| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Sivas Kongresi Beyannamesi’nde Alınan Kararlar |
|
Yazar: RasitTunca - 08-17-2018, 10:20 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Sivas Kongresi Beyannamesi’nde Alınan Kararlar
Milli sınırlar içinde bulunan vatan bir bütündür; birbirinden
ayrılamaz.*Kuva-yı Milliye’yi yetkili ve milli iradeyi hakim kılmak esastır.
Osmanlı ülkesinin herhangi bir kısmına yapılacak müdahale ve işgal
Ermenilik, Rumluk teşkili gayesine yönelik hareketlere toptan karşı konacaktır.
Azınlıkların her türlü güvenliği sağlandığından siyasi egemenlik ve toplum
dengesini bozacak ayrıcalıklar verilemez.
İstanbul hükümeti, bir dış baskı karşısında topraklarının herhangi bir
parçasını bırakmak zorunda kalırsa, buna karşı bütün tedbirler alınır ve
kararlar verilebilir.
Mondoros Mütarekesi imzalandığı tarihte sınırlarımız içinde bulunan, halkı
Müslüman olan topraklar üzerindeki tarihi, ırki, dini ve coğrafi haklarımıza
saygı gösterilmesini ve bunlara aykırı girişimlerin geçersiz hale getirilmesini
bekleriz
Devletin bağımsızlık ve bütünlüğü saklı kalmak şartıyla topraklarımızı ele
geçirmek isteği olmayan herhangi bir devletin ekonomik, teknik ve sınaî
yardımlarını memnuniyetle karşılarız
Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisinin derhal toplanması
mecburidir.
Millî vicdandan doğan cemiyetler birleşmiş, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti adını almıştır. Bu cemiyet her türlü fırkacılık cereyanlarından,
şahsi ihtiraslardan uzaktır. Bütün Müslüman vatandaşlar bu cemiyetin tabii
üyesidirler
Umumi Kongre tarafından kutsal gayelere erişmek, bunları takip etmek için
bir Temsil Heyeti seçilmiştir.
Kongre’deki Kararların Sadeleştirilmiş Hali
Osmanlı Devleti ile itilaf Devletleri arasında yapılan Ateşkes Anlaşması’nın
imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalan ve her noktasında
çok büyük bir İslâm çoğunluğunun bulunduğu Osmanlı ülkesinin parçaları
birbirinden ve Osmanlı topluluğundan parçalanamaz ve hiç bir sebeple ayrılmaz
bir bütündür. Bu ülkede yaşayan bütün Müslüman halklar, birbirine karşılıklı
hürmet ve fedakârlık duygularıyla dolu, birbirlerinin ırkî ve sosyal haklarına
saygılı, yaşadıkları muhitin şartlarına tam olarak riayetkâr öz kardeştirler.
Osmanlı toplumunun bütünlüğü, milli istiklalimizin sağlanması, Hilâfet ve
Saltanat yüce makamının dokunulmazlığı için Kuva-yı milliye’yi etkili ve milli
iradeyi hâkim kılmak esastır.
Osmanlı topraklarının herhangi bir parçasına karşı yapılacak müdahale ve
işgale ve özellikle vatanımız içinde müstakil birer Rumluk ve Ermenilik
kurulmasına yönelik hareketlere karşı, Aydın, Manisa ve Balıkesir Cephelerindeki
milli cihatlarda olduğu gibi, elbirliğiyle savunma ve direnme esası meşru kabul
edilmiştir.
Öteden beri aynı vatan içinde birlikte yaşadığımız, bütün gayr-i müslim
azınlıkların her türlü hakları bütünüyle mahfuz bulunduğundan, bu azınlıklara
siyasî egemenlik ve toplumsal dengemizi bozacak imtiyazlar verilmesi kabul
edilmeyecektir.
Osmanlı Hükümeti bir dış baskı karşısında memleketimizin herhangi bir
parçasını terk ve ihmal etmek zorunda kalırsa, Hilafet ve Saltanat makamı ile
vatan ve milletin dokunulmazlığını ve bütünlüğünü sağlayacak her türlü tedbir ve
kararlar alınmıştır.
İtilaf Devletleri’nce Ateşkes Anlaşması’nın imzalandığı 30 Ekim 1918
tarihindeki sınırlarımız içinde kalıp İslâm çoğunluğunun oturmakta olduğu,
kültür ve medeniyet üstünlüğünün Müslümanlarda bulunduğu ve bir bütün teşkil
eden vatan topraklarının taksimi görüşünden büsbütün vazgeçip, bu topraklar
üzerindeki tarihi, ırki, dini ve coğrafi haklarımıza riayet edilmesine ve buna
aykırı teşebbüslere son verilmesine ve böylece hakka ve adalete dayalı bir karar
alınmasını bekleriz.
Milletimiz insani, muasır (çağdaş) gayeleri yüceltir, teknik, sınaî ve
ekonomik durumu ve ihtiyacımızı takdir eder. Böylece devlet ve milletimizin iç
ve dış bağımsızlığı ve vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak şartıyla, altıncı
maddede yazılı sınırlar içinde, milliyet esaslarına saygılı olan ve
memleketimize karşı istila emeli gütmeyen herhangi bir devletin teknik, sınaî,
ekonomik yardımını memnuniyetle karşılarız. Bu adaletli ve insani şartları(ın
gerçekleşmesi), bir barışın acilen kararlaştırılması, insanlığın selameti ve
dünyanın esenliği adına, en has milli emelimizdir.
Milletlerin kendi geleceğini bizzat kendilerinin tayin ettiği bu tarihi
dönemde İstanbul Hükümeti’nin de milli iradeye bağlı olması zaruridir. Çünkü
milli iradeye dayanmayan herhangi bir hükümetin keyfi kararlarına milletçe baş
eğilmediği gibi, böyle kararların dışta da muteber olmadığı ve olamayacağı,
şimdiye kadar geçen olaylarla ve sonuçlarla ortaya çıkmıştır. Böylece, milletin
içinde bulunduğu sıkıntı ve endişeden kurtulmak çarelerine bizzat başvurmasına
gerek kalmadan, İstanbul Hükümeti’nin milli meclisi hemen ve hiç zaman
yitirmeden toplaması ve böylece milletin, memleketin geleceği üzerinde alacağı
bütün kararları milli meclisin denetimine sunması mecburidir.
Vatan ve milletimizin maruz kaldığı zulüm ve elemler ile ve hepsi aynı amaç
ve maksatla milli vicdandan doğan vatansever ve milli cemiyetlerin
birleşmesinden oluşan genel topluluk, bu kez “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti” adını almıştır. Bu cemiyet her türlü particilik akımlarından ve şahsi
ihtiraslardan uzaktır ve arınmıştır. Bütün Müslüman vatandaşlarımız bu
Cemiyet’in tabii üyeleridir.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin 4 Eylül 1919 tarihinde
Sivas’ta toplanan Genel Kongresi tarafından, mukaddes maksadı takip ve genel
teşkilatı idare etmek için bir Heyet-i Temsiliye seçilmiş ve köylerden il
merkezlerine kadar bütün milli teşkilatlar takviye edilmiş ve birleştirilmiştir.
Mustafa Kemal’in Açılış Konuşması
“Muhterem Efendiler: Yurdun ve Ulusun kurtuluşunu amaçlayan zorunlu nedenler,
sizleri bunca sıkıntılar ve engeller karşısında Sivas’ta topladı. Yiğitçe
davranışlarınızı kutlar, hoş geldiniz demekle, mutluluğumu açıklarım.
Efendiler; Bilinmektedir ki, ulusların insanca haklarına dayanan, söz vermeler
üzerine 30 Ekim 1918’de İtilaf devletleri ile bir antlaşma yapıldı, ulusumuz,
hakça bir barışa kavuşacağını umdu. Halbuki bu antlaşma hükümleri, bütün
yurdumuza ve ulusumuza karşı, kötüye kullanışlarla, baskılarla, zorlamalarla
uygulanmaya başlandı. İtilaf devletlerinden yüz bulan ülkemiz Hrıstiyanları
ulusumun onuruna dokunan çılgınca davranışlara giriştiler. Batı Anadolu’da
İslam’ın namusu uğruna koruması gereken kutsal yerlerine kadar sokulan Yunan
zalimleri İtilaf devletlerinin hoşgörüleri üzerine canavarca kötülükler
yaptılar.
Doğuda Ermeniler Kızılırmak’a kadar genişleme hazırlıklarına giriştiler,
şimdiden sınırlarımıza kadar dayanıp toptan yok edip öldürme politikasını
gütmeye başladılar. Karadeniz kıyılarımız da Pontos Krallığı hayalinin
gerçekleştirilmesine çalışıldı; Adana, Antep, Maraş ve Konya yakınlarına kadar
gelen işgalciler Antalya’ya da girdiler. Trakya’da işgal bölgesi içine alındı.
Saltanat tahtının yeri ve Halifeliğin merkezi olan İstanbul ise, Hükümdar
saraylarının içine kadar eline düştü. Bütün bu haksız saldırışlara karşı
İstanbul’daki hükümet, belki tarihte bir benzeri daha görülmemiş bir katlanma
ile sustu; her zaman için güçsüz, kararsız, dermansız kaldı. İşte bu haller
ulusumuzu silkinip uyanmaya sürükledi. Artık ulusumuz pek güzel anladı ki,
itilafçı devletler bu yurtta kutsal varlıklarına ve ulusal kaderine sahip
çıkacak bir gücün, bir isteğin olmadığına iyice hükmetmişler ve akıllarına
geleni işlemişlerdi. Bu yersiz sanı yüzündendir ki cansız bir ülke, kansız bir
ulus neleri hak etmişse hepsini hiç çekinmeden uygulamaya koyuldu. Buna karşı
boyun eğip teslim olmuş görünmek, tam çöküntüden başka bir sonuç vermeyecektir.
Efendiler; Ulusumuzun sizler gibi uyanık ve şerefli kişileri, görünüşün kaygılı
karanlıklarından umutsuzluğa düşmediler, çünkü onlar bilirler ki, tarih bir
ulusun varlığını hiçbir zaman inkar edemez, çünkü onlar kuvvetli bir iman ile
inanırlar ki haksız bir görüşle yurdumuza ve ulusumuza karşı verilen hükümler,
ortaya sürülen kanılar, er geç iflas edecektir.
Efendiler; İtilaf devletlerinin haksızlıkları ile İstanbul hükümetinin
güçsüzlüğü ve haksızlığı karşısında ulusumuz, varlığını belirtmek ve bu
saldırılara karşı namusunu ve bağımsızlığını korumak gerektiğine hükmetmek
zorunda kaldı. Bilindiği gibi doğuda geçen savaşın her türlü kaygısını çekmiş ve
hele Ermenilerin vahşice zulmüne uğramış, yaslı sınır illerimiz ulusal
bağımsızlığı, ulusal onuru kurtarmak amacı ile Müdafaa-i Hukuk-u Milliye (Ulusun
Haklarını Savunması) gibi dernekler kurdular, doğudan ve güneyden gelecek
tehlikeyi sezinleyen Diyarbakır ilimizde de Müdafaa-i Vatan (Yurt Savunması)
derneği kuruldu.
Batıda Yunanlıların saldırısı göz önünde tutularak kurulmuş olan (Ulus Haklarını
Savunma Derneği) Yunanlılar’ın topraklarımıza ayak basması üzerine buraları
Yunanistan’a katma düşüncesini reddetmek için ayaklandı.
Trakya’da ve Kilikya (Çukurova)’da ulusal dernekler kuruldu, kısacası doğu ve
batıdan yükselen ulusun sesi Anadolu’nun en uzak köşelerinde bile yankı buldu.
Böylece ulusal dernekler düşmanların esaret boyunduruğuna girmemek direnci ile
ulusal bilincin şahlanmasından doğmuş birer eşsiz kuruluş oldular. Bu yolla
yüzyıllardan beri bağımsız yaşayan ulusumuz varlığını dünyaya göstermeye
başladı.
Efendiler; Ulusça kurtuluş çaresinin ancak kendi içinde kendi gelişmesinden
doğacağı kanısı gerçekleşince, belli telikeler karşısında bulunan Doğu Anadolu
illeri Erzurum Kongresi’ni toplantıya çağırdı, bu sırada idi ki yapılan
yazışmalar, ortaya çıkan olaylar ve kendini gösteren gerçekler karşısında bütün
yurdun bir bütün halinde kurtuluşunu amaç edinen Sivas Kongresi, bugün sayın
topluluğumuzun kurduğu bu genel kongre, daha 21 Haziran 1919 tarihinde
kararlaştırıldı.
