| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Mustafa Kemal Atatürk'ün Öğrenimi |
|
Yazar: RasitTunca - 07-10-2018, 06:36 PM - Forum: Mustafa Kemal ATATÜRK
- Yorum Yok
|
 |
Atatürk - Yüce Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün Öğrenimi - Şam'a Atanması Hakkında
Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu’ndan sonra bir süre Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve Askerî rüştiyeye giden bir komşu çocuğunun giyimini ve genel olarak subayların kılığını pek beğenen küçük Mustafa, askerî rüştiiyeye girmek ister; askerlikten ürken annesi ise bunu istemez, ancak Mustafa bir akrabasının delaletiyle okulun kabul zamanında askerî rüştiyeye gidip imtihan verir ve okula alınır (1893). Böylelikle annesine karşı bir olup-bitti yapmış ve kendisine en uygun gelecek yola girmiş bulunur. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi’nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine bir arkadaş muamelesi yapma gereğini hissetmişlerdi.
Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa’larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna “Kemal” ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.
Mustafa Kemal, Selânik Askerî Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra 1896 yılında Manastır Askerî İdadisi’ne girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaşlık yaptı. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal’in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak olan Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanısıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik’e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.
Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi’ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul’da Harp Okulu’na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902′de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi’nde devam etti. 1903 yılında Üsteğmen olmuştu. 11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi’nden mezun oldu. Harp Okulu’nda ve Harp Akademisi’nde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve öğretmenlerine tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye’de ve Harp Akademisi’nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimi oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi’nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul’da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam’a atandı.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ÖĞRENİM HAYATI
Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu’ndan sonra bir süre Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve Askerî rüştiyeye giden bir komşu çocuğunun giyimini ve genel olarak subayların kılığını pek beğenen küçük Mustafa, askerî rüştiiyeye girmek ister; askerlikten ürken annesi ise bunu istemez, ancak Mustafa bir akrabasının delaletiyle okulun kabul zamanında askerî rüştiyeye gidip imtihan verir ve okula alınır (1893). Böylelikle annesine karşı bir olup-bitti yapmış ve kendisine en uygun gelecek yola girmiş bulunur. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi’nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine bir arkadaş muamelesi yapma gereğini hissetmişlerdi.
Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa’larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna “Kemal” ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.
Mustafa Kemal, Selânik Askerî Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra 1896 yılında Manastır Askerî İdadisi’ne girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaşlık yaptı. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal’in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak olan Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanısıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik’e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.
Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi’ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul’da Harp Okulu’na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902′de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi’nde devam etti. 1903 yılında Üsteğmen olmuştu. 11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi’nden mezun oldu. Harp Okulu’nda ve Harp Akademisi’nde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve öğretmenlerine tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye’de ve Harp Akademisi’nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimi oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi’nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul’da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam’a atandı.
|
|
|
Atatürk'ün Onuncu Yıl Nutku |
|
Yazar: RasitTunca - 07-10-2018, 06:30 PM - Forum: Mustafa Kemal ATATÜRK
- Yorum Yok
|
 |
Atatürk'ün Onuncu Yıl Nutku
Türk Milleti!
Kurtuluş savaşına başladığımızın on beşinci yılındayız. Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu, en büyük bayramdır. Kutlu olsun
Bu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir.
Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz.
Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.
Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici ziyniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür. Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır. Büyük Türk milleti, onbeş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin, büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır.
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk Milleti;
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Kaynak : Hâkimiyet-i Milliye 30 .10. 1933
|
|
|
Atatürk ün Kurduğu Fabrikaların Kurum ve Kuruluşların Adları Nelerdir |
|
Yazar: RasitTunca - 07-10-2018, 06:27 PM - Forum: Mustafa Kemal ATATÜRK
- Yorum Yok
|
 |
Atatürk ün Kurduğu Fabrikaların Kurum ve Kuruluşların Adları Nelerdir
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş aşamasında 15 yıl gibi kısa bir sürede kurduğu çok sayıda fabrika, kurum ve kuruluşlarla ülkemizin hızla büyümesini ve sağlam temeller üzerine oturmasını sağlamıştır. Nitekim tarımda, sanayide, ekonomide, sağlıkta, eğitimde, ulaşımda ve savunma sanayinde muasır ülkelerin gerisinde kalmış olan, neredeyse %96’sı okuma yazma bilmeyen ve işgal altında kalan Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşı sonrası enkazından Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasını ve 15 yıl gibi kısa bir sürede birçok alanda yaptığı yeniliklerle ülkemizin büyük bir atılım yapmasını sağlamıştır.
“Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek manasında bütün bağımsızlığından mahrumiyet demektir” diyen Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin liderliğini yaptığı dönemde kurulan kurum, kuruluş ve fabrikalarla dışa bağımlı bir politikadan uzak durmuş ve ülkenin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde gelişmesini planlamıştır. Hatta bu dönemde yabancılardan satın alınan işletmeler de devlet eliyle güçlendirilmiştir.
6 Nisan 1920’de ilk olarak Anadolu Ajansı, Milli Mücadelenin haklı davasını tüm dünyaya duyurmak amacıyla kurulmuştur.
19 Nisan 1923’te Türkiye Şeker Fabrikaları kurulmuştur.
26 Ağustos 1924 tarihinde ülkenin sanayi ve ticarette kalkınmasına katkıda bulunması amacıyla Türkiye İş Bankası Atatürk tarafından kurulmuştur.
1924’te Ankara Fişek Fabrikası ve Gölcük Tersanesi kuruldu.
19 Nisan 1925’te Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş olan Feshane Yünlü Dokuma, Beykoz Deri ve Kundura ile Hereke ipekli ve Yünlü Dokuma Fabrikalarını devralarak işletilmesini sağlamak amacıyla Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuştur.
5 Mayıs 1925’te Atatürk’ün çaba ve gayretleriyle Ankara Orman Çiftliği kurulmuştur. Çiftliğin tüm masrafları Atatürk tarafından karşılanmış, yine 1937’de Atatürk, çiftlikleri ve içerisindeki köşkleri Türk milletine armağan etmiştir.
5 Kasım 1925’te Ankara Hukuk Fakültesi ( Ankara Adliye Hukuk Mektebi), ülkenin hukukçu ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuştur.
1925 yılında Atatürk’ün onayıyla silah, bomba ve cephane üretecek olan Şakir Zümre Fabrikası ve Adana Mensucat ( Dokuma) Fabrikası özel sektör eliyle kurulmuştur. Aynı yıl Eskişehir Hava Tamirhanesi de kurulmuştur.
1926’da çıkarılan bir yasa ile petrol arama ve işletme hakkı devlete verilmiştir.
1926 yılında Alpullu Şeker Fabrikası, Uşak Şeker Fabrikası, Kayseri Uçak Fabrikası kurulmuştur. İnşaat demiri üreten ilk haddehane İstanbul’da kurulmuştur. Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri, Bakırköy Çimento Fabrikası 1926’da faaliyete geçmiştir.
1927 yılında Kırıkale Mühimmat Fabrikası, Bünyan Dokuma Fabrikası ve Eskişehir Kiremit Fabrikası, Bursa Dokumacılık Fabrikası kuruldu. Aynı yıl Köy Öğretmen Okulları kurulmaya başladı; İş Bankası ve Anadolu Ajansının %70’ine sahip olduğu Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi kuruldu.
1927‘de Ankara-Kayseri, Samsun-Havza-Amasya tren hatları yapımına başlanmış; sonraki beş yılda Amasya-Zile, Ankara-Sivas, Kayseri-Şarkışla, Kütahya-Emirler, Fevzipaşa-Gölbaşı, Gölbaşı-Malatya, Ulukışla-Niğde, Zile-Sivas, Kütahya-Balıkesir gibi tren hatları yapılmıştır.
27 Haziran 1928’de koruyucu hekimliğin tahlil, kontrol, üretim ve araştırma görevlerini yürütmek amacıyla Merkez Hıfzısıhha Müessesesi kuruldu.
1928 yılında Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası, Malatya Elektrik Santralı, Ankara Çimento Fabrikası, Gaziantep Mensucat Fabrikası kuruldu.
1928‘de Anadolu Demiryolu Şirketi yabancılardan satın alındı.
1929 yılında Ankara Havagazı Fabrikası, Ayancık Kereste Fabrikası, Trabzon Hidroelektrik Santralı ve İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası kuruldu.
1929‘da Mersin-Adana, Anadolu-Bağdat, Mersin- Tarsus Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1929‘da Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı.
1930 yılında Kayaş Kapsül Fabrikası ve Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Üretim Tesisleri kuruldu.
