| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
| Saç dökülmesine engel olan 10 öneri |
|
Yazar: RasitTunca - 06-22-2018, 10:49 PM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Saç dökülmesine engel olan 10 öneri
Rephair Danışman Dermatologu Dr. Ahmet Günay, özellikle mevsim dönümlerinde etkili olan saç kaybını önlemek için üzerimize düşen görevler olduğunu hatırlatıyor. Saçlarımızı korumak için yapılması gerekenleri anlatan Dr. Ahmet Günay’ın uyarı ve önerileri şöyle:
1 -) Saçlı deri temizliği çok önemlidir. Günümüz insanı, sanayi artıkları, hava kirliliği, çalışma ortamı gibi nedenlerle saçlarını her gün ya da gün aşırı yıkamak zorunda kalıyor. Bu da saçlı deri sağlığı için gerekli yağ ve nemi kurutacağından uygun şampuan ve nemlendiricilerin seçilmesini gerekli kılıyor. Özellikle yağlı saçların daha fazla döküldüğünü bildiğimizden saç temizliğimiz için kullanacağımız ürünleri doğru seçmemiz gerekiyor. Saçlı deriyi daha iyi temizleyen, içeriğinde fazla kimyasal bulunmayan, doğal maddeler içeren (örneğin Capigen, Saw palmetto, d panthenol gibi) şampuan ve temizleyiciler kullanmak dökülmeyi önlemek için yapılacaklar arasındadır.
2-) Sağlıklı beslenme diğer bir gereklilik. Cildimize olduğu gibi saçlarımıza da faydaları bilinen yeterli protein ve vitamin içeren beslenme tarzının tercih edilmesi önemli.
3-) Yeterli su tüketimi de bir başka önemli unsur. Günde 2- 2,5 litre su içmek, cildimize olduğu gibi saçlı derimize de gerekli nemi içeriden sağlayarak saç dökülmesinin önlenmesinde önemli rol oynar.
4-) Saç dökülmesinin engellenmesine ve büyüme aşamasındaki saçların güçlenmesine yardımcı olduğu bilinen HSOR maddesi hakkında yapılan klinik çalışmalar etkili sonuçlar vermiştir. HSOR enzimleri içeren ürünleri düzenli olarak kullanmak, saç dökülmesinin engellenmesinde ve büyüme aşamasındaki saçlarda artışa yardımcı olmaktadır.
5-) Saçları tararken saçlı deriye temas etmek folliküllerde bulunan faydalı yağların saç tellerine yayılmasını sağlar. Fön, düzleştrici gibi cihazlar sık ve yakın mesafeden kullanıldığında saçlı deri doğal nemini kaybeder, hem dökülme hem de kırıkların oluşumu kolaylaşır. Devamlı şapka, jöle gibi saçlı derinin hava almasını engelleyen etmenlerin de saç dökülmesini tetiklediği unutulmamalıdır.
6-) Periyodik olarak saç sağlığını olumlu etkilediği bilinen B Vitamini, birtin ve d-panthenol almak, saç dökülmesinin engellenmesinde önemlidir.
7-) Sigara ve alkolün aşırı tüketilmesi de saç dökülmesini direkt etkiler. Bu yüzden sigara ve alkol tüketiminden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.
8-) Demir ve çinko eksikliği önemli saç dökülmesi nedenlerindendir. Ancak bunlar ağır metaller olduğundan, yapılacak tetkikle eksiklikleri ortaya çıkmadan kullanılmaları doğru değildir. Mutlaka tahlil yaptırdıktan sonra, eksiklik varsa kullanılmalıdır.
9-) Tiroid fonksiyon bozuklukları saç dökülmesini en sık tetikleyen nedenlerdendir. Bu nedenle doktor kontrolünde tiroid testlerini yaptırıp, bozulma saptanırsa tedavilerini düzenlemek saç dökülmesini engeller.
10-) Vitamin içeren karışımların, zaman zaman dermatolog tarafından saçlı deri için üretilen ince iğnelerle saçlı deriye enjekte edilmesi, saç dökülmesinin engellenmesinde çok etkili bir yöntemdir.
Saç dökülmesi tüm bunlara rağmen önlenemiyorsa mutlaka dermatoloğunuza başvurmalısınız.
|
|
|
| Günlük sıvı ihtiyacınızı belirleyin |
|
Yazar: RasitTunca - 06-22-2018, 10:47 PM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Günlük sıvı ihtiyacınızı belirleyin
Sıvı kaybı ilerledikçe hangi belirtiler görülür?
Vücuttaki su kaybının belirtilerinden bahseden Gürkan, "Vücutta oluşan su eksiğini tamamlamadığımız veya tamamlayamadığımız durumlara dehidrasyon denilir. Bu durumda susama ve huzursuzluk hissi, iştahta azalma ve ciltte kuruma ile kendini gösterirken sıvı kaybı ilerledikçe idrar miktarında azalma ve renginde koyulaşma, ağızda kuruluk, açıklanamaz yorgunluk ve performans kaybı, baş ağrısı, ayağa hızlı kalkıldığında baş dönmesi ve keyifsizlik baş gösterir. Sıvı açığı buna rağmen tamamlanmazsa ve yüzde 6'lara ulaşırsa kişide uykuya eğilim, bulantı ve bacaklarda karıncalanma başlar" ifadelerini kullandı. Vücuda katı gıdalardan da sıvı alındığını belirten Gürkan, "Bu dönemde aşırı tuzlu ve kızartma tarzı gıdalardan uzak durarak daha çok meyve ve sebze tüketmemiz gerekmekte. Gün içinde ise sıvı kaybımızı en aza indirmek için hafif giysiler giymeli, serin ve nemli ortamlarda bulunmalı, fiziksel aktiviteden kaçınmalıyız" şeklinde konuştu.
Günlük sıvı ihtiyacı belirlenmeli
Ramazanda su dengesinin korunmasını önemli olduğunu altını çizen Gürkan, "Ramazan'ın çok sıcak yaz günlerine isabet ettiği bu sene su dengesinin korunması oruç tutanlar açısından büyük önem taşımakta. Her kişi günlük sıvı ihtiyacını kabaca belirlemeli ve bu miktarı tek seferde değil, iftar ile sahur arasına bölerek almalıdır. İçilecek sıvı seçilirken gazlı ve şekerli içeceklerden uzak durulması ve daha çok su, taze meyve suyu ve maden suyu tüketilmesi doğru olacaktır" diye konuştu.
Ramazanda sıvı ihtiyacı tek seferde değil, iftar ile sahur arasında karşılanmalı!
Ramazanda suyun tek seferde değil, iftar ve sahur arasında bölünerek alınması gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Levent Gürkan, bu ayda yeteri kadar sıvı alınması gerektiğine dikkat çekerek, sıvı kaybının zararları hakkında bilgi verdi.
Gürkan, "Normal şartlar altında vücutta günlük yaklaşık 2 litre sıvı kaybı vardır. Bu sıvı kaybı fizyolojik durumlarda ve bazı hastalıklar ile birlikte belirgin olarak artış gösterebilir. Bunların başında hava sıcaklığında artışa bağlı olarak terleme ve solunumla kayıplar ve egzersiz gibi doğal durumlar ile güneş yanıkları, ishal veya ateşli hastalıklar gibi olağan dışı durumlar gelir" dedi.
|
|
|
| GDO - Genetiği değiştirilmiş ilk 10 besin |
|
Yazar: RasitTunca - 06-22-2018, 10:45 PM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
GDO - Genetiği değiştirilmiş ilk 10 besin
1. Mısır
Mısır kendi böcek öldürücüsünü yaratacak şekilde değiştirildi. Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi, tonlarca genetiği değiştirilmiş mısırın insan tüketimine sunulduğunu ilan etti. Genetiği değiştirilmiş mısırla beslenen farelerin daha küçük dölleri bulunduğu ve doğurganlık sorunları olduğu keşfedildi.
2. Soya
Soyanın da ot öldürücülere direnmesi için genetiği değiştirilmiştir. Soya ürünleri soya unu, tofu (soyadan yapılan bir tür peynir), soya içecekleri, soya yağı ve hamur işleri, fırınlanmış ürünlerle yenilebilir yağ içerebilen diğer ürünlerdir. Genetiği değiştirilmiş soyayla beslenen hamsterler döl üretemedi ve yüksek ölüm oranlarına sahipti.
3. Pamuk
Mısır ve soya gibi pamuk da ot öldürücülere direnecek şekilde tasarlanmıştır. Yiyecek olarak sayılır çünkü yağı tüketilir. Çin tarımına girişi pamuk kurdunu öldüren, sadece pamuk mahsullerinde değil yakındaki soya ve mısır tarlalarında da bitki zararlılarının görülme oranlarını azaltan bir kimyasal üretti. Bu arada, binlerce Hintli çiftçi genetiği değiştirilmiş pamuğa maruz kalmaları üzerine ağır döküntüler geçirdiler.
4. Papaya
Papayanın virüse dirençli türü ticari olarak 1999 yılında Hawaii'de piyasaya sürüldü. Gen aktarımlı papayalar toplam Hawaii papaya mahsulünün 4'te 3'ünü oluşturdu. Monsanto, Coimbatore'daki Tamik Nadu Tarım Üniversitesi teknolojisini, Hindistan'daki yuvarlak iz bırakan virüse dayanıklı papaya ürettikleri için ödüllendirdi.
5. Pirinç
Güneydoğu Asya'dan gelen bu temel gıda maddesinin şimdi bol miktarda A vitamini içerecek şekilde genetiği değiştirildi. İddiaya göre, ABD'de insan genleri içeren pirinç türlerinin üretileceğine dair raporlar bulunuyor. Pirinç, 3. dünya ülkelerinde bebek ishalleriyle mücadele edecek insan proteinleri üretecek. İnternet dergisi China Daily, genetiği değiştirilmiş pirincin gen transferlerinin eşzamanlı olasılığıyla birlikte alerjik reaksiyonlara eğilimi düşünüldüğünde potansiyel ciddi sağlık ve çevre sorunları taşıdığını bildirdi.
6. Domates
Domatesler, çürüme ve büzülmelerinin önlenerek daha uzun raf ömrüne sahip olması için genetik olarak değiştiriliyor. Genetiği değiştirilmiş domateslerin güvenliğini belirlemek için yürütülen bir testte bazı hayvan denekler genetiği değiştirilmiş domatesleri tüketmelerinden birkaç hafta sonra öldüler.
7. Kolza
Kanada'da bu mahsul yenilemeyen kolzadan ayrıştırılması için kanola olarak yeniden adlandırıldı. Kolzadan üretilen besin maddesi, yemeklik yağ ve margarini işlemek için kullanılan kolza yağıdır. (kanola yağıdır). Genetiği değiştirilmiş kolzadan bal da üretilebilir. Alman gıda denetleme otoriteleri Kanada'da mevcut toplam polenin 3'te 1'inin genetiği değiştirilmiş polenlerden üretilebileceğini keşfetti. Aslında, Kanada'daki bazı bal ürünlerinin genetiği değiştirilmiş kolzadan üretildiği de keşfedilmişti.
8. Süt ürünleri
ABD'deki ineklerin %22'sine rekombinan (genetiği değiştirilmiş) bovin büyüme hormonu (rbGH) enjekte edildiği keşfedildi. Monsanto'nun yarattığı bu hormon, ineklerin süt üretimini yapay olarak %15 oranında artırmaya zorluyor. Süt ürettiren hormonla beslenen ineklerden alınan süt artan IGF-1 (insülin benzeri büyüme faktörleri-1) düzeyleri içeriyor. İnsanların da sistemlerinde IGF-1'i var. Bilim insanları, insanlarda artan IGF düzeylerinin kolon ve meme kanseriyle ilişkili olduğundan endişe duyuyorlar.
9. Patates
Bacillus thuringirnsis'in Kustaki Cry-1 türüyle değiştirilen patatesle beslenen fareleri sistemlerinde toksinler bulundu. Aksine iddialara resmen bu gösteriyor ki Cry 1 toksini fare gutunda sabitti. Sağlık riskleri açıklandığında tartışma başlattı.