Efendiler; Burada büyük bir üzüntü ile yüce topluluğunuza bildirmek zorundayım
ki ülkenin ve ulusun kutsal varlıklarını korumakta güçsüzlükten, miskinlikten
başka bir şey göstermemiş olan İstanbul hükümeti, ulusu hep yenilmiş, bitmiş
göstermek gibi düşmanlarımızın çıkarına işleyen aykırı davranışlarda ancak
gücünü gösterebildi. Bu hal ulusal tarihimizde elbette İstanbul hükümeti
hesabına lekeli bir sahifedir.
Teşekkür olunur ki, efendiler, ulus ve ulusal gücün tam dayanağı olan şerefli
ordumuz o hükümeti uyarmakla birçok büyük zarar da önlenmiş oldu, yine de bu
halin ulusal davranışta birçok gecikmelere ve duraklamalara sebep olduğu
unutulamaz.
Hatırlarda olacak ki, Sivas Genel Kongresi’ni şereflendirmeleri için 22
Haziran’da yapılan çağrıda, Erzurum Kongresi’nden söz açılarak orada 10
Temmuz’da toplanılacağı belirtilmişti. Batı Anadolu delegelerinin o zamana kadar
Sivas’a ulaşabilecekleri sanılıyordu. Böylece Erzurum Kongresi üyelerinin de
Sivas’taki toplantıya katılabilecekleri düşünülmüştü, halbuki Sivas’ta toplantı
ancak bugün gerçekleşebildi, aradan bir aydan çok zaman geçti, bu uzun süre
içinde Erz urum Kongresi Delegelerini bekletip durmaktan ise, herkesin kavrayıp
katıldığı amaçlar ve esaslar üzerinde konuşulup kararlara varılması uygun düştü
ve sonradan delegelerin seçildikleri yerlere dönüp alınan kararları uygulamaya
girişmeleri yeğ görüldü. Erzurum Kongresi ve dolayısıyla Doğu Anadolu adına
Sivas Kongresi’ne katılmak üzere (Heyet-i temsiliye) diye yetkili bir toplulukta
seçilip görevlendirildi.
Erzurum Kongresi’nin bildirisinden ve tüzüğünden başka gizli kalmış hiçbir karar
yoktur. Yalnız Sadrazam Ferit Paşa’nın Paris gezintisinden sonra yayınladığı,
Anadolu’da karışıklık olduğunu bildiren genelgesi büyük üzüntü ve tiksinti ile
okunmuş, gerçeğe uymayan ülkenin ve ulusun çıkarlarına zarar veren bu bilgisizce
bildirinin hemen tezkibi kendisinden şiddetle istenmiştir. İstenen bir şey de
milletvekilleri seçiminin çabuklaştırılmasıdır. Erzurum Kongresi yalnız Doğu
Anadolu delegelerinden kurulu olduğu için yetkisini bu çevre içinde sıkışmış
görmekle yetinmiştir. Ancak Batı Anadolu ve Rumeli delegelerinin katılması ile
verilebilecek yetki ve tüm bir yetkinin kullanılmasını sizin sayın
topluluğunuzun gerçekleşmesi koşuluna bağlı gördü, bu yüzdendir ki Doğu
Anadolu’da ulusal derneklerin birleşmesinden doğan topluluğa ad koyarken “Doğu
Anadolu” deyimi kullanılmıştır. Durup dururken Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
ya da Anadolu Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adlarını kullanmak ve bütün Ulusun
hakları adına kendi kendini yetkili görmek doğru olamazdı, böyle yapılsa idi
İstanbul’da olduğu gibi 5-10 kişinin bir araya gelerek bütün ulusun yetkili
vekilleriymiş gibi asıl yetki sahibi ulusla ilgisiz davranışları bir bakıma
tekrarlanmış olurdu.
Bununla birlikte efendiler, Erzurum Kongresi bütün ülkenin ve ulusun birleşip
anlaşması uğruna, Doğu Anadolu illerinin başka illerimizle her zaman işbirliğine
hazır olduğunu belirtmeyi kararlarının başında saymıştır. Elbette yüce
varlığınızla kurulmuş bulunan bu Sivas Kongresi, yurdumuzun ve ulusumuzun
bölünmez bir bütün olduğunu gerektiği gibi ortaya koyup ispatlayan kararları
alacak, esasları koyacaktır.
Efendiler; Millet Meclisi’nin toplanması için öteden beri gösterilen ulusal
dilekler karşısında İstanbul Hükümeti’nin daha ilk günden baştan savma
davranışları, sorunları Anayasaya aykırı inatçı direnişleri son günlerde ulusal
akımın etkisi ile çok gevşemiş, durumdadır. Seçimler için emir de verildiğini
biliyorsunuz, bunun gerçekleşmesi, Tanrı’nın izni ile sizin davranışlarınız ve
direnişleriniz ile sağlanacaktır. Ancak, seçim başlayıp bitmeden önce, bir ya da
birkaç yabancı memleketin mandasını kabullenmek gibi doğrudan doğruya
yaşayışımız ve bağımsızlığımız la ilgili bir olup bittiye gidilmek söz
konusudur.
Ulusal Meclis’in daha toplanmamış olduğu bir sırada yabancıların kuşatıp
sıkıştırdığı, bağımsızlığını yitirmiş İstanbul Hükümeti’nin tek başına uygunsuz
bir karar alması ya da ulusal dileklere uymayan yabancı önerileri hoş görüp
kabullenmesini hesaba katarak Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin birbiri ardı sıra
birbirinden daha yetkili, toplanmış olması herhalde iyiliğin ve esenliğin
muştusuur. Sözlerime son verirken, yurdun ve ulusun kurtuluş ve yükseliş amacına
bağlı olan topluluğumuzun hayırlı ve başarıya ulaşmasını Yüce Tanrı’dan yardım
dilerim.
Delegelerin Kongredeki Yemin Metni
Makam-ı Celil –i Hilafet ve Saltanat’a, İslamiyet’e, devlete, millete ve
memlekete manen ve maddeten hizmetten başka bir gaye ve emelimiz olmadığına
binaen kongrenin müzakeresi devamı müddetince ihtirasat-i şahsiye ve siyasiyeden
ve fırkacılık amalinden münezzeh bir azim ve iman ile çalışacağıma ve İttihat ve
Terakki Cemiyeti’nin ihyasına çalışmayacağıma namusum ve bilcümle mukaddesatım
namına yemin ederim
|
|
|
| Uygur Hakanlığı |
|
Yazar: RasitTunca - 08-17-2018, 10:15 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Uygur Hakanlığı
Uygur Kağanlığı (Çince: 回纥), 742 - 840 yıllar arasında varlığını sürdüren Türk Kağanlığı. Uygur soylularının yönetimi altında oluşmuş bir kabileler federasyonuydu.
Uygur Devleti
Çin kaynaklarında haesoqq, Vei-hoooh, Hui-ho, Hueu-hu, Wei-wu vb. şekilde görülen Uygur adının anlamı 974'te yazılan Çince bir eserde şahin süratiyle dolaşan ve hücum eden şeklinde açıklanmaktadır. Fakat bunun bir yakıştırma olduğu bellidir. Etimolojik olarak Uygur adının uy (takip etmek)+gur (Salgur gibi) tarzında ortaya çıktığı ileri sürülmüş ise de, o tarihlerde kullanılan Türkçe'de de "takip etmek" manasındaki eylem kökünün "ud-" biçiminde olduğu antitezinden hareketle sözcüğün oy (oymak, baskı yapmak) + gur ve kuvvetli bir olasılıkla uy (akraba, müttefik)+ gur şeklinde türediği savunulmaktadır. Nitekim tarihsel süreçte ortaya çıkan "On Uygur" federatif adının "On Müttefik" manasına kullanılmış olma olasılığı tarihsel gerçeklik açısından ağır basar.
Uygur adıyla ilgili bir diğer mes'ele ise İslam kaynaklarında her zaman ve Çin kaynaklarında bazen kendilerine verilen Dokuz Oğuz adının kökeni ve ne şekilde ortaya çıktığıdır. Aslında Uygurlar'dan ayrı bir budun (boylar birliği, ulus) olan dokuz Oğuzlar, Göktürk siyasî otoritesinin dayandığı topluluk idi. Bu anlamda ayrı bir etnik yapı oluşturmayıp bizâtihî Türk budununu oluşturan boylara verilen isimdi.
Zaten Çin kaynaklarında kendilerinden Türklerin dokuz kabilesi, Göktürkler'den ise "dokuz kabilenin Türkleri" diye bahsedilmesi; nitelik yönünden benzerliği ortaya koymaktadır. İşte bu Dokuz Oğuz boylarına -başka bir deyişle- dokuz adet Oğuz boyuna, dokuz oymaktan oluşan- Uygur boyunun eklenmesiyle "On-Uygur" denilen siyasal birlik ortaya çıkmıştır ve böylece Uygur adı ile Dokuz Oğuz adı birlikte ve bazen karıştırılarak kullanıla gelmiştir.
Kuruluş Dönemi
Orhun Irmağı kıyısında başkenti Ordu-balık kentini kuran ilk Uygur Kağanı Kutluk Bilge Kül iki yıllık bir hükümdarlıktan sonra 747'de öldü. Yerine oğlu Moyen-çor(747-759) kağan oldu. Moyen-çor'un etkinliklerini Orhun-Selenga ırmakları arasındaki Şine-usu Gölü yakınında diktirdiği "bengü taş"'tan izlemek mümkündür. Buna göre öncelikle aralarında hep yakın ilişkiler olan Dokuz Oğuz boylarını derledi. Ardından Orhun-Ötüken bölgesinin etrafında konan göçen ve Türkçe konuşan boyları denetimi altına alma politikası gütmeye başladı. Bu çerçevede, kuzeyde Yenisey Irmağı havalisindeki Kırgızlar'la, Altay Dağları ile Tanrı Dağları arasında bulunan Karluklar ve onlara yardım eden daha batıdaki Türgişler'le, Yenisey, Obi ve İrtiş ırmakları arasında bulunan Basmıl, Dokuz Tatar ve Çikler'le savaşmış, bunların tamamını kendi kağanlığına bağlamıştır. Bu arada savaştığı boylar arasında belirtilen Sekiz Oğuzlar'ın Göktürkler'in etrafa dağılma sürecine giren asal budunu olma olasılığı yüksektir. Böylece Türk soylu boy ve budunları denetimine alan Moyen-çor Uygur Kağanlığını sağlam temellere oturtmuş bulunuyordu.681-744 yıllar arasında faaliyet göstermiş bir Türk devletidir.
Gelişme dönemi
Uygurlar'ın Orta Asya politik sahasında etkinleşmesi yüzyılın ortalarına doğru tırmanan Arap-Çin rekabetiyle ilintilidir. Taraflar kozlarını 751 yılında Talas Irmağı kenarında yapılan savaşla paylaşmışlar, Karluklar'ın da desteğini alan İslam kuvvetleri Çin ordusunu dağıtmıştır. Çin'in, Göktürk Kağanlığı'nın çöküşü ile yayılma ve nüfus etme olanağı bulduğu Tarım Havzası'nı (Bugünkü Doğu Türkistan) tamamen boşaltmasına -bu boşluğu Uygurlar doldurdu; bütün Tarım Havzası Uygur kontrolüne girdi- yol açan bu yeni durum, Çin'de sonu gelmez olaylar çıkmasına sebep olmuştur. Bu olayların en önemlisi Soğu kökenli olup-annesi Göktürk-, Çin ordusunda etkin pozisyonda bulunan An-lu-şan adındaki bir komutanın 200 bin kişilik bir kuvvetle Çin başkentleri Lo-yang ve Çang-an'ı zaptetmesiydi. Moyen-çur, Tang imparatoru (o dönemde Çin'i yöneten hanedan) Su-tsung]'un yardım çağrısına olumlu yanıt verdi. Çin'e giren Moyen-çor başkentleri geri almakta zorlanmadı. Bunun Çin'e maliyeti hiç de azımsanamayacak derecedeydi: 20 bin top ipek ve hatun adayı bir prenses.
