Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Dini-1 Şafii Mezhebine Göre Abdesti Bozan ve Bozmayan Şeyler Nelerdir?
Yazar: RasitTunca - 10-13-2018, 09:36 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok



Şafii Mezhebine Göre Abdesti Bozan ve Bozmayan  Şeyler Nelerdir? Abdestin Hükümleri

Şafiilerde abdesti bozan haller?

1. Şafilere göre abdestliyken tenasül uzvuna pamuk veya peçete koymak abdesti bozar mi (erkek ve kadın)?
2. Şafilerde tenasül uzvuna konulan pamuk ıslanıp düşse ve on anda abdest bozulur mu(erkek ve kadın)?
3. Şafilerde ağız dolusu kusmak abdest bozar mı?
4. Şafilerde mideden kan gelse, kulak içinden kan gelse, beyinden kan gelip burundan, ağızdan çıksa abdest bozulur mu?
5. Şafilerde dert nedeniyle gözden yaş gelse abdest bozulur mu?
6. Şafilerde hocam ramazanda mecburi pamuk kullanıyorum abdest için oruç bozulur mu?
7. Şafilerde, grip olduğumuzda burnu çekip yutmak ve beyinden mideye akan akıntıları yutmak orucu bozar mı?
8. Şafilerde namazdayken de bu durumu yapmak namazı bozar mı yani burnu çekip yutmak?
9. Meni yemek haram mı şafilere göre?
10. Şafilerde kulağa ve buruna damlatılan ilaç ağza gelse veya mideye gitse şafilerde abdest bozulur mu?
11. Şafilerde önden yellenme kadın ve erkek için abdest bozulur mu?
12. Şafilerde makata konan pamuk içerde kalsa bu durumda oruç bozulur mu yada pamuk düşse abdest bozulur mu pamuk komple makata yerleştirmek orucu abdesti bozar mı?
13. Şafilerde açık yaraya konulan alkol, kolonya, tentürdiyot, ilaç gibi alkol içeren maddeler yaraya konulsa abdest bozulur mu? Mesela eli yaralı olan karnı yaralı ve başı yaralı olan bunları kullansa abdest bozulur mu?
14. Şafilerde dişi olan ne kadar hayvan varsa onlara elimiz değse abdest bozulur mu?

--------------------

Şafii mezhebine göre abdesti bozan şeyler nelerdir?

Abdesti bozan şeyler altıdır:

1. Ön ve arka menfezlerden herhangi bir şeyin çıkması.

2. Makadın iyice yerleşmemesi halinde uyumak.

3. Hastalık veya sarhoşluk nedeniyle aklını kaybetmek.

4. Hailsiz olarak mahrem sayılmayan bir erkekle bir kadının, şehvetli olsun veya olmasın birbirinin tenine dokunmaları, her iki tarafın abdestini bozar.

5. İnsanın tenasül uzvuna elin iç kısmıyla dokunmak.

6. Cedid görüşe göre dübür halkasına elin iç kısmıyla dokunmak.(1)

- Ön ve arkadan çıkan herhangi bir şey dışkı, sidik, kan ve yel gibi şey­ler abdesti bozar. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor:

    "... yahut biriniz tuva­letten gelmişse..." (Maide, 5/6)

- Bağdaşsız uykuya dalmak da abdesti bozar. Bu konuda Peygamberi­miz (asm):

    "Uykuya dalan kimse abdest alsın."(2)

buyurmuştur. Ama bağdaş kurup uykuya dalan kimsenin abdesti bozulmaz.

Nitekim Enes (r.a.) şöyle demiştir:

    "Peygamberimiz (asm) birisiyle yavaş yavaş konuşurken, namaz için kamet edildi. Fakat ashabı (oturduk­ları halde) uyuyuncaya kadar ona gizli gizli konuşmasından ayrılmadı. Sonra geldi ve onlara namaz kıldırdı."(3)

- Hastalık veya sarhoşlukla aklını kaybetmek abdesti bozar. Zira böyle bir durum uyku gibidir. Aklın gitmesi ile insan kendine hakim değildir. İnsandan herhangi bir şeyin çıkması muhtemeldir.

- Birbirine mahrem sayılmayan (dinimizce birbirlerine nikahı düşen) erkek ile kadının çıplak tenlerinin birbirine temas etmeleri abdesti bozar. Buna delil şu ayet-ı kerimedir:

    "... yahut kadınlara dokunmuşsan..." (Nisa, 4/43)

- Kıl, diş ve tırnaklardan abdest bozulmaz.

Şehevi duygulardan anlamayan yedi yaşın altındaki çocuklardan abdest bozulmaz.(4)

- Tenasül uzvuna ve İmam Şafii'nin cedid (yeni) görüşlerine göre, dübür halkasına elin iç kısmıyla dokunmak da abdesti bozar.

Ümmü Habibe'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (asm):

    "Her kim tenasül uzvuna veya fercine dokunsa abdest alsın.''

buyu­rur. Hadisteki "ferc" kelimesi hem erkeğin hem de kadının cinsel organıdır. Yukarıda ifade edildiği gibi, İmam Şafii'nin yeni içtihatlarına göre elin iç kısmıyla insanın dübür halkasına dokunmak da abdesti bozar.

Tenasül ve dübür uzuvlarına elin iç kısmıyla dokunmak, herhangi bir yaş sınırı olmaksızın abdesti bozar. Şu halde, bir anne bebeğinin altını temizlerken çıplak elinin içi bebeğinin ön veya arkasına değerse ab­desti bozulur.

Peygamberimiz (asm) şöyle buyurur:

    "Her kim tenasül uzvuna doku­nursa, abdest alsın."(5)

Hadis-i şerifle geçen tenasül uzvu, kadın ve erkeğin ön ve arkasıdır.

Hanefi mezhebine göre abdesti bozan şeyler nelerdir?

Hanefi Mezhebine Göre Abdesti Bozan Şeyler:

1. Ön ve arka mahalden çıkan her şey -ister az olsun, ister çok- abdesti bozar. Bu şeyler idrar, kazurat, meni, mezi, taş, vs. gibi maddelerdir.

2. Arka taraftan gaz çıkması (yellenme).

3. Çocuk düşürme hâli.

4. Ön ve arka yolların dışında, bedenin herhangi bir yerinden kan, irin, sarı su gibi akıntıların gelmesi... Bu gibi akıntıların abdesti bozması için, çıktığı noktada durmayıp etrafa yayılması lâzımdır. Bu bakımdan sıkıp çıkarılması ile kendiliğinden çıkması arasında abdest bozma açısından fark yoktur. Nasıl çıkarsa çıksın, çıkış noktasını aştıktan sonra abdesti bozarlar.

Hacamat yoluyla kan aldırmak, sülük tutmak da, abdesti bozar. Kan, irin ve sarı sudan başka olan akıntılara gelince, bunlar ancak bir dert ve hastalık sebebiyle akıyorlarsa, abdesti bozarlar. Meselâ, bir göz hastalığından dolayı gözleri sulanan kimselerin abdesti bozulur.

Bir hastalığa bağlı olmayarak gelen akıntılar ise, abdesti bozmazlar. Meselâ, ağlama ve çok gülmekten dolayı akan gözyaşı veya havanın soğukluğu sebebiyle burundan gelen akıntı abdesti bozmaz.

Vücuttaki kabarcıklardan çıkan safi su, sahih olan görüşe göre, kan gibidir, abdesti bozar. Diğer bir görüşe göre ise, abdesti bozmaz. Bu ikinci görüşte, uyuz olanlar ve çiçek çıkaranlar için kolaylık vardır. Zaruret hâlinde bu görüş ile amel edilmesinde bir beis olmadığı, İmam-ı Hulvanî'den nakledilmiştir.

Mayasıl ve eksama yaşlığı ve parmak araları pişintisi ise, abdesti bozmaz. * Şâfiîlere göre, önden ve arkadan başka herhangi bir uzuvdan gelen kan, irin, sarı su gibi akıntılar abdesti bozmazlar.

5. Ağız dolusu kusmak. Kusmuk; yemek, su veya safra gibi bir madde olabilir. Kusuntunun, azar azar geleni dahi bir araya toplanınca ağız dolusu miktarına ulaşıyorsa, abdesti bozar.

6. Ağızdan, tükrüğe eşit veya ona galib gelecek miktarda kan gelmek. Galibiyet veya eşitlik, renkten belli olur: Renk sarı ise, tükrük fazladır. Kırmızılık eşitliği gösterir. Kızıllık ise, kanın galib olduğunu... Tükrük kandan fazla ise, abdest bozulmaz. Ayva, elma, v.s. gibi şeyleri ısırmakla, onlarda kan eseri görülse bile abdest bozulmaz.

7. İnsanın kendine hâkimiyetini kaybettiren uyku abdesti bozar. Bu uyku ister yan üstü yatarak, ister sırtüstü yatarak, ister yüzü koyun yatarak, ister oturup dirseğine dayanarak olsun hüküm aynıdır. Yanında konuşulanları duyacak derecedeki hafif uyuklamalar ise abdesti bozmaz. Bir şey'e dayanarak uyuyan kimsenin, dayanmakta olduğu şey çekildiği takdirde düşecek derecede uykuya dalmışlığı varsa, abdest bozulur.

8. Az veya çok süreli baygınlık.

9. Namazda gülmek. Tebessümle gülmek ayrıdır. Gülmek seslidir, işitilir. Bu yüzden namazda gülmek abdesti bozar. Abdest bozulunca namaz da bozulmuş olur. Tebessüm sessiz olduğu için, namazı da abdesti de bozmaz. Yalnız kendi duyup işiteceği kadar hafif gülmek ise, namazı bozar, fakat abdesti bozmaz. * Şâfiîlere göre, namaz içindeki kahkaha ile gülmekle bile abdest bozulmaz.

10. Kadınla erkeğin birbiriyle fâhiş mübâşeretleri de abdesti bozar. Fâhiş mübaşeret, erkekle kadının arada hiçbir örtü olmaksızın veya çok ince bir bez olduğu hâlde mahrem yerlerini birbirine dokundurmaları, temas ettirmeleridir. Bu temas sebebiyle tahrik olup kendilerinden yaşlık (mezi) gelip gelmemesi müsavidir. Abdest her hâlükârda bozulur. İmam-ı Muhammed'e göre, fâhiş mübaşeretin abdesti bozması, ancak taraflardan yaşlık (mezi) gelmesi hâlindedir. Yaşlık belirmezse, abdest bozulmaz.

11. Erkeğin idrar akıntısını kesmek için idrar yoluna soktuğu pamuğun sonradan dışarı çıkması veya çıkarılması hâlinde, abdest bozulur. Pamuğun üzerinde yaşlık bulunup bulunmaması hükmü değiştirmez. Eğer pamuk, idrar yoluna tamamen konulmayıp, kısmen konulmuşsa, içte kalan kısım ıslanmış olsa bile, dışta kalan kısma idrar sızmadıktan sonra abdest bozulmaz. Ancak pamuk çekip çıkarılır veya kendiliğinden düşerse, üzerinde az bir yaşlık bile olması, abdesti bozar.

12. Kadının tenâsül uzvu içine veya dışına konulan bezin veya pamuğun, ıslanmış olarak dışarı çıkması veya çıkarılması da abdesti bozar. Uzvun dışına konulan pamuğun iç tarafı ıslanmış olunca abdest bozulmuş olur. Pamuğun dışına ıslaklık sızıp sızmaması mühim değildir. Uzvun içine konulan pamuğun iç kısmının ıslanması abdesti bozmaya yetmez. Islaklığın pamuğun dışına da sirayet etmesi şarttır.

13. Teyemmüm etmiş kimsenin suyu görmesi, teyemmümle alınan abdesti bozar.

14. Özür sâhipleri için namaz vaktinin çıkması ile abdestleri bozulur.

15. Esrar veya içki içerek sarhoş olmak da abdesti bozar. Bu gibi müskiratı kullanmak kesin şekilde haram olmakla birlikte, insanı sarhoş etmeyen miktarı abdesti bozmaz.


----------------
Abdesti bozan şeyler

Sual: Abdesti bozan şeyler özetle nelerdir?
CEVAP
Yedi şey abdesti bozar:
1- Önden ve arkadan çıkan şeyler, abdesti bozar. Yalnız, erkeğin ve kadının önünden çıkan yel, abdesti bozmaz. Bu, çok az kimsede olur. (Kulağa akıtılan ilaç, ağzından çıksa, idrar yoluna konan pamuk, ıslanıp düşse, kadınların rahme koyduğu ilaç, geri gelse abdesti bozar.)

2- Ağızdan çıkan necis şeyler. (Ağız dolusu kusmak, kan tükürmek bozar.)

3- Deriden kan ve irin gibi şeylerin çıkması. (Göz hastalığı sebebiyle, gözünden ağrıyla yaş akması, burnundan veya kulaktan gelen kan ve irinin dışarı çıkması bozar. Maliki'de ise bozmaz.)

4- Uyumak. (Bir yere dayanıp uyusa, dayandığı şey alınınca düşecek gibi olursa bozulur.)

5- Bayılmak. (Sarası tutarsa veya delirse abdest bozulur.)

6- Namazda kahkaha ile gülmek.

7- Mübaşeret-i fahişe, yani karı koca çıplak olarak avret yerlerini sürtünmek. (Başka yerlerine dokunmak şehvete sebep olsa da, Hanefi’de abdesti bozmaz.)

Mübaşeret-i fahişe
Sual: S. Ebediyye’nin abdesti bozanların yedincisinde, (Mübaşeret-i fahişe yani çıplak olarak, çirkin yerlerini birbirine sürtmek, erkeğin de, kadının da abdestini bozar) deniyor. Bazı kitaplar bozmaz diyor. Hangi kavli esas almalıdır?
CEVAP
Bu hususta iki ayrı kavil vardır. İbni Âbidin hazretleri bildiriyor ki:
Mübaşeret-i fahişede, ıslaklık olmasa da, mutemed olan, İmam-ı a’zam ile İmam-ı Ebu Yusuf’un, kavline göre abdest bozulur. İmam-ı Muhammed’e göre ise, ıslaklık yoksa abdest bozulmaz. El-Haik kitabının sahibi, İmam-ı Muhammed’in kavlini sahih kabul etmiştir. El-Bahr ve En-Nehir sahipleri ise, (Sahih olan, El-Hılye’nin naklettiği, İmam-ı a’zam ile İmam-ı Ebu Yusuf’un kavlidir) demişlerdir. (Redd-ül muhtar)

Bazı kitaplar, İmam-ı Muhammed’in kavlini esas almışlarsa da, Halebi, Dürr-ül-muhtar, Mizan-ül-kübra gibi kıymetli kitaplarda, Şeyhayn’ın kavlinin müftabih olduğu, bununla amel etmek gerektiği bildirilmektedir.

Böyle durumlarda ihtiyata riayet etmek elbette iyidir. Hattâ başka mezhepte bozar denilen şeyi yapmamak da müstehabdır. Mesela Şâfiî mezhebinde çıplak olarak hanımının veya yabancı kadının eline dokunmak abdesti bozar. Hanımına dokunan Hanefî’nin, meşakkat yoksa, yeniden abdest alması müstehab olur. Her zaman ihtiyatlı hareket etmek iyi ise de, meşakkat olunca, kendini zorlamayıp, ruhsatla amel etmek daha iyidir.

Fitil
Sual: Tam İlmihal’de, (Bir şeyin hepsi girip çıkarsa, abdesti de, orucu da bozar) deniyor. Erkeğin arkadan, kadının ön veya arkadan kullandığı fitil, abdesti ve orucu bozar mı? Bir de çubuklu bir aletle hap konuyor, bu farklı mı?
CEVAP
Gündüz oruç iken, içeri tamamen giren şey, orucu bozar. Fitil de bozar. Yarısı dışarıda kalırsa orucu bozmaz. Fitil içeri girdikten sonra, dışarı çıkarsa abdesti bozar. Fitil içeri girip çıkmazsa, abdesti bozmaz. Çubukla konan farklıdır; çünkü içeri girince, çubuğa az da olsa içeriden bir yaşlık bulaşır. Yaşlık, çubukla dışarı çıkınca abdest bozulur.

Gülmek
Sual: Cenaze namazında ve tilavet secdesi yaparken, kahkaha ile gülmek, abdesti bozar mı?
CEVAP
Abdesti bozmaz ama namaz ve tilavet secdesi bozulmuş olur. (Redd-ül-muhtar, Hindiyye)

Dişteki kan
Sual: Dişim kanıyor. Tükürünce tükürükten fazla oluyor. Bazen ayda bir veya haftada bir burnum kanıyor. Elde olmadan gelen bu kanlar abdesti bozar mı?
CEVAP
Evet, bozar; ama Maliki mezhebi taklit edilirse, böyle elde olmadan akan kanlar semavi özür olduğu için bozmuyor. Yaradan çıbandan kan akması, basurdan kan gelmesi, elde olmadan idrar damlaması birer semavi özür oluyor ve Maliki’de abdesti bozmuyor. Onun için Maliki’yi taklit etmenizi tavsiye ederiz.

Tükürükteki kan
Sual: Tükürükteki kanın tükürükten çok olması, renk yönünden midir?
CEVAP
Evet.

Kan emilince
Sual: Sülük, tahtakurusu, sivrisinek gibi haşereler kan emse abdest bozulur mu?
CEVAP
Sülük, çok kan emerse, etrafa yayılıp abdesti bozar. Diğerleri bozmaz.

Sivrisinek
Sual: Sivrisinek soktuğu zaman abdest bozulur mu?
CEVAP
Bozulmuş olmaz.

Kan pıhtısı
Sual: Sümük içindeki kan pıhtısı abdesti bozar mı?
CEVAP
Kan pıhtısı abdesti bozmaz. Akan kan abdesti bozar.

Burundan gelen katı kan
Sual: Burundan katı kan gelmesi abdesti bozar mı?
CEVAP
Bozmaz.

Toplu iğnenin başı kadar
Sual: Toplu iğnenin başı kadar çıkan kan, abdesti bozar mı?
CEVAP
Bozmaz.

Özürlü olanın
Sual: Eldeki kandan özürlü olanın, ayağı kanasa, abdest bozulur mu?
CEVAP
Evet.

Yaradan su çıkınca
Sual: Kaşıdığımız yaralardan su çıkınca abdest bozulur mu?
CEVAP
Mayasıl, parmak arası pişinti, kabarcık, uyuz, çiçek suları ve yakı konulan yerden çıkan sular abdesti bozmaz diyen âlimler vardır. Zaruret halinde buna göre amel olunur. (Redd-ül-muhtar)

Sivilceden çıkan kan
Sual: Abdest alırken sivilcelerin kimi patlıyor ve çok uzun süre kan akıyor. Bunlarla ilgili abdest alırken nasıl hareket etmeliyim?
CEVAP
Kan işinin en kolay yolu Maliki mezhebini taklit etmektir. Maliki mezhebini taklit ediyorum diye kalbinizden geçirirseniz sivilcelerden çıkan kanlar abdestinizi bozmaz.

Renksiz su
Sual: Yaradan çıkan sarı su veya renksiz su abdesti bozar mı?
CEVAP
Yaradan ağrılı çıkan renksiz su, abdesti bozar. Ağrısız olarak çıkıyorsa, abdesti bozmaz. Ağrısız gibi, ağrılı çıkan renksiz suyun da, abdesti bozmayacağını bildiren âlimler olduğu için, uyuz, çiçek ve egzamalı olanların bu kavle uymaları caiz olur.

Toksinli su
Sual: Bazı hastalıklar için ayak altına Chi patche denilen Çin yakısı vuruluyor. Bu yakı, vücuttaki toksinleri emiyor. Yakı, çıkarıldığı zaman su ile ıslatmış gibi yamyaş oluyor. Sağlam deriden çıkan bu toksinli su, abdesti bozar mı?
CEVAP
Aynen ter gibidir, dört mezhepte de abdesti bozmaz.

İlaç dışarı çıkarsa
Sual: Deri altına enjektörle verilen ilâç, dışarı çıkınca abdest bozulur mu?
CEVAP
Bozulmaz. İlâçla birlikte kan da çıkarsa bozulur.

Kulağa damlatılan ilaç
Sual: Kulağıma damlattığım yağlı ilaç, ağzımdan ve burnumdan geldi. Abdestim bozuldu mu?
CEVAP
Kulağa damlatılan yağ, burundan çıkınca bozmaz, ağızdan çıkarsa bozar.

Ellerini çenesine dayayarak uyumak
Sual: Teşehhüddeki gibi oturup veya bağdaş kurup iki dirseğini iki dizi üzerine koyarak ellerini çenesine dayayıp uyumak veya taburede dirseğini dizine dayayıp uyumak abdesti bozar mı?
CEVAP
Evet, bozar.

Taburede otururken
Sual: Taburede oturup uyumak abdesti bozar mı?
CEVAP
Temkinli oturup uyunursa abdest bozulmaz.

Temkinli uyumak
Sual: Sandalye veya koltukta sırtımızı arkaya dayamadan, kollarımızı, dizlerimizin üstüne yaslayarak otururken uyumak bozar mı?
CEVAP
Temkinli olursa bozmaz. Temkinli olmak demek, abdestin bozulmaması için dikkatli olmak demektir. Dayandığı şey çekilince düşmezse temkinli uyuyor demektir, bozmaz.

Gözyaşı
Sual: Baş ağrısı sebebiyle gözden yaş gelse, abdest bozulur mu?
CEVAP
Bozulmaz. Gözdeki bir ağrı sebebiyle gelirse bozar.

Soğan doğrarken
Sual: Soğan doğrarken, gözden çıkan yaş, abdesti bozar mı?
CEVAP
Hayır, bozmaz.

Çapak
Sual: Gözden çapak çıkması abdesti bozar mı?
CEVAP
Bozmaz.

Sivilceden çıkan
Sual: Yüzdeki sivilceden veya siyah kabarcığın içinden çıkan kuru iltihap gibi olan şey abdesti bozar mı?
CEVAP
Bahsettiğiniz şeyler, yağ bezleri falan ise abdesti bozmaz.

Baş dönmesi
Sual: Hap içip başı dönse, sallanarak yürüse abdest bozulur mu?
CEVAP
Baş dönmesi bozmaz, hap sarhoş etmişse bozulur.

Kulaktaki akıntı
Sual: Kulaktaki akıntı, ağrısız olarak dışarı çıksa abdesti bozar mı?
CEVAP
Evet.

Kıl kurdu ve solucan
Sual: Kendiliğinden çıkan kıl kurdu ve solucan, abdesti bozar mı?
CEVAP
Bozar.

Kıl çekince
Sual: Yüzden kıl çekilince, kıl dibindeki yağ bezesi de kıl ile dışarı çıkarsa abdest bozulur mu?
CEVAP
Bozulmaz.

Şeytan tırnağı
Sual: Şeytan tırnağı denilen, tırnak kenarında ete batan kısım koparılınca abdest bozulur mu?
CEVAP
Abdest bozulmuş olmaz. Saç, sakal, bıyık, tırnak kesmekle de abdest bozulmuş olmaz. Kesilen yerleri yıkamak lazım olmaz. Derideki yaraya merhem sürülmüş ise, merhemin üstü yıkanır. Yıkamak yaraya zarar verirse, mesh edilir. Yıkadıktan sonra merhem düşerse, altı iyi olmuş ise, altı yıkanır, iyi olmamış ise, yıkanmaz.

Namazda yel kaçıran
Sual: Bir kimse her namazda yel kaçırdığını hissediyor. Başka zaman olmuyor, ne yapmak lazım?
CEVAP
Bu konuda hadis-i şerif var. Bunu şeytan yapıyormuş. Dübür kısmını üflüyor, insanı şüpheye düşürüyormuş. Onun için Peygamber efendimiz, (Bir ses ve koku duymadıkça abdestiniz bozulmuş olmaz) buyuruyor. Demek ki bu vesvesedir, önem vermemek gerekir. Eğer, elinde olmadan gerçekten yel çıkıyorsa, o zaman Maliki mezhebini taklit eder. Çünkü Maliki mezhebinde elde olmadan çıkan gaz abdesti bozmaz.

Yel ve idrar kaçırmak
Sual: Ara sıra elde olmadan tutamayarak yel ve idrar kaçırmak abdesti bozar mı?
CEVAP
Maliki taklit edilirse bozmaz.

Alkollü parfüm
Sual: Alkollü parfüm kullanmak abdesti bozar mı?
CEVAP
Bozmaz, namaza da mani olmaz.

Şehvetle bakmak
Sual: Yabancı kadına şehvetle bakmak Hanefi ve Maliki mezheplerinde abdesti bozar mı?
CEVAP
Şehvetle bakmak haram ise de abdesti bozmaz. İbadetlerin sevablarını yok eder.

Müstehcen resime bakmak
Sual: Müstehcen resim ve porno filmleri izlemek guslü ve abdesti bozar mı?
CEVAP
Guslü de bozmaz, namaz abdestini de; ama bunları seyretmek haramdır, günahtır. Mezi gelirse abdesti, meni gelirse guslü de bozar.

Alkollü krem ve kolonya
Sual: İçinde alkol bulunan cilt kremi veya kolonya abdesti bozmaz mı?
CEVAP
Bozmaz, namaza da mani olmaz.

Abdestin bozulmasıyla günah farklıdır
Sual: Deniz kenarında bikinili bayanları görüyoruz. Bu durumda guslümüz ve abdestimiz bozulur mu?
CEVAP
Bikinili kadınlara bakınca namaz abdesti de bozulmaz, gusül abdesti de. Fakat bakmak günah olur.

Saçını erkeklerin görmesi
Sual: Bir bayanın abdest aldıktan sonra, saçlarını erkeklerin görmesi abdesti bozar mı?
CEVAP
Bozmaz. Günah ayrı abdestin bozulmuş olması ayrıdır.

Kadın doktorunun abdesti
Sual: Erkek veya bayan kadın doktoru veya ebe, Ramazanda, abdestli iken bir kadına doğum yaptırsa, orucu, guslü veya abdesti bozulur mu?
CEVAP
Hanefi mezhebindeki kadın doktorunun veya ebenin, Ramazan-ı şerifte doğum yaptırmakla orucu, abdesti ve guslü bozulmuş olmaz. Zaruretsiz erkek doktora doğum yaptırmak caiz olmaz.

Kumar ve abdest
Sual: Kumar oynamak abdesti bozar mı?
CEVAP
Kumar oynamak büyük günah ise de, kumar oynamakla abdest bozulmaz; fakat tekrar abdest almak müstehabdır. (Ebussuud Efendi Fetvaları)

Oyun kâğıtları
Sual: Oyun kâğıtlarına el sürmek ve parasız eğlence için oynamak abdesti bozar mı?
CEVAP
Bozmaz, fakat kâğıt oynamak mekruhtur. Çayına bile oynansa haram olur.

Tavla oynamak
Sual: Tavla oynamak abdesti bozar mı?
CEVAP
Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Tavla oynadıktan sonra kalkıp namaz kılan, irin ve domuz kanı ile abdest alıp namaz kılana benzer.) [İ. Ahmed]

Yani tavla oynamak her ne kadar abdesti bozmaz ise de, yeniden abdest almalıdır.

Ayağa batan ok
Sual: Hazret-i Ali, ayağına batan bir okun acısını duymamak için, (Ben namaza durunca çıkarın) buyuruyor. Hâlbuki ayağı yaralı olduğu için kan akıyor. Bu durumda abdest bozulacağı için namaz bozulmuş olmaz mı? Hazret-i Ali niye böyle namaz kıldı?
CEVAP
Yarasından kan akan özür sahibi olabilir. O haliyle namaz kılar. Devamlı idrar ve yel kaçıran yani gelen yeli tutamayan da özürlü olarak namazını kılar. Sonra diğer üç mezhepte kanamak abdesti bozmaz. Belki Hazret-i Ali’nin ictihadı da öyle idi.

Uyku abdesti bozar
Sual: Vehhabiler, Mekke’de yatıp uyuduktan sonra, kalkıp namaz kılıyorlar. Bunların mezhebinde uyumak abdesti bozmuyor mu?
CEVAP
Dört hak mezhepte de yatıp uyumak abdesti bozar. Vehhabiler, dört hak mezhebin dışında oldukları için öyle yapıyorlar. Uykunun abdesti bozmasında dört mezhebe göre bazı farklılıklar vardır:
Hanefî mezhebinde: Makatın gevşek olacağı bir hâlde, mesela yan veya sırt üstü yatarak veya dirseğine yahut bir şeye dayanıp uyumak abdesti bozar. Dayandığı şey çekilince düşmezse, bozulmaz. Namazda düşmeden uyumak abdesti bozmadığı gibi, namaz dışında dizleri dikip, başını dizlerine koyarak, diz çökerek, bağdaş kurarak, teverrük ederek uyumak da bozmaz.

Hanbelî mezhebinde: Her ne hâl ve şekilde olursa olsun, uyku abdesti bozar. Ancak az sayılan oturma ve ayakta durma hâlindeki hafif uyku abdesti bozmaz.

Mâlikî mezhebinde: Ağır uyku, kısa sürse de abdesti bozar. Yatsa da, otursa da, secde hâlinde olsa da, hattâ ayakta olsa da abdesti bozar. Kısa bir an olursa bozmaz.

Şâfiî mezhebinde: Eğer makatı yere yerleşmişse, uyumak abdesti bozmaz. Bunun haricindeki uyku şekilleri bozar.

Şu hâlde yatarak uyumak dört mezhepte de abdesti bozuyor. (Mezahib-i Erbaa, Mizan-ül Kübra, Hindiyye)

Demek ki, dayanmadan uyumak, sadece Hanefî’de bozmuyor. Onların yatıp uyuduktan sonra, kalkıp abdest almadan namaz kılmaları, dört mezhepte de caiz değildir.

Kerahat vaktinde
Sual: Bir kimse, ikindi namazını geciktirip akşama çok az bir zaman kala kılarken, namazda kahkahayla gülse, namazı bozulduğu gibi abdesti de bozulmuş olur mu?
CEVAP
Mekruh vakitte olduğu için abdesti bozulmuş olmaz. Mekruh vakit olmasaydı abdesti de bozulmuş olurdu. (Fetava-i Kadıhan, Hindiyye)

Avret yerini yıkamak
Sual: Su bulunmayan yerde küçük abdestini yapan, su bulunca, abdest alıp sonra idrar bulaşıklarını yıkarken, elini ön avret yerine değdirse abdesti bozulur mu?
CEVAP
Hayır, abdesti bozulmaz. Şâfiî’de kadın ve erkeğin abdesti bozulur. Mâlikî ve Hanbeli’de, sadece erkeğin abdesti bozulur.

Bademcik iltihabı
Sual: Abdest alırken, bademciklerden nohut büyüklüğünde iltihap gelse, abdesti bozar mı?
CEVAP
Hayır, bozmaz.

Kulak kiri
Sual: Kulağın içinden çıkan kirler abdesti bozar mı?
CEVAP
Bozmaz.

Basur çıkması ve abdest
Sual: Çıkan basur, el veya bir bezle yerine konsa, abdest bozulur mu?
CEVAP
Evet, bozulur, çünkü eline necasetten bir şey bulaşmıştır. Yani içeriden bir şey dışarı çıkmış oluyor. (Hindiyye)

Sigara ve abdest
Sual: Sigara veya bira içmek, abdesti bozar mı?
CEVAP
İkisi de bozmaz. Biranın haram olması ayrı, abdesti bozup bozmaması ayrıdır. İnsan haram olan idrarı veya kanı içse haram işlemiş olur; fakat abdesti bozulmuş olmaz.

Sargılı yara
Sual: Yaradan çıkan kan ve irin, sargıdan dışarı çıkarsa abdest bozulur mu?
CEVAP
Evet, abdest bozulur, sargının dışına çıkmazsa bozulmaz. Eğer sargı iki üç kat olur da ıslaklık bir kısmına geçerse, yine abdest bozulur. (Hindiyye)

Böyle yaralı durumlarda, Mâlikî mezhebi taklit edilirse akıntılar abdesti bozmaz.

Bebeğin altını temizlerken
Sual: Bebeğin altını temizlerken, ön veya arka avret yerine elinin içiyle dokununca abdest bozulur mu?
CEVAP
Hanefi’de ve Maliki’de bozulmaz. Şafii’de ve Hanbeli’de bozulur.

Abdestin bozulması
Sual: Avret yerine dokunmakla Şâfiî ile Mâlikî’de abdestin bozulması farklı mıdır?
CEVAP
Evet, farklıdır. Mâlikî'de sadece erkek, kendi ön avret yerine dokununca abdest bozulur, başkalarının avret yerine dokunsa bozulmaz. Şâfiî'de ise, kendinin, başkalarının, hattâ altını temizlediği erkek veya kız bebeğin ön veya arkasına dokunmakla abdest bozulur. Mâlikî'de bozmaz.

Şâfiî'de parmak uçları ve aralarıyla dokunulsa abdest bozulmaz. Sadece çıplak olarak parmakların içiyle ve avuç içiyle dokunmak bozar.

Mâlikî'de ise, avuç içi veya elin yan tarafları veya parmakların alt ve yan kısımları veya baş taraflarıyla ön avret yerine çıplak olarak dokunursa abdesti bozulur. (El-fıkhü alel mezahibil-erbea)

Şâfiî'de abdesti bozar
Sual: Şâfiî mezhebinde, genç bir erkeğin çok yaşlı bir kadının eline dokunması abdestini bozar mı? Diğer üç hak mezhepte durum nasıldır?
CEVAP
Şâfiî'de bozar. Hattâ çok yaşlı pirifâni denilen bir erkek, çok yaşlı bir nineye dokunsa her ikisinin de abdesti bozulur. Şehvet kastı olmasa da, nine çok çirkin olsa da, hattâ ölü olsa da yine abdesti bozulur. Yedi yaşından büyük kız çocuklarına dokunmak da abdesti bozar. Yedi yaşından küçük ise bozmaz. Hanbelî mezhebinin hükmü de bu konuda Şâfiî gibidir. (El-fıkhü alel mezahibil-erbea)

Mâlikî mezhebinde ise lezzet kastıyla dokunursa bozulur. Lezzet kastıyla dokunmaz, ama dokununca lezzet alırsa abdesti bozulur. Lezzet kastıyla dokunur, fakat lezzet duymasa da abdesti bozulur. Yedi yaşından küçük bir kız çocuğuna veya çok yaşlı kadına dokunmak abdesti bozmaz. Kadının saçına lezzet kastıyla dokunmak da abdesti bozar veya lezzet kastı olmadan kadın saçına dokunulur da lezzet duyarsa abdest bozulur. Ama kadın saçları erkeğe dokunursa kadının abdesti bozulmaz. Çünkü kadın, bundan bir şey hissetmez. Hanbelî ve Şâfiî’de ise, saça dokunmak abdesti bozmaz. (El-fıkhü alel mezahibil-erbea)

Hanefî mezhebinde ise, genç de olsa kadına dokunmak abdesti bozmaz. Hattâ şehvetle de dokunsa bozmaz. Dokununca şehvetlense de, şehvetlenmese de, mezi gelmedikçe abdesti bozulmuş olmaz.

Namazda gülmek
Sual: S. Ebediyye kitabında, (Namazda gülmeyi yanındakiler işitirse, kahkaha denir. Kahkahayla gülmek abdesti bozar) deniyor. Ben bu ifadeden, yanımda kimse yoksa veya oradakiler sağırsa yahut çok gürültü olup duyamıyorlarsa, kahkahayla da gülsem, abdestimin bozulmayacağını anlıyorum. Anladığım doğru mu?
CEVAP
Doğru değildir. Yanımızda insan olmasa da, yanımızdakiler duyabilecek kadar bir sesle gülmek abdesti bozar. İsterse yanımızda hiç kimse olmasın, ölçü onların duyması değil, oradaki kimselerin duyabileceği derecede gülmektir.

Bunun gibi, namazda kendi işiteceğimiz kadar bir sesle okumamız gerekir. Gürültü olur da, kendimiz işitmesek, yine aynı tonda okuduğumuz için namaz sahih olur.

-----------------


HANEFİ MEZHEBİ ABDEST HÜKÜMLERİ


Abdest

Abdest belli organları usulüne göre yıkamaktan ve meshetmekten ibaret bir temizliktir, bir ibadet ve itaattir. Abdeste, güzel oluşundan ve temizliğe yardımcı olmasından dolayı “Vuzu” adı verilmiştir. Abdestin manevî birçok faydaları ve sevabları olduğu gibi, maddî olarak da pek çok yararları vardır.

“Abdest üzerine abdest, nur üzerine nurdur.” buyurulmuştur. Bir hadîs-i şerifde şu anlamdadır: “Her kim emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu şekilde namazkılarsa,geçmişgünahlarıbağışlanır.”

Abdestin Farz olduğunu bildiren Âyet:

«Ey imân edenler! Namaza kalkmayı (dilediğinizde) yüzlerinizi, dirseklerlo birlikte ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedip topuklar­la beraber ayaklarınızı yıkayın.»[1][2] Mâide sûresi âyet : 6.

Abdestin Farziyetini açıklayan Hadis ;

Abdesti olmayanın namazı (kabul) değildir. Allah’ın İsmini anmayanm da abdesti ikabul) değildir.»[2][3] [3][3] Ebû Davud-îbn Mâce: Ebû Hüreyre ‘den
Abdestin Farz Kılındığı Tarih :

İlim adamlarının bu konuda farklı tesbit ve görüşleri olmuştur : Meşhur Siyer sahibi Seyyid Ahmed Zeynî Dahlân’a göre, bi’setin üçüncü yılında Müddesir sûresinin baş kısmındaki «Elbiseni de te­miz tutmaya devam et,,» mealindeki âyet ve ondan önce ve sonraki cümleler abdestin farz kılındığına delâlet etmektedir. Nitekim bu âyetler indikten sonra Resûlüllah (A.Ş.) Efendimizin hem kendisi abdest almış, hem de Hazreti Hatice Validemize abdest almasını söylemiş ve böylece iki rek’at sabah, iki rek’at te akşam namaz kıl­dıkları rivayet yoluyla sabit olmuştur. Çoğuna göre ise, hicretten bir buçuk yıl önce namazla birlikte farz kılınmıştır. Allah (C.C.) da­ha iyisini bilir.
B) Abdestsiz Kılınan Namaz Var Mıdır?

Cenaze namazı da dahil olmak üzere farz, vacib, sünnet ve müs-tehab bütün namazlar ancak abdestli bir vaziyette kılınabilir. Su bulunmadığı, ya da bulunup ta kullanmaya engel bazı hususlar mev­cut olduğu zaman onun yerine teyemmüm edilir ki bu da abdest an­lamına mânevi bir temizlik ve silâh sayılır.

«Cenaze namazı, bir namaz olmaktan ziyade bir duadır, bu ne­denle abdestsiz de kılınabilir,» diyenler varsa, namazın baştan so­nuna bir duâ ve zikir olduğunu anlayamıyanlardır. Beş vakitte kılı­nan namazın rükû ve secde yapılarak kılınmasını emreden din, ce­naze namazının rükû’suz ve secdesiz kılınmasını emretmiştir. Ama ikisini de «namaz» ismiyle anmış ve ikisi için de abdest bakımından ayni ameliyeyi istemiştir.
C) Abdestin Ruh Ve Beden Üzerindeki Olumlu Etkileri:

a) Ruhun Allah’tan temiz geldiği gibi temiz kalmasına yardım­cı olur, manevî bir gıda olarak da ruhu besler. Şeytanı kovar, mâne­vi bir silâh anlamında şer ve kötülüğün karşısına çıkar.

b) Vicdanı geliştirir, kalbi kuvvetlendirip imân cevherini da­ha iyi korumasını sağlar.

c) Sinir sistemini düzeltir. Asap bozukluğunu giderir.

d) Yorgun bir bedeni rahata kavuşturur. Adaleye zindelik ge­tirir.

e) Deri altında biriken ve fazlası zararlı olan yağların erimesine olumlu bir neden sayılır.

f) Kan dolaşımını yavaşlatarak geçici bir süre kalbin dinlen­mesine yararlı bir etken olur.
2 — Abdestin Farzları :

Hanefi mezhebine göre abdestin farzı dörttür yukarıda mealini yazdığımız âyetin açık anlatımından bu dört farz Şunlardır :

1. Yüzü belirlenen ölçü ve biçimde yıkamak,

2. Elleri dirseklerle beraber yıkamak,

3. Bası ıslak elle meshetmek,

4. Ayakları topuklarla beraber yıkamak.

Şafiî mezhebine göre altı, Mâliki mezhebine göre yedi ve Hanbeli mezhebine göre de altıdır.

Şafilerde yukarıda belirtilen dört farzdan başka bir de niyet ve [niyette belirtilen tertip te farzdır. Mâlikîlerde de bu dört farzla birlikte niyet, bir organ kurumadan diğerini yıkamak ve bir de suyu yıkanan organın üzerinde götürüp getirmek suretiyle abdest azasını ovmak farzdır. Hanbelîlerde belirtilen dört farzla birlikte bir de âyet­le belirtilen tertip üzere abdest almak ve bir organ kurumadan di­ğerini yıkamak da farzdır.

Yüzü bir kez su ile yıkamak, iki eli dirseklerle beraber bir kez yıkamak, her iki ayağı topuklarla beraber bir kez yıkamak ve başın dörtte birini ıslak bir elle ve kullanılmadık temiz bir su yaşlığı ile bir kez silmek (meshetmek) tir. Şöyle ki:
Yüz denilen organ, iki kulak memesi, arasındaki yer ile alnın saz biten yerinden çene altına kadar olan kısımdır. Kulaklarla sakal arasında bulunan kılsız kısımlar da yüzden sayılır. İşte yüz denilen bütün bu kısmı su ile bir kez yıkamak farzdır.
Sakal sık olunca, onun üstünü yıkamak yeterlidir, altındaki deriyi yıkamak gerekmez. Fakat sakal seyrek olunca, altındaki deri kısımları da yıkamak gerekir.
Dirseklere gelince, bunlara “Mirfak” denir. Elleri dirseklerle beraber yıkamak farz ise de, dirseklerden daha yukarısını yıkamak zorunluluğu yoktur. Ayakların iki taraflarında bulunan ve “Topuk” denilen şişkin kısımları da yıkamak gerekir. Fakat bunların yukarısını yıkamak gerekmez.
Başa meshe gelince: alınla arkaya doğru başın ön kısmına meshedilmesi daha faziletlidir. Meshedilen yer iki kulağın üstüdür. Bu kısımdaki saçların üzerine meshedilmesi yeterlidir. Fakat bu kısımdan aşağıya sarkan saçların üzerine meshedilmesi, başın üstünde topak olsalar dahi, yeterli olmaz.

Abdestin Sünnetleri

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şu hadisini nakletti: “Kim benim abdest aldığım gibi abdest alır da kendisini tamamen Allah’a vere­rek iki rekât namaz kılarsa, Allah onun geçmiş günahlarını affeder.”[4][8] Buhârî, “Vudu”, 24. Ebû Dâvûd, (“Taharet”, 51)


– Abdestin başlıca sünnetleri şunlardır:
1) Abdeste başlarken önce temiz olan elleri bileklere kadar yıkamak. Temiz olmayan elleri önce yıkamak ise farzdır. Böylece diğer organlar kirlenmiş olmaz.
2) Abdeste “Eüzü Besmele” ile başlamak. Abdest arasında okunacak Besmele ile bu sünnet yerine getirilmiş olmaz.
(Hanbelîlere göre, abdestin başlangıcında Besmele okumak vacibdir; kasden terk edilirse, abdest batıl olur. Yanılarak veya bilmeyerek terk edilmesi abdesti geçersiz kılmaz.)
3) Niyet etmek: Abdesti, namaz kılmaya veya abdestsizliği gidermeye veya Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye niyet ederek almak.
Niyet kalb ile olur, dil ile “Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya” denilmesi güzel görülmüştür. Niyetin vakti, elleri veya yüzü yıkamaya başlama zamanıdır.
(Malikîlerle Şafiîlere göre, abdestin başında niyet etmek farzdır. Hanbelîlere göre de, niyet abdestin sıhhatının şartıdır.)
4) Mazmaza (ağıza su vermek) ve istinşak (buruna su çekmek). Şöyle ki: Elleri yıkadıktan sonra önce üç kez ağıza dolusunca su alınır ki, buna “Mazmaza” denir. Sonra üç kez de burnun yumuşağına kadar gidecek şekilde buruna su verilir ve sümkürülür. Buna da “İstinşak” denir. Her su verişte su yenilenir. Bunları yapmakla hem ağzın, hem de burnun içi yıkanmış ve kullanılacak suyun tadı ve kokusu anlaşılmış olur.
5) Mazmaza ve istinşakı aşırı derecede yapmak. Şöyle ki: Mazmazada su, boğaza kadar iner. İstinşakta su, burnun katı yerine kadar çıkarılır. Fakat oruçlu olanlar mazmaza ve istinşakı böyle aşırı yapmazlar.
6) Misvak kullanmak. Şöyle ki: Misvak, arak denilen ağacın dalından yapılan ve dişleri temizlemek için kullanılan bir fırçadır. Böyle lifleri olan diğer ağaç dallarından da yapılabilir. Misvak, parmak kalınlığında ve bir karış boyunda olmalıdır. Sağ ele alınır ve serçe parmağının üstünden geçirilir, baş parmak ve işaret parmağı ile tutularak ıslak olan ağzın sağ tarafından enine olarak dişler fırçalanır. Bunun kullanılması oruca zarar vermez.
Misvakın pek çok yararları ve sevabı vardır. Dişleri temizler, ağız kokusunu giderir, sağlığa yararlı olur. Bir hadis-i şerifte: “Misvak, ağzı temizleyici ve Rabbin rızasını kazandırıcıdır,” buyurulmuştur. Diğer bir hadis-i şerifde de: “Eğer ümmetime güçlük vermeyecek olsaydım, her abdest için misvak kullanmalarını onlara emrederdim,” buyurulmuştur.
Misvak bulunmaz veya kullanıldığında dişleri kanatırsa, onun yerine parmak kullanılabilir. Şöyle ki: Baş parmak ağzın sağ tarafına, şehadet parmağı da sol tarafına salınarak üst ve alt dişler ovalanır. Misvak kullanmak yalnız namazlara özgü değildir, kullanılması her zaman iyidir; çünkü temizliğe yardımcıdır. Kıl fırçalarla yapılan diş temizlemelerine de üstünlüğü vardır.
Kadınlar oruçlu olmadıkları zaman çiğnedikleri sakız misvak yerine geçer.
7) Sıra gözetmek: Abdest alırken önce yüz, sonra kollar yıkanır. Bundan sonra başa meshedilir ve arkasından da ayaklar yıkanır. Ayaklarda mest varsa, mestlerin üzeri meshedilir. Bu şekilde sıra gözetilmezse, yine abdest sahih olur, ancak sünnete uyulmuş olmaz.
(Şafiî ve Hanbelîlere göre, abdest alırken bu sıraya uymak farzdır.)
8) Abdesle sağ tarafdan başlamak: Sağ kol, sol koldan önce ve sağ ayak, sol ayakdan önce yıkanır. Sağ taraf daha şerefli olduğu için böyle yapılır.
9) Abdest organlarını üçer kez yıkamak. Bunlardan biri farz, diğer ikisi sünnettir. Üçten fazla veya üçten az yıkamak sünnete aykırıdır. Şüphe sebebiyle veya su azlığı dolayısıyla bu sayılar azaltılıp çoğaltılabilir.
10) Elleri ve ayakları yıkamaya başlarken parmak uçlarından başlanır.
11) Eller ve ayaklar yıkanırken parmakların arasını yoklayıp yıkamak (hilallamak): El parmakları birbirine sokularak, ayak parmakları da el parmaklarından biri ile yapılır. Sol elin serçe parmağı ile sağ ayağın altından ve serçe parmağın arasından hilallamaya başlayarak sıra ile sol ayağın serçe parmağında sona erdirilmesi iyidir. Parmakları akar suya koymak da hilallama yerine geçer.
12) Abdest suyunu, bıyıkların ve kaşların altlarına ve yüzün çevresinden sarkmış bulunan fazla kıllara eriştirmek.
13) Sakalın çeneden aşağıya uzamış kısmını meshetmek ve sık olan sakalı bir avuç su ile alt tarafından el parmakları ile hilallamak. Bu, iki İmama göredir, İmamı Azam’a göre müstahabdır.
14) Başın tamamını bir su ile meshetmek. Buna “Kaplama Mesih” denir. Sünnet üzere kaplama mesih şöyle yapılır: Her iki el tamamen ıslatılır. Sonra bu iki elin baş parmakları ile işaret parmaklarından sonra gelen üç parmak birbirine bitiştirilir. Bu ellerin ayaları yukarı kaldırılıp o bitişik parmaklar uç uca gelmek üzere birbirine yaklaştırılır.
Böylece bitişik halde olan iki elin parmakları başın ön tarafından enseye kadar çekilir. Sonra ellerin ayaları başın iki tarafına yapıştırılarak ense tarafından başın önüne kadar çekilir. Böylece bütün başın meshi bitmiş olur. Sonra başa değdirilmeyen baş parmakların içi ile kulakların dışları ve şehadet parmakları ile de kulakların içleri meshedilir. Parmakların arkaları ile de boyun meshedilir. Bununla beraber başın her tarafı istenildiği bir şekilde meshedilebilir.
(Şafiîlere göre, meshi üç kez tekrarlamak sünnettir.)
15) Kulakları meshetmek. Bu mesih bir su ile yapılabileceği gibi yukarıda bildirildiği şekilde de yapılabilir. Serçe parmaklarını kulak deliklerine sokarak kımıldatmalıdır.
(Hanbelîlere göre, kulakları ve içlerini meshetmek farzdır; çünkü bunlar da baş kısmına dahildir.)
16) Boynu meshetmek: Başı ve kulakları meshettikten sonra, iki elin arkaları ile ve üçer parmakla, yeni bir suya gerek kalmaksızın boyun meshedilir. Boğazı meshetmek bid’attır.
17) Abdest organlarını, üzerlerine dökülen su ile iyice ovmak.
18) Abdest organlarını, arada kesinti yapmadan yıkamak. Bir organ henüz kurumadan diğerini yıkamaya geçmek. Buna “Vila” denir. Havanın sıcaklığı sebebiyle yıkanan organın hemen kuruması vilaya engel değildir.
Bazı alimlere göre vila: Abdest alırken araya başka bir iş sokmamaktır.

Abdestin Edebleri

– Abdestin birçok edebleri vardır. Başlıcaları şunlardır:
1) Henüz vakit girmemişken abdest alıp namaza hazır bulunmak. Ancak özür sahibleri abdestlerini vakit girdikten sonra alırlar.
2) Kıbleye yönelerek abdesti almak.
3) Abdest sularının elbiseye sıçramaması için, yüksek bir yerde durmak.
4) Abdest için başkasından yardım istememek. Ancak bir özür sebebi ile başkasından yardım istemelidir. Başkasının kendi arzusu ile abdest suyunu hazırlaması veya abdest alana su dökmesi edebe aykırı olmaz.
5) Abdest alma sırasında zaruret olmadıkça dünya lakırdısı yapmamak.
6) Abdestin başından sonuna kadar niyeti unutmayıp kalbde tutmak ve her organı abdest niyeti ile yıkarken Besmele çekmek ve dua etmek. Salat ve selam getirmek.
7) Elleri yıkarken dar olmayan yüzükleri oynatmak. Eğer yüzük dar ise, muhakkak suretle yüzükleri oynatıp altına su geçmesini sağlamak gerekir.
8) Abdest alırken ağıza ve buruna sağ el ile su vermek ve sol el ile sümkürmek.
9) Yüzü yıkarken göz pınarlarını yoklamak, abdest suyunu dirseklerin ve topukların yukarlarına eriştirmek.
10) Abdest için yeterinden fazla su harcamamak. Organlardan su damlamayacak kadar da kısıntı yapmamak. Deniz kenarında bulunulsa bile, gereksiz su harcamak kerahet olur.
11) Abdest suyu güneşte ısıtılmış olmamalıdır.
12) Abdest için toprak ibrik kullanmak ve bunu sol tarafta bulundurmak. Kullanırken de, ağzından değil, kulpundun tutmak ve ibriği kendine özel yapmamak. Destiyi boş bırakmayıp diğer bir abdest için dolu bulundurmak.
13) Abdest tamamlanınca kıbleye karşı şehadet kelimelerini okumak. Bir hadis-i şerifin anlamı şöyle: “Sizden biriniz abdest alırda, abdestini noksansız tamamlar ve sonra: “Şahidlik ederim ki, Yüce Allah’dan başka ibadet edilecek varlık yoktur; Hazret-i Muhammed de 0’nun kulu ve Resulüdür; derse ona cennetin sekiz kapısı açılır. Artık dilediği kapıdan cennete girer.”
14) Artan abdest suyundan ayakta kıbleye karşı biraz içip: “Ya Rabbî! Beni, her günah işledikçe tevbe eden ve günahdan kaçınıp tertemiz bulunan iyi kullarından et.” diye dua etmek.
Şöyle de dua edilebilir.
“Allah’ım! Senin şifanla beni şifalandır, senin ilacınla beni tedavi et. Beni korkudan, hastalıklardan ve ağrılardan koru.”
15) Abdestin sonunda bir veya birkaç defa “Kadir” suresini okumak.
16) Abdest aldıktan sonra, eğer kerahet vakti değilse, iki rekat namaz kılmak. Bu saydıklarımız, din ve sağlık yönünden çok yararlı oldukları için abdestin edebleri olmuşlardır. Abdestin sünnet ve edeblerine aykırı olan şeyler ya tahrimen, ya da tenzihen mekruhtur.

Resûlüllah (A.S.)  Efendimiz bir gün Bilâl’e dedi ki :

—  «Ya Bilâl! İslâm’da en çok umut bağlandığın bir amelinden bana haber ver. Çünkü Cennette hemen önümde senin ayakkaplann sesini işittim.»

Bunun üzerine Bilâl (R.A.) dedi ki :

—  Benim en çok umut beslediğim amelim, gece olsun, gündüz olsun hangi saatte abdest aldımsa  mutlaka o abdestle bana nasîb olan ölçü ve anlamda namaz kıldım.[5][69] Buhari – Müslim : Ebû Hüreyre (R.AJ’den.

Diğer bir hadîste ise şöyle buyuruluyor :

«Her kim abdest alır, abdestini güzelleştirir ve kalbini, yüzünü çevirerek iki rek’at namaz kılar (yani kalbiyle kalıbıyla kendini o namaza verir) se, mutlaka cennet ona vâcib olur.»[6][70] Müslim – Ebû Davud – îbn Mâce – tbn Huzayme : Akabe bin Amir (R.A.) ‘den.

ABDESTİN ÇEŞİTLERİ


1-Farz Olan Abdest

Namaz kılmak, Kur’ân-ı Kerim’e el sürmek ve tilâvet secdesi yapmak için abdest almak farzdır. Cünüp veya abdestsiz olan kimsenin Kur’ân-ı Kerim’i eline almasının helâl olamayacağı hususunda Islâm bilginleri arasında ittifak vardır.

2-Vâcip Olan Abdest

Kâbe-i Muazzama’yı tavaf* etmek için abdest almak vaciptir. Bir kimsenin Kâbe’yi abdestsiz tavaf etmesi vacibi terk ettiğinden dolayı sorumlu olmakla beraber yaptığı bu tavaf câiz ve

geçerlidir. Ancak bu hususta Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır:

“Tavaf, namaz gibidir. Fakat tavaf sırasında konuşmak câizdir. Tavafta konuşan kimse hayırlı söz söylesin.” (Tirmîzî, Hacc, 112; Nesâî, Menasik, 126) .

Farz olan tavaf abdestsiz olarak yapıldığı takdirde bir küçükbaş hayvan kurban etmek gerekir. Cünüb olan kimsenin ise böyle bir farz tavafı yapması hâlinde bir büyükbaş hayvan kurban etmesi lâzımdır. Ancak bu farz tavaf, abdest alınarak yeniden yapılırsa böyle bir kurbana gerek kalmaz. Fakat farz günler dışında tekrar yapılması hâlinde geciktirilmiş olduğundan

dolayı kurban kesmek gerekmektedir .

Yapılması vacipolan vedâ tavafını abdestsiz olarak yapan kimse bir miktar sadaka vermelidir. Fakat vacip olan tavafı cünüb olarak yapanın bir küçükbaş hayvan kurban etmesi lâzımdır.

3-Mendup Olan Abdest

Abdestin mendup olduğu pek çok yer vardır ama başlıcaları şunlardır. Uykudan önce veya uykudan kalktıktan sonra, cenâze yıkamak, cenâze taşımak, cenâzeyi yıkadıktan sonra, cinsel temastan önce, ezberden Kur’ân okumak, hadîs okumak, Cenâb-ı Allah’ı ta’zim veya tesbih etmek için veya kızgınlık sırasında kızgınlığını gidermek gayesiyle abdest almak ve sürekli abdestli olmak niyetiyle abdest almak menduptur.

ABDESTİN MEKRUHLARI

1- Abdest alırken gereğinden fazla suyu boş yere tüketmek.

2- Gereği yokken suyu âdetâ âzaları mesheder gibi çok az kullanmak.

3- Suyu abdest âzalarına hızlı çarpmak, etrafa su sıçratmak.

4- Abdest alırken gereksiz yere konuşmak.

5- Ihtiyacı olmadığı halde abdest almak için başkasından yardım ve su dökmesini istemek.

6- Temiz olmayan pis ve kirli bir yerde abdest almak.

7- Abdestin sünnetlerini bilerek terk etmek

FARZ, SÜNNET VE ADABINA UYGUN ABDEST NASIL ALINIR?

Küçük ve büyük tabii ihtiyacı giderdikten ve iyice temizlendik­ten sonra kollar dirseklerden, yukarıya kadar sıvanır. İbrik sol tara-fa konur. Musluk başında bulunuyorsa musluğu sağa ya da sola almaya gerek yoktur. Durulan yer elverişliyse kıbleye yönelir. Önce iki elini bileklere kadar üç defa iyice yıkar, dar yüzük varsa oyna­tır, parmakları birbirine geçirerek ara yerlerinin iyice yıkanmasına özen gösterir. tabii başlarken euzü- besmele çeker niyet eder Allahım senin rızan için abdest almaya ve sonra sağ eliyle ağzına su verir ve iyice çalkaladıktan sonra suyu dışarı atar, bunu üç defa tekrarlar. Sonra yine sağ eliyle su alıp burnuna üç de­fa çeker, her defasında hem yeni su alır, hem burnunu sol eliyle sümkürerek iyi bir temizlenmeyi sağlamaya çalışır. Sonra iki ele su alıp saç bitimi (Alnın üstü) kabul edilerek yukarıdan aşağıya doğru kaydı­rılarak yüze su dokundurulur ve çene altına kadar suyun dokunma­sına .kulak yumuşaklarına kadar ulaşmasına, sakal, bıyık ve kaş­ların altına suyun geçmesine dikkat edilir. Daha çok sakal çene al­tından parmaklarla aralanır ve bu yıkama üç defa ayni ölçü ‘ve bi­çimde tekrarlanır. Sonra sağ ele su alınarak dirsek dahil olmak üzere yıkanır, kuru yer kalmasın diye ovulur ve bu yıkama üç defa ayni ölçü ve biçimde yeni su ile tekrarlanır. Sonra ayni ölçüde sol el dirsekle birlikte yıkanır. Sonra yeni su ile iki.el ıslatılarak ön kıs­mından başlanarak başın tamamı veya dörtte biri meshedilir. Mesih tekrarlanmaz sadece bir defa yapılır. Islaklığı taze olarak duran parmak uçlarıyla kulaklar içli ve dışlı meshedilir, mümkünse serçe parmaklar kulak de­liklerine sokularak temizliğe özen gösterilir. Yine ıslaklığı taze ola­rak duran elin dış kısmıyla boyun meshedilir.

Bu düzenle devam edilerek sıra ayakları yıkamaya gelir. Önce sağ ayağın parmak uçlarından başlanarak topuklarla birlikte iyice ovularak yıkanır ve parmak aralarına sol elin serçe parmakla dokunularak iyi bir temizlenme sağlanır. Sonra ayni biçimde sol ayak yıkanır. Tabii her organı yıkarken ya belirtilen dualar okunur, ya da Ke-lime-i Şehadet getirilerek yetinilir. Abdest bitince sağ ele su alınıp ayakta içilir. Kerahet vakti değilse iki rek’at nafile namaz kılınır. Abdestten sonra kadir suresi veya Allahümmecalni minettevvabin vec alni minettahirin diye  belirtilen duaları bilenlerin okunması tav­siye edilir. Hanefiler ıslak organları temiz bir havlu ile kurularlar

Abdestin Duaları

141- Abdeste ait önceki alimlerden zamanımıza kadar gelmiş dualar vardır. Her abdest uzvu yıkanırken onunla ilgili uygun bir dua okunur. Bunlar okunmasa da, yine abdest tamam olur; fakat okunmaları iyidir. Şöyle ki:
1) Abdest alacak kimse, abdeste başlarken “Eûzü ve Besmele” çektikten sonra:
اَلحَمْدُلِلَهِ الَّذِىجَعَلَ المَاءَ طَهُورًاوَجَعَلَ اْلاِسْلاَمَ نُورًا
“Yüce Allah’a hamd olsun ki, suyu temizleyici ve İslam’ı nur yapmıştır,” der.
2) Ağzına su alırken:
اَللَّهُمَّ اَسْقِنِىمِنْ حَوْضِ نَبِيِّكَ كَاْساً
“Allah’ım! Peygamberinin Kevser Havuzundan bana öyle bir kâse içir ki, ondan sonra asla susamayayım,” der.
3) Burnuna su verirken:
اَللَّهُمَّ لاَتَحْرِمْنِىرَايِحَةَ نَعِيمِكَ وَجِنَانِكَ
“Allah’ım! Beni nimetlerinin ve cennetlerinin güzel kokularından mahrum etme,” der.
4) Yüzünü yıkarken:
اَللَّهُمَّ بَيِّضْ وَجْهِىبِنُورِكَ يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ
“Allah’ım! Bazı yüzlerin aklanacağı ve bazı yüzlerin kararacağı günde benim yüzümü ak yap,” der.
5) Sağ kolunu yıkarken:
اَللَّهُمَّ اَعْطِنِىكِتَابِىبِيَمِنِىوَحَاسِبْنِىحِسَاباًيَسِيراً
“Allah’ım! Kitabımı sağ elime ver ve benim hesabımı kolay yap,” der.
6) Sol kolunu yıkarken:
اَللَّهُمَّ لاَتُعْطِنِىكِتَابِىبِشِمَالِىوَلاَمِنْ وَراَءِ ظَهْرِىوَلاَتُحَاسِبْنِىحِسَابَاًشَدِيداً
“Allah’ım! Kitabımı soldan ve arka tarafımdan verme ve beni zor bir hesaba çekme,” der.
7) Başını meshederken:
اَللَّهُمَّ غَشِّنِىبِرَحْمَتِكَ وَاَنْزِلْ عَلَىَّمِنْ بَرَكَاتِكَ
“Allah’ım! Beni rahmetinin içine koy, üzerime de bereketlerinden indir,” der.
8) Kulaklarını meshederken:
اَللَّهُمَّ اجْعَلْنِىمِنَ الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُ
“Allah’ım! Beni, hak sözü işitip de onun en güzeline uyanlardan yap,” der.
9) Boynunu meshederken:
اَللَّهُمَّ اعْتِقْ رَقَبَتِىمِنْ الناَّرِ
“Allah’ım! Bedenimi cehennem ateşinden azad et,” der.
10) Ayaklarını yıkarken:
اَللَّهُمَّ ثَبِّتْ قَدَمَىَّعَلَىالصِّرَاطِ يَوْمَ تَزِلَّ فِيهِ اْلاَقْدَامُ
“Allah’ım! Bir takım ayakların kayacağı günde, ayaklarımı Sırat Köprüsü üzerinde sabit kıl,” der.

ABDESTİ BOZAN ŞEYLER :

1 — Ön Ve Arkadaki Tabii Yollardan Çıkan İdrar, Dışkı, Yel, Me-Niy, Mezyi, Vedyi Ve Benzeri Şeyler. Çıkan Bu Şeyler Az Olsun, Çok Ol­sun Abdesti Bozar.

Sahih rivayette Resûlüllah (A.s.) Efendimiz buyurdular

«Sizden biriniz abdestsiz    olduğunda abdest    almadıkça Allah onun hiç bir namazını kabul buyurmaz.»

Hâvi bu hadisi naklettiğinde bir adam ona sordu :

— Ya Ebû Hüreyre! Abdestsizlik nedir?

Cevap verdi :
2 — Sesli Ve Sessiz Yellenmektir.

Yine Ebû Hüreyre (R.A.)’nin yaptığı rivayette buyuruluyor ki : «Sizden biriniz karnında bir şeyler hisseder de dışarıya bir şeyin çı­kıp çıkmadığında müşkil durumda kalırsa (yani şüphe ve tereddü­de düşerse),  bir ses ya da koku duymadıkça mescidden çıkmasın.»

Meni konusunda ise, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bu konuda ge­reken açıklamayı yapmıştır. Nitekim İbn Abbas (R.AJ diyor ki ;

«Mezyi’den dolayı abdest almak, meni’den dolayı gusletmek ge­rekir.» Yine meyzi ve vedyi hakkında İbn Abbas’m şöyle dediği riva­yet olunmaktadır : «Bu iki sıvıdan biri aktığında tenasül aletini yıka ve namaz abdesti al.»

Tenasül cihazından ya da âletinden, çıkan yel abdesti bozmaz. Sahih olan görüş budur. Meğerki kadının tenasül cihazı yırtılıp dü-bürle birleşmiş ola, o takdirde abdest alması müstehabdır. Cevhe-re-i Neyyire ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de de bu husus açıklanmıştır.

İdrar sünnet olmadık tenasül âletinden çıkıp fazla olan deri al­tında kalırsa, yine dışarı çıkmış sayıldığından abdesti bozar. Sahih olan görüş budur. Bahrirâik kitabında da ayni konu işlenmiştir.
3 — Hastalıktan Dolayı Dübürü Dışarı Sarkan Kimse, Bunu Par­maklarıyla Ya Da Biraz Pamukla İçeri Sokarsa Abdesti Bozulmuş Olur.

Çünkü eline ya da pamuğa bu durumda pislik dokunmuş sayılır. Hatta bu konuda Şemsül-Elimme El-Helvanî (R.A.) sadece dübürün dı­şarı çıkmasiyle abdest bozulur, demiştir.  Zahire kitabında da ayni husus açıklanmıştır
4  — Akan Her Meni Guslü Gerektirir Mi?

Şehvetle dışarı fışkıran meni guslü, şehvetsiz ağır bir yük taşın­dığı ya, da yüksekçe bir yerden düşüldüğü için dışarı çıkıp akan me­ni abdesti gerektirir. Nitekim gusül konusunda bu husus daha de­taylı açıklanacaktır. El-Muhit kitabında da ayni husus açıklanmıştır.
A) Meni İle Mezyi Arasındaki Fark :

Meni şehvet nedeniyle çıkar, kokusu ekşimiş hamiar kokusunu andırır, rengi kremidir. Mezyi de cinsel konular düşünüldüğünde ve­ya kadınla oynaştığında akar, şehvetle fışkırmaz, rengi beyaza ya­kındır, Yumuşatıcı bir salgıdır. Bazen idrardan sonra da akar.

Kadından gelen meni de şehvet nedeniyle akar, rengi sarımtırak­tır. Erkekte olduğu gibi guslü gerektirir.. Fetâvâ-yi Hindiyye, Beda-yiussanayi’, Fethulkadir, Bahrirâik ve İbn Abidîn’de de ayni konu açıklanmıştır.
B) Tenasül Aletine  Akıtılan Ya Da Damlatılan İlâç Dışarı Çıka­cak Olursa, Orucu Bozmadığı Gibi Abdesti De Bozmaz.

Fetâvâ-yi Hin­diyye ve Ez-Züheyriyye kitaplarında da ayni’meseleye yer verilmiş­tir.
C) Şırınga Kullanıldıktan “Sonra Akıtılan Sıvı Dışarı Çıkıp Akar­sa, Abdesti Tazelemek Gerekir.

Muhit-i Serahsî ve Fetâvâ-i Hindiyye’­de bu mesele açıklanmıştır.

Bu konu esas alınarak şu genel kaide konulmuştur :

Dübürden içeriye akıtılan her şey, dışarı çıktığı takdirde ab­desti bozar. Çünkü konulan şey pamuk bile olsa ıslanarak çıkar. Tabii yollardan çıkan yel, ıslaklık ve benzeri şeyler mutlaka abdesti bozar. İsterse içeri sokulan şey tamamen girip kaybolmasın, bu ko­nuda hüküm değişmez.
5  — Tabii Yolların Dışında Vücudun Herhangi Bir Yerinden Kan, İrin, Kanlı Su Ve Benzeri Şey Çıkarsa Abdesti Bozar Mı?

Vücudun herhangi bir yerinden çıkan kan, irin, kanlı su ve benzeri bir akıntı, çıktığı yeri aşıp etrafa yayılırsa, o takdirde abdesti bozmuş olur. Yaranın ucunda kalır, etrafa yayılmazsa -bir kolaylık olmak üzere- abdesti bozmaz. Fethulkadir, Bahrirâik ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de bu meseleye yer verilmiştir. Serahsî’nin Muhitin’de ye­terince açıklanmıştır. En sahih olan görüş te budur.

Çıkan kan ya da irin, yaranın başından büyür, ama etrafa yayılmayıp çıktığı yerde kalırsa, yine de abdesti bozmaz.

Bir hastalık ya da üetten dolayı çıkan kan, irin, kanlı su, yara akıntısı, meydana gelen bir kabarcıktan akan su, göbek, göğüs, göz ve kulaktan yine illet sebebiyle çıkan akıntı, en sahih görüşe göre hükümde eşittirler.
A) Kulağa Akıtılan Herhangi Bir Yağ :

Kulağa-akıtılan herhangi bir yağ bir müddet içeride bekledik­ten sonra yine kulaktan akıntı halinde çıkarsa abdesti bozmaz. Ay­ni yağ burundan da akarsa yine bozulmaz. [7][86]Ebû Yusuf a göre bu ağızdan akıntı yapıp çıkarsa, abdesti bozar. Çünkü mideye ulaş­madan ağızdan çıkması mümkün değildir. Mide ise necaset yeridir. Bu nedenle ona da kusmuk hükmü verilir. Bu husus Serahsî’nin El-Muhit’in’de de açıklanmıştır.

Buruna çekilen bir ilâç yutkunma sonucu ağıza gelirse, bakılır, ağız dolusu ise abdesti bozar, azsa bozmaz. Ayni ilâç kulaklardan çıkacak olursa bozmaz. Siracü’l-Vehhac ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de de bu mesele açıklanmıştır.

Bu konuda diyebiliriz ki, gerek kulağa akıtılan, gerekse buruna çekilen bir ilâç bu iki organ arasında bir menfez buluyorsa, konu­yu kulak zarının patlak olmasıyla izah edebiliriz. Başka türlü izahı mümkün değildir. Müctehid imamlar zamanında anatomi (organlı varlıkların yapısını inceliyen bilim) yeterince gelişmediğinden fık­hı konuların bir kısmında açıklanması zor bazı meselelere yer veril­miştir. Ama buna rağmen biz, müctehidlerin bu ve benzeri mesele­leri ele alıp hükme bağlamasını bir bakıma Fıkh-i Farazî ola­rak kabul ediyor ve saygı duyuyoruz.
B) Kulaktan Çıkan Akıntı :

Kulaktan çıkan kan ya da irin gibi bir akıntıya bakılır : Hiç bir ağrı sızı yokken akıp geliyorsa, abdesti bozmaz. Aksi durumda ise bozar. Çünkü ağrı ve sızı ile birlikte meydana gelen bir akıntının bir yaradan çıktığı açıktır. Şemsü’l-Eimme El-Helvanî’nin fetvâsi de bu anlamdadır. Zahire, Tebyîn ve Siracü’l-Vehhac kitaplarında da ayni mesele belirtilmiş ve yukarıdaki hükme bağlanmıştır.

Akıp ta tekrar tekrar silinen kan :

İmam Muhamnıed (R.A.) El-Asıl adlı kitapta diyor ki -.

«Yaradan kan çıkar da az bir miktar olduğundan silinir, sonra yine çıkar yine silerse bakılır : Eğer silinen kan kendi haline bıra­kıldığında akıntı yapacak, yani çıktığı yeri aşacak oranda ise ab­desti bozar. Aksi durumda ise bozmaz. Bunun gibi akan kan üzerine kül ya da benzeri bir şey konulur, ama yine belirir, yine kül gibi bir şey konulur ve birkaç defa tekrar ederse bakılır : Hepsinin toplamı akıntı yapacak nisbette ise abdest bozulmuş sayılır. Zahire ve Fetâ­vâ-yi Hindiyye’de de ayni husus açıklanmıştır.
C) Ağızdan Çıkan Kan :

Ağızdan çıkan kana bakılır : Tükrük ile eşit ölçüde ise abdest bozulur, daha az ise bozulmaz. Çokluk, azlık ve eşitlik bu konuda tükrüğün rengiyle ölçülür. Kırmızılık üstün geliyorsa, kanm daha çok olduğu, ya da eşit durumda bulunduğu anlaşılır. Et-Tebyîn ve Fetâvâ-yi Hindiyye ile Bedayiussanayi’ kitaplarında bu husus yete­rince açıklanmıştır.
D) Işınlan Madde Üzerinde Beliren Kırmızılık :

Abdestli olan kimse bir şey ısırdığında, ya da dişlerine misvak sürdüğünde ışınlan veya sürülen maddenin üzerinde kan kırmızılı­ğı belirirse, akıntı yapacak kadar değilse abdesti bozmaz.
E) Sıkılan Yaradan Çıkan Kan :

Yara sıkıldığında kan çıkarsa abdest bozulur. Seçilen görüş bu­dur. Meydana gelen bir kabarcığın kabuğu açılır da .su, ya da kanlı-irinli su çıkıp akarsa bakılır : Alttaki yaranın ucundan geliyorsa abdest bozulur, sadece kabarcık altındaki su ise bozulmaz. Tabii bu kendiliğinden açılıp akıntı yaparsa böyledir. Kabarcığı sıkarak su­yunu çıkarırsa, bu, abdesti bozmaz. Çünkü akıntı kendiliğinden çıkmamış, çıkarılmıştır. Hidâye ve Fetâvâ-yi Hindîyye’de de ayni görüş benimsenmiştir.
F) Burundan Çıkan Kan Pıhtısı :

Sümkürüldüğünde burundan bir mercimek tanesi büyüklüğün­de pıhtılaşmış kan çıkarsa, abdest bozulmuş sayılmaz. Daha büyük olursa, çoğu fakihlere göre abdest bozulur. El Hulasa ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de de ayni fetvaya yer verilmiştir.
G) Vücuttan Kan Emen Haşere :

Kene ve benzeri haşereden biri organlarımızdan birine yapışıp kan emerse bakılır : Kendisi büyükçe bir şeyse ve içi de kan dolmuş-sa abdest bozulur. Aksi durumda ise -sivrisineğin emdiği gibi- bo­zulmaz. Asalak ta böyledir. îyice emip dolmuşsa abdest bozulmuş sayılır. Fetâvâ-yi Hindiyye ve Serahsî’nin Muhiti’nde de ayni konu belirtilmiştir.
H) Vücuttan Alman Kan :

Herhangi bir aletle vücuttan alman kan, akıntı yapacak oranda ise abdest bozulur. O halde kan merkezlerine gidip kan veren, ya da kan tehlili yaptırmak için kanı alman kimsenin abdesti bozulmuş sayılır.
I) Göz Ağrısından Dolayı Meydana Gelen Akıntı :

Gözdeki bir hastalıktan dolayı gözyaşı sık sık ya da devamlı akı­yorsa, bunun kanlı, su ya da irin olma ihtimali gözönüne alınarak bir çeşit özür sahibi sayılacağından her vakit namazı için yeniden abdest alması gerekir. Et-Teybîn, Bedayi’-i s-Sanayf ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de bu mesele açıklanmıştır.

Yaranın başından çıkan kurtçuk (parazit) abdesti bozmaz. El-Muhit’te de fetva böyle verilmiştir,
j) Kusuntu :

Kusuntunun abdesti bozacağına dair delil sayılacak bir hadîs tesbit edilememiştir : Müctehid imamlar bu konuda kıyasa baş vurmuşlardır, diyenler olmuşsa da bu doğru değildir. Hazreti Âişe (R.A.) Validemizden nakledilen ve sahih olduğu kabul edilen aşağı­daki hadîsi İbn Mâce almış, Nasbu’r-Raye’de buna geniş yer veril­miş ve sahih olduğu kesinlik kazanmıştır :

«Kim namazda iken kusar ya da burnu kanarsa, hemen olduğu yerde bırakıp abdest alsın; sonra gelip kaldığı yerden tamam­lasın.»

Ayni hadîsi sonunda biraz değişik ve ilâveyle Dare-Kutnî nakletmiştir.

İster acı su olsun, ister yenilen ve ekşiyip kabaran yiyecek ol­sun, ister su olsun, ağız dolusu kusmak abdesti bozar. Ağız dolusu sayılabilmesinin sınırı şudur : Çıkan kusmuğu ancak avucunu daya­mak ve sıkıntı çekmekle durdurabiliyor, dışarı çıkmasını böylece ön­lemeye çalışıyorsa, o takdirde ağız dolusu hükmünü taşır. Serahsî’­nin Muhitin’de ve Fetâvâ-yi Hindiyye ve Bahrirâik’de ayni hususa yer verilmiştir.

Bu kaideye dayanılarak denilmiştir ki : Abdestli kimse içtiği su­yu yine safi olarak dışarı çıkarır ve bu da ağız dolusu olursa yine de abdesti bozulur. Siracü’l-Vehhac’da ayni mesele işlenmiştir.
K) Ağız Dolusu Balgam Kusmak :

Ağız dolusu balgam kusan kimsenin bu balgamı her zamanki ye­rinden yani solunum kanalından ağız yoluyla dışarı atılıyorsa, ab­dest bozulur mu?

Bu konuda müctehid imamların farklı görüşleri vardır :

İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed’e göre, sözü edilen bal­gam baş nahiyesinden inip gelmişse abdest bozulmaz. Mide nahiye­sinden çıkıp gelmişse yine de böyledir. Ebû Yusuf’a göre bu içinde yiyecekten bir şey bulunmadığı zaman böyledir. Ama içinde yiyecek­ten bir şey bulunursa abdesti bozar.

îmameyn’in bu konudaki    «baş nahiyesi»    ile    «mide nahiyesi»

tabirlerinden maksad, solunum kanalından çıkıp boğazla burun menfezinin birleştiği nahiyede toplanırsa, bu baş nahiyesinden gel­miş sayılır. Orada toplanmayıp yemek borusuyla irtibat haline geçer ve öylece çıkarsa, bu da mide nahiyesinden gelmiş sayılır. Çünkü balgam solunum kanalından akciğerlerden öksürükle çıkar. Daha çok solunum sistemi bozukluğu olan kimselerde görülür. Balgamda kan bulunması, kanın akciğerden geldiğini gösterir.

Diğer bir rivayete göre, Ebû Yusuf çıkan balgamla birlikte ağız dolusu sayılacak midedeki maddeler de çıkıyorsa, o takdirde abdest bozulur. Sahili olan da budur. [8][99]
I) Kan Kusmak :

Kusulan kan baş nahiyesinden akıp geliyorsa, ittifakla abdesti bozar. Baş nahiyesinden maksad, burun menfeziyle irtibatlı olan bo­ğaz nahiyesidir. Kusulan kan pıhtılaşmış vaziyette ise abdesti b’oz-maz Mideden geliyorsa, bakılır : Pıhtılaşmışsa, ittifakla bozmaz, meğerki ağız dolusu ola; o takdirde bozar. Pıhtılaşmış değil de akın­tı arzedecek durumda ise, Ebû Hanife (R.A.)’ye göre bozar, isterse ağız dolusu olmasın. Muhtar olan da budur. Tebyîn ve Fetâvâ-yi Hin­diyye’de bu husus belirtilmiştir. Fıkıhta söz sahibi ilim adamları bu fetvayı benimsemişlerdir. Bedayide de bu husus açıklanmıştır.
M) Aralıklı Az Az Gelen Kusuntu :

Bir defada gelmeyip aralıklı olarak azar azar gelen ve toplamı bir ağız dolusuna varan kusuntu abdesti bozar mı? İmam Muham-med’e göre bozar. En sahih olan da budur. Ancak hepsi ayni sebebe dayanmalıdır. Değişik sebeplerden meydana gelen kusuntuların top­lamı ağız dolusu bile olsa abdesti bozmaz. Örneğin, mide bulantısı sonucu kustuktan ve henüz bu bulantının verdiği sıkıntı geçmeden tekrar tekrar kusarsa, bu durumda gelen kusuntuların sebebi ayni şeye dayanmaktadır.
N) Vücuttan Çıkan Her Şey Necîs Sayılır Mı?

Çıkan şey abdesti bozacak ölçü ve nitelikte değilse abdesti boz­maz. Az kusuntu, akıntı yapmayan kan bu cümledendir. Sahih olan görüş budur. El-Kâfi, Et-Teybîn ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de de bu hu­sus açıklanmıştır.
6 — Uyumak :

Abdest bozan şeylerden biri de mak’adm iyice yer tutmadığı vaziyette uyumaktır. Tabii ne durumda olduğunu idrâk edemiyecek bir uyku kasdedümiştir, uyuklama değil.

Enes  (R.A.)’nin naklettiği hadîste deniliyor ki :

«Resûlüllah (A.S.) Efendimizin Ashabı yatsı namazını kılmak için (Mescid’de oturup) beklerlerdi, bu arada kendilerine uyuklama gelirdi ve başları önlerine doğru sallanıp hareket ederdi, sonra da abdest almadan kalkıp namazlarım kılarlardı.»

Çünkü hepsi de mak’adlarını iyice yere oturturlardı.

Şu’be tarikiyle yapılan diğer bir rivayette ise şöyle deniliyor : «Resûlüllah  (A.S.)  Efendimizin Ashabını  (oturup)  namaz bek­lerken gördüm,  (uyuklarken) bir kısmının horultusunu bile duydu­ğum olurdu. Sonra abdest almadan kalkıp namaz kılarlardı.»

Mak’adları iyice yere oturtulduğundan abdestleri bozulmamış­tır. Müctehid imamların tesbiti de bu ölçü ve anlamda bulunuyor.

O halde ister namaz içinde ister namaz dışında uzanıp uyumak abdesti bozan sebepler arasında bulunuyor. Mezhep imamları bu hu­susta ittifak halindedir. Bunun gibi sol kalça üzerine oturup iki aya­ğı sağ tarafta tutarak uyumak ta abdesti bozar. Buna teverrük deni­lir. Sırtüsü uyumak ta böyledir. Bahrirâik, Bedayi’ ve Fetâvâ-yi Hin­diyye’de de bu konu açıklanmıştır.

Mak’adi üzere oturup bir şeye dayanarak uyuyan kimsenin ab-destinin bozulup bozulmadığı sununla anlaşılır : Dayandığı şey çe­kildiğinde düşecek olursa, mak’adin yere iyice oturtulmadığı dikka­te alınarak abdestinin bozulduğuna hükmedilir. Düşmediği takdir­de abdest almasına gerek yoktur. Sahih olan ictihad ve görüş budur
A) Ayakta Uyuklamak :

Ayakta uyuklayan ve fakat yere düşme durumu olmayan kimse­nin abdesti bozulmuş sayılmaz. Çünkü ayakta durabilmesi şuuru­nun yerinde olduğunu göstermektedir. At üstünde veya yüklü bulu­nan biniti üzerinde uyuklayıp şuuru yerinde olan kimsenin de ab­desti bozulmaz. Çünkü eyer ya da yük üzerine kapanmadığı veya yere düşmediği, onun tamamen kendinden geçmediğini göstermek­tedir.]
B) Namazda Rükû’ Veya Secdede Uyuklamak :

Rükû’ ve secdede uyuklamak’da abdesti bozmaz. Çünkü o vazi­yette kendini tutması, şuurunun yerinde olduğunu göstermektedir. Ancak namaz dışında secde durumunda olan kimsenin bulunuş şek­line bakılır. Tam sünnet biçiminde bulunuyor, yani karnını uyluk­larından ayırmış ve arada boşluk meydana gelmiş, kolları da yerden kalkık vaziyette ise, abdesti bozulmamış sayılır. Aksi halde yeniden abdest alması gerekir. Bahrirâik, Bedayi’, Fethulkadîr ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de de bu husus belirtilmiştir.

Zahir rivayete göre, belirtilen durumlarda uyku ağırlığının bas­tırıp uyuklamaya zorlaması ile, bile bile uyumak arasında fark yok­tur Ancak İmam Ebû Yusuf’a göre, bile bile uyuyanın herhalde ab-desti bozulmuş sayılır Fakat sahih olan diğer imamların görüşüdür. El-Muhit’te de böyle açıklanmıştır.
C) Yatar Vaziyette Olan Hastanın Uyuması :

Yatar vaziyette olan hastanın uyuması, sahih kavle göre abdesti bozar. Muhit, Tebyîn, Bahrirâik, Fethulkadir ve diğer kaynak, eser­lerde de ayni husus belirtilmiştir. Fetva buna göredir.

Oturak vaziyette uyuklarken ya da uyurken safa sola salla­nıp eğilim gösteriyorsa, Şemsüleimme Helvanî’ye göre, makadm ye­re iyice oturtulması dikkate alınarak abdestinin bozulmadığına hük­medilir. Kadıhan Fetâvâsı’nda da bu meseleye yer verilmiştir.

Mak’adi üzerine otururken uyur ve bu nedenle öne ya da yan­lara doğru düşerse, bakılır : Henüz yere kavuşmadan uyanır da ken­dini toparlarsa abdesti bozulmaz. Düşüp biraz kaldıktan sonra uya­nırsa, yani yere iyice düşüp temas sağlandıktan sonra uyanırsa, ab­desti bozulmuş kabul edilir.

Bağdaş kurarak ya da iki ayağını bir tarafa serip mak’adini iyi­ce yere oturtarak uyuyan kimsenin de abdesti bozulmaz. Hulasa, Be-dayi’ ve Fetâvâ-yi Hindiyye kitaplarında bu husus açıklanmıştır.
D) Çıplak Hayvanın Üzerinde Uyumak :

Çıplak hayvan üzerinde uyuyan kimse, yokuş çıkıyor veya düz bir yolda bulunuyorsa abdesti bozulmaz. İniş halinde ise abdesti bo­zulur. Serahsî’nin el-Muhit’inde ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de bu mesele açıklanmıştır.