10. Bezelye
Genetiği değiştirilmiş bezelyelerin/fasulyelerin farelerde ve muhtemelen insanlarda bile bağışıklık tepkilerine neden olabileceği keşfedildi. Barbunyadaki bir gen, böcek öldürücü olarak işlev gösteren bir protein yaratan tanelerin içine yerleştirildi.
|
|
|
| Regl Döneminde Kadınların Kişiliği Değişiyor |
|
Yazar: RasitTunca - 06-22-2018, 10:43 PM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Regl Döneminde Kadınların Kişiliği Değişiyor
Regl döneminde ruhsal ve fiziksel olarak çöküntü yaşayan kadınlar, o dönemde adeta kişilik değiştiriyor.
Bu sendromla baş etmenin ise iki yolu var.
Doğum kontrol hapıyla hormon dengesini sağlamak ve serotoninin ilaçlarla artmasını sağlamak...
Kadınlar her ay regl dönemlerine yakın, fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşıyor. İşyeri ve aile içi tartışmalar en çok bu dönemde baş gösteriyor. Çünkü kadınların hoşgörüsü, sabrı, dayanma gücü en aza iniyor. Gece sürekli delinen uyku, şiddetli baş ve karın ağrıları, halsizlik, aşırı tatlı yeme isteği, mutsuzluk ve karamsarlık kadınları esir alıyor.
Danışın
Uzmanlar regl öncesi sendromu yaşayan kadınların bunu kabullenip her ay şiddetli ağrılar çekmek yerine kadın doğum doktorlarına danışmalarını tavsiye ediyor. Acıbadem Hastanesi Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, regl öncesi dönemde her 100 kadından 95'inin fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşadığını söylüyor. Öztürk'e göre kadınların yüzde 40'ı ise bu gerginlik yüzünden günlük yaşamda sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Bunların da yüzde 5-10'u, çok ciddi boyutlarda rahatsızlık duyduğunu ifade ediyor. Eğer bu belirtiler kişinin günlük yaşantısında ciddi bozukluklara neden olmuyorsa, tedaviye gerek duyulmuyor. Çünkü bu, normal iletişimi bozmuyor.
Ancak hasta bundan rahatsız oluyorsa, ilişkilerinde kopukluklar yaşıyorsa, mesleki yaşamı etkileniyorsa; regl öncesi gerginlik sendromu yaşıyor anlamına geliyor.
Sara Atakları Artar
Regl öncesi dönemde tanı konmuş birçok tıbbi rahatsızlık (sara, migren, astım nöbetleri, alerjik reaksiyonlar gibi) regl döneminde artabiliyor. Bu hastalıklar kendilerine özgü tedavilerinin yanı sıra, regl öncesi gerginlik sendromunun tedavisinden de yarar görebiliyorlar. Yani sara hastası bir kadın, regl öncesinde hastalığıyla ilgili bir alevlenme yaşıyorsa, regl öncesi gerginlik sendromu tedavisinden de sara adına yarar görebilir.
Vücudun Düzeni Bozulur
Regl öncesi dönemde salgılanan progesteron hormonuna vücut ve beyin uygunsuz tepkiler gösterebiliyor. Tamamen doğal ve fizyolojik olan bu biyolojik süreç, bir anlamda, vücudun progesteron hormonunun azalıp yükselmesine verdiği uygunsuz tepkiler oluyor. Kültürel yapı da ağrının algılanmasında önemli bir etken. Kadının ekonomik ve sosyal özgürlüğüne kavuştuğu kültürlerde bu bulgular daha çok ruhsal yönden ortaya çıkıyor. Ruhsal bulguların ortaya konmasının kabul görmediği kültürlerde, fiziksel bulgular ortaya çıkıyor. Örneğin, kadının eşine bağırmasının hoş karşılanmadığı kültürde, bu kendisini bel ağrısı olarak gösterebiliyor.
Regl Günlüğü Tutuyorlar
Regl sendromu tanısı, hastanın dikkatle dinlenerek bulguların regl düzeniyle karşılaştırılmasıyla konuyor. Biriki ay süresince hastanın tuttuğu günlükler doktora yardımcı oluyor. Böylece her gün hangi bulguları ne şiddette hissettiği ölçülebiliyor. Altta yatan bir hastalık yoksa, yapılacak testlerin tanıda fazla faydası olmuyor. Ancak birtakım rahatsızlıkların olmadığından mutlaka emin olmak gerekiyor.
Antidepresanlar Yüzde 4 Oranında Etkili Oluyor
Acıbadem Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Kültegin Ögel, regl döneminde kullanılan antidepresan ilaçların, bu döneme etkileri hakkında bilgi verdi: Ülkemizde yapılan bir çalışmada; kadınlarda regl öncesi dönemde ruhsal belirtilerin daha sık ortaya çıktığı ve bu belirtilerin şiddetinin, regl öncesi dönemde regl sonrası döneme göre daha yüksek olduğu saptandı.
Şikayetler Azalıyor
Bedensel belirtilerde ise o kadar belirgin değişiklikler bulunmadı. Bu bulgular, ağrılı reglde ruhsal belirtilerin belirleyici olduğu ve bu nedenle ruhsal yaklaşımların yararlı olacağını gösteriyor. Regl döneminde, antidepresan ilaçların yüzde 40 oranında etki ettiği, vakaların yüzde 20'sinde ise şikayetleri azalttığı görüldü. Şiddetli regl sendromu olan kadınların antidepresan ilaçları uzun süre kullanması yarar getiriyor. Bunun için 12 aylık bir kullanım süresi öneriliriyor.
Sendromu hafif şiddetli olanlarda dört aylık bir kullanım yeterli görülüyor. Antidepresanlar özellikle ağır sorunu olan vakalarda daha yararlı oluyor. Regl sendromunda, ilaç dışında stresle başa çıkma, farkındalık artırma, nefes egzersizleri, beden kontrolü gibi tekniklerin de yararlı olduğu biliniyor. Bu duruma eşlik eden ruhsal sorunların çözümü de, ağrılı reglin şiddetini büyük oranda azaltıyor.
Kafeinli ve Gazlı İçeceklerden Kesinlikle Uzak Durulmalı
Tedavide ilk nokta, kadının regl sendromu konusunda bilgilendirilmesidir. Bunun bir hastalık olmadığını, tedavinin kendi yaşam kalitesini ve sağlığını artırmak için verildiğini bilmesi gerekiyor. Hastaya, bu sendromdan kurtulması için aşağıdakiler önerilebilir...
Sağlıklı bir beslenme önemli. Daha az işlemden geçmiş doğal yiyecekler, sebze, meyve tüketilmesi gerekiyor. Pirinç, patates, yulaf gibi besinler, düşük yağ oranlı beyaz etler, baklagiller, doymamış yağ karbonlarını içeren bitkisel yağlar, sağlıklı beslenmenin temelini oluşturuyor. Regl döneminde buna daha da çok dikkat etmek gerekiyor.
Çikolatadan, çok şekerli, tuzlu yiyeceklerden uzak durulması şart. Doğal isteğe karşı kan şekerini dengede tutmak lazım. Çikolata yenilince şeker yükseliyor ve sonra aniden düşüyor. Vücut da bu ani artış ve azalmaya olumsuz tepki veriyor.
Kola İçilmemeli
Özellikle regl öncesi dönemde kafein içeren ve gazlı içeceklerden uzak durulmalı, diyet kola bile içilmemeli. Bol bol su içilmeli.
Kadına eşinin, arkadaş ve dostlarının anlayış ve desteği çok önemli. Kadınlar bu zamanı kendilerine ayırmak istiyor. Ev işleri, çocuk bakımı, iş hayatının yoğunluğu nedeniyle hoşgörülü olmak gerek.
İki tedavi seçeneği var: Hormonal iniş ve çıkışların engellenmesi lazım. Bu, doğum kontrol haplarıyla sağlanıyor. Bu hapların kullanılışı çok önemli. İki-üç aya yayılarak kullanılırsa belirtiler azalıyor. Her ay kullanmaya ve arada boşluk vermemeye dikkat!
Hormonal tedavi uygun değilse ya da kadın bu konuda olumsuz düşünüyorsa; bu hormonal iniş çıkışların beyindeki etkisini kontrol altına almak için serotonin maddesini artıran ilaçlar kullanılabilir.
Fiziksel bulgulara yönelik olmak üzere de özgün tedaviler verilebilir. Göğüs sancısı, dolgunluğu için doğal içerikli bir madde kullanılabilir. Bu, çok ileri boyutlardaysa ilaç da kullanılabilir.
Vücuttaki su toplanması ve ödemle gelen kilo artışları, diyetle kontrol altına alınamıyorsa, doktor tarafından kontrollü ilaç tedavisi de uygulanabilir.
* * *
Regl Dönemi Belirtileri:
Baş ağrısı
Göğüslerde hassasiyet ve dolgunluk hissi
Karında şişkinlik ve ağrı
Vücutta ödeme bağlı şişkinlik oluşması
Tatlı ve tuzlu yeme isteği
Ruhsal bir gerginlik hali
Sabırsızlık
Duygusal dalgalanmalar
Gülerken, bir anda ağlamak
Hoşgörüsüzlük
Sinirli ve sert davranışlar
|
|
|
| Cinsellikte En Çok Merak Edilenler |
|
Yazar: RasitTunca - 06-22-2018, 10:40 PM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Cinsellikte En Çok Merak Edilenler
Her kadın ve erkeğin cinsellikle ilgili merak ettiği ancak doktoruyla bire bir temasta bile sormaya çekindiği bazı sorular vardır.
1-Masturbasyon yapmak zararlı mı?
Masturbasyon cinsellik içgüdüsünden kaynaklanan bir davranış olarak ikili ilişkinin mümkün olmadığı durumlarda kadın ve erkek hemen her bireyin ender ya da sık uyguladığı bir eylemdir. Bir okurun sorduğu gibi "günlük yapılabilecek maksimum sayı" hakkında fikir vermek doğru değildir ve bilimsel olarak böyle bir bilgi de yoktur. Çok aşırı uygulandığında erkeklerde ve bazen de kadınlarda genital bölgenin cildinde tahriş oluşmasına neden olduğunu biliyoruz.
Erkeklerde masturbasyonda oluşan her boşalmayla birlikte bir sonraki menideki sperm sayısı azalır. Ancak bu kalıcı bir etki değildir zira erkeklerde sperm hücreleri 60 ve hatta 70 yaşlarına kadar sürekli olarak üretilmeye devam eder. Yani masturbasyon "kısırlığa" neden olmaz. Bu kadınlar için de geçerlidir.
Sanıldığının aksine masturbasyon "güçsüz bırakan" bir olay da değildir masturbasyon sonrası "yorgunluk" ve uykuya eğilim" orgazm esnasında beyinde artan morfin benzeri etki gösteren hormonların (bunlara endorfin adı verilir) "gevşetici" sakinleştirici ve "keyif verici" özellikleri nedeniyledir.
Masturbasyonda aşırıya kaçıldığının en önemli göstergelerinden biri masturbasyonu gerçek cinsel ilişkiye tercih etmek ve toplumdan sosyal aktivitelerden uzaklaşmaktır. Masturbasyon için harcanan efor ve süre yeni arkadaşlıklar edinmek için harcanmıyorsa bu durumda masturbasyon beraberinde sosyal ve psikolojik sorunlar getirebilir. Bazı durumlarda "aşırı masturbasyon" aslında gizli kalmış bir sosyal fobinin de belirtisi olabilir. Böyle bir birey hayallerinde kurduğu ilişkileri gerçek hayatta kurmayı başaramaz ve bunun için efor sarfetmenin yersiz olduğunu düşünerek toplumdan uzaklaşmasını açıklamak için kendince haklı nedenler bulur.
Özet olarak eğer masturbasyon sosyal yaşantınızı etkilemiyorsa arkadaşlıklar kurmayı ve sürdürmeyi başarıyorsanız video dergi internette ... siteleri gibi aktivitelere çok aşırı vakit harcadığınızı düşünmüyorsanız masturbasyonun size hiç bir zararı yoktur...
2- İdeal penis uzunluğu nedir?
İdeal penis uzunluğu diye bir kavram yoktur. Yapısal özelliklere bağlı olarak erkeklerin ereksiyon halindeki penis uzunlukları oldukça farklı olabilir. Penis uzunluğu boyla direkt olarak ilişkili olmakla beraber her zaman uzunluğun boy uzunluğu ile doğru orantılı olması gerekmez. Irksal özelliklerin de penis uzunluğu ile direkt ilişkili olduğunu söylemek hatalı olabilir.