15 Nisan 1931’de Atatürk’ün direktifleriyle Türk tarihinin araştırılması amacıyla Türk Tarih Kurumu kurulmuştur.
12 Temmuz 1932’de Atatürk himayesinde Türk dilinin araştırılması ve Türkçenin güncel sorunlarıyla ilgilenilmesi için Türk Dil Kurumu’nun kurulması sağlandı.
1933 yılında sanayi kuruluşlarına kredi vermek ve tüm bankacılık işlerini yapmak ve sanayinin gelişmesine ilişkin tedbirler almak üzere Sümerbank kuruldu.
20 Mayıs 1933’te Devlet Hava Yolları, Petrol Arama ve İşletme İdaresi ile Altın Arama ve İşletme İdaresi kurulmuştur.
1934 yılında Eskişehir Şeker Fabrikası, Turhal Şeker Fabrikası, Konya Ereğli Bez Fabrikası, Bakırköy Bez Fabrikası, Bursa Süt Fabrikası, İzmit Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası, Zonguldak Antrasit Fabrikası, Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası, Ankara, Konya, Eskişehir, Sivas Buğday Siloları, Kayseri Bez Fabrikası kuruldu.
2 Haziran 1935’te devletin maden ve enerji ihtiyacını sağlamak amacıyla Etibank kurulmuştur. Yine aynı yıl içerisinde Maden Tetkik Arama Enstitüsü kurulmuştur. İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan satın alınmıştır.
1935 yılında Nazilli Basma Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası, Gemlik Suni İpek Fabrikası kuruldu.
1936 yılından itibaren madenlerin millileştirilmesi politikasına gidildi.
1936’da Ankara Çubuk Barajı, Zonguldak Taş Kömürü Fabrikası, Nuri Demirağ Uçak Fabrikası, Malatya Sigara Fabrikası, Malatya İplik Fabrikası, Bitlis Sigara Fabrikası, Elazığ Şark Kromları İşletmesi kuruldu.
1936’da İzmir Havagazı Şirketi ve İstanbul Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
1937 yılında Malatya Bez Fabrikası, İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası, Karabük Demir Çelik Fabrikası kuruldu. Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı. Diyarbakır-Cizre demiryolu yapıldı. Trakya-İstanbul Demiryolları yabancılardan satın alındı. Urfa Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği kuruldu.
1938’de Divriği Demir Ocakları, Sivas Çimento Fabrikası kuruldu.
Bunlara ilave olarak ülkenin tarım alanındaki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Ziraat Okulları ve Yüksek Ziraat Enstitüsü, havacılık sporlarının yürütülmesi ve havacılığın geliştirilmesi amacıyla Türk Kuşu, ticareti canlandırmak amacıyla Uluslararası İzmir Fuarı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Merkez Bankası, Halkevleri, Devlet İstatistik Enstitüsü, Demiryolları ve Limanlar Genel Müdürlüğü, Çocuk Esirgeme Kurumu ( Himaye-i Eftal Cemiyeti) gibi çok sayıda kurum ve kuruluş Atatürk’ün öncülüğünde kurulmuştur. Bu dönemde yapılan veya kurulan çok sayıda üniversite, enstitü, araştırma hastaneleri, müzeler, yollar, elektrik santralleri, demiryolları, limanlar ve fabrikalar vardır. Listemiz tamamını kapsamasa da önemli bir kısmını sizlerle paylaştık.
Tüm bunlar Türkiye Cumhuriyetinin ilk 15 yılında gerçekleştirilmiş ve devletimiz için sağlam bir temel kurulmuştur. Tüm bu gelişmelere paralel olarak Osmanlı Devletinin borçlarının bir kısmı da tüm zorluklara rağmen bu dönemde ödenmiştir. 1928 yılında Paris’te düzenlenen konferansta Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalan ve Osmanlı Devletinden ayrılan veya toprak elde eden diğer ülkeler ( İtalya, Arnavutluk, Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Suriye- Lübnan, Filistin, Ürdün, Irak, Necit, Hicaz, Asir, Yemen, Maan) arasında Osmanlı Devleti dış borçlarının paylaştırılması Atatürk’ün çabalarıyla sağlanmıştır. 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nin dış borçlarından payına düşeni, taksitlerini aksatmadan ödeyerek, 1954 yılına kadar tavsiye etmiştir.
1924’te Lozan antlaşması ile kapitülasyonlar, yabancılara verilmiş bütün hak ve imtiyazlar Atatürk döneminde kaldırılmıştır. Atatürk döneminde, devletin kendi gelirleri ve maliyesi, ülkenin ticari ve sanayi etkinlikleri üzerinde kayıtsız ve koşulsuz egemenliğini sağlamış, bağımsız ve milli bir ekonomi benimsenmiştir.