Palan ve semer üzerinde uyumak da abdesti bozmaz.
E) Uyuklamak :

Uzanık bir vaziyette uyuklamak ağır ya da hafif nitelikte ola­bilir : Ağır nitelikte ise abdest bozulur, hafif ise bozulmaz. Bunun ölçüsü ise şöyledir : Yanında konuşulanı işitiyorsa uyuklama hafif nitelikte kabul edilir. İşitmiyor, ne denildiğini anlamıyorsa ağır nite­likte sayılır. Serahsî’nin El-Muhit’inde, Zahire ve Fetâvâ-yi Hindiy­ye’de de böyle açıklanmıştır.
7 — Abdesti Bozan Şeylerden Biri De Bayılmak, Cinnet Getirmek, Sarhoş Olup Kendinden Geçmektir.

Baygınlık az sürsün, çok sürsün mutlaka abdesti bozar. Cinnet getirmek, kendinden geçer derecede sarhoş olmak ta böyledir.
8 — Kahkaha İle Gülmek :

Kahkaha, bu, hem kendisinin, hem çevresindekilerin duyacağı şekilde gülmektir. Normal gülmek ise kendisi duyacak ölçüde olanı­dır, demiştir.

Rükû’ ve secdeleri olan her namazda kahkahayla gülmek hem namazı, hem de abdesti bozar. Bu Hanefilere göredir. Diğer mez­hepler bu konuda aksi görüş ve ictihaddadırlar.

Hanefiler bu konuda şu hadise dayanmışlardır : Ebû Musa (RA.l diyor ki : Bir ara Resûlüllah (A.S.) Efendimiz cemaate namaz kıldırıyordu. Bu arada gözleri iyi görmeyen bir adam Mescid’e girerken ayağı bir çukura girdiği için yere düşüp yuvar­landı. Cemaatten bazısı kendini tutamı(Zeker) kahkahayla güldü. Na­maz bitince Resûlüllah (A.S.)  Efendimiz : -Namazda kahkaha ile gülenler hem abdestlerini, hem namazlarını yenilesinler, yani yeni­den abdest alıp namaz kılsınlar.»

Nitekim El-Fıkhı Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa kitabında da bu husus açıklanmıştır. El-Muhit’te buna yer verilmiş ve gereken izah yapıl­mıştır.

Kahkaha ile gülmek ister kasden, ister unutularak ya da yanılarak meydana gelsin fark etmez. El-Hulâsa’da da böyle denilmek­tedir.
A) Namaz Dışında Kahkahayla Gülmek :

Namaz dışında kahkahayla gülmek abdesti bozmaz. Çünkü bu hususta hiç bir hadîs vârid olmamıştır.

Namazda normal ölçüde gülmekk, sadece namazı bozar.  Tebessüm ise ne namazı, ne de abdesti bozar. Ne var ki bu gibi davranış­lar namazın faziletini düşürür. İlâhi huzurun büyük yücelik ve kud-siyetini idrâk ederek tam bir edep için durmak gerekir.
B) Tilâvet Secdesi Veya Cenaze Namazında Kahkaha İle Gülmek :

Bu ikisi de tam anlamıyla rükû’ ve secdeli olmadığı için, kahka-ıa yapılan ibâdeti hükümsüz bırakır, fakat abdesti bozmaz. Çünkü bu hususta da bir delil mevcut değildir. Fetâvâ-yi Kadihan ve Fetâ-va-yi Hindiyye’de de ayni meseleye yer verilmiş ve gerekli açıkla­ma yapılmıştır.

Henüz erginlik çağma girmemiş çocuğun namazda kahkahayla gülmesi abdestini bozmaz. El-Muhit ve Fetâvâ-yî Hindiyye’de bu ko­nu aynen belirtilmiştir.

İmâ (baş-göz işareti) ile veya binit üzerinde nafile yada bir özür­den dolayı bu vaziyette farz kılan kimsenin rükû ve secdeleri işaret­le yerine getirildiğinden bu vaziyette kahkaha ile gülecek olursa, namazı ve abdesti bozulur mu?

Aslında bu namazlar rükû ve secdeli olduğundan, her ne kadar bir özürden dolayı baş işaretiyle de  kılınsa yine de namaz ve ab-dest bozulmuş sayılır. Fethulkadîr, Bahrirâik ve Fetâvâ-yi Hindiyye’-,de de ayni husus belirtilmiştir.
C) Kahkaha Teyemmümü Hükümsüz Bırakır Mı?

Teyemmüm abdest yerine geçen bir ameliye olduğundan, bu va­ziyette namaz kılarken kahkahayla gülen kimsenin hem namazı, hem teyemmümü bozulmuş sayılır. Ancak cünüplüğti kaldırmak için yapılan teyemmüm bozulmaz.

Tatarhaniyye ve El-Muhit kitaplarında da bu husus açıklanmış­tır.
9 — Kadın İle Aşın Ölçüde Oynaşmak,

Abdesti bozan sebeplerden biri de kişinin kendi karısıyla (tabii yabancı bir kadınla da) aşırı derecede oynaşmasıdır. Bunun ölçüsü­nü şöyle sınırlayabiliriz : Çıplak teni birbirine dokundurmak tenasül organlarını birbirine sürtmek ve benzeri davranışlarda bulunmak bu cümledendir. Bu, İmam A’zam Ebû Hanîfe ile İmam Ebû Yusuf-un görüş_ve içtihadıdır. İstihsana dayanmaktadır. İmam Muham-mtd’e göre bu durumda abdest bozulmaz. Bu da kıyasa dayanmak­tadır.

İmam Muhammed (R.A.) bu konuda hem kıyas yapmış, hem de Hazreti Aişe (R.A.Î ‘nin şu rivayetini dikkate almıştır :

— Peygamber (A.S.) oruçlu iken beni öptü ve şöyle buyurdu : «Şüphesiz ki öpmek ne orucu, ne de abdesti bozar.»

Fetva daha çok İmam Muhammed’in kavline göre verilmiş ve daha sahih kabul edilmiştir. El-Yenabi’ ve Tatarhaniyye’de de ayni husus açıklanmıştır. İki tarafın da abdesti bozulmuş sayılmaz. El-Mu-hit’te de bu mesele açıklanmıştır.

A) Abdestli İken Tenasül Organına El Sürmek :

Bu konuda mezheplerin farklı görüş ve ictihadları olmuştur : İmam Şafii’ye göre, elin ayası parmak içleri de dahil olmak üzere te­nasül organına dokunursa abdest bozulur. İmam Ebû Hanîfe’ye gö­re bozulmaz. Maliki ve Hanbelî mezhepleri de Şafiî’nin görüşündedir.
B) İmam Şafii Bu Konuda Şu Hadise Dayanarak İctihadda Bu­lunmuştur :

«Elini tenasül aletine dokunduran kimse abdest almadıkça na­maz kılmasın.»

Amr bin Şuayb’in babasından yaptığı rivayette ise şöyle buyrulmuştur : «Herhangi bir adam tenasül aletine elini dokundumrsa ab­dest alsın ve herhangi bir kadm da elini tenasül cihazına dokundurursa abdest alsın.»

Bunun aksine Ahnafın yaptığı rivayete göre, tenasül organına el dokundurmak abdesti bozmaz. Anhaf bu konuda şu hadîse dayan­maktadır.

Bir adam Peygamber (A.S.) Efendimize sordu :

— Ya Resûlellah! dedi. Elini tenasül organına dokunduran ada­ma abdest gerekir mi?

Resûlüllah (A.S.) Efendimiz cevap verdi :

— «Hayır, çünkü bu organ da ancak senden bir parçadır.»

Eunu da beş muhaddis rivayet etmiş ve İbn Hibbân da sahih ol­duğunu tesbit etmiştir.
C) Deve Eti Yenilince Abdest Almak Gerekir Mi?

Cumhura göre, deve, sığır, koyun ve keçi gibi eti yenen hayvan­ların etini yedikten sonra abdest almak gerekmez. Yani bu durum­da abdest bozulmuş sayılmaz.

Câbir bin Semure (R.A.)’nin rivayet ettiği şu hadîsi cumhur se-ned olarak almamıştır :

— Bir adam, Peygamber (A.S.) Efendimizden sordu; dedi ki : Ya Resûlellah! Koyun, keçi etini yedikten sonra abdest alayım mı? Resûlallah (A.S.î Efendimiz şu cevabı verdi : «Arzu edersen abdest alabilirsin, arzu edersen almıyabilirsin..» Sonra adam dedi ki : «Ya deve eti yedikten sonra…?» Buyurdu ki : «Evet, onu yedikten sonra abdest al..» Müctehid İmamlar bunu sened olarak almamıştır.

D) Abdestinde Şüphelenen Kimse Ne Yapmalıdır?


Abdest alırken şüpheye düşen kimse bakar : Eğer bu tür şüp­heler sık sık vaki oluyorsa, buna aldırış etmez. Abdestini şüpheyi atarak tamamlar. Abdest aldıktan sonra şüphe vaki oluyorsa, artık buna itibar edilmez

Abdestli iken abdestinin bozulduğunda şüpheye düşen, abdestli kabul edilir, bu şüpheye yer verilmez. Abdestsiz iken abdest alıp al­madığında şüpheye düşen kimse ise abdestsiz sayılır..

Nitekim bir adam Resûlüllah (S.A.S.) Efendimize gelerek, namaz­da kendisinden bir şey çıktığından şüphelendiğini söyledi. Resûlüllah (A.S.V) ona : «Bir ses ya da koku duymadıkça namazı bırakıp ayrıl­ma..» diye cevap verdi. Yani kesinlikle bozulduğunu hissetmedikçe şüpheyle amel etme, demektir.

Abdestin Sıhhatine Engel Olmayan Şeyler


143- Dudaklar adet üzere yumulduğu zaman, görülmeyen kısımlarını yıkamak abdest için gerekli değildir. Bunların kuru kalması abdeste zarar vermez; çünkü bunlar ağız kısmındandır.
144- İyileşip de henüz kabuğundan ayrılmamış olan bir çıbanın içini yıkamak gerekmez.
145- Şehir ve köy halkının tımaklarmda olan kirler ve vücudlarındaki kirler, pire ve sinek tersleri, abdestin sıhhatına engel olmaz.
146- Boyacıların tımaklarında kalan boyalar, zaruret gereği tırnakların üzerinde ince bir tabaka teşkil eden ve altlarına su işlemesine engel olan boyalar, abdeste manidir. Abdest organlarına yapışan hamur, mum, çapak, balık pulu gibi şeyler de böyledir.
147- Abdest organlarından birinin bir zarurete dayanarak yıkanamaması veya meshedilememesi, abdestin sıhhatına engel olmaz. Örnek: Bir yarayı veya ayakta bulunan bir yanık yerini yıkamak eğer sahibine zarar verirse bunlar meshedilebilir, mesh de zarar verirse terk edilir.
Yine, bir yaranın üzerinde bulunan ilaç, yara yerini taşmış olursa, bu taşan kısım yıkanır; fakat yıkanması zarar verirse, mesh ile yetinilir.
148- Abdest alırken veya abdestten sonra, bir abdest organının yıkanıp yıkanmamış olmasında şübheye düşünürse bakılır:
Eğer şübheye düşen kimse, her zaman şübhelenmiyorsa, o organını (uzvunu) yıkar. Fakat vesveseli bir kimse ise yıkamaz, onun şübhesine bakılmaz.
149- Bir kimse abdest aldığını sağlam olarak bildiği halde, abdestini bozup bozmadığı üzerinde şübheye düşse, o kimse abdestli sayılır. Kesin olarak bilinen bir şey şübhe ile ortadan kalkmaz. Aksine abdestini bozmuş bulunduğunu kesinlikle bildiği halde, sonradan abdest alıp almadığından şübhe eden kimse de abdestsiz sayılır.
150- Abdest organlarından birini veya birkaçını yitirmiş olan kimse, mevcut bulunan organlarını yıkar. Ayakları kesilmiş olan kimseden bunları yıkamak farziyeti düşer ve bu durum abdestin sıhhatine engel olmaz.

Abdesti Bozmayan Şeyler

1- Aşağıdaki haller abdesti bozmaz:
1) Bir hastalık olmaksızın gözden gelen yaş ve su veya ağlamak.
2) Yara ve benzeri yarıklar içinde görülen ve dışarıya çıkmayan kan, irin ve sarı sular.
3) Bir yaradan kopan deri parçası.
4) Mayasıl ıslaklığı ve parmaklar arasındaki pişinti.
5) Yarıdan az olmak şartı ile donmuş kanın tükrük veya sümüğe bulaşmış olması.
6) Kulaktan, burundan veya yaradan kurt çıkması. Bu kurt temizdir, üzerindeki yaşlık ise azdır, onda akıcılık kuvveti yoktur.
7) Ağız dolusu olmayan kusuntu.
8) Baştan inen veya içeriden yükselip çıkan balgam, ağız dolusu olsa bile, abdesti bozmaz. Çünkü balgam yapışkan ve kaypak olduğundan pisliği içine çekmez. Üstündeki yaşlığı ise azdır. Bu hüküm İmamı Azam ile İmam Muhammed’e göredir, İmam Ebû Yusuf’a göre, iç boşluğundan gelen ağız dolusu balgam abdesti bozar.
9) Kokusu olsun veya olmasın, erkek ve kadının tenasül organından çıkan yel.
10) Rutubetsiz ye kokusuz olarak arka taraftan çıkarılan şırınga. Bununla beraber uygun düşen, ihtiyat olarak abdesti yenilemektir.
11) Erkeğin tenasül organına damlatıldıktan sonra geri gelen yağ. Bu da İmamı Azam’ a göredir.
12) Pıhtılaşmış bir halde kusulan kan parçası.
13) Baştan buruna veya kulağa kadar akıp gelen, fakat gusülde yıkanması farz olan yere taşmayan kan.
14) Kullanılan misvak (ve fırça) üzerinde veya ısırılan sert meyvalar üzerinde görülen ve akıcılığı bilinmeyen kan izleri.
15) Pire, kene, sivri sinek, kara sinek gibi haşeratın karınları doluncaya kadar emdikleri kan.
Sülüğün karnı doluncaya kadar kan emdikten sonra düşmesi halinde kendisinden kan çıkarsa abdesti bozar.
16) Saçların tıraş edilmesi, bıyıkların kırpılması, tırnakların kesilmesi.
17) Kıçı tamamen yere yerleştirmek suretiyle oturarak uyumak.
18) Namazda iken ayakta, oturarak, rükûda ve secdede uyumak.
19) Namaz dışında, cenaze namazında ve tilavet secdesinde kahkaha ile gülmek.
(Şafiîlere göre, namaz içinde de kahkaha ile gülmek abdesti bozmaz.)
20) Ne kendisinin, ne de başkasının duyamayacağı bir sesle gülümseme (tebessüm). Bununla abdest bozulmayacağı gibi, namaz da bozulmaz. Fakat yalnız kendisinin işitebileceği bir sesle gülmek, abdesti bozmasa da namazı bozar.
21) Herhangi bir kimsenin bedenine veya tenasül organına el ile dokunmak.
(Malikîlere göre, mükellef olan bir kimse, buluğ çağına yakın bir kadının açık bulunan bir uzvuna veya ince hafif bir şeyle örtülü bir yerine lezzet maksadı ile dokunsa abdesti bozulur. Bir maksad olmaksızın duyulan bir lezzet de böyledir. Öyle ki, kadın mahrem olsa bile, lezzetlenme duygusu olan bir dokunma ve yapışma ile abdest bozulur.)
(Şafiîlere göre, herhangi bir yabancı kadının hiç bir engel bulunmaksızın bir uzvuna dokunmak abdesti bozar. Lezzet bulunmasa bile, hüküm yine böyledir. Bundan kadının saçları, dişleri ve tırnakları müstesnadır. Bunlara dokunmak, bir lezzet olsa bile, abdesti bozmaz. Yine Şafiîlere göre, bir erkek veya bir kadın, kendisinin veya başkasının oturağını veya ön tenasül organını bir engel olmaksızın elinin içi ile tutsa, abdesti bozulur. Maliki ve Hanbelîlere göre de böyledir. Ancak bunlara göre, bir kadının kendi tenasül organını tutması abdestini bozmaz.)
Not: Bu gibi ihtilaflı meselelerde ihtiyata riayet edilmesi daha iyidir. Hanefî mezhebinde olan bir kimse, kendi mezhebine göre abdesti bozmayıp başka mezhebe göre abdesti bozan bir hal ile karşılaştığı zaman, ihtilaftan kurtulmak için abdest almalıdır. Böyle hareket etmek, bilhassa imamlar için mendubdur.

ŞAFİ MEZHEBİ ABDEST HÜKÜMLERİ ABDEST

Abdest anlamına gelen vudû kelimesi vedaet kökünden gelir. Lügat mânâsı güzellik, parlaklık demektir. Şer’î mânâsı ise ‘niyetle beraber ab­dest azalarında su  kullanmak’ demektir.  Vedû şeklinde  okunursa abdestte kullanılan  su anlamına gelir.  Bu suya, azaların bu suyla temizlenmesinden ötürü böyle bir isim verilmiştir.

Abdestin  Farzları

Abdestin farzları altıdır:    .

1. Niyet

2. Yüzü yıkamak

3. Ellerle beraber kolları yıkamak

4. Başın bir kısmını meshetmek

5. Topuklara kadar ayakları yıkamak

6. Tertib

Abdestin meşruiyeti ve farzları hakkındaki asıl, şu ayettir:

Ey inananlar, namaza dur(mak iste)diğiniz zaman yüzlerinizi, dirsek­lere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve ayaklarınızı da topuklara kadar (yıkayın). (Mâide/6)
Niyet

İbadetler, ancak niyet ile âdetlerden ayrılır. Abdest de bir ibadettir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Ameller niyetlere göredir. Kişi için ancak niyet ettiği vardır.[1][1]

Yani ibadetler ancak niyetle sahih olur, niyetle ibadet sayılır. Ancak ihlas ile yapılan amelden ecir elde edilir.

Niyetin  Tarifi

Niyet’in lügat mânâsı, kasdetmektir. Şer’î mânâsı ise, bir işin yapılmasıyle beraber olan kast demektir. Niyetin yeri kalptir, dil ile söyle­mek de sünnet’tir. Niyetin kalpteki keyfiyeti ‘Abdestin farzına niyet ediyo­rum’ veya ‘Abdestsizliği kaldırmaya niyet ediyorum’ veya ‘Namaz kılmayı kendime helâl kılmak için niyet ediyorum’ demektir. Niyetin başlama vakti yüzü yıkarkendir. Çünkü yüz, abdestin en zor yıkanan âzasıdır.
Yüzü Yıkamak

Allah Teâlâ ‘Yüzlerinizi yıkayın’ (Mâide/6) buyuruyor. Yüzün yıkan­ma hududu, saç kıllarının bittiği yerden çenenin altına kadardır. Genişlik bakımından da kulaktan kulağa kadardır. Yüzdeki kaşları, kiprikleri ve sakal gibi kılların hem yüzeyini, hem de diplerini yıkamak farzdır. Çünkü bol ve sık sakal hariç, diğerleri yüzün parçası sayılır. Bol ve sık sakaldan maksat, dipleri görünmeyen sakaldır. Böyle sakalın sadece yüzeyini yıkamak yeterlidir.
Ellerle  Beraber  Kolları  Yıkamak

Allah Teâlâ ‘Dirseklere kadar ellerinizi yıkayın’ (Mâide/6) buyuruyor. Bu ayetteki iîa.edaü mea anlamındadır. Şu rivayet buna delâlet eder:

Ebu Hüreyre abdest alırken önce yüzünü yıkadı, sonra pazusuna kadar sağ kolunu, sonra aynı şekilde sol kolunu yıkadı.  Sonra basma mesnetti, sonra topukları dahil sağ ayağını, sonra aynı şekilde sol ayağını yıkadı ve ‘Ben, Hz. Peygamber’in, böyle abdest aldığını gördüm’ dedi.[2][2]

Yıkanan âzalardaki kılların da yıkanması vacibdir. Eğer tırnakların altında, suyun deriye ulaşmasına mâni olacak kadar kir varsa veya armağında suyun deriye değmesine mâni olan bir yüzük varsa abdest sahih olmaz.

Abdullah b Amr şöyle rivayet ediyor: Hz. Peygamber ile beraber Mekke’den Medine’ye giderken yolda bir su gördük. Bazıları aceleyle koşup abdest aldılar. Hz. Peygamber onların topuklarına su değmedığım görünce şöyle buyurdu:

Ateşten ötürü vay topuklara, abdestinizi tam alınız.[3][3]

Bir kişi abdest aldı, ayağında tırnak kadar su değmeyen bir yerbıraktı. Bunu gören Hz. Peygamber ‘Dön ve yeniden abdest al1dedi.

Adam yeniden abdest alıp namazını kıldı.[4][4]

İşte bu iki hadîs, yıkanması gereken azalardan birinde yıkanmayan . küçük bir parça kaldığında, abdestin sahih olmadığına delâlet eder.
Başı  Meshetmek

Bir kıl dahi olsa başın bir kısmını meshetmek gerekir. Çünkü Allah Teâlâ ‘Başlarınızı mesnedin’ (Mâide/6) buyurmuştur. Muğire b. Şube, Hz. Peygamber’in abdest aldığını, sadece nasiyesini ve sarığını meshettiğini ri­vayet etmiştir.[5][5]

Eğer abdest alırken mesh yerine, başın tümü veya bir kısmı yıkanırsa olur. JYasiye’den maksat, başın ön tarafıdır ve baştan bir parçadır. Hz. Peygamber’in nasiye üzerine meshetmekle yetinmesi, farz olan mesh’in, başın hududundaki parçalardan birine meshetmek olduğuna delâlet eder. Başın hangi parçasına meshedilirse edilsin, farz olan mesh yerine getirilmiş olur.
Topuklara  Kadar Ayakları Yıkamak

Allah Teâlâ ‘Ayaklarınızı da topuklara kadar (yıkayın)’ (Mâide/6) bu­yurmuştur. Topuklar bilindiği gibi, bacak kemikleriyle, ayak kemiklerinin birleştiği yerdeki çıkıklardır. Burada da ila. edatı mea anlamındadır. Bunun böyle olduğuna yukarıda geçen Ebu Hüreyre hadîsi delâlet eder. Çünkü Ebu Hüreyre ayaklarını, topukların yukarılarına kadar yıkamış ve Hz. Peygamberin de böyle abdest aldığını söylemiştir. İki ayağı da tırnak kadar bile kuru kalmamak üzere iyice yıkamalı ve suyu, ayaklarda bulu­nan kılların altına kadar ulaştırmahdır.
Tertibe Riayet Etmek

Tertibin farz olduğu, Mâide sûresinin 6. ayetinden anlaşılmaktadır. Bu ayette abdestin farzları tertipli olarak zikredilmiştir. Tertibe riayet et­menin farz olduğu Hz. Peygamber’in fiilinden de anlaşılmaktadır. Çünkü Hz. Peygamber daima ayetteki tertibe riayet ederek abdest alırdı. Nitekim bu husus, sahih hadîslerle sabit olmuştur. Bu sahih hadîslerden biri de sözü geçen Ebu Hüreyre hadîsidir. O hadîste sümme edatıyla atıf yapılmıştır ve bu da âlimlerin ittifakıyle tertib içindir.

İmam Nevevî şöyle diyor: ‘Şafii uleması Hz. Peygamber’in abdestinin keyfiyeti hakkında Sünnet’ten ve sahabeden bol miktarda sahih hadîslerle delil getirmişlerdir’.[6][6]

Bütün bu hadîsler ve bunları rivayet eden sahabîler, Hz. Peygam­ber’in abdestini tertipli olarak vasıflandırmıslardır. Sahabîler, Hz. Peygam­ber’in abdest aldığını birçok defa gördükleri halde, Hz. Peygamber’in tertibe riayet etmeden abdest aldığını hiç kimse rivayet etmemiş ve fakat Hz. Peygamber’in azalarını birer, ikişer ve üçer defa yıkadığını rivayet etmişlerdir.  Hz.  Peygamber’in  bu şekilde abdest alması,  Kur’an’da emredilen abdestin açıklamasıdır. Eğer tertibin terkedilmesi caiz olsaydı, caiz olduğunun bilinmesi için Hz. Peygamber bazı durumlarda tertibe riayet etmeyi terkederdi. Tıpkı abdest azalarını bazı vakitlerde bir, bazı vakitlerde iki, bazı vakitlerde de üç defa yıkadığı gibi.
Abdestin  Sünnetleri

Abdestin birçok sünneti vardır. En önemlileri şunlardır:

1. Abdestin başında besmele çekmek.

Enes b. Mâlik şöyle rivayet ediyor: “Ashabdan bazıları abdest için su aradılar, fakat bulamadılar. Hz. Peygamber ‘Yanında su olan var mı?’ diye sordu. Hz. Peygamber’e biraz su getirildi. Hz. Peygamber elini su kabına soktu ve ‘Haydi, Allah’ın ismiyle abdest alın’ dedi. Hz. Peygamber’in parmaklarının arasından su fışkırdığını gördüm. Bütün sahabîler abdest aldı. Sayıları yetmiş kişiye yakındı”.[7][7]

2. Elleri su kabına sokmadan önce üç defa yıkamak.

Şöyle rivayet edilmiştir: ‘Abdullah b. Zeyd’e, Hz. Peygamber’in ab-desti soruldu. Abdullah, içinde su bulunan bir kap istedi. Onların öğrenmeleri için Hz. Peygamber’in âbdesti gibi abdest almaya başladı. Önce su kabından eline su dökerek üç defa ellerini yıkadı. Sonra avucuyla kaptan su alarak yüzünü yıkadı, sonra başını mesnetti, sonra ayak­larını yıkayarak abdestini bitirdi’.[8][8]

3. Misvak kullanmak.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Eğer ümmetime zorluk verme korkusu olmasaydı, her abdestte mis­vak kullanmalarını emrederdim.[9][9] Bu hadîs, misvak’ın müstehab olduğuna delildir.

4-5. Mazmaza (ağıza su vermek) ve istinşak (buruna su vermek),

Ağıza ve buruna sağ el ile su verilmeli, fakat burun sol el ile temiz­lenmelidir. Abdullah b. Zeyd’in yukarıda geçen hadîsinde Abdullah’ın abdest alırken üç kere mazmaza, üç kere istinşak yapıp ağzını ve burnu­nu temizlediği belirtilmiştir.

6. Gür sakalı hilallemek (parmaklarla karıştırmak).

Enes b. Mâlik şöyle rivayet ediyor: “Hz. Peygamber abdest aldığı za­man bir avuç su alır, çenesinin altına serperek sakalını parmaklarıyla karıştırır ve ‘Rabbim bana böyle yapmamı emretti’ derdi’.[10][10]

7. Başın tamamını meshetmek.

Abdullah b. Zeyd hadîsinde Hz. Peygamber’in, ellerini başın ön ta­rafından başlayarak ensesine kadar götürdüğü, ensesinden de tekrar başının ön tarafına kadar getirdiği rivayet edilmiştir:

8. El ve ayak parmaklarının arasını hilallemek; (karıştırmak suretiyle oradaki kirleri temizlemek).

Ellerin parmaklarını hilallemek, elleri birbirine geçirerek yapılır. Ayak parmaklarının arasını ise sol elin küçük parmağı ile, sağ ayağın küçük parmağından başlayarak sol ayağın küçük parmağına kadar temizlemeli­dir.

Lekit b. Sebire şöyle diyor: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bana abdesti anlat’ dedim. Hz. Peygamber ‘Abdesti tam olarak al, parmaklarının arasını hi­lalle ve oruçlu değilsen burnunu bol su ile temizle’ dedi.[11][11]

Mustavrid’den şöyle rivayet ediliyor: ‘Hz. Peygamber’in, abdest alırken ayak parmaklarını serçe parmağıyla karıştırdığını gördüm’.[12][12]

9. Kulakların içini ve dışını -yeni bir su ile- temizlemek.

İbn Abbas’ın Hz. Peygamber’den rivayet ettiğine göre Hz. Peygam­ber önce başını, sonra da kulaklarının içini ve dışını meshetmiştir.[13][13]

Başka bir rivayette de Hz. Peygamber’in başını meshettikten sonra şehadet parmağı ile kulaklarının iç kısımlarını, baş parmağı ile de dış kısımlarını rneshetmiş olduğu nakledilmiştir.[14][14]

Abdullah b. Zeyd şöyle demektedir: ‘Hz. Peygamber’in abdest alırken kulakları için yeni bir su aldığını gördüm’.[15][15]

10. Abdestin farz ve sünnetlerini üçer defa yapmak.

Hz. Osman ‘Size Hz. Peygamber’in nasıl abdest aldığını göstereyim mi?’ dedikten sonra, yıkanacak azaların tümünü üçer defa yıkadı ve meshedilecek azalan da üçer defa mesnetti.[16][16]

11. Sağ eli sol elden, sağ ayağı sol ayaktan önce yıkamak. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Abdest aldığınız zaman önce sağ taraftan başlayınız.[17][17] Ebu Hüreyre’nin abdestin farzları hususunda geçen hadîsi de buna delâlet eder.

12. Azaları ovarak yıkamak.

Abdullah b. Zeyd, Hz. Peygamber’in nasıl abdest aldığını anlattıktan sonra kollarını sıvayarak Hz. Peygamber’in abdest alış şeklini yaparak gösterdi.[18][18]

13. Azaları ara vermeksizin peşpeşe yıkamak.

Bu da Hz. Peygamber’e tâbi olmak demektir. Çünkü daha önce ge­çen hadîslerden, Hz. Peygamber’in ara vermeden abdest aldığı anlaşılmaktadır.[19][19]

14. Gurretve tacil’i uzatmak.

Gurret, yüzü yıkarken başın önünden bir kısmını da yıkamaktır. Tacil ise, kolları yıkarken pazunun bir kısmını, ayakları yıkarken de topukların üst kısımlarından birazını yıkamaktır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Benim ümmetim kıyamet günü, abdestin eserinden ötürü ‘gurren muhaccelin’ (yüzleri, elleri, ayaklan pırıl pırıl parlayan ümmet) diye çağrılır. Bu nedenle abdest alırken yüzle beraber başın ön tarafından birazını, kollar ve ayaklar ile beraber de biraz yukarılarım yıkamak güzel olur.

15. Su hususunda israf ve cimriliğe kaçmamak.

Enes b. Mâlik, Hz. Peygamber’in 1 müdd ile abdest aldığını rivayet etmiştir.[20][20]

Müdd  hacim  itibariyle yaklaşık  10  cm.  uzunluğunda  bir  kap demektir.

16. Abdest alırken kıbleye dönmek.  Çünkü kıble, yönlerin en şerefi isidir.

17. Hz. Peygamber’e uyarak, abdest esnasında konuşmamak.

18. Âbdesti bitirirken aşağıdaki gibi şehadet ve dua etmek.

Allah’tan başka ilah olmadığına, Allah’ın bir ve tek olduğuna, ortağı bulunmadığına şahitlik, ediyorum. Yine şahitlik ediyorum ki Muhammed, Allah’ın kulu ve rasûlü’dür.1

Allahım! Beni tevbe eden ve temiz olan kullarından eyle.[21][21]

Ey Allahım! Sana hamd ile seni her türlü ortaktan tenzih ederim! Senden başka ilah olmadığına şehadet ediyor ve senden af dileyerek dergâhına yöneliyorum.[22][22]

Abdestin  Mekruhları


1. Suyu israf etmek.

2. Suyu gereğinden az kullanmak. Çünkü ikisi de Sünnet’e aykırıdır. İsraf etmeyin; zira Allah israf edenleri sevmez.

(A’raf/31)

İsraftan maksat, mutedil sınırı aşmaktır. Hz. Peygamber şöyle bu­yurmuştur:

Bu ümmetten bir kavim gelecek abdest, gusül ve dua’da israfa kaça­caklardır.[23][23]

2. Sol eli sağ elden, sol ayağı sağ ayaktan önce yıkamak. Çünkü böyle yapmak Hz. Peygamber’in fiiline terstir.

3. Abdest âzalarının -şiddetli soğuk veya sıcak olup da kurulanama^-yan âzalardaki suyun eziyet vermesi, kirlenmesi gibi mazeretler hariç-mendil  veya  havlu  ile  kurulanması.  Abdest  aldığı  zaman  Hz. Peygamber’e mendil veya havlu getirildiği, Hz. Peygamber’in ise azalarını kurulamadığı rivayet edilmiştir.[24][24]

4. Suyu yüze çarpmak. Suyu yüze çarpmak, yüzün şerefine uygun düşmez.

5. Üç kere yıkanan azayı, dördüncü defa yıkamak veya üç kere meshedilen azayı dördüncü defa meshetmek veya üçten az yapmak. Çünkü Hz. Peygamber azalarını, üçer kere yıkayarak abdest aldıktan sonra şöyle buyurmuştur:

İşte abdest böyledir. Bunu fazlalaştıran veya eksilten münker bir iş yapmış ve zulmetmiş olur.[25][25]

Bu hadîsten murad, Sünnet’in üçten fazla veya eksik olduğunu söy­leyen kimsenin kötü bir iş yapmış ve zulmetmiş olacağıdır.

6. Mazeret olmaksızın, abdest azalarını başkasına yıkatmak. Çünkü böyle yapmakta bir tür gurur vardır, bu da kulluğa ters düşer.

7. Oruçlu iken mazmaza ve istinşak’ta aşırıya kaçmak. Çünkü bu du­rumda suyun boğaza kaçıp orucu bozması sözkonusudur. Hz. Peygam­ber ‘Eğer oruçlu değilsen, istinşak’ta mübalağa yap’ buyurmuştur.[26][26] Maz­maza da istinşak’a kıyas edilir.

Abdesti  Bozan  Şeyler Abdesti bozan şeyler beştir:

1. Ön ve arkadan çıkan sidik, dışkı, kan ve yellenme ile abdest bozulur.

Allah Teâlâ ‘Biriniz tuvaletten gelmişse…’ (Nisa/43) buyurmuştur. Ayetin metnindeki gâît kelimesi ‘def-i hacet yapılan yer’ anlamına gelir. Aynı zamanda çukur ve kuytu yere de gâit denir. Zira insan def-i hacet yapmak için gözlerden uzak olan bu tür yerlere gider. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Abdesti bozulduğu zaman, abdest almadıkça Allah hiçbirinizin na­mazını kabul etmez.[27][27]

Hadramutlu biri, Ebu Hüreyre’ye ‘Küçük hades nedir?’ diye sorduğunda, Ebu Hüreyre ‘Sesli veya sessiz yellenmektir’ diye cevap vermiştir.

Ön ve arkadan çıkan şey temiz olsa bile buna kıyas edilir, [28][28] Mütemekkin olmadığı halde uyumak.

Mütemekkin olarak oturmak, kişinin makatını sağlam bir yere tam olarak koyup oturmasıdır. Gayr-ı mütemekkin ise, yerle kalça arasında bir mesafe olduğu halde oturmaktır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kim uyursa abdest alsın.2

Makatını tam olarak yere koyup uyuyan kimsenin abdesti bozulmaz. Çünkü bu durumdayken kendisinden çıkan herhangibir şeyden haberdar olur. Bunun delili Enes’in naklettiği şu rivayettir:

Namaz için kamet edildi. Hz. Peygamber bir kişiyle gizli birşeyler konuşuyordu. Hz. Peygamber’in konuşması o kadar uzun sürdü ki sahabîler uyudu. Sonra Hz. Peygamber geldi ve namazı kıldırdı.[29][29]

Yine şöyle rivayet edilmiştir: ‘Hz. Peygamber’in ashabı uyuyor, sonra kalkıp abdest almadan namaz kılıyorlardı’.[30][30]

Bu, insan mütemekkin bir şekilde uyursa abdesti bozulmaz demektir.

Tabii ki sahabîler bizim bildiğimiz gibi yatar şekilde uyumuyorlardı. Çünkü onlar mescidde, Hz. Peygamber’in konuşmasını bitirmesini ve ge­lip namazı kıldırmasını bekliyorlardı.

3. Sarhoşluk, baygınlık, hastalık veya delilikten ötürü aklın gitmesi de abdesti bozar.  Çünkü  bu  gibi durumlarda  insanın kendisinden ne çıktığım bilmesi mümkün değildir. Ayrıca bu durumu uykuya kıyas ediyoruz. Madem ki abdest, uyku ile bozuluyor, öyleyse bu gibi şeylerle haydi haydi bozulur.

4. Erkeğin, karısının veya yabancı bir kadının bedeninin herhangibir yerine örtü olmaksızın dokunması abdesti bozar.  Bu durumda hem erkeğin, hem de kadının abdesti bozulur. Yabancı kadından maksat, o kişiye evlenmesi helâl olan kadın demektir. Allah Teâlâ abdesti bozan şeyleri zikrederken şöyle buyurmuştur:

Veya kadınlara dokunmuş iseniz. (Nisa/43)

5. İster ön, ister arka olsun kişinin kendisinin veya başkasının tenasül  uzvuna  dokunması  da  abdesti  bozar.  Dokunma,  el  ve parmakların iç kısmı ile ve örtü olmaksızın olursa abdesti bozar.

Yapılabilmesi  İçin Abdestin  Şart Olduğu  Şeyler

1. Namaz kılmak için. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Ey iman edenler! Namaza durmak (istediğiniz) zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı mesnedin. Ayaklarınızı topuklara kadar yıkayın. )      (Mâide/6)

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

Birinizin abdesti bozulduğu zaman, abdest almadıkça Allah onun namazını kabul etmez.[31][31]

2. Kabe’yi tavaf etmek için. Çünkü tavaf da namaz gibidir, tavaf ya­parken de abdestli olmak vacibdir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Beyt’i tavaf etmek de namaz gibidir. Ancak tavaf yaparken konu­şulabilir. Kim tavaf esnasında konuşursa, sakın hayırdan başka birşey söylemesin.[32][32]

3. Mushafa dokunmak ve mushafı taşımak için de abdestli olmak şarttır.

Ona temizlenmiş olanlardan başkası el süremez.

(Vakıa/79)

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

Kur’an’a ancak temiz; abdestli olan el sürebilir.[33][33]

Hz. Peygamber’in Farzlarını ve Müekked Sünnetlerini Gözeterek Aldığı Abdestin Şekli, Fazileti ve Bu Şekilde Kılınan  Namazın  Fazileti

Hz. Osman su istedi. Su gelince kap’tan eline su dökerek iki elini de üçer kere yıkadı. Sonra mazmaza yaptı (ağzına su verdi), sonra burnuna su verdi ve sümkürdü. Sonra yüzünü, sonra kollarını dirseklerle beraber üçer defa yıkadı. (Diğer bir rivayette ‘Sonra sağ elini, sonra sol elini üç defa yıkadı Sonra başını meshetti. Sonra ayaklarını topuklanyla beraber > üçer kere yıkadı’. Başka bir rivayette ‘Sonra sağ ayağını, sonra sol ayağını’

Sonra da (Hz. Peygamber’., benim şu anda aldığım  gördüm’ dedi. Hz. Peygamber abdestını bmnnce de

şöyle buyurdu:

Kim benim bu abdestim gibi abdest ahr, sonra iki rekat namaz Ssa ve^ namaz içinde kalbine dünya ile ilgih b.rşey geürmezse, Allah onun geçmiş günahlarını affeder.[34][34]

------------------Dipnotlar- 1 --------------

(1) Basur hastalığı olanın mak'adlarının dışarı çıkmasıyla ellerinin iç kısmı değerse yine ab­desti bozulur.
(2) Ebu Davud, 203.
(3) Müslim,376.
(4) Muğnil Muhtac, 1/35.
(5) Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi, Ravza Yayınları: 99-100.

------------------Dipnotlar- 2 --------------


[1][1] Buharî/l; Müslim/1907

[2][2] Müslim/246

[3][3]  Buharî/i6l; Müslim/24l

[4][4]  Müslim/243

[5][5]  Müslim/274

[6][6] Nevevî, el-Mecmu, 1/484

[7][7] Neseî, I/6l

[8][8] Buharî/2183; Müslim/235

[9][9] Buharî/847; Müslim/252, (Ebu Hüreyre’den)

[10][10] Ebu Dâvud/145

[11][11]  Ebu Dâvud/142; Tirmizî/788 ve başka muhaddisler

[12][12] İbn Mâce/446

[13][13] Tirmizî/36, (Hadîs’in sahih olduğunu söylemiştir).

[14][14]  Neseî, 1/74

[15][15] Hâkim, 1/151. (Zehebî sahih olduğunu söylemiştir).

[16][16] Müslim/230

[17][17] İbn Mâce/402

[18][18] ima Ahmed, Müsncd, IV/39

[19][19] Buharî/136; Müslim/246

[20][20] Buharî/198

[21][21] Tİrmizî/55

[22][22] Neseî, A’mal’ul-Yevm ve’1-Leyte; Nevevî, Ezkâr

[23][23] Ebu Dâvud/96

[24][24] Buharî/256; Müslim/317

[25][25] Ebu Dâvud/135. (İmam Nevevî el-Mecmu adlı eserinde bu hadîsin sahih olduğunu söyler).

[26][26] Ebu Dâvud/142

[27][27]  Buharî/135; Müslim/225, (Ebu Hüreyre’den)

[28][28] Ebu Dâvud203

[29][29] Müslim/376

[30][30] Buharî/541, 544-545

[31][31] Buharî/135; Müslim/225. ‘Hiçbir namaz abdestsiz kabul edilmez”. (Müsüm/224)

[32][32] Tirmizî/960; Hâkim, 1/459. (Hâkim sahih olduğunu söylemiştir)

[33][33] Dârekutnî, 1/459

[34][34] Buharî/162


----------------Kaynaklar -------------------
Sorularla İslamiyet
Dinimiz islam
Bazi internet Sayfalari

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Abdestli iken, çıplak elle avret mahalline dokunmak abdesti bozar mı?
Yazar: RasitTunca - 10-13-2018, 09:35 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok



Abdestli iken, çıplak elle avret mahalline dokunmak abdesti bozar mı?

Hanefi Mezhebi'ne göre çıplak el ile avret mahalline dokunmak abdesti bozmaz.

Ancak Şafii Mezhebi'ne göre tenasül uzvuna ve İmam Şafii'nin cedid (yeni) görüşlerine göre dübür halkasına elin iç kısmıyla dokunmak abdesti bozar.

Ümmü Habibe'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (asv):

"Her kim tenasül uzvuna veya fercine dokunsa, abdest alsın.'' (Nesai, Gusl 30) buyu­rur. Hadisteki "ferc" kelimesi hem erkeğin hem de kadının cinsel organıdır.

Buna göre, kişinin kendi cinsel organına veya dübür halkasına elinin iç tarafıyla dokunması abdesti bozduğu gibi, küçük yaşta da olsalar başkalarınınkine dokunmak da aynı şekilde abdesti bozar. Bunda herhangi bir yaş sınırı olmaksızın abdesti bozar. Ancak bu durumda dokunulan kişinin değil, dokunanın abdesti bozulur.

Kişinin, testislerini (husyelerini) ellemesi ile abdesti bozulmaz.

Çocuğun altını temizleyen annenin abdesti bozulur mu?

Şu halde, Şafii Mezhebi'ne mensup bir anne, bebeğinin altını temizlerken, çıplak elinin içi ile bebeğinin ön veya arkasına değerse ab­desti bozulur. (bk. Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi, Ravza Yayınları: 99-100)

Bir kişinin, kendisinin veya başkasının ön ve arka avret yerlerine dokunması guslü bozar mı?

Hanefi mezhebine göre, herhangi bir kimsenin bedenine veya tenasül organına veya oturağına el ile dokunması ile (gusül veya namaz) abdesti bozulmaz.

Malikîlere göre, mükellef olan bir kimse, büluğ çağına yakın bir kadının açık bulunan bir uzvuna veya ince ve hafif bir şeyle örtülü bir yerine lezzet maksadı ile dokunsa, abdesti bozulur. Bir maksad olmaksızın duyulan bir lezzet de böyledir. Öyle ki, kadın mahrem olsa bile, lezzetlenme duygusu olan bir dokunma ve yapışma ile abdest bozulur.

Şafiîlere göre, herhangi bir yabancı kadının, hiç bir engel bulunmaksızın bir uzvuna dokunmak abdesti bozar. Lezzet bulunmasa bile, hüküm yine böyledir. Bundan kadının saçları, dişleri ve tırnakları müstesnadır. Bunlara dokunmak, bir lezzet olsa bile, abdesti bozmaz.

Yine Şafiîlere göre, bir erkek veya bir kadın, kendisinin veya başkasının oturağını veya ön tenasül organını bir engel olmaksızın elinin içi ile tutsa, abdesti bozulur. Malikî ve Hanbelilere göre de böyledir. Ancak bunlara göre, bir kadının kendi tenasül organını tutması abdestini bozmaz.

Kişi kendi veya başkasının oturağına veya tenasül uzvuna dokunması ile gusül abdesti bozulmaz. Maliki ve Şafii mezhebine göre de gusül abdesti geçerlidir. Ancak ibadet etmek istediği zaman yeniden abdest alması gerekir; guslü ise tamamdır.

------------------

Elin tenasül aletine değmesi abdesti bozar mı?

Hanefi mezhebine göre, kişinin gerek kendisinin gerekse başkasının penisine veya makatına dokunmasından dolayı abdest bozulmaz.

Şafii mezhebine göre ise, kişinin kendi penisine veya makadına elinin iç tarafı ile dokunması abdesti bozar. Küçük yaşta da olsalar başkalarınınkine dokunmak aynı hükme tabidir. Ancak bu durumda dokunulan kişinin değil dokunanın abdesti bozulur.

Kişinin testislerini (husyelerini/yumurtalıklarının) ellemesi ise abdesti bozulmaz.

Hanefi ve Şafii mezhebine göre avret mahalline dokunmak abdesti bozar mı?

Hanefi mezhebine göre; avret mahalline el sürmek abdesti bozmaz. El sürülen, ister kadının avret yerleri olsun, isterse erkeğin, farkı yoktur. Mücerred / soyut (yalnızca) el sürmekle abdest bozulmaz.

Şâfiîlere göre, bir erkek veya kadın, kendisinin veya başkasının ön veya arka avret yerini elinin içi ile tutsa, abdesti bozulur.


Şafii mezhebine göre kadına (eşine) dokunmak abdesti bozar mı?, Şafiilere göre baldızın elini ellemekle abdest bozulur mu?

Abdesti bozan şeyler dörttür:

1. Önden ve arkadan çıkan her şey abdesti bozar.

2. Bayılmak, delirmek, sarhoş olmak, oturak yeri tamamen yere dayanmayarak uyumak gibi aklın idrâkini izâle eden şeyler abdesti bozar. Mânasını anlamasa dahi konuşanların sözlerini işiterek uyuklamak abdesti bozmaz. Eğer uyudum mu, uyukladım mı? Rüya mı gördüm, yoksa kendi kendimin düşüncesi mi diye şüpheye düşse dahi abdesti yine bozulmamış sayılır. (İânetü't-Tâlibîn s. 59).

3. Unutarak veya kasden bir erkeğin derisinin yabancı bir kadının derisine değmesi ile dokunan ve dokunulanın abdestleri bozulur. Burada erkek ve kadından murâd, şehvet çağına bâliğ olan kimselerdir. Yabancı kadından murâd, zevce ve diğer yabancı kadınlar gibi hiç bir zaman nikâhı harâm olmayan kadınlarla, zevcenin kız kardeşi veya zevcenin halası veya teyzesi gibi, zevcenin bulunması dolayısıyla o zaman için nikâhı muvakkaten harâm olan kadınlar yabancı durumundadırlar, dokunma ânında abdesti bozarlar.

Fakat nikâhı dâima harâm olan kadınlar abdesti bozmazlar. Erkeğin kızı, kız kardeşi ve annesi gibi.

Şehvet çağına bâliğ olmamış küçük bir çocuğa veya diş, tırnak, kıl gibi şeylere değildiğinde, abdest bozulmaz [Muğni'l-Muhtac (Şerh'ü Minhâc), s. 37]. İhtiyatlı bir kavle göre bu küçüklük devresi yedi yaşına kadardır. Bu yaştan sonra ne kadar büyük olursa olsun abdesti bozar.

4. Bir kimsenin ellerinin içi ile kendisinin veya başkasının ön veya arka avret mahallerine dokunması ile abdesti bozulur. Bu şekildeki abdestin bozulmasında küçük ve büyüğün farkı yoktur. Mak'adın ve bâsurun dışarıya çıkması ile de abdest bozulur.

Abdestsiz olan bir kimseye de namâz, her türlü secde, tavaf, Kur'an-ı Kerîmi ellemek ve taşımak haramdır.


Oturarak uyumak abdesti bozar mı?



İnsanın kendine hâkimiyetini kaybettiren uyku abdesti bozar. Bu uyku ister yan üstü yatarak, ister sırtüstü yatarak, ister yüzü koyun yatarak, ister oturup dirseğine dayanarak olsun hüküm aynıdır. Yanında konuşulanları duyacak derecedeki hafif uyuklamalar ise abdesti bozmaz.

Bir şeye dayanarak uyuyan kimsenin, dayanmakta olduğu şey çekildiği takdirde düşecek derecede uykuya dalmışlığı varsa, abdest bozulur.
Selam ve dua ile...

Ağlamak, namaz ve abdesti bozar mı?

Namazda dünyevi bir şey için sessiz ağlamak -mekruh olmakla beraber- namazı bozmaz. Ancak dünyaya ait bir işi hatırlayarak sesli ağlamak veya ağrı veya sızıdan dolayı ve bezginlikle, ah of deyip inlemek namazı bozar, ancak abdesti bozmaz.

Yine çekmekte olduğu bir ağrının sonucu olarak, ihtiyarsız olarak çıkardığı seslerden ötürü de namazı bozulmaz. Fakat dünyevi musibetler veya şahsi hastalıktan ötürü sesli ağlamak, ah ve off gibi şeyler söylemek, Hanefî ve Şafii mezhebine göre namazı bozar.(bk. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, II/7-10).

Ağlamak, cennet ve cehennemi hatırlamak sebebiyle meydana gelmişse, huşûdan ileri geldiği için namazı bozmaz. Hadîs-i şerîfte:

    "Cenâb-ı Hakk'a, ağlı(Zeker) itâat eden, gülerek cennete dahil olur ve gülerek günah işleyen, ağlayarak cehenneme girer."(Feyzü'l-kadir, 6/48, Hadis No: 8382; Haşiyetü't-Tahavi, Şerhu Nuru'l-İzah, I/325)

buyurulmuştur. Namaz dışında da ağlamak abdesti bozmaz. Ancak göz ağrısı gibi hastalıktan meydana gelen akıntının abdesti bozacağı, böyle kimsenin özür sahibi sayıldığından her namaz için vakit girince abdest alması lâzım geleceği Bedayi’us-Sânayi’de yazılıdır.

Uyumak abdesti bozar mı?

İnsanın kendine hâkimiyetini kaybettiren uyku abdesti bozar. Bu uyku ister yan üstü yatarak, ister sırtüstü yatarak, ister yüzü koyun yatarak, ister oturup dirseğine dayanarak olsun, hüküm aynıdır.

Yanında konuşulanları duyacak derecedeki hafif uyuklamalar ise abdesti bozmaz.

Bir şeye dayanarak uyuyan kimsenin, dayanmakta olduğu şey çekildiği takdirde düşecek derecede uykuya dalmışlığı varsa, abdest bozulur.

Şafii mezhebine göre abdesti bozan şeyler nelerdir? Şafilere göre ne kadar kan akarsa abdest bozulur? Bir çizme dolusu deniyor, dogru mu?

Abdesti bozan şeyler altıdır:

1. Ön ve arka menfezlerden herhangi bir şeyin çıkması.

2. Makadın iyice yerleşmemesi halinde uyumak.

3. Hastalık veya sarhoşluk nedeniyle aklını kaybetmek.

4. Hailsiz olarak mahrem sayılmayan bir erkekle bir kadının, şehvetli olsun veya olmasın birbirinin tenine dokunmaları, her iki tarafın abdestini bozar.

5. İnsanın tenasül uzvuna elin iç kısmıyla dokunmak.

6. Cedid görüşe göre dübür halkasına elin iç kısmıyla dokunmak.(1)

- Ön ve arkadan çıkan herhangi bir şey dışkı, sidik, kan ve yel gibi şey­ler abdesti bozar. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor:

    "... yahut biriniz tuva­letten gelmişse..." (Maide, 5/6)

- Bağdaşsız uykuya dalmak da abdesti bozar. Bu konuda Peygamberi­miz (asm):

    "Uykuya dalan kimse abdest alsın."(2)

buyurmuştur. Ama bağdaş kurup uykuya dalan kimsenin abdesti bozulmaz.

Nitekim Enes (r.a.) şöyle demiştir:

    "Peygamberimiz (asm) birisiyle yavaş yavaş konuşurken, namaz için kamet edildi. Fakat ashabı (oturduk­ları halde) uyuyuncaya kadar ona gizli gizli konuşmasından ayrılmadı. Sonra geldi ve onlara namaz kıldırdı."(3)

- Hastalık veya sarhoşlukla aklını kaybetmek abdesti bozar. Zira böyle bir durum uyku gibidir. Aklın gitmesi ile insan kendine hakim değildir. İnsandan herhangi bir şeyin çıkması muhtemeldir.

- Birbirine mahrem sayılmayan (dinimizce birbirlerine nikahı düşen) erkek ile kadının çıplak tenlerinin birbirine temas etmeleri abdesti bozar. Buna delil şu ayet-ı kerimedir:

    "... yahut kadınlara dokunmuşsan..." (Nisa, 4/43)

- Kıl, diş ve tırnaklardan abdest bozulmaz.

Şehevi duygulardan anlamayan yedi yaşın altındaki çocuklardan abdest bozulmaz.(4)

- Tenasül uzvuna ve İmam Şafii'nin cedid (yeni) görüşlerine göre, dübür halkasına elin iç kısmıyla dokunmak da abdesti bozar.

Ümmü Habibe'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (asm):

    "Her kim tenasül uzvuna veya fercine dokunsa abdest alsın.''

buyu­rur. Hadisteki "ferc" kelimesi hem erkeğin hem de kadının cinsel organıdır. Yukarıda ifade edildiği gibi, İmam Şafii'nin yeni içtihatlarına göre elin iç kısmıyla insanın dübür halkasına dokunmak da abdesti bozar.

Tenasül ve dübür uzuvlarına elin iç kısmıyla dokunmak, herhangi bir yaş sınırı olmaksızın abdesti bozar. Şu halde, bir anne bebeğinin altını temizlerken çıplak elinin içi bebeğinin ön veya arkasına değerse ab­desti bozulur.

Peygamberimiz (asm) şöyle buyurur:

    "Her kim tenasül uzvuna doku­nursa, abdest alsın."(5)

Hadis-i şerifle geçen tenasül uzvu, kadın ve erkeğin ön ve arkasıdır.

Şafii ve Hanefi mezhebine göre koltuk altına dokunmak abdesti bozar mı?

Koltuk altına dokunmakla abdest bozulmaz. Ancak Şafii mezhebine göre insanın tenasül uzvuna elin iç kısmıyla dokunması abdesti bozar.

Şafiilerde abdesti bozan haller?

1. Şafilere göre abdestliyken tenasül uzvuna pamuk veya peçete koymak abdesti bozar mi (erkek ve kadın)?
2. Şafilerde tenasül uzvuna konulan pamuk ıslanıp düşse ve on anda abdest bozulur mu(erkek ve kadın)?
3. Şafilerde ağız dolusu kusmak abdest bozar mı?
4. Şafilerde mideden kan gelse, kulak içinden kan gelse, beyinden kan gelip burundan, ağızdan çıksa abdest bozulur mu?
5. Şafilerde dert nedeniyle gözden yaş gelse abdest bozulur mu?
6. Şafilerde hocam ramazanda mecburi pamuk kullanıyorum abdest için oruç bozulur mu?
7. Şafilerde, grip olduğumuzda burnu çekip yutmak ve beyinden mideye akan akıntıları yutmak orucu bozar mı?
8. Şafilerde namazdayken de bu durumu yapmak namazı bozar mı yani burnu çekip yutmak?
9. Meni yemek haram mı şafilere göre?
10. Şafilerde kulağa ve buruna damlatılan ilaç ağza gelse veya mideye gitse şafilerde abdest bozulur mu?
11. Şafilerde önden yellenme kadın ve erkek için abdest bozulur mu?
12. Şafilerde makata konan pamuk içerde kalsa bu durumda oruç bozulur mu yada pamuk düşse abdest bozulur mu pamuk komple makata yerleştirmek orucu abdesti bozar mı?
13. Şafilerde açık yaraya konulan alkol, kolonya, tentürdiyot, ilaç gibi alkol içeren maddeler yaraya konulsa abdest bozulur mu? Mesela eli yaralı olan karnı yaralı ve başı yaralı olan bunları kullansa abdest bozulur mu?
14. Şafilerde dişi olan ne kadar hayvan varsa onlara elimiz değse abdest bozulur mu?

Abdesti Bozmayan Şeyler Nelerdir?

1 - Önden ve arkadan gayri bir yerden kan çıkıp, iğne ucu gibi çıktığı yerde kalır, etrafa dağılmazsa, bu kan abdesti bozmaz. Bu kanın el veya pamuk ile silinmesi de zarar vermez.


2 - Yaradan akıntısız pıhtı hâlinde kan, et veya deri düşmesi.


3 - Avret mahalline el sürmek. El sürülen, ister kadının avret yerleri olsun, isterse erkeğin, farkı yoktur. Mücerred el sürmekle abdest bozulmaz. * Şâfiîlere göre, bir erkek veya kadın, kendisinin veya başkasının ön veya arka avret yerini elinin içi ile tutsa, abdesti bozulur.


4 - Kadının avret mahalli dışında vücudunun herhangi bir yerine dokunmakla da abdest bozulmaz. Ancak bu dokunma sebebiyle tahrik olup mezî denen yaşlık çıkmamalıdır. Mezi gelirse abdest bozulur. * Erkeğin kendi mahremi olmayan bir kadına dokunması, Şâfiî mezhebinde abdesti bozar. Kadın erkeğin mahremi ise, ona dokunmak ittifakla abdesti bozmaz.


5 - Ağız dolusundan az olan kusmalar.


6 - Balgam çıkarmak... İmam-ı A`zam ile İmam-ı Muhammed`e göre, balgamın az veya çok olması neticeyi değiştirmez.


7 - Hâkimiyetini kaybetmiyecek şekilde oturarak uyumak. Oturağını yere iyice yerleştirip uyumak gibi... 8 -Ağlamak abdesti bozmadığı gibi, namaz dışında gülmek de bozmaz.


9 -Pire, kene, sivrisinek, karasinek gibi haşerattan birinin doyuncaya kadar emdiği kan.


10 - Namazda iken tebessüm etmek.


11 - Bıyıkların veya saçların traş edilmesi, tırnakların kesilmesi (Abdestli iken).

------------Dipnotlar--------------

(1) Basur hastalığı olanın mak'adlarının dışarı çıkmasıyla ellerinin iç kısmı değerse yine ab­desti bozulur.
(2) Ebu Davud, 203.
(3) Müslim,376.
(4) Muğnil Muhtac, 1/35.
(5) Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi, Ravza Yayınları: 99-100.


------------Kaynaklar -----------------
Sorularla İslamiyet
Ömer Nasuhi Bilmen,
İslam Fıkhı

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Abdest Nedir? Farzlari Sünnetleri ,Teyemmüm Nedir? Farzlari Sünnetleri
Yazar: RasitTunca - 10-13-2018, 09:31 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok


Abdest Nedir?

Su ile yapılan, yüzü, kolları, ayakları yıkamak ve başı da mesh etmekten ibaret olan özel bir temizliktir.
Abdestin maddî - mânevî birçok faydaları vardır. Günde en az 5 sefer abdest alan bir Müslüman, temizliği îtiyad hâline getirmiş olur ki, bu, onu hastalığa sebeb olacak hallerden korur, mikroplardan arındırır. Bu, abdestin maddî faydasıdır. Abdestin mânevî faydaları da pek çoktur.
Peygamber Efendimiz, Enes bin Mâlik Hazretlerine hitaben: "Oğulcuğum! Abdestini tam al ki, Hafaza melekleri seni sevsin ve ömrün uzatılsın" buyurmuşlardır.
Abdest, aynı zamanda yüze nur, kalbe sürurdur. Küçük günahların afvına bir vesiledir. Bu hususu Resûl-i Ekrem (asm) Efendimiz şöyle belirtmişlerdir:
"Kim emredildiği şekilde abdest alır, yine emredildiği şekilde namaz kılarsa, geçmiş bütün küçük günahları afva uğrar."
Abdest, mü'minin mânevî silâhıdır. Onunla kendini kötü his ve arzulardan korur. Zihnine hücum eden vesvese ve menfî fikirlerin te'sirinden kurtulur. Yeter ki, her vakit abdestli olmaya dikkat etsin.
Abdestli kimseler, çoğu zaman habis ve şerli varlıkların şerrinden abdestleri hürmetine kurtulur, kötülüklerinden uzak kalırlar.
Bir hadîs-i şerîfte, abdestli iken vefat edenin şehidlik mertebesine çıkmasının dahi mümkün olacağı beyan buyurulmuştur.
Müslümanların abdest âzalarının mahşerde ayın on dördü gibi parlak ve beyaz, yüzlerinin nurlu olacağı, yine hadîs-i şerîflerle sâbittir. Bu, diğer ümmetlere verilmeyen bir hususiyettir.
Abdest, Mâide sûresinin 6. âyeti ile farz kılınmıştır.
Abdestin Sahih Olmasının Şartları Nelerdir?

Sahih bir abdest için, şu üç şartın bulunması gereklidir:
1. Temiz olan suyun cilt üzerine tamamen nüfuz etmesi ve cildi kaplaması. Yani, abdestte yıkanması farz olan uzuv üzerinde hiçbir kuru yerin kalmaması. Yoksa abdest sahih olmaz. Peygamberimiz, abdest alırken topuklarına su değmemiş kimselere hitaben, "Vay o topukların Cehennem'den başına gelenlere..." buyurmuştur.
2. Abdeste münâfi, abdesti hükümsüz kılıcı hallerin ortadan kalkması. Yani, hayız ve nifas hâlinin sona ermesi. Abdest alacak olan kimseden idrar ve kan akıntısı da abdeste münâfi hallerdendir. İdrar ve kan kesilmeden abdest alınmaz. Bu durum, mükellefte bir özür teşkil ediyorsa, bunun hükmü ayrıdır. Burada kasdettiğimiz özür sâhibi olmayanlar hakkındadır. Bu sebeble küçük su döktükten sonra, idrar sızıntısı tamamen kesilmeden abdest alınmamalıdır.
Abdest alındıktan sonra gelecek olan en ufak bir akıntı bile, abdesti bozar.
3. Mum, içyağı, hamur, yapışkan, v.s. gibi suyun deriye ulaşmasına engel teşkîl eden şeylerin ciltten kazınması...
Abdestin Farzları Nelerdir?

Abdestin rükünleri, yani, farzları dörttür:
1 - Yüzü bir kere yıkamak...
2 - Elleri dirseklerle beraber bir defa yıkamak...
3 - Ayakları iki topuklarıyla beraber bir defa yıkamak...
4 - Başın dörtte birini bir kere meshetmek...
Yukarıda saydığımız abdest uzuvlarından kol, yüz ve ayakları en az birer kere yıkamak farzdır.
Yıkama işini üçe çıkarmakla farzın yanında sünnet de îfa edilmiş olur.
Yüzün Yıkanacak Kısmı Neresidir?

Yüzün abdestte yıkanacak kısmı, uzunlamasına alnın üstündeki tüy biten kısımdan çene sonuna kadardır. Genişlemesine ise iki kulak yumuşağı arasında kalan sahadır. Sakal başları ile kulak arasında kalan kılsız yerler de yüzden sayılır, yıkanması gerekir.
Sakallı Olan Kimseler Çenelerini Nasıl Yıkarlar?

Çeneyi yıkarken seyrek sakallıların sakal tüylerinin diplerindeki deriyi de yıkamaları gerekir. Sakalı seyrek olmayıp gür olanlar ise, tüy diplerindeki deriyi yıkamak mecburiyetinde değillerdir. Onların sadece sakallarını ıslatmaları kâfidir.
Gözlerin İçini, Kaş ve Bıyıkların Altındaki Derinin de Yıkanması Gerekli midir?
Hayır. Gözlerin içini yıkamak gerekmez. Bu bakımdan lens takanların abdest alırken lenslerini çıkarmaları icab etmez. Kaş ve bıyıkların ise, üstten kıllarının ıslatılması kâfidir. Alttaki derinin ıslanması gerekmez.
Ancak gusülde bıyık ve kaşların altındaki derinin de ıslanması lâzımdır.
Başı Meshetmek Ne Demektir?

Mesh, lügatte, bir şey üzerinde el gezdirmek demektir. Silmek mânasını da taşır.
Dinî mânası ise, başka bir yerde kullanılmamış bir yaşlığı, bir yere değdirmekten ibarettir. Değdirilen yer, baş olur, ayağa giyilen mest olur veya yara sargısı olabilir. Dikkat edilecek nokta, yaşlılığın başka bir yerde kullanılmamış olmasıdır. Meselâ, kolları yıkamaktan artan yaşlık başa sürülmekle, baş meshedilmiş olmaz. Çünkü, bu yaşlık önce kollarda kullanılmıştır. Elin yeniden ıslatılarak başa meshedilmesi gereklidir. (Ancak başın meshinden artan yaşlık ile kolların meshedilmesine cevaz verilmiştir.)
Başın Meshi Farz Olan Miktarı Ne Kadardır?

Başta meshedilmesi farz olan miktar, başın dörtte biridir. Resûlüllah Efendimiz, alnının üst tarafını, yani, başının ön kısmını mesh etmişlerdir. Bu yüzden ön kısmın meshi sünnet olmuştur. Fakat dörtte birden az olmamak ve bir de kulaklardan aşağı olan kısım mesh edilmemek şartıyla, başın herhangi bir kısmı da meshedilebilir. Çünkü, başta meshin yeri, iki kulağın üst kısmında kalan kısımdır. Bu kısmın herhangi bir tarafından dörtte biri meshedilse, mesih tamamdır.
Abdeste Mâni Olmayan Haller:

* Abdest âzalarından biri veya birkaçı tamamen eksik olursa, o kimseden bu âzaları yıkamak sâkıt olur. Ancak kesik olan âzada, tamamı kesik olmayıp bakıyye varsa, o bakıyyenin yıkanması gerekir. Meselâ, eli kesik bir adam, kolunu dirseklere kadar yıkamalıdır. Kolu kesik bir adamdan ise, artık o kesik kolunu yıkamak mecburiyeti kalkar.
* Abdest aldığını kesinlikle bilip, abdestinin bozulduğunda ise, şübhesi olan bir kimse, abdestli sayılır. Çünkü, yakîn, şek (şübhe) ile ortadan kalkmaz. Tersi olursa, yani abdesti bozulduğunu kesin olarak bildiği halde, sonradan abdest alıp almadığında şübheli ise, o kimse abdestsiz sayılır.
* Abdest sırasında veya abdest aldıktan sonra bâzı uzuvlarını yıkayıp yıkamadığında şübheye düşen kimse, eğer vesveseli biri değilse, o yıkamadığını zannettiği uzuvlarını yıkar, noksanını giderir. Eğer vesveseli biri ise, şübhesine itibar edilmez. Abdesti tam sayılır.
Boyacıların tırnaklarında kalan boyalar, zaruret sebebiyle, abdestlerine zarar vermez. Fakat bir zarurete müstenid olmayıp tırnakların üzerinde ince bir tabaka teşkîl eden ve altlarına suyun geçmesini önleyen boyalar, abdestin sıhhatine mânidir.
* İyi olmuş, ancak kabuğundan henüz ayrılmamış olan çıbanın içi yıkanmaz.
* Parmaklar geçici bir sebeble, arasına su geçirmiyecek şekilde birbirine yapışıksa veya tırnak uzayıp ters dönmüş ve parmak ucunu kapamışsa veya yıkanması gereken uzuvlarda suyun deriye ulaşmasına engel olan mum, hamur, tutkal, yağlı boya gibi yapışkan madde bulunuyorsa,
Bu mânilerin yok edilmesi gerekir.
* Tırnak kiri ve beden kirleri, pire ve sinek pislikleri abdeste mâni sayılmazlar.
* Parmakta dar olan yüzüğü oynatmalı, yüzüğün altına suyun geçmesi sağlanmalıdır.
* Abdest veya gusül aldıktan sonra kıl yerlerini traş etmekle, o yerlerin tekrar yıkanması ve meshi gerekmez.
* Abdest ve gusülden sonra tırnak kesmek, bıyık kırpmak ve deri kaldırmakla da abdest bozulmaz.
Abdestin Sünnetleri Nelerdir?

Abdestin başlıca sünnetleri şunlardır:
1 - Abdeste başlarken ilk olarak temiz olan elleri bileklere kadar yıkamak... Eğer eller temiz değilse, onu yıkamak farzdır. Çünkü, eller temizleme âletidir. Başka uzuvları kirletmemesi için öncelikle yıkanması gerekir.
2 - Abdeste "Eûzü - Besmele" ile başlamak... Besmelenin, abdestin başlangıcında, elleri yıkarken çekilmesi gerekir. Unutulsa, sonra hatırlandığında söylense, sünnet yerine getirilmiş olmaz. Çünkü, abdest fiili, yemek fiili gibi değildir. Abdest bütünüyle tek bir fiildir. Halbuki yemekte her lokma bir fiildir. Yemeğin başlangıcında besmele unutulsa da, sonradan hatırlandığında söylense, sünnete riâyet edilmiş olur.
Hadîs-i şerîf'te, abdeste başlarken, besmele çekmeyenin abdestinin tam ve kâmil bir abdest olmayacağı belirtilmiştir.
Bir diğer hadîste ise, "abdestini besmele ile alanın her tarafı temiz ve pâk olur. Besmele çekmeyenin ise, sadece abdest yerleri pâklanır" buyurulmuştur.
* Hanbelîlere göre, abdestin başlangıcında, besmele çekmek vâcibdir. Kasden terkedilirse, abdest bozulur. Unutularak terkedilirse, abdest bozulmaz, ancak sevabı noksanlaşır.
Aslında besmele, "her hayrın başıdır." İslâm nişanı olan bu mübârek kelimeyi sadece abdest, namaz gibi ibadetlerde değil, hayırlı ve meşrû' olan her işin başlangıcında söylemek gerekir. Nitekim hadîs-i şerîfte, "Allah'ın ismi ile başlanmamış bütün işlerin hayır ve bereketten uzak, noksan ve kısır kalacağına" işaret buyurulmuştur.
3 - Niyet etmek.
Niyet, elleri veya yüzü yıkarken olmalıdır. Niyetten kast, abdest aldığının kalben şuurunda olmak ve bilmektir. Dil ile söylenmese bile, kalbde abdest almak arzusunun bulunmasıyla niyet tamam olur.
* Mâlikîlere ve Şâfiîlere göre, abdestin başlangıcında niyet etmek farzdır. Şâfiîlerde bunun yüz yıkanırken yapılması gerekir. Hanbelîlere göre ise, niyet, abdestin sıhhatinin şartıdır. Niyetsiz abdest sahîh olmaz.
4 - Abdestin başlangıcında misvak kullanmak, yani, dişleri temizlemek...
Dişleri olmayan veya dişleri olup da diş etlerindeki rahatsızlık sebebiyle misvak veya fırça kullanmaktan eziyet duyan veya abdest aldığı anda yanında fırça veya misvağı bulunmaya bir kimse, dişlerini ve diş etlerini baş ve şehadet parmakları ile iyice ovalayarak yıkar.
Resûlüllah Efendimizin beyanına göre misvakla dişleri temizleyerek kılınan namaz, diş temizliği yapılmadan kılınan namazdan yetmiş derece daha fazîletlidir.
Kadınların oruçlu olmadıkları zaman, sakız çiğnemeleri, misvak yerine geçer.
5 - Üç kere mazmaza, üç kere de istinşak yapmak...
Mazmaza, ağzın içini su ile doldurmak ve bu suyu ağızda dolaştırıp ağzın her tarafını ıslattıktan sonra atmaktır.
İstinşak ise; suyu burnun içine çekerek yumuşak yerlerine ulaştırmaktır.
Suyu burnuna nefesle çekmek şart değildir. Burna akıtmak suretiyle de istinşak gerçekleşir. Mazmaza ve istinşak sünnet-i müekkededir. Önce mazmaza, sonra istinşak yapılmalıdır. Ve her biri üçer kere olmalıdır. Her seferinde de ağza ve burna yeni su alınmalıdır. Bu hususlardan biri terkedilirse, bu sünnet yerine getirilmiş olmaz.
Abdestte sünnet olan mazmaza ve istinşak, gusülde farzdır.
6 - Mazmaza ve istinşakda mübalâğa yapılması...
Yani mazmazada suyu boğaza kadar vardırmak ve istinşakda suyu burnun katı yerine kadar çekmektir. Oruçlu kimseye mübalâğa gerekmez. Çünkü, boğaza su kaçıp da orucu bozma tehlikesi vardır.
7 - Abdesti tertip üzere almak...
Yani önce yüz, sonra kollar, sonra başa mesh, sonra da ayakları yıkamak tertibiyle abdest almak... Bu tertibe riayet edilmese de abdest câizdir. Ancak sünnet terkedilmiş olur.
Şâfiîler ve Hanbelîlere göre tertibe riâyet farzdır.
8 - Yıkamaya sağdan başlamak...
Yani kol ve ayakların önce sağ, sonra sollarını yıkamak. Bu sünnet çift âzalar içindir.
9 - Yıkamayı üçlemek...
Yani abdestte yıkanan her âzayı ayrı üç su ile üç kere yıkamak. Bunlardan birinci yıkayış farz, diğerleri sünnettir.
10 - El ve ayakları yıkamaya parmak uçlarından başlamak...
11 - El ve ayakları yıkarken parmakların arasını hilâllemek, yani parmak aralarını ovmak.
El parmaklarının hilâllenmesi; yıkanmayan elin parmaklarını, yıkanan elin parmaklarının arasına geçirerek ovmaktır.
Ayakların hilâllenmesi ise, el parmaklarından birini ayak parmaklarının aralarına sokup ovmaktır. Ayakları hilâllemenin en güzel şekli; hilâllemeye sağ ayağın serçe parmağından başlayarak sol ayağın serçe parmağında bitirmektir. Ayaklar akar suya sokulsa bile, hilâllemek müstahsendir.
12 - Yüz, üç kere yıkandıktan sonra, sık olan sakalı bir avuç su ile alttan hilâllemek...
Sakalın hilâllenmesi, sakalın arasına alttan parmak sokularak kılların aşağıdan yukarı doğru ayrılmasıdır.
13 - Başın tamamını bir su ile meshetmek.
Buna kaplama mesh denir. Yapılışı şöyledir: Her iki el tamamen ıslatılır. Sonra bu iki elin küçük ve orta ve adsız parmakları birbirine birleştirilerek başın ön tarafına parmak uçları birbirine değecek şekilde yerleştirilir. Ve bu parmaklar başın ön tarafından enseye kadar çekilir. Sonra da iki elin ayaları başın iki tarafına yapıştırılarak ense tarafından başın önüne kadar çekilir. Bu suretle kaplama mesh yapılmış olur.
14 - Kulakları meshetmek...
Kulakları mesh için, ayrı suya lüzum yoktur. Başın meshedildiği ıslaklık ile kulaklar da meshedilir. Kulakların dışı ve arkası baş parmak ile, içi ise şehadet parmakları ile meshedilir. Serçe parmakları da oyuk içine sokulup kımıldatılır.
* Hanbelîlere göre, kulakların içini meshetmek farzdır. Zira onlar, kulağı başa dahil sayarlar.
* Şâfiîlere göre, başa yapılan meshi üç kere tekrar etmek sünnettir.
15 -Boynunu iki elin arkası ile meshetmek...
Boğaz meshedilmez. Boynun meshi, el yeniden ıslatılmadan, elin arkasındaki yaşlık ile yapılır.
16 - Abdest âzalarını, üstüne su döktükçe ovalamak...
17 - Abdest âzalarının yıkanmasına aralıksız devam etmek.
Yani, âzalardan herhangi biri kurumadan diğerlerini de yıkamalıdır. (Buna "vila" veya "müvalât" denir). Ancak havanın sıcaklığı sebebiyle yıkanan âza hemen kurursa, bu sünnet terkedilmiş olmaz.
* Mâlikîlere göre, müvalât, abdestin farzlarındandır.
Abdestin Âdâbı (Müstehabları) Nelerdir?

Şu hususlar abdestin âdâbındandır. Yâni, yapılırsa sevab kazanılır. Yapılmazsa hiçbir ceza, itab ve kınama yoktur.
1 - Abdest alırken suyun sıçramasından korunmak için yüksek bir yere çıkmak.
2 - Kıbleye doğru yönelerek abdest almak.
3 - Abdest alırken kimseden yardım istememek. Yani abdest ibadetini, kimsenin yardımı olmaksızın bizzat kendi yapmaya çalışmak. Hastalık v.s. gibi başkasının yardımını zarurî kılan özür hâli bundan müstesnadır. Bir de kişi kendisi yardım taleb etmeden, başka birinin ona gönüllü olarak yardım etmesinde de bir mahzur yoktur. Âdâb ihlâl edilmiş olmaz. Nitekim ashaptan bâzılarının, Resûlüllah Efendimize -Resûlüllah'tan bir yardım isteği gelmediği halde- abdest alırken ibrikle su döktükleri ve duâ-yı Nebevîye mazhar oldukları hadîs kitablarında kayıtlıdır. Bu da gösteriyor ki, başkasının gönüllü olarak yaptığı, abdest suyunu hazırlamak ve dökmek gibi herhangi bir hizmeti kabûlde mahzur yoktur.
4 - Zaruret olmadıkça abdest alırken konuşmamak. Çünkü dünyevî lâkırdı, insanı abdest dualarını okumaktan alıkor.
5 - Abdest almaya kalben olduğu gibi dil ile de niyet etmek ve bu niyeti abdestin evvelinden nihayetine kadar unutmayıp kalbde tutmak.
6 - Her uzvu yıkarken ayrı besmele çekmek ve seleften nakledilen abdest dualarını okumak. Eğer bu duaları bilmiyorsa, Peygamber Efendimize salât ü selâm getirmek...
7 - Dar olmayan, altına su nüfuz edebilen yüzüğü oynatmak. Dar olan yüzük, zaten altına suyun geçebilmesini sağlamak için oynatılmalıdır.
8 - Ağıza ve buruna su vermeyi sağ el ile yapmak...
9 -Buruna çekilen suyu, sol el ile atmak.
10 - Abdest alırken suyu ne israf derecede fazla ve ne de uzuvlardan, hiç damlamayacak kadar az kullanmak. Yani israf da etmemek, çok da kısmamak...
Resûlüllah Efendimiz bir gün Ashaptan Sa'd bin Ebî Vakkas'ı suyu bol bol dökünerek abdest alır halde görmüş ve ona hitaben:
- Bu israf nedir ki? demiştir. Sa'd de bunun üzerine hayret dolu bir sesle:
- Abdestte israf olur mu ya Resûlâllah? diye sormuştur.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz Sad'e şu cevabı vermiştir:
- Evet, akan bir nehrin kenarında bile abdest alsan, suyu fazla harcadın mı, israf olur..."
11 - Özür sahibi olmayan için, ibâdete hazırlık olmak üzere, vakit girmeden abdest almak veya her vakit abdestli bulunmaya gayret etmek.
Vakit girmeden abdest almak, çok faziletlidir. Çünkü, bu durum onu ruhen ibâdet havasına hazırlar, kalben ibâdete müteveccih kılar.
Devamlı abdestli bulunmak ise, çok büyük sevablara ve mânevî faydalara vesiledir. Çünkü, böyle bir kimse, abdestle işlenmesi gereken sâlih amellerden hangisini dilerse, nerede olursa olsun, kaçırmadan işleyebilir. Cemaatle namaz kılabilir, nafile namaz kılabilir, cenaze namazı kılabilir, tilâvet secdesi yapabilir, istediği zaman Mushaf'ı tutabilir. Kısacası her türlü sâlih ameli işlemek, bu sayede mümkün olur. Ayrıca abdestli iken vefat ederse, şehidlik mertebesine nâil olması da umulur.
Hadîs-i şerîf'te, daima abdestli bulunan ve yatağa abdestli olarak yatanlar için, meleklerin devamlı istiğfarda bulundukları zikredilmiştir.
Abdeste devam eden kimseye, yedi hasletin ihsân edileceği rivâyet edilir:
* Melekler onun sohbetine rağbet ederler.
* Kalem ona sevab yazmaktan asla boş durmaz.
* O kimsenin bütün âzaları tesbih ederler.
* Câmi ve cemaatten geri kalmaz.
* Melekler, onu gece karanlığında kendisine isabet edebilecek zararlı şeylerden muhafaza ederler.
* Sekerat hâlinde ölümü kolay olur.
* Cenâb-ı Hakk'ın hıfz ve emânında olur.
12 - Abdest üzerine abdest almak... Hadîs-i şerîf'te bir kimse abdestli iken bir daha abdest alsa, ona on sevab yazılacağı beyan edilmiştir.
13 - Abdestin sonunda kıbleye karşı ayakta olarak şehadet getirmek ve:
"Allahümme'c'alnî minettevvâbîne ve'c'alnî mine'l-mütetahhirîn" (*) diye dua etmek.
14 - Güneşte ısınmış su ile abdest almamak. Güneşteki gözle görünmeyen zararlı ışınların suya geçeceği, abdest alan kimsenin sıhhatına zarar vereceği söylenmektedir.
15 - İbrikle abdest alanların, ibriklerini boş bırakmayıp, diğer abdest için su ile doldurmaları... Bu, namazın geciktirilmesi hususunda şeytanın tama'ını ve ümidini kesmesine sebeb olur, denilmiştir.
16 - Abdest sonunda kelime-i şehadeti söyledikten sonra Kadr sûresini üç kere okumak.
17 - Kolları, yüzü ve ayakları yıkamakta mübalâğa yapmak. Yani kolları yıkarken omuza kadar
yıkamak, ayakları yıkarken dize kadar suyu çıkarmak, yüzü yıkarken suyu boyna kadar indirmek de, âdâbdandır. Bunun sebebi, kıyâmet gününde Muhammed (asm) ümmetinin yüzlerinin ve abdest âzalarının parlak ve nurlu olmasıdır. Bu, sadece İslâm ümmetine verilmiş bir özelliktir.
Abdest âzalarındaki bu parlaklığı, nur ve beyazlığı daha da arttırmak ve büyütmek için hadîs-i şerîf'te abdest âzalarının yıkanmasında mübalâğa edilmesi istenmiştir:
"Muhakkak, ümmetim kıyâmet gününde gurra ve tahcil sâhibi, yani, yüzleri nurlu ve abdest âzaları abdest eserinden bembeyaz olarak geleceklerdir. Sizden kim bu nur ve beyazlığını uzatabilirse uzatsın".
18 - Abdestten sonra, kerâhet vakti değilse iki rek'at nafile namaz kılmak da âdabtandır.
Abdestin Mekruhları Nelerdir?

Abdestin sünnet ve âdâbına muhalif düşen herşey abdestin mekruhlarından sayılır. Biz burada bu mekruhların başlıcalarını kaydediyoruz:
1 - Suyu israf etmek; ihtiyacından ve lüzumundan fazla su kullanmak.
2 - Suyun miktarını kısmak, yani, yıkanacak âzayı sanki mesh edercesine çok az su ile yıkamak.
3 - Suyu âzalara çarparak kullanmak.
4 - Lüzumsuz yere abdest arasında söz söylemek.
5 - Zaruret yokken başkasından yardım istemek.
Bir keresinde Resûl-i Ekrem (asm) abdest için kuyudan su çekmekteydi. Bunu gören Hz. Ömer, ona yardım etmek için yanına koştu. Fakat Allah'ın Resûlü onu durdurdu:
"Dur ya Ömer! Ben namaz için kimsenin yardımını istemem" buyurdular.
Bununla beraber, zaruret hâlinde veya başkasının, taleb olmaksızın, sırf kendi arzusuyla yardımda bulunmak istemesi durumunda, bu gibi yardımları kabûl etmek câizdir.
Abdesti Bozan Şeyler Nelerdir?