Dahası penis uzunluğu ile penisin işlevleri arasında da bir bağlantı yoktur. Penisin en önemli işlevi kadının gebe kalmasını sağlamak diğer işlevi ise cinsellik içgüdüsünü tatmin etmektir. Bu iki işlevin yerine getirilmesi sperm sayı ve işlevlerinin yeterli olmasına ereksiyon (sertleşme) olayının gerekli zamanlarda devreye girmesine ereksiyonun yeterli süre sürdürülebilmesine ve nihayet orgazmın da doğru zamanda devreye girmesine bağlıdır. Bunların yerine getirilmesinde penis uzunluğunun önemli bir yeri olduğunu söylemek yanlış olur.
Ortalama bir erkeğin penis uzunluğunun ereksiyon halinde 16-17 cm. olduğu kabul edilmekle beraber bu 12 cmden 22 cmye kadar değişebilir.
Kadınların orgazma ulaşmasının en önemli yolu klitoris adı verilen yapının uyarılmasıdır. Klitoris hemen vajina girişinde bulunan bir organ olarak cinsel ilişkide uyarılabilmesi için penisin çok uzun olmasına gerek yoktur... Kadının içgüdüsel olarak yaşadığı klitoral orgazm yanında sonradan öğrendiği vajinal orgazm ise direkt temasla uyarılmaktan çok kadın beyninde başlayan ve biten bir olaydır. Yani her iki durumda da penisin uzun olmasının kadının orgazm olmasına direkt bir katkısı yoktur.
3- Erken boşalma sorunu
Erkeklerin "erken boşalma" olarak tabir ettikleri çoğu kişinin düşündüğünün aksine oldukça ender görülen ve ciddi bir durumdur. Erkeklerin önemli bir kısmı orgazmı özellikle bilinçli olarak geciktirmedikleri sürece bir dakika içinde bile orgazm olabilirler. Zira erkeklerde orgazm birincil olarak dokunma ve basınç gibi mekanik uyaranlarla gerçekleşir. Çoğu erkek cinselliği masturbasyon ya da gerçek cinsel ilişki yoluyla yaşadıkça orgazmını geciktirmesini öğrenir ve bu süreyi 20 dakika ve daha da uzun sürelere taşıyabilir. Erken boşalma ise cinsel uyaran objesinin algılanmasıyla hemen hemen aynı anda gerçekleşen bir durumdur ve çoğu durumda ürolojik ve psikiyatrik incelemeler gerektirir (Örnek vermek gerekirse erken boşalma sorunu yaşayan erkekler vajinaya henüz girmeden önce ya da girdikten hemen sonra orgazm olduklarından sperm sayısı kadının gebe kalabilmesi için yetersiz olur ve bu nedenle evliliklerinde çocuk sahibi olamama sorunu yaşayabilirler).
Kızlık zarı bozulmadan gebelik oluşabilir mi?
Kızlık zarı bozulmadan gebelik oluşması mümkündür. Özellikle vajinanın girişine yakın olan bir bölgeye gerçekleşen "boşalmada" kadının günü de "uygunsa" spermler hızla kızlık zarının doğal açıklığından (kızlık zarı tümüyle kapalı bir organ değildir adet kanamasının dışarı boşalması için ortasında bir delik vardır) içeriye girebilirler ve güçlü ve hızlı hareketleriyle vajinadan yukarıya çıkarak gebeliği başlatabilirler.
5- Erkeklerin anal bölgelerinin "aşırı duyarlı" olması homo....üel bir eğilime işaret eder mi?
Anal bölgede bulunan zengin sinir uçları sayesinde bu bölge dokunulmaya oldukça duyarlıdır. İnsandan insana değişen bir şekilde bazıları cinsel ilişki esnasında bu bölgeye dokunulmasından hoşlanırken bazıları bunu itici bulabilirler. Bu bölgeye dokunulmasından ve basınç uygulanmasından hoşlanılması o kişide bu bölgenin sinir uçlarının nispeten fazla olmasıyla ilgilidir. Erkeklerin karşı cinsten biriyle olan ilişkide bunu yaşamaları homo....üel bir eğilimi göstermez homo....üel eğilimlerin en önemli özelliği cinselliği yaşamak için karşı cins yerine kendi cinsini tercih etmesidir. Bu tercih eyleme geçirilebilir ya da düşsel olabilir. Böyle bir tercih algılanmadığı sürece karşı cinsten biriyle olan ilişkide anal bölgede yaşanan bu duyarlılık kaygı verici bir durum olmamalıdır
Kızlık zarı hakkında merak ettikleriniz
Son zamanlarda magazin gündemini meşgul eden kızlık zarı ve bekaret yüzünden bugün maalesef hâlâ genç kadınlar intihar etmeye zorlanıyor töre cinayetlerine kurban gidiyor. Oysa toplumun geneline bakıldığında bu konu hakkında o kadar eksik ve yanlış bilgiye sahibiz ki. İşte bu konuda bilinmesi gerekenler...
Erkek arkadaşımla yaşadığım cinsel ilişkinin ardından gelen birkaç damla kanı evlenmeyi düşündüğümüz için önemsememiştim. Ancak erkek arkadaşımdan ayrıldım ve şimdi başka biriyle nişanlıyım. Önceki birlikteliğimi nişanlıma anlatmam mümkün değil. Çünkü kendisi bekaret konusuna çok önem veriyor. Nişanın atılması bir yana ailem bile beni cezalandırmaya kalkabilir. Korkudan her gece kabuslar görmeye başladım. Kızlık zarının onarılabildiğini duymuştum bu doğru mu? Onarılabiliyorsa ilk gece kanamanın gerçekleşmesi için operasyonu ne zaman yaptırmam gerekiyor?
Okurlarımızdan gelen mektuplar arasında en sıkça karşılaştığımız konulardan. Kızlık zarıyla ilgili bu tür endişeli mektupları elektronik postaları son zamanlarda sıkça alır olduk. Kimi mastürbasyonun kimi de cinsel sürtünmenin bekareti bozup bozmayacağını soruyordu. Herkesin yaşadığı hikaye farklı olsa da merak edilen hep aynı şeydi: Kızlık zarı onarılabilir mi? Önerebileceğiniz bir doktor var mı?
Açıkçası kadınların cinselliklerini özgürce yaşamaları gerektiğine inandığım ve yalan üzerine kurulu bir birlikteliğe sıcak bakmadığım için kızlık zarı operasyonuna yönelik soruları yanıtlamakta hep güçlük çekmişimdir. Onlara yaşadıkları cinsel deneyimlerinden asla utanmamaları gerektiğini bekareti önemseyen bir erkeğin zaten doğru insan olmadığını söylemek istesem de kendimi hep tuttum. ÇünküTürkiye'de hâlâ ödün verilmeyen bir gerçek varsa o da bir kadının bekaretini koruması gerektiği. Bugün hâlâ pek çok kadın bakire olmadığı gerekçesiyle intihar etmeye zorlanıyor töre cinayetlerine kurban gidiyor.
21. yüzyılda bile Türkiye'de dünyanın başka geleneksel toplumlarında genç kızlar yaşadıkları cinsel deneyimin faturasını canlarıyla bile ödemek zorunda kalabiliyor. Üstelik zarları esnek olduğu için ilk cinsel ilişkilerinde kanamaları gerçekleşmeyen bakire kızlar bile bu korkunç olaylardan nasiplerini alabiliyorlar.
Tanınmış bir mankenin 3bekaret raporunu kamuoyuna açıklamasıyla kamuoyunda yeniden gündeme gelen kızlık zarı hakkında yanlış bilinenleri düzeltmek bilinmeyenleri açıklığa kavuşturmak için sorularımız Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Kağan Kocatepe'ye yönelttik.
Şaşırtıcı ama gerçek. Son iki yıldır kızlık zarı onarımı için doktora başvuran kadınların sayısında iki kat artış var! Bekaret tabusuyla yaşayan ancak cinsel özgürlüğünü de yaşamak isteyen genç kadınlar evlilik vakti yaklaştığında kızlık zarını diktirme operasyonu için kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının kapılarını aşındırıyor
Birlikte Aynı Anda Orgazm
Orgazm olgusunu tarif etmek zordur. Orgazm çeşitli cinsel uyaranlarla beynin uyarılması ile başlayan ve uyaranların etkisiyle kişide hem bedensel hem de ruhsal olarak algılanan bir "histir". Bu durum genellikle erkeklerde cinsel boşalma; her iki cinste de kızarma nefes ve kalp hızının artması istemsiz kasılmalar gibi fiziksel etkilerle beraber görülür. Orgazma cinsel ilişki ya da mastürbasyon ile ulaşılabilir. Orgazmla birlikte kisi rahatlar biriken tüm gerginlik kaybolur. Kişi beyinden orgazm esnasında salgılanan endorfinlerin ("mutluluk hormonları") etkisiyle gevşer ve kendini iyi hisseder. Takiben uyarılma evresinde ortaya çıkan değişikliklerin tümü "çözülerek" geri döner. Tüm bu geri dönüş süreci 5-10 dakika sürer. Çözülme evresinde tüm değişiklikler geri döner. Kadınların çoğunda orgazm sonrası klitoris ve meme uçları hassaslaşır ve ağrıya duyarlı hale gelir
Orgazm oluşumu için en önemli uyaran dokunsal olanlar olmasına karşın (cinsel ilişki ve kendi kendini tatmin dokunsal uyaran türleridir) sadece görsel veya işitsel uyaranlarla orgazm olunması da özellikle kadınlarda imkan dahilindedir. Genellikle erkekler daha çabuk kadınlar daha yavaş uyarılırlar. Yaşları ilerledikçe erkeklerin uyarılması biraz uzar kadınlar ise yaşları ve cinsel deneyimleri arttıkça daha hızlı uyarılmaya başlarlar. Çoğu erkek için en uyarıcı durum cinsel birleşmedir. Kadın orgazmının tetiğini çeken klitoris ise cinsel birleşme sırasında uyarılmaya uygun bir yerde ve konumda değildir.
Birçok kişi birçok çift iyi bir cinsel ilişkide eşlerin mutlaka birlikte orgazm olmaları gerektiğine inanır. Oysa kadın ve erkek cinsel yanıtlarının fizyolojik farklılığı kişilerin orgazm olacakları anı tam olarak belirleyememeleri birbirlerinin yanıtlarını tam olarak ve anında bilememeleri gibi birçok nedenle çiftler nadiren aynı anda orgazm olurlar.
Ancak birbirlerini çok iyi tanıyan çiftler arada bir birlikte aynı anda orgaz m olur. Ayrıca birlikte orgazm olmak iyi bir cinsel ilişki için zorunlu ya da daha çok zevk almak için gerekli de değildir. Ama birlikte orgazm olmanın mutlaka gerekli olduğu düşüncesi birçok insanın kendi cinsel ilişkilerinden hoşnutsuz olmasına neden olur. Birçok çift cinsel yaşamlarını bu yanlış inanış yüzünden doyumsuz olarak değerlendirebilir.
Orgazm olma anında bir kişinin kendisinin veya cinsel eşinin davranışlarını cinsel yanıtlarını izlemesi pek de kolay değildir. Dolayısıyla bir yandan orgazm olurken bir yandan cinsel eşin orgazmından ayrı bir keyif almamız da pek söz konusu olamaz.
Aynı anda orgazm olma beklentisi nedeniyle kendinin ve cinsel eşin cinsel yanıtlarıyla gereğinden fazla ilgilenmesi sevişmenin keyfini kaçırabilir sevişmenin gözlemcisi haline getirebilir hem de birlikte olması hedeflenen orgazmı kişisel olarak da yok edebilir.
İki insan arasındaki cinsellik fizyolojik yanıtlar temelinde gelişen çok boyutlu ve keyifli bir süreçtir. Gerçek dışı beklentiler ve yanlış inanışlar cinsel doyumumuzu olumsuz etkilemekten başka bir işe yaramazlar.