Gerileme ve Çöküş
Alp Kutluk Bilge ve ardılları olan ve neredeyse tamamı Ay Tengri'de kut ya da ülüg bulduklarını belirten adlar taşıyan kağanlar döneminde Tibetliler'in Çin'e baskısı iyice arttı. Üstelik bu kez Beş-balık havalisine hakim olan Şa-to Türkleri ile de ittifak kuran Tibetliler, Uygurlar'ın Çin ile aralarında kurduğu ticari, siyasî ve askerî dengeleri sarsmaktaydı. Hattâ bazı kağanların devrilmesinde Tibetliler'in Çin'e yaptıkları akınların önlenememesi etkili oluyordu. Bir ara Ediz boyundan Kutluk Kağan döneminde (795-805) refah ve huzur seviyesine çıkıldıysa da Tibetliler'in Doğu Türkistan'a sızmaları ve Kırgızlar'ın kuzeyden baskıları devletin sonunu getirdi. Maniheizm'nin gittikçe yaygınlaştığı anlaşılan ve toplum yapısı iyice değişen Uygurlar'ın hemen yanıbaşında bulunan, göçebe savaşçı özelliklerinden hiçbir şey kaybetmemiş olan Kırgızlar; 840 yılında Ordu-balıg'ı basarak son Uygur kağanı Ho-sa'yı öldürdüler, ahaliyi kılıçtan geçirdiler. Ötüken'de devletleri yıkılan Uygurlar, yurtlarını terk ederek Karluk ülkesine (Çungarya), Kan-çou'ya ve yoğun bir şekilde İç Asya/Tarım havzası'na göç ettiler
Kültür
Türk boyları arasında tarım toplumunun ilk örnekleri bu dönemde görülür. Tarım yapabilmek için şehirler kurulmuştur. Göçer hayatın izin vermediği kültür birikimi sağlanmıştır.[3] Günümüz Türk devletlerine varan birçok özellik ilk olarak Uygurlarda görülür.[4] İbn FadlanDönemin seyyahlarında Uygur kültürünün zenginliğinden bahsedilmiş, birçok dinin bir arada yaşaması betimlenmiştir. Türklerin ata dini olan tengricilik ile budizm, maniheizm, nesturi hristiyanlık bir arada ve problemsiz şekilde yaşamaktaydı.[5] Devlet özellikleri açısından Çinlilerce ilginç bulunup, incelemek için elçiler yollanıyordu. Budizme geçiş de Çinli elçiler vasıtasıyla olmuş, Uygurlar diğer kültürler altında ezilmemek için dünyada pek kabul görmeyen maniheizmi tercih etmiştir. Sonunda budist yoğunluklu, diğer dinlerin de rahat yaşandığı bir devlet ortaya çıkmıştır.[6][7] İlk hukuk, sivil örgütlenme, vergi, spor, müzik terimler bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bozkır hayatının anarşik yapısına karşılık Uygurlarda hoşgörü ve refah içinde yaşanıyordu.[8] Bu özellikler o dönemden kalan binlerce hukuk, sivil ve devlet yazmalarında görülebilir.
Hükümdarlar
Kutluk Bilge Kül Kağan (Gulipeilo, Guli-pei-lo veya Ku-tu-lu Pi-Chia Chüeh Ko-han) (744-747), Tang Hanedanı tarafından kendisine gä Kül Qağan) (747-759) Gulipeilo'nun birinci oğlu Moyunçor Kağan,
Tengri Kağan (Tängri Qağan) (759-779) Gulipeilo'nun ikinci oğlu Bögü Kağan,
Tengri Kağan 762 yılında Mani (یین مانی Āyin e Māni; 摩尼教, Móní Jiào) dinine dönmüş, daha sonra yeğeni Tun Bağa Tarkan tarafından öldürülmüştür.
Alp Kutluk Bilge Kağan (Alp Qutluğ Bilgä Qağan) (Tun Bağa Tarkan) (779-789), 788 yılından sonra Çinliler Uygurlara Huihe (回紇 huíhé) yerine Huigu (回鶻 huígu) ismini vermişlerdir,
Külüg Bilge Kağan (Külüg Bilgä Qağan) (789-790) Alp Qutluğ'un birinci oğlu,
Kutluk Bilge Kağan (Qutluğ Bilgä Qağan) (790-795) Alp Kutluk'un ikinci oğlu, yaşı küçük olduğundan ülkeyi general Kutluk yönetmiştir.
Ay Tengride Ülük Bulmış Alp Kutluk Bilge Kağan (Ay Tängridä Ülüg Bulmıš Alp Qutluğ Uluğ Bilgä Qağan) (795-805),
Ay Tengride Kut Bulmış Alp Külük Bilge Kağan (Ay Tängridä Qut Bulmıš Külüg Bilgä Qağan) (805-808),
Ay Tengride Kut Bulmış Alp Bilge Kağan (Ay Tängri-dä Qut Bulmıš Alp Bilgä Qağan) (808-821),
Gün Tengride Ülük Bulmış Alp Küçlük Bilge Kağan (Kün Tängridä Ülüg Bulmıš Alp Küčlüg Bilgä Qağan) (821-824),
Ay Tengride Kut Bulmış Alp Bilge Kağan (Ay Tängridä Qut Bulmıš Alp Bilgä Qağan) (Kasar Tegin) (824-832),
Ay Tengride Kut Bulmış Alp Külük Bilge Kağan (Ay Tängridä Qut Bulmıš Alp Külüg Bilgä Qağan) (832-839) yardımcısı Kürebir'in batı'dan gelen Şato üç Türk boyları ile işbirliği yaptığını duyunca intahar etmiştir, ayrıca 839 yılında çok sert kış olmuş hemen hemen tüm hayvan sürüleri yok olmuş, Uygurların yaşam koşulları çok zorlaşmıştır.
Wuzong (Luji Qasar) + General Külüg Bağa (839-840).[9]
![[Resim: i15018bgwk97.png]](http://www.bmuniverse.com/imagehost/uploads/2015/09/i15018bgwk97.png)
Orhun kitabelerinde, ilk defa, 717 yılındaki ayaklanmalar münasebetiyle zikredilen Uygurlar Çin kaynaklarında adlarının türlü şekilleri ile anılmışlardır: Hoei-ho, Vei-ho, Hui-ho, Huei-hu, Wei-wu vb. Uygur adının manası, 974'de tamamlanan Çince Kiu Wu Tai adlı eserde "şahin sür'ati ile dolaşan ve hücum eden" diye açıklanmaktadır. Di er taraftan, kelimenin etimolo-gique olarak "uy (takip etmek) + gur" tarzında (Sal-gur gibi) meydana geldi i ileri sürülmüş ise de, o tarihlerde Türkçede "takip etmek" manasındaki fiil kökünün "ud+" oldu u belirtilerek, Uygur adının "Oy (oymak, baskı yapmak)+gur" çeklinde açıklanabilece i veya daha kuvvetli bir ihtimal ile bu adın Türkçe "Uy(akraba, müttefık)+gur" olabilece i ve dolayısiyle "On-Uygur" deyiminin de "10 müttefik" manasında olması gerekti i bildirilmektedir. Çin kaynaklarında Asya Hunları'ndan indikleri bildirilen Uy-gurlar bir menşe efsanesine göre ataları Hun hükümdarının kızı ile bir kurttan türemiştir. Tabgaçlar devrinde (386-534) Kao-kü (Kaoche) adı ile görünmekte olup, 5. asrın 2. yarısında bir beylik kuran Uygur toplulu u o tarihlerde, bütün Yukan-Orta Asya'yı kapladı ı anlaşılan Töles'lerin bir kısmını meydana getirmiştir ki, I. Gök-Türk hakanlı ı ça ında bu durumu muhafaza ediyor ve o zaman Selenga ırma ı etrafında oturuyorlardı. 7. asrın ilk çeyre inde 6 kabileden kurulu Sir Yen t'o birli ine katılmışlar sonra P'u-ku, Tongra, Bayırku, Ediz ve Po-si adlarındaki 5 kabilesi de Uygurlar ile "ittifak ederek" hepsi "Uygur" adını almışlardır. Beyleri "Erkin" ünvanını taşıyordu. Bu sırada 50 bin savaşçı çıkardıkları bildiriliyor. I. Gök-Türk hakanlı ının çöküntüye do ru gitti i yıllarda böyle görünen Uygur beyli i Er-kin T'e-kien tarafından idare edildi. Ölümü üzerine yerine o lu P'u-sa geçirildi. Tarduç başbu u (I-nan?) ile işbirli i yaparak Kagan Kei-li'nin o lu kumandasındaki Do u Gök-Türk ordusunu ma lüp eden (630'a do ru) P'u-sa zamanında Uygurlar kuvvetlenmiş, bilhassa, P'u-sa'nın annesi Vu-lo-hun'un ciddili i ve töre hükümlerini uygulamaktaki titizli i sayesinde beylik tamamen nizama girmişti. O zaman "Erkin" yerine "ıl-teber (el-teber, Çincede Ch'i-li-fa ~ K'i-li-fa ~ Sse-li-fa ~ H?ie-li-fa ~ Hie-li-fa) ünvanı kullanılma a başlandı. Merkezi Tola nehri havalisinde olan îl-teber T'u-mi-tu, Tar-duş'ların arazisini alarak ve "9 O uz" boylarını kendine ba layarak ("On-Uygur") ülkesini genişletti, sonra güneye Huang-ho'ya kadar varan bir akın yaptı ve neticede "Ulug îl-teber" olarak Çin imparatoru tarafından tanındı (646); sonra ülkesini, Gök-Türk tarzında teşkilatlandırdı. Çin tarafından baskı altına alınmak istenen ve sonunda Çin'in tahriki ile öldürülen Tu-mi-tu(648 )'nun o lu P'o-yun, On-ok'lar "kagan"ı Ho-lu karşısında üstünlük kazanarak Taşkent yakınlanna kadar ilerledi (656). Ondan sonra yerine geçen kızkardeşi zamanında gittikçe zayıflayan Uygur beyli i nihayet ılteriş Kagan tarafından Gök-Türklere ba landı. Anlaşılıyor ki, Kapgan ve înel zamanındaki isyanlarda da ılan O uz birli ini toplayarak yine bir tlte-berlik durumuna giren Uygur boyu 740'larda Hakanlı ın Yabgu'lu u haline gelmişti
745'de, Gök-Türk iktidannı yıkarak, Ötüken'de devlet kuran Uygurlar şu 9 urug'dan meydana gelen bir birlik idi: Yaglaqar\yaglakır - hakan uru u (ihtimal yagıla + qır=düşman ile savaşmak)/; Hıı-tu-ko (Uturqar ihtimal ut (kazanmak) + r + gar); Hu (Kiu-lo-vu (po)= Kürebir); Küremür (ihtimal Küre (korunmak) + bir); Mo-ko-si-ki (Bagasıgır?); A-vu-çö (Ebirçeg veya Abırçak?); Hu-vu-su; Yo-vu-ku (Yagmur-qar); Hi-ye-vu (Ayavire/Ayabi-re=Ayamur, Aymur (yagmur, küramür gibi), krş. O uz Eymür boyu=şerefli, itibarlı) Bu uruglardan kurulu Uygur kabilesinin (boy'unun) idaresi altındaki Dokuz-o uz birli inin (bodun'unun) kabileleri de şunlardı:
P'u-ku (Buku, Tiirkçe unvan), Hun (Qun), Pa-ye-ku (Bayırku), T'ung-h (Tongra), Sse-kie (Sıqar), K'i-pi, A-pu-sse (Po-si= Si?), Ku-lun-vu-ku, A-tie (Ediz) Görüldü ü üzere, On-Uygur diye anılan birlik467 9 adet O uz b-yuna, -9 urugdan kurulu- Uygur boyunun ilavesiyle meydana gelmişti. Orhun'da Uygur "ordu"sunu (başkentini) ziyaret eden müslüman Tamîm de, hükümdardan başka, herbirinin 13'er bin savaşçısı bulunan 17 başbu dan (Bey?) bahsetmiştir. Demek ki, bunun 9'u O uz boy'u başbu u, 8'i de (hükümdarın uru u hariç) Uygur urugu başbu u idi. Uygur boyu idaresindeki 9 kabileye, Basmıl ve Karluk boylannın katılması ile birlik sayısı 11 oldu. Bir Çin kayna ına (Kiu T'ang-shu) göre de Uygur hakanlı ı 11 "vali" tarafından idare edilmekte idi.
