| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Komik sözler, çok komik sözler, en komik sözler, esprili sözler |
|
Yazar: RasitTunca - 10-06-2018, 02:40 AM - Forum: Komik Fıkralar
- Yorum Yok
|
 |
Komik sözler, çok komik sözler, en komik sözler, esprili sözler, en esprili sözler, en matrak sözler, matrak sözler, komik sozler, en komik sozler, cok komik sozler, en komik yazilar, komik yazilar
Siddet gören kadinlar için Kadin Siginma Evleri yapilacagina, siddet uygulayan erkekler için hayvan barinaklari yapilsa çok daha iyi olur.
Mesela tipine güvenmeyip kiçini basini açan kizla, arabasina güvenerek ego tatmini yapan erkek birlikte olsun. Tencere kapak olurlar.
Türkler, tuvalette en uzun süre kalan milletlerin basinda geliyormus. E normal çünkü biz içerde sadece si çmiyoruz düsünüyoruz da.
Kizin boy 1.50 facebook profiline manken yazmis. Hayrola bebek bezi reklamlarinda mi oynuyosun ?
Patronum kovunca sen beni kovamazsin ben istifa ediyorum dedim, tazminat alamazsin deyince o zaman sen kov dedim, artisligin lüzumu yok.
"Hersey çok güzel olacak" cümlesindeki ç kiligina bürünmüs b’yi bulunuz.
Türk dedigin ; Taksiye bindiginde yolu degil, taksimetreyi takip eder.
Kiz olmus 110 kilo, hala facede, tivitirda eski sevgilisine
laf sokma çabasinda.
Neymis, intikam soguk yenen bi yemekmis.
Bi o kaldi yemedigin, ye onu da ye
Camiye terlikle gittim, adidasla geri döndüm. Ibadet güzel sey arkadaslar herkes gitsin nike falanda var.
Hatun 1.50 boyunda ..Kasli karizmatik erkek istiyomus , Daha sensörlü apartman lambalari bile seni farkedemiyor sen neyin pesindesin.
Sen mesaj atarsn , beklersin , beklersin sonra o sana mesaj atar ve sen hemen cevap verirsin yine beklersin,beklersin . Yazk lan
Sinavdan 90 alip aglayan ögrenciden daha itici, sinavdan 15 alip gülen ögrenciden de daha sevimlisi yoktur.
Gemi Kaptani Olsaydim Hiç Konusmazdim. Çünkü ; Konustukça Batiyorum Ben.
Birbirini tanimayan iki insanin asansörle çikarken takindigi ciddiyeti,ne bayrak töreninde, ne bir toplantida ne de cenazede bulamadim haci.
Erkekler göbegi için 'Türk kasi o ya' diyebiliyosa, kizlarda selülitleri için 'bacak gamzesi' diyebilmeli. Esitlikten yanayim.
Elektrik kesilince "acaba sirf bizim ki mi kesildi" diye camdan bakan insandan zarar gelmez.
Çakmak dogada 300 yilda, arkadaslarimin yaninda 10 dakikada kayboluyor.
Bende suç yok. Notlarimin yükseklik korkusu var..
Yataga girdikten sonra su içmeye, çise gitmeye üsenen insanlar olarak bir araya gelsek dünyayi ele geçirebiliriz ama ÜSENIYORUZ.
Kasarla mutlu olan tek sey faredir
"Almanya’da bir hayvanat bahçesinde; dünyanin en tehlikeli türü diye yazan bir bölüm vardir. Içeriye girdiginizde sadece 'ayna' vardir."
Türklerin en meshur yalanlari TOP3:
1- Rehberim silindi yaaa
2- Burda olsa yüzüne de söylerim
3- Ben de tam seni ariyordum kardsm
Konusup konusup muhabbetin sonu geldikten sonra, ''amaaan bosver dedikodu yapmis olmayalim'' diyen kadin, Türk kadinidir
Mutlu bir olayiniza sizden daha çok sevinmis gibi görünüp içten içe düsmaninizdan daha çok fesatlanan kisiye AKRABA denir
3 kiz bir araya geldiginde konusulan 3 mühim sey ;
- Edebiyat
- Siyaset
- Voleybol finalleri
Yemediniz dimi ?
- Eski sevgililer
- Eski sevgililerin yeni sevgilileri
- Yeni sevgililerin eski sevgilileri
Evet simdi oldu.
Kiz Recep ivedik 4 e gitmis çikistada ya çok küfürlüydü bilseydim gitmezdim diyor. Sanki ilk 3 filminde ilahi okuyordu adam.
Karisik çerez gibidir hayat! Önce bütün findiklari kirar, bütün fistiklari yersin, sonra gider bi kabak çekirdegiyle evlenirsin.
Sinavda kopya vermemek için nazi kampinda evladina sarilir gibi sinav kagidina sarilan mal arkadasim, seni de unutmadim.
Bütün otobüs soförlerine sesleniyorum. Arkada 500 dönümlük arazi mi var lan. Hep arka tarafa ilerle diyorsunuz.
Eski sevgilini geri istiyorsan, “hala seni seviyorum” diye mesaj gönder. Dönerse senindir. Dönmezse ‘halama göndermistim’ dersin..
Laftan Anlamayan Insanlarin, Üstüne Basip “BAK ÜSTÜNE BASA BASA SÖYLÜYORUM” Diyesim Var.
Kiz iki ayda faceden 24 kez iliski degisikligi yapti, en son durumuna ”benim aska inancim kalmadi yazmis. Hemen ümidini kesme, daha 6 milyar insan var.
Bir insanin yilda ortaIama 8 sevgilisi oluyormus, bu duruma göre ben insan degilim.
Millet deri mont giyince Brad Pitt’e benziyo.. Ben giyiyorum bildigin çiçek abbas
Lütfen sevgililerinizi sokaga atmayin sonra facebook'a gelip kendilerini sair zannediyorlar
Bence kardesler bakkala göndermek ve çesitIi ayak islerinde kullanmak için var. Ara sira dövüp stress atma oIayi zaten bambaska güzel.
Adamin telefonu çaliyo, yanimizdan bi uzaklasmalar, bi sekiller faIan. lan baban ariyo iste gelirken ekmek al diyecek. neyin tribindesin.
KadinIarin kuaförde saç yikatma olayi çok güzel. Arkaya yaslanip keyfini çikariyoyolar. Berber bizim kafamizi lavaboya sokuyor nefes alamiyoruz lan.
Arap kanaIinda maç izIiyorum spiker ne derse babaannem Amin diyor
Korktugum gecelerden yorgani üstüme iyice çekerim. Çünkü katil gelecek ve ''Olamaz üzerinde yorgan var hiçbir sey yapamam'' diyip gidicek.
Ingiliz olsaydik eski sevgilimizden "O" diye bahsederken, "he/she" demek yerine "it" deme sakasini %93 yapardik gibime geliyor.
Simdi gidip odada kendi imkânlarimla atom parçaladim desem annemin soracagi ilk soru: hep yerlere döktün di mi?
Çapkin çapkin bakarken yan masa'daki bayan "ne bakiyon lan öküz" diyince anladim, ben Johnny Depp'e degil Ankarali Turgut'a benziyorum.
Taksiye bindigimden beri taksimetreyle kesisiyoruz, sanirim taksimetre bana yaziyor.
Adamin boyu 1.50 karsidan gelen 1.85lik kizi kesiyor. Hadi Allah korkun yok, yükseklik korkun da mi yok?
Facebookta kimin profiIine baksam evli, nisanli, iliskisi var, hayir yani kampanya vardi da ben mi kaçirdim.
Ask döngüsü ; Açilis, Tanisma Ayi, Ask ayi, Cicim ayi, Mucuk ayi, Trip ayi, Sövme Ayi, Alkol ayi, Ayi oglu ayi, Sövgü Marsi ve Kapanis.
Zengin kir dügünü yapsa, oo ne kadar romantik, ne kadar otantik, ne kadar organik. Biz yapsak, bi salon tutamamis mi fakir.
100 Kadina hayatta yapmak istedigi 100 seyi soramadik, çünkü birinci sordugumuz kadin hala susmadi
Otobüs tiklim tiklim soför bile ayakta gidiyor, teyze de pis pis bana bakiyor. Lan ayaktayim zaten, ne yapayim öleyim mi teyze ya.
Kiz arkadasimi o kadar seviyorum ki eskimesin diye baskalarinin kiz arkadaslarini kullaniyorum
Ulan Zaten Evde Üç Kisiyiz sabah Annemin Dedigine Bak; '' Kahvaltiya Neden KATILMADIN '' Katilmadin Ne Ya ? Sanirsin ki Ziyagil Köskündeyiz.
Cep telefon'un daki büyük tehlike, "Bak sana kimi veriyorum."
ÇIKISA GEL' 17 Eylül'de tüm okullarda vizyonda
Çocuga kaç dogumlusun diyorum 2002 diyor. 2002'de insan mi dogar lan,olsa olsa 2002 model araba olur. Bu dogum olaylari 90'larda bitmeliydi.
Evde ayakkabiyla gezen yabancilar, tam çikarken bir sey unutup, tekrar eve girerken ayakkabilari çikarmayip halida emekleme keyfini bilemez.
Eger bir kizin profil fotograflari belden yukari ise kisa boylu, omuzdan yukari ise sisman, sadece gözleri görünüyorsa kaçin!
Çay benden tatli olmasin diye çayi sekersiz içtigim dogrudur.
Trabzon'da adamin teki 127 yasinda ilk defa hastalanmis. Insan biraz kendine dikkat eder.
Yurtta kalan 2 arkadastan biri disari çikinca digeri ona ' bana yurtdisindan çikolata getir ehe mehe ' diye espri yapiyor mudur ?
Biri bana gül verse oturur reçel yaparim o derece unuttum bu isleri.
Elma dersem Sev, armut dersem Gel, Avakado dersem mal gibi bakarsin dimi mk fukarasi hayatinda avakadomu gördün.
Arkadaslarimin telefonumu kurcalamasindan nefret ediyorum.. belki özel bisey yok? belki mesaj kutusu bombos? bakicaksiniz utanicam sonra.
Otobüste filmIere özenip basimi cama koyup biraz duygusallik yasayayim dedim saniyede 60 defa basimi cama vurdum.
Ne kadar fizikçi, felsefeci, bilim insani gelirse gelsin, funda arar'in "Bana ben olali sana seninim" sarki sözünü çözemez
Merdivenlerden düstügümü görüpte düstünmü diye soran mal, yok düsmedim benim inis tarzim böyle.
Her sey zamanla geçer diyenin agzina islak odunla vurasim, sonra da “zamanla geçer” diyesim var.
|
|
|
Deli Fıkraları |
|
Yazar: RasitTunca - 10-06-2018, 02:37 AM - Forum: Komik Fıkralar
- Yorum Yok
|
 |
Deli Fıkraları
Bomba fıkrası
Bir tımarhanede deliler ayaklanır ve binanın orta bahçesini işgal ederler. Hiçbiride dağılmaz. Bunun üzerine doktorlar toplanarak yönetmeliği açarlar ve aynısını uygulamaya karar verirler.
Yönetmeliye göre bir doktoru çırılçıplak soyar delilerin içine atarlar. Doktor içeri girince * BOMBAAA * diye bağırır. Bunu gören deliler doktoru tuttukları gibi camdan dışarı atarlar.
Bunun üzerine doktorlar tekrar toplanır ve konuşurlar. Bu işte bir yanlışlık vardır. Delilerin hepsinin dağılması gerekmektedir. Yeniden denerler. Bir doktoru daha soyup içeri atarlar ve oda * BOMBAAA * diye bağırır.
Deliler onu da tuttukları gibi camdan dışarı atarlar. Başhekim en sonunda bir de ben deniyeyim der ve soyunup delilerin arasına girer ve * BOMBAAA * diye bağırır.
Bunun üzerine bütün deliler kaçışır ve binayı ve orta bahçeyi terk ederler. Doktorlar merak eder ve biraz akıllı olanlarından toplayarak bu durumu sorarlar. Niçin siz ilk iki doktor girdiğinde binayı boşaltmadınız da son başhekim girdiğinde boşaltınız? der.
Delilerde “İlk giren iki bombanın fitili uzundu ama son giren bombanın fitili kısaydı zamanımız yoktu içerde patlamasın diye böyle yaptık” derler.
Miyav dedik ya
İki deli, akılhastahanesinden kaçmaya karar vermişler. Gece vakti hızlı bir şekilde duvardan atlayarak
boşluktaki tarlaya çıkmışlar. Tellerin arasından sürünerek ilerlerken bir bekçi bunların hışırtısını duymuş.
Hemen bağırmış:
-Kim var orada?
Delilerden biri hemen:
-Miyaw, miyaww diye seslenmiş. Huşırtıyı kedinin çıkardığını zanneden bekçi tam geri dönecekken deliler yine
sürünmeye başlamışlar ve yine bir hışırtılar başlamış. Bekçi hemen dönmüş ve bağırmış:
-Kim var orada?
İyice sinirlenen deli:
Miyaw dedik ya len demiş
—–
Amin evlatlarım
Üç Amerikan askeri Iraklı bir amcanın bakkalına girerler alış veriş yaparken
‘kahrolsun Amerika’diye ses duyarlar. Etrafa bakınırlar ve sesin bir
papağandan geldiğini görürler.
Bunun uzerine Iraklı bakkal amcaya ‘bu papağanı buradan yok et yarın
geldiğimizde görürsek seni mahvederiz’derler.
Askerler gittikten sonra bakkal amca kara kara düşünmeye başlar çünkü
papağan kuşunu çok sevmektedir. Derken aklına cami imamlarının papağanı
gelir. Hemen imamın yanına koşar başından geçenleri anlatır ve ‘Hocam eğer
sakıncası yoksa papağanları değişelim’der Hoca kabul eder ve değişim
gerçekleşir. Ertesi gün işgalci Amerikan askerleri gelir, papağanı görürler
ve kızarak :’biz sana bunu yok edeceksin demedikmi? ‘
Amca bu papağan o değil desede inandıramaz.
Sivri zekalı askerin biri ben şimdi anlarım bunun dünkü papağan olup
olmadığını der ve papağanın tekrarlamasını umarak bağırır:
‘Kahrosun Amerika!!
ses çıkmyınca bakkal amca dahil hep birlikte bağırmalarını söyler:
-Kahrolsun Amerika!
(ses yok)
-Kahrolsun Amerika!
(ses yok)
-Kahrolsun Amerika!
papağan dile gelir
-Amin evlatlarım…..)
—–
Deli ile general
Zararsız bir deli ile bir general bir handa aynı odada misafir olurlar.
Deli hancıya sabah erken yola çıkması gerektiğini söyler ve sabah ezanında uyandırılmasını rica eder.
Hancı deliyi istediği vakitte uyandırır. Karanlıkta giyinmeye çalışan deli yanlışlıkla generalin elbiselerini giyer ve yola revan olur
Epey yol katettikten sonra ortalık aydınlanınca üzerindekileri fark eder. Şöyle söylenir:
“Vay aptal hancı! Benim yerime generali uyandırmış!”
—–
Eve Gönderdim…
Delileri uçağa bindirip, bir şehirden ötekine naklediliyorlardı. Ama o kadar çok gürültü yapiyorlardı ki, sonunda pilot dayanamadı. Uçağı ikinci pilota teslim ederek içeride ne olup bittigini görmek istedi.
Deliler uçakta hep bir ağızdan bağırıp çağırıyorlardı. Baktı, en başta bir deli, ötekilere uymamış, akıllı, uslu oturuyordu.
Pilot:
-Sen neden bağırmıyorsun? diye sordu.
Adam :
- “Ben bunların öğretmeniyim. Onlarda benim öğrencilerim. Şimdi teneffüsteler de onun için ses çıkartmıyorum” diye cevap verdi.
Pilot, çaresiz yerine döndü. Bir süre geçti. Bir an geldi ki sesler büsbütün kesiliverdi.
Pilot:
- “Aman çok güzel!” diye sevindi. “Herhalde kendini öğretmen sanan deli, ötekileri derse almış olsa gerek” diye düşündü.
Ama dakikalar geçiyor, arkadan hiç bir ses seda çıkmıyordu. Pilot biraz daha bekledikten sonra merak etti. Gidip bakmak istedi. Bir de ne görsün! Uçağın kapısı açık ve içeride öğretmenden başka kimsecikler yok! Dehşetle sordu :
-Ögrencilerin nerede?, diye…
Öğretmen:
- “Dersler bitti.Hepsini evlerine gönderdim!”
—–
Otobüs
Doktorlar akıl hastahanesinin duvarına bir otobüs resmi çizmişler.
- “Hadi otobüse binin”
demişler.
Deliler otobüse binmeye başlamışlar. Bir deli binmemiş doktorlar:
- “Neden binmedin?”
diye sormuş:
- “Çok kalabalık taksiyle gidicem”
demiş..
—–
Deliler hastanesi
Bir gün deliler hastanesinden iki deli kaçmış.Doktorlar, hemşireler iki delinin kaçtığını duyunca onları aramaya koyulmuşlar.Akşam olunca iki deli gelir.Doktorlar ve hemşireler onları görünce sorarlar;
-Neden kaçtınız?
Deliler;
-Yarın kaçıcazda bugün provasını yaptık.
—–
Karşı duvarın çivisi
Delinin biri, çiviyi tersine çevirerek sivri tarafına vura vura duvara çakmaya başlamış.
Onun bu halini gören başka bir deli işe karışmış :
-Baksana, yahu! Sen yanlış bir iş görüyorsun.Bu çivi karşıki duvarın çivisi olacak galiba,demiş.
—–
Iki Deli Tayland’da
İki deli sex turizminin meşhur olduğu Tayland’a gider. Tayland’a bir kerhanenin yanına gelirler, durdukları yerde iki kapı, kapının biride ücret on dolar ikinci kapıda yirmi dolar yazısını görürler. Birinci deli:
- Ben birinci kapıya gireceğim, on dolar ucuzmuş
der içeri girer.
Kadın delinin şeyini çıkarır üzerine portakal, ananas koyar başlar yemeye. Bizim deli o kadar zevk alır ki:
- Çok şahane bir şey keşke yirmi dolarlık yere girseydim.
bunu duyan ikinci deli:
- Yapma ya o zaman ben yirmi dolarlık yere gireyim
der, içeri dalar.
Kadın delinin şeyini çıkarır üzerine ananas, muz, portakal, limon, ceviz koyar ve başlar yemeye. Bir dakika sonra deli bağıra bağıra dışarı çıkar, dışarda bekleyen deli:
- Ne oldu lan?
- Ne olsun lan kadın şeyimi öyle bir süsledi ki dayanamadım kendim ısırdım.
—–
Kavga
İki deli anlaşmışlar, bir akşam bir barda kafa çekmeye. O gün bir bara gidip saatlerce içmişler, o gün tesadüfya yan masada bir kavga başlamış iki delide alkolün etkisiyle kendilerini kavganın ortasında bulmuşlar. Biraz sonra gelen polisler tekme tokat kavga edenleri dışarı çıkarmış. Bizimkilerden biri polisten yediği tekmeden dolayı devamlı topallıyormuş, arkadaşına:
- “Yav donumu indirivereyimde şurama bir bak, çok acıyor ne olmuş?”
der. Donunu indirir poposunu arkadaşına gösterir. Poposuna bakan arkadaşı:
- “Abovv len polis öyle sert vurmuş ki popon yukarıdan aşağıya ortadan ikiye ayrılmış”
—–
Hastaneden Kaçış
Üç deli hastaneden kaçmak için karar verirler. Fakat üçüncü katta olduklarından işleri biraz zordur. En yaşlılarının aklına bir fikir gelir. – “Hergün bir çarşaf çalacağız, birbirlerine bağlayıp pencereden ineceğiz, üç çarşaf, üç gün sonra özgürüz.”
Anlaştıkları gibi her gün bir çarşaf çalarlar, üç çarşafı tamamladıktak sonra birbirlerine bağlarlar. En küçüklerinin denemesi için aşağıya sarkıtmaya karar verirler.
- “Şimdi deneme zamanı en küçüğümüz ilk olarak denesin.”
En küçükleri bağlanan çarşaflardan aşağı iner bir süre sonra nefes nefese yukarı tekrar çıkar, gözleri çıkacakmışcasına:
- “Mahvolduk, bittik, işimiz zor, çarşaf otuz santim uzun geldi makas lazım…!”
—–
iki Deli Şehirde
İki deli hastaneden kaçmışlar o kadar koşmuşlarki şehrin ortasına geldiklerinde nefes nefese kalmışlar. Aksilik ikisininde acil tuvalet ihtiyacı gelmiş, büyük olan ordan geçen genç bir delikanlıya:
- “Afedersiniz burada tuvalet var mı? Arkadaşla çok şıkıştık.” Deli olduklarını anlayan genç ilerde cadde ortasında duran çöp varıllerini göstererek:
- “İşte burası tuvalet.”
Dalgasını geçer ve gider. Bizmkileri hemen çöp varillerinin üzerine çıkarlar. Büyük tuvaletlerini yapmaya başlarlar. Bu arada delileri gören halk seyretmek için etrafına toplanır. Bir kalabalık bir kalabalık büyük deli yanındaki deliye:
- “Ulan iyiki acele etmişiz şu tuvalet sırasına, bak bizi bekliyorlar.”
—–
Otobüs Bekliyorum
Kadının biri dolabından gelen gıcırtıyı kesmesi için eve marangozu çağırır marangoz bakar ama bir sorun bulamaz dolap gıcırdamıyordur ve sorar
-Abla bu dolabın bir şeyi yok ne yapayım?
Kadın:
-Normalde gıcırdamıyor zaten yoldan otobüs geçerken gıcırdıyor sen şimdi dolabın içine gir otobüs geçerken bakarsın. der
-Adamda tamam der başlar beklemeye.
Bir müdedt sonra kadının kocası eve gelir üzerini değiştirmek için dolabın kapağını açınca birde ne görsün içinde bir adam hemen sorar.
-Ne işin var senin benim dolabımda…
Adam:
-Abi nedesen haklısın şimdi sana otobüs bekliyorum desem inanmazsın…
—–
Temel
BİR GÜN AKIL HASTAHANESİNDE TEMEL İLE DURSUN HAVUZ BAŞINDA GÜNEŞLENİRKEN DURSUN ANİDEN HAVUZA DÜŞER. TABİİ BİZİM DURSUN YUZME BİLMİYOR HEMEN İMDADINA TEMEL YETİŞİR VE DURSUNU ÇIKARIR. BUNU GÖREN EDOKTORLAR TEMELİN AKKILLANDIGINA KARAR VERİR VE TEMELİ ODAYA ÇAGIRIRLAR:
TEMEL SANA HEM İYİ HEM KÖTÜ HABERİMİZ VAR DERLEER. DÜN HAVUZDA DURSUNU KURTARDIGINI GÖRDÜK VE SENİNİN AKILLANDIGINI ANLADIK.ARTIK EVİNE DÖNEBİLİRSİN.BİRDE KÖTÜ HABER DURSUNU KURTARDIN AMA DURSUNU ARKA BAHÇEDE ASILI BULDUK.TEMEL HEMEN CEVAP VERİR.:BİLİYORUM UŞAM BEN ONU KURUSUN DİYE ASTIM
—–
Delinin Tatil Köyü
BIRGUN HASTANE BAHCESINDE DOKTORUN BIRI DOLASIRKEN DELININ BIRININ BIR MASA BASINA OTURMUS KARSISINDADA SIRAYA GIRMIS DELILERI GÖRUR HAYRETLE YANLARINA YAKLASIR VE SORAR ?
__NE OLUYOR BU SIRA NE?
__KELLERE TATIL KÖYU ACTIM SACI OLAN GIREMEZ ONUN SIRASI
__NE YANI BEN GIREMEZMIYIM ?
__HAYIR GIREMESSIN SENIN SACIN VAR
BUNUN UZERINE ICERDE NENE OLDUGUNU MERAK EDEN DOKTOR ICERIYE GIMENIN PLANLARINI DUSUNMEYE BASLAR AKLINA IYI BIR FIKIR GELIR KICINDA SAC OLMADIGININI EGER BASINI YERE EGER KICINI HAVAYA KALDIRIRSA DELININ BUNU SACI KESILMIS BAS SANARAK ICERI BIRAKIR DIYEREK DELININ OTURDUGU MASANIN YANINA YAKLASIR VE SIRASINI BEKLER DELI SIRADAKILERIN BASINI ÖNCE OKSUYOR SORA SACI OLMAYANI ICERI SALIYOR SIRANIN KENDINE GELDIGINDE DELI DOKTORUN KICINI ÖNCE OKSAR SONRA
__HOP HOP IKI GISI OLMAZ AYRIN GELIN.
—–
Işıksız Kalırız
Akıl hastanesinde bir gün delilerden biri koşarak doktorun yanına gelmiş:
“Doktor bey çabuk bizim koğuşa gelin”, demiş.
Doktor gitmiş, delilerden bir tanesi kendini ayaklarından tavana asmış öylece duruyor.
Doktor, “ne bu” diye sormuş.
Doktoru çağırmaya giden deli cevaplamış:
“Doktor bey bu zır deli kendisini ampul sanıyor”.
Doktor kızmış:
“Olur mu öyle şey hemen indirin onu aşağıya”.
Yine aynı deli:
“Doktor bey o zaman da biz ışıksız kalırız”.
İmtihan
Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
"Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz? "
Doktor:
"Bir küveti su ile dolduruyoruz. sonra hastaya üç şey veriyoruz. bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız?"
Adam:
"Hmmm! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük."
"Hayır", der doktor. "Normal bir insan küvetin tıpasını çeker."
Biz burada delilik'ten yatıyoruz kardeşim, salaklık'tan değil.
Arabanın lastiği tam akıl hastanesinin önünde patlar.
Adam arabayı kenara zor yanaştırır.
Sonraki işlem malum...
Kriko, stepne, bijon anahtarı ve tekeri söker.
Ama söktüğü 4 adet bijon, yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer.
Mazgal açılır gibi değil,
Bijonlar görünmüyor bile.
Adam bir sağına bakar, bir soluna bakar,
çaresiz kaldırıma çöker.
Olayı en başından beri akıl hastanesinin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli, seslenir;
- Ula salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
- Sorma birader,lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.
- Düşündüğün şeye bak! Diğer lastiklerden birer tane bijon çıkar. Hepsi 3 bijonlu olsun.
Seni, lastikçiye kadar idare eder.
Adam hemern denileni yapar.
Ve akıl hastanesindeki deliye seslenir:
- Senin ne işin var akıl hastanesinde?
Cevap müthiştir....
- Biz burada delilik'ten yatıyoruz kardeşim, salaklık'tan değil...!
Delinin biri timarhanede,duvarda gördüğü deliğe yıllarca hergün bakar.
Bunun hergün delikte ne gördüğünü merak eden doktor bir de delikten kendisi bakar ve hiçbirşey göremez ve deliye sorar:
"baktım delikten hiçbirşey göremedim sen ne görüyorsunda bakıyorsun yıllardır "der.
Deli de:"birşey görseydim zaten yıllarca bakmazdım" der.
İngiliz, Alman, Fransız ve Temel uçakta seyahat ederken yardımcı pilot gelip uçağın 1 motoru arızalandı birini atmamız gerek der. Bunun üzerine Fransız kalkar ve
- 'Yaşasın Fransa diyerek kendini atar.
Sonra pilot tekrar gelir diğer motor da arızalandı der. Bunun üzerine alman kalkar ve
- 'Yaşasın Almanya der ve kendini atar
Pilot tekrar gelir diğer motorda arızalandı der ve Temel ayağa kalkar
- Yaşasın Türkiye der ve İngiliz’i tutar aşağıya atar.
Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl
belirliyorsunuz?
Doktor:
Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç sey
veriyoruz.
Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl
boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz.
Siz NE yapardınız?
Adam:
OOO ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova
kaşık ve fincandan büyük.
Hayır, der doktor.
Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.
Plan Bozuldu
Akıl hastanesinde deliler bir araya gelip kaçış planı yaparlar. elebaşları planı anlatır :
-Büyük bir kütük bulup ilk önce 1. kapıyı, 2. kapıyı ve daha sonra 3. kapıyı kıracağız ve herkes başının çaresine bakıp kaçacak. sabah olunca bir kütük bulurlar doğruca 1. kapıyı kırarlar, 2. kapıya koşup onu da kırdıktan sonra 3. kapıya yönelirler. 3. kapının açık olduğunu gören elebaşları der ki :
-Arkadaşlar plan bozuldu geri dönün.
Işıksız Kalırız
Akıl hastanesinde bir gün delilerden biri koşarak doktorun yanına gelmiş:
"Doktor bey çabuk bizim koğuşa gelin", demiş.
Doktor gitmiş, delilerden bir tanesi kendini ayaklarından tavana asmış öylece duruyor.
Doktor, "ne bu" diye sormuş.
Doktoru çağırmaya giden deli cevaplamış:
"Doktor bey bu zır deli kendisini ampul sanıyor".
Doktor kızmış:
"Olur mu öyle şey hemen indirin onu aşağıya".
Yine aynı deli:
"Doktor bey o zaman da biz ışıksız kalırız".
HEpsi Eriyor
Deli , kahveye girdiğinde soluk soluğaydı.Boş bir masaya oturup ocağa seslendi;
- Bana bir çay !
çay geldi , şekerleri atıp karıştırdı.Garsonadan yine şeker istedi.Onları da atıp karıştırdı,yeniden istedi.Garson;
- Sekiz şeker koydun çaya ,dedi şaşkın şaşkın,
- Koydum ama , işte görüyürsun, hepsi eriyor!
Karşı Kaldırım
Bir akıl hastası, bulunduğu kaldırımdan karşıya geçip rastladığı ilk görevliye sormuş :
-Affedersiniz, karşı kaldırım nerede acaba?
Görevli şaşırmış ama yine de karşı tarafı göstererek :
-İşte şurada, demiş.
-Kime yutturuyorsun yahu... Daha şimdi orda sordum, burayı gösterdiler!...
Dikenli Tel
İki deli tımarhaneden kaçmaya karar vermişler. Biri ötekine: "Git bak bakalım dikenli teller yüksek mi alçak mı, eğer yüksekse altından kaçarız, alçaksa üstünden atlarız." Diğeri gitmiş, bir süre sonra geri gelmiş ve şöyle demiş: "Ne yazık ki kaçamayacağız arkadaşım çünkü hiç dikenli tel yok!"
İki deli oturuyormuş, birisi aniden ayağa kalkmış ve yürümeye başlamış.
Oturan deli sormuş:
- "Nereye?"
- "Seni aramaya.."
- "İyi..
Çabuk gel, ben seni burda bekliyorum.."
ANLATMADAN ANLATMAYA
Başhekim bir gün deliler hastanesinde hastaları ziyarete çıkar ve bir köşede delilerin kendi aralarında bir rakam söyledikten sonra güldüklerini görür ve sorar:
- "Neden söylediğiniz her rakamdan sonra gülüyorsunuz diye?"
Delinin biri cevap verir: - "Biz der bütün bildiğimiz fıkralara numara verdik.. 5 dediğimiz zaman 5 numaralı fıkra aklımıza geliyor gülüyoruz; 8 deyince 8 numaralı fıkra aklımıza geliyor, gülüyoruz", demiş.
Başhekim "bir de ben söyleyeyim o zaman", demiş.
"5", demiş çıt yok,
"7" demiş çıt yok..
Bakmış çıt yok; sormuş "ben söyleyince neden gülmüyorsunuz?"
Delinin biri cevap vermiş:
- "Başhekimim anlatmadan anlatmaya fark var..."
Taksiye Binicem
Bir gün doktorun bir tanesi iyileşmiş olan delileri salmaya karar verir. Duvara bir otobüs resmi yaptırtır ve -"Hadi binin de gidelim" der.
Bir tanesi dışında hepsi binmeye çalışır. Doktor o bir tanenin yanına giderek; -"Aferin oğlum, sen niye binmedin otobüse" diye sorar.
Deli gayet sakin -"Görmüyor musun çok kalabalık, ben taksiyle giderim..."
Bir akılhastanesinde 2 deli kaçmaya karar vermişler.
Akılhastanesinin merdivenleri 100 adetmiş.
99'uncu basamağa gelince biri ben yoruldum geri dönelim demiş
geri dönmüşler
Delinin biri hastanenin bahçesinde el arabasını ters çevirmiş ve sürmeye uğraşıyormuş.
Bunu gören doktor:
- Öyle sürülmez, düzeltsene arabayı.
Deli hemen cevap verir:
- Geçen gün senin dediğin gibi sürdüm akşama kadar kum taşıttırdılar, enayi miyim ben!
Delinin biri tımarhanenin bahçesinde yürürken bakmış başka bir deli ağacın altında oturmuş kahkahalar atıyor.
Hemen yanına kosmuş ve sormuş
"hey sen niye gülüyorsun öyle?",
öbür deli "hiç, ben hep kendi kendime fıkra anlatırım ama bu seferkini hiç duymamıştım".
Akıl hastanesinden kaçan iki deli, karşıdan gelen bekçiyi görünce iri gövdeli bir çınarın arkasına saklandılar. Bekçi,onların ayak seslerini işitmişti.Sordu:- Kim o?ıçlerinden biri kedi gibi miyavladı.Bu başarılı miyavlamadan sonra bekçi yürüyüp gidiyordu ki,delilerin ayakları altındaki yapraklar hışırdadı.Bekçi geri dönüp yine seslendi:- Kim var orada?ıkinci deli cevap verdi:- Bir kedi daha.
************************************************** ******
Delinin biri hastanedeki havuza egilip su ictikten sonra, dogrulup agzındaki suyu yere tukurmus . Onu goren baska bir deli;-Ne oldu , demis, suyu niye tukurdun?Birinci deli:-Havuza iki seker atmıstım ,yine de tatsız.Ikinci deli:-Akıllım tabii tatsız olur.Niye karıstırmadın?
************************************************** **********
Akıl hastanesinde deliler bir araya gelip kaçış planı yaparlar. elebaşları planı anlatır : -Büyük bir kütük bulup ilk önce 1. kapıyı, 2. kapıyı ve daha sonra 3. kapıyı kıracağız ve herkes başının çaresine bakıp kaçacak. sabah olunca bir kütük bulurlar doğruca 1. kapıyı kırarlar, 2. kapıya koşup onu da kırdıktan sonra 3. kapıya yönelirler. 3. kapının açık olduğunu gören elebaşları der ki : -Arkadaşlar plan bozuldu geri dönün.
************************************************** **********
Bir gün adamın biri kendini tavuk yemi saniyormuş ve tavuklardan çok korkuyormuş derken adamı hastaneye yatırmışlar ve uzun süre tedavi etmişler. Sonunda adama sormuşlar,"Artık tavuk yemi olmadığını biliyorsun demi?"adamın cevabı ise "Ben biliyorum da tavuklarda biliyormu?"şeklinde olmuş
************************************************** **********
delinin biri mektup yazıyormuş. doktor içeri girmiş ve ne yapıyorsun? oğlum demiş.bizim deli mektup yazıyorum doktor bey demiş doktor kime yazıyorsun diye sormuş. bizim deli kendime yazıyorum doktor bey demiş. doktor yanına oturup ne yazdın diye sormuş bizim deli daha mektubu almadımki ne yazdığımı bileyim doktor demiş.
naniknaniknaniknaniknaniknanik
KARŞI KALDIRIM
Bir akıl hastası, bulunduğu kaldırımdan karşıya geçip rastladığı ilk görevliye sormuş :
-Affedersiniz, karşı kaldırım nerede acaba?
Görevli şaşırmış ama yine de karşı tarafı göstererek :
-İşte şurada, demiş.
-Kime yutturuyorsun yahu... Daha şimdi orda sordum, burayı gösterdiler!...
NİÇİN GÜLMÜŞ?
Uçak, Yeşilköy'den kalkmıştı. Bakırköy Akıl Hastanesinin üzerinden geçerken, pilot birden gülmeye başladı. Hostes bu gülüşün sebebini sorunca şu cevabı verdi :
-Başhekim kaçtığımı öğrenince kimbilir nasıl şaşıracak!!!
PLAN BOZULDU
Akıl hastanesinde deliler bi araya gelip kaçış planı yaparlar. Elebaşları planı anlatır :
-Büyük bir kütük bulup ilk önce 1. kapıyı, 2. kapıyı ve daha sonra 3. kapıyı kıracağız ve herkes başının çaresine bakıp kaçacak. Sabah olunca bir kütük bulurlar doğruca 1. kapıyı kırarlar, 2. kapıya koşup onuda kırdıktan sonra 3. kapıya yönelirler. 3. kapının açık olduğunu gören elebaşları der ki :
-Arkadaşlar plan bozuldu geri dönün.