Orgazm olgusunu tarif etmek zordur. Orgazm çeşitli cinsel uyaranlarla beynin uyarılması ile başlayan ve uyaranların etkisiyle kişide hem bedensel hem de ruhsal olarak algılanan bir "histir". Bu durum genellikle erkeklerde cinsel boşalma; her iki cinste de kızarma nefes ve kalp hızının artması istemsiz kasılmalar gibi fiziksel etkilerle beraber görülür. Orgazma cinsel ilişki ya da mastürbasyon ile ulaşılabilir. Orgazmla birlikte kisi rahatlar biriken tüm gerginlik kaybolur. Kişi beyinden orgazm esnasında salgılanan endorfinlerin ("mutluluk hormonları") etkisiyle gevşer ve kendini iyi hisseder. Takiben uyarılma evresinde ortaya çıkan değişikliklerin tümü "çözülerek" geri döner. Tüm bu geri dönüş süreci 5-10 dakika sürer. Çözülme evresinde tüm değişiklikler geri döner. Kadınların çoğunda orgazm sonrası klitoris ve meme uçları hassaslaşır ve ağrıya duyarlı hale gelir
Orgazm oluşumu için en önemli uyaran dokunsal olanlar olmasına karşın (cinsel ilişki ve kendi kendini tatmin dokunsal uyaran türleridir) sadece görsel veya işitsel uyaranlarla orgazm olunması da özellikle kadınlarda imkan dahilindedir. Genellikle erkekler daha çabuk kadınlar daha yavaş uyarılırlar. Yaşları ilerledikçe erkeklerin uyarılması biraz uzar kadınlar ise yaşları ve cinsel deneyimleri arttıkça daha hızlı uyarılmaya başlarlar. Çoğu erkek için en uyarıcı durum cinsel birleşmedir. Kadın orgazmının tetiğini çeken klitoris ise cinsel birleşme sırasında uyarılmaya uygun bir yerde ve konumda değildir.
Birçok kişi birçok çift iyi bir cinsel ilişkide eşlerin mutlaka birlikte orgazm olmaları gerektiğine inanır. Oysa kadın ve erkek cinsel yanıtlarının fizyolojik farklılığı kişilerin orgazm olacakları anı tam olarak belirleyememeleri birbirlerinin yanıtlarını tam olarak ve anında bilememeleri gibi birçok nedenle çiftler nadiren aynı anda orgazm olurlar.
Ancak birbirlerini çok iyi tanıyan çiftler arada bir birlikte aynı anda orgaz m olur. Ayrıca birlikte orgazm olmak iyi bir cinsel ilişki için zorunlu ya da daha çok zevk almak için gerekli de değildir. Ama birlikte orgazm olmanın mutlaka gerekli olduğu düşüncesi birçok insanın kendi cinsel ilişkilerinden hoşnutsuz olmasına neden olur. Birçok çift cinsel yaşamlarını bu yanlış inanış yüzünden doyumsuz olarak değerlendirebilir.
Orgazm olma anında bir kişinin kendisinin veya cinsel eşinin davranışlarını cinsel yanıtlarını izlemesi pek de kolay değildir. Dolayısıyla bir yandan orgazm olurken bir yandan cinsel eşin orgazmından ayrı bir keyif almamız da pek söz konusu olamaz.
Aynı anda orgazm olma beklentisi nedeniyle kendinin ve cinsel eşin cinsel yanıtlarıyla gereğinden fazla ilgilenmesi sevişmenin keyfini kaçırabilir sevişmenin gözlemcisi haline getirebilir hem de birlikte olması hedeflenen orgazmı kişisel olarak da yok edebilir.
İki insan arasındaki cinsellik fizyolojik yanıtlar temelinde gelişen çok boyutlu ve keyifli bir süreçtir. Gerçek dışı beklentiler ve yanlış inanışlar cinsel doyumumuzu olumsuz etkilemekten başka bir işe yaramazlar.
Sporun se.ks yaşamını aktif kıldığını daha önce mutlaka duymuşsunuzdur. Hatta .... hayatının yetmişten sonra bile devam etmesini isteyenlerin mutlaka spor yapması gerektiğini bu sayfalardan duyurmuştuk.
Şimdi ise egzersiz bisikletinin kronik kalp hastalarında cinsel fonksiyonu artırdığı öne sürülüyor. Nitrat ilacı kullandıkları için Viagra kullanamayan kalp hastalarının bisiklet egzersizi yaparak cinsel fonksiyonunu artırabilecekleri belirtiliyor. İtalya'nın Ancona bölgesindeki Lancial Kalp Enstitüsü'nde yapılan araştırmada egzersiz yapan hastaların cinsel fonksiyonun yanı sıra yaşam kalitesini artırdıkları da gözlendi.
Acaba Vajinismus muyum?
Her 100 kadından birinin vajinismus sorunu yaşadığı araştırmalarla kanıtlandı.
‘Eşimle beraber olamıyoruz. Birçok yerde araştırdım ve okudum. Sanırım Vajinismus var bende! Eşim çok anlayışlı. Ama ben onu mutlu edemiyorum. Onun isteklerini karşılayamıyorum. Bacaklarım kasılıyor. Bu olayı kimseyle paylaşamıyorum. Ailelerimiz bizden çocuk bekliyor. Kimseyle görüşmek ve konuşmak istemiyorum. Buraya geldim ama bilmiyorum bir şeyler değişecek mi? Böyle bir durum yaşayan başka danışanlarınız var mı ve tedavi yüzdesi nedir?’ Kendi kendine teşhis sonucu ilk olarak kimseyle paylaşamama ve sorunu çözmeye çalışma. Bu durumu kendine yakıştıramama. Eşine yönelik suçluluk hissetme. Tek başına baş edemeyeceğine inandığında bir uzmandan yardım alma. Gerçekten çözüm olup olamayacağı konusunda şüphe ve kaygılardan kaynaklanan karamsarlık.
Böyle bir durum yaşayan kişi ile karşılaşan terapistin tabii ki sihirli bir değneği yok. Tek başına da herhangi bir şey yapması imkansız. Kurulacak iletişim ve yaklaşım çok önemli. Bu soruna neden olabilecek durumları gözden geçirmek gerekir. Aile yapısını geçmişte yaşanan olumsuz bir olay olup olmadığını cinsel bilgilerle ilgili yanlış yapılandırmayı korku ve kaygılarını ilişki ile ilgili beklentilerini ve sorunu yaşayan erkek ve kadının kişilik özelliklerini belirlemek çözüme ulaşma da geçerli bir yöntemdir.
Yılan ve vajinismus"
Cinsel sorunu yaşayan kişilere yaklaşım ve kurulacak iletişim başlangıç için çok önemli. Güven ortamı oluşturulduktan sonra sorunun kaynağı üzerinde konuşulur. Bunun pek çok sebebi olabilir. Neler olabileceğini örneklerle belirlemeye çalışabiliriz.
Bir danışanım korkularından bahsetmişti. Çocukluk döneminde yaşadığı bir olayı anlatmıştı. 4-5 yaşlarındaki iken bahçelerindeki su kuyusunun dibinde yılanın kurbağayı yediğini görür. Daha sonra o kuyuya terliği düşer. Babası terliğini almaya çalışırken babasının kuyuya düşeceğinden korkar. Bu olaydan sonra yılan ismini ifade edemediğini ve resmine bakamadığını söyler. Evlendikten sonra eşinin penisinin şeklini ve hareketlerini yılana benzettiğini ve korktuğunu ona dokunamadığını ifade eder. Ayrıca danışanımla görüşmeler sonucunda aslına onun büyümek istemediğini ve çocuk kalmak istediğini ortaya çıkarmıştık
Dişiliğini ortaya çıkarma
Bir danışanımda eşiyle yaşayamadığı cinselliği konuşarak bir kız arkadaşı ile paylaştığını anlatmıştı. Arkadaşı ona şöyle demişti. ‘Kendini kadın gibi hissedeceksin çocukluktan çıkacaksın’ demiş. Oysa bu danışanım için olumsuz bir geri bildirim olmuştu. Çünkü danışanım dişiliğini ön plana çıkarmak ve büyümek istemiyordu. Her kişi için farklı yaklaşımlar gerekebilir. Yardım etmek isterken kişinin olayı çözmesi yerine kaçmasına sebep olunabilir.
Vajinismus yaşayan kadınların daha çocuksu olduklarını şefkat ve ilgiye önem verdiklerini şüpheci alıngan hassas ve kontrolün kendinde olmasını istediklerini gözlemliyorum.
Vajinismus yaşayan kadınların bir kısmının çocukluk döneminde cinsel tacize uğradığı ortaya çıkıyor. Bunu kimseyle paylaşamıyor. Kadının erkeklerle ve cinsellikle ilgili olumsuz düşüncelere sahip olmasına sebep oluyor
Evlilik öncesindeki tartışmalar
Evlilik öncesi aileler arasında yaşanan sorunlar kadının eşine güven duymasını engelliyor. Onu koruyamayacağını ve destek olamayacağını düşündüğü için eşinin en çok istediği cinselliği onunla paylaşmaktan kaçınıyor. Zaten kendine ve çevresine güven duymayan vajinismus sorunu olan kadınlar için bu durum daha da güçleşiyor. Evlilikte ya da ilişkilerde en önemli konu güvendir. Güven ortamı sağlanamadığı sürece cinselliğin yaşanması da zor oluyor.
Cinselliğin yaşanması ayıp olarak değerlendiriliyor. Bir çocuk gibi okşanmak ve korunmaktan hoşlanma ancak iş cinselliğe gelince kaygılar yaşadıklarını ifade ediyorlar.
Bir danışanım birkaç kez randevu almasına rağmen randevularına gelmedi. Eşinin ısrarı üzerine gelmek zorunda kaldı. Geldiğinde oldukça sıkıntılıydı ve ‘biliyorum ben bunu yapamayacağım’ diyordu. Evlendikleri gün babası ile bir tartışma yaşadıklarını ve babasıyla bir süre küstüklerini anlattı. Babasının otoriter katı ve zor iletişim kurulan biri olduğunu belirtti. Babanın hataya ve çocuklarının başarısızlıklarına tahammülü yoktu. Baba bu olayı öğrendiğinde kızını suçlamış ve aşırı tepki vermiş. Danışmanım en büyük korkusu başarısızlıktı. Korku yerine kaygısı demek daha doğru olacak sanırım. Bu durumdan kurtulmak için bir kez bir uzmandan yardım alıyor. Ancak ikinci görüşmeden sonra gitmiyor. Çünkü uzmanın tutumu babasının tutumunun aynı. Uzman tarafında bu işi yapamadığı için eleştiriliyor. O yüzden bir daha gitmiyor. Birkaç kez randevu alıp gelmemesinin sebebi de aynı durumla karşılaşma ve başarısız olacağı kaygısı
Babalarla ilişkideki anahtarlar
Otoriter ve baskıcı tutum sergileyen baba figürü de bu olayın yaşanmasında etkili olabiliyor. Ayrıca vajinismus yaşayan kadınların babalarıyla yakın ve duygusal ilişki kurmada sorun yaşadıkları söylenmektedir.
Vajinismus yaşayan kadında annenin rolü nedir? Diye bir soru aklınıza gelebilir. Cinselliğin ayıp ve değersiz bir şey olduğunu ve sadece erkeklerin kendilerini tatmin etmek için kadınları kullandıkları bir araç olarak anlatan annelerin de vajinismus yaşama olasılığını arttırdığı gözlenmektedir. Ayrıca cinsel organla ilgili olumsuz şartlandırmaları da önemli bir etkendir. Bu şekilde yaklaşan annelerin kızlarının vajinismus nedeniyle merkezimize başvurduklarını belirtmeden edemeyeceğim. Cinsel organını pis iğrenç olarak algılayan ve ona dokunmaktan kaçınan kadınlarda bulunmaktadır.
Vajinismus yaşayan kadınların cinsel bilgilerinin yetersiz olduğunu gözlemlemekteyim. Özellikle kızlık zarı ile ilgili olumsuzluk içeren bilgilere sahip olduklarını belirtmeden edemeyeceğim. Kızlık zarının patlayacağı acı vereceği ve kontrol edilemeyen bir kanama olacağı endişesi içermektedir. Oysa araştırmalar ilk cinsel ilişkide vakaların ancak yüzde 40-45’inde kanama meydana gelebildiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca kanamanın her zaman kızlık zarından olmadığı vajinanın da kanamada rol oynayabildiği sonucuna varılmıştır. Kızlık zarının esneyebildiği kanama ve yırtılma olmadan cinsel ilişkinin olabildiği ve bazı kadınlarda bu dokunun hiç bulunmadığı tespit edilmiştir. Kızlık zarına tıbbi müdahale yaptıran hatta bu yolla hamile kalıp çocuk doğuran kadınların da bilinç düzeyinde bu olayı aşamadıkları için terapiye gelmeleri azımsanmayacak kadar çoktur.
