşma başlamış:
- Kare misiniz?
— Evet.
— Üzerinizde bir sürü delik var mı?
— Evet... Evet...
— İncecik tuz tanecikleri üzerinize serpili mi?
- Evet, evet, evet!
— İşte şimdi saçmaladınız. Siz bisküvi değil, resmen bir tuzlu krakersiniz!

Psikiyatrist ve Hastası

Psikiyatrist hastayı dinledikten sonra koltuğunda şöyle bir kaykılıp "Sorununuzu halledeceğiz..." demiş, "Hastalığın daha çok başındasınız..."
"Evet… Bildiniz? Aynen öyle…" diye cevap vermiş hastası, "Karaları ve Denizleri daha dün yarattım!"

Deniz Tutmasına Közlenmiş Domates


Adam sevgilisi ile Karayipler'de gemi gezisine çıkmadan önce doktoruna uğrayıp "Beni deniz çok tutuyor" demiş, "Geziye çıkmadan önce ne tavsiye edersiniz?"
"Gemi limandan ayrılmadan önce 6 kilo közlenmiş domates ye..." demiş doktor.
"6 kilo domates? Deniz tutmasını önler mi o?"
"Hayır, önlemez" demiş Doktor, "Ama domatesin kırmızısı köpük köpük mavi dalgaların üzerinde çok hoş bir görünüm verebilir!"

Garson Hasta

Garson birden fenalaşınca hemen restorana bir ambulans çağrılmış ve sirenlerle hastanenin acil servisine yetiştirilmiş. Koşuşturarak ameliyat masasına yatırılmış, sonraki yarım saat hiç kimse ilgilenmemiş onunla… Sonunda koridorda bir doktor görüp bağırmaya başlamış "Ne olur bana yardım edin..." diye.
"Özür dilerim..." demiş Doktor, "O masaya ben bakmıyorum!"

'Deli'nin İyileştiği Nasıl Anlaşılır


Akıl hastanesini ziyaret eden hasta yakını başhekime "Hastalarınızın iyileştiğini nasıl anlıyorsunuz?" diye sormuş...
"Kolay..." diye cevap vermiş başhekim, "Bir banyo küvetini dolduruyoruz, hastaya 1 çay kaşığı, 1 çay fincanı ve 1 plastik kova verip küveti boşaltmasını söylüyoruz.."
"Tamam anladım..." demiş ziyaretçi, "Normal bir insan çay kaşığı ve fincandan büyük diye plastik kovayı kullanmalıdır.."
"Hayır..!" demiş başhekim, "Normal bir insan tabii ki küvetin tıpasını çıkartır.. Sizin yatağınızı pencere kenarına hazırlatmamı ister misiniz?"



Fidyeci Doktor

Doktorlar adam kaçırdıktan sonra neden 'fidye parası' alamazlar?..
— Yolladıkları notları kimse okuyamaz!

İki Yerden Kırıldı


Doktoruma gidip ayağımı iki yerden kırdığımı söyledim…
"Tamam..." dedi, "Bir daha o yerlere gitme!"


Bir İyi, Birde Kötü Haber


Yaşlı adam doktoruna gidip muayene olmuş, tahlillerden sonra "Bir iyi bir de kötü haberim var..." demiş doktoru, "Hangisini önce duymak istersin?.."
" Şeyy.." diye cevap vermiş yaşlı adam, "Önce kötüsünü söyler misiniz?.."
"En fazla 2 yıl yaşarsınız!"
”Tam iki yılım mı var? Bitecek mi yaşam ondan sonra? Peki bunun üzerine bana nasıl iyi haber verebilirsiniz ki?"
"Bir de Alzheimer olmuşsunuz. İki hafta sonra tüm bu konuştuklarımızı tamamen unutacaksınız!"

Anestezi Ne?

Köylü kadın ameliyat olacak, kocası odada doktorların her hareketini merakla izlemekte… Bir ara "O ne efendim?" diye sormuş
"Bu anestezi…" diye izah etmiş doktor, "Bunu alınca hiçbir şey anlamayacak…"
"Boşuna uğraşıp zahmet etmeyin doktor..." demiş adam, "O zaten hiçbir şeyden anlamaz!"

Bu konuyu yazdır

Komik-2 Fikra, fikralar, komik fikralar, en komik fikralar, çok komik fikralar, fikra oku
Yazar: RasitTunca - 10-06-2018, 02:47 AM - Forum: Komik Fıkralar - Yorum Yok



Fikra, fikralar, komik fikralar, en komik fikralar, çok komik fikralar, fikra oku

Birbirinden Güzel - Birbirinden Komik Fıkralar

IMAMLIK

Muhasebeciye sormuslar: 

“Bir daha dünyaya gelirsen hangi isi yapmak istersin?”

“Imamlik” demis.

“Neden?” demisler.

“Mevzuat hep ayni, hiç degismiyor.”

BORU

Fizikçi, matematikçi, kimyaci, jeolog ve antropologdan olusan bir heyet bir arastirma için arazide bulunmaktadir. Birden yagmur bastirir. Hemen yakindaki bir arazi evine siginirlar.

Ev sahibi bunlara bir seyler ikram etmek için biraz ayrilir. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanir. Soba yerden 1 metre kadar yukarida, altindaki dizili taslarin üzerindedir. Sobanin niçin böyle kurulmus olabilecegine dair bir tartisma baslar.

Kimyaci: Adam sobayi yükselterek aktivasyon enerjisini düsürmüs, böylece daha kolay yakmayi amaçlamis.

Fizikçi: Adam sobayi yükselterek konveksiyon yoluyla odanin daha kisa sürede isinmasini saglamak istemis.

Jeolog: Burasi tektonik hareketlilik bölgesi oldugundan herhangi bir deprem aninda sobanin taslarin üzerine yikilmasini saglayarak yangin olasiligini azaltmayi amaçlamis.

Matematikçi: Sobayi odanin geometrik merkezine kurmus, böylece de odanin düzgün bir sekilde isinmasini saglamis.

Antropolog: Adam ilkel topluluklarda görülen atese tapmanin daha hafif biçimi olan atese saygi nedeniyle sobayi yukariya kurmus.

Bu sirada ev sahibi içeri girer ve ona sobanin yukarida olmasinin nedenini sorarlar.

Adam cevap verir: - Boru yetmedi!

DIKKAT EDIN

Temel’ in karisi Fadime vefat etmis.  Cenaze namazi kilinmis, cemaat tabutu sirtina almis, tam camii den cenazeyi çikartacaklar, tabut camii nin kapisina çarpmis. Bakmislar tabuttan bir inleme sesi geliyor, açmislar tabutu, bakmislar Fadime yasiyor. Hemen hastaneye götürmüsler ve  10 sene daha yasamis Fadime. 10 sene sonra öldügünde yine ayni camii ye getirmisler cenazeyi. Namaz kilinmis. Tam cenazeyi kapidan çikaracaklar, Temel cemaate seslenmis :
- Ula cözinizi seveyum. Kapiya tikkat edun daaa

DEDEKTÖR

Bir adam yalan dedektörü almis. Aksam yemeginde denemek istemis. Ogluna “bugün neredeydin” diye sormus. Oglu “Okuldaydim” diye cevap verince dedektör baslamis ötmeye. Sonra oglu itiraf etmis, “okuldan kaçip maça gittik” demis. Babasi kizmis, ogluna “Ben senin yasindayken maç nedir bilmezdim bile!” demis. Dedektör yine ötmüs. Bunu duyan anne gülmüs ve “Al iste senin oglun” demis. Dedektör yine ötmüs

BERBERE FIRÇA

Adamin biri bir gün berbere gitmis. Az bir süre bekledikten sonra sira kendisine gelince berber koltuguna oturmus. Berber adama:
- 'Tirasiniz nasil olsun?' deyince adam baslamis saymaya:
- 'Soldan kahkül birak, sagi kazi, arkayi sifira vur, ortadan bir merdiven sekli yap.' Berber neye ugradigini anlamayip saskin bir sekilde:
- 'Ama beyefendi bunu ben nasil yapayim. Bu ne biçim tarif?' Adam berbere sinirlenir:
- 'Geçen geldigimde bunu tarif olmadan nasil yaptin peki be adam!'