DİKENLİ TEL
İki deli tımarhaneden kaçmaya karar vermişler. Biri ötekine: "Git bak bakalım dikenli teller yüksek mi alçak mı, eğer yüksekse altından kaçarız, alçaksa üstünden atlarız." Diğeri gitmiş, bir süre sonra geri gelmiş ve şöyle demiş: "Ne yazık ki kaçamayacağız arkadaşım çünkü hiç dikenli tel yok!"
BİR KEDİ DAHA
Akıl hastanesinden kaçan iki deli, karşıdan gelen bekçiyi görünce iri gövdeli bir çınarın arkasına saklandılar. Bekçi,onların ayak seslerini işitmişti.Sordu:- Kim o?ıçlerinden biri kedi gibi miyavladı.Bu başarılı miyavlamadan sonra bekçi yürüyüp gidiyordu ki,delilerin ayakları altındaki yapraklar hışırdadı.Bekçi geri dönüp yine seslendi:- Kim var orada?ıkinci deli cevap verdi:- Bir kedi daha
HAVUZ
Delinin biri hastanedeki havuza egilip su ictikten sonra, dogrulup agzındaki suyu yere tukurmus . Onu goren baska bir deli;-Ne oldu
demis, suyu niye tukurdun? Birinci deli:-Havuza iki seker atmıstım ,yine de tatsız.Ikinci deli: -Akıllım tabii tatsız olur.Niye karıstırmadın?
PLAN BOZULDU
Akıl hastanesinde deliler bir araya gelip kaçış planı yaparlar. elebaşları planı anlatır : -Büyük bir kütük bulup ilk önce 1. kapıyı, 2. kapıyı ve daha sonra 3. kapıyı kıracağız ve herkes başının çaresine bakıp kaçacak. sabah olunca bir kütük bulurlar doğruca 1. kapıyı kırarlar, 2. kapıya koşup onu da kırdıktan sonra 3. kapıya yönelirler. 3. kapının açık olduğunu gören elebaşları der ki : -Arkadaşlar plan bozuldu geri dönün.
ENAYİ MİYİM BEN
Delinin biri hastanenin bahçesinde el arabasını ters çevirmiş ve sürmeye uğraşıyormuş. Bunu gören doktor: - Öyle sürülmez, düz
eltsene arabayı. Deli hemen cevap verir: - Geçen gün senin dediğin gibi sürdüm akşama kadar kum taşıttırdılar, enayimiyim ben!
DELİK
Temel deliler hastanesine düsmüs.Odada 15- 20 tane deli varmis. Odada bir delik varmı deliler sraya girip delige bakiyorlarmıis.Temel de merak etmis girmis sıraya... Sıra Temele Gelince ;- Temel : Burda bişi yok puraya neden bakarsunuz demis.- Delinin Biri : Biz 20 senedir bakıyoz bişi göremedik de sen bir bakıştamı görecen demiş.
BENDE BU KAFA VARKEN
Delinin birisi hastaneden taburcu olacakmış ve son muayene için baş hekim gelir. Deliye sorar :
-Elin nerede?
Deli gösterir.
-Bacağın nerede?
Deli yine gösterir.
-Burnun nerde?
Deli yine gösterir.
Baş hekim doktorlara :
-Bırakın emrini verir ve çıkar. Hekim çıktıktan sonra deli göbeğini gösterir ve :
-Bende bu kafa varken tabi salıverirsiniz, der.
BEŞ VAR
İki deli arasında konuşma :
-Saat kaç?
-Beş var
-Kaça beş var?
-Bilmiyorum, akrebini kaybettim.
BİR KEDİ DAHA
Akıl hastanesinden kaçan iki deli, karşıdan gelen bekçiyi görünce iri gövdeli bir çınarın arkasına saklandılar. Bekçi, onların ayak seslerini işitmişti. Sordu :
-Kim o?
İçlerinden biri kedi gibi miyavladı. Bu başarılı miyavlamadan sonra bekçi yürüyüp gidiyordu ki, delilerin ayakları altındaki yapraklar hışırdadı. Bekçi geri dönüp yine seslendi :
-Kim var orada? İkinci deli cevap verdi :
-Bir kedi daha.
BİZ YILLARDIR BAKIYORUZ
Akıl hastanesine yeni atanan müdür hastaneyi dolaşmaya karar vermiş. Dolaşırken hastanesinin dışarıya bakan duvarının dibinde bir grup akıl hastasının tek sıra olup duvardaki bir delikten baktıklarını görmüş. Merak içinde yanlarına giderek :
-Yahu hepiniz toplanmış burada ne yapıyorsunuz.
-Hiçbir şey yapmıyoruz sadece bu delikten dışarı bakıyoruz...
Bunun üzerine müdür hastaları kenara iterek :
-Durun birde ben bakayım, demiş ve delikten dışarıya doğru bakmış. Birde ne görsün delik kapalı ve hiçbir şey görünmüyor. Hiddetle akıl hastalarına dönerek :
-Yahu, demiş, Ben baktım bu delikten dışarı bir şey görünmüyor peki siz ne görüyorsunuz :
-Deliler hep bir ağızdan Müdür Bey, demiş. Biz yıllardan beri bakıyoruz bir şey göremedik siz bir bakışta nasıl göreceksiniz ki.
CANLI GAZETE
Başhekim, akıl hastanesinin bahçesinde dolaşıyordu, bir ara baktı, bir kalabalık gözüne çarpmıştı.Hemen oraya seğirtti.Deliler bir halka oluşturmuş, ortada dönüp konuşan birini dinliyorlardı :
-Papendreu seçimleri kaybetti.Hastaneye kaldırıldı...Bulgar zulmü devam ediyor.Zorla yollanan soydaşlarımızın sayısı seksen bine ulaştı...Federasyon kupasını Beşiktaş kazandı...
Başhekim bu işten hoşlanmış :
-Ne yapıyorlar bunlar böyle? diye sormuş.
-Efendim, demişler.Ortadaki deli kendinin gazete olduğunu sanıyor, haberleri bildiriyor.
Başhekim daha da hoşlanmış.Dolaşmasını sürdürmüş.Az ileride birde ne görsün! Sekiz, on deli iplerle sımsıkı birbirlerine bağlanıp bir köşeye atılmamış mı!
-Onlar mı, okunup da iadeye gidecek eski gazeteler efendim...
ÇIKARMAYA ÇALIŞIYOR
Delinin biri kuyuya bir taş atmış yüz akıllı çıkarmaya çalışmış, çıkaramamış. Sonunda delinin diğeri ilk deliye bu akıllıların ne yaptığını sormuş. Birinci deli de :
-Elimdeki taşı kuyudan çıkarmaya çalışıyorlar, demiş.
ÇORAPLAR
Akıl hastanesinde doktor, davranışlarını normal bulduğu hastaya niçin hastanede bulunduğunu sorar.
Hasta :
-Pamuklu çorapları yünlülere tercih ettiğim için, diye cevap verir.
Şaşıran doktor :
-Bunun anormallik neresinde? Ben de pamuklu çorapları tercih ederim, der.
Hasta sevinçle karşılık verir :
-Çok memnun oldum doktor. Sizinkiler limonlu mu, yoksa sirkeli mi?
KARŞIDAKİ DUVARIN ÇİVİSİ
Delinin biri, çiviyi tersine çevirerek sivri tarafına vura vura duvara çakmaya başlamış.
Onun bu halini gören başka bir deli işe karışmış :
-Baksana, yahu! Sen yanlış bir iş görüyorsun.Bu çivi karşıki duvarın çivisi olacak galiba, demiş.
KARŞI KALDIRIM
Bir akıl hastası, bulunduğu kaldırımdan karşıya geçip rastladığı ilk görevliye sormuş :
-Affedersiniz, karşı kaldırım nerede acaba?
Görevli şaşırmış ama yine de karşı tarafı göstererek :
-İşte şurada, demiş.
-Kime yutturuyorsun yahu... Daha şimdi orda sordum, burayı gösterdiler!...
NASIL BİLSİN
Akıl hastanesinde koğuşları gezen başhekim, bir hastanın oturmuş, birşeyler yazdığını gördü :
-Kolay gelsin, ne yazıyorsun?
-Mektup yazıyorum efendim.
-Yaaa...Kime yazıyorsun?
-Kendime...
-Peki, ne yazılı mektupta?
-İlahi doktor bey, deli misiniz siz?Mektubu daha almadım ki...İçinde ne yazdığını bileyim.
NİÇİN GÜLMÜŞ?
Uçak, Yeşilköy'den kalkmıştı. Bakırköy Akıl Hastanesinin üzerinden geçerken, pilot birden gülmeye başladı. Hostes bu gülüşün sebebini sorunca şu cevabı verdi :
-Başhekim kaçtığımı öğrenince kimbilir nasıl şaşıracak!!!
OLGUNLAŞIP YERE DÜŞTÜM
Bir müfettiş akıl hastanesini geziyormuş. Bahçeye gelince delilerin ağaçta asıldığını ama birinin yere yattığını görünce yatana sormuş .
-Neden ağaca çıktılar, demiş. O da :
-Armut sanıyolar kendilerini, demiş.
Müfettiş :
-Sen armut değilmisin?, demiş. O da hayır ben olgunlaşıp yere düştüm demiş.
12'NİZDE Mİ?
Katil, suçunu itiraf etti, yargıç da durumu jüri heyetine iletti. Biraz sonra jüri başkanı kararı açıkladı:
-Bu sanık suçsuzdur...
Yargıç adamakıllı kızdı:
-Canım, ne biçim iş bu!... Adam, ben katilim diyor suçunu itiraf ediyor sizde suçsuzdur kararına varıyorsunuz... Acaba, suçsuzdur kararını neye dayanarak verdiniz?
-Delilik efendim, delilik...
Yargıç bütün jüri üyelerini teker teker süzdü. Başını sallayarak :
-Sahi mi? 12'niz de mi?..
ÖNCE KAÇANLARI YİYELİM
Akıl hastanesinden iki deliyi salıvereceklermiş. Doktorlar kendi aralarında :
-Şunlara son bir test yapalım da gorelim akılları başlarına gelmiş mi, demişler.Bunun uzerine iki deliyi bir masa başına çağırmışlar. Masanın üzerine bir kavanoz dolusu siyah zeytin, bir kavanoz dolusu da canlı hamamböceği dökmüşler ve :
-Buyrun beyler, yiyiniz, demişler. Delirlerden bir tanesi hemen zeytinlere saldırmış, ötekisi araya girmiş.
-Önce kaçanları yiyelim, öburleri nasıl olsa duruyor!
PLAN BOZULDU
Akıl hastanesinde deliler bi araya gelip kaçış planı yaparlar. Elebaşları planı anlatır :
-Büyük bir kütük bulup ilk önce 1. kapıyı, 2. kapıyı ve daha sonra 3. kapıyı kıracağız ve herkes başının çaresine bakıp kaçacak. Sabah olunca bir kütük bulurlar doğruca 1. kapıyı kırarlar, 2. kapıya koşup onuda kırdıktan sonra 3. kapıya yönelirler. 3. kapının açık olduğunu gören elebaşları der ki :
-Arkadaşlar plan bozuldu geri dönün.
SAAT
Deli, saatini hastane bahçesindeki havuza atmıştı. Bunu gören arkadaşı :
-Niye attın saati havuza, dedi.
-Nasıl yüzdüğünü görmek için.
-Peki, kurdun mu?
-Hayır.
-Enayi, kurmadan yüzer mi?"
SIKARKEN ÖLDÜ
İki arkadaşın, bir kedisi varmış. Birisi :w
-Zavallı kedi çok kirlenmiş ben onu yıkayayım, demiş. Diğer arkadaşı :
-Hayır yıkama yoksa ölür, demiş. Bizimki dinlememiş ve kedi'yi yıkamış ve kedi ölmüş. Arkadaşı :
-Ben sana demedimmi kedi ölür diye, demiş. Cevap şu :
-Ama ben kediyi yıkarken ölmedi, sıkarken öldü.
YALAN SÖYLEMİŞ
Akıl hastanesine yeni gelen doktor, hastaları ziyaret ediyordu.Birine yaklaştı :
-Sizin adınız nedir bakayım?
-Hüsamettin efendim.
-Soyadınız?
-Tanrıoğlu.
Tam o sırada yandaki yaşlı :
-İnanma inanma doktor, yalan söylüyor.Benim böyle bir oğlum yoktur.
YÜZME BİLMİYORUM Kİ
Mühim bir şahsiyet, bir akıl hastalığı kliniğini gezerken delilerin bahçedeki havuza atladıklarını görr ve başhekime dönerek :
-Mükemmel, hastalarınızın her türlü ihtiyacını karşıladığınızı göruyorum. Başhekim teşekkür eder, sonra da sözlerine devam eder :
-Hele siz bir de su doldurabildiğimiz zaman gelin de görun!
Havuzun boş olduğunu oğrenen adamcağız dehşet içinde tramplenin altına koşar ve heyecanla atlamaya hazırlanan deliye "atlamamasını, havuzun içinde su olmadığını" söyler. Deli :
-Ne zararı var? Zaten ben de yüzme bilmiyorum ki!
ZİL ÇALDI...PAYDOS OLDU!
Delileri uçağa bindirmişler, bir şehirden ötekine naklediliyorlardı.Ama o kadar çok gürültü yapıyorlardı ki, sonunda pilot dayanamadı, uçağı ikinci pilota teslim ederek içeride ne olup bittiğini görmek istedi.
Deliler uçakta hep bir ağızdan bağırıp çağırıyorlardı.Baktı, en başta, bir deli, ötekilere uymamış, akıllı, uslu oturuyordu.
-Sen neden bağırmıyorsun? diye soracak oldu.
Adam :
-Ben bunların öğretmeniyim, diye cevap verdi.Onlarda benim öğrencilerim.Şimdi teneffüsteler de onun için ses çıkartmıyorum.
Pilot, çaresiz yerine döndü. Bir süre geçti.Bir an geldi ki sesler büsbütün kesiliverdi.
Pilot:
-Aman çok güzel! diye sevindi.Herhalde kendinin öğretmen olduğunu sanan deli, ötekileri derse almış olsa gerek, diye düşündü.
Ama dakikalar geçiyor, arkadan hiç bir ses seda çıkmıyordu.Pilot biraz daha bekledikten sonra merak etti.Gidip bakmak istedi.
Bir de ne görsün! Uçağın kapısı açık ve içeride öğretmenden başka kimsecikler yok değil mi!
Dehşetle sordu :
-Öğrencilerin nerede?, diye...
-Dersler bitti.Hepsini evlerine gönderdim!
ARMUTLARI TOPLUYORUM
Bir gün tımarhane görevlilerinden biri bahçede gezerken iki deli görmüş. Bakmış ki delinin biri ağacın üstünde; biri ise ağacın altında. İkisi de bir şeyler yapıyormuş. Aşağıdakine sormuş: - "Yukarıdaki ne yapıyor?" - "Şu yukarıdaki mi? Sen buna bakma, salak işte. Ceviz ağacından armut toplamaya çalışıyor." - "Peki ya sen burada ne yapıyorsun?" - "Ben de düşen armutları topluyorum."
KURUSUN
Bir gün doktorlar, tımarhanede yaptıkları araştırmada en akıllı deliyi seçeceklermiş. Bir gün delilerden biri bahçede bulunan havuza düşmüş ve boğulmak üzereymiş. Delilerden biri havuza düşen arkadaşını kurtarmaya çalışmış. Bunu gören doktorlar arkadaşını kurtaran deliyi yanlarına çağırmışlar ve "seni en akıllı seçiyoruz" demişler. Doktorlardan biri: "Peki kurtardığın arkadaşını çağır da sana teşekkür etsin" demiş. Deli: "Gelemez ki!" Doktor: "Neden gelemezmiş?" Deli: "Çünkü kuruması için onu astım!"
BURADA BEKLİYORUM
İki deli oturuyormuş, birisi aniden ayağa kalkmış ve yürümeye başlamış. Oturan deli sormuş: - "Nereye?" - "Seni aramaya.." - "İyi.. Çabuk gel, ben seni burda bekliyorum.."
ŞİŞELERİ GETİRDİM
Akıl hastanesinde bir gün, bir deli hasta bakıcıyı yanına çağırır. "Bana çabuk 5 şişe kola getir" der. Hasta bakıcı buna kızar ve hastaya beş tokat atar ve "al işte kolalarını" der. Aradan zaman geçtikten sonra yine aynı hasta, bakıcıyı yine çağırır. Bu sefer hasta; hasta bakıcıyı tokatlar. Bakıcı, "ne oluyor?" der. Hasta cevap verir: - "Şişeleri getirdim abi."
KAÇANLARI YİYELİM
Akıl hastanesinden iki deliyi salıvereceklermiş. Doktorlar kendi aralarında "şunlara son bir test yapalım da görelim akılları başlarına gelmiş mi?" demişler. Bunun üzerine iki deliyi bir masa başına çağırmışlar. Masanın üzerine bir kavanoz dolusu siyah zeytin, bir kavanoz dolusu da canlı hamamböceği dökmüşler ve: - "Buyrun beyler, yiyiniz." demişler. Delilerden bir tanesi hemen zeytinlere saldırmış, öteki araya girmiş: - "Önce kaçanları yiyelim, öbürleri nasıl olsa duruyor!"
TENEFÜS
Bir uçakta tam yedi deli varmış... Bunlardan sadece uçağı kullanan birinci pilot normalmiş.. İkinci pilot da deliymiş.. Durgun ve normal hava şartlarında yolculuk yaparlarken birden bire uçağın sağa ve sola yattığını hisseden birinci pilot şaşkınlıkla ikinci pilota sorunun ne olduğunu sormuş; o da, "sanırım bu dengesizlik içeriden delilerden geliyor" diye cevap vermiş. Birinci pilot, ikinci pilota emir vermiş: "o zaman git ve rahat durmalarını söyle!". Bunun üzerine delilerin yanına giden ikinci pilot onları susturmayı başarmış. Birinci pilot ikinci pilota "nasıl susturdun" diye sorduğunda; "ben öğretmen oldum, onlar öğrenci oldular.. uçağın imdat zilini çaldım şu an tenefüsteler.." diye cevap vermiş.
NE BİLEYİM
Akıl hastanesinde koğuşları gezen başhekim, bir delinin oturmuş, birşeyler yazdığını gördü: - "Kolay gelsin ne yazıyorsun?" - "Mektup yazıyorum efendim." - "Yaaa..Kime yazıyorsun?" - "Kendime.." - "Peki ne yazılı mektupta?" - "İlahi doktor bey, deli misiniz siz.. Mektubu daha almadım ki içinde ne yazdığını bileyim?"
PROVASINI YAPTIK
İki deli bir gün deliler hastanesinden kaçmışlar. Kimse bu delileri bulamamış. Doktorlar ümitlerini kestikleri an deliler çika gelmiş. Doktorlar hayretle "niye geldiniz?" demişler.. Deliler: - "Yarın kaçacağız da, onun provasını yaptık."
KARIŞTIRMADIN
İki deli havuzun başında oturuyorlarmış. Biri kalkıp havuza şeker atmış. Havuzdan bir yudum almış ve tükürmüş. Arkadaşına: - "Havuza şeker attım ama tatlı olmadı.." demiş. Arkadaşı: - "Karıştırmadın ki salak!"
TENEFÜS
Bir uçakta tam yedi deli varmış... Bunlardan sadece uçağı kullanan birinci pilot normalmiş.. İkinci pilot da deliymiş.. Durgun ve normal hava şartlarında yolculuk yaparlarken birden bire uçağın sağa ve sola yattığını hisseden birinci pilot şaşkınlıkla ikinci pilota sorunun ne olduğunu sormuş; o da, "sanırım bu dengesizlik içeriden delilerden geliyor" diye cevap vermiş. Birinci pilot, ikinci pilota emir vermiş: "o zaman git ve rahat durmalarını söyle!". Bunun üzerine delilerin yanına giden ikinci pilot onları susturmayı başarmış. Birinci pilot ikinci pilota "nasıl susturdun" diye sorduğunda; "ben öğretmen oldum, onlar öğrenci oldular.. uçağın imdat zilini çaldım şu an tenefüsteler.." diye cevap vermiş.
|
|
|
Nasreddin Hoca ve Tasavvuf |
|
Yazar: RasitTunca - 10-06-2018, 02:25 AM - Forum: Komik Fıkralar
- Yorum Yok
|
 |
Hocanın gerçek adı Nasreddin'dir.Daha sonra 'hoca' lakabını almıştır.
Babası Abdullah Efendi
Annesi Sıdıka hanımdır.
Babası köyde imam olup vefatından sonra bu görevi hoca yürütmeye devam etmiş, daha sonra molla Mehmet aadında birine bırakarak Akşehire gitmiştir.
Hoca ilk tahsilini babasından okuma yazma öğrenek yapmıştır.Daha sonra Arapça ve Farsça'yı öğrenen Nasreddin hoca, Sivrihisar ve Konya medreselerinde ilim tahsil etmiştir.Ayrıca hoca, fıkıh ilmini tahsil etmiş ve Kuranı ezberlemiş kuvvetli bir hafızdır.
Nükteli sözleri, zarif latifeleri ve hikmetli fıkraları ile şöhreti tüm dünyaya yayılan Nareddin Hocanın kişiliğini tanımak çok önemlidir.Hayatın yoksulluklarını üler yüzle karşılayan hoca Nasreddin, insanların bencil yönünü taşlarken merhametsiz, toplumun değersiz ve yanlış inançlarını alaya alırken de tavizsiz dir.Çünkü onun amacı halıyı yırtmak değil, silkelemektir.İnsanların nefsi heva ve heveslerini bir mürşid-i kamil olarak terbiye etmektir.
Nasreddin Hoca bazı fıkralarında olduğu gibi saf ve basit bir görünüm arzetmesine rağmen o, Kuran'ı hıfzetmiş, bir kaç kelam ve fıkıh kitabı okumuş, hatta hayatının bazı dönemlerinde bizzat kendiside müderrislik yapmış bir hocadır.Alında sadece ilim için büyük bir hürmet beslediği söylenemez.Nasreddin Hocanın sufilik yönüde vardır.Bir takım zahiri ilimler öğrenerek kendisini alim zannedenlerden değildir.Bir gün karısının çocuğunu uyutamadığını görünce, fıkıh meselelerini içeren Kudüri kitabını açarak yüksek sesle okumaya başlar.Hayretle bu hareketin sebebini soran karısına ''Camide bu kitabın okunduğu zaman mollaların uyuduğuna bakılırsa çocuğa afyon gibi tesir eder'' der.
Dini görevi sebebiyle sık sık kudretli kişilerle de karşı karşıya gelen Nasreddin hoca'nın bunlarla mücadelelerinde huy ve karakterinde bir şey değişmediğini görüyoruz.Ne makam sahiplerinin makamlarıi ne zenginlerin varlıkları onun gözünü kamaştırmaz.
Nasreddin Hocanın Seyyid Mahmud Hayrani'ye intisab ettiği ve Hoca pir Ebi, Hoca Cihan, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Akşehirli Bilgin Sinaneddin vb. sufilerle aynı coğrafyada yaşadığıve onlarla temaslar kurduğu, şeriata bağlı hatta şeriat hadimi olduğu öteden beri bilinen bir gerçektir.
Nasreddin hocanın fıkraları, insanları kahkalara boğan ve sırf güldürmek maksadıyla söylenmiş sözler değildir.Aksine dinleyen ve gülen kişileri biraz sonra düşünmeye sevkeden birer hikmet pırıltısıdır.Hoca halkın cehaletinden kaynaklanan olayları ve yanlışları mizah yoluyla yerme ve düzeltme işlevini yapmıştır.
Asrın 20. asrın Yunus Emresi olarak belirtilen İsmail Emre sohbetlerinde sık sık Nasreddin Hoca'nın latifelerine yer vermiş, onun büyük bir mutasavvıf olduğunu ve latifelerin tasavvufi hakikat ile tasavvufi ahlakı telkin ettiğini söylemiştir.
Bu görüş aslında Nasreddin Hoca fıkralarını, taklitlerinden ayırmak için şaşmaz mihenktir.Emre'ye göre Nasreddin Hoca, hem isnat hemde istinat merkezi olmuştur.Arifler, mutasavvıflar kendi sözlerini tesir etsin diye Hoca'ya atfetmiştir.Hoca'ya bazende müstehcen fıkralar isnat edilmiştir ki, bunlar asla Hoca'nın değildir, uydurmadır, iftiradır.
Remzi Oğuz Arık, İsmail Emre'nin Nasreddin Hoca'nın fıkralarına getirdiği tasavvufi yorumu ilk etapta bir iddia olarak zannetmişse de aldığı cevaplarla hayretini gizleyememiştir.Söz konusu bu durum şöyle cereyan etmiştir.Remzi Oğuz Arık ile İsmail Emre, Adana'da Dr. İhsan Önal'ın delaletleriyle ilk tanışmalarında bu mevzu üzerine konuşulurken, Remzi Oğuz, Emre'ye ''Madem Nasreddin Hoca fıkralarının tasavvufi bir mana taşıdığını iddia ediyorsunuz, ben size bir fıkra anlatayım, siz bunu tasavvufa tatbik edin'' diyerek şu fıkrayı anlatır:
Nasreddin Hoca'nın bir evi varmış.Hoca bir gün evine diyor ki: ''Sen artık adamakıllı eskidin, neredeyse yıkalacaksın.Gel seninle bir anlaşma yapalım.Sen bana ne zaman yıkılacağını söyle, bende senin altında kalmayayım.'' Ev de ''peki'' diyor.Aradan epey zaman geçiyor.Bir gün ev yıkılıyor.Bereket versin ki Hoca evde değilmiş.Akşam hoca eve geliyor; bakıyor ki ev yıkılmış, ona:''Hani sen bana ne zaman yıkılacağını haber verecektin?'' diyor.Ev de, ''Ben sana çok söyledim ama, sen anlamadın.Bir gün duvarım çatladı, bir gün sıvalarım döküldü, bir gün tuğlam düştü.Bunlar hep sana benim yıkılacağımı haber veriyordu.Bizim dilimiz böyledir.'' diyor.
Emre'de fıkrayı şöyle şerh ediyor: ''Evi insan vücuduna benzetsek olmaz mı? Evin yıkılması da ölüm olsun.Duvarın çatlaması, sıvaların dökülmesi, tuğlaların düşmesi de hastalanmamıza, saçlarımızın, dişlerimizin dökülmesine benzetilmez mi?'' Emre bu izahı yaparken hikmeti ilahi Remzi Oğuz, ağrayan dişine aspirin istiyor.Bunun üzerine İsmail Emre:''İşte bakın ev, size bir tuğlasının düşmek üzere olduğunu haber veriyor.'' deyince bu izah ve bu örnek Remzi Oğuz'un hoşuna gidiyor.Daha sonra Emre, latifenin gerçek anlamını:''Bu vücud binası, bir gün nasıl olsa ölüm zelzelesiyle yıkılacaktır.İş, bu ev yıkılmadan 'ölümden evvel ölerek' ebedi eve 'emin beldeye' yani bir kamil insanın gönlüne göç etmektir.'' şeklinde tamamlıyor.
İnsan hayatı, aydınlanmaya götüren deneme ve yanılmalardan geçerek anlam kazanır.Bizler de bu yolla, aydınlanmanın gerçek kaynağına yaklaştığımız sürece ve ölçüde mutluluk yolunda yol kat edebiliriz.Nasreddin Hoca'nın ''evinde kaybettiği yüzüğünü, dışarısı içeriden daha aydınlık'' diyerek kapı önünde aramsının hikaye edildiği nüktesinde olduğu gibi, aydınlanmayı gerçek dışı kaynaklada arayan bir kimsenin çelişkisine dikkat çekilmektedir.
HOCANIN bazı LATİFELERİNDE İŞLENEN TASAVVUFİ KONULAR VE ŞERHLERİ
Latife
Nasreddin Hoca'ya:''Her saba halkın kimi o yana, kimi bu yana gider, sebebi nedir?'' Diye sromuşlar.Hoca:''Eğer hepsi aynı yöne gitseler, dünyanın dengesi bozulur, devrilirdi'' cevabını vermiş.
Şerh
Hocamız Cenab-ı Hakkın Kuran'da ki:''Onlardan kimisi kendine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır.İşte büyük fazilet budur.''(Fatır 32) - ''Dünya hayatında onların geçimlerini biz paylaştırdık.Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık.Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.''(Zuhruf) ayetlerine işaretle insanların farklı farklı alanlarda çalıştığını, değişik duygu ve düşüncelere sahip olduğunu ve Hakk'a ulaşmak için farklı metodlar, yollar takip ettiklerini ifade etmektedir.Hocamız bu latifesi ile aynı zamanda tarikatlara işaret etmektedir.Çünkü Allah' ulaştıran yollar çoktur.Ancak herkesin yapısı aynı değildir.Mesela Kadiri tarikatında nefis ile mücadele ön planda olurken, nakşibendi tarikatında nefis ikinci planda tutulmaktadır.Dolayısı ile insanların aynı yolada olmaları beklenemez.
Latife
Nasreddin Hoca'nın iki karısı varmış.Bir gün birini bir kenara çekip kendisine mavi bir boncuk vermiş.''Al bunu sakla sakın ortağına bir şey söyleme'' demiş.Bir başka zamanda ötekine de bir mavi boncuk verip aynı şeyi söylemiş.Bir gün kadınlar, Nasreddin Hocanın hangisini daha çok sevdiği hususunda bahse ve münakaşaya girmişler.Anlaşamayınca, meseleyi Nasreddin Hoca'ya sormuşlar.''Hangimizi daha çok seviyorsun?'' Hoca ikisine de manalı manalı bakarak:''Mavi boncuk kimdeyse onu'' demiş.
Şerh
Hoca, aile hayatında bile sergilemiş olduğu örnek yaşantısı ile bizlere nice ders ve öğüt vermektedir.Tasavvufta şeyhin saliklere olan mesafesi aynıdır.Ancak saliklerin aklında bazen ''şeyhimiz acaba hangimize daha çok yöneliyor'' sorusu geçebilir.Belki bir başkasına dah çok iltifat ettiğini görerek yanılabilir.Ancak latife de olduğu gibi el vermek mavi bir boncuktur ve herkim de bu boncuk varsa şeyhin ona olan ilgisinde bir eksiklik yoktur, herkes bu konuda eşittir.Yeterki onda şeyhine karşı bir eksiklik olmasın.
Latife
Bir gün ahibbasından birisi, Hoca'ya rica eder:
-Senin ifaden düzgündür, bize bir mektub yazıver.Hoca sorar:
-Mektub nereye gidecek?
-Bağdat'a
-Bu garip başım Bağdat'ı da mı görecek?
-Neden Bağdata gitmen icab ediyor?
-Bunu bilmeyecek ne var? Benim yazım gayet fenadır.Ancak ben okuyabilirim.Yazdığım mektubu yine ben okumalıyım ki münderecatı anlaşılsın.
Şerh
Nasreddin hoca bu latifesi ile Mürşid-i Kamilin gerekliliğini anlatmıştır.Hakikat, kitaplardan okumakla anlaşılsaydı, mürşide lüzum ve gerek kalmazdı.Bir okul talebesi okumayı öğrenmiştir ama, lise kitaplarını okuyup anlayabilir mi? Öğrenmek için mutlaka hocaya ihtiyacı vardır.Nasreddin hoca:''Ancak ben izah etmeliyim ki anlasınlar'' demiştir.Yani tasavvuf, kitap okumaya, metin ezberlemeye dayanmaz.Akli sitidlal ile de ilgili değildir.Yani nazari değil tecrübidir.Bu özelliğinden dolayı ''tasavvuf, kal (söz) ilmi değil hal ilmidir'' denmiştir. ''Tatmayan bilmez'' sözü de buna işaret etmektedir.Yani bir kimse tasavvufi eserleri okuyarak sufi yada şeyh olmaz.Halbuki bir kimse tefsir ilimlerini okuyarak müfessir olabalir.
Tasavvuf ilminin bir mürşid nezaretinde talim edilmesi zorunluluğu, onun kitablardan öğrenilmesini imkansız kılmıştır.İnsan, mürebbiesinin karşısına geçecek, onun gözünden, sevgisinden gıda alacak ki istifade edebilsin.
Mürid, mürşidinin ruhaniyetine muhabbet yoluyla teveccüh edince mürşidin ruhaniyeti onun batınında feyz tesiri gösterir.Bu feyz, beşeri zaaf ve sıfatları izale ederek mürid, tedricen şeyhinin boyasına boyanır.Bu sevgi sonucu meydana gelen kalbi beraberlik, şahsiyet transferi ve aynileşmeyi doğurur.Yani mürid nefsinin kötü huylarından kurtularak şeyhinin iyi ve güzel vasıflarıyla donanır.
<>
Latife
Yedi kör bir nehrin kenarına gelmişler; karşı tarafa geçmek istiyorlar, fakat nehrin geçit yerini bilmiyorlar, göremiyorlar.Orada beklerken ayak seslerinden anlıyorlar ki bir adam suyun öbür yakasından kendilerine doğru geliyor.Soruyorlar:''Sen kimsin?'' Adam:''Ben Nasreddin Hocayım'' diyor. Körler:''Madem sen suyun geçidini biliyorsun bizi de geçir, sana para verelim.'' diyorlar.Hoca onlara:''Olur, adam başına iki mangır alırım'' diyor.Körler razı oluyorlar.Hoca onlara:''Gözü bir parça ışık gören elimden tutsun'' diyor.Körler Hocanın dediği gibi yapıyorlar.Hoca önde, körler arkada, el ele nehrin ortasını bulunca, sondan iki körün ayakları kayıyor, suya gidiyorlar.Arkadaşları feryadı basıyor:''Aman iki arkadaşımız suya giti!'' Nasreddin Hoca dönüyor bunlara:''Ne bağırıyorsunuz be!'' diyor ''İki kör suya gittiyse dört mangır eksik verin.''
Şerh
Bu alem de hiç durmadan akan zaman nehri içinden geçen bir geçittir.Bizler Allah'a ulaşan yolu bilmiyoruz.Yolu bilmediğimiz için bir kör ile aynı değeri taşıyoruz.Kör gremediği için bulamaz, biz ise bilmediğimiz için bulamıyoruz.Eğer biz de bir Allah adamının yani mürşid-i kamilin elinden tutmaz isek bu geçidi geçemeyiz.Geçidi geçemeyenlerin kıymeti de iki mangır değerindedir.
Kısaca Nasreddin Hoca, insanların hakikate ulaşma yyönünden kör olduklarını bu sebeple de Hakka ulaşmak için bu yolun büyüklerine, mürşitlerine ihtiyaç olduğunu ve bunlara intisab edilmesi gerektiğinie işaret etmektedir.
<>
Latife
Akşehir çocukları, ceplerine birer yumurta alarak Nasreddin Hoca'yı da yakalayıp zorla hamama götürürler.Soyunurlar, yıkanırlar.Hoca göbek taşında yatarken evvelden anlaştıkları üzere içlerinden biri der ki:
-Çocuklar' Gelin bir oyun oynayalım.Oyunda kazanamayan hamamın parasını geri versin, olmaz mı?
-Nasıl bir oyun?
-Herkes bir yumurta yumurtlasın.Yumurtlamayan, hepsinin hamam parasını versin.Nasıl?
Çocuklar hep bir ağızdan bağırırlar:
-Oluuur.
Nasreddin Hoca da kendileriyle beraber geldiği için ona sorarlar:
-Bu işe sen ne dersin?
Konuşmanın başından beri onları dikkatle dinleyen Hoca, sesini çıkartmamış.Onun sükutunu ikrar telakki eden çocuklar, birer birer gıdaklamaya başlarlar, peştemallarının arasına evvelce sakladıkları yumurtaları çıkarıp Hoca'ya gösterirler.
Bunun üzerine Hoca ayağa kalkar, ellerini, kollarını çırpıp sallayarak horoz gibi öter:
-Öörü' ööööö!
Çocuklar bu ummadıkları hareket karşısında şaşırırlar:
-Ne yapıyorsunuz efendim amca?
-Ne yapacağım oğlum bu kadar tavuğa elbette bir horoz lazım.