Bekaret ve vajinismus
Kızlık zarının evlenmeden önce korunması gerektiği öğretilen kadın evlendikten sonra da bunu korumaya çalışabilmektedir. Kızlık zarı bekaret simgesi olarak değerlendirilen toplumlarda daha sık görülen bir rahatsızlıktır. Türkiye’deki vajinismus vakalarının dünyada yaşananlardan daha fazla olması bu gerçeği yansıtmaktadır.
Vajinismus sorunu yaşayan kadının cinsel organının anatomik yapısını bilmediği ve cinsel organına dokunmaktan kaçındığı da gözlemlediğim bir durum. Cinselliği kötü çirkin gibi olumsuz olarak değerlendiren kadın kendi bedenine dokunmayı da kötü ve yanlış bir şey yapıyormuş gibi değerlendirmektedir. Toplum olarak kadından beklentiler çelişkilidir. Evlilik öncesi cinsellik kötü ve yasak olan bir olay olarak belirtilirken evlendikten sonra cinselliği rahat bir şekilde yaşaması beklenmektedir.
Tedavi sürecinde kadının vajinismusu yaşamasına sebep olan etkenleri göz önünde bulundurmak ve güvenilir bir iletişim kurmak çok önemlidir. Eşlerin terapiye birlikte gelmeleri daha yararlıdır. Eşler terapiye kimi zaman ayrı kimi zaman da birlikte alınır. Eşlerin terapiye beraber gelmeleri birbirlerine destek olduklarını göstermek açısından yararlı olur ve vajinismus yaşayan kadının eşine güven duymasını sağlar. Eşi terapiye gelmeyen kadın eşinin gereken önemi vermediğini düşünüp terapiye devam etmemekte ve yararına inanmamaktadır. Oysa sorun sadece kadına ait değildir erkeğin yaklaşımı da sorunun gittikçe çözümlenemez bir hale dönüşmesine sebep olabilir. Birlikte yardım almak eşlerin birbirlerini önemsemeleri ve güvenmeleri açısından yararlıdır. Olaya birlikte katılım tedavinin olumlu gelişmesini sağlayacaktır
Mastürbasyon konusunu biraz yaşa ve cinsiyete göre ayırırsak
Genç erkeklerde özellikle cinsel hayatı olmayan gençlerde mastürbasyon neredeyse bir zorunluluk halindedir bunun nedeni ise:
Sperm (meni - er suyu) üretimi devamlıdır ve hiç durmaz üretilen spermler bir kesede toplanır ve boşaltılmaya hazır beklerler arkadan da devamlı sperm üretimi olur ve bu keseye boşalır bu kesenin bir hacmi bir kapasitesi vardır bu hacim dolunca cinsel istek artar yoğunlaşır eğer ilişki veya boşalma gerçekleşmezse kasıklarda ağrı aşırı cinsel istek başlar bazen kese o kadar dolmuştur ki büyük tuvalet yaparken veya ıkınırken vücut içi basınç arttığından bu sırada penisten sperm akar veya idrar sonrasında sümüksü bir akıntı olarak penisten gelir (bu boşalma değildir ve zevk vermez sadece sperm akar). Eğer kişi boşalmaz veya ilişki kurmazsa belli bir süreden sonra ki bu süre kişiden kişiye değişir( 4 ila 15 gün) erkek uykuda boşalır ve keseyi boşaltarak arkadan gelen spermlere yol açar. Hamamcı olduk veya rüyacı olduk deyimi buradaki boşalmaya bağlı yıkanma gerekliliğinden gelmiştir. Erkeklerdeki cinsel arzu kontrolsüzlüğü de devamlı üretilen sperm ve onun boşaltılması isteği sonucu ve toplumsal öğretilerin yani tabuların erkeğe kuralsız cinsellik yaşamayı bir hak ve övünç kaynağı olarak hissettirmesi olup bayanların erkeklerde anlayamadıkları duygusuz cinsel istek bundan dolayıdır.
Erkeklerde uyarı ve doyuma ulaşma daha çok penisin etrafının kavranma hissinin tatmini ve özellikle penisin baş kısmında bulanan zevk hücresi diye isimlendirilen sinir uçlarının sürtünmeye ve karşıdan gelen basınca karşı taşıdıkları hislerden oluşur.
Erkekler genelde elleriyle cinsel organlarını okşayarak mastürbasyon yaparlar bunun için elleri kuru olabilir genelde kayganlaştırıcı bazı maddeler; tükürük krem sabun (sabunun penis içine kaçtığında acıya yol açacağı unutulmamalıdır) kullanılır. Gene erkekler mastürbasyon yaparken penislerini başka cisimlere sürerek de veya kavrama hareketini sağlayıcı bir takım boşluklara penislerini sokup çıkararak yaparlar. Veya sertleşmiş penise su tutarakta mastürbasyon gibi çeşitli yöntemlerde kullanırlar. Son zamanlarda ülkemizde de satılan yapay vajina benzeri araçlarda erotik malzeme satılan dükkânlarda bulunmakta ve kullanılmaktadır. Kısaca kişiye zevk veren her şey bu amaçla kullanılabilir.
Kadınlarda ise; bakire olanlar veya olmayanlar olarak değerlendirmeliyiz çünkü toplumumuzda bekâret hala önemli bir konu olarak kabul edilmektedir.
Kadınlarda mastürbasyon erkeklerdeki kadar fiziksel dokunma gerçekleşmeden düşünce bazında da gerçekleşebilir. Sadece göğüslerine dokunarak dahi mastürbasyon yapabilirler.
Fiziksel istek kasık bölgesine yayılan sıcaklık orada bir basınç hissinin duyulmasına ve klitorise dokunulmasının ihtiyacı ve vajen içinde doldurulması gerekli bir boşluk hissi ile ortaya çıkar. Vajende ki boşluk hissi daha önce cinsel ilişkiye girmemiş bayanlarda çok az veya yoktur. Cinsel ilişki yaşamış kadınlarda ise bu vücut tarafından tanınmıştır ve hissedilir.
Genelde ya klitoris (bızır) elle okşanır veya iki bacak açıp kapanarak sıkıştırılır veya kadına zevk verebilecek bir şeye sürtülür. Bakire olan kadınlar genelde bu şekilde mastürbasyon yaparlar. Ve bunun kızlık zarına hiç bir zararı yoktur.
Daha az olarak klitoris okşanırken vajen girişine parmakla baskı uygulanabilir veya vajen girişi veya küçük dudaklar okşanabilir. Bunun da kızlık zarına hiç bir zararı yoktur.
Ve bazı bayanlar kızlık zarı olmayanlar veya önemsemeyenler vajen içine parmak veya parmaklarını sokarlar veya içeriye doluluk hissi verebilecek herhangi bir şey (deodorant kutusu salatalık muz kalem gibi) kullanırlar. Son zamanlarda ülkemizde de bulunan yapay penisler de veya titreşim sağlayan bazı .... oyuncakları da yaygın olarak kullanılmaktadır.
Bazı bayanlar ise hem klitorise sürtünme veya baskı hem de vajen içine doluluk sağlayarak mastürbasyon yaparlar.
Duşta basınçlı suyun klitorise tutulması ile mastürbasyon ise bayağı yaygın bir yöntemdir bu da kızlık zarına zarar vermez.
Anne ve babalara ve de herkese; cinsellik içgüdüsel bir duygu olup soyunu sürdürme hayata ve kendinden sonraya bedeninden bir parça bırakma hissinin bir uzantısıdır. Yani frenlenemez önlenemez ve yok edilemez. Belki baskılayabilir veya başka bir hisse veya uğraşa yönlendirebilirsiniz ama bunun sağlıksız sonuçları ve acısı daha sonra çok fazla olarak başka yerlerde ve konumlarda ortaya çıkmaktadır. Kuşumuzun kedimizin veya köpeğimizin cinsel arzularını düşünüp dikkate aldığımız halde kendimizin yakınlarımızın veya çocuklarımızın bu tip ihtiyaçlarını görmemezlikten gelmeye veya anlamamaya çalışmak kendimizi kandırmaktır.
Özellikle cinsel yaşantıya sahip olamayan veya olamamış gençlerde bu istek frenlenemez. Bu yüzden gerekli olan mastürbasyon için onları yanlış bilgilendirip korkutmayınız.
Yaş ve kişinin sosyal konumu bu arzuyu yok etmez bu bir ihtiyaçtır.
Yalnız bebekler de de bazen mastürbasyon benzeri davranışlar görülebilir bu onları korkutmadan önlenebilir anlayabilecek yaşta olanlar doğru yönlendirilip bilgilendirilmelidir. Bu konu ilerdeki yazılarımızda ele alınacaktır
Pozisyonlar
Cinsel pozisyonlar ilişkilerimizde bize rahatlık sağlayan ve sağlığımız açısından önemli bir konudur.Cinsel
Cinsel pozisyonlar kişinin anlık durumuna göre değişen eşlerin birbirlerine daha iyi temasta bulunabildiği ve çok daha rahat haraket edebildiği şekiller olmaktadır.
Zevkli keyifli ve ağrısız bir ilişki için size uygun olan cinsel pozisyonu partneriniz ile uygulayabilirsiniz.
Daha doğru bir cinsel birleşme için en önemli kriterlerden biri olan pozisyonlara sizler de partneriniz ile birlikte olurken dikkat edip özen göstermelisiniz.
Sürekli aynı pozisyonda ilişkiye girmek olayı monotonlaştırırken arada bir özgür davranıp farklı tarzlar denemek çok daha yararlı olacaktır.
Unutmayın ki tüm uzmanlarında bildirdiği gibi bir ilişki esnasında en önemli şey penis boyu değil partnerinize olan temasınız duygularınız duruş ve birleşme rahatlığıdır.
HASSAS NOKTALAR
Dudakların etrafındaki bölge
Öpüşmeyi bildiğinizden eminiz. Ancak büyük ihtimalle ağzınızın çevresindeki hassas sinir uçlarından haberiniz yok. .... uzmanı Rachael Ross'a göre bu bölge dokunuşlara karşı olağanüstü hassas ancak çoğu insan dudağın kendisine daha fazla önem gösterdiği için bu nokta geri planda kalabiliyor. Parmak ucunuzla dudaklarınızın etrafına hafifçe dokunarak bu iç gıdıklayıcı deneyimi yaşayabilir ve neden bahsettiğimizi daha kolayca anlayabilirsiniz. Başbaşa kaldığınızda sevgilinizin bu deneyimden faydalanması için fazla sert bir öpüşme sergilemenize gerek yok. Bunun yerine onu normal bir biçimde öptükten sonra üst dudak çizgisinin üzerine dudaklarınızı hafifçe değdirin. Kendinizi çekip onu tekrar öpün ardından aynı taktiği alt dudağına da uygulayın.
Çene ve omuzların arası
Çene kısmınızla omuzlarınız arasında kalan tüm bölge erojen olmasıyla ünlüdür. Ancak bu bölgede öne çıkan bir nokta var ki tüylerinizi diken diken edebilir! Boynun yaka kısmı ile birleştiği yerde bulunan bu küçük çukurun cildi daha incedir ve altında yoğun miktarda yağ dokusu bulunmaz. Bu nedenle bu bölgede bulunan sinir uçları oldukça kuvvetlidir. Bir başka deyişle bu bölgeye yapılan ufacık bir temas bile kendinizi harika hissetmenizi sağlar.
Sevgilinizin boynunu öperek aşağıya doğru indiğiniz sırada işaret ve orta parmaklarınızın uçlarını omzundan ortadaki çukura doğru yavaş ve dairesel hareketler çizerek hareket ettirin. Ardından ağzınızı bu bölgenin üzerinde hareket ettirerek çukuru nefesinizle ısıtın. Uzmanlar bu ısı ve temas kombinasyonunun vücudunuzu rahatlatarak sizi heyecanlandıracağını belirtiyor.