1 – İdrar ve dışkı yollarından idrar, dışkı, meni, mezi, kan gibi bir necâsetin, herhangi bir sıvının veya maddenin çıkması.
2 – Dışı yolundan gaz çıkması (yellenme).
3– Ön ve arka yolların dışında, bedenin herhangi bir yerinden kan, irin, sarı su gibi akıntıların gelmesi... Vücuttan çıkan kan akmadığı veya çıktığı yerin çevresine dağılmadığı sürece abdesti bozmaz. Yaradan çıkan irin ve sarı su da böyledir. Çıktığı yerin dışına kendiliğinden dağılmayan bu sıvıların silinmesi halinde de abdest bozulmaz. Hacamat yoluyla kan aldırmak, sülük tutmak da, abdesti bozar.
Kan, irin ve sarı sudan başka olan akıntılara gelince, bunlar ancak bir dert ve hastalık sebebiyle akıyorlarsa, abdesti bozarlar. Meselâ bir göz hastalığından dolayı gözleri sulanan kimselerin abdesti bozulur. Bir hastalığa bağlı olmayarak gelen akıntılar ise, abdesti bozmazlar. Meselâ, ağlama ve çok gülmekten dolayı akan gözyaşı veya havanın soğukluğu sebebiyle burundan gelen akıntı abdesti bozmaz.
Vücuttaki kabarcıklardan çıkan safi su, bir görüşe göre, kan gibidir, abdesti bozar. Diğer bir görüşe göre ise, abdesti bozmaz. Bu ikinci görüşte, uyuz olanlar ve çiçek çıkaranlar için kolaylık vardır. Zaruret halinde bu görüş ile amel edilmesinde bir sakınca olmadığı, İmam-ı Hulvanî’den nakledilmiştir. Mayasıl ve eksama yaşlığı ve parmak araları pişintisi ise, abdesti bozmaz.
* Şâfiîlere göre, önden ve arka yoldan başka herhangi bir uzuvdan gelen kan, irin, sarı su gibi akıntılar abdesti bozmazlar.
4 – Ağız dolusu kusmak. Kusmuk; yemek, su veya safra gibi bir madde olabilir. Kusuntunun, azar azar geleni dahi bir araya toplanınca ağız dolusu miktarına ulaşıyorsa, abdesti bozar.
5 – Ağızdan, tükrüğe eşit veya ona galib gelecek miktarda kan gelmek. Galibiyet veya eşitlik, renkten belli olur: Renk sarı ise, tükrük fazladır. Kırmızılık eşitliği gösterir. Kızıllık ise, kanın galib olduğunu... Tükrük kandan fazla ise, abdest bozulmaz. Ayva, elma, v.s. gibi şeyleri ısırmakla, onlarda kan eseri görülse bile abdest bozulmaz.
6 – İnsanın kendine hâkimiyetini kaybettiren uyku abdesti bozar. Bu uyku ister yan üstü yatarak, ister sırtüstü yatarak, ister yüzü koyun yatarak, ister oturup dirseğine dayanarak olsun hüküm aynıdır. Yanında konuşulanları duyacak derecedeki hafif uyuklamalar ise abdesti bozmaz.
Bir şey’e dayanarak uyuyan kimsenin, dayanmakta olduğu şey çekildiği takdirde düşecek derecede uykuya dalmışlığı varsa, abdest bozulur.
7– Az veya çok süreli baygınlık.
8 – Namazda gülmek. Tebessümle gülmek ayrıdır. Gülmek seslidir, işitilir. Bu yüzden namazda abdesti bozar. Abdest bozulunca namaz da bozulmuş olur. Tebessüm sessiz olduğu için, namazı da, abdesti de bozmaz. Yalnız kendi duyup işiteceği kadar hafif gülmek ise, namazı bozar, fakat abdesti bozmaz.
* Şâfiîlere göre, namaz içindeki kahkaha ile bile abdest bozulmaz.
9 – Cinsî münasebet veya fâhiş (aşırı) temas ve dokunma. Hanefîler'e göre erkekle kadının tenlerinin birbirine değmesi ile abdest bozulmasa da çıplak olarak veya arada bedenlerin sıcaklığının hissedilmesini engelleyecek bir giysi bulunmaksızın erkek ve kadının aşırı derecede şehevî teması, oynaşma ve kucaklaşması abdesti bozar. Hanefî fakihlerinin çoğunluğu temasın aşırılığında erkeğin cinsel organının sertleşmesini ölçü alırken, İmam Muhammed mezi gibi bir yaşlık çıkmadıkça abdestin bozulmayacağı görüşündedir. Şâfiîler'e göre erkek ve kadının tenlerinin birbirine değmesi, Mâlikî ve Hanbelîler'e göre ise dokunmada cinsel haz duyulması halinde abdest bozulur.
10 – Teyemmüm etmiş kimsenin suyu görmesi, teyemmümle alınan abdesti bozar.
11 – Özür sâhipleri için namaz vaktinin çıkması ile abdestleri bozulur.
12 – Esrar veya içki içerek sarhoş olmak da abdesti bozar. Bu gibi sarhoş edici içkileri kullanmak kesin şekilde haram olmakla birlikte, insanı sarhoş etmeyen miktarı abdesti bozmaz.
Abdesti Bozmayan Şeyler Nelerdir?

1 – Önden ve arkadan başka bir yerden kan çıkıp, çıktığı yerde kalır, etrafa dağılmazsa, bu kan abdesti bozmaz. Bu kanın el veya pamuk ile silinmesi de zarar vermez.
2 – Yaradan akıntısız pıhtı hâlinde kan, et veya deri düşmesi.
3 – Avret yerlerine el sürmek. El sürülen, ister kadının avret yerleri olsun, isterse erkeğin, farkı yoktur. Sadece el sürmekle abdest bozulmaz.
* Şâfiîlere göre, bir erkek veya kadın, kendisinin veya başkasının ön veya arka avret yerini elinin içi ile tutsa, abdesti bozulur.
4 – Kadının avret yerleri dışında vücudunun herhangi bir yerine dokunmakla da abdest bozulmaz. Ancak bu dokunma sebebiyle tahrik olup mezî denen yaşlık çıkmamalıdır. Mezi gelirse abdest bozulur.
* Erkeğin kendi mahremi olmayan bir kadına dokunması, Şâfiî mezhebinde abdesti bozar. Kadın erkeğin mahremi ise, ona dokunmak ittifakla abdesti bozmaz.
5 – Ağız dolusundan az olan kusmalar.
6 – Balgam çıkarmak... İmam-ı A’zam ile İmam-ı Muhammed’e göre, balgamın az veya çok olması neticeyi değiştirmez.
7 – Hâkimiyetini kaybetmiyecek şekilde oturarak uyumak. Oturağını yere iyice yerleştirip uyumak gibi...
8 – Ağlamak abdesti bozmadığı gibi, namaz dışında gülmek de bozmaz.
9 – Pire, kene, sivrisinek, karasinek gibi haşerattan birinin doyuncaya kadar emdiği kan.
10 – Namazda iken tebessüm etmek.
11 – Bıyıkların veya saçların traş edilmesi, tırnakların kesilmesi (Abdestli iken).
12- Bir kimse abdest aldığını kesin olarak bilse de abdestinin bozulup bozulmadığında tereddüt etse, Mâlikîler'e göre abdesti bozulmuş olur, diğer üç mezhebe göre ise bu durumda abdest bozulmuş sayılmaz.
Abdestin bozulup bozulmadığıyla ilgili görüş ayrılığı bulunan konularda ihtiyatlı davranmak uygun olur. Özellikle imam olan kimselerin abdestinin diğer mezheplere göre de bozulmamış olmasına özen göstermesi şart değilse de yerinde bir davranıştır.
Kaç Çeşit Abdest Vardır?

Şer'î vasıf itibariyle üç çeşit abdest vardır:
1 - Farz olan abdestler,
2 - Vâcib olan abdestler,
3 - Mendub olan abdestler.
Farz Olan Abdestler:

Abdesti olmayanın namaz kılmak için abdest alması farzdır. Kılınacak namaz ister nafile, isterse cenaze namazı olsun.
Tilâvet secdesi ve Kur'an'a el sürmek için de, abdestli bulunmak şarttır.
Vâcib Olan Abdestler:

Kâ'be-i Mükerreme'yi tavâf için (abdestsiz olana) abdest almak vâcibdir. Kâ'be, abdestsiz olarak tavâf edilirse, bu tavaf sahih olur. Ancak abdestin terkinden dolayı, tavâfın nev'ine göre kurban kesilmesi veya sadaka verilmesi îcabeder.
Tefsîr kitablarına el sürmek için abdest almak da, Kur'an'a hürmeten vâcibdir.
Mendûb Olan Abdestler:

Yukarıda saydığımız hususlar dışında pek çok halde de abdest almak mendûb (müstehab) olur. Bunlardan bâzılarını sıralayalım:
* Fıkıh, Hadîs ve Akâid gibi dinî kitabların elle tutulabilmesi için abdest alınması mendubdur. Bu kitabları okumak için abdest almak, dinî ilimlere hürmet içindir.
Selef ulemâsı bu hususa çok dikkat ederlerdi. İmam-ı Hulvanî, "Biz ilimde bu pâyeye ve mertebeye ilme karşı duyduğumuz saygı ve hürmet ile nâil olduk. Çünkü ben abdestsiz olarak elime kâğıt dahi almadım" der.
İmam Sarahsî ise, bir gece bağırsaklarından rahatsızlanmıştı. "İlmî çalışmama devam edebilmem için, o gece on yedi kere abdest aldım" der.
* Uyumadan önce abdest almak da mendubdur.
* Uykudan kalktığı vakit abdest almak...
* Devamlı abdestli bulunmak için abdest almak.
* Abdestli iken abdest üzerine abdest almak.
* Kazara yapılan gıybet, söylenilen yalandan, koğuculuktan, sövmek gibi günahlardan sonra abdest almak.
* Kahkaha ile güldükten sonra abdest almak.
* Öfkeyi gidermek için abdest almak.
Bu hususta Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Öfke Şeytan'dandır. Şeytan da ateşten yaratıldı. Ateşi de ancak su söndürür. Bu hâle göre biriniz öfkelenirse hemen abdest alsın."
* Ezbere Kur'an okumak için abdest almak.
* Hadîs okumak ve hadîs rivâyet etmek için abdest almak.
* Şer'î ilimlerden birini okumak veya okutmak için abdest almak.
* Arafat'ta vakfede durmak ve Safâ ile Merve arasında sa'y etmek için abdest almak.
* Kadına dokunmak gibi mezhebler arası abdesti bozup bozmayacağı ihtilâflı mes'elelerden
kurtulmak için abdest almak.
* Cenazeyi yıkamak ve tâkib etmek için abdestli olmak.
Abdest Nasıl Alınır?

Abdestin farz, sünnet ve âdâbını bu şekilde gördükten sonra, tertip ve usûlüne uygun bir abdesti nasıl alacağımızı görelim:
* Abdest almaya niyetlendikten sonra, Eûzü - Besmele çekilerek eller bileklere kadar yıkanır. Parmakta yüzük varsa, bu arada kımıldatılır, altına suyun geçmesi sağlanır.
* Üç defa sağ avuca su doldurularak bu su ile ağız çalkalanır. Abdeste başlamadan önce dişler misvak ve fırça ile temizlenmemiş ise, ağza su verme işlemi sırasında parmaklarla dişler ovulabilir.
* Bundan sonra üç defa sağ el ile burna su çekilir, sol el ile de etrafı rahatsız etmiyecek şekilde sümkürüp temizlenir.
* İki avuca su alınarak üç defa yüzün her tarafı yıkanır.
* Dirseklerle birlikte, önce sağ kol, sonra sol kol üçer defa yıkanır.
* Eller ıslatılıp sağ elin içi ile başın ön kısmına meshedilir.
* Başın meshinden sonra elde kalan yaşlık ile veya el yeniden ıslatılarak kulak ve boyun da meshedilir.
* Önce sağ ayak, sonra da sol ayak topuklarla birlikte üçer kere iyice yıkanır. Parmak aralarına su geçirtilir.
Gerek abdest sırasında, gerekse abdestten sonra, abdest dualarının okunması çok sevablıdır.
Abdest Duâları

Abdeste başlarken önce niyet edilir, sonra eûzü-besmele çekilir. Sonra da her bir âzayı yıkarken şu duâlar okunur:
Elhamdü lillâhi'llezî ce'ale'l-mâe tahûran ve'l-İslâme nûran.
Suyu temizleyici, İslâmı da nûr kılan Allah'a hamdolsun.
* Ağıza su verirken:
Allahümme einnî alâ tilâveti'l-Kur'ân ve zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik.
Ey Allahım, Kur'an okumak, seni zikir ve sana şükür etmek, sana olan ibâdeti güzelleştirmek hususlarında bana yardım et!..
* Buruna su verirken:
Allahümme erihnî râihate'l-Cenneti ve lâ türihnî râihate'n-nâr.
Allahım, bana Cennet kokusunu duyur, Cehennem kokusunu hissettirme!
* Yüzü yıkarken:
Allahümme beyyid vechî yevme tebyaddu vücûhün ve tesveddü vücûh.
Allahım, yüzlerin kiminin ak, kiminin kara olduğu o günde, benim yüzümü kara değil, ak çıkar!
* Sağ kolu yıkarken:
Allahümme a'tinî kitâbî biyemînî ve hâsibnî hisâben yesîrâ.
Allahım, kitâbımı sağımdan ver, hesabımı da kolay eyle!
* Sol kolunu yıkarken:
Allahümme lâ tu'tinî kitâbî biyesarî ve lâ min verâi zahrî.
Allahım, kitâbımı solumdan ve arkamdan verme.
* Başı meshederken:
Allahümme ezillenî tahte zilli arşike yevme lâ zille illâ zillü arşik.
Allahım, Arşının gölgesinden başka gölge olmadığı günde, beni Arşının gölgesinde gölgelendir.
* Kulaklara meshederken:
Allahüme'c'alnî mine'llezîne yestemiûne'l-kavle feyettebiûne ahseneh.
Allahım, beni sözü dinleyip de en güzeline uyanlardan eyle.
* Boynu meshederken:
Allahümme a'tik rekabetî mine'n-nâr.
Allahım, boynumu Cehennem ateşinden âzâd eyle!
* Ayakları yıkarken:
Allahümme sebbit kademeyye ale's-sırâti yevme tezillü fîhi'l-akdâm
Allahım, ayakların Sırat üstünde kaydığı günde, ayaklarımı sırat üstünde sâbit eyle, kaydırma!..
Özür Ne Demektir?

Sürekli devam eden abdest bozucu hallere özür denir. Meselâ, idrarını tutamama, devamlı gaz çıkarma, sık sık burnu kanama, yarasından devamlı su akma gibi haller, birer özür hâlidir.

Kendisinde bu gibi abdest bozucu bir özür bulunan kimseye ise, sâhib-i özür (özür sâhibi) veya ma'zur (özürlü) denir.
Özürlü Sayılmanın Şartı Nedir?

Kişinin özürlü sayılabilmesi için, abdest bozucu bir hâlin, tam bir namaz vakti boyunca devam etmesi, yani, abdest alıp namaz kılacak kadar kısa bir süre dahi olsun kesilmemesi şarttır. (Bu özrün başlamasının şartıdır.) Bundan sonra da, her namaz vaktinde, en az bir kere aynı hâl ortaya çıkmalıdır. (Bu da özrün devamının şartıdır.)

Bunu bir misalle îzah edelim:

Bir kimsenin burnu, öğle vaktinin başlangıcından itibaren kanamaya başlasa ve bu hal, öğle vakti geçinceye kadar hiç kesilmeden devam etse, bu kişi için özür hâlinin başlama şartı gerçekleşmiş olur. Artık bundan sonraki her namaz vakti içinde en az bir kere bu kanama hâli görülse, o kimse "ÖZÜRLÜ" sayılır.

Çünkü, her namaz vakti içinde özür hâli tekerrür ettiği için, özrün devam ettiği ortaya çıkmış, özürlü sayılmanın ikinci şartı da böylece gerçekleşmiştir.

Özür durumunun ortadan kalkması için, özür hâlinin bir namaz vakti içinde tamamen ortadan kalkması, hiç görülmemesi gereklidir. Böyle olan kimse, artık özürlü sayılmaktan çıkmış olur.
Özür Sâhipleri İle İlgili Hükümler Nelerdir?

Özür sâhipleri için, dînimiz büyük bir kolaylık göstermiştir. Bunların abdestleri, abdest bozucu özürleri devam ettiği halde bozulmaz. Bu halde iken namazlarını kılarlar. Abdest bozucu kan, irin, idrar gibi akıntıların kirlettiği yeri tekrar temizlemekle de mükellef tutulmazlar. Çünkü, bu kirler temizlendikten hemen sonra yeniden vâki olmaktadır. Meselâ, devamlı idrarı gelen bir kimsenin, abdestini idrar akıntısı bozmadığı gibi, gelen bu idrarın kirlettiği yeri yıkamak mecburiyeti de yoktur. İdrar kirletmesi mevcut olduğu halde namazını kılar.

Dînimizin özür sâhiplerine sağladığı bu kolaylığa karşı, onların da dikkat edecekleri bir husus vardır. O da şudur:

Özürlü olduğunu tesbit eden kimse, her namaz vakti için, ayrı abdest alır, o vakit için aldığı bu abdestle dilediği kadar nafile veya kaza namazı kılabilir. Vitir ve cenaze namazlarını edâ edebilir.

Özür sâhibinin aldığı abdest, sadece içinde bulunduğu namaz vakti süresince geçerlidir. Bir namaz vaktinin çıkıp diğer vaktin girmesiyle abdesti bozulur. Giren yeni vakit namazı için, yeniden abdest alması gerekir. Meselâ; bir özür sâhibi sabah namazı için vaktinde abdest alsa, bu abdesti sabah namazının vaktinin çıkmasına kadar muteberdir. Vaktin çıkmasıyla, yani, güneş doğmasıyla abdest bozulur, hükmü kalmaz. Artık bu abdestle hiçbir namaz kılamaz.

Özür sâhiplerinin dikkat edecekleri bir husus da, özürlü olmayanlara imamlık yapamıyacaklarıdır. Bu bakımdan özürlüleri imamlığa zorlamak doğru olmaz.

Özürlülerin sabah namazı için aldıkları abdest, güneş doğmasıyla bozulduğu için, bayram ve kuşluk namazları için ayrıca abdest almaları gerekir.

Özürlü kimsenin bu sebeple elbisesine bulaşan idrar, kan özür devam ettiği sürece namazın sıhhatine engel olmaz. Kadınlar için aybaşı ve loğusalık hali farklı fıkhî hükümlere tâbi olup bunun dışında kalan kanamalar ve devamlı akıntılar (istihâze) özür hali sayılır.

İmam Şâfiî'ye göre özürlü kimsenin her namaz için ayrı abdest alması gerekir.

------------------
Abdestsiz Olarak Yapılması Yasak Olan Ameller

1.Namaz kılmak.
2.Gur’ân-ı Kerîm’e el sürmek.
3.Gur’ân-ı Kerîm’e bakarak yüzünden okunması.
4.Tilâvet secdesi veya secde yapmak.
5.Cenaze namazı kılmak.
6.Kâbe’yi tavaf etmek.


CÜNÜP OLAN KİMSEYE YASAK OLAN ŞEYLER NELERDİR?
Cünüp olan kadın ve erkeğe veyahut hayız ve nifas hâlindeki kadınlara yapmaları haram olan dini vazifeler şunlardır:

l— Namaz kılmak.
Cünüp olan kimse, oruç tutmakla beraber, hayız ve nifas hâlindeki kadın, oruç da tutamaz.

2 — Kur'an okumak.
Ezberden veya Mushaf'a bakarak bir âyet dahi olsa Kur'an okumak (tilâvet) haramdır: Ancak Kur'an'daki dua ve sena âyetlerini tilâvet kasdı olmaksızın dua ve sena niyyetiyle ezberden okumak caiz görülmüştür. Meselâ, cünüp bir kimsenin dua ve sena âyetlerini ihtiva eden Fatiha sûresini tilâvet kasdıyla okuması haramdır. Dua ve sena niyyetiyle okuması ise caiz olur.
* Kelime-i şehadet getirmek, teşbih ve tekbir kelimelerini söylemek de caizdir.

3— Kur'an okumak caiz olmadığı gibi Kur'an-ı Kerîm'e el sürmek de caiz değildir. İsterse el sürülen bir âyet olsun, isterse yarım âyet. Ancak Kur'ân-ı Kerîm bir mahfaza içinde olduğu takdirde el sürmek caiz olur.

4 — Kâbe-i Muazzama'yı tavaf etmek.

5 — Zaruret olmaksızın câmi-i şerifin içine girmek veya camiin içinden geçmek.

----------------------
ABDEST

İslâm'da bazı ibâdetlerin yerine getirilmesi için yapılan ve bizzat kendisi ibâdet olan temizlenme. Abdest kelimesi Farsça'da su anlamına gelen "âb" ile el anlamına gelen "dest" kelimelerinden oluşmuş birleşik bir isimdir. Arapça karşılığı olan "vudû" kelimesi hadislerde kullanılmıştır. Kur'ân-ı Kerim'de ise temizlik anlamında "tahâret" ve "zekâ" kelimeleri geçmektedir. Vudû' kelimesi güzellik ve temizlik anlamına gelmektedir. Dolayısıyla ibâdete başlanmadan önce insanın iç dünyasını güzelleştirmesi ve dışını da iyice temizlemesi gerekir.

İslâm'da abdestin farziyetine "Ey iman edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinizle birlikte ellerinizi yıkayın. Başınıza meshedin. Her iki topuğunuzla birlikte ayaklarınızı da (yıkayın)..." (el-Mâide, 5/6), âyeti delâlet etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in abdest almadan hiç bir iş yapmadığını görüyoruz (Elmalılı, Hak Dini Kur'ân Dili, II, 1583). Ancak abdest her amel ve ibâdet için değil başta namaz olmak üzere bazı ibâdetler için farz kılınmıştır. Fakat müslümanın sürekli abdestli bulunması sünnettir.

Abdest her şeyden önce her türlü pislik ve kirlilikten kurtulmak, yani maddî ve manevî bütün pislik ve mikroplardan uzak kalmak için İslâm'ın emrettiği önemli bir ibâdettir. Mikrobun en kolay ürediği yer ağızdır. Ağızdan başlayarak el, yüz ve ayakların günde beş defa temizlenmesi İslâm'ın temizliğe verdiği önemi gösterir. Böylelikle İslâm yüzyıllar önce temizliğin üzerinde durup insanoğlunu maddî-manevî her türlü pislik ve mikroptan korumayı hedeflemiştir. Bunun yanında abdest alan bir insan, kendini manen temiz ve rahat hisseder ve bu güzel his ve temiz duyguyla Allah'a ibâdete durur. Bu da ruhun temizliğini sağlamaktadır. İnsanın yaratılış gayesi olan Allah'a kulluk böyle bir temizleme ameliyesi ile başlayınca insanoğluna vereceği zevk ve rahatlığın değeri sonsuzdur.

İnsan abdestle bedenen ve mânen temizlendikten sonra Allah'ın huzuruna çıkar. Böyle bir temizlenme ile günlük bütün yorgunlukları ve yükleri geride bırakır.

Abdest almakla, dünyevî ve uhrevî birçok fazilet ve güzellikler elde edilir. Hz. Peygamber (s.a.s.) abdestle ilgili olarak şöyle buyururlar:

"Bir müslüman abdest alıp yüzünü yıkadığında, yüzündeki âzaların işlediği bütün günahları; el ve ayaklarını yıkadığında el ve ayaklarıyla işlediği bütün hata ve günahları, su damlalarıyla beraber akıp gider ve kendisi de tertemiz olur. Hatta kirpik ve tırnak diplerindeki günahlarından eser kalmaz. Âdâp ve erkânına uymak suretiyle abdest alıp kıbleye dönerek: "Eşhedü en lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerike leh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlühü" diyen bu kul için cennetin kapıları açılmıştır; o, cennet kapılarının dilediğinden içeri girer."(Müslim, Tahare, 32, 33; Tirmizî, Tahâre, 2).

Abdestin Farzları

1- Yüzü Yıkamak

Yüzün bir defa yıkanması farzdır. Yüzün sınırları, saçın bittiği yerden sakal veya çene altına, kulakların köklerine kadar olan bölümdür. Gözlerin içine suyun ulaştırılması gerekmez. Ancak abdest alırken gözler sıkılmaz, tamamen açık bırakılmaz. Normal bir şekilde yüz yıkanır. Dudaklar yumulduğu zaman, dışarda kalan kısımlar yüzün sınırlarıdır. Sakal, bıyık ve kaşın altına suyu ulaştırmak gereklidir.

2- Kolları Yıkamak

Parmak uçlarından kol dirseklerine kadar -dirsekler de dahil- olan kısmı bir defa yıkamak farzdır. Eğer iğne ucu kadar kuru bir yer kalırsa veya tırnağının altına suyu geçirmeyecek (hamur, boya, çamur vb.) bir madde bulunursa, abdest alınmış sayılmaz. Ancak boyacıların tırnaklarındaki boyalardan kaçınmanın mümkün olmamasından dolayı bunlar abdeste zarar vermez. Tırnaklar parmak uçlarından dışarı taşacak kadar uzamış olursa o fazlalığı da yıkamak gerekir. Bir kimse abdest aldıktan sonra bu uzamış tırnağı keserse abdestini yenilemesi gerekmez. Parmakta yüzük var ve bu geniş ise abdest alırken bunu oynatmak sünnet, eğer yüzük dar ve altına su geçirmeyecek kadar parmağa oturmuşsa onu oynatmak farzdır.

3- Başı Meshetmek

Mesh, sözlükte eli bir şeyin üzerinden geçirmek demektir. İbâdet hukukunda ise suyun bir vücut organına isâbet etmesidir. Başın meshedilmesindeki farz oranı alın miktarıdır. Bu miktar ise başın dörtte biridir. Meshederken üç veya daha fazla parmağı kullanmak gerekir. İki parmakla yapılan mesh câiz değildir.

Başa giyilen sarık veya takke üzerine meshetmek geçerli değildir. Kadınlar da baş örtüleri üzerine meshedemezler.

4- Ayakları Yıkamak

Sağlam ve çıplak ayakları topuklarıyla birlikte bir defa yıkamak farzdır. Yaralı veya mestle örtülü ayakları yıkamaya gerek olmayıp sadece meshetmek yeterlidir. Mâide Sûresi 6. âyette geçen topuk = ka'b, ayağın iki tarafından incik kemiğine bitişik kemiktir. Rasûlullah (s.a.s.): "Vay ateşten o topukların haline... " (Buhârı, İlim 30; Vudû', 27,29; Müslim, Tahâre, 25-28,30; Ebû Davud, Tahâre, 46) buyurduğu ve ayakların tamamen yıkanmasını emrettiği bilinmektedir.

Bir kimsenin ayağında yarık varsa ve o yarığa su sızdırmayan bir ilaç sürülmüşse, o kimse ayağını yıkadığı zaman, su yarığın altına geçmezse bu durumda su, ayağa zarar verecekse abdest yerine getirilmiş sayılır ve bu câizdir. Ancak su zarar vermiyorsa abdest tam olarak alınmış sayılmaz. Dolayısıyla zarar vermediği takdirde yarıklara su ulaşacak şekilde yıkamak gereklidir .

Abdestin Sünnetleri

1- Niyetle Başlamak

Niyet, bir şeyi yapmayı kalbinden geçirmektir. Kalpden niyet etmeden, yalnız dil ile niyeti söylemek yeterli değildir. Abdest için niyet müstehap bir sünnettir. Ancak Şâfiî mezhebine göre niyet, başlı başına bir ibâdet olduğundan abdeste niyet de farzdır. Bu sebeple niyetsiz abdest olamaz.

2-Abdeste Besmele ile Başlamak

Abdeste başlarken Allah'u Teâlâ'nın ismiyle yani besmele ile başlamak sünnettir. Rasûlullah (s.a.s.): "Allah'u Teâlâ'nın ismini zikretmeyen kimsenin abdesti yoktur." (Ebû Davud, Tahâre, 48; Tirmizî, Tahâre, 20; İbn Mâce, Tahâre, 41) buyurarak besmelenin faziletini belirtmiş olmaktadır. Besmeleyi abdeste başlarken okumak esastır. Çıplak bir hâlde iken veya tuvalette besmele okunmaz. Bir kimse abdestin başında "Lâilâhe illallah" veya "Elhamdülillah" dese besmele yerine geçer (Fetevâyı Hinddyye, 1,7).

3-Önce Bileklere Kadar Elleri Yıkamak

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.): "Sizden birisi uykusundan uyandığı zaman, kat'iyyen elini yıkamadıkça su kabına daldırmasın. Çünkü o, eli nerede gecelemiştir bilemez" (Buhârî, Vudû', 26; Müslim, Tahâre, 87-88; Ebu Davud, Tahare, 49) buyurmuştur. Ayrıca insanın eli, temizleme hususunda bir araçtır. Dolayısıyla ilkin onu temizlemeye başlamak sünnettir. Bilindiği üzere, elleri, dirseklere kadar yıkamak (dirsekler dahil) farzdır. Fakat önce bileklere kadar yıkamak tertip olarak sünnettir.

4-Misvak Kullanmak

Rasûlullah (s.a.s.): "Eğer ümmetime zorluk vereceğinden çekinmeseydim, her namazdan önce onlara misvak kullanmayı mutlaka emrederdim." (Müslim, Tahâre, 15; Ahmed İbn Hanbel, II, 250, 400) buyurmaktadır. Dişleri parmakla yıkamak misvağın yerini tutmaz. Ancak misvak bulunmazsa sağ elin bir parmağı ile dişleri temizlemek misvak yerine geçerli olabilir.

5- Ağzı Yıkamak

Abdest alırken Rasûlullah (s.a.s.)'in ağzını üç defa yıkadığı (mazmaza yaptığı) bize ulaşan bilgiler arasındadır. Bunun sınırı, suyun ağzın tamamını kaplamasıdır. Ayrıca her seferinde suyu yenilemek de sünnettir.

6- Burnu Yıkamak

Yine Hz. Peygamber (s.a.s.)'in abdest alırken burnuna da üç defa su çektiği bilinmektedir. Burna su çekerek sol eli ile suyu dışarıya verip yeniden su çekerek burnu sol el ile temizlemek sünnettir.

7- Kulakların Meshedilmesi

Baş meshedilirken kulakların da aynı şekilde sayılarak meshedilmesi sünnettir. Ayrı bir su ile meshedilmesini sünnet olarak kabul edenler de vardır.

8- Yıkanması Gereken Uzuvları Üçer Defa Yıkamak

Yıkanması farz olan yüz, eller ve ayaklar gibi organlarımızı üçer kere yıkamak sünnettir. Bu organlarımızdan her birini yıkamaya başlayınca ilk yıkama farzdır. En sağlam ve geçerli görüşe göre ikinci yıkama ise sünnettir. Abdest alırken, yıkanmakta olan organa su ulaşır ve ondan damla damla dökülüp akarsa, yıkamanın tamam olduğu tam anlamıyla anlaşılır.

9- Parmakların Arasını Yıkamak

"Parmaklarınızın arasını hilâlleyiniz ki onların arasına Cehennem ateşi girmesin ve onları hilâllemesin" (Ebu Davud, Tahâre 56, 59; Tirmizî, Tahâre, 30; Savm 68; Nesâî, Tahâre 91) buyuran Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bu buyruklarıyla belirtilen işi yapmak sünnet olmaktadır. Bu aynı zamanda, farz olan yıkamanın da kâmil anlamda gerçekleşmesini sağlar.

10- Sakalı Ovmak

Abdest alırken sakalı bulunanların sakallarını, parmaklarını sakalın içine sokarak alt taraftan üst tarafa doğru hareket ettirmesi hilâllemek olarak tanımlanmaktadır. Rasûlullah (s.a.s.): "Müşriklere muhâlefet edin, bıyıkları kısaltın, sakalı uzatın." (Müslim, Tahâre, 56; Ebû Davud, Tahâre, 29; Tirmîzî, Edeb, 14; Nesâi, Zinet, 1, 56) buyurarak mü'minler için sakalın gerekçe ve önemini belirtmiş olmaktadır. Dolayısıyla mü'minler sakallarını sünnete göre uzatmak ve sakal bırakmak konusunda duyarlı olmak zorundadırlar.

11- Abdest Almaya Sağ Taraftan Başlamak

"Şüphesiz ki Allah'u Teâlâ, her şeye sağdan başlanmasını sever. Hattâ ayakkabılar giyilirken ve saçlar taranırken dahi." (Buhârî, Vudû', 31) buyuran Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bu uyarısına göre de abdeste sağdan başlamak sünnettir.

12-Tertibe Uymak

Abdest alırken, Mâide Sûresinde beyan buyurulan sıraya uymak ve bu sıraya göre abdest almak da sünnettir. Yani önce elleri ve akabinde yüzü yıkamak, ardından da başı meshetmek ve en son olarak da ayakları yıkamaktır. İmam Şâfiî (rh.a) bu sıraya uymanın farz olduğu kanaatindedir. Şâfiî'nin bu içtihadı ile âlimler abdestin farzının altı olduğunu tesbit etmişlerdir ki bunlar şöylece sıralanmaktadır: Niyet, ellerin yıkanması, yüzün yıkanması, başa meshedilmesi, ayakların yıkanması ve tertibe uymaktır.

13-Başın Tamamını Bir Defada Meshetmek

Abdest alan bir kimse, iki avucunu ve parmaklarını başının ön kısmından başlayarak arka kısmına kadar, başın tamamını kaplayacak bir şekilde arkaya doğru çekerek mesheder. Bu sünnettir. Başın tamamını devamlı olarak meshetmek ve özürsüz bir şekilde terk etmek günah olur.

Muvalât ise, organları ara vermeden birbiri ardında yıkamak demektir. Öyle ki ılıman bir havada ilk yıkanan organ, abdest tamamlanmadan kurumamalıdır.

Abdestin Çeşitleri

1- Farz Olan Abdest

Namaz kılmak, Kur'ân-ı Kerim'e el sürmek ve tilâvet secdesi yapmak için abdest almak farzdır. Cünüp veya abdestsiz olan kimsenin Kur'ân-ı Kerim'i eline almasının helâl olamayacağı hususunda İslâm bilginleri arasında ittifak vardır.

2-Vâcip Olan Abdest

Kâbe-i Muazzama'yı tavaf* etmek için abdest almak vaciptir. Bir kimsenin Kâbe'yi abdestsiz tavaf etmesi vacibi terk ettiğinden dolayı sorumlu olmakla beraber yaptığı bu tavaf câiz ve geçerlidir. Ancak bu hususta Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır:

"Tavaf, namaz gibidir. Fakat tavaf sırasında konuşmak câizdir. Tavafta konuşan kimse hayırlı söz söylesin." (Tirmîzî, Hacc, 112; Nesâî, Menasik, 126) .

Farz olan tavaf abdestsiz olarak yapıldığı takdirde bir küçükbaş hayvan kurban etmek gerekir. Cünüb olan kimsenin ise böyle bir farz tavafı yapması hâlinde bir büyükbaş hayvan kurban etmesi lâzımdır. Ancak bu farz tavaf, abdest alınarak yeniden yapılırsa böyle bir kurbana gerek kalmaz. Fakat farz günler dışında tekrar yapılması hâlinde geciktirilmiş olduğundan dolayı kurban kesmek gerekmektedir .

Yapılması vacip olan vedâ tavafını abdestsiz olarak yapan kimse bir miktar sadaka vermelidir. Fakat vacip olan tavafı cünüb olarak yapanın bir küçükbaş hayvan kurban etmesi lâzımdır.

3- Mendup Olan Abdest

Uykudan önce veya uykudan kalktıktan sonra, cenâze yıkamak, cenâze taşımak, cenâzeyi yıkadıktan sonra, cinsel temastan önce, ezberden Kur'ân okumak, hadîs okumak, Cenâb-ı Allah'ı ta'zim veya tesbih etmek için veya kızgınlık sırasında kızgınlığını gidermek gayesiyle abdest almak ve sürekli abdestli olmak niyetiyle abdest almak menduptur.

Abdestin Mekruhları

1- Abdest alırken gereğinden fazla suyu boş yere tüketmek.

2- Gereği yokken suyu âdetâ âzaları mesheder gibi çok az kullanmak.

3- Suyu abdest âzalarına hızlı çarpmak, etrafa su sıçratmak.

4- Abdest alırken gereksiz yere konuşmak.

5- İhtiyacı olmadığı halde abdest almak için başkasından yardım ve su dökmesini istemek.

6- Temiz olmayan pis ve kirli bir yerde abdest almak.

7- Abdestin sünnetlerini bilerek terk etmek.

Abdestsiz Olarak Yapılması Yasak Olan Hususlar

1- Namaz kılmak.

2- Kur'ân-ı Kerim'e el sürmek.

3- Tilâvet secdesi yapmak.

4- Cenâze namazı kılmak.

5- Kâbe'yi tavaf etmektir.

Abdestin Edepleri (Âdâbı)

Edeb; nezâket, zarâfet, insanlara sözle ve davranışla yardımda bulunmak, gönüllerini okşamak demektir. Abdestin edepleri ise yapılması halinde sahibine sevap kazandıran hususlardır. Yapılmamaları halinde ise kişiye günah yazılmaz. Abdestin edepleri şunlardır:

1- Abdest alırken başkasından yardım istememek.

2- Abdest alırken suyun sıçramaması için dikkatli davranmak.

3- Kıbleye doğru yönelmek.

4- Gereksiz yere konuşmamak.

5- Niyet ederken dil ile niyet etmek.

6- Her uzvu iyice ovmak.

7- Abdest dualarını okumak.

8- Kullanılmış bir su ile abdest almamaya dikkat etmek.

9- Her uzvu yıkarken niyeti korumakla birlikte "Bismillâh" demek.

10- Kulağını meshederken serçe parmaklarının uçlarıyla kulak deliklerini meshetmek.

11- Burna ve ağıza suyu alırken sağ eli kullanmak.

12- Sol el ile sümkürmek.

13- Özür sahibi olmayan kimsenin namaz vaktinden önce abdest alması.

14- Abdest bittikten sonra kıbleye karşı ayakta kelime-i şehâdet getirmek ve dua yapmak, biraz su içmek.

15- Durgun veya akarak yer değiştiren sular ile birikinti hâlindeki sulara ve Kıble'ye karşı abdest bozulmaz.

Abdest Namazı

Abdest namazı abdest aldıktan sonra abdest âzaları henüz yaş iken iki rek'at nafile namaz kılmaktan ibarettir.

Abdesti Bozan Durumlar

1- İdrar veya dışkı yollarından yani ön ve arkadan herhangi bir şeyin çıkması. Mâide sûresi 6. âyetinde "...sizden birisi abdest bozmaktan geri dönmüşse..." ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'e "Hades nedir?" diye sorulduğunda; "Her iki yoldan çıkandır" cevabını vermeleri, ön ve arka yollardan birinden çıkan idrar, dışkı, yel, vedi, mezi, meni, kurt ve diğer hususların abdesti bozduğunu ifâde eder.

2- Aklın idrak gücünü gideren hususlar; uyumak, bayılmak, delirmek, sarhoş olmak vs.'dir. Ancak oturduğu yerde kıpırdamadan uyuyan kimsenin abdesti bozulmaz. (Müslim, Vudû', 2; Ahmed b. Hanbel, 1, 256).

3- Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin veya sarı su çıkması ve etrafına yayılması. Ağızdan akan kana bakılır, şâyet bu kan tükrük kadar veya tükrükten fazla ise abdesti bozulur.

4- Ağız dolusu kusmak. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) "Kusuntu abdesti bozar" (Tirmizî, Tahâre, 64) buyurmaktadır. Kusma ağız dolusu değilse abdest bozulmaz.

5- Cinsî münasebette bulunmak.

6- Tam olarak cinsî ilişki olmasa bile kadın ve erkeğin çıplak veya ince bir elbise ile vücutlarının veya tenâsül uzuvlarının birbirine değmesi.

7- Teyemmüm yapan kimsenin su bulması .

8- Namazda sesli olarak gülmek. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: "Sizden biriniz namazdayken kahkaha ile gülerse abdesti ve namazı birlikte iade etsin. " Kahkaha namazın dışında olursa abdesti bozmaz.

Bir kimse abdest alırken bazı organlarını yıkayıp yıkamadığı konusunda endişe ederse, şayet bu ilk defa karşılaştığı bir şüphe ise o organını yeniden yıkar, yok eğer sürekli şüpheye düşüp duruyorsa bu şüphesinin önemi yoktur. Abdestini tam almış sayılır. Abdestinin bozulup bozulmadığını tam hatırlayamayan kişi kesin olarak abdest aldığını hatırlıyorsa abdestli demektir. Çünkü kesin olarak bilinen bir husus şüphelerle yok olmaz.

Ayrıca namaz haricinde abdestinden şüpheye düşenin abdest almasının takvaya daha yakın olduğu; fakat namaz içinde bulunan kimsenin ise abdestinden şüpheye düşmesi hâlinde namazını bozup abdest alması gerekmediği âlimler tarafından ifâde edilmiştir.

Abdesti Bozmayan Durumlar

1- Kişinin ön veya arka yollarından başka vücudunun herhangi bir yerinden kan çıkıp, bir damla halinde kalması.

2- Kabuk bağlamış bir yaranın kan çıkmadan kabuğunun düşmesi.

3- Yaradan, burundan yahut kulaktan bir vücud kurdunun düşmesi.

4- Tenâsül uzvuna (cinsî organına) el sürmek.

5- Kadın vücudunun herhangi bir yerine dokunmak.

6- Ağız dolusu olmayan kusuntu.

7- Ağızdan çıkan balgam.

8- Oturduğu yerde veya namazda uyumak .

9- Ağlamak.

Abdest Nasıl Alınır?

Farz, sünnet ve edeplerini yukarıdaki maddelerde verdiğimiz abdesti tertip ve usûlüne göre ancak şöylece alabiliriz:

Abdeste başlarken şu dua yapılmalıdır:

"Bismillâhilazîm ve'l hamdülillâhi alâ dini'l İslâm" .

"Yüce Allah'ın ismini anarak başlarım. Beni İslâm dini ve akidesi üzere yarattığı için hamd ederim."

Abdest almaya niyetlendikten sonra, eûzü besmele çekilerek eller bileklere kadar yıkanır. Parmakta yüzük varsa, kımıldatılır. Altına suyun geçmesi sağlanır.

Uzuvların yıkanması sırasında bizden öncekilerden nakledilen şu duaları okumak abdestin edeplerindendir.

A- Mazmaza=Ağıza su verme sırasında: "Allâhümme einnî alâ tilâveti'l Kur'ân ve zikrike ve şükrike ve hüsn-i ibâdetike."

"Allah'ım, Kur'ân-ı Kerimi okumada, seni zikretme, sana şükretme ve sana güzel şekilde kulluk etmede yardımını istirham ederim."

B- İstinşak = Buruna su verme sırasında: "Allâhümme, erihnî râyihate'l Cenneti verzuknî min neîmihâ."

"Allah'ım, bana Cennetin kokusunu koklat. Cennet nimetlerinden beni rızıklandır."

C- Yüzü Yıkama Sırasında

"Allâhümme, beyyid vechî binûrike yevme tebyaddu vücûhun ve tesveddü vücûh."

"Allah'ım, bir kısım yüzlerin ağarıp nurlandığı, bir kısım yüzlerin ise karardığı gün, benim yüzümü nurlandır, ağart."

D- Sağ Eli Yıkama Sırasında

"Allâhümme, a'tınî kitâbî biyemînî ve hâsibnî hisâben yesîrâ."

"Allah'ım, kitabımı -amel defterimi- sağ elime ver ve hesabımı kolaylaştır."

E- Sol Eli Dirseklere Kadar Yıkama Sırasında

"Allâhümme, lâ tu'tinî kitâbî bişimâlî velâ min verâi zahfi."

"Allah'ım, kitabımı -amel defterimi- sol elimden ve arkamdan verme."

Sonra sıra başı meshetmeye gelir.

Kaplama mesh için, eller ıslatılır, küçük parmakla üç parmak uc uca getirilir. Önden başlayarak başın üstü sıvazlanıp arka ve yan taraflarda böylece meshedilir.

F- Kulakları Yıkarken

"Allâhümmec'alnî minellezîne yestemîune'l-kavle feyettebiûne ahseneh."

"Allah'ım, beni hak sözü dinleyenlerden ve onun en güzeline uyanlardan eyle." denilir ve kulaklar yıkanır.

G- Boyuna Mesh Etme Sırasında

"Allâhümme a'tik unuki (veya rakabeti) mine'n-nâri."

"Allah'ım, boynumu Cehennem ateşinden azad buyur."

H- Ayakları Yıkama Sırasında

"Allâhümme, sebbit kademeyye ales'sırâtı yevme tezûlü Fhi'l-akdâm."

"Allah'ım, Sırat köprüsünde ayakların kaydığı günde ayaklarımı kaydırma, sabit eyle..."

Abdest alıp bittikten sonra Rasûlullah (s.a.s.)'e salavât getirilmeli ve şu dua okunmalıdır:

"Allâhümmec'alnî minettevvâbîne vec'alnî mine'l-mütetahhirîn."

"Allah'ım, beni, tevbe eden ve günahlarından temizlenen kullarından eyle. . ."


-------------------

Teyemmüm Nedir?


Teyemmüm, lügatte, kasıd mânasınadır. Dinî ıstılahtaki mânası ise; pâk ve temiz toprak ile, kolları ve yüzü, özel bir şekilde meshetmek demektir.Teyemmüm, sadece bu ümmete mahsus bir kolaylıktır. Mü`minler su yokluğunda veya su bulunmakla birlikte hastalık v.s. gibi suyu kullanmanın imkânsız hâle geldiği bâzı durumlarda, hades (cünüplük veya abdestsizlik) hâlinden teyemmüm vasıtasıyla kurtulurlar. Böylece ellerinde olmayan bir sebebden dolayı, Allah`a ibadet ve kulluktan geri kalmamış olurlar. Teyemmümün, bu ümmete Allah`ın hususî bir lütfu ve ihsanı olduğunu, Resûlüllah Efendimiz şu şekilde belirtmişlerdir: "Benden önce kimseye verilmeyen beş şey bana verildi: Bunlardan birisi de, yerin (toprağın) bana mescid ve temizleyici kılınmasıdır. Binaenaleyh kime nerede namaz vakti gelirse, hemen orada namazını kılsın." (Eski ümmetler ancak Kiliseler gibi ibâdete mahsus yerlerde ibâdet edebilirlerdi.) Bu hadîsten anlaşıldığı gibi, toprak, Müslümanlar için, hem üzerinde namaz kılabilecekleri temiz bir madde (namaza mâni bir pislik olmamak şartı ile), hem de aynı zamanda su bulunmaması hâlinde teyemmüm vasıtasıyla suyun yerini tutacak temizleyici bir unsur kılınmıştır. Teyemmüm, Hicrî 5. veya 6. yılda meydana gelen benî Müstalik seferi sırasında, Mâide sûresinin altıncı âyetiyle meşrû` kılınmıştır. Teyemmümün hükmünü bildiren âyet-i kerîmenin sonunda: "Allah, bununla size güçlük dilemez. Fakat sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Tâ ki şükredesiniz", buyurulmaktadır. Bu ifadeden, teyemmümün mü`minlere kolaylık ve rahmet olduğu, mü`minlerin mânevî temizliklerini ihmâl etmemelerine vesile teşkil ettiği anlaşılmaktadır.

Sual: Teyemmümü gerektiren haller nelerdir?
CEVAP
Abdest almak veya gusletmek için, su bulunmazsa veya su olduğu halde kullanılması mümkün olmayan durumlarda, temiz toprak, kum, kireç ve taş gibi toprak cinsinden temiz bir şey ile Hanefi’de vakit girmeden önce de teyemmüm edilir. Diğer üç mezhepte, vakit girmeden önce caiz değildir.

Teyemmümü gerektiren başlıca haller şunlardır:
1- Abdest ve gusül için temiz su bulamamak (Şehirde her zaman su aramak farzdır.)
2- Su kullanmaya mani olan hastalık, su kullanınca soğuktan ölmek veya hasta olma tehlikesi.
3- Suyun yanında zarar verecek olan düşman veya yırtıcı, zehirli hayvan bulunmak.
4- Hapiste olup, su kullanamamak.
5- Ölümle tehdit edilmek.
6- Yolcu olup, yanında içme suyundan fazla su bulunmamak.
7- Kuyu olsa da, su çıkarma imkanı olmamak.

Sual: Teyemmümün farzı kaçtır?
CEVAP
Teyemmümün farzı üçtür:
1- Niyet etmek.
2- İki elin içini temiz toprağa sürüp, yüzün tamamını mesh etmek.
3- Elleri temiz toprağa vurup, önce sağ ve sonra sol kolu mesh etmek.
Teyemmümün farzı ikidir, diyenlere göre, ikinci ve üçüncü farz, bir farz olarak söylenir.

Sual: Teyemmümün sünnetleri nelerdir?

CEVAP
Teyemmümün sünnetleri şunlardır:
1- Toprağa avucun içini koymak.
2- Avuçları toprak üzerinde ileri ve geri çekmek.
3- Avuçta toprak varsa, toprak kalmayıncaya kadar, iki eli, baş parmakları ile birbirine çarpmak.
4- Elleri toprağa koyarken parmakları açmak.
5- Besmele ile başlamak.
6- Önce yüzü, sonra kolları mesh etmek.
7- Abdest alır gibi, çabuk yapmak.
8- Misafir bir mil [1920 metre] içinde su bulunduğunu bilirse, araması farz, zan ederse sünnettir.
9- Önce sağ, sonra sol kolu mesh etmek.
10- Elleri, toprağa vurarak, kuvvetle koymak.
11- Kolları aşağıda anlatılan şekilde mesh etmek.
12- Parmakların arasını mesh etmek ve bunu yaparken yüzüğünü oynatmak.

Sual: Teyemmümde dikkat edilecek hususlar nelerdir?
CEVAP
Teyemmümde dikkat edilecek hususlar şunlardır:
1- Abdestsiz bir kimse talebesine göstermek için, teyemmüm ederse, bununla namaz kılamaz.

2- Teyemmüm ile namaz kılabilmek için, yalnız teyemmüme niyet etmek yetişmez. Namaz için de niyet etmek gerekir.

3- Bir topraktan birkaç kimse teyemmüm edebilir. Çünkü, teyemmüm edilen toprak ve benzerleri müstamel olmaz. Teyemmümden sonra elden, yüzden dökülen toz müstameldir.

4- Şafii ve Hanbeli’de teyemmüm yalnız toprak ile yapılır. Diğer mezheplerde, toprak cinsinden olan her temiz şey ile, üzerinde bunların tozu olmasa bile, teyemmüm edilir. Yanıp kül olan veya sıcakta eriyebilen şeyler, toprak cinsinden değildir. O halde, ağaç, ot, tahta, demir, pirinç, yağlı boya sıvalı duvar, bakır, altın, cam ile teyemmüm edilemez. Kum ile olur. İnci, mercan ile olmaz. Kireç ve alçı ile yıkanmış mermer, çimento, sırsız fayans, sırsız porselen çanak çömlekle, çamur ile olur. Yalnız çamur varsa, suyu yarıdan az ise, bununla teyemmüm edilir.

5- Bir teyemmüm ile çeşitli namaz kılmak caizdir.

6- Misafir, iki kilometreden az uzakta su bulunacağını alametlerle veya akıllı, baliğ ve adil bir Müslümanın haber vermesi ile, çok zan ettiği zaman, her tarafa doğru iki yüz metre giderek veya birini göndererek araması farz olur. Çok zan etmezse, suyu araması lazım olmaz.

7- Bir kimse, suyu sormadan teyemmüm edip, namaza dursa, sonra yanında bulunan adil bir şahıstan, su olduğunu haber alsa, abdest alıp, namazını iade eder.

8- İki kilometreden uzakta su varken, teyemmüm ile namaz kılmak caizdir.

9- Eşyası arasında su bulunduğunu unutan, şehir ve köyde değilse, teyemmüm ile namaz kılabilir.

10- Suyun bittiğini sanan, namazdan sonra suyunu görse, teyemmüm ile kıldığı namazı iade eder.

11- Çölde, yollarda içmek için konulan su varken, teyemmüm edilebilir.

12- Cünüp, teyemmümden sonra, abdesti bozulsa, cünüp olmaz. Az su varsa, yalnız abdest alır.

13- Cünüp kimsenin vücut yüzeyinin yarıdan fazlası yara veya çiçek, kızıl gibi ise teyemmüm eder. Derisinin çoğu sağlam ise ve yaralı kısımları ıslatmadan yıkaması mümkün ise, gusleder. Yaralı kısımları ıslatmadan yıkanamazsa yine teyemmüm eder.

Sual: Teyemmüm nasıl yapılır?

CEVAP
1- Önce cünüplükten veya abdestsizlikten temizlenmek için niyet edilir.

Teyemmüm ile namaz kılabilmek için, yalnız teyemmüme niyet etmek yetişmez. İbadet olan bir şeyi, mesela, cenaze namazı, secde-i tilavet yapmak için veya abdest için veya gusül için teyemmüm etmeye niyet gerekir.

Teyemmüme niyet ederken, abdest ile guslü ayırmaya lüzum yoktur. Abdest için niyet etmekle, cünüplükten de temiz olur. Cünüplükten temizlenmeye niyet edilen teyemmüm ile namaz kılınabilir. Abdest için ikinci teyemmüme lüzum yoktur.

2- İki kolu dirseklerinden yukarı sıvalı olarak, iki elin içini temiz toprağa, taşa, toprak veya kireç sıvalı duvara sürüp, en az üç parmağı değmek üzere, iki avucu ile yüzünü bir kere mesh etmek, yani sığamak. Eli, yüzünün iğne ucu kadar yerine değmezse, teyemmüm yapılmış olmaz.

Yüzü tam mesh edebilmek için, avuçlar açık ve dört parmak birbirlerine yapışık ve iki elin ikişer uzun parmaklarının uçları birbirlerine değmiş olarak, avuç içleri saç kesimine koyup, çeneye doğru yavaşça indirilir. Parmaklar yatay vaziyette alnı, göz kapaklarını, burnun iki yanını ve dudakların üzerlerini ve çenenin yüz kısmını iyice sığamalıdır. Bu esnada avuç içleri de yanakları sığar.

3- İki avucu tekrar toprağa sürüp, birbirine çarparak, tozu toprağı silkeledikten sonra, önce sol elin dört parmağı içi ile, sağ kolun alt yüzünü, parmak ucundan dirseğe doğru sığayıp sonra, kolun iç yüzünü, sol avuç içi ile, dirsekten avuca kadar sığamak ve sonra sol baş parmak içi ile, sağ baş parmak dışını sığamaktır. Yüzüğü çıkarmak gerekir. Sonra, yine böyle sağ el ile, sol kol sıvanır. El ayasını toprağa sürmek gerekir. Toprağın, tozun elde kalması lazım değildir.

Abdest ve gusül için teyemmüm aynıdır.

Sual: Teyemmümü bozan şeyler nedir?
CEVAP
Teyemmümü gerektiren özür hali ortadan kalkınca, su bulununca, abdesti ve guslü bozan hallerde, teyemmüm de bozulur.

Sual: Su olup olmadığını sormadan namaz kılan, yanında su olduğunu görse namazını iade eder mi?
CEVAP
Yanında adil biri bulunduğu halde, su var mı diye ona sormadan teyemmüm edip namaza duran, sonra su olduğunu haber alsa, abdest alıp namazı iade eder.

Sual: Su kuyusu varken, suyu çıkaramayan, teyemmüm edip namaz kılsa, sonra suyu çıkarma imkanına kavuşsa namazı iade eder mi?
CEVAP
Kuyudan su çıkarmak için, kova, ip veya para ile su bulamayan kimse, teyemmüm eder ve su bulunca, namazı iade etmez.

Sual: Salih bir tabibin yıkanmasını yasakladığı hasta, gusül için teyemmüm eder mi?
CEVAP
Evet eder.

Sual: Teyemmüm bile edemeyen felçlinin namaz kılması gerekir mi?
CEVAP
Hizmetlerini yapan teyemmüm ettirir. Namazı ima ile kılar. Gerekirse iki namazı cem eder.

Sual: İğne ucu kadar yere el değmezse teyemmüm sahih olur mu?
CEVAP
Bilirse sahih olmaz. Ama bilmeden daha çok yer kalsa teyemmüm sahih olur.

Sual: Teyemmümde, şüphelenip birkaç defa sıvamak caiz mi?
CEVAP
Evet. Fakat vesvese etmemelidir.

Sual: Çok yaşlı ve hasta abdest aldırılınca çok yoruluyor. Yorulmaması için, teyemmüm etse caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Kibrit kutusu kadar bir tuğla ile teyemmüm caiz mi?
CEVAP
Hayır.

Sual: Tahta külü ile teyemmüm caiz mi?
CEVAP
Hayır.

Sual: Nöbetçi iken, mescitte yatıyorum. Sık sık dışarı çıkmam gerekiyor. Her defasında abdest almam gerekir mi?
CEVAP
Hayır. Sonraki girişlerde teyemmüm etmek iyi olur.

Sual: Parmakları arızalı olup teyemmüm ederken el değmeyen yer kaldığını sanan ne yapar?
CEVAP
Şüphe edince başkasına yaptırır. Başkası yoksa yapabildiği kadar yapar.

Sual: Sudan bir mil kadar uzaktakinin arabası olsa, yine teyemmüm edebilir mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Teyemmüm ederek mest giyen, su ile abdest alırken mestlere meshetmesi caiz mi?
CEVAP
Teyemmümle mest giyen, su ile abdest alırken, mesh edemez. Ayaklarını da yıkaması gerekir.

Sual: Gusledince, hastalık artacaksa ve iyileşme gecikecekse teyemmüm etmek caiz olur mu?
CEVAP
Hastanın, abdest almak veya gusletmek veya hareket etmek ile, hastalığının artacağı veya iyi olması uzayacağı, kendi tecrübesi ile veya uzman ve salih bir doktorun söylemesi ile anlaşılırsa, teyemmüm eder.

Sual: Guslederken avret yerini başkalarının görmesi haram mıdır?
CEVAP
Evet. Gusletmek için, zaruret olunca erkek, erkekler arasında, kadın da, kadınlar arasında avret yerini açamaz. Gusül yerine teyemmüm eder. Çünkü bir emri yapmak, bir haram işlemeye sebep olursa, haramı işlememek için, o emir terk edilir, yapılmaz. Bir sünneti yapmak için, mekruh veya haram işlemek zorunda kalanın da sünneti terk etmesi lazım olur.

Sual: Abdest almış olan kimse, teyemmüm etmiş olan imama uyabilir mi?
CEVAP
Abdest alan, teyemmüm etmiş olana; ayakta kılan, oturarak kılana uyabilir.

Sual: Sağlamken kazaya kalmış namazları hasta iken teyemmüm edip kaza etmek caiz midir?
CEVAP
Evet caizdir. İma ile kaza etmek de caizdir.

Sual: Cuma namazını kaçırmamak için teyemmüm etmek caiz midir?
CEVAP
Abdest almak için vakit az olup, Cumayı kaçırmamak için, teyemmüm etmek, caiz değildir. Çünkü Cuma namazını kılamayan öğle namazını kılar.

Sual: Su bulamadığı için teyemmüm eden kimsenin abdesti bozulsa cünüp mü olur?
CEVAP
Hayır, Hanefi’de cünüp olmaz. Maliki’de cünüp olur.

Sual: Kışın çok soğukta arazide, gusledince hastalanacağını bilen kimse ne yapar?
CEVAP
Gusledince, soğuktan ölmek veya hastalanmak tehlikesi varsa, gusül için teyemmüm eder ve su ile abdest alır. Şehirde olup hamam parası yoksa ve başka çare bulamazsa, yine gusül için teyemmüm eder ve su ile abdest alır.

Sual: Su yanında tehlike varsa, abdest veya gusül için teyemmüm edilir mi?
CEVAP
Su yanında düşman, yırtıcı veya zehirli hayvan, ateş veya nöbetçi varsa veya kendisi hapis ise veya (abdest alırsan seni öldürürüz, malını alırız) diye korkutulursa, teyemmüm ederek namazını kılar. Fakat bu sebepler kul tarafından olduğu için, gusül ve abdest alınca, bu namazları tekrar kılması gerekir. Vakti içinde kılmak mümkün olmazsa, vakti çıktıktan sonra da kılmak gerekir. (Redd-ül-muhtar)

Sual: Alınan bir teyemmüm ile bu teyemmüm bozuluncaya kadar birkaç vakit namaz kılınabilir mi?
CEVAP
Hanefi’de, bir teyemmümle, dilediği kadar farz kılabilir. Yani teyemmüm bozulana kadar birkaç vaktin namazı ve istenildiği kadar kaza namazı kılınabilir. Diğer üç mezhepte, ancak vakit girdikten sonra teyemmüm edilir ve bir teyemmümle sadece vaktin farzı kılınır, aynı vakit içinde kaza namazı kılınsa yine teyemmüm etmek gerekir, fakat istediği kadar nafile veya sünnet kılabilir. Sünnetleri kılarken kazaya da niyet edilince, yeniden teyemmüm almak gerekir. Yeni bir vakit girince de tekrar teyemmüm edilir. (Mizan-ül Kübra)

Sual: Vücudumun 3 yerinde, bacaklarımda ve yüzümde ağır derecede dikişler var. Bu yüzden gusül ve normal abdest alamıyorum. Dikişlere su değmesi yasak. Namazı kazaya bıraksam olur mu?
CEVAP
Namazları şer’i bir özür olmadan kazaya bırakmak haramdır. Yaraların üstünü kapatarak da yıkanma imkanı yoksa, teyemmüm edilip namazlar ima ile kılınır. Oturarak kılınma imkanı yoksa yatarak kılınır.

Sual: Vitir namazını gece yarısından sonra kılmaya niyetlenen kimse kalktığında cünüp olduğunu görse fakat suların kesik olması sebebiyle evde gusledecek kadar su bulunmasa teyemmüm edebilir mi?
CEVAP
Şehirde su bulamamak mazeret değildir, teyemmüm caiz olmaz. 2-3 litre su ile rahat gusledilir. Bu kadar su da bulunabilir. Yani memba suyu içme suyu bulunur. Komşudan istenebilir. Bunun gibi veya başka acil durumlar için tedbir almalı, evde su bulundurmalıdır. Su ve elektrik kesintisi şehirlerde her zaman olabilecek şeylerdir. Tedbirli olmalıdır.

Sual: Namaz vaktinin çıkacağından korkan kimse, su varken teyemmüm edebilir mi?
CEVAP
Su varken teyemmüm edilmez. Namazı kaçırsa da abdest alması gerekir. (Kuduri)

Sual: Ameliyat oldum, abdest alamıyorum. Teyemmüm topraktan başka hangi maddelerle yapılır?
CEVAP
Teyemmüm toprakla veya toprak cinsinden olan kum, kireç, alçı, taş, mermer, çimento, sırsız fayans, sırsız porselen, sırsız çanak çömlekle, tuğla yahut kiremitle olur. Kireçli, topraklı veya taşlı duvara elleri sürmekle de teyemmüm edilir. Hangisi kolaysa o yapılır.

Sual: Bir toprak ile kaç defa teyemmüm edilebilir?
CEVAP
Bir topraktan birkaç kimse teyemmüm edebilir. Çünkü, teyemmüm edilen toprak ve kum ve benzerleri, müstamel olmaz. Yani o toprakla aylarca teyemmüm edebilir. Teyemmümden sonra, elden, yüzden dökülen toz müstameldir.

Sual: Diğer hak mezheplerimize göre teyemmümün hükümleri nasıldır?
CEVAP
Teyemmümde besmele çekmek Hanbeli’de vacip, diğer mezheplerde sünnettir. Hanefi’de teyemmüm toprak cinsinden olan kum, kireç, alçı mermer, çimento, sırsız fayans, sırsız porselen çanak çömlekle, tuğla ile olur. Kireçle badana edilmiş duvardan teyemmüm edilir. Toprak tozu olan eşyalarla da olur. Şafii’de teyemmüm yalnız toprakla yapılır. Hanbeli’de de yalnız toprakla olur. Fakat toprak, yanmamış, gasp edilmemiş ve tozlu olmalıdır. Maliki’de kum, ot, ağaç ve karla da olur.

Hanefi’de, bir teyemmüm ile, dilediği kadar farz kılabilir. Diğer üç mezhepte, teyemmüm, namaz vaktinden önce alınmaz ve bir teyemmüm ile birden fazla farz kılınmaz.

Sual: Vücudu yaralı olan kimse, nasıl gusleder?
CEVAP
Vücut yüzeyinin yarıdan fazlası yara olan gusül için teyemmüm eder. Azı yaralı ise ve yaralı kısımları ıslatmadan yıkanması mümkün ise, su ile gusledip, yaraların üzerini mesh eder. Mesh zarar verirse, üzerine koyduğu bezi mesh eder.

Sual: Abdest uzuvlarının bir kısmı yaralı olan nasıl abdest alır?
CEVAP
Abdest uzuvlarından hepsinin yarıdan çoğu veya dört abdest uzvundan ikisi sağlam ise, abdest alıp, yaralı yerleri mesh eder. Mesh zarar verirse, sargı üzerine mesh eder. Abdest uzuvlarının yarıdan çoğu yaralı ise teyemmüm eder. Teyemmüm edenin, bazı yerleri yıkaması caiz değildir.

Sual: Elinde çatlak, yara veya egzama olan nasıl abdest alır ve gusleder?
CEVAP
Elindeki çatlak, yara veya egzamayı ıslatmak zarar verirse, eline eldiven takıp, eldiven ile abdest alabilirse, böyle abdest alması gerekir. Eldiven bulamazsa, ellerine su alamaz ve yüzünü, başını, ayaklarını suya sokamaz ise, teyemmüm eder. Yaralı kısımları ıslatmadan gusledemezse, yine teyemmüm eder.

Sual: İki eli çolak veya felçli olup kullanamayan nasıl taharet edip abdest alır?
CEVAP
Elleri çolak olan, taharetlenmez. Kollarını toprağa, yüzünü duvara sürüp teyemmüm eder.

Sual: Maliki mezhebinde farz olan muvalatı, abdest uzuvlarının kurumaması, diye tarif edenler var. Muvalat nedir?
CEVAP
Muvalat, her uzvu, birbiri arkasından ara vermeden, acele olarak yıkamaktır. Başka bir ifade ile, normal şartlar altında, bir önce yıkadığı uzuv kuruyacak kadar ara vermemektir.

Çok kısa zamanda yapılan bir iş, muvalata engel olmaz. Mesela, abdest alırken kapıdan biri girse, gelenin kim olduğuna bakılsa, muvalata mani olmaz. Musluktan su kesilse, kovadaki suyu almak veya bitişik odadaki musluğa gidip, o musluktan abdest almak, muvalatı engellemez. Sağ ayağı yıkadıktan sonra, kolayca giren bir çorabı hemen giyerek, öteki ayağı yıkamaya başlamak da muvalata mani olmaz. Yavaşça giyerse, normal şartlarda, bir uzuv kuruyacak kadar ara verilirse, muvalata mani olur. Abdest alırken çorabın birisini veya ikisini çıkarmak muvalata mani olmaz.

Uzuvların kuruyup kurumaması mutlak ölçü değildir. Çünkü sıcak ve rüzgarlı havada, uzuvlar hemen kuruyabilir. Yahut soğuk ve rüzgarsız bir yerde, uzuvlar geç kuruyabilir. Uzuvlar kurumadı diye, başka bir iş yapmak muvalata mani olur. Hararetli vücutta, uzuv tez kuruyabilir. Demek ki, kuruyup kurumaması kesin ölçü değildir.

İbni Âbidin hazretleri de, Hanefi'ye göre muvalatı anlatırken, (Toprakla teyemmüm ederken de, su ile yıkamak olmadığı halde, normal şartlarda bir uzuv kuruyacak kadar ara vermek muvalata manidir) buyuruyor.

Sual: Teyemmüm ederken sadece niyet ettim teyemmüme desek bununla namaz kılınabilir mi? Mushafı tutup bir yere koymak niyetiyle teyemmüm etsek, bu teyemmümle namaz kılmamız caiz mi? Bir de hem teyemmüme, hem de cünüplükten temizlenmeye niyet etmek mi gerekir?
CEVAP
Sadece teyemmüme niyet etmekle namaz kılmak caiz olmadığı gibi, Mushafı tutmak için teyemmüm edilince de, bu teyemmümle namaz kılınmaz. İbadet olan başka bir şeyi, mesela, secde-i tilavet yapmaya veya abdest için teyemmüm etmeye niyet gerekir. Teyemmüme niyet ederken, abdest ile guslü ayırmaya gerek yoktur. Abdest için niyet etmekle, cünüplükten de temiz olur. Cünüplükten temizlenmeye niyet edilen teyemmüm ile namaz kılınır. Abdest için ikinci teyemmüme lüzum yoktur. (S. Ebediyye - Redd-ül-muhtar)

İmam Züfer'e göre, abdest de olduğu gibi, teyemmümde de niyet farz değildir. Teyemmüme niyet etmeden teyemmüm alıp namaz kılan kimse, imam-ı Züfer’e göre teyemmümünün sahih olduğunu, yani o kavle uyduğuna niyet ederse, kıldığı namaz sahih olur. İhtiyaç olmadan başka bir kaville amel edilmez.

Ev tozu ile teyemmüm olmaz

Sual: Ev tozlu eşyaya, mesela yastığa teyemmüm caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir. Ancak kumaş, elbise, yastık gibi, teyemmüm caiz olmayan eşya üzerindeki, teyemmüm caiz olan toprak cinsi şeylerin tozu ile veya kül ile tozlanırsa veya silkildikleri zaman havaya böyle toz çıkarsa, bunlarla teyemmüm caizdir. Ev eşyası üzerinde bulunan organik tozlar böyle değildir. Ev tozu toprak tozu değildir, organik tozdur. Organik tozlarla teyemmüm olmaz. Toprak cinsinden olan her temiz şey ile, üzerinde bunların tozu olmasa bile, teyemmüm edilir.

Hanefi’de teyemmüm şunlarla olur:
1- Toprak ve kum ile,
2- Kireç ve alçı ile,
3- Taş ile, cilasız ve yıkanmış mermer ile,
4- Çimento, tuğla ve kiremit ile, [Bunların tozu ile],
5- Sırsız yani cilasız olmak şartı ile fayans, porselen çanak çömlek, testi ile,
6- Çamur ile, [Çamurun suyu yarıdan az ise, bununla teyemmüm edilir. Suyu çoksa, bir bez çamura sokulup, çıkarılıp rüzgarda kurutup, bu tozlu bezle teyemmüm edilir.]
7- Toprak kerpiçle, kerpiç duvar ile, Kireçle badana edilmiş duvar ile teyemmüm caizdir.

Teyemmüm caiz olmayan maddeler:
Yanıp kül olan veya sıcakta eriyen şeyler, toprak cinsinden değildir. Teyemmüm caiz olmayanlar:
1- Ağaç ile,
2- Ot, meyve ve sebze yaprakları ile,
3- Tahta ile,
4- Hasır ile,
5- Demir, pirinç, alüminyum bakır, altın gibi madenler ile,
6- Yağlı boya sıvalı duvar ile, naylon ile, plastik ile,
7- Cam ile teyemmüm edilemez.

Şafii ve Hanbeli mezheplerinde, teyemmüm yalnız toprakla ve tozlu kum ile olur. Maliki’de yer cinsinden olanlarla da olur. Mesela taş, kum, çamur, kireç, ağaç ve ot ile teyemmüm caizdir. Hatta altın, gümüş ve mücevher hariç, madenlerle de teyemmüm caizdir. Yanmış kiremitle caiz değildir.

Şafii, Hanbeli ve Maliki’de, teyemmüm ancak vakit girdikten sonra yapılır. Bir teyemmümle ancak bir vaktin farzı kılınır.

Kar ile teyemmüm etmek
Sual: Buzlu kutup bölgesinde yaşayan kimse nasıl abdest alır? Çünkü su yoktur. Toprak da bulamaz ki teyemmüm etsin. Her yer buzla ve karla kaplıdır. Bu adam nasıl gusleder?
CEVAP
Bu adamın evi barkı yok mu? Namaz kılan birisi, niye yanında teyemmüm edeceği çanak, çömlek, taş, mermer, tuğla gibi bir şey taşımıyor? Karların ve buzların üstünde ne iş yapıyor? Yemek yemiyor mu, su içmiyor mu? Böyle yerde nasıl yaşıyor ki? Önce siz buna cevap verin, sizin sualinizin cevabı kolaydır.

Bu ateistlerin sorusuna benziyor. Çünkü onlardan çok duyduk, kutuplarda nasıl namaz kılınır veya oruç nasıl tutulur diye.

İslamiyet cihanşümul [evrensel, üniversal] bir dindir. Her asra, her bölgeye, her iklime uygun emir ve yasakları vardır. Dinde, ölüm hariç, çaresiz hiç bir şey yoktur. Peygamber efendimiz, (Mezhepler rahmettir) buyurmuştur. Dört mezhebin birisinde bir çıkış yolu bulunur. Dört mezhebin birinde de bulunmayan şey de zarurettir. Zaruret halinde de bir çok haramlar mubah hâle gelir. Yani namazı, abdesti tehir etmek günah olmaz.

Maliki mezhebinde kar ile, buz ile teyemmüm etmek de caizdir. İhtiyaç olunca Maliki mezhebi taklit edilir. Maliki mezhebini de taklit etme imkanı olmasaydı, herhangi bir sebeple teyemmüm de edemeyen, suya kavuşuncaya kadar abdesti veya guslü tehir ederdi.

Sual: Teyemmümü toprak ile yapmak şart mıdır? Başka bir şey ile teyemmüm yapılmaz mı?
CEVAP
Kum, kireç ve taş gibi toprak cinsinden temiz bir şey ile, mesela kiremit ile veya sırsız mermer ile de yapılabilir.

Kül ile teyemmüm
Sual: Kül ile teyemmüm yapmak caiz midir?
CEVAP
Hayır. Sadece taş külü müstesnadır. Mesela kireç, taş külüdür. (Redd-ül-muhtar)

Sual: Teyemmüm ederek namaza duran, namazdayken su görse ne yapması gerekir?
CEVAP
Suyu görünce, teyemmüm bâtıl olur. Hemen selam verip, namazdan çıkar. Vakit çıkmadan abdest alıp namazını baştan tekrar kılar. (Redd-ül-muhtar)

Sual: Sabah uyandığımda, suların gece yarısı kesilmiş olduğunu görsem, dışarısı da karanlık ve soğuksa teyemmüm edebilir miyim?
CEVAP
Hayır. Önceden böyle durumlar için tedbir alınmalıdır. Şehirde su bulamamak, özür olmaz. Komşudan da olsa, bir kova su alınabilir.

Az su ve teyemmüm
Sual: Abdest alacak kadar suyumuz olsa, nasıl guslederiz?
CEVAP
Cünüpken yanında, abdeste yetecek kadar suyu bulunan bir kimse, teyemmüm eder. O suyla abdest alması gerekmez; fakat bu kadar suyu olan bir kimse, cünüp olur ve bununla birlikte abdest almayı gerektiren bir durum olursa, onun abdest alması gerekir. (Hindiyye)

Abdest ve teyemmüm
Sual: Su az olup abdeste yetmezse nasıl abdest alırız?
CEVAP
Abdest azalarından bir kısmını yıkayacak kadar birazcık suyu olan bir kimse, o su ile bir yerini yıkamaz, teyemmüm eder. (Hindiyye)

Teyemmüm edebilir
Sual: 80 yaşındaki ninem, yalnız başına zor abdest alıyor, düşerim de bir yerim kırılır diye korkuyor. Acaba teyemmüm edebilir mi?
CEVAP
Düşme ihtimali varsa teyemmüm eder. Soğuk havada hastalanma ihtimali olan sağlam kimse de, gusletmek yerine teyemmüm eder.

Sual: Teyemmüm namaz vakti girmeden önce alınsa sahih olur mu?
CEVAP
Evet, Hanefî’de sahihtir. Diğer üç mezhepte, vakit girmeden önce alınan teyemmüm, vakit çıkınca bozulmuş olur. Yeni vakit girince, namaz kılmak için yeniden teyemmüm almak gerekir. Mâlikî veya Şâfiî’yi gusül, abdest ve namazda taklit edenlerin de, buna dikkat etmesi gerekir.

Abdest ve teyemmüm
Sual: Namaz kılma bakımından, teyemmümün abdestten farkları nelerdir?
CEVAP
Üç meselede teyemmüm, abdestten ayrılır:
1- Bir Müslüman abdest aldıktan sonra, mürted olsa ve sonra tevbe etse, önce aldığı abdestle namaz kılabilir, fakat ettiği teyemmümle namaz kılamaz. Çünkü abdestte niyet şart değildir. Mürtedin teyemmüm için ettiği niyeti ise geçersizdir.

2- Bir kimse, birine öğretmek için abdest alsa, o abdestle namaz kılabilir, çünkü abdestte niyet şart değildir, fakat öğretmek için alınan teyemmümle namaz kılınmaz, çünkü teyemmümde niyet farzdır.

3- Bir gayrimüslim, abdest alıp sonra Müslüman olsa, onunla namaz kılabilir, fakat teyemmümle kılması caiz olmaz, çünkü gayrimüslimin niyeti geçerli olmadığı için, teyemmümü de geçerli olmaz. Abdestte ise niyet farz değildir. (Nimet-i İslam)

Cenaze namazı için teyemmüm
Sual: Cenaze namazı kılmak niyetiyle teyemmüm etmiş olan bir kimse, bu teyemmümle farz namaz kılabilir mi?
CEVAP
Evet, kılabilir. (Hindiyye)


-------------------

Guslü (Boy abdesti) Gerektiren Haller

a. Cünüplük: Cinsî münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin vücut dışına çıkması boy abdestini gerektirir.

b. Hayız (âdet hali, âdet görme, adet kanaması, aybaşı hali, regl) ve Nifas (Lohusalık): Hayız ve nifas hali sona erince gusül farz olur.

Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gusletmek gerekir. Fakat İmam Ebu Yusuf'a göre gusül gerekmez.

Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin, şehvet kesildikten sonra dışarıya akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışarıya akıtmakta, misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır. Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.

Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile, buluğ çağına ermiş erkek ve kadının gusletmeleri gerekir. Meninin gelip gelmemesine bakılmaz. Namaza devam için taharette tedbirli olmak lazımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.

Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem taşımaz. Ancak ihtilam olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntının şehvetle geldiği bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebû Yusuf'a göredir, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez. Fakat meni olduğunu biliyor veya şübheye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir. İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.

Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilam olduğunu hatırladığı halde, tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu yaşlığın meni olduğuna kanaati varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaati yoksa ve tenasül organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebeb olur.

Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.

İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse, yıkanması gerekir. Organ uyanık olmayınca; gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık şehvetin bulunmasına delildir.

Bir erkek veya bir kadın rüyada ihtilam olsa da, meni dışarıya çıkmış olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed'e göre, böyle bir kadının ihtiyat olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sıvının yine ona dönmesi ihtimali vardır.

İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek meni guslü gerektirmez. Çünkü bu durumda o meni, yerinden, şehvet olmaksızın ayrılmış bulunur. Yine bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi çıkacak olsa, tekrar gusletmesi gerekmez.

Bir yatakta yatıp uyuyan iki kimse, uyandıkları zaman ihtilam olduklarını hatırlamayarak yatakta meni gibi bir yaşlık görseler veya kurumuş meni görüp de o yatakta kendilerinden önce başka bir kimse yatmış olsa bu durumda meninin kime ait olduğu bilinmese her ikisinin de ihtiyaten yıkanması gerekir.

Şehvet olmayıp da dövülmeden, ağır bir yük kaldırmadan ve yüksek bir yerden düşmeden dolayı meni gelmesiyle gusül gerekmez. (İmam Şafî'ye göre bu hallerde de gusül abdesti gerekir.)

Yerinden şehvetle ayrılan bir meni, bedenin dışına veya dış hükmünde olan yere çıkmadıkça gusül gerekmez.

Bakire bir kızın bekaretini yok etmemek sureti ile evliliğin ilk gecesinde yapılan bir ilişkide meni gelmeyince gusül gerekmez; çünkü bekaret, sünnet yerine kadar duhule engel olmuş demektir.

Cünüplük, hayız veya nefselik (loğusalık) halinde iken, gayrimüslim bir kadın veya gayrimüslim bir erkek ihtida etse, gusletmesi farz olur. Hayız veya nefseliği son bulmuş olsa da, yıkanmamış bulunsa, yine gusül gerekir. Fakat yıkanmış bulunan veya henüz cünüplük, hayız ve nefselik haline düşmemiş olan erkek veya kadın gayrimüslim ihtida etse, yıkanması mendub olur.

-------------------

Gusül Abdesti (Boy Abdesti)

Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, Gusül (boy) abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği gerektiren hal cünüplüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlarının sona ermesidir. Cünüplük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir. Buna "cenabet olmak" ta denir.

Kısaca gusül abdestini nasıl alırız?

1. Gusletmek, yani boy abdesti almak isteyen bir kişi önce besmele çeker ve sol ayağı ile gusül yerine girer.

2. "Niyet ettim Allah rızası için gusül abdesti almaya" diye niyet eder.

3. Elleri bileklere kadar yıkadıktan sonra edep yerlerini sol eliyle temizler.

4. Bundan sonra sağ avucuyla ağzına üç kere su alır ve her defasında ağzını boğazına kadar gargara şeklinde çalkalar. Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder.

5. Sağ avucuyla burnuna, genzine kadar üç defa su çeker, her defasında sol eliyle burnunu temizler. Bundan sonra tıpkı namaz abdesti gibi abdest alır.

6. Abdest aldıktan sonra önce başına, sonra sağ, daha sonra da sol omuza üçer defa su döker ve vücudunu yıkar. Suyu her döküşte elleriyle vücudunu iyice ovuşturur. İğne ucu kadar kuru yer kalmaksızın vücudun her tarafını güzelce yıkar. Gusülde bıyık, saç ve sakal diplerine suyun iyice işlemesi için ovuşturulur. Göbek boşluğu, küpe delikleri dikkat edilerek yıkanır. Böylece gusül abdesti almış olunur.

* Kadınlar ve erkekler aynı şekilde gusül abdesti alır. Kadın, kız için ayrı erkek için ayrı bir boy abdesti alınış şekli yoktur.


Gusül Abdestinin Farzları

1. Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak.

2. Burna su çekip yıkamak.

3. Bütün vücudu ıslanmayan yer kalmayacak şekilde yıkamak.

Gusül Abdestinin Sünnetleri

1. Gusle niyet etmek.

2. Besmele ile başlamak.

3. Bedenin bir tarafında pislik varsa onu önceden güzelce temizlemek.

4. Avret yerini yıkamak

5. Gusülden evvel abdest almak.

6. Bedenine üç defa su dökmek ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.

7. Su dökünmeye baştan başlamak, sonra sağ omzuna, sonra sol omzuna dökmek ilk defa döktüğü zaman bedeni ovmak ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.

8. Ayağının olduğu yere su birikirse, abdest aldığı zaman ayak yıkamasını sonraya bırakmak.

Kaynak:
Büyük İslam İlmihâli, Türkiye Cumhuriyetinin beşinci Diyanet İşleri Başkanı, Ömer Nasuhi Bilmen
Dinimiz islam
sorularla islamiyet

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Hayız ve Nifas Nedir? Hayz ve Nifaslıya yasak olanlar, serbest olanlar
Yazar: RasitTunca - 10-13-2018, 09:28 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok



Hayız ve Nifas Nedir?  Hayz ve Nifaslıya yasak olanlar, Hayz ve Nifaslıya serbest olanlar

Kadınlara mahsus haller denilince, hayız, nifas ve istihaze'den ibaret üç hâl kasdedilir. Bunları sırası ile görelim:

Hayız (regl), kadınların hastalık ve doğum halleri dışında ve belli yaşlar arasında rahimden gelen bir kandır. Buna âdet hâli, ay hâli, aybaşı, muayyen hâl gibi adlar da verilir.

Hayız hâli, kadınlara mahsus tabiî bir haldir. Vücutta biriken kirli ve zehirli maddeler, hayız kanı ile dışarı atılır; vücut hafifler, sıhhat bulur. Bu sebeble hayız hâlinden ürkmeğe, korkmağa, tiksinti duymaya sebeb yoktur. Bu durumu normal bir hâl olarak karşılamalı, Allah'ın bir takdiri olarak bakmalıdır. Nitekim şu rivâyet de bunu te'yid eder mahiyettedir:

Âişe validemiz, Peygamberimizle haccettiği sırada kendisinde muayyen hâl olmuş, bu durumda haccı yarım kalacak zannederek ağlamaya başlamıştı. Peygamberimiz kendisine:

- Ne oluyorsun, ay hâli mi gördün? diye sormuş ve ardından şu açıklamayı yapmıştı:

- Bu, kadınlar tâifesine Allah'ın bir yazısı ve takdîridir. Kâbe'yi tavaftan başka hacıların yaptığı herşey'i yap; Kâbe'yi de ay hâlinden kurtulduktan sonra tavâf edersin."

Ne Zaman Başlar, Kaç Yaşına Kadar Sürer?
Hayız hâli, en erken 9 yaşında başlar. Genç kızlar bu hâlin başlamasıyla bülûğa ermiş olurlar.

Bu hâl, en geç 55 yaşına kadar, her ay belli sürelerle devam edip gelir. Bu yaştan sonra da kesilir.

9'dan önce ve 55'ten sonra görülen kanamalar, muayyen halden sayılmazlar. Bir hastalıktan gelen istihaze hâli kabûl edilirler.

Nasıl Belli Olur?

Hayız akıntısı kırmızı, siyah, sarı, bulanık yeşil ve kiremit renklerinde olabilir. Pamukta bu renklerden biri görülse, muayyen hâlin başlamış olduğuna hükmedilir. Muayyen hâl kesildiğinde ise, gelen akıntı beyaz renktedir ve rahimin tabiî akıntısıdır.

Rahimden gelen akıntının ay hâli sayılabilmesi için kadının hâmile olmaması da şarttır. Hâmilelik süresi içinde gelen kan, muayyen halden sayılmaz.

Kaç Gün Sürer?

Muayyen hal, en az 3 gün, en çok da 10 gün sürer. 3 günden (72 saat) az görülen akıntı ile, 10 günden (240 saat) fazla gelen akıntı muayyen halden sayılmaz. Bir hastalıktan geldiği kabûl edilir.

Hayız süresi içinde akıntının devamlı olması şart değildir. Arasıra kesilebilir. Meselâ, bir kadın üç gün dem görse, sonra iki gün akıntı kesilse, sonra yine üç gün daha dem gelse, o kadının hayız müddeti 9 gündür. Ve arada akıntısız geçen iki gün de hayız günlerinden sayılır.

İki Ay Hâli Arasında Kalan Temiz Günlerin Süresi Ne Kadardır?

İki ay hâli arasındaki temizlik süresine "tuhr hâli" denir. Bu süre 15 günden az olmaz, daha fazla olabilir. Buna göre, 15 günden daha evvel ortaya çıkan akıntılar, ay hâlinden sayılmazlar.

Âdet Günleri Süresi Her Ay Muayyen midir?


Bâzı kadınların âdet günleri muayyendir. Meselâ, her ay 5 veya 7 veya 9 gün âdet görürler.

Bâzılarında ise, âdet günleri sabit değil, aydan aya değişkendir. Meselâ, bunlar bir ay 5 gün, bir ay 6 gün âdet görürler. Bu halde ihtiyata uygun davranmak gerekir. Yani, böyle bir kadın, 6. gün oldu mu yıkanır, namazını kılar. Ramazanda ise, orucunu tutar. Çünkü, bu altıncı günde görülen kanın hastalık kanı olma ihtimali vardır. Ancak bu kadın 6. gün çıkmadan kocasıyla cinsî münasebette bulunamaz. Zira bu hal hayız hâli de olabilir.

Âdet Günlerinin Süresinin Değiştiği Nasıl Anlaşılır?

Bir âdet süresinin değişmiş olması için, o âdet süresine aykırı üst üste iki âdet görülmelidir. Meselâ, her ay, devamlı 5 gün âdet gören bir kadın, sonradan üstüste iki defa 4 veya 6 gün âdet görse artık onun âdeti 5 değil, 4 veya 6 gün olmuştur. Şu halde mutad olan âdet süresinin değişmesi, üst üste görülen iki ayrı âdet ile olmaktadır.