Şerh
Tasavvuf yolunun salikleri masivadan sıyrılarak nefs terbiyesi hamamına girdiklerinde içlerinde onları hak ve hakikata ulaştıracak olgun bir yol gösterici, kamil bir mürşid bulunması gerekir ve salikler de bu kamil insanın kimya gibi tesirli nefesinin etkisiyle huzura ulaşmadıkça, kendi kendine latif şeyler, gerçekler, ledün ilmi ve sevgisi hasıl olmaz.
Sonuç olarak Nasreddin Hocamızın ilmi yönü kadar tasavvuf yönüde vardır.Kendisi Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'e intisab ederek manevi yolda nasblenmiş bir insandır.Latifelerinde de nefs, nefs terbiyesi, fakr, mürşid, mürşidi kamilin gerekliliği, şeriat-tarikat-hakikat-marifet, rabıta, tevessül, erbain, irşad, zikir, sabır, kanaat, tevekkül, ihlas gibi tasavufi konular işlenmiştir.
Daha geniş malumat içn yazımızı alıntıladığımız Dr. Selami Şimşek'in Buhara yayınlarından çıkan Nasreddin Hoca ve Tasavvuf adlı eserine bakabilirsiniz.
|
|
|
Nasreddin Hoca ile ilgili kıssalar |
|
Yazar: RasitTunca - 10-06-2018, 02:22 AM - Forum: Komik Fıkralar
- Yorum Yok
|
 |
Nasreddin Hoca ile ilgili kıssalar
Neredeyse her akşam ülkede olup bitenleri izlemek için televizyonun karşısına geçtiğimizde, çok geçmeden ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Ülke, menfiliğin deveran alanı. Karamsar, kaos dolu bir manzara. Haber kanalları akla karayı karıştırıp her şeyi olumsuzlaştırmak için adeta bir yarışa girmişler. Kanallar haberi vermekle yetinmiyorlar, olumsuzlaştırmak için olağanüstü bir gayret gösteriyorlar. Tamam, ülkede işlerin yolunda gittiğini söylemiyoruz, lâkin bu kadarına da pes doğrusu. Televizyon kanallarını seyrederken nedense aklıma ilgisiz gibi görünse de Nasreddin Hoca'nın şu fıkrası geliyor:
Bir gün Nasreddin Hoca minarede ezan okumaya başlar. Tam "Allahü ekber" diyeceği sırada, sarığına yukarıdan bir şeyler düşer. Başını kaldırınca bir de ne görsün! Minarenin alemine bir kuş tutunmuş, şaşkın gözlerle aşağıya bakıyor. Bunun üzerine Hoca dayanamaz ve hayvana şöyle seslenir:
Bre mübarek hayvan! Hıristiyansan minarede işin ne? Yok, Hıristiyan değil de Müslüman'san, sarığıma neye yestehliyorsun?
Bizim haber kanalları da o misullu. Sanki başka bir dünyadan haber veriyorlar. Ülke gerçeklerini ajite etmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.
Aslında haber kanallarının çoğunun derdi başka. Ismarlama bir haber ve yorum. Malum medya. Hani Nabi Avcı Hoca "enformatik cehalet" diyor ya o neviden. Bir gün gerçeği anlayacaklar ama ne zaman? Anladıkları zamanda her hâlde bize, Kemal Tahir'in anlattığı şu köylünün hikâyesi gibi hikâye anlatırlar:
Köylünün biri, şehre satmak için odun götürmüş. Satıp köye dönerken onarsın diye eşeğin eskiyen semerini de semerciye bırakmış. Şehirden aldıklarını da bir heybeye doldurup yola düzülmüş. Çıplak eşek üstünde sallana sallan giderken bir yandan da yaptığı masrafların hesabını tek tek aklından geçiriyormuş. Manifaturacıya şu kadar, çerçiye şu kadar, şehir ekmeğine şu kadar, diye. Kalan paraya bakıyor, hesaplıyor fakat bir türlü hesap tutmuyormuş. Bu sırada yol dereden geçiyormuş, yorgun eşek boynunu eğip su içmeye kalkışınca, dalgın köylü eşeğin çıplak boynundan kayıp cumburlop suyun içine düşmüş. Düşmesiyle kalkması bir olmuş. Sağ elinin şahadet parmağını sallayarak:
Bana bak eşek demiş, görüyorsun ben düştüm, kurtuldum. Ama bu huy, sana huy değil!.
Hani derler ya anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. İşte o misullu.
İç karartan yorumlardan uzak, okuyunca insanı bir nebze olsun rahatlatacak bir yazı yazmaya niyetlenince söz yine Nasreddin Hoca'ya düşüyor:
Bir gün Hocaya sormuşlar:
- İnsanlar ne vakte kadar doğup ölürler?
Hoca hiç düşünmeden cevap vermiş:
- Cennet ile Cehennem doluncaya kadar!.
Tabii Nasreddin Hoca'dan bahis açılınca onun Hocaların piri olduğunu söylemeye gerek yok. Hazır cevap, zeki, takva ehli aynı zamanda da biraz muzip. Hocaların pîri olmak öyle kolay bir şey değil!
Bir gün Papazlar toplanıp büyük bir gurur ve kibirle Hoca'nın evinin kapısını çalmışlar. Kapıyı açıp onları buyur eden Hoca'nın karşısında kendilerinden emin bir şekilde çok önemli bir sorularının olduğunu söylemişler. Aslında niyetleri Hocayı mat etmek, onu tuzağa düşürmekmiş. Hoca:
- Sorunuzu sorun bakalım, Allah Kerim'dir,
demiş. Papazlar kendilerinden gayet emin bir şekilde:
- Sizin Peygamberiniz Mirac için gökyüzüne nasıl çıktı?
demişler. Bir yandan da için için Hocayı sıkıştırdık, nasıl olsa bu sorunun cevabını veremez, Hocayı mat ederiz, diye düşünüyorlarmış. Hoca bu, allame. Hemen cevabı yapıştırmış:
- Bizim Peygamberimiz miraca sizin Peygamberiniz Hz. İsa için kurulan yoldan çıktı! cevabını vermiş. Tabi papazlar alı al moru mor bir şekilde Hoca'nı evinin kapısını zor bulmuşlar.
Nasreddin Hoca büyük bir mütefekkir, büyük bir düşünürdür. Onun bu yönü her cihette dikkate alınmalıdır. Halk dilinde Hoca'nın nüktedanlığı, hikâyelerine gülünmesi çoğunlukla aldığı bedduaya bağlanır. Konu ile çok farklı rivayetler vardır. En ilginçlerinden biri şöyledir:
Bir rivayete göre Hallac-ı Mansur, Seyyid Nesimî ile Nasreddin Hoca arkadaşlık etmekte imişler. Bu üç kişi manevi eğitim almak, ruh ve düşünce dünyalarını zenginleştirmek için bir Şeyhin öğrencisi olmuşlar. Şeyhin bir koyunu varmış. Şeyh Efendi keser, pişirir ve afiyetle hep birlikte yerlermiş. Şeyh tekrar hayvan kemiklerini toplar, yan yana getirir ve Allah'dan niyazda bulunur bulunmaz Allah'ın hikmeti gereği koyun dirilirmiş.
Bir gün Hallac-ı Mansur ile Nesimî, Şeyhin bulunmadığı bir sırada koyunu kesmeye karar vermişler. Biz de şeyhimiz gibi dua ederiz, canlanır, demişler. Mansur hayvanı kesip çengele asmış. Nesimî'de derisini yüzmüş. Nasreddin Hoca ise bu işlere hiç karışmamış, fakat arkadaşlarının hareketlerine gülmüş.
Koyunu pişirip güzelce yemişler, akabinde de şeyhlerinin yaptığı gibi kemikleri bir araya toplayıp, dört başı mamur bir dua da bulunmuşlar. Fakat gelin görün ki, hayvan bir türlü dirilmemiş. Bu sırada Şeyh gelmiş, işi anlamış, fena halde canı sıkılmış. Hayvanı kim kesti, diye sormuş. Mansur ben kestim, astım deyince, dilerim Allah'dan sen de asılasın diye bedduada bulunmuş. Ve tekrar sormuş, kim yüzdü, demiş. Nesîmî, ben yüzdüm deyince Şeyh, sende yüzüleceksin, demiş! Sıra Hoca'ya gelmiş. Rahmetullahi Aleyh ben bir şey yapmadım, sadece bunlara güldüm deyince Şeyh, öyle ise sana da insanlar kıyamete kadar gülsünler duasını etmiş. Tabii keşke etmeseymiş. Hallac-ı Mansur asılmış, Nesimî de öldürülüp derisi yüzülmüş. Hoca'ya gelince, fıkraları anlatılıp anlatılıp hep gülünmüş, hâlâ da gülünmektedir.
Yine de siz siz olun hocaların bedduasını almaktan kaçının.
Fahri Güven - Milli Gazete
20/12/2009
|
|
|
Nasrettin Hoca Fıkraları-1 |
|
Yazar: RasitTunca - 10-06-2018, 02:14 AM - Forum: Komik Fıkralar
- Yorum Yok
|
 |
NASREDDİN HOCA FIKRALARI
Sözün Özü
Nükte tavzih için, meseleleri iyice açıklamak maksadına matuf olarak yapılır. Sadece muhatapları güldürmek bahanesiyle "Bakın, size bir nükte anlatayım.. bir tane daha.." demek gevezelik ve münasebetsizlik olur. Bazen, mesela, Nasreddin Hocadan bir nükte anlatırsınız. Ama o nükte, temel mantığınızda, fikrinizdeki ve konuşmanızdaki bir boşluğu doldurmak için olmalıdır. Yoksa nükte yapılmaz, fıkra anlatılmaz şeklinde anlaşılmamalıdır.Hoca
Yarasaydı, sahibine yarardı
At nalının insanlara uğur getirdiğine inanan biri, Hoca’ya sormuş:
- “Hocam, at nalı insana uğur getirirmiş, evin kapısına assak günah olur mu?” Böyle hurafelerin dine aykırı olduğunu her zaman anlatan hoca, bu sefer farklı bir yöntemle cevap vermiş:
- “Eğer uğur getiriyorsa, asabilirsin. Ama bence getirmez. Çünkü atlarda bir değil, dört nal olmasına rağmen şimdiye kadar bir faydası olduğunu görmedim aksine akşama kadar yediği kamçının, taşıdığı yükün ve koşturulduğu yolun hesabı yoktur.”
Hoca ile Hakim
Hoca, Sivrihisar'da hatip iken, Hakim ile kavga eder, nasılsa hakim döşeğinde ölümle pençeleşmektedir. Hocaya:
- "Gel, telkin ver", derler. O da:
- "Başka bir hoca bulun, o benimle kavgalıdır, sözümü tutmaz!"
Hepsini
Zengin bir adam Hoca’yla alay etmek için:
- “Hocam sen bu kitapların hepsini okuyor musun gerçekten?” Der. Hoca:
- “Senin kaç evin ve koyunun var?” diye sorunca, adam:
- “O kadar çok ki sayısını ben bile bilmiyorum.” Deyince Hoca cevabı yapıştırır:
- “Sen o evlerin hepsinde yaşayıp koyunların hepsini de yiyor musun?”
Kime İtimat
Hoca, altını çize çize "Hiç bir dünyevi işle iştigal etmedim" diyor ya!.. Bunu duyan ve Hoca'nın da on-onbeş horantaya baktığını bilen biri:
- “Hoca, demiş, sen bu onbeş horantaya neyle nasıl bakıyon Allah aşkına yaaav? Nereden geliyor bu değirmenin suyu?.. Hoca Talak Suresi 2. ayetin sonundan itibaren okuyarak:
- “Kim Allah'a karşı takva üzere olursa, Allah ona, darlıktan genişliğe, bir çıkış yolu ihsan eder. Bir de ona, ummadığı yerden rızık verir, Kim Allah'a tevekkül ederse, Allah ona yeter...” Diye cevap vermiş, fakat adam tatmin olmamış:
- “Hoca, amenna, amenna da... Neyinen geçiniyoooon?
Diye tekrar sormuş,. Hoca bu kez de, Zümer süresi, 36. ayetle cevap vererek;
- “Allah kuluna kafi değil mi?” Demiş, Adam yine aynı generelikle:
- “Hoca, amenna, anladık, Allah kuluna kafi de... Sen neyinen geçiniyooon?” Diye üstelemiş. Hoca da dayanamamış ve latife babında:
- “Şu kadar hanım, bu kadar hamamın var!..” Gibilerden olmayan şeylerini saymaya başlayınca adam:
- “Hah, demiş şimdi oldu işte canım!..” Deyince, Hoca'nın tepesi atıvermiş:
- “Allah'a itimat etmiyon, hana hamama itimat ediyon sen! Çabuk, imanını tazele hergele!..
Kenefte Sakız Çiğnemek
Hoca'ya birisi gırgır olsun diye:
- “Hoca, demiş, ben kenefte bile sakız çiğnerim! Bunun kitapta yeri var mı? Hoca, bu zevzek zirzobu bozmamak için:
- “Bak oğlum, demiş, bunu bir daha yapma!”
Fakat, zirzop:
- “Anladık Hoca da... Sen bunun yerini kitap da gördün mü görmedin mi? Diye yılışınca, Hoca:
- “Hayır oğlum, demiş, ben görmediğim şeyi gördüm diyemem. Ama seni öyle kenefte sakız çiğneyerek çıkarken görenler, oraya ettiğin şeyi yediğini zannederler!
Adam Olmak
Hocaya bir gün:
-Adam olmanın yolu nedir? Diye sormuşlar.
Hoca şu cevabı vermiş:
-Bilenler söylerken, bilmeyenler can kulağıyla dinlemeli, bilmeyenler söylerken, susturmanın çaresine bakmalı!
Ne Tarafa Döneyim
Nasreddin Hoca Akşehir sokaklarında yürürken bir genç kendisini durdurur ve sorar:
- “Hocam,namaz kılarken kıbleye doğru döneriz. Acaba abdest alırken ne tarafa dönmeliyiz?” Hocamız aslında hazır çeşmeye doğru dön diyecek ama Akşehir gençlerinin kendisine zaman zaman oynadığı oyunları hatırlayarak adama:
- “Ceketin,çorabın,ayakkabın,şapkan kısaca elbiselerin ne tarafta ise o tarafa dön!“
Müjde
Yolda bir tanıdığı Hoca’ya:
-Bir oğlun oldu, müjdemi isterim! demiş. Hoca:
-Allah’a bin şükür ama, demiş, benim oğlum oldu, bundan sana ne?
Adam Olmak
Hoca'ya "Adam olmanın yolu nedir?" diye sormuşlar.
"Bilenler söylerken cân kulağıyla dinlemeli. Kendi söylediği sözü yine kendi kulağı işitmeli." demiş.
Hatim
Nasreddin Hoca ve karısı konuşuyorlardı. Karısı:
- “Benim yüzüme bakarken besmele çekiyorsun.”
- “Ne olmuş yani?”
- “İmam efendi, karısının yüzüne bakarak yasin okuyormuş.” Hoca güldü :
- “Ben o kadını görsem, hatim bile indiririm!..”
Minare Yapımı
Hoca merhum, Akşehir'de dolaşırken yanına daha önce hiç minare görmemiş bir adam yaklaşır.
-Bunları nasıl yapıyorlar, diye sorar. Hoca ciddiyeti bozmadan:
-Bunu anlamayacak ne var? Kuyuların içini dışına çevirirler, olur sana bir minare! demiş.
Secdeye kapanırsa
Bir gün Hoca, yol üstü bir hana inmiş. "Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor be, beşik mi mübarek!" diyecek olmuş ama, hancı baba hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak;
- "Ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hak'ka tespih çekiyor!" demiş. Hoca da:
- "Ya bu tavan böyle tespih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak!"
Çömlek Hesabı
Hoca Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atmaktadır. Oğlu muziplik olsun diye içine bir avuç daha taş koyar. Bir zaman sonra arkadaşları:
-"Bugün Ramazan'ın kaçı acaba? diye sorarlar. 65 tane taş sayan Hoca 45'i der. Hiç Ramazan'ın 45 olur mu?" diye itiraz ederler.
Hoca, biraz şaşkınlık biraz da kızgın bir ifadeyle:
-"Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazan'ın 65'i!"
Marifet
Bir adam, elinde mektup
-"Hocam, şu mektubu bana bir okusana." Hoca Farsça yazıyı iyi bilmediğinden geri verir. Adam şaşırır, Hocanın okuması yok zanneder:
-"Ayıp Hoca, ayıp! Benden utanmıyorsan başındaki koca kavuğundan utan!. Hoca kavuğu çıkartır madem ki iş kavuktadır; Haydi giy de şunu, kendin oku bakalım mektubunu."
Ne Dediysem O
Çok bilmiş komşusu Hocayı sınamaya kalkmış.
- Hoca sen her şeyi bilirsin.
- Söyle bana Dünyanın merkezi neresidir? Hoca, adamın niyetini hemen anlamış:
-Tam bulunduğun yerdir, diye yapıştırmış cevabı.
- "Aman Hoca! Nasıl olur?" demiş adam.Hoca kızar gibi yapmış. Adam! Sordun, söyledik.İnanmazsan alır cetveli ölçersin.
Kibir
-"Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?" Hoca'nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya...
-"Her halde öyle olmalı." der. Çevresindekiler hemen:
-"O zaman göster bakalım kerametini derler." Hoca;
-"Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!.." der. Der ama tabii ne gelen ağaç var ne giden. Hoca kendisi ağacın yanına gider. Halk,
-"Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!" der ve gülerler, Hoca;
-"Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal(kul) yürür" der.
Dünyanın Dengesi
Hoca'ya bir gün: Sabah olunca insanların kimi o yana ,kimide bu yana gider. Sebebi hikmeti ne ola ki?
-Hepsi aynı yöne gidecek olsa, dünyanın dengesi bozulurda ondan.
Bilenler
Hoca kürsüye çıkar çıkmaz: "Ey cemaat ne anlatacağımı biliyor musunuz?" der fakat cemaatin ancak küçük bir kısmı bilmiyoruz der. Hoca:
-"O zaman bilenler bilmeyenlere anlatsın" der ve vaaz etmeden kürsüden hemen iner.
Kürsüde
Hoca bir gün vaaz vermek için kürsüye çıkmış. Fakat olacak bu ya, aklına hiçbir şey gelmemiş. Oturmuş, oturmuş, nihayet
- “Ey cemaat size söylemek için aklıma bir şey gelmiyor desem ne dersiniz?” Oğlu da kürsünün dibinde oturuyormuş. Hemen ayağa kalkıp
- “İlâhi baba, hiçbir şey aklına gelmiyorsa, kürsüden aşağı inmek de mi gelmiyor.”
Allah Taksimi Mi? Kul Taksimi Mi?
Çocuklar, mahallede birbirlerine girmişler. Kavga döğüş, kıyamet!... Ele geçirdikleri bir kucak cevizi bir türlü doğru dürüst bölüştüremiyorlarmış. Kavganın kızıştığı bir sırada Hoca da oradan geçiyormuş. Çocuklar koşarak ona başvurmuşlar:
- Hoca Efendi, ne olur, şunları bize güzelce bölüştürüver!
Çocuklar bir kenara çekilmişler. Hoca geçmiş cevizlerin başına:
- Çocuklar demiş, Allah taksimi mi istersiniz, yoksa kul taksimi mi?
Çocukların hepsi birden:
- Allah taksimi, Allah taksimi!
Diye bağırmışlar. Bunun üzerine Hoca bir avuç ceviz alıp bir çocuğa vermiş. Arkasından iki cevizi bir başkasına, birkaç avucu ötekine, beş altı taneyi berikine... Bazı çocuklara da hiç vermemiş. Çocuklar Hoca’ya itiraza başlamışlar.
- Bu nasıl taksim Hoca Efendi, haksızlık ettin!
Demişler. Hoca da:
- Çocuklar demiş, siz benden Allah taksimi istemediniz mi?... Allah taksimi böyledir. O, dilediğine az, dilediğine çok verir, hiç vermediği de olur, herkes kısmetine boyun eğer!...
Kaz Gibi
Hoca, abdest alırken suyu bitmiş. Bunun için tek ayağını yıkayamamış.
Namaz esnasında tek ayağı üzerinde duruyormuş.
- Hoca, neden tek ayak üzerinde duruyorsun? Diye sormuşlar. Hoca şöyle cevap vermiş:
- Bu ayak abdestli değildir.
Lütfunda hoş, kahrında
Günün birinde uzun bir yolculuktan dönen Hoca, güneş altında koşmaktan yorulur ve dua etmeye başlar.
- 'Aman Allah’ım çok yoruldum, daha fazla yürüyemiyorum. Lütfen bana bir eşek gönder.'
Kısa bir zaman sonra Hoca yanında eşek de taşıyan bir atlı genç görür. Buna çok sevinir.
Atlı yaklaşınca Hoca’yı görür ve ona şöyle der:
- 'Sen tembel adam! Niçin burada oturuyorsun? Bak benim eşek yolculuktan ve sıcaktan bitkinleşti. Buraya gel ve onu bir sonraki şehre kadar taşı!'
Önce Hoca itiraz etmek ister, fakat genç adamın kendisini döveceğini hissedince korkar.
Böylece Hoca eşeği bir sonraki şehre kadar taşımaya razı olur. Yorucu birkaç saatten sonra şehre varırlar.
Genç adam Hoca’yı dışarıda bırakarak hana girer. Bunu gören Hoca yorgunluktan yere yığılır ve şöyle dua eder:
- 'Oh, aman Allah’ım, artık çok şey öğrendim. Bundan sonra dualarımda dikkatli olacağım.'
Yağmurdan Kaçıyormuş!
Bir gün, bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken, Hoca da evinin penceresinde oturarak sokağı seyrediyormuş. Bir ara dostlarından birini, cüppesinin eteklerini beline dolayarak koşa koşa evine giderken görmüş ve pencereyi açarak seslenmiş:
- “İnan olsun ki çok ayıp! Senin gibi aklı başında, olgun bir adam, Allah’ın rahmetinden kaçar mı?...”
İçinden Hoca’ya hak veren adamcağız, bu sefer ağır ağır yürümeye başlamış; fakat tepeden tırnağa ıslanmış olarak evine varınca, Hoca’nın oyununa uğradığını anlamış. Günün birinde Hoca yolda yağmura tutulmuş; koşar adım evine yönelmiş. Birkaç gün önce kendisiyle alay ettiği ahbabının evi önünden geçerken adamcağız “taşı gediğine koymanın tam zamanı” diyerek, evin penceresinden Hoca’ya bağırmış:
- “Hocam, Hocam, Allah’ın rahmetinden niçin kaçıyorsun, ayıp değil mi sana?” Hoca, hiç istifini bozmadan koşmaya devam ederek şu cevabı vermiş:
- “Hay anlayışsız, hay!... Ben rahmetten kaçmıyorum; tam tersine yere düşen rahmetleri çiğnememek için koşuyorum!... “
Büyük Farklılık
Hoca, namaz kıldırıp vaaz vermek ve biraz para elde etmek için üç günlük uzaklıktaki bir köye gitmiş, bir ağanın evine konuk olmuş. Ağa, Hoca’ya bir şey okutmuş, sonra aynı şeyi kendisi okumuş. Hoca’ya bir satır yazı yazdırmış, altına aynı yazıyı kendi de yazmış. Sonra demiş ki:
- “Gördün ya, sen okudun, ben de okudum. Sen yazdın, ben de yazdım. Sana ne hacet, aramızda ne fark var?” Hoca:
- “Dur demiş, aramızda büyük bir fark var”: Ben üç günlük yolu, yarı aç ve yaya geldim, sense burada rahat huzur içinde yan gelip yatıyorsun.
Kıyamet
- Kıyamet ne zaman kopar? Diye Hoca’ya sormuşlar, O'da:
- 2Hangi kıyamet?' demiş.
- 'Kıyamet kaç tanedir?' demişler.
- 'Aslında kıyamet iki tanedir. Kişinin kendi ölümü küçük kıyamet, dünyanın parçalanması ise büyük kıyamettir. Bizim ev için sorarsan karım ölürse küçük kıyamet. Ben ölürsem büyük kıyamet!' diye karşılık vermiş.
Ezan
Nasreddin Hoca bir gün hem ezan okuyor, hem de camiden koşarak çıkıyormuş.
- “Niçin hem ezan okuyor, hem de camiden koşarak çıkıyorsun? Diye birisi bağırmış.
Hoca şöyle inandırıcı bir cevap vermiş.
- “Bakalım sesim nerelere kadar varıyor diye dinlemeye gidiyorum.
Aferin
Hoca kırda dolaşırken bir de li çobana rastlar. Çoban:
- “Sen Hoca mısın?” diye sorar. Hoca:
- “Evet,” der.
- “Sana bir şey sorsam bilir misin?”
- “Bilirim sor!...” der.
- “Bilmezsen sormayayım. Zira kime sorduysam cevap veremedi.”
- “Sor dedik ya...” der.
- “Her ay yeni ay çıkıyor, sonra incelip kayboluyor. Sonra yine yenisi çıkıyor. O eskilerini ne yapıyorlar?” - “Bu kadarcık şeyi bilemedin mi?... Bir kısmını kırpıp kırpıp yıldız yaparlar, gökyüzü onlarla dolu. Bir kısmını da uzatırlar şimşek yaparlar, yağmurlu ve fırtınalı günlerde kılıç gibi uzar, sen bunları hiç görmedin mi?” der.
Çoban biraz düşünür ve daha sonra:
- “Aferin be, der. Gerçekten tam bir Hocaymışsın. Ben de öyle düşünüyordum.”
El Yazısı
Nasreddin Hoca iyi bir eğitim görmüştü. Bölgenin en iyi okullarına gitmişti. Bunu bilen ve okuma yazma bilmeyen bir komşusu bir gün Hoca’ya gelmiş:
- “Hoca” demiş. “Oğlum Konya’da. Ona bir mektup yazar mısın?” Hoca da:
- “Ben Konya’ya gidemem” demiş.
- “Sana, Konya’ya git demedim mektup yazmanı istedim.” Hoca:
- “Benim el yazımı benden başka kimse okuyamayacağında mektubu okumak için kendim gitmeliyim.”
Tok Olmak İçin
Bir köy imamı Nasreddin Hoca’yı misafir olarak kabul eder. Ev sahibi de ona şöyle söyler:
- “Beyim! Beyim! Siz yorgun musunuz, yoksa susuz musunuz? Karnı aç olan Hoca şöyle cevap verir:
- “Buraya gelmeden önce bir su kaynağının önünde uyumuştum da.”
Doksan Dokuz
Bir devirde Nasreddin Hoca büyük bir para sıkıntısına düşmüş. Ne yapsın? Başlamış gece gündüz evinde yüksek sesle dua etmeye:
- “Yarabbim, bana yüz altın ver! Doksan dokuz olursa asla kabul etmem...” Onun durmadan böyle dua ettiğini duyan zengin bir komşusu merak etmiş. Yanına doksan dokuz altın alarak görünmeden Hoca’nın damına çıkmış. Tam Hoca aynı duayı sayıklarken başlamış bacasından teker tekerk altınları atmaya. Hoca, bacasından altın yağmaya başladığını görünce, Allah’ın nihayet duasını kabul ettiğine inanarak koşmuş. Başlamış altınları toplamağa... Bir taraftan da sayarmış. Altınların sayısı doksan dokuz olunca:
- “Buna da şükür Allah’ım! Varsın doksan dokuz olsun! Diyerek altınları cebine indirmiş.” Bacanın tepesinde bu işin sonunu bekleyen zengin komşu hemen telâşlanmış. Yukarıdan seslenmiş:
- “Hoca! Hoca! Hani altınlar doksan dokuz olursa kabul etmeyecektin! Oldu mu ya!” Hoca pişkin bir tavırla şöyle cevap verir:
- “Doksan dokuz altını veren Allah, elbette birini de verir.”
İmtihan
Karısı ve dört çocuğuyla beraber tek göz evde yaşayan bir adamı ziyarete giden Hoca halinden şikayet eden adama, kendisine yardım edeceğini ama öncelikle bir şartı yerine getirmesi gerektiğini söyler. Adam hemen kabul eder ve sarılıp Hoca'nın ellerini öper. Hoca, adama eşeğini, keçisini ve tavuklarını da evin içine almasını ve haftaya kendine gelmesini söyleyince adam önce buna şaşırsa da Hoca'nın bir bildiği vardır deyip çaresiz kabul eder. Ertesi hafta gelen adam bir haftada canıma tak etti Hocam ne yapacağız şimdi der. Hoca, gayet sakin eşeği evden çıkarmasını ve haftaya tekrar gelmesini söyleyip adamı gönderir, diğer hafta keçiyi sonrada tavukları evden çıkarttır. Sonunda adam gelerek:
- "Allah senden razı olsun Hocam sanki dünyaya yeniden doğmuş gibi oldum."
Tanrı Misafiri
Hoca bir gün evinde uğraşırken, gücü kuvveti yerinde fakat utanmadan aylak aylak gezen bir adam, Hoca'nın kapısını çalar ve tanrı misafiri olduğunu söyleyince, Hoca elindeki işini bırakıp benimle gel diyerek adamı Akşehir’in merkezine getirir ve camiyi işaret ederek:
- "Sen yanlış kapıyı çaldın adamım eğer tanrı misafiriysen bak işte tanrının evi orası!"
Hazırlık
Nasreddin Hoca’yı siyah cübbe giymiş halde gören biri sorar:
- “Hayrola Hocam cenaze mi var?” Hoca:
- “Cenaze yok ama ben hazırlıklı olayım dedim.”
Dolana Kadar
Hocaya sormuşlar:
- “Hocam bu insanların doğup ölümü ne zamana kadar böyle sürecek?”
- “Cennet ve cehennem dolana kadar.”
Nefesin Gücü
Keçisi yaralanan adama komşuları yaraya katran sürmesinin iyi geleceğini söylerler fakat katrana para vermek istemeyen uyanık adam bizim Hoca’nın yanına gelerek:
- “Hocam sizin nefesiniz kuvvetlidir. Bir okusanız da şu keçimin yarası iyileşse.” Diye ısrar edince Hoca dayanamaz:
- “Tamam senin istediğin gibi olsun, bir şeyler okuyalım ama çabuk iyileşmesini istiyorsan benim nefesime biraz katran karıştırman lazım!”
Saygı
Bir gün Hoca, eşeğine binerek , arkasına takılan bir kısım insanlarla birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü insanlara dönük olarak eşeğe ters biner, yani semere ters oturur. Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini sorarlar. Hoca şöyle der:
-Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar verdim çünkü saygısızlığı hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş olacaksınız; usulsüzlük saygısızlık olur. Ben önde gitsem, size arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz; hem de karşı karşıya bulunuruz!
Adamına Göre
Hoca arkadaşıyla birlikte yolda yürürken yanına yanaşan iyi giyimli bir dilenci Hoca'dan sadaka ister. Hoca:
- "Alacağın parayla ne yapacaksın?" diye sorunca dilenci:
- "Kendime yeni bir elbise ve ayakkabı alacağım, sonra arkadaşlarıma yemek ısmarlayıp akşama da kahvehaneye gideceğim." der. Hoca cebinden bir altın çıkarıp verir, biraz yürüdükten sonra üstü başı eski bir dilenci daha yanaşır ve para ister. İsteme sebebi olarak da yemek için peynir ve ekmek alacağını söyler. Bu defa Hoca yeni bir elbise, ayakkabı, arkadaşlarıyla beraber yemek yeme ve sonrada kahvehaneye gidip gitmeyeceğini sordu. Dilenci:
- "Ben dindar birisiyim, vaktimin çoğunu ibadetle geçiririm, sorduğunu şeyler için istemediğini söyler. Hoca elini kesesine atıp bir kuruş verir. Durumu merak eden arkadaşına da:
- "İlk dilencinin masraflı alışkanlıkları var rahat bir hayat istiyor, diğeri ise nefsinin isteklerini kırarak yaşayan sade bir insan." şeklinde izah eder.
Fincancının Katırları
Hoca bir gece mezarlıktan geçerken aniden ayağı kayar ve eski bir mezarın içine düşer. O anda aklına geceyi orada bir ölü gibi geçirerek yazıcı melekleri görme fikri gelir. Hemen yatar ve beklemeye başlar. Bir süre sonra mezarlığa yaklaşmakta olan fincancı kervanından yükselen katırların çan sesleri, katırcıların konuşmaları, homurtular derken iyice yaklaşan seslerden korkan Hoca kıyamet vakti geldi sanarak dışarıda ne olduğunu görmek için mezardan dışarı çıkınca bir anda yarı çıplak Hoca'yı gören katırlar ürker. Hortlak görmüş gibi her biri bir tarafa kaçışan katırlar bütün yükleri yerlere yuvarlar, fincanları zayi ederler. Bunun üzerine sinirlenen fincancılar koşup Hoca'yı yakalarlar:
- Be adam gecenin bir vakti ne yapıyorsun burada? derler. Hoca korkudan kekeleyerek
- Be be ben öbür dünyadan geldim. Bir bakayım burada işler nasıl gidiyor. Deyince adamlar Hoca'yı bir güzel pataklarlar. Bin perişan eve dönen Hoca'yı telaşlı karısı karşılar:
- Ee anlat bakalım ne bu halin? Öbür dünya nasıl? Ne var?...Hoca biraz vakurlu biraz üzgün:
- Hiç bir şey. Ta ki fincancı katırlarını ürkütene kadar.
Komşuluk
Ayın Değeri
Nasreddin Hoca bir gün pazarda dolaşırken Adamın Biri yanına yaklaşıp:
- “Hoca efendi bu gün ay kaça geldi?” demiş.
Hoca da adama:
- “Valla bilmiyorum. Bugünlerde hiç ay alıp satmadım.”
Adam Yapmak
Nasreddin Hoca bir gün doğramacı dükkanından geçerken ustanın saklı bir şey inşa ettiğini görür.
- “Be adam, sen ne marifetli bir adammışsın” der. Usta:
- “Öyledir, ben adamdan adam bile yaparım” diye cevap verir. Aradan bir zaman geçer Hoca:
- “Geçen gün bana adamdan adam yaparım demiştin, takımını al da gide lim” diye ısrar eder. Doğramacı keser, testere, burgu alıp gelir. Görür ki adam parça parça olmuş.
- “Bundan adam olmaz” deyince, Hoca da:
- “Nasıl olur ise olsun, bir dolap oğlan çıkmaz mı, yapıver gitsin”
Davetiye
Nasreddin Hoca'nın komşusu evlenirken Hoca'dan davetiye dağıtmasını istemiş.Hoca şehirde kendini beğenmiş olarak ün kazanan bir zenginin davetiyesini vermeye gitmiş.Hoca'yı gören zengin sinirinden :
-Davetiyeleri dağıtmaya iyi bir insan bulamamışlar mı? demiş.
Nasreddin Hoca :
-İyi insanlar da vardı, ama onlar iyi insanların davetiyelerini vermeye gitti, diye cevap vermiş
Benden Yana mısın? Ayıdan Yana mı?
Nasreddin Hoca bir gün yolda yürürken yanına bir adam yaklaşıyor ve şöyle diyor;
- Hocam, şimdi bir ayı gelse ne yaparsın? Nasreddin Hoca hemen yerden iki taş alıyor ve bunlarla kendimi savunurum, diyor. Adam tekrar soruyor;
- Diyelim ki taş yok o zaman ne yapacaksın? Hoca bu sefer;
- Kaçarım, diyor. Adam da;
- Ayı senden hızlı koşar ve seni yakalar, o zaman ne yapacaksın? Hoca;
- Ağaca çıkarım, diyor. Adam tekrar;
- Ayı da ağaca çıkar, o zaman ne yapacaksın? Hoca artık dayanamaz ve şöyle der;
- Bre hain, bre hain sen benden yana mısın yoksa ayıdan yana mısın?
Ben Uyuyorum
Bir gün Nasreddin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış. Gece yarısı arkadaşı sormuş:
- “Hocam, uyudunuz mu?”
- “Buyurun bir şey mi var?”
- “Biraz borç para isteyeyim demiştim.” Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp:
- “Ben uyuyorum!”
Çaresi
Nasreddin Hoca pazara giderken mahalleden şakacı biri yanına gelip:
- “Efendim akşam uyurken fare ağzıma kaçtı.Bunun çaresi nedir?”
- “Çaresi kolay demiş Nasreddin Hoca, acıkmış bir kediyi ağzınıza sokup yutun!”