Ayrıca erkek arkadaşınız bu bölgeye dokunduğunda; vücudunuzun üst kısmı özellikle de göğüsleriniz daha duyarlı bir hale gelir ve bu da daha fazla zevk almanızı sağlar.
Vücudun yan kısmı
Göğüs kafesinin alt kısmından başlayarak kalçalara kadar inen bu güçlü sinir uçları doğrudan cinsel organa bağlıdır. Bu bölgeye yapılan temas hem kadın hem de erkeklerde pelvik kasların kasılmasına ve heyecanın artmasına sebep olur. Diğer noktalardan daha hassas olduğu için bu bölgeyle daha fazla ilgilenmelisiniz.
Sağ veya sol göğüs kafesinin altından başlayarak bu bölgeye dokunabilir normalde uyguladığınız baskıdan daha kuvvetli bir şekilde öperek aşağıya inebilirsiniz.
Dr. Ross bunu uyguladığınızda erkek arkadaşınızın pelvik bölgesindeki kasların kasıldığını birer birer göreceğinizi belirtiyor. Sevgiliniz aynı şeyi size uyguladığında klitorisinizdeki muhteşem kasılmaları hissedebilirsiniz.
Sırtın alt kısmı
Omurganın en alt kısmında bulunan bölge son derece hassas sinirlerle doludur. Bu durumdan faydalanmak için birbirinize masaj yapmanızı tavsiye ederiz. Masaja kürek kemiklerinden başlayın. Sırtın alt kısmında dokunuşlarınızı biraz daha yumuşatın.
Bu bölgenin algıları o kadar kuvvetlidir ki en yumuşak temas bile tüm vücudun irkilmesine sebep olabilir. Yanağınızı bu bölge üzerine hafifçe bastırmak da iyi bir fikir olabilir. Beklenmeyen ten teması erkek arkadaşınızın heyecanlanarak daha fazla dopamin hormonu salgılamasına neden olur.
Ardından bu bölgeyi öperek hafif temaslarla uyarabilirsiniz. Ayrıca saç uçlarınızı sevgilinizin vücudunda gezdirebilir tırnaklarınızı kullanarak heyecanını artırabilirsiniz.
Kalçalar
Vücutta bulunan en hassas sinirlerden bazıları da kalçaların iç kısmında bulunur. Bu bölge dokunmaya karşı oldukça hassastır. Parmaklarınızı partnerinizin kalçasının iç kısmından başlayarak yavaşça yukarı doğru gezdirin ve hafifçe okşayın.
Buckley'e göre bu bölgedeki cilt son derece hassas olduğu için hareketlerinize sevgilinizin vereceği tepkileri son derece net biçimde görebilirsiniz. Eğer sizden kaçar gibi hareketler yapıyorsa bu orada bulunan sinirleri etkilediğiniz anl..... gelir.
Önsezilerinize göre hareket edin; sevgilinizin rahatsız olduğunu hissediyorsanız biraz yavaşlayabilirsiniz. Heyecanlandığını görüyorsanız ve devam etmenizi istiyorsa tempoyu düşürüp artırarak ona dokunmaya devam edebilirsiniz.
Erkek arkadaşınız vücudunuzdaki aynı bölgeye dokunurken nefes alış verişinizin sıklaştığını ve pelvik bölgenizin kasıldığını hissedebilirsiniz. Bunun sebebi bu bölgeye yapılan özel bir temasın dolaylı olarak genital bölgeyi etkilemesinden kaynaklanıyor.
Dr. Ross burada bulunan sinirlerin hem kadın hem de erkek beynine zevk sinyalleri gönderdiğini belirtiyor. Bunları uygulayabilmek için öğrendiklerinizi ona da anlatabilirsiniz!
G noktası yıllarca orgazma giden tek yol olarak gösterildi hepimize; dergilerde yayımlanan makalelerde G noktamızın yerini aradık durduk ki orgazm olabilelim. Ancak ne okursak okuyalım ne yerini tam tespit edebildik bu G noktasının ne de uyarıldığında şak diye orgazm olmayı başarabildik. Tez çürümüştü... Orgazm çok yönlüydü ve orgazma ulaşmamızı sağlayan tek nokta kesinlikle G noktası değildi de neydi?
NEREDESİN G NOKTASI?
İşte asırlardır net olarak anlaşılamayan bir mevzu daha: G noktasının yeri! Aranızda bu noktanın yerini tam olarak bilen var mı emin değiliz ama cin fikirli doktor Grafenberg'in tarif ettiği noktanın koordinasyonunu biliyoruz.
G noktası vajina girişinin ortalama dört santimetre sonrasında biz kadınlarda bulunan ve minimal ölçekteki bir prostat bezine benzeyen noktadır. Kılcal damarların bolluğu sayesinde bölge vajinanın iç kısmının diğer noktalarına oranla bir nebze daha hassastır ve iddialara göre bu noktaya temas edildiğinde kadın daha çabuk orgazma ulaşır.
Prostat bezi tezini erkeklerin anüs bölgesinden uyarıldıkları savıyla özdeşleştirebiliriz. Bu gerçeği sokakta hetero....üel erkek bulmamızın giderek güçleşmesiyle de açıklamak mümkün tabii...
NEREDEN ÇIKTI BU G NOKTASI?
G noktasının hikâyesi günümüzden neredeyse 70 yıl kadar önceye dayanıyor. Alman asıllı jinekolog Dr. Ernest Grafenberg Journal of ...ology dergisinde yayımlanan makalesinde "G noktası" terimini ilk kez kullanır. Kadınların sadece klitoris yoluyla uyarlamayacağını asıl orgazmın G noktasının uyarılması sonucu gerçekleşebileceğini; G noktası uyarılmış bir kadının kontrolden çıkmışçasına saatlerce coşkun bir biçimde .... yapabileceğini iddia eden Grafenberg böylece bu netameli noktaya isim babalığı da yapar. Haliyle G noktasının G'si Grafenberg'in soyadından gelmektedir.
Vajinanın ön duvarı boyunca uzanan ve uyarıldığında ciddi bir haz doğuran bu noktanın günümüzdeki popülerliğine ulaşması ise 1982 yılında Amerikalı ünlü .... terapisti Alice Ladas tarafından Grafenberg'in makalesine atfen kullanılmasıyla gerçekleşir. G Noktan (G Point) adında bir kitap yazarak konuyu yeniden gündeme getiren Ladas başımıza bela olacak bu erojen noktayı aklımıza böylece sokmuş olur. O tarihten sonra modern kadın için kadınlığın onuru G noktası üzerinden orgazm olmaktan geçmeye başlar...
KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN 4 NOKTA
Konunun özüne dönersek G noktasının biz kadınların cinsel hayatında ne derece önemli olduğu hâlâ tartışma konusu. Bazı uzmanlar bu noktanın iddia edildiği kadar etkili olmadığı konusunda son derece ısrarlı. Ortalıkta G noktasını bulmak için canını dişine takan ve yine de bir türlü orgazm olamayan bu kadar kadın varken bu iddiaya hak vermemek de pek mümkün değil açıkçası.
Dolayısıyla biz de bu ısrarı destekliyor ve G noktası kâbusuna sonsuza dek dur diyecek yeni noktalar öneriyoruz sizlere. İşte başımızın belası G noktasını hayata küstürecek iddialı rakipleri ve onların .... hayatımızı değiştirecek akıl almaz etkileri...
A NOKTASI:
Noktaların şahı olarak anılmaya aday yepyeni bir nokta. AFE (Anterior Fornix Erotic) bölgesi olarak bilinen bu bölge rahim boynunun üstünde yer alan ve .... hayatınıza gerçekten renk katacak çok özel bir nokta. Desmond Morris'in Çıplak Kadın (The Naked Woman) adlı kitabında A noktası vajinanın en dibinde yer alan ve hassas dokulardan oluşan bir bölge olarak tarif edilir. Bu bölgeyi doğrudan uyarmanın orgazma bağlı şiddetli büzülmeler oluşturduğunu belirten Dr. Morris aynı zamanda bu bölgeye basınç uygulamanın kişiyi ilişkiye hazır hale getireceğini belirtiyor. Yani pek çoğumuzun muzdarip olduğu ve orgazm olmamıza çoğu zaman ket vuran kuruluk problemini A noktası çözüyor.
A noktası mesanenin ve rahim boynunun arasında vajinanın en dip noktasına doğru hassasiyeti son derece yüksek bir doku parçasıdır. Bu noktayı uyarmak için uzun ince ve ucu yukarıya doğru kıvrık bir vibratör alabilirsiniz. Çünkü partnerinizin bu noktaya ulaşması biyolojik olarak pek de mümkün görünmüyor. Bu tür bir oyuncak istiyorsanız internetten araştırma yapmanızı tavsiye ediyoruz. Keyif almak için bazen kendi kendimize çaba göstermemiz gerektiğini de unutmamaya çalışın
C NOKTASI:
Adının havalı durduğuna bakmayın; bildiğimiz klitoristen söz ediyoruz. Şükür ki erkekler de klitorisin ne olduğunu biliyorlar. Ancak hem onların hem de bizlerin bilmediği temel nokta klitorisin sanıldığından daha büyük olduğu.
Klitoris vajinanın derinlerinde bulunan bir bölge. Pek çok kadın orgazma ulaşmak için klitorisinin uyarılmasını tercih ediyor. Bu konuda son derece haklılar; zira bu uyarım orgazma daha keyifli ulaşmayı sağladığı gibi bir görüşe göre ....i daha tatmin edici kılıyor.
Tam bir koordinat vermemiz gerekirse; klitoris vajina girişinin üst kısmında bulunur ve vajinanın dış dudaklarının bir parçasıdır. Unutmadan belirtelim vajina girişi de klitorisin bir parçasıdır.
.... sırasında klitorisinizi kendi kendinize uyarmanız da son derece keyifli bir gece geçirmenizi sağlar. Üstelik partnerinizin de daha istekli ve ateşli olmasını tetikler
P NOKTASI:
İşte gerçekten yepyeni bir nokta; uyarılması kolay hazzı büyük. Keşfedilmeye açık bakir topraklar gibi. Perineum denilen; vajina ve anüs arasında pek çok sinir ucunun yer aldığı bir bölge olan P noktası bulunması ve uyarılması en kolay olan bölgelerden biri.
Vajina girişinin sonuyla anüs başlangıcının arasında bulunan bu özel nokta ya da bölge hem erkekler hem de kadınlar için son derece erojen ve uyarıcı bir yer.
Derisi vajinanın dış yüzeyini kaplayan diğer bölgelere oranla çok daha yumuşak olan P noktası doğru uyarıldığında sizi hazzın doruğuna taşıyabiliyor. O doruğa çıkmanız için tek yapmanız gerekense partnerinizden bu bölgeye kuvvetli bir biçimde bastırmasını istemek. Eğer doğru yere dokunmayı başarırsa bunun sizde yarattığı haz tarif edilmez olacaktır.
Bu nokta her kadının farklı hissettiği bir bölgedir. Sizin için hangi dokunuşun daha uygun olduğunu partnerinize ifade etmeyi unutmayın
|
|
|
| Ağız kokusunun önlenmesi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-22-2018, 10:36 PM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Ağız Kokusunu Önlemek İçin Neler Yapılabilir? Ağız Kokusunun Nedenleri Nelerdir?
Eğer dişlerinizde ya da midenizde bir probleminiz yoksa ve lokmalarınızı iyi çiğnemiyorsanız veya şeker tüketiyorsanız her an ağız kokusu sorunu yaşayabilirsiniz
Ağız kokusunun sebebi ölü bakterilerin atık maddesi olan ve volatile sülfür adı verilen bir gazdır. Nefeste oluşan kötü koku büyük oranda Ağız içi kaynaklıdır. Ağız içi bir infeksiyon, ilerlemiş bir dişeti hastalığı ya da sadece Ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kokuya sebep olurlar.
Kokuya sebep olan diğer sistemik problemler ise: Tonsilit, akciğer iltihabı, sinüzit, şeker hastalığı (aseton kokusu), mide bağırsak hastalıkları, böbrek yetmezliği (balıksı koku), karaciğer ve ****bolizma bozukluklarıdır.