YORUM : (:::) hükümetinin 2002-2013 döneminde birçok devlet kurumunu özelleştirip, çok sayıda fabrikayı, devlet hisselerini, taşınmazları ve arsayı sattığını biliyoruz. Devlet taşınmazlarının ve fabrikaların hangi amaçla ve misyonla satıldığı merak konusudur. (:::) hükümetinin aksine, Mustafa Kemal Atatürk, 15 yıl gibi kısa sürede yüzlerce kurum, kuruluş ve fabrikanın kurulmasını sağlayıp, üstelik bunları en ufak bir borç ve dış kredi kullanmadan yapması, üstelik Osmanlı Devletinden kalan dış borçları ödemek için devletin hiçbir kurumunu satmaması, aksine birçok ecnebi işletmeyi ve şirketi yabancılardan satın alarak kamuya kazandırması, Osmanlı Devletinin enkazından ekonomide, sanayide, ulaşımda, eğitimde, sağlıkta, kültürde, savunma sanayinde ve daha birçok alanda atılım yapan Türkiye Cumhuriyetini kurması ve devleti bu şekilde başarıyla yönetmesi onun ne kadar başarılı, şerefli ve büyük bir devlet adamı olduğunu göstermektedir. Kıyaslama yapabilmeniz için (:::) Hangi Yıl Ne Sattı? yazımızı okumanızı tavsiye ederiz
Atatürk ün Kurduğu Fabrikaların adlari nelerdir, Atatürk Hangi Fabrikaları kurmuştur
1-Ankara Fişek Fabrikası ( 1924)
2-Gölcük Tersanesi ( 1924)
3- Şakir Zümre Fabrikası ( 1925)
4-Eskişehir Hava Tamirhanesi ( 1925)
5-Alpullu Şeker Fabrikası ( 1926)
7-Uşak Şeker Fabrikası( 1926)
8-Kırıkkale Mühimmat Fabrikası ( 1926)
9-Bünyan Dokuma Fabrikası ( 1927)
10-Eskişehir Kiremit Fabrikası ( 1927)
11-Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası ( 1928 )
12- Ankara Çimento Fabrikası ( 1928 )
13-Ankara Havagazı Fabrikası ( 1929)
14-İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası ( 1929)
15-Kayaş Kapsül Fabrikası ( 1930)
16-Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Fabrikası ( 1930)
17-Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası ( 1931- Genişletildi)
18-Eskişehir Şeker Fabrikası ( 1934)
19-Turhal Şeker Fabrikaları ( 1934)
20-Konya Ereğli Bez Fabrikası( 1934)
21-Bakırköy Bez Fabrikası ( 1934)
22-Bursa Süt Fabrikası ( 1934)
23-İzmit Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası ( 1934 Temel atma)
24-Zonguldak Antrasit Fabrikası ( 1934 Temel Atma)
25-Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası ( 1934)
26-Keçiborlu Kükürt Fabrikası ( 1934)
27-Isparta Gülyağı Fabrikası ( 1934)
28-Ankara, Konya, Eskişehir ve Sivas Buğday Filoları ( 1934)
29-Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası ( 1935 - Tamamlandı)
30-Kayseri Bez Fabrikası ( 1934 Temel atma)
31-Nazilli Basma Fabrikası ( 1935- Temel atma)
32-Bursa Merinos Fabrikası ( 1935 Temel Atma)
33-Gemlik Suni İpek Fabrikası ( 1935 Temel Atma)
34-Keçiborlu Kükürt Fabrikası ( 1935)
35- Ankara Çubuk Barajı ( 1936)
36-Zonguldak Taş Kömür Fabrikası ( 1935)
37-Barut, Tüfek ve Top Fabrikası ( 1936)
38-Nuri Demirağ Uçak Fabrikası ( 1936- İlk Türk Uçağı NUD-36 Üretildi)
39-Malatya Sigara Fabrikası ( 1936)
40-Bitlis Sigara Fabrikası ( 1936)
41-Malatya Bez Fabrikası ( 1937 temel atma- Bu fabrika hariç bütün bez ve dokuma fabrikaları Atatürk'ün sağlığında açılmıştır.)