Kardeşlik
Bir gün Nasreddin Hoca eşeği ile giderken bir komşusuna rastlamış. Adam Hocayla alay edip :
- “Hocam, iki kardeş nereye gidiyorsunuz?” diye sormuş. Nasreddin Hoca:
- “Evet efendim, kardeşiniz ‘canım sıkıldı bir ahbabın evine götürün’ dedi de onu sizin eve götürüyorum. Size rastladık yolumuz kısaldı”
Halep Oradaysa Arşın Burada
Palavracının biri başına topladığı üç beş cahile karşı övünüp duruyormuş :
- İşte ben güçlü ve maharetli bir adamım. Evet ben Halep'te bulunduğum sıralarda altmış arşın uzağa atlamış bir kimseyim!.. Nasreddin Hoca da bu sırada oradan geçiyormuş. Palavracının yanına yaklaşıp :
- Yaa demiş demek sen altmış arşın atlarsın. Haydi atla da görelim. Adam hık mık etmiş. - Ama demiş ben Halep'te atladım. Hoca kızmış : - Canım demiş, Halep oradaysa arşın burada.
Taşradan Haberler
Adamın biri gezdiği yerlerdeki olayları anlatmaktadır; su baskınları, yangınlar, kudurmuş köpekler, cinayetler.... Hoca bir süre dinledikten sonra sözünü keser:
- "Taş üstünde taş kalmazdı dolaşsaydın hala taşrada".
Cimri
Bencil bir adam çaya düşmüş. Başlamış çırpınmaya.Hemen koşup köylüler."Elini ver, elini ver" diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış. Tam göz göre göre boğuluyormuş ki !Hoca seslenmiş:
- “Yahu! o vermeyi bilmez. ‘Elimi al’ diye bağırsanıza”
Tavuklar Arasında Bir Horoz
Hoca’nın ahbapları toplanıp, Hoca’ya bir oyun oynamaya karar vermişler. Her şeyi önceden hazırladıkları gibi yapmak için de anlaşmışlar.
Bu sırada Hoca olacaklardan habersiz bir şekilde dostlarını görünce sevinmiş; “Çok şükür, sohbet edecek birkaç dost var” deyip tesbihini sallaya sallaya yanlarına gitmiş.
Dostları, “Hoca Efendi, Hoca Efendi, temizlik imandan gelir derler. Biz hamama gidiyoruz, sen de gelir misin?” dediklerinde Hoca, “Tabii gelirim, hemen gide lim” deyip onlara katılmış.
Hamamın önüne gelmişler: “İşte, bu civarın en güzel hamamı... Ne dersiniz Hoca Efendi, girelim mi?” diye sormuşlar. Hoca da “Hay hay!” deyip kabul etmiş.
Hamamda güzel güzel yıkandıktan sonra, havadan sudan konuşurlarken biri, “Bir teklifim var. Hepimiz yumurtlayalım. Kim yumurtlayamazsa hamam paralarını o ödesin” demiş.
Biraz sonra hepsi, “Gıt gıt gıdaaak... Gıt gıt gıdaaak...” diye gıdaklamaya başlamışlar. Sonra da daha önce sakladıkları yumurtaları birer birer çıkarıp ortaya koymuşlar. Hoca bir oyuna geldiğini hemen anlamış.
İçinden “şimdi gösteririm ben size” diyerek “Kukurikuuuuuu, kukurikuuu!” diye ötmeye başlamış. Dostları hayretler içinde, “Hoca Efendi, aklını mı oynattın. Neden durmadan ötüp duruyorsun?..” diye sormuşlar. Hoca da:
- “Be yumurtacılar, bu kadar tavuğa bir de horoz lâzım değil mi?” diye cevap vermiş.
Eşeğin Sözü
Adamın biri Hoca'dan eşeğini ister fakat evde olmadığını söylediği sırada ahırdan anırma sesini duyunca:
Aşkolsun Hocam bunca yıllık komşuyuz. Bak işte sesi geliyor. Hoca hemen cevabı yapıştırır:
-"Ne yani şimdi kırk yıllık komşuna değil de kılkuyruk eşeğin sözüne mi inanıyorsun?!" der. Komşu ısrar edince eşeğe fikrini sorup gelir ve:
- “Razı olmadığını ve iyilik etme eloğluna, kemlik bulursun" dediğini bildirir.
Subaşının Eşeği
Eşeği kaybolan Subaşı, ateş püskürmüş: Halk zoraki aramaya başlamış.
-Hocam, böyle türkü söyleyerek ne yapıyorsun diyen komşusuna Hoca:
-Subaşının kaybolan eşeğini arıyorum! demiş. Adam ,
-Peki , böyle türkü söyleyerek eşek mi aranır a Hoca?
Perde
-Hadi bir şeyler çal da dinleyelim diye Hoca'nın eline sazı tuttururlar! Bir elini perdeye basıp diğerini aşağı bir yukarı teller üzerinde rasgele vurunca,
-Aman Hoca demişler, ustalar böyle mi çalar? Perdeler üzerinde usulüyle gezinmek gerek ...
-Onlar perdeyi bulamazlar, aramak için gezinip dururlar. Ben buldum işte. Niçin boşu boşuna gezinip durayım, demiş. Gülmüş.
Leylek
Hocaya yolda buldukları bir leylek getirmişler. Daha önce hiç leylek görmemiş olan Hoca uzun gagası ve bacaklarını çok yadırgamış.Tutup bir güzel kesivermiş onları. Sonra da yüksekçe bir yere koymuş. Karşısına geçmiş. Yaptığı işten memnun, seslenmiş:
- Bak şimdi kuşa benzedin.
Önsezi
Hoca ormana gitmiş.Oturmuş bir dalın üstüne, başlamış kesmeye.Aşağıdan geçen bir yolcu Hoca'ya seslenmiş:
- 'Hocam! İnsan oturduğu dalı keser mi ? Şimdi düşeceksin.' Hoca adama aldırmamış; işine devam etmiş. Az sonra dal kırılmış.Hoca, cumburlop düşmüş. Düştüğü yerden perişan seslenmiş:
- 'Düşeceğimi bildin ne zaman öleceğimi de söyle bari.'
Herkese Kıyamet
Nasreddin Hoca'nın bir danası varmış. Bir grup uyanık bu danayı boğazlatmak için aralarında anlaşırlar. Hoca'nın yanına giderek, "Haberin var mı, yarın değil öbür gün kıyamet kopacak...biz bir araya gelip eğleneceğiz, seni de meclisimize isteriz" derler. Hoca "baş üstüne" deyip cemiyete dahil olur. Adamlar, "Hoca danayı da götürelim" derler. Hoca da kabul eder. Seyir yerine vardıkları zaman Hoca'ya :
-"Nasıl olsa öbür gün kıyamet kopacak, gel bu danayı kesip yiyelim" derler. Hoca da aldanıp kabul edince, dana kesilir. Ateş yakılıp kazan kurulur. Uyanıklar Hocayı ateşin başında bırakıp oyun dalar ve biten odun ihtiyacında oyun bahanesiyle yanıtsız bırakınca Hoca bunların elbiselerini atar kazanın altına odun yerine yakar. Uyanıklar, Hoca'ya çıkışırlar. Hoca'da, "Nasıl olsa öbür gün kıyamet kopacak" diyerek onları teselli eder. İkna edemeyince de kendisine yapılanın iç yüzünü anlar,
- "Maşallah kıyamet yalnız bizim dananın başına mı kopsun, cümle ile beraberiz"
Yoksulun Malı
Hoca'yı bir şölene davet etmişler. Sofraya oturulunca, Hoca ağzındaki sakızı çıkarıp burnunun ucuna yapıştırmış. Bunu görenler: Sakızı koyacak başka yer bulamadın mı?
-Ne olur ne olmaz, yoksulun malı gözünün önünde gerek.
Ye Kürküm
Hoca bir ziyafete katılır fakat kalabalıktan bir türlü kendisiyle ilgilenen olmaz. Gel zaman aynı adam bir başka ziyafette yine hocayı çağırır fakat hoca bu defa kolları ve yakaları süslü kürkünü giymiştir. Daha salona girer girmez ayakta karşılanıp baş köşeye oturtulunca hoca tebessüm eden bir yüzle kürküne bakar ve:
- "Ye kürküm ye" der
Kazan Doğurdu
Hoca komşusundan ödünç aldığı kazanı iade ederken içine bir tencere koyar ve kazan doğurdu diyerek verir. Halinden memnun komşu ikinci kez kazanı aldığında aradan uzun zaman geçmesine rağmen gelmeyince evine gittiği hocadan "senin kazan öldü cevabını alınca":
-Olur mu hocam hiç kazan ölür mü? der, Hoca'da
-"Doğurduğuna inandın da öldüğüne niye inanmazsın be adam!
Kilim
Hoca, bir köye konuk olmuş. Birkaç gün sonra Hoca’nın heybesi kaybolmuş. Köy ağalarına, “bana bakın” demiş, “heybemi bulursanız bulun, yoksa ben yapacağımı bilirim.” Ağaları bir telaştır almış, köylüleri sıkıştırmışlar, nihayet heybe bulunmuş.
Ağalardan biri merak edip “Hocam” demiş, “heybe bulunmasaydı ne yapacaktın bize?”
Hoca cevap vermiş:
- Size yapacağım bir şey yoktu. Evde eski bir kilim vardı, onu bozup heybe yapacaktım.
Alışkanlık
Bir gün Hoca’nın komşularından birisi Hoca’ya neden daima soruyu zıt bir soruyla cevapladığını sorar. Hoca da,
-“Af edersiniz bu benim alışkanlığımdır da!”
Mazeret
Komşunun biri Hoca’dan ip ister. Hoca içeri girip çıkar,
- “İpe un serilmiş”, der.
Komşu hayretle başını sallar:
- “Öyle mi Hoca! Nasıl olur da ipe un serilir?”
Hoca buna karşılık şöyle cevap verir:
- “Ben onu ödünç vermek istemedikçe her şey mümkün!”
Kendim Sandım
Hoca, bir gün, bir münasebetle birisiyle konuşur, uzun müddet dertleşir. Adamcağız giderken “bağışla” der, “tanıyamadım, kimdin sen?” Adam, “tanımıyordun da” der; “bunca vakittir ne diye uzun uzun konuştun benimle?” Hoca der ki:
- “Baktım, kavuğun kavuğuma benziyor, kaftanın kaftanıma, seni kendim sandım.”
Yalnız Ağzını Açtı
Geveze bir adam bir defasında bir toplantıda konuştuğunda, Hoca sık sık esner. Toplantıya katılanların hepsi de evlerine dönerler. Geveze adam Hoca’ya: “Hoca! Hoca! Siz ağzınızı hiç açmadınız” der. Hoca da hemen şöyle cevap verir:
- “Ne yapmalıydım yani? Ağzımı öyle açtım ki, az kalsın ağzım parçalanacaktı.”
Bu Keçi Mi Yoksa Fil Miydi?
Hoca’nın pek güzel, haşarı bir kuzusu varmış. Komşusu, ikide birde “Hoca” dermiş, “ne olur, şu kuzuyu kes de bize bir ziyafet çek” Hoca “o benim eğlencem” der, ama bir türlü dediğini yapmazmış. Adam, Hoca’ya muziplik olsun diye bir gün kuzuyu keser. Hoca’yı da davet edip bir ziyafet çeker, sonradan da işi anlatır. Hoca, bu duruma çok üzülür. Komşusunun bir tiftik keçisi varmış. O da onu tutup keser ve afiyetle yer. Komşusu, keçisinin kaybolduğuna yanar yakılır, her mecliste, “tüyü şöyle uzundu, boyu böyle güzeldi” diye devamlı keçisinden bahsetmeye başlar. Bir yıl geçer, her sohbette keçi bahsi bir türlü tükenmez. Nihayet bir gün her şeyden bezmiş olan Hoca, dayanamaz ve oğluna şöyle der:
- “Del i gönül diyor ki, çıkar şu keçinin postunu ortaya da keçi miydi, fil miydi, görsün herkes!”
Gecelik Kavuğu
Hoca, bir akrabasına gece yatısına gitmiş. Nihayet yatma vakti gelince, kendisine ayrılan odaya girip soyunmuş. Sıra gecelik kavuğu giymeğe gelmiş. Hoca, kavuğu başına geçirir geçirmez boğulacak gibi olmuş. Kavuk, adamakıllı bol ve uzun olduğundan Hoca’nın boynuna geçivermiş. Ne yaptıysa kavuğu başına uyduramayan Hoca, mendilini çıkarıp kavuğu ortasından sıkıca bağlamış ve başında durabilecek bir duruma getirmiş. Sabahleyin ev sahibi kavuğu görünce:
- “Hocam, kavuğu boğmuşsun!..” demiş. Hoca da:
- “Birader, ben onu boğmasaydım, o beni boğacaktı!...”
Hoca ve Çaylak
Hoca bir gün ciğer almış, evine gidiyordu. Bir çaylak geldi, elinden ciğeri kapıp gitti. Başka bir gün Hoca sokakta giderken elinde ciğer bulunan bir adama rastladı, hemen davrandı ve adamın elinden ciğeri kaptı, yüksek bir taşın üstüne çıkıp oturdu. Adamcağız sordu:
- “Bre Hoca nedir bu yaptığın?” Hoca şu cevabı verdi:
- “Kendimi denemek için ben çaylak oldum!”
Kafasını Unutmasın
Akşehir’in zenginlerinden birinin köşküne ziyarete gelen Hoca’yı kapıda karşılayan hizmetçi efendisinin evde olmadığı konusunda diretince Hoca:
- “Efendine söyle bir daha evden çıkarken ikinci kattaki pencerenin kenarında kafasını unutmasın!”
Yemek
Benim ne yediğimi niçin sormazsınız
Nasrettin Hoca, bir köyde vaaz veriyormuş. Laf arasında Hazreti İsa’nın göğün dördüncü
katında olduğunu söylemiş... Vaazdan sonra, bir kadın Hoca'ya yanaşmış :
- “Hazreti İsa, orada ne yer, ne içer?” demiş.
Hoca’nın tepesi atmış :
- “Ey hatun, köyünüze geleli şunca zaman oldu, benim ne yiyip, içtiğimi sormazsın da, Allah’ın peygamberini sorarsın!
Şair Hoca
Bir gece Hoca, birdenbire uyanır; mışıl mışıl uyuyan karısını dürter :
-Kalk, çabuk şu mumu yak, aklıma bir şiir geldi, hemen yazıvereyim!
Deyince, karısı kalkıp mumu yakar, diviti ve kağıdı Hoca'nın önüne koyar.Hoca, çabuk çabuk bir şeyler yazdıktan sonra yatmak üzereyken karısı merakla sorar :
-Efendi, şu yazdığını oku bakalım bana!
Hoca nazlanmadan yazdığı şiiri okur :
-'Yeşil yaprak arasında kara tavuk kızıl burnu'
Farz
Nasreddin Hoca'nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir. Üçü de birbirinden obur şeylermiş. Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırırlarmış. Bu sırada odaya Hoca'nın oğlu girmiş. Mollalar Hoca'yı memnun etmek için:
- Aman ne güzel çocuk...Adı ne bunun?” diye sormuşlar.
Hoca:
- “Adı Farzdır,” demiş. Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar:
- “Bu ne biçim isim Hoca Efendi? demişler. Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık.” Hoca hemen taşı gediğine koymuş:
- “Ya, sünnet diyeyim de onu da mı yiyin? “
Allah Biliyor
Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış. Ev sahibinin gözü yerinden oynamış :
- “Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanin içini sıyırır” Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve :
- “Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor”
Balık Başı
Hoca yolculuk sırasında mola verip bir hana girer, bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler isterler. Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyler ve bunu paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine Hoca
- “Ben balığın sadece başını yiyecem” der. Hancı bunun nedenini sorar, Hoca’da:
- “Balık başı zekayı arttırır,balık başı yiyen insan akıllı olur” der. Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve Hocaya:
- “Balık başını niye sen yiyeceksin, ben yemek istiyorum” der. Hoca da itiraz etmez ve balığın koca gövdesini Hoca yer ve bir güzel karnını doyurur, diğer yolcu ise sadece balığın başını yer ve sonra Hocaya seslenir:
- “Sen koca gövdeyi yedin karnını doyurdun ben sadece kafayı yedim aç kaldım” der Hoca da bunun üzerine:
- “Bak nasıl da hemen akıllandın”
Ateş Düşünce
Hoca'ya misafir olan arkadaşı acele edip mantıyı hemen ağzına atınca boğazı yanmış. Boğazının yandığını belli etmemek için başını tavana doğru dikmiş ve sormuş :
-Hocam bu tavanı ne zaman yaptınız. Hoca hemen :
-Boğazına ateş düştüğü zaman..
Baklava
Hoca akşamleyin eve doğru yürürken, baklava seven bir köylüyle karşılaşır.
-Hocam, biraz önce bir adam büyük bir tepsi baklava götürüyordu...
-Bana ne!
-Fakat adam tepsiyi sizin eve götürüyordu.
-O zaman sana ne!
Yemek
Bir gün Hoca köyde gidiyormuş. Birkaç yaramaz çocuk onu taşlamaya başlamışlar. Nasreddin Hoca onlara bağırmış:
- Şayet beni taşlamaya son verirseniz, size ilginç bir haber vereceğim.
Yaramazlar bunu kabul ederler.
- Peki, bize ne haberi vereceksin?
- Muhtar bedava yemek veriyor. Orada istediğiniz kadar pasta börek yiyebilirsiniz.
Çocuklar mümkün olduğu kadar çabuk muhtarın evine koşmuşlar. Bizim Hoca bu parlak fikrine bir kez daha sevinmiş ve kendi kendine:
- 'Ben de oraya gideyim, belki doğru olabilir', demiş.
Davetsiz Misafir
Hoca, günlerden bir gün evine dönerken büyük bir konağa bir sürü insanın girip çıktığını görmüş.
Konaktan çıkanlardan birine yaklaşıp içerde neler olduğunu sorunca, adam: “düğün var” demiş.
Düğün lafını duyan Hoca’nın gözünde kızarmış tavuklar, hindiler, tepsi tepsi pilavlar canlanmaya başlamış. Hemen oradan boş bir kâğıt bulup bir zarfa koymuş, sonra da doğru konağa gitmiş. Uşaklardan birine: “Efendini göreceğim, çok saygı değer birinden mektup getiriyorum...” demiş.
Uşak hemen Hoca’nın önüne düşmüş, onu efendisinin huzuruna çıkarmış. Hoca “Şenliğiniz mübarek olsun. Zamansız geldiğim için bağışlayın” deyip, mektubu vermiş. Ve hemen ilk davette sofraya çökmüş, derhal iştah ile atıştırmaya başlamış. Düğün sahibi Hoca’nın getirdiği zarfı bir zaman elinde evirip çevirdikten sonra, “Efendi, bir yanlışlık olmasın. Bu zarfın üzeri yazılı değil” diye sormuş.
Hoca da başını sofradan dahi kaldırmadan cevap vermiş:
- “Kusura bakmayın efendi hazretleri, biraz aceleye geldi. Esasında onun içi de yazılı değildir!”
Soğuk Hoşaf
Nasreddin Hoca bir gün arkadaşını ziyaret etmek için yola çıkıyor. Hava öyle sıcak ki, Hoca’nın dili damağına yapışmış bir halde terliyor.
Hoca köye vardığında, arkadaşı şöyle söylüyor: “Ah Hoca, ne oldu böyle? Sen ne kadar da yorgun görünüyorsun. Gel, eve gide lim ve buz gibi bir soğuk hoşaf içelim. Sen onu içersen, dinlenirsin.” Arkadaşı Hoca’yı eve getirmiş. Kaynatılmış erik hoşafını kurulan sofraya koymuş. Hoca’ya da küçük bir kaşık vermiş! “Beraberce hoşafı içelim” diyerek kendisi de büyük bir kaşık almış. Daha sonra soğuk hoşafı içmeye başlarlar. Hoca şöyle söylenir: “Ne kadar da lezzetli. Fakat hoşaf bu küçük kaşıkla içilmiyor.” Ev sahibi de yanan göğsünü serinletmeye çalışır. Arkadaşı hoşafı içtikçe, bir eliyle de midesini tutar. “Ahh, çok yorulmuşum, hoşafı içersem, tekrar hayatıma kavuşurum.” Der.
Adam içini çektiğinde, Hoca kendi kendine şöyle söylenir: “devamlı içini çeken ve ölmek isteyen ne utanmaz bir adammış bu?”
Bunun üzerine sabrı tükenen Hoca şöyle söyler:
“Hey, arkadaş! Devamlı ölmeye ne var? Büyük kaşığı bana ver ki, ben de kendimi öldürebileyim.”
Aklımda Olacağına Midemde Olsun
Bayram gecesi Hoca’nın karısı tatlı pişirmiş. Karı koca, konuşa gülüşe yemişler, birazı da artmış, bunu da sabaha yeriz deyip kalkmışlar. Uykuları gelince de yatmışlar. Yatmışlar amma Hoca’yı bir türlü uyku tutmamış. Nihayet karısını dürtmüş:
- “Hanım kalk, kalk aklıma pek önemli bir şey geldi, durma, kalk.” Karısı telaşla kalkıp:
- “Ne var, hayrola” deyince
- “Şu artan tatlıyı getir”. Karısı, tabağı getirince
- “Çök yanıma” demiş. Oturup tabağı bir güzel temizlemişler. Sonra
- “Şimdi yatalım, uyuyalım. Hiç olmazsa tatlı karnımızda olsun.”
Büyük Yangın
Hoca’nın karnı pek açıkmış. Sofradaki çorbaya kaşığını daldırıp hemen ağzına almış, yutmuş. Fakat çorba çok sıcakmış. Ağzı, boğazı müthiş bir surette yanan Hoca, hemen sokağa fırlamış, bağırıp kaçmaya başlamış.
- 'Savulun dostlar, karnımda yangın var.'
Üzerine
Hoca, arkadaşlarıyla şirin bir köye gezmeğe gitmiş. Akşama kadar yiyip içerek eğlenmişler. Burasını pek beğenen arkadaşları, her biri bir yemeği üzerine almak şartıyla birkaç gün daha kalmağa karar vermişler. Kafileden birisi:
- “Böreği benim üzerime!” demiş. Ötekisi:
- “Eti benim üzerime!”
- “Meyvesi benim üzerime!” demiş.
Herkes üzerine bir yemek alırken Nasreddin Hoca:
- “Arkadaşlar, bu ziyafetler aylarca bile sürse buradan ve aranızdan ayrılırsam Allah’ın lâneti de benim üzerime!...”
Ekmek ve Kar
Kahvede bir masa sohbetinde yeni yemekler bulma fikri ortaya atıldı. Hoca bunu sonuna kadar dikkatlice dinledi ve gayri ihtiyari:
- “Ben de bir defa kar ile ekmek yemeğini hazırlamıştım, ama o benim bile hoşuma gitmedi”, demiş.
Bayram Günü
Hoca bir gün yabancı bir memlekete gitmiş. Bakmış ki, bu şehrin bütün halkı yiyip içmekte, eğlenmekte... Hocayı da davet ederek bir şeyler ikram etmişler. Hoca doyduktan sonra şöyle söylemiş:
- “Tuhaf şey! Bu ne ucuz şehir böyle?” demiş. Bu sözü duyan adamın birisi:
- “Efendi, sen de li misin? Bugün bayramdır. Herkes evinden pişmiş bir şeyler getirir, biz de burada yer, içer, eğleniriz” demiş. Hoca bunun üzerine:
- “Keşke her gün bayram olsaydı, herkes mutlu olurdu” demiş.
Hoca'nın Tehdidi
Hoca büyük bir açlık hissetmeye başladığı anda uzak bir köye gelir. Oraya vardıktan sonra bütün çiftçileri muhtarın yanına çağırttırır ve kızgınlıkla şöyle der:
- “Ben köyünüzde kaldığım müddetçe bana yeterince yemek vereceksiniz. Aksi halde gittiğim son köyde beni aç bıraktıklarında onlara yaptığımın aynısını size de yaparım.”
Onu büyük bir büyücü sandıklarından önce korkarlar. Bundan dolayı da istediği kadar ona yemek verirler. Birkaç gün sonra tekrar yola koyulmak istediğinde köydeki meraklının biri sorar:
-“Eğer size yiyecek bir şey vermeseydik ne yapardınız?” Hoca o zaman gülerek cevap verir. -“O zaman aç olarak yoluma devam ederdim. Son gittiğim köyde de aynı şeyi yapmıştım.”
Hoca'nın Şansı
Günün birinde Hoca ve komşuları yiyecekler üzerine konuşmaya dalmışlardı. Hoca bu konuşmayı sevmiş ve konuştukça da konuşmaya devam etmişti. Bazen konuşur, bazen de dinlerdi. Oradakilerden biri Hoca’ya:
- “Hocam şu anda neye sahip olmak istersin?” diye sordu. Bunun üzerine Hoca düşünmeden:
- “Helvam olsun isterim. Uzun zamandan beri helva yemeye fırsatım olmadı” diye cevap verdi. Bunun üzerine komşusu:
- “Hocam bu niye böyle?” diye sordu. Hoca da:
- “Evet, unumuz olduğunda şekerimiz yoktur. Şu anda biraz şekerimiz var, fakat yağımız yok. Yağı bulduğumuzda da, un bulamayız. Bu yüzden helva yemedim” diye devam etti.
- “Çok doğru Hocam! Hepsinin tam olarak bulunduğu bir anınız olmadı mı?” diye arkadaşları sordu. Bunun üzerine Hoca:
- “Ha, o zaman da ben evde değildim” diye cevap verdi.
Hepsinin Tadı Aynı
Hoca, eşeğine iki küfe üzüm yüklemiş, evine götürüyormuş. Şehre girince çocuklar başına üşüşüp “Hoca Hoca” demişler, “bize birer salkım üzüm ver”. Hoca, çocukların çokluğunu görünce her birine üçer beşer üzüm vermiş. “Hoca” demişler “bu kadar az verilir mi?” Hoca demiş ki:
- “Çocuklar, küfelerdeki bütün üzümlerine tadı da bir tanesinin tadı da aynı. Az yemekle çok yemek arasında bir fark yok ki.”
Boş Mideyle Uyku
Hoca bir gün misafirliğe gitmiş. Ev sahipleri de yemek yemişler. Hoca’yı da yemek yedi sanmışlar ve yemek getirmemişler. O da sıkılmış, bir şey söyleyememiş. Konuşulmuş, görüşülmüş, şerbetler içilmiş, Hoca’yı öbür odaya götürüp yatağını göstermişler. “Allah rahatlık versin” deyip gitmişler. Hoca, aç karnına bir türlü uyuyamamış. Sağa dönmüş, sola dönmüş, ama yine de uyuyamamış. Kalkıp ev sahiplerinin odasına gitmiş, kapıyı çalmış. “Hayrola Hocam ne var” demişler. Hoca demiş ki:
- “Efendim, yumuşak bir yatak yapmışsınız, rahatım kaçtı, uyuyamadım. Bilirsiniz, biz fukaralıktan yetişmiş adamlarız. Siz bana bir kül pidesi verin de yarısını yatak, yarısını yorgan yapayım, mışıl mışıl uyuyayım.”
Suyunun Suyu
Günün birinde komşu köyden Ahmet adında biri elinde hediye bir tavukla çıkagelir ve o akşam Hocanın evinde misafir olur. Bir hafta sonra Ahmet'in arkadaşı olduğunu söyleyen bir başka kişi yine gelir ve Hoca onu da evinde bir gece en güzel şekilde ağırlar. Bir zaman sonra Ahmet'in arkadaşının arkadaşı olduğunu söyleyen biri daha gelir, Hoca onu da sofraya oturtur ve önüne bir kase sıcak su koyar. Bu işe şaşan adama Hoca tebessümle:
- "Bu Ahmet'in tavuğunun suyunun suyu" der.
Mum Ateşi
Koyu bir sohbet sırasında Hoca soğuk kıştan hiç rahatsız olmadığını hatta geceleri evde ısınmak için ateş bile yakmadığını söyler. Fakat kimse buna inanmaz. En sonunda iddiaya tutuşurlar. Şayet Hoca ateş olmadan köyün meydanında sabaha kadar beklerse ona yemek ısmarlayacaklar, yok eğer bekleyemezse Hoca hepsine evinde bir akşam yemeğe davet edecektir. Hoca sabaha kadar meydanda bekler, sabah olunca iddiayı kazandığından bahisle yemeği isteyince birisi itiraz eder:
- "Olmaz Hoca efendi ben gördüm, 300 metre ilerideki evde bir mum yanmaktaydı. Bu nedenle bahsi kaybettin. Hoca ne kadar direndiyse de adamlarla başa çıkamaz ve mecburen bir akşam yemeğe Hocanın evine cümbür cemaat doluşurlar. Hoca ise yemeği hazırlamak için mutfağa geçer fakat onca zaman geçmesine rağmen bir türlü yemeğin gelmediğini gören davetliler sonunda mutfağa gelince bir de ne görsünler. Hoca tavandan astığı kocaman bir kazanın altına koymuş bir mum ve kaynamasını beklemiyor mu! Hep bir ağızdan:
- "İlahi Hocam! Hiç koca kazanla yemek mum ateşiyle kaynar mı?" derler. Hoca hemen taşı gediğine koyar:
- "300 metreden bir adamı ısıtan mum alevi 3 santimden bir kazanı neden ısıtmasın!?"
Tilki
Günün birinde Hoca komşu köyle gitmiş. Köye geldiğinde büyük bir heyecan varmış. Köylüler ona bir tilkinin birçok tavuğu, kazı, ördeği ve hindiyi yediğini anlatmışlar. Köylüler tilkiyi yakalamış, intikam almak için de hayvanı basit bir şekilde değil, aksine işkence yaparak öldürmek istemişler. Hoca’ya sormuşlar:
- Hoca, bize öğüt verir misin? Hoca cevap vermiş:
- Evet, tabii arkadaşlar. Siz her şeyi bana bırakın. Köylülerde Hoca’ya güvenmişler. Hoca paltosunu ve kavuğunu çıkarıp her ikisini de tilkiye giydirmiş. Daha sonra tilkiyi salıvermiş. Köylüler Hoca’ya sormuşlar:
- Neden böyle yaptın? Hoca cevap vermiş:
- Korkmayın, ahali! Tilkiyi gören herkes onu imam zannedecek. Böylece o birkaç gün aç kalacak.
İleri Dönük
Komşu kasabaya hamama giden Hoca'yı tanımayan hamamcı Hoca'nın sade kıyafetine bakıp pek itibar etmez. Eski bir havluyla pörsümüş bir sabun verir fakat Hoca çıkışta giyimine göre hiç beklenmeyecek şekilde hamamcıya ve çalışanlarının her birinin eline birer altın sayınca hepsi şaşırır. Ertesi hafta yine gelen Hoca'ya pek itibar ederler, en güzel havlulardan ve parfümlü sabunlardan verirler. Bir güzel yıkarlar, keselerler, masaj yaparlar fakat Hoca çıkışta geçen hafta aldıkları gibi altın geleceği için avucu kaşınarak bekleyen sadece hamamcıya değeri düşük bir bakır para vererek:
- "Geçen hafta verdiğim altınlar bu haftaki ücrettir, bu bakır para ise geçen haftanın." der.
Kendince
Bulgur
Rüzgarlı bir günde eşeğiyle giden Hoca aynı zamanda bulgur pilavı da yemeye çalışmaktadır ama kaşığı ağzına götürene kadar rüzgardan hepsi savruluyormuş. Hoca’yı görenler ne yiyorsun diye sormuşlar. Hoca’da gülerek:
- “Eğer böyle giderse hiçbir şey.”
Ölü
Hoca Yolculuğu sırasında tenha bir yer olan mezarlıkta elbiselerini yıkar kuruması için astığı bir sırada kuvvetli bir rüzgar esip giysilerini alıp götürmüş. Hoca da giysilerinin ardınca koşarken birkaç yolcuya rastlamış. Yolcular, böyle çıplak halde mezarlıkta ne aradığını sormuşlar. Hoca da “Görmez misiniz, çıplak bir ölüyüm, su dökmeye çıktım, şimdi yine kabrime gidiyorum” demiş.
Haddini Bil
Hoca tarlada çalışırken yorulunca ceviz ağacının gölgesine oturur ve kendi kendine:
-"Şu işe bak kocaman kabaklar yerdeki ufacık sapa bağlı, küçücük cevizler koca ağaçta asılı.." daha Hoca bunları düşünürken ağaçtan kafasına bir ceviz düşünce hemen:
-"Ey büyük Allah'ım bu kulunu affet, senin işinin hikmetinden sual olunmaz ya şu ağaçta kabak gibi cevizler yetişseydi halim nice olurdu."
Dert Çekme
Hoca Nasreddin çift sürerken boyunduruğun kayışı kopar. Hoca derhal başından sarığını çıkarıp kayışı yerine bağlar. Kısa bir zaman sonra tülbent de dayanamayıp kopar. Hoca tülbende hitap ederek:
-"Sen de gör, zavallı kayış ne bela çekermiş" der.
Bu Nasıl Ülke
Nasreddin Hoca, bir kış günü köye gitmek için yola çıkar. Her taraf buz tutmuştur. Birden çevresini köpekler sarar. Taş almak için eğilir. Ama hangi taşa el atsıysa bir türlü yerinden kıpırdatamaz. Köpeklere bakarak elini açar:
-"Ey Allah'ım bu nasıl ülke? Taşları bağlayıp köpekleri salmışlar."
Bulmak Zevki
Hoca yine bir gün merkebini kaybetmiş, çarşıda bağıra bağıra:
- Benim merkebimi kim bulursa, yularıyla, semeriyle müjde olarak ona vereceğim, diyerek herkese bildirmiş. Birisi:
- “Hoca, merkebi semeriyle, yularıyla bulana tekrar verdikten sonra, ha kaybetmişsin, ha kaybetmemişsin bir şey fark eder mi? Bundan sen ne kazanmış olacaksın!”
Diye sormuş, Hoca gülerek:
- “İyi amma, ya bulmak zevkini o kadar önemsiz mi zannediyorsun”
Uykusu Kaçmış Da!
Bir yaz gecesi Hoca’nın uykusu kaçmış. Uykusuzluktan ve can sıkıntısından evde duramayınca kendini sokağa atmış. Yolda, nöbetçi subaşıya rastlamış. Subaşı:
- “Hoca, böyle gece yarısı burada ne arıyorsun?...” diye sorunca Hoca, esneyerek cevap vermiş:
- “Hiç, uykum kaçtı da onu arıyorum.”
Eski Zamandan
Hoca yer altında bir ahır yapmak hevesine kapılmış. Toprağı kaza kaza her şeyden habersiz bir halde komşunun ahırına geçmiş. Bir sürü öküz görünce koşa koşa karısının yanına gitmiş.
- “Hanım, hanım!” diye bağırmış. “Müjdemi isterim! Eski zamandan kalma bir ahır ve birçok öküz buldum”.
Korkunç Hata
Hocanın uykusu kaçmıştı ve pencereden dışarıyı seyrediyordu. Bir anda ilerideki ağaçların arasında hayalete benzer iki şeyi havada dans eder gibi gördü. Hemen okunu hazırlayıp pencereyi açarak fırlattı. İsabet ettirmişti. Fakat bir anda sevinmesi yerini şaşkınlığa döndü çünkü hayalet sandığı görüntü karısının gündüz yıkayıp kuruması için astığı kendi entarileriydi. Hoca "ne korkunç bir hata" diye söylendi. Çok şükür Allah'ım ya içinde bende olsaydım.
Hesaba Ekle
Komşu köyde birinden alacağı olan Hoca ne kadar bastırdıysa da bir türlü parasını alamaz. Tekrar evinin yolunu tutan Hoca oldukça yorulmuş bir o kadar da acıkmıştır. Az sonra bir fırının önüne yaklaşan Hoca yeni pişmiş ekmeklerin kokusunu da duyunca açlığı ikiye katlanmış. Ama işe bak ki kesede tek kuruş yok ekmek almaya. Derken fırına girmiş bir bakmış etrafta kimsecikler yok. Utanarak bir ekmeği aldığı gibi oradan sıvışmış. İleride çökmüş bir ağacın altına ve başlamış yalvarmaya: Ey büyük Allah'ım senin merhametin sonsuzdur, ne kadar aç olduğumu sen daha iyi biliyorsun hata ettim bir günaha girdim, affet beni... Fırıncıya olan borcumu da alacaklı olduğum adamın hesabına ekle.