Orhun kıyısında başkenti Ordu-balık şehri (sonraki Karabalgasun yakınında)'ni kuran ilk Uygur hakanı Kutlug Bilge Kül 747'de öldü. Yerine o lu Moyen-çor (Bayan-çor?) kagan oldu ("Tanrıda bolmış îl-Etmiş Bilge kagan". 747-759). Orhun-Selenga nehirleri arasında şine-usu gölü yakınındaki, Uygur hakanh ının ilk devri için mühim olan kitabeden anlaşıldı ına göre, hakan Moyen-çor Dokuz-o uz'ları toplamış, kuzeyde Kırgız'larla, batıda Karluk'lar ve onlara yardım eden Türgişler ve Basmıllarla, Sekiz-O uz, Dokuz-Tatar ve Çik'lerle savaşmış, bunlann hepsini kendine ba lamış, hakimiyetini Yenisey kaynakları, Çu-Talas havalisi, îç-Asya ve Kerulen'e kadar yaymış; o ullannı yabgu, şad tayin etmişti. Fakat asıl Çin üzerinde tesirli oldu. Karluklar tarafmdan desteklenen îslam kuvvetleri ile Çinliler arasında cereyan eden büyük Talas muharebesi(751)'nde Çinliler a ır ma lübiyete u ramış, Tarım havzasının Uygur'lara geçmesini sa layan ve Çin'in Orta Asya'dan çekilmesini sonuçlandıran bu savaş üzerine, Çin'de büyük hadiseler olmuştu ki, bunların en mühimi, Türk anadan do an An-lu-şan adlı bir kumandanın 200 bin kişilik bir kuvvetle Çin başkentleri Lo-yang (756) ve Lygur tuccarlarının Çin'de tahakkumlerinden do an bazı anlaşmazlıklar gi-deriidi. Yerine o lu "Ay Tanrıda kııt bıdmış Knlüg Bilge Kagan" (789-790) ve sonra bunun o lu Kutlııg Bilge (790-795) hakan oldular. Eskiden beri Çin'e karşı ilgi duyan Tibetliler o sırada Beç-balık havalisinde bulunan şa-t'o Türkleri ile anlaşarak, baskınlara başlamışlardı. Çin'i korumayı iktisadî ve kültürel sebeplerle gelenek haline getirmis olan Uygurlar, kuvvet göndererek tecavüzleri önlemek istedilerse de başarıya ulaşamadılar. îtibarı sarsılan hakan öldürüldü. Ötüken'de karışıklık çıktı. Fakat 795'de hakan olan, Ediz boyundan, sevilmiş kumandan ve idare adamı Kutlug (795-805. Ay Tanrıda ülüg bulmış Alp Kutlug Bilge Kagan) ile, sonraki "Ay Tanrıda, kut bulmuş Külüg Bilge" (805-808 ) zamanlannda bir huzur devri açıldı. ıktisadî faaliyet gelişti. ıç-Asya'nın mühim ticaret çehirlerine nüfuz edildi. Dış siyaset yönünden zamanı oldukça sakin geçen hakan "Ay Tannda kut bulmuş Alp Bil-ge" (808-821)'den sonra, "Ay Tanrıda ülüg bulmış Küçlüg Bilge" (821-833) ihtimal "Kara-balgasun kitabesi"ni diktiren hakandır ki, hükümdarlı ı başarılı geçmiş, Türkistan üzerine sarkmak isteyen Tibetlileri durdurmuş, hakanlı a ba lı Karlukların başına yeni bir yabgu tayin etmiş ve ta So d bölgesine kadar ticari münasebetlerini geliştirmiştir. Fakat, sonra memlekette huzursuzluk başgösterdi. Hakan öldürüldü, ye eni "Ay Tanrıda kut bulmuş Alp Küliig Bilge Kagan" (833-839) da bakanının tahrik etti i bir isyanda telef oldu. Gittikçe koyulaşan Maniheizm tesirleri dolayısiyle Uygurlardaki gevşemeye karşılık Yenisey bölgesinde yeni bir kudret halinde beliren ve 20 yıldan beri Orhun bölgesini baskı altında tutan Kırgızlar 840 yılında kalabalık kuvvetlerle Uygur topraklanna girdiler, başkent Ordu-balık'ı zaptederek son hakan Ho-sa(839-840)'yı öldürdüler, ahaliyi kılıçtan geçirdiler. Ötüken'de devletleri yıkılan Uygurlar kütleler halinde yurtlannı terkederek Karluk ülkesine, Çin sınırlanna ve daha kesif olmak üzere, zengin ticaret merkezlerinin bulundu u ıç-Asya'ya göçtüler.
Hakan ailesine mensup iki kardeş tarafından idare edilen bu göçten sonra Uygur tarihinin ikinci safhası başladı. Göç sırasında başlarında, kendi-eri tarafından "kagan" seçilen Vu-hi Tegin (841-846)'in bulundu u Uygurlar bir müddet bazan Kırgızlar, bazan Çinliler tarafından hırpalandıktan sonra, bir kısmı (Kan-su'da) Çin tabiiyetine girerken, di erleri Pang Tegin idaresinde batıya Karlukların ve öteki Türk boylarının yurtlarına do ru yollandılar ve her iki tarafta da devletler kurdular. Fakat bunlar artık "Bozkır Türk Devleti"nden farklı idiler ;hakimiyeti genişletme düşüncesinde olmamış, büyük siyasi çatışmalara girmemiş, başta çin hükümetleri olmak üzere , başta Çin hükümetleri olmak üzere komşularıyla dostluk ve ticaret ilişkilerini sürdürme i tercih etmiştir.
Kaynakça
^ "Ankara'nın Başkent Oluşunun 89. Yılı Kutlu Olsun" (WMV). ttk.org.tr. 2012. Erişim tarihi: 16 Ocak 2013.
^ İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat Yayınları, İstanbul, Eylül 2014, s.125-132
^ Jean Paul Roux Türklerin Tarihi, Kabalcı Yayınları, 2007, 23
^ Ümit Hassan Osmanlı / Örgüt-İnanç-Davranış’tan Hukuk-İdeoloji’ye İletişim Yayınları, s.112
^ İbn Fazlan Seyahatnamesi, Çev. Ramazan Şeşen, Bedir Yayınevi
^ Özkan İZGÇin Elçisi Wang Yen-Te’nin Uygur Seyahatnamesi, TTK Yay. İ, s. 60
^ http://www.dmy.info/uygurlarda-devlet/
^ Rene Grousset Stepler İmparatorluğu, TTK Yayınları, , 2011 s.138
^ V. Minorsky, „Tamīm ibn Bahr’s Journey to the Uyghurs“, in: BSOAS 12, 1948, 275-305
|
|
|
| 2.Gök-Türk Hakanlığı |
|
Yazar: RasitTunca - 08-17-2018, 10:13 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
2.Gök-Türk Hakanlığı
630-680 arasindaki 50 yillik zaman Gök-Türklerin hürriyetlerini kaybettikleri bir matem devresi oldu. Her ne kadar Orta Asya'da millet olarak Türkler varliklarim, dil, inanç ve geleneklerini muhafaza etmişlerse de müstakil bir devletten yoksunluk, "Bey'lik erkek evladin kul, hatun'luk kiz evladin cariye" olmasi, Gök-Türkler için haysiyet kirici bir istirap kayna i teşkil ediyordu. Millet şöyle diyordu: "Ülkeli bir kavim idim, şimdi illkem nerede? Hakanli bir kavim idim, şimdi nerede hakanim?" Gök-Türkleri bu felakete sürükleyen sebepler, kitabelerden anlaşilaca ina göre, şu üç noktada toplanmaktadir:
1. Sonraki devlet ve idare adamlarinin yetersizli i; "... Kagan bilge imiş, cesur imiş, buyruklari bilge imiş, cesur imiş, beyleri de, kavmi de iyi imiş, böylece ülkeyi tutup töre'yi diizenlemişler... Sonra kardeşler, o ullar kagan olmuş, küçük kardeş biiyük kardeş gibi yaratilmadigi, ogul babasi gibi yaratilmadigi için bilgisiz kaganlar tahta oturmiişlar, buyruklari da bilgisiz, kötü imişler... Türk beyleri, Türk adini birakmişlar, Çin beylerinin adlanni almişlar, Çin hakanina boyun egmişler, elli yil işlerini, güçlerini (ona) vermişler..."
2. Türk kavminin uygunsuz tutumu: "Türk bodunu... Sen aç oldugiin zaman toklugu düşünemezsin, tok oldugun zaman açlik nedir bilmezsin. Bu sebeple hakanin iyi sözlerine kulak vermedin, yurdundan ayrildin, harap, bitkin duştün... Müstakil hakanliga karşi kendin yanildin... Do uya gittin, batiya gittin. Kutlu yurt Ötüken'i terk ederek gittigin yerlerde ne yaptin? Su gibi kan akittin, kemiklerin daglar gibi yi ildi... Devletine karşi hata ettin, kötü hale soktun" "Türk bodunu kendi hakanini birakti, huküm altina girdi. Hüküm altinagirdigi için Tanri ona ölüm verdi, Türk bodunu öldü, mahvoldu...".
3. Kurnaz Çin siyaseti ve yikici propaganda: "Çin kavminin sözü tatli, ipeklisi yumuşak imiş; tatli sözü, yumuşak ipeklisi (ile) uzak kavimleri aldatip yaklaştirir imiş. Sonra da fesat bilgisini orada yayarmiş; iyi, bilge kişiyi yürütmez imiş. Onun tatli sözüne, ipeklisine kapilan çok Türk kavmi öldü..." "... Çin kavmi hilekar ve kumaz oldugu için, küçük kardeşle büyük kardeşi birbirine düşürdügü için, Beylerle kavim arasina nifak girmesi yüzünden Türk bodunu, devletini ve kagan yaptigi kaganini kaybedivermiş..."; "... Çin kagani, Türk kavmi (ona) bunca işini gücünü verdiği halde, Türk kavmini öldüreyim, soyunu mahvedeyim, derimiş, mahvetmege yürürmüş...".
Gök-Türk tarihinin bii 50 yillik fetret devrinin sonunda, Kitabeler yolu ile çok iyi taninan, Aşina soyundan, Kullug (Çince'de Ku-to-lu) istiklal savaşina girişti (680). Türk milletinin hür ve müstakil hakanlik ça inin hasreti içinde oldu unu sezen Kutlug, kendinden önceki mücadeleleri de takip ediyordu: Çin'de Ordos'daki bazi Türk zümrelerinin ayni maksatla başa geçirdikleri prens Ni-şu-fu davayi kaybederek, kesilen başi Çin başkenti Lo-yang'a BibBiiiiiibürülmüş (679-680), mücadeleye devam eden, yine Aşina soyundan, Fu-nien kalabalik Çin kuvvetleri karşisinda yenilerek 53 arkadaşi ile birlikte Lo-yang çarşisinda idam edilmişti (A ustos, 681).
Bu sirada Kuzey Çin'de, vaktiyle Türklerin yerleştirildi i bölgede bulunan ve Türk kütlelerinin istiklal iştiyakini gerçekleştirmek azmi ile ortaya atilan Kutlug, gizlice teşkilat kurarak, etraftaki Gök-Türk ileri gelenlerini ve halkini vazifeye ça irdi. Sür'atle yayilan harekete katilanlann sayisi kisa zamanda beş bine yükseldi. Davete koşanlar arasinda, II. hakanlik devrinde Gök-Türklerin ünlü devlet adami ve kumandani Tonyukuk da vardi.