42-İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası ( 1934- Temel Atma)
43-Karabük Demir Çelik Fabrikası ( 1937- Temel Atma)
44-Divriği Demir Ocakları ( 1938 )
45-İzmir Klor Fabrikası ( 1938- Temel Atma)
46-Sivas Çimento Fabrikası ( 1938-Temel Atma)
NOT : Bu Fabrikalar Sayesinde 1929-1938 Yılları Arasında Ağır Sanayi Üretimi %152 Artarken Toplam Sanayi Üretimi %80 Artmıştır. Kömürde %100, Kromda %600, Diğer Madenlerde %200 Artış Olurken Demir Üretimi 0'dan 180.000 Tona Çıkmış,Şeker Üretimi 200 Misli Artmıştır. 1926'da Başlayan Şeker Üretimi 1927-1930 Arasında 5162 Tondan 95.192 Tona Çıkmıştır.Tekstil Sanayi Ülkenin Tekstil İhtiyacının %80'ini Karşılar Duruma Gelmiştir.Tekstil Ürünleri İthalatı 1927'de 51.000.000 Türk Lirası İken Bu Rakam 1939'da 11.900.000 Türk Lirasına Düşmüştür. 1924-1929 Arasında Pamuk Ürünleri Üretimi 70 Tondan 3773 Tona,Yün 400 Tondan 763 Tona,İpek 2 Tondan 31 Tona Çıkmıştır.
Atatürk'ün kurduğu kurum ve kuruluşların listesi
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulması sırasında, ekonomik, sosyal, kültürel alanda yapılan devrimleri desteklemek ve geliştirmek amacıyla Atatürk tarafından kurulmuş kurum ve kuruluşların listesi.
Anadolu Ajansı
Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi
Ankara Hukuk Fakültesi
Atatürk Orman Çiftliği
Bursa Merinos Halı Fabrikası
Cumhuriyet Halk Partisi
Çocuk Esirgeme Kurumu
Demiryolları ve Limanlar Genel Müdürlüğü
Devlet Hava Yolları
Devlet İstatistik Enstitüsü
Diyanet İşleri Başkanlığı
Elektrik İşleri Etüt İdaresi
Etibank
Halkevleri
Maden Tetkik Arama Enstitüsü
Merkez Bankası
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı
Sanayi ve Maadin Bankası
Sümerbank
Türk Dil Kurumu
Türk Tarih Kurumu
Türkiye Şeker Fabrikaları
Uluslararası İzmir Fuarı
Ulus Gazetesi
Türkiye İş Bankası
Ziraat Okulları ve Yüksek Ziraat Enstitüsü
İller Bankası
|
|
|
Parayi Seven Asalaklara, Karoglanin sözü |
|
Yazar: RasitTunca - 07-09-2018, 04:34 PM - Forum: Sizlerin Başından Geçenler
- Yorum Yok
|
 |
Parayi Seven Asalaklara, Karoglanin Sözü
Yeni evlendim ve avusturyada kiralik ev tuttum ve tasindim fakat evin kornejleri yok perde aldim bir hafta pencerelere perde diye caput gerdim perdeleri takamadim sonunda bir yakinimdan matkap istedim geldim iki saatligine takdim kornejleri geri verdim geldim aradan zaman gecti bir markete ucuz bir matkap gelmis baktim heves ettim benimde matkabim olsun dedim amma matkapta vites sistemi yok telteke bastikca hizlaniyor yavaslatma sistemi yok hanim dedi olsun dedi al dedi alda ele muhtac olacagine kendinin olsun ilerde daha iyisini alirsin dedi aldim bir daha elden matkap istemedim, asalaklik etmedim elin sirtina binmedim,. aradan yine zaman gecti star televizyonu ve trt ilk uydu yayinina basladi avrupada trt yi seyredebilmek bir nimet hemen o devirde cok yüksek bir paraya uydu anteni aldim fakat anteni catiya takmam lazim cekebilmesi için evdekilerin baskalarinin bir tane anteni var amma alman uydusuna bakiyor herkes receiverini ona baglamis tek anten. ben ise türk sata bakcan anteni catiya takdim beni ev sahibine sikayet ettiler. baktim olur yakasi yok ev aramaya ciktim ve kiralik ev ararken Rabbim bana satin albilcegim bir fiyata yeni bir evli cifte yetebilcek kadar nohut oda bakla sofa bir ev cikardi, rabbim diyorku kulum kendi evini alda söz sahibi kendin ol diyor. aldim o evi evin sahibi benin ister anten monte ederim ister evi yikarim yahut yaparim cünkü söz sahibi benim. Rabbim yine kulum sen pire gibi bit gibi elin sirtinda gezip asalaklik etme diye bana basi dik yürümesini ögretdi aradan zaman gecti bu güne geldik sizler bu forumlari acmadan biz forum sahibiydik bize bakanlar görenler sayfa actilar bir bir bizimkiler geride kaldi amma ben baska forumlara konu aciyorsam muhtacligimdan degil bizki karoglan hocaysak, allah bize kendi ayaklarimizin üstünde durmasini ögretdi. bir laf varmis parayi verince daglar memedali cagiri demisler simdi bir ahbabim yeni Bir kardesim forum acti parasini verdi forumunun agasida kendi pasasida kendi ben öyle para pula tapan asalaklar gibi onu yikanda ben üstün gelen davasinda degilim kendi vaktimden harcayip oda mutlu olsun diye bütün yardimi yapiyorum derdim oda ayaklari