Mûtad olan hayız müddetinden fazla olan, fazla süresi 10 günü geçmeyen kanamalar da, âdet hâlinden sayılır. Bu durumda âdet süresi değişmiş kabûl edilir. Meselâ, her ay 7 gün âdet gören bir kadın, sonradan 10 gün görmeye başlasa, 10 günü de hayızlı sayılır. Fakat 10 günü geçen kanamalarda, mutad günden fazla olan günler, âdet hâli değil, istihaze hâli kabûl edilir.

Âdet Çağına Giren Bir Kız, Kendisinde İlk Kanamayı Görünce Ne Yapar?

Âdet görecek çağa gelen bir kız, ilk defa görmeye başladığı âdetten dolayı, hemen namazı orucu terkeder. Bu kıza "mübtedie" denir. Âdet hâli üç günden az sürerse hayızlı olmadığı anlaşılır. Terk ettiği ibâdetleri kaza etmesi gerekir.

İmam-ı A'zam'a göre, âdet tam üç gün devam edip hayız hâli olduğu kesinleşmeden namazı ve orucu terketmek câiz olmaz.

Bir kadının görmekte olduğu âdetini kocasına karşı inkâr etmesi veya vâkıaya muhalif olarak âdet gördüğünü söylemesi helâl olmaz.


Nifas Neye Denir?


Nifas, doğum sırasında kadından gelen kana denir. Nifas hâline Türkçemizde "Lohusalık hâli" denir.

Nifas Hâli Kaç Gün Sürer?

Nifas, yani, lohusalık hâlinin en az kaç gün süreceği belli değildir. Bir gün bile olabilir. En fazla devam müddeti ise, 40 gündür. 40 günden fazla sürmez. 40 günde kesilmeyip devam eden kan, artık nifas kanı değil, istihaze kanıdır.

Bâzı kadınlar çocuk doğurduktan sonra, ancak 15-20 veya 25 gün kadar nifas görürler. Sonra kan kesilir. Böyle kadınların, nifas süreleri bu kadar olmuş olur. Bundan sonra yıkanır, namaz kılıp oruç tutmaya başlayabilir.

Nifasın âzamî haddi, İmam-ı Şâfiî'ye göre 60 gündür. Yaygını ise, 40 gündür.

Düşük Yapan Kadın Nifaslı Sayılır mı?

Düşük çocukların el, ayak, parmak gibi uzuvları belirmiş ise, nifas hâli meydana gelir. Fakat âzaları henüz teşekkül etmemiş bir düşük ile, nifas hâli vücut bulmaz.

Ameliyatla Doğum Yapan Kadınlar da Nifaslı Sayılırlar mı?
Bir özür dolayısıyla çocuk ameliyatla (sezeryan) alınır ve kan da rahimden değil de karından çıkarsa, nifas hâli tahakkuk etmez. Bu kan, yaradan akan kan hükmündedir. Ancak kan, rahim yoluyla dışarı çıkarsa, kadın nifaslı sayılır.

Nifas Müddeti İçinde Görülen Temizlik, Yani Nifasın Muvakkaten Kesilmesi Hâli Nifastan Sayılır mı?
Evet, sayılır. Meselâ, 10 gün kan gelip 5 gün kesilse, sonra tekrar kanama başlasa ve 10 gün kadar sürse, bu 25 günlük sürenin hepsi de nifastan sayılır.

Çocuk dünyaya gelirken vücudunun ekserisinin rahimden çıkmasıyla, çocuk dünyaya gelmiş sayılır.

İstihaze Hali Nedir?

Hayız ve nifas müddetleri dışında, rahimden akan kana istihaze yani, hastalık kanı denir.

İstihaze kanı, hayız ve nifas kanından farklıdır. Bu kan, damardan geldiği için, ince ve kokusuzdur. Tıpkı burundan vesaire âzalardan akan kan gibidir. Bir özür ve hastalık kanıdır.

Hayz ve Nifaslıya yasak olanlar

1- Namaz kılamaz. Hadis-i şerifte de, (Hayzlı kadın namaz kılamaz) buyuruldu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

2- Oruç tutamaz. [Hazret-i Âişe validemizin naklettiği hadis-i şerifte, hayzlı iken tutulamayan oruçların kaza edileceği, kılınamayan namazların affolacağı bildirilmiştir. (Buhari)]

3- Kur'an okuyamaz. Hadis-i şerifte, (Hayzlı ve cünüp, Kur'an-ı kerim okuyamaz) buyuruldu. (Tirmizi)

4- Mushafa el süremez. Kur'an-ı kerimde mealen, (Kur'ana temiz olanlardan başkası dokunamaz) buyuruluyor. (Vakıa 79)

Hadis-i şerifte de, (Kur'ana ancak hadesten [abdestsizlikten, cünüplükten, hayz ve nifastan] temiz olan el değdirebilir) buyuruldu. (Nesai, Hakim, Beyheki, Taberani, Darekutni)

5- Camiye giremez. Hadis-i şerifte (Cünübe ve hayzlıya mescide girmek helal olmaz) buyuruldu. (İbni Mace)

6- Kâbe’yi tavaf edemez. Hadis-i şerifte, (Beytullahı tavaf etmek, namaz kılmak gibidir, yani abdestli olmak lazımdır) buyuruldu. (Tirmizi)

7- Cima edemez. (Bekara 222)

8- Hayzlı iken de, hayzsız iken de kadına dübüründen [anüsünden yani makattan] yaklaşmak haramdır. Oral [ağız ile] seks de, hayzlı iken de hayzsız iken de caiz değildir.

9- Kadın, hayzın başladığını ve bittiğini kocasından gizleyemez. Kocası sorunca söylemezse, büyük günah olur. Hadis-i şerifte, (Hayzın başladığını ve bittiğini kocasından saklayan kadın melundur) buyuruldu. (Cevhere)

10- Yanında kocası veya mahremi olmayan hayzlı kadın, uzun yola çıksa, seferi olamaz. Hayz bitince, bulunduğu yerden 104 Km’den daha fazla giderse, ancak o zaman seferi olur.

Sual: Hat öğreniyorum. Âyet-i kerimeler yazıyoruz. Hayzlı iken âyet-i kerime yazmak caiz mi?
CEVAP
Hayzlının âyet-i kerimeye dokunması caiz olmadığı gibi, yazması da caiz değildir. (Halebi)

Sual: Çocuklar sureleri ezberliyor, hayzlı günümde takıldıkları yerde nasıl yardımcı olabilirim?
CEVAP
Âyet okunmaz. Bir kelime söylenebilir. Mesela, çocuk iyyeke dedi, öyle değil, iyyake denebilir.

Sual: Bazı ilmihâllerde namaz sureleri aslı ile yazıldığı için âdetli kadın o ilmihâlden okuyabilir mi?
CEVAP
İlmihâllerdeki âyetleri okuyamaz, eli ile de dokunamaz, ilmihâl bilgilerini okur.

Sual: Bir caminin iki kapısı olsa, hayzlının bir kapıdan girip ötekinden çıkması caiz olur mu? Camiye abdestsiz girilebilir mi?
CEVAP
Cünüp veya hayzlı iken camiye girmek, hatta cami içinden geçmek haramdır. Geçecek başka yol bulamazsa veya camide uyuyup cünüp olursa veya camiden başka yerde su bulamazsa, teyemmüm edip girer ve çıkar. Camiye abdestsiz girmek ise mekruhtur. (Dürer)

Sual: Piyasadaki mealleri, tefsirleri hayzlı iken veya abdestsiz iken tutmak caiz mi?
CEVAP
Caiz değildir.

Sual: Bazı din kitaplarının sonunda orijinal hâliyle âyetler yazıyor. Hayzlı iken, bu kitapların sadece o sayfasına mı el süremeyiz, yoksa kitaba mı el süremeyiz?
CEVAP
Kitaba değil, sadece o sayfadaki âyetlere el sürülemez.

Sual: Bir bayan hayzlı iken Kur'an-ı kerim öğrenemez mi, mesela Kur'an harflerini okuyup yazamaz mı?
CEVAP
Sadece harfleri yazar okur. Âyetlere dokunamaz ve okuyamaz. Âyetlerde geçen kelimelere de dokunamaz.

Sual: Hayızlı kadın, Kur’an öğretirken, âyete dokunabilir mi ve okuyabilir mi?
CEVAP
Hayzlı kadın, âyet-i kerimelere eli ile dokunamaz ve okuyamaz. Sadece öğrenciye doğru okuması için, âyet-i kerimelerdeki, yanlış okunan kelimeleri, öyle değil, şöyle diyerek bir kelime okuyabilir. Mesela; zalike, ülâike, müflihun gibi.

Sual: Hayızlı olan kadın, caminin bahçesine de giremez mi?
CEVAP
Bahçesine girebilir. Bahçesi, cami hükmünde değildir.

Hayzlıyken Kur’an okumak
Sual: (Hayzlı kadın Kur’an-ı kerimi, korunmak niyetiyle okuyabilir) demek yanlış değil mi?
CEVAP
Evet, yanlıştır. Hiçbir muteber kitapta böyle bir şey yazılı değildir. Kur’an-ı kerimin her âyeti, her harfi şifa kaynağıdır. Şifa niyetiyle ve korunmak için, her âyet-i kerime, her sûre okunabilir, fakat hayzlıyken, sadece dua âyetleri, dua niyetiyle okunabilir.

Cünüp ve hayzlıyken, Fatiha’yı ve dua âyetlerini, dua niyetiyle okumak ve her duayı okumak haram değilse de, duayı abdestli okumak müstehabdır. (S. Ebediyye)

Kur’an niyetiyle bir âyetten az bile okumak, hayzlı kadına yasaktır. Tek tek, kelime hâlinde okumaksa caizdir, çünkü Kur’an-ı kerim öğreten bir kadının Kur’an-ı kerimi kelime kelime öğretmesi caizdir. Dua niyetiyle Fatiha’yı yahut Rabbena âtina gibi dua âyetlerini okuyabilir. Dua âyeti olmayanları, dua niyetiyle veya başka niyetle de olsa okuyamaz. (Redd-ül-muhtar)

Hayzı kesilen kadın
Sual: Hayzlı bir kadının, kuşluk vaktinde hayzı kesilse, imsak vaktinden sonra da orucu bozacak bir şey yapmamışsa, bir şey yiyip içmemişse, o anda niyet edip herhangi bir oruç tutabilir mi?
CEVAP
Hayır, tutamaz. Hayzlı olmak, oruçlu olmaya, oruca başlamaya manidir. İmsak vaktinden önce hayzı kesilseydi niyet edebilirdi.

Hayz ve Nifaslıya serbest olanlar


Yasak edilenlerin dışında her şey yapabilir. Mesela şunları yapar:
1- Hayzlı kadın, Besmele, salevat-ı şerife, kelime-i tevhid, istigfar ve bütün duaları okuyabilir, tesbih çeker, zikreder. Fâtiha, Rabbenâ âtina.., Rabbenağfirli... ve daha başka dua âyetlerini dua niyetiyle ezberden okuyabilir. Hayzlı iken kabir ziyaretine gidebilir, dua niyetiyle orada Fatiha okur. Her namaz vaktinde abdest alıp, o namazı kılacak kadar zaman oturup zikreder, tesbih çekerse, en iyi kıldığı namazın sevabını kazanır.

2- Cünübe saç ve tırnak kesmek mekruh, ama hayzlıya mekruh değildir. Cünüpken de, hayzlı iken de saç boyatabilir. Hayzlı iken yiyip içilebilir; fakat cünüpken ağzını yıkamadan yiyip içmek mekruhtur ve fakirliğe sebeptir. Oruç için sahura kalkan kimsenin, vakit dar ise, elini ağzını yıkadıktan sonra, yiyip içmesi, daha sonra gusletmesi günah değildir. (Halebi)

3- Kadın cünüp iken hayz görse, cünüplük için gusletmesi iyi olur, hayz bitinceye kadar bekleyip, sonra ikisi için bir gusletmesi de caizdir. Cünübün ağzını yıkamadan yiyip içmesi tenzihen mekruhtur. Çünkü ağzına aldığı su, müstamel olur. Müstamel suyu içmek ise mekruhtur. Hayzlı böyle değildir. Hayz iken gusletmesi emredilmedi. Hayzlı kadın, göğsünü yıkamadan, çocuğunu emzirebilir. Cünüp kadının, yıkamadan emzirmesi mekruhtur. (Hadika)

4- Tilavet secdesini işiten cünüp kimse, temizlendikten sonra tilavet secdesi yapar. Fakat hayzlı ve nifaslı olana temizlendikten sonra da tilavet secdesi gerekmez.

5- İstihaza günlerindeki kadın, idrarını tutamayan, devamlı burnu kanayan veya bir akıntısı olan kadın gibi, özür sahibi olur. Namaz kılması ve oruç tutması lazım olur ve kan gelirken de vaty caiz olur. İstihaza kanı hastalık alametidir. Çok akarsa doktora gitmelidir.

Sual: Abdestsiz iken dua, salevat söylenir mi?
CEVAP
Abdestsiz, dua okumak, istigfar çekmek, salevat-ı şerife getirmekte mahzur yoktur. Boş dururken de, iş yaparken de bunları okumak çok iyi olur. Abdestli olursa daha çok sevap olur. Abdestsiz olursa da, hatta muayyen özürlü iken de mahzuru olmaz.

Sual: Muayyen günlerde Mektubat, İlmihâl okunur mu ve elimizde taşınır mı?
CEVAP
Okunabilir ve ihtiyaç olunca elde taşınır.

Sual: Mübarek gecelerde namaz kılın, gündüz oruç tutun, Kur’an okuyun diyorsunuz. Hayzlı kadınlar bunların hiç birini yapamaz. Bizim ne yapmamızı tavsiye edersiniz?
CEVAP
Hayzlı kadın şunları yapabilir:
1- Sadaka verebilir.
2- Evde biri Kur’an-ı kerim okursa dinleyebilir.
3- Her çeşit zikir ve dua edebilir.
4- Hepsinden daha kıymetlisi de ilim öğrenebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Bir saat ilim öğrenmek gece sabaha kadar ibadet etmekten kıymetlidir. Bir gün ilim öğrenmek, üç ay [nafile] oruç tutmaktan kıymetlidir.) [Ebu Nuaym]

(İlim öğrenmek, namaz, oruç, hac ve cihaddan daha kıymetlidir.) [Deylemi]

(İlim öğrenip de amel etmeyen bile; bin rekat [nafile] namaz kılmasından daha fazla sevap alır. Eğer öğrendiği ilimle amel ederse veya başkasına öğretirse, hem bunun sevabını alır, hem de kıyamete kadar bununla amel edenlerin sevabını alır.) [Hatib]

İlmin bu önemi, ibadetlerin sahih olması içindir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Fıkhı bilmeden ibadet eden, gece karanlıkta bina yapıp, gündüz yıkana benzer.) [Deylemi]

Belki ilmi nereden ve nasıl öğrenebiliriz diye sorabilirsiniz. En uygun ilim, ilmihal okumaktır. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabı ise en uygun ilim kitabıdır.

Sual: Her hafta hatmi tehlil okuyoruz. Hayzlı iken de okuyup hediye edebilir miyiz?
CEVAP
Evet, okuyabilir ve hediye edebilirsiniz.

Hayızlı iken abdest almak
Sual: Hayızlıyken abdest almak veya gusletmek caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir, fakat bu abdestle namaz kılınmaz, Kur’an-ı kerim okunmaz. Hayızlı kadın, her namaz vaktinde abdest alıp, seccadesi üzerinde, o namazı kılacak kadar zaman oturup tesbih okursa, salevat getirirse, dua ederse veya herhangi bir zikir yaparsa, en iyi kılmış olduğu bir namazın sevabını kazanır. (Ey Oğul İlmihali)

Sual: Hayzlı iken kesilen tırnağı ve dökülen saçları guslederken yıkamak gerekir mi?
CEVAP
Hayzlı iken dökülen saçları ve kesilen tırnağı yıkamak gerekmez. Hayzlı iken tırnak kesmek caiz, cünüp iken tırnak kesmek mekruhtur.

Cünübün dua okuması
Sual: Cünüpken veya hayzlıyken, dua âyetlerini dua niyetiyle okumak caiz midir? Âyet-el kürsi’yi ve İhlâs suresini de dua niyetiyle okumak caiz midir?
CEVAP
Rabbena âtina, Rabbenağfirlî gibi dua âyetlerini, dua niyetiyle okumak caizdir. Fatiha suresini de, Besmele ile veya Besmelesiz dua niyetiyle okumak caizdir. Âyet-el kürsi ve İhlâs sûresi dua değildir, bunları cünüp veya hayzlı okuyamaz.

Sual: Kadınların, hayzlıyken kabir veya türbe ziyaret etmelerinde bir mahzur var mıdır?
CEVAP
Hayızlı veya cünübün, kabir ziyaret etmesinde, bir sakınca yoktur. (Hindiyye)

Kabir ziyaretini abdestli yapmak müstehab ise de, hayzlı iken ziyaret etmek de caizdir. Büyük zatların, hele kendi hocasının kabrini hayzlı iken ziyaret etmek, edebe aykırı olur. Ziyarete giderken abdestli olmak, hatta guslederek gitmek çok iyi olur. Kadınlar her gün kabir ziyareti mi yapıyor da, hayzlı iken kabir ziyaretine ihtiyaç duyulsun. Ama bir ihtiyaç olunca, mesela uzaktan gelmişse, temizlenmeden gidecekse hayzlıyken de ziyaret edilir. Sebepsiz hayzlı iken ziyarete gitmemelidir.


-------------------

Guslü (Boy abdesti) Gerektiren Haller

a. Cünüplük: Cinsî münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin vücut dışına çıkması boy abdestini gerektirir.

b. Hayız (âdet hali, âdet görme, adet kanaması, aybaşı hali, regl) ve Nifas (Lohusalık): Hayız ve nifas hali sona erince gusül farz olur.

Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gusletmek gerekir. Fakat İmam Ebu Yusuf'a göre gusül gerekmez.

Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin, şehvet kesildikten sonra dışarıya akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışarıya akıtmakta, misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır. Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.

Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile, buluğ çağına ermiş erkek ve kadının gusletmeleri gerekir. Meninin gelip gelmemesine bakılmaz. Namaza devam için taharette tedbirli olmak lazımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.

Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem taşımaz. Ancak ihtilam olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntının şehvetle geldiği bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebû Yusuf'a göredir, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez. Fakat meni olduğunu biliyor veya şübheye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir. İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.

Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilam olduğunu hatırladığı halde, tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu yaşlığın meni olduğuna kanaati varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaati yoksa ve tenasül organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebeb olur.

Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.

İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse, yıkanması gerekir. Organ uyanık olmayınca; gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık şehvetin bulunmasına delildir.

Bir erkek veya bir kadın rüyada ihtilam olsa da, meni dışarıya çıkmış olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed'e göre, böyle bir kadının ihtiyat olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sıvının yine ona dönmesi ihtimali vardır.

İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek meni guslü gerektirmez. Çünkü bu durumda o meni, yerinden, şehvet olmaksızın ayrılmış bulunur. Yine bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi çıkacak olsa, tekrar gusletmesi gerekmez.

Bir yatakta yatıp uyuyan iki kimse, uyandıkları zaman ihtilam olduklarını hatırlamayarak yatakta meni gibi bir yaşlık görseler veya kurumuş meni görüp de o yatakta kendilerinden önce başka bir kimse yatmış olsa bu durumda meninin kime ait olduğu bilinmese her ikisinin de ihtiyaten yıkanması gerekir.

Şehvet olmayıp da dövülmeden, ağır bir yük kaldırmadan ve yüksek bir yerden düşmeden dolayı meni gelmesiyle gusül gerekmez. (İmam Şafî'ye göre bu hallerde de gusül abdesti gerekir.)

Yerinden şehvetle ayrılan bir meni, bedenin dışına veya dış hükmünde olan yere çıkmadıkça gusül gerekmez.

Bakire bir kızın bekaretini yok etmemek sureti ile evliliğin ilk gecesinde yapılan bir ilişkide meni gelmeyince gusül gerekmez; çünkü bekaret, sünnet yerine kadar duhule engel olmuş demektir.

Cünüplük, hayız veya nefselik (loğusalık) halinde iken, gayrimüslim bir kadın veya gayrimüslim bir erkek ihtida etse, gusletmesi farz olur. Hayız veya nefseliği son bulmuş olsa da, yıkanmamış bulunsa, yine gusül gerekir. Fakat yıkanmış bulunan veya henüz cünüplük, hayız ve nefselik haline düşmemiş olan erkek veya kadın gayrimüslim ihtida etse, yıkanması mendub olur.

-------------------

Gusül Abdesti (Boy Abdesti)

Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, Gusül (boy) abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği gerektiren hal cünüplüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlarının sona ermesidir. Cünüplük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir. Buna "cenabet olmak" ta denir.

Kısaca gusül abdestini nasıl alırız?

1. Gusletmek, yani boy abdesti almak isteyen bir kişi önce besmele çeker ve sol ayağı ile gusül yerine girer.

2. "Niyet ettim Allah rızası için gusül abdesti almaya" diye niyet eder.

3. Elleri bileklere kadar yıkadıktan sonra edep yerlerini sol eliyle temizler.

4. Bundan sonra sağ avucuyla ağzına üç kere su alır ve her defasında ağzını boğazına kadar gargara şeklinde çalkalar. Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder.

5. Sağ avucuyla burnuna, genzine kadar üç defa su çeker, her defasında sol eliyle burnunu temizler. Bundan sonra tıpkı namaz abdesti gibi abdest alır.

6. Abdest aldıktan sonra önce başına, sonra sağ, daha sonra da sol omuza üçer defa su döker ve vücudunu yıkar. Suyu her döküşte elleriyle vücudunu iyice ovuşturur. İğne ucu kadar kuru yer kalmaksızın vücudun her tarafını güzelce yıkar. Gusülde bıyık, saç ve sakal diplerine suyun iyice işlemesi için ovuşturulur. Göbek boşluğu, küpe delikleri dikkat edilerek yıkanır. Böylece gusül abdesti almış olunur.

* Kadınlar ve erkekler aynı şekilde gusül abdesti alır. Kadın, kız için ayrı erkek için ayrı bir boy abdesti alınış şekli yoktur.


Gusül Abdestinin Farzları

1. Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak.

2. Burna su çekip yıkamak.

3. Bütün vücudu ıslanmayan yer kalmayacak şekilde yıkamak.

Gusül Abdestinin Sünnetleri

1. Gusle niyet etmek.

2. Besmele ile başlamak.

3. Bedenin bir tarafında pislik varsa onu önceden güzelce temizlemek.

4. Avret yerini yıkamak

5. Gusülden evvel abdest almak.

6. Bedenine üç defa su dökmek ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.

7. Su dökünmeye baştan başlamak, sonra sağ omzuna, sonra sol omzuna dökmek ilk defa döktüğü zaman bedeni ovmak ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.

8. Ayağının olduğu yere su birikirse, abdest aldığı zaman ayak yıkamasını sonraya bırakmak.

Kaynak:
Büyük İslam İlmihâli, 
Ömer Nasuhi Bilmen
Dinimiz islam

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Cünüp Olan Kimseye Yasak Olan Şeyler Nelerdir?
Yazar: RasitTunca - 10-13-2018, 09:21 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok


CÜNÜP OLAN KİMSEYE YASAK OLAN ŞEYLER NELERDİR?

Cünüp olan kadın ve erkeğe veyahut hayız ve nifas hâlindeki kadınlara yapmaları haram olan dini vazifeler şunlardır:

l— Namaz kılmak.
Cünüp olan kimse, oruç tutmakla beraber, hayız ve nifas hâlindeki kadın, oruç da tutamaz.

2 — Kur'an okumak.
Ezberden veya Mushaf'a bakarak bir âyet dahi olsa Kur'an okumak (tilâvet) haramdır: Ancak Kur'an'daki dua ve sena âyetlerini tilâvet kasdı olmaksızın dua ve sena niyyetiyle ezberden okumak caiz görülmüştür. Meselâ, cünüp bir kimsenin dua ve sena âyetlerini ihtiva eden Fatiha sûresini tilâvet kasdıyla okuması haramdır. Dua ve sena niyyetiyle okuması ise caiz olur.
* Kelime-i şehadet getirmek, teşbih ve tekbir kelimelerini söylemek de caizdir.

3— Kur'an okumak caiz olmadığı gibi Kur'an-ı Kerîm'e el sürmek de caiz değildir. İsterse el sürülen bir âyet olsun, isterse yarım âyet. Ancak Kur'ân-ı Kerîm bir mahfaza içinde olduğu takdirde el sürmek caiz olur.

4 — Kâbe-i Muazzama'yı tavaf etmek.

5 — Zaruret olmaksızın câmi-i şerifin içine girmek veya camiin içinden geçmek.

CÜNÜPLÜK NEDİR?

    Fıkıh dilinde cünüplük (cenâbet), cinsî münasebet veya şehvetle meninin gelmesi (inzal) sebepleriyle meydana gelen ve belirli ibadetlerin yapılmasına engel olan hükmî kirlilik halinin adıdır.

    Gusül Abdesti Nasıl Alınır?

Meni gelsin veya gelmesin cinsî münasebet sonunda kadın da erkek de cünüp olur. Cünüplüğe yol açan cinsî münasebetin ölçüsü ve başlangıç sınırı, erkeklik organının sünnet kısmının girmiş olmasıdır. Erkek veya kadından şehvetle (cinsî zevk vererek) meninin gelmesi cünüplüğün ikinci sebebidir. Meninin uyku halinde veya uyanıkken, iradî ya da gayri iradî gelmesi sonucu değiştirmez. Şâfiîler hariç fakihlerin çoğunluğu, cünüplük için meninin şehvetle gelmesini şart gördüklerinden, ağır kaldırma, düşme, hastalık gibi sebeplerle meninin gelmesini cünüplük sebebi saymazlar.

Uyandığında ihtilâm olduğunu hatırlamamakla birlikte elbisesinde meni bulaşığı gören kimsenin gusletmesi gerekir. Buna karşılık ihtilâm olduğunu hatırladığı halde elbisesinde böyle bir iz görmeyen kimsenin ise gusletmesi gerekmez.

Cünüp olan kimsenin farz veya nâfile herhangi bir namaz kılması, tilâvet secdesi yapması, Kâbe’yi tavaf etmesi, Mushaf’ı eline alması, camiye girmesi ve orada bulunması câiz görülmez. Bu kimseler dua ve zikir maksadıyla besmele çekip Fâtiha, İhlâs, Âyetü’l-kürsî gibi sûre ve âyetleri okuyabilirler. Cünüp kimsenin bu halini herhangi bir farz namazın ifası vaktine kadar geciktirmesi ve bu arada yeme içme de dahil beşerî ve sosyal faaliyetlerini sürdürmesi fıkhen câiz ise de bir an önce cünüplükten kurtulması, bunun için de ilk fırsatta boy abdesti alması, değilse cinsel organını, el ve ağzını yıkaması tavsiye edilmiştir.


CENÂBET

Boy abdesti (gusül) almayı gerektiren durum; büyük abdestsizlik hâli; bu durumda olup da henüz gusletmemiş olan kimse.
Cenâbet olan, yani cinsî münasebette bulunmuş yahut rüyada ihtilâm olmuş veya birine bakmakla ya da dokunmakla kendisinden şehvetle inzal vaki olmuş kimseye cünüp bu durumuna da cenâbet denir.
Cinsî münasebetle meni gelmese de kişi cünüp sayılır. Bunun için sünnet mahallinin kadının cinsel organında kaybolması gerekir. Übey b. Ka'b'tan rivayete göre, Rasûlullah (s.a.s.), İslâm'ın ilk yıllarında elbisenin azlığından dolayı, inzalsiz cima hâlinde yıkanmamayı bir ruhsat kıldı. Daha sonra ise guslü emretti: Ruhsatı kaldırdı. Ebû Dâvud şöyle der: "Übey bununla sudan dolayı suyu kasdetmiştir. Bu da meninin gelmesinden dolayı guslün gerektiğini ifade etmektedir." (Ebû Dâvud, Tahare, 381; İbn Mâce, Tahare, 111; Ahmed b. Hanbel, V, 115-116) Bu hadisten anladığımıza göre inzalsiz cima'ın hükmü cünüplüktür ve guslü gerektirir.
Bu durumda olan kişi için Hanefiler: "Meni gelse de gelmese de bu durumda kişi cünüptür. Yani kadın ve erkek her ikisi de cünüp olur" demişlerdir.
Ölü veya diri bir hayvanın dübürüne haşefenin (cinsel organın ucu) girmesi ise, guslü icap ettirmez ve kişi cünüp olmaz. Fakat bu durumda meni gelirse cünüplük vaki olur. Bu tür yönelişler her devirde görülebildiği ve cinsel bir sapma olduğu için İslâm' da yasaktır ve cezası vardır.
Şâfiîler, inzalsiz cima'ın hükmü konusunda Hanefilerle aynı görüşü paylaşıyorlar. Bu konuda İmam Şâfiî (rh.a.) şöyle demiştir: "Arap dili, cenabet kelimesinin cinsî münasebet manasına gelmesini gerektirir, isterse meni çıkmasın. Çünkü birisine filanca falan kadından cünüp oldu deseler, meni inmese bile hemen o kadınla cinsî münasebette bulunduğunu anlar. Böylece, sadece içeriye girmenin guslü icap ettirmesi konusunda kitap ile sünnet birbirini desteklemiş oluyor." (İbn Hacer el-Askalanî, Buluğü'l Meram, Trc. ve Şerh A. Davudoğlu, I, 145-146).
Şâfiîler, Hanefîlerden farklı olarak
"Kişi baliğ olmasa bile cünüp olur" demişlerdir. (Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı, I, 94-95).
İslâm alimlerinin çoğunluğunun bu konuda ittifak etmelerine sebep teşkil eden bir hadis-i şerifte de Allah Rasûlü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Erkek, kadının dört dalı (kolları ve bacakları) arasına oturur, (erkek) sünnet mahallini (kadının) sünnet mahalline bitiştirirse, (inzal vuku bulsun bulmasın) guslü gerektirir." (Buharî, Gusl, 28; Müslim, Hayz 28; Ebû Dâvud, Terceme ve Şerhi, 1, 384).
Erkek veya kadından ihtilâm, oynaşma, bakma, düşünme veya benzeri sebeplerle meninin gelmesiyle kişi cünüp olur.
Bir kimse uykuda iken rüya görme yoluyla boşalırsa cünüp sayılır. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan kişi uyandığında, elbiselerinde veya yatağında herhangi bir ıslaklık ile karsılaşmazsa, Hz. Peygamber (s.as.)'in şu emirlerine göre hareket eder: "Rasulullah (s.a.s.)'a ihtilâm olduğunu hatırlamadığı halde (çamaşırında) ıslaklık bulan adam(ın) durumu soruldu. Efendimiz, Gusletsin buyurdular. İhtilâm olduğunu gören, fakat ıslaklık görmeyen kişinin durumu sorulduğunda, Gusûl gerekmez buyurdular. Ümmü Süleym, (ihtilâm olan kadın için; Bunu gören kadına da gusül icap eder mi? diye sordu. Rasûlullah Evet, çünkü kadınlar erkeklerin benzeridirler şeklinde cevap verdi." (Ebû Davud Terceme ve Şerhi, Tahare, I, 423; Tirmizî, Tahâre 82).

Sarhoş ve baygın kimseler de aynı durumdadır.
Cünüp olan kimse idrarını yapmadan veya çokça yürümeden yıkanıp da bilâhare kendisinden nutfenin geri kalanı çıkacak olsa tekrar yıkanması gerekir.
Kadınlarda meninin dışarıya çıkması çok az vaki olduğu için, rüyada ihtilam olan bir kadın ihtiyaten yıkanmalıdır. Kişi karısı ile oynaşır veya bakar yahut da cinsî tahrike sürükleyen şey hakkında düşünür de bu yünden cinsel organından lezzet duymak şartıyla meni gelirse cünüp olur.
Oynaşma veya öpüşme anında erkekten de kadından da mezi gelebilir. Mezi, beyaza çalan yapışkan bir sıvıdır. Mezinin gelmesi cünüplüğü gerektirmez, fakat meni ile meziyi iyi ayırdetmek lâzımdır. Bu konuda Ali (r.a.)
"Ben, mezisi çok gelen biriydim. (Meniye kıyas ederek) yıkanmaya başladım. Öyle ki, sırtım çatladı. Bunun üzerine durumu Rasûlullah (s.a.s.)'a anlattım -veya anlatıldı- Rasûlullah: Böyle yapma. Meziyi gördüğünde tenasül organını yıka ve namaz için abdest aldığın gibi abdest al. Meni çıktığında ise guslet buyurdu." (Ebû Dâvud Terceme ve Şerhi, I, 371; Nesâî, Tehare, 179)
Hanefî ve Mâlikîlere göre meni pistir. Şâfiî ve Hanbelilere göre ise temizdir.
Elle tatmin yolu (mastürbasyon) da cünüplüğü gerektiren fiillerdendir. Mastürbasyon için açık bir nâs, emir veya yasak yoktur, fakat zina tehlikesini önlemek için bu yola başvurulabilir.
Yüksek bir yerden atlamak veya idrardan sonra yahut kişinin beline vurulması sonucu meninin gelmesi kişiyi cünüp etmez. Abdest almak yeterlidir. (Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı, I, 94).
Cenâb-ı Allah, cünüp olan kişinin cünüplükten kurtulması için "...eğer cünüp olursanız, yıkanıp temizlenin... Yahut da kadınlara dokunmuşsanız, su bulamazsanız o vakit tertemiz toprakla teyemmüm edin. " (el-Maide, 5/6) buyurarak yol göstermiştir. Yüce Allah, cünüp olan kişinin suyla gusletmesi gerektiğini, eğer su bulamazsa, yahut yıkanması hâlinde hastalıktan korkarsa, teyemmüm ederek bu durumdan kurtulması gerektiğini bildiriyor. (Geniş bilgi için bk. Gusl ve Teyemmüm.)
Cünüp olan kişi ikinci defa cinsi temasta bulunmak isterse, gusletmeden kadına yaklaşabilir. Nitekim, Rasûlullah da böyle yapmıştır. Enes b. Malik (r.a'den rivayet edilmiştir: "Rasûlullah bir gün (bütün) hanımlarıyla (cinsî) temasta bulundu ve en sonunda bir kere gusül abdesti aldı" (Buhârî, Nikâh,102; Nesâî, Tahare 169; İbn Mâce, Tahare, 102). İki temas arasında gusletmek sadece müstehaptır. Bir kimse cünüp olduğu halde uyumak istiyorsa, Rasûlullah'ın Hz. Ömer'e "Abdest al, zekerini yıka, sonra uyu" (Buharî, Gusl, 3, 27) buyurduğu gibi, abdest alıp cinsel organını da yıkayarak uyuyabilir.
Cünüp iken yemek yeme, su içmek, yatmak ve Allah'a zikretme gibi eylemlerde bulunmak caizdir. Hz. Âişe (r.an), "Rasûlullah (s.a.s.) cünüp olarak yatmak istediği zaman namaz abdesti gibi bir abdest alırdı." demektedir. (İbn Mâce, Tahare, 99).
Ebû Hüreyre'den rivayet olunduğuna göre, cünüp iken, Rasûlullah (s.a.s.) ona rastlamış. Ebu Hüreyre gizlice oradan sıvışıp gitmiş. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.) onu araştırmış. Geldiği zaman ona neredeydin ey Ebu Hüreyre! diye sormuş; kendisi de, " Ya Rasûlallah, ben cünüp iken bana rastladınız. Gusletmedikçe huzurunuzda oturmayı uygun görmedim diye cevap vermiş. Hz. Peygamber (s.a.s.) "Mümin necis olmaz" buyurmuştur." (Buharî, Gusl, 23; İbn Mâce, Tahare, 80).


Rasûlullah (s.a.s.), cünüplükten yıkanmak istediği zaman ilk önce namaz abdesti gibi bir abdest alır, bilâhare yıkanırmış. Nitekim Hz. Âişe (r.a.), Peygamberimizin boy abdesti alışını şöyle anlatıyor:
"Peygamber (s.a.s.) cenabetten yıkanmak istediği zaman, ellerini yıkamayla başlardı. Sonra namaz için abdest alır gibi bir abdest alırdı. Sonra ellerini suya sokup, saç diplerini oğuştururdu, bilâhare avuçları ile üç defa başına su dökerdi. En sonunda suyu tüm vücuduna dökerdi." (Buharî, Gusül, 1)
Cünüplükte fazla beklememek ve ilk namaz vaktinden önce gusül abdesti almak gerekmektedir. Bir namaz vaktini hiçbir özür yokken cünüp geçiren kimse sorumlu duruma düşer.
Ali (r.a.), Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "İçinde resim, köpek ve cünüp bulunan eve melekler girmez. " (Ebû Dâvud Libas,129; Nesâî, Tahare,167) Hadisten de anlaşıldığına göre guslü geciktirerek cünüp kalmaya devam etmek ve namaz vaktini geciktirmek tehlikelidir. Hadiste kastedilen cünüplük, namaz vaktini geçirmeye sebep olan cünüplüktür. Rasûlullah cünüp olarak bazen uyur ve sabah namazı vakti girmeden uyanıp gusledermiş. Ramazan gecelerinde kişi imsaka kadar cünüp olduğu halde uyuyabilir ve imsaktan önce gusledip oruca başlayabilir.
Cünüplük insanı yaşanan faal hayatın dışında tutar. Cünüp dolaşmak bir mümini rahatsız eder. Çünkü nafile namaz bile kılmak istese bunu yapamaz. Oruç tutamaz.
Cünüp olana haram olan şeyler: 1. Namaz kılamaz. Allah (c.c.), cünüp olan kişinin temizleninceye kadar namaza yaklaşmasını, yasaklamıştır:
"Ey iman edenler... Cünüp iken de gusledinceye kadar namaza durmayın. " (en-Nisa, 4/43).
2. Oruç tutamaz. Eğer uykuda ihtilâm olunup da sabahleyin bunun farkına varılırsa hemen gusledilip oruca devam edilmelidir. Fakat cünüp olarak oruç tutulamaz.
3. Cünüp olan kişi Kur'an okuyamaz. Cumhûr'a göre cünüp olan kişinin Kur'an okuması haramdır. Hz. Ali, "Cünüplükten başka hiçbir şey O'nu (Rasülullah'ı) Kur'an okumaktan alıkoyamazdı." (Ebu Dâvud Terceme Şerhi, I, 405; Nesâî, Tahare, 170) demiştir.
4. Kur'an'a el süremez, kendisine Kur'an okunmaz. "Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur'an'dır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. " (el- Vâkıa, 56/77-79).
5. Kâbe'yi tavaf edemez.
6. Mescide giremez. Camide iken ihtilâm olan kişi, hemen mescidi terketmelidir. Kapıların kapalı olması halinde zarurete binaen caizdir. Rasûlullah, "Şu evlerin (kapılarını) çeviriniz. Çünkü ben mescidi hayız ve cünüplere helâl görmüyorum" buyurdular. (İbn Mâce Tahare, 126).
7. Namaz kıldıramaz. Cünüp olduğu halde unutarak cemaate namaz kıldıran kişi, hatırlar hatırlamaz namazı terk etmeli ve guslederek namazına devam etmelidir.

-------------------

Guslü (Boy abdesti) Gerektiren Haller

a. Cünüplük: Cinsî münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin vücut dışına çıkması boy abdestini gerektirir.

b. Hayız (âdet hali, âdet görme, adet kanaması, aybaşı hali, regl) ve Nifas (Lohusalık): Hayız ve nifas hali sona erince gusül farz olur.

Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gusletmek gerekir. Fakat İmam Ebu Yusuf'a göre gusül gerekmez.

Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin, şehvet kesildikten sonra dışarıya akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışarıya akıtmakta, misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır. Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek gerekir.

Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile, buluğ çağına ermiş erkek ve kadının gusletmeleri gerekir. Meninin gelip gelmemesine bakılmaz. Namaza devam için taharette tedbirli olmak lazımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.

Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem taşımaz. Ancak ihtilam olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntının şehvetle geldiği bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebû Yusuf'a göredir, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez. Fakat meni olduğunu biliyor veya şübheye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir. İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.

Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilam olduğunu hatırladığı halde, tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu yaşlığın meni olduğuna kanaati varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaati yoksa ve tenasül organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebeb olur.

Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.

İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse, yıkanması gerekir. Organ uyanık olmayınca; gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık şehvetin bulunmasına delildir.

Bir erkek veya bir kadın rüyada ihtilam olsa da, meni dışarıya çıkmış olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed'e göre, böyle bir kadının ihtiyat olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sıvının yine ona dönmesi ihtimali vardır.

İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek meni guslü gerektirmez. Çünkü bu durumda o meni, yerinden, şehvet olmaksızın ayrılmış bulunur. Yine bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi çıkacak olsa, tekrar gusletmesi gerekmez.

Bir yatakta yatıp uyuyan iki kimse, uyandıkları zaman ihtilam olduklarını hatırlamayarak yatakta meni gibi bir yaşlık görseler veya kurumuş meni görüp de o yatakta kendilerinden önce başka bir kimse yatmış olsa bu durumda meninin kime ait olduğu bilinmese her ikisinin de ihtiyaten yıkanması gerekir.

Şehvet olmayıp da dövülmeden, ağır bir yük kaldırmadan ve yüksek bir yerden düşmeden dolayı meni gelmesiyle gusül gerekmez. (İmam Şafî'ye göre bu hallerde de gusül abdesti gerekir.)

Yerinden şehvetle ayrılan bir meni, bedenin dışına veya dış hükmünde olan yere çıkmadıkça gusül gerekmez.

Bakire bir kızın bekaretini yok etmemek sureti ile evliliğin ilk gecesinde yapılan bir ilişkide meni gelmeyince gusül gerekmez; çünkü bekaret, sünnet yerine kadar duhule engel olmuş demektir.

Cünüplük, hayız veya nefselik (loğusalık) halinde iken, gayrimüslim bir kadın veya gayrimüslim bir erkek ihtida etse, gusletmesi farz olur. Hayız veya nefseliği son bulmuş olsa da, yıkanmamış bulunsa, yine gusül gerekir. Fakat yıkanmış bulunan veya henüz cünüplük, hayız ve nefselik haline düşmemiş olan erkek veya kadın gayrimüslim ihtida etse, yıkanması mendub olur.

-------------------

Gusül Abdesti (Boy Abdesti)

Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, Gusül (boy) abdesti alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği gerektiren hal cünüplüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlarının sona ermesidir. Cünüplük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir. Buna "cenabet olmak" ta denir.

Kısaca gusül abdestini nasıl alırız?

1. Gusletmek, yani boy abdesti almak isteyen bir kişi önce besmele çeker ve sol ayağı ile gusül yerine girer.

2. "Niyet ettim Allah rızası için gusül abdesti almaya" diye niyet eder.

3. Elleri bileklere kadar yıkadıktan sonra edep yerlerini sol eliyle temizler.

4. Bundan sonra sağ avucuyla ağzına üç kere su alır ve her defasında ağzını boğazına kadar gargara şeklinde çalkalar. Oruçlu ise boğazına su kaçmamasına dikkat eder.

5. Sağ avucuyla burnuna, genzine kadar üç defa su çeker, her defasında sol eliyle burnunu temizler. Bundan sonra tıpkı namaz abdesti gibi abdest alır.

6. Abdest aldıktan sonra önce başına, sonra sağ, daha sonra da sol omuza üçer defa su döker ve vücudunu yıkar. Suyu her döküşte elleriyle vücudunu iyice ovuşturur. İğne ucu kadar kuru yer kalmaksızın vücudun her tarafını güzelce yıkar. Gusülde bıyık, saç ve sakal diplerine suyun iyice işlemesi için ovuşturulur. Göbek boşluğu, küpe delikleri dikkat edilerek yıkanır. Böylece gusül abdesti almış olunur.

* Kadınlar ve erkekler aynı şekilde gusül abdesti alır. Kadın, kız için ayrı erkek için ayrı bir boy abdesti alınış şekli yoktur.


Gusül Abdestinin Farzları

1. Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak.

2. Burna su çekip yıkamak.

3. Bütün vücudu ıslanmayan yer kalmayacak şekilde yıkamak.

Gusül Abdestinin Sünnetleri

1. Gusle niyet etmek.

2. Besmele ile başlamak.

3. Bedenin bir tarafında pislik varsa onu önceden güzelce temizlemek.

4. Avret yerini yıkamak

5. Gusülden evvel abdest almak.

6. Bedenine üç defa su dökmek ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.

7. Su dökünmeye baştan başlamak, sonra sağ omzuna, sonra sol omzuna dökmek ilk defa döktüğü zaman bedeni ovmak ve suyu bedenin her tarafına ulaştırmak.

8. Ayağının olduğu yere su birikirse, abdest aldığı zaman ayak yıkamasını sonraya bırakmak.

Kaynak:
Büyük İslam İlmihâli, Türkiye Cumhuriyetinin beşinci Diyanet İşleri Başkanı, Ömer Nasuhi Bilmen

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Abdestsiz Olarak Yapılması Yasak Olan Ameller
Yazar: RasitTunca - 10-13-2018, 09:20 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok



Abdestsiz Olarak Yapılması Yasak Olan Ameller


1.Namaz kılmak.
2.Kur’ân-ı Kerîm’e el sürmek.
3.Kur’ân-ı Kerîm’e bakarak yüzünden okunması.
4.Tilâvet secdesi veya secde yapmak.
5.Cenaze namazı kılmak.
6.Kâbe’yi tavaf etmek.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Abdest Hakkında Bilmedikleriniz
Yazar: RasitTunca - 10-13-2018, 09:19 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok



ABDEST - Abdest Hakkında Bilmedikleriniz

Islâm’da bazı ibâdetlerin yerine getirilmesi için yapılan ve bizzat kendisi ibâdet olan temizlenmeye Abdest denir. Abdest kelimesi Farsça’da su anlamına gelen “âb” ile el anlamına gelen “dest” kelimelerinden oluşmuş birleşik bir isimdir. Arapça karşılığı olan “vudû” kelimesi Hadislerde kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerim’de ise temizlik anlamında “tahâret” ve “zekâ” kelimeleri geçmektedir. Vudû’ kelimesi güzellik ve temizlik anlamına gelmektedir. Dolayısıyla ibâdete başlanmadan önce insanın iç dünyasını güzelleştirmesi ve dışını da iyice temizlemesi gerekir.
Islâm’da abdestin farziyetine “Ey iman edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinizle birlikte ellerinizi yıkayın. Başınıza meshedin. Her iki topuğunuzla birlikte ayaklarınızı da (yıkayın)…” (el-Mâide, 5/6), âyeti delâlet etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in abdest almadan hiç bir iş yapmadığını görüyoruz (Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili, II, 1583). Ancak abdest her amel ve ibâdet için değil başta namaz olmak üzere bazı ibâdetler için farz kılınmıştır. Fakat müslümanın sürekli abdestli bulunması sünnettir.


Abdest her şeyden önce her türlü pislik ve kirlilikten kurtulmak, yani maddî ve manevî bütün pislik ve mikroplardan uzak kalmak için İslam’ın emrettiği önemli bir ibâdettir. Mikrobun en kolay ürediği yer ağızdır. Ağızdan başlayarak el, yüz ve ayakların günde beş defa temizlenmesi İslam’ın temizliğe verdiği önemi gösterir. Böylelikle Islâm yüzyıllar önce temizliğin üzerinde durup insanoğlunu maddî-manevî her türlü pislik ve mikroptan korumayı hedeflemiştir. Bunun yanında abdest alan bir insan, kendini manen temiz ve rahat hisseder ve bu güzel his ve temiz duyguyla Allah’a ibâdete durur. Bu da ruhun temizliğini sağlamaktadır. Insanın yaratılış gayesi olan Allah’a kulluk böyle bir temizleme ameliyesi ile başlayınca insanoğluna vereceği zevk ve rahatlığın değeri sonsuzdur.
Insan abdestle bedenen ve mânen temizlendikten sonra Allah’ın huzuruna çıkar. Böyle bir temizlenme ile günlük bütün yorgunlukları ve yükleri geride bırakır.
Abdest almakla, dünyevî ve uhrevî birçok fazilet ve güzellikler elde edilir. Hz. Peygamber (s.a.s.) abdestle ilgili olarak şöyle buyururlar:
“Bir müslüman abdest alıp yüzünü yıkadığında, yüzündeki âzaların işlediği bütün günahları; el ve ayaklarını yıkadığında el ve ayaklarıyla işlediği bütün hata ve günahları, su damlalarıyla beraber akıp gider ve kendisi de tertemiz olur. Hatta kirpik ve tırnak diplerindeki günahlarından eser kalmaz. Âdâp ve erkânına uymak suretiyle abdest alıp kıbleye dönerek: “Eşhedü en lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerike leh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlühü” diyen bu kul için cennetin kapıları açılmıştır; o, cennet kapılarının dilediğinden içeri girer.”(Müslim, Tahare, 32, 33; Tirmizî, Tahâre, 2).

ABDEST NASIL ALINIR?

Farz, sünnet ve edeplerini yukarıdaki maddelerde verdiğimiz abdesti tertip ve usûlüne göre ancak şöylece alabiliriz:
Abdeste başlarken şu dua yapılmalıdır:
“Bismillâhilazîm ve’l hamdülillâhi alâ dini’l Islâm” .
“Yüce Allah’ın ismini anarak başlarım. Beni Islâm dini ve akidesi üzere yarattığı için hamd ederim.”
Abdest almaya niyetlendikten sonra, eûzü besmele çekilerek eller bileklere kadar yıkanır. Parmakta yüzük varsa, kımıldatılır. Altına suyun geçmesi sağlanır.
Uzuvların yıkanması sırasında bizden öncekilerden nakledilen şu duaları okumak abdestin edeplerindendir.
A- Mazmaza=Ağıza su verme sırasında: “Allâhümme einnî alâ tilâveti’l Kur’ân ve zikrike ve şükrike ve hüsn-i ibâdetike.”
“Allah’ım, Kur’ân-ı Kerimi okumada, seni zikretme, sana şükretme ve sana güzel şekilde kulluk etmede yardımını istirham ederim.”
B- Istinşak = Buruna su verme sırasında: “Allâhümme, erihnî râyihate’l Cenneti verzuknî min neîmihâ.”
“Allah’ım, bana Cennetin kokusunu koklat. Cennet nimetlerinden beni rızıklandır.”
C- Yüzü Yıkama Sırasında
“Allâhümme, beyyid vechî binûrike yevme tebyaddu vücûhun ve tesveddü vücûh.”
“Allah’ım, bir kısım yüzlerin ağarıp nurlandığı, bir kısım yüzlerin ise karardığı gün, benim yüzümü nurlandır, ağart.”
D- Sağl Eli Yıkama Sırasında
“Allâhümme, a’tınî kitâbî biyemînî ve hâsibnî hisâben yesîrâ.”
“Allah’ım, kitabımı -amel defterimi- sağl elime ver ve hesabımı kolaylaştır.”
E- Sol Eli Dirseklere Kadar Yıkama Sırasında
“Allâhümme, lâ tu’tinî kitâbî bisimâlî velâ min verâi zahfi.”
“Allah’ım, kitabımı -amel defterimi- sol elimden ve arkamdan verme.”
Sonra sıra başı meshetmeye gelir.
Kaplama mesh için, eller ıslatılır, küçük parmakla üç parmak uc uca getirilir. Önden başlayarak başın üstü sıvazlanıp arka ve yan taraflarda böylece meshedilir.
F- Kulakları Yıkarken
“Allâhümmec’alnî minellezîne yestemîune’l-kavle feyettebiûne ahseneh.”
“Allah’ım, beni hak sözü dinleyenlerden ve onun en güzeline uyanlardan eyle.” denilir ve kulaklar yıkanır.
G- Boyuna Mesh Etme Sırasında
“Allâhümme a’tik unuki (veya rakabeti) mine’n-nâri.”
“Allah’ım, boynumu Cehennem ateşinden azad buyur.”
H- Ayakları Yıkama Sırasında
“Allâhümme, sebbit kademeyye ales’sırâtı yevme tezûlü Fhi’l-akdâm.”
“Allah’ım, Sırat köprüsünde ayakların kaydığı günde ayaklarımı kaydırma, sabit eyle…”
Abdest alıp bittikten sonra Rasûlullah (s.a.s.)’e salavât getirilmeli ve şu dua okunmalıdır:
“Allâhümmec’alnî minettevvâbîne vec’alnî mine’l-mütetahhirîn.”
“Allah’ım, beni, tevbe eden ve günahlarından temizlenen kullarından eyle. . .”

ABDESTİ BOZAN DURUMLAR

1- Idrar veya dışkı yollarından yani ön ve arkadan herhangi bir şeyin çıkması. Mâide sûresi 6. âyetinde “…sizden birisi abdest bozmaktan geri dönmüşse…” ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’e “Hades nedir?” diye sorulduğunda; “Her iki yoldan çıkandır” cevabını vermeleri, ön ve arka yollardan birinden çıkan idrar, dışkı, yel, vedi, mezi, meni, kurt ve diğer hususların abdesti bozduğunu ifâde eder.
2- Aklın idrak gücünü gideren hususlar; uyumak, bayılmak, delirmek, sarhoş olmak vs.’dir. Ancak oturduğu yerde kıpırdamadan uyuyan kimsenin abdesti bozulmaz. (Müslim, Vudû’, 2; Ahmed b. Hanbel, 1, 256).
3- Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin veya sarı su çıkması ve etrafına yayılması. Ağızdan akan kana bakılır, şâyet bu kan tükrük kadar veya tükrükten fazla ise abdesti bozulur.
4- Ağız doluşu kusmak. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) “Kusuntu abdesti bozar” (Tirmizî, Tahâre, 64) buyurmaktadır. Kusma ağız doluşu değilse abdest bozulmaz.
5- Cinsî münasebette bulunmak.
6- Tam olarak cinsî ilişki olmasa bile kadın ve erkeğin çıplak veya ince bir elbise ile vücutlarının veya tenâsül uzuvlarının birbirine değmesi.
7- Teyemmüm yapan kimsenin su bulması .
8- Namazda sesli olarak gülmek. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Sizden biriniz namazdayken kahkaha ile gülerse abdesti ve namazı birlikte iade etsin. ” Kahkaha namazın dışında olursa abdesti bozmaz.
Bir kimse abdest alırken bazı organlarını yıkayıp yıkamadığı konusunda endişe ederse, şayet bu ilk defa karşılaştığı bir şüphe ise o organını yeniden yıkar, yok eğer sürekli şüpheye düşüp duruyorsa bu şüpheşinin önemi yoktur. Abdestini tam almış sayılır. Abdestinin bozulup bozulmadığını tam hatırlayamayan kişi kesin olarak abdest aldığını hatırlıyorsa abdestli demektir. Çünkü kesin olarak bilinen bir husus şüphelerle yok olmaz.
Ayrıca namaz haricinde abdestinden şüpheye düşenin abdest almasının takvaya daha yakın olduğu; fakat namaz içinde bulunan kimsenin ise abdestinden şüpheye düşmesi hâlinde namazını bozup abdest alması gerekmediği âlimler tarafından ifâde edilmiştir.

ABDESTİ BOZMAYAN DURUMLAR

1- Kişinin ön veya arka yollarından başka vücudunun herhangi bir yerinden kan çıkıp, bir damla halinde kalması.
2- Kabuk bağlamış bir yaranın kan çıkmadan kabuğunun düşmesi.
3- Yaradan, burundan yahut kulaktan bir vücud kurdunun düşmesi.
4- Tenâsül uzvuna (cinsî organına) el sürmek.
5- Kadın vücudunun herhangi bir yerine dokunmak.
6- Ağız doluşu olmayan kusuntu.
7- Ağızdan çıkan balgam.
8- Oturduğu yerde veya namazda uyumak .
9- Ağlamak.
ABDESTİN ÇEŞİTLERİ

1-Farz Olan Abdest
Namaz kılmak, Kur’ân-ı Kerim’e el sürmek ve tilâvet secdesi yapmak için abdest almak farzdır. Cünüp veya abdestsiz olan kimsenin Kur’ân-ı Kerim’i eline almasının helâl olamayacağı hususunda Islâm bilginleri arasında ittifak vardır.
2-Vâcip Olan Abdest
Kâbe-i Muazzama’yı tavaf* etmek için abdest almak vaciptir. Bir kimsenin Kâbe’yi abdestsiz tavaf etmesi vacibi terk ettiğinden dolayı sorumlu olmakla beraber yaptığı bu tavaf câiz ve geçerlidir. Ancak bu hususta Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır:
“Tavaf, namaz gibidir. Fakat tavaf sırasında konuşmak câizdir. Tavafta konuşan kimse hayırlı söz söylesin.” (Tirmîzî, Hacc, 112; Nesâî, Menasik, 126) .
Farz olan tavaf abdestsiz olarak yapıldığı takdirde bir küçükbaş hayvan kurban etmek gerekir. Cünüb olan kimsenin ise böyle bir farz tavafı yapması hâlinde bir büyükbaş hayvan kurban etmesi lâzımdır. Ancak bu farz tavaf, abdest alınarak yeniden yapılırsa böyle bir kurbana gerek kalmaz. Fakat farz günler dışında tekrar yapılması hâlinde geciktirilmiş olduğundan dolayı kurban kesmek gerekmektedir .
Yapılması vacipolan vedâ tavafını abdestsiz olarak yapan kimse bir miktar sadaka vermelidir. Fakat vacip olan tavafı cünüb olarak yapanın bir küçükbaş hayvan kurban etmesi lâzımdır.
3-Mendup Olan Abdest
Uykudan önce veya uykudan kalktıktan sonra, cenâze yıkamak, cenâze taşımak, cenâzeyi yıkadıktan sonra, cinsel temastan önce, ezberden Kur’ân okumak, hadîs okumak, Cenâb-ı Allah’ı ta’zim veya tesbih etmek için veya kızgınlık sırasında kızgınlığını gidermek gayesiyle abdest almak ve sürekli abdestli olmak niyetiyle abdest almak menduptur.

ABDESTİN EDEPLERİ (ÂDÂBI)

Edeb; nezâket, zarâfet, insanlara sözle ve davranışla yardımda bulunmak, gönüllerini okşamak demektir. Abdestin edepleri ise yapılması halinde sahibine sevap kazandıran hususlardır. Yapılmamaları halinde ise kişiye günah yazılmaz. Abdestin edepleri şunlardır:
1- Abdest alırken başkasından yardım istememek.
2- Abdest alırken suyun sıçramaması için dikkatli davranmak.
3- Kıbleye doğru yönelmek.
4- Gereksiz yere konuşmamak.
5- Niyet ederken dil ile niyet etmek.
6- Her uzvu iyice ovmak.
7- Abdest dualarını okumak.
8- Kullanılmış bir su ile abdest almamaya dikkat etmek.
9- Her uzvu yıkarken niyeti korumakla birlikte “Bismillâh” demek.
10- Kulağını meshederken serçe parmaklarının uçlarıyla kulak deliklerini meshetmek.
11- Burna ve ağıza suyu alırken sağl eli kullanmak.
12- Sol el ile sümkürmek.
13- Özür sahibi olmayan kimsenin namaz vaktinden önce abdest alması.
14- Abdest bittikten sonra kıbleye karşı ayakta kelime-i şehâdet getirmek ve dua yapmak, biraz su içmek.
15- Durgun veya akarak yer değiştiren sular ile birikinti hâlindeki sulara ve Kıble’ye karşı abdest bozulmaz.
Abdest Namazı
Abdest namazı abdest aldıktan sonra abdest âzaları henüz yaş iken iki rek’at nafile namaz kılmaktan ibarettir.


ABDESTİN FARZLARI

1-Yüzü Yıkamak
Yüzün bir defa yıkanması farzdır. Yüzün sınırları, saçın bittiği yerden sakal veya çene altına, kulakların köklerine kadar olan bölümdür. Gözlerin içine suyun ulaştırılması gerekmez. Ancak abdest alırken gözler sıkılmaz, tamamen açık bırakılmaz. Normal bir şekilde yüz yıkanır. Dudaklar yumulduğu zaman, dışarda kalan kısımlar yüzün sınırlarıdır. Sakal, bıyık ve kaşın altına suyu ulaştırmak gereklidır.
2-Kolları Yıkamak
Parmak uçlarından kol dirseklerine kadar -dirsekler de dahil- olan kısmı bir defa yıkamak farzdır. Eğer iğne ucu kadar kuru bir yer kalırsa veya tırnağının altına suyu geçirmeyecek (hamur, boya, çamur vb.) bir madde bulunursa, abdest alınmış sayılmaz. Ancak boyacıların tırnaklarındaki boyalardan kaçınmanın mümkün olmamasından dolayı bunlar abdeste zarar vermez. Tırnaklar parmak uçlarından dışarı taşacak kadar uzamış olursa o fazlalığı da yıkamak gerekir. Bir kimse abdest aldıktan sonra bu uzamış tırnağı keserse abdestini yenilemesi gerekmez. Parmakta yüzük var ve bu geniş ise abdest alırken bunu oynatmak sünnet, eğer yüzük dar ve altına su geçirmeyecek kadar parmağa oturmuşsa onu oynatmak farzdır.
3-Başı Meshetmek
Mesh, sözlükte eli bir şeyin üzerinden geçirmek demektir. Ibâdet hukukunda ise suyun bir vücut organına isâbet etmesidir. Başın meshedilmesindeki farz oranı alın miktarıdır. Bu miktar ise başın dörtte biridir. Meshederken üç veya daha fazla parmağı kullanmak gerekir. Iki parmakla yapılan mesh câiz değildir.
Başa giyilen sarık veya takke üzerine meshetmek geçerli değildir. Kadınlar da baş örtüleri üzerine meshedemezler.
4-Ayakları Yıkamak
Sağlam ve çıplak ayakları topuklarıyla birlikte bir defa yıkamak farzdır. Yaralı veya mestle örtülü ayakları yıkamaya gerek olmayıp sadece meshetmek yeterlidir. Mâide Sûresi 6. âyette geçen topuk = ka’b, ayağın iki tarafından inak kemiğine bitişik kemiktir. Rasûlullah (s.a.s.): “Vay ateşten o topukların haline… ” (Buhârı, Ilim 30; Vudû’, 27,29; Müslim, Tahâre, 25-28,30; Ebû Davud, Tahâre, 46) buyurduğu ve ayakların tamamen yıkanmasını emrettiği bilinmektedir.
Bir kimsenin ayağında yarık varsa ve o yarığa su sızdırmayan bir ilaç sürülmüşse, o kimse ayağını yıkadığı zaman, su yarığın altına geçmezse bu durumda su, ayağa zarar verecekse abdest yerine getirilmiş sayılır ve bu câizdir. Ancak su zarar vermiyorsa abdest tam olarak alınmış sayılmaz. Dolayısıyla zarar vermediği takdirde yarıklara su ulaşacak şekilde yıkamak gereklidır .
ABDESTİN MEKRUHLARI 1- Abdest alırken gereğinden fazla suyu boş yere tüketmek.
2- Gereği yokken suyu âdetâ âzaları mesheder gibi çok az kullanmak.
3- Suyu abdest âzalarına hızlı çarpmak, etrafa su sıçratmak.
4- Abdest alırken gereksiz yere konuşmak.
5- Ihtiyacı olmadığı halde abdest almak için başkasından yardım ve su dökmesini istemek.
6- Temiz olmayan pis ve kirli bir yerde abdest almak.
7- Abdestin sünnetlerini bilerek terk etmek.

ABDESTİN SÜNNETLERI

1-Niyetle Başlamak
Niyet, bir şeyi yapmayı kalbinden geçirmektir. Kalpden niyet etmeden, yalnız dil ile niyeti söylemek yeterli değildir. Abdest için niyet müstehap bir sünnettir. Ancak Şâfiî mezhebine göre niyet, başlı başına bir ibâdet olduğundan abdeste niyet de farzdır. Bu sebeple niyetsiz abdest olamaz.
2-Abdeste Besmele ile Başlamak
Abdeste başlarken Allah’u Teâlâ’nın ismiyle yani besmele ile başlamak sünnettir. Rasûlullah (s.a.s.): “Allah’u Teâlâ’nın ismini zikretmeyen kimsenin abdesti yoktur.” (Ebû Davud, Tahâre, 48; Tirmizî, Tahâre, 20; Ibn Mâce, Tahâre, 41) buyurarak besmelenin faziletini belirtmiş olmaktadır. Besmeleyi abdeste başlarken okumak esastır. Çıplak bir hâlde iken veya tuvalette besmele okunmaz. Bir kimse abdestin başında “Lâilâhe illallah” veya “Elhamdülillah” dese besmele yerine geçer (Fetevâyı Hinddyye, 1,7).
3-Önce Bileklere Kadar Elleri Yıkamak
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.): “Sizden birisi uykusundan uyandığı zaman, kat’iyyen elini yıkamadıkça su kabına daldırmasın. Çünkü o, eli nerede gecelemiştir bilemez” (Buhârî, Vudû’, 26; Müslim, Tahâre, 87-88; Ebu Davud, Tahare, 49) buyurmuştur. Ayrıca insanın eli, temizleme hususunda bir araçtır. Dolayısıyla ilkin onu temizlemeye başlamak sünnettir. Bilindiği üzere, elleri, dirseklere kadar yıkamak (dirsekler dahil) farzdır. Fakat önce bileklere kadar yıkamak tertip olarak sünnettir.
4-Misvak Kullanmak
Rasûlullah (s.a.s.): “Eğer ümmetime zorluk vereceğinden çekinmeseydim, her namazdan önce onlara misvak kullanmayı mutlaka emrederdim.” (Müslim, Tahâre, 15; Ahmed Ibn Hanbel, II, 250, 400) buyurmaktadır. Dişleri parmakla yıkamak misvağın yerini tutmaz. Ancak misvak bulunmazsa sağ elin bir parmağı ile dişleri temizlemek misvak yerine geçerli olabilir.
5-Ağzı Yıkamak
Abdest alırken Rasûlullah (s.a.s.)’in ağzını üç defa yıkadığı (mazmaza yaptığı) bize ulaşan bilgiler arasındadır. Bunun sınırı, suyun ağzın tamamını kaplamasıdır. Ayrıca her seferinde suyu yenilemek de sünnettir.
6-Burnu Yıkamak
Yine Hz. Peygamber (s.a.s.)’in abdest alırken burnuna da üç defa su çektiği bilinmektedir. Burna su çekerek sol eli ile suyu dışarıya verip yeniden su çekerek burnu sol el ile temizlemek sünnettir.
7-Kulakların Meshedilmesi
Baş meshedilirken kulakların da aynı şekilde sayılarak meshedilmesi sünnettir. Ayrı bir su ile meshedilmesini sünnet olarak kabul edenler de vardır.
8-Yıkanması Gereken Uzuvları Üçer Defa Yıkamak
Yıkanması farz olan yüz, eller ve ayaklar gibi organlarımızı üçer kere yıkamak sünnettir. Bu organlarımızdan her birini yıkamaya başlayınca ilk yıkama farzdır. En sağlam ve geçerli görüşe göre ikinci yıkama ise sünnettir. Abdest alırken, yıkanmakta olan organa su ulaşır ve ondan damla damla dökülüp akarsa, yıkamanın tamam olduğu tam anlamıyla anlaşılır.
9-Parmakların Arasını Yıkamak
“Parmaklarınızın arasını hilâlleyiniz ki onların arasına Cehennem ateşi girmesin ve onları hilâllemesin” (Ebu Davud, Tahâre 56, 59; Tirmizî, Tahâre, 30; Savm 68; Nesâî, Tahâre 91) buyuran Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bu buyruklarıyla belirtilen işi yapmak sünnet olmaktadır. Bu aynı zamanda, farz olan yıkamanın da kâmil anlamda gerçekleşmesini sağlar.
10-Sakalı Ovmak
Abdest alırken sakalı bulunanların sakallarını, parmaklarını sakalın içine sokarak alt taraftan üst tarafa doğru hareket ettirmesi hilâllemek olarak tanımlanmaktadır. Rasûlullah (s.a.s.): “Müşriklere muhâlefet edin, bıyıkları kısaltın, sakalı uzatın.” (Müslim, Tahâre, 56; Ebû Davud, Tahâre, 29; Tirmîzî, Edeb, 14; Nesâi, Zinet, 1, 56) buyurarak mü’minler için sakalın gerekçe ve önemini belirtmiş olmaktadır. Dolayısıyla mü’minler sakallarını sünnete göre uzatmak ve sakal bırakmak konusunda duyarlı olmak zorundadırlar.
11-Abdest Almaya Sağ Taraftan Başlamak
“Şüphesiz ki Allah’u Teâlâ, her şeye sağldan başlanmasını sever. Hattâ ayakkabılar giyilirken ve çıkarılırken dahi” (Buhârî, Vudû’, 31) buyuran Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bu uyarısına göre de abdeste sağldan başlamak sünnettir.
12-Tertibe Uymak
Abdest alırken, Mâide Sûresinde beyan buyurulan sıraya uymak ve bu sıraya göre abdest almak da sünnettir. Yani önce elleri ve akabınde yüzü yıkamak, ardından da başı meshetmek ve en son olarak da ayakları yıkamaktır. Imam Şâfiî (rh.a) bu sıraya uymanın farz olduğu kanaatindedir. Şâfiî’nin bu içtihadı ile âlimler abdestin farzının altı olduğunu tesbit etmişlerdir ki bunlar şöylece sıralanmaktadır: Niyet, ellerin yıkanması, yüzün yıkanması, başa meshedilmesi, ayakların yıkanması ve tertibe uymaktır.
13-Başın Tamamını Bir Defada Meshetmek
Abdest alan bir kimse, iki avucunu ve parmaklarını başının ön kısmından başlayarak arka kısmına kadar, başın tamamını kaplayacak bir şekilde arkaya doğru çekerek mesheder. Bu sünnettir. Başın tamamını devamlı olarak meshetmek ve özürsüz bir şekilde terk etmek günah olur.
Muvalât ise, organları ara vermeden birbiri ardında yıkamak demektir. Öyle ki ılıman bir havada ilk yıkanan organ, abdest tamamlanmadan kurumamalıdır.

ABDESTSİZ OLARAK YAPILMASI YASAK OLAN HUSUSLAR


1- Namaz kılmak.
2- Kur’ân-ı Kerim’e el sürmek.
3- Tilâvet secdesi yapmak.
4- Cenâze namazı kılmak.
5- Kâbe’yi tavaf etmektir.

---------------
ETiKETLER : Abdest Hakkında, Bilmedikleriniz,ABDESTSİZ OLARAK YAPILMASI ,YASAK OLAN HUSUSLAR,ABDESTİN SÜNNETLERI,ABDESTİN FARZLARI,ABDESTİN EDEPLERİ (ÂDÂBI),ABDESTİ BOZMAYAN DURUMLAR,ABDESTİ BOZAN DURUMLAR,ABDEST NASIL ALINIR?,

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Abdest Ve Guslün Hikmet Ve Fazilet
Yazar: RasitTunca - 10-13-2018, 09:19 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok



Abdest Ve Guslün Hikmet Ve Fazilet

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de
olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.
(Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın).
Çünkü Allah ikisine de daha yakındır (Onları sizden çok kayırır). Öyle
ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken
gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah,
yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisa, 4/135)
Ayet, adalet ve adaletin sağlanmasında uyulması gereken temel esaslara
vurgu yapmaktadır. İnsanlığın ortak değeri olarak nitelendirebileceğimiz adalete,
dinimizde de büyük değer verilmiş, bu ayette olduğu gibi değişik vesilelerle adaletin
ayakta tutulması emredilmiştir. Adalet, kanun önünde herkesin eşitliği, kültür, bilgi
ve statü farklılıklarından dolayı insanlara başka başka davranılmaması demektir. Öz
bir ifadeyle adalet, insan niteliğine haiz herkese aynı derecede akraba, aynı derecede
de yabancıdır. Onun merkezinde, sadece hak ve hakkaniyet vardır. Yüce dinimiz
İslam’ın adalet anlayışı bu ve benzeri ayetlere göre şekillenmiştir. Bu anlamda İslam,
istek ve heveslere yer vermemiş, sevgi ve nefretlere uymamış, akrabalık ve yakınlık
bağlarına göre ayarlanmamış, zengin-fakir ayırımı gözetmemiş, kuvvetli ve zayıf
ayırımı yapmamış, objektif kriterlere dayalı bir adalet anlayışı getirmiştir. Nitekim
yukarıdaki ayette, bir taraftan müminler adaletin tahakkukuna katkıya davet
edilirken, diğer taraftan da böylesi bir görevin ifasında göz önünde bulundurulması

gereken kırmızı çizgilere dikkat çekilmektedir. Şöyle ki, davacı ile davalının,
mağdur ile haksızlık yapanın etnik kökeni, inancı, siyasal düşüncesi, toplumsal
statüsü, yakınlığı veya uzaklığı, adaletin gerçekleşmesinde etkin ve belirleyici
ölçütler değildir. İslam’ın adalet anlayışında haksızlık yapan, başkalarını mağdur
eden, canımızdan çok sevdiğimiz evladımız, anne-babamız dahi olsa, imanımızın
gereği adaletin gerçekleşmesine katkı sağlarız. Bu katkı, yakınlarımızın aleyhine olsa
da aynı tavrı sergileriz. Söz konusu tutumun, sıradan bir davranış ya da refleks
olmayıp imanımızın bir gereği olduğuna gönülden inanırız.
Sevgili Peygamberimiz, birçok hadisinde adaletin ve adil davranmanın önemini
dile getirmiştir. Bir hadisinde; “Verdiği hükümlerde, ailesinin ve halkın yönetiminde
adaletli davranan yöneticiler, kıyamet gününde Allah Teâlâ’nın yanında nurdan yüksek
koltuklar üzerinde otururlar.” (Müslim, “İmâre”, 18 ) buyurarak, adil davranmanın Allah
katındaki mükâfatını ifade etmiştir. Peygamberimiz (s.a.s) sadece sözde değil uygulamada
da çok güzel örnekler sergilemiştir. Bu örneklerden biri şöyledir: Mekke’nin
fethi esnasında, soylu bir kadın hırsızlık yapmış ve cezaya mahkûm olmuştu. Bu
kadının affedilmesi için yakınları, Peygamber (s.a.s)’in sevdiği bir kişi olan Üsame
b. Zeyd’i aracı kıldılar. Üsame, Hz. Peygamber ile konuştu ve şu cevabı aldı: “Üsame!
Seni Allah’ın koymuş olduğu herhangi bir cezanın uygulanmaması için aracılık yapar görmeyeyim.”
Resûlullah (s.a.s), sonra bir konuşma yaparak şunları söyledi: “ Şüphesiz
sizden önceki milletlerin mahvolmasının başlıca sebeplerinden birisi, içlerinden asil (soylu)
bir kişi hırsızlık yaptığında onu (cezadan) affetmeleri, zayıf birisi hırsızlık yaptığında ise,
ona ceza uygulamalarıdır. Allah’a yemin olsun ki, eğer hırsızlık yapan Muhammed’in kızı
Fâtıma dahi olsa, onu da cezalandırırdım.” (Buharî, “Hudûd”, 11; Ebû Dâvûd, “Hudûd”, 4)
Hz. Peygamberin bu tavrı, adaletin temininde önemli bir etken olan hukuk/kanun
önünde herkesin eşitliği ilkesini göstermesi açısından önem arz etmektedir.
Sonuç olarak belirtmek gerekirse; Kur’an-ı Kerim’e göre adaletin ölçüsü hakkaniyettir.
Bir hak konusunda hüküm verilirken, hakkın kendi lehine hükmedilmesi
hâlinde bundan memnun olan, fakat aleyhine hükmedilmesi durumunda bu hükmü
tanımayan insanlar için “işte bunlar zalimlerdir” (Nur, 24/48-51) denilmiştir. Bu itibarla
kişisel menfaat temini, akrabalık, düşmanlık gibi hissi durumlar, taraflardan birinin
soylu veya alt tabakadan olması, bedenî veya ruhî bakımdan kusurlu bulunması gibi
ahlakî ilkeleri ilgilendirmeyen sebepler bir hakkın ihlalini, örtbas edilmesini ve sonuç
olarak adalet ilkesinden sapmayı mazur gösteremez (Maide, 5/8; Nisa, 4/3; Âl-i İmran,
3/75). Zira “Eğer hak onların keyfi arzularına uysaydı göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların
düzeni bozulurdu.” (Mü’minun, 23/71) buyurularak, adaletin objektif esaslara
oturtulmaması durumunda karşı karşıya kalınacak tehlikeye işaret edilmiştir.

Kaynak :Kuran-i Kerimden Ögütler
Diyanet isleri Baskalnligi

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Fetavay-i Hindiyye Taharet Bahsi
Yazar: RasitTunca - 10-13-2018, 09:01 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler - Yorum Yok



Fetavay-i Hindiyye Taharet Bahsi


İslâm fıkıh tarihinde Fetâvâyî Hîndîyye ismi ile meşhur olan bu eser, gerek muhtevası ve gerekse hazırlanışı bakımından eşine ender rastlanan bir şaheserdir.

Eser hakkındaki açıklayıcı bilgi, kitabın ön sözünde verilmiş­tir.

Fetâvâyi Hindiyye´nin elinizdeki bu tercümesi aslına tamamen sadık kalnarak, Emekli Müftü Mustafa Efe tarafından yapılmış ve Ankara Merkez Vaizi İsmail Karakaya tarafından tamamen göz­den geçirilerek yayına hazırlanmıştır.

Bu muhteşem eser 16 ciltde tamamlanacaktır.

Eserde geçen ıstılahların açıklamaları, kitabların ve şahısların tanıtılması, mevzulara göre umumî fihrist gibi hususlar son ciltte verilecektir.

Akçağ, böyle şerefli bir hizmeti yapmakla gurur duymakta­dır.

Gayret bizden, tevfikse sadece Allahu Teâlâ´dandır.[1]



Önsöz


Bu kıymetli kitap, hüküm verme durumunda olan kâdîler ve hâkimler, fetva verme makamında olan müftîler, ilim öğren­mek isteyen talebeler ve bütün insanlar için, kolay istifâde edile­bilecek bir me´haz, kaynak kitap olarak hazırlanmıştır.

Bu kıymetli eserin meydana getirilmesine, bütün bilgilerin bir araya toplanıp, bir kitap halini almasına, insanların bir emsalini görmediği ve bu gibi hizmet sahasında bir benzeri bulunmayan, Hindistan´ın büyük sultanı yüce halîfe Muhammed Evrengzîb Âlemgir sebep olmuştur. Her şeyden haberdar bulunan, lütfü ve keremi bol olan Allahu Teâlâ´nm rahmeti onun üzerine olsun.

Şüphesiz ki o, bütün şer´î hükümlerin âlimler arasında yayıl­masını arzu ediyordu. Ve o, insanların amellerinin, Ebû Hami (R.AJ´nin mezhebi dahilinde, müftâbih (kendisi ile fetva verilen) oian kavle uygun düşmesini istiyordu.

Âlemgii" Şah, zamanındaki kitapların ekserisinin zayıf riva­yetlerle dolu olduğunu ve bunlara hilâfiyât (üzerinde görüş ayrılı­ğı bulunan mes´eîelerj m da karışmış bulunduğunu görmüş ve bu kitaplardan istifâde etmenin pek zor olduğunu anlamıştı. Bu durum ise, ilmî mes´eleleri zaöt-u rabt altına alma imkânının azalması­na sebep oluyordu. Bu boşluktan istifâde eden bazı liyakatsiz kim­seler, yanlış ve hatalı şeyleri doğru imiş gibi ortaya atıyorlardı.

Âiemgir Şah, fer´i mes´elelerin hepsinin mu´teber brr kitapta, toplanmasını ve bu kitaptan her isteyen kimsenin kolayca, iste­diğini alabilmesinin, aradığını bulabilmesinin temin edilmesini ar­zu etti.

Hindistan´ın yüksek bilginlerinden en meşhurlarım bir ara­ya top´ayarak, bu kitabı telif etmelerini emretti. Bu âlimlere baş­kan olarak da Mevle´l-Hümâm Şeyh Nizâm´ı tensib etti. Ve bu âlimler topluluğu büyük bir gayretle işe başladılar. Niyyetleri te­mizdi ve Cenâb-ı Hakk´a güvenleri tamdı.

Âlemgir Şah, kütüphanesinde mahfuz bulunan, geniş lafsî-lath olan veya tahsüatsız bulunan, bu konu ile ilgili bütün kitapları okudular. Ve hükümdarın, bu kitap hakkındaki arzusunun, yerine gelmesine gayret ettiler. Cenab- Hak, bu çalışma ve gay­retlerinin sonucu olarak, eserin vech-i mahsus üzere tamamlanma­sını onlara nasip eyledi. Böylece de, kendisinden başka hiç bir fıkhî kitaba ihtiyaç hissettirmeyen ve bütün mes´elelerî için­de toplayan bu nadide kitap meydana geldi.

Bu kitap, hakikatleri en son noktasına kadar tamamen açık­layan, fer´î mes´elelerin en doğrusunu içinde toplayan bir ki­taptır.

Bu kitabın meydana getirilmesi ile, ilim talep edenlerin fıkhî mes´elelerde doğruyu öğrenmek isteyenlerin, takip edecekleri yol müracaat edecek^ri kaynak da ortaya çıkmış oldu. Fikhî bilgiler, âlimler için bu kitapla açıklık kazandı.

Alimler, bu kitabın adını, Âlemgir Şah´a nisbet olsun diye Fetevâ-î Âlemgîrîyye koydular.

Bu, büyük hayrın, bu muhteşem eserin meydana gelmesine sebepolduğu için, AUahu Teâlâ onu, en yüce makamlarla mükâ­fatlandırsın. Sebep olduğu bu hayır sayesinde, fıkıh İlminden talep edilen büyük menfâatlerin tamamı hâsıl olmuştur.

Kendilerine verilen vazifeyi yerine getirerek, bu eserin mey­dana gelmesini te´min eden bu âlimler topluluğundan her bir mü­ellife AUahu Teâlâ bol bol rahmet eylemiştir. Inşaallah.

Nakledildiğine göre, bu kitabın maliyeti yaklaşık olarak— 200000 gümüş ruble´ye baliğ olmuştur.

AÜah-u Teâlâ, o sultam, Cennet´inde dilediği her şeye eriştir­sin.

Peygamberlerin Efendisi Hz. Muhammed (S.A.V.)´in yüzüsuyu hürmetine, bizi bu sonuca ulaştıran AUahu Teâîa´ya hamdolsun.

Selâmın tamamı, salâtm en üstünü, Peygamber C3.A.V.) Efen­dimizin ve âl-i ashabının üzerine olsun/ Âmîn...

Günahlarının bağışlanmasını dileyen Abddurahman el - Hanefî el - Berâvî[2]



Giriş


Her türlü hamd, tek başına şer´î hükümleri koyan Allah-u Teâlâ´ya mahsustur.

Allah-u Teâlâ, haram ve helâl bilgilerim kaldırma hakkını kim­seye vermemiştir.

Allah-u Tâlâ, ilmin ve Üim güneşinin serdiğini âlimler top­luluğu için yumuşattı. îlmi, âlimlerin emrine amade kıldı.

Bu sayede alimler, ilim güneşinden rivayet aylarını aydınlattı­lar; insanları cahilliğin genel belasından korudular ve fetvâ´mn doğru yolunda gitmeleri için onlara rehberlik ettiler.

Salât ve selâm, zaman ve gönderilme yönünden Peygamberlik makamının musallası ( namezgâhı), mekân ve rütbe cihetinden de­lâlet meydanının mücellâsı, yolların bütün bağlı kapılarını açan, peygamberlerin ve var olan her şeyin var olma, sebebi olan Pey­gamberimiz Efendimiz Hz, Muhammed Mustafâ (SJV.V.) üzerine olsun.

O ki, Allah-u Teâlâ´nın inkarcılara karşı hüccet olarak gönder­diği muazzam Peygamberdir.

O ki, bütün peygamberler içinde, Rabbımızin nübüvvet kapı­sını kendi ile mühürîediği en büyüt en son Peygamberdir.

Salât ve selâm... O´nun kerametli, âl´inin ve şerefli ashabının cümlesinin üzerine de olsun...

Gerçekten fıkıh ilmi, hidâyetle delâletin (doğrulukla sapıklı­ğın) arasını hakkiyle ayıran ve belirten tek ilimdir.

Fıkıh ilmi, amellerin değer ve kıymetlerini belirtmek için en doğru terazidir.

Fıkıh ilmi, derin denizler gibidir ve derinliğinin sonu yoktur-

Fıkıh ilmi, yüce dağlardan meydana gelmiş bir sıra dağlar sil­silesi gibidir ki, bu dağların küçüklerinin zirvesine bile gözler eriş­mez.

Fıkıh sahasında, gerçekten tasnif edilmiş olan kitablar elden ele dolaşmakta, te´lif edilmiş bulunan sâhifeler su gibi içilmekte-dir. Lâkin bu ilimde, hastaya tam şifa vereni yoktur. Âlimlerden bir kısmı, mes´elelerin yansını ele almışlar, çoğu da, delillerinde görüş ayrılığı bulunan rivayetlere yönelmişlerdir.

Hakikati arayan kimselerse, karanlık bir gecede susuz bir yerde, çok susayan kimseler ile çok karanlık bir gecede devesini kaybede kimseler gibi, hakikâti, arayıp bulmakta ve ona sarılmak­ta nice güçlüklerle karşı karşıya geldiler.

Bu yol, o kadar zahmetli bir hâle gelmişti ki, takvaya en yakın olanı bulmak ve almak için, gayret sarfeden kimsenin çektiği zahmetten dolayı gönlü daraldı.

Hatta, sünnetin aydınlığından çok kimsenin gözleri görmez oldu. Ve kişiler, bidatlerin ve bozuk inançların kötü yollarına doğ­ru yürümeye meylettiler.

Artık, doğru eğriden ayırdedilemez oMu; haklı kim, haksız kim bilinemez hâle geldi. Sanki, Tîh çölünün vadisinde uzaklığına dolaşmaya başladılar. (Yani bir çıkmazın içine girdiler.) İstekle­rine göre delil bulamadılar. Ahmağın akıbetine uğradılar.

Allah u Teâlâ, yiğit ve ulu hükümdarın saltanatının sabahını aydınlatarak ve o sultana devlet ve ikbâl vererek, o insanlara da lütufta bu´undu.

O sultan ki, ulu bir kişidir; kavminin efendisidir. O, çok cö­merttir. Savaşlarda arslan kesilir. O, zor günlerin kahramanıdır. O, halktan vergi toplarken adaletten ayrılmayan bir yiğittir.