Ağız kokusunun öncelikle sebebi teşhis edilmeli ve buna göre tedavisi yapılmalıdır. Ağız içi kaynaklı kokularda yapılması gerekenler ise
* Tüm çürükler tedavi edilmeli
* Diş eti hastalığı tedavi edilmeli. Cepler ve diş taşları önlenmelidir
* Gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri çekilmelidir
Tüm bunların dışında Ağız kokusunu önlemek için
* Her öğünden sonra dişlerinizi 3 dk fırçalayınız ve günde bir kez diş ipi kullanınız.
* Diş fırçanızı kuru ve temiz bir yerde muhafaza ediniz ve kullandıktan sonra iyice yıkayınız.
* Dil çok girintili ve pütürlü yapısı sebebiyle bakterilerin rahatça yerleşip zor temizlenebileceği bir dokudur. bitkiler hakkında detaylı bilgiler isterseniz bitkiblog sitesine bakabilirsiniz.. Dişlerinizle birlikte dilin yüzeyinin ve özellikle arka kısmının fırçalanması kokuyu önlemek açısından önemlidir. Eğer fırça ile bu yüzeyi fırçalamaktan rahatsız oluyorsanız temiz bir plastik kaşık kullanarak dili kökünden ucuna kadar sıyırarak temizleyiniz.
Ayrıca dilinizi rahat ve düzgün bir şekilde temizleyebilmek için piyasada bulunan dil fırçaları ve dil kazıyıcıları size çok yardımcı olacaklardır.
* Nane şekeri,ağız spreyleri yada gargaralar Ağız kokusunu önlemez sadece kısa bir süre (5-7 dk) önler
* Ağız kokusunu önlemek için %50 su ve %50 hidrojen peroksit'den hazırlayacağınız bir gargara olumlu etki yaratabilir.
* Gıda kaynaklı (sarımsak ,soğan,alkol vb) kokularda ise ertesi sabah aç karnına içilen bir bardak soğuk süt kokuyu belirgin miktarda azaltır.
Ağız kokusunun önlenmesi
Ağız kokusu sorunu en çok gün içinde öğün atlama nedeniyle uzun süreli açlık durumlarında ortaya çıkar. Ağız kokusunu önlemek için uygulanacak basit önlemlerle, bu sorun önemli bir sıkıntı olmaktan çıkar. Diş Hekimi Alper Çıldır, ağız kokusuna karşı ağız ve diş bakım önerilerinde bulundu:
YEMEKLERİ ÇİĞNEMELİSİNİZ
Lokmaların iyi çiğnenmesi, yiyeceklerle tükürük salgısının iyice karışmasını ve ağızda yemek parçası kalma olasılığını düşürür. Daha çok çiğneme hareketi daha çok bakterinin yerinden koparak mideye gitmesine yardımcı olur. Bu nedenle her öğün bu yeme kuralına özellikle dikkat edilmesi çok önemlidir. Beyaz un, beyaz şeker, glukoz/fruktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm hazır gıdalar ağız içindeki bakteriler için hazinedir. Basit şekerler diş çürüklerine neden olur. Bu nedenle bu tür atıştırmalıklardan uzak durmak gerekir.
SİGARA ÇOK ZARARLI
Sigara içmek ağız kuruluğuna neden olduğundan ağız kokusuna neden olur. Diğer bir ağız kokusu nedeni olan dişeti hastalıklarına da zemin hazırlar. Sinüzit de, geceleri ağızdan nefes almaya neden olur. Bu boğazı kurutarak bakterilerin üremesi için ideal bir ortam oluşturur. Azalan tükürük salgısı kokuyu daha kötü hale getirir. Bu nedenle kesinlikle burun tıkalı uyunmamalı.
Peynir ve tarçının etkisi
Yemek sonrası ağız içerisindeki asidik ortamı bazik hale çevirecek peynir gibi ürünler tüketilmelidir. Bu hem ağız kokusunun hem de çürük oluşumun önlenmesinde önemli rol oynar. İçecekler ve uygun yiyeceklerde tarçın kullanmak da ağız kokusunu gidermede yardımcı olur. Tarçın ağız içi bakterilerle mücadele eder. Tarçın, ağız kokusu ile savaşmanın en güçlü yollarından biridir. Sakız da tükürük salgısını artırmaya yardımcı olur. Tarçınlı sakızlar tükürük salgısını artırarak ağız temizliğine yardım eder.
Günde en az 2 litre su için
Özellikle yaşla birlikte artan vücut kuruması, genel sağlık açısından dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Bol su tüketimi, vücuda birçok yararıyla birlikte dilin kurumasını da önleyerek, ağız kokusu ile mücadelede önemli bir silahtır. Bu nedenle günlük su tüketimine özen gösterin. Günde yaklaşık 2,5 - 3 litre su içmek onlarca diğer yararının yanında dilin kurumasını da önleyerek ağız kokusu ile mücadelede önemli ölçüde yararı olacaktır.
|
|
|
| Metabolizmayı Hızlandıran Besinler |
|
Yazar: RasitTunca - 06-22-2018, 10:33 PM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Metobolizmayı Hızlandıran Besinler
Metabolizma hızı, organların çalışması için vücudun gün boyu ihtiyaç duyduğu minimum enerji (kalori) değeridir. Metabolizma hızı yüksek olanlar düşük olanlara göre gün boyu daha fazla kalori yakar ve bu özellikle kilo verme döneminde önem kazanır. Metabolizmayı hızlandıran besinler ile gün içinde dinlenir halde yaktığınız kalori miktarını arttırarak kilo vermek için avantaj sağlayabilirsiniz. Bu besinler dışında kahvaltıyı atlamamak, kendinizi aç bırakmak yerine sık ve küçük öğünler yemek, çok yorucu olmayan ancak düzenli egzersizler yapmak metabolizmayı hızlandırmak ve gün boyu normalden daha fazla enerji harcamasını sağlamak açısından önemlidir.
Metabolizma Hızı Nedir?
Her insanın metabolizma hızı cinsiyetine, yaşına, kas yoğunluğuna, vücudundaki yağ miktarına göre değişebilir. Bazı insanlar vücudun normal fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için her gün 1300 kaloriye ihtiyaç duyarken bazı kişilerde bu rakam 2000′e kadar çıkabilmektedir.
Metabolizma hızı bazal (BMR) ve dinlenir haldeki (RMR) metabolizma hızı olarak 2 farklı şekilde ölçülür. Dinlenir halde harcanan kalori miktarını ölçmek, bazal metabolizma hızını ölçmekten daha kolaydır. Bazal metabolizma hızının doğru ölçülmesi için kişinin tamamen dinlenir halde olması, testten 10-12 saat öncesinden itibaren herhangi bir şey yememesi istenir. Dinlenir haldeki metabolizma hızını ise bir eczanede ölçtürebilirsiniz. Sonuç olarak bu değerler birbirine yakındır ve gün boyu egzersiz yapmadan yaktığınız ortalama kaloriyi dinlenir haldeki metabolizma hızınızı ölçtürerek öğrenebilirsiniz.
Metabolizmayı Hızlandıran Gıdalar
Acı Biber: Acı bibere “yakıcı” özelliğini veren “capsaicin” içeren yiyecekler metabolizmayı hızlandıran besinler arasında ilk sırada gelmektedir. Piyasada “zayıflatıcı acı biber hapı” adıyla satılan ürünler bulabilirsiniz. Ancak bu kapsülleri almak yerine yemeklerle birlikte acı biber tüketerek aynı etkiyi yakalayabilirsiniz. Acı biber, yendikten sonra 3 saat boyunca metabolizma hızını 1.2-2 katına kadar yükseltebilir. Yemeklerinizde pul biber, acı toz biber, sivri biber kullanarak gün boyu yaktığınız kalori miktarını arttırmanız mümkün. Acı biberin bir diğer avantajı da iştahı azaltarak tokluk hissini uzatmasıdır. Acı biber dışında kekik, kişniş ve tarçında bir miktar capcaicin içermektedir.
Zencefil: Zencefil sindirime yardımcı olurken vücut sıcaklığını yükseltir ve yemeklerden sonra metabolizma hızını yaklaşık %20 oranından arttırır.
Yeşil Çay: Kafein içeren yeşil çay, aynı zamanda vücut sıcaklığını yükselterek metabolizmayı hızlandıran “fenol” adında bileşikler içermektedir. Taze yeşil çay demleyerek sıcak veya soğuk olarak içebilirsiniz. Kafein içeren kahve, oolong çayı ve normal çay gibi diğer içecekler de metabolizmayı hızlandırmak için önerilen içecekler arasındadır.
Protein: Protein, karbonhidrata göre daha uzun sürede sindirildiği için protein bakımından zengin bir yemekten sonra sindirim sistemi daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar ve yakılan kalori miktarı artar. Balık, tavuk, hindi gibi kırmızı ete göre daha az yağ içeren protein kaynaklarını daha sık tüketebilirsiniz. Bazı makalelerde gün içinde protein tozuyla hazırlanan meyveli içecekler içmenin kilo vermeye yardımcı olabileceği belirtiliyor.
Lifli Yiyecekler: Besinlerin sindirilmeyen kısmı olan lif (posa), sindirim sırasında vücudun kullandığı enerjiyi arttırarak metabolizmanın daha hızlı çalışmasını sağlar. Ayrıca suda çözünen ve çözünmeyen besin lifleri genel olarak sindirime yardımcı olur, kabızlık ve ishal gibi sindirime bağlı sorunları önler. Lif bakımından zengin besinler arasında brokoli, ıspanak, kale, elma, portakal, greyfurt, lahana, yulaf, kepekli tahıllar, fındık, badem ve kabak çekirdeği sayılabilir.
Tarçın: Tarçının zayıflamaya yardımcı olan iki etkisi vardır. İlki kan şekerini düzenleyerek öğünler arasında yaşanan açlığı bastırır ve yemeklerden sonra daha uzun süre tokluk hissi sağlar. İkincisi ise sindirimi sırasında vücut sıcaklığını yükselterek termik etki yaratır. Bu termik etkiyle birlikte metabolizma hızlanır ve harcanan enerji miktarı artar.
Mate: Santral sinir sistemi uyarıcısıdır. Zihinsel ve fiziksel güçsüzlüğe karşı kullanılır. Açlık ve susuzluk hissini giderir. Metabolizmayı hızlandırıcı etkisi vardır.
Elma sirkesi: Elma sirkesinin metabolizmayı hızlandırıcı etkisi bilinmektedir. Öğle ve akşam yemeklerinde salatanıza 1 tatlı kaşığı elma sirkesi ekleyebilirsiniz.
Keten tohumu: Keten tohumu, midede su alarak şişmekte ve tokluk hissi yaratmaktadır. Barsak hareketlerini artırarak dışkılamayı kolaylaştırır. Ayrıca sindirim sistemi üzerindeki olumlu etkilerinden dolayı metabolizma hızını arttırır. 1 kase yoğurdun içine 1 tatlı kaşığı keten tohumu karıştırarak tüketebilirsiniz. Mutlaka arkasından 2 su bardağı su tüketin.
Salata: Sebzeler yüksek posa içerikleri nedeniyle sindirim sistemini harekete geçirirler ve kabızlığın çözümünde etkilidirler. 1 tatlı kaşığı keten tohumu ve 1 tatlı kaşığı elma sirkesi ile tüketilen salata bazal metabolizma hızını arttırır.
Ananas: Ananas bromelain denilen sindirim enzimi içerir ve bu enzim proteinlerin sindiriminde etkilidir. Vücutta oluşan yıkım olaylarını çabuklaştırır. Dolayısıyla metabolizma hızlandırıcı etkisi vardır.
Metabolizmayı Hızlandırmak İçin Diğer Öneriler
Düşük Yoğunluklu Egzersiz: Bu konuda farklı kaynaklarda farklı görüşler bulunuyor ancak Dr. Mehmet Öz’e göre nabzı anide yükselten kısa süreli egzersizler yerine, nabzın yavaş yavaş yükselmesini sağlayan ve vücudu limitlerinde zorlamayan uzun süreli egzersizler yağ yakımı ve metabolizmanın yükselmesi açısından daha faydalı. Dr. Öz makalesinde kısa süreli kardiyovasküler egzersizlerin kas yoğunluğunu arttırmak için ideal olduğunu, ancak bu egzersizler sırasında vücudun enerji kaynağı olarak yağ yerine karbonhidratları kullandığının altını çizmiş. Daha uzun süreli ve ortalama nabızla yapılan egzersizlerin ise enerji kaynağı olarak yağı kullandığını ve fazla yağın vücuttan daha çabuk atılmasını sağladığını belirtmiş.