üstünde dursun asalaklik ertmeden yasasin. simdi bize paraci diyenler üc kurus menfeati için ona buna yalakalik edenlerdir biz ve bizim dostlarimiz asalak degil söz sahibi kimselerdir evse ev sahibi söz sahibi forum ise forum sahibi yönetici artik bu bibibib denen foruma ugramam bir denmedik paraci lakabimiz kaldiydi sükür o lakabda takildi bu lakabi takan asalak insanlar mutlu olsunlar artik tatminsiz laf sokarak tatmin olacak yani . paraciyin amma asalak degilin bugün evimde belki en iyisinden 10 tane matkabim var o gün ,o matkap beni ayaklarim üstünde tuttu bugün rabbim elli tanesini nasip etdi, yani biryerden sen asalakligi birakki rabbim sena elbet ayaklari üstünde durmasini ögretir ilk matkabim elli sclhlingdi daha sonra param oldu ihtiyacim oldu vurgulu AEG hilti aldim dokuzbin schilinge iyisini isteyen elbet parayi gözden cikarcak. bedavaya anan babana vermez bu dünyada ,ben ondan bundan asalalkiga alismadigimdan nasrettin gibi parayi veren düdügü calar iyi düdük calcak olanda elbet iyi para vercek muhtac olan kaval alir parasi olan saksafon kardesim.
Bu sözümde O Asalak insanlara kapak olsun.
Türküm dogruyum Caliskanim Karoglanim ve Ayaktayim
|
|
|
Zamanla Aşklar Bitermiş Diyorlar? |
|
Yazar: RasitTunca - 07-09-2018, 04:20 PM - Forum: Sizlerin Başından Geçenler
- Yorum Yok
|
 |
Zamanla,Aşklar,Bitermiş,Diyorlar?
Bir kadın anlatıyor:
Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı
Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu
Sonunda kararımı ona da açıkladım: Boşanmak istiyordum
Şaşkınlıktan gözleri açılarak ”niye?” diye sordu.
”Gerçekten belli bir sebebi yok” dedim, ”sadece yoruldum”
Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!
Sonundasordu: ”seni caydırmak için ne yapabilirim?”
Demek ki söyledikleri doğruydu:
insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da
kaybolmuştu.
”İşte mesele tam da bu” dedim ”Sorunun cevabını kendin bulup
kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.”
”Diyelim dağın tepesinde
bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp
vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl”olacak. Bunu benim için yapar mısın?”
Yüzümü dikkatle inceledi ve ”Sana bunun cevabını yarın
vereceğim” dedi.
Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.
Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt
şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not
bırakmıştı.
”Hayatım” diye başlıyordu,
”O çiçeği senin için koparmazdım”
Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.
”Çünkü her zaman yaptığın gibi
bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde
ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım
var.”
”Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden
önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım
var.”
”Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu
kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım
var
”Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can
sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikây eler anlatabilmem için
ağzıma ihtiyacım var.”
”Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan
gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını
kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem,
merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin – gençliğinde
senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım
var.”
”Ama seni benden daha fazla seven biri varsa,
evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir
tanem.”
Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer
dağılıyordu.
Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
”Mektubu okuduysan ve kalbin
ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütlekapıda bekliyorum.”
Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde
sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
Artık çok iyibiliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçe ği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim
Bu gerçek aşktı
İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.
Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz Ama hep oralarda bir yerdedir.
Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.
(ALINTI)
|
|
|
|