O, daima Allah korkusu taşır; haramdan son derece kaçınır ve ibâdete gösterdiği ihtimamdan dolayı ekseriyetle oruçludur-

O, mü´minlerin kumandanı, müslümanlarm başkanı, gazile­rin önderi, mücâhidlerin serdârı, Ebû´l-Muzaffer gazi padişah Muhyiddin Muhammed Evrengzib Bahâdır Alemgîr´dir. Allah-u Teâlâ saltanatını daim eylesin; Hesab gününde, ehl-i ıyâline se­vinçle dönenlerden eylesin; O gün, ökçesinin üzerinde kınanmış ve kovulmuş olarak dönenlerden olmaktan uzak eylesin.

Gerçekten o büyük sultan, kâmil bir şekilde ve gösterişten uzak bir kitap te´lif edilmesini âlimlerden talep etti.

İstiyordu ki, o kitap, tertib itibariyle fıkhı kitapların en gü­zeli olsun; uzun ve usandırıcı olmaktan uzak bulunsun; sahih ve muazzam rivayetleri içinde toplasın; dirayete dayanan isabetli kavillerin büyüklerini içine alsın; rivayetlerin kuvvetlisini, zayı­fını, sağlamlığını, çürüğünü birbirlerinden seçip açıklasın; bu ki­tabın bir yaprağı diğer bîr yaprağına benzemesin (yâni içinde tek­rar bulunmasın)...

Ölüden diriyi yaratan ve indinde hak ile batılın daima belli bulunduğu Yüce Rabbimizin yardımı sayesinde, çok büyük ve zor bir iş gibi gözüken bu emri yerine getirmek zor olmadı.

Hükümdar, fıkıh ilminde çok geniş bilgisi olan alimleri bir araya topladı.

Ayrıca, fıkıhla ilgili inci mesâbesindeki bütün bilgileri karışık bir şekilde de olsa ihtiva eden kitapları da bir araya ge­tirdi.

Ve alimleri, mes´elelerin delillerini bıümak, onların çeşitli yönlerini araştırmak, bunları birbirlerinden ayırmak ve bir kitap ite´lif etmek üzere, bu kitapların üzerine şevketti.

Yeni te´lif edilecek kitap öyle bir kitap olmalı idi ki; zahir rivayetleri, üzerinde ittifak edilen ve akıllı kimselerin vermiş ol-idukları fetvaları içine almalıydı. Bu kitapta, alimlerin kabul ettiği nâdirattan olan ve fakat âlimlerin kabul etmiş bulunduğu kaviller de toplanmalı idi. Taki, bu sayede amelde itiyat zayi olmasın ve patalardan kaçınabilsin...

Alimler, hemen madenlerinden cevherleri çıkarmaya, gizlilik­ler arasından fıkhı incelikleri açıklamaya başladılar; inci ve mer­canlarını toplamaya, kuş ve ceylanlarını avlamaya, koyuldular.

Ve, tortusundan şırasını ayırdılar. Kitabın hududunu ta´yin edip önünü, arkasını, başını, sonunu belli ettiler. Dağılmış gümüş tanelerini dizdiler. Bu kitabın tertibinde, Hidâye´nin tertibini örnek aldılar. Açıklık ve kısalıkta da Nihâye´nin metodunu benimsediler. Rivayet ve zevâid kitaplarında bulunan tekrarlan terk eylediler.

Bir mes´elenin açıklığa kavuşması veya bir mes´elenin başka bir mes´eleyi içine alması hâli hâriç olmak üzere lüzumsuz delil ve şâhidlerden kaçındılar.

Ekseriyetle zâhirü´r-rivâye üzerinde durdular.

Dirayetlere ve nevâdir´e pek az iltifat ettiler. Buna da ancak, bir mes´elenin cevabını zahirü´r-rivâyade bulamadıkları zaman baş vurdular. Veyahutta, nevâdir´den olan bir kavil, «müftâbih olan budur = kendisi ile fetva verilen budur» şeklinde işaretlen­miş olunca, nevâdir´e iltifat ettiler-

Bu kaynaklarda buldukları muteber olan her bir kavli, riva­yet ederken, kendi ibareleri ile naklettiler.

Vecihlerinde bir zaruret olmadıkça, ibareleri bozmadılar.

Bir mes´ele hakkında, muhtelif cevaplar ve hükümler bulduk* lan zaman, bunlar arasında, müftâbih olan kavli seçtiler ve onu işaret edip aldılar.

Fakat, bu cevapların hiç birinde de delilin ve burhanın kuv­vetine bir alamet bulamadıkları zaman, bu cevap ve hükümlerin hepsini de kitaba kaydedip yazdılar.

Doğruya ve isabetliye muvaffak eden, ancak Allah-u Teâla´dır. [3]

Her türlü hamd âlemlerin Rabbı olan Allah´a mahsustur. Salât ve selâm da «Peygamberlerin en büyüğü olan Efendimiz Hz. Muhammed (SJV.V.) e ve O´nun âl´inin ve ashabının cümlesi­nin üzerine olsun... [4]



KÎTÂBU’T -TAHARET


(Temizlik Kitabı)


1- ABDEST


1- Abdestîn Farzları


Allah-u Teâlâ, Kur´an-ı Kerhn´mde:

«Ey İman edenler, namaz kılmak istediğiniz zaman yüzlerini­zi yıkayınız ve dirseklerinizle beraber etlerinizi de yıkayınız. Baş­larınızı mesnediniz. Ve topuklarla birlikte ayaklarınızı da yıkayı­nız.» buyurmuştur.[5]

Bu âyet-i kerîmeden de anlaşıldığı gibi abdestin, dört farzı vardır: [6]



1- Yüzü Yıkamak


Gasl, isâle demektir. îsâle ise yıkanan uzvun üzerinden suyu akıtmak demektir. Mesh ise, dokunmak demektir. Hidâye´de de böyle ta´rif edilmiştir- Tahâvî Şerhinde: «Abdestte suyu akıt­mak şarttır.» denilmiştir. Zâhiru´r-rivaye´de su damlamazsa, abdest caiz olmaz.

Ebû Yûsuf (R-A.)´a göre, suyun damlaması şart değildir.

Kar konusuna gelince : Kar ile abdest alındığı zaman, eğer sulu olur ve ondanbi -iki veya daha fazla su damlarsa, onunla alınan abdest icmâen caiz olur.

Eğer, söylenenin aksi olursa, yani kardan hiç su damlamazsa, bu durumda İmâmı A´zam Ebû Hantfe (RA) ve İmâm Muham-med (R.A.)in kavillerine göre, abdest caiz olmaz. İmâm Ebû Yû­suf CR.A.) göre ise, caiz olur. Zehiyre´de de böyledir.

Sahih olan ise; İmâm-ı A´zam ve İmâm Muhammed (R.A.) in kavilleridir. Muzmarât´ta da böyledir-[7]



Yüzün Hududu


Zâhirü´r-rivâye´de ve Bedâi´de yüzün haddi zikredilmemiş-tir. Muğnî´de ise : «Yüz, saçın bittiği yerden, sakal ve çene altına, kulakların köklerine kadar olan yerdir.» denilmiştir. Hidâye Şerhi Aynî´de de böyledir.

Başın ön kısmının saçı dökülmüşse, suyu oraya kadar ulaştırmak gerekmez. Esahh olan budur. Hülâsa´da da böyledir. Zâhidî´de de sahih olarak zikredilen bu kavildir.

Saçı yüzüne inmiş olan kimsenin o saçı yıkaması vâcibdir. Hidâye şerhi Aynî´de de böyledir,

Gözlerin içine suyu iletmek, vacib de değildir, sünnet de değildir.

Suyun, gözlerin kenarına ve göz kapaklarının uçlarına varma­sı için; gözü kapatıp açmak mükellefiyeti de yoktur. Zâhiriyye´de de böyledir.

Fâkih Ahmed bin İbrahim´den gelen bir rivayete göre, yüzü­nü yıkayan kimse, gözlerini şiddetle kaparsa abdesti caiz olmaz. Muhıyt´te de böyledir.

Göz pınarlarına suyu iletmek ise, vacibtir. Hulâsa´da da böyledir.

Ağrıdan dolayı gözü çapaklanmış olan kimsenin, gözle­rini kapattığı zaman, gözlerinin dışında kalan çapağın altına su­yun ulaşması vaciptir- İçte kalan çapağın altına ulaşması ise, va­cib değildir. Zahidi de de böyledir.

Dudağa gelince: Dudaklar yumulduğu zaman, dışarıda kalan kısımları yüzün hududu içine girer. Bu durumda görünme­yen kısımları işe ağza tabidir. Sahih olan budur. Hulâsa´da da böy­ledir.

Sakal başlangıcı ile kulak yumuşağı arasında kalan beyaz yerin abdest alırkeyıkanması ise her halükârda vacibtir. Ta-hâvî´de kitabında böyle demiş ve bunu sahih görmüştür. Alimleri­mizin ekserisi de bu görüştedir. Zehiyre´de de böyledir.

Bıyığın ve kaşların kılları ile çenedeki sakal yıkanır. Kıl­ların dibine suyu iletmek ise yacîb değildir. Ancak, kıllar az oldu­ğu zaman, suyu altlarına ulaştırmak yani diplerim yıkamak gere­kir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Nısab´da : «Abdest alan kimsenin, bıyığının uzun olmasından dolayı, su altlarına ulaşmazsa, bu kimsenin aldığı abdest caiz olur.» denilmiştir. Fetvâ´ıda bunun üzeredir-

Ancak, gusül bunun aksinedir ve suyu o kılların altına ulaş­tırmak gereklidir. Muzmarât´ta da böyledir-

Ebû Hanîfe (R.A.)´ye göre, sakalın dörtte birini meshet-mek farzdır. Vikaye Şerhi´nde de böyledir.

İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe ve İmâm Muhammed (R.A,)´den rivayet edildiğine göre, gerçekten sakalın üzerine suyun uğratıl­ması vacibtir. En sahih olan kavil de budur. Tebyîn´de de bu ka­vil sahih görülmüştür, Zâhidî´de de böyledir.

Çeneden sarkmakta olan kılları yıkamak vâcib değildir. Mu­hıyt´te de böyledir.

Çenedeki kıllar, yıkandıktan sonra tıraş edilse, çenenin yeni­den yıkanması gerekmez.

Kaş ve bıyığın tıraş edilmesi halinde de durum böyledir. Başa meshettikten sonra tıraş olmakla ve abdest aldıktan son­ra tırnak kesmekle, abdest bozulmaz veya bunların tekrar rneshe-dilmesı yahut yıkanması gerekmek. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böy­ledir. [8]



2- Elleri Yıkamak


İmamlarımızın üçüne Cyanî İmâmı A´zam, İmâm Ebâ Yûsuf ve !:;Jm Muizanınmed)´e göre de dirseîdere kadar yıkamak,

eli yıkamaya dahildir ve farzdır- Muhıyt´te de böyledir.

Ei ve ayaklarda, normalden fazla olarak bulunan parmak ve sair şeylerin hepsini yıkamak da farzdır. Sİrâcü´l-Vehhâc´da da böyledir.

Bir kimsenin, bir onıuzunda iki kol yaratılmış bulunursa, tam ve asıl olan, kolu yıkamak farzdır. Fazla olan diğer kolun da farz mahallinin hizasında olan kısmını yıkamak farzdır; bu lıizada olmayan kısmını yıkamak ise farz değildir . Fethül-Kadîr´de de böyledir. Bil´akis bu hizada olmayan kısmın yıkanması mendüp-tur. Babrar-Raik´da böyledir.

Mâverâü´n-nehr alimlerinin fetvalarında : «Abdesf azaların­da, eğer iğne ucu kadar kuru bir yer kalsa veya tırnağının altına kuru yahut baş çamur girip yapışmış olsa —abdesti— caiz olmaz, Ve eğer, eline hamur veya kına buiaşsa abdesti caiz olun» iba­resi vardır.

Debbûsî´den sorulmuş :

Bir kimsenin eline hamur buiaşsa ve bu hamur da kurusa, o kimse de bu durumda abdest almış olsa, durumu ne olur

Bebbûsî bu suale cevaben :

Hamur az olduğu zaman abdesti caizdir, demiştir. Zâhi dî´de de böyledir.

Abdest azalaruıdaki tırnakların altında hamur bulunursa, suyu, bu hamurun altına ulaştırmak vaciptir. Hulâsa´da ve mu´te-ber kitapların ekserisinde de böyledir.

Şeyh tmâmü´z-Zâhid Ebû Nasri´s-Safâ, Şerhinde: «Gerçekten tırnak, parmak ucunu örtecek kadar uzun olursa, bu durumda onun altına suyun ulaştırılması vacibtir, eğer tırnak kısa ise vacib de­ğildir.» demiştir. Muhıyt´te de böyledir.

Tırnaklar, parmak uçlarından dışarı çıkacak kadar uzamış olursa, bir kavle göre, o fazlalığı yıkamak vaciptir, Fetül-Kadîr´de de böyledir.

Camiü´s - Sağir´de nakledildiğine göre : Ebu´l - Kâsim´dan :

— Tırnaklarının altında kir bulunan veya çamurla uğraşan; parmaklarına kına yakan, hurma toplayan, boya boyayan kadınların

— abdest bakımından — halleri nedir diye soruldu. O, soruya ce­vaben :

— Bu gibi hallerden, kolaylıkla kaçınmaya güçleri yetmediği zaman, bunların hepsinin de abdesti caiz olur. Bunlar, durum iti­bariyle birbirlerine müsavidirler, demiştir. Fetva da bu gibilerinin

— köylü, şehirli ayırmaksızm — abdestlerinin caiz olduğu üzerine­dir. Zelııyre´de de böyledir-

Zâhidî, Câmiü´s-Sağîr´den naklederek : «Tırnakları hamur olan ekmekçi de böyledir.» demiştir.

Sirâcü´l - Vehhâc´da, Veciz´den nakledildiğine göre : Boya, top­lanır ve bu da kurursa, abdeste ve gusle mani´ olur.

Mecmûu´n - Nevâzil´de :

«Parmaklarında yüzük bulunan bir kimse, abdest alırken eğer yüzük bol ise, onu yemıden oynatması sünnet olur. Lâkin o yüzük dar ise, altına suyun ulaşabilmesi için yüzüğü yerinden oy­natmak farzdır.» denilmektedir. Hulâsa´da da böyledir. Bu, riva-yet-i zahiredir. Muhıyt´te de böyledir. [9]



3- Ayakları Yıkamak


İncikleri yıkamak bizim imamlarımızın üçüne göre de ayak­ları yıkamaya dahildir. İncik, ayağm üst tarafında bacakla ayağın bitiştiği yerde bulunan tümsek kemiklerdir. Muhıyt´te de böyledir.

Bir kimsenin eli, ayağı kesilmiş olur ve dirseğinden veyâi inciğinden biri kakmamış bulunursa; bu uzuvları yıkamak — göre­vi — o kimsenin üzerinden sakıt olur. (düşer.)

Fakat, incik veya dirseğinden bir kısmı baki kalmış olsa, o ka­lan kısmı yıkamak farz olur. Bahrü-r Raik´te de böyledir. Keza, ke­sik olan bir yer de yıkanır Muhıyt´te de böyledir.

Yetime´de bildirildiğine göre : Hancedî´den, ayağının kop­tuğundan haberi olmayan kötürümün, abdest alırken ayağının du­rumunun ne olacağı sorularak : «O kimseye ayaklarını yıkamak vacib olur mu,» denilmiş; O da «evet, yıkaması vacib olur.» demiş­tir. Tatarhânîye´de de böyledir.

Bir kimse, ayaklarım yağladıktan sonra abdest alsa ve ayaklarına su dökse, fakat su o, yağlı yeri ileri geçip deriye işleme­se, abdesti caiz olur. Zehıyre´de de böyledir.

Mecmûu´rı - Nevâzü´de: «Bir kimsenin ayağında yarık olsa da o yarığa don yağı koymuş bulunsa; o kimse, ayağım yıkadığı za­man su o yangın altına geçmezse, bakılır; eğer suyun o yangın al­tına geçmesi zarar verirse, abdesti caiz olur. Ve eğer zarar vermez­se, abdest caiz olmaz. Muhıyt´te de böyledir.

Bu k´mse, eğer o yangı diktirirse, her halinde abdest caizdir. Hûlâsa´da da böyledir.

Şemsü´l - Eirame Halvânî şöyle demiştir : «Bir adamın bir uz­vunda yanık olduğu zaman, onu yıkamaktan aciz olursa, o kimse­den, o uzvunu yıkamasının farziyeti düşer. O uzvunun üzerine su dökmesi lâzımdır. Şayet su dökmekten de âciz olursa, meshetmesi kâfidir. Meshetmekten de âciz olursa, o kimseden meshetmek de sakıt olur. Sadece, o yangın etrafını yıkar, yank olan yeri olduğu gibi bırakır.» Zehıyre´de de böyledir.

Bir kimsenin bir yarası bulunsa ve o yaranın derisi kalkmış olsa, fakat yaranın etrafı deri üe bitişik bulunsa, bu durumda da yaranın bir tarafından irin çıksa ve deri yıkanınca, kalkmış olan derinin altma su ulaşmasa, o kimsenin abdesti caiz olur. Çünkü, derinin altı açıkta değildir ve bu durumda onun yıkanması farz olmaz. Fetâvâyi Kâdıham´da da böyledir.

Bir kimse, abdest alırken, azalarının bazısında çıban veya benzeri bir yara olduğu zaman, eğer o yaranın üzerinde ince deri bulunursa, o derinin üzerine su akıtır. Abdest aldıktan sonra, o de­riyi kopanrsa, kopardığı derinin altını yıkamasının lâzım olup ol­mayacağı hususunda şu durumlar vardır :

Eğer, yara iyi olduktan sonra iç acı duymadan kopanhrsa, o yeri yıkamak lazım gelir.

Fakat, yara iyi olmadan, elem duyarak kabuğu soyulmuşsa ve yaradan bir şey çıkıp akmişsa, o kimsenin abdesti bozulur.

Bu durumda, yaradan bir şey çıkmazsa, o yeri yıkamak lâzım gelmez.

En doğru olan da, her iki halde de bir şey lazım olmamasıdır.

Fevâid´de, Kâdî İmâm Ruknü´I- İslâm Aliyyü´s - Sağdı şöy­le demiştir: «Bir kimse, bazı abdest azalarında sinek veya pire pisliği olduğu halde abdest aîsa, su bunların altına geçmese bile, abdest caizdir. Çünkü, onlardan kaçınmak mümkün değildir.

Bir kimsenin, abdest azalarında balık derisi veya çiğnenmiş ekmek kurusu bulunsa da o kimse, bu hâli üe abdest alsa; eğer su, bunların altına geçmezse, abdest caiz olmaz- Çünkü, bunlardan ka­çınmak mümkündür.» Muhıyt´te de böyledir.

Abdest alırken, bir azanın yaşlığı ile, diğer azayı ıslatan kimsenin abdesti caiz olmaz.

Fakat; bu yaşlıktan su damlamakta ise, bu şekiMeki gusül caiz olur. Hûlâsa´da da böyledir.

Kendisine yağmur isabet eden veya bir nehre düşen kin> senin, bu durumda bütün vücuduna su isabet ederse, abdesti de guslü de caiz olur. Bu durumda, o kimsenin sadece, ağzına ve bur­nuna su vermesi kâfi gelir. Sirâciyye´de de böyledir. [10]



4- Başı Meshetmek


Başı meshetmekte farz olan, nâsiye miktandir. Hidayede de böyledir.

Nasiye miktarı ise, muhtar olan kavle göre başm dörtte biri­dir. Muhtar Şerhi thtiyâr´da da böyledir.

Meshederken, esah olan kavle göre, üç parmak kullanmak vacibtir. Kifiâye´de de böyledir.

Zâhirü´r - rivâye´ye göre, bir veya iki parmakla meshedilmiş olsa, bu caiz olmaz. Tahtâvî Şerhin´de de böyledir.

Şayet, aralan açık olarak şehâdet parmağı ve baş parmakla meshedümiş olsa, bu iki parmak arasında avuç içinden de bir kısıra başa değmiş olsa, bu durumda mesh caiz olur. Çünkü bu durumda, üç parmak başa değmiş gibi olur. Muhıyt´te ve Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Bir kimse, başını sadece parmak uçları ile meshetmiş olsa, bu durumda eğer, parmak arından su damlıyorsa, bu mesh caiz olur. Şayet, su damlamıyorsa caiz olmaz. Zehiyrc´de de böyledir.

Başındaçok usun saçı bulunan bir kimse, üç parmağı ile meshettiği zaman, eğer su mesh altında başın bulunduğu kısma isabet ederse, bu mesh caiz olur. Fakat, meshettiği kısmın altında— baş değil de — alın veya boyun bulunursa bu durumda mesh caiz olmaz.

Bir kimse, kadınların yaptığı bibi saçını iki yanda bağ]a-mış olsa, yani iki zülfü bulunsa ve o zülüflerin üzerine meshetmiş olsa, bu durumda din alimlerimizin bazıları ; «O zülüflerini salı­vermezse, msshi caizdir.» (demişlerdir. Çünkü bu durumda, altında başının bulunduğu saçı üzerine meshetmiştir.

Bu hususta, umumun görüşü ise; zülüflerin, salınması veya salınmamasi halinde de meshin caiz olmayacağı şeklindedir. Mu-hıyt´te de böyledir.

Bir kimsenin, sadece kulaklarını meshetmesL başını mes-hetmesi yerine naib olmaz. Yani, kulakları meshetmek, başı mes-hetmenin yerini tutmaz. Şirâciyye´de de böyledir.

Bir kimsenin, avuç içinde bulunan yaşlıkla başını meshet-mesi caizdir. Çünkü, kaptan alman su ile, kollan yıkadıktan sonra avuçta kalan yaşlık müsavidir. Sahih olan da budur.

Fakat, bir kimsenin başını meshettikten sonra, mestlerini veya mestlerini meshettikten sonra — avucunda kalan ıslaklıkla başı­nı meshelmesi, yukarıdaki hükmün hilafına caiz değildir. Hü-i as a´da da böyledir.

Bir kimsenin, azaların birinden aldığı yaşlıkla o uzuv ister yıkanmış olsun, ister meshetmiş bulunsun— başını meshefc-mesi caiz değildir. Zehıyre´de de böyledir-

Başını karla meshetmiş olan herhangi bir kimsenin, bu mes-hi, mutlaka caizdir. Kardan, suyun, damlaması ile damlamaması arasında bir fark yoktur. Fetâvâyi Bürhânî´de de böyledir.

Bir kimse, yüzü ile birlikte başını da yıkamış olsa, bu du­rumda, baş meshedi-miş sayılır ve bu caizdir; fakat böyle yapmak mekruhtur. Çünkü bu hâl, emrolunana muhaliftir. Muhıyt´te de böy­ledir.

Bir kimse., başınm bir kısmını traş ettirmiş olsa da tıraş et-iş olduğu yere mesnetçe, bu caizdir. Cevheretü´n-^eyyire´de de leyledir.

Huccet´de : «Kişi, başının önüne mesUetrt:emiş olsa yani, başının arkasına veya sağ tarafına yahut sol tarafıyım "veyahut da or­tasına (tepesine) mesh etmiş bulunsa, bu caizdir. TataHıânlye´de

de böyledir,

Tsk´ka veya. sarık üzerine methetmek caiz ^Südir. Kadmm, baş Örtüsüne meshetrassi de keza cais deŞlldv .;at kadın, baş örtüsüne mesh eUifi zaman; su saçına damlarsa, meyhi caiz olur. Hulâsa´da da I dr. Fakat, bu durumda da sn-yan renklenir...incesi´ -Timdir. Zab^iîyye´de de böyle - .r. Ancak, e£dsi olan, baş örtüsünü*; altını meshetm^ktir. Fetâv$:.s :vVİîhân´da da bövlediv, .Saçı boyamış oHn bir kimse, bu boy>irux ÜA.:-j3ie

hettiği zamaa, yaşlık boya Ue karışırsa, bu dururpJa b;* meshe-dildiği su, mâ-i mutlak \ Ikmünden çskar ve yapılan r^- th caiz ol­maz. Hulâsa´da da t£*lodir. En iyisini büe^, Allah-u T^f^´îhr, [11]



2- Abdestin Sünnetleri


Mütûn´da abdestin 13 sünneti olduğu zikredilmiştir : [12]



1- Besmele Çekmek


Dalgın olmayan kimseye besmele çekmek, hiç bir kayda bağlı o1 aaksızın mutlaka sünnettir ve bu kimsenin besmele´yi ab­destin maşında çekmesi muteberdir.

Hatta, bir kimse, başta besmele çekmeyi unutsa da, bazı uzuv­larını yıkadıktan sonra bunu hatırlamış olsa ve hatırlayınca da bes­mele´yi çekse, bu yemek ve emsalinin hilâfına sünnet yerine kaim olmaz. Tebyîn´de de böyledir.

Bir kimse, abdestin evvelinde besmele çekmeyi unutmuş olursa, abdestinin besmelesiz olmaması için, hatırladığı yerde bes­mele çeker. Sirâcül- Vehhâc´da da böyledir.

Besmele, istincâdan önce de, sonra da çekilir. Sahih olan bu­dur. Hidâye´de de böyledir.

Çıplak bulunulan halde ve pis bir mahalde besmele çekil­mez. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.

Tahâvî ve Üstâd Allâme Mevlânâ Fahrü´d-dîn Mâtemurgî selefin besmele çekerken şöyle dediğini naklettiler :

«Bismillahil - azîm ve´l - hamdü lillahi âlâ dîni´l - islam.» Habbâzi-ye´de de Peygamber (SA.VJ Efendimizden böyle rivayet olunmuş­tur. Mi´racü´d - Dirâye´de de böyledir.

Bir kimse, abdestin evvelinde «Iâ ilahe illallah» veya «el-hamdü lillah» veyahut da «eşhedü enlâ ilahe illallah» demiş olsa, bu besmele çekme yerine kâim olur. Kınye´de de böyledir. [13]



2- Önce Bileklere Kadar Elleri Yıkamak


«Elleri yıkamak farzdır. Fakat önce yıkamak yani bura­daki tertibsünnettir.» denilmiştir. Fethü´l - Kadîr´de, Mi´râc´da ve Habbazîyye´de bu görüş ihtiyar edilmiştir. Bu hususta, İmflm Muhammed´in el-Asl´daki kavli esas alınmıştır, Bahrür-Raik´ta da böyledir. [14]



Eller Nasıl Yıkanır


Eğer su kabı küçükse, su kabı sol ele alınarak, sağ elin üzerine dökülür. Bu üç defa tekrarlanır. Sonra da su kabı, aynı şekilde sağ ele alınarak sol elin üzerine dökülür.

Fakat, su kabı eğer küp gibi büyük olur ve yanında da küçük bir kab bulunursa, yine yukarıda söylediğimiz gibi yapılır.

Fakat, su kabı büyük olur ve yanında da küçük bir kap bulun­mazsa, sol elini, parmaklarını bitiştirip avucunu çukurlaştırarak su kabına daldırır, aldığı suyu sağ elinin içine döker. Temizlenene kadar, parmaklarını birbirleri ile iyice ovarak elini yıkar. Sonra sağ elini su kabına sokar ve sol elini yıkar. Muzmarât´ta da böyle­dir.

Tarif edilen bu şekil, o kimsenin elinde pislik bulunmaması halindedir. Eğer elinde pislik bulunursa, başka çareler arar. Hülâ-sa´da da böyledir.

O Ellerin istincâ´dan önce mi, sonra mı yıkanacağı hususunda gerçekten ihtilâf edilnrştir. Fakat esahh olan, bir defa istincâ´dan önce ve bir defa da istincâdan sonra olmak üzere, elleri iki defa yıkamaktır- Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir. [15]



3- Ağzı Yıkamak[16]

4- Burnu Yıkamak


Sünnet olan, önce ağzı üç defa yıkamak, sonra da burna üç defa su çekmektir.

Ayrıca, bunların her birisi için, her defa suyu yenilemek de sünnettir. Serahsî´nin Muhryt´ınde de böyledir.

Mazmaza´nın (yani ağza su vermenin) sınırı, suyun, ağzın tamamını kaplamasıdır.

îstinşâk´ın (yani burna su vermenin) sının ise, suyun genize ulaşmasıdır. Hulâsa´da da böyledir.

Mazmaza ve İstinşak´ı terketmek gerçekten gunaht.tr ki, her ikisi de sünnet-i rnüekkededir. Ve onu terkettnck, sfi^âitl sünneti terketmek gibi .feğikîir; günahı gerektirir. ZesvMdin terke­dilmiş olması ise3 kötülüğü gerektirme Sfrâeül - Völîhâa da hu böyledir.

Bir kimse, bir .defada ovucum alstü;: fmîuaduğu suyu maza esnasmda. üç defada kullanırsa, yani bh: avuç î&yim bîr fc-. mim ağzına alır; sonra onu çi^a-rir; sonra avucım-da kalan suyun bir kısmım daha alır ve onu da ksrır ve ser, arkada suyun kalarv kismını alıp çıkararak, bir avuç suyu üçe´«rsk, onunla üç âsm ağzını yıkamış olursa fer

Fakat, hu. işi burnunda yapma ^tinşâkta su. kuîlamİrAıış - z&sû» geri döner, M´-iz^ bîr durum yoktur.

Bîî´ kkosania, a%Ticucii aldığı suyun bîr ki£3& ile :yaptıktan . nnra, kaian kısmı ile de istlnşâî m&za yapaıacak değildir. [17]



5- Misvak


Misvağın acı ağaçtan olması uygundur. Çünkü bu î>gaç, ağ­zın kokusunu temizler, dişleri kuvvetlendirir ve mideye de sağlam­lık kazandırır.

Misvağın kalınlığı, küçük parmak kalınlığında, uzunluğu ise bir karış uzunluğunda olmalıdır.

Dişleri.parmakla yıkamak, misvak yerini tutmaz. A&cak, mis-, vak bulunmazsa, sağ elia bir parmağı we dişleri temizlemek, misvak yerine kaim olur. Muhıyt ve Zahİriyye´de de bo

Kadm için sakız çiğnemek, misvak yerini tutar. Babrft´r – îiâlk ta da böyledir.

Misvak nasıl tutulmalı : Misvak, sağ elle tutulm^chr. Mis­vakın ön kısmı,, baş parmak alta ve şeh&dei pancagh. "r´e g cek şekilde tutulur. Bu -esnada, orta panrrâ ve ya parmağı da şehadet parmağı gibi mis\\i&Jn üsKftv;fc- tî çük parmak ise baş parmak gibi misvakın altında bulunur. Misvakı bu şekilde tutmak menduptur. Nebrü´I Fâik ta da böyle­dir,

Misvak ne zaman kullanılmalı : Misvak kullanmanın vakti, mazmaza zamanıdır. Nihâye´de de böyledir-

Misvak nasıl kullanılmalı: Misvak kıalianmaya, önce sağ ta­raftarı başlanılmalıdır. Dişlerin boyları istikametinde, altları da üstleri de misvaklanmalıdir. Sonra dişler, enleri istikametinde ide misvaklanmalıdırlar C&vheretü´nNeyytre´de de böyledir.

Misvah´nı ağzmdaki hareketinden dolayı, kusacağnıdan korkan kimse, misvak kullanmayı törk eder.

Yatarken misvak kullanmak da mekruh´Uur, Sİrâcül -hâc´da da böyledir. [18]



6- Parmakların Aralarını Ovmak (Hilallemek)


Ovmak, su damlamakta olan parmakları, diğer parmakl&nn arasına girdirmekle olur. Böyle yapmak ise, ittifakla sünnet-i müek-kededir. Nehrü´l Fâik´te de böyledir.

Bu hüküm, suyun, parmakların arasıra ulaşması haline göredir. Fakat, eğer parmakların, arası, diğer parmakların giremiyeceği kadar bitişik olursa, buralara suyu ulaştırmak vacib olur. Teb-yîn´de de böyledir.

Ellerini suyun içine sokmuş olan kimse için su, durgUB ıu bile olsa parmak aralarını hilallemek zarureti yoktur.

Evlâ olan, ellerde tesbîk (yani parmakları birbirleri arasına girdirmek) tir. Ayaklarda ise, sol elin küçük parmağı ile, sağ aya- başlanır ve bu iş sol ayağın ku-[19]



7- Sakalı Hilallemek


böyledir Ve Kâdîhân bu kavli almıştır. Zâhidî´de de böyledir, Meb-sût´ta «Esahh olan da budup> denilmiştir. Miraci´d - Dirâye´de de böyledir.

Sakalın hiIaUenme şekli : Parmaklar sakalın içine sokula­rak alt taraftan üste doğru, sakal hîlâUenir. Bu, Şemsül - Eİmme-´I - Kerderi´den naklolunmuş. Muzmaratrta da böyledir. [20]



8- Yıkanması Gereken Uzuvları Üçer Defa Yıkamak:


Yıkanması farz olan, eller, yüz ve ayaklar gibi azalan, üçer defa yıkamak sünnettir. Muhıyt´te de böyledir.

Bu uzuvlardan birini yıkmaya başlayınca, ilk yıkama farzdır. Zahiriye´ de de böyledir. Sahih kavle göre diğer iki yıkayış ise sün-net-i müekkede´dir. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.

Yıkamanın tamam olduğu nasıl anlaşılır : Abdest alırken, yıkanmakta olan uzva su ulaşır ve ondan damla damla dökülüp akarsa, bu durumda yıkama tamam olmuş olur- Hulâsa´da da böy-dir.

Fetâvâyi Huccet´de : «En uygun olan, abdestte yıkanması farz olan her uzvun her tarafına, her bir yıkayışta suyu ulaştırmaktır.» denilmiştir.

Birinci defadaki yıkamada, bazı yerler kuru kalmış olsa da ikinci yıkamada bunlardan bir kısmı giderilse, fakat yine bir kı­sım kuru yer kalmış bulunsa; üçüncü yıkamada ise her yer ıslan* mış olsa, bu durumda azalar üç defa yıkanmış olmaz» denilmiştir. Muzmarat´ta da böyledir.

Abdest azalarını birer defa yıkamakla yetinmek nedir : Bir kimse, bir ihtiyaçtan dolayı veya soğuk olduğu için veyahut da suyun azlığı sebebi ile abdest azalarını birer defa yıkamakla yetin-se, bu mekruh değildir ve o kimse günahkâr olmaz. Fakat, sayılan sebeplerde hiç biri yokken abdest azalarım birer defa yıkamakla yetinmek günahtır. Mi´râcü´d - Dbâye´de de böyledir.

Abdest azalarını üç defadan fazla yıkamak nedir : Kalbin mutmain olması Veya şüpheden kurtulmak veyahut da ikinci bir abdest almak niyyeti ile abdest uzuvlarını üçten fazla yıkamakta bir beis yoktur. Bu husus Nİhâye´de ve Sirâeül-Yehhâc´da da böy­ledir. [21]



9- Başın Tamamını Bir Defa Defa Meshetmek


Mütünde de böyledir.

Başın tamamı nasıl meshedilir : Kişi, iki avcunu ve parmak­larım, başının ön kısmından başlı(Zeker) arka kısmına kadar, başın tamamını kaphyacak bîr şekilde çekerek mesheder. Sonra da, iki parmağı ile iki kulağını mesheder. Böyle yapınca su, müsta´mel (kullanılmış su) olmaz. Bu husus, Tebyîn´de de böyledir.

Başın tamamını kaplama meshetmeyi devamlı olarak ve özürsüz bir şekilde terketmek günah olur. Gunye´de de böyledir. [22]



10- Kulakları Meshetmek


Abdest alan kimse, başını meshettiği su ile, kulaklarının ön ve arka tarafını da mesheder- Tahâvî Şerhinde de böyledir.

Fakat, başın meshinden sonra elde bulunan ıslaklıkla değil de, başka taze bir su ile kulakları meshetmek daha güzel olur. Bah-rü´r - Râik´ta da böyledir.

Bir kimse, kulaklarının Ön tarafını, yüzünü yıkarken, arka taraflarını da, başı ile beraber meshetse, böyle yapması caiz olur. Fakat, en faziletli ve üstün olanı, bir önceki —- paragrafta söylemiş olduğumuz — şekildir, Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.

Kulaklar nasıl meshedilir : Kulakların, dış tarafı, iki baş parmağın iç tarafı ile; iç tarafları ise, şehâdet parmaklarının iç ta­rafları ile meshedilir. Sirâcül - Vehhâc´da da böyledir. [23]



11- Niyet


Abdest alacak olan kimse, kendisinden hadesin kalkmasına ve ibadetlerden herhangi birinin abdestsiz sahih olmadığına niyyet etmesi gerekir. Tebyîn´de de böyledir.

Niyyet nasıl yapılır : «Allah-u Teâlâ´ya yakınlaşmak maksa­dı ile namaz kılmak için abdest almaya niyyet ettim.» diyerek niy­yet edilebilir. Veya «Hadesin kalkması için.. », «temizlik için»..., «namaz kılmak İçin...», «niyyet ettim» denir. Sirâeü´l-Vehhâc´da da böyledir.

Ne zaman niyyet edilmelidir : Niyyetin vakti yüzün yıkan diği zamandır.

´Niyyetin mahalli ise kalbdir. Niyyeti dil ile söylemek isç müstehaptır. CevJıeretü´n - Neyylre´de de böyledir. [24]



12- Tertibe Riayet Etmek


Tertib : Abdesti, âyet-i kerimedeki sıraya riayet ederek al­mak, yani önce elleri, sonra yüzü yıkamak; sonra da başı mesnet inek ve en sonda da ayakları yıkamaktır. Tebyîn´de de böyledir.

Kudûrî, niyyeti, tertibi ve basın tamamını — kaplama — mes-hetmeyi, abdestîn müstehablarından saymıştır.

Hidâye, Muhiyt, Tuhfe, İzah ve Vâfâ Sahibleri ise, bunları sün­netten saymışlardır. Esahh olan da budur. Mi´racü´d - Dirâye´de de böyledir. [25]



13- Müvâlât


Müvâlât: Ortalama bir zamanda yıkanılmış bulunan bir uz­vun, yaşlığı kurumadan önce, diğer bir uzvu yıkamak demektir.

Bu hususta, şiddetli sıcağın, şiddetli soğuğun ve rüzgârın ku­rutmuş olması mu´teber değildir. Abdest alan kimsenin, normal hal­de bulunmasına itibar olunur. Cevheretü´n - Neyyîre´de de böyle­dir.

Abdest azalarından birini yıkadıktan sonra, ara verip daha sonra diğer abdest azasını ´yıkamak — eğer bu durumu meşru kılan abdest alan kimsenin suyunun bitmesi veya benzeri bir hal olması gibi— bir Özür yoksa mekruhtur.

Böyle bir özür olması halinde, abdest alırken iki uzvu yıkama esnasında ara vermekte bir beis yoktur. Yani, özürden dolayı, bir uzvunu yıkadıktan sonra, ara verip daha sonra da öbür uzvunu yı­kamasında herhangi bir mes´uliyet yoktur. Ve bu kavil sahihtir. Gusül ve teyemmümde de bu kavil geçerlidir. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir. [26]



Abdestin Müstehapları


Mütûn´da, abdestin iki nıüstehâbı olduğa zikredilmiştir : [27]



1- Abdest Alırken, Uzuvları Yıkamaya Sağdan Başlamak.


Sağ eli sol elden, sağ ayağı sol ayaktan Önce yıkamak, nıus-tehâbhr. Sahih olan kavle göre böyle yapmak fazilettir.

Abdest azalarından, çift bulunan, her asanın sağını, solundan önce yıkamak müstehabtır.

Hatta, abdest alan kimsenin elinin biri olmasa veya bir elinde herhangi bir illet bulunsa, bu durumda iki eli ile iki kulağını nıeshetmek mümkün olmayacağından, önce sağ kulağım, sonra da soi kulağını mesheder- Cevkeretü´n - Neyyire´de de böyledir. [28]



2- Abdest Alırken, Enseyi Meslıetmek.


En­se ellerin arkası ile meshedilir. Boğazı meshetmek ise, bid´attır. Bahrü´r - Raik´te de böyledir. [29]



Abbestin Âdabı


Alimlerimize göre abdestin edepleri ve bunlarla ilgili diğer ba­zı sünnetler de vardır. Şöyle ki :

1- Ayakları yıkarken su kabı, sağ elle tutulur. Sağ ayağın Ön tarafından başlanılarak su dökülür ve sol el ile ovalanır. Bu şe­kilde üç defa yıkanır. Sonra su, sol ayağın Önünden dökülerek, o da yukarıdaki şekilde ovularak üç defa yıkanır. Sünnet olan budur. Muhıyt´te de böyledir.

2- Elleri ve ayaklan yıkamaya, parmak uçlarından baş­lamak da sünnettir. Fethül - Kadîr´de de böyledir. Keza, Muhıyt´te de böyledir.

3- Başı meshederken, ön tarafından başlamak sünnet­tir. Bu husus Zâhidî´de de böyledir.

4- Mazmaza ve istinşakta da tertib (bunları sıra ile yap­mak) sünnettir. Hulâsa´da da böyledir.

5- Mazmaza ve istinşakta mübalağa da sünnettir. Yani ağza ve burna suyu bol bol vermelidir- Kâfî´de de, Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.

Yalnız, abdest alan kimse oruçlu olduğu zaman, mübalağa etmek sünnet değildir. Tatarhânîye´de de böyledir.

Mazmazada mübalağa, suyu ağızda gargara etmekle olur. Kâfi´de de böyledir.

îstinşakta mübalağa ise, suyu — acı duyacak kadar — bur­nun üst tarafına .— genize— şiddetle çekmekle olur. Ta ki su, yu­karıya kadar çıkmış olsun, Muhiyt´te de böyledir.

6- Abdest alırken suyu israf etmemek ve onu pek az bir miktarda kullanmamak da edebdendir. Hülâsa´da da böyledir. Bir kimse, nehir başında ahdest alıyor olsa ve hatta kendisi nehrin {yani akarsunun) sahibi bulunsa bile, abdest alırken israf etme­mesi gerekir.

Hatta su, temizlenmek veya abdest alınmak için vakfedü-mişse, bu sudan fazla almak veya israf etmek —hilafsız olarak— haram olur. Bahrü´r - Râik´te de böyledir.

7- Abdest azalarını yıkarken konuşmamalı ve her uzvu yıkarken. (Eşhedü enlâ ilahe Ülellahu vahdehû lâ şerîkeleh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühû) demelidir. Muiuyt´te de böyledir.

Fakat, abdest alırken, zarurete binâen konuşmak edebsizlik sayılmaz. Bahrü´r - Raık´te de böyledir.

8- Abdest alan kimsenin, abdestle ilgili işleri bizzat kendi­sinin yapması,

9- Abdest bittikten sonra. (Sübbâneke AUahümme ve bi hamdik. Eşhedü enlâ ilahe illâ ente. Esteğfirüke ve etûbü ileyk- Ve eşhedü enlâ ilahe iîlellahü ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû) demesi,

10- İstinca yerlerini sildiği bezle, abdest uzuvlarını silme-mesi,

11- İstinca dan sonra, abdest almak için kıbleye karşı otur­ması,

12- Abdest aldıktan sonra veya abdest esnasında,

(AUahümme´calnî mine´t - tevvâbîne vec´alnî minel mütetahhi-rîn) demesi,

13- Kerâhat vakti değilse iki rek´at namaz kılması,

14- Abdest aldıktan sonra —mutâkıb namaz için— su kabı­nı doldurması, Muhıyt´te de böyledir.

15- Abdestten artan sudan, ayakta oîduğu halde ve kıbleye dönerek biraz içmesi,

16- Abdesti topraktan yapılmış bir kapla alması,

17- Abdest alırken damlaların elbisesine dökülmesinden ve sıçramasından sakınması, Zahîdî´de de böyledir.

18- Abdest alırken ellerini çırpmaması, Sirâcül - Vehhâc´da da böyledir.

19- Mazmaza ve istinşakı sağ eli ile yapıp, sol eli ile sümkür-mesi gibi, yukarıda saydığımız hususların hepsi de abdestin âdâ-bındandır-

20- Ebu´l - Leys´in Hazânetü´l - Fıkhı´nda, ayrıca Halef bin Eyyub´tan naklen şöyle denilmiştir. Kış günü abdest almakta olan bir kimsenin, abdest uzuvlarını, Önce bir su ile yağlar gibi ıslatma­sı, sonra da üzerine su dökmesi uygun olur. Çünkü, kışın abdest azalarında yarılmalar olabilir. Bedâi´de de böyledir.

21- Abdest azalarını ovalamak,

22- Küçük parmaklan, kulakların deliklerine sokmak,

23- Abdesti vaktinden Önce almak,

24- Suyu çarpmadan yüzüne yaymak ve

25- Abdest alırken yüksekçe bir yerde oturmak gibi yukarı­da saydığımız hususlar da abdestin âdâbındandır. Tebyîn´de de böyledir.

Ayrıca, şu sayacağımız hususlar da abdestin âdâbındandır :

26- Su kabının kulpunu üç defa yıkamak,

27- Abdest alırken pek acele etmeyip, uzuvları yavaş yavaş yıkamak:,

28- Bir uzvu yıkarken, ovalarken, parmak aralarını hilâller­ken hassas davranmak,

29- Yüz ve eller yıkanırken, bunların tarif edilen hadleri ge­çilir ki, kalb mutmain olsun. Mi´râcü´d - Dirâyelde de böyledir.

30- Yüzü yıkamaya üst kısmından başlanır. Nehrül-Fâik´te de böyledir.

31- Abdest temiz yerde alınır. Çünkü abdest suyuna, saygı göstermek gerekir. Bu husus Nehrü´l - Fâifc´te de böyledir ve bu ki­taba da Muzmarât´tan nakledilmiştir.

32- Küçük kabla, bu kabdan su dökülerek abdest almıyorsa, kab sol tarafa konur. Ve eğer büyük kabla abdest almıyor ve bu kabtan su avuçla almıyorsa bu kab sağ tarafa konur-

33- Kalben niyyet edilirken, bu niyyet dil ile de ifade edıTJT:

34- Her aza yıkanırken «Bismillah» denir.

35- Mazmaza vaktinde, Aflahümme e´nî ´alâ tilâveti! - Kur´âni ve zikrifce ve şükrike ve hüsnü ıbâdetilce) denir.

36- îstinşak zamanında : Allahümme rıhnî râihatel-cenneti ve lâ tünhnî râihate´n-nârJder.

37- Yüz yıkamrken :´Allahümme beyyıd vechî yevme tebyaddu vücûhün ve tesved-dü vücuh) der.

38- Sağ kokr .ı yıkarken : (Allahümme a´tmî kitabî bi yemimi ve hâsibnî hisâben yesîrâ) der.

39- Sol kolunu yıkarken : (Allahümme lâ ta´tmî kitabi bi şimalî ve lâ min verâi zahrî) der.

40- Başına meshederken : (AÜâhümme, ezıllenî tahte zilli arşıke yevme lâ zille 91la zillearşeke) der.

41- Kulaklarını meshederken :

(Allâhümme´c´alnî min el tezine yeştemi´ûnel - kavle feyette-biûne ahsenehû) der.

42- Ensesini meshederken :(Allahümme´tik rafcabetî mine´n - nâr) der.

43- Sağ ayağını yıkarken : (Allahümme sebbit kademeyye ales - sıratı yevme tezüîlü´l ıü)- der.

44- Sol ayağını yıkarken ise :Alîahümnıecalnî zenbi mağfûranve sağyi meşkûrun ve ticâreti lejn tebûr.) der.

Ve her azasını yıkadıktan sonra da Peygamber (S.A.V.) Efen­dimizin üzerine salavct-ı şerife okur.

Abdest suyunu bir müd´den noksan eylemez. (Noksanlaşmış^ sa suyu ikmâl eder.) Tebyîn´de de böyledir-[30]



Abdestîn Çeşitleri :


Üç çeşit abdest vardır : [31]



1- Farz Olan Abdest:


Namaz kılacak olan kimsenin abdesti yoksa, alması gereken abdest gibi. [32]



2- Vacib Olan Abdest:


Kabe´yi tavaf için alınan abdest.

Bir kimse, şayet Ka´be´yi abdestsiz tavaf etmişse, vacibi terk etmiş olur ve fakat yapmış olduğu tavaf caiz olur. [33]



3- Mendub Olan Abdest:


Uyku için alman abdest, devamlı abdestli bulunmak için alınan abdest, gıybetten ve şiir söyledikten sonra alman abdest, abdest üstüne alınan abdest, kahkaha ile gül­dükten sonra alınan abdest, ölü yıkamak için alınan abdest gibi... Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. [34]



Abdestin Mekruhları


1- Suyu, yüze şiddetle çarpmak,

2- Mazmaza ve istinşakı sol elle yapmak,

3- Özürsüz olarak sağ elle sümkürmek. Ebûl - l netu 1 - Fıkhında da böyledir.)

4- Bir su ile üç defa meshetmek,

5- Mescid´de kendisine yer ta´yin etmekte olduğu gibi, ab­dest almak için de bir kap tayin ederek o kabdan başkasına abdest aldırmamak da mekruhlardandır. Vecizul Kerderî´de de böyledir,

Abdesten sonra, mendil ile silinmekte bir sakınca yoktur. Teb­yîn´de de böyledir. [35]



Abdesti Bozan Şeyler


1- Sebîleynden[36] İdrar, Dışkı, Yel, Vedi[37], Nıezi[38], Meni[39], Kurt Ve Taşcıklar


Dışkı, az olsun çok olsun abdest almayı gerektirir.

Sidik ve arka taraftan yel çıkması da abdesti bozar. Muhıyt´te de böyledir.

Erkeğin zekerinden, kadmm da fercinden çıkan yel ise, sa­hih olan kavle göre abdesti bozmaz.

Ancak, müfeddat (ferci ile dübürü birleşmiş) olan kadının, bu durumda, abdest alması müstehab olur. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.

Kadında açılmış olan bir yaradan yel çıkmış olsa, pis ko­kulu geğirmenin abdesti bozmadığı gibi bu yel de abdesti boz­maz. Kınye´de de böyledir- Sidik, zekerin kamışına inmiş olsa abdesti bozmaz. Fakat o, zekerin kılıfına çıkmış olursa, abdest bozulur, Zehiyre´de de böy­ledir. Sahih olan ıda budur. Bu husus Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.

Kadmm idrarı, fercinin iç tarafına çıksa fakat dışına çıkmamış olsa, yine abdesti bozulur.

O Zekeri kesilmiş olan bir kimseden, idrara benzer bir şey çıkmış olsa, eğer o kimsenin istediği zaman onu tutmaya veya iste­diği zaman onu bırakmaya gücü yeterse, bu durumda o şey, idrar­dır ve abdesti bozar. Fakat, istediği halde tutmaya gücü yetmezse, o şey çıkmadıkça, o kimsenin ahdesti bozulmaz. Fetâvâyî Kâdîhân´ da da böyledir.

Bir hünsanm erkek olduğu fetvalarla açığa çıkarsa, o kim­sede bulunan ferç, yara menzittndedir. Ondan bir şey çıkmadıkça, o kimsenin abdesti bozulmaz. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir. Bu husus Fetâvâyi Kâdihân´da, Zehıyre´de, Serahsî´nin Muhıyt´inde ve mu´teber kitapların çoğunda böyledir. Alimlerin çoğu da, o kimse­nin abdest almasının gerektiği görüşündedir. Tebyîn´de de böyle­dir, îtimat olunan ise, önceki görüştür- Nehrü´İ-Fâık´te de böyle­dir.

Bir erkeğin, zekerinde yara bulunsa ve bu yaranın iki başı olsa, bunların birinden çıkan idrarın çıktığı yerden çıksa ve diğer çıkan ise, o yoldan çıkmasa; birincisi ihlil (zeker deliği) yerinde­dir. Bu delikte idrar zahir olduğu zaman, dışarı akmasa bile abdest bozulur. Diğer delikten ise, bir şey çıkmadıkça abdest bozv

Bir kimse, idrarın çıkmasından korksa da, zekerinin deli­ğine pamuk tıkasa, idrar pamuğun üzerine çıkmadıkça, r .rr.uk ol­madığı takdirde çıkacak olsaydı bile, o kimsenin abder"i bozulmaz ve pamuğu koymuş olmasında da bir beis yoktur. Fetâvâyi Kâdî han d a da böyledir.

Bir kimsenin dübürü çıktığı zaman, onu, eli veya bir bez parçası ile yerine girdirse, abdesti bozulur. Çünkü, eline necaset­ten bir şey bulaşmıştır.

Şeyhu 1-imâm Şemsü´l-eimmetü´l-Halvânî :«Dübünün çıkması ile abdest bozulur.» demiştir. Zehıyrede de böyledir.

Şehvetsiz çıkan vedi´ ve meni´nin bozduğu gibi, mezî de ab­desti bozar. Ağır bir yük taşımak veya yüksek bir yerden düşmek sebebi ile çıkan mezi de abdest almayı gerektirir. Muhıyt´te de böyledir.

Erkeğin menisi kalındır, beyazdır; kokusu, çiçek kılıfının kokusu gibidir. Ve kadın iç/n onda zevk vardır. Meninin çıkması ile zekerin gücü kırılır.

Kadının menisi İse, ince ve sandır.

Mezi incedir, beyaza yakındır. Kişi şehvetle ailesi ile oynaştı­ğı zaman çıkmaya başlar- Mezinin kadındaki karşılığı kazidir.

Vedi ise; koyu, kıvamlı idrardır. İdrardan ve cima´ gusülün-den sonra gelir. Tebyin´de de böyledir.

Bir kimsenin arkasından kurt çıkmış olması, hadestir. (yani, o kimsenin abdesti bozulur.)

Kadının veya erkeğin önünden çıkan küçük taşcıklar da kurt gibi abdesti bozarlar. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.

Yağmur damlası, idrar deliğine girse ve sonra da çıkmış olsa, abdesti bozmaz. Bu durum, orucu da bozmaz. Zahirıyye´de de böyledir.

E ir kimse, idrar deliğine yağ akıtmış olsa da, yağ da ora­dan çık niş ve akmış bulunsa, o kimsenin abdestini iade etmesi lâzımdı/. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Alt taraftan içeri girip, geri çıkan her şey, içerdeki yaş­lıktan uzak olamiyacağı ve ondan ayrılamıyacağı için, bu şeyin bir ucu el;nde bulunup, tamamen girmemiş olsa bile abdesti bozar. Vecizül-Kerderî´de de böyledir. [40]



II- Sebileyden (Ön Ve Arkadan) Başka Bir Yerden, Çıkipta, Etrafa Dağılan Kan, İrin, San Su Ve Hastalıktan Dolayı Çıkan Su.


Seyelânm haddi, yaranın başına yükselip, etrafa da­ğılmaktır. Serahsî´ntn Muhıyt´inde de böyledir. Esahh olan da bu­dur- Nehrül-Fâık´te de böyledir.

Kan, yaranın üstüne yükseldiği zaman, yaranın başın­dan daha fazla bir yeri kaplamış olsa bile— abdesti bozmaz- 1A-hiriyye´de de böyledir. Fetva da, bu gibi mes´elelerin abdesti boz­madığı şeklindedir. Muhıyt´te de böyledir.

Kan, irin, sarı su, yara suyu, nufte, göbek, meme, göz ve kulaktan dertten dolayı çıkan su. en sahih kavle göre; bun­ların hepsi müsavidirler. Yani abdesti bozarlar. Zâhidî´de de böy­ledir.

Bir kimse, kulağına yağ damlatmış olsa da o yağ, dima­ğında bir müddet durduktan sonra, kulağından veya burnundan tekrar dışarı aksa, o kimsenin abdesti bozulmaz.

İmâm Ebu Yûsuf (R.A.), bu hususta: «Eğer ağzından çıkar­sa abdesti bozulur. Çünkü b, mideye varmadan çıkmaz. Mide ise, necaset mahallidir. Ve bu şey, istifra hükmünde sayılır.» dem´ş-tir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Buruna akıtılan ilaç, ağızdan çıksada ve bu da ağız doîu-su miktarda olsa, abdesti bozar. Fakat bu üaç, kulaktan çıkarsa, abdesti bozmaz. Sirâcül-Vehhâc´da da böyledir.

Bir kimsenin, yıkanırken kulağına sn kaçmış olsa ve bu su bir müddet bekledikten sonra, burnundan geri çıksa, o kimse­nin abdesti bozulmaz. Muhıyt´te de böyledir- Nisab´da da: «Esahh olan bu kavildir.» demiştir, Tatarfaâniye´de de böyledir.

Fakat bu durumdan çıkan, irin olursa, o takdirde abdest bo­zulur. Muzmarat´ta da böyledir.

Kişinin kulağından, irin veya sarı su çıktığı zaman bakı­lır, eğer bu şey, kulak ağrımadan çıkmışsa abdest bozulmaz. Fakat, eğer ağrı(Zeker) çıkarsa abdest bozulur. Çünkü, ağrı ile birlikte çık­tığı zaman, bunun bir yaradan çıkmış olduğu açıktır. Fetâvâ-i Şemsül-Eimme Halvânî´de de böyledir. Ayrıca, Muhıyt, ZahSre, Tebyîn ve Sirâcü´l-Vehhâcda da böyledir.

İmâm Muhammed CR.A.) el-Asl´da: «Bir yaradan, az bir miktarda çıkmış olan kan, silinir ve sonra yine çıkarsa; ve tek­rar silinip bu halde terkedüince yine akacak olursa, abdesti bozar. Ama, akmazsa abdesti bozmaz. Ve yine, bu kanın üzerine kül ve­ya toprak akıtılsa, fakat kan yine çıkmış olsa; tekrar toprak veya külle kapatılsa, sonra bu iş yine tekrarlansa, bu durumlarda abdest bozulur. Zehıyre´de de böyledir.

Bir kimsenin başından, kulak ve burnun temizleme yerleri­ne kan inse, abdesti bozulur. Muhıyt´ta da böyledir.

Bir kimsenin ağzından kan çıkarsa, kan ile tükrük arasın­daki çokluğa i´tibar edilir :

Şayet, kan ile tükrüğün miktarı eşit olursa abdest bozulur. Ayrıca, bu hususta renge de itibar olunur : Ve eğer renk, Vırmı-zı ise abdest bozulur. San ise, abdest bozulmaz. Tebyân´de de böyledir.

Abdest alan bir kimse, bir şeyi ısırsa da onda kan esen görse veya misvak kullanırken misvakta kan eseri bulsa, kanın at­tığı bilinmedikçe, bu kimsenin abdesti bozulmaz. Zâhiriyyede de böyledir.

Bir kimsenin gözünde yara olsa da bu yaradan çıkan kan gözün diğer bir tarafına varsa, o kimsenin abdesti bozulmaz. Çünkü o kan, yıkanması farz olan bir yere varmamıştır. Kifâye´de de böy­ledir.

Sıkmak sureti ile yaradan çıkan kan, eğer acı(Zeker) çıkarsa, abdesti bozar. Vecîz-iü Kerderfde do böyledir. Doğru olan da bu­dur. Gınye´de de böyledir. En uygun olan da budur ve Halebi´nin Münye Şerhi´nde de böyledir.

Bir kabarcık patlasa da, ondan su, san su veya bir başka şey çıksa; eğer bu çıkan şey, yaranın başından akarsa abdesti bozar. Fakat, akmazsa abdesti bozmaz- Bu durum, kabarcığın kendiliğin­den patlaması ve içindekinin kendiliğinden çıkması hâlinde böyle­dir.

Fakat, bir kimsenin bu kabarcığı sıkması neticesinde, içindeki çıkmış olursa, bu hâl abdesti bozmaz. Çünkü,, çıkan o şey, çıktığı yerin dışına taşıcı değildir. Hidâye´de de böyledir.

Bir kimse sümkürdüğü zaman, burnundan mercimek tanesi kadar, pıhtılaşmış kan parçası çıksa, o kimsenin abdesti bozulmaz. Hulâsa´da da böyledir.

Gene denilen böcek, bir kimsenin her hangi bir uzvunu emer de, karnını kan ile doldurursa bakılır, bu böcek eğer küçük ise sivri sinek ve sinekte bozulmadığı gibi bu böceğin emmesi ile de abdest bozulmaz. Fakat, eğer gene denilen böcek büyük ise, ab-dest bozulur.

Yine, sülük bir kimsenin her hangi bir uzvunu emer de kar­nım doldurursa, o kimsenin abdesti bozulur. Serahsî´nin Muhıyt´in-de de böyledir.

Gözde olan bir hastalık, yara mesabesindedir; ondan çıkıp akan şeyler de abdesti bozar. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

«Bir kimsenin gözlerinde ağrı olsa ve bu ağrı sebebi ile göz­lerinden devamlı su aksa, o akıntının sarı su olma ihtimali bulun­duğu için, o kimse her namaz için abdest almakla emrolunur.» de­nilmiştir. Tebyîn´de de böyledir.

Bir yaranın başından kurt çıkmış olsa, bu abdesti bozmaz. Muhıyt´te de böyledir. [41]



III- Kusmak.


Bir kimse, ağız dolusu acı su, yemek veya su kusarsa abdes­ti bozulur. Zahıriyye´de de böyledir-

Ağız dolusu kusmanın hududu : Sahih kavle göre, kusuntuyu, zorlanmadan ve meşakkat çekmeden, ağızda tutamamaktır. Mu­hıyt´te de böyledir.

Su içmiş olan bir kimse, o suyu olduğu gibi hiç karışma­dan, safî olarak kussa, yine abdesti bozulur. Sirâcül Vehhâc´-da da böyle nakledilmiştir.

Bir kimse, ağız dolusu balgam kusmuş olsa, abdesti bozul­maz. Balgam karından çıkmışsa, İmâm-ı A´zam ve İmâm Muhaın-med´e göre, yine abdest bozulmaz. Fakat bu durumda İmâm Ebû Yûsuf´a göre abdest bozulur. Bu hüküm, bir kimsenin sırf balgam kusması halindedir.

Fakat, bir kimse, yemek ve diğer şeylerle karışık olarak balgam kusarsa ve bu durumda da yemek ağız dolusu olursa, o kimsenin ab­desti bozulur. Bu miktara ulaşmazsa abdesti bozulmaz. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Bir kimse kan kusar ve bu kan da akıcı olarak baştan in­miş bulunursa^ o kimsenin abdesti bozulur. Bu hususta ittifak var­dır.

Fakat, eğer kusulan kan, pıhtılaşmış kan ise, yine ittifakla abdest bozulmaz.

Kusulan kan, karından çıkan kan ise ve bu kan pıhtılaşmışsa yine ittifakla abdest bozulmaz.

Fakat, bu kan ağız dolusu olursa, abdest bozulur. Ayrıca, bu miktar olmasa bile akıcı kan ise abdest bozu­lur. Ebû Hanîfe (R.A0 nin1 kavlide bunun üzerinedir. Münye Şer-hi´nde de böyledir. Muhtar olan CFakihlerin seçmiş bulunduğu) da budur. Tebyîn´de de böyledir. Bunu, bütün alimlerimiz sahih gör­müşlerdir. Bedâi´de de böyledir.

Bir kimse, azar azar kusmuş olsa, eğer kustuğu şeylerin top­lamı, ağız dolusu miktarına ulaşırsa, bu durumda, İmâm Muham-med tR.A.) : «Eğer bu kusmaların sebebi aynı ise, o kimsenin abdesti bozulur, sebep aynı değilse abdest bozulmaz.» demiştir. Sahih olan da budur. Muzmarat´ta da böyledir.

Kusma sebebinin, aynı olup olmadığı şöyle anlaşılır : Bir kimse heyecan ve gaseyan haline gelip kusar ve sakinleşmeden Önce yine kusarsa, bu kusmalarda sebep birdir, aynıdır. Fakat, kusar sonra sakinleşir ve sonra tekrar kusarsa,, bu kusmalarda ıda sebep ayrıdır. Kâft´de de böyledir.

İnsan vücudundan çıkan her şey pis midir

İnsan bedeninden çıkan her hangi bir şey hades Cabdesti bo­zucu) değilse, pis değildir. Az olan kusuntu, akıp dağılmayan kan gibi... Tebyîn´de de böyledir. Sahih olan da budur. Kâft´de de böy­ledir. [42]



IV- Uyku.


Namaz içinde veya namaz dışında, yatarak uyumanın, ab­desti bozduğu hususunda fukahâ arasında bir görüş ayrılığı yoktur.

Sol uyluğunun üzerine oturup da, ayaklarını sağ taraftan çıkararak uzanan ve bu şekilde uyuyan kimsenin abdesti de bozu­lur. Bedâi´de de böyledir.

Yüzükoyun başı üstüne yatan kimsenin de abdesti bozulur. Bahrii´ıRâık´ta da böyledir.

Oturarak uyuyan kimsenin durumu ; Ökçeleri üzerine oturarak uyuyan kimsenin abdesti bozulmaz. Sahih olan budur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir-

Bir şeye dayanarak uyuyan kimsenin hâli :

Alındığı zaman, düşeceği bir şeye dayanarak uyuyan bir kimse­nin, maka´clı yere bitişik değilsebil - icma´ abdesti bozulur. Eğer, yer bitişikse, bu durumda sahih olan, abdestin bozulmama-sıdır. Tebyîn´de de böyledir.

Ayakta uyuyan kimselerin, oturarak uyuyan kimselerin, eyer veya semer üzerinde oturarak uyuyan kimselerin, rükû halin­de veya secde esnasında uyuyan kimselerin, ~bu halleri namaz içinde veya namaz dışında meydana gelmiş bulunsa abdestleri bozulmaz.

Ancak, secdelerin sünnet üzre olması şarttır, (Yani karnın uy­luklarından ayrı, kollan da yanlarından uzak olmalıdır.) Eğer, sec­deler, sünnet olan şeklin dışında olur ve o kimse bu şekilde uyur­sa, abdesti bozulur. Bahrü´r«Râık´ta da boyledir-

Zahirü´r - rivaye´de, uykunun galebesi ile kasden uyumak arasında bir fark yoktur.

Fakat, Ebû Yûsuf´a göre, kasden uyunduğu zaman, abdest bo­zulur. Bu hususta sahih olan ise, zahirü´r - rivâye´nin beyanıdır. Mu-hıyt´te de böyledir.

Hasta olan kimsenin uykusu :Hasta olan kimsenin, uyumasının, abdestini bozup bozmayaca­ğı hakkında ihtilâf vardır :Hasta, eğer namazını yatarak kılarken uyumuş olursa, o has­tanın abdesti bozulur. Sahih olan da budur. Muhıyt´te, Tebyîn´de, Bahrü´r - Râık´te de böyledir. Fetva da bunun üzerinedir. Nehrü´l-Fâık´ta da böyledir.

Oturarak uyumak :Bir tarafına eğilerek, oturduğu yerde uyuyan kimsenin, mak´a-di çoğu kere yerden ayrılır. Fakat Şemsü´l - eimme Halvânî : «O durum, gerçekten hades (abdesti bozucu) değildir.» demiştir. Zâ-hirul-mezheb de budur. Fetâvâ-i Kâdîhân´da dâ böyledir.

Oturduğu yerde uyumakta olan bir kimse, yüzü üstüne ve­ya yanı üstüne düşmüş olsa, düşmeden veya düşeceği sırada uyanır­sa veya uyuyarak düşer fakat düştüğü anda uyanırsa, o kimsenin abdesti bozulmaz.

Fakat, o kimse, düştükten sonra da bir müddet uyur ve sonra uyanırsa, o kimsenin abdesti bozulur. Tebyî´nde de böyledir ;

Bağdaş kurarak oturmuş olan bir kimse, bu durumda uyursa abdesti bozulmaz keza müteverrik. Hulâsa´da da böyledir.

Hayvana binmiş olan kimsenin uykusu :Bir kimsenin bindiği hayvan çıplak olur ve bu hayvanda yokuş yukarı çıkmakta veya düz bir yolda gitmekte olursa, o kimse uyu­muş olsa bile abdesti bozulmaz-

Fakat, hayvan iniş inmekte iken üzerinde uyuyan kimsenin ab-desti bozulur. Muhiyt´te de böyledir.

Bir kimse, üzerinde palan olan bir hayvanın üstünde uyur­sa, o kimsenin abdesti bozulmaz.

Tandır başında uyuyan kimse :

Bir kimse, tandırın başında uyur ve ayaklarını da tandıra uza­tırsa, o kimsenin abdesti bozulur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. [43]



Uyuklama Hâli :


Bir kimsenin 3´atarak uyuklaması, ya ağır bir uyuklamadır veya hafif uyuklamadır.

Uyuklama, ağır bir uyuklama ise, hadestir; yani, abdesti bo­zar. Eğer hafif bir uyuklama ise, hades değildir, abdesti bozmaz.

Uyuklamanın hafifi ile ağın arasındaki fark şudur : Uyuk-layan bir kimse, eğer yanında söylenenleri işitiyorsa, hafif bir şe­kilde, fakat, yanında söylenenlerin hiç birini işitmiyorsa, ağır bir şekilde uyukluyor demektir. Muhıyt´te böyledir. Bu husus Şemaili -eimme´nin fetvasında da anlatılmıştır. Zehiyre´de de böyledir. [44]



V- Baygınlık, Delirmek, Aklın Gitmesi Ve Sarhoşluk


Baygınlığın azı da çoğu da abdesti bozar.

Delilik, aklın gitmesi ve sarhoşluk da abdesti bozar.

Bu hususta sarhoşluğun haddi, bazı âlimlere göre, kişinin kendi kansını bilmeme halidir. Bu, Sadr´üş - Şehid´in ihtiyarı (se­çip beğendiği) dir.

Bu hususta sahih olan ise, Şemsü´l - Eimme Halvânî´den nakle­dilen şu kavildir : Sarhoşluğun hududu, bir kimsenin yürümesine, sallanma halinin gelmesidir. Zehiyre´de ide böyledir-[45]



VI- Kahkaha İle Gülmek


Kahkahanın haddi, bir kimsenin gülmesinden dolayı mey­dana gelen sesi, hem kendisinin ve hem de yamndakilerin duyma-sıdır.

Dıhk (gülme)´m haddi ise, sesi kenidisinin duyması ve fakat yamndakilerin duymamasıdır.

Tebessüm ise, sessiz gülmek, gülümsemektir. Ne tebessüm eden kimse ve ne de yanındakiler bil şey duyabilirler. Zehiyre´de de böyledir.

Kahkaha, namazm haricinde abdesti bozmaz.

Dıhk, namazın içinde olursa, namazı bozar; abdesti bozmaz, £ Tebessüm ise, namazı da abdesti de bozmaz.

Bir kimse, tilâvet secdesinde veya cenaze namazında, kah­kaha ile gülse, bu kimsenin, tilavet secdesi ve cenaze namazı bozu­lursa da abdesti bozulmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Sabinin (çocuğun) kahkahası, namazını bozar, fakat abdes-tini bozmaz. Muhıyt´te de böyledir.

Namazda uyumakta olan bir kimse, uyuduğu halde kahkaha ile gülmüş olsa, namazı da abdesti de bozulmaz. Sahih olan da budur. Tebyîn´dede böyledir.

Namaz kıldığı zannolunan kimse, kahkaha ile gülerse, esah olan kavle göre, o kimsenin abdesti bozulur. Zahirıyye´de de böy­ledir.

Bir özürden dolayı îmâ ile namaz kılmakta olan bir kimse veya bir hayvana binili olduğu halde farz veya nafile namazlardan birini imâ ile kılmakta olan bir kimse, kahkaha ile gülerse, abdesti bozulur- Fethü´l - Kadîr´de de böyledir. [46]



Kahkaha Teyemmümü Bozar mı


Kahkaha, abdesti bozduğu gibi, teyemmümü de. bozar. Gus-lün abdestini bozmaz. Fakat, «kahkaha dört a´zanm taharetini bo­zar, denilmiştir. Buna göre, gusleden kimsenin, namazda kahkaha üe gülmesi, namazını batıl eder. Ve, yeniden abdest almadan, namaz kılması caiz olmaz. Muhıyt´ta da böyledir. Sahîh olan da budur. Ta-tarhâniyye´de de böyledir. [47]



VII- Mübâşeret


Çıplak ve yaygın bir halde, tenasül uzuvlarının birbirine do­kunması, karının ve kocanın abdestini bozar. İmâm-ı A´zam Ebû Hanife ile İmâm Ebfy Yûsuf, istihsanen bu görüştedirler. İmâm hammed ise : «Bu halde abdest yoktur. — Yani, yemden abdest al­mak gerekmez.» demiştir. Bu bir kıyastır. Muluyt´te de böyledir. Nisâb´da da böyledir ve sahih olan da budur. Fetva da bur-nı üze­rinedir.

Tenasül uzuvlarının birbirine dokunmasındaki hüküm Tatarhâ-niyye´de de böyledir-Erkeğin aletinin intişarı halinde, kadının abdesti bozulmaz. Kın-ye´de de böyledir. [48]



Erkeğin Kadına, Kadının Erkeğe Dokunması Abdesti Bozar mı


Erkeğin kadına, kadının erkeğe dokunması, abdesti bozmaz. Muhıyt´te ide böyledir.

Mezhebimize göre, kişinin kendi zekerine veya başkasının zekerine dokunması da abdesi bozmaz. Zâd´da da böyledir.

Bir kadınla, başka bir kadın veya bir erkekle genç çocuk arasındaki mübaşeret (tenasül uzuvlarını birbirine dokundurmak) Şeyhayn´e göre abdesti bozar, kınye´de de böyledir, tki erkek ara-, smda da böyledir. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böyledir. [49]



Abdest Alırken Şübheye Düşmek


el - Asl´da beyan edildiğine göre,: Bir kimse, abdest alırken, bazı azalarını yıkayıp yıkamadığı hususunda şüpheye düşse, eğer bu şüphe, o kimsenin ilk şüphesi ise, sadece şüphe ettiği yeri yıkar. Fakat, bu kimsede, bu şekildeki şüpheler çok vak´i oluyorsa, o şüp­heye iltifat edilmez.

Abdest aldıktan sonra vaki´ olan bu gibi şüphelere de iltifat edilmez.

Abdestinin bozulup bozulmadığı hususunda şüpheye düşen kimse, abdestsiz olmuş olsa bile abdestli sayılır.

O Fakat, abdest alıp almadığı hususunda şüpheye düşen kim­se, abdestsizdir. Bu durumda taharri ile (abdestli olup olmadığını araştırıp, bir neticeye varmaya çalışmakla) amel olunamaz. Hulâsa´-da ıda böyledir. [50]



2- GUSÜL


Guslün Farzları


Guslün üç farzı vardır :

1- Mazmaza (= ağza su vermek)

2- İstinşak (= burna su vermek)

3- Bütün bedeni yıkamak. Yani, Mütûn´da zikredildiği üzere, bütün bedeni bir defa yıkamaktır-

Mazmaza ve istinşak ise Hulâsa´dan naklen abdest konu­sunda anlatılmış olduğu gibidir.

Cünüp olan bir kimsenin su içmesinin zararı yoktur. Su içer­ken, ağzının tamamına su isabet etmiş olursa, bu mazmaza yerine de geçer.

Dişi oyuk olan ve bu oyukta yemek artığı kalmış bulunan kimselerin; dişlerinin arasında yiyecek parçası kalmış olan kimse­lerin gusülleri, esahh olan kavle göre tamamdır. Zâhîdî´de de böyle­dir.

İhtiyata uygun olan ise, oyuk yerlerden yemek artığım çıkartıp, suyu oraya kadar ulaştırmaktır. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.

Burunda bulunan kuru kir ise guslün tamamına mâni´dir. Zâhidî´de de böyledir. [51]



Tırnak Arasındaki Hamurun Durumu :


Tırnak arasında bulunan hamur, gusltin tamam olmasına mâni´dir. Fakat, bu durumdaki kir, gusle mâni´ değildir. Bu hususta, köylü ve şehirli birbirlerine müsavidir.

Tırnakta bulunan toprak ve çamur da gusüle mânı´ değildir.

Hurma toplayan kimselerle boyacıların tırnaklarına bulaş­mış olan şey, guslün tamam olmasına mânî´dir.

«Ancak, bunların hepsi zaruret ve temizlenmelerinde zor­luk olduğu zaman ve zaruret yerlerinde bulunduğu takdirde caizdir. Ve şer´î kaidelerden müstesnadır.» demiştir. Zâhiriyye´de de böyle­dir.

Bir kimsenin bedenine balık pulu veya çiğnenmiş ekmek ya­pışmış olur ve bunlar da bedende kurumuş bulunursa; yıkandıkları zaman, bunların altına su ulaşmazsa, o kimsenin guslü caiz olmaz.

Fakat, bedeninde sinek veya pire pisliği bulunan kimsenin guslü caiz olur. Muhiyt´te de böyledir.

Bir kimsenin vücudunda bir yara bulunsa ve bu yaranın ka­buğu kabarmış olsa, fakat etrafları henüz deriye bitişik bulunsa ve bu sebeblev altına su ulaşmazsa, bunda bir beis yoktur. Sonra­dan kabuk yerinden kopanlirsa, tekrar yıkanması gerekmez. Zâhi-riyye´de de böyledir.

Gusül esnasında, suyu gözlerin içine ulaştırmak farz değil­dir. Serahsî´ninMuhıyt´ınde de böyledir. [52]



Kadınların Örülü Saçlarının Durumu:


Gusül esnasında, şayet su, kadının saçının dibine ulaşıyor­sa, örülü saçını çözmesi lazım değildir. Yani, kadının, gusül esnasın­da, suyu zülüflerinin araşma ulaştırması gerekli değildir. Hidâye´de de böyledir.

Şayet kadının saçı çözülmüş olursa, onlara suyu ulaştırmak vacib olur.

Erkeğin de, sakallarının arasım yıkaması vacibdir. Nitekim, sakallarının diblerini yıkamakta vacibtir.

Erkeğin saçları örgülü olsa bile, aralarını yıkaması vacibdir. Serahsı nin Muhiyt´ınde de böyledir-Kadın, başına kokulu bir şey yapıştırmış olsa da, bu sebeple su saçlarının dibine ulaşmasa; suyun, saçların dibine erişmesi için, o şeyi izale etmek yani ortadan kaldırmak kadına vacib olur. Sirâcül -Vehbâc´da da böyledir.

Gusül esnasında, kadmm, küpesini ve dar olan yüzüğünü oy­natması vacibdir.

Şayet küpesi yoksa, yine küpe deliğine suyun ulaşması, guslü. caiz olması için şarttır. Eğer su girmezse, kadmm, buraya suyu ken­disinin ulaştırması gerekir. Fakat, kadın —su kolay girsin diye — küpe (deliğine, çöp ve benzeri şeyleri sokmakla mükellef olmaz- Bah-rü´r - Râik´te de böyledir. [53]



Göbeğe Su Ulaştırmak:


Gusül esnasında, suyu göbeğin içine ulaştırmak vacibdir. Bunu temin edebilmek için de, bir kimsenin göbek deliğine parmağı­nı sokması uygun olur. Serahsî´nin Muhıyt´ınde de böyledir.

Cünüplükten çıkmak için gusletmekte olan bir kimse, suyu, zekerinin kılıfı içine ulaştirmasa da guslü caizdir. Muhıyt´te de böy­ledir. Vâkıatu´n - Nâf´î´de de : «Muhtar olan budur.»´ denilmiştir. Ta-tarlıâniyye´de de böyledir.

Suyun, kılıfa girdirilmesi ise müstehabtır. Fethül Kadîr´de de böyledir.

Cünüblük halinde veya hayız ve nifas hallerinde, kadının, fercinin dışını yıkaması vacibtir; abdestte ise sünnettir. Serahsî´nin Muhıyt´ınde deböyledir.

Fetâvâ-i Gıyasiyye´de : «Kadın, guslederken, parmağını fer-cine girdirmez.» denilmiştir. Muhtar olan da budur. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Bir kimse, yağlanmış olsa da yağlandığı yerin üstüne su dök-. se, su altına ulaşmasa bile, o kimsenin guslü caiz olur. Vikaye Şer-hi´nde de böyledir. [54]



Guslün Sünnetleri


Guslün sünnetleri şunlardır:

1- Bileklerle beraber elleri üç defa yıkamak-

2- Avret mahallini yıkamak.

3- Bedende pislik varsa onları temizlemek.

4- Namaz için alman abdest gibi abdest almak. Fakat, ayakla­rı yıkamayı, guslün sonuna bırakmak. Mültekat´ta da böyledir.

5- Gusül´de önce avret mahallini yıkamak da sünnettir. Bu hususta, avret mahallinde, necasetin olup olmaması müsavidir. Ha-des olsa da olmasa da, diğer azaları yıkamadan önce, abdest almakta sünnettir. Şemnî´de de böyledir.

Haseüi´in rivayetine göre gusleden kimse, başım meshetmez. Fa­kat sahih olan başın meshedilmesidir. Zâhİdîde ve Kâdîhân´da da böyledir.

6- Suyu başına ve vücudunun diğer yerlerine dökerek üç defa yıkamak. Zâhidî´de de böyledir.

Sahih olan kavle göre, birinci yıkayış farz, diğer iki yıkayış ise, sünnettir. Sirâcti´I - Vehhâc´da da böyledir.

7 - Suyun dökülüş şurası şöyledir : Guslederken önce üç defa sağ omuza, sonra üç-defa sol omuza, daha sonra da üç defa başa ve diğer yerlere su dökülür. Mi´râcü´d - Dirâye´de de böyledir. Esahh olan da budur. Zâhidî´de de böyledir-

8- Gusleden kimse, daha sonra yıkandığı yerden aynin ve ayaklarım yıkar. Muhıyt´te de böyledir. Ayaklarını sonra yıkamak, suyun ayak altında birikip kaldığı zaman yapılır.

Fakat, gusleden kimse bir tahta veya taş üzerinde yıkanıyorsa, yani dokunduğu su ayaklarının altında toplanmıyorsa, ayaklarını yı­kamayı sonraya bırakması gerekmez. Cevheretün - Neyyire´de de böyledir.

Şimdi de, bazı alimlerimizin zikretmiş olduğu, gusüîle ilgili sün­net ve edebleri sıralayalım :

9- Gusle, kalb ile niyyet ederek başlamak ve dil ile de «Cü-nüblüğün giderilmesine...» veya «Cünüblük İçin gusletmeye...», niy­yet ettim.» demek de sünnettir.

10- Sonra da, ellerini yıkarken Allahu Tefilâ*nın achnı anar (Besmele çeker.)

11- Gusleden kimse, bundan sonra istinca yapar. Cevheret´ün- Neyyire´de de böyledir.

12- Guslederken, suyu normal bir miktarda kullanmak, faz­la veya noksan harcamamak da sünnettir.

13 - Guslederken, kıble cihetine dönmek de sünnettir.

14- Yıkanırken, bütün uzuvlarını iyice ovalamakta, guslün sünnetîerindendir.

15- Guslederken, kimsenin görmeyeceği bir yerde yıkanmak da sünnettir.

16- Guslederken hiç bir şey konuşmamak müstehabtır.

17- Guslettikten sonra, bir havlu ile kurulanmak da müste­habtır. Münye´de de böyledir. [55]



Guslü İcab Ettiren Haller


Guslü icab ettiren hallerin birincisi cünüblüktür. Cünüblük, şu iki sebebten biri ile sabit olur : [56]



1- Meninin, Dıfk İle (Atılarak), Dokunma Sebebi İle Girme, Olmaksızın Şehvetle Birine Bakmaktan Dolayı Veya İhti-Lâmla Veyahut Da İstimna İle (Elle Meni Çıkarmak Sureti İle) Çıkma­sı


Bu durumda, meninin uykuda veya uyanıkken, kadından veya erkekten çıkması arasında, cenabet olma bakımından— bir fark yoktur. Serahsî´nin Muhiyt´mde de, Hidâye´de de böyledir.

Meninin çıkışındaki şehvete itibar, meninin yerinden ayrılış zamanmadır. Meninin, zekerin deliğinden çıktığı vakte itibar edil­mez. Tebyîn´de de böyledir. [57]



İhtilâm Olan Kimsenin Durumu :


Bir kimse, ihtilâm o´duğu veya bir kadına bakmasından do­layı, menisinin şehvetle yerinden ayrıldığı zaman, şehveti sakinle-şinceye kadar, zekerini tutsa da, sonra o kimseden meni aksa, İmâm-i A´zam ve İmâm Muhammed´e göre, o kimseye gusül lazım olur. İmâm Ebû Yûsuf´a göre ise, lazım olmaz. Hülâsa´da da böy­ledir-

Kendisine gusül icab etmiş olan bir kimse, uyumadan ve bevletmeden önce yıkanmış olsa ve sonra da namaz kılsa, bundan sonra da meninin arta kalan kısmı çıkmış bulunsa, bu durumda İmâm-i A´zam Ebû Hanîfe ve İmâm Muhammed´e göre, o kimsenin tekrar yıkanması gerekir. İmâm Ebû Yûsuf a göre ise, tekrar yıkan­ması gerekmez.

Fakat, her üç imamımıza göre de, kılmış bulunduğu namazı tekrar kılması (iade etmesi) gerekmez. Zehıyre´de de böyledir.

Şayet, bevlettikten veya biraz uyuduktan veyahut da bir mik­tar yürüdükten sonra, o meni çıkmış olursa, bu durumda, o kimse­nin tekrar gusletmesinin gerekmediği hususunda, imâm-arımızın it­tifakı vardır. Tebyîn´de de böyledir.

îhtilâm olan bir kimsenin menisi, yerinden ayrılır ve fakat zeker deliğinin başında görünmezse, o kimsenin gusletmesi gerek­mez. Fâtâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Bir kimsenin, bevlettiğinde, menisi çıkarsa, bu durumda eğer zekeri yaygın ise, o kimseye gusül lâzım gelir; değilse, abdest lazım ge!ir. Hülâsa´da da böyledir.

Kocası ile cima ettikten sonra yıkanan bir kadından, yıkan­dıktan sonra, kocasının menisi çıksa; o kadına, gusül değil, abdest lâzım gelir.

Uyandığı zaman, yatağında veya uyluğunda yaşlık bulan bir kimse, ihtilâm olduğunu da hatırlamakta olsa; eğer, o yaşlığın, meni veya mezi olduğuna kanaat getirir veya meni mi, mezi mi ol­duğunda şüpheye düşerse, o kimse üzerine gusül lazım olur. Fakat, o yaşlığın vedi olduğuna kanaat getirirse, kendisine gusül gerek­mez.

Eğer, yaşlığı görür fakat ihtilâm olduğunu hatırlamaz ve yaşlığın da vedi olduğu kanaatine varırsa, yine, o kimseye gusül gerekmez.