Kutlug ile Tonyukuk önce, 681'de, Kuzey Çin'deki Yün-çu eyaletine baskin yaparak 30 bin civarinda at, koyun, deve elde ettiler. Kendilerine yeni kuvvetler katildi. Çogay (Yin-şan da lari, Huang-ho büyük dirse inin kuzey yakasindaki da silsilesi)'in kuzey eteklerini yazlik ve Kara-kum'u kişlik merkezi yaparak hazirliklarini tamamladilar. îlk hedefleri Ötüken idi. Baykal gölüniin güneybatisinda, yüksekçe daglar ve Orhun, Tamir irmaklari ile çcvrili, müdafaasi kolay, fakat etrafa akinlar yapma a elverişli mevkide, (47. enlem-101. boylam) iklimi mütedil ve otlagi bol bir yer olan Öüken yaylasi Asya Hunlari ve 1. Gök-Türk hakanligi zamamnda devletin agirlik merkezi olarak, Türklerin kutlu topragi sayiliyordu. Daginik Türk kütlelerini ancak, "Türk devletçilik ruhunun yerleşmiş oldugu" Ötüken etrafinda toplamak ve idare etmek mümkün idi . Kutlug hareketinin gelişmesinden endişelenen Se-
lenga irma i boylarindaki O uzlarin, tedbir olmak üzere, K'i-tan'larla ve Çin ile ittifak teşebbüsleri bir Gök-Türk seferini ta'cil etti. Tonyukuk'un tavsiyesi ile baskin şeklinde "inekler Gölü" kiyisinda kazanilan savaş (682) O uz tehlikesini ortadan kaldirdi. Küçük çapta olmasina ra men yüksek tarihî ehemmiyet taşiyan bu muharebe Gök-Türklerin Ötüken'e hakim olmalarini sa ladi. Kutlug, "kagan" ilan edilerek "ilteriş" (îl'i=devlet'i derleyip toplayan) ünvanini aldi ve II. hakanli i teşkilatlandirdi: Kardeşi Kapgan'i "şad", di er kardeşi To-si-fu'yu "yabgu" tayin etti. îstiklalin kazanilmasi ve devletin kuruluşunda birinci planda rol oynayan Tonyukuk'u ("ayguci"=Toy başkani, başbakan) yapti, ordu ve diplomasi işlerinin tanzimini ona tevdi etti.
Yeni hakanli in önce Çin'i taarruz hedefi olarak alaca i tabiî idi. Bir zafer akinlari resmi geçidi manzarasini veren Çin seferleri bir yandan, bu eski ve "hilekar" hasmi baski altinda tutmak, di er yandan, körpe Gök-Türk devletinin şiddetle ihtiyaç duydu u yiyecek, giyecek, bilhassa at gibi zarurî madde ve vasitayi elde etmek maksadini güdüyordu. Akinlar hep Pekin'den Kan-su'ya kadar olan sahaya, Çin Seddi'nin hemen güneyinden Hu-ang-ho'nun güney mecrasina yakin yerlere kadar yayilan ve Çinlilerin "Çu" (prefecture) dedikleri garnizon ve eyalet merkezlerine yöneltilmişti; 682'de Ping-çu 8 defa, 683'de Lan-çu, Ting-çu, Kuei-çu, Yü-çu ve Feng-çu 10 defa, 684'de So-çu 6 defa, 685'de yine So-çu ve Hin-çu 2 defa, 686'da yine So-çu, Tai-çu 11 defa, 687'de yine So-çu, Çang-p'ing 9 defa akin yapilan yerlerdi. Bu seferler esnasinda Çin valileri, kumandanlari ma lüp edildi, ordulan da itildi. Büyük çapta zaferler Hin-çu'da (Nisan 685) ve So-çu'da (Ekim 687) kazanildi.
Ayrica Kitanlarla 7 ve O uzlarla 5 kere savaşti i bildirilen ilteriş Kagan kuzeyde Kögmen (Tannu-ula) da larina, do uda Kerulen ve Onon nehirlerinin yüksek vadilerine, batida Altaylara kadar uzanan sahadaki Türk ve yabanci kavimleri Gök-Türk idaresine almişti Böylece Gök-Türk devletini yeniden kurup teşkilatlandirarak töre'yi tekrar yürürlü e koyan millî kahraman îlteriş, kutlu Ötüken yaylasinda dalgalandirdi i altin kurt başli sanca in gölgesinde öldü (692).
ilteriş öldü ü zaman biri 8 yaşinda (Bilge), di eri 7 yaşinda (Kül Tegin) olmak iizere iki o ul birakmişti. Kardeşi 27 yaşindaki Kapgan (aslinda Türkçe unvan = Fatih) hakan oldu (692-716). Çin kaynaklannda adi Mo-ç'o diye geçen Kapgan, Türk tarihinin büyük fatihlerinden biridir. Tonyukuk ayguci'lik görevini yapiyor, hakan'in kardeşi, ye enleri ve o ullari yavaş yavaş Gök-Türk hakanli inin seçkin simalari olarak beliriyorlardi. Kapgan Kagan'in büyük ve uzak görüçlü bir devlet adamina yakişir planlari oldu u görülmektedir ki, esaslari şöyle hülasa edilebilir:
a. Çin'i baski altinda tutmak. Bunda iki maksadi vardir: Türk devletinin huzurunu korumak ve halka yetecek ölçüde tarim ürünü imkanlari sa lamak.
b. Çin'de daginik halde yaşamakta olan Türkleri anavatan'a (Ötüken) çekmek. Bunda da iki maksadi vardi: Türkleri yabanci hakimiyetinden kurtarmak ve Türk ülkesinde askerî ve iktisadî gelişmeyi hizlandimiak.
c. Asya kit'asinda ne kadar Türk varsa hepsini Gök-Türk birligine ba lamak. Kapgan'in bu siyasî ve iktisadî görü§leri onu sayili Türk büyükleri arasinda çok yükseltmektedir. Bilhassa üçüncü nokta dikkat çekici bir siyasî kavrayişi ifade eder .
Genç, haşin ve ihtirasli Kapgan, seferler ve zaferler dizisini 693 Çin baskini ile açti. Ling-çu eyaletini şiddetle darbeledi ve ayni sene içinde ayni bölgeye yedi sefer daha tertipledi. Sonra Ordos'a akin yapti. Askerî harekatini yeniden Ling-çu'ya do ru teksif etti i yilda (696. şeng-çu'ya 1, Liang-çu'ya 3, Ling-çu'ya 8 sefer) K'i-tanlarla Çin'in bozuşmasini kendi lehine de erlendirerek, T'ang imparatoriçesi Wu(690-705)'yu destekledi. Korkunç K'i-tanlari Ho-pei bölgesinde a ir hezimete u rattiktan (Ekim 696) sonra, imparatoriçeden isteklerini siraladi: 100 bin "hu" (hu = a§. yk. 12,5 kiloluk ölçek) tohumluk dari, 3 bin adet tarim aleti, 10 bin (T'ang-shu'ya göre 40 bin) libre demir, Çin topraklarinda oturan (ço u Or-dos'da "6 Eyalet" arazisinde) Türklerin anavatana iadesi' . Sonra Kapgan Yenisey bölgesini işgal etmekte olan Kirgizlara yöneldi. Mevsim kiş (696-697), yol uzun ve meşakkatli idi, fakat bu sefere zaruret vardi: "Kuvvetli Kirgiz kagani, Çin kagani ve On-ok kagani anlaşip; Altun-yiş (Altun orma-ni = Altay da lari)'da buluşalim, ordularimizi birleştirelim, do uda Türk kaganina saldiralim, (yoksa) kagan cesur ve ayguci'si bilge oldu undan o bizi mahveder demişler". Kapgan ile Tonyukuk idaresindeki Gök-Türk ordusu "kar sökerek, a aç dallarina tutunarak, bazan atlari yede e alarak" yolsuz vadilerden Kögmen da larini aşti, Yenisey kaynaklarinda Ani irma i kiyisinda Kirgizlari bastirdi, "han"i telef olan Kirgiz ülkesi teslim alindi. Sira, üçlü ittifakta yer aldi ini gördü ümüz Türgişlere (On-oklar) geldi. Fakat Çin, Kapgan'in isteklerini sürüncemede birakiyordu. Hakan, önce mevcut duruma uygun olarak, orduyu ve idareyi yeniden teşkilatlandirdi: Kardeşi To-si-fu'yu hakanli in sol kanadina "şad", îlteriş'in o lu 14 yaşindaki Bilge'yi Tarduş toplulu u üzerine "şad" tayin etti ve kendi o lu Bögü (Kitabelerde inel Kagan, Çin kaynaklarinda: Fu-kü ve "înie Khagan")'yü "küçük kagan" yapti. Bu suretle Gök-Türk imparatorlu unda, askerî kuvvetler de iki ordular grubu halinde tertiplenmişti. Kapgan Çin ile savaşa hazirlanirken, înel Kagan ile Bilge şad emrindeki, fakat gerçek sevk ve idaresi Tonyukuk'un elinde bulunan bati ordular grubu da "Batiyi düzenleme", yani On-oklari devlete ba lamak vazifesini almişti. Çin elçilerine karşi Kapgan'in şiddetli ve kararli tutumu şimdilik doguda bir silahli çatişmayi önledi: "Mo-ç'o'nun kudretinden telaşlanan Çin" den derhal 3000 tarim aleti, 40 bin "şi" (aş. yk.3000 ton) tohiimluk dari gönderildi ve Türkler anavatan topraklarina iade edildi (698). Büyük kaganin planlarindan ilk ikisi gerçekleşmişti.
Ancak, Kapgan'in kizini bir T'ang prensi ile evlendirmek arzusuna karşi, aslinda cariyelikten gelme bir kadin olan imparatoriçe Wu'nun, T'ang'lardan de il de, kendi ailesinden bir prensi damad olarak ortaya sürmesinden öfkelenen Kapgan, yaninda bulunan Çin elçilik hey'etinden general Yen-çi-wei'yi "Çin kagani" ilan ederek, onunla birlikte Gök-Türk askerî gücünün bütünü ile ansizin Çin topraklarinda göründü (698): Kuei-çu, T'an-çu, P'ing-çu, Yü-çu, T'ing-çu Çao-çu eyaletlerini 30 defa vurdu. 100 bin kişilik ordusu ile, bütün Çin kuvvetlerini ezdi, at sürüleri başta olmak üzere bol ganimet ve esir aldi. Tonyukuk'un ve Bilge'nin de katildi i bu geniş ölçüde harekat esnasinda, "Yaşil-ögüz" (Yeşil Nehir=Yang-çe= "ta-luy-Oguz") kiyilarina ve şantung ovasina ulaşti i anlaşilan Türk ordulari tarafindan 23 kasaba tahrip edilmişti.Oradan kuzeye yönelen Kapgan'a, Çin ordulari kumandani şa-ça Cung-i (Kitabelerde Ça-ça Sengün), emrindeki birkaç yüzbinlik kuvvetine ra men saldiriya cesaret edemiyerek, Gök-Türk süvari tümenlerinin geçiçini uzaktan seyrederken, ümidini kaybeden Çin sarayindan orduya gönderilen gizli bir günlük emirde "kagan"i bulup öldürenin "prens" ilan edilece i bildiriliyordu.
Ayni yilin sonlanna do ru, ölen hatun'un yo töreni ile meşgul Ka-gan'in emri üzerine inel ile Bilge tarafindan sevkedilen bati ordulari grubu da, Tonyukuk'un yüksek kumandasinda, Altaylari (Altun-yiş) aşip Yariş ovasi (Cungarya)'na ilerlemiş ve Bolçuy'da On-ok kuvvetleri üzerinde kesin zafer kazanmişti (698). "Türk bodun"dan oldu u halde "yanliş hareket eden" Türgiş hakani U-çe-le (Wu-shih-le)'nin yakalanmasi ve yabgusu ile çad'inin telef olmalari ile neticelenen Bolçu savuy, On-oklarin bütün To-lu ve Nu-şi-pi kabilelerini, yani Balkaş, ili, Isik göl, Çu ve Talas bölgelerindeki Türkleri Gök-Türk birli ine ba lamişti (699). Hakanli in sinirlari batida Kengü Tarban'a ve Fergana'ya dayandi. Çin kayna i şöyle diyor: "Mo-ç'o zaferlerinden gurur duymakta, împaratorlu umuzu hakir görüyor. Yüksek gayeleri var. Her tarafa ordular sevkediyor. Arazisinin geniçli i 10 bin "li" (= aş. yk. 4500 km) den fazla. Bütün barbarlar (= Çin dişindakiler) onun emri altinda..." . Böylece, vaktiyle Tardu'nun, Türk birli ini gerçekleştirdi i tarihten tam 100 sene sonra Kapgan Kagan'in Do u-Bati hakanliklarinin topraklarini tek idarede toplamasi yolu ile "dehşet verici Türk birli i ihya edilmişti". Bu tarihlerde, anlaşildi ina göre, Gök-Türk hakanli ina ba li Türk kütleleri 30 "boy" teşkil etmekte idiler.
Kapgan'in planinda 3. noktanin tamamlanmasi için Maveraünnehir'in de zapti gerekiyordu: Co rafî mevkii, iklimi, verimli topraklan ile zenginli i biitün kaynaklarda övülen Maveraünnehir'de o sirada Gök-Türk ordulanna karşi koyacak bir kuvvet yoktu. Türk soylu bazi ailelerin idare etti i "şehir kiralliklari" 675'lerden beri, nisbeten kiiçük kuvvetlerle ufak çapta teşebbüslere girişen Müslüman-Arap kumandanlarina (Abdullah b. Ziyad, Sa'id b. Osman, Musa, Muhelleb vb.) başari ile karşi koymakta idiler.
Yine Tonyukuk'un yüksek kumandasinda olmak üzere, înel "kagan" ve Bilge taraflarindan sevk ve idare edilen Gök-Türk bati ordulari grubu, Altaylar-Bolçu-Yanş Ovasi-Çu ve Talas havzalari-Karada kuzeyi üzerinden Yinçü-ögüz (inci nehri=Seyhun=Sir-derya) kiyilanna ulaşti; nehri geçerek Maveraünnehir'in Kizil-kum çölüne daldi ve tam giiney istikametini aldi. Ordunun bir kismini, muhtemel bir yan hücuma karşi, înel idaresinde burada birakan Tonyukuk güneye ilerledi ve U-çe-le'nin o lu olan Türgiş başbu u So-ko idaresinde oldu u anlaçilan Sogd halki teslim oldu. "Tinsi-o li" denilen mukaddes Ek-la 'i aşarak ilerleyen Gök-Türk ordusu güneyde Temir Kapig (Demir Kapi)'a ulaşti (701). Zengin ganimet elde edildi: "Sa ri altin, beyaz gümüş, e ri deve, kiz-kadin..." Temir Kapig, bilindi i gibi, milattan önceki asirlardan beri iran-Turan (Türk) ülkelerinin arasinda tabiî sinir kabul edilmekte idi.
Maveraünnehir seferi münasebetiyle Orhun kitabelerinde ilk defa müslüman Arablar (=Tezik) zikredilmiştir. (îranlilarin Araplara verdikleri Tazî adindan /Tayy adli Arab kabilesinden/ gelen Tezik, Türkler tarafindan sonralari iranlilar için kullanilmiştir: Tacik). Bu ad o zaman, Keş şehrinde karargah kurrnuş olan, Horasan valisi Muhelleb'in kuvvetleri ile ilgili olmalidir. Anlaşildi ina göre înel kumandasindaki kuvvet, bir Arap hücumuna karşi orada birakilmiş, fakat Muhelleb ordusu herhangi bir harekette bulunmamiştir.
Do uda Türk ordusu faaliyet halinde idi. 701 başlannda Tangutlarin sahasi Lung-yu (Kansu'nun kuzeydo usu)'ya bir akin tertipleyen Kapgan'in, buradan Güney Ordos'da Sogd kolonileri(Chao-wu)'nin bulundu u "Alti eyalet" (=Liu Hu Çu. Kül Tegin ve Bilge Kitabelerinde: Alti Çub Sogdak) üzerine açti i sefere (702 şubat) Bilge ile Kül Tegin de katilmişlardi. Sogd-lulann da ilmasi üzerine karşi çikan Çinli kumandan Ong-tutuk idaresindeki 50 bin kişilik ordu da ma lüp edildi ve Çinli general, henüz 16 yaşlarinda bulunan Kül Tegin tarafindan elinde silahi ile yakalanarak getirilip hakan'a teslim edildi (702 sonbahar). Kapgan Çin'e akinlarina devam etti. 702'de Yen-çu, Hia-u, şi-ling, Hin-çu, Ping-çu bölgelerine 20 sefer yapti. 704'de Kül Tegin ile Bilge'nin de katildi i büyük Ming-şa (Ming-sha-hien. Kan-su'da bugün Çung-vvei-hien) muharebesinde Çaça Sengün (Çince asli şa-ça Çung-i) kumandasindaki 80 bin kiçilik Çin ordusu bozguna u ratildi374 ve hemen arkasindan Lung-çu, Yuan-çu, Hin-çu'ya karşi 11 akin tertiplendi. Tang imparatoru Çung-tsung yine günlük bir emir neşrederek, Kapgan'i esir eden veya öldüreni "prens" ünvani ve 2 bin top ipek vererek taltif edece ini ilan ediyordu. Ayrica bütün vazifelilere Gök-Türkleri ma lüp etmek için planlar hazirlamalarini emretti. Bunun üzerine sarayin yüksek memurlarindan Lu Fu'nun imparatora sundu u raporda çare olarak: 1- "Barbarlari" birbirine karşi tahrik etmek, 2- "Barbarlari" iki cephede birden savaşa zorlamak, yollari tavsiye ediliyor ve M.Ö. 36 yilinda Çi-çi'nin böyle yenildi i hatirlatiliyordu.
Bu arada, 649'dan beri Çin ile siyasî münasebetler kurmuş bulunan Basmil'lar tekrar itaate alindi (704) 709'da Çik'ler (Yukari Kem-irtiş arasinda. Kirgizlarin komşusu) ve Isik göl batisinda Az'lar Bilge tarafindan hakanli a ba landi. Gök-Türk ordularinin uzaklarda meşgul olmasini firsat bilerek başkaldirma a kalkişan Kirgizlar da Bilge-Kül Tegin idaresinde "mizrak boyu kar sökerek Kögmen da larini aşan" Gök-Türk ordulari tarafindan Songa ormaninda ikinci defa ma lüp edildi (710). Ayni yil içinde Tola irma i civarindaki Bayirkular, Türgi-yargin gölü savaşinda bozguna u ratildi. 711 yilinda, yine itaatten çikmiş olan Türgişler darbelendi; "ateş ve firtina" gibi saldiran Türgiş kuvvetleri ma lüp edilerek, Türgiş yabgu'su, şad'i ile birlikte, tabi "kagan" durumundaki So-ko öldürüldü, "Kara Türgiş" itaate alindi. Bars Be , Türgiş "kagan"i tayin edilerek Bilge'nin kizkardeşi ile evlendirildi ve Maveraünnehir'e bir yürüyüş yapildi; sebebi, kitabelere göre, "Sogdak (Semerkand bölgesi) kavmini tanzim etmek" idi. Bu seferin icra edildi i yillar (711-714) Maveraünnehir'de meşhur Kuteybe b. Müslim idaresindeki Arab ordularinin kesin başarilar sa ladi i devre tesadüf eder. Kuteybe, Buhara'yi aldiktan sonra Sogd başkenti Semerkand üzerine yiirümüş, 300 muhasara makinesi ile kuşatti i şehri, Türk asilli "kiral" Gürek'i serbest birakmak şarti ile, teslim almişti (93/711-712). islam kaynaklarinda bu münasebetle Maveraünnehir halkinin Türk "hakan"indan yardım istedi i, böylece Araplarla mücadele eden müttefik Maveraünnehir kuvvetlerinin başinda bulunan "Hakanin o lu"nun bir gece baskininda bozguna u radi i bildirilmektedir. Bu kayit Gök-Türklerle ilgili sayilmiş ve ma lüp olanin Kül Tegin oldu u iddia edilmiş veya ma lüp olan "Gök-Türk prensi'nin mutlaka Kül Tegin olmasi gerekmedi i beyan edilmiş ,son olarak da Kap-gan Kagan'in ma lüp oldu u ileri sürülmüştür . Gerçekte ne Kapgan'in, ne Bilge'nin, ne de Kül Tegin'in o sirada Maveraüniiehir'e gelmeleri mümkün idi, zira onlar, o tarihlerde hakanin şiddetli tutumundan dolayi isyan eden Türgiş ve Karluklarla meşgul bulunuyorlardi (711-714). Tonyukuk da 750'den beri faal vazifeden çekilmişti. Esasen yukaridaki iddialar (bahis konusu rivayetin kumandan Kuteybe'nin mensup oldu u Bahila kabilesinden çikmiş olmasi, fakat bu devir Maveraünnehir islam harekati bakimindan ana kaynak durumundaki îbn ül-A'sam il-Küfî'de böyle bir rivayetin geçmemesi, Orhun kitabelerinde bir savaştan de il, sadece bir "tanzim" keyfiyetinden bahsedilmesi ile bu husustaki Çin kaynaklarinin karşilaştirilmasindan Gök-Türk ordularinin başka yerlerde bulundu unun tesbiti sebebleri ile) do rulanmiştir. Bu duruma göre, 712 yilinda Sogd kuvvetleri başinda Araplara yenilen kumandanin bir Türgiş "han"i (daha do rusu bir Türgiş başbu u) olabilece i neticesine varilmiştir .
Kapgan Kagan'in gittikçe şiddetini artiran müsamaha tanimaz sert tutumu huzursuzlu u artiriyor, gördü ümüz gibi, bilhassa Türk boylarinin ayaklanmalarina yol açiyordu. Isyan edip Kengeres (Seyhun kiyilari. Kangahlar veya Keng-külüler memleketi? )'e do ru giden bir kisim Türgiş kütleleri (Kara Türgişler), 711 yilinda "atlarin zayif, azi in yok" oldu u güç şartlara ra men Kül Tegin tarafindan bastirilmiş ise de ayni yilda başlayip üç seneden fazla süren ve Çin'in tahriki neticesinde Karluklarin katilmalari ile iyice alevlenen isyanlar hayli güçlük çikardi. imparator Çung-tsung'un Kan-su eyaletlerindeki ordularini Gök-Türklere karşi seferber hale getirdi i bu sikintili günlerde, "Türkistan"daki yurtlarindan kalkarak Ötüken'e kadar sokulma a muvaffak olduklari anlaşilan Karluklar ve muttefikleri ancak Kapgan, Bilge vc Kül Tegin'in ortak harekati ile Tamig Iduk-başdaki şiddetli savaşta (713) ma lüp edilerek da itilabildiler. Bir kisim Karluk kütlesi ve başkalari Çin'e si indilar ve San-yuan bölgesine yerleştirildiler Tamig Iduk-baş muharebesi tam zamaninda kazanilmiş, Gök-Türkleri iki cephede savaşma a mecbur etmeyi hedef alan Çin kuvvetlerinin Karluklar lehine müdahale etmesi önlenmişti. şimdi de Çin hazirli ini saf dişi etmek gerekiyordu: Çin yi inak merkezi Beş-balik üzerine sefer yapildi (714). Çin kaynaklarinin belirtti i üzere, inel ile T'ung-o Tegin ve hakanin eniştesinin kumandasinda sevkedilen ordu, Beş-balik'i kuşatti. Kitabelere göre Bilge'nin de katildi i bu harekatta şehir ele geçirilemedi ise de, kanşikliktan faydalanarak Soei-se (Tokmak şehri. Isik-gölün ku-zey-batisi)'daki Türk kabileleri üzerinde bir başari kazanmakla iktifa eden Çinlilerin Gök-Türklere karşi büyük ölçüde taarruzu ortadan kaldirilmiş oldu.
Ancak hakanlık bir kazan gibi kaynamakta idi. Kitabelerdeki "Amcam Kagan'ın idaresi karışıklık içine düştü ü, halkta ikilik ortaya çıktı ı zaman..." gibi ifadeler durumu açıklama a yeter. Az'lar ve arkasmdan îzgiller şiddetle ezildi (715)4 . Fakat hakanlı ın esas kütlesini meydana getirdi i için devleti temellerinden sarsarak, nihayet ihtilale sebep olan O uzlarm isyanları Gök-Türk içtimaî bünyesinde derin yaralar açtı ve en büyük neticesi batı (On-ok ülkesi ve Maveraünnehir)'nın hakanlıktan kopması oldu. 714 yılı sonbaharında başladı ı anlaşılan O uz ayaklanmalannın -O uzlann devlete olan nisbetleri dolayısiyle- hayretle karşılandı ı kitabelerden sezilmektedir: "Dokuz-o uz bodun'u kendi bodun'um idi, gök ve yer karıştı ı için, düşman oldu". 715 baharında Kapgan'ın açmak zorunda kaldı ı Do-kuz-o uz seferinde ma lup edilen ve hayvanları öldürülen O uzlardan bir kısmı Çin'e sı ındı. 716 senesinde O uz boylarından Bayırkular şiddetle tenkit edildi. Fakat bu, ömrü boyunca durup dinlenmeyen haşin tabiatlı Kapgan Kagan'ın seri halindeki zaferlerinin sonuncusu oldu. Kendinden emin, Ötüken'e dönerken yolda Bayırkuların pususuna düştü ve öldürüldü (22 Temmuz 716). Asilerin Çin ile temas halinde oldukları, bu sırada onlar nezdinde bir Çin elçisinin bulunmasından anlaşılıyor. Hatta rivayete göre Kapgan'ın kesilen başı bu elçi tarafından Çin'e BibBiiiiiibürülmüştür.
Kapgan'm yerine geçen o lu ınel (Bö ü), hakanlı ın bu buhranlı devrinde devlet dizginlerini tutacak kudrette de ildi. Karışıklı ı önleyememiş, yurda huzur getirememişti. Halbuki Türk halkı bu hizmetleri hakandan beklerdi. O uzlar büsbütün alevlendikleri için devleti kurtarmak işi, îlteriş'in o ullan, sol Bilge elig'i olan Bilge ile Kül Tegin'in omuzlarına yüklenmişti. 716 yılında Kül Tegin beş O uz seferi yapmış (Togu-balık, Kuçlaguk, Urgu /veya Antırgu?/, Çuş-başı, Ezgenti-kadız savaşları. Bunlardan 2.'de Edizlerle, 4.'de Tongralarla savaştı) ve seferlerden dördüne Bilge de katılmıştı. O sene büyük ölçüde hayvan telefatına sebep olan kıtlıkta bile Bilge sefer halinde idi. Ötüken üzerine yürüyen Üç-o uzlar Kül Tegin tarafından püskürtüldü. Dokuz-Tatarlarla ittifak ederek hücuma geçen O uzlar Agu'da cereyan eden iki savaşta bozguna u ratıldı ve O uz kütleleri, Çin sınırına do ru çekildiler. Uzayıp giden bu savaşlar dolayısiyle kitabelerde Gök-Türk ordusunun takattan düşüp cesaretini kaybetti ini belirten ibareler vardır. Olup bitenler yeni hakanın beceriksizli ine atfolunuyor ve halkta, Tanrı tarafından hakanlık yetkisinin ondan geri almdı ı kanaati uyanıyordu. Ül-kenin felaketten kurtulması için hakanın de işmesi lazımdı. Çin kaynaklarındaki izahata göre, herhalde Bögü'nün direnmesi neticesi, de iştirme zor kullanılarak yapıldı. înel Kagan, kardeşi, akrabaları, beyleri ve taraftarları öldürüldü. îhtilal planı, iki kardeş, Bilge ve Kül Tegin tarafından hazırlanmış, fakat Kül Tegin tarafından icra edilmişti.
Bilge, kagan oldu (716-734. Tengri teg Tengride bolmış Türk Bilge). "Sol Bilge elig"li e getirilen Kül Tegin de Gök-Türk ordulannın tanzimini üzerine aldı. 705 yılından beri Yargu (yüksek mahkeme) üyeli i yapmakta iken , Bilge'nin kayınbabası oldu u için ihtilal sırasında dokunulmayan Tonyukuk da tekrar eski vazifesi olan "aygucı" (Devlet Mec-lisi Başkanlı ı)lı a getirildi. Fakat umumî bir yorgunluk, bezginlik vardı:
"Tanrı Türk kavmi yaşasm diye beni tahta oturttu... ıçte aşsız, dışta giyeceksiz bir kavme kagan oldum. Babamızın, amcamızm kazandıgı milletin adı, sanı unutulmasın diye kardeşimle sözleştik. Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kül Tegin ile ve şad'larla ölesiye çalıştık..." Mücadele şiddetle devam ediyordu. 717'de Uygur îlteber'i ile (Kargan savaşı), 718'de tekrar isyana teçebbüs eden Karluklar ile savaşıldı ve başarıya ulaşıldı.
Bilge Kagan Çin ile iyi geçinmek arzusunda idi. Bunun lüzumuna, Çin'in kuvvetli, Gök-Türklerin ise yorgun ve ihtimama muhtaç oldu u hususundaki Tonyukuk'un da kanaati neticesinde inanmıştı. Fakat sı ıntı Gök-Türk prensesi ile etrafındakileri 718'de Bilge'ye karşı savaça teşvik eden ve aynı zamanda K'i-tan ve Tatabıların askerî deste ini sa layan Çin, Beş-balık'taki Basmıllar ile de anlaşmıştı. Nazik durum büyük devlet adamı ve stratejist Tonyukuk tarafından kurtarıldı. Onun planı, sevk ve ida-esi altında önce Basmıllar ma lüp edilip Beş-balık kuşatıldı, sonra da yalnız kalan Çin şiddetli bir darbe ile baskı altına alındı: şan-tan (Kan-su'da) savaşında Çin ordusu bozguna u ratıldıktan (Eylül 720) ve Beşbalık zaptedildikten sonra Kan-çu, Yüan-çu, Liang-çu bölgeleri 10 sefer yapılarak ele ge-irildi. K'i-tanlar ve Tatabılar saf dıı edildi (722-723). Karluk ıl-teber'i memleketi terk etti ve orada Bilge, halk tarafından sevinçle karşılandı. Hakanlık eski zindelik ve itibarını kazanmıştı. Bütün do u ve Tarbagatay'a kadar batı, hakanlık idaresinde idi. Hatta Bilge, 717 karışıklı ında Ötüken ile ilgisini kesip müstakil bir devlet durumuna girmiş olan Türgiş bölgesini bile kendine tabi saymakta idi. Bu başarılar üç Gök-Türk büyü ünün:
Tonyukuk, Bilge, Kül Tegin'in azim ve gayreti ile elde edilmişti. Çin de şüphesiz durumun farkında idi. 725 yılında imparator Hüan-tsung'un başkanlı ında yapılan bir toplantıda şöyle konuşuluyordu: "...Gök-Tiırklerin ne zaman, ne yapacakları bilinmez. Kultigin Bilge iyidir, millelini sever, Türkler de ondan memnıındurlar... Kül Tegin harp san'atının ustadıdır, ona karşı koyacak bir kuvvet güç bulunur... Tonyukuk ise otoriter ve bilgedir, niyetleri, kurnazlıgı çoktur. ışte şimdi bıı üç "barbar" aynı anlayışta olarak bir aradadırlar..." 721 yılındaki Gök-Türk barış teşebbüsüne kalabalık bir ordu teşkiline girişmekle cevap vermiş olan Çin imparatoru Hüan-tsung artık o teklifi müsbet karşıladı ını bildirebilirdi. ımparator tarafından Ötüken'e gönderilen elçiyi Bilge hakan, hatun'un, Kül Tegin'in, Tonyukuk'un ve di erlerinin hazır bulundu u mecliste kabul etti (725).
Büyük Türk devlet adamı Tonyukuk ile ilgili son bilgi 725'deki bu haberdir. O, herhalde bu tarihten az sonra ölmüş olmalıdır. Gök-Türk istiklal savaşı hazırlıklarından itibaren îlteriş, Kapgan, Bilge zamanlannda devlete 46 yıl hizmet eden, savaşlannda hiç başansızlı a u ramayan, "Boyla Baga înançu Yargan Apa Tarkan" ünvanlanm taşıyan, "bilge" ve stratejist To-yukuk hakanlı ın ordusunu, adliyesini tanzimde başta geliyordu. Çin kaynaklannda bile bu meziyetleri belirtilmekte ve "Aygucı" olarak devletteki büyük rolünü, o ça ın dinî, kültürel cereyanlarını nasıl yakından takip edip Türk milleti açısından de erlendirdi ini gösteren deliller verilmektedir: Bilge Kagan, Çin'de oldu u gibi Türk ülkesinde de, şüphesiz savunma maksadı ile, şehirleri surlarla çevirtmek, hisarlar yaptırmak istiyordu. Tonyukuk itiraz etti: "Bunlar olmamalı. Biz ömrünü sulu ve otlu bozkırlarda geçiren hir milletiz. Bıı hayat bizi daima bir harp egzersizi içinde tutmaktadır. Gök-Türklerin sayısı Çinlilerin yüzde biri bile degildir. Başarılarımız yaşayış tarzımızdan ileri gelir. Kuvvetli zamanlarımızda ordular sevk eder, akınlar yaparız. Zayıf isek, bozkırlara çekilir, mucadele ederiz. Eger kale ve surlar içine kapanırsak, T'ang orduları bizi kuşatır, ülkemizi kolayca istila eder..." Bilge'nin di er bir düşüncesi de memlekette Budist ve Taoist tapınaklar inşa ettirerek bu din ve felsefeyi Türkler arasında yaymaktı. Tonyukuk şöyle dedi:
"Her ikisi de insandaki hiikmetme ve iktidar duygusunu zaafa u raıır. Kuvvet ve savaşçılık yolu bıu de ildir. Türk milleti'ni yaşatmak istiyorsak, ne bu talimlere, ne de tapınaklarma ülkemizde yer vermemeliyiz" Kayna ın (T'ang-shu) ilave etti ine göre, bu tavsiyelerdeki derin mana Gök-Türk başkentinde iyi anlaşılmıştır. Bugün Batılı araştırıcılar tarafından Tonyukuk'a "Gök-Türk Bismarck"ı denilmektedir.
Tonyukuk öldükten sonra, hatırasına, Orhun'da Bayın-çokto mevkiinde bir kitabe dikilmiştir (herhalde 726-727'lerde). Yalnız Türklerden kalma bir millî tarih kayna ı olarak de il, aynı zamanda, Türk dili ve edebiyatının uzun ve kolayca okunabilen ilk abidesi olarak da kültür tarihinde mühim yer tutan bu kitabe metninin bizzat Tonyukuk tarafından kaleme alınmış olması ihtimali, Aygucı, bilge Tonyukuk'a Türk edebiyatının adı ve şahsiyeti bilinen ilk siması olmak şerefini kazandırmaktadır.
731 yılında da prens Kül Tegin öldü (27 şubat 731) 47 yaşında idi. 7 yaşından beri ömrünü Türk milletinin yücelmesine hasreden, cesareti, savaşçılı ı hem Türk, hem Çin vesikalarında övülen Kül Tegin'in büyük kahramanlıklanndan biri, Gök-Türk başkentinin 716'da Üç-o uzlar tarafından basıldı ı zaman görülmüştü. Bilge Kagan anlatıyor: "Anam hatım, büyük analarım, ablalarım, gelinlerim, prenseslerim cariye olacaktı, ölenler yolda kalacaklı. Kül Tegin karargahı vermedi... 0 olmasa idi hepiniz ölecektiniz..."Ölümü hakanlıkta büyük üzüntü yaratan kahraman hakkında kitabelerde şu samimî ifadeler yer almıştır (Bilge'nin a zından): "..Küçük kardeşim Kül Te-gin öldü, görür gözüm görmez oldu, bilir bilgim bilmez oldu... Zamamn takdiri Tanrı 'nındır. Kişi-o lu ölmek için yaratılmıştır. Yaslandım, gözden yaş, gönülden feryat gelerek yanıp yakıldım... Milletimin gözü, kaşı (a lamaktan) fena olacak diye sakmdım". Çin'de de aynı üzüntü duyulmuş, imparator hususî elçi ile Ötüken'e baş sa lı ı mektubu göndermiş, Kül Tegin'in hatırasına dikilecek abidede Çince bir metnin de bulunmasını arzu etmişti. Bilge Ka-gan'ın iste i ile hazırlanan Kül Tegin kitabesinin Türkçe metnini Hakanın ve Kül Tegin'in "atı"sı (atabey'i) Yollıg Tegin yazmış ve 20 günde taşa kazdırmıştı. Gök-Türk tarihi, kültürü ve Türk dil ve edebiyatı yönlerinden emsalsiz bir de er taşıyan bu kitabe ile birlikte Kül Tegin'in anıt-kabri ve içindeki nakış ve tasvirler tamamlanmış ve büyük cenaze töreni 1 Kasım 731 günü ("Koyun" yılının 9. ayının 27'si) yapılmıştır. Törene Gök-Türk halkı ve ileri gelenlerinden başka Çin, K'i-tan, Tatabı, Tibet, ıran-So d, Buhara, Türgiş, Kırgız vb. devlet ve kavimleri hususî hey'etlerle katılmışlardır
Iki büyük yardımcısını kaybeden Bilge'nin, 734 yazında K'i-tan ve Tata-bılara karşı Töngkes da ında kazandı ı zafer dışında bir faaliyeti görülmemektedir. 727 yılında Bilge, hakanlık hükümet üyesi (Bakan) Mei-lu ç'o'yu Çin'e göndermiş ve imparator tarafından itina ile a ırlanan elçinin temasları neticesinde So-fang (Ling-çu'da) şehrinin Gök-Türklerle serbestçe ticaret yapılabilecek ortak pazaryeri olması için anlaşmaya varılmıştı. 734'de Çin'e gönderilen Türk elçisi, Hakan'ın ötedenberi üzerinde durdu u, bir Çinli prenses ile evlenme talebini kabul etmiş olan imparatora teşekkür
mektubunu BibBiiiiiibürüyordu . Fakat bu evlenme gerçekleşmedi, çünkü Bilge yukarıda adı geçen Buyruk-çor tarafından zehirlendi. Ölünceye kadar, başta bu nazır olmak üzere işbirlikçilerini bertaraf eden Bilge nihayet 25 Kasım 734'de öldü, 50 yaşında idi. 19 sene "şad" ve 19 yıl kagan olmuş, Çin kaynaklannda da belirtildi i üzere, "Turk milletini çok sevmek" ile temayüz etmiş idi. Türk milletinin ebedîli ine olan inancını "Ey Türk milleti, üstle gök yıkılmaz, altta yer delinmezse, devletini, töreni kim bozabilir?" diye ifade eden ve do uda şantung ovasına, güneyde Tokuz-ersin, batıda Demir Kapıya, kuzeyde Yır-bayırku sahasına kadar seferler yaptı ını hatırlatan Bilge, o lu tarafından diktirilen kitabede şunları söylemektedir: "... Üstte Tanrı, aşagıda yer buyurdugu için, milletimi, gözünün görmedigi, kula ının duymadı ı ileri gün do usuna, geri gün batısına, beri gün ortasına, yukarı gece ortasına kadar BibBiiiiiibürdüm. Altın 'ın sarısını, gümüşün beyazını, ipegin halisini, atın aygırını, kakım'ın siyahını, sincab'ın gökünü milletime, Türklerime kazandırdım". Bilge Kagan'ın ölümü, Kül Tegin'in üzüntüsü içinde bulunan Türk halkını büsbütün yasa bo du. Çin imparatoru da ülkesinde matem ilan ederek, taziyetlerini bildirdi. Bilge için bir anıt-kabir inşasına ve bir kitabe dikilmesi hazırlı ına başlandı. Metni yine Yollıg Tegin kaleme almış ve bir ay dört günde taşa işletmişti. Çin imparatorunun arzusu üzerine buraya da Çince bir kitabe ilave edildi (735) . Bilge için cenaze töreni 22 Haziran 735'de ("domuz" yılının 5. ayının 272'si) yapıldı.
Bilge'nin ölümü üzerine Gök-Türk hakanlı ında çöküş belirtileri kendini gösterdi. Babasının yerine tahta Tengri Han ı-yan (veya Yi-Yan) geçti. 740 yılında Gök-Türk tahtında yine "Tengri Han" diye anılan bir kagan vardı ve bu, Bilge'nin o lu idi Hakan çocuk denecek yaşta oldu u için idare annesi (Tonyukuk'un kızı) P'o-fu'nun elinde idi. Hatun devlete hakim olamadı, hanedan üyeleri birbirine düştü ve huzursuzluk bütün yurda yayıldı. Durumdan faydalanan Basmıllar, Karluklar ve Uygurlar birleştiler ve vaziyete hakim olur olmaz, Aşına ailesinden gelen Basmıl başbu unu "kagan" ilan ettiler (742) ve Gök-Türk hakanı Ozmış (Wu-su-mi-şi)'ı, sonra da onun küçük kardeşi, son Gök-Türk hakanı, Po-mei'yı öldürdüler. Bu arada müttefiklerin araları açıldı. Basmıl başbu u (kagan) ortadan kaldırıldı ve Uygur ilteberi (Yabgu Ilteber = Kieh-li tu-fa) kagan ilan edildi: Kutlug Bilge Kül (745). Ötüken'de Uygur Türk devleti başlıyordu. Bununla beraber, Gök-Türk ça ının bazı aileleri, hatta Tonyukuk soyundan gelenler, Uygur devletinde ve sonraki Mo ollar devrinde bile ehemmiyetlerini muhafaza etmiş görünmektedirler
|
|
|
| Batı Gök-Türk Hakanlığı |
|
Yazar: RasitTunca - 08-17-2018, 10:06 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Batı Gök-Türk Hakanlığı
582 yılında hakanlı ın do u kanadı ile resmen ilgisini kesen Tardu, her iki tarafı kendi idaresinde birleştirmek için gayret sarfediyordu. Do u hakanlı ına baskı yapan Çin'in, Tulan hakana karşı, kardeşi T'u-li (K'i-min)'yi tutarak iki kardeşi çarpıştırması üzerine Tardu Çin'e yürüdü. Kuzey Çin'de ilerlerken yukanda adı geçen general - diplomat Ç'ang-sun şeng'in oyununa kurban oldu. Bu Çinli, Türk ordusunun geçece i yollardaki suları, kuyuları, pınarları gizlice zehirletmişti. Tardu böyle bir şeyin de yapılabilece ini hatırına getirmedi i için zayiat ve a ır at telefatı verdi , çekilmek zorunda kaldı (600). Bu tarihe kadar Tardu Kagan batıda büyük başarılar kazanmış, Hoten bölgesini hakanlı a ba lamış, şehinşah Ormuzd IV "Türk-zade" (579-590) zamanında, Bizans-Sasanî savaşlarında, îran işlerine müdahale etmişti. Bir Türk başbu u ("Hazar yabgu'su"?) Derbend'i kuşatırken, di er Gök-Türk ordusu Herat, Badgîs havalisine girmişti (588-9). Bu orduyu durduran ünlü Sasanî kumandanı Bahram Çüpîn'in isyan ederek Ormuzd'ı tahttan indirip onun o lu Husrev Pervîz'i çıkarması, fakat bunun da kaçması üzerine, Bahram'ın kendini "şehinşah" ilan etmesi Sasanî imparatorlu unu karıştırmış, Bizans'ın müdahalesi ile ma lüp edilen Bahram sonunda hakana sı ınmıştı. Böylece Tardu'nun, bir yandan, kısa müddet için de olsa, her iki Türk hakanlı ını kendi idaresinde birleştirmesi (598'e do ru), aynı zamanda tran üzerinde nüfuzlu bir durum kazanması, onun, 598 yılında Bizans imparatoru Maurikios'a gönderdi i mektubun başlı ında ifadesini bulmuş görünmektedir: "Dünyanın yedi ırkının büyük başbugu ve yedi ikliminin hükümdarı Hakan'daıı Roma imparatonma.." . Çin kaynaklarına göre de, bu tarihte Tardu, Ötüken, Kuzeybatı Mo olistan, Aral gölü havalisi, Kaşgar, Maveraünnehir ve Merv'e kadar Horasan sahalan üzerinde hakim bulunmakta ve ulu hakan olarak "Bilge Kagan" ünvanını taşımakta idi.
Fakat Tardu Gök-Türk birli ini gerçekleştirmek için, Çin'in deste indeki Do u hakanları Tu-lan ve K'i-min ile mücadeleleri dolayısiyle, çok şiddetli davranmış ve buna, şüphesiz Çin'in aleyhte propagandası eklenmişti. Neticede başta Töles'ler olmak üzere bazı Türk boyları ve yabancılar ayaklandılar. Tardu bunlarla başa çıkamadı ve mücadeleyi sürdürdü ü Kuku-nor havalisinde Mo ol Tü-yü-hun'lar arasında kayıplara karıştı (603)
Tardu'nun sahneden çekilmesinden sonra, memlekette isyancıların sayısı arttı, nizam bozuldu. Do u hakanlı ında yeni bir kudret olarak beliren şi-pi Kagan'a karşı, Tardu'nun torunu Ho-sa-na (=Ç'u-lo Kagan) Sui'lerle işbirli ine kalktı ı ve hatta ülkesini bırakarak Çin sarayında yaşamayı tercih etti i için şi-pi tarafından Çinliler'den teslim alınarak öldürüldü (619).Devlet Meclisi'nin hakan ilan etti i, Tardu soyundan, şi-koei zamanında durum düzelme e başladı. Fakat asıl huzur, Tardu'nun küçük torunu olan T'oug-Yabgu (Yabgu Kagan) devrinde (618-630) görüldü. Çin kayna ı T'ang-shu'ya göre "akıllı ve cesur" olan bu hakan "mahir bir savaşçı ve seçkin bir taktikçi" idi. Orhun, Tola ırmakları ile Aral gölü - Kafkaslar arasına yayılmış bulunan Tölesleri kendine ba lamış, îranlıları ma lüp etmiş, güneyde Gandahar'a kadar ilerlemişti. Ordusu birkaç yüz bin "iyi yay kullanan" süvariden kurulu idi. Merkezi Talas şehrinin (bugün Evliya-ata) 75 km. kadar güneydo usundaki ünlü Bin-vul (Bin-bulak = bin pınar) mevkiinde idi. T'an-shu'ya göre, "O zamana kadar batıda onun derecesinde kuvvetli olanı görülmemişti. Çin ile dostane ilişkiler kurmuş olan T'ong-Yabgu ça ında Hindistan'a gitmek üzere Gök-Türk imparatorlu unu bir baştan bir başa geçerek yollar, şehirler, dinî ve kültürel hayat hakkında çok ilgi çekici bilgi veren Çınlı budıst rahıp Hıuen-tsang, T ong-Yabgu yu da ziyaret etmiştir.
Gök-Türk imparatorlu unun parlak bir devir yaşadı ı bu yıllarda Nu-şi-piler ve Karluklar isyan ettiler. Bunları, kendi mevkiini tehlikede zanneden Do u hakanı Kie-li teşvik etmiş olmalıdır. T'ong-Yabgu'nun, hakanlı ın batı kanadı To-lular eli i olan amcası ile mücadelede ölmesi (630) ülkeyi kanştırdı. Nu-şi-pi boyları önce kendileri ayrı bir hükümdar seçmeyi tercih ettilerse de, sonra Tong-Yabgu'nun o lu Se-Yabgu üzerinde birleşildi. Bu defa Töleslerin ayaklanması devletin Çin'e ba lanmasında birinci derecede etkili oldu.
630 senesi Gök-Türk tarihinin karanlık yılıdır. Do u hakanlı ı bu sene Çin'e boyun e mişti. Batı hakanlı ı da aynı tarihte aynı akıbete u radı. Bundan sonra da Aşına soyundan bir sürü "kagan", bazan aynı zamanda birkaç "kagan" Batı Göktürk gruplannın başında görülüyorsa da, bunlar artık Çin'in birer memuru durumunda idiler. Bir aralık, başta Türgişler ve Karluklar olmak üzere di er Türk boylannın deste inde şiddetli mücadelelere girişen hakan Ho-lu(653-659)'nun büyük gayretlerine ra men, Batı Gök-Türk arazisinin Çin kontrolüne girmesi 658'de tamamlandı. Çin imparatorları, oradaki Türgiş hakanlı ı zamanında bile, ço u ismen olmak üzere, On-oklara "kagan" tayin etme e devam ettiler.
|
|
|
| Dogu Göktürk Hakanlığı |
|
Yazar: RasitTunca - 08-17-2018, 10:04 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Dogu Göktürk Hakanlığı
Do u'da zor şartlar altında hakan îşbara dengeyi büsbütün kaybetti. Ordu mensuplan arasında, kendisi ile mücadeleye devam eden Ta-lo-pien'e ba lı olduklarını zannetti i yüksek rütbeli kumandanları vazifeden uzaklaştırma a, hatta cezalandırma a başladı. Neticede bu askerlerle, prenslerden bazıları