TUTUKLAMA


Albay, binbasiya emir verir:

- Yarin günes tutulacak. Bu her zaman görülen bir sey degildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanina getirin de olayi görsünler. Ben de orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi verecegim. Sayet yagmur yagarsa, tabii bir sey göremeyiz. O zaman erleri, üstü kapali talimgaha götürürsün.

Binbasi, yüzbasiya aktarir:

-Albayin emri ile yarin sabah saat dokuzda günes tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay degildir. Sayet hava kapali olursa bir sey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapali talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapilacaktir.

Yüzbasi, tegmene:

-Albayin emri ile yarin sabah dokuzda talim elbisesi ile günes tutulmasinin açilis merasimi yapilacaktir. Sayet yagmur yagarsa ki bu durum pek görülen bir olay degildir, Albay kapali talimgahta gerekli bilgiyi verecektir.

Tegmen, basçavusa:

-Yarin sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kiyafeti ile albay tutulacak. Kapali talimgahta yagmur yagarsa, alayin meydaninda manevra yapilacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay degildir.

Basçavus, askere:

-Yarin sabah saat dokuzda kapali talimgahta albayi tutacagiz. Sabah hepiniz talim techizat ile hazir olun.

Askerler kendi aralarinda:

-Yarin sabah bizim basçavus albayi tutuklayacakmis.

MÜSLÜMAN OLMAK

Adamin biri camiye elinde biçakla girmis. Aranizda müslüman var mi demis? Herkes korkuyor tabi… 2 tane yasli amca korkarak biz müslümaniz evladim demis. Disari gelin demis. Korka korka çikmis bizim amcalar. Eleman amca demis siz müslümansiniz madem ben kurban kesmeyi bilmem su koyunu benim için kesermisiniz demis. Tamam demisler kesmisler aradan biraz zaman geçtikten sonra oglum biz çok yorulduk. Sen git içerden baska birilerini bul demisler. Neyse adam bu sefer elinde kanli biçakla camiye dalmis aranizda baska müslüman olan var mi demis. Bizim cemaat kanli biçagi görünce iyice korkmus… Dönmüsler hep beraber imama bakiyorlarmis

Imam da cemaate dönmüs ne bakiyorsunuz lan, 2 rekat namaz kildirdik diye hemen müslüman mi olduk demis.

Sevinememek

karne Temel'in karnesindeki zayıfları gören annesi sinirli sinirli Temel'e bağırır: -Ha bu nedur? Geçen yıl sinif birincisudun, bu yıl sonuncu olmişsun! Temel gayet sakin cevaplar: -Anacuğum geçen yıl sen çok sevinmiştun bırak bu yıl da başka analar sevinsun da!
Saat Neden Geride?

saatler-ileri Öğretmeni Temel'e sordu: -Söyle bakalım Temel... Amerika'da saatler Avrupa'ya göre neden 5 saat geridir? Temel cevabı bilmese de yine hazır cevaplılığını konuşturur: -Amerika daha geç keşfedildi da ondan öğretmenum.
Yüz Yıkamamak

24c47956dc862eca42db4251ad2cd486 Annesi yeni uyanan Temel'i her zamanki gibi uyardı. -Günaydın uşağum, sofraya oturmadan önce yüzünü yıkıyacasun. Temel boş boş annesinin yüzüne baktı... -Ne oldi niye bakaysun? -Anacuğum biraz önce rüyada suya düştum. Yüzümi yıkamasam olmaz mi?
Büyüyünce Ne Yapacaksın?

20139802041_gulen_yuz Misafir, küçük kıza sordu: -Büyüyüp, annen kadar olunca ne yapacaksın bakalım? -Rejim yapacağım teyze.
Büyük Laf

fil Misafirlere Temel'in akıllandığını kanıtlamak isteyen babası: -Uşağum Temel, hadi emicelerine büyük bi laf et da, senin ne kadar büyuduğuni görsunlar. Küçük Temel tek kelimeyle cevap vermiş: -Fil.
Sorular Kolay Mı?

osym-ogrenci-sinav-tus Temel sınavdan çıkan oğluna sordu: -Uşağum nasi geçti, sorular zor miydi? Oğlu omzunu silkti ve şahane cevabı verdi: -Yok babacuğum, sorular kolaydi ama cevaplari çok zor idi.
Nasıl Deve?

deve İki arkadaş hayvanlar hakkında konuşuyorlardı: Biri diğerine sordu: -Sırtında kamburu olan hayvana ne denir? -Bunu herkes bilir deve tabi ki. -Tamam peki ya iki kamburu olana ne denir? Arkadaşı bilmiş bir edayla cevaplar: -Hecin devesi... Arkadaşı şaşırır ve soruyu biraz daha zorlaştırır. -Peki bunu bil o zaman, üç kamburu olana? -Ona da kamburu çıkmış hecin devesi derler.
Sünnettir

çok-yemek-yemek Nasreddin Hoca'nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir. Üçü de birbirinden obur şeylermiş. Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırıvermişler. Bu sırada odaya Hoca'nın oğlu girmiş. Mollalar Hoca'yı memnun etmek için: -Aman ne güzel çocuk... Adı ne bunun? diye sormuşlar. -Adı Farzdır, demiş. Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar: -Bu ne biçim isim Hoca Efendi? demişler. Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık. Hoca hemen taşı gediğine koymuş: -Yahu, sünnet diyeyim de onu da mı yiyin?

Yavru Kutup Ayısı


Yavru kutup ayısı babasının yanına gelip sormuş "Baba ben gerçekten kutup ayısı mıyım?" "Elbette yavrum nereden çıkardın bunu?" "Allah Allah?!.." deyip gitmiş yavru ayı. Bu sefer annesinin yanına gitmiş ve sormuş, "Anne ben gerçekten kutup ayısı mıyım?" "Tabii evladım kutup ayısısın." Yine "Allah Allah?!.." deyip, yeniden babasının yanına gitmiş yavru ayı. Bir daha sormuş "Yaa baba Allah aşkına doğru söyle bak beni evlatlık falan almadınız degil mi? Yani ben sizin öz oğlunuzum." Baba dayanamamış artık "Oğlum dedim ya sana bizim oğlumuzsun diye, hem sen neden ikide bir soruyorsun ki bunu?" Yavru ayı: "Yav donuyorum baba, donuyorum..."

Durum Vahim

Adam doktorun karşısına oturdu. - Durum çok vahim doktor bey, bir dakika önce olan her şeyi unutuveriyorum. - Peki niçin hatırlamaya çalışmıyorsun? - Neyi?

Hem Suçlu Hem Güçlü


Adamın biri yolda gidiyormuş ensesine şöyle okkalı cinsinden bir tokat yemiş, arkasına dönüp bakmış iri yarı bir adam. -Ne oldu ya? Neden bana vurdunuz? demiş. Adam da: -Seni bir arkadaşıma benzettim pardon kardeşim, demiş. -Ama bu kadarda sert vurulmaz ki canım, demiş. Adam da: -Sanane be adam arkadaşım değil mi? istediğim gibi vururum, demiş.

Kıtlık Sebebi

İki adam ışıklarda karşılaşmış. Birisi çok şişman diğeri de çok zayıfmış. Şişman adam zayıfa dönerek: -Seni görende kıtlık var sanır, demiş. Zayıf adam da: -Seni gören de kıtlığın sebebini anlar, demiş.


Bir Kötü Birde Ondan Kötü Haber


Doktor hastalarından birini aramış. Telefonda aralarında şöyle bir diyalog geçmiş: –Sana bir kötü bir de çok kötü haberim var. Önce hangisini söylememi istersin demiş. – İlk önce kötü haberi söyleyin.. – Tahlilleriniz sonucunda maalesef sadece yirmi dört saat ömrünüz kaldı... – Bu kötü haberse bundan daha kötü ne olabilir ki?! – Dünden beri size ulaşmaya çalışıyorum, telefonunuz kapalıydı.