Fakat, bu yaşlığın meni olduğu kanaatine varırsa, gusletmesi icabeder.

Eğer, o kimse, yaşlığın, mezi olduğuna inanırsa, yine gusletmesi icab etmez.

Şayet, bu yaşlığın, meni veya mezi olduğu hususunda şüpheye düşerse; İmâm Ebû Yûsuf´a göre, ihtilâm olduğuna kanaat getirme­dikçe, gusletmesi lazım olmaz. îmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe ile İmâm Muhammed´e göre ise, bu durumda, gusletmesi gerekir. Bu kavilleri Şeyhu´l-İslâm nakletmiştir.

Kâdî İmâm Ebû Ali en-Nesefî, şöyle demiştir : -«Hisara, İmâm Muhammed´den, Nevâdir´de onun şöyle dediğini nakletti: Bir adam, uyandığı vakit, zekerinin deliğinde yaşlık bulsa ve ihtilâm ol­duğunu da hatırlamasa; eğer, zekeri, uyumadan önce yaygın idiyse, o kimsenin gusletmesi gerekmez. Fakat, o yaşlığın, meni olduğuna kanaat getirirse, o zaman gusleder. Fakat, o kimsenin zekeri, uyumadan önce, sakin idiyse, o senin üzerine gusül lâzım olur.

Şenısu 1-Eimme Halvânî : «Bumes´ele çok zaman vuku´ bulur. Fakat, insanlar bundan habersizdirler. Bu meseleleri hıfzetmek (akü da bulundurmak) gerekir.» demiştir. Muhiyt´te de böyledir.

thtilâm olduğunu hatırlayan ve inzal lezzetini duyan bir kimse, bir yaşlık görmese, o kimsenin gusletmesi lazım gelmez. Zâ-hârü´r-rivâve´de hüküm, kadın için de böyledir.

Kadının, üzerine guslün farz olması için, menisinin, fercinin dışma çıkmış ohnası şarttır. Fetva da bunun üzerinedir. Mİ´râcü´d Dlrfiye´do "de böyledir.

Oturduğu yerde veya ayakta veya yürüdüğü halde uyuyan kimse, uyandıktan sonra, bir yaşlık bulsa; yatarak uyuyan kimse hakkındaki, hükme tabi´dir. Muhiyt´te de böyledir. [58]



Bayılan Kimsenin Durumu :


Bayılmış olan bir kimse, ayıldığı zaman, uyluğunda veya el­bisesinde mezi bulsa, o kimsenin gusletmesi lazım gelmez. Sarhoş da böyledir. Bu haller, uyku gibi değildir- Muhıyt´te de böyledir.

Bir kimse, uyandıktan sonra, ihtüâm olduğunu hatirlasa fakat bir yaşlık görmese, bir müddet bekledikten sonra mezi çık­sa, o kimseye gusül lazım gelmez.

Gece ihtilam olan ve fakat uyanınca yaşlık görmeyen bir kimseden, abdest alarak sabah namazım kıldıktan sonra, meni in­se, o kimseye gusül lazım olur. Zehİyre´de de böyledir. Ancak, bu kimse, kılmış olduğu sabah namazını iade eylemez, (tekrar kılmaz.)

Namaz kılarken uyuyup ihtilam olan bîr kimseden, meni, namazı tamamlanınca}^ kadar inmese de, namaz bittikten sonra in­se, bu kimse gusleder; fakat namazını iade etmez. Fethül - Kadîr´de de böyledir. [59]



2- îlâc (Girmek)


tki yoldan (fere ve dübür) birine, zekerin haşefesi girdiği zaman, bu işi yapana (faile) de, yaptırana (mef´ûle) de gusül farz olur.

Bu durumda, inzal vaki´ olması ile olmaması arasında bir fark yoktur. Bu, bizim, imamlarımızın takip ettiği yoldur. Muhıyt´te de böyledir. Sahih olan da budur. Fetâvâyl Kâdîhânda da böyledir.

Haşefesi kesik olan bir kimsenin, zekerinin geri kalan ye­rinden haşefe miktarı girdiği zaman, gusletmesi gerekir. Sirâcül -Vehhâc´da da böyledir Hayvan, ölü ve cima´ olunmayan küçük çocuğa yapılan mü-camaatta, inzâi vuku´ bulmazsa, gusül gerekmez. Muhıyt´te de böy­ledir.

Kız veya dul olan bir kadına, fercinin haricinden cima yapüV sa da, meni kadının rahmine (döl yatağına) ulaşsa, o kadına gusül lazım olmaz. Çünkü bu durumda, ne haşefe girmiştir ve ne de inzâV vuku´ bulmuştur.

Ancak, bu durumda kadın hamile kalmış olursa, gusletmesi ge­rekir. Çünkü hamilelik, inzalin vuku´ bulmuş olduğunu gösterir. Fe-tâvâyi Kâdîhânda da böyledir.

Bir kadın, bu şekilde hamile kalmış olursa, gusletmesi ge­rektiği gibi, o mücamaatı yaptığı vakitten itibaren, kılmış olduğu namazları ıda iade eder. Mültekat´ta da böyledir.

Bir kadın : «Cinni, benimle mücamaattâ bulunuyor; ben de, kocamla yaptığım cima´nuı tadını buluyorum.» demiş olsa bile, o kadına, gusül gerekmez. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

On yaşındaki bir çocuk, balığa bir kadına cima etse, kadına gusletmek lazım olur; çocuğa ise, lazım olmaz.

Fakat, itiyaten ve alışması için,. o çocuğa da gusletmesi .emredilir. Nitekim, bu sebeblerle, o yaştaki çocuğa, namaz da emredilir.

Eğer, erkek, buluğa ermiş bulunur, kız da henüz bâliğa ol­mamış olursa, erkeğin gusletmesi lazım olur; kadının ise Sazım ol­maz.

Husyelerle cima yapılsa, faile de mef´ûle de gusûl gerekir. Muhıyt´te de böyledir.

Bir kimse, zekerine bir bez sararak, (ferce) girdirmiş olsa fakat bu durumda da inzal vaki olmasa; âlimlerin bazıları: «O kim­seye gusül gerekir» demişler; bazıları ise : «...Gerekmez» demiş­lerdir.

Esahh olan : Eğer, sarılan bez ince olur da, kişi fercin sıcaklı­ğım ve tadını hissederse, gusletmesi üzerine vacib olur. Fakat, bun­ları hissetmezse, gusletmesi gerekmez.

İhtiyata uygun olan, her iki halde de, o kimsenin gusletmesi-dir.

Hünsâ-i müşküle (erkeklik ve kadınlık aletlerinin her ikisi de bulunan veya her ikisi ide bulunmayan ve erkek mi, kadın mı ol­duğu bilinmeyen kişi), zekerini, bir kadının Önüne veya arkasına girdirse, kendisinin gusletmesi gerekmez.

Hünsâ´nm ferci hakkında da, durum aynıdır.

Eğer bir erkek, hünsâ-i müşkilin fercine zekerini ihlâl etse, o erkeğin gusletmesi gerekmez.

Tabiîdir ki, bu söylediklerimizin tamamı inzal vaki´ olmadığı vakittedir. Yoksa, inzal vaki´ olursa, bu inzal sebebi ile, o kimsenin gusletmesi gerekir. Sirâcü´l - Vehh&c´da da böyledir.

Hayız ve nifas halleri, gusHın sebeplerindendir.

Hayız ve nifas kam, fercin haricine çıktığı vakit, kadına gus­letmesinin vacib olduğudur. Zahirîyye´de de böyledir. [60]



Guslün Çeşitleri


Guslün, dokuz nev´i vardır. Bunlardan üçü, farz olan gusül; bi­ri, vacib olan gusül, dördü, sünnet olan gusül ve biri de, müstehab olan gusüldür. [61]



Farz olan gusüller ;


1- Cünüblükten dolayı gusletmek

2- Hayız´dan dolayı gusletmek,

3- Nifas´dan dolayı gusletmektir.

Vacib olan gusül ise, Ölünün gasledilmesidir. Serahsî´nin Muhıyt´înde de böyledir.

Cünüp olan kâfir, sonradan müslüman olursa, onun da, gusletmesi de vacibtir. Zahirü´r-Rivâye de böyledir.

Yalnız, hayız kanı kesilmiş bulunan kâfire bir kadın, müslüman olsa, onun gusletmesi vacib olmaz.

Sabiyye, (kız) hayz hali ile buluğa ermişse, hayzı kesildikten sonra gusleder.

Erkek de, ihtilâm sebebile buluğa erince, esahh olan kavle göre, gusletmesi vacib olur. Zahidî´de de böyledir. İhtiyata uygun oian, bu durumların hepsinde de, guslün vacib oluşudur. [62]



Sünnet Olan Gusüller :


1- Cum´a günü yapılan gusül,

2- Bayram günü yapılan gusül,

3- Arefe günü yapılan gusül,

4- ihram zamanı yapılan gusül. [63]



Müstehab Olan Gusül :


Cünüp olmadığı halde, müslüman olan kâfirin, gusletmesi müstehabtır. Serahsî´nin Mulııyt´inde de böyledir.

Sahih olan kavle göre, cum´a günü, namaz için gusül yap­mak da müstehabtır. Hidâye´de de böyledir.

Hatta, bir kimse, sabahtan sonra gusletmiş olsa da, sonra ab-desti bozulmuş bulunsa; dolayisıyle, cum´a namazını abdest alarak kılmış olsa ve cumadan sonra gusletse; bu durumda, sünnet yeri­ne getirilmiş olmaz.

Şayet, cum´a günü bayram olsa ve kişi de aynı gün, cima etmiş bu´unsa; sonra da, hepsine birden bir gusül yapsa; bu kimse­nin guslü, hepsinin yerine geçer ve dolayısryîe, sünneti de yerine getirmiş olur. Zahidî´de de böyledir.

Kâfî´de zikredildiğine göre : Bir adam, sabahtan önce gus­letmiş olsa ve onunla cum´a namazı kılsa; Ebû Yûsuf a göre, gus­letmiş olmanın faziletine kavuşmuş olur. Ebû Hasen´e göre ise, bu fazilete erişmiş olmaz. Fethül - Kadirde de böyledir. [64]



Mendub Olan Gusüller :


Bazı âlimlerimize göre, aşağıdaki durumlarda gusletmek, men-dubtur :

1- Mekke´ye girmek için gusletmek.

2- Müzdelife´de, vakfe için gusletmek,

3- Medîne-i Münevvere´ye girmek için gusletmek,

4- Mecnunun cinnetten kurtulunca gusletmesi,

5- Buluğ yaşına eriştiği zaman, çocuğun gusletmesi. Teb-yîn´de de böyledir. [65]



Gusülle İlgili Bazı Meseleler:


Guslü Tehir Etmek :

Cünüp olan kimse, hemen yıkanmaz da, gusletmeyi namaz vaktine kadar .tehir ederse, günahkâr olmaz. Muhıyt´te de böyledir.

Şeyh Sirâcüd-dîn el-Hindî, şöyle nakletmektedir: îcma´ya göre, abdesti olmayanın üzerine, abdest almak; cenabet, hayızh ve nifash olanlar üzerine de, gusletmek; namazdan veya bunlar bulunmayınca, yapılması helâl olmayan bir şeyi yapmadan önce, vacib ol­maz.» Bahrü´r - Râik´te de böyledir.

1- Namaz kılmak,

2- Tilâvet secdesi yapmak,

3- Kur´ân-ı Kerîme el sürmek,

ve bunlara benzer şeylerdir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Zahirü´r-Rivâye´de, şöyle zikrolunmuştur : «Gusletmek için, bir sa´ (yaklaşık olarak 4.240 kg.) su, abdest için de, bir müd (yaklaşık olarak 1.60 kg.) su, kifayet eder.»

Âlimlerimizden bazıları: Abdest alınmayıp, sadece gusüedil-diği zaman, bir sa´ su, kâfidir. Fakat, gusulle abdest bir arada yapı­lacaksa, gusül için bir sa´, abdest için de bir müd su kullanılır.» de­mişlerdir.

Âlimlerimizin çoğu ise : «Bir sâ´ hem abdest, hem de gusül için kâfidir.» demişlerdir. Esahh olan da budur.

Fakat, tabiîdir ki, bu miktar, kifayet miktarının en aşağı dere­cesidir ve kat´î takdir değildir. Yani, bu miktardan azı kafi geliise, aşırı olmamak şartı ile suyu azaltır ve eğer bu miktar yetmez ise, israf etmeksizin suyu çoğaltır. Serahsî´nin Muhtyt´inde de böyledir.

Bir kimse, bir müd´den az su ile abdestini güzelce alabiliyorsa, bu da caizdir- Tahâvî´de de böyledir.

Abdest için, bir müd takdir edilmiş olması, kişinin, istincaya muhtaç olmadığı zamandadır. Eğer, istinca´ya muhtaç ise, bir ntl (yaklaşık 625 gr.) su ile istinca eder. Bir müd üe de abdest ahr.

Şayet, bir kimsenin ayağında mesti bulunur ve istinca´ya muh­taç olmaz ise, rıtl su, abdest almasına kâfî gelir.

Fakat, bunların hiç birisi, —insanların tabiatları farBı oldu­ğundan— mecburî olan hükümler değildir. Mebsût Şerhinde de böyledir.

Karı ve kocanın, guslederken, aynı kapta yıkanmalannida bir beis yoktur. Muhiytfte de böyledir.

Ayrıca, cünüp kişinin, abdestlenmeden önce, uyumasında ve ailesi ile cima´ etmesinde de bir beis yoktur. Fakat, abdestlenİrse, daha güzel bir iş yapmış olur.

Cünüp bir kimse, gusletmeden bir şey yemek ve içmek is­terse, ellerini Ve ağzını yıkaması uygun olur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir. [66]



3- SULAR VE HÜKÜMLERİ


1- Kendisi ile abdest caiz olan sular,

2- Kendisi ile abdest caiz olmayan sular, olmak üzere, iki bölüm vardır. [67]



Kendisi İle Abdest Caîz Olan Sular


Kendisi ile abdest almanın caiz olduğu sular da üç nevidir :

1- Akar sular,

2- Durgun sular,

3- Kuyu suları. [68]



1- Akarsular:


Saman çöpünü götürecek kadar akıcı olan sulara, akar su denir. Kenz ve Hülâsa´da da böyledir.

Bu ölçü, anlaşılmasında güçlük olmayan bir haddir. Vikaye Şer-hi´nde de böyledir.

Esahh olan kavil ise : «Akar su, insanların, kendisini akıcı olarak kabul ettikleri sudur :Tebyîn´de ye NısaVda da böyledir.

Fetvaya göre, akar su ile : Pislikten dolayı, kokusu, rengi veya tadı değişmemiş olan sudur, Muzınarat´ta da böyledir. [69]



İçine Pislik Atılan Suyun Durumu :


Akıcı bir suyun içine, cîfe gibi, şarap gibi bir şey atıldığı zaman, onun rengini, kokusunu veya tadını değiştirmezse, su pislen­miş olmaz. Münyetü´l – Musallfde [70] de böyledir.

Nehre düşen köpek leşinin üzerinden akan su, üzerinden akmayandan (yani, o leşe değip geçen su, değmeden geçen sudan) az ise, o nehrin, alt tarafından abdest alınır. Durum bunun aksi ise, abdest alınmaz. Âlimlerimizden Ebû Ca´fer : «Hocam bu görüş üze­re idi.» demiştir. Vikaye Şerahi´nde de, Muhıyt´te de böyledir. Hidâ-ye Sahibi, Tecnîs´de ide bunu doğrulamıştır. Bahrü´r - Râik´te de böyledir.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, bu üç vasrfdan biri değiş­medikçe, akar su ile abdest almakta bir beis yoktur. Şerh-i Vikaye´-de de, Nisab´da da böyledir. Fetva da bunun üzerinedir. Muzmarat´-ta da böyledir.

Suyun altındaki cîfe, suyun saflığından değil de azlığından görünmekte ve cîfe, suyun aktığı arkm ortasında bulunmakta ise, bu durumda, suyun ekserisi, o cifeye dokunuyor sayılır.

Eğer, cîfe görünmüyor veya ancak arkın yansından azmi kap­lıyorsa, suyun ekserisi, o cîfeye dokunmuyor demektir. Muhıyt´te de-böyledir.

Bir damın üzerinde necaset bulunsa da, üzerine yağan yağ­mur, evin oluğundan aksa; bu durumda eğer, necaset oluğun yanın-ida ve suyun tamamı veya ekserisi veyahut da yansı, o necasete do­kunarak akıyorsa, işte o su pistir. Durum bunun aksi ise, akan su temizdir.

Eğer necaset, damın üzerinde, oluğun başında değil de, ay-t n âyn yerlerde, dağınık bir vaziyette bulunuyorsa; oradan akan su,

pis değildir. Bu su da, akar su hükmündedir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Bazı âlimlerimiz ise, fetvâlannda : «Bu su, yağmur devamlı ya­ğıyorsa, akar su hükmünde olur. Ve bu su, damdaki pisliklere değ-. dikten sonra, elbiseye sıçramış olsa, suyun üç vasıftan birisi değişememiş oldukça, elbise pis olmaz.» demişlerdir.

Yağmur, kendisinde pislik bulunan bir tavana isabet eder ve bu tavanda damlamakta olur ve bu damlalar da elbiseye dokunursa; sahih olan kavle göre, yağmur kesilmediği müddetçe, tavandan damlıyan bu su, temizdir. Muhıyt´te de böyledir.

Tebiye´de : «Müteğayyir değilse, yani, suyun bir vasfı değişme misse, temizdir.» denilmiştir. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Fakat, yağmur kesilmiş olduğu halde, tavandan su damlarsa, iş­te bu su necistir, pistir. Muhıytte de böyledir. Nevâztl´de de: «Mü-teahhirin de böyle demişlerdir. Sahih olan da budur.» denilmiştir. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Bir nehrin veya bir kaynağın suyu üzerinde bulunan bir pisliği taşıyıp götürüyor olsa ve fakat bu suyun rengi, kokusu veya tadı değişmemiş bulunsa; bir kimsenin, o pisliğin yanından avuçlayıp alması caizdir ve bu su temizdir.

Bir nehrin suyu, üst tarafından kesilmiş olsa ida, o nehir hakkındaki akıcılık hükmü, değişmez. Fetâvâyî Kâdîhan´da da böy­ledir.

Misafirin yanında, geniş bir oluk Cboru) ve ihtiyacına yete­cek kadar da, su dolu bir kabı ] ülunduğu halde, kalbi suyun yet-miyeceğıne kanaat getirirse; Şeyh Ebû´l-Hasen´den rivayet edildi­ğine göre, bu durumda o misafir, (yolcu) arkadaşlarından birine, kabındaki suyu, oluğun bir tarafından döküp akıtmasını söyler ve bu su ile abdest alır. Oluğun diğer tarafına da temiz bir kap koyarak akan suyu o kabta toplar. Toplanan bu su, hem temizdir ye hem de temizleyicidir. Sahih olan da budur. Zehiyre"de de böyledir. [71]



Hava- Sağır = Küçük Havuzun Durumu :


Küçük havuzdan (az bir su birikintisinden) bir kaç kişinin abdest alması, şu şekilde mümkün olabilir:

Bir kimse, bu su birikintisinin yanma bir ark (su yolu kazar) ve suyu oraya akıtarak abdestini alır. Böylece, başka bir yere akmış olan bu su, orada da toplanmış olur ve bir başka adam da,, suyun yeniden toplanmış bulunduğu yerin yanına, başka bir su yolu ka­zıp, o suyu akıtarak abdestini alır. Bir başka şahıs da, aynı usulle, suyu bir başka yere akıtarak abdestini alır.

Kazılan yerlerin arası, yakın olmuş olsa bile, bu kişilerin, hepsi­nin de, almış olduklan abdestleri caiz olur.

Hatta, çukur iki tane olur ve su birinden çıkarda diğerine akar­sa, bu durumda bile, bu iki çukur arasında abdest alınır. Muhıyt´tde böyledir.

Bir çok kimsenin, bir akar suyun (nehrin arkm) kenarına, dizilerek, oturup abdest almaları halinde, abdestleri caiz olur- Sahih olan da budur. Münyetü´l - Musallî´de de böyledir.

Su, bir küçük havuzun bir tarafından girip, diğer tarafından çıkıyorsa, o havuzun, her tarafından abdest almak caizdir. Bu du­rumda olan bir havuzda, 4x4 veya daha fazla olma gibi şartlar aranmaz. Fetva da bunun üzerinedir. Şerh-i Vİkâye´de, Zâhidî´de ve Mırâcü´d - Dirâye´de de böyledir.

Suyu pislenmiş olan bir küçük havuza, bir taraftan temiz su girer ve havuzun pis suyu diğer taraftan çıkarsa, bu durum hak­kında Fâkih Ebû Ca´fer: «Bu gibi havuzların temizliğine hükmedi­lir.» demiştir. Bu, Sadrü´ş-Şehîd´in de görüşüdür. Mulııyt ve Nevâ-zU´de de böyledir. Bizde onu aldık TatarhânSyye´de de böyledir.

Bir küçük havuza, su girer fakat çıkmaz ise, insanların o havuzdan avuçları ile alıp dışarı dökmeleri halinde, o havuzun suyu temizdir. Zahiriyye´de de böyledir.

Avuçlarla su alınırken, havuzun suyunun, sakin durmaması esastır. Zâhidî´de de böyledir.

Hamamın havuzunun suyu, içine pislik düştüğü bilinme­dikçe temizdir.

Bir adam, üzerinde pislik bulunan elini, hamamın havuzuna sokarsa, bu durumda eğer, su sakinse ve kurnadan bu havuza su dökülüyorsa veya insanlar da avuçları veyahut da tasları ile su al­mıyorlarsa, o havuzun suyu pislenmiştir.

Fakat, eğer insanlar, o havuzdan taslan ile su alıyorlarsa; mus­luktan su akmıyor bile olsa veya bu durumun aksi vaki´ olsa yani mus´uktan su aksa da, insanlar tas veya avuçları ile havuzdan su almıyor olsalar, çoğunluğun görüşü, o havuzun pislenmiş olduğudur.

Şayet, insanlar; o havuzdan su alıyor ve musluktan da ha­vuza su akıyorsa; yine, çoğunluğun görüşüne göre, havuzun suyu pisienmemiştir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir- Fetva da, bunun üzerinedir. Muhıytte de böyledir. [72]



Akar Suyun Vasıflarından Birinin Bozulması :


Akar suyun vasıflarından birisi bozulup, değiştikten sonra,bu değişiklik temiz bir su vasıtası He giderilmedikçe değişmiş olan o suyun temizliğine değil, pisliğne hükmedilir. Mufaıyt´te de böyledir. [73]



2- Durgun Sular :


Kendisi ile abdest almanın caiz olduğu suların ikincisi´de, dur­gun sulardır.

Durgun su, çok olduğu zaman, akar su mesabesindedir. Bu durumdaki bir suya, pislik girer ve fakat bundan dolayı, o suyun; rengi, tadı ve kokusu değişmiş olmazsa, bu suypis olmuş sayılmaz. Ulemâ, bu hususta ittifak etmişlerdir. Meşâyihin hepsi de, bunu ka­bul etmiştir. Muhıyt´te de böyledir.

Durgun bir su içinde, necasetin göründüğü yerin pislenmiş olduğunda ittifak vardır. Bu durumda, necaset isabet eden yer bir küçük havuz genişliğinde bırakılır ve sonra, necaset görün­meyen yerden abdest alınır. Irak Meşâyihi bu görüştedir. Buhârâ Meşâyihi ise : «Necasetin vuku bulduğu 3rerden de abdest alınır.» demişlerdir. Hulâsa´da da böyledir. Esahh olan da budur. SSrâcü´l -Vehhâc´da da böyledir´[74]



Küçük Havuzun Ölçüsü :


Küçük havuzun ölçüsü 4x4 = 16 arşın murabba (kare) dir. (Bu da, bu günkü ölçülerle, yaklaşık olarak 6,5 metre karedir.) Kifâye´de de böyledir.

İmâm Ebû Yûsuf CR.A.)´a göre, büyük çukur, akar su gib´dir. Vasıflarında bir değişiklik olmadıkça pislenmez. Fethü´l - Kâdîr´de de böyledir.

Çokla, azm arasını ayırıcı (fark); Bir su, kullanıldığı taraf­tan necaseti diğer bir tarafa ulaştırıyorsa, bu su, az sudur; aksi hal vâki ise, o suya da çök su denilir.

Ebû Süleyman el - Cûzcânî : «Eğer bu suyun sathı 10 x 10 = 100 arşın (kare) olursa, işte bu su necaseti, bir taraftan diğer .tarafa uîaştıncı sayılmaz.» demiştir. Meşâyih´in Umumîsi de bunu almış­lardır.Muhıyt´te de böyledir.

Avuçlandığı zaman, dibi açılmayan suya, derin su denilir. Sahih olan da budur. Hidâye´de de böyledir.

Zira´ (arşın) da, mu´teber olan ise, bez ölçenlerin kullandığı arşındır. (Ki buna zira´ı kırbası denir. Ve yaklaşık olarak 88,2 san­timdir) Zâhireyye´de de böyledir. Fetva da bunun üzerinedir- Hi-dâye´de de böyledir.

Bu arşına, Zîrâ´ı âmme de denir ki, 6 kabza (=24 parmak = yaklaşık 88,2 santimetre) miktarına bir ölçüdür Tebyîn´de ide böy­ledir.

Eğer, havuz yuvarlaksa, 48 arşın kareye i´tibar olunur. Hu-İâsa´da da böyledir. İhtiyata uygun olan da budur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Necaseti (pis olduğu) bilinmediği müddetçe, kokmakta olan havz-i kebîr´de, (büyük havuz´da) abdest almak caizdir. Fetâvâyi Kâdîhânda da böyledir.

Yazın, içinde su olmayan ve bu durumda iken insanların ve hayvanların kirlettikleri bir büyük havuza; kışın, su dolsa ve bu suyun üzeri de buz tuıtsa; eğer o su, pis bir yerden gelip dolmuş ise yani, pislik suyun havuza girdiği yerde bulunur ve su, bu pisliğe temas ederek girerse bu havuzdaki su da, buz da miktarca çok olsa bile pistir.

Şayet su,.bu havuzun, temiz bir yerinden akarak yine temiz bir yerine birikir ve bu temiz suyun alam, 100 arşın kare (yaklaşık 8$ metre kare) olana kadar, bu şekilde temiz olarak ve temiz yere ak­maya devam ederse, bu durum da, bu havuzdaki su da, buz da te­mizdir. Fethü´l-Kadîr´de de böyledir.

Bir kimse, kamışlıkta veya ekinleri bir birlerine bitişik sulu

(bataklık) bir yerde, abdest alsa; eğer, suyun alanı, 100 arşın kare veya daha fazla— ise, o kimsenin abdesti caizdir. Kamışların birbirine değmesi, aralarından suyun akmasına ve diğer taraftaki suya ulaşmasına, mani´ değildir.

Bir kimsenin, suyunun yüzü, tamamen yosun tutmuş bir ha­vuzda abdest alması; eğer bu yosunlar, suyun sallanması ile salla­nıyorsa, caizdir. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kimse, suyu buz tutmuş bir havuzda, abdest almış olsa; eğer suyu sallayınca, inceliğinden dolayı üzerindeki buz kınlıyorsa, o kimsenin abdesti, caiz olur.

Fakat, şayet buz, suyun üzerinde parça parça bir halde bulunu­yor ve ağır olmalarından dolayı, suyu sallamakla da sallanmıyorlar­sa, o havuzda abdest almak caiz değildir.

Fakat, buzun miktarı az olur ve suyu sallamakla buzlar da sal­lanırsa, bu durumda da, bu havuzdan abdest almak caiz olur. Mü-hiyt´te de böyledir.

Bir kimse, bir büyük havuz (havz-ı kebîr) donmuşsa, üze­rindeki buzdan bir delik açarak, abdestini alır. Fakat, bu durumda su, buza bitişikse, abdesti caiz olmaz; bitişik değilse, caiz olur Fet-hü´l - Kadîr´de de böyledir.

Şayet su, açılan delikten yukarı çıkar ve buzun üzerine yayılın sa, bu durumda su; avuçlandığı zaman, alttaki buz açümıyorsa, bu­rada alman abdest caiz olur. Aksi takdirde caiz olmaz.

Su, açılan deliğin içinde, bir tasda durduğu gibi durmakta ise, bu durumda o delikten abdest almak caiz olmaz. Ancak, delik 100 arşın kare genişliğinde olursa, oradan abdest almak caiz olur. Fe­tâvâyi Kâdhân´da da böyledir.[75]



Ark Ve Su Oluğu


Su oluğu ve ark da havuz gibidir.

Bir oluğun veya arkın suyu donduğu vakit, eğer su, buzdan ayrı ise, her ne kadar az da olsa, o su ile abdest almak caiz olur.

Fakat, buz ve su, birbirinden ayrı değilde bitişikse, abdest almak caiz olmaz. Muhtar olan da budur. Hulâsa´da ,da böyledir.

Bir havuzun görünen yüzü 100 arşın kareden az ve fakat alt kısmı 100 arşın kareden fazla bulunur ve havuzun üst kısmında da necaset olursa, o havuzun, üst kısmının pis olduğuna hükmolu-nur.

Fakat, sonra, bu havuzun suyu, azala azala, alanı 100 arşın kare olan kesime kadar düşse; esahh olan, burada, abdest almanın ve gusletmenin caiz olduğudur. Muhıyt´te de böyledir.

Havuz, 100 arşın kareden az, fakat derin o^a ve içine de ne­caset düşse; sonra su, yayılsa da alanı, 100 arşın kareye varsa, bu durumda bile, o havuz necistir.

Fakat, havuz 100 arşın kare iken, içerisine necaset düşmüş ve sonra, suyunun noksanlaşmasi ile sathı, 100 arşın kareden azal­mış olsa, bu durumda havuz temizdir. Hulâsada da böyledir.

Bir havuza «pistir» hükmü verildikten sonra, suyu yere çe­kilip, havuzun altı kurumuş olsa, o havuzun temizliğine hüküm ve­rilir.

Mezkur havuza, ikinci defa su dolmuş olsa, esahh olan kavle göre, pis´iği geri dönmez; yani, artık havuzdaki su ve havuz temiz­dir. Sirâcül-Vehhâc´da da böyledir. Bu kavlin, aksi görüşte olan­larda vardır. [76]



3- Kuyu Suları :


Kendisi ile teharetin caiz olduğu suların üçüncüsü de, kuyu su-ları´dır. Şimdi kuyularla ilgili hükümlere geçelim.

1- Kendisine, temizlenmesi vacib olacak miktarda bir neca­set düşmüş olan kuyunun içindeki su, temizlenirse; kuyunun da te­mizlenmiş olacağında, selefin ittifakı vardır. Hidâyetle de böyledir. [77]



Kuyuya Koyun ve Deve Kığısı Düşmesi :


Bîr kuyuya, koyun veya deve kığısı düştüğü zaman, bunla- rın miktarı çok olmadıkça, kuyuyu ifsâd etmez. C kirlendirmez) Fetâvâyi Kâdîhan da da böyledir.

İmâmı Azam Ebû Hanife Hazretleri, bu hususta : «Bunlar, kuyuya bakan kimseye, çok görünüyorsa, çok; az görünüyorsa, az­dır.» buyurmuştur. İtimat, bunun üzerinedir. Tebyîn´de de böyledir.

Bir de, her çekilen kovada, kığı bulunursa, bu çoktur. Aksi halde, azdır. Yani, her kovada bir veya daha fazla kığı çıkıyorsa, bu çok; "arada sırada bir çıkıyorsa, bu da az demektir. Sahih olan da budur. İmânı Serahsî´nin, Mebsût Şerhi´nde de böyledir- Nihâye´de de böyledir.

Câmi´i - Sağîr´de : Kiğı´nın, bütün olması ile dağınık olma­sı arasında fark yoktur. Sahih olan budur. Yaş ile kurusu arasında da, fark yoktur.» denilmiştir. Hulâsa´da da böyledir.

At, katır, eşek ve sığır tersi ile deve, koyun ve keçi kığdan arasında bir fark yoktur. Hidâye´de de böyledir.

Şehir kuyuları ile yaban kuyuları arasında da bir fark yok­tur. Tebyîn´de de böyledir. Sahih olan dsFbudur. Çünkü, hepsinde de zaruret vardır.

Hamamlar ve kervansaraylar da böyledir. Muluyt´te de böyle­dir. [78]



Kuyuya Bir Canlı Düşerse :


Bir kuyuya; koyun, köpek veya insan, düşer ve ölürse veya hayvan kuyuda şişer veya parçalanıp dağüırsa; hayvan büyük olsun, küçük olsun, kuyunun suyu tamamen boşaltılır. Hidâye´de de boyledir.

Hayvanın, tüylerinin dökülmesi de parçalanıp dağılması gibidir. Yani, bu durumda da, kuyunun suyu tamamen boşaltılır- Sirâcul -Vehhâc´da da böyledir.

Bir kuyuya, koyun veya benzeri bir hayvan düştükten sonra canlı olarak çıkarılsa; sahih olan kavle göre, düşen hayvan bizzat pis değilse, vücudunda da pislik yoksa ve ağzı da suya değmemişse, o kuyu pislenmemiştri

Şayet, hayvanın ağzı suya girmişse, o hayvanın artığına iti­bar olunur : Hayvan, eğer artığı temiz olan hayvanlardan ise, o ku­yunun suyu temizdir. Ve eğer, o hayvan, artığı pis olan hayvanlar­dan ise, kuyunun suyu .pislenmiş olur.

Bu durumda, eğer, hayvan, artığı şüpheli olan hayvanlardan ise, kuyunun suyu yine tamamen boşaltılır.

Hayvan, artığı mekruh olan hayvanlardan ise, bu kuyunun suyu da mekruh olmuş olur. Bu durumda müstehâb olan, kuyunun suyunu tamamen boşaltmaktır.

Şayet, kuyuya düşen hayvan, domuz gibi bizatihi pis bir hayvan ise, ağzı suya girmemiş olsa bile su, tamamen pislenmiştir. Sahih olan kavle göre, köpek biaynihî pis değildir; ağzı suya girmedikçe, su ifsâd olmaz. Tebyîn´de de böyledir.

Eti yenmeyen vahşî hayvanlar ve kuşlarda böyledir. Kuyu­dan sağ olarak çıkarılırlar ve ağızları da suya değmemiş o´ursa, ku­yudaki suyu pislendirmezler. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Kafirin ölüsü, yıkanmış olsa da, olmasa da pistir. Zahiriy-ye´de de böyledir.

Ölü bir müslüman, eğer, yıkanmadan önce bir kuyuya düş­müş olursa, suyu ifsâd eder; fakat, yıkandıktan sonra düşmüş olur­sa, suyu ifsâd etmez. Tatarhâniyye´de detoyledir.

Düşük bebek, ses çıkarttıktan sonra ölmüşse; hükmü, bü­yüklerle ilgili hüküm gibidir. Bu bebek de, yıkandıktan sonra kuyu­ya düşmüşse, suyu ifsâd etmez.

Fak t, eğer ses çıkarmamışsa, yıkanmış olsa bile, kuyunun su­yunu âd eder.

Kuyuya bir şehid düşmüş olursa; su, ne kadar az olursa ol­sun, ifsâd olmaz.

Fakat, şayet, kuyuya şehidden kan akarsa, o zaman, suyu ifsâd eder. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. [79]



Kaynayan Kuyunun Suyunu Boşaltmak:


Bir kuyunun tamamını boşaltmak vâcib olur da suyun, fazlaca kaynıyor olmasından dolayı, bu mümkün olmazsa; o kuyudan, 200 kova su çıkarılır. Tebyîn´de de böyledir. En kolay olan da budur. İhtiyâr´da da böyledir.

Bu durumda, en sahih olan ise : Kuyuda ne kadar su olduğu hususunda, iki kişinin görüşünü alarak, o kadar suyu çıkarmaktır. Fıkıhta, en uygun olan da budur. Kâfî´de, Şerh-i Mebsûd´da ve Teb­yîn´de de böyledir. [80]



Tavuk, Kedi, Güvercin ve Benzerlerinin Kuyuya Düşmesi :


Tavuk, kedi, güvercin ve benzeri hayvanlar kuyuya düşüp Öl­müş olsalar, bunlar şişip dağılmamişlarsa, kuyudan 40 veya 50 kova su çıkarılır. Serahsfnin Muhiyt´inde de böyledir. En zahir olan da budur. Hidâye´de ide böyledir-

Fare ve serçe, kuyuya düşüp öldüğü zaman, şişip dağılma­dan Önce çıkarılırsa; kuyudan 20 ilâ 30 kova (20 kovadan 30 kovaya kadar) su çıkarılır. Muhıyt´te de böyledir.

Fakat, fareyi çıkarmadan önce, çıkarılmış olan suya itibar edil­mez. Tebyîn´de de böyledir.

Farenin, kuyuda ölmesi ile, dışarıda öldükten sonra kuyuya düşmüş.olması arasında,bir fark yoktur. Bu hüküm, diğer hayvanlar için de böyledir. Bahrü´r - Râık´te de böyledir.

Farenin kuyruğu, kopartılarak kuyuya atılmış olsa, kuyu­daki suyun tamamı boşaltılır.

-Kuyuya «Yunda Kuşu» denilen kuşun düşmesi, farenin düş­mesi menzilesindedir.

Yaban güvercininin düşmesi.ise, kedinin düşmesi gibidir. Bu durumda, kuyudan 40 ilâ 50 kova su boşaltılır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Büyüklük itibariyle, fare ile tavuk arasında olanlar, fare menzilindedirler.

Tavuk ile koyun arasında olanlar ise, tavuk menzilindedirler. Zahirü´r - Rivâye´de böyledir. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Görüldüğü gibi, daima küçüğün hükmü büyüğün hükmü gibidir. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.

Kuyu temizlenmiş olunca; bu işte kullanılan kova, urgan. makara ile kuyunun etrafı ve suyu çeken kimsenin elleri de temiz­lenmiş olur. Serahsi´nin Muhryt´mde de böyledir.

Bir kuyuya, pis bir odun veya pis bir bez. parçası düşmüş ve kuyuda kaybolmuş bulmuşa; kuyuya tâbi´ olarak, odun da, bez parçası da, temiz olmuş olur. Zâhiriyye´de ide böyledir.

Kendisinden, yirmi kova su çekilmesi vaeib olan bir kuyu­dan, ilk olarak çıkarılan bir kova su, temiz bir kuyuya dökülmüş olsa, bu ikinci kuyudan, 20 kova su boşaltılır.

Bu durumda aslolan, ikinci kuyu, birinci kuyu sebebi ile temiz­lenir.

Şayet, bu kuyuya, ikinci kova da dökülmüş olsa, bu kuyudan, 13 kova su boşaltılır. Eğer, onuncu kova dökülürse Ebu Hafs´ın ri­vayetine göre, bu kuyudan, 11 kova su boşaltılır. Esahh olan da bu-´dur. Bedâü´de de böyledir.

Bir kuyuda bulunan fare çıkarılıp, ikinci bir kuyuya bırakıl­sa ve bununla birlikte, ikinci kuyuya, birinci kuyudan 20 kovada su dökülmüş olsa; ikinci kuyunun temizlenmesi için, fareyi çıkarttık­tan sonra,. 20 kova da su boşaltmak gerekir.

Yirmişer kova su çıkarılması icabeden iki kuyudan, birinin 20 kova suyu diğerine dökülmüş olsa, ikinci kuyudan da yirmi ko­va su boşaltılır. Daha fazla değil...

İki kuyudan birinden 20, ikincisinden 40 kova su boşaltmak lâzım geldiğinde, bu kuyulardan birinin suyu, diğerine dökülmüş olsa; kendisine su dökülen kuyudan, 40 kova su boşaltmak lâzım gelir.

Bu durumda da aslolan, kendisinden boşaltılması gereken ve kendisine boşaltılandan boşaltılması gerekene bakmaktır. İkisininde hükümde bir olması halinde, durum eşittir. Birisinden, diğerine nisbetîe çok çekilmesine hükmedilmişse, bu durumda da az olan, çok olanın hükmüne dahildir.

Buna göre, üç kuyunun, her birinden yirmişer kova su çekmek icab etse de, ilk ikisinin yirmişer kova suyu üçüncü kuyuya dökül­müş olsa, bu üçüncü kuyudan, 40 kova su çekmek icab eder. Bedâî´ de de böyledir.

İki kuyunun birinden 20, diğerinden 10 kova su, üçüncü bir kuyuya dökülmüş olsa, bu kuyudan 30 kova su boşaltılır- Serahsî´-nin Muhıyt´ınde de böyledir.

Birinden 20, ikincisinden 40 kova su çekilmesi gereken iki kuyudan çekilen suyun tamamı, temiz olan üçüncü bir kuyuya dö­külmüş olsa, o kuyudan 40 kova su boşaltılır.

Eğer, 40 kova su çekilmesi gereken kuyudan, 20 kova çekil­mesi gereken kuyuya, 1 kova su dökülmüş olsa, o kuyudan da 40 ko­va su boşaltmak gerekir. Bedâi´de de böyledir.

Nevâdir´de, içinde bir farenin Ölmüş bulunduğu bir miktar su, bir kuyuya akıtılsa, İmâm Muhammed (R.A.)´e göre, kuyuya akıtılan sudan fazlası ile birlikte, 20 kova da su çıkarılır. Esahh olan da budur. Serahsî´nin Muhıyt´ınde de böyledir.

Fetvalarda : «İçinde fare ölmüş olan suyun bir damlası bile bir kuyuya dökülmüş1 olsa, o kuyudan 20 kova su boşaltılır.» denilmiş­tir. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.

Eğer fare, o su içinde dağılmış bulunursa; bu suyun, bir damlasının dökülmesinden dolayı, kuyunun tamamı boşaltılır. Ha-zânâtu Müftîn´de de böyledir.

Pis olan bir kuyunun yanında bulunan su kuyusu; tadı, ren­gi ve kokusu değişmedikçe, temiz sayılır. Zahiriyye´de de böyledir. Aralarındaki mesafe, iki arşınla takdir ve tahdid edilemez.

Fakat, bu iki kuyunun arasında, on arşmhk bir mesafe bile bu­lunsa; eğer su kuyusunda, hela çukurunun eseri bulunursa, o kuyu­nun suyu pistir.

Ama, eğer bu iki kuyu arasında tek bir arşınhk mesafe olduğu halde, su kuyusunda pislik eseri bulunmazsa; o, su kuyusu da, kuyu­da bulunan, su da, temizdir- Muhıyt´te de böyledir. Sahih olanında bu kavil olduğu, Serahsî´nin Muhıyt´inde —ayrıca— kaydedilmiş­tir.

Bir kuyuda, ne zaman düştüğü belli olmayan fare veya ben­zeri bir hayvan bulunmuş olsa, eğer o hayvan şişmemişse; o kuyu­nun suyundan alınmış olan abdestle kılman, bir gün ve bir gecenin namazı iade edilir.

Ayrıca, o suyun dokunmuş olduğu her şey, yıkanıp temizlenir.

Fakat, eğer o hayvan, şişmiş ve dağılmış ise, üç gün ve üç gecelik namaz iade edilir. (Yeniden kılınır) Bu kavil, İmâmı A´-zam (R.A.) ´m kavlidir. Diğer iki imamımıza göre ise, ne zaman düş­tüğü bilinene kadar, namazların iade edilmesi gerekmez. Hidâye´de de böyledir.

Şayet, bu hayvanın düştüğü vakit bilinirse, abdest ve nama­zın, o vakitten itibaren iade edileceğinde, icma vardır.

O su ile yoğrulmuş hamurun ekmeği, eğer ölen fare da­ğılmış ise, üç günlük ekmeği; dağılmamışsa, bir günlük ekmeği yenmez. Bu görüşü İmâmı A´zam (R.A.) kabul etmiştir. Muhıyt´te de böyledir. [81]



Kuyudan çıkarılması müstehab olan suların miktarı:


Bir kuyuya, fare düşmüş olursa, 20 kova su çıkarmak müs-tehabtır.

Kedi ve başı boş tavuk düşmüş olursa, 40 kova su çıkarmak müstehab olur. Çünkü, bu hayvanların artıkları mekruhtur. Ve, ku­yuya düşen bu hayvanların, ağızlarının suya değmiş olması, galib olan ihtimaldir.

Fakat suyun, bu hayvanların ağzına dokunmamış olduğuna gerçekten kanaat etmiş olsak; o kuyunun suyundan, hiç bir miktar­da su çıkarmak lazım gelmez.

Kuyuya düşen tavuk, başıboş bir tavuk değilse, yine kuyu­dan hiç su çıkarılmaz. Bu söylediklerimizin hepsi, Zâhirü´r - Rivâ-ye´dir.

Kuyudan su boşaltmanın müstehab olduğu her yerde, çeki­len su, 20 kovadan az olmamalıdır. Bu hususa, İbrahim´in rivayet ettiğine göre, İmâm Muhammed (R.A.), Nevâdir´de işaret etmiştir. Muhıyfte de böyledir.

Suyu mekruh olan bir kuyudan, 10 kova su çekmek müste-habtır. Hulâsa, Nihâye ve Fethüİ - Kadîmde de böyledir. Bu husu-^ su, çeşitli fetvalardan Bedâi´de böyle nakletmiştir.

Kuyuya, bîr koyun düşse de sağ olarak çıkarılmış olsa, kal­bin sakinleşmesi için, o kuyudan 20 kova su çıkartılır. Bu iş, tenûz-lik için yapılmış değildir. Hatta, hiç su çıkarılmamış olsa bile, o ku­yunun suyundan abdest almak caizdir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. [82]



Kendisi İle Abdest Almanın Caiz Olmadığı Sular


Karpuz, hıyar, acur ve gül suyu ile sirke gibi akıcı olan şeylerin içilenleri ile de, içilmeyenleri ile de, abdest almak caiz ol­maz. Fetâvâyi Kâdîhân´ıda da böyledir.

Tuz suyu ile abdest alınmaz. Hulâsa da da böyledir-

İncelikleri gidip katılaştıklan zaman sabun ve çöğen suları ile abdest alınmaz. Ancak, incelikleri bakî kalır ve letafetleri bulu­nursa, bunlarla abdest almak caizdir.

Üzüm çubuğundan akan su ile de abdest alınmaz. Muhıyt ve Kâdîhân´da da böyledir. Evceh olan da buldur. Bahrü´r - Râık ve Nehru 1 - Fâik´ta da böyledir. Ehvat olan da budur. Münyetü´l - Mu-sallı Şerhi´nde de böyledir.

Sonbaharda, içine ağaçların yaprakları dökülerek vasıfla­rından her üçü de bozulmuş olan sudan abdest almak, bütün âlim­lerimize göre caizdir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Eğer, ince olur ve suyu galib bulunursa; za´feran, gül ve bo­ya suları ile abdest almak caizdir.

Fakat, eğer kırmızılığı galib olur ve kendi özelliklerini koruyu­cu bulunurlarsa, bunlarla abdest almak caiz olmaz. Fetâvâyi Kâdî­hân´da da böyledir.

Bir suyun içine boya veya mazı atıldığı zaman, eğer onunla yazı yazılınca, kağıt üzerine nakış yaparsa (iz bırakırsa), o su ile ahdest almak caiz olmaz. Aksi halde, caiz olur. Bahrii´r - Râık, bu hususu Tecmîs´dan nakletmiştir.

Çamur, toprak, kireç alçı sebebi ile veya uzun süre bekle­mekten dolayı bozulmuş olan, mutlak su ile, abdest almak caiz olur. Bedâi´de de böyledir.

Suyu ga^ib olup, ince olduğu zaman, her ne kadar toprak karışmış olsa da, sel suyu ile abdest almak caizdir. Sel suyunun, acı veya tatlı olması arasında da bir fark yoktur.

Fakat, eğer çamur gibi katı bir kıvama uiaşrmşsa, sel suyu ile abdest almak caiz olmaz.

Islanması için içine nohut, fasulye bırakılmış olan su, ta­dını ve rengini değiştirmiş olsa bile, inceliği kaybolmadıkça onunla abdest almak caiz olur.

Fakat, şayet o suyun içinde, nohut veya fasulye pişmiş olur ve bunların kokusu suya sinmiş bulunursa, o su ile abdest almak caiz olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Temizliği fazlalaşsın diye, içinde sabun ve çöğen kaynatılan su ile abdest alınmış olunursa; bu abdestin caiz olduğunda ittifak vardır.

Ancak, bu şekilde ´kaynatmakla su katılaşmış olursa, abdest caiz olmaz. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Su içine ekmek ıslatılmış olursa, suyun inceliğinin bakı kal­ması halinde, onunla abdest almak caiz olur.

Fakat su, bu sebeple kalmlaşıp katılaşmış olursa, abdest caiz olmaz. Fetâvâyi Kâdîhajn´da da böyledir.

Mutlak suya, temiz ve akıcı olan şeylerden sirke, süt, üzüm suyu (hoşaf) ve benzeri gibiler karıştığı zaman, bu yeni karışma «su» ismi verilemiyorsa, onunla abdest almak caiz olmaz.

Bu durumlarda, yeni karışımın rengine de bakılır : Eğer, karı­şan şeyin rengi, suyun rengine muhalifse, —süt, boya za´feran ve benzeri şeyler gibi— bu durumda, rengin çokluğuna itibar edilir.

Fakat, eğer karışan şeyin rengi değişik olmaz da tadında bir değişiklik bulunursa, — bej´az olan üzümün suyu ve sirkesi gibi — bu durumda da, yeni karışımın tadına itibar edilir.

Şayet, suya karışan şeylerin, bu iki özelliklerinde de, suya göre bir değişiklik olmazsa, bu durumda da cüzlerine itibar edilir.

Cüzlerinin eşit olması hali ise, ZahirüV-Rivâye´de zikrolun-mamışür. Ancak, «Bu durumda yeni karışımın hükmü, mağlub oîan suyun hükmü gibidir.» demişlerdir. Bedâi´de de böyledir.

Ebû Hanife (R.A.) : «Hurma suyu ile abdest alınır. Hurma suyu ile abdest aldıktan sonra, ayrıca, temiz bir toprakla teyem­müm etmeye lüzum yoktur.» demiştir. CâmSu´s-Sağîr´de, Şerh-i Ta-hâvî´de ve ekseri metinlerde de böyledir.

Kitâbüs - Salât´ta da : «Hurma suyu ile abdest alınır. Fakat, bununla birlikte, teyemmüm de edilmiş olursa, bu bana daha sevim­li gelir.» şeklinde de bir kavli vardır.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.:

«—Abdest almak için, başka bir su bulunmasa bile hurma suyu ile abdest alınmaz. Bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm edilir.» demiştir.

İmâm Muhammed (R.A) ise : «İhtiyaten, bu ikisinn arası cem´edilir; yanî, bu durumda, bir kimse hem hurma suyu ile abdest alır ve aynı zamanda, hem de temiz bir toprakla teyemmüm eder. Bu ikisi arasında bir sıra yoktur; hangisi evvel veya sonra yapılmış olursa olsun caizdir.» demiştir. Şerh-i Tahâvî´de de böyledir.

Esed bin Necm, Nuh bin Ebî Meryem ve Hasen, Ebû Hanî-fe Hazretlerinden, gerçekten Ebû Yûsuf (R.AJ´un kavline benzer bir kavil de zikretmişler ve bu kavle sonradan döndüğünü bildir­mişlerdir. Sahih olan da Ebû Hanîfe (R.AJ ´nin bu son kavil ve aynı şekildeki— Bbû Yûsuf (R.A.)´un kavlidir. Şerh-i Câmiü´s-Sahîh´de de böyledir Fetva, da Ebû Yûsuf (R.A.) ´un kavli üzerine­dir. Kenz´in şerhi olan Aynî´de de böyledir-

Yukarıda söylediğimiz hususların tamamı, hurma suyunun tatlı olduğu veya ekşimiş bulunduğu durumlardadır.

Fa3;al, hurma suyu kaynatılıp, kıvamının koyulaştığı ve kö-piirdüğü zaman, onunla abdest almak —ittifakla— caiz değildir. Çünkü, böyle yapıldığı zaman, o içki olmuş olur. Yanî, yukarıdaki hükümler çiğ olduğu zamanla ilgilidir Şerh-i Tahâvî´de de böyledir. Fakat, eğer hurma suyu. az bir miktar pişerse, bu durumda ister tatlı, ister acı ve isterse âz müskir olsun— onunla abdest almak caiz olur. Esahh oları da budur. Mîifid ve Mezîd´den naklen Hidâye Şerhi Aynî´de .de böyledir,

Mtifîd ve Mezîd´d-j «Biı suyui´i içine hurmalar alılır ve su mtlanir; iakat bu durumda yine ona su ismi verilirse ve inede olursa, o su ile abdest almanın caiz olduğu hususunda arkadaşlarımız arasında görüş ayrılığı yoktur.» denilmiştir. Emir Hâcc´ın Mtin-yetü´l - Musallî Şerhi´nde de böyledir.

Hurma suyunun gayrisi ile abdest almak caiz değildir. Hi-dâye´de de böyledir.

Ayrıca, hurma suyu, pekmez gibi katı bir kıvama gelmiş olursa, onunla abdest almak da caiz değildir. Kâfide de böyledir.

Hurma suyu ile gusletme konusunda, âlimlerimiz arasında görüş ayrılığı vardır.

Ebû Hanîfe (RA.) indinde, en sahih olan, onunla gusletmenin caiz olduğudur. Şerh-İ Mebsût´ta, Kâfî´de de Fetâvâyi itâbiyye´de de böyledir.

Müfîd´de ise : Esahh olan, hurma suyu ile gusletmek caiz değildir. Çünkü, cenâbetlik, iki hadesin en ağırıdır. Cünüplükte olan zaruret, abdestle olan zaruretten -daha aşağıdır; bu durumda, onun üzerine kıyas edilemez. Tebyîn ve Câmiü´s - Sağîr´de de böyledir. Esahh olan da budur. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Hurma suyu ile abdest alırken ve guslederken, niyyet etmek şart kılınmıştır. Nitekim, temiz bîr toprakla teyemmüm ederken de niyyet şarttır. Zâhiriyye´de de böyledir.

Mâ-i mutlak (temiz su) ´m bulunduğu yerde, hurma suyu ile

abdest almak caiz değildir.

Bir kimse, hurma suyu ile abdest aldıktan sonra, temiz bir su bulursa, o abdesti bozulur. Münyetül - Musallî Şerhi´nde de böyledir.

Bir kimsenin, kullanmaya gücü yettiği mekruh bir su var­ken, hurma suyu ile abdest alması da caiz olmaz.

Şayet, meşkûk (temiz mi, pis mi olduğu hususunda şüphe edilen) su, hurma suyu ve temiz toprak, bir arada bulunsalar; bu durumda, Ebû Hanîfe (RA) ´ye göre, yalnız hurma suyu ile abdest alınır; Ebû Yûsuf (R.A-1 ´a göre, şüpheli su ile abdest alınır ve aka­binde teyemmüm de edilir, hurma suyu ile abdest alınmaz; İmâm Muhammed (R.AJ ´e göre ise, bu üçünün de arası cem´ edilir. Yani,hem her iki su ile ayn ayrı abdest alınır ve hem de teyemmüm edilir. Bunlardan birini terketmiş olsa, abdesti caiz olmaz. Bunları takdim - te´hir (öne almak, sona bırakmak) caizdir ve müsavidir. [83]



Ma-İ Müstamel (Kullanılmış Su)


Kullanılmış suyun, temizleyici olmadığında, ittifak vardır. Kullanılmış su ile abdest almak caiz olmaz.

Kullanılmış suyun, temiz olup olmadığında ise ihtilâf var­dır. İmâm Muhammed (R.A.) : «O temizdir.» demiş ve bu kavli Ebû Hanife (R.A)´den rivayet etmiştir. Fetva da bunun üzerine­dir. Aluhıyt´te de böyledir.

Kendisi ile hades giderilmiş olan veya Allah´a yakınlık kastı ile kullanılmış bulunan su, sahih olan kavle göre, bir uzvun hadesini giderici gibi mâ-i müsta´meldir- Hîdây^´de de böyledir. Hades, bü­yük olsun küçük olsun müsavidir. Kenz´in Şerhi olan Aynî´de .de böyledir.

Bir adam kollarını yıkarken, başka birisi, ellerini altına tut­sa da, o su ile bir yerini yıkasa, caiz olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Abdesti olmayan, cünüp bulunan veya hayızh olan bir kim­se, su almak için, temiz olan elini, bir su kabına soksa, zaruretten dolayı o su, müsta´mel olmaz. Tebyîn´de de böyledir.

İbriğini suya düşüren ve onu çıkartmak maksadı ile ellerini dirseklerine kadar suya sokan kimsenin, ellerini sokmuş bulundu­ğu bu su da, müsta´mel su olmaz.

Bir kimse, elini veya ayağım, serinlemek maksadı ile bir su kabına sokmuş olsa, bu su —yukarıdakilerin hilâfına müsta´mel su sayılır. Çünkü, burada bir zaruret yoktur. Hulâsa´da da böyledir.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.Î ´tan gelen ma´rûf bir rivayette, su­yun müsta´mel sayılması için, uzvun tamamının suya girmesi şart kılınmıştır. Muhıyt´te de böyledir.

Bir veya iki parmağı sokmakla, su müstamel sayılmaz; fakat, avucun girmesi ile su müsta´mel olur. Zahirriyye´de de böyledir.

Cünüp olan bir kimse, kovayı almak için kuyuya dalsa, Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, adam hâli üzeredir, (yani cünüptür) ve su da, hali üzeredir, (yanı temizdir.)

İmâm Muhammed (R.A.) e göre ise ikisi de temiz sayılır. İmâm-ı A´zam (R.A.1 ´a göre ise, her ikisi de pistir.

Fetva ise, İmâm Muhammed´den gelen kavle göredir. Çünkü, adam sudan ayrılmadan önce, o suya, müsta´mel su hükmü verilme­miştir. Rivayetlerin en muvafık olanı da budur, Hidâye ve Tefeyîn de de böyledir.

Bir adam, namaz kılmak maksadı ile gusletmek için, bir kuyuya dalmış olsa, görüş birliği ile suyu ifsad eder. Nihâye´-de de böyledir.

Hayızlı bir kadın, eğer, kanın kesilmesinden sonra kuyuya düşmüş ve azalarında da pislik yoksa, bu durumda, kadının düşme­si, cünübün düşmesi gibidir.

Ve eğer kadın, kuyuya kan kesilmeden Önce düşmüşse, bu du­rumda o kadımn düşmesi, temiz bir erkeğin düşmesi gibidir. Çünkü, bu durumda o kadın, kuyuya düşüp çıkması sebebi ile hayız halin­den çıkmış ve temizlenmiş değildir. Hulâsa ve Fetâvâyî Kâdîhân´da

de böyledir.

Abdest azalarının haricinde, uyluk veya yan gibi bir yer, bu­su ile yıkanmış olsa, esahh olan kavle göre —abdest azalarının hila­fına olarak o su, müsta´mel olmaz. Hülâsada da böyledir.

Bir kimse, abdestli iken, tıraş olmak için başını yıkamış ol­sa, o su müsta´mel olmaz. Zâhiriyye´de de böyledir.

Abdestli olan bir kimse, çamur, hamur veya terini gidermek için abdest atea veya serinlemek için yıkansa, su müsta´mel olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Q Abdestli olmayan bir kimse, serinlemek maksadı ile veya öğrenmek, öğretmek için abdest almış olsa, bu su İmâm-ı A´zam (R.A.) ve İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, müsta´mel olur. İmâm Muhammed tR.A.) ´e göre ise, müstamel olmaz. Hulâsa´da da böy­ledir. Hisâmî´nîn Camîü´s - Sagîr´inde : «Sabinin abdest alması ile, eğer o sabî (çocuk), aldı erer çağda ise, su müsta´mel olur. Fa­kat çocuk, aklı erecek çağda değilse, su müstağmel olmaz.» denil­miştir. Muzmarat´ta da böyledir.

Bir kimsenin yemek yemek için veya yemekten sonra elini yıkaması ile su, müsta´mel olur. Fakat, bunu bir sünneti yerine ge­tirmek kasdı ile yapmışsa su müstamel olur, değilse olmaz. Serah-sînln Muhıyt´inde de böyledir.

Kadın, saçma başkalarının saçını eklemiş olsa, sonra da, o uladığı saçı yıkasa, su müsta´mel olmaz. Fakat, eğer kendi saçını yıkarsa, su müsta´mel olur, Sîrâcül - Vehhâc´da ve Zâhiriyye´de de böyledir,

Ölü bir insanın, başının yıkandığı su, müsta´mel olur. Se-rahsî´nln Muhıyt´inde de böyledir.

Cünüp bir kimse yıkanırken, bedeninden, su kabına su sıç-rasa, bu hâl, suyu ifsâd etmez.

Fakat, cünüp kimsenin bedeninden akmakta olan su, akarak su kabına girmiş olsa, suyu ifsâd eder.

0 Yine bu su, b"r hamamın havuzuna az olarak dökülmüş .olsa, havuzun suyuna galebe eîyemedikçe, İmâm Muhammed (R.A.) ´e gö­re, havuzdaki suyu ifsad etmez. Hulâsa´da da böyledir.

Ölünün yıkanmış olduğu su, İmâm Muhammed (R.A.) ´e göre,

esas itibariyle necistir. Çünkü ölü, genellikle pislikten hali değildir-Zâhiriyye´de de böyledir.

Bir adam, sirke veya gül suyu ile abdest almış olsa, bütün âlimlere göre, bu şey müsta´mel olmaz. Tatarhâniye´de de böyledir.

Kullanılmış su Cnıâ-i müsta´mel), bir kuyuya döküldüğü za­man, eğer kuyunun suyundan az olursa, onu ifsad eylemez.

Fakat, bu su, kuyunun suyuna galebe eylerse, o zaman, kuyunun suyunu ifsad eder. Sahih olan da budur. Serahsî´nîn Muhıyt´inde de. böyledir. [84]



Bu Konu İle İlgili Diğer Bazı Meseleler


Bir hayvanın artığının hükmü ne ise, terinin hükmü- de odur. Hulâsa´da da böyledir.

Eşeğin ve katırın teri ve salyaları, az miktardaki suya düş­tükleri zaman onu ifsad ederler. (Kullanılmaz hale getirirler.) Bun­ların ter ve salyalarının miktarı, az olsa da hüküm yine değişmez. Muhıyt´te de böyledir.

Fakat bunlar, elbiseye değmiş olsalar, miktarları ne kadar çok olursa olsun, namazın cevazına mani olamazlar. Zahirü´r - Rivâ-ye´de de böyledir. Hazânetü´l-Müftîn´de de böyledir.İnsanın artığı temizdir.

Bu hükme, cünüp, hayızlı, nifaslı olanlarla kâfirler de dahildir.

Ancak, içki içenin artığı ile ağzı kanıyan kimsenin artığı, fev-rî olarak (hemen içki içerlerken veya henüz ağızları kanamakta iken) gerçekten pistir.

Fakat, bu kimseler tekrartekrar tükürürlerse, sahih olan, ağız­larının temizlenmesi olduğudur. Sirâcü´l-Vehhâc´da da böyledir.

Yabancı erkeğin artığım, bir kadının içmesinin mekruh o-ldu-ğu gibi yabancı kadının artığını içmek de, mekruhtur. Bu mekruh oluş, artığm temiz olmayışından değil, bilakis istilzaz (nefse lezzetli, tatlı gelmesi) korkusundandır. Nekrü´l - Faik´ta da böyledir.

At´m artığı bü´icmâ temizdir, Esahh olan da budur. Zâ-hidî´de de böyledir.

Eti yenen hayvanların ve kuşların artığı temizdir. Ancak, ba­şıboş tavukların, pislik yiyen sığır ve develerin artığı mekruhtur.

Tavuk, gagası ayaklarının altına erişemiyecek şekilde hapsedil­miş olarsa, onun artığı mekruh olmaz. Ancak, gagası ayaklarının al­tına erişen tavuk, muhallat (gezici, başıboş tavuk) durumundadır. Serahsî´nin Muhıyfinde de böyledir.

İster suda, ister karada yaşasın, akıcı kanı olmayan hayvan­ların artıkları temizdir. Tebyîn´de de böyledir.

Yılan, fare ve kedi gibi evlerde bulunabilen hayvanların ar­tıkları, kerâhat-i tenzîhiyye ile mekruhtur. Hulâsa´da da böy-edir.

Kedi, bir insanın avucunu yaladığı zaman, o kimsenin, ehni yıkamadan namaz kılması veya kedinin artığını yemesi mekruhtur-Tebyîn´de de böyledir.

Kedinin artığını yemek, ancak zenginler için mekruhtur. Çünkü onların, kedinin artığı olan şeyin aynısını almaya güçleri ye­ter.

Kedinin artığını yemek, zaruretinden dolayı, fakirler için mek­ruh değildir. Sîrâcü´l-Vehhâc´da da böyledir.

Bir kedi, eğer fareyi yer yemez bir kabdaki suidan içerse, o su pis olur. Fakat, eğer bir veya iki saat durur da sonra içerse, sahih olan kavle göre, o su pis olmaz. Zâhirriyye´de de böyledir.Vahşi kuşların artıkları mekruhtur.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) şöyle demiştir : «Bir kuş hapsedildiği zaman, sahibi, onun gagasında pislik olmadığını biliyorsa, o kuşun artığı mekruh olmaz.» Bu rivayet, âlimlerce müstahsen görülmüş­tür. Hidâye´de de böyledir.

Bu durumda, eti yenmiyen kuşların da artıkları temizdir. Fa­kat, güzel olan, onların artıklarının mekruh olduğu kavlidir. Mebsût Şerhi´nde de böyledir.

Temiz suyun bulunduğu bir yerde, mekruh olan suyu kulla­narak abdest almak mekruh olur. Temiz su olmadığı zaman ise, mek­ruh olmaz. İhtiyar´da da böyledir.

Köpeğin, domuzun ve yırtıcı hayvanların artıkları pistir. Kenz´de de böyledir.

Dışına su sızdıran bir kabın dışını, bir köpek yalamış olsa, bu kabın içinde bulunan su temizdir. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kabı, köpek yaTamış olursa, o kap, üç defa yıkanarak te­mizlenir. Hidâye´de böyledir.

Katırın ve eşeğin artığı meşhuktur. (şüphelidir.) Sahih olan, bunların temiz olduğudur. Şüphe ise, temizleyici olup olmadıkları husûsundadır. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir. Cumhur da, bu görüş üzeredir. Kâfî´de de böyledir.

Katır ve eşek artıklarından başka su bulunmasa, o su ile ab-dest alınır; ayrıca, bu abdestle birlikte, teyemmüm de yapı!ir. Abdest ve teyemmüm arasında bir sıra gözetmek gerekmez, hangisi evvel ol­sa caizdir. Sirâcül - Vehhâc´da da böyledir. Bu durumda, sadece ab­destle veya sadece teyemmümle yetinmek kâfî değildir. Hazânetül -Müftîn´de de böyledir.

Bize göre, abdesti ve guslü önce yapmak efdâldir- Bahrü´r-Râik´-ta da böyledir.

Eşek artığı ile alınan abdestle, niyyet hususunda görüş ay-rıhği vardır. İhtiyata uygun olan niyyet etmektir. Fethül - Kadîr´de de böyledir.

Eşek artığı, temiz bir suya karışmış olsa; artık, bu temiz su­dan fazla olmadıkça, onunla abdest almak caiz olur. Nitekim, mâ-i müsta´melde de, durum böyledir ve mâ-i müsta´mel, temiz suya ga­lebe çalmadıkça, o su ile abdest almak caiz olur. Serahsî´nin Muiuyt´-inde de böyledir.

Yarasanın bevli ve tersi, suyu ve elbiseyi pislendirmez. Fetâ-vâyi Kâdîhân´dâ da böyledir.

Sivrisinek, sinek, arı, akrep ve benzerleri gibi akıcı kanı ol­mayan şeylerin suda ölmeleri, o suyu pislendirmez.

Balık, kurbağa ve yengeç gibi suda yaşayan hayvanların, su içinde Ölmeleri, o suyu pislendirmez.

Balıktan başka, suyun dışında yaşıyanlar, suda ölseler, suyu if-sâd ederler denilmiştiı. Fakat, sahih olan, bu durumda, suyun ifsâd edilmemiş olduğudur.

Kara ve su kurbağası hüküm bakımından eşittirler. Hidâye´-de de böyledir. Ebûl - Kasım es - Saf fer : «Biz bu kavli alırız» de­miştir. Muzmarat´ta da böyledir.

Sahih rivayete göre, bunların, suyun içinde ölmeleri ile dışında ölüp sonradan suyun içine atılmaları arasında bîr fark yoktur. Teb-yîn´de de böyledir Bunların, su içinde şişip dağılmaları halinde de hüküm aynıdır. Fakat, bu durumda, o suyu içmek mekruhtur. Çünkü su, o şişip parçalanan şeyin eczasından (cüzlerinden — parçalarından) hali değildir. Ve bu cüzler de, yenilmesi caiz olan şeylerden değildir. Se­rahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Suda yaşayan ve fakat doğumu ve yatma yeri su olmayan hayvanlar, içinde Öldükleri suyu ifsâd ederler. HÜdâye´de de boyle-dir.

Kendisine pislik bulaşmış bir ağaç veya kurumuş koyun güb­resi yansa ve kül olsa, bu kül de az miktardaki bir suya düşse, İmâm Muhammed (R.A.) ´a göre, suyu ifsâd etmez. Fetva da bunun üzerine­dir. Muzmarat´ta da böyâledir.

Ölmüş hayvanın kılı ve kemiği temizdir.

Yine ölmüş hayvanın siniri ve tırnağı, devenin tabanı, koyun ve keçinin çatal tırnağı, sığır ve geyiğin boynuzu ve yünü, devenin tü­yü ve kuşun kanadı, dişi, gagası ve pençesi temizdir.

Ölmüş olan insanın kılı ve kemiği de temizidir. Sahih olan da budur. İhtiyarda da böyledir.

Bu hükme göre, kılların temiz olabilmesi için, tras edilmiş veya kesilmiş olması lazımdır. Fakat, yolunmak sureti ile koparılmış bu­lunan kıllar, pistir-

Yani, ölü bir- hayvanın yünü, kılı ve tüyü yolunarak alınırsa pis; kesilir veya tıraş edilirse temizdir. Sîrâcül - Vehhâc´da da böyledir.

Ölmüş hayvanın memesinde olan ağız (doğum yapan hayva­nın ilk sütü) ve süt, çıkmış yumurtanın kabuğu, annesinden düşen kuzu veya oğlak —eğer ıslak olursa— Ebû Hanîfe (RJU ´ye göre te­mizdir. Serâhsi´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Su dokunduğu halde bozulmayan misk göbeği, sahih kavle göre temizdir. Esahh olan ise, her halinde temiz oluşudur. Tebyîn´de de böyledir.

Domuza gelince, onun bütün eczası (parçalan, cüzleri), ne cistir. İhtiyâr´da da böyledir.

Kuyuya, üzerinde et ve yağ bulunan bir kemik düşmüş olsa, o kuyu pislenmiş olur.

Fakat, üzerinde et ve yağ bulunmazsa, kuyu pislenmiş olmaz. Mfrâcü´d - Dirâye´de de böyledir.

İnsaiı´derisi veya derinin kabuğu bir kuyuya düşse; eğer ayak yarıklarından dağılan şey gibi az olursa, suyu ifsad etmez. Ve eğer, tırnak miktarı veya daha fazla olursa suyu ifsad eder, Tırn k ise suyu ifsad etmez. Huîâsa´da da böyledir. asan derisi dibağlanmaz-suretiyle dibağla-nır. Dibağlanan deri, gerçekten temiz olur. Dibağlanmış deride, na­maz kılmak veya ondan yapılmış bir kabla abdest almak caiz olur. Zâhîdî´de de böyledir.

Hakîkî dibağdan sonra, deriye su dokunmuş olursa, deri tek­rar pis olmuş olmaz.

Fakat, hükmî olan dibağdan sonra su dokunursa, zahir olan, de­rinin tekrar pis olmasıdır. Muzmarât´ta da böyledir.

Dibağla temiz olan deri deri, hayvanın kesilmesi ile de temiz olur.

Sahih kavle göre, kesilen bir hayvanın kanı hariç, bütün eczası (parçalan) temiz olur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

İçinden, küçük bir kapla su almak maksadı ile, evin bir köşe­sine konmuş bulunan küpten; onda, pislik olduğu bilinmedikçe, ab­dest almak ve su içmek caizdir.

Kediden kaçmakta olan bir fare, su kabına dokunsa, Şem-sü´I Eimme Halvânî: «Kedi, eğer o fareyi yaraîamışsa, topraktan ve­ya tahtadan olan kap pislenmiştir; yaralamamışsa, pislenmemiştir.» demiştir. Tahâvî Şerhi´nde de böyledir.

Fakat bu durumda kap, her hâl ü kârda pislenir. Çünkü fare, ge­nellikle kediyi görünce bevleder. Muhıyt´te de böyledir. Muhtar olan kavil de budur. Hulâsa´da da böyledir-

Bir kimsenin, içinde p;slik bulunma korkusu olan bir havuz­dan pislik bulunduğuna kalbi tam kanâat getirmedikçe abdest alması caiz olur. Onun, temiz olup olmadığım başkasından sorması gerekmez.

Bir kimse, pis zannettiği bir havuzdan abdest almış olsa da, sonradan, o havuzun temiz olduğu ortaya çıksa, o kimsenin abdesti caiz olur. Hulâsa´da da böyledir

0 Bir kimse, vahşî hayvanların, uğradıklarını gördüğü bir ku­yudan su içtiklerini zanneder ve bu zannı, zann-ı galip olursa, o ku­yunun suyu pislenmiş sayılır. Fakat, bu vahşi hayvanların, o kuka­dan su içtiklerine dair, galip zannı bulunmazsa, o kuyu temizdir. Mübteğî´den naklen Bahrü´r - Râık ta da böyledir.

Fetâvfl-Hâbe´de: «Sahrada az bir su bulunsa, ondan abdest caiz olur.» denilmiştir.

Sahrada az miktarda su bulan kimsenin, şayet eli pis ise ve ya- I nmda da o suyu alacak bir kap yoksa, o kimse mendilini o suya ba- | tınr, elinin üzerine sıkar, eline su akarsa eli temizlenmiş olur

Suyu bulan kimse, o suyun kenarında, suya bir köpeğin girmiş ´ olduğuna dair bir alamet bulur ve bu alamet de, suya yakın olursa ve köpeğin sudan içmeye gücünün yettiği anlaşılırsa, o sudan abdest almaz. Eğer böyle değilse, abdest alması caiz olur, Tatarhâniyye´de de böyledir.

Çocuklar veya köylüler, ellerini, kovanın veya kovanm urga­nının üzerine koymuş olsalar; kova, urgan ve kuyu temizdir. Zâhİriy-ye´de de böyledir. Bu hüküm, onların ellerinde necaset bulunmadığı­na, tam kanaat getirilmesi halindedir. Fethül Kâdîr´de de böyledir.

Çocuk, elini veya ayağını bir çömleğe (kaba) girdirdiği za­man, eğer, onun elinin temiz olduğu yakinen biliniyorsa, o kapta bu­lunan su ile, abdest almak caizdir.

Fakat, elinin temiz olup olmadığı kesin olarak bilinmiyorsa, müs tehab olan, — varsa — başka su ile abdest almaktır- O su ile de ab­dest almış olsa, caizdir. Muhıyt te de böyledir.

Bir adam, ayaklarını yıkadıktan sonra, hamamın içinde dÖ-külü bulunan suya dalmış olsa, eğer hamamda cünüp kimselerin olduğunu bilmiyorsa, her ne kadar ayaklarını tekrar yıkamasa da, ab-desti veya gusîü caizdir.

Fakat, eğer hamamda cünüp kimselerin olduğunu biliyorsa, ayaklarını muhakkak yıkar.

İmâm Muhammed (R.AJ se göre ise, ayaklarım yıkamaya lü­zum yoktur. Zahir olan da budur. Muhıyt´te de böyledir.

Bir kimse, azalarım bir havlu ile silse ve bu havlu ıslansa; yaşlığın fazlalığından, azalarından elbiseliğine çokça su damlaları dökülse, o kimsenin, o elbise ile kıldığı namaz caizdir. Çünkü, İmâm Muhammed (R.A.) ,e göre, mâ-i müsta´mel temizdir. Muhtar olan da budur.

Diğer iki imamımıza göre, o adam, temiz değilse bile, burada ne-câsetin, mekan zaruretinden dolayı düşmüş olduğuna i´tibâr olunur, Bedâfde de böyledir.

Mâ-i müstatmeli içmek mekruhtur. Hulüsa´da da böyledir.

Câmiu´l - Cevâmi´de : «îçine necaset düştüğü için pislenmiş miş olan az bir suyun, vasıflan da bozulmuşsa, o sudan, hiç bir ci­hetle fajrdalamîmaz, idrar gibi... O suyun, hayvanlara içirilmesine ise, cevaz vardır- O su ile çamur da karılır, fakat o çamur, mescitte kullanılmaz.» denilmiştir. Tatarhânİyye´de de böyledir.

Akar suya, idrar yapmak (akıtmak, işemek) mekruhtur. Hu-lâsa´da da böyledir.

Aynı şekilde, durgun suya idrar yapmak da mekruhtur. Muhtar olan kavil de budur. Tatarhâniyye´de de böyledir.

İçinde, sıkılmış üzüm şırası gibi bir şey bulunan havuza, id­rar düşmüş olsa, eğer o havuz 10 x 10 = 100 arşın kare genişliğinde ise, idrar o havuzu ifsad etmez.

Fakat, eğer yüz Ölçümü bu miktardan az olursa, idrar suda olduğu gibi o havuzu ifsâd eder. Hulasa´da da böyledir. [85]



4- TEYEMMÜM


Teyemmüm Hakkında Bilinmesi Zorunlu Olan İşler


Teyemmüm baklanda, bilinmesi zaruri olan şeylerin birincil si, niyyettir.

Niyyetin yapılış şekli : Maksud olan, temizlik olmayınca, sa­hih olmayan bir ibadete niyyet etmektir. Temizliğe veya namazın mubah olmasına niyyet etmek, namazı irade (namaz kılmayı isteme) nin yerine geçer.

Teyemmüm ederken, abdest için mi, gusül için mi olduğunu belirtmeye gerek yoktur.

Hatta, cünüp bir kimse, abdesti irade ederek teyemmüm etmiş olsa, caizdir ve cünüplükten teyemmüm etmiş sayılır. Tebyîn´de de. böyledir. Nisab´da da böyledir- Fetva da bunun üzerinedir. Tatarhâ­niyye´de de böyledir.

Cenaze namazı kılmak niyyeti ile veya tilâvet secdesi yap­mak niyeti ile teyemmüm etmiş olan bir kimsenin, bu´ teyemmüm ile, farz namazları da kılması, hilafsız caizdir. Muhıyt´te de böyledir.

Bir kimse, ezberinden veya yüzünden Kur an okumak, kabirleri ziyaret etmek, ölü defnetmek, ezan veya kamet okumak, mesfetâVâyî hındîyye

cide girmek veya çıkmak, (mescide girdikten sonra abdesti bozul­muş olan kimse için) veya Kur´an´a el sürmek gibi şeylerden birine niyyet ederek teyemmüm yapmış olsa, o teyemmümle namaz da kı­lar. Fakat, âmrae-i ulemâ «caiz olmaz» demişlerdir. Fetâvâyi Kâdî-hân´da da böyledir.

Şükür secdesi için teyemmüm etmiş olan bir kimse, Ebû Ha-nife (R.A.)ve Ebû Yûsuf (R.A.) ´un kavillerine göre, teyemmüm ile farz namazları kılamaz. İmâm Muhammed (R.AJ)´e göre ise, kılabi­lir. Çünkü, İmâm Muhammed (İLA.) ´a göre, muhakkak ki secde, Allah´a yakınlık demektir- Zehiyre*de de böyledir.

Selâm vermek veya verilen selâmı almak nîyyeti ile teyem­müm etmiş olan kişinin, o teyemmümle namaz kılması caiz olmaz. Fetâvâyî Kâdihân´da da böyledir.

Niyyeti,o teyemmümle namaz kılmak olmayan ve başkasına öğretmek maksadı ile teyemmüm etmiş olan bir kimsenin, teyemmü­mü, imamlarımızın üçüne göre de caiz olmaz. Hulâsa´da da böyledir. Bu kavil, Zâhirü´r^Rivâyedir. Kâdîhân´da da böyledir.

Kâfir olan bir kimse, sadece rnüslüman olmak niyeti ile te­yemmüm etse ve müslüman olsa, İmâm-ı A´zam (R.A.) ve İmâm Mu­hammed (R.A.) a göre, o teyemmümle namaz kılması caiz olmaz. Hu­lâsa´da da böyledir.

Hasta olan bir kimseye, bir başka kimse teyemmüm ettir­miş olsa; nîyyet etmek, teyemmüm ettirenin değil, hastanın vazife­sidir. Kunye´de de böyledir, [86]



Teyemmümde Ellerî İki Defa Vurmak


Teyemmüm edecek kimse, ellerini temiz toprağa vurduktan sonra, önce yüzünü mesheder. İkinci vuruştan sonra da, ellerini — dirsekleri ile birlikte — mesheder. Hidâye´de de böyledir-

Teyemmümde dirsekler de meshedüir. Fetevâ-i Kâdihân´da da böyledir.

Hılye´de : «Sahih olan rivayete göre, teyemmüm esnasında, yüz meshediîirken, derinin ve sakal kıllarının dış tarafı meshedilir.» denilmiştir. Mî´râcü´d - Dirâye´de de, Fethül - Kadîr´de de böyledir,

Teyemmüm ederken zîâr´m (kulakla sakal ucunun arasında kalan beyaz yer) da meshedümesi şarttır. Fakat, insanların çoğu, bu husustan gafildirler. Zâhîdî´de de böyledir.

Teyemmümde, avuçlar da mesholunur mu Sahih olan kavle göre, avuçlar mesholunmaz. Çünkü, onlar toprağa vurulmuştur ve bu kâfidir. Muzmarât´ta da böyledir.

Teyemmüm eden kimsenin, bir darb ile (ellerini toprağa bir defa vurarak) hem yüzünü ve hem de ellerini ve kollarını, bu bir darb ile meshetmesi caiz olmaz. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

Bir adam, ellerinden biri ile yüzünü, diğeri ile de kollarını meshetmiş olsa, yüzünün ve önce meshetmiş bulunduğu kolunun, meshi caiz olur. Fakat, ikinci kolu için, tekrar darb etmesi ve meshi yenilemesi gerekir. Sirâcül - Vefchâc´da da böyledir.

Bir kimse, teyemmüm etmeyi irade ederek, toprakta yuvar-lansa ve eller Üe de vücudunu ovalasa; eğer toprak, yüzüne, kolları­na ve avuçlarına isabet etmişse, teyemmümü caiz olur- Şayet, toprak buralarına isabet etmemişse, teyemmümü caiz olmaz. Hulâsa´da da böyledir.

EHeri, bileklerinden kesik olan bir kimse; teyemmüm esna­sında kollarını mesheder.

Kollarının bir kısmı kesik olan kimse ise, kalan yerlerini mes­heder.

Kollan, dirsekten yukarıdan kesilmiş olanlara, mesh gerekmez. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Bir adamın elleri çolak olsa, kollarım yere, yüzünü de duva­ra sürer. Bu caizdir. Namazını asla bırakmaz. Zehîyre isimli kitabın beşinci faslında, Teyemmüm Bölümünde de böyledir.

Bir adam, İki elini teyemmüm niyyeti ile yere vursa ve fakat henüz mesh etmeden önce abdesti bozulsa, o darb ile yapılacak mesh, caiz değildir. Nitekim, abdest alırken, bazı azalarını yıkadık­tan sonra, abdesti bozulan kimsenin dıırumu da böyledir. Seyyid Ebû Şücca´da böyle söylemiştir.

Kâdî el - tsbîc&bl´de: «Biletine su dolduran adamın abdesti bo­zulmuş olunca, o suyu kullanmasının caiz olduğu gibi, bu da caiz olur.» demiştir.

Hulâsa´da da : «Esahh oto, doğrusu, o toprağı kullanmamak­tır.» denilmiştir. Şemsül - Eimrae de bunu ihtiyar etmiştir. Fethü´l -Kadirde de böyledir-[87]



Teyemmüm Edilen Azaların Tamamını Meshetmek


Teyemmümde istî´ab (yüz ve kolların tamamını - kaplama - mesh etmek) de» Zâhtrü´r - rivâye´de vacibtir. Muhıyt4 Serahsî´de de böyledir. Muhtar olanda budur. Muzmarâfta da böyledir.

Hatta, bir kimse, kâşlarmm altı ile gözlerinin üstünde ka­lan yeri mesh etmemiş olsa, teyemmümü caiz olmaz. Serahsî´ntn Muhıyt´İTide de böyledir.

Teyemmüm eden kimsenin, yüksük ve bileziklerini çıkart­ması gerekir. Hulâsa´da da böyledir.

Teyemmüm eden kimsenin, burun delikleri arasındaki perdeyi de meshelmesd lâzımdır.

Ve eğer toz, parmak aralarına girmemiş ise, oraları hilaîleme-si de vacibtir. Tebyîn´de de böyledir. [88]



Kendisi Île Teyemmüm Yapılan Temiz Toprakla İlgili Meseleler


Teyemmüm., yer cinsinden olan temiz şeylerle yapılır. Teb­yîn´de de böyledir.

Yanınca kül olan, odun, ot ve benzerleri gibi şeylerle, ateş­le yumuşatılıp eritilebilen, demir, bakır, tunç, cam, altun, gümüş ve benzerleri gibi şeyler, yer cinsinden değildirler. Özellik itibariyle, bunlara benzemeyenler yer cinsindendirler. Bedâi´de de böyledir.

Şu sayacağımız şeylerle teyemmüm yapılır : Toprak, kum, suyun dışında topraktan oluşan tuz, kireç, alçı, sürme, zırnık (yal­dızlı bir maden), aşı, kibrit, fir£zer, (kıymetli bir maden) akîk, el­mas, zümrüt, zeberced. Bahrü´r - Râık´te de böyledir.

Yakut ve mercanla da teyemmüm yapılır. Tebyîn´de de böyledir.