Böyle Olmalı
Hoca kıyı boyunca uzun bir yolculuk yapmaktadır. Fakat gel gör ki bu sıcak havada suyu da bitince susuzluktan dudakları bile kurumuştur. Ne kadar kendini sıksa da susuzluğa dayanamaz ve biraz olsun belki susuzluğumu dindirir diye deniz suyundan içmeye karar verir. Ama nerede! Susuzluğunu dindirmesi bir yana Hoca tuzlu suyu içince içi bir kat daha yanar. Yola bir miktar devam edince bir tatlı su birikintisine rast gelir ve kana kana içer. Sonrada kavuğunu çıkararak içine su doldurur ve kendinden emin adımlarla denizin kıyısına gelir ve kavuğundakini denize doğru savurarak:
- “Bırak kabarmayı, dalgalanıp köpürmeyi su dediğin böyle olur.”
Hak etmiş
Hoca su içmek için bir çeşmenin başına gelir fakat bakar ki çeşmenin ağzı bir ağaç parçasının ucuna bez sarılarak kapatılmış. Ayağını çeşmenin duvara yaslayıp şöyle bir asılınca tıkacın yerinden çıkmasıyla birlikte çeşmeden fışkıran su Hoca'yı baştan aşağı ıslatır. Homurdanarak yerinden kalkan Hoca:
- Belli ki hak etmişsin de ağzını böyle ot tıkamışlar.
Kalıp
Hoca özel bir iş için şehre iner. Fakat ne kadar uğraştıysa da bir türlü istediği sonucu elde edemez. Bir arkadaşının tavsiyesizle 40 gün boyunca şehrin en büyük camiinde her vakit dua eder fakat sonunda yine bir şey çıkmaz. Ertesi gün sabah namazına yakındaki küçük bir camiye gider ve çaresizlik içerisinde yana yakıla ihlasla Allah'a yalvarır. Hoca'nın duası kabul olur ve öğlene kalmaz hemen işini istediği gibi halleder. Sonra büyük camiye giderek bağırmaya başlar:
- “Kalıbından utan, küçücük caminin yaptığını 40 günde yapamadın.”
Ayın yeri
Hoca bir gece kuyudan su çekmeye gider fakat bir de ne görsün. Ay kuyuya düşmüş. Bir koşu eve gider ve çengeli alır. Sallar kuyuya fakat ne kadar uğraştıysa da bir türlü çıkaramaz. Bir ara çengel kuyunun dibinde bir taşa takılınca Hoca gayretle asılır, ıkınır, sıkılır... Tam o sırada çengel sıyrılır ve Hoca sırt üstü yere serilir. Bir bakar ki ay gök yüzünde:
- “Eh kolay olmadı ama sonunda yerine koyduk.”
Birlikte Gelin
Hoca kilerden bir şeyler almak için içeri girer fakat içerisi karanlık olduğundan bir anda içi patates dolu bir eleğin kafasına düşmesiyle kendini yerde bulur. Biraz sonra kedini toparlar ve ayağa kalkar. Bir kaç adım atmıştı ki ayağı eleğe geçince tekrar yere düşer. Başından sonra sırtını da inciten Hoca birazda sinirle eleğe bir tekme savurur. Elek duvardan seker ve Hoca'nın alnını çizer. Hoca sonunda dayanamaz ve duvarda asılı yatağan kılıcına sarılarak:
- “Hadi bakalım elekler! Şimdi hanginiz gelse umurumda değil.”
Karısı
Yenisi
Günün birinde Hoca'nın karısı ölür. Fakat Hoca'da ciddi bir üzüntü belirmez. Bir müddet sonra eşeğide ölünce hoca yas tutmaya başlar. Bu işe şaşıran komşuları sorar:
- "Bu nasıl iş Hocam karın öldüğüne bu kadar üzülmedin, eşeğin öldü bir haftadır ağzını bıçak açmıyor?"
- "Karım öldüğünde hepiniz, üzülme daha genç ve güzel yeni bir hatun buluruz diye beni teselli ettiniz fakat hiç kimse yeni bir eşek alalım demiyor."
Daha ne kadar gideceğiz?
Hoca ile hanımı dört günlük yola daha yeni çıkmışlar. Hoca yola çıkar çıkmaz hanımına:
- "Daha ne kadar gideceğiz hatun?" diye sormuş. Hanımı hocanın sorusunu şu şekilde cevaplandırmış:
- "Bugün ile yarın gidersek daha iki günlük yolumuz kalır." Bunun üzerine hoca:
- "Desene hatun, yolu yarıladık."
Bizim Çocuklar
Nasreddin Hoca’nın karısı ölür. Ölen karısından beş
çocuğu olan Hoca, beş çocuğu olan bir dul kadınla
evlenir. Hoca’nın yeni eşinden de iki çocuğu olur. Bir
gün karısı feryadı basar:
- “Hoca Hoca yetiş! Senin çocuklarla benim çocuklar bir olmuş, bizim çocukları dövüyorlar.”
Öldü
Hoca Konya’dayken biri gelip:
-Karın öldü! demiş.
Hoca:
-Nasıl olsa boşayacaktım, ölsün! diye cevap vermiş
Anahtar
Hoca bir gün anahtarını kaybetmiş. Bahçede döne döne anahtarını arıyormuş. Hanımı sormuş:
- "Hocam, anahtarı nerede düşürdün?",
- "be kadın," demiş Hoca, "nerede düşürdüğümü bilsem, hiç arar mıyım?"
Ciğer
Nasreddin Hoca evine sık, sık ciğer getirdiği halde bir türlü onları yemek kendisine nasip olmaz. Her seferinde hanımı :
- Kahrolası kedi ciğeri yedi, hınzır hayvan ciğeri yemiş, canı çıkasıca sarman kedi ciğeri aşırmış, diye bahaneler uyduruyormuş. Bir gün dayanamamış Hoca. Hemen bir kenarda duran baltayı kapıp, mutfak dolabına yerleştirmiş. Hanımı:
- “Ne yapıyorsun Hoca demiş, baltanın dolapta işi ne?” Hoca cevap vermiş:
- “Hanım hanım, sen bizim kediyi hâlâ tanıyamamışsın. Üç akçelik ciğere tenezzül eden hayvan kırk akçelik baltayı bırakır mı sanıyorsun?.”
Biraz Daha Gideyim mi?
Bir gece yatakta karısı Hoca’ya “Efendi biraz ileri gider misin?” der. Hoca üstünü başını toplar, giyinir ve yola düşer. Epey bir yol aldıktan sonra sabahleyin bir tanıdığına rastlar. Adam:
- “Yahu Hocam böyle sabah sabah nereye gidiyorsun?” der. Hoca da şöyle seslenir adama:
- “Vallahi bilmiyorum, yalnız sen bizim eve git, hanıma sor bakalım; daha gideyim mi, gitmeyeyim mi?”
Görürsem Söylerim
Bir arkadaşı Nasreddin Hoca’ya gelmiş.
- Bana bak Hoca, kulağını bükmesi benden... Şu karına bir şey söyle, sabahtan aksama kadar ev ev dolaşıyor, konu komşu bırakmıyor... Söyle de azıcık evinde
otursun. Hoca:
- “Peki, görürsem söylerim...”
Evlilik Hazırlığı
Hoca habire döşeme tahtalarını söküp tavana, tavan tahtalarını da söküp döşemeye çakıyor. Bunu gören komşular merâkla olayın nedenini sormuşlar.
- “Yakında evleneceğim, demiş Hoca, İnsan evlenince evin altı üstüne gelir derler ya, bende bari şu tamirle iki masrafı bir edeyim dedim!”
Aklı
Nasreddin Hoca'ya bir gün:
- “Karın aklını kaybetti..” demişler. Hoca düşünmeye başlamış.
- “Ne düşünüyorsun hocam?” diye sormuşlar.
- “Bizim karının aklı zaten yoktu ki, kaybetsin. Acaba başka bir şey mi kaybetti diye düşünüyorum”
Nasıl
Hoca bir gün karısının bilgisi denemek amacıyla sorar.
- “Karıcığım, ölü bir adamın, ölmüş olduğunu nasıl anlarsın?” Karısı şu cevabı vermiş:
- “Kendisine sorarım.“
Kaybettin
Nasreddin Hoca, bir gün eşeğiyle odun getirir. Karısına:
- “Hatun, eşek çok yoruldu, onu bir yemleyiver,” diye seslenir. Karısı da:
- “Efendi, benim isim var, sen yemleyiver,” der.
Hoca sıcaktan iyice bunalmış vaziyette kendini minderin üzerine atar.
- Olmaz! Hiç halim yok, veremem, sen ver der.
Eşeğin yemini sen vereceksin ben vereceğim derken iş kızışır. Kim önce konuşursa eşeğe o yem vermek üzere bahse tutuşurlar. Az sonra kadın, el işini alarak komşuya gider. Aradan biraz zaman geçer. Eve bir hırsız girer. Hoca’yı görünce kaçacak olur. Ama Hoca'dan hiç ses ve tepki gelmediğini anlayınca kaçmaktan vazgeçer. Ortalıkta ne var ne yoksa koca bir çuvala doldurur. Hoca’nın gözleri önünde çuvalı yüklenerek evden çıkar. Karısı epey zaman sonra eve girip evin halini görür. Eşyaların yerinde yeller esmektedir. Telaşla:
- “Bu ne hal? Efendi! diye çığlık atar.”
Hoca yattığı yerden doğrularak:
- “Haydi bakalım Hatun, bahsi kaybettin. Eşeğin yemini sen vereceksin.”
Sen düştün
Nasreddin Hocanın bir gün karısı ölmüş. Bir ay sonra dul bir kadınla evlenmiş. Evlendiği kadın Hocaya sürekli eski kocasını anlatıyormuş. Yine bir gün yatakta kocasını anlatıyordu. İşte benim eski kocam şöyle yapardı, böyle yapardı... Hoca sinirlenmiş ve kadına bir tekme atmış ve kadın yere düşmüş. Kadın sormuş aman hoca niye attın beni. Hocanın da cevabı hazır:- “Eee yatakta bi sen yatıyorsun bi ben bide eski kocan üçümüz sığamadık sende düştün”
Evlilik
Hocaya evlilik ne demektir diye sormuşlar Hocada:
-Gündüzleri çifte hırlama, geceleri çifte horlama
Gezgin
Arkadaşları Hoca'ya, takılırlar:
-"Hoca, sizin hanım akşama kadar kapı kapı dolaşıyor."
-"Olur mu canım dediğiniz kadar dolaşsaydı bize de bir ara uğrardı!"
Ocak
Hoca, bir gün evde ocak yakmağa kalkmış. Üfler, üfler, bir türlü yakamazmış. Ne yaptıysa kâr etmemiş. Buna fena halde kızan Hoca, yukarı çıkıp karısının hotozunu aldığı gibi ocak başına inmiş. Hoca, hotozu kendi başına takarak başlamış yine ocağı üflemeğe. Bu sefer odunlar, bir iki üfleyişte parlayıverince Hoca, söylenmeğe başlamış:
- Meğer ocak da bizim hatundan korkarmış; hotozu görür görmez imana geldi!...
Kimi Kimden Sorarsınız?
Hoca’nın karısı ölür. Cenazesinin evden çıkarılacağı sırada imam, usule uyarak cemaate hitaben sorar:
- Merhumeyi nasıl bilirsiniz?
Herkes beraberce:
- 'İyi biliriz!... ' der denmez koşa koşa imamın yanına gelen Hoca:
- “Aman, aman! Sen onu benden sor; kimi kimden soruyorsun!”
Kim Tuhaf?
Hoca, bir gün yolda giderken, birisi ona gülünç bir soru sormuş:
- “Hoca, senden önce ve senden sonra evlenenleri tuhaf bulmuyor musun?”
- “Her ikisini de tuhaf buluyorum”, demiş Hoca.
- “Neden böyle”, diye bir daha sormuş arkadaşı.
- “Neden mi? Benden önce evlenenlere, bana hiç öğüt vermedikleri için kızıyorum. Benden sora evlenenler de, onlara hiç öğüt vermediğim için, bana kızıyorlar.”
Dişi Mi Yoksa Erkek Miydi?
Biri Hoca’ya sormuş:
- “Gagasında zeytin dalı ile Nuh Peygamber’e geri gelen güvercin dişi miydi yoksa erkek miydi?”
- “Tabii ki, erkekti, şayet dişi olsaydı, o kadar süre ağzını kapalı tutamaz ve zeytin dalını getiremezdi.”
Fark Var
Bir gün Hoca’ya sormuşlar:
- “Hocam, bir adam karısını öperse orucu bozulur mu?”
Hoca şu cevabı vermiş:
- Yeni evlenmişlerse bozulur, amma ikinci senede bilmem. Üçüncü senede ha bir tahtayı öpmüş, ha karısını, o zaman orucu bozulmaz.
Hangisi
Hoca’nın bir zamanlar iki karısı vardı. Bunlardan biri yaşlı diğeri genç ve güzeldi. Bunlar bir gün Hoca’ya beklenmeyen bir soru sorarlar:
- “Akşehir gölünde kayığımız devrilse hangimizi kurtarırsın?”
Hoca cevap vermeden kurtulamayacağını anlayınca, yaşlı karısına döner ve şöyle der:
- “Hanım sen biraz yüzme biliyordun galiba?”
Kapalı Kapının Ardından
Hoca’nın karısı geceleri komşu komşu gezermiş. Buna pek canı sıkılan Hoca, bir gece, karısı yine evde yokken kapıyı arkasından sürgülediği gibi yatağına yatmış. Kadıncağız, geç vakit eve döndüğü zaman çalmış çalmış açtıramamış kapıyı. Hoca’nın kızdığını anlayarak, yalvarıp yakarmaya başlamış:
- Vallâhi, billâhi, bir daha seni yalnız bırakıp bir yere gitmeyeceğim canım kocacığım! Aç kapıyı; bu saatte ben nereye gideyim?.. Kadın, bakmış olacak gibi değil, bağıra, bağıra: - Bari, demiş, kendimi şu kuyuya atayım da kurtulayım!. Ve eline geçirdiği büyük bir taşı, kapı önündeki kuyuya atarak bir kenara çekilmiş.
Hoca, bir süre yine aldırmamış, sonra hiddeti geçerek: “Şu hatunu kuyudan kurtarayım!” deyip kapıyı açmış. Fakat tam o sırada kadın, evden içeri girivermiş; kapıyı kapadığı gibi Hoca’yı sokakta bırakıp bağırmaya başlamış:
- Yeter artık senden çektiğim, bana rahat yüzü göstermedin; her gece arkadaş dedin, sohbet dedin gezip tozdun. Alacağın olsun senin!...
Hoca, karısının feryadı üzerine sokaklara dökülen komşulara dönmüş:
- Dostlar demiş, görenler ve bilenler Allah için söylesin!
Yaşı Hakkında Mı?
Bir komşu Hoca’ya koşa koşa gelmiş:
- Aman Hoca! Bizim evde karılarımız kavga ediyorlar, çabuk gel, demiş.
Hoca hiç aldırış etmeden şöyle sormuş:
- “Yaş hakkında mı, yoksa görünüş hakkında mı?”
- “Hayır, başka bir şey hakkında, diye cevaplandırmış komşu!”
- “Öyle ise evine git ve merak etme şimdiye kadar çoktan barışmışlardır.”
Mum Işığı
Karısı doğururken kadın kimse bulamayınca mumu Hocaya tutturmuşlar. Bir çocuk dünyaya gelmiş, arkadan bir tanesi daha başını gösterince Hoca hemen püf demiş, mumu söndürmüş. Ebe kadın,
“Aman Hoca ne yaptın?”
“Ne yapayım”, demiş Hoca,
- “Mumun ışığını gören dışarıya fırlayacak!”
Bana göstermede
Düğünden sonra Hoca ilk defa gelini görecektir. Yüzündeki yaşmağı kaldırınca birde ne görsün sanki dünyanın en çirkin kadını karşısında duruyor! Hoca olduğu yerde donakalmış. Bu sırada yeni gelin mahcup bir şekilde mahrem olmayan akrabalarını öğrenmek için sorar:
- "Emrindeyim Hocam. Kimlere yüzümü gösterebilirim?" diye sorunca Hoca:
- "Bana göstermede kime istersen gösterebilirsin."
Sorumluluk
Hoca'nın yanına telaşla gelen bir komşusu:
- "Yetiş Hocam evin yanıyor!" Hoca gayet sakin:
- Biz evlenirken hanımla yaptığımız anlaşmaya göre ben çalışıp kendimizi geçindirdiğim sürece evle ilgili her türlü sorumluluk ona aittir. Şimdi sakin ol ve karımı bulup bunları ona anlat.
Mavi Boncuk
Nasreddin Hocanın iki tane hanımı varmış. Bunlara değişik zamanlarda birer mavi boncuk vererek kesinlikle diğer eşine veya başka bir kimseye göstermemesini tembih etmiş. Bir gün hanımlar Hoca'nın yanına gelerek sormuş:
- "Hocam hangimizi daha çok seviyorsun?" Hoca hemen işi bağlamış.
- Sadece mavi boncuk verdiğimi daha çok seviyorum.
Kaybolan Akıl
Hoca’ya, “senin karın aklını kaybetti” demişler. Düşünceye dalmış. “Ne düşünüyorsun” demişler. Hoca hemen, “bizim karının zaten aklı yoktu, acaba nesi kayboldu diye onu düşünüyorum” demiş.
Onunla Yaşamak İstemiyorum
Hoca boşanmak istiyormuş, bundan dolayı mahkemeye gitmiş.
Kadı birkaç bilgi edinmek istemiş ve Hoca’ya karısının adını sormuş:
- “Bilmiyorum” demiş Hoca
- “Kaç yıldır evlisiniz?”
- “Kırk yıldır.”
- “Kırk yıldır evlisiniz de nasıl olur da hanımınızın ismini bilmezsiniz?”
- “Ne yapayım; onunla geçinmek istemedikten sonra ismini öğrenmeme ne gerek var”
Evde
Düğüm atmayı ihmal etme
Her baba gibi Nasreddin Hoca da kızının iyi yetişmesi için elinden gelen herşeyi yapmış. Hoca, kızına iğneye ip takmasına gelinceye kadar bütün bildiklerini öğretmenin sevincini yaşamaktaymış. Nihayet hocanın kızı gelin olmuş. Ata bindirilip baba evinden ayrılıp dünya evi, diye tavsif edilen yeni bir hayatın başlayacağı eve doğru bir hayli mesâfe almış. Bu sırada Nasreddin Hoca, koşa koşa gelin olan kızının arkasından gelip çok önemli bir şey unutmuşçasına kızının kulağına gizlice şöyle demiş:
- "Kızım, aman dikkat et! Sakın ola iğneye ip taktıktan sonra düğüm atmayı ihmal etme. Sonra dikiş tutturamazsın."
Pamuk
Nasreddin Hoca karin ne olduğunu bilmiyormuş. Bir gün sabah kalkmış ki her taraf kar. Tabi karın ne olduğunu bilmiyor pamuk zannetmiş. Hemen karısının başına gitmiş:
- “Karı karı kalk! Her taraf pamuk dolu. Yatağı yorganı getir de dolduralım.
ertesi gün olmuş Hoca:
-Karı karı kalk! Her gün çocuklar çişini kaçırdığı yatağa bugünde yastık yorgan kaçırdı demiş.
Gürültü
Hocanın kızı müthiş bir gümbürtü duyup seslenir:
- Baba, bu ses nedir ?
- Hiç kızım hiç, kavuk merdivenden yuvarlandı da.
- A! baba, kavuktan bu kadar çok ses çıkar mı?
- Çıkar kızım çıkar. İçinde ben olursam çıkar.
Kurban
Hoca, bir sabah fırtına sesi ile uyanmış.Pencereden dışarı bakmış, ne görsün ?! Kuruması için ipe astıkları gömlek düşmüyor mu?! Başlamış bağırmaya:
-"Hatun kalk kurban kesmemiz lazım." Sabahın körü neye uğradığını şaşıran kadın telaşla sormuş:
- Kurban nereden çıktı efendi.
- Gömleğim, gömleğim ipten düştü.
- Gömlek düştü diye kurban kesildiği nerede görülmüş?!
- Deme öyle hatun, ya içinde ben olsaydım !! (Az sadaka çok belayı def eder)
Hoca'nın Evi Yanıyor
Bir gün aniden Hoca’nın evi yanmaya başlar. Herkes neyi taşıyabildiyse yanan evden kurtarmaya çalışır. Bu sırada Hoca gülerek evine gelir. Bunu gören komşulardan biri daha fazla dayanamayarak şöyle sorar:
- “Hoca, senin evin yanıyor, sen de hiçbir şey olmamış gibi gülerek duruyorsun.” Fakat Hoca:
- “Tabii gülerim. Nihayet kendimi bu viran kulübeden kurtardım” der.
İnşallah
Hoca akşamdan ertesi günün planını yapıyordu.
- "Eğer yarın hava güzel olursa ormana ağaca giderim, iyi olmazsa hamama." Karısı Hoca'yı uyarır:
- "İnşallah de Hocam." Hoca:
- Hanım ne var bunda yarın hava ya iyi olur ya kötü ne var bunda.
Ertesi gün olur ve güneşi gören Hoca ormanın yolunu tutar. Köyden epeyce uzaklaşmıştır ki askeri bir birlikle karşılaşır. Askerler Hoca'ya Sivrihisar'ı tarif etmesini isterler fakat askerle uğraşmak istemeyen Hoca bilmiyorum deyince komutan kızar. Kavuğundan utan bir de yalan söylüyorsun! Çabuk düş önümüze ve en kısa yoldan bizi Sivrihisar'a götür.! Hoca askerlerle birlikte onca yolu teper ve Sivrihisar’a ulaşıp serbest kalınca tekrar evinin yoluna koyulur. Ancak gece yarısından sonra eve varabilen Hoca ayaklarına karasular inmiş, yarı ölü vaziyette kapının önüne yığılır. Kapının tokmağını güçlükle çalar. Karısı içerden "kim o ?" diye seslenince, Hoca:
- İnşallah benim karıcığım.
Gözlük
Hoca yatağından aniden doğrulur ve:
- "Kalk hatun, hemen gözlüklerimi ver." diyerek karısını kaldırır. Gözlükleri uzatan karısı buna anlam veremez ve:
- "Ne yapacaksın gözlükleri Hocam?" diye sorar. Hoca:
- “Sorma hanım bir güzel rüyadaydım ama bazı yerlerini gözlüğüm olmadan tam seçemedim.”
Kedi Nerede
Hoca oğluyla eve üç kilo et gönderir ve anana söyle akşama bunu yemek yapsın diye tembihler. Akşam eve gelir ve yemeği isteyince hanımı öğlen gelen misafirlere eti yedirdiğinden kedi yedi diye bir yalan uydurur. Hoca bu işe bozulur. Tutar kediyi kantara çeker bakar aşağı yukarı üç kilo gelir. Sonra karısına çıkışarak:
- "Eğer elimdeki etse, kedi nerede!?"
Kaynana
Hoca'nın karısı bir kurnazlık düşünmektedir. Derken akşam eve aç dönene Hoca'nın önüne ateşten yeni indirdiği çorbayı koyar. Unutarak dolu kaşığı ağzına götüren kadının ağzı sıcak çorbadan yanınca bir anda gözlerinde ateş fışkırır ve ağlamaya başlar. Karısının ağlamasına bir anlam veremeyen hoca ne olduğunu sorunca, karısı:
- "Rahmetli annemi hatırladım, o da pek severdi bu çorbayı." der. Hoca kaynanasına pek sevdiğinden rahmetliyi hayırla anarak çorbaya kaşığı sallar. Hoca'da sıcak çorbadan nasibini alınca onunda gözleri yaşarır. Karısı neden ağladığını sorar, Hoca'da:
- "Bir anda rahmetli kayınvalidemin yerinde senin olabileceğin aklıma geldi de."
Aksi
Hocanın kaynanası ırmakta çamaşır yıkarken kaybolur. Bütün köylü seferber olur dere boyunca cesedini aramaya koyulurlar. Fakat Hoca akıntının tersiden doğru giderek:
- "Sizde onu benim kadar tanısaydınız, hayattayken ne aksi bir kadındı."
İkisinide Kabul
Hoca bir gün kızlarını ziyarete karar verir. Büyük kızının kocası çiftçidir ve tarlaya tohum ektiklerini bir kaç hafta içinde yağmur yağarsa kaldırılan mahsülden kazandıkları parayla kocasının kendisine elbise alacağını söyler. Küçük kızının kocası kerğiç ustasıdır ve bir çok kerpiç yaptıklarını ve bunları kurumaları için güneşe bıraktıklarını eğer bir kaç haftada yağmur yağmazsa kerpiçleri satarak kazanacakları para ile kocasının kendisine yeni bir elbise alacağını söyler. Hoca söylene söylene evinin yolunu tutar:
- "Birisi güneş istiyor, diğeri yağmur ama sonuçta Allah ikisine de istediğini verir.
Sonuç
Evlerinin önündeki gürültüye uyanan Hoca ne olduğunu anlamak için bir yorgana sarılarak dışarı çıkar. İki adamı birbirine kapışmış görünce, ayırmak için giden Hocanın sırtındaki yorganı bir anda birisi sıyırıp alır ve adamların ikisi birden kaçarlar. Duruma şaşıran Hoca eve girer. Karısı:
- "Nedir adamların dertleri gece yarısı bağrışıyorlar?" der. Hoca:
- "Bizim yorganmış. Bak yorgan gitti kavga bitti.
Karanlık
Hava kararınca karısı Hoca'dan:
- "Efendi, sol tarafında fener olacaktı ver de yakayım." der. Hoca:
- "Karanlıkta ben nerden bileyim sol tarafım neresi!"
Gençlik
Gençlik, ihtiyarlık
Nasreddin Hoca'nın da bulunduğu bir mecliste gençlikten ve ihtiyarlıktan bahsediliyormuş.
Herkes de insanın genç iken kuvvetli olduğunu, fakat ihtiyarladıkça bu kuvvetini kaybettiğini söylerler.
Yalnız hoca bunu kabul etmez:
- “Hayır, hiç de doğru değil, der. Bir insan gençliğinde ne kadar kuvvetli ise ihtiyarlığında da o derece kuvvetlidir.” Hemen itiraz ederler. Ama Hoca bunu kabul etmez:
- “Tecrübemle biliyorum, ısrar etmeyin!” der,
- “Bu tecrübe nedir?”, diye merakla sorarlar.
Bunun üzerine hoca şu cevabı verir:
- “Bizim evin bahçesinde bir büyük taş vardır. Çok eski zamandan beri orada durur. Gençken kaç sefer denedim, ama yinede yerinden kımıldatamadım. Demek oluyor ki insan gençliğinde ne derece kuvvetli ise, yaşı ilerleyip ihtiyarladıktan sonra da bu kuvvet değişmiyor.”
Kaybolan Ayaklar
Çocuklar bir gün dere kenarında oynuyormuş.Nasreddin Hoca’yı gören çocuklar, ‘hadi Hoca’ya şaka yapalım’ demişler.Çocuklar ayaklarını birbirine dolaştırıp:
- Hocam ayaklarımız karıştı, bulamıyoruz, demişler.Hoca şöyle bir bakmış eline bir sopa
almış.Çocukların ayaklarına ufaktan dokunmaya başlamış.Çocuklar hemen ayaklarını çekmişler. Hoca:
- Gördünüz mü? Nasıl da buldunuz ayaklarınızı, demiş.
Çocukluğa Özlem
Günün birinde Hoca evine gidiyormuş. Yolda birkaç çocuğa rastlamış. Dinlenmek ve çocukları seyretmek için bir taşın üzerine oturmuş. Aniden bir çocuk Hoca’nın kavuğunu kapmış ve onu diğer çocuklara atmış. Hoca, kavuğunu geri almak için, öfkeyle fırlayıp çocukların arkasından koşmuş. Hoca, çocukların arkasından koşamayacak kadar yorulmuş ve kavuksuz olarak eve dönmüş. Karısı onu görünce çok şaşırmış ve sormuş:
- Bey, kavuğun nerede? - Ah! Kavuk çocukluğunu özlemiş, şimdi komşu çocukları ile yolda oynuyor.
Kasatura
Hoca henüz talebe iken bir kasatura taşıdığını gören subaşı durdurunca. Efendim ben öğrenciyim bunu kitaplardaki yanlışları kazımak için kullanıyorum der. İyi ama der subaşı bu fazla büyük değil mi? Hocada :
-"Bazen yanlışlar o kadar büyük oluyor ki bu bile yetmiyor efendim?" der.
Eşeğe Ters Binme
Günün birinde Nasreddin Hoca, Sivrihisar’a gitmeye karar vermiş ve eşeğine binmiş. Fakat binerken hata yapmış ve eşeğin üzerine ters olarak oturmuş. Babası kızmış ama o kendini şöyle savunmuş:
- “Tek suçlu ben miyim? Neden eşeğe bağırmıyorsun? Eğer o ters dursaydı, ben de doğru binecektim.”
Kapı
Bir gün annesi ona:
- “Yavrum, dereye çamaşır yıkamaya gidiyorum. Ben gelinceye kadar sakın kapıdan ayrılma” der.
Biraz sonra amcası gelir.
- “Git annene haber ver! Akşama size geleceğiz.”
Küçük Nasreddin, amcası gider gitmez hemen evin kapısını çıkarıp sırtına yükler ve derenin yolunu tutar. Annesi, oğlunu sırtında kapı ile görünce büyük bir şaşkınlık içinde şöyle sorar:
- “Oğlum bu kapı ne?” Nasreddin,
- “Sen bana kapıdan ayrılma dememiş miydin? İşte bende kapıdan ayrılmadım” der.
Minare
Küçük Nasreddin ve ailesi şiddetli bir depremden dolayı, Sivrihisar köyünü terk etmek zorunda kalmış. İlk olarak vardıkları yerde bir cami görmüş. Hoca, bir adamın minareden bağırdığını görünce şaşırmış.
Nasreddin Hoca daha fazla dayanamamış ve:
- “Hey sen! Yardım için bağırdığını biliyorum. Fakat bunu, bu dalsız yüksek ağaca tırmanmadan evvel düşünmeliydin” diye bağırmış.
Güneş Mi Yoksa Ay Mı?
Günün birinde öğretmen sınıfta Nasreddin’e sormuş:
-“Anlat bana bakalım, güneş mi yoksa ay mı bizim için daha önemlidir?”
- “Tabii ki ay, zira güneş gündüz parlar. Fakat ay buna karşılık gece parıldar ve bize yolumuzu gösterir”.
Öğretmen bu cevaba gülmesine rağmen, uzun uzun düşünmüş.
- “Hayatını kolaylaştıran kişiler şansı hiç düşünmezler. Fakat kendilerinin korktuğu gece olunca, şansın ne olduğunun farkına varırlar ve karanlığı yok eden ayı görmeyi ümit ederler”.
Öğretmen bunun arkasından tekrar sormuş:
- “Pekala, eski ayları daha sonra ne yaparlar?” Nasreddin şüphe etmeksizin cevap vermiş:
- “Ha... Onu da kırpar kırpar yıldız yaparlar”.
Ayakkabılar Yol İçindir
Bir gün çocuklar, yüksek bir ağacın dibinde tartışmaya başlamışlar; “bu ağaca kimse çıkamaz” demişler. Hoca da ileriden görünmüş. Hoca’yı görür görmez, “bahse girişelim de çıkınca pabuçlarını çalalım” demişler ve koşup Hoca’ya, “bu ağaca kimse çıkamaz” demişler. “Sen ne dersin Hoca?” diye sormuşlar. Hoca, “ben çıkarım” demiş. “Peki” demişler, “yiğitsen çık da görelim”. Hoca pabuçlarını çıkarıp koynuna koymuş, ağaca tırmanmaya başlamış.
- “Hoca, pabuçlarını ne diye koynuna koydun?”
- “Ne olur, ne olmaz belki ağaçtan öteye bir yol görünür”.
Terzi
Annesi küçük Nasreddin’i terziye çırak olarak verir. Aradan iki yıl geçmiştir. Bir gün annesi oğlundan bir şeyler dikmesini isteyince, Nasreddin:
Anneciğim şimdiye kadar işin yarısını öğrendim, bu ise dikilmiş şeyleri sökmektir. Ömrüm yeterse terzi amca elbise dikmeyi de öğretecek.
Kazma Kılıfı
Çocuklar bir tek çizme bulup Hoca'ya getirmişler:
- Bu nedir? Diye sormuşlar.
- Bilmeyecek ne var? Demiş, Hoca; kazma kılıfı!
İktisat
Tedbir
Adamın biri Hoca’dan bir hafta sonra kesinlikle vereceği sözüyle bir miktar borç ister. Hoca parasını geri alacağından ümitsiz nasıl olduysa parayı istemeyerek vermiş bulundu. Bir hafta sonra adam sözünde durunca Hoca bu işe çok şaşırdı.Bir zaman sonra aynı adam:
- “Hocam bak geçen sefer tam zamanında borcumu ödemiştim bana tekrar borç verir misin?” Hoca:
-“ Kusura bakma arkadaş geçen sefer beni çok şaşırttın. Tekrar eski fikrime dönmek istemem.”
Herkesi Memnun Edemezsin
Hoca komşu köye gitmek için yola çıkar. Yolda bunları gören bir köyün de lisi gülerek:
- “Hocam eşeğin boşta ama siz yürüyorsunuz.” Deyince Hoca hemen oğlunu eşeğe bindirmiş giderken yolda karşılaştıkları bir ihtiyar:
- “Ayıp kardeşim, ihtiyar babasını yürütüyor kendi eşeğe binmiş.” Diye Hoca’nın oğlunu yadırgar.
Bunun üzerine Hoca eşeğe kendi biner. Biraz sonra bir grup kadın karşılarına çıkar:
- “İnsaf et Hocam el kadar çocuğu yürütüyorsun kendin eşeğe biniyorsun.” Derler. Hoca tutar oğlunun elinden ve arkasına oturur ve beraber yola devam ederken katırcı ile karşılaşırlar katırcı:
- “Yazık Hocam zavallı bir eşeğe bu sıcakta iki kişi binilir mi hiç?” Sonunda Hoca dayanamaz hayatta bir kişinin herkesi memnun etmesi mümkün değildir der ve oğluyla birlikte eşeği sırtlanıp giderler.
İleri Dönük
Komşu kasabaya hamama giden Hoca'yı tanımayan hamamcı Hoca'nın sade kıyafetine bakıp pek itibar etmez. Eski bir havluyla pörsümüş bir sabun verir fakat Hoca çıkışta giyimine göre hiç beklenmeyecek şekilde hamamcıya ve çalışanlarının her birinin eline birer altın sayınca hepsi şaşırır. Ertesi hafta yine gelen Hoca'ya pek itibar ederler, en güzel havlulardan ve parfümlü sabunlardan verirler. Bir güzel yıkarlar, keselerler, masaj yaparlar fakat Hoca çıkışta geçen hafta aldıkları gibi altın geleceği için avucu kaşınarak bekleyen sadece hamamcıya değeri düşük bir bakır para vererek:
- "Geçen hafta verdiğim altınlar bu haftaki ücrettir, bu bakır para ise geçen haftanın." der.
Turşucu
Nasreddin Hoca turşuculuk yapıyormuş.
- “Haydi turşucu geldi, turşucuuuu...” diye bağırdığında eşeği anırıyormuş. Durum bir kaç defa tekrarlanınca Hoca, Karakaçan’ın kulağına eğilmiş:
- “Yeter be! Turşuyu sen mi satıyorsun yoksa ben mi?!”
İnek
Hoca dişten tırnaktan arttırıp kara gün için biraz para biriktirmiş. Parayı bir keseye doldurup ağzını sıkıca bağlamış. Önce bahçesinin bir köşesine gömmüş. Ama içi rahat etmemiş, hırsız gömdüğü yeri bulacak endişesine kapılmış ve keseyi oradan alıp başka yere gömmüş...
Orayı da beğenmemiş bu kez başka yere gömmüş. Derken bahçede neredeyse kazmadığı yer kalmamış. Nereye gömse gönlü bir türlü rahat etmiyor, “burasını da hırsız bulur” diyormuş.
Öyle şaşkın şaşkın elinde para kesesi bahçenin ortasında düşünüp dururken gözüne köşedeki tümsek ilişmiş. “Tamam, demiş, tam yerini buldum.”