Kayserilinin Prensibi

Kayserili bir genç yeni işe başlamış. 1 aylık çalışma sürecinin sonunda ilk maaşını almak için bankamatiğe gittiğinde anlaştıkları maaşın 300 TL üzerinde bir ücret yatırıldığını görmüş. Hiç sesini çıkartmadan, sevinerek maaşı çekmiş. Aradan bir ay daha geçmiş. Tekrar maaşını çekmeye gitmiş, bakmış bu seferde 150 TL eksik yatmış. Hemen muhasebeye gidip itiraz etmiş. “Neden maaşım eksik yattı” diye. Bunun üzerine muhasebeci “Neden geçen ay 300 TL fazla para yatırdığımızda itiraz etmediniz de, şimdi eksik yatınca itiraz ediyorsunuz” demiş. Adam sakince cevap vermiş: “Prensibimdir ilk hatayı her zaman affederim.”
Konserve Domates

Domates, Tomatoes Temel'le Dursun konuşuyorlardı. Dursun Temel'in başındaki şişliği görünce merak edip sordu: -Temel o başindaki şişluk nedu? -Fadime kafama domates atti... -Uyy domates kafa mi şişirur ula? -Konservesi şişiriyi uşağum.

Yeni Arkadaşlar

Smile Babası küçük Temel'e sorar: -Sınıfta kaçincusun bakalum? -Yirmincuyum baba. -Geçen on beşinci diyudun? -Sınıfa beş yeni oğrenci geldi baba.

Müsrif Kadın


Kayserili iki arkadaş aralarında konuşurken, biri diğerine karısından dert yandı: -Yahu bizim hanım çok müsrif. Para yetişmiyor. İnanmazsın pazartesi 100 lira istedi. Salı 200 lira, çarşamba 400, dün de 700 lira... -Acıdım sana vallahi, nereye harcıyormuş bu parayı? -Ne bileyim ben, verdiğim yok ki.

Saatiniz Kaç?

Akıl hastanesine ziyarete giden adam bahçede güzel havanın tadını çıkaran birine: - Saatiniz kaç? diye sordu. Adam hemen içeri gidip, kağıt, pergel, gönye, kalem ve cetvel getirdi. Büyük bir titizlik ile gölgeyi ölçüp biçip hesaplar yaptıktan sonra: - Saat tam dördü beş geçiyor, dedi. Ziyaretçi: - Muazzam! Sizi tebrik ederim ama güneşsiz bir havada gölgeyi ölçemezsiniz, o zaman ne yaparsınız? - O zaman da saatime bakarım, dedi.

Kuş Nezlesi

Temel Dursun'u hasta görünce neyin var diye sordu. Dursun nezle olduğunu söyleyince Temel: -Geçenlerda benum kuşum da nezle oldi. -Kuş nasi nezle oluyi da? -Kafesun kapisini açik unutmişum da.

Dedeye Acımak

Durmadan afacanlık yapan oğlunu yanına çağıran babası: -Oğlum biraz akıllı olsana. Sen şımardıkça benim saçlarım aklaşıyor. Bari bana acı da uslu dur, demiş. Çocuk bilgiç bilgiç: -Babacığım, demek ki siz dedeme hiç acımamışsınız, baksana saçları bembeyaz.

Kiminle Konuşuyorum?

Öğretmen, telefonla konuşuyordu: -Demek Ali hasta oldu, okula gelmeyecek... -Evet gelmeyecek. -Peki, ben kiminle konuşuyorum? -Babamla!

Birlikte Dilenmek

Beyim, merhamet edin, birkaç kuruş sadaka verin... -Yok. -Allah rızası için... -Yok dedik ya! -On kuruş da olsa yok mu? -Beş para bile yok! -Öyleyse sıkış şuraya da beraber dilenelim!
Yanlışlar Görünmesin Diye

student-taking-a-test-clipart-children-exam Temel, yazılı kağıtlarını o kadar küçük yazıyordu ki okumak mümkün olmuyordu. Bir gün öğretmen iyice merak edip sordu: -Oğlum neden yazıları hem küçük hem de sık yazıyorsun? -Yanlişlarum görünmesun diye öğretmenum.

Şöhret Çocuk

gulen-surat-mizahi Adam: -Bizim büyük oğlanın maşallahı var, dedi. Yazdıklarını binlerce kişi okuyor. Diğeri merak etti: -Ne işle meşgul sizin çocuk? -Tabelacı.

Solucana Yüzme Öğretmek

ver Görevli memur, göl kıyısında balık tutan bir deliye yanaştı: -Kusura bakma kardeşim ama... Burada balık tutmak yasak! -Biliyorum. -Biliyorsun madem.. -Ben balık tutmuyorum ki. -Balık tutmuyor musun? Ya o elindeki ne? -Bu mu? Kamış.. -Kamışın ucundaki? -Kıl. -Kılın ucundaki? -Solucan. -Balık tutmuyor da ne yapıyorsun öyleyse? -Ne yapacağım; solucan kardeşe yüzme öğretiyorum.
Başka Doktor

doctor10 Oğlu, işten dönen babasına der ki: -Sorma baba. Bugün doktora gittim. Beni muayene ettikten sonra ne dedi biliyor musun? Bir ay deniz kıyısında tatil yapmam gerekiyormuş. Nereye gidelim dersin? -Başka bir doktora evladım!

Lüzum Yok

student_taking_a_test_116 Öğretmen sınıfta ders anlatırken çocuklara sormuş: -Anneniz sizi çarşıya yolladı, bir kilo patates iki kilo domates, bir paket tuz, yardım kilo da beyaz peynir al, dedi. Patatesin, domatesin, tuzun peynirin fiyatlarını biliyorsunuz, daha önceki derste bu üniteyi işlemiştik. Şimdi hesaplayın bakalım, bakkala ne kadar vermemiz gerekiyor? Bütün talebeler oturmuş hesabını yapmış, toplamış, defterlerine bir güzel yazmışlar. Ama çocuğun biri hiçbir şey yazmadan öyle oturuyormuş, öğretmen merak etmiş: -Oğlum sen niye yazmıyorsun? -Lüzum yok öğretmenim.. -O ne biçim laf! Ne demek lüzum yok! Çocuk gülümsemiş: -Öğretmenim benim babam bakkaldır, biz böyle şeylere para vermeyiz.

Rüya Tabiri

Adamın biri bir rüya görmüş sonra rüya tabircisine gitmiş başlamış anlatmaya; -Ya hocam ben bi rüya gördüm sorma gitsin. Önce bi ağaç gördüm ağaç mı desem, çınar mı desem, meşe mi desem... Bi yeşillik gördüm yeşillik mi desem, çayır mı desem , çimen mi desem... Sonra bi su gördüm ırmak mı desem, nehir mi desem, okyanus mu desem... Adamın herşeyi 3 defa tekrarlayarak anlatmasına sinirlenen tabirci bi hışımla; -Allah senin belanı verecek bugün mü desem, yarın mı desem, öbür gün mü desem

Benzer Kale

kale-direk Temel futbola merak salar ve futbolcu olur. Bir gün maçta teknik direktör ilk yarı sonrası soyunma odasındaki Temel in yanına gidip sorar; -"Neden bizim kaleye gol attın. Olum adam kendi takımının kalesine gol atar mı?" Temel hiç duraksamadan cevap verir; -"Ne yapayum da. Karşı takımın kalesine öyle çok benziy du ki, bizim kale."

Dümenci Temel


Beden eğitimi dersinde öğretmen, öğrencilerine kürek çekme alıştırmalarını yaptırıyordu. Bir ara öğretmen, Küçük Temel'in olduğu yerde kıpırdamandan durduğunu gördü. -"Sen neden kürek çekmiyorsun? "diye sordu. Temel: - "Ben tümendeyum öğretmenum!"

Kapıya Dikkat

Temel'in karısı vefat etmiş. Cenaze namazı kılınmış, cemaat tabutu sırtlamış tam camiiden cenazeyi çıkartacaklar, tabut camiinin kapısına çarpmış. Tabuttan bir inilti duyulmuş. Hemen açmışlar tabutu. Öldü sanılan kadın yaşıyormuş. Hemen hastaneye götürmüşler ve kadın 10 sene daha yaşamış. 10 sene sonra kadın ölmüş. Yine aynı camiide cenaze namazı kılınmış. Tam tabutu camiinin kapısından çıkartacaklar, birden Temel'in sesi duyulmuş: - Uşaklar gözünüzü seviyim şu kapiya tikkat edun da!