Kiremitle de teyemmüm yapılır. Sahih olan da budur. Bahrü´r - Râık´te de böyledir. Zâhirü´r - rivâye de budur. Tebyîn´­de de böyledir.

Toprak cinsinden olan testi ile teyemmüm yapılır. Ancak; testinin üzeri toprak cinsinden olmayan bir şeyle boyanmışsa, onunla teyemmüm yapılmaz. Hazânetü´I - Fetâvâ´da da böyledir.

Üzerinde toz bulunan taşla teyemmüm yapılır.

Yıkanmış, üzerinde toz bulunmayan taşlada teyemmüm yapılır.

Kaypak taş, ufanmış olsun veya olmasın onunla da teyem­müm yapılır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Kırmızı balçıkla, beyaz balçıkla ve siyah balçıkla da teyem­müm yapılır. Bedâi´de de böyledir.

San çamurla da teyemmüm yapılır. Hulâsa´da böyledir.

Yeşil balçıkla da teyemmüm yapılır. Taitarhâniyye´de de böyle­dir.

Nemlenmiş yerle ve yaş çamurla da teyemmüm yapılır. Be­dâi´de de böyledir.

Başka şeyden yapılan değilde, madeni olan (topraktan çı­karılmış bulunan) kalayla da teyemmüm yapılır. Serahsî´nın Muhıyt´inde de böyledir.

Tuz´a Gelince :

Sudan meydana gelmiş tuz ile teyemmüm etmek, ittifakla caiz olmaz.

Tuz, eğer dağdan/topraktan meydana gelmişse, bu durumda, onunla teyemmüm yapılır diyenler de vardır; yapılmaz diyenler de vardır. Bu iki kavil de sahihtir. Fakat, fetva, onunla teyemmümün caiz olduğu üzeredir. Bahrü´r - Râık´te de böyledir.

Yanmış o!an bir yerin toprağı ile teyemmüm etmek caiz­dir. Esahh olan da budur. Zahîriyye´de de böyledir.

Uf anmış veya uf anmamış inci (lü´lü1) ile teyemm.´ ^n ya­pılmış olsa, bu caiz olmaz,

Altın veya gümüşle teyemmüm yapılmış olsa, bunlar eğor eritilmiş iseler, teyemmüm caiz olmaz Fakat, eğer eritilmemiş ol­salar, yani topraktan çıkarıldı klan halde durmakta olsalar, on­larla teyemmüm caiz olur.

Altın ve gümüş, toprak´a karışık olduğu zaman, toprak faz­la ise teyemmüm caizdir. Serahsî´nin Muhiyt´inde de böyle´dir.

Kül, anber, kâfur ve misk ile de teyemmüm caiz olmaz. 0 Donmuş su (buz) ile de teyemmüm yapılmaz.

Toprağa gücü yetenin, toz ile teyemmüm etmesi ise caiz­dir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir. Ve bu şahindir. [89]



Toz İle Teyemmüm Nasıl Yapılır:


Toz ile teyemmüm yapılırken eller elbiseye veya üzerinde toz olan temiz keçeye, yastığa veya bunlara benziyen herhangi bir şeye vurulur. Bu vuruşla, ellere toz isabet ettiği zaman, teyem­müm edilir.

Hatta, bir kimse, elbisesini, toz yükselene kadar çırpar ve el­lerini havada olan toza kaldırarak, ellerine isabet eden toz ile de teyemmüm edebilir! Muhıyt´te de böyledir.

Bir kimsenin, yüzüne ve kollarına toz isadet etmiş olsa, teyemmüm niyyeti ile onunla meshederse, bu caiz olur; mesh etmez ise, teyemmümü caiz olmaz Zahîriyye´de de böyledir.

Bir kimse, ellerini buğday, arpa ve benzeri şeylerin üzeri­ne koymuş olsa ve bu sebeble ellerine toz bulaşsa, bu tozun eseri görünmekte ise, onunla teyemmüm etmesi caiz olur. Sirâcü´I-Veh-hâc´da da böyledir.

Fakat, eğer ellerinde toz eseri görünmezse, teyemmümü caiz ol­maz. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir. [90]



Toprağın Bir Başka Şeyle Karışık Halde Bulunması:


Toprak, kendi cinsinden olmayan bir şeyle karıştığı zaman» bu karışımda, çok olana itibar edilir. Zahîriyye´de de böyledir.

Misafir (yolcu) bir kimse, çamurlu bir yerde bulunmuş ol­sa da orada, su ve temiz toprak bulumasa; elbisesinde ve eğerinde de, teyemmüm yapacak toz, bulunmasa, bu durumda, e´b i sesine veya bedenine çamur bulaştırır ve kurduğu zaman onunla teyem­müm eder.

Fakat, bu durumda, vakit geçme korkusu olmadan, teyemmüm etmek doğru olmaz. Böyle yaptığı takdirde, zaruret olmadığı hat de, yüzüne çamur bulaştırmış olur.

Ancak, yine de böyle teyemmüm etmiş olması, tmâm-ı A´zam (R.A.) ve İmâm Muhammed´e (R.A.) göre caizdir. Çünkü ça­mur, toprak cinsindendif.

Çamurun içinde olan su, müstehliktir, (helak edicidir.) Bedii* de de böyledir.

Şayet, çamur, su ile karıştığında, su daha çok ise, onunla te­yemmüm caiz olmaz. Serahsî´nin Mumyt´inde de böyledir.

Pis olan bir elbisenin tozu ile yapılan teyemmüm caiz ol­maz. Ancak, bu elbise kuruduktan sonra —üzerinde— toprak vaki´ olursa, bu durumda teyemmüm caiz olur. Nİhâye´de de böyledir.

Bir yere pislik isabet etse ve sonra o yer kurumuş olsa da, orada, pislik eseri de kalmasa; yine o yerde, teyemmüm etmek caiz olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. [91]



Teyemmüm Ederken Üç Parmakla Meshetmek


Teyemmüm esnasında, azaları meshederken, üç parmaktan daha az parmakla meshetmek caiz değildir. Nitekim, abdest alırken de, başa veya mestler üzerine mesh ederken, üç parmaktan daha noksan parmak kullanarak meshetmek de caiz değildir. Tebyîn´de de böyledir. [92]



Suyu Kullanmaya Gücü Yetmeme, Teyemmümün Sebeplerindendir


Sudan, bit mil uzakta bulunan kimsenin, teyemmüm yap­ması caiz olur. Muhtar olan budur. Bu mesafenin, şehir dışında bu­lunması ile şehir içinde bulunması arasında bir fark yoktur. Sahih olan da budur. Teyemmüm edecek kimsenin, mukîm veya misa­fir (yolcıO olma halleri de müsavidir. Tebyîn´de de böyledir.

Herhangi bir şehirde, susuzluktan dolayı teyemmüm etmek caiz olmaz.

Gündüz, halkının çoğu içinde bulunan köyde, şehir gibi­dir. Sülemî´nin, burada teyemmüm´ün caiz olacağını söylediği nak­ledilmiştir. Fakat, sahih olan ise, bu köyde de teyemmümün caiz ol­madığıdır.

Buradaki görüş ayrılığı, o muhitte suyu arayıp sorma halinden sonradır. Suyu arayıp sormadan teyemmümün caiz olmadığı husu­sunda, âlimlerimizin hepsi ittifak etmişlerdir. Sirâcül - Vehhâc´da böyledir. [93]



Mil, Nasıl Bir Uzunluk Ölçüsüdür :


Mil, fersahın üçte biridir. Yâni 4000 arşındır.

Her arşının uzunluğu 24 parmak ve her parmağın uzunluğu da birinin karnı, diğerinin sırtına bitişik altı arpanın mesafesidir. Bu hususta, sözlerin en isabetlisi budur- ve Tebyîn´de de böyledir.

1 mil =.3.032 metredir. (Yaklaşık olarak)

Bundan daha az olan bir mesafeye, ancak vaktin dar ol­duğu ve namaz vaktinin geçme ihtimalinin bulunduğu zaman itibar edilir.

Teyemmüm, vahşi hayvan veya düşman korkusundan do­layı da yapılabilir. Bu durumda, kendi cam veya malı dolayısıyla korkmuş olması müsavidir,

Inâye´de : «Yılan ve ateş korkusu sebebi ile de teyemmüm yapılır.» denilmiştir. Tebyîn´de de böyledir.

Suyun yanında, hırsız veya kendisine eza verecek zalim bir kimse bulunduğu zaman da, bir kimse teyemmüm yapabilir. Kunye´de de böyledir.

Netf´de de : «Eşyaları kaybetme veya borçlu olduğu şahsın alacağını istemesi korkusundan teyemmüm yapılır.» denilmiştir. Zahidi ve Kifâye´de de böyledir.

Bir kadın, suyun yanında bulunan fasık bir kim­senin kendisine tasallut edeceğinden korkarsa, teyemmüm eder. Bahrü´r - Râık´ta ve NehrüH - Fâık´ta da böyledir.

Kendisinin veya arkadan gelip kendisine kavuşacak olan> kafilede bulunanların veyahut da bir hayvanın, av köpeğinin, bek-; çi köpeğinin susuz kalacağından korkan bir kimse, —yanında bu- \ lunan su ile abdest almayı veya gusletmeyi terkederek teyemmüm eder.

Yanındaki suya, çorba pişirmek için değil de hamur yoğurmak için muhtaç olan kimse de, o su, yanında bulunmasına rağmen teyemmüm eder.

Şehir haricinde bulunan cünüp bir kimse, su ile yıkandığı zaman, Öleceğinden veya hasta olacağından korkarsa, teyemmüm etmesi caiz olur.

İmâmı A´zam Ebû Hanife´ye göre, bu kimse, şehirde olsa bi­le, teyemmüm etmesi yine caiz olur. Fakat, diğer iki imamımıza gö­re caiz olmaz.

Buradaki görüş ayrılığı, o şehirde hamam bulunmadığı zaman­dır. Eğer hamam varsa, o kimsenin teyemmüm etmesinin caiz olma­dığı hususunda, imamlarımızın ittifakı vardır.

Bir kimsenin, hamamın suyunun çok sıcak olmasından do­layı, onunla gusletmeye gücü yetmezse, o kişinin teyemmüm etmesi caiz olur. Gusletmeye gücü yeterse, teyemmümü caiz olmaz. Sirâcül -Vehhâc´da da böyledir.

Abdesti olmayan bir kimse, abdest ahnea, suyun veya ha­vanın soğuk olmasından dolayı, öleceğinden veya hasta olacağından korkarsa, bu kişi teyemmüm eder. Kâfî´de de böyledir. EsrârVla da, bu kavil ihtiyar edilmiştir.

Fakat, esahh olan, bu durumda teyemmümün caiz olmayışıdır ve bu husustada ittifak vardır, Nehrü - Fâık´ta da böyledir. Ve sahih olan, o kimse için teyemmüm etmenin mubah olmayışıdır. Hulâsa ve Fetavâyi Kâtîiîıân´da da böyledir.

Hasta olein bir kimse, abdest veya gusül için su bul­muş olsa; fakat, suyu kullanması hâlinde, hastalığının şiddetlenme­sinden veya hastalığının iyileşmesinin gecikmesinden korksa, bu irimse teyemmüm eder.

Hareket sebdbi ile damar ve kann ağrılarından şikayetçi olan kimse ile, kabarcık ve emsali bir hastalığı olan kimsenin, suyu kullanması arasında bir fark yoktur. Bunlar teyemmüm eder.

Bir kimsenin, bizzat kendisinin suyu kullanmaya gücü yet­mez ve kendisine abdest aldıracak birisi de bulunmazsa, bu kimse de teyemmüm eder.

Fakat, şayet bir hizmeittçdsi l utunur veya suyu dökmek üzere bir ücretli tutar veya yardım istediği zaman kendisine yardım edecek birisi olursa, zâhir-i mezheb üzere o kimsenin teyemmüm et­mesi caiz olmaz. Çünkü, o kimse suyu .kullanmaya gücü yetecek bir durumdadır. Fethü´l - Kadîr´de de böyledir.

O Yukarıda bahsettiğimiz korkular; ya, delillerine bakılarak vuku bulacağına dair zann-ı galip hasıl olmakla veya tecrübe ile veyahut da fasıkhğı açıkça belli olmayan, müslümn hazık (bilgili) bir doktorun haber vermesi ile bilinebilir veya sabit olabilir. İbrâ-hîm Halebî´nin Münyetüî - Musallî Şerhi´nde de böyledir.

Eğer, bir kimsenin, vücudunda kabarcık veya yara bulunur­sa, bu durumda, abdestsizin veya cünübün, yarasının çokluk mikta­rına itibar edilir.

Cünüb kimsede itibar, o kimsenin vücudunun ekserisinin yara­lı olmasınadır.

Abdestsiz kimsede ise, abdest azalarının ekserisinin yaralı ol­masına itibar edilir.

Eğer, bedenin veya abdest azalarının çoğu, sağlam ve sıhhatli ve ancak azı yaralı ise, sağlam olan yerler yıkanır; yaralı olan yerler ise meshediür. Hem yıkanıp hem de teyemmüm edilemez. Ya­ni, bunun ikisi bir arada yapılamaz.

Bedenin, yansınan sağlam ve yansının da yaralı oüması ha­linde, meşayih arasında ihtilaf vardır. Fakat, esahh olan, bu durum­da su kullanmayıp, teyemmüm etmektir. Hul&sa´da ve Muluyt´te de böyledir.

Cem´ıı´l - Ulûm´da : «Sivrisinek veya şiddetli yağmur *e şiddetli sıcak korkusundan da teyemmüm edilir.» denilmiştir. ZâSri-dt ve Kifâye´de de böyledir.

Kuyunun başında bulunan bir yolcu (misafir) eğer yanın­da kovası yoksa teyemmüm eder.

Kovası olan, fakat yanında ipi bulunmayan yolcu da te­yemmüm eder. Ancak, «bu kişinin teyemmüm edebilmesi, yanında (ip yerine geçecek bir bez parçası) bulunmaması şartına bağlıdır; yanında böyle bir şey bulunursa, teyemmüm edemez.» demişlerdir.

Şayet, yolcunun arkadaşının, yanında bir kovası olsa ve o kendisine : «Ben su içene kadar bekle, kovayı sana vereyim.» de­miş olsa, müstehâb olan, yolcunun, arkadaşının kovasını vermesini beklemesidir.

Fakat, beklemeyip teyemmüm etmiş olsa, bu da caizdir. Fetâva-yî Kâdîhân´da da böyledir.

Kendisinde buzu delecek alet bulunan bir kimse, altında su bulunan buz tutmuş bîr nehrin yanında, teyemmüm yapmaz. Bu hususta, teyemmüm edebilir diyenler de olmuştur.

Buz veya kar´m yanında bulunan bir kimsenin, onlan erite­cek bir aleti var ise, teyemmüm yapması caiz olmaz. Bu durumda teyemmüm edebilir, diyenlerde olmuştur; fakat doğrusu, teyemmüm yapmasının caiz olmadığıdır. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.

Dâr-ı harb´de esir olan bir kimseyi, kâfir abdest almaktan, namaz kılmaktan, teyemmüm etmekten men ettiği zaman, o kimse îmâ ile namazını kılar. Kurtulduktan sonra da, bu namazlarını iade eder.

Bir adam; diğer bir kimseye ; «Eğer abdest alırsan, seni hapsederim veya öldürürüm» derse, bu kimse abdest almaz; teyem­müm ile namazını kılar ve sonra yine bu namazı iade eder. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.

Zindanda mahpus olan bir kimse, su yoksa teyemmüm îe namazını kılar ve kurtulunca, bu namazları abdestle iade eder.

Çünkü bu durumlarda, suyu bulmaktan aciz kalmak, gerçekten \ kulların (ölümle, hapisle tehdid edenlerin veya hapsedenlerin) iste-I ği ile tahakkuk ediyor. Ve kulların isteği, Allahu Teâlâ´nm hakkım : iskât etmiye, (düşürmeye) müessir değildir.

Bir kimse, yolculukta hapsedilmiş olsa, teyemmüm eder ve namazını kılar. Sonradan da bu namazları iade etmez. Çünkü, bu­rada hakiki acizlik durumuna, yolculuk özrü de inzimam etmiştir, (eklenmiştir, katılmıştır.) Ve galip olan ihtimâl de yolculuk esna­sında .suyun bulunmayışıdır. Bu durumda ise, suyun yokluğu her ci­hetten tahakkuk etmiş olmaktadır. Serahsnin Muhıyt´mde de böy­ledir.

Aslolan, nefsine veya malına bir zarar dokunmaması halin­de, bir kimsenin imkan Ölçüsünde suyu kullanmasının vacib oluşu­dur.

Suyun mislinin değerinden fazlası zarardır. Mislinin değe" rinden fazla bir ücretle, —abdest için— su satın alması gerekmez. Bahrü´r - Râık´te de böyledir. [94]



Teyemmümün Sıhhati İçin, Talep De Gereklidir


Bir yolcu (misafir), o civarda suyun bulunduğunu, ga:

lip bîr zann ile zannederse, bir ok atımı —400 arşın kadar--su-vu sorup araması kendisine vacib olur.

Şayet, kendisine haber veren bulunmaz ve orada su bulu­nabileceğine, kendisinin de galip zannı olmazsa; su araması, o kim­se üzerine vacib olmaz. Kâfi´de de böyledir.

O civarda— suyun bulunup, bulunmayacağı konusunda şüpheye düşerse, o kimsenin suyu araması müstehâb olur.

Fakat, böyle bir şüpheye düşmezse, teyemmüm eder. Efdal olanı, su aramayı terk etmemesidir. Sîrârüîl - Vehhâc´da da böy­ledir.

Bir ğulve, 400 arşındır. Zâhîriyye´de de böyledir.

Bir adamın, su aramak için başka birini göndermiş olma­sı, bizzat kendisinin araması gibi kafî gelir.

Bir adam, suyu arayıp sormadan, teyemmüm edip namaz kıldıktan sonra arayıp sorsa ve fakat bulamazsa; bu durumda» İuaâ-m-ı A´zam (R.A.) ve İmâm Muhammed (R,Â.) ´e göre, o kimsenin namazım iade etmesi gerekir. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´a göre ise, iade etmesi gerekmez. Sirâcü´l-VehKâcda da böyledir.

Bir kimse, soracak kimse bulamadığından ve kendisinin de bilmediğinden dolayı, çojk yakınında bulunan bir suyun yanında, teyemmüm edip namaz kılmış olsa, bu caizdir.

Fakat, eğer soracak kimse olduğu halde, sormadan teyem­müm eder ve namaz kılarsa; namaz kıldıktan sonra da bir kimseye sorar ve o da, suyun, yakın olduğunu haber verirse, kılmış bulundu­ğu namaz caiz olmaz. Tıpkı bir kimsenin, (yolcunun) ma´mûr bir yere inip de, su aramadan teyemmüm etmesinin caiz olmadığı gi­bi...

Fakat, bir kimse, suyu gördüğü halde, kendisine haber verilmez, o da, teyemmüm edip namaz kıldıktan sonra, suyun yakınlı­ğı haber verilirse, o kimsenin namazı caizdir. Çünkü o kimse, üzeri­ne düşeni (arayıp sorma) yapmıştır. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Arkadaşının yanında su bulunan ve istediği zaman kendisi­ne verebileceğini zanneden bir kimse, arkadaşından su istemeden, teyemmüm yapmış olsa, bu teyemmümü caiz olmaz.

Fakat, istediği halde, arkadaşı, yanında olan suyu vermezse» o kimsenin teyemmümü caiz olur.

Fakat, bu kimse, arkadaşının, suyu verip vermiyeceğinde tereddüd eder, istemeden teyemmüm ile namaz kılar ve sonra, is­teyince arkadaşı da verirse; o kimse, kılınmış bulunduğu namazını iade eder. ´itâbfnin Ziyâdât Şerlıi´nde de böyledir. Kâfi´de de böy­ledir.

Fakat, o kimse şayet suyu, teyemmüme başlamadan Önce vermez de, namaz bittikten sonra verirse, o kimsenin, kılmış bulun­duğu namazını iade etmesi gerekmez.

Fakat, eğer o adam, suyun değeri kadar para vermeden su­yu vermek istemez ve su isteyen kimsenin de parası olmazsa, teyem­müm eder. Fakat, parası varsa, suyu alır ve teyemmüm etmez.

Ancak, su sahibi, gabn-i fahiş değerinin iki misli bedelden aşağıya satmaz, o suyu olmayarak teyemmüm eder. Kâfi´de de böy­ledir.

Bu durumda, suyun kıymeti takdir edilirken, oraya en ya­kın olan yerin, suyunun kıymetine i´tibar olunur. Fetavâyi Kâdİ-hân´datf ^ böyledir.

Teyemmüm ile namaz kılmakta olan bir kimse, namaz es­nasında, arkadaşının suyunu görse, eğer, o arkadaşının, suyu kendi­sine vereceğine dair görüşü kuvvetli ise, namazını bozar.

Fakat, arkadaşının suyu verip vermiyeceği hususunda tereddüd ederse, namazına devam eder. Ve, namazını bitirince suyu ister. Şayet, arkadaşı suyu verirse, abdest alıp namazını iade eder. Eğer vermezse, namazını tamamlar.

Fakat, önce suyu vermekten kaçınır ve sonra da verirse, o kim­senin, teyemmümü de namazı da bozulmaz. Serahsî´nin Muhıyt´in-de de böyledir. [95]



Teyemmümü Bozan Şeyler


Abdesti bozan her şey, teyemmümü de bozar. Hidâye´de de böyledir.

Bir kimsenin, ihtiyacından fazla olan suyu, kullanmaya gücünün yetmesi hali de, teyemmümü bozar. Bahrü´r - Râik´ta da böyledir.

Cünüp olan bir kimse, yıkansa da, vücudunun tamamını ıs­latmadan suyu bitse ve başka su da olmasa; o kimse, kuru kalan yer için, yeniden teyemmüm eder. Abdesti bozulan kimse de, abdest için teyemmüm eder.

Hem abdest almaya hem de gusletmeye yetecek kadar su bulan bir kimse, teyemmüm edemez. Bu suyu, abdest ve gusül için harcar.

Fakat su, ancak ikisinden birine yetebilecek kadarsa, o suyu, hangisine yetiyorsa, onda kullanır. Diğeri için de, teyemmüm eder.

Ancak, —hangisine yeteceği tayin edilmeksizin— birine yete­cek kadar suyu olan kimse, o suyu, kuru kalan yer4e kullanır; ko­desi içinse, teyemmümü iade eder. Bu kavil, İmâm Muhammed (R. A.)´in kavlidir. İmâm Ebû Yusuf (RA)´a göre, teyemmümü iade eylemez.

Şayet, o suyu, abdest için kullanmış olsa, bu da caizdir. İttifak­la, cünüplüğü için teyemmüm yapar.

kimsenin, eğer abdest için yetemmümü yoksa, bu su mevcut değilken de, kuru bir yerini yıkamadan önce teyemmüm etmiş olsa, İmâm Muhammed
Fakat, eğer o su, hiç birisine yetmiyecek kadarsa, teyemmümle­ri yerinde kalır.

Cünüp olan bir kimse, bedeninde kuru yer varken, teyem­müm etmeden önce abdest bozmuş olsa, ikisine bir niyyet ederek, bir teyemmüm yapar.

Şayet, hem abdest hem de guşul için teyemmüm ettikten son­ra, bunlardan birisine yetecek kadar su bulmuş olsa; suyu, cünüp-I iikten gusletmek için,, kuru yerlerine kullanır. Abdest içinse, yap­tığı teyemmümü yeniler. Bu, İmâm Muhammed (R.A.) ´e göredir. Vikaye Şerhi´nde ed böyledir.

Bir kimsenin, sırtında kuru yer kalmış Olsa ve abdest aza­larından birini de unutmuş bulunsa; bulabildiği su tla, ancak bun­lardan birine yetecek kadar olsa; bu kimse, o suyu, dilediği yere har­car. Fakat, abdest azasına harcaması, daha sevimlidir. Itâbî´nin Zl-yâdât Şerhi´nde de böyledir.

Abdesti olmayan bir misafirin, (yolcunun) elbisesinde neca­set bulunsa ve yanında da, ancak bunların birine yetecek kadar su­yu mevcut olsa; o su ile, pisliği yıkaması, abdest için de, teyemmüm

etmesi gerekir.

Şayet, önce teyemmüm edip, sonra pisliği yıkamış olsa, teyem­mümü iade eder. Çünkü, o önceki durumda, abdest almaya gücü ye­ter bir halde idi. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

O kimsenin, mevcut su ile abdest alması ve namazı, pis el­bise ile kılması da caizdir. Fakat, o kimse, böyle yapmakla günah­kâr olur. Fetâvâyiı Kâdîhân´da da böyledir.

Teyemmüm yapma hakkına sahip olan bir hastanın, iyileş­tiği zaman, teyemmümü bozulur.

Bir misafir (yolcu) su olmadığı için teyemmüm yapsa; son­ra da, kendisine teyemmüm etmeyi mubah kılacak olan, bir hastalı­ğa yakalansa, mukim olduğu zaman, o teyemmümle kıldığı namaz, Caiz olmaz. Yeniden teyemmüm etmesi gerekir. Çünkü, ruhsat se-beblerinin ayrı olmasından dolayı birinci ruhsatın sebebi, ikinci ruh­satın sebebine maniî olacağından birinci ruhsat sanki yokmuş gibi olur. Fusûlü´l - Imâdiyye´de Temizlik Kitabının Hastalarla ilgili Hü-´ kümler bölümünde de böyledir.

Teyemmümlü bir kimsenin, uyuyarak bir suyun yanından geçmiş olması, bütün âlimlerimize göre, teyemmümünü bozmaz. Zâ-hidî´de de böyledir.

Bir kimsenin, düşman veya yırtıcı hayvan korkusundan do-layı Tanına vamıya bir suya uğraması üe teyemmümü bozul­maz. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.

Yanında ipi ve kovası olmadığı halde bir kuyuya rastiayan

ceği kadar bir suya uğrayan bir maz.

Bu hususta esas olan : Var oluşu, teyemmüme manî´ olan her şeyin, var oluşunun, teyemmümü bozmasıdır. Tabidir ki, var oluşu, teyemmüme mani olmayan su ise, teyemmümü bozmaz. Be-dâi´de de böyledir.

Teyemmümlü olduğu halde bir suya uğrayan ve .teyemmüm­lü olduğunu da unutan bir kişinin, teyemmümü bozulur. Hazane-ıtül - Müftîn´de de böyledir.

Elinde, bir kişiye keyetecek kadar sn bulunan başka bir ki­şi, teyemmümlü bulunan bir kaç adama :

«îşte su... Onunla hanginiz isterseniz abdest alınız...» der­se, teyemmümlü bulunanların hepsinin teyemmümü bozulur.

Fakat, su sahibi :

«îşte sizin için su...» demiş olsa, teyemmümlü bulunan bu kimseler, o suyu almış bulunsalar bile, hiç birinin teyemmümü bozulmazaz.

Fakat, bunlar, kendi aralarından, birine abdest almak için izin vermiş olsalar, o kimsenin teyemmümü bozulur. Bu, îmâmeyn-in kavlidir; fakat kıyas, İmânı-ı AVam (R.A.) ´m kavli üzerinedir ki, o kimsenin de teyemmümü bozulmaz. Sahih olan, hepsinin teyem­mümünün bozulmasıdır, Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.

Çölde yolculuk yapan bir kimse, küp veya benzeri bir şe ye konulmuş suya rastlarsa, o kimsenin teyemmümü bozulmaz. O kimse, o sudan abdset de alamaz.

Fakat, su çok ve çokluğu da içmek ve abdest almak için ora­ya konmuş olduğuna delalet ediyorsa, o zaman, yolcunun teyem­mümü bozulmuş olur ve o su ile de abdest alır. Fetâvâyi Kâdüıan´-da da böyledir.

Müteyemmim (teyemmüm etmiş olan) bir kimse, yolculuk esnasında, ancak farz olan a´zalarmı birer defa yıkayabilecek mik­tarda bir su bulsa, öyleki bu su, sünnet üzere abdest alınacak olunca, kâfî gelmiyecek miktarda olsa, muhtar olan kavle göre, bu mü~ teyemmim yolcunun teyemmümü bozulur. Hülâsa da da böyledir.

Teyemmümdü bulunan bir kimse, irtidad etse, (İslâmdan ! çıksa) teyemmümü bozulmuş olur. Hatta, tekrar .Müslüman olsa ve o teyemmümle namaz kusa, bize göre, kıldığı bu namaz caiz olut. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir. [96]



Teyemmümle İlgili Çeşitli Meseleler


Teyemmümün, yedi sünneti vardır. Bunlar da :

1- îki elini toprak üstüne koymak,

2- Elleri, toprağın üstünde ileri - geri sürtmek,

3- Elleri silkmek,

4- Parmakların arasım açmak,

5 - Teyemmümün başında «besmele» çekmek,

6 - Tertibe riayet etmek,

7- Ve bütün bunları, arka arkaya yapmak, araya bir fasıla vermemektir. Nehrü´l-Fâık´ta da böyledir. [97]



Teyemmümün Yapılışı :


Teyemmüm yapacak olan kimse, iki elini toprağa vurduktan sonra ileri iter ve geri çeker. Sonra ellerini kaldırır ve topraklar dağılana kadar silker.

îki eli ile yüzünde hiç bir boş yer kalmayıncaya kadar yüzünü mesheder.

Daha sonra ise, ellerini önceki gibi yere vurup, dirsekleri ile beraber kollarım mesheder. Tebyîtt´de de böyledir.

Âlimlerimiz «Parmak uçlarından dirseğe varıncaya kadar, sol elinin dört parmağı ile sağ elinin dış tarafını meshettikteri son­ra, sol elinin içi ile dirsekten itibaren sağ elinin iç tarafını, bileğe varıncaya kadar ve sor elinin baş parmağının içini sağ elinin baş parmağının dışına sürerek sağ eliyle de aynı şeyi yapar; en lâyık olanı da budur.» demişlerdir. Bedâi´de de böyledir.

Bir kimsenin, vakit girmeden önce teyemmüm etmesi, bi­ze göre caizdir.

Fakat, suyu bulacağına zann-ı galibi olanlar ve suyu bulacağını ümid ettiği yerle kendisi arasında bir milden daha az bir mesafe bulunanlar için, vaktin sonuna kadar, teyemmümü tehir etmek müstehabtır. Mi´racü´d - Dîrâye´de de böyledir.

el-Hucnedî : «Vaktin, caiz olabileceği son zamanına kadar te´hir edilir;» demiştir. Başkaları ise : «Caiz olan, son vakte kadar te´hir etmek müstehab´tır.» demişlerdir. Sahih olan da budur. Sirâ-cü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Fakat, suyun varlığına ümidi olmayan kimse, te´hir et­meyip teyemmüm eder. Namazını da müstehâb olan —ilk— vakit­te kılar. Bedâi´de ve Tahâvî Şerfal´nde ve Kâfi´de de böyledir.

Yolculuk esnasında, bir cünüp, hayızdan temizlenmesi ge­reken bir kadın ve bir de cenaze bulunsa; ancak, bunların birisine yetecek kadar da su olsa, bu su, hangisine ait ise, onun kullanması evlâdır.

Şayet bu suya, hepsi de ortaksa, o su, hiçbirisine harcanmaz ve bunların her birine teyemmüm mubah olur. Bu durum, her ne-kadar mubah ise de, o suyu, cünüp olan kimsenin kullanması daha evlâdır. Fetvâyi Kâdihân´da da böyledir. Sahîh olan da budur. Za-hîniyye´de de böyledir.

Hatta, hayızlınm yerinde, abdesti olmayan bir kimse bu­lunsa, su, yine cünübe sarfedilir. Hulâsa´da da böyledir.

Su, baba ile oğulun arasında olursa, babanın, suyu kullan­ması evlâdır. Fdtâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Cünüb iken yanında, abdeste yetecek kadar suyu bulunan bir kimse, teyemmüm eder. O sü ile abdest alması icab etmez.

Fakat, bu kadar suyu olan bir kimse, cünüp olur ve bununla birlikte abdest almayı gerektiren bir hades vaki´ olursa, o kimse­nin, abdest alması gerekir.

Abdesti olmayan bir kimsenin yanında bulunan ve abdest aza­larından bir kısmını yıkayacak kadar —birazcık— suyu olan bir kimse, o su ile bir yerini yıkamaz, teyemmüm eder. Vikaye Şerhi´n-de de böyledir.

Seferi (yolcu) bir kimse, yükü arasında su bulunduğunu bilmese veya suyun varlığını unutsa ve teyemmüm ederek namaz kilsa kıldığı bu namaz İmâmı A´zam (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)´e göre caiz olur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´a göre ise, caiz olmaz.

Buradaki görüş ayrılığı, suyu, bizzat kendisinin koymuş bu­lunmasına ve bir başkasına, yüküne su koymasını emretmiş olma­sına göredir. Emretmiş olmamasına rağmen, koymuş bulunduğu­nu bilmesi de aynıdır.

Fakat, suyu kendisi koymamış veya bilgisinin dışında kon-muşsa, namazını iade etmiyeceği hususunda ittifak vardır. Bu du­rumda, suyu, namazın içinde veya namazdan sonra hatrlaması da müsavidir. Hidâye´de de böyledir.

Seferi bir kimse, çadırını, içinde su bulunan fakat üzere örtülmüş olan bir kuyunun başına kurarak su olduğunu bilmeden veya bir nehrin kenarında bulunduğu halde sudan haberi olmadan, teyemmüm edip namaz kilsa; namazı, İmâmı A´zam (R.A.) ile İmâm Muhammed (R.A.) ´e göre caiz olur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre ise, caiz olmaz. Muhlyt´te de böyledir.

Bir kimse suyunun olup olmadığı konusunda— tered­düt etse veya suyunun bitmiş olduğunu zannetse ve bu durumda, teyemmüm edip namaz kıldıktan sonra, suyunu bulsa; o kimsenin, namazını iade edeceğinde ittifak vardır. Sirâcü´l-Vehhâc´da da böyledir.

Su, bir adamın sırtında veya boynunda takılı —bulunan bir kapta— olsa veyahut da yanına konulmuş bulunsa da, o kimse, bu suyu unutarak teyemmüm etmiş olsa; bu kimsenin teyemmü­münün; caiz olmadığında ittifak vardır.

Su, palanın (eşek veya katırın semerinin) üzerinde asılı o´muş olsa; eğer bir kimse bu hayvana binmiş - olarak gitmekte ve su da, semerin arka tarafında ise, o kimsenin teyemmümü caiz olur. Fakat, su ön tarafta ise, o kimsenin teyemmümü caiz olmaz.

Fakat, eğer adam, bu hayva.; sürerek götürmekte ise ve suda semerin arkasında bulunuyorsa, teyemmümü caiz olmaz; su, seme­rin Önünde bulunuyorsa, teyemmümü caiz olur.

Fakat, adam, hayvanı çekerek götüren biri ise, bu kimsenin te­yemmümü, her halde caiz olur. Serâhsî´nin Muhiyf Hnde de böyledir.

Bir kimse, hasta olsa ve abdest almaya da teyemmüm et­meye de gücü yetmese, ayrıca, yanında, da, abdest aldıracak veya teyemmüm ettirecek kimsesi bulunmasa, İuıâmeyn´e göre, o adam, namaz kılmaz.

İmâm Fazl bin Muhammed : «Ben, Kerkî´nin Câ-mfcU´s - Seğîrlnde, şöyle yazılı olduğunu gördüm : Elleri ve ayakları kesilmiş, yüzü de yara olan bir adam, abdestsiz ve teyemmümsüz namaz kılar ve iade etmez.» demiştir. Esahh olan da budur. Zahî-riyye´de de böyledir.

Mahpus olup da, su ve temiz toprak bulamayan kimse, na­maz kılamaz. Bu, İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (R.A) ve İmâm Mu­hammed (R.A.) ´in kavildir ve yerden veya duvardan bir şey çıkar­maya imkân olmadığı vakit içindir. Fakat, bu kimsenin toprak çı­karma imkanı olursa, teyemmüm eder ve namazını kılar. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

İzâh´da : «Abdest aldığı zaman idrarını tutamıyan kimse, teyemmüm edince idrarını tutabiliyorsa, teyemmüm etmesi caiz­dir.» denilmiştir. Sirâcül´-Vehhâc´da da böyledir.

Çölde bulunan bir kimsenin, yanında, ağzı lehimlenmiş bir ibrik içinde zemzem bulunsa, o kimsenin, teyemmüm etmesi caiz olmaz. Hulâsa´da da böyledir.

Hazır olan bir cenazenin namazının, kendisi abdest alın­caya kadar kılınacağından korkan bir adamın, cenazenin sahibi değilse, teyemmüm etmesi caizdir. Fakat, kendisi cenazenin sahibi ise, teyemmüm etmesi caiz değildir. Sahih olan da budur.

Velî´nin, cenaze namazını kıldırmasını emrettiği kimse de, te­yemmüm edemez. Fakat, bu hususta, cenaze namazını kıldırmaya kendisinden daha yetkili bir velî hazır olunca, yetkisi az olan kim­senin, teyemmüm etmesi caiz olur. Çünkü, yetkisi az olan kimse, kendisinin, cenaze namazım kılmak için beklenmemesinden korka-bilir.

Cenaze namazım kıldırmak için, bir başka kimseye izin vermiş olan velî´nin de, teyemmüm etmesi caiz olur. Behrü´r-Râık´ta da böyledir.

Bir adam, teyemmümle bir cenaze namazı kıldıktan son­ra, ikinci bir cenaze daha gelmiş olsa; eğer, birinci cenaze ile ikinci cenaze arasında, bir abdest alacak kadar vakit yoksa, o teyem­mümle, ikinci cenazenin namazını da kılar. Fakat, vakit varsa kı­lamaz; yeniden teyemmüm yapar. Muzmarât´ta da böyledir.

Vaktin çıkmasından korkmadıkça, bayram namazına baş­lamadan, önce, imâmın teyemmüm etmesi caiz olmaz. Fakat, vak­tin çıkmasından korkuyorsa, teyemmüm caiz olur.

Muttedî´de, eğer, abdest alıncaya kadar, namazın kılınıp bite­ceğinden korkmuyorsa, teyemmüm etmesi caiz olmaz; fakat, nama­zın kılınacağından korkuyorsa, teyemmüm etmesi caiz olur.

Teyemmümle namaza başlamış olan bir kimsenin, abdesti bozuîsa; bu kimsenin, —tekrar— teyemmüm ©dip, namaza devam edeceği hususunda, hiç bir ihtilâf yoktur.

Fakat, abdestle namaza başlamış olan bir kimsenin, abdesti bozulmuş olsa; bu kimse eğer, vaktin çıkmasından korkarsa, bil-içinâ´, teyemmüm ederek namaza devam eder.

Fakat eğer, bu kimse, vaktin çıkmasından korkmaz ve imâm, namazı bitirmeden, abdest alıp ona yetişeceğini ümid ederse; bu kimsenin teyemmüm etmesi, bil-iemâ´ mubah olmaz. Şayet, bunu iunid etmiyorsa, o kimse, teyemmüm edip namazına devam eder. Bu, İmâm-ı A´zam (R.A.)´a göredir. Diğer imamlarımız ise, buna muhaliftir. Mhâye´de de böyledir.

Aslolan, edâ edilmediği zaman, onun yerini tutabilecek bir şeyin .olmaması halinde, teyemmüm etmek caizdir;

Fakat, bir ibadetki onun halefi (yerini tutacak bir şey) var-ı!ır, onun için teyemmüm etmek caiz değildir. Cum´a namazı gibi Cevlıeret´ün - Neyyire´de de böyledir.

İki kimsenin, aynı zamanda ve aynı yerde teyemmüm etmesi caizdir. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Bir adamın, aynı yerden tekrar tekrar teyemmüm etmesi de caizdir. Fetâvâyi Tatarhâniyye´de de böyledir.

Cühüp olan bir kimsenin, teyemmümle, cenaze ve bayram namazlarını kılması caiz olur. Zahîriyye´de de böyledir.

Bir kimse, teyemmümlü olduğuna kani oldukça, abdes-tirvn bozulduğu şüphesine düşünceye kadar teyemmüm üzeredir. Abdestsiz olduğuna kani olunca da, teyemroümlü olduğuna ina­nana kadar abdestsizdir. Hulâsa´da da böyledir.

Teyemmüm üstüne teyemmüm etmek, sevab değildir, Künyede de böyledir.

Misafir, (yolcu) suyun olmadığını bilse bile, cariyesi ile cima´ edebilir. Hulâsa´da da böyledir.

Teyemmümle namaz kılan bir kimseye, bir hiristiyan «aî-dese, o kimse namazım bozmaz. Çünkü, nasranînin sözü sana su»yunftu, Hüsranının sözü istihza olabilir. Namaz ise, şüpheli olan bir şeyden dolayı bozul­maz. Namazı bitirdikten sonra o su istenir. Eğer, Nfesrânî suyu ve­rirse, o kimse, teyemmümle kılmış olduğu o nama7j iade eder. Fetâ-vâyî Kâdîhân´da da böyledir. [98]



5- MESTLER ÜZERİNE MESHETMEK


Mestler üzerine meshetmek bir ruhsattır. Bir kimse, meshin caiz olduğunu görüp bildikten sonra azimet yolunu tercih etmiş ol­sa, yani ayaklarım yıkasa, bu daha evla olur. Tebyîn´de de böyle­dir. [99]



Meshin Caiz Olması İçin Gereken Şeyler :


Mestle yol yürümenin mümkün olması ve -onun topuk ke­miklerini örtmesi, meshin caiz olması için gereklidir.

Topuklarının üst tarafını örtmesi şart değildir. Muhıyt´te de böyledir. Hatta bir adam, ancak topuğunu örtecek kadar olup fazla uzun olmayan bir mest´e, meshetmlş olsa, bu caizdir.

Üstü ve altı deri ile kaplanmış olan çoraba, meshedilir. Kâfi´de de böyledir.

Altına deri konularak, nalın şeklinde getirilmiş olan çora da bunun üzerinedir. Nehrül-Fâık´ta da böyledir.

Bir yere dayanmaksızın, ayakta dikine durabilen ve altı görünmeyen, derişiz kalın çoraba da meshetmek caizdir. Fetva da bunun üzerinedir. Nehrü´l-Fâık´ta da böyledir

Bir adam, ayakları ve topukları görünmeyen ancak bir veya iki parmak miktarı görünen—, bir fotin (ayakkabı) giyse, onun üzerine meshetmesi caizdir. Bu ayakkabı, koncu olmayan mest yerinedir. Fetâvâyi Kadîhân´da da böyledir.

Ham bez veya benzeri bir şeyden yapılmış olan bir çizme giymiş bulunan kimsenin, bu çizmenin üzerine meshetmesi caiz ol­maz.

Fakat, sahtiyandan veya benzeri şeylerden yapılmış olan çiz­meler üzerine meshetmek caizdir.

Mestleri üzerine bezden veya benzeri bir şeyden yapılmış çizme giyen bir kimsenin, o çizmenin üzerine meshetmesi caiz ol­maz. Fakat bu çizmeler, çok ince olur da, meshedilirken elin yaşlığı, altındaki mestlere geçerse, bu durumda meshetmek caiz olur.

Eğer, çizmeler sahtiyan (deri) ve benzeri şeylerden yapılmış olur ve o kimse, çizmelerini, ayaklanriı yıkamak sureti ile aldığı abdest bozulduktan fakat, mestlerinin üzerine meshetmeden önce giymiş veya ayni abdesti bozulduktan ve mestlerinin üzerine mesh ettikten sonra giymiş ise, o çizmelerin üzerine meshetmesi, bil-ic-mâ caiz olmaz. Fakat, eğer abdesti bozulmadan önce giymiş ise, o çizmelerin üzerine meshetmesi, bize göre caiz olur. Muînyt´te de böyledir.

Bir kimse, mestlerinden birinin üzerine, çizmelerinden bi­rini giymiş olsa, mestin biri ile, o tek çizmenin üzerine meshetme­si caiz olur. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.

Sahtiyan Ederi) den veya benzerinden iki kat olarak yapıl­mış bulunan mestin üzerine methedilir. Kafî´de de böyledir.

Türklerin keçeden yaptıklar mestleri, meshetmek caizdir. Çünkü onunla yola gitmek, yürümek mümkündür. Bu hususta, sa­hih olan yol da budur. Şerh-i Mebsû´t´ta da böyledir.

Çarık, eğer ayağı Örter, ayağın üstü ve topuklar görünmez ise, onun üzerine meshetmek caizdir. Ayaktan, veya iki parmak miktannea, bir yerin görünmesi daima müstesnadır ve meshe mani´ değildir.

Çarık, söylenildiği şekilde olmaz, fakat çarık giyen kimse aya­ğım deri ile örter ve dikerek o deriyi çarıkla da bitiştirirse, yine, çarığın üzerine meshetmek caiz olur.

Fakat, bu deriyi dilemez de bir şeyle bağlarsa, bu durum­da meshetmek caiz olmaz. Hulâsâ´da da böyledir.

Demirden, camdan ve odundan yapılmış olan mestlere, meshetmek caiz değildir. Cevhertü´n - Neyyrre´de de böyledir. [100]



Meshin Yapılacağı Yer:


Her mestin üzerinde, el parmaklarından üç parmak kadar bir yerin meshedilmesi gerekir. Esahh olan da budur. Serahsi´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Mestin altını, Ökçesini, koncunu, etrafını ve topuklarını meshetmek caiz olmaz. Tebyîn´de de böyledir.

Bir kimse, ayağının birinin üzerine iki parmak miktarı, diğerine de beş ´parmak miktarı meshetmiş olsa, bu caiz olmaz. Fethü´I - Kadîr´de de böyledir.

Ayaktan hâlî olan (içinde ayak bulunmayan) mestin üzere­ne, meshedilmiş olmasına itibar edilmez.

Bir kimse, geniş olan mestinin boş kısmına, ayağmı iletse de, o ayağın üzerine mesh etmiş olsa, bu caiz olur. Fakat, ayak o yer­den aynlırsa, meshi iade eder. Sirâcül-Vehhâc´da da böyledir.

Bir kimsenin, ayaklarının birinde cerahat (yara) olsa da, onu yıkamaya ve meshetmeye gücü yetmese, bu kimsenin diğer ayağına meshetmesi caizdir.

Ayağının birisi, topuğunun yukarısından kesilmiş olan kim­senin de, diğer ayağım meshetmesi caizdir.

Şayet, kesilmiş olan ayağında, üç parmak miktarı bir yer kal­mışsa, o kimsenin her iki ayağına da meshetmesi caizdir.

Fakat, kesilen ayakta meshedüecek yer kalmasa da, yıkanacak yer kalmış olsa, bu durumda, her iki ayağmı da meshetmesi caiz olmaz´, (yani yıkaması gerekir) Muhıyt´te de böyledir.

Bir adamın, mestleri üzerine giydiği çizme geniş olsa da o kimse, eiini çizmenin içine sokarak, mestlerinin üzerine meshet-kc, bu caiz olmaz. Kunye´de de böyledir. [101]



Mesh Nasıl Yapılır :


Sahih olan kavle göre, meshin, üç parmak ile yapılması ge­rekir.

Hatta, bir kimse, bir parmağı ile, suyu tazlemeden üç yere birer defa (toplamı üç defa) meshetmiş olsa, bu caiz olmaz.

Fakat, bir parmağı ile, her defasında yeni su alarak, ayrı ayn yerlere üç defa meshetmiş olsa, yaptığı bu mesh caiz olur. Kâfî´de de böyledir.

Bir kimse, şayet baş parmağı ile şehâdet parmağının iyice açılmış hâli ile meshetmiş olsa, bu caiz olur. Fetâvâyi Kâ-dîhgn´da de böyledir.

Bir kimse, üç parmağını, mestinin üzerine koymuş olsa fakat onları sürterek çekmese, meshi yine caizdir. Yalnız, bu hal sünnete muhalif olur. Münyetül - Musa&fde de böyledir.

Bir kimse, mestlerini, parmaklarının ucu ile meshettiği za­man, eğer parmaklarından su damlarsa, meshi caiz olur; damla­mazsa, caiz olmaz. Zehiyre´de de böyledir.

Şayet, meshedilmesi gereken yere su dökülmüş olur veya yağmur yağmış olmasından veyahut da otlakta yürümekten dolayı, mestler üç parmak miktarı ıslanmış olursa, bu haller, mesh yerine caizdir. Sahih kavle göre, çiğ de yağmur gibidir. Tebyîn´de de böy­ledir.

Yıkanan yerin ıslağı ile meshetmek caizdir. Bu ıslağın, damlaması ile damlamaması eşittir;

Fakat, meshettikten sonra, elde kalan ıslakla meshetmek caiz değildir. Muhıyt´te de böyledir.

Mesh, sağ elin parmaklarını, sağ ayaktaki mestin önüne; sol elin parmaklarını da, sol ayaktaki mestin Önüne koyarak ve parmakların arasını da açık bir şekilde bulundurarak, elleri, to­pukların üzerine doğru», bacağa varıncaya kadar çekmektir. Bu mes­hin, sünnet olan şeklinin ta´rifidir.

Ancak, bacaktan başlayıp, parmaklara kadar veya enine bir şekilde, meshetmek de caizdir. Cevheretü´n - Neyyire´de de böyle­dir.

Bir kimse, avuç içlerini, mestlerinin üzerine kor ve sürte­rek çekerse veya avuç içi ile birlikte, parmaklarını da kor ve sür­terek çekerse, bu da güzeldir. En güzeü ise, elin tamamı ile mes-hetmektir.

Avucun dış tarafı ile meshetmek de caizdir. Ancak, müs-lehab olan, avucun iç tarafı ile meshetmektir. Hulâsa´da da böy­ledir.

Zahirür´ - rivâye´de, parmak izlerini açığa çıkarmak şart değildir. Ancak, parmak çizgilerini açığa çıkarmak müstehabtır. Vîesh´te, tekrar, sünnet değildir. Tahâvî ŞerHi´nde de böyledir.

Mest´ler üzerine meshederken, niyyet sari değildir. Sahih olan da budur. Fethül - Kadîr´de de böyledir.

Bir kimse, tehâret niyyeti ile değil de, sadece öğret­mek niyyeti ile abdest alsa da mestlerinin üzerine meshetse,bu ab­esti, abdest olarak caizdir ve sahihdir. Huîâsa´da da böyledir. [102]



Hangi Halde Mestler Üzerine Meshedîlir :


Meshih caiz olabilmesi için, mestleri giymeden önce veya giydikten sonra, alman abdest, araya hades girmeden tamamlan­mış olmalıdır. Muhıyt´te de böyledir,

Hatta, bir kimse, önce iki ayağını yıkamış ve sonra da mestlerini giymiş; fakat, henüz abdestini tamamlamadan* hades vâki´ olsa (yani abdesti bozulsa), giymiş bulunduğu mestlerine, mesh caiz olmaz. Kâfî´de de böyledir.

Bir kimse, abdestsiz iken, mestleri giyüi halde ve suya girerek yıkansa ve ayaklarına su dolsa; sonra da, diğer azalarını vıLayarak abdestini tamamlasa; bu şekilde almış olduğu abdest, tamamlandıktan sonra, bozulsa; bu kimsenin tekrar abdest alırken, mestleri üzerine meshetmesi caiz olur. Tebyîn´de de böyledir.

Bir kimse, eşeğin artığı olan su ile abdest alsa ve bu ab-´Ifcstle b; riskle teyemmüm de yaparak mestlerini giydikten sonra, ah-desii bozulsa; eşeğin artığı ile abdestde alır, teyemmüm de eder; mestleri üzerine de, mesheder.

Abdesr. alırken, tertibe ilî.yet etmek, sünnettir. Buradaki durum tertibe îııv-ı , (himi´den abdrM alınması, halinde söz konusudur.

Bu kimsenin, ikinci defa adbest aldığı su; şayet, eşeğin artığı olan su değil de, içinde hurma ıslatılmış su olsaydı, mesh yapılmazdı. (Yani ayaklar yıkanırdı.) Kâfî´de de böyledir.

Fetvalarda : «Eşek artığı ile abdest alan bir kimse, mest­lerini giyse ve abdesti bozulana kadar da teyemmüm etmese; o kimse, tekrar, eşek artığı olan su ile abdest alır, mestlerine meshe-der ve sonra da teyemmüm ederek namazını kılar. Serahsî´nin Mu-hıyt´lnde <"e böyledir.

Teyemmümle mest giyen kimsenin, abdesti bozulunca, o mestlerıeshetmesi caiz olmaz. Hızânetü´i - Müftîn´de de böyle­dir.

Cünüp olan kimse, ister mestlerini giymeden önce, İsterse mestlerini giydikten sonra, cünüp olmuş olsun, mestleri üzerine mesheyliyeraez.

Ancak, bu kimse, cünüplükten temizlenmek için teyemmüm eder, abdestsizükten dolayı da abdest alırsa ve ayaklarını yıkadıktan sonra da mestlerini giyerse; müddeti içinde, her abdest alması sı­rasında, o mestlerle mesh etmesi caiz olur, Muzmarât´ta da böyle­dir.

Cünüp olan bir kimse, yıkandığında, abdest azalarının ba­zı yerleri kuru kalarak oralara su ulaşmamış ve o kuru yeri yıka-madanda abdesti bozulmuş olsa; bu durumda, giyilmiş bulunan mestlerin üzerine, mesh yapılmaz. Tebyîn´de de böyledir. [103]



Meshin Müddeti :


Mesh, belli bir müddet için yapılmalıdır.

Müddet, mukîm (yolcu olmayan) için, bir gün ve bir gece­dir. Misafir (yolcu) içinse, üç gün ve üç gecedir.

Yolculuk, ister ibadet için olsun, ister kabahat için olsun, müsavidir. Sirâciyye´de de böyledir.

Müddetin başlangıcı: Mestleri giydikten sonra, abdestin bozulmuş olduğu zamandır.

Sabah vakit abdest alıp, mestlerini giymiş olan bir kimsenin, ikindi vaktinde, abdesti bozulur ve tekrar abdest alıp, mestlerine meshederse, o kimse için mesh müddeti, eğer, kendisi seferi de­ğilse bir gün sonranın ikindi vafcinde abdestin bozulduğu-ana kadardır. Fakat, eğer misafirse, dördüncü günün ikindi vaktine ka­dardır. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Mukim, (yolcu olmayan) misafir olursa, (yola çıkarsa), mesh müddetini, misafir gibi uzatır.

Mukimin, mesh müddeti tamam oluktan sonra, yolculuğa çık­ması gerekiyorsa; mestleri çıkarır, ayaklarını yıkar ve tekrar mest­lerini giyer. Muhiyt´te de böyledir.

Misafir, mestlerini mesh müddeti tamam olmadan mukim olsa, mestlerini çıkarır ve ayaklarını yıkar.

Şayet, ikamet müddeti bitmeden mukim olursa, mestlerini, o müddete tamamlar. (O müddet tamamlanıncaya kadar çıkarmaz.) Hulâsa´da da böyledir.

Özürlü olan bir kimsenin, abdest alıp mestlerini giyerken Özürii bulunmazsa, özürü olmayanlar gibi mesh müddeti içinde, mestlerine mesheder.

Şayet, bir kimsede, abdest alırken veya meshin birini giyerken, özür bulunursa, onun için mesh müddeti, içinde bulunduğu vaktin dahilidir. Mesti üzerine meshetmesi, yalnız o vaktin içinde caiz olur. o vaktin haricinde, caiz olmaz. Bahrü´r - Raık´ta da- böyledir. [104]



Mestlerin Delik, Yırtık Veya Sökük Olması:


Mestte, ayak parmağının küçüğü ile, üç parmak miktarı yırtığın, bulunmaması gerekir. Sahih olan da budur. Hidaye´de de böyledir.

Esahh olan kavle göre, üç parmak miktarı yırtığın, tama­men görünmesi şarttır.

Yırtığın, mestin iç yüzünde, dış yüzünde veya ökçe tarafında olması müsavidir. Muhıyt´te de böyledir.

Fakat yırtık, mestin boğaz kısmında bulursa, meshin caiz olmasına mani olamaz. Hulâsa´da da böyledir.

Yırtıklarda, üç küçük parmak miktarına itibar edilmesi, mestlerde, parmakların haricinde olan yerin açılması halindedir.

Fakat, bizzat parmakların bulunduğu yer açıldığı /aman, imik-beı* olan, hangisi olursa olsun, üç parmağın açılmış olmasıdır.

Hatta, baş parmakla yarımdaki parmak açılmış alsa, aslında bu iki parmak, küçük parmaklardan üç parmak miktarında olma­larına rağmen, —bunlar, iki parmak oldukları için—, mesh caizdir.

Fakat, yanlarındaki de açıîır ve açık parmak sayısı, üçe çıkmış bulu "îursa mesh, caiz olmaz.

Parmaklan kesilmiş olan kimselerde, —mestin durumunu tesbit ederken— başkalarının parmaklarına itibar edilir. Tebyîn´do de böyledir.

Yırtıkların, bir mestte Olması itibare alınır. İki meMifeid yırtıklar, bir araya toplanarak değerlendirilmezler.

Mestin bîrinde bir parmak, diğerinde de İki parmak inik [arı yırtık bulunsa, bu mestlerin üzerine meshetmek caizdir.

Fakat, bir mestte, mesttir "Önünde, Ökçesinde ve yanında bı rer parmak miktarı yırtık bulunmuş olsa, bu mestin üzerine mesh etmek caiz olmaz. Muhıyt´te de böyledir.

Dikiş araları gibi çok küçük yıllıklar, bu meselr\v da M! değildir. Onlara itibar edilmez.

Meshetmeye mani´ olan yırtık, açıhp altı görünen veya bi tişik olsa bile, yürüyünce açılan ve ayağı gösteren yırtıktır.

Fakat, her ne kadar yırtık uzun olsa da, eğer altı açıhp görün müyorsa meshe mâni´ değildir.

Dışı açılmış olan mestin, iç kısmında dikilmiş deri veyu bez astra bulunsa, bu şekildeki yırtıkda meshe mani´ değildir. Tebylin´de de böyledir.

Mest, çorap veya çarık, ayağın üst kısmında yarılmış (yır tılmış, sökülmüş) olsa fakat düğmelerle üzeri bağlanınca o yani-, kapansa, bu durumda o yarılmamış gibidir.

Eğer, ayağın üst kısmından bir şey, açığa çıkıp görülürse, Ih. durumda — yarılma da — mestin yırtılması gibidir. Zâhidi´dc do böyledir. [105]



Meshi Bozan Şeyler :


Abdesti bozan her şey meshi de bozar.

Ayrıca, mestlerin ikisinin veya birisinin ayaktan çıkmış olması da meshi bozar.

Mesh müddetinin sona ermesi de, meshi bozan şeylerdendir. Bu hüküm, su bulunduğu zaman geçerlidir. Fakat, su bulunmazsa, bu durumda mesh bozulmaz. Bilakis, onunla namaz kılmak caiz olur. Hatta, bir kimse, namaz kılmakta iken, mesh müddeti bitmiş fakat su bulamamış olsa; o kimse, namazına devam eder. Esahh olan da budur. Fakat, bazı alimler: «Bu durumda, o kimsenin na­mazı bozulur.» demişlerdir. Bu da eşhebdir. Tebyin´de de böyledir.

Bir kimse, abdestli iken mestini çıkardığı zaman, yeniden abdest alması gerekmez. Bu kimsenin, sadece ayaklarını yıkaması kâfî´dir. Abdestli olduğu halde, mesh müddeti biten kimse de böyle yapar. Hidâye´de de böyledir.

Mestlerini çıkardığı zaman, ayaklarının soğuktan donaca­ğından korkan bir kimse için, her ne kadar mesh müddeti uzamış (geçmiş) olsa da, meshetmek caiz olur. Bu durum, sargı üzerine meshetmek gibidir. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.

Sahih olan kavle göre, ayağın, mestin koncuna çıkması, mestin —tamamen— çıkması demektir. Hidâye´de de böyledir,

Mest, geniş olsa da, ayağı, mestin içinde kaldırınca, ökçe yerinden çıksa; fakat, ayağı basınca ökçe yerine dönse, bu durumda, o mestin üzerine meshetmek caizdir.

Topal olan bir adam, ayaklarının dışına basarak yürüyor ve gerçekten ökçesi, ayakkabının içindeki yerinden aynlıyorsa, bu kimsenin ayağı, mestinin koncuna çıkmadıkça, mesh etmesi mu­bahtır. Fetâvâyi Kâdihan´da da böyledir.

Mestlerinin üzerine astarlı mest giyen kişi, bu giymiş ol­duğu şeyi çıkarınca, diğer mesti üzerine- tekrar mesh etmez:

Mestlerinin üzerine kıllı bir şey giyip de, o şeyin i kıllarını traş eden kişi ne mestlerinin üzeri soyulan — yani derisi kavlayan kişi de, mestlerinin üzerine meshi, yenilemez. Serahsî´nin Muhıyt-´in de de böyledir.

Bir kimse, çizmelerinin, üzerine meshettikten sonra, onları çıkartmış olursa, altta bulunan mestlerinin üzerini, yeniden mes-heder. Muhıyt´te de böyledir.

Bir kimse, şayet çizmelerinden birini çıkartmış olsa. onun altından açığa çıkan mestin üzerine, mesheder. Ve, diğer çizmeye de, meshi yeniler. Zahirü´r - rivâye´de böyledir. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

Mestlerini, kâmil bir tehâretle (yani, ayaklarını da yıkaya­rak abdest almış olarak) giymiş olan bir kimsenin ayağının birine sonradan su girmiş ve giren bu su da topuğuna kadar çıkmış olsa, hatta, — bu sebebten — ayağının tamamı yıkanmış bulunsa, bu kimsenin, diğer ayağım da yıkaması gerekmez. (Bu görüş zayıftır. Sahih olan: Bu kimsenin meshi bozulduğu için,-diğer ayağını da yıkamasıdır.)

Ayağının ekseri ıslanmış olan kişi için de, durum aynıdır. Esahh olan da budur. Zahiri y ye´de de böyledir.

Bir adamı abdest alıp, sargısını bağlayarak^İju, sargı üze­rine meshetse veya ayaklarını yıkayıp mestlerini giys´e; sonra da, abdesti bozulsa, bu durumda, abdest alarak sargının ve mestlerinin üzerine, mesheder.

Eğer, abdest bozulmadan yara iyi olursa, yaranın yerini yıkar ve mestlerine mesheder. Şayet, o abdest bozulduktan sonra yara iyileşmiş olursa; yeniden abdest alırken, mestlerini de c^car-ması gerekir. Sirâcül - Vehhâc´da da böyledir. [106]



Sargılar Üzerime Meshetmek :


Sargılarüzerine meshetmek İmâm-i A´zam Ebû Hanfife (R. A.) ´ye göre, farz değil, vacibtir. Sahih olan da budur. Serâhsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Sargılar üzerine, ancak altını yıkamaya gücü yetmiyenler meshedebilir.

Sargılar üzerine, yaraya su dokumasının zarar vermesi veya sargının çözülmemesi halinde, meshedilebilir. Vikaye Şerhi´nde db böyledir. .

Sargının çözülmemesi bunun bir kimsenin, sargıyı bizzat ken­disinin bağlayamayacağı yerde bulunması veyahutda bağlayacak başka bir kimsenin olmaması halidir. Fethüt - Kadtr´ de de böylediı".

Eğer, yarayı soğuk su ile" yıkamak zarar verir de, sıcak su ile yıkamak zarar vermezse, onu sıcak su ile yıkamak lâzım olur. Zahir olan da budur. İmâm-ı A´zam Ebû Hanafe(RA.´ ise: «Zarar vermese bile, yarayı yıkamak terkedilebilir.» demiştir. Diğer iki İma­mımıza göre, bu durumda, yarayı yıkamak terkedilmez. İtâbiyye: «İmâm-ı A´zam (R.A.) da, îmâmeyn´in bu görüşüne dönmüş­tür.» demiştir. Fetva da, bu görüşe göredir.-Vikaye Şerhi´nde de böyledir.

Eğer sargı, bizzat yaranın bulunduğu yerden daha fazla yer işgal ediyor yâni, yaranın kapladığı yerden daha fazla geniş bir alan, sargı ile sarılmışsa ve sargının çözülmesi veya çözül­dükten sonra yaranın meshedilmesi zarar veriyorsa, hem yaranın üzerindeki ve hem de yarasız yerin üzerindeki sargıya meshedülir.

Fakat, eğer yaranın üzerini meshetmek zarar verir de, sargının çözülmesi zarar vermezse; o zaman,´ yaranın üzerinde bulunan sargının üzerine meshedilîr, .yaranın etrefmdaki sağlam yerler ise yıkanır. Yara da bizzat meshedUir.

Yara ile kırık, çıkık gibi haller müsavidir. Yani, yaranın üzerindeki sargı hangi hükme tabii ise, kırık ve çıkıkların üzerin­deki sargılar da, o hükme tabi´dirler. Fethül - Kadir´de de böy­ledir.

Sargının ekserisi üzerine meshetmek kâfidir. Fetva da buna göredir.

Sargının, yansının veya yarısından daha az bir kısmının üzerine mesh etmek, caiz olmaz. Bu husus, biMcmâ´ böyledir. Sirâcül -Vehhâc´da da böyledir.

Kan aldıran bir kimse, yaranın üzerinde bulunan birinci sargıya meshetse de, onun üzerinde bulunan sargıya meshetmese, bu caizdir. Vikaye Şerhi´nde de böyledir.

Ele bağlanmış bulunan iki ayrı sargının arasında, sargısız yer bulunsa, iki sargının arasındaki 6 yere ide meshetmek kâfi ge­lir. Sahih olan da budur. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Yara iyi olmadan, üzerindeki sargı düşmüş olsa, yarayı yıkamak gerekmez ve mesh de bozulmuş olmaz.

Ancak, iyi olduğu zaman, bir yaranın üzerindeki sargı düşerse, bu yaranın yıkanması gerekir. Çünkü, bu son durumda, mesh de bozulmuştur. Mııhıyt´te de böyledir.

Abdest alan bir kimse, yaranın üzerinde bulunan ilacın üzerine su sürer ve sonra da, yaranın iyileşmesinden dolayı bu ilaç düşmüş olsa; o şahsın, bu yaranın yerini yıkaması gerekir. Aksi tak­tirde, yani üaç düşnıemişse yıkaması gerekmez. Muhıyt´te de böyledir.

Tırnağı kırılmış olan bir kimse, kınlan tırnağının üzerine, ,ilaç koyduğunda veya sakız yapıştırdığında, bunların kaldırılması zarar verirse, kaldırmayıp, üzerlerine mesheder. Meshetmek de za­rar verirse, bu durumda, onu da terkeder.

Uzuvlarında yarık olan bir kimse, gücü yeterse onların üzerine su dökerejc yıkar; yetmezse buların üzerini mesheder. Ona da gücü yetmezse, terkeder ve yarıkların etrafım yıkar. Tebyîn´de de böyledir.

Üzerine meshedihniş olan sargısı düşen ve bunu başka bir sargı ile değiştirmiş olan kimsenin, yeniden, — bu yeni sargı üze­rine — meshetmesi en doğru davranıştır. Zehiyre´de de böyledir.

Parmağında bulunan bir çıbandan dolayı, onu, bir ilacın içine sokmuş olan bir kimsenin, bu durumda; ilaç çıbanın bulun­duğu yerin daha ilerisine geçmiş olursa, bu kimse, abdest alır ve o çıbanın— üzerindeki ilacın— üzerini mesheder. Bu durumda, ya­pılan meshin caiz olması için, meshin sargıyı geçmiş olması gerekir.

Kan aldıran kimse hakkındaki hüküm de, böyledir. Fetva da bunun üzerinedir.

İki kolunda cebair (tahta sargılar) bulunan bir kimse, meshetmek niyyeti ile, bir kapdaki suya, iki kolunu da daldırmış olsa; bu kimsenin meshi caiz olmadığı gibi, kollarını soktuğu suyu da ifsâd etmiş olur.

Sargının, el parmaklarında veya avuç içinde olması hali, bu­nun aksinedir. Yani bir kimse, meshe niyyet ederek, tahta ile sa­rılmış olan ellerini, bir kapta bulunan suya batırsa, meshi caiz ol­duğu gibi, o su fasid olmaz. Hulâsa´da da böyledir.

Kırıklarda kulanılan tahta sargılar ile yaralar için kulla­nılan bez sargıların üzerini meshetmek buların altını yıkamak gi­bidir. Ancak, yıkamaya bedel değildir. Hatta, sargı, ayaklardan birinde olsa ve onun üzerine meshedilmiş bulunulsa, diğer ayağın yıkanması gerekir. Tebyin´de de böyledir.

Bu meshler, bir vakitle kayıtlı değildir ve sargıların, ab-destli veya abdestsiz olarak sarılmış olanları arasında da bir fark yoktur. Büyük ve küçük hadesler, de (icabettiği halde gusletmemiş veya abdest almamış olmakta da) bir fark yoktur.

Meshedilirken, niyyetin şart olmadığı hususu, ittifakla nvayet olunmuştur.

Sahih rivayetlere göre, —her defasında— bir kere meshetmek — yani meshi bir defada birkaç kere tekrarlamamak — kafidir. Muhıyt´te de böyledir.

Sargıların üzerinde bulunan sargı katlan düşse, alttan çık--mış olan sargıya yeniden meshetmek icab etmez Bahni´r - Râık´tda böyledir.

Bir kimsenin, ayağının birisini yıkaması ve diğer ayağın­da bulunan mestin üzerini meshetmesi; yani yıkama işlemi ıfemes-hetme işlemini bu şekilde bir araya getirmesi caiz olmaz. Kâfi´de de böyledir.

Ayaklarından birinde yara olan ve bu yara üzerinde sargı bulunan bu adam, abdest alırken sargılı ayağına mesh, diğer aya­ğını ise yıkar; sonra da üzerine mestini giymiş olursa, o mestin üzerine meshetmesi caiz olmaz.

Fakat sargının üzerine mesheder ve iki mestini de giyerse, o mestlerin üzerine meshetmek caiz olur. Serahsi´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Ayaklarının birinde, sivilce (kabarcık) bulunan bir kimse obdesi alıp, mestlerini giyindikten sonra, abdesti bozulsa ve yeniden abdest alsa ve mesıtlerinin üzerine mesh eylese; bu abdestle de na­mazlar kılmış olsa, mestlerini çıkardığı zaman o sivilceyi (kabar­cığı) patlayıp yarılmış ve ondan kan akmış olduğunu görse ve si­vilcenin de ne zaman varıldığını bilmese; eğer yaranın başı ı ve bu şahıs da mestlerini, feGrin tulü´u (ortalığın aydınlanma} -imanı giymiş ve çıkarışı da yatsı namazından sonra vuku´ bulmuşsa, sa-Dah namazını yeniden kılmaz, diğer namazları ise yeniden kılar.

Ve eğer, bu yaranın başı kanla ıslaksa, kılmış bulunduğu namaz-.arın hiç birini iade eylemez. Muhıyt´te de böyledir.

Bir sargı ile sarılmış bulunan yaranın kam veya cerahati, »argının dışına çıkarsa, abdest bozulur. Fakat böyle bir ıslaklık sargının dışına çıkmazsa abdest bozulmaz.

0 Şayet, sargı iki kat olur da, ıslaklık bir kısmına geçmiş bulunursa, bu durumda abdest bozulur.

Eldivenlere mesHetmek caiz değildir. Kâfi´de de böyledir.

Bir adam, diğer bir şahsa, kendisinin mestlerine mesh eyle­mesini emretse de o da meshetmiş oka, bu mesh caiz olur. Hulâsa´da da böyledir.

Mestler üzerine meshetmek hususunda, kadınlar da erkek­ler gibidir. Mestlere meshetmenin caiz olup olmamasında, her ikisi de eşittir. Muhıytte de böyledir. [107]



6- KADINLARA MAHSUS BAZI HALLER


Hayız


Doğum yolundan değil de rahimden gelen kandır. Ar­kadan kan gelmiş olsa, o hayız kanı değildir. Fethü´l Kadîr´de de böyledir.

Hayız kanının kesilmesinden sonra yıkanmak, müstehabtır.

Bu konu, çok önemli bir konudur. Hayız kanı ile ilgili mesele­leri iyi bilmek lazımdır.

Hayız kanı, dokuz yaşından itibaren başlar ve kan kesilme zamanına kadar devam eder. Bedâî´de de böyledir.

Ei-iyâs : «Bu zaman, elli beş sene —yaş— olarak takdir edilmiştir.» demiştir. Muhtar olan görüş de budur. Kavillerin en doğrusu ve güvenileni de budur. Fetva da bunun üzerinedir. Mi´râ-cU´d - Dirâye´dc de böyledir.

Zahir mezhebde, elli beş yaşından sonra görülen kan, ha­yız kam değildir. Fakat, eğer kan kuvvetli ise, onun hayız kanı sa­yılması ihtiyar edilmiştir. Şerhül - Mecmu´a´da da böyledir.

Kanın, fereden dışarı çıkması lâzımdır. Şayet, kürsüf (ka-dinlann kullandığı pamuk veya bez) düşmüş olsa ve kan ondan damUımasa, o kan hayız kanı sayılmaz. Muhıyt´te de böyledir. F : 9

Temiz bir kadın, kürsüfunde kan görse, o kürsüfü tutun­duğu andan itibaren, hayızlı olduğuna hükmedilir.

Hayızh olan kadın, kürsüfünün üzerinde kan eseri bula­mazsa, kürsüfü tutunduğu andan itibaren kanın kesilmiş olduğuna hükmedilir. Vikaye´de de böyledir.

Hayız halinde, kanın seyelân etmesi (akması) şart değildir. Hülâsa´da da böyledir.

Hayız kanı, siyah, kirmızı, sarı, yeşil, bulanık ve toprak rengi olmak üzere, altı renkte olabilir. Mihâye´de de böyledir.

Kürsüf üzerinde görülen renge, ancak kaldırıldığı zaman, kanın taze ve kurumamış olması halinde itibar edilir. Muhıyt´te de böyledir.

Eğer kadın, bez üzerinde taze ve damlamakta olan, halis bir beyazlık görmüş olsa ve bu da kuruduğu zaman sarılaşsa, onun hükmü beyaz hükmüdür.

Kadm; bu durumda, bir kırmızılık veya sanlık görmüş olsa, bunlar da kurudukları zaman beyaz olsalar, kadının görmüş olduğu hale itibar edilir; değişikliğe itibar edilmez. Tecnîs´de de böyledir. [108]



Hayzın Müddeti :


Hayzın en az müddeti, üç gün, üç gecedir. Zahirü´r - rivâye böyledir. Tebyîn´de de böyledir.

Hayzın en çok müddeti ise, on gün on gecedir. Hülâsa´da da böyledir.

Hamile kadın hayız olmaz.

Ancak, hayız müddetinde görülen kanlar, hayız kanı sayılır.

Hayız müddeti içinde bir gün kan görüp, dokuz gün kan gör­meyen veya iki gün kan görüp de daha sonraki günlerde temiz olan bir kadm için, İmâm Muhammed (R.AJ´in İmâm-i A´zam (R.A.)´dan rivayet ettiği «Hayız temizlikle başlamadığı gibi, temizlikle de bit­mez» kavline göre «hayızîıdır» denilemez.

Ebû Yûsuf (R.A.) ´un rivayetine göre ise; «gerçekten temizlik, iki kan arasında, on beş günden az olmamalıdır.» Yani, bir kadının, hayızlı sayılmaması için, en az on beş gün kan görmemesi gerekir.

Müteahhirin (sonra gelen âlimler} bu rivayete göre fetva ver­mişlerdir. Çünkü, bir sual karşısında, bu cevap müfti için çok ko­laydır. Tebyîn´de ve Zâhldî´de de böyledir. Bu görüşü almak da kolaydır. Hidâye´de de böyledir. Şehîd Hüsâmeddin de bunun üze­rinde karar kılmış ve bununla fetva vermiştir.

tki kan arası on günü geçmez ise, temizlik (zamanı) da, kan (görüldüğü zaman) da hayızîıdır.

Bu durumda, kanın ilk defa görülüyor olması ite adet olmuş olması arasında, bir fark yoktur.

Şayet, iki kan arası, on günü geçerse; bu durumda, henüz iliç adet gören hakkında, bu halin on günü, hayızdır. Adetli olan hak­kında ise, hayz bildiği günler kadarı, hayzdır. Temizlik bildiği gün­ler kadarı ise, temizliktir. Sîrâcüt - Vehhâc´da da böyledir.

Temizliğin, önü ve sonu kan olduğu zaman, o temizlikde, hayza dahildir. Tebyîn´de de böyledir.

Temizlik, (kan görmeme hali) on beş gün veya daha fazla olduğu zaman, fasılaya itibar olunur. Ve iki kandan biri veya her ikisi de hayız sayılır. Muhıyt´te de böyledir.

Temizliğin en az müddeti on beş gündür. Çoğu içinse, bir sınır yoktur. Ancak, kanın devamlı olması gibi adet nasbma ihtiyaç olduğu, zaman o kadının, her aydan on gün hayızU olduğu takdir edilir. Ve bu kadm, diğer günlerde temiz sayılır. Hidâye´de de böy­ledir. [109]



Nifas


Nifas : Doğumu takib eden kandır. Mutunda da böyledir.

Doğum yaptığı halde, kan görmemiş olan kadının, guslet­mesi icab etmez. Bu görüş, Ebû Yûusuf (R.A.).´un göıüşüdür. İmâm Muhammed (RjU´den de böyle rivayet olunmuştur. Müfîd´de : «Sahih olan da budur.» denilmiştir. Fakat, o kadının abdest alma­sı vacib olur. Çünkü, çocukla beraber, pislik de çıkmıştır. Tebyîn´-de de böyledir.

İmâm-ı Azam (R.A.)´a göre ise, o kadının gusletmesi gerekir. Âlimlerin çoğu da, bu görüşü almışlardır. Sadrü´ş - Şehîd´de, bu­nunla fetva vermiştir. Ebû Aliyyü´d - Dekkâk da : «Biz de bu görüşü alırız.» demiştir. Fetvalarda da, «sahih olan budur.» denilmiştir. Mııhıyt, Muzmarât ve Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.

"Kadının, nüfesâ (nifaslı) olması için, çocuğun, yarısından . daha fazla kısmının çıkması gerekir.

Çocuk, karında parçalanmış ve ekserisi de çıkmış bulun­sa; eğer, düşüğün tırnak, parmak, saç gibi uzuvlarından bazıları belli oimuşsa, kadın nüfesâ sayılır. Aksi takdirde, kadın nüfesâ sa­yılmaz. Tebyîn´de de böyledir.

Eğer, düşüğün uzuvlarından hiç birisi belli olmamış ve açığa çikmamışsa, o kadın için nüfesâlık yoktur. Eğer, o kadım ha-yızh saymak mümkün olursa, kadın hayızh sayılır. Bu mümkün ol­mazsa, kadının kanı, istihâza Çözür) kanıdır.

Bir kadın, düşükten önce veya sonra kan görür ve düşü­ğün yaratılışı da açık, —uzuvları belli— olursa, kadının önceki gör­müş olcjuğu kan, hayız kam değildir, düşükten sonra kan gördüğü için, o kadın nüfesâ sayılır.

Fakat, düşüğün yaratılışı belli olmamışsa, önceki gördüğü kan; eğer, kadını hayızh saymaya imkân varsa, hayız kanıdır. Nshâye´de de böyledir.

Kadın, göbeği cihetinden doğursa; ^rvicki, marnında yara olsa da, karnı yarılarak çocuk oradan çıkarılsa, o akıcı yaranın sa­hibi olan kadın, nüfesâ değildir. Zâhtriyye ve Tebyîn´de de böyledir.

Yalnız, çocuğun göbekten çıkmasını müteakib, fercden kan çı­karsa, işte o zaman kadın nüfesâ olur. TebymMe de böyledir.

ikiz doğuran kadın, ük çocuğu doğurduğu andan itibaren nüfesâ´dır. Kâfî´de de böyledir.

İkizlikte şart, iki çocuk arasındaki zamanın altı aydan az olma­sıdır. Üçiz olması halinde de, üçüncü ile ikinci arası da, yine böy­ledir. Fakat, birinci ile üçüncünün arası altı aydan fazladır.

Sahih olan, ikizliğin şartı, yüklülüğün bir olmasıdır. Tebyîn´de de böyledir.

Nifasm en az müddeti, kanın, bir saatcik olsun bulunması­dır. Son haddi ise, kırk gündür. Fetva bunun, üzerinedir. Sirâdy-ye´de de böyledir.

Eğer kan, ilk başlangıçta veya adetlilerde^ kirk günden fazia olursa, —yukarıda işaret edildiği gibi— bunun kırk gününün, nifaslı olduğuna itibar edilir.

İki kan arasında, temizlik (kansızlık hali) on beş günden fazla bile olsa, Ebû Hanîfe tR.A.)´ye göre, bu —zaman—da nifastır. Fet­va da bunun üzerinedir.

Ebû Yûsuf (R.A.)´a göre, nifasta adet, bir defa değişik şeklini görmektir. Hulâsa´da da böyledir. [110]



İstihâze


Bir kadın, hayız ve nifas hallerinin en son haddinden faz­la temizlik müddetinden az kan görmüş olsa; eğer bu hal, kadının ilk hali veya adetli kadının da adetinden sonra ise, bu kan, istihaze (hastalık, özür) kanıdır.

Bir kadın; hayzın en az müddetinden, daha az bir süre kan görmüşse, bu kan da istihaze kanıdır.

Yaşı büyük kadınlarla, küçük sayılan kızların gördükleri kanlar da, istihaze kamdır. Muhıyt´te de böyledir.

Bir kadının, hamile iken veya doğum yapacağı vakit, do­ğumdan önce görmüş bulunduğu kanlar da, istihaze kanıdır. Hidâye ve Muhıyt´fe de böyledir. [111]



Hayız, Nifas Ve-İstıhâze Hakkındaki Hükümler :


Bunların hiç birinde, kan çıkıp görülmedikçe, hüküm sabit olmaz. Âlimlerimizin-takip ettiği yol budur;; Ve âttnilefm ek­serisi bu görüş üzerinedir. Fetva da buna göredir. Mwmyt´te de böy­ledir. [112]



Hayız Ve Nifas Hakkında Müşterek Olan Sekiz Hüküm:


1- Namaz.


Hayız ve nifas halinde, namazın edası da kazası da düşer. Kifâye´de de böyledir.

Kadın kanı gördüğü vakit, o andan itibaren namazı terk eder. Fakîh «Biz bunu alırız.» demiştir. Nevâzîl´den naklen Tatar-hânilyye´de de böyledir. Sahih olan da budur. Tebyîn´de de böyledir.

Kadın, hayızlı olduğu veya nifase bulunduğu, zaman, nama­zın farzı düşer. Ondan Önceki zamanda, içinde namaz kılma imka­nı olduğu halde, kılmamış bulunduğu vakitlerle ilgili namazların, hükmü baki kalır. Zehayre´de de böyledir.

Bir kadın, vaktin sonunda o vaktin namazını kılmaya başlamış da, sonradan hayızlı.olmuşsa, —nafilenin hilâfına— son­radan, o namazı kaza eylemez. Hulâsa´da da böyledir.

Hayızlı bir kadının, namaz vakitleri girdiği zaman, abdest alıp, evinin bir köşesine oturarak teşbih çekmesi, «lâ ilahe illallah» demesi, müstehabtır. Bunu mümkün olduğu kadar yapmalıdır. Çünkü temiz olsa idi, namazı eda edecekti. Sirâciyye´de de böyledir.

Suğra isimli kitabta : «Hayızlı bir kadın, secde ayetim işit­tiği zaman, secde eylemez.» denilmektedir; Tatarhâniyye´de de böy­ledir. [113]



2- Oruç Tutmak.


Hayız ve nifaslının oruç tutması haramdır. Bunlar, bu oruçları sonradan kaza ederler. Kifâye´de de böyledir.

Nafile bir oruca başlamış olan kadın, oruçlu iken hayız olursa, ihtiyaten o orucu kaza eder. [114]



3- Mescide Girmek


Hayizli veya nifaslı veyahut da cenabet olan kimseye, is­ter oturmak için olsun, isterse ibadet etmek için olsun, mescide girmek, haramdır. MünyettH - Musallî´de de böyledir,

Tefazîb isimli kitahta ; «Cemaat için, hayızlı, mescide gi­remez.» denilmiştir.

Hüccet´de ise «Hayizh, başka yerde buJamiyorsa, su için, mescide girebilir.» denilmiştir. Hüküm de böyledir.

Hayızlı bulunan veya cünüp olanın, vahşî hayvanlardan ve­ya hırsı dan veyahut da soğuktan korktuğu zaman, mescidde dur­masında "bir beis yoktur. Bu durumla karşılaşanlar için, evlâ olan ise, mescide tazim ederek, teyemmüm etmektir. Tatarhâniyye´de de böyledir.

Mescidin üzeri de, mescid hükmündedir. Cevheretü´n - Ney-yire´dede böyledir.

Sahih kavle göre, cenaze ve bayram namazlarım kılmak için tanzim ecUîmiş olan yerler, ^-namazgahlar— mescid hükmün­de değildir. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.

Hayızlı veya cenabet planın, kabir ziyaret etmesinde, bir beis (sakınca ve mesuliyet) yoktur; Sfeâeiyye´de de böyledir. [115]



4- Ka’beyi Tavaf


Hayızlı ye nifaslı olana, dıştan da olsa, Kabe´yi tavaf et­mek haramdır. Kifâyede de böyledir.

Cünüp olan da, Ka´be´yi, dıştan bile olsa tavaf edemez. Bu da, haramdır ve memnudur, Tebyîn´de de böyledir.[116]



5- Kur’an Okumak


Hâize ve nüfesâ´ya. Kından okumak da haramdır.

Hayızlı, nifaslı ve cünüp olanlar, Kur´an-ı Kerîm´den bir âyet veya daha az miktarda da olsa, —hiç bir şey-^- okuyamazlar. Sahüı kavle göre, Kur´ân okumalarının haram olmasında, bunların üçü de, birbirlerine müsavidirler.

Ancak, bunlar, bir ayetten az olan bir miktarı, Kur´ân okuma kastı olmaksızın okuyabilirler. Meselâ : Şükretmeyi irade ederek «el-hamdü lillâh» demek veya yemeğe başlamak veya başka bir niyyetle «bismilüah» demek gibi... Bunlarda bir beis yoktur. Cev­heretü´n -- Neyytre´de de böyledir.

Konuşma, esnasında, lisanda cereyan eden ve Kur´ân âyet­lerinde bulunan «sümme nazara», «lem yelid», «ve lem yûled» gibi ilâhî lafızları teleffuz etmek de, yukarıdaki hükme tabi´dir. Hıüâsa´-da da böyledir.