Para kesesini uzun bir sırığın ucuna iliştirip o tümseğe çakmış. Kendi kendine, “hırsız kuş değil ya, sığırın tepesindeki para kesesini alsın,” diyerek evine gitmiş.
Hoca bütün bunları yaparken, meğer adamın biri kendisini gözetliyormuş. Hoca eve girer girmez adam bahçeye atlamış. Sırığı çıkarıp ucundaki para kesesini aldıktan sonra da tepesine biraz sığır pisliği sürerek eski yerine çakmış ve çekip gitmiş.
Gel zaman, git zaman Hoca’ya para gerekmiş. Bahçeye gelip bakmış ki sırığın ucundaki para kesesi yerine sığır pisliği var.
Başını iki yana sallayarak kendi kendine söylenmiş:
- “Allah Allah, ben buraya adam çıkmaz diyordum, nasıl oldu da inek çıkabildi?”
Alış - Veriş
Nasreddin Hoca bir gün heybe almak için pazara gider. Güzel bir heybe görüp pazarcı ile pazarlık yapar ve 1 akçeye anlaşırlar. Tam oradan ayrılacaktır ki daha güzel bir heybe dikkatini çeker:
- Kaç akçe şu heybe muhterem?
- 2 akçe hocam.
- Aldım gitti, diyen hoca elindekini bırakır ve onu alıp tam gidecekken pazarcı seslenir:
- Hocam. Bu heybe 2 akçe. Sen 1 akçe verdin.
Hoca sinirlenir:
- Bre cahil adam! Sana önce 1 akçe verdim. Sonra da 1 akçelik heybe bıraktım! İkisi eder 2 akçe. Daha benden neyin parasını istersin!
Yelpaze
Nasreddin Hoca, geçim sıkıntısından tavuk tüyünden yelpaze yapıp satmaya başlamış.Müşteriler yelpazeyi kullanıp denemiş, tüyler hemen dağılmaya başlamış.
- “Bu nasıl yelpaze, sallar sallamaz tüyleri dökülmeye başladı,” demiş müşteriler. Hoca :
- “Kullanmasını bilmek lazım, yelpazeyi sıkı tutarak, başınızı iki tarafa sallarsanız olur”
Vade
Hoca'dan, vade ile para istemektedir. Hoca duraklar: "Benden sana bol bol vade, parayı da başkasından iste!".
Peşin Para
Hoca bir komşusundan ödünç para almıştı. Borcunu vaktinde ödeyemedi. Alacaklı bir gün kapısını vurdu:
- Kusura bakma Hoca Efendi, alacağımı istemeye geldim. Hoca’nın o anda kesesinde bir akçesi bile yoktu. Komşusuna:
-Bak şu bahçenin kenarındaki çalıları görüyor musun? Buradan geçen koyunların yünleri bu çalılara takılacak. Bu yünleri toplayacağım. Eğirtip iplik yaptıracağım. İpliği satıp sana borcumu ödeyeceğim.
Hoca’nın yine şakalaştığını sanan komşusu gülmeye başladı.
- “Alem adamsın Hoca!” der. Alacaklının güldüğünü görünce Hoca da:
- “Peşin parayı görünce nasıl da gülersin değil mi!”
Kırk Yıllık
Hoca'dan sirke isteyen komşusuna benim sirke kırk yıllıktır bunun için veremem deyince adam:
-"Olsun Hocam ne eksilir biraz versen?" der ama Hoca yaman bir defa sirke vermeyecek ya:
-"Hiç olurmu efendi her gelene biraz versen kırk yıl sirke elde kalır mı?"
Katır
Nasreddin Hoca bir gün pazara gider, bir at almak ister. Bir katır getirirler, bunu al, derler. Hoca da bu katırdır, bilirim, dediği halde ısrar ederler. Hoca çaresiz kalıp katırı alır. Üzengi vurup üzerine bineyim derken, katır bir çifte atar. Hoca da:
- "Bilirim sen benim bildiğim eski katırsın, beni bana komadılar" der.
Ticaret
Hoca 10 akçeye aldığı 10 odunu, 9 akçeye satıyormuş
-"Hocam bu ne iştir hiç böyle ticaret olur mu?" demişler. Hocada
-"Önemli olan işi nasıl yaptığın değil, insanların seni iş yaparken görmesidir."
Karşılık
Yedi kör, nehirden karşıya geçirmesi için Hoca'yla adam başı iki akçeye anlaşırlar. Akıntının arttığı bir yerde ikisi suda kaybolunca körler hocaya çıkışır. Hoca da:
-"Ne bağırıyorsunuz dört akçe eksik verirsiniz".
Cimri
Cimrinin biri çaya düşmüş. "Elini ver, elini ver" diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış.Tam boğuluyormuş ki ! Hoca seslenmiş:
- Yahu! o vermeyi bilmez."Elimi al " diye bağırsanıza.
Göl Maya Tutar mı?
Hoca göl kenarında oturmuş.Elinde yoğurt kasesi.Göle maya çalıyormuş. Bunu gören komşusu şaşırıp sormuş:
-Hoca Efendi hiç göl maya tutar mı?
-Tutmaz bilirim tutmaz. Ama! ya tutarsa !
Bu Mümkün Değil
Hoca, bir ara, zeytin satmaya heveslenmiş. Bir küfe zeytin alarak pazarda satmaya başlamış. Kadının biri zeytin küfesine yaklaşıp fiyatını sormuş ve zeytini pahalı bulmuş. Hoca:
- “Hele bir tane ye de tadına bak!...” demiş. Kadın:
- “Baksam ve beğensem bile peşin para ile alacak değilim.” Deyince, Hoca:
- “Canım sen yabancı mısın? Rahmetli kocanla dostluğumuz vardı. Ne olacak, sonra verirsin parasını! Lakin şu zeytinden bir tane tad da gör!..” Demiş. Kadın ise nazlanmakta devam etmiş:
- “İmkânsız, bugün oruçluyum. Üç yıl önce Ramazanda hastalanmıştım da bir hafta oruç tutamamıştım. Bugünlerde o borcumu ödüyorum.” Bu söz üzerine Hoca, başını sallamış:
- “Haydi, güle güle git! Ben vazgeçtim bu alışverişten.
Zira Allah’a olan borcunu üç yıl sonra ödeyen bir kimse, kulun zeytin borcunu kim bilir ne zaman verir!...”
Ödül
Hoca bir gün yeni aldığı güzel ve çok pahalı sarığını kaybeder. Bir arkadaşı sorar:
- “Hoca sarığın kaybolmasına çok mu üzüldün?”
- “Hayır. Sarığımın tekrar geleceğini adım gibi biliyorum. Çünkü sarığımı bulana yarım gümüş vereceğim.”
- “Bu kadar az bir ödüle karşılık senin sarığını bulan adam eminim o sarığı geri getirmez. Zira senin sarığın en azından 90 gümüş eder. Anladın mı Hoca?”
- Evet, işte ben de bunu bildiğim için herkese sarığımın değersiz bir sarık olduğunu ilân ettim ya!”
Kara Tavuk
Hoca, kümesindeki bir kara tavuğu, pazara götürüp satmak ister. Adamın biri alıcı olur, tavuğu şöyle bir gözden geçirdikten sonra:
- Rengini beğenmedim, beyaz olsaydı satın alırdım!...der. O anda Hoca’nın aklını bir kurnazlık gelir, bakkaldan hemen iki kalıp sabun alarak hayvanı yıkamağa başlar. Tabii, hayvanın tüyleri yine simsiyah kalır. Hoca, kendisini hayretle seyreden müşteriye dönerek:
- Aferin boyacıya!.. Hiç de cimri değilmiş; öyle has, öyle bol boya kullanmış ki hayvanın rengini ağartmak mümkün olmadı!... der.
Bu söz, müşteriyi güldürür ve müşteri tavuğu satın alıverir.
Taşıma Parası
Hoca, yükte ağır pahada az birtakım eşyasını bir hamalın sırtına vurup giderken kalabalık bir yerde adamı gözden kaçırır. Sağa sola bakınır, arar, sorar; ortalıkta yok!... On gün sonra, hamala rastlar. Hoca, var gücüyle kaçmaya başlar. Bunu görenler daha sonra Hoca’ya kaçışının sebebini sordukları zaman şu cevabı alırlar:
- “Adamın sırtına on gün önce benim yükü taşıyorken kaybettim. Ya benden on günlük taşıma parası isteseydi halim nice olurdu?...”
Öğüte Değil Paraya İhtiyacım Var
Günün birinde Hoca sevdiği zengin arkadaşı Ali’yi ziyaret etmiş. Hoca arkadaşına:
- “Bana biraz borç para ver?” demiş.
- “Ne için?” diye sormuş arkadaşı.
- “Yüz kuzu satın almak istiyorum”, demiş Hoca.
- “Şayet paran yoksa, kuzuları da alamazsın!”
bunun üzerine Hoca:
- “Senden öğüt değil para istemiştim arkadaşım.”
Para Sevgisi
Cimrinin biri, Hoca’ya, “demek Hocam” der, “parayı sende seviyorsun, fakat neden?” Hoca hemen cevap verir:
- Adamı, senin gibilere muhtaç etmez de ondan.
Çamurlu Kuyruk
Hoca bir gün eşeğini satmak için pazara götürmüş. Yolda eşeğin kuyruğuna çamur bulaşmış. Hoca bunu görür görmez, onu kesip heybeye koymuş.
Pazara geldiğinde bir müşteri eşeği satın almak istemiş. Fakat ilk önce eşeğin bir sakatlığı olup olmadığını araştırmak istemiş. Bu sırada onun kuyruğunun olmadığını görmüş ve:
- “Hey! Bu ne biçim eşek ki? Henüz kuyruğu da yok”, demiş.
Bunun üzerine Hoca şöyle cevap vermiş:
- “Merak etme! Merak etme! Kuyruk yabanda değil. Pazarlıkta uyuşursak heybeden çıkarıp veririm”.
Beş Kuruş
Hoca’nın bakkala elliüç akçe borcu varmış. Hoca bir gün, birkaç eşi-dostuyla çarşıdan geçerken bakkal onu görüp dükkândan fırlamış. Hoca’nın karşısına geçip eliyle para işareti yapmaya başlamış, “borcunu vermezsen seni tanıdıklarının yanında rezil ederim” demek istemiş. Hoca, görmezlikten gelerek başını başka tarafa döndürmüş. Bakkal o tarafa geçmiş, yine aynı işareti yapmış. Bakkalın, bu hareketi devamlı yapması, Hoca’yı fena halde sinirlendirmiş, dostları da işi anlamışlar. Artık sabrı tükenen Hoca, “gel buraya” diye hiddetle bakkalı çağırmış; “bana bak” demiş, “benim sana ne kadar borcum var?” Bakkal, “elliüç akçe” demiş. Hoca, “peki” demiş, “yarın gel yirmisekiz akçesini al, öbür gün gel, yirmisini daha vereyim; etti mi kırksekiz, geriye ne kalır? Topu topu beş akçe. Be hey zalim adam, beş akçeceğiz için beni çarşıda, ele güne karşı rezil etmekten utanmaz mısın?”
Çekirdeğinde Ağırlığı Var
Hoca, hurma yerken çekirdeklerini çıkarmıyormuş. Karısı: “Efendi, hurmayı, çekirdeğiyle mi yiyorsun” deyince “elbette ben hurmayı aldığım zaman hurmacı da hurmayı çekirdekleriyle tarttı da bana verdi” demiş.
Hoca'nın Çilekleri
Bir gün Hoca erken saatlerde güzel bahçesine gider ve birkaç çilek diker. Fakat akşam olduğunda da onları söker ve beraberinde eve getirir.
Bu sırada bir tanıdık:
- “Bu ne iştir Hoca?” diye sorar. O da:
- “Ortaklık bozuldu, ne olur ne olmaz. Herkes kendi malını göz önünde tutmalı”, der.
Yeni Uşak
Nasreddin Hoca’nın yeni bir uşağa ihtiyacı varmış. Komşusu Ahmet ona:
- “Ben sana Hasan’ı tavsiye ederim. O çok çalışkan bir işçidir,” demiş. Nasreddin Hoca:
- “İyi, onu bana gönder!” Demiş. Birkaç hafta sonra Ahmet, Hoca’ya sormuş:
- “Hasan’dan memnun musun?”
- “Evet, o çok iyi çalışıyor, fakat bana biraz pahalıya mal oluyor. Benden her gün para istiyor.”
- “Bu kadar parayla ne yapıyor ki?” Diye sormuş komşusu. Hoca:
- “Bunu bilmiyorum, şimdiye kadar hiç vermedim ki!”
Uzayan Maşa
Hoca, bedestende dolaşırken tellâlın bir kılıç sattığını görür:
- “Bu kılıç gazidir. On altına satıyorum; bedavadır, bedava!...”
Tellâlın yanına varan Hoca, bu kılıcın bu kadar pahalı satılmasındaki kerameti sorar. Tellâl:
- “Hocam, bu kılıç, düşmana uzatıldığı vakit tam beş arşın uzayıverir! “ Hoca, içinden “ya, öyle mi?” der ve koşa koşa eve gelerek büyük mangal maşasını alıp tekrar bedestene döner; maşayı sallaya sallaya bağırmaya başlar:
- “On altına; bedava, bedava!” Hoca’yı görenler gülüşerek:
- “Bir akça bile etmeyen adi bir ocak maşası on altın eder mi?” Derler. Hoca da onlara şu cevabı verir:
- “Ya, siz adi bir kılıcı biraz önce on altına satıyordunuz!.. “
- “Ama o kılıç, cenkte beş arşın uzar!” Hoca:
- “Eee der, bu maşa da bizin hatunun bana kızıp da şöyle bir kaldırdığı zaman 50 arşın, belki de daha fazla uzuyor.....! “
Hayvanlar
Siz Dışarı Çıkın
Nasreddin Hocanın kadılık yaptığı zamanlarda, bir adam tarafından bir köpek öldürülmüş. Bu suçundan dolayı o şahsı mahkemeye vermişler. Gün gelince mahkeme salonu tıka-basa dolmuş tabii. Salonu dolduranların gürültü yapmaları dolayısıyla rahatsız olan Nasreddin Hoca, sinirlenerek şöyle demiş:
- "Bu kalabalık da neyin nesi? Yahu! Siz dışarı çıkın da ölenin akrabalarından kimler varsa onlar gelsin içeri."
Geç Yiğidim
Hoca Akşehir’de bir akşam evine dönerken karşıdan iri yarı bir köpeğin geldiğini görür. İster ki köpek kaçsın veya kenara çekilsin ama hayvan üstüne üstüne gelmekte. Korkutmak için köpeğe hoşt der ama ne çare ki köpek cevap olarak kocaman dişlerini göstererek hırlar. Hoca bakar ki iş kötü, pabuç pahalı hemen kenara çekilir ve hafifçe eğilerek köpeğe döner:
- “Geç yiğidim geç!...”
Komadılar
Nasreddin Hoca bir gün at pazarına gider, bir beygir almak ister. Buna bir katır getirirler, beygirdir bunu al, derler. Hoca da bu katırdır, bilirim, dediği halde ısrar ederler. Hoca çaresiz kalıp katırı alır. Üzengi vurup üzerine bineyim derken, katır bir çifte atar. Hoca da:
- “Bilirim sen benim bildiğim eski katırsın, beni bana komadılar”
O Bizden Daha Kirli
Hoca bir gün göl kenarında karısıyla birlikte çamaşır yıkamaya gider. Tam işe başlayacakları sırada bir karga gelir ve sabunu kaptığı gibi havalanır. Karısı:
- “Yetiş efendi sabunu kuş kaptı” dediyse de Hoca kılını bile kıpırdatmaz.
- “Telaşlanma karıcığım baksana simsiyah olmuş zavallı, o bizden daha kirli, varsın temizlensin.”
Kurdun Kuyruğu
Nasreddin Hoca ve arkadaşı kurt avına gitmiş. Arkadaşı kurdun inine girmiş, Nasreddin Hoca da inin önünde bekliyormuş. O sırada kurt inine geri dönmüş. Nasreddin Hoca'da kurt içeri girerken kuyruğundan yakalamış. Kurt eşinmeye başlamış, ortalık toz duman içinde kalmış. Nasreddin Hoca'nın arkadaşının gözüne toz gitmiş. Onun bir şeyden haberi olmadığından içerden bağırmış.
- “Hoca efendi bu toz duman da neyin nesi? Nereden geliyor?” Diye sorunca, Hoca demiş ki:
- “Eğer kurdun kuyruğu koparsa, tozun nereden geldiğini anlarsın”
Göl Kuşları
Hoca, bir gün eşeğine binmiş, uzak bir yere gidiyormuş. Hava çok sıcak olduğundan eşek yorulmuş ve susamış. Bir göl görmüş ve eşeği sulamak ve dinlendirmek için göle doğru sürmüş, eşek de suyu görünce koşmaya başlamış ve nerdeyse hocayı düşürecekmiş. Göl kenarına gelince eşek göldeki kurbağalardan ürkmüş ve durmuş. Hocada düşmediği için sevinerek, eşekten iner ve cebinden çıkardığı bozukluk paraları göle atarak;
- “Aferin göl kuşları. Bu parayla helva alıp yeyin,” demiş.
Sıkarken Öldü
Nasrettin hoca bir gün yolun kenarında kedisini yıkıyormuş. Yoldan geçen arkadaşı hocaya:
- “Hocam kediyi yıkama ölür.”
demiş. Hoca aldırış etmemiş ve yıkamış. Arkadaşı dönüşte hocayı tekrar yolun kenarında görmüş. Kedi ölmüştü. adam:
- “Hocam ben size kediyi yıkamayın ölür demedim mi? demiş. Hoca:
- “Ben kediyi yıkarken ölmedi ki sıkarken öldü.”
Düşünür
Tavuğu 5, papağanı 50 akçeye satan adama Hoca sorar.
-Hemşerim bu nasıl kuş 50 Akçe istersin?
-Hocam bu kuşa papağan derler ve konuşur. Hoca hemen eve koşar, kümesten hindisini kaptığı gibi pazara döner, başlar bağırmaya.
-Bu gördüğünüz kuş sadece 100 Akçeye, gel, gelll! Herkesten çok papağan satan şaşar bu ise ve sorar.
-Hocam 100 Akçe çok değil mi bir hindi için?
-Sen 50 ye satıyorsun ama
-Dedim ya hocam benim kuş konuşur ama
-Öyleyse, benimki de düşünür!
Aynı Fikir
Hoca, gençliğinde, cimriliği ve kıskançlığı ile tanınmış olan bir adamın kazlarından birini yolda yakalayıp cübbesinin altına saklamış. Epeyce yol aldığı halde hayvancağız hiç sesini çıkarmamış. Hoca, bir ara “Şu kaza bir bakayım, öldü mü, kaldı mı?” diyerek cübbesinin ucunu kaldırmış. Bu sırada kaz, gagasını açarak sanki “sussss!” der gibi sesler çıkarmaya başlamış:
- Tısss, Tısss!
Hoca, hemen cübbesini örtmüş ve:
- Aferin kaz oğlu, ben de sana bunu tembih edecektim!... deyivermiş.
Tarifi Bende
Günün birinde Hoca et yemeği yemek ister. Kasaptan bir kilo et satın alır. Tarifi kağıda yazıp cebine koyar. Evine giderken, bir karga Hoca’ya doğru uçar, eti kapar ve kaçar. Hoca çaresizdir. Ama hemen elindeki tarifi hatırlar ve tarifi cebinden çıkartarak kuşa doğru şöyle bağırır:
- “Hey, aptal karga tarifi unuttun!
Horoz
Hoca köyünde en yakın kasabaya tavuklarını götürmek için kafese koyar. Yola koyulduktan sonra kendi kendine:
- “Bu cehennem sıcağına zavallı tavuklar dayanamazlar. Onları kafesten çıkarıp salıvereyim!” diye düşünür.
Fakat tavukları salar salmaz hepsi dört bir tarafa dağılıvermişler. Hoca küplere biner ve horozu yakalar:
- “Sen ne biçim kılavuzsun? Güneş doğmadan önce karanlıkta ötmesini biliyorsun da güpegündüz o şehrin yolunu nasıl bilmezsin?”
Yas
Hoca’nın tavuğu kaybolmuş. Bir siyah bez bulmuş, parça parça kesmiş, her parçayı de lip her tavuğun boynuna takmış. Bunları görenler,
- “Hoca demişler, bu ne?”
- “Analarının yasını tutuyorlar, demiş.”
Suyundan
Kör Dövüşü
Nasreddin Hoca, gençliğinde dilenen bazı insanlar görür. Epey bir zaman adamları inceler.
Dilenciler kör oldukları için çevredeki insanlar onlara pek çok yardım verirler. Fakat dilenciler bir türlü doymak bilmezler. Hoca, dilencilerin yanlarına yaklaşır. Cebinden para kesesini çıkartıp şakırdatır. Daha sonra dilencilere:
- Alın bu paraları da aranızda bölüşün, diyerek yanlarından biraz uzaklaşır ve adamları izlemeye koyulur. Kör dilenciler, para kesesinin içlerinden birine verildiğini sanarak parayı kapmak için birbirlerine girerler:
- Kese sende!
- Ben de yok sende!
- Çabuk benim payımı verin, yoksa ben size yapacağımı bilirim! gibi sözlerle açgözlü dilenciler, birbirlerine vurmaya, küfretmeye başlarlar ama keseyi de bir türlü ele geçiremezler.
Hoca bunları gözlerken:
- Hey gidi açgözlü iki dünya körleri hey! diye söylenirken biri:
- Ne oluyor Hoca? diye soru sorar. Hoca:
- Ne olacak, kör dövüşü nedir bilmiyorsan öğren, der.
Postacılar
Nasrettin Hoca`nın bir gün paraya çok ihtiyacı olmuş ve Allah`a mektup yazmış. Mektupta; "Allah’ım bana yüz altın gönderir misin?" yazıyormuş. Gitmiş
mektubunu postaneye vermiş. Postacılar bakmışlar ki mektup Allah`a gidecek, merak edip mektubu okumuşlar ve kendi aralarında altın toplamışlar
fakat 99 tane çıkmış. Bir zarfın içine koyup, Nasrettin Hoca`nın evine bırakmışlar ve kapının arkasından dinliyorlarmış.
- “Nasrettin Hoca mektubu açıp altınları saymış ve Allah`a dua edip; "Allah’ım bi daha şu postacılarla gönderme, hiç güven olmuyor."
Karanlık
Hoca, bir gün yüzüğünü kaybetmiş.Aramış, aramış bulamamış.Canı sıkılmış, sokağa çıkmış.Orada da sağa sola bakınmaya başlamış. Yoldan geçen komşusu durup sormuş.
- Ne arıyorsun Hocam.
- Evde yüzüğümü kaybettim de.
- İlahi hoca, öyleyse neden burda arıyorsun?!
- Eee!! içerisi pek karanlıkta.
Tecrübe
Hoca yüksek bir ağacın üzerine çıkmış bir adam görür. Ağacın altında beş on kişi ne yapalım diye konuşurlarken Hoca yaklaşır, olup biteni sorar.
-"Görmez misin, herif aşağı inemiyor" derler. Hoca:
- "Ne kadar ahmak adamlarsınız, şu kadarcık işi halledemiyorsunuz" diye çıkışır. Sonra bir ip getirmelerini ister. İp gelince Hoca ağaca çıkıp bir ucunu adamın beline sıkıca bağlar, diğer ucunu da aşağıdakilere atar. Adamlar 1,2,3 deyip ipe öyle yüklenirler ki adam tutunduğu dalla birlikte aşağı yere yapışır ve ölür. Hoca şaşar bu işe,
-"Geçen gün bir kuyudan böyle ip ile bir adam çıkardık idi, ölmedi, bu niçin öldü" diye söylenir.
Ümit
Hoca eşeğini kaybetmiş ve arıyor, bu arada da neşeli bir türkü tutturmuş. Birisi sorar:
-Hocam, eşeğini kaybettiğin halde sen türkü söylüyorsun.
-Son bir ümidim, eşeğin tepenin arkasında olabilir. Eğer değilse, bekle ve gör o zaman sen bendeki feryadı!
Testi
Hoca bir gün oğlunu çeşmeye göndermiş ve iki tokat atarak testiyi eline tutuşturmuş ve sakın ha suyu getirirken düşürüp testiyi kırma demiş. Merakla kendisine bakanlara:
-" Ne yani testiyi kırdıktan sonra ne diye tembihleyecektim.
Patlıcan Nedir?
Hoca’nın beş altı yaşlarında bir oğlu vardı, bir gün bir patlıcan göstererek:
- “Bu nedir?” Diye çocuğa sormuşlar, çocuk da:
- “Gözü açılmadık sığırcık yavrusu!”
Diye karşılık verince, bu sırada orada bulunan Hoca göğsünü kabartarak:
- “Vallahi dostlar, bunu ben kendisine söylemedim. Çocuk akıllıdır kendi kafasıyla buldu” demiş.
Kendimi Balık Sandım
Birkaç ahbabı Hoca’ya gelip rica ederler:
- Gel, hep beraber gölde balık avlayalım!...
Derler. Hoca razı olur. Göl kenarında, ahbapları balık ağlarını suya atar atmaz o da göle balıklama dalar. Eşi dostu bağırırlar:
- Hoca, ne yapıyorsun?
Hoca, başını sudan çıkararak cevap verir:
- Kendimi balık sandım da!...
Göl Yerine Otlak
Hoca gençliğinde, Sivrihisar’dan Akşehir’e ilk gelişinde Akşehir gölünü görünce şaşakalmış. Yanındaki arkadaşına:
- Eğer buraya su doldurmamış olsalardı hayvanlar için ne güzel bir otlak olurdu, değil mi?... demiş.
Yabancısıyım
Bir gün bizim Hoca şehrinden pek fazla uzak olmayan bir köyü ziyaret etmiş. Gezerken bir köylü ona:
- “Bugün günlerden hangi gündür” demiş.
Bizim Hoca:
- “Bilmem ki! Ben buranın yabancısıyım.”
Göz Ağrısı
Bir vatandaş Nasreddin Hoca’ya gelir ve göz ağrısından dolayı ona başvurur:
- “Ah, Hoca! Ne yapmalıyım? Bana lütfen bir öğüt ver!”
Hoca da şöyle cevap verir:
- “Benim dişim ağrıyordu, çektirdim kurtuldum sende çektir kurtulursun!”
Ahmak Dediysek
Değirmene buğday götüren Hoca, bir fırsatını bulup orada bulunan diğer çuvallardan birer avuç alıp kendi çuvalına doldururken, değirmenci görür ve Hoca’ya ne yaptığını sorar. Şaşıran Hoca hemen
- “Ben ahmağın biriyim, ne yaptığımı bilmem ki” der. Değirmenci “Ahmaksan neden kendi çuvalından alıp başkasının çuvalına doldurmuyorsun” deyince, Hoca şu cevabı verir
- “Ahmak dediysek, o kadar da değil.”
Bildim Bildim
Bir gün bir adam avucunda tuttuğu yumurtayı işaret ederek:
- “Hoca! Şu avucumdakini bilirsen sana bundan bir kayganalık veririm”, demiş.
Bunu üzerine Hoca:
- “Biraz şeklini tarif edersen, bilirim” demiş.
Adam “dışı beyaz, içi sarıdır” diye açıklayınca Hoca hemen şu cevabı verir:
- “Bildim, bildim. Şalgamı soymuşlar, ortasını oymuşlar, içine havuç koymuşlar.”
Ya Kokusu
Birisi Hoca’nın yanında otururken kazara seslice yellenmiş. Sonra kabahatini belli etmemek için ayağı ile tahtayı gıcırdatmış. Hoca demiş ki:
- “Haydi sesini onun sesine benzettin diyelim. Ya kokusunu ne yapacaksın?”
Karakaçan
Eşeğin Acelesi
Nasreddin Hoca,bir gün eşeğe binmiş yolda giderken, eşek birden koşmaya başlamış. Kontrolünden çıkan eşeği durdurmaya çalışsa da hoca başarılı olamamış. Eşeğin sırtında iken hocanın rüzgar gibi geçtiğini görenler:
- "Hayırdır hocam,bu telaş da neyin nesi, ne tarafa böyle?" diye sormuşlar. Hoca geride bıraktığı topluluğa eşeğin sırtından başını geri çevirerek şöyle cevap vermiş:
- "Merak edilecek bir şey yok. Eşeğin acele bir işi çıktı da,birlikte oraya gidiyoruz.."
Mısır kadısı
Bir gün Hoca, gene eşeğini kaybeder. Eee, bu kaçıncı! Gayri canına 'tak' eder:
- “Biraz da o beni arayıp bulsun!" diye soylenir. Şuradan şuraya adımını atmaz. Aradan aylar, günler geçer. Karakaçan ne döner gelir, ne bir kuru selam gönderir. Günlerden bir gün Hoca eşekler başı De li Ömer’i görür ve eşeğinde haber sorar. De li Ömer:
- “Duymadın mı senin eşek Mısır’a kadı oldu!” Bunu duyunca, Hoca başını sallar:
- “Tevekkeli değil; ben bizim çömeze ders verirken, o da kulaklarını dikip dinliyordu! der
Göle Koş
Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mi? diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur. Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır. Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar. Anırarak, çifte atarak dört nala koşmaya başlar. Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır:
-Aklın varsa göle koş!
Eşek Nerde?
Nasreddin Hoca İstanbul'a gitmiş. Orada eşeğini kaybetmiş , aramış aramış bulamamış. Bir otele yerleşmiş. Çarşaflar o kadar temizmiş ki yatamamış tutmuş yatağın altına girmiş. Odayı boş gören karı koca odaya yerleşmiş. Adam karısına:
- “Gözlerinde bütün İstanbul'u görüyorum.” demiş. Hoca yatağın altından kafasını çıkarıp:
- “Benim eşeği de görüyor musun?”
Hoca'nın Eşeği Pazarda
Hoca eşeğini pazara götürüp satmak ister. Bir müşteri çıkar. Eşeğin yaşını anlamak için dişine bakacak olur. Eşek onun elini ısırır. Adam sövüp sayarak çekilir gider. Başka bir müşteri çıkar, kuyruğunu kaldıracak olur. Kaba etine demirden bir çifte yer. O da topallayarak sövüp sayarak gider.
Tellâl gelir: “Hocam, der. Bu eşeği kimse almaz. Önüne geleni ısırıyor, tekmeliyor”. Hoca başını sallar ve:
“Zaten ben de onu pazara satmak için getirmedim. İnsanlar görsünler de benim neler çektiğimi anlasınlar diye getirdim” der.
Bildiği
Hoca bir gün eşeğini bulamaz ve basar yaygarayı:
-"Eğer eşeği hemen bulmazsam ben bilirim yapacağımı" diye. Bir kaç saatte eşek bulunur ve Hocaya birisi sorar:
-"Hocam bulunmasaydı ne yapacaktın?", Hoca biraz tebessümle:
- "Ne olacak gidip yenisini alacaktım."
Memnuniyeti
Hoca merkebini kaybetmiş. Hem arar, hem şükredermiş.
- “Arıyorsun iyi, fakat neden şükrediyorsun?”
- “Nasıl şükretmeyeyim ya üstünde ben de olsaydım da beraber gitseydim.”
Nereye
Hoca günün birinde karakaçana binmiş. Fakat bir türlü sahip olamıyormuş. Yolda birisi sormuş:
- “Böyle nereye Hocam?”
- “Eşeğin istediği yere.”
Salıdan Cuma Namazına
Eşeğin üstünde ağır ağır gidiyormuş Hoca. Bir tanıdığı çıkmış önüne:
- “Hocam hayrola, nereye böyle ağır ağır?”
- “Cuma namazına... “
- “Nasıl olur? Bugün daha Salı...” Hoca, eşeğini göstererek şöyle cevap vermiş:
- “İnsanın böyle kocamış bir eşeği olursa, ancak salıdan çıkıp yetişebilir cumaya..”
Kadının Sözü
Hoca karısına bir gün sorar:
- “Birinin öldüğünü nereden anlarsın?”
- “Eli ayağı soğur, ondan bilirim!...”
Birkaç gün sonra Hoca odun toplamaya ormana gider. Hava soğuktur. Bakar ki elleri ayakları buz gibi.
- “Ben mutlaka öldüm!...” diye bir ağacın altına uzanır. Balta sesinin kesildiğini duyan kurtlar eşeği yemeye başlarlar. Hoca yattığı yerden başını kaldırıp,
- “İyi buldunuz sahipsiz eşeği, yiyin bakalım”
Getir Cübbemi Al Semerini
Hoca bir gün eşeğine binip ormanın içinden bahçeye gidiyormuş. Yolda küçük ihtiyacı gelmiş. Eşeğini bir ağaca bağlamış. Pahalı cübbesini eşeğin semeri üzerine atmış ve uygun bir yer aramış.
Bu arada hırsızın birisi gelip cübbesini çalmış. Hoca döndüğü zaman cübbesinin çalınmış olduğunu görmüş. Bunun üzerine eşeğin semerini alıp omzuna atmış ve şöyle söylemiş:
- “Öyle olsun! Hırsız! Sen benim cübbemi geri vermezsen, ben de senin semerini vermem!”
Hoca ve Heybesi
Hoca bir gün pazara gitmiş. Aldığı zerzevatı heybesine doldurmuş, omuzuna vurmuş, eşeğine binmiş gidiyormuş. Yolda birisi:
- “Efendi!. Efendi! Niye heybeyi eşeğin terkisine koyup da rahat rahat gitmiyorsun?” deyince Hoca şu cevabı vermiş:
- “Hem hayvan bizi taşısın, hem de fazla olarak sırtına bir de heybeyi mi yükletelim?”
Mahkeme
Sağlıkla Giy
Nasreddin Hoca bir gün bağlarda yanında arkadaşları ile dolaşırken, Akşehir kadısına rastlamış. Kadı efendi keyfine düşkün bir adammış. Akşehir'de halkın yanında içemeyeceği için, canı içmek isteyince, şarap şişesini alır, bağlara gider, kendisini kimsenin görmeyeceği bir yere varınca şarabı orada içip sarhoş olmuş, sonra cübbesini, sarığını bir yere fırlatıp atmış kendiside sızıp kalmış. Hoca'nın da bir cübbeye ihtiyacı varmış. Üstündeki epey eskiymiş. Yerlere atılmış cübbeyi görünce hemen alıp sırtına giymiş. Kadı akşama doğru ayılmış, bir baksa cübbe yok. Biraz arar bulamaz. Çalındığını sanır. O halde evine gelir. Ertesi sabahta adamlarına kimin sırtında cübbesini görürlerse yakalayıp getirmelerini emretmiş. Adamlar da hemen çarşıyı pazarı dolaşırlar, bir baksalar Nasreddin Hoca'nın sırtında kadı efendinin cübbesini görürler. Hocayı aldıkları gibi kadının huzuruna çıkartırlar.
Kadı cübbeyi tanıyınca sormuş:
- “Bu cübbeyi nerden buldun? “ Hoca cevap vermiş:
- “Dün bazı arkadaşlarla bağda dolaşıyorduk. Bir de ne görelim. Saçı sakalı ağarmış, şöyle sizin gibi kelli felli bir adam, zil zurna sarhoş olmuş yatmıyor mu? Yanında da içilmesi haram olan koca bir şişe şarap da var. Cübbesini sarığını çıkartıp atmış. Bu halde oralardan bir hırsız geçecek olsa cübbeyi çalacak. Buna meydan vermemek için cübbeyi aldım. Sahibi çıkınca hemen çıkarıp vereceğim. Şahitlerim de var, demiş. Kadı şöyle sakalını bir sıvazlamış. Biraz düşünmüş. Sonra:
- “Sen hele onu sağlıkla giymeğe devam et Hoca! Bu cübbenin sahibi çıkmaz“
Tokat
Günlerden bir gün Nasreddin büyük bir şehre gelmiş. Caddede birçok insan varmış. Dikkatsizliği yüzünden kalabalık içerisinde bir adama çarpmış . Nasreddin Hoca daha özür dilemeye fırsat bulamadan adam Hoca’ya esaslı bir tokat atmış. Hoca buna çok kızmış ve onu Kadı’ya getirmiş. Kadı her ikisini de dinledikten sonra kanun hükümlerine bakmış ve hemen şöyle karar vermiş: “Tokat için Hoca’ya 10 para ödemek zorundasın.” Bu hafif ceza kararı ile Nasreddin, davalının Kadı’nın arkadaşı olduğunu anlamış. Davalı ise yanında parası olmadığını iddia ederek para alıp gelmek için eve gitmiş.