No Smoking


İş adamı Temel bir gün smokiniyle bir partiye gitmiş, kapıda no smoking yazıyormuş hemen smokinini çıkarmaya başlamış. Hanımı: -"Ula niçin çıkariysin?" -''Paksana kari smokinle cirilmez yazayi!''

Türkler ve Japonlar


Japonlar ile Türkler arasında temel bir düşünce tarzı farklılığı vardır. Şöyle özetleyebiliriz; Japonlar: Biri yapabiliyorsa, ben de yapabilirim. Hiç kimse yapamıyorsa, ben yapmalıyım. Türkler: Biri yapabiliyorsa ben neden yapayım? Hiç kimse yapamıyorsa, ben nasıl yapayım?

Bukalemun


Temel'e içinde "bukalemun" kelimesi geçen bir cümle kur demişler. Temel de "Ha bu kalemun burda ne işi vardur." demiş.

Dört Harfli Hayvan Adı


İki Trakyalı bulmaca çözüyormuş. Birisi sormuş: -Dört arfli bir hayvan ne? -Orozdur be ya. -Dur yazmayalım indi de olabilir

İzmir'den Sonra


Coğrafya dersinde öğretmen sordu: -İstanbul'dan gemiye bindiniz, Antalya'ya gidiyorsunuz. Hangi kıyı şehirlerinden geçersiniz? Dursun da saymaya başladı: -İstanbul, Tekirdağ, Çanakkale, Ayvaluk, İzmir... İzmir... Dursun İzmir'den ötesini bilmediği için sustu. Öğretmen haliyle sorar: -Evet, çocuğum niye sustun? Arkadan Temel atılır. -Gemi, İzmir'de batti öğretmenum.

Mübarek Yer

teyze ineceği yeri geçen şoföre, "Beni mübarek bir yerde indur uşağum" der. Şoförde: "Teyze camiyi geçtuk mezar var ora olur mi?"

Kıyafet Meselesi


Kıyafet denerken, Fransız kadın; "Bir beden küçüğü var mı?" İngiliz kadın; "Bir beden büyüğü var mı?" Alman kadın; "Tam benim bedenim." Türk kadın; "Bunun kalıbı dar."

Azrail'i Gönderdin

face-smiling-clip-art_f Bektaşi yoksulluktan bıkmış, ellerini açıp dua etmiş: “Allah’ım, şu canımı al da kurtar beni bu sefil dünyadan.” O sırada yanından geçtiği binanın duvarları yıkılmış. Bektaşi canını zor kurtarmış, ellerini havaya kaldırmış: “Allah’ım kırk yıldan beri 'bana biraz dünyalık ver' diye sana dua ettim, beni dinlemedin. Şimdi hemen Azrail'i mi gönderdin?”
Mozart'ın Köpeği

Küçük çocuk, keman dersi için evde prova yapıyor, babası da oturmuş gazete okuyordu. Evin köpeği de çocuğun kemanından çıkan melodilere havlayarak eşlik ediyordu. Bu gürültüde babanın gazete okuması mümkün mü? Bir duruyor, iki duruyor, ama ne çocuk keman çalmayı ne de öteki havlamayı kesiyordu. En sonunda baba, oğluna seslendi: "Oğlum, şunun bilmediği bir parça çalsana!"

Son Arzu



İdama mahkum olan Temel’e son arzusunu sormuşlar; - "Penu oğlumin yanuna gömun!" demiş. -"Ama oğlun yaşıyor!" - "Olsun. Pen beklerum."

Yemesi Kolay Olsun Diye

Timur'un defterdarları hesapta bir yanlışlık yapar. Bunun üzerine Timur çok kızar ve o defterdara kağıtları yedirir, işten de kovar. Yerine Nasreddin Hoca'yı alır. Nasreddin Hoca, hesapları yufka üzerine yapmaya başlar. Timur, durumu görünce haliyle sebebini sorar. Cevap da tam Hoca'dan beklenildiği gibidir: -Yemesi kolay olsun diye Hünkarım!

Çizme


Temel, Dursun'un evi önünde bağırmaktadır: -"Ula Tursun evde misun?" Dursun: -"Evde değülum da!" Temel: -"Ula Tursun kapida bir çift çizme var!" Dursun: -"Olabilür benim uç çift çizmem var!"

Ben Hiç Tanumayrum


Temel ile Dursun borç para yüzünden mahkemelik olmuşlar. Hakim Temele sormuş: -"Oğlum, nedir konu anlat bakalım! -"Haçum pey. Pen ha bu Tursuna geçen sene 100 lira verdum penim paramu bi türlü vermez da." Hakim Dursuna dönmüş: -"Siz ne diyorsunuz bu iddiaya?" -Kim? Ha o adammu bağa para vermuş? Valla pen oni tanımayrum bile, Haçum bey." Bunu duyan Temel iyice şaşırmıştır. Dursuna dönerek: -"Tursun, ha sen şimdu peni tanımaymusun?" Dursun: -"I-ıh," Temel: -"Haçan, sen peni tanımaysan pen seni hiç tanumayrum da."

Ha Bu Adam Kimdur?


Temel büyük bir yük gemisinde kaptandır ve sürekli okyanuslarda dolaşır. Bir gün Trabzon'a yolu düşmüş, köyüne gelmiş, köy kahvesinde can arkadaşı Dursun'u görmüş ve Dursun'a; -Ula Tursun gel getureyim seni gemilan uzak denizlere!" demiş Dursun kabul etmeye yanaşmamış ama nihayetinde zor da olsa ikna etmiş. Yola çıkmışlar. Büyük okyanusun ortalarına gelmişler. Dursun bide ne görsün küçücük bir adanın kenarında, saçı sakalı uzun sefil durumda yaşlı bir adam el kol sallayarak gemiye doğru bağırıyor. Dursun Temel'e sormuş: -"Ula Temel ha bu adamda kimdur?" -"La ne bileyim otuz senedur haburdan gelur giderum, o adam bana hep oyle el sallar delimidur nedur anlamadum ki."

GÜNLERDEN CUMA

Adamın biri cuma günü vefat etmiş,  aynı gün de cenazesini defnetmişler.
Cenaze namazı kılındıktan sonra merhumun büyük oğlu Mehmet merak ile  imama gidip sormuş :
– Babam cuma günü vefat etti, acaba ahirette rahat eder mi ?
– İmam : baban Namaz kılar mıydı?
– Mehmet : Kılmazdı. Ama cuma günü vefat etti.
– İmam : Kumar oynar, içki içer miydi?
– Mehmet :Her gece gazinoya giderdi; ama cuma günü vefat etti.
– İmam : Yalan söyler miydi?
– Mehmet :  10 lafından biri doğruydu; ama cuma günü vefat etti.
– İmam : Hovardalık yapar mıydı?
– Mehmet : Neredeyse yapmadığı gün yoktu; ama cuma günü vefat etti.
– İmam  çok kötü sinirlenmiş. Cuma günü ellemezler ama cumartesi’yi bilemem.

Çömlek hesabı


Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atar, Hoca. Bir avuç taş doldurur çömleğin içine Hoca’nın yaramaz oğlu, muziplik olsun diye. Bir zaman sonra arkadaşları: “Bugün Ramazan’ın kaçı acaba? diye sorarlar Hoca’ya. Hoca’da: “Şimdi eve gider öğrenirim. Biraz sabredin.” der ve evinin yolunu tutar. Çömleği boşaltır; bir sayar, iki sayar… Taşların yüz yirmi beş tane olduğunu görür. Şaşkın bir halde döner arkadaşlarının yanına Hoca.
– “Arkadaşlar, bugün, Ramazan’ın kırk beşi” der. Hoca’nın bu cevabına gülüşürler arkadaşları. Aralarından biri:
– “Aman Hocam, bir ay otuz gündür. Hiç Ramazan’ın kırk beşi olur mu?” diye itiraz eder.  Hoca, biraz şaşkınlık biraz da kızgın bir ifadeyle:
– “Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazan’ın yüz yirmi beşi!”der.

Oruçluyken kaç hamsi yersin?