Okunması helâl olmayan bir şeyi okumak için, cünüp kim-se ağzını yıkamış olsa bile yine hüküm değişmez. Seraksî´nih Mu-hıyfmde de böyledir. Sahih olan da budur. SirâcüT- Vehhâc´da da . böyledir.

Hayızlı ve nifaslı olanların Zebur, Tevrat ve İncil´i okuma­ları da mekruhtur. Tebyîn´de de böyledir.

Kur´ân öğretmekte olan kadının, hayızlı olduğu Vakit, iki kelimenin arasını keserek, kelime kelime okutup öğretmesi lâzım­dır. Uygun olan da budur. O kadının, Kur´ân*!, heceleyerek okuma­sında ve okutmasında kerahet yoktur. Muhıyt´te de böyledir.

Zahirü´r - rivâye´de, kunut dualarını okumak da mekruh değildir. Tebyîn´de ve Tecnîs´de de böyledir.

Cünüp ve hayızh olanların, duaları okuması, ezane cevap vermesi ve benzeri şeyleri yapması da caizdir. Sirâdyye´de de böy-4 ledir. [117]



6- Kur’an’a Dokunmak


Hayızlı, nifash ve cünüp olanlarla abdesti olmayanların, Kur´an´a dokunmaları da haramdır.

Ancak, Kur´ân, meşin veya benzeri bir şeyden yapılmış bir kılıfla kıîıflanmış bulunursa, sayüan ´ kimseler, bu durumda Kuran´a dokunabilirler. Sahih olan da budur. Fetva da bunun üze­rinedir. Hidâye´de ve Cevheretü´n - Neyyire´de de böyledir.

Sahih olan kavle göre, Mushaf´ın kenarına ve beyaz olan «yazısız olan — yerlerine de, el sürmek memnû´dur. Tebyîn´de de böyledir,

Kur´an´a dokunma hususunda, taharet azalarının dışında kalan uzuvlarla, tahareti tamamlanmamış azalar arasında, görüş ay­rılığı vardır. Esahh olan, her ikisinin de memnu oluşudur. ZâbSdî-de de böyledir.

Bu durumda olan kimselerin, giydikleri elbiselerle Kııtf-an´a dokunmaları da caiz değildir. Tefsir, Fıkıh ve Hadîs kitapları­na dokunmaları da mekruhtur.

Kur´an´a, sırtındaki elbisenin yakası ile dokunmakta (onu tutmakta) bir beis yoktur. Tebyîn´de de böyledir.

Yine bu gibi kimselerin, içinde tam bir ayet yazılı olan, tah­ta,, para ve bunlardan başka şeylere dokunmaları da caiz değildir. Hulâsa da da böyledir.

Şayet, Kur´an farisice yazılmışsa, İınam-ı A´zam Bbû Ha-ntfe (R.A.)´ye göre, ona da dolçunmak (el sürmek) mekruhtur. Sa­hih kavle göre, İmâmeyn´in görüşleri de böyledir. Hulâsada da böy­ledir.

Âlimlerin umumuna göre Kur´an haricinde, içinde Allah´­ın zikri geçen kitaplara dokunmanın, mekruh olduğu görüşü de vardır. ^Iİhâye´de de böyledir.

Cünüp, hayızlı ve nifoslı olanların, Kur´an´a bakmaları mekruh olmaz. Çevheretü´n - Neyyıre´de de böyledir.

Cünüp veya hayızlı olanların, yazmakta oldukları satırla­rın aralarına; Kur´an´dan bir âyeti yazmaian da mekruhtur. Fakat, yazdıkları bu âyeti okumazlarsa mekruh olmaz.

Cünüp olan-kinişe, Kuranı Kerim´i yazamaz. Ancak, yazılan sa-hıfe yerde olursa, Kur´an.´ı yazabilir; fakat -—yazdığı, şeyin üzeri­ne elini koyamaz. Âyetin.haricinde —kâğıdın yani henüz âyet ya­zılmamış olan boş kısmına ise elini koyabilir.

İmâm Muhammed (R.A.) «Bu kimselerin, Kur´an yazma­maları bana göre en sevimli davranışıtır. demiştir. Buhara âlimleri de, bu görüşü alip benimsemişlerdir.

Sahih kavle göre, sabi çocuklara, abdestleri olmasa bile, Kur´an´ı vermekte, bir beis (sakınca) yoktur. Sirâcül - Vehhâc´da da böyledir. [118]



7- Cima


Bu gibilere cima´da,. haram (yasak, -memnu´) dur.

Erkek için, hayızlı veya nifasü bulunan karısını öpmek, onunla yatmak, göbeği ile diz kapağı arası hâriç, bütün vücudundan faydalanmak serbesttir. Bu hüküm İmânı z A´zam Ebû Hanîfe (R. A,) ve İmam Ebû Yûsuf (R.A.)´a göredir. Sirâcü´l-Vehhâc´da da böyledir. .

Bir kimse, bu durumda, haram olduğunu bilerek cima´ ederse, o kimsenin, tevbe.ve istiğfar etmekten başka, yapacağı bir şey yoktur. Bir dînar veya yarım dînar, tasadduk etmesi müstehab olur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir. [119]



8- Kan Kesilince Gusul


Hayızlı veya nifaslının, kan kesilince gusletmesi vacibtir. Kifâye´de de böyledir.

Hayız müddetinin en son haddi olan, On gün geçtikten sonra, ister ilk defa hayız gören kadm olsun, isterse adetli bulun­sun, yıkanmadan Önce, cima´ etmesi helâl olur. Yıkanana kadar, cima´ etmemek ise müstlehâbtır. Muhıyt´te de böyİedir.

On günden daha az bir sürede kan kesilirse, yıkanana ka­dar veya üzerinden bir namaz vakti geçene kadar, cima´ etmek caiz olmaz. Çünkü namaz, ancak vaktin sonunda yıkanacak kadar bir vakit bulanın üzerine, farz olur. Zâhidî´de de böyledir.

Fakat kan, vaktin evvelinde kesilir ve kesilme, —kan gö­rülmeme hâli— yakit geçene kadar devam ederse, bu durumda bek­lemek şart değildir. Nihâye´de de böyledir.

Bir kadının hayız kam, adeti olandan daha az bir sürede kesilmiş olsa, o kadın için mukârenet, (cima1! —adeti geçene ka­dar, yıkanmış olsa bile— mekruh olur. Fakat, o kadının bu durum­da, ihtiyaten, namaz kılması ve oruç tutması gerekir. Tebyîn´de de böyledir.

Kanı on günden önce kesilen, fakat gusletmek için su bula­mayıp, teyemmüm eden bir kadına, Ebû Hairife (R.A.) ve Ebû Yû­suf (R.A.)´a göre, namaz kılana kadar cima´ etmek helâl olmaz.

Su bulursa, yıkanana kadar Kur´an okuması haram ve fakat cima´ etmek helâl olur. Zâhidî´de de böyledir, el Cühandî : «Sahih olan budur.» demiştir. Sîracül - Vehhâc´da da böyledin

Ne zaman ki, ilk hayız gören bir kadın on günden önce ve adetli olan bir kadm da adetinden daha kısa bir sürede temiz­lenmiş olsa; (yani kan kesilse) abdest ve guslünü, namazın son vak­tine kadar tehir eder. Fakat, bu tehiri, namazın kerâhat vaktine gir­mesine sebep olabilecek kadar, fazla olmamalıdır. Zâhidî´de de böy­ledir. [120]



Hayza Mahsus Hükümler :


Bu hususta, beş hüküm vardır :

1- tddetin bitmesi,

2- îs-tibrâ,

3- Bulûğ yönünden hüküm,

4- Sünnet olan talakla bid´at olan talak´ın arasını ayırmak, (Kîfâye´de de böyledir.)

5- Oruçta tetâbu´u (arka arkaya olma halini) kesmemesinin yokluğu Tebyîn´ de ve Muzmarât´m Keffâret-i Zihar bahsin´de de böyledir. [121]



İstihâza Kanı :


îstihâza kanı, devamlı burun kanaması gibidir. Namaz kıl­maya, oruç tutmaya ve cima´ etmeye ma´ni´ değildir. Hfdâye´de de böyledir.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, adetin, —basjka bir şekle— çevrilmesi, bir defada olur. Fetva da bunun üzerinedir. Kafi´de de böyledir.

Bir kadın, iki temizlik arasında adeti olmayarak, ya faz­lalıkla veya noksanlıkla veya —normalini— ileri geçmekle veya ge­ri kalmakla veyahut da her ikisi ile (yani hem ileri geçmekle, hem de geri kalmakla), istihâza kanı görür ve on günü ileri geçmezse, hakîki olsun, hükmî olsun, yeni kan günlerine intikâl eder.

Şayet, on günü ileri geçerse, bilinen on gün hayız, kalan günler­deki kan ise, isıtihâze kanıdır. Bu durumda, adet de değişmiş ol­maz.

Mesele, çok önemli olduğundan dolayı, biraz daha açıklayalım: Meselâ, bir kadmm adetine göre, hayız müddeti yedi gün olsa; bu böyle devam edip giderkşn, bu yedi gün, sekiz güne çıkar veya altı güne inerse veya o kadın, adetinden bir gün önce hayz olur ve bir gün sonra da temizlenirse (yanî, ayda 23 gün olan temiz günleri, bir gün baştan, bir gün de sonradan eksilerek 21 güne düşerse) bu ka­dının hayz müddeti, birinci hale göre 8 güne, ikinci hale göre 6 gü­ne ve üçüncü hale göre de 9 güne çevrilmiş olur.

Nifas´ta da durum aynıdır : Eğer bir kadın, kırk günü geç­memek şartiyle, adetinin dışında kan görse, (Meselâ : Âdeti 20 gün iken 15 günde kan kesÜse veya kan 25 gün devam etse, birinciye göre, adeti 15 gün; ikinciye göre de, adeti 25 gün olmuş olur) Mu-hıyt´te de böyledir.

Kırk günden fazla kan görüldüğü zaman, âdeti kaç gün ise, kadın ona döndürülür. Ebû Yûsuf (R.A.)´a göre, bunun, kan ile veya temizlikle bilinmesi müsavidir. Sirâeü´I - Vehhâc´da da böyle­dir.

Adeti beHi olan bir kadın, kanı devam ettiği veya hayz gün-lerinin sayısının tamam olup ölmaıdığı hususunda şüpheye düştüğü veyahut da hayz yerinde ve deveranında tereddüt ettiği zamanı araş­tırır; hangi şey üzerine kanâat getirirse, o durumda karar kılar. Fakat, bir şey hususunda kanâati ve re´yî meydana gelmezse, tayin üzere temiz veya hayızlı olduğuna hükmedilmez. Ancak, ihtiyatla hareket edilir. Bu durumdaki kadın, haylzhnm kaçındıklarından kaçınır ve her namaz için yeni abdest alır. Tebyîn´de de böyledir.

Bu durumdaki kadın, farz, vacib ve sünnet-i müekkede olan na­mazları kılar, nafileleri bırakır, kılmaz. Sahih olan kavle göre, farz ve vacib miktarı Kur´an okur. Farz namazların, son iki rek´atin´de de Kur´an okur. Sahih olan budur. Bahrü´r - Râsk´ta da böyledir.

Bu durumda olan kadın, eğer bazı haller üzerinde şüphe­ye düşer, temizlikle hayzın girmesi arasında tereddüt ederse, her vakit namazını, yeni abdestle kılar.

Ve eğer, bir kadın, temiz mi olduğu, hayızlı mı bulunduğu husu­sunda tereddüt ederse, her namaz için istihsânen gusleder; Nec-mü´d-Dîn en-Nesefi : «Gerçekten o kadın, her namaz için gusle­der.» demiştir. Sahih olan da budur. Muhıyt´te ve İmâm Serahsfriin Mebsût Şerhü´nde : «Esahh olan budur.» denilmiştir.

Kanı kesilmeyen, yani yukarıdaki gibi şüphede bulunan kadın/ ramazan ayında bir şey yemez. Ramazan ayı çıkınca da, hayızlı günlerinde tutamadığı oruçları kaza eder.

Bu durumdaki bir kadın, (yani şüphe içinde bulunan kadın) eğer, hayzınm gece başladığını bilirse, o kadının, 20 günlük orucu kaza etmesi gerekir. Şayet, hayzınm gündüz başladığını bilirse, ih­tiyaten 22 günlük orucunu kaza eder.

Ve eğer, gece mi, gündüz mü başladığını bilemezse, âlimlerimi­zin çoğuna göre, 20 günlük orcunu kaza eder. Fakîh. Bbû Cafer : «İhtiyaten 22 günlük orucunu kaza eder.) demiştir.

Bu oruçları, dilerse hemen ramazandan sonra, - dilerse daha sonra kaza eder. Bu ise, adetinin devrinin her ay bir defa olduğunu bildiği zamandır. Eğer, bunu bilmez ve hayzinm başlangıcının da gece olduğunu bilirse, ihtiyaten 25 günlük orucunu kaza eder. İster­se, bu oruçları arka arkaya, isterse ayn ayrı tutar. Şayet, hayzınuı başlamasînm gündüz vaktine rastladığım bilirse, Ramazandan he­men sonra ihtiyaten 32-günlük orucu kaza eder. Bu durumda Ra­mazana bitişik olmadan ayrı kaza ederse, 38 günlük orucu kaza eder. Hayzinm başladığı vakti bilmez ve bitişik kaza ederse 32 gün­lük oruç kaza eder. Ayrı kaza ederse, 38 günlük kaza eder. Bu, ra­mazan tam (yani 30 gün) olduğu zamandadır. Eğer, ramazan nok­san ise, işte o zaman, 37 günlük kaza etmesi gerekir. İmâm Serah-sî´nin Mebsût´unda da böyledir.

Adetli kadın, veladetten (doğumdan) sonra, kan görüp adetini unuttuğu zaman, eğer bu kan, kırk günden fazla devam et­mezse, o kadın, kırk gün sonra, tam bir temizlikle temizlenir. Kıl­madığı namazları iade etmez.

Eğer, kan kırk günden fazla devam eder veya kırk günü geç­mez; fakat, bu kırk günden sonraki temizlik (kan görmeme) süre­si, 15 günden daha az devanı ederse, kadının, durumunu araştırma­sı lâzım gelir : Eğer, kanâati ve re´yi, nifas adeti olan adet üzere olursa, bu böyle devam eder. Ve eğer, böyle bir re´y ve kanaati ol­mazsa, 40 günlük namazın tamamını kaza eder. Şayet, kan o halde devam ediyorsa, on gün bekler, sonra o 40 günlük namazı ikinci defa kaza eyler. Muhıyt´te de böyledir.

Mahreçten (fercten) düşen şeyin, tam Ijilkat olup olma­dığı kestirilemez ve kan da —akmakta— devam ederse; bu şey, eğer kadının adet günlerinin evvelinde düşmüş ise, kadın, bildiği adeti kadar, namazım :terk eder. Çünkü o, hayızlıdır veya nifashdır. Sonra, şüphe sebebi ile guslederek, nîfash veya temiz olma ihtima­linden dolayı, temizlikteki adetince namazını kılar.

Bu kadın, hayızlı geçen günlerinin kesin .sayısı kadar namazını terk eder. Çünkü, ya nifasli veya hayızlıdır. Sonra, eğer düşme vak­tinden başlı(Zeker), 40 gün tamamlanmışsa, gusleder ve temiz oldu­ğunu bildiği günlerin sayısınca namazını kılar. Ancak, 40 günü ta­mam lamam ışsa, temizlik günlerine dahil olan şüphesi kadarım, son­ra bu adet üzerine devam eder. Bildiği kadarını da kılar. Ve eğer, adet günlerinden sonra düşmüş ise, o kadın, düşük yaptığı vakitten itibaren temizlikteki, şüphesinden dolayı, adeti kadar namaz kiiar. Sonra, kesinlikle bildiği hayız adeti kadar, namazını terk eder.

Hasılı kelam, şüphe için hüküm-yoktur. İhtiyatlı hareket etmek icâb-eder. Fethül - Kadîr´de de böyledir. [122]



Özürlü İle İlgili Bazı Hükümler :


Başlangıçta, Özrün sabit olmasının şartı : Bu hâlin, tam bir namaz vaktini, devamlı olarak kaplamasıdır. Zahir olan da bu­dur.

Vaktin tamamını kaplamayan, inkıta´ (kesilme) gibi sabit ol­maz.

Hatta, bir kadının kanı, namaz vaktinin bir kısmında akmış, kadın da, abdest alıp namaz kılmış olsa ve vakit çıksa ve ikinci na­maz vakti girse ve kadının kanı da bu vakitte kesilmiş olsa; —vak­ti tam— kaplama —hâli—bulunmadığı için, o namazı yeniden kıl­ması gerekir.

Fakat, eğer kanama ikinci namaz vaktinde de, vakit çıka­na kadar kesilmemiş ise, bu durumda, vakti tam kaplamış olduğun­dan, o kadın, namazı iade eylemez.

Özrün, devam etmekte olmasının şartı : Bu özürlü hal üze­rinden, bir farz namaz vaktinin geçmesidir. Tâki, mübtelâ olduğu özür, o vaktin içinde bulunmamış olsun. Tebyîn´de de böyledir.

Müstehâze (özürlü kadın) veya yel boşalan, devamlı bur­nu kanayan, ishal olan, veyahut da akıcı yara sahipleri, her namaz vakti için, abdest alırlar ve o abdestle farz ve nafile namazların­dan, diledikleri kadarını kılabilirler. BahrÜ´r - Raık´ta da böyledir.

Bir kimse, eğer kan akarak abdest alırda, inkıta´ (kanın kesilmesi) halinde namazını kımuş ve kanın kesilmiş olma hali de, ikinci vakti kaplayarak şekilde devam etmiş olursa, o kimse, kıldığı namazı iade eder. Münye ŞerM´nde de böyledir.

Yukarıdaki şekilde abdest alan kimsenin kanı, namaz için­de kesilmiş ve bu kesilme hali de, yine yukarıdaki gibi devam et­miş olsa, o kimse, yine bu namazını iade eder Muzmarât´ta da böy­ledir.

Bu şekilde alınmış bulunan abdest, farz olan namazın vak-lı çıkınca batü olur, bozulur. Hİdâye´de de böyledir. Sahih olan da budur. Muhıyt´de «abdesti bozan şeyler» bahsinde de böyledir.

Hatta özürlü bir kimse, bayram namazı için abdest alsa; İmâm-ı A´zam (R.A.) ve İmâm Mııhammed (R.A.)´e göre, o kimse, bu abdestle, öğle namazını da kılabilir. Sahih olan da budur. Çün­kü, bayram namazı, kuşluk namazı hükmündedir.

Özürlü bir kimse, öğle namazı için, vaktinde abdest almış olsa, ikinci bir abdesti de yine aynı vakitte ikindi namazı için al­mış olsa; İmâm-ı A´zam (R.A.) ve İmâm Mııhammed (R.A.)´e göre, bu kimsenin bu abdestle ikindi namazını kılması caiz değildir. Hi-dâye´de de böyledir. Sahih olan da budur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Özürlünün abdesti, abdest aldığı zaman kan akmakta ise veya vakîi. içinde abdest aldıktan sonra kan akmaya başlamışsa ancak o zaman bozulur.

Hatta, bir kadın, kam kesik olduğu zaman, abdest almış ve bu hali devam etmekte iken de vakit çıkmış olsa; o kadın, abdest üze­redir. Ve o kadının, o abdestle, kan akmadıkça veya başka bir şe­kilde abdesti bozulmadikça, namaz kliması caizdir. Tebyîn´de de böyledir.

Özürlü bir kimse, ihtiyaç olmaksızın vakit içinde abdest alsa ve sonra da kan aksa, ihtiyaç olunca, yeniden abdest alması gerekir.

Kan akmanın dışında, başka bir hades için abdest almış olan kimseden, abdestten sonra kan akmış olsa, o kimse, yeniden ab­dest alır. Kâfî´de de böyledir.

Bir kimsenin, akıcı kabarcıkları bulunsa da o adam, abdest aldıktan sonra, önceden akmıyan bir kabarcık aksa, bu kimsenin abdesti bozulur. Sirâcül - Vehhâc´da da böyledir.

Yine; burnunun birinden kan akmakta olan kimse, abdest aldıktan sonra, diğer burnundan kan aksa; bu kimsenin, tekrar ab­dest alması gerekir. Bahrü´r - Râık´ta da böyledir.

Özürlü bir kadın, abdest ahp.. nafile bir namaza başlasa ve onun henüz bir rek´atım kılınca da vakit çıksa, o namaz fâsid o!ur. Kadının ihtiyaten o namazı kaza etmesi gerekir. Zahîriyye´de de

böyledir.

Bir adamın gücü, akan kanı bağlamaya veya pamuklayıp akıntıyı durdurmaya yettiği veya adam oturduğu zaman, kanın ak­ması duruyorsa; o adamın, bu kanın akmasını, durdurması vacibtir.

Bu kimse, kanın akşını bu şekilde dundurmakla, özür sahibi ol­maktan çıkar.

Hayızlı ise, bunun aksinedir. O kanı durdursa bile dahi yine hayızlıdir. Bahrü´r - Râık´ta da yine bÖ3rledir.

Nifaslı ve özürlü kadınlar, pamuk koydukları zaman, kanı durdurmuş olsalar; yine, nifasîı ve Özürlü olmaktan çıkmış olmaz­lar. Tecnîs´de de böyledir.

Bir adamın gözünden, göz ağrısı gibi bir hastalık sebebi ile yaş akıyor olsa; o kimseye, namaz için, her vakit abdest alması emredilir. Çünkü, o yaşın, sadid (kanla karışık su) olma ihtimali vardır. Tebyîn´de de böyledir.

Bir adamın akıcı bir yarası olsa da bu yaranın üzerini, iyi­ce sarıp, bezle bağladıktan sonra, o beze veya elbisesine, fazla mik­tarda kan isabet etse; eğer o kimse, isabet eden bu kanı, bu vazi­yette yıkar fakat namazı bitirmeden, bez aynı şekilde ikinci defa kirlenirse; o kimsenin, o bezi yıkamaması ve yıkamadan önce de namaz kılması caiz olur. Aksi takdirde caiz olmaz. İhtiyar olunan görüş de budur. Muzmarâi´ta da böyledir. ´ ´

Bir kimsenin burnu kanasa veya yarısından kan aksa, bu durumda vaktin sonuna kadar bekler; eğer kan kesilmezse abdest alır. ve vakit çıkmadan evvel, o kanı da yıkamadan önce namazım kılar. Zehıyre´de de böyledir. [123]



7- NECASET VE HÜKÜMLERİ


Necasetleri (Pislikleri) Temizlemek


Pisliklerin temizlenmesi, şu on yoldan biri ile mümkündür: [124]



1- Yıkamak:


Necaseti, (pisliği) su ile veya kendisi ile necasetin, gideril­mesi mümkün olan, sirke, gül suyu ve benzeri gibi her nevi temiz mâi (akıcı şey) lerle temizlemek caizdir.

Sıkıldığı zaman, sikılabilen ve suyu çıkan şeyler de, temizleyici olanlardandır. Hidâye´de de böyledir.

Yağ gibi sıkılmıyanlarla, pisliği temizlemek, (necaseti gi­dermek) caiz değildir. Kâfi de de böyledir.

Pekmez ve süt gibi, sıkılabilenlerle de necasetin giderilme­si caiz değildir. Tebyİn´de de böyledir.

Mâ-i müstamel (kullanılmış su) da akıcılardandır. Bu, Tmâm-ı A´zam (R.A.)´dan İmâm Muhanuned (R.AA´in rivayet etti­ği kavildir. Fetva da bunun üzerinedir. Zâhidü´de de böyledir.

Pisliğin giderilmesi: Eğer pislik, görünen bir pislikse, onun ü;i ^ e i-ilmesi, kendisinin ve esirinin giderilmesidir. Eğer pislik, eseri giderilen bir şey ise, onda sayıya, miktara itibar edilmez, Muhıyt´te de bövledir.

Pisliğin kendisi, bir defa yıkanmakla giderilmiş olsa, onun-ia iktifa edilir. Fakat; bir defada giderilmez ise, üç defa yıkanır ve yıkamaya, pislik giderilene kadar devam edilir. Sirâciyye´de de böyledir.

Ve eğer, necasetin eserinin, temizlenip giderilmesi, kolay olmaz ve bu ancak, meşakkatle mümkün olan bir jş olur ve onun te­mizlenmesi için de, suyun gayrinde, sabun gibi başka bir şeye ihti­yaç hissedilirse; kişi, onun giderilmesi ile teklif olunmaz. (Mükeİlef olmaz) Tebyin´de de böyledir.

Bu durumda olan kimse, kaynar su ile yıkamakla da teklif olunmaz. Sirâcü´l - Vehhâc´da ıda böyledir.

Bir adam, elbisesini veya elini boyasa, veya necfcs ipis) bir kına ile kmalansa, o şeyi, yakidığı su, safi olana kadar yıkar. O şey, rengin durulması ile birlikte, temizlenmiş olur. Fethü´J - Kadirde de böyledir.

Bir kimse, elini pis olan bir yağın .içine daldırsa veya bu yağ elbisesine bula$sa; bu kimse, sonra da, elini veya elbisesini, sadece su ile.(sabunsuz) yıkamış olsa; yağın eseri, elinde veya elbisesinde baki kalmış olsa bile, eli ve elbisesi temizlenmiş olur. Ebû´î - Leys´ de, bu görüşü ihtiyar etmiştir. Esahh olan da budur. Zehıyre´de ûe böyledir.

Bu şekilde yıkanan şeyin> her defasında, sıkılması da şart kılınır ki, içinde olan sıkılmış olsun. Sıkmanın, üçüncü defada yapı­lanında, mübalağa edilir. Hatta, bu üçüncü defada, o kadar sıkılır ki, bundan sonra bir daha sıkılacak olsa, sıkılan o şeyden su akmaz.

Sıkma hususunda, her şahsın kendi kuvvetine itibar edilir.

Bazı rivayetlerde de: «Bir defa sıkmak yetişir.» denilmiştir. Bu kolay bir yoldur. NevâzÜ´de de, fetva buna göredir. Tatarhâniyye´-de de böyledir. Fakat, ahvat olan ise, önceki görüştür.

Kuvveti yetiştiği halde, elbise daha fazla yıpranmasın dü­şüncesi veya onu korumak maksadı ile, sıkarken mübalağa etme­miş olan kimsenin, bu şekilde yıkaması caiz olmaz. Fetâvâyî Kâni-hân´da da böyledir.

Bir kimse, eğer, üç defa yıkadığı ve her defasında da sıktı­ğı halde, o şeyden, sonra damlalar düşer ve bir şeye dokunursa; bu durumda, eğer üçüncü sıkışını gücü yettiği! kadar yapmışsa;— şayet kendisi sıktığı zaman o şeyden su akmayacak kadar sıkmış ise o elbise de, o şahsın eli de, sonradan düşen damlalar da temizclir. Aksi takdirde hepsi de pistir; Muhıyfte de böyledir.

Tarif edilen bu şekil, yıkanacak olan şeyin, pisliği içine çok çektiği zamanda uygulanır. Yıkanacak şey, eğer, pisliği içine almaz veya pek az alırsa, o zaman bu şey, üç defa yıkamakla te­mizlenmiş olur. Muhıyfte de böyledir.

Bir kadın, içkinin içinde, buğday veya et pişirse, o kabın temiz olması için îmâm Ebû Yûsuf (R.Â.) ´a göre, içinde üç defa su kaynatır ve her defasında, kabın içindeki suyu iyice boşaltır. İmâmı A´zam Ebû Hanife (R.A.) ´ye göre ise, o kap, ebediyyen temiz olmaz. Fetva da bunun üzerinedir. Nısâb ve Kübrâ´dan naklen Muzmârâi´ ta da böyledir.

Kendisine isabet eden necaseti, içine çeken bir şeyin pislen­mesi; bir bıçağa pis su verilmesi, yeni yapılmış olan çanak, çönaleK gibi şeylerin içlerine içki bulaşması; kendisine içki bulaşmış ve bu­nu emmiş bulunan, buğday gibi sıkılması mümkün olmayan şey­lere necaset bulaşması ile pislenen şeyler, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)´ a göre, şöyle temizlenir : .

Pis su verilmiş olan bıçağa, yeniden üç defa temiz su verilir. Toprak kaplar, üç defa yıkanır ve her defasında kurutulur.

Buğdaya gelince: içkiyi emip şiştiği gibi, üç defa, suyu emip şi­şene kadar yıkanır, her defasında da iyice kurutulur.

Bu işlemler yapılınca, mezkûr şeylerin temiz olduğuna hükmo-lunur.

Buğday, eğer içki isabet edince şişmemişse, üç defa yıkamakla temizlenir. Her defasında kurutmak gerekir. Böylece buğdayın te­mizlenmiş sayılması, onda içkinin tadının ve kokusunun bulunma­dığı vakittedir. Muhıyfte de böyledir.

Topraktan yapılmış olan (kiremit) kap, eğer eski ise, onu bir defa da üç kerre yıkamak kafi gelir. Hulâsa´da da böyledir.

Bal pislenmiş olursa, bir tencere veya tavaya konarak üze­rine su doldurulur ve bu vaziyette, bal aslî ağırlığına inene kadar kaynatılır. Bu iş, üç defa tekrarlanınca, bal temizlenmiş olur.

«Pekmezin de, temizleme işi, aynı şekilde yapıHır.» denilmiştir.

Pislenmiş olan yağ üç defa yıkanır. Yağın yıkama işlemi şöyle yapılır: Yağ bir kaba konur: üzerine de kendi ağırlığı kadar su döküîür ve karıştırılır. Sonra hâli üzere, yağ, suyun üzerine çı­kana kadar bırakılır. Bu iş tamamlanınca, suyun üzerindeki yağ alınır. Veya kabın altı delinerek, altta bulunan su boşaltılır. Bu du­rum, üç defa tekrarlanırsa, yağ temizlenmiş olur. Zâhîdî´de de böy­ledir.

Pis elbise, üç defa yıkanır ve kurutulur. Veya bir defada üç kerre yıkanır; her defasında sıkılır. Bu şekilde temizlenmiş olur. E-ğer, böyle olmamış olsaydı, insanlar için elbette zor olacaktı,

îçinde temiz olmayan bir uzuv yıkanmış olan kap ve is-tincâ etmeksizin, içinde cünüp bir kimsenin yıkanmış olduğu kuyu, elbise gibidir; bu su da, suyun bulunduğu kap veya kuyu da, pi´slen-miştir.

Elbisede olan dördüncü su temizdir; azadaki ise, temiz değildir. Çünkü o su ile, yakınlık ikâme edilmiştir. Kâfi´de de böyledir.

Bir şeye dokununca, o şey, üç defa yıkanınca temizlenen . veya bir şeye dokununca, o şey, iki defa yıkanınca temizlenen; ve­yahut da bir şeye -dokununca, o şey, bir defa yıkanınca temizlenen, mâilerin (suların) üçü de pistir; düzensizdir. Serahsî´nin Muhıyt´ir-de ve Tenvîr´de de böyledir.

Bir suda, birinci elbise yıkandığı zaman, o suyun hükümü ne ise, ikinci elbise yıkandığı zaman da, hükmü odur. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Yıkanan şeye tabi olarak, üçüncü kap temiz olur. Bakır kabın kulpunun, kaba tâbi olarak veya içindeki içki, sirkeye dönüş­türülen küpün, temiz olması gibi... Zahidî´de de böyledir.

Boğazı, ham bezden yapılmış olan bir mestin içine, pis su girmiş olsa, mest elle ovalanarak yıkanır. Sonra da, içine üç defa su doldurulur ve boşaltılır. Yalnız bu şekil, mestin sıkılmasının kolay olmadığı zaman tatbik edilir. Bu durumda, artık mest temiz­lenmiş olur. >İevâzÜİİ Muhtar´da da : O «mest, her defasında darr lalar kesilinceye kadar bırakılır.» dâhilmiştir. Tatarhâniyye´de de böyledir,

iplikle işlenmiş ve dış târafk tamamen bükülmüş iplikten yapılmış olan meste, Horasan mesti elenir. Bu mestin altına pislik dokunursa, o mest, üç defa yıkanır ve her defasında da kurutulur.

Bazıları da: «Bu mest, yıkanır ve suları, tamamen damlaymca-ya kadar terk edilir. Sonra, ikinci ve üçüncü defa da böylece yıkanır, demişlerdir. Doğru olan da budur. Evvelkisi ise, ihtiyata daha uy^ gundur.

Toprağa (yeryüzüne) ve ağaca pislik isabet ettiği zaman, yağmur yağar ve bu sebeple, onlarda pislik eseri kalmazsa, temiz­lenmiş olurlar.

Odun da böyledir. Oduna necaset isabet edince, yukardaki gibi kendisine yağmurun isabet etmesi ile, temizlenmiş olur. Bu durum, yıkama yerine geçer.

Yer, idrarla pislendiği zaman, insanların onu temizlemeye ihtiyâo olunca; eğer yer, (toprak) yumuşak olursa üzerine üç defa su dökmekle temizlenmiş olur.

Fakat, «eğer yer (toprak) sert ise, üzerine su dökülerek ovala­nır.» demişlerdir. Sert toprak, bundan sonra da, yün veya bezle ku­rulanır ve bu iş, üç defa yapılır. Böylece o yer de temizlenmiş olur.

Şayet, o yerin üzerine bol.miktarda sü dökülür ve pislik, oradan rengi de, kokusu da kahnıyacak şekilde oradan ayrılmış olursa; o yer, kuruyunca temizlenmiş olur. Fetâvâyi Kadîhân´da da böyledir.

Bir hasıra isabet eden necaset eğer, kuru ise, onu elbette ovalamak gerekir ki, yumuşasın. Ve eğer, bu necaset yaş ve hasu­da, kamıştan veya ona benzer oir şeyden yapılmışsa, bu hasır, yı­kamakla temizlenmiş olur. Başka bir şey yapmaya ihtiyaç yoktur. Muhıyt´te de böyledir.

Bu durumdaki hasırın, yıkamakla temizlenmiş olacağı husu­sunda, görüş ayrılığı yoktur. Çünkü o, necaseti emmez ve içine çek­mez. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

Eğer hasır berditden veya ona benzer bir şeyden yapılmışsa, — kendisine necaset isabet edince — üç defa yıkanır ve her defa­sında da kurutulur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre —ancak— bu şekilde temizlenmiş olur. Münyetü´l - Musaüîî´de de böyledir. Fatvâ da bunun üzerinedir.

Berdiden yapılmış olan hasıra, Önceden pis su bırakılmış olsa, üç defa yıkanır ve her defasında da sıkılır veya kurutulur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ve diğer bazı meşayih´e göre bu hasır, böy­lece temzlenmiş olur. Kâdihân´ın «Hamam» bölümünde de böyle­dir.

Pislenmiş olan sergi, (=yaygı) nehre bırakılarak bir gece üzerinden su akmış olursa, temizlenir. Hulâsa´da da böyledir. Sahih olan da budur. Münyetü´l - Musallî´de de böyledir.

içindeki içki bulunan toprak bir kabın temizlenmesi için, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, eğer kap yeni ise, içkiyi döküp, bir­er saat ara ile kabın dçine, üç defa su doldurmak (ve süre sonunda bunu boşaltmak) lâzımdır. Hulâsa´da da böyledir,

îçki kabı eski ve kullanılmış ise, îiç defa yıkanıca temizlen^ miş olur. Kâdihân´da da böyledir. Bu kabın temizlenmiş sayılması için, kendisinde, içki kokusu kalmamış olması gerekir. Kübrâ´dan naklen Tatarhânîyye´de de böyledir.

Kendisine necaset isabet etmiş olan, dibağlanmış deri, eğer sert ve sertliğinden dolayı pisliği emmemışse, yıkamakla temizlemnir.

Bu deri, eğer pisliği emmiş ve şayet sıkma imkânı da varsa, üç defa yıkanır ve her defasında da sıkılır. Bu deri, böylece temiz­lenmiş olur. Şayet, sıkma imkânı yoksa. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, üç defa yıkanır ve her defasında ve bu elbisenin, temiz olduğuna hükmedilir. Muhtar olan da budur.

da kurutulur. Fetâvâyü Kâdî­hân´da da böyledir.

Elbisenin bir tarafı pislenir ve ne tarafının pislenmiş.ol­duğu unutulursa, araştırmaksızm, her hangi bir tarafı yıkanır Bir kimse, bu şekilde yıkanmış olan bir elbise ile bir kaç vakit namaz kılmış ve Sonra da necasetin, — yıkanan yerde değil de bir başka tarafta olduğu açığa çıkmış olsa; o kimse, o elbise ile kılmiş olduğu namazları, yeniden kılar. Hulâsa´da da böyledir. îhtiya. ta uygun olan, o elbisenin tamamını yıkamaktır.

Yakasının birine, necaset isabet eden ve fakat hangi yaka­sına isabet ettiğini bilmeyen kimse de, her iki yakasını da yıkar. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Bir elbise, pislendiği zaman, onu üç defa yıkamak vacip o-lur. Bir kimsenin, böyle bir elbiseyi bir gün bir defa, başka bir gün de iki defa yıkaması caizdir. Çünkü, bu durumda da, maksad hasıl olmaktadır. Kâdîhân´ın «Kuyuya düşenler hakkındaki bölümünde de, böyle beyan edilmiştir. [125]



2- Silmek:


Silmek de, temizleme yollarından biridir

Katı olan ve fakat kaba olmayan cilalı kılıç ve bıçak gibi demir ve çelikten olan veya cam, ayna ve benzeri gibi şeylerin üze­rine pislik bulaşsa, bular, temiz bir bez ile silmekle temizlenmiş o-lurlar.

(Ancak, pis su verilmiş olan bıçak ve* kılıç gibi şeyler, bu yoîla temizlenmezler. Onların, yeniden temiz su verilmek sureti ile te­mizlenebilecekleri, yukarıda geçmişti. Muhıyt´te de böyledir.)

Bu gibi şeylere bulaşan pisliğin, yaş veya kuru olması ara­sında bir fark yoktur. Bu pisliğin, cirmi (hacmi) olup olmaması arasında da bir fark yoktur. Fetva hususunda, muhtar olan da bu­dur. İnâye´de de böyledir.

Eğer, demir sert olmasına rağmen, kaba veya nakışlı ise, silmekle temizlenmiş olmaz. Tebyîn.de de böyledir.

Şişe vurulan yer, ayrı ayrı üç defa yaş bezlerle silinmekle temizlenmiş olur. Bu, yıkama yerine geçer, Çünkü bu, yıkama işini yapmaktadır. Serahsî´nin Muhıyt´înde de böyledir. [126]



3- Ovalamak:


Ovalamak da, temizleme yollarından biridir.

Elbiseye meni bulaştığı zaman, eğer meni yaş ise, onu yı­kamak gerekir. Fakat, meni elbise üzerinde kurumuş ise, onu güzelce ovalamak caizdir. tnâye´de de böyledir. Sahih olan kavle gör meninin erkek veya kadın menisi olması arasında bir fark yoktur.

Ovaladıktan sonra, meninin izinin kalmış olması — temiz lige — bir zarar vermez. Bu durum, yıkandıktan sonra meninin izi nin kalması gibidir. Zâhidî´de de böyledir.

Meni, şayet, idrarla pislenmiş olan zekerin başında bulu­nursa, ovalamakla temizlenmiş olmaz. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

Meni, eğer insanın bedenine bulaşmış olursa, yaş olsun ku­ru olsun, o, İmâm Ebû Hanîfe IRA.)´ den gelen bir rivayete göre, ancak yıkanmakla temizlenir. Usûl´den naklen Kâfî´de de böyledir. Kâdîbân ve Hulâsa´da da böyledir.

Fakat, bazı âlimlerimiz: «Bedene bulaşan ve kurumuş olan meni, ovalamakla temizlenir; Çünkü onda, zahmet çok şiddetlidir.» demişlerdir.. Hidâye´de de böyledir.

Çarşafa nüfuz etmiş olan meninin temizlenmesi için de, ovalamak kâfidir. Sahih olan da budur. Cevheretü´n - Neyyire ve Tebyin´de de böyledir.

Meste meni bulaşmış olur ve o meni kurumuş bulunursa, onu, ovahyarak temizlemek caizdir. Kâfi´de ide böyledir.

Meni, elbisede bulunur ve ovalandığı vakit eseri gitmiş olur, fakat oraya su dokununca — eseri meydana çıkarsa bu durumda iki rivayet vardır; lâkin, bu rivayetlerden muhtar olanı, bu durum­da necasetin geri dönmiyeceğidir. Hulâsa´da da böyledir. [127]



4 - Sürtmek:


Bazı şeyle bulaşan necaset de, sürtmek yolu ile temizlenir.

Bir meste pislik butaşa; eğer bu pislik, insan pisliği, hayvan pisliği ve meni gibi cisimli ve kuru ise o pislik sürtmekle temizlenir.

Fakat, yaş ise, Zahirü´r - rivâye´ye göre ancak yıkamakla temiz­lenir.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, mübağla ile silinip, kendisinde pislikten eser kalmamış olduğu zaman .temizlenmiş olur. Umumun helva olduğu için... Fetva da bunun üzerinedir. Fetâvâyi Kâdihân´d;;

da böyledir.

Eğer, pislik, cisimli (sabit şekilli) değilse; üzerine atılmış olan, toprak veya benzeri bir şeye yapışan, içki ve idrar gibi şeyler; üzerine yapışmış bulundukları bu gibi şeylerle silinirlerse, temizlen­miş olurlar. Sahih olan da budur. Zarurete binâen, fetva da bunun üzerinedir. Tebyîn´de de böyledir. Mi´racü´d - Öirâye´de de böyledir.

Fetevâ-i Hücceti´Uferr´de: «Cisimli (sabit şekilli veya akıcı olmayan) bir pislik, bir şeye bulaştığı vakit, kuru ise, sürtmekle temizlenir; mestin temizlendiği gibi...» denilmiştir. [128]



5- Kurumak :


Bir pisliğin, kuruyarak eserinin kaybolması da, temizlik yol­larından biridir.

Yer (Toprak) kurumakla ve bu sebeble, üzerindeki neca­set eserinin kaybolması ile, üzerinde namaz kılmak ve kendisi ile teyemmüm etmek için, temiz olmuş olur. Kâfî´de de böyledir.

Güneşle, ateşle, rüzgarla veya gölge ile kurumak arasında bir fark yoktur. Bahrü´r - Rüuk´ta da böyledir.

Kurumakla temizleme hükümü, yer üzerinde sabit olan her şey için müşterektir. Duvar, ağaç, ot, kamış gibi şeyler yer üzerinde kaim ve daim oldukları müddetçe, yerle aynı hükme tabidirler.

Ancak, ot, odun ve kamış gibi şeyler, yerden koparıldıktan sonra kendilerine necaset bulaşmış olursa, bu durumda, kurumakla temiz­lenmiş olmazlar; ancak yıkanmakla temizlenmiş olurlar. Cevher­etü´n - Neyyire´de de böyledir,

Serilip döşenmiş olan kiremit de, yer, hükmündedir; kuruunen temiz olur.

Fakat, nakletmek veya değiştirmek için konmuş bulunan kire-mite necaset İsabet etmiş olursa, onu muhakkak yıkamak gerekir. -Vuhıyt´ıe de böyledir.

Taş ve tuğla da kiremit gibidir. Münyetü´l - Musallîde´de bkd

Bu şeyler, kuruyarak temizlendikten sonra, yerlerinden ko parıhp çıkarılsa, pisliğin bu durumda, onlara avdet edip etmiyeceği hususunda iki rivayet vardır. Bazıları : «Bu durumda, onlara pislik avdet eder.» bazıları da : «...avdet etmez.» demişlerdir. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

Çakıl taşları, yerin içinde bulundukları zaman, yer hükmün­dedir.

Fakat, yerin üstünde bulundukları zaman, kurumakla temiz olmazlar Muhıyt´te de böyledir.

Yer kurumakla temizledikten sonra, kendisine su isabet eylese; sahih olan, ona pisliğin — geri — dönmüş olmamasıdır. Bir kimse, kurumakla temiz olmuş olan yerin üzerine, su serper ve sonra ora­ya oturmuş olursa bunda bir beis yoktur. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir. [129]



6- Yakmak:


Yakmak da, temizleme yollarından biridir.

Hayvan tersi, kül oluncaya kadar yakıldığı zaman, İmâm Muhammed (R.A.) ´e göre, o şeyin temiz olmuş olduğuna hükmedilir. Fetva da bımun üzerinedir. Hulâsa´da da böyledir.

İnsan tersi de, ayni hükme tabi´dir.

Kana bulanmış koyun başı; kellesi, yakılıp ütüldüğü zaman, bu kan, kaybolunca, onun temiz olduğuna hükmedilir.

Pis çamurlar, çanak, çömlek ve tas yapılıp, pişirilince, te­mizlenmiş olurlar. Muhıyt´te de böyledir.

Çamuru, pis su ile karılmış olan tuğla da, ateşte pişirilin­ce, temizlenmiş olur. Fetâvâyi Garâib´de de böyledir.

Bir kadın, tandırını iyice ısıtıp kızdırdıktan sonra, onu, pis bir paçavra veya bezle süse ve sonra da, o tandırın içinde ekmek pişirse; eğer, ateşin harareti, suyun ıslaklığını; ekmeği tandıra ya­pıştırmadan önce yemiş-yok etmiş ise, ekmek pislenmiş olmaz. Muhıyt´te de böyledir.

Hayvan gübresi ile ısıtılan tandırda ekmek pişirmek, mek ruhtur. Fakat, bu durumda, tandıra sû serpilince, kerâhat ortadan kalkar. Gunye´de de böyledir. [130]



7- Bir Şeyim Mahiyetini Değiştirerek, Temizlemek:


Her hangi bir şeyin, mahiyetini değiştirmesi de, temizlenme yollarından biridir.

Taze bir küpteki içkiyi, sirke yapmakla, hem içki hem de, küp ititifakla temizlenmiş olur. Gunye´de de böyledir.

Hamuru içki ile yoğrulan ekmek, yıkamakla temizlenmez. Ancak, hamurun içine sirke dökülmüş ve bu sebeble, içkinin eseri kaybolmuş bulunsa, temizlenmiş olur. Zâhiriyye´de de böyledir.

41 Yufka ekmek, içkinin içine atıldığı zaman; içkinin içine, luz atılarak, o içki, sirke yapılır ve içki kokusu kalmazsa, sahih olan kavle göre, o ekmek, temiz olur.

İçkinin içine soğan atıldıktan sonra, bu içki sirkeleştirilmiş olsa, soğanın içine girmiş bulunan, içkinin cüzleri de, sirke olmuş­tur. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

İçki, suyun içine veya su, içkinin içine düşse ve bu karışım sonradan sirke olsa, temiz olur. Hulâsa´da da böyledir.

Bîr çorbaya içki dökülmüş olsa; bu çorbaya sirke döküldü­ğünde, eğer çorba, ekşilikte, sirke gibi olursa-, temizdir. Zehıyre´de de böyledir.

İçkiye fare düştüğü, fakat bozulup dağılmadan çıkarıldığı zaman, daha sonra bu içki sirkeye döndürülürse, o sirkeyi yemekte bir beis yoktur.

Fakat, fare, içkinin içinden, tefessüh edip koktuktan sonra çıka­rılmış olursa; bu içki, sonradan sirkeye dönüştürülmüş olsa bile, bu sirkenin yenilmesi helâl olmaz.

Bir köpek üzüm şırasını yalasa, sonra o şıra içki olsa ve daha sonra da sirkeye ıdönüştürülse; yine, o sirkeyi yemek, helâl ol­maz. Çünkü, köpeğin salyası, onun içinde kaimdir ve o sirke hâline getirilmez. Fetâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

tekinin üzerine idrar dökülse, sonra da o içki, sirkeye çev­rilse, o sirkenin de yenmesi helâl olmaz. Hulâsa´da da böyledir,

Pis olan sirke, içkinin içine .dökülse ve bu içki, sirkeye dü nüşse; içkiden donen bu sirke, pis olur; çünkü, necis değişmez. Fe-tâvâyi Kâdihân´da da böyledir.

Domuz veya eşek, tuz gölüne düşmüş ve —orada— tuz hâ­line gelmiş olsalar; İmânı A´zam (R.A.) ve İmânı Muhammed (R.A. -r göre, temiz olurlar. İmâm Ebû Yûsuf (R.AJ ´a göre ise, temiz ol-mp.zlar. Serahsî´nin Muhıyt´inde de böyledir.

-Üzüm suyunun, kabının şiddetle kaynadığı, köpüğünü atıp kaynamasının durduğu, eksilip sonra içki olduğu zaman, eğer içine sirke bırakılır da, uzun müddet beklemek sebebi ile sirkenin buharı," üzüm suyunun kabının başına kadar yükselirse, temiz olur.

tt İçki bulaşan elbise de, sirke ile yıkandığı zaman temiz olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Pis yağ, sabun yapılmış olursa, o sabunun, temiz olduğunu hükmedilir. Çünkü, —mahiyeti— değişmiştir. Zahidî´de do böyledir.

8- Tabaklamak, (derilerde)

9 - Boğazlamak, (hayvanlarda),

10- Çekmek Ve Boşaltmak da (kuyularda), temizleme yollarıdır.

Buradaki temizleme yollan ile ilgili geniş izahlar, daha önce geçmişti. [131]



Temizleme İle İlgili Diğer Bazı Mes´eleler :


Bir adamın bazı azalarına, necaset isabet edip bulaştığı za­man, o kimse, necasetin eseri (= izi, alameti) gidinceye kadar onu dili ile yalasa, temizlenmiş olur.

Bir kimse, pislenen bıçağı; dili ile yalar veya onu tükrügü ile silerse, bıçak temizlenmiş olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Bir kimse, elbisesinde olan necaseti, eseri kayboluncaya kadar yalamış olsa, o elbise, muhakkakki temizlenmiş olur. Muhiytte de böyledir.

Bir kimse, ağız dolusu kustuğu zaman, ağzını yıkamasa ci«ı. abdest aisa ve namaz kilsa, namazı caiz olur. Çünkü, o kimsenin aptiikrüklc temizlenmiştir.

Sabi çocuk, annesinin memesine kussa, sonra da o memeyi tekrar tekrar emse, meme temiz olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyle­dir.

Atılan (çırpılan) yün veya pamuk, pis olursa; atılıp didildiği vakit, eğer tamamı veya yansı pis idi ise, o temizlenmez. Fakat, eğer pis olan kısmı, az olurda, atılıp - çırpılmakla temizlenme ihtimali bu­lunursa, bu işlemden sonra, temizlenmiş olduğuna hükmedilir. Hu-lâsa´da da böyledir.

«Harmanda düven sürerken, öküzün veya eşeğin, bevl veya terslerinin isabet etmiş olduğu buğdayların bazısı, bazısına (yani, pisi temizine) karışsa, sonra, bunlardan bir kısmı, ayrılıp yıkansa, sonra da hepsi birbirine karışmış olsa, bunların yenilmesi mubah olur.» denilmiştir.

Bu durumda olan-buğdaylar, ayrılmış olsa da bir kişiye bağış: lansa veya sadaka olarak verilse, yenilmesi yine mübâh olur.

Pis mum, erimekle temizlenmiş sayılmaz; fakat, pis kalay, erimekle temizlenmiş sayılır. Gunye´de de böyledir.

Donmuş halde bulunan bir yağın içinde, fare ölmüş olsa, farenin olduğu yerin etrafı, oyularak atılır; geri kalan yağ, temizdir, yenilir.

Fakat, eğer yağ, cıvık = akıcı ise, bu durumda yenilmez. An­cak, yemenin dışında, ondan faydalanılır. Meselâ : Onunla kandil ya-kılabilir, deri tabaklanabilir ve benzeri şeyler yapılabilir... Hulâsa´-da da böyledir.

Pis yr^ğla, deri tabaklanmış olursa, o derinin, yıkanılması emre­dilir. Sıküabiliyorsa, üç defa yıkanır ve sıkılır. Fakat, sıkılmaz ise, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ´a göre, üç defa yıkanır ve her defasında da kurutulur. Bedai´de de böyledir.

Yağın, akıcı veya donucu olduğu şöyle anlaşılır : Oyulup da alman pis yer, aynı saatte —kendiliğinden— düz bir hale gelmezse, o yağ, donmuş — katı yağdır. Fakat, bu durumda, yağ düzelirse, o yağ, akıcı = cıvık bir yağdır. Fetâvâyi GarâiVde de böyledir. [132]



Görünen Necaset (Pislikler)


Necaset iki türlüdür :

1- Necaset-i Galîza (Ağır, kalın pislikler)

2- Necaset-i Hafife .(Hafif pislikler) [133]



1- Necaset-iGalîza :


Necaset-i galîza´nın, ancak, bir dirhem miktarında olanı af-volunmuştur.

Dirhem hakkındaki rivayetlerde de, görüş ayrılığı vardır. Sahih olan, bu gibi çisimli pislikler konusunda, dirhemin ağırlığına itibar edilir. Onun ağırlığı da, bir dirhem miktarıdır ki, büyük mis-kaldir.

Necâset-i galîza´nın dışında kalanlarda ise, kirlettiği yerin me­sahasına (= alanına) itibar edilir. O da, avuç içi kadar (bir alan) dır. Tebyin, Kâfi ve pek çok fetva kitaplarında da böyledir.

Miskâl´in ağırlığı 20 kırattır. Şemsü´l - Eirame´den rivayete güre; itibar her zaman dirhemedir. Sahih olan görüş evvelki görüş­tür, îzâh´tan naklen, Sirâcül - Vehhâc´da da böyledir.

İnsan vücudundan çıkmış olan ve abdesti veya guslü gerek­tiren bütün şeyler, necaset-i galîza´dır : tnsan tersi, idrar, meni, me-zi, vedi, irin, sarı su, ağız dolusu olan kusuntu gibi...Bahru´r-Râık´-ta da böyledir.

Keza, kan ve hayız, nifas, istihâze kanı da, necaset-i galîza-dir. Siracü´I Vehhâc´da da böyledir.

Ekmek yiyecek çağda olsun veya olmasın, küçük oğlan ve kız çocuklarının bevilleri de, birbirlerine müsavidir ve necaset-i ga-lîza´dır. İhtiyar Şerhi Muhtâr´da da böyledir.

İçki, akan kan, ölmüş hayvan eti, eti yenmeyen hayvanların -sidiği, at, katır ve merkep tersleri, sığır tersi, köpek tersi, tavuk, kaz ve Ördek tersleri de, necaset-i galîza´dır. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Yırtıcı hayvanların tersleri, kedi ve farenin tersleri ve id­rarları, yılanın tersi ve idrarı, büyük gene ve keler denilen hayvanın kanı (eğer akıcı olursa) da yine necaset-i galîza (= ağır pislikleri), dır.

Bunlardan her hangi biri, bir elbiseye, bîr dirhem miktarı bulaşırsa, o elbise ile namaz kılmanın cevazına, fcaiz olmasına) ma­ni´ olur. Muhryt´te de böyledir. [134]



2- Necaset-i Hafîfe (Hafif Pislikler)


Hafif necasetin, elbisenin dörtte birinden daha az mikta­rında olanı, afvediUp, bağışlanmıştır. Ekseri! - mtitûn´de de böyle­dir.

Dörtte birin tesbiti. hususunda, neye itibar e´dileeeği ko­nusunda ihtilaf vardır. «Mu´teber olan, hafif pisliğin bulaştığı tara­fın dörtte biridir, denilmiştir. Etek, yaka, kol, bacak ve benzeri gi­bi, elbisenin bölümlerinin, dörtte birine itibar olunur. Bu hüküm, pislik bulaşan şeyin, elbise olması halindedir.

Eğer, pisliğin bulaştığı şey; el, ayak gibi bedenin uzuvla­rından biri olursa, bu durumda, bu uzvun, dörtte birine itibar olu­nur. Tuhfe Sahibi, Muhıyt, BedfiÜ´, Müctebâ, Sîrâcül - Vehhfic, bu görüşü sahih bulmuşlardır. Hakâık´ta ve Bahrü´r - Râık´ta da, fetva bunun üzerinedir.

Eti yenen hayvanlarla atın bevli ve eti yenmiyen1 kuşların tersleri, hafif pisliklerdir. Kanz´de de böyledir.

Hafif necaset, elbisede, meydana çıkıp görülür. Elbise, su­yun içinde olursa, görülemezler. Kâfî´de de böyledir.

Şehidin kanı, üzerinde durduğu müddetçe temizdir. Fakat, ondan ayrılınca pis olur.

Her hayvanın salyası, bevli C = idrarı) gibidir. Zahîriyye´de de böyledir.

İğne ucu gibi olan idrar sıçrıntılari, elbiseye dolsa bile, zaruretten dolayı bağışlanmıştır. Tebyîn´de de böyledir. Îğnenin ucu kadar değil de, iğnenin arkası kadar olan, idrar sıçrmtılai hakkındaki hüküm de, aynıdır.

Bu hüküm, sıçnntılann, elbise veya bedene vâkiî olmaları ha.. Ündedir. Fakat, bunlar, suya sıçramış olurlarsa, onu pislendirirler ve bu durum,.bağışlanmış olmaz. Çünkü, suyun temizliği, bedenle^ rin, elbiselerin ve yerlerin temizliğinden/ daha kuvvetlidir. S4râ-cül - Vehhâb´da da böyledir.

idrar serpintileri, büyük iğnenin başı kadar olursa, ondan men olunur, çünkü bu durumda, o necistir ve bağışlanmaz, Bahrii´r Râık´ta da böyledir. [135]



Bu Konu İle İlgili Diğer Bazı Meseleler :


Yılan, boğazlanmış olsa bile, onun derisi pistir. Çünkü, yı­lan derisinin, tabaklanmasına ihtimal yoktur. Zehıyre´de de böyle­dir.

Yılanın gömleği temizdir,

Uyuyanın salyası (ağızdan çıkan su) temizdir. Salya, ister ağzından çıksın, ister kamından gelsin, İmâm Ebû Hanîfe (RjU ve İmâm Muhammed (R.A.) ´e göre, müsavidir. Fetva da bunun üzeri­nedir.

Ölünün ağzından çıkan su ise, pistir. Sirâcü´l - Vehhâc´da

da böyledir.

İpek, böceğinin suyu da, tersi de temizdir. Kunye´de de böy­ledir.

Eti yenilen kuşların tersi temizdir. Güvercinler ve serçe­ler gibi... Sîrâcül - Vehhâc´da da böyledir.

Sahih kavle göre, eşeğin südü temizdir. (Tebyın´de de boy-tedir. Fakat, yenilmez.) Ntiıâye ve HuJâsa´da da böyledir.

Boğazlanmış bulunan hayvanın, damarlarında kalan kan, çok olsa bile, elbiseyi pislendirmez. Fetiâvâyi´ Kâdîhân´da da böyle­dir.

Etin içinde kaîan ve akıcı olmayan kan da temizdir. Serah-sî´nin Muhiyt´inde de böyledir.

Akıcı kandan, ete yapışan kısım, pistir. Münye´de de böyle­dir.

Ciğer ve böbrek kanları, pis değildir. Hazânetül - Fetâvâ´da böyledir.

Sivrisinek, pire, bit, kazıl böcek gibi hayvanların kanlan, çok olsa bile, elbiseyi pislendirmez. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyle-

Balığın ve diğer, suda yaşayanların kanı, elbiseyi ifsad et­mez. Bu hüküm, İmâmı A´zam (R.A.) ve İmâm Muhammed (R A.) ´e göredir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Fare tersi, buğday ambarına düşmüş ve onunla birlikte öğü­tülmüş ve un haline gelmiş olsa, unu ifsad etmez. Fakat, ünün tadı­nı, bozmamış olması da şarttır.

Fare tersi, yağ kabına düşmüş olunca, onu da, ifsad eylemez. Yine, yağın tadını bozmamış olması şartiyle.

Fakîh Ebûl Leys : «Biz de bu görüşü alırız, demiştir. 9 Ebû Hafs´ın meselelerinde::

«Fare tersi, şıra ve sirke kabma düştüğü zaman, onları ifsad ey­lemez.» denilmiştir. Muhıyt´te de böyledir.

Şayet, bir elbiseye, pis bir yağ bulaştığında, bu yağın mik­tarı, dirhemden az olur, fakat, daha sonra, .etrafa yayılmakla dirhem miktarından fazla olursa; bazıları : «Bu durum, namazın cevazına manidir.» demişlerdir. Âlimlerin ekserisi de, bu görüşü aldılar. Mün­ye´de de böyledir.

Pis bir elbise, temiz bir elbiseye bitişse, yaş olan necasetin eseri de, temiz olan elbise de görünse ve bu temiz elbiseyi ıslatmış olsa, fakat, sıkıldığı zaman, o elbiseden şayet bir şey akmaz ve dam­lamazsa, esahh olan, o temiz elbisenin, pis olmamış olmasıdır.

Temiz bir elbise, pis bir elbisenin üstüne serilse veyahut da bu temiz elbise, ıslak ve pis olan bir yere serilmiş ve pisliğin izi de, o temiz elbisede görülse; fakat, —yukarıda bahsedildiği gi­bi— elbise yaş olmasa, yani, sıkıldığı zaman, ondan bir şey damla­nı asa fakat, geriden bakılınca, ıslanan yer belli oluyor olsa, esahh olan kavle göre, o elbise pis olmaz. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kimse, ıslak ayağını, pis ve ıslak olan bir yere veya pis bir yaygının üzerine koymuş oba, o kimsenin ayağı, pislenmiş olmaz.

Eğer bir kimse, kuru ayağını, yaş ve pis bir yaygının üzerine ko­yar ve bu kimsenin ayağı ıslanırsa, pislenmiş olur. Fakat, nemlen­miş, rutubetlenmiş olmasına itibar edilmez. Muhtar olan da budur. SlrâciiT - Vehhâc´da da böyledir.

Çamurun içine gübre döküldüğü zaman, o çamurun yüksek­çe ve kuru olan bir yerinin üzerine, ıslak bir bez parçası konsa, o bez parçası, pis olmaz.

Kuru bir gübreyi veya pis bir toprağı, rüzgâr estiği zaman, ıslak bir elbiseye dokundurmuş olsa; pislik eseri görülmedikçe, o el­bise, pis olmuş olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Rüzgâr, pisliğe uğrar ve onu sürükleyip getirerek yaş elbiseye dokundurur ve elbisede pisliğin kokusu bulunursa, elbise pislenir.

Fakat, pis buharların elbiseye dokunması ile, o elbise, pis­lenmiş olmaz. Sahih olan da budur. Zehıyre´de de böyledir.

Pis duman, elbiseye veya bedene dokunursa, sahih olan, onu pislendirmemesi d ir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Fetvalar da : «Bir evde pislik yakılsa da, o pisliğin dumanı ve buharı, yükselerek tavana yetişse ve orada toplanıp yoğun-laşsa; sonra da, erişe veya tavan terlese, dökülen damlalar da elbi­seye bulaşsa, —onda herhangi bir— necaset izi görülmeden, elbise pislenmiş olmaz.» denilmiştir, İmâm Ebû Bekr Muhammed bin FazI´da, bununla fetva vermiştir. Fetâvâyi Gıyasiyye´de de böyledir.

Ahır, sıcak olduğu, penceresinin üzerinde bir tavan bulun­duğu veya tuvalet çukurunun üzerinde tavan olduğu vakit, tavan terlese ve damlasa; dokunduğu elbise, kendisinde necadet eseri gö­rülmedikçe, pis olmaz.

İçinde pislik yakıiıp, duvarı ve kublesi terlediği zaman, ha­mam da b.öyledir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Bir kimse, su ile istinca yapsa (su ile önünü ve arkasını yı-kasa) da, bir havlu ile silinip kurulanmadan yellense, umumun gö­rüşüne, göre, bu yellenmesi etrafını pislendirmez.

Bir kimsenin donu, terledikten veya su ile ıslandıktan son­ra, o kimse yellense, donu pislenmez. Hulâsa´da da böyledir.

Bir kimse, kışın, ıslak bedeni ile bir davar ağılma girse ve­ya oraya ıslak elbise, veya benzeri bir şey götürse; bedeni veya gö­türmüş olduğu şey, ağılın sıcaklığından kurumuş olsa, bunlar pis­lenmiş olmazlar. Fakat, ıslak gömleğinde sararma görülmesi veya götürdüğü şeyin —<>rada— kur.uyunca sararması gibi, necasetin eseri görülürse, o şey pislenmiş olur. Zehıyre´de de böyledir.

Bir adam, yatağında uyuduğu vakit, yatağa bulaşmış olan meni kurumuş olsa ve adam terleyerek yatak ıslansa; şayet o kimse, bedeninde bu ıslaklığın izini görmezse, bedeni pislenmiş sayılmaz.

Eğer, ter çok olur da, yatak ıslanır, sonra da yatağın ıslaklığı adamın bedenine geçer ve bedeninde, o meninin eseri görülürse, o adamın bedeni, pislenmiş olur. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Bir eşek, suya bevletse de, o sudan sıçrayan serpintiler, bir kimsenin elbisesine dokunsa, bu durum, namazın cevazına mani olmaz. Fakat, sıçrayan şey çok olur ve kişi onun bevl (= idrar) olduğuna kanaat getirirse, bu durum, namazın cevazına mani olur.

Bir suya pislik atılsa da bu esnada meydana gelen sıçnn-tılar, bir elbiseye isabet etse; eğer, eseri elbisede belli olursa, elbi­seyi pislendirir. Aksi halde, pislendirmez. Muhtar olan kavil de bu­dur. Ebû´l - Leys de bunu almıştır. Suyun, akar su olması ile durgun su o´ması da müsavidir.

Ebû Bekr Muhammed bin Fadl : «Ayağında pislik olan bir at, suda yürürken, su serpintileri binicinin elbisesine sıçrarsa, o el­bise, pis olur. Suyun, akıcı veya durgun olması halleri müsavidir.» demiştir. Fakat, esahh olan görüş, evvelki görüştür. Münye Şerhi­nde de böyledir.

Tuvalet sineği, bir elbiseye konmakla, onu ifsad eylemez. Fakat, sayı itibariyle, çok olurlar da, —elbisenin, kondukları kısmı­nı görünmez edecek kadar— galebe çalarlar, o zaman, ifsad ederler. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Kendisine çamur bulaşan veya çamurda yürüyen bir şahıs, ayağını yıkamadan namaz kılsa —bu çamurda— pislikten eser ol­madıkça, kıldığı namaz caiz olur. İhtiyaten abdest almak ise, daha güzeldir. Vâkiât-ı Hüsâmiyye´den naklen, Fetâvâyi Karahânî´de de böyledir.

Pis samanın, çamura karıştırılması halinde, eğer saman, çamurdan çok duruyor (gözüküyor) sa, o çamur pis,- aksi halde ise, temizdir. Fetâvâyî Kâdihân´da da böyledir.

Fakat, bu çamur kurumuş olunca, onun temiz olduğuna hükmedilir. Muhıyt´te de böyledir.

Köpek, insanın elbisesini veya bir yerini tutmuş olsa, ıs­laklık eseri zahir olmadıkça, sadece tutmuş olması sebebi ile, tuttu­ğu yer pislenmiş olmaz. Köpeğin, Öfkeli hali ile rıza hali de müsa­vidir. Münyetü´l-Musallî´de de böyledir. Sıyrfiyye´de de : «Muhtar olan budur.» denilmiştir. Keza, İbrahim Halebî Şerhinde de böyle­dir.

Üzeri ıslak olmayan köpek, mescidin hasırının üstünde uyuşa, hasır .pislenmez. Köpek ıslak olsa bile, necaset eseri zahir olmadıkça, yine pislenmez. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Filin kemiği temizdir. Esahh olan da budur. Muhıyt´te de böyledir.

Filin salyası, (ağız suyu) arslan ve kablanınki gibi pistir. Hortumu ile, bir elbiseye bulaştirsa, o elbise pislenmiş olur. Fetâvâ­yi Kâdihân´da da böyledir.

Geviş getiren her hayvanın gevişi, gübresi gibidir. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Devenin ve koyunun tersinde bulunan arpa, yıkanır ve ye­nir. Sığırın tersinde bulunan, bunun aksinedir. Çünkü onda, salâ-bet (katılık) yoktur. Zahîrİyye´de ide böyledir.

Ekmeğin içinde, fare tersi bulunsa; eğer o ters, sert ise, çıkarılıp atılır ve ekmek yenir. Fetâvâyi Kâdîhân´da da böyledir.

Deve, koyun ve keçi tersi (kığısı), süt sağılırken, süt kabı­nın içine düşse ve o anda alınıp atılmış olsa, bunda bir beis yok­tur. Eğer, kığı, sütün içinde ufanmışsa-, süt pis olur. Ve* daha sonra, temizlenme imkanı da yoktur.

Köpek kılından uçkur bağı yapılmasında, bir beis yoktur. Hulâsa´da ıda böyledir.

Koyun beyli ve insan bevli, bir şeye isabet ettiği zaman, —onda bulunan— hafif necaset, ağır necasete tabi kılınır. Zabîriy-ye´de de böyledir. [136]



İstincâ


îstancâ´ : Sebüeyn´den (Ön ve arkadan) çıkan pisliği, temiz­leyip, pâk etmekıtir.

Daha açık bir ifade ile, kazayı hacetten (büyük ve küçük ab-desttcn) sonra, erkek ve kadının, ön ve arkasını temizlemesidir.

îstincâ´; su, taş, kesek, ağaç, parçası, toprak, bez, deri ve bunlara benzer şeylerle yapılır.

Çıkması mutad olan şeyin çıkması ile, mutad olmayan şeyin çıkması arasında, bir fark yoktur.

Arka ve ön yollardan çıkan şey, necaset ve idrar olmaz da, kan veya irin olursa, bunlar da, taş veya diğerleri ile temizlenirler. 0 îstincâ´ mahalline, hariçten bir necaset bulaşsa, bu da istin-câ´ yolu ile temizlenir.

Taşlarla İstincâ Yapmanın Şekli :

İstincâ´ yapacak olan ´ kimse, gücü yettiği kadar, kıbleye, . rüzgara, güneşe ve ay´a dönmemek üzere, sol tarafına meylederek, oturur. Yanında olan üç taştan birisini, önden arkaya doğru; ikinci­sini, arkadan Öne doğru; üçüncüsünü ise, yine önden arkaya doğru sürtmek sureti ile istincâ´mı yapar.

Ebû Ca´fer´e göre, yaz günlerinde, yukarıda anlatıldığı gi­bi, kış günlerinde ise, önce arkadan öne, ikinci ile önden arkaya ve üçüncü ile de yine arkadan öne doğru sürtmek sureti ile istincâ^ yapılır.

Kadın ise, her zaman, erkeklerin, kış günlerinde yaptığı istjncâ´ gibi âstincâ´ yapar.

Taş ile yapılan istincâ´ mahallinden çıkan ter, müteahhi-rûn´a göre, temizdir. Ve o terin isabet ettiği yerler, pislenmiş sayıl­maz.

Taşla istincâ´ eden kimse, o halde, az bir suyun içine otur­sa, o su, Tebyî´in beyanına göre, pis olur. Zehiyre´de de böyledir. Sahih olan da budur.

îstincâ´da adet, sünnet değildir. Yâni, istincâ taşlarının, 3, 5, 7, 9, gibi muayyen sayılarda olması, sünnet değildir. Tebyîn´de de böyledir. :

îstincâ´da şart, temizliktir. Tek taşla temizlik vâki´ olmuş olsa, yine sünnet yerini bulmuş olun Fakat, üç taşla temizlik hasıl olmamış olsa, sünnet de hasıl olmamış olur. Muzmarât´da da böy­ledir.

0. Müstehâb olan, istincâ´ sırasında, kişinin, temiz olan taş­lan sağ tarafına koyup, kullanılanları, necis olan yerleri alt tarafa getirmek suretiyle, sol tarafa bırakmasıdır. Sirâcü´l - Vehhâc´da da

böyledir.

Şayat, avret yerinin açılma ihtimali varsa, su ile değil, taş ile istincâ´ yapılmalıdır. Bu durumda, efdal olan budur. Fetâvftyi Kâdîhân´da da böyledir.

En üstün istincâ´ şekli, önce taşla ve sonra da, su ile yapı­lanıdır; yani, hem taş hem de su kullanılan istincâ´dır. Tebyîn´de ide böyledir,

«Zamanımızda sünnet olan istincâ´, taş ve su ile bitlikte yapılan istincâ´dır.» denilmiştir.

En sahih olan sünnet ise, mutlak temizliktir, (hangi şekil ile olursa olsun.) Fetva da bunun üzerinedir. Sh-acü´I - Vehhâc´da da böyledir.

Taşlarla istincâ´, necasetin az olduğu ve çıkış yerinin efr rafına dağılmadığı zaman caiz olur. Yoksa, dirhem miktarından faz­la olan ve nıak´adın etrafına taşan necaseti, taşlarla temizlemek kâ­fi gelmez. Bu durumda, su ile temizlik farz olur.

Zekerin deliğinden, etrafına yayılan idrar, dirhem mikta­rından fazla olursa, onu da, su ile yıkamak farz olun

Necaset, çıkış yerinin etrafında, dirhemden az veya dü-faem miktarı olursa, taşla istincâ´, İmâmı Azam CR.A.) ve İmâm Afciham-med (R.A.)´e göre caizdir. Hatta, çıkış yerinin necaseti ile etrafmdaki necaset birleştiği zaman, dirhemden fazla olsa bile, taşlarla is­tincâ´ caiz olur. Su ile yıkamaya ihtiyaç kalmaz. Bu durum, kerîh de değildir: Zehiyre´de de böyledir. Sahih olan da budur. Zadda da böyledir.

Necaset, istincâ´ mahallinde, dirhem miktarından fazla ise, taşlarla istincâ´ yapılır ve yıkanması gerekmez. Tahâvî Şerht´nde de böyle zikredilmiştir. Bu hususta görüş ayrılığı vardır. Bazdan: «Üç taşla-silmek temizler, bu caizdir.» demişlerdir, Esahh olan da budur. Fakih Ebû´l - Leys de böyle söylemiştir. Muhıyt´te de böyle­dir. Muhtar olan da budur. Sirâciyye´de de böyledir.

Zekerin deliğinin bir tarafındaki necaset, dirhem1 miktann-, dan az fakat, diğer yerde olanla birleşince, dirhemden fazla olsa, mes´ele yine aynıdır. Hulasa´d a da böyledir. Sahih olan da budur. Tecnîs´de de böyledir.

Mak´adı büyük olup da onda dirhemden fazla necaset bu Kınan fakat, etrafına taşmamış olan necasetin temizlenmesi mes´-elesinde de görüş ayrılığı vardır. Ebû Şüccâ´ ve Tahâvî´ye göre, bu durumda da taşlarla istincâ´ caizdir. Biz de bu kavli alıyoruz. Tebyîn´de de böyledir.

Bevüden istincâ´ ederken, zeker sol elle tutulur. Duvara, taşa veya kerbice sürtülür. Taş ve zeker, sağ elle tutulmaz. Taş, sol eUe de tutulmaz. Zaruret olursa, keseği iki topuğun araşma alır, sol eliyle zekerini o keseğe sürer. Ve eğer, özürü varsa, taşı sağ eliy­le tutar. Onu hareket ettirmez. Zâhidî´de de böyledir.

İ&tibrâ (idrar yerini temizlemek), kalb artık idrarın gel­mediğine karar kılıncaya kadar, vacibtir. Zahîriyye´de de böyledir.

Bazıları : «Bir kaç adım yürüdükten sonra istibrâ´ yapılır» de­mişlerdir.

Bazıları da : «Bevlettikten sonra ayağını yere vurur», «... Ök-sürür gibi yapar», «...sağ ayağını sol ayağına sarar», «...yukarıdan aşağıya iner (oturur gibi yapar...., sonra da istibrâ´ yapar demiş­lerdir.

Sahih olan : Kalbin kanaati, istincâ´ ve istibrâ´da esastır. Mün-yetü´l - MusaHî´de ve Muzmarâtta da böyledir.

0 îstincâ´ ve istibrâ´da da, —namazdaki gibi— şeytanın ves­vesesine iltifat etmeyip, abdestten sonra, eteğine biraz su serpme-lidir ki, gördüğü yaşlığı, o suya hamletsin. Zahîıiyye´de de böyle­dir.

Bir kimse, eğer oruçlu değilse, tamamen gevşedikten son­ra, su üe istincâ´i, sol eli iîe yapar. Ünce, orta parmağını diğer parmaklarının üzerine yükseltir ve tehâret mahallini temizler. Sonra, küçük parmağın yanmdakini yükselterek . temizlik yapar. Daha sonra da, küçük parmağını yükselterek istincâ´ mahallini yıkar. Sonra da, şehadet parmağını yükselterek, kalbi mutmain oluncaya veya temizlendiğine dair zann-ı galibi hasıl oluncaya ka­dar temizlik yapar. Şayet, oruçlu değilse, bu işte mübalağada bu­lunur. Yani, iyice yıkar. Sayı takdir etmez, Ancak, bu kimse ves­veseli ise, üç defa iyice yıkar. Tebyîn´de de böyledir.

İstincâ´da, üç parmaktan fazlası kullanılmaz. Ve parmak­ların uçları ile değil de, enleri ile istincâ´ yapılır. Serâhsî´nin Mu-hıyt´inde de böyledir.

îstincâ sırasında su, gayet yavaş dökülür ve avret mahal­line su sertçe çarpılmaz.

İstincâ esnasında, avret mahalli yavaş yavaş, mülâyemetle ovalanır.

Din büyüklerinin umumî görüşlerine göre, istincâ´ esnasın­da, parmakları kaldırmamah ve avuç içi île istincâ´ yapmalıdır.

Kadınlar hakkında, âlimlerin tamamı şöyle demişlerdir : Kadınları, bacakları açık şekilde otururlar. Avuç içleri ile, avret mahallerinin dışını yıkarlar. Parmaklarını, avret mahallerine girdir­mezler, Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir. Muhtar olan da budur. Sıyrfiyye´den naklen Tatarhâniyye´de de böyledir.

Kadınlar, erkeklerden daha açık otururlar. Muzmarât´ta da böyledir.

Ebû Hanîfe (R.A.) ye göre, avret yerlerinden, önce arka, sonra da ön yıkanır.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)´e göre ise önce Ön, sonra arkayikamr. Tatarhâniyye´de de böyledir. Gazvî´nin görüşü de, îmâmeyn´in görüşüdür ki, eşbah olan da budur. İbn-i Emîril - Hacc´m Münyetül - Musallî Şeriü´nde de böyledir.

îstinca´ mahallinin temizlenmesi üe birlikte, istincâ´" yapan el de, temizlenmiş olur. SiradyyeMe de böyledir.

îstincâ´dan sonra el yıkamak ise, daha önce yıkanmasında olduğu gibi, daha temiz ve daha nazîf oîur. (Şüphesiz ki, Peygam­ber (SJV.V.) Efendimiz´in, istmcâ´dan sonra elini yıkadığı rivayet olunmuştur.) Tecnîs´de de böyledir.

îstincâ´, yaz mevsiminde mübalağa ile yapılır. Kış mevsiminde ise, tam bir temizlik hasıl olsun diye daha mübalağalı yapılır. Bu, daha fazla mübalağa hali, su soğuk olduğu zaman gerekir. Su sıcak olursa, kışın da yaz günü gibi yapılır. Fa­kat, soğuk su ile yapılan istincâ´mn sevabı, sıcak su üe yapılandan daha çok olur. Muzmarât´da da böyledir.

Aybaşı hali ve lohusahk dışında, kan gelen müstehâze kadı­na, eğer, büyük veya küçük abdest vâki´ olmamışsa, her namaz vak­ti için, istincâ gerekmez.

Sol eli olmayan kimse, yardım edip su dökeni yoksa istincâ´ etmez. Eğer gücü yeterse, akar sudan istincâ yapar. Hulâ-sa´da da böyledir.

Abdest olmaya güç yeüremiyen hasta bir adamın, kansı veya cariyesi yok da, oğlu veya kardeşi varsa, bunlar, ona, istincâ´ etmeksizin, abdest aldırırlar. Çünkü, Onun avret mahalline el sü­rülemez, dolayısıyle ondan, istincâ´ şakıt olur, Muhıyt´te de böyle­d

Hasta olan kadının, kocası olmaz ve kendisi de abdest al­maya güç yetiremezse, kızı veya kız kardeşi, ona, abdest aldırırlar. Ondan da, istincâ´ düşer. Fetâvâyî Kâdîhân´da da böyledir.

îstincâ´ halinde, ön ve arka tarafı, kıble istikâmetine, çe­virmek mekruhtur. Eğer, helada, gafletle o yöne oturulmuşsa, müstehab olan, imkân dahilinde, yün çevirmektir. Tebyîn´de de böyledir. Sahrada olsun, binalarda olsun, bize göre, bu hususta gö-rtiş ayrılığı yoktur. Vikaye Şerhi´nde de böyledir.

Kadınların, çocuklarını, kıbleye karşı tutup, abdest boz­durmaları mekruhtur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir.

Kemikle, tezekle Cyani sığır, deve; at ve emsalinin gübresi ile), yenilecek şeyle, etle, camla, çanak-çömlek parçası ile, ağaç yaprağı ile, kıl ile istincâ´ etmek mekruh olduğu gibi sağ elle istin­câ´ etmek de mekruhtur. Tebyîn´de de böyledir.

Sol elinde, istincâ´ya mani´ bir özrü bulunan kimsenin, bu durumda, sağ eli iİe istincâ´ yapmasmda kerâhat yoktur. Sirâcü´l -Vehhâc´da da böyledir.

Necis şeylerle, kendisinin veya başkasının istincâ´ yapmış bulunduğu taşla, istincâ´ yapılmaz. Yalnız, taş —büyük veçok köşeli ise, her defasında bir tarafı ile istincâ´ yapılması, mekruh değildir. Muhıyt´te de böyledir..

Beyaz olan kağıtla da, istincâ´ yapmak mekruh olur. Muzmarât´ta da böyledir.

Kiremitle, kömürle, ipek gibi kıymetli olan şeylerle, istin­câ´ yapmak da mekruhtur. Zâhidî´de de böyledir. [137]



İstinca Çeşitleri


Beş türlü İstincâ´ Vardır :

Bunlardan ilk ikisi vacib, üçüncüsü sünnet, dördüncüsü müs-tehâb ve beşincisi de bid´at olan istincâ´dır. Şöyle ki

1- Cünüblükten, hayızdan ve nifastan dolayı, necaset ma­hallini yıkamak vacibtir.

2- Mahrecini, (çıktığı yeri) geçip dağılan necaset, az olsun, çok olsun, İmâm Muhammed İKA.) ´e göre, onu yıkamak da vacib-tir. îmâmeyn´e göre, dirhem miktarından fazla olan bu gibd necase­ti, yıkamak vacibtir. Çünkü, taşlarla istincânm caiz olması, neca­setin, mahreç üzerinde olması halindedir. Dış tarafa taşmış olan ne­caseti ise, yıkamak gerekir.

3- Necaset, çıkış yerini ileri geçmediği zaman su ite is­tincâ sünnettir.

4- Küçük abdest yapıp da, büyüğünü yapmadığı zaman, ze­kerini veya fercini yıkamak müstehabtır.

5- Yellendikten sonra, istincâ yapmak ise bid´attir. Muh­tarın Şerhi olan İhtöyâr´da da böyledir.

Tuvalete girmek isteyen kimsenin, mümkünse, namaz kıl­dığı elbisenin haricinde, b&şka bir elbise ile tuvalete girmesi, değil­se, gücü yettiği kadar, elbisesini, necasetten ve mâ-i müstamelden korumaya çalışması, müstehabtır.

Tuvalete, başı Örtülü olarak girmek de müstehabtır.

Üzerinde, AUahu Teâlâ´mn isimlerinden birisi yazılı olan yüzükle veya üzerinde, Kur´ân´dan bir şey yazılı olan, herhangi bir şeyle, helaya girmek mekruhtur. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir. [138]



Tuvalete Girileceği Zaman :


Allah´ım; pis olajn şeytanın erkeğinden ve düşislînden sana sığmınm) demek, sol ayağı atarak helaya girmek ve sağ ayağı ata­rak dışarı çıkmak da müstehabtır.

Helada, ayakta iken avret mahalli açılmaz. Oturunca, ayakların arası açılır; sol tarafa doğru meyledirilir; konuşulmaz;Aİlahu Teâlâ zikredilmez; selâm verenin selâmı alınmaz; müezzi- nin okumakta olduğu ezana icabet edilmez. Heladaki kimse aksı-rırsa, dilini oynatmadan, kalbinden hamdeder. İhtiyaç olmaksızın,avret yerlerine bakmaz. Avret yerinden çıkanlara da bakılmaz.

Sümkürülnıez, tükürülmez, tanahmıh edilmez, Cöksürür gibi yapıl-maz.) Sağa - sola sallanılmaz. Vücûdu ile oynanılmaz. Helada olan kimse, gözlerini havaya dikip bakmaz, küçük ve büyük abdest için,

İhtiyaçtan fazla oturmaz. Sirâcü´l - Vehhâc´da da böyledir. [139]



Heladan, Çıkıldığı Zaman.


Bana eziyet vereni çıkarıp, fayda vereni bırakan Allah´a hamdederîm.) denir. Tebyîn´de de böyledir.

Durgun suya, akar suya, nehre, kuyuya, havuza, ekin içine, pınar etrafına, meyveli ağaç altına, gölgesinden faydalanılan ağaç altına, cami civarına, bayram namazı kılman yerlere (namazgahla­ra) , mezarlıklara, yollara ve toplu halde bulunan hayvanların ara­sına, büyük veya küçük abdest bozmak mekruhtur.

Ayrıca, bir yerin alt tarafına oturup da, üst tarafına işemek; fare, yılan ve karınca deliklerine işemek; ayakta veya yatarken işe­mek ve özürsüz olarak çıblak iken işemek de mekruhtur. Bir Özür varsa, bu son şekil mekruh olmaz.

Abdest alman ve gusledilen yere, bevletmek de mekruhtur. Sirâcü´I - Vehhâc´da da böyledir.

O Sert bir yere işlemek zorunda kalan kimse, ya bevledeceği yeri taşla vurarak yumuşatır veyahut da oraya bir çukur kazar ki, idrar sıçrantılan üzerine isabet etmesin. [140]



--------------------------------------------------------------------------------

Feteva-i Hindiyye

Bu konuyu yazdır