Gerçekten Hoca 10 parayı alabilmek için davalı geri gelene kadar beklemek zorunda kalmış. Kadı sessizce kanunları okumaya devam etmiş. Nasreddin Hoca da bekledikçe beklemiş. Adamın gitmesinden iki saat geçmiş olmasına rağmen para gelmemiş. Hoca hemen ayağa kalkmış. Kadı’ya kuvvetlice bir tokat indirmiş ve şöyle söylemiş:
“Öyle ya! Şimdi 10 parayı siz alırsınız, bu adam parayı bana getirene kadar bekleyemem. Çünkü acele bir işim var.”
Kim Suçlu
Neticede biri ölen ineklerin kavgasından sonra adamın biri gelip senin inek benim ineği öldürdü, hayvanlara sebep bağlanmadığından dolayı, kesinlikle sorumsuzlardır. Bu yüzden de, sahibi sorumlu tutulamaz!" der
-Hocanın aklına yatar ama, "yerine göre" der, hüküm vermeden. Uyanık adam;
-Hocam galiba ölen benimki değil senin inekmiş.
Hoca katibe seslenir:
- Oku bakayım kara kaplı kitaptaki şu hayvan sahibinin sorumluluğunu!"
Haklı Haklıdır
Hoca, kısa bir süre önce hakimliğe atanmıştı. Ona ilk dava sunulmuştu ve davacı öyle inandırıcı de liller göstermişti ki, Nasreddin Hoca:
- “Haklısın”, demiş.
Mahkeme kâtibi onu, davalıyı dinlemeden önce karar vermemesi için uyarmıştı.
Davalının güzel konuşması onu öyle etkilemişti ki, adam konuşmasını bitirir bitirmez:
- “Haklısın”, demiş.
Mahkeme kâtibi bu yargılama şekline asla razı olmamış ve:
- “Beyefendi, her ikisi de haklı olamaz ki” Hoca:
- “Sen de haklısın” demiş.
Kanunun Alfabesi
Nasreddin Hoca caddenin üzerinde, çok arzu ettiği değerli bir yüzük bulmuş. Fakat kanun, bir şey bulan kişinin çarşı meydanına gitmesini ve bulunan şeyi yüksek sesle üç defa tanıtmasını istiyormuş.
Hoca, sabah saat üçte sessizce çarşı meydanına gitmiş ve bütün kuvveti ile bağırmış: “Çok değerli bir yüzük buldum.” Üçüncü defada çarşı insanla dolmuş. “Ne söyledin ki Hoca?” diye sormuşlar.
“Kanun üç defa bağırmamı istiyor. Dördüncü defa bağırırsam belki kanunu çiğnerim. Fakat size daha başka bir şeyi bildirebilirim.
- Ben pırlanta bir yüzüğün kanunî sahibiyim.”
Etraflıca İlgi
Nasreddin Hoca, kendi köyünde hakim olarak çalışırken, adamın biri gayet heyecanlı bir şekilde ona doğru koşmuş ve hakkını istemiş:
- “Saldırıya uğradım ve soyuldum” diye bağırıyormuş. “Hemen bu köyün önünde. Buradan biri olmalı. Suçluyu bulmanızı istiyorum. Benim pelerinimi, kılıcımı ve hatta çizmemi de çaldı!”
- “Gördüğüm kadarıyla atletini çalmamış?”
- “Hayır, onu çalmadı.” Hoca:
“O halde o bizim köyden değil. Burada her şeyle etraflıca ilgilenilir. Sen suçluyu aramızda haksız yere arıyorsun.”
Kadı'nın İneği
Nasreddin Hoca’nın Kadı vekilliği yaptığı günlerden birinde adamın biri, dili bir karış dışarıda, endişeli endişeli mahkeme binasına doğru koşuyormuş.
Hoca da, makamına oturmuş keyifli keyifli kahvesini içiyormuş. Birden odanın kapısı açılmış. Adam nefes nefese, - “Kadı Efendi, Kadı Efendi! Adaletini göster!” deyip, biraz durmuş, sonra da anlatmaya başlamış:
- “Efendi Hazretleri, ben cahil bir adamım. Kanundan filân anlamam. Onun için size geldim, sorup öğreneyim, dedim. Bir inek, bir ineği öldürürse cezası ne olur acaba?” diye sormuş.
Hoca, güya adamı ikna edebilmek için önünde duran kara kaplı kitabı açmış. – “Eveeet! İşte, şurada bir yerde yazılı olacak... Tamam, tamam! İşte buldum. Dinle bak” dedikten sonra:
- “İki inek kavga eder de biri diğerini öldürürse, hayvanda akıl olmadığından cezalandırılamaz. Şayet, sahibinin olaydan haberi yoksa ona ceza verilmez,” demiş.
Hoca’nın bu sözleri üzerine adam rahatlamış. Derin bir nefes almış. Sonra da kıs kıs gülerek, - “Hoca efendi, nasıl olsa kanunu söyledin. İşini aslını şimdi dinle” dedikten sonra da:
- “Efendi Hazretleri, az önce doğruyu söylemekten korkmuştum. Benim ineğin ne kadar dövüşçü olduğunu bilirsin. Bu sabah çayırda otlarken senin sarı ineğin karnını deşip öldürdü” demez mi?
O zaman Hoca’nın rengi atmış. Bütün hiddetiyle gürleyerek,
- “Demin ben de sana, seni baştan savmak için yalandan okumuştum. Şimdi mesele değişti. Hele şu kara kaplı kitabı bir daha açık okuyalım!” demiş.
Çömlek
Günün birinde Hoca’nın Kadı’ya işi düşmüş. Hoca Kadı’nın yaptığı her iş için bir hediye istediğini duyunca “ne vermeliyim acaba?” diye düşünmeye başlamış. Hoca çömleğini yanına alarak nehrin kenarına gitmiş. Çömleği çamurla doldurmuş ve üstüne de bal koymuş. Kadı, Hoca’nın elinde çömleği görür görmez, işi gücü bırakır ve çömleği alıp belgeyi Hoca’nın lehine onaylar. Nasreddin Hoca gittikten sonra Kadı bir parmak alınca anlamış ki çömleğin altı koyu balçıkla dolu. Hemen Hoca’ya bir adam yollamış. Gelen adam:
- “Hocam, Kadı efendi seni çağırıyor. Belgenin bir yerinde bozukluk varmış, onu düzeltecekmiş.” Hoca, bu sözü duyunca demiş ki:
- “Bozukluk belgede değil, bal çömleğinde.”
Kim Isırdı?
Hoca kadı iken iki adam gelmiş. Biri diğerini göstermiş:
- “Bu adam kulağımı ısırdı,” demiş. Diğeri kendini şöyle savunmuş:
- “Hayır! O kulağını kendi ısırdı.” Hoca sormuş:
- “Kim ısırdı?”
- “Kendisi.” Hoca odasına dönmüş ve kendi kendine kulağın ısırılıp ısırılamayacağını düşünmüş ve bir de kendisi denemiş. Denerken yere düşmüş ve ayağını kırmış. Doktorlar gelmişler ve ayağını sarmışlar. Ertesi gün Hoca suçlunun kim olduğuna karar vermiş:
- “Aptal! Kulağı ısıran da sensin, benim bacağımı kıran da.”
Buharını Satan, Parasının Sesini Alır
Bir yoksul, nasılsa elde ettiği kuru arpa ekmeğini, bir aşçı dükkânına gidip tenceresinden çıkan buhara tutar, yumuşatır ve yermiş. Ekmeği tamamiyle yedikten sonra aşçı, yoksulun yakasına yapışmış; “buharımın parasını ver” demiş. Adamcağız; “yahu, insaf et, buhar da para ile satılır mı?” demişse de dinletememiş. Sonunda mahkemelik olmuşlar ve kadılık yapan Hoca’ya gitmişler.
Hoca davayı dinledikten sonra cebinden iki akçe çıkarıp iki avucunun arasına kor, davacıyı çağırıp iyice dinledikten sonra avuçlarını adamın kulağına yaklaştırır ve sallar. Paralar da avucunda şıngır şıngır sallanır. Adama, “haydi” der, “al paranın sesini ve git.” Aşçı, “paranın sesi alınır mı” deyince Hoca şöyle cevap verir:
- “Yemeğin buğusunu satan, paranın sesini alır.“
Yönetici
Bana Ne Ad Koyarlardı?
Bir gün Nasreddin Hoca'ya Timur :
- “Yahu, şu Abbasi halifelerinin her birisi birer lakap almış kimi El mutazımBillah, kimisi de El mütevekkil-Allah, diye anılıyormuş. Ben acaba onların zamanında hükümdar olsaydım, bana ne ad koyarlardı. Hoca hiç çekinmeden :
- “Sana da Neüzzü-Billah (Allah sığınırız) derlerdi.”
Ayva İle İncir
Nasreddin Hoca bir gün Timurlengi ziyarete karar verir.Giderken yanına hediye olarak bir sepet ayva alır.Fakat hoca yolda ayva yerine incirin daha iyi hediye olacağına karar verir ve dönüp ayvaları boşaltır onların yerine sepeti incir doldurur. Padişah Timur 'a hocanın kendisine hediye getirdiği ve huzura kabul edilmesini istediği bildirilir. Hoca huzura alınır. Hediye olarak çok değerli bekleyen padişah
incirleri görünce çok kızar ve incirleri tek tek hocanın kafasına vurur. Fakat hoca acıdan bağıracağına Allah’a şükreder. Şaşıran Padişah sebebini sorar, Hoca :
-Padişahım ya ayvaları getirseydim halim ne olurdu der...
Peygamberi Barbar Cengiz
Hoca bir gün Timur'un adamlarından birine sormuş:
- “Sen hangi mezheptensin? “ Adam elini göğsüne koyarak,
- “Emir Timur!” demiş. Oradaki bir başkası:
- “Hoca Efendi, bir de peygamberini sor bakalım, demiş. Hoca:
- “Gerek yok, imamı Topal Timur olursa, peygamberi de kesinlikle Barbar Cengiz'dir!”
Yemesi Kolay Olsun Diye
Timur'un defterdarı hesapta bir yanlışlık yapar. Bunun üzerine Timur o defterdara kağıtları
yedirir ve işten kovar. Yerine Nasrettin Hoca'yı alır. Hoca hesapları yufka üzerinde yapmaya başlar. Timur bunu görür ve sebebini sorar. Hoca aynen şu cevabı verir:
- “Yemesi kolay olsun diye”
Ye deve ölür, ye ben ye da Timur
Bir gün Timur, Hoca'yla hoşbeş ederken, "Buradan attım kılıcı, varıp Halep’de oynadı bir ucu!" kabilinden, sözü uzattıkça uzatarak, büyüttükçe büyüterek, pireyi deve yapar.. Hoca’nın kafası bozulur. O da tutar, Allah’ın devesini, dev yapılı bir mahluk haline kor:
-Doğrusu elimden nice develer gelip geçti ama, böylesini görmedim. Uç desem, kanatlanıyor; yürü desem, ayaklanıyor. Ne çare ki, benim çömez misali okuması var, yazması yok! kabilinden satar, savurur.
Timur buna, parmağını ısırır:
- “Aman su mahluku bir göreyim! der.
Hoca hiç istifini bozmadan:
-Devletlim, der; bugünlerde, namaz başlarını öğretiyorum. Allah izin verirse, seneye yine geldiğimde, önünüze diz çöksün!" der. Timur seneyi iple çeker.
O gün gelince, Hoca:
- “Sormayın efendim, Kuranı okumaya başlayınca, öyle bir aşka geldi ki, simdi de, ‘Hafız olacağım!’ diye tutturdu. Allah ecelden aman verirse, bir daha ki seneye getireyim de hıfzını dinleteyim! deyip Timur’un otağından ayrılır. Timur, gene seneyi iple çekmeye baslar, Hoca’nın esi dostu;
- “Bre Hoca, sen kanınla mı oynuyorsun? Kaçın kurdu Timur; böyle palavraları yutar mı? diye çekip çekiştirince, Hoca;
-Yahu, ne telaş ediyorsunuz, seneye kadar çok zaman var. O zamana kadar Ye deve olur, ye ben ye da Timur!
Kazın Ayağı
Timurlenk, Ankara Savaşı’ndan sonra Sivri Hisar'a gelir. Hoca kolları sıvar. Semiz bir kızarttıktan sonra
alır Timur'a doğru yola koyulur. Hocanın karnı da açtır. Tepsideki kaz kokusu burnuna gelir. Hoca bir yutkunur, iki yutkunur, dayanamaz. Bir budu kopartıp
yer. Timur:
- "Nerede bu kazın diğer budu?" diye sorar. Hoca hiç tereddüt etmeden bir kafadan atar:
- "Bizim burada kazlar tek ayaklıdır Şevketlim!" der. Timur kızar:
- "Haydi gidip görelim" der. Hoca’nın mahallesine giderler. Kış günlerinde kümes hayvanları tek ayakları üzerinde dururlar ya... Hoca kazların o anda öyle durduklarını görünce:
- "İşte Sultanım! Demin söylediğim gibi... Bizim burada kazlar tek ayaklıdır!" der. Tam o sırada yanlarından bir davulcu geçiyormuş. Timur ona kazları ürkütmesini
emreder. Davulcu, şaşkınlıktan hayvanların üzerine tokmağını fırlatır. Tabii kazlar iki ayaklı olup kaçarlar. Timur Hoca'ya döner:
- "Bre Hoca sarığından utanmaz misin? Huzurumuzda nasıl yalan söylersin?" diye gürler. Hoca son derece pişkindir. Hiç istifini bozmaz. Ve ona su cevabı
verir:
- "Kızma Sultanım! O tokmağı sen yeseydin dört ayaklı olurdun!.."
Korkudan doğan İhtiyaç
Timur bir asker çağırır, Hoca hedef olacak, asker onun cüppesine, kavuğuna ve kalbine atacaktır. Hoca korkusunu hiç belli etmez. Birinci ok yerini bulur, ikincisi kavuğu devirir, Timur üçüncüsünü attırmaz, Hoca'ya bir cüppe, bir kavuk ve bir altın madalya verilmesini söylerken Hoca konuşur:
- "Bir de don!"
Hoca'nın Cesareti
Hoca, Timur’un halka ettiklerinden bıkıp usanır. Bir gün, her şeyi göze alıp saraya gider. Hoca da sinirli sinirli:
- “Devletlim, halka çektirdiğin bu zulme bir son vermez veya en kısa zamanda buralardan çekip gitmezsen ben yapacağımı bilirim” der. Hoca’nın bu şekilde tehdit edercesine çıkışması, Timur’u çileden çıkarır. Timur:
- “Yaa, öyle mi?.. Demek ki, sen ne yapacağını bilirsin... Söyle bakalım ne yaparsın?...” diye haykırır. Hoca Timur’un çileden çıktığını görünce gayet yavaş ve yumuşak bir sesle sözünü şöyle bitirir:
- “Aman sultanım, hiç öfkelenmeyin, siz gitmezseniz, Akşehir halkını ardıma takıp ben gideceğim de!...”
Timur'un Ederi
Timur Hoca'ya sorar.
-"Şu halimle ben kaç para ederim?..." Hoca;
-On Akçe der.
-Bre gafil sen bana nasıl on Akçe ettiğimi söylersin bu parayı sadece Peştamal yapar! deyince, Nasreddin Hoca boynunu bükerek;
-Peştamalı hesaba kattım zaten! der.
Cennet
Padişah Hoca' ya sormuş.
-"Hocam ölünce cennete mi gideceğim yoksa cehenneme mi?"
-"Cellatlarınızın kılıçlarıyla ölen masumlarla cennet dolup taşmak üzere eğer devam ederseniz size yer kalmayacak."
İki Arşın
Timur, hocaya takılmak için sormuş:
-Eşekle arandaki fark nedir?
Hoca, göz kararı ölçmüş Timur'la arasını ve "iki arşın var sultanım" demiş.
Fil
Timur'un verdiği fil köylüyü canından bezdirince Hocayla bir grup köylü yola koyulur fakat korkularından birer ikişer arkadan sıvışırlar derken Hoca Timur'un huzuruna yalnız çıkar ve:
- "Efendim verdiğiniz fil yalnız kalmasın bir tane daha gönderseniz köylü çok sevinir."
İsabet
Hoca, Timur'un huzurunda bir gün, ok atmadaki maharetinden bahseder. Timur, hemen yayla ok getirtir, buyurun der, dışarıya çıkarlar. Hedef dikilir.
Hoca, söylediğine pişman olur amma iş işten geçer. Yayı gerer, oku fırlatır. Ok, hedeften bir metre sağa gider. Hoca, işi bozuntuya vermeden Timur'a
- "Bizim sekbanbaşı, böyle atardı" der.
Bir ok daha atar, o da vızlayarak dağların yolunu tutar. Hoca, subaşı da böyle atardı" der.
Tesadüf bu ya, üçüncü ok, tam hedefe isabet edince Hoca:
- "Nasreddin kulunuz da böyle atar" der.
Yarışma
Akıllı Adam
Bir keşiş dünyanın en akıllı adamını bulmak için diyar diyar geziyormuş sıra Nasreddin Hoca'nın köyüne gelmiş ve köylülere sormuş.
- “Sizin köyün en akilli adamı kim?“ demiş. Köylülerde:
- “Nasreddin Hoca demiş.” bunun üzerine kesiş köy meydanında Hoca ile görüşmeye başlamış ve eline bir çomak almış yere bir daire çizmiş, Nasreddin Hoca da çomakla daireyi ortadan ikiye bölmüş, keşiş bir doğru daha çizerek daireyi dörde bölmüş,hocada dörde bölünmüş dairenin üç dilimine çarpı işareti koymuş, keşiş elleriyle aşağıdan yukarıya doğru hareket yapmış, Hocada yukarıdan aşağıya yapmış ve kesiş büyük bir hayranlıkla Hoca'yı tebrik etmiş. Olup bitenden bir şey anlamayan halk keşişe ne olduğunu sormuş keşiş de :
- “Bu adam gerçekten dünyanın en akıllı adamı, yere dünya çizdim o ortadan ekvator geçer dedi, ben dünyayı dörde böldüm o da dört de üçü sudur dedi, ben yerden buharlaşma sonucunda ne olur dedim o da yağmur yağar dedi.” Bu sefer hocaya neler olduğunu sorar halk Hoca da:
- “Bu adam oburun biri, yere bir tepsi baklava çizdi ben de yarısı benim dedim, daha sonra tepsiyi dörde böldü o zaman dört de üçü benim dedim, o da tepsi altından ateşi hafif hafif almalı dedi ben de üstüne fındık fıstık eklersek daha iyi olur dedim”
Ekmek ve Bilginler
Filozoflar, tefsirciler ve hukuk bilginleri, Nasreddin Hoca hakkında karar vermek için saraya çağrıldılar. Davası çok ciddi idi, zira Hoca imparatorluğun adı geçen âlimlerinin, bilgisiz, boşboğaz, şaşkın olduklarını köy köy dolaşarak ilân ettiğini etmişti. Devletin güvenliğini tehlikeye sokmaktan dava edilmişti.
- "İlk olarak sen konuş", dedi Padişah. Hoca:
- "Kâğıt kalem getirtiniz", dedi. Her ikisi de getirildi.
- "Onları ilk yedi âlim arasında paylaştırınız!" Olay şöyle devam etti.
- "Herkes şu soruyu kendi kendine cevaplandırsın: Ekmek nedir?" Bir müddet böyle geçti. Cevaplar padişahın eline verildi ve padişah onları okudu. İlk cevap şöyleydi:
- "Ekmek bir yiyecek maddesidir." İkinci:
- "Ekmek un ve sudur". Üçüncü:
- "Ekmek Allah vergisidir". Dördüncü:
- "Ekmek pişirilmiş hamurdur". Beşinci:
- "Ekmek kavramı çok anlamlıdır". Altıncı:
- "Ekmek besleyici bir maddedir". Yedinci:
- "Hiç kimse bunu çözemez". Demiş. Hoca
- "Şayet ekmeğin ne olduğuna karar verebilseydiniz başka şeylere de karar verebilirdiniz. Bu kafalara nasıl güvenebilir? Kendileri için her gün aldıkları bir şey üzerinde aynı fikirde olmadıkları halde, diğer taraftan benim suçlu olduğuma karar vermeleri çok acayip değil mi?"
Suçlular
Taşınma
Bir gece Hoca uyurken evine hırsız girer. Hırsız evde bulduğu işe yarar ne varsa alır evine götürür. Bunu gören Hoca'da geri kalan eşyaları aldığı gibi hırsızın evine götürür. Hırsız hayretle sorar:
- “Evimde bu saatte ne arıyorsun?” Hoca gayet sakin:
- “Oğlum biz bu eve taşınmadık mı?”
Sahibiyim de
Hoca, bir gece gürültüyle uyanmış. Bakmış, bir hırsız eşyaları topluyor. Adamdan korkmuş. Sesini çıkartmamış. Ama peşine de düşmüş. Az sonra, durumu fark eden hırsız, kızgınlıkla sormuş:
- “Beni neden takip ediyorsun bakayım?” Hoca, sakin, pişkin yanıtlamış.
- “Taşıdığın evin sahibiyim de”
Gerçek Hırsız
Hoca’nın evine hırsız girmiş. Hoca, usulca sezdirmeden hırsızın papuçlarını saklamış. Hırsız, aramış, taramış, çalacak bir şey bulamamış. Çıkarken bakmış ki ayakkabıları yok. Ne yapsın yalın-ayak sokağa fırlamış. Hoca, tam bu sırada “tutun, hırsız var” diye bağırmaya başlamış. Hırsız gelenlere “insaf edin yahu” demiş, “eve giren benim amma papuçlarımı çalan kendisi, gerçek hırsız odur.”
Dilenci
Günlerden sıcak mı sıcak bir yaz günü ıssız sokaklardan birinde bir dilenci, “Allah rızası için bir sadaka...” deyip geziyormuş.
Hoca da kışın geleceğini düşünerek böyle sıcak bir yaz gününde dama çıkmış, kan ter içinde kırılan kiremitleri yenileriyle değiştiriyormuş.
Bu sırada kapı çalınmış. Hoca bakmış ki, tanımadığı biri. Daha ne istediğini sormaya meydan kalmadan, adam: “Hocam biraz aşağıya iner misiniz. Mühim bir şey söyliyeceğim” diye seslenmiş.
Bunun üzerine Hoca, yüzünden akan terleri silerek “Mühim olan şey de ne ola” diye merak edip merdivenden aşağıya inmiş.
İnmiş ama, karşısındaki yabancı elini uzatıp, “Hoca Efendi, Allah rızası için bir sadaka...” demiş.
Hoca kendisini kandırıp damdan aşağıya indiren bu dilenciye çok kızmış. Fakat kızdığını belli etmemiş. Merdivene doğru yürüyüp, “Hele bir yukarıya çıkalım da” diye cevap vermiş.
Dilenci, dama çıkarken Hoca’dan daha fazla birşeyler kopartmak düşüncesiyle, “Hocam, Allah seni kazadan belâdan korusun” gibi laflar söylemeye devam etmiş.
Hoca, dilenci ile kırk ayak merdiveni tırmandıktan sonra da adama dönüp: “Şimdi ödeştik babalık, haydi bakalım Allah versin!” demiş.
Hırsızın Bunda Hiç Suçu Yok Mu?
Günün birinde hırsızın biri Nasreddin Hoca'nın evine girmiş ve ne bulduysa hepsini yanına almış gitmiş. Hoca'nın arkadaşları evi yalnız bıraktığı ve kapıyı kapamadığı için ona katıla katıla gülmüşler. Nasreddin Hoca buna daha fazla dayanamamış ve:
- "Pekâla, pekâla! Ben suçluyum ama hırsıza ne oluyor? Onun bunda hiç suçu yok mu?" demiş.
Çok Kolay
Hoca bir defasında yatakta mışıl mışıl uyurken, karısı ona heyecanla vurur:
- “Hoca, Hoca! Damda birisi var. O mutlaka bir hırsızdır.” Hoca şöyle cevap verir:
- “Hırsız gelsin. Değerli bir şey bulursa elinden alması kolay.”
Pis Kuzgun
Hoca bir gün karısıyla, göl başında çamaşır yıkamaya gitmiş. Çamaşırları yığıp işe başlayacakları sırada bir kara kuzgun gelip sabunu kapmış ve uçup gitmiş. Karısı, “yetiş efendi, sabunu kuzgun kaptı” diye feryâdı basmış. Hoca, bir şey yapmaya imkân olmadığını anlayıp,
- “Telâşlanma karıcığım baksana, kapkara üstü-başı, o bizden kirli, varsın temizlensin!”
Ben De Senin Gibi Düşünüyorum
Nasreddin Hoca günlerden bir gün bahçeye giderek orada ne bulduysa karpuz, kavun, havuç, şalgam koparıp çuvala doldurmuş. Tam iş başındayken bahçıvan ona doğru gelmiş:
- “Burada ne arıyorsun?” demiş.
Hoca şöyle cevap vermiş:
- “Geceki korkunç fırtına beni buraya attı.”
- “Öyle mi? Ya bunları kim kopardı?”
- “Nasıl fırtına beni oradan buraya kadar fırlattıysa kendisine tutunduğum şeyler de elimde kaldı.” Bahçıvan:
- “Peki bunları çuvalına kim doldurdu?”
Hoca hayret ederek şöyle der:
- “Ben de sizin düşündüğünüz şeyi düşünüyorum.”
Eğitim
Damdan Düşen Gelsin
Hoca eninin çatısını aktarırken dengesini kaybedip yere düşer. Tüm ahali etrafına yığılıp ne yapabileceklerini tartışırken, Hoca:
- “Bana damdan düşen birini getirin.” demiş.
Şunu baştan söylesene
Nasreddin Hoca tarlasında çalışırken oradan geçmekte olan birisi sormuş:
- "Bey Amca! Falan köye kaç saatte gidebilirim?" Hoca, bu soruya hele biraz yol al bakalım demiş. Adam aynı soruyu üç kere tekrarlamış; ama farklı bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş. Biraz yürüdükten sonra arkadan Hocanın:
- "Evlat, gel!" dediğini işitmiş. Adam gelince de Hoca soruyu şu şekilde cevaplandırmış:
- "Sen tam üç saatte oraya varırsın," demiş. Adam sinirli bir şekilde
- "Be bey amca! Madem biliyordun, şunu baştan söylesene," deyince, Nasreddin Hoca şöyle savunmuş kendisini:
- "İyi de, ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim ki."
Adam Olmak
Bir gün Hoca'nın bulunduğu bir sohbette sormuşlar:
- "Hocam, adam olmanın yolu nedir?"
Hoca düşünceli düşünceli, başını bir o yana bir bu yana sallayarak
- "Söyleyen olursa dinlemeli, dinleyen olursa söylemeli"
Kıymetli varlık
Nasreddin Hoca'ya bir gün şöyle bir soru sormuşlar:
- “İnsanın dünyada sahip olduğu en kıymetli şey nedir?”
Hoca:
- “Vücut, demiş ve eklemiş. Hakikatte ise o da insanın değil, doktorların elindedir”
Parayı Veren Düdüğü Çalar
Hoca bir gün pazara gitmek için yola koyulmuş. Az sonra çocuklar önünü kesmiş. Hoca, bize pazardan düdük al diye bağrışmışlar. İçlerinden biri çıkıp, parasını uzatmış. Pazar dönüşü aynı çocuklar yine hocayı çevirmişler. Hoca, para veren çocuğa düdüğü uzatmış, tam ayrılıyormuş ki! Bütün çocuklar bağırmış; "Hani bana, hani bana". Hoca çocuklara dönüp:
-"Parayı veren düdüğü çalar", demiş.
Zehirli Baklava
Hocaya bir tepsi baklava verilir fakat okuldan acilen çıkar ve çıkarken de öğrencilere tembihler sakın ha yemeyin benim düşmanlarım bana zehirli hediye getirmiş olabilirler diye. Hoca'nın yeğeni de oradadır ve çıkmasından hemen sonra hocanın baklavasını yer. Hoca gelince de: -"Şey, bana verdiğin iş çok zordu. Hiç birini yapamadım. Senin çok kızgın ve ailemin hayal kırıklığına uğrayacağını biliyordum. öyle utandığımı hissettim ki, yapılacak tek şeyin,..., hayatıma son vermek olduğuna karar verdim...
Hoca da:
-"Yapmış olduğun işe bir bakmam için sadece ertelenmiş bir cezadır."
Tıp Bilgisi
Hoca'ya "tıp bilir misin" demişler.
-"Bilirim" demiş, "hem de şöyle ifade ederim."
- "Ayağını sıcak tut, başını serin, Kendine bir iş bul, düşünme derin."
Arapça Öğretiyor
Hoca bir gün bir komşusu Arapça öğrenmek istediğini duyar. Hoca derse başlar ve komşusu da şöyle bir soru sorar:
- “Hocam, Arapça da soğuk çorba ne demek?” O anda cevabı aklına gelmeyince: - “Haa, evet! Onu öğrenmen gerekmez. Sen hiçbir zaman soğuk çorba içmezsin. Bunun dışında da Araplar çorbalarını soğuk içmezler” diye cevap verir.
Her Duyduğuna İnanma
Günün birinde Hoca öğrencileri ile beraber bir gezi yapıyormuş. Yolda da kendisi hakkında bir şeyler söylüyormuş. Öğrencilerine öğüt vermeye başladığında:
-“Her duyduğunuza inanmayın! Ben de bir şey duydum ama doğru olup olmadığından emin değilim. Fakat bana öyle geliyor ki, bu pek mümkün değil”, demiş.
- “Bunu bize ispatlayabilir misin?” diye aralarından biri sormuş. Hoca:
- “Tabi seve seve oğlum. Geçenlerde birinden öldüğümü duymuştum”
..son
Sağken
Hoca damdan düşmüş baygın halde yatarken karısı gelir ve öldü sanarak tabuta koyup mezarlık yoluna koyulurlar. Yol ayrımına gelince hangi yoldan gideceklerini tartışırken Hoca tabuttan konuşur: "Ben sağken şu taraftan yürürdüm". Koro yankılanır: "O ölmedi yaşıyor, dünyamıza neşe, kahkaha saçıyor".
Zaten
Nasıl olduysa Hoca eşeğinden düştü. Çocuklar etrafına toplandılar. Kıkır kıkır gülüşüp alay etmeye başladılar. Hoca:
- "Aman çocuklar, bu kadar gülecek ne var? Ben zaten inecektim."
Kurtarma
Hoca ne kadar uğraştıysa da bir türlü ata yardım alamadan binemeyince "hey gidi gençlik" der ve yola revan olur. Halktan uzaklaştıktan sonra, kendi kendine:
-"Senin gençliğini de biliriz ama neyse"
Dünya Kaç Arşındır?
Meraklılar çok!.. Birisi, Hoca’nın karşısına dikilmiş:
- Hocam, çok merak ettim; bunu bilse bilse bizim Hoca Efendi bilir, dedim.
- Neymiş o, bakayım!..
Hoca, o sırada oradan geçmekte olan cenazeyi işaret etmiş.
- Bunu git de tabutun içindekine sor. Dünyanın kaç arşın olduğunu ölçmüş, biçmiş de gidiyor işte!... demiş.
Hasta Ziyareti
Hoca, ağır hastadır; artık evine gidip gelenlerin haddi hesabı olmaz. Hoca, bunalmağa başlar, fakat kimseye de “kalkın, gidin!” diyemez. Hele bir ziyaretçi kafilesi, Hoca’nın yanında oturur da oturur. Nihayet giderken içlerinden biri:
- Hoca, bir isteğin var mı? Allah geçinden versin ama bir vasiyetin falan!...
Deyince Hoca, fırsat bu fırsattır diye düşünür:
- Evet, bir vasiyette bulunacağım size: Bir hasta ziyaretine gidince yanında oturup kalmayın!... der.
Vasiyet
Hoca, bir ara çok hastalanır. Komşu kadınları kendisini sık sık yoklamağa gelirler. Hoca’nın iyileşmeye yüz tuttuğu günlerde ziyaretine gelen kadınlardan biri lâtife olsun diye şöyle bir soru sorar:
- “Hoca Efendi, Allah geçinden versin ya, şayet bir gün ecelin gelir de seni kaybedersek arkandan ne diye yas tutalım? “ Hoca, bu sorudan pek hoşlanır:
- “Kadınların sohbetine doyamazdı, diye yas tutarsınız!”
|
|
|
En Güzel Temel Dursun Fadime Fıkraları |
|
Yazar: RasitTunca - 10-06-2018, 01:45 AM - Forum: Komik Fıkralar
- Yorum Yok
|
 |
En Güzel Temel Dursun Fadime Fıkraları
FIKRA 1
Temel çok güzel bir kadını gözüne kestirmiş.
Kadının peşinde ve bir taraftan da nasıl ayartırım diye düşünüyor.
Klasik tavlama usüllerinden biri geliyor aklına ve birden kadına dönüp :
- Hadi bize gidelum sağa pul kolleksiyonumu cöstereyim.
Kadın şaşırır fakat bozuntuya vermez:
- Peki ya beğenmezsem
- O zaman ciyinur cidersun
FIKRA 2
Temel ava çıkmış, eli boş dönmemek için kasaptan bir tavşan almış.
Fadime;
- Ha pu netur, soyulmuş tavşanı nasıl avlaysun?
- Sevişirken yakaladum, çiyinmeye firsatu olmadu vurdimm onuuu..
FIKRA 3
Temel karısı Fadime zayıflasın diye binmesi için at almış.
Aradan bir hafta geçmiş...
Temel ile Dursun kahvede konuşurlarken konu Fadime'nın zayıflamasına gelmiş.
Dursun sormuş
- "Bir gelişme var mu?"
"Evet da" demiş Temel:
- "At bir haftada 5 kilo verdu
FIKRA 4
Fadime Temele sormuş;
_ Paluklar neden konuşmiyi Temelciğum
Temel yanıtlamış...
- Paşini akvaryuma sok anlarsun,Fadimeciğum
FIKRA 5
Fadime kızını evermiş, düğünden sonra bir hafta geçmiş ses yok.
“Ula ha punlarin sesi soluğu cikmiy, Pen pugün bi dolanacağum” demiş;
Yeni evlilerin kapısını çalmış…
Kızı kapıyı açmış ki ne görsün Fadime, kızı çırılçıplak:
-Uyyyy ha pu nedur usagum? Ayuptur da!
Kızı: Aaaa ne kadar geri gafalusun anne, bu aşk elbisesi…
Fadime töbe töbe diye içeri seğirtecek olmuş bakmış damat geliyor:
-Ooo anne hoş celdun?
Fadime yüzünü gözünü nereye kaçıracağını bilmiyor, çünkü damat da anadan üryan..
-Pu ne rezulluk diyecek olmuş,
Damat hemen: ‘Aaaa ne kadar geri gafalusun anne bu aşk elbisesi’ demiş.
Çaresiz Fadime bir koşuda almış soluğu evde.
Almış Fadime’yi bir düşünce.
Acaba demiş, gerçekten ben geri gafalu miyum?
Sonra yatmış aklına.
Üstünde başında ne varsa soyunup dökünmüş.
Başlamış evde çıplak dolaşmaya.
Akşamüstü kapı çalınmış,
Fadime, bakmış ki camdan Temel, saçını başını düzeltmiş, açmış kapıyı.
Fadime’yi bu halde gören Temel’in gözler yerinden fırlamış:
_”Ula ne dur bu, gafayi mi yedun da?
_”Hih demiş Fadime Temele,
_‘ne gadar geri gafalusun, ha bu aşk elbisesidur da’
Temel şaşkın cevaplamış:’Ula Ütüleseydun bari’
FIKRA 6
Doktor hastabakıcı Temel'i çağırdı..
'Yarın ava gidiyorum, ama muayenehane kapansın istemiyorum.
Sen hastalarla ilgilen. Ben arada arar, kontrol ederim' dedi..
'Merak etmeyin doktor' dedi, Temel.
Doktor ertesi gün akşama doğru telefon etti..
'Ne var ne yok?..'
'Üç hasta geldi bugün.. İlkinin başı ağrıyordu, ASPİRİN içirdim.'
'Harika Temel' dedi, doktor..
'İkincisinin midesi yanıyordu.. TALSİT verdim..'
'Bravo.. Bravo Temel.. Harikasın!.. Ya üçüncü?..'