Dursun, Temel’e sormuş:
-Oruçlu oruçlu kaç hamsi yiyebilursun Temel?
-100 tane yiyebilurum.
-Hadi ordan, yesen yesen 1 tane yiyebilursun, gerisini oruçsuz yemiş olirsun,” demiş.
Bu espri Temel’in çok hoşuna gitmiş. Bir gün yolda giderken Cemal’i görmüş ve hemen sormuş:
-Uşağum oruçlu oruçlu kaç hamsi yiyebilursun?
Cemal:
-50 tane, demiş.
-Ha uşağum 100 tane deseydun sana müthiş bir espri yapacaktum da!

Temel’in Keçisi

Temel günlerden bir gün keçisinin boynuna tasma takıp yanında gezdiriyormuş..Yolda Dursun ona rastlamış ve : Ula Temel Ne Yapaysun ? demiş..Temel : -Köpeğimi Gezdireyrum demiş..Dursun : – Ula Temel iyi de bunun boynuzları var demiş..Temel de : – Ula dursun ben onun özel hayatuna Karışmayrum..demiş ..


Çekirge

Amerikalı bir turist bulduğu rehberiyle beraber Avustralya’yı gezmektedir. Rehber ve Amerikalı büyük bir çiftliğe gelirler. Amerikalı ileride otlayan koyunları fark ederek rehbere:

– Bunlar nedir? diye sorar.

Rehber:

– Koyun!

Amerikalı:

– Yapma yahu, bizde koyunlar bunların iki üç katıdır.

Diyerek alaylı bir biçimde güler. Biraz daha ilerlerler ve otlayan inekleri görürler. Amerikalı yine sorar:

– Bunlar nedir?

Rehber: “İnek” diye yanıtlar. Amerikalı yine gülerek:

– Vay be bizim oralarda inekler bunların en az iki üç katıdır, der.

Bir süre daha gittikten sonra önlerinde kangurular geçer. Amerikalı heyecanla ve merakla sorar:

– Peki bunlar ne?

Rehber hiç küçümser bir tavırla yanıtlar:

– Çekirge!



Dengesiz müdür

Müdür’ ün biri kendince eğlenmek için şöförüne şöyle bir soru sorar:
– Sence eşekle şöför arasındaki fark nedir? Şöför:
– Bilmiyorum efendim, nedir? Bunun üstüne müdür açıklar:
– Eşeğede şöförede dur dediğinde durur der ve kahkaha ile gülmeye başlar. Bu şöförün canını çok sıkar. Birgün dayanamaz ve müdürüne şöyle bir soru sorar:
– Müdürüm, sizce bir eşek ile müdür arasıdanki fark nedir? Müdür düşünür düşünür ve bulamaz.
– Ben arasındaki farkı bulamadım. Sence nedir? Şöför :
– Vallahi bende bir fark bulamadım müdürüm


Kötü alışkanlıklar

Tavşan birgün ormanda koşuyormuş birde bakmışki tilki bir ağacın aldında esrar çekiyor.Hemen yanına gitmiş ve;
-Tilki kardeş,gel bu kötü alışkanlıklardan vazgeç.Beraber spor yapalım.Hayatımız güzelleşir demiş. Tilki bir hasbinallah çekmiş ve tamam demiş.Tavşanın arkasına takılmış.İkisi başlamışlar koşmaya.Biraz koştuktan sonra birde bakmışlarki Kurt bir köşede kokain içiyor.Hemen yanına gidip beraberce;
-Kurt kardeş bırak bu kötü alışkanlıkları.Gel sende bize takıl beraber spor yapalım demişler.Kurt bi lahavle çekmiş oda tamam demiş. Üçü birlikte koşarlarken birde bakmışlarkı Aslan bir mağaranın önünde esrar vuruyor.Tavşan Aslanın yanına gitmiş ve;
-Aslan abii….Demeye kalmadan aslan pençeyi vurduğu gibi tavşanı duvara yapıştırmış. Kurt titreyerek aslanın yanına gitmiş ve;
-Abi naptın ya.Garibandan ne istedin.Sana ne dediki demiş. Aslan;
-Hadi len.Bu tavşanda ne zaman extasy alsa tüm ormanı peşine takıp koşturuyor demiş…

Ayı Neden Düştü



Avcı adam başından geçenleri şöyle anlatıyormuş.. -Ormanda ilerlerken, karşıma kocaman bir Ayı çıkmaz mı? Çifteyi doğrultacak vakit yok!..Silahı bir kenara attığım gibi başladım kaçmaya..Lakin Ayı peşimde!Benden hızlı koşuyor. Bir ara ayının sıcacık nefesini ensemde hissettim..O kadar yaklaşmıştı.Derken Ayının ayağı kaydı, yere düştü… Fırsat bu fırsat, tabana kuvvet arayı açtım. Ama Ayı toparlandı, kalktı, bana yetişti.Yine nefesi ensemde… Pençesini uzatsa omuzumdan yakalayacak. Allahtan tam o sırada yine Ayının ayağı kaydı, yere düştü. Talih bana gülüyor! Hızımı arttırabildiğim kadar arttırdım, yeniden arayı beşyüz metre kadar açtım. Tanrı sizi inandırsın arkadaşlar, Ayı yine bana yetişti. Yine nefesi ensemde…şansa bakın…Ayının tekrar ayağı kayıp yere düşmez mi?

Macerayı dinleyenlerden biri dayanamamış :
-Sen de çok yürekliymişsin kardeşim!… Hayvan bana üç defa nefesi enseme gelecek kadar sokulsa, çok ayıptır söylemesi, ben korkumdan altıma ederim.
Avcı dönüp ters ters sözünü kesene bakmış :
-Lafı karıştırma yahu! Ayı üç kez neyin üstüne bastı da ayağı kayıp yere düştü sanıyorsun ?


Garip bir hayvan


Tavşan bir gün ormanda dolaşıyormuş, birden karşısına daha önce hiç görmediği ga…rip bir hayvan çıkmış.Çok şaşırmış ve hemen yanına gitmiş :
– Sen kimsin ben seni daha önce hiç görmedim, demiş
– Ben katırım.Benim annem eşek babam da at ondan böyleyim.
Tavşan oradan ayrılmış orman geizisine devam ederken yine karşısına acayip bir hayvan çıkmış.Bu sefer onun yanına gitmiş:
– Sen de kimsin ben seni daha önce hiç görmedim..
– Ben kurt köpeğiyim.Benim annem köpek babam da kurt ondan böyleyim.
Bizim tavşan onun yanından da ayrılmış, dolaşırken bir de ne görsün acayip görünümlü bir hayvan daha..Hemen gitmiş yanına;
– Senin gibi bir hayvanı ilk defa görüyorum sen de kimsin , demiş
– Ben devekuşuyum, deyince bizim tavşan söylenmiş:
– Hadi len oradan !…

Kedi Fıkrası

Bilim adamları 3 fare üstünde 3 ülkenin içkilerinin etkisini test ediyorlarmış,
Fransız içkisini içen fare küt düşmüş.
İngiliz içkisini içen fare küt düşmüş.
En son fareye Türk rakısını içirmişler fare biraz sallanmış sonrada bağırmış :
” O kedi buraya gelecek! “


Tilki Oruç Tutarsa


Tilki ormanda gezmektedir. Bir ağacın dalında asili bir geyik budu görür.
Açtır a…ma şüphelenir kontrol etmeye baslar ve görür ki bu bir tuzak.
Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır.
Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir, budu görür ve yatan tilkiyi de tabi…
Tilkiye sorar ‘ne yapıyorsun dostum’
Tilki cevap verir ‘hiç… Yatıyorum’
-Burada bir but var
-Evet var
-Neden yemedin
Tilki sakince cevap verir;
‘BU GÜN ORUCUM’
Kurt kendinden emin;
‘Ben yiyeyim o zaman’
Tilki ‘Buyur afiyet olsun’ der.
Kurt buta uzanır uzanmaz bir patlama, ortalık toz duman, kurt yaralı, hareketsiz, 10 metre uzakta, perişan halde yatarken tilki sakince budu yemeye başlar.
Bunu gören kurt;
‘LAN SEREFSIZ HANI ORUCTUN’
Tilki pişkin pişkin;
‘Biraz önce top patladı duymadın mı ?

Uyanık Muhabir


Kaza yerinin etrafını polis kordonu ve meraklı bir kalabalık çevirmiştir. Gazetesine iyi bir haber yetiştirmek isteyen muhabir, çemberleri aşamayınca bir kurnazlık düşünerek seslenir:
-Yol verin! Yol verin! Ben kaza kurbanının oğluyum! Yol verirler, muhabir yaklaşır. Bir de bakar ki; arabanın önünde bir eşek cansız yatmaktadır.

Zıplayan fil : )



Adamın birinin fili varmı. Fil bu, çok yiyor, adam hayvanı da çok seviyor, satamıyor, nasıl yapsam da ben bu fille para kazansam diye düşünüyormuş. Aklına fillerin zıplayamadığı gelmiş, bir çadır kurmuş, kapısına yazmış: Fili zıplatana 100.000 TL, denemesi 100 Tl diye.

Aylar geçiyor, işler iyi, deneyen deneyene, başaran yok. Bir gün ufak tefek takım elbiseli elinde bond çantasıyla bir adam çıkageliyor. 100 Tl’ yi veriyor, filin arkasına geçip, çantasını açıyor, içinden iki tuğla çıkarıyor. Filin yumurtalarına iki taraftan kuvvetle vuruyor ve fil zıplıyor. Adam zaten yeni birikmiş ödül parasını alıp gidiyor. Diğeri kalakalıyor filiyle. Tekrar düşünmeye başlıyor, fıkra bu ya, fillerin kafalarını hep yukarıdan aşağıya salladığı, soldan sağa sallamadığı aklına düşüyor, kapıya yeni bir tabela asıyor: Filin kafasını soldan sağa sallatana 100.000 TL, denemesi 100 Tl.
Yine aylar geçiyor, işler iyi, bir gün aynı ufak tefek bond çantalı takım elbiseli adam tekrar çıkageliyor. 100 papeli veriyor, diğeri çaresiz. Adam bu defa filin karşısına geçiyor, çantasını açıyor, tuğlalarını çıkarıyor, file soruyor;
– Beni hatırladın mı?
Fil başını yukarıdan aşağı sallıyor.
– Tekrar yapmamı ister misin?
Fil başını soldan sağa sallıyor



Temel’ mi eşek mi?


Temel birgün eşeğiyle köyüne dönüyormuş. Karnınında aç olduğu bir zamanda bir elma bahçesi görmüş. Dayanamayıp eşeğinide alarak bahçeye girmiş. Eşeğinin üstüne çıkarak başlamış elmaları yemeye. Tam ayrılacağı sırada bahçe sahibi Temel’ i ve eşeğini görmüş ve yakalamış. Önce bir güzel eşeği, ardından da Temel’ i döver. Dayaktan sonra dayanamayan Temel sorar:
– Tamam tövdün tövdün ama sana pirşey sormak isteyrum!
– Sor bakalım.
– Neden önce beni değul de eşeği dövdin?
– Seni önce dövseydim eşek kaçardı da onun için.

Eşşek arısı


Adamın biri ormanda yürüyormuş. Karşısına tanımadığı bir hayvan çıkmış. Demiş ki sende kimsin? Hayvan:
– Ben katırım demiş, annem eşşek, babamda attır. Adam :
– Hımmm, bayaaa bir ilginç demiş. Biraz daha devam etmiş. Yeni bir hayvan daha görmüş. Sen de kimsin demiş?
– Ben bir kurt köpeğiyim. Babam kurt, annem köpektir. Adam yine şaşırmış. Biraz daha gitmiş. Yeni bir hayvan daha çıkmış karşısına. Peki ya sen kimsin?
– Ben bir eşşek arısıyım demiş hayvan. Adam dayanamamış veee,
– Yürü git lennn demiş

Tamirci ve Doktor Arasındaki Fark


Dünyaca ünlü kalp doktorunun arabası bozulmuş ve arabasını tamire götürmüş..Tamirci arabanın kaputunu açmış ve Doktora dönerek:
-Size bi şey soracağım..Ben ve siz hemen hemen aynı işleri yapıyoruz..Örneğin ben şimdi özenle kaputu açacağım bir bakışta problemin nerede olduğunu anlayacağım,kapakçıkları temizleyeceğim,gerekirse kabloları ve motor yağını değiştireceğim..Hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım.. Söylermisiniz siz nasıl oluyor da milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun sıkıyorum..?
Bunun üzerine Doktor tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş :
– Bunların hepsini motor çalışırken yapabilir misiniz?


Ağaç yürümezki


Nasreddin Hoca’ya yapılan sataşmalar tükenip bitmez. Akşehirliler bir gün Hoca’ya takılır ve sorarlar: – “Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?” Hoca’nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar: – “Her halde öyle olmalı.” – “Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize de görelim!” Hoca: – “Pekala şimdi size bir numara yapalım” der.. Karşısında durmakta olan çınar ağacına; – “Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!” der. Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır. Akşehirliler: – “Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!” diye gülünce Hoca: – “Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür”, der.

kahraman trabzon

bir gün askerde albay erlere sormaktadır:
-ahmet buraya nereden geldin memleketin neresi?
-maraş albayım.
albay kahraman maraş demesini istediği için
-neresi neresi?
-maraş albayım.
albay anlamadığını düşünerek yeniden
– neresi neresi?
-maraş maraş albayım.
albay sinirlenerek tokadı yapıştırır ve bundan sonra kahramanmaraş diyeceksin.
sıra diğer askere gelir albay yine sorar
– sen nerelisin asker?
-ben de kahraman trabzonluyum komutanım der.
( tabi o da tokadı yiyip dersini almıştır.)

Asker Bülo


Bir gün asker olan Bülo’nun annesi ölmüş. Komutanları bunu ona en iyisi en yakın arkadaşı olan feyzo söylesin demişler. Feyzo’yu çağırmışlar. Ya feyzo, arkadaşın Bülo’nun annesi ölmüş, bunu en yakın arkadaşı olarak sen söylemelisin ama alıştıra alıştıra söyle, sakın birden söyleme…
Feyzo Bülo’yu almış yanına, gel biraz dolaşalım demiş. Başlamış konuşmaya:
Feyzo :Ula Bülo senin amca vardır?
Bülo: Vardır.
Feyzo: Peki senin teyze vardır?
Bülo: Vardır.
Feyzo :Senin baba vardır?
Bülo : Vardır.
Feyzo :Ya senin ana vardır?
Bülo: Vardır…
Feyzo :Nah vardır! Senin ana ölmüştür…
Bülo : Aboooooğğğ!

Temel Trende


Temel bir gün trende yolculuk yaparken kabine yahudi bir yolcu binmiş. Gerek Temel’in hal ve hareketlerinden gerekse giyim tarzından saf biri olduğunu anlamış ve onu aşağılamak istemiş. Hemen Temele yönelerek
– Beyefendi size bir soru sorabilirmiyim demiş. Bunun üzerine Temel
– Sor uşağum demiş. Bunun üzerine yahudi yolcu akıllılık yaparak demişki
– Sen bana bir soru sor bilemezsem 20$ veririm sen benim sorumu bilemezsen bana 10$ verirsin olur mu? demiş ve Temel kabul etmiş. Yahudi yolcu Sen sor demiş ve Temel sormuş :
– 3 ayaklı canlı nedur? Yahudi biraz düşünmüş 20$ ı uzatarak
– Bilemedim demiş. Temel 20 $’ ı almış. Yahudi yolcu sormuş
– Sen söyle. Temel
– Bende bilmeyrum diyerek 10$’ı geri vermiş

Kabasaba Adam

Kara Osmanoğlu Yakup Paşa İzmir’de vali iken dalkavukluğu ve tuhaflığı ile maruf biri ziyaretine gelir. Adamcağız, paşanın eteğini öpüp de geri geri çekilirken o vaktin adedince ortada bulunan üçer metrelik yasemin çubuklarla nargilelere çarparak bir çubuğu kırar. Mahçup olup çubuğu düzelteyim derken eteği ile bir nargileyi devirir, daha ziyade telaş gösterdiğinden bu sefer de diğer bir çubuğun lülesini kırar. Artık büsbütün şaşıran hazret oda ortasında fırıl fırıl döndükçe çubukları, nargileleri harap eder. Paşa, misafirinin heyecanını def ve telaşını teskin için:
- Efendi sen zahmet etmeotur.Uşaklar şimdi gelir düzeltirler, der. Ama, iki tarafına bakıp yerden temenna eden misafirden de şu cevabı alır:
- Rica ederim efendim, biraz daha müsaade buyurun, şunda topu topu iki lüle kalmış, onları da kırayım da öyle oturayım.

Ata Binmek
Kibar bir adam, rüyaya pek meraklı olduğundan her kim kendisine müteallik iyi bir rüya anlatırsa pek çok para verirmiş. Beyin bu huyunu bilen birisi bir gün bir rüya uydurup beye nakletmek için konağa gelmiş ve evvela kahyasına hikaye etmiş. Kahya:
- “Güzel bir rüya, fakat rüyanın ata binecek yerinde kes” tavsiyesinde bulunmuş. Beyle görüştürülmüş ve rüyayı nakle başlamış:
- Efendim, geniş bir saha. Zatıalileri bir dere kenarında oturmuşsunuz. Derken karşıdan mükemmel donanmış ikisi kır, biri al üç at geldi. Al atı efendimize çektiler.
- Sonra?
- Tamam efendimiz ata binerken uyandım.
Bey çıkarıp bir altın vermiş ve ilave etmiş:
- Eğer ata bindirmiş olsaydın beş altın verirdim.
Adam bir ah ettikten sonra şöyle cevap vermiş:
- Ben bindirmesine bindirecektim ama şu kahya keratası bırakmadı.

Kahyanın İsyanı

Eski zamanlarda vezirler, sabahları haremden selamlığa çıktıkları vakit kahya efendi sofada durup:
- Kahvecibaşı! Berberbaşı! Hazinedar Ağa! Çamaşır Ağası! Peşkir Ağası! Diye gedikli ağalara nida edermiş.
Vezirlerden birisi uzun süre mazul kalarak dairesi halkını dağıtmış ise de adet yerini bulsun diye yine sabahları haremden çıkınca kahyasını, ismi var cismi yok ağalara nida ettirirmiş. Bir gün hayvanını hazırlatıp bineceği sırada üzenginin biri eksik olduğunu görünce kahyaya:
- Üzenginin biri nerede? Diye sormuş. Kahya:
- Bilmem. Sabahleyin ağalar binmiştiler. Korkarım onlar zayi ettiler. Paşa:
- Canım bizde ağa ne gezer, deyince şu cevabı almış:
- Öyledir de her sabah beni eşekler gibi niye bağırtıp duruyorsun.

Gece Yarısı Doğurmasın
Mora isyanı sırasında İstanbul’un bozulan asayişini düzeltmek maksadıyla maruf Çengeloğlu Tahir Paşa İstanbul inzibatına baş tayin edildi. Paşa, pek ziyade şiddet gösteriyor, fakat, İstanbul’da o zamana kadar görülmemiş bir huzur temin ediyordu. Bir gece emir hilafına sokağa çıkan bir adam yakalandı, ertesi günü huzuruna çıkarıldı. Paşa sordu:
- sen geceleri sokağa çıkmanın yasak olduğunu bilmiyor musun?
- Paşam biliyorum biliyorum ama, bizim hanım doğuracaktı da ebe aramaya çıktım.
- Hadi bu sefer affediyorum. Fakat karına söyle bir daha gece yarısı doğurmaya kalkmasın.

505 Kuruş

Çengeloğlu Tahir Paşa, cesur vatan evlatlarındandı. Gençliğinde korsanlık etmiş, sonra donanmaya katılmıştı. Mesleğinde süratle ilerleyen Tahir Paşa, bir süre sonra Kaptan Paşa oldu. Akdeniz’deki adalardan bir kısmının idaresi ona verildi. Paşa, adaların birindeki bir konsolostan memnun değildi. Onu uzaklaştırmak için nazikane telkinlerde bulundu. Adam oralı olmayınca, hiddetlendi, bir gün konsolosa:
- Beni, 505 kuruştan çıkaracaksın, dedi. 500 kuruşa bir köle alıp seni öldürtecek, 5 kuruşluk iple de herifi astıracağım.
Ertesi gün konsolos adayı terk etti.

Bu konuyu yazdır

Komik-2 Nasrettin Hoca Fıkraları P1
Yazar: RasitTunca - 10-06-2018, 02:44 AM - Forum: Komik Fıkralar - Yorum Yok

Nasrettin Hoca Fıkraları P1

YEMEĞİN BUGUSU  PARANIN SESi
Resimli nasrettin hoca fıkraları ile ilgili resim
Hoca Akşehir'de Kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış. Birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış, bir aşçıdır. Öbürü ise boynu bükük bir fakir. Aşçı sözü almış:
- Hocam demiş, bu adamdan davacıyım ben. Dükkanın önünde kuru fasülye pişiriyordum. Tencerenin kenarından buğusu çıkıyordu yemeğin. Bu adam elinde bir somunla geldi. Kopardığı lokmaları yemeğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya. Nihayet koca bir ekmeği bitirdi. Ondan fasülye buğusunun ücretini istedim, vermedi.

Hoca anlatılanları dikkatle dinledikten sonra fakire dönüp :
- Doğru mu bunlar? diye sorar.
- Evet, der fakir adam.
- Öyleyse para keseni çıkar bakalım.
Zavallı fakir, Kadı efendiye karşı gelemez. İçinde üç beş akçe bulunan kesesini hocaya uzatır.
Hoca bu sefer aşçıyı çağırır yanına. Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlar. Sonra da :
- Haydi der aldın işte alacağını!
Aşçı: - Nasıl olur? diye şaşkınlığını belli eder. Paramı
vermediniz henüz.
Hoca cevap verir:
- Fazla uzatma der, yemeğin buğusunu satan, paranın da sesini alır elbet!...


İŞE YARAR ŞEY

Resimli nasrettin hoca fıkraları ile ilgili resim

Bir gece yarısı derin bir uykuya dalan Hoca'yı, hanımı telaşla uyandırır. Hoca uykulu uykulu sorar:
- Ne var hanım? Ne diye uyandırıyorsun beni?
Hanımı:
- Kalksana efendi der korkulu bir sesle. Aşağı katta tıkırtılar duyuyorum. Eve hırsız girdi galiba.
Hoca hiç aldırış etmez;
- Merak etme hanım der, eğer işe yarar bir şey bulursa gidip alırız elinden!.





DÜNYANIN DENGESi

Resimli nasrettin hoca fıkraları ile ilgili resim

Hoca'nın, her sorunun altından kalktığını duyan bir adam:
- Benim soruma bir cevap bulamaz diye öğünür.
Günlerden bir gün yolda karşılaşırlar. Adam sorar :
- Hocam der, söyler misin, sabah olupda insanlar evlerinden çıkınca ne diye hep aynı yöne gitmezler de kimi o yana, kimi bu yana gider?
Hoca hemen cevabını verir sorunun:
- Yahu efendi der, herkes aynı yöne gidecek olursa dünyanın dengesi bozulurdu!.



HOCANIN CEVABI


Bir gün Nasrettin hoca kedisini dere kenarında yıkıyor. Oradan geçen bir köylü ise Nasrettin hoca’ya sormuş

-Hoca sen bu kediyi yıkıyorsun  ama iyi de bu kedi ölmez mi? Demiş.

Hoca:

-ölmez ona bir şey olmaz demiş.

Daha sonra köylü gitmiş. Nasrettin hoca yıkmaya devam etmiş. Bir de bakmış ki kedi elinde ölmüş. Köylü tekrar Nasrettin hocanın yanından geçer olmuş ve sormuş;

Köylü:

-Hoca hoca ben sana ne dedim. Bu kedi yıkarken ölür dememiş miydim?

Hocada bu lafın altında kalır mı? Yapıştırma cevabı.

-Ben yıkarken ölmedi ki sıkarken öldü demiş.


KADI

Nasrettin Hoca kadılık yaparmış. İki kişi birbirinden davacı olmuş. Nasrettin Hoca 1. kişiye;

    Sen haklısın,demiş.

Sonra 2. kişiye de;

    Sen haklısın,demiş.

Nasrettin Hoca’nın karısı demiş ki;

    Bey sen ikisine de sen haklısın dedin,demiş.

Nasrettin Hoca;

    Sen de haklısın, demiş.

Kulak Isırılır mı?

Hoca Merhum kadı iken adamın biri gelip:

— Kadı Efendi filan adam benim kulağımı ısırdı, hakkımın alınmasını istiyorum, der. Kulak ısırdığı iddia edilen adam ise ısırmadığını iddia ederek adamın kendi kulağını kendisinin ısırdığını söyler.

Nasreddin Hoca merhum biraz sonra hüküm verecektir. Siz bekleyin ben şimdi gelirim, der ve arka odaya geçer. Hoca Merhum orada insanın kendi kulağını ısırıp ısıramayacağını kontrol etmektedir. Fakat kulağını ısırmaya uğraşırken sırtüstü yıkılır ve başı yarılır. Biraz sonra mahkemeye başı sargılı olarak çıkar. Adam iddiasını tekrarlar ve:

— Bu adam benim kulağımı ısırdı, davacıyım, der. Davalı ise:

—Kadı Efendi bu adam kendi kulağını kendisi ısırdı, ben ısırmadım, diyerek iddiayı reddeder. Bu sefer adam:

— Hiç insan kendi kulağını ısırabilir mi? Bunun sözlerinin saçmalığı meydanda, diyerek adamın iddiasını çürütmek ister. Bu söze Hoca merhum karışır ve şöyle der:

— Isırır efendim ısırır. Hatta ısırmak değil, ısırmak için uğraşırken düşer de başını bile yarar.


O Dua Sende Bu Akıl Bende Olduğu Müddetçe…

Hoca Merhum bir gece evin damında bir ayak sesi duyup hırsız olduğunu anlar ve:

— Hatun geçen gece eve geldim, kapıyı o kadar çaldığım halde açmadın ben de şu duayı okudum ve ayın ışığına yapışarak yavaş yavaş bacadan girdim, der ve bir dua okur.

Hırsız Hocanın okuduğu duayı ezberler ve o da biraz sonra evdekilerin uyuduklarına kalbi kanaat getirince duayı okuyarak kendisini bacadan aşağı koyverir. Bir de bakarki kımıldar hali kalmamış, hurdahaş olmuş. Hoca Merhum hemen seğirtip:

— Hanım hırsızı yakaladım, çabuk ip getir diye bağırınca hırsız:

— Efendi kendini boşuna yorma, o dua sende, bu akıl bende olduğu müddetçe ben senin elinden nasıl olsa kurtulamam, der.


Ya Ben İçinde Olsaydım Halim Nice Olurdu?

Hoca Merhum bir gece bakar ki, adamın biri bahçenin içinde ellerini – kollarını açmış eve doğru bakıyor. Hoca Merhum bir hırsız olduğuna kanaat getirerek içeri girmeye bile sabredemeden:

— Hanım çabuk, benim okla yayı getir, diye seslenir. Hocanın hanımı işin farkında değildir. Hemen içerden yay ile oku getirip Hoca’ya verir. Hoca kenarlardan adama biraz daha yaklaşıp vargücüyle yayı gererek oku fırlatır ve göbeğinden vurduğunu anlayıp içeri girer, yorganı kafasına çekip yatar.

Sabah namazına gideceği zaman bakarlar ki, hocanın cübbesi yok. Hanım hemen hatırlar ve:

— Hoca Efendi, cübbeyi akşam yıkamış da ben sermiştim, sabaha kadar kurusun diye der. Hanımından bu sözleri duyan Hoca hemen şükür secdesine kapanarak «Şükürler olsun ya Rabbi» Diye dua etmeye başlar. Hanımı Hocaya sorar:

— Hoca Efendi nedir bu sevincin yahu! Biz de bilelim de biz de şükredelim, deyince Hoca Merhum şöyle der:

— Hatun görüyorsun cübbenin halini değil mi? Ortasında avuç içi kadar yırtılmış. Ya ben içinde olsaydım halim nice olurdu?

Timurkenk ve Hoca

Timurlenk, ordusunda kullandığı fillerden bir tanesini hoca merhumun bulunduğu köye gönderir ve arkasından da:

— Bu file elinizden geldiği kadar bakacak ve besleyeceksiniz, diye haber yollar.

Fil köyde istediği gibi dolaşmakta, dilediği bağ ve bahçeden beslenmektedir. Kimse çıkıp da:

— Bu nereden başımıza geldi. Timur ne yaparsa yapsın bunu köyümüzden alsın,diyemez ama, için için de sızlanmalar yayılmaya başlar. En sonunda köylüler bu işi gidip Nasreddin hoca ile beraber Timur’a söylemeye karar verirler.

Bir hey’et teşkil ederek sultanın huzuruna çıkmak üzere yola düşen köylüler, saraya yaklaştıkları zaman korkarlar ve geri dönerler. Hoca:

— Arkadaşlar etmeyin, eylemeyin, buraya kadar geldik. Ne olursa olsun bir varalım dediyse de söz dinletemez.

Yalnız başına kalan hoca Timur’un huzuruna çıkar ama, içinden de «Gösteririm ben size» der. Timur sorar hocaya:

— Hoca ne var, ne yok? Bir istediğiniz mi var, hayrola!? Hoca merhum:

— Sultanım, sağolun varolun, bizim köye bir fil gönderdiniz bizi memnun ettiniz. Hele köylülerimiz filden çok memnunlar. Yalnız, şu kadarlık var ki, hayvancağız yalnız olduğundan akşamları acı acı bağırıp duruyor. Sizden isteğimiz, mümkünse onun eşini de göndermenizdir, der.

Timur tabii ki, hocadan memnun olmuştur:

— Peki hoca hazretleri, en kısa zamanda onun eşini de gönderirim siz hiç merak etmeyin, der.

Hoca köye döndüğünde, köylüler merakla hocanın etrafını sararlar:

— Hocam mesele ne oldu? diye sorduklarında. Hoca için için gülerek:

— Müjdeler size! Hiç merak etmeyin pek yakında filin eşi de gelecek, der.



Elin Ağzı Torba Değil ki Büzesin

Bir gün hoca merhum, oğlunu eşeğe bindirmiş kendisi arkasından ağır ağır yürüyerek köye gidiyorlarmış. Yolda bunları görenler:

— Dünya tersine döndü galiba! Baksana hale! ihtiyar adam yerde yürüyor da parmak kadar çocuk eşeğin üzerinde. Ne ayıp şey değil mi? diye söylenmeye başlamışlar.

Bu sözleri duyan hoca merhum, merkepten oğlunu indirip kendisi binmiş. Biraz gidince birkaç kişiye daha rastlamışlar. Onlar da:

— Şu hale bakın siz! Koskoca adam binmiş eşeğe, parmak kadar çocuk arkasından yetişeyim diye ter döküyor, insanoğlu işte, hep kendini düşünür, diye konuşmaya başlamışlar.

Bu sözleri de duyan hoca:

— Oğlum en iyisi gel beraber binelim. Bakalım ne diyecekler? demiş.

Hoca önde, oğlu arkada giderken birkaç kişi daha görmüş onları. Onlar da:

— Şu insanoğlunda merhamet diye bir şey kalmadı. Baksana eşeğin beli nerdeyse yere değecek. Yerde yürüseler sanki ölecekler mi? Azıcık Allah korkusu olan insan böyle yapmaz, gibi sözler söyleyerek uzaklaşmışlar.

Hoca bu sefer:

— Oğlum en iyisi mi, ikimiz de yürüyelim, öyle ettik olmadı, böyle ettik olmadı. Bir de bu şekil deneyelim bakalım, demiş.

Eşek önlerinde, onlar arkada yollarına devam ederlerken, birkaç kişi daha görmüş bunları. Onlar da:

— Şunlarınki de akıl mı yani? Eşek önlerinde bomboş gidiyor da her ikisi de şu sıcakta yerde yürüyorlar, insan, boş eşşek olur da binmez mi hiç?!, demişler.

Bu sözleri de duyan hoca:

— Gördün ya oğul, her kafadan bir ses çıkıyor. Ne yapsan beğenmiyorlar. En iyisi bildiğinden şaşmayacaksın. Elin ağzı torba değil ki, büzesin!.. demiş.

Bu konuyu yazdır