Su: Günde 8 bardak su içmek, toksinlerin ve metabolize edilen yağın vücuttan daha hızlı atılmasına yardımcı oluyor. Biraz “ileri” bir öneri olabilir ancak bazı uzmanlar soğuk su içmenin, vücudun soğuk suyun sıcaklığını vücut sıcaklığına getirmek için daha fazla enerji harcamasını sağladığını belirtiyorlar.
Kaloriyi Kademeli Azaltmak: Diyete başlamadan önce günde ortalama 2000 kalori alırken diyete başladığınız gün bu kaloriyi 1300 düşürürseniz kilo kaybetmeye başlamak için uzun bir süre beklemeniz gerekebilir. Çünkü günlük 2000 kaloriye alışık olan vücudunuz aniden 1300 kaloriye düştüğünüzde kendini korumak için “açlık” moduna geçer. Açlık modunun ilk adımı ise metabolizmayı yavaşlatarak ihtiyaç duyulan enerjinin azaltılmasıdır. Bunu önlemek için diyete başladığınız ilk hafta normal beslenme şeklinizden 100-150 kalori kesin. Düzenli egzersizle birlikte bu şekilde daha kalıcı ve sağlıklı kilo verebilirsiniz.
Kahvaltıyı Atlamayın: Kahvaltıyı atlamanın diyetinize 2 önemli zararı var. Birincisi kahvaltı etmediğiniz için metabolizmanız gün boyu normal hızının altında çalışır, ikincisi ise öğle yemeğine kadar şekeriniz düşeceği için yemeniz gerekenden daha fazla yemek yersiniz. Sabah kalktığınızda evden çıkmadan önce mutlaka bir şeyler atıştırın ve metabolizmanın yeni güne hızlı başlamasını sağlayın.
Az ve Sık Öğünler: Yemek yedikten sonra, sindirim sırasında vücut önemli miktarda enerji harcar. Sindirimden sonra ise metabolizma hızı yavaş yavaş düşmeye başlar. Metabolizma hızının devamını sağlamak için gün içinde 3 ana öğün yerine 4-5 ara öğün yiyebilirsiniz. Bu yöntemle daha az kalorili yemeklerle daha uzun süreli tokluk hissi sağlayabilirsiniz.
Diyet yaparken en çok karşılaşılan sorun Metabolizmanı yavaşlamasıdır. Metabolizma; canlıda yaşamın sürdürülmesi sırasında gerçekleşen tüm kimyasal tepkimelerdir. Her organizma; büyüme, gelişme, ısı, hareket, üreme gibi yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için dış çevreden bazı maddeler ve enerji almak zorundadırlar. Bu maddeler ve enerji, yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için gereken organik moleküllerin sentezlenmesinde kullanılacaktır. Dış çevreden alınan maddeler ya önce parçalanarak yıkıma uğratılacak ya da yıkıma gerek kalmadan gerekli moleküllerin sentezlenmesinde kullanılacaktır.
Daha çok su tüketin.
Sabah kahvaltılarını ve öğle yemeklerini güçlendirin.
Akşam yemeklerinizi erken saate çekin ve hafifletin.
Ara öğünleri kesinlikle ihmal etmeyin.
İşlenmiş gıdalar yerine doğal besinleri tercih edin.
Yiyeceklerinize baharat ilave edin.
Daha çok ve sık hareket edin.
Kendinizi asla aç bırakmayın.
Çiğ sebze tüketmeye özen gösterin.
Kesinlikle öğün atlamayın.
|
|
|
| 7 tehlikeli sağlık hatası |
|
Yazar: RasitTunca - 06-22-2018, 10:31 PM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
7 tehlikeli sağlık hatası
7 ,tehlikeli ,sağlık, hatası;yapilmasi,gerekenler,yapilmamasi,
Dr. Mehmet Öz, alışkanlık haline gelen sağlık hatalarının ciddi problemlere yol açabileceğini belirtti
1- Sabah esnetmesi yapmamak
(Burda dikkat edilmesi gereken husus esnetme hareketleri yaparken kas yirtilmalarina dikkat etmek gerekir, yani vücudunuzu haddinden fazla zorlmayin hislerinizle ne dereceye kadar esnetme yapacaginizi ayarlayin)
Esneme hareketleri yapmanın kalp krizi riskini azaltma, stresi hafifletme ve kan dolaşımına yardımcı olması gibi birçok faydası vardır.
2- Sabah kahvaltısını ihmal etmek .
Kahvaltının günün en önemli öğünü olduğunu herkes duymuştur ve bu doğrudur. Kahvaltıyı öğün olarak atlamanın birçok negatif sonucu vardır.
3- Geç kalmak
Bir yere geç kalmak hayatınıza önemli derecede stres ekler. Kronik enflamasyona ve yüksek tansiyona sebep olabilir. Yıllar geçtikçe kalp kaslarınız kalınlaşabilir, bu da yaşınız ilerledikçe bir çok sağlık problemine sebep olur.
4- Bilinçsizce yemek yemek
iş yerinde birçok kişi öğleden sonra saat 3 civarında bir şeyler atıştırma ihtiyacı duyar. Bu atıştırmalık genelde kalori yüklü olup bilinçsiz yeme kategorisine girer. Vücudumuza ne aldığımızı düşünmeden bir şeyler yemektir.
5- Çok fazla oturmak
İstatistikler iş yerinde her oturduğumuz saatin ölüm oranını yüzde 11 artırdığını göstermiştir. Tüm gün oturduğunuz süre içinde 30 dakikalık bir aktivite zamanı yaratın.
6- Aile ve arkadaşlardan kopmak
Arkadaşlardan kopuk yaşamanın birçok sonucu vardır. Sevdiklerinizden izole yaşamak, bir stres kaynağıdır ve stresle sağlıklı ve yapıcı bir şekilde baş etmenizi engeller.
7- Düzenli uyumamak
Belirli bir uyku saati düzenine ve ritüeline sahip olmamak, kalitesiz ve yetersiz bir uykuya sebep olur. Yeterli uyku uyumamak diyabet hastası olmakla eşdeğerdir.
|
|
|
| Su içmenin önemi, Az su içenler dikkat! |
|
Yazar: RasitTunca - 06-22-2018, 10:28 PM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Su içmenin önemi, Az su içenler dikkat!
Susuzluk, yeterince su içmeyen insanlarda geri dönülmez hasarlara yol açıyor. Günde ortalama 8 bardak su içmemiz gerekirken vücudumuz 10 bardak su kaybediyor.
Susuzluk, yeterince su içmeyen insanlarda geri dönülmez hasarlara yol açıyor. Günde ortalama 8 bardak su içmemiz gerekirken vücudumuz 10 bardak su kaybediyor.
Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, beyninin yüzde 75'i, kanının yüzde 92'si, kaslarının yüzde 75'i, kemiklerinin yüzde 22'si sudan oluşan insanın vücudu susuz kaldığında meydana gelen hasarları sıraladı.
İşte yeterince su içmemenin yol açtığı 11 rahatsızlık:
YORGUNLUK: Su vücudunuzdaki en önemli enerji kaynaklarındandır. Dehidratasyon (susuz kalma) vücudu yavaşlatan enzimatik aktiveteye sebep olarak yorgunluk ve halsizliğe yol açar.
ASTIM VE ALERJİLER: Dehidratasyona maruz kalan vücut sudan tasarruf etmek için havayollarını daraltıyor. Siz daha susuz kaldığınızı hissetmeden histamin bu durumun farkına varıyor ve salgısını arttırıyor.
YÜKSEK KAN BASINCI: Vücut normalde tam olarak su ihtiyacını karşıladığında kanın %92'si sudur. Vücudun susuz kaldığı zamanlarda ise kan kalınlaşarak akışı sırasında dirence sebep olur ve buda kan basıncının yükselmesi ile sonuçlanır.
CİLT PROBLEMLERİ: Dehidratasyon deri yoluyla toksinlerin atılmasını bozmakta ve her türlü cilt problemi için savunmasız hale getirmektedir; dermatit, sedef, kırışıklık...
YÜKSEK KOLESTROL: Vücut susuz kaldığında kolestrol seviyesini arttırarak hücreden daha fazla su kaybını önlemeye çalışır.
SİNDİRİM BOZUKLUKLARI: Su ve alkali (kalsiyum ve magnezyum) minerallerin eksikliği gastrit, ülser ve reflü gibi birçok sindirim sistemi problemine yol açar.
MESANE VE BÖBREK PROBLEMLERİ: Toksin ve atık asit birikimi bakterilerin gelişmesi için ortam sağlar, buda böbrek ve mesanede inflamasyon, ağrı ve enfeksiyona daha yatkın olması ile sonuçlanır.
KABIZLIK: Suyun eksikliğinde, vücudun kritik fonksiyonları için su sağlama görevi kalın bağırsağındır. Su yetersiz kaldığında atık maddeler bağırsak içinde çok yavaş ilerlemeye başlar buda kabızlığa yol açar.
EKLEM AĞRISI VE SERTLİK: Bütün eklemlerde büyük bir kısmı sudan oluşan kartilaj yastıkçıkları vardır. Vücut susuz kaldığında kartilaj zayıflar ve eklem tamiri yavaşlar böylelikle ağrı ve rahatsızlık hissi oluşur.
KİLO ALMA: vücudunuz etkin bir şekilde toksinleri elimine edemez ve yağ hücrelerinin içinde saklar. Bunun yanında eğer vücut yeterli su ile toksinlerin güvenli bir şekilde atamıyor ise yağ hücresini serbest bırakmaz.
VAKİTSİZ YAŞLANMA: Kronik olarak vücut susuz kaldığında, organlar ve hatta vücudun en büyük organı olan deride kırışıklık başlar ve erken yaşlanma belirtileri verir.
ÖNEMLİ BİLGİLER
Susadığınız zaman vücut (susuz kalmış) dehidrate olmuştur.
Yemek öncesi içilen su porsiyonlarınız küçülmesine ve dolayısıyla daha kolay kilo kaybetmenize yardımcı olur.
Araştırmalar göstermiştir ki eğer yıl boyunca su tüketiminizi günlük 1,5 litre olursa, extra 17,400 kalori yakarsınız buda yaklaşık olarak 2 buçuk kiloya denk gelir.
Sadece su içmeniz gerekir, diğer tükettiğiniz sıvıların bir kalorisi ve şeker içeriği vardır. Sadece suyun kalorisi '0'dır.
Soğuk su içmek ****bolizmanızı hızlandırır ve kalori yakar. Hızlanan ****bolizmanın etkileri ilk 10 dakikada başlar ve 30-40 dakika sonra maksimuma ulaşır.
GÜNLÜK SU TÜKETiMiNDE DiKKAT EDiLMESI GEREKEN HUSUSULAR
İsveç’in Uppsala kentinde, bir saat içinde 6 litre su içen bir genç kız, beyninde meydana gelen şişmenin ardından zehirlenerek öldü.
İsmi açıklanmayan genç kızın, bir saat içinde büyük bir bardak ile 6 litre su içtiği, kısa sürede fenalaşması üzerine Uppsala Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldığı ancak kurtarılamayarak öldüğü bildirildi.
Genç kızın hastaneye getirildiği sırada tedavisiyle ilgilenen Doktor Tomas Skommevik, genç kızın içtiği fazla suyun beyinde şişmeye ve zehirlenmeye neden olduğunu açıkladı. Kilosu 60 ila 100 arasında olan sağlıklı kimselerin günde 2 ila 3,5 litre su içmeleri gerektiğini, çok terleme olması halinde bunun biraz daha artırılabileceğini kaydeden Doktor Skommevik, “Ancak birkaç saat içinde 5 litreden fazla su içmeyi kesinlikle tavsiye etmiyoruz” dedi.
AŞIRI SU NASIL ZEHİRLİYOR?
Gerekenden daha fazla su tüketimi kişinin zehirlenmesine neden olabilir. Aşırı su vücutta; kandaki sodyum miktarının düşmesine (hiponatremi), hücrelerin aşırı su alarak şişmesine, ciddi fiziksel sorunlara, beyin ödemine ve ölümüne neden olabilmektedir.
|
|
|
|