'Doktor, masada oturuyordum. Kapı çarparak açıldı, içeri fırtına gibi bir kadın girdi..
Alev alev yanıyor gibiydi, muayene masasının üzerine yattı ve bağırdı:
'Bana yardım et. Beş yıldır erkek yüzü görmedim..'
'Eee.. Sen ne yaptın, Temel?..'
'Gözüne VİSİNE damlattım doktor!
FIKRA 7
Temel kahvehaneye gitmiş arkadaşları demişki uy temel bu gün cuma namazına yeni hoca gelicekmiş sende gelirmisin, temel demiş ha ben burayayım zaten cideruz, hoca fetbah verirken demişki her mümün cuma namazını kaçırmazsa cennetde hurilerden biri verilir der, temel hemen ayağa kalkar hocam ha bizim hatunlara cennetde ne verilir, onlarada nurilerden biri verilir der, akşam namazında eve gelen temel bakarki fadime namaza durmuş popasına bir tekme atar kal deyrum saa, fadime derki ne oldi temel neden tekmeledun beni, temel de derki ula öteki dünyaya gidice orespimu olucaksın.
FIKRA 8
Temel yeni yaptigi ahirina hayvanlari yerlestiriyormus.
Fakat sira develere geldiginde, develerin kapidan gecemedigini anlamis.
Baslamıs kapinin ust kismini parcalamaya.
Ordan gecen bir adam -Birader napiyon sen?
temel:
-Ula devenin boyni cok uzun , kapiyu uzatayrum
adam:
-Ulan salak kapinin girisindeki topragi biraz kazsana..
temel:
-Salak sensin da, devenin boynu uzun ayaklari degul !!!
FIKRA 9
Temel ve Fadime hayvanat bahçesinde dolasiyorlarmis.
Aslan kafesinin önüne geldiklerinde kafesin bos oldugunu ve aslan bakicisinin içeriyi
temizledigini görmüsler.
Aslanlarin nerede oldugunu sorunca bakici:
-'Simdi onlarin sex saatleri 5 saatten önce çikmazlar'
Bunun üzerine Fadime Temel'i dürtmüs ve sitemle :
'Tuytun mu Temel?'
Temel yüzünü burusturmus :'tuytum Fadime' demis.
Biraz daha ilerlemisler Ceylanlarin kafesinin önüne gelmisler
ama orada da bakicidan baska bir sey yokmus, sorduklarinda bakici :
'simdi onlarin sex saati, 4 saatten önce çikmazlar' demis.
Fadime yine dönmüs daha sitemkar 'Tuytun mu Temel'
Temel iyice bozularak 'tuytum tuytum!'
Ayni sey gorillerin kafesinin önünde daha siddetli bir sekilde tekrarlandiktan sonra geyiklerin kafesinin önüne gelmisler,
bakiciya sorduklarinda, bakici 'Simdi onlarin sex saati ama bekleyin bir -iki dakikaya kadar çikarlar' demis ve öyle olmus.
Bunun üzerine Temel gururla dönmüs Fadime'ye :'TUYTUN MU FADIME?' demis.
Fadime aninda cevabi yapistirmis:
'Tuytum tuytum ama sen de su geyigin kafasindaki boynuzlari gördün mü?!!'
FIKRA 10
Temel bir dağ başında oturuyormuş ve en büyük zevki günlük gazete okumakmış fakat çok da tembel olduğundan ve gazete alabilecegi tek yer, oturduğu dağın eteğindeki bakkal olmasından dolayı bu iş için hep Fadime'yi gönderirmiş.
Fadime bir gün bu durumdan sıkılmış ve pazartesi günü 7 tane o günün gazetesinden almış. Pazartesi günü bir gazete verip diğerlerini saklamış.
Ertesi gün Temel gazete isteyince bir önceki gün aldığı gazetelerden birini ben çıkıyorum deyip işlerini hallettikten sonra çıkarıp vermiş. Bir sonraki gün de aynı şekilde yine Temel gazete istemiş Fadime yine işlerini halledip Temele gazeteyi vermiş. Perşembe günü de yine Temel gazete istemiş Fadime yine vermiş. Akşama doğru Temel Fadimeyi çağırıp:
"Fadime," demiş. "Dünyada ne salak insanlar var; dört gündür aynı adam aynı yerdeki ağaca arabasını çarpıyor."
FIKRA 11
Bir kasabaya sirk gelmiş. ... Sirkin geldiği gün aslan terbiyecisi istifa etmiş gitmiş.
Patron panik halinde "hemen yerel gazeteye ilan verin acele bir aslan terbiyecisi bulalım" demiş.
İlan vermişler, iki kisi gelmiş.
Biri uzun boylu, sarışın bir fıstık, diğeri bildiğimiz bizim Temel, kel kafalı, kısa boylu ve şişman olanı...
Patron, "ikiniz de aslan terbiyecisi misiniz?" diye sormuş, "evet" demişler.
Kıza, "önce sen gir bakalım kafese" demiş. Kız girmiş, arkasından kafesi kilitlemişler.
Baba aslan kıza bakmış, ağır ağır yaklaşmaya başlamış, kız birden üzerindeki giysisini çıkarmış, çırılçıplak.
Baba aslan önce afallamış, sonra kıza yaklaşmış ve ayak ucundan başlayarak kızı koklamaya başlamış ve yalamış.
Sonra, gevşemiş ve sakin, mutlu bir şekilde kızın ayaklarının dibine uzanmış yatmış.
Patron dönmüş Temel'e, "Sen de aynı şekilde yapabilir misin?" demiş.
Temel, "Elbette yaparım ama önce aslanı kenara çekin"..!.
FIKRA 12
Temel Dursuna arabasinin öyküsünü anlatiyordu :
"Bir gün otostop yapiyordum ki önümde, bu arabayla, mini etekli güzel bir bayan durdu ve beni arabasina aldi.
Bir süre gittikten sonra kadin arabayi kuytu bir köseye çekti.
Mini etegini iyice yukari çekip, dudaklarini islatti ve..."
_“Benden ne istersen alabilirsin” dedi,
_" Ben de arabasini aldim."
Dursun : "iyi etmissin Temel, zaten mini etek sana hiç yakismazdi
FIKRA 13
Adamın biri sinemaya gider. Tam sinemada film baslarken önüne saçını kazıtmış biri oturur
Ve sinemanın ışıkları bu saçını kazıtmış adamın kafasına vurur...
Arkasındaki adam bir turlu filmi izleyemez.
Adam içinden "sunun ensesine bi tane yapıştırayım" der sonra
" Oğlum adam iriyarı...Ellese bile beni parçalar" diyip vazgeçerken yanına Temel oturur..
Adam Temel'e dönüp "Şu kafasını kazıtmış adamın ensesine bir tane vur sana 5 milyon vericem" der.
Temel de dayanamaz adamın ensesine bi tane yapıştırır.
ve devam eder "Ula Hasan sen purada miydun".
Adam dönüp "Ne Hasanı kardeşim" der.
Temel de "Pardon kardeşum karuşturdum" der ve adam önüne dönünce 5 milyonunu alır.
Adam dayanamaz ve Temel'e donup "Kardeş bi tane daha yapıştır sana 10milyon verecem" der.
Temel bi tane daha adamın ensesine vurur ve ilave eder "Ula Hasan sensun da yeme penu"
Adam donup "Hasan değilim kardeşim be " diyip ön koltuklardan birine oturur.
Temel'in yanındaki adam artik filmi bırakıp bu kafasını kazıtan adamı aramaya baslar ve bulur.
Hemen Temel'e dönüp,
"Bak kardeşim iste oraya oturmuş. Git ensesine bi tane daha vur sana cebimdeki tüm parayı verecem" der.
Temel hemen kafasını kazıtmış adamın arkasına geçip ensesine bi tane yapıştırıp seslenir: Gönderilen Fotoğraf
"Ula Hasan purda miydun, ben da yarim saattur arkadaki adamu sen sanup ensesune vurayrum"
FIKRA 14
Temel üniversite sınavına girmiş.
Her soru için yazı-tura atarak cevapları vermiş.
İki saat sonra ögrencilerin çogu sınav kağıdını verip salonu terk etmiş, temel hala yazı tura atıyor.
Gözetmen gelmiş başına dikilmiş:
- Temel hepsini yazı tura atıyorsun, hala bitiremedin mi?
Temel:
- Hocam bir saat önce bitirdum. şimdi de cevaplarımı kontrol edeyrum!
FIKRA 15
Temel tıp fakültesini bitirip, beyin cerrahisi ihtisasına başlamış. İlk yurtdışı kongresinde, heyecanla farklı ülkelerden bir araya gelen doktorların arasına karışmış.
Bir köşede, kalabalık bir grubun aralarında tartışmakta olduğunu görüp konuşmalarına kulak kabartmış.
Aksanından İngiliz olduğu anlaşılan doktor şöyle diyormuş:
-Beyin cerrahisi bizde öyle ilerledi ki, beyin nakline başladık. Biz bir adamın beynini alırız, başkasına naklederiz
ve onu altı haftada iş arayacak hale getiririz.
Bunu duyan bir Alman cerrah, ….. atılmış:
-Bu hiç birşey değil; biz bir adamın beynini çıkarıp, başkasına naklederiz ve onu dört haftada orduya katılıp, savaşacak hale getiririz.
O ana kadar sessiz, sakin tartışmayı dinleyen Temel, yüksek sesle söylenmiş:
-Beyin nakli mi, ne kadar gereksiz !
Bir anda bütün gözler kendisine dönerken eklemiş:
-Biz Kasımpaşa'dan bir beyinsizi aldik ve Başbakan yaptık. Şimdi ülkenin yarısı iş arıyor, yarısı da savaşa hazırlanıyor...
FIKRA 16
Temel'in Almanya'daki oğlu Temel'e şöyle bir mektup yazar:
- Babacığım sizleri çok özledim. Bana bolca para yollarsan sevinirim.
Temelde bu mektuba karşılık yazar:
- Uy sevgili uşağum, Allah'ın selami tabiidur. Mektubumu çok yavaş yazayrum, çünkim bilirum ki, okuman zayuftur, çabuk okuyamazsun...
Benden sana sual edersen, Allahuma pin şükür iyiyum, yeni pir iş buldum. Emrimde 1500'e yakın adam var, hepsi de sessuz sedasuz, kendi hallerinde...
Ne iş pulduğumu soraysan söyleyeceğum patlama, mezarluk pekçisi oldum... Geçtiğimiz hafta puraya iki defa yağmur yağdu...
Piri pazartesinden perşembeye öbüri de perşembeden pazara...
Bacın Emine bir uşak doğuracak, daha erkek midir kiz midir pelli değil, haçan o yüzden sağa dayi mi oldin, teyze mi oldin söyleyemeyrum...
Kötü havadisler vardur... Pahriyede askerlik yapan 10 uşağu da kaybettuk.
Pindikleri denizaltu pozulmus, motoru turmuş, inmiş aşağu, denizaltuyu itekleyup, motorunu çalıştırmak istemuşlar..
Temel emicen de tükkan açtu, o da 30'a alduğuni 25'e verir, sürümden kazanıyormuş öyle dedu...
Bizim köye findukçularun Temel'i muhtar seçtuk, akullu uşak da...Geçen gün hepimizu zelzeleye karşi aşi etturdu. Temel hem akillidur, hem de dürüsttür...
Geçenlerde bir taksinin şoförü köye varmış, muhtarı arıyor, meğer yolda bir tavuk ezmiş sahibini soraymuş.
Muhtar Temel tavuğa pakmiş, ha bu pizden değuldur pizum köyde yassu tavuk yoktir demiş...
Senin küçüğün Ergin çok akullu uşak çıktı. Geçen gün tepeye varmış, elinde bir ip sallayıp duriy. Anan uy usağum ne edeysun orada, demiş.
O da hava durumuna bakayrum demiş.
Çektum oni akşam karşuma, anlat bakayum şu hava durumu işinu dedum.
Anlattu, meğer ip sallanınca havanın rüzgarli olduğuni; ip islanunca da yağmur yağduğuni anlaymiş.
Çok akillu uşak vesselam.
Sen o yaşta böyle akillu değildun.
Senin gönderdiğun resmi alduk, pir yaninda bir Alman herif pir yaninda pir Alman karisi var, ortada da sen.
İyi ki resmin arkasina ortadaki penum diye yazmişsun yoksam tanımayacaktuk.
Yaa işte böyle uşağum. Memleçetten sağa pol pol havadis..
Yeni havadis olursa yine yazarum. Baki hüdaya emanet ol.
Baban
NOT: Mektupa para koyacaktim, ama ...... anan Fadime mektubu kapatmiş.
Parayı koyamadim.Suçu benden değil anandan bil.
FIKRA 17
Öğretmen Temel bir öğrencisi ile hiç anlaşamıyormuş.
''Çocuğa taktı, sınıfta bırakacak'' diyorlarmış.
Temel bakmış ki böyle olmayacak, çocuğu halkın önünde imtihan etmeye karar vermiş. Görsünler çocukmu tembel, kendisimi hatalı.
Halk sıtadta toplanmış. Temel onların önünde çocuğa megafonla sormuş:
- Söyle bakalım, yedi kere yedi kaç eder? demiş.
- Kırkdokuz demiş çocuk.
Bir saniye sonra staddakiler hep bir ağızdan:
- Bir şans daha ver, bir şans daha ver, diye bağırmışlar.
FIKRA 18
Temel tren makinistidir. Birgün son hızla treninin sürmektedir. Bir de ne görsün. Rayların arasında bir küçük çocuk yatmaktadır. Olanca gücüyle sireni çekmiş ve düüüüütttt düüüüüütttt tren düdüğünü öttürmesine rağmen, çocuk raylar arasında yatmaktadır. Tek çare, Tren Takip Merkezini aramış ve haberleşme cihazıyla Tren Takip Merkezi Müdürüyle konuşmaya başlamış:"Karşımda bir çocuk var, raylar arasında yatıyor. Ne yapayım? Çocuğa vurursam bir kişi ölecek, treni tarlaya sürersem, onlarca kişi ölecek." Tren Takip Merkezi Müdürü hızlıca cevap verir:"Hiç düşünme çocuğa vur".
Tren Takip Merkezi Müdürü bir kaç saniye sonra Makinist Temel'i arar: "Ne oldu?" Temel kesik kesik, çok bitkin şekilde ce! vap verir: Ben ağır yaralandım. Sanırım onlarca ölü var."
Tren Takip Merkezi Müdürü sorar:"Ne yaptın, treni tarlaya mı sürdün yoksa". Makinist Temel güçlükle cevap verir: "Evet, tarlaya sürdüm."
Tren Takip Merkezi Müdürü: "Ne yaptın sen, neden çocuğa vurmadın da tarlaya sürdün diye sorar." Makinist Temel Cevap verir:"Ama çocuk tarlaya kaçtı."
FIKRA 19
Temel'in Fadime'si domuz gribine yakalanmış hastaneye kaldırılmış.
Aradan geçen zaman içinde karısı hastalıktan kurtulmuş.
Geçmiş olsun ziyaretine gelen Dursun, Temel'e sormuş:
- Karın nasil oldi Temel, tamamen iyuleştu mi?
Temel kafasını iki yana salayarak:
-Laa, grip geçtu da, domuzluk devam ediiy...
FIKRA 20
Çok ağır bir kalp krizi geçiren Temel, aylarca süren bir dizi önlem ve tedavi sonucu iyileşmiş, taburcu olmadan önce "Sonuçlarınız mükemmel.." demiş doktoru Dursun, "15 yaşındaki bir delikanlının kalbi ne kadar güçlü ise sizinki de öyle.. İsterseniz koşup futbol bile oynayabilirsiniz.."
Temel sevinçle evine gitmiş, Fadimeye "Karicuğum tamamen iyileştum. Bu gece daha evvel hiç yapmadiğumuz şekilde bir 'vahşi aşk'a ne dersun?" demiş. Fadime bir an düşünmüş, "Bilemeyrum.." demiş son derece isteksiz, "Bole bir aşk kalbini zorlayabilur. Ama doktor bir rapor yazıp imzalarsa belki olabilir, riske girmek istemeyrum..!" diye cevap vermiş.
Temel hemen doktoruna koşmuş, durumu anlatmış, "Tabii..Tabii.." demiş doktor Dursun, almış antetli kâğıdını eline başlamış yazmaya..
"Bay Temel benim kontrolümdeki hastamdır. Kalbi son derece güçlüdür. Çılgın, ihtiraslı, heyecanlı bir seksi ne zaman isterse yapabilir.. İmza Dr. Dursun.."
"Tamam oldu işte.." demiş doktor, "Haa.. Bir de Karinizun adı neydi yazıyı ona hitaben yazayum." Diye sormuş Temele. "Boş verun doktor.." demiş Temel sevinçten yerinde duramayarak,
- "Olayı kişiselleştirup kapsaminu daraltmayalım... 'İlgilisune deyun yeter!"
FIKRA 21
Karadenize kıyısı olan ülkelerden birinin başbakanı, Karadeniz gezisinde Üniversiteyi ziyaret etmiş...
Bir sınıfa girerek öğrencilerle tanışmış. Kendince o karizmatik duruşuyla beden dilini de kullanarak bir konuşma yapmış.
Etkili konuştuğunu düşünerek "Sorusu olan var mı?" demiş.
TEMEL; "Ben size 3 soru soracağım." demiş;
1-Bu kadar yıpranmış olmanız gerekirken oylarınız nasıl oldu da arttı?
2-Özelleştirme adı altında bütün önemli kurumları yabancılara sattınız, bunlardan ne kadar para kazanıldı?
3-Bu paralar nerde?
Tam bu sırada zil çalmış. Başbakan, "2.derste devam ederiz" deyip çıkmış.
Derse yeniden girince "nerde kalmıştık" diye sormuş.
Bu sefer DURSUN ayağa kalkmış; "Bizim sorularımızı cevaplayacaktınız" deyince, Başbakan "iyi sor bakalım" demiş.
DURSUN, "Size 5 sorum olacak" :
1-İktidarda yıpranmış olmanıza rağmen oylarınızı nasıl artırdınız?
2-Bütün önemli kurumlarımızı sattınız? ne kadar para kazanıldı?
3-Bu paralar nerde?
4-Tenefüs zili neden yarım saat erken çaldı?
5-TEMEL nerede?
|
|
|
Cocuklarin sınav kağıtlarına verdikleri müthiş cevaplar:)) |
|
Yazar: RasitTunca - 10-06-2018, 01:42 AM - Forum: Komik Fıkralar
- Yorum Yok
|
 |
Cocuklarin sınav kağıtlarına verdikleri müthiş cevaplar
Karadeniz bolgesinin gecim kaynaklari nelerdir?
--Balikcilik hamsi yani accik tarim, natasa en cok gecim kaynagi olanlaridir.
Halil/Ortaokul-2
--Olcek cesitleri nelerdir?
--Boy olceyi,kilo olceyi ve kesir olceyi
Ayse/Ortaokul-2
--Dunyamiz nasil olusmustur?
--Dunyamizi insanlar kurmustur. Dunyamiz temiz sular,temiz hava ve temiz yollari yani temiz yollarla dunyamiz guzel bir sekilde olusur.
Seda/Ortaokul-2
--Turkiye'nin ozel konumunu aciklayiniz.
--Turkiye cok ozel bir konuma sahiptir. Ozel bir konuma sahiptirden dolayi ozel konum baska kimseyi ilgilendirmez. Ama etrafimizdaki devletler ozel konumumuza karisip dururlar. Halbuki hic karismamalilar.
Selim/Ortaokul-2
--Boylam nedir?
--Mesela kapinin oraya gittiyimizde boyunuzu olcebilirsiniz,buna boylam denir.
Yavuz/Ortaokul-2
--Bir seklin duz bir sekilde destek olmadan durmasidir.
Serdar/Ortaokul-2
--Karadeniz bölgesindeki tarimi anlatiniz.
--Karadeniz bolgesinde toprak cok verimlidir. Burada en cok hamsi yetistirilir. Hamsi once ovalarda sonra yamaclarda en sonunda daglarda yetistirilmistir. Bu bolgemizde kislar cok yagisli
oldugundan hamsiler serada yetistirilir.
Hatice/Lise-2
--Dis ticaret acigi nedir?
--En dis ve en yabanci, cok uzak aciklara yapilan ticarete dis ticaret acigi diyoruz.
Bilal/Ortaokul-2
--Disari ihrac ettigimiz mallar yolda hasara ugrarsa veya yerine ulasamazsa buna dis ticaret acigi denir.
Mahmut/Ortaokul-2
--Fotosentez nedir?
--Ayin dunyaya yaklasip uzaklasmasina fotosentez denir.
Davut/Lise-1
--Fotograflayip sentezlemek olayina fotosentez denir.
Orcun/Lise-1
--Bitkilerin derin nefes alip vermesine fotosentez denir.
--Terliksi hayvan ne demektir?
--Terlik giymeden dolasip duran deyisik turdeki hayvanlara Terliksi hayvan denir.
Sevda/Lise-1
--Tanim ne demektir?
--Tanim,bir varliga bir seye ozgu nitelikleri belirtilmesi niteligi bicim seklindeki kelimeyi belirten anlam tarif...
Meryem/Lise-2
--Ovalar kaca ayrilir?
--Dorde ayrilir: Yesil ova,kurak ova,agaclik ova ve gulluk gulustanlik ova.
Esma/Ortaokul-2
--Ovalar dorde ayrilir. Dogu,bati,kuzey,guney.
Ali/Ortaokul-2
--Cukur ova,duzluk ova ve yamuklu ova diye uce ayrilir.
Ufuk/Ortaokul-2
--Hangi durumlarda ara secime gidilir?
--Meclis baskanlarinin iflasi durumunda ara secime gidilir.
Ayse/Ortaokul-3
--Meclisin gorev ve yetkileri nelerdir?
--Mahkemelerce olmesi kesinlesenlerin olmesine izin vermek.
Orhan/Ortaokul-3
--Enlem nedir?
--Bir canlinin boyunu posunu olcmeye yarayan sey.
Ali/Ortaokul-2
--Olcek cesitleri nelerdir?
-- 1. Terazi tarti olcek
-- 2. Fakir olcek
-- 3. Zengin olcek
Melek/Orta-1
--Olcek nedir?
--Bir ilmi birim birimidir, ve olcegin tanimini yapmak için olcek gerekir.
Arif/Ortaokul-1
--Dogu Anadolu'da sanayi neden gelismemistir?
--Dogu Anadolu cok daglik maglik bir yerdir. Oralar daglik maglik oldugu için ulasim oraya gidemiyor. Ulasim gitmeyince fabrika kurulamiyor. Fabrika dagin tepesinde olmaz. Dagi yok etmek gerekir. Bu da para ister. Ulkemiz fukara karsilayamaz. Zaten dagi yok etmek için dinamit konulsa teroristler onlari calip cirpip goturur. Bu yuzden oraya endustri gitmemis.
Mustafa/Ortaokul-1
--Istanbul'un onemi nedir?
--Istanbul onemli bir sehirdir. Topragi altindandir. Koyden goc
edenler Istanbula is,as bulmak için giderler. Ve zengin olup koylerine geri donerler. Bagzilari ev parasi için bagzilari ise baslik parasi için...Ama bunlar hepsi eskidendi. Simdi bir tek ev parasi ve cocuklarin okuma parasi için geliyorlar. Simdiki zamanda baslik parasi yoktur,kacan kacana,seven sevene.
Koyden Istanbula gelen hemseriler coktur. Ayricana Istanbulda cok cok urun yetisir. Bunlarin bazilari domates,salatalik,lahmacun, ve kivircik maruldur. Istanbul ayrica Asya ile Avrupa arasinda bir yol gecen hani koprusu gibidir. Her bir kimse bu kopruden gecer. Istanbul
onemli olmasaydi nufusu onbes milyon olur muydu hic?
Derya/Ortaokul-2
|
|
|
Dünya Ülkelerinin Para Birimleri ve Sembolleri |
|
Yazar: RasitTunca - 10-03-2018, 03:18 AM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Dünya Ülkelerinin Para Birimleri ve Sembolleri
Dünya üzerinde yaklaşık 195 civarında ülke bulunmaktadır. Bu ülkelerinin çoğunun farklı para birimi vardır. Ancak aynı para birimini kullanan ülkelerde bulunmaktadır. Örneğin; Amerikan doları Amerika Birleşik Devletlerinin yanı sıra Zimbabwe, Porto Riko, Palau, Mikronezya Federal Devletleri, Marshal Adaları, Ekvator, El Salvador, Doğu Timor ’da da kullanılmaktadır. Yine Euro‘ya baktığımızda; Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, İtalya, İspanya, Avusturya, Estonya, Portekiz, Finlandiya, İrlanda, Letonya, Malta, Lüksemburg, Slovakya, Yunanistan, Slovenya, San Marino, Karadağ, Vatikan, Monako, Andorra ve Kosova ‘da kullanılmaktadır. Bu yazımızda sizlere ülkelerin para birimleri ve sembolleri hakkında bilgi vermeye çalışacağız.
Türk Lirası ₺
Euro €
Sterlin £
İsviçre Frangı CHF
Çin Yuanı ¥
Japon Yeni ¥
Suudi A. Riyali ﷼
Norveç Kronu kr
Danimarka Kronu kr
Amerikan Doları $
Kanada Doları $
İsveç Kronu kr
Kuveyt Dinarı د.ك
İran Riyali ﷼
Rus Rublesi руб
Afganistan Afganisi ؋
Angola Kvanzası Kz
Arjantin Pezosu $
Arnavut Leki Lek
Aruba Florini ƒ
Azerbaycan Manatı ман
B.A.E. Dirhemi د.إ
Bahama Doları $
Bahreyn Dinarı د.ب
Bangladeş Takası ৳
Barbados Doları $
Belarus Rublesi p.
Belize Doları BZ$
Bermuda Doları $
Bhutan Ngultrumu Nu
Bolivya Bolivyanosu $b
Bosna Konvertibl Mark KM
Botsvana Pulası P
Brazilya Reali R$
Brunei Doları $
Bulgar Levası лв
Burundi Frangı —
CFA Frangı BEAC —
Cape Verde Eskudosu —
Cebelitarık Paundu £
Cezayir Dinarı —
Cibuti Frangı —
Çek Korunası Kč
Dominik Pezosu RD$
Doğu Karayip Doları $
El Salvador Kolonu $
Endonezya Rupisi Rp
Eritre, Nakfa —
Ermenistan Dramı —
Etiyopya Biri —
Falkland Adaları Lirası £
Fas Dirhemi —
Fiji Doları $
Filipinler Pesosu ₱
Gambiya Dalasisi —
Gana Cedisi ¢
Gine Frangı —
Guatemala Kuetzalı Q
Guyana Doları $
Güney Afrika Randı R
Güney Kore Wonu ₩
Gürcistan Larisi —
Haiti Gurdesi —
Hindistan Rupisi ₹
Hollanda Antilleri Florini ƒ
Honduras Lempirası L
Hong Kong Doları $
Hırvat Kunası kn
Irak Dinarı —
İsrail Yeni Şekeli ₪
İzlanda Kronu kr
Jamaika Doları J$
Kamboçya Rieli ៛
Katar Riyali ﷼
Kayman Adaları Doları $
Kazakistan Tengesi лв
Kenya Şilini KSh
Kolombiya Pezosu $
Komor Frangı —
Kongo Frangı —
Kosta Rika Kolonu ₡
Kuzey Kore Vonu ₩
Küba Pezosu ₱
Kırgızistan Somu лв
Laos Kipi ₭
Lesotho Lotisi —
Letonya Latsı Ls
Liberya Doları $
Libya Dinarı —
Litvanya Litusu Lt
Lübnan Paundu £
Macar Forinti Ft
Madagaskar Doları Ar
Makau Patacası —
Makedonya Dinarı ден
Malavi Kvakası —
Maldiv Rufiyası Rf
Malezya Ringiti RM
Mauritus Rupisi ₨
Meksika Pezosu $
Moldova Leyi —
Moritanya Ouguiyası —
Mozambik Metikali MT
Moğolistan Tugriki ₮
Myanmar Kyatı —
Mısır Lirası £
Namibya Doları $
Nepal Rupisi ₨
Nijerya Nairası ₦
Nikaragua Kordoba Orosu C$
Özbekistan Sumu лв
Panama Balboası B/.
Papua Yeni Gine Kinası —
Paraguay Guaranisi Gs
Peru Yeni Solu S/.
Polonya Zlotisi zł
Romen Leyi lei
Ruanda Frangı —
Saint Helena Paundu £
Samoa Talası —
Sao Tome ve P. Dobrası —
Seyşeller Rupisi ₨
Sierra Leone Leonu —
Singapur Doları $
Solomon Adaları Doları $
Somali Şilini S
Sri Lanka Rupisi ₨
Sudan Dinarı —
Surinam Doları $
Suriye Lirası £
Svaziland Lilangenisi —
Sırp Dinarı Дин.
Şili Pezosu $
Tacikistan Somonisi —
Tanzanya Şilini —
Tayland Bahtı ฿
Tayvan Yeni Doları NT$
Tonga Paangası —
Trinidad ve Tobago Doları TT$
Tunus Dinarı DT
Türkmenistan Y. Manatı —
Uganda Şilini USh
Ukrayna Hryvniası ₴
Umman Riyali ﷼
Uruguay Pezosu $U
Ürdün Dinarı JD
Vanuatu Vatusu —
Venezuela Bolivarı Bs
Vietnam Dongu ₫
Yemen Riyali ﷼
Yeni Zelanda Doları $
Zambian Kwacha —
Zimbabve Doları Z$
|
|
|
Alexa Nedir Ne İşe Yarar? |
|
Yazar: RasitTunca - 10-03-2018, 02:55 AM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Alexa Nedir Ne İşe Yarar?
Alexa Nedir ???
Alexa ABD merkezli amazon firmasına ait bir sıralama ve seo araçları sunan bir şirket'dir.Bu sirket 1996 yılında kurulmuş ve eskiye dair baya bilgiyi barındırmaktadır.Eski bir şirket olduğu için veri tabanı çok büyük ve güçlü'dür.
İnternette bulunan tüm siteleri belli kriterlere göre dünya ve kendi ülkesine göre sıralama yapan bir ölçüm sitesi veya seo aracı denilebilir.Herhangi bir internet sitesi yani google yandex gibi arama motorları bu sitenin sıralamasına ve değerine bakarak dizinine ekler ve bu sistem internet kullanıcıları için çok önemlidir.
Alexa sıralama yaptığı gibi ayrıca ziyaretçinin nereden geldiğini ve hangi sayfaları gezdiğini sayfada kaç dakika kalındığını ölçer ve sıralar.Bu sistemde webmaster'ların yani website yöneticilerinin en çok tavsiye ettiği siteler arasındadır.
Alexa En Çok Hit Alan Websiteleri
Alexa en çok hit ve ziyaretçi çeken siteleri ve sıralamaları vardır.Alexa bu siteleri degerlendirip sıraya sokmuştur bu sırada aşağıdaki linke tıklayıp görebilirsiniz.
http://www.alexa.com/topsites
Alexa Widget Kodu Nedir ?
Alexa widget kodu çok güzel ve faydalı bir html kodu'dur.Alexa widget sizlere siteniz hakkında bilgiler verir ve sitenizde Türkiye veya Dünya sıralaması ve Alexa Rank sayısı gösterilir.
Aşağıda vereceğim kodu sitenize ekleyin ve sitenize girdiğinizde alexa degerinizden haberiniz olsun.Her zaman alexa sitesine girmeniz gerekmez.Ayrıca sitenize eklediğinizde no data diye yazı görürseniz endişelenmeyin.Sitenizi en yakın zamanda sıralamaya sokuyor.
Alexa sitesine girmek için linke tıklayalım.
http://www.alexa.com
NOT:Aşagıdaki kodları sitenize ekleyeceğiniz zaman bizim site linki yerine kendi sitenizin linkini yazmanız sitenizde aktif edecektir.
120x65 Alexa Rank Widget Kodu
Kod: <a href="http://www.alexa.com/siteinfo/efsane1turk.net"> <script type="text/javascript" src="http://xslt.alexa.com/site_stats/js/t/a?url=efsane1turk.net"></script></a>
120x90 Alexa Rank Widget Kodu
Kod: <a href="http://www.alexa.com/siteinfo/efsane1turk.net"> <script type="text/javascript" src="http://xslt.alexa.com/site_stats/js/s/a?url=efsane1turk.net"></script></a>
468x60 Alexa Rank Widget Kodu
Kod: <a href="http://www.alexa.com/siteinfo/efsane1turk.net"> <script type="text/javascript" src="http://xslt.alexa.com/site_stats/js/s/c?url=efsane1turk.net"></script></a>
Alexa Kalite Neye Göre Belirleniyor
Alexa bir sitenin kalitesini belirlemek için bircok kriteri var ama siz bu kriterlere dikkat ederseniz yükselmeniz daha çok olacaktır.
Sadık ziyaretçi
Sitede geçirilen zaman
Google hemen çıkma oranını düşürme
Sadık Ziyaretçi Nedir ? Kısaca Önemi ?
Sadık ziyaretçi demek yani aynı siteye farklı saat veya günde defalarca girmek ve o sitede dolaşmaktır ve böyle olan kişilere sadık ziyaretçi deniyor.Önemi diyecek olursak bu sadık ziyaretçiler sizlerin sitenizin markalaşmaya doğru adım atması ve yeni ziyaretciler getirmesini sağlar.
Sitede Geçirilen Zaman
Sitede geçirilen zaman alexa için çok önemlidir.Ayrıca tek alexa için değil diğer arama motorları için de aynıdır.Ziyaretçilerinizin sitede geçirdikleri zaman ne kadar çok artarsa o kadar bu değer artar ve arama motorlarında ve alexa da daha çok yer alırsınız.
Google Hemen Çıkma Oranı Düşürme
Bu sistemi de ne kadar düşürürsek bizler ve website yöneticileri için o kadar önemlidir.Alexa ve arama motorları bu sisteme çok önem veriyor ve sizlerinde bu olaya çok önem vermesi gerekir.Mesela bir ziyaretçi sitenize girdi ve hemen ardından çok fazla zaman harcamadan sitenizden çıktı.Bu sizin sitenizin iyi olmadığı anlamına gelir arama motorların gözünde onun için çok önemli kolay gelsin.
Alexa.com, internetteki sitelerin ziyaret edilirlik oranlarını, dolayısıyla reyting sıralamasını çıkaran bir servistir.
En çok ziyaret edilebilirlik sıralaması, Alexa’nın ‘Alexa Toolbar’ adlı yazılımını kullanan internet kullanıcılarından elde edilen verilere göre oluşturulmaktadır.
Sıralama kesin bir veri olarak algılanabilir mi?
Alexa.com’daki rakamlar, sadece bilgisayarında ‘Alexa Toolbar’ yüklü internet kullanıcılarının tercihlerinden oluştuğundan, Alexa sıralaması hiçbir şekilde kesin bir veri olarak algılanmamalıdır.
Neden Alexa’ya ihtiyaç var?
Sitelerin kendi tuttuğu ve reklamverenlere sunduğu ziyaretçi raporları yerine, site sahibi ve reklamverenden bağımsız üçüncü bir kurumun raporlarına ihtiyaç duyuluyor. Bu alanda da tek servis, ‘İnternetin AGB’si’ olarak nitelendirilen Alexa.com’dur.
Alexa’daki sıralamayı nasıl görebilirim?
Alexa.com üzerinde ülke ve dillere göre en çok ziyaret edilen sitelerin sıralaması takip edilebilmektedir.
Örneğin ‘Country’ bölümüden girip Türkiye’yi seçtiğimizde, Türkiyeli internet kullanıcılarının ziyaret ettiği ilk 100 sitenin listesini görebiliyoruz.
Bu kategoriye, Türkiyeli internet kullanıcıların ziyaret ettiği yabancı siteler de dâhil ediliyor. Eğer ‘Language’ bölümüden girer ve Türkçe’yi seçersek, bu kez dili Türkçe olan ve en çok ziyaret edilen 100 sitenin sıralamasını görürüz.
Neden Alexa Toolbar kullanmalıyım?
İnternette değer verip ziyaret ettiğiniz, size göre nitelikli içeriğe sahip olan web sitelerinin sıralamada gözükmesi ve daha iyi yerlere gelmesi için, Alexa Toolbar kullanabilirsiniz. Bu şekilde destek vereceğiniz siteler, sıralamada yükselerek reklam paylarını yükseltebilir ve size daha iyi hizmet sunabilir.
|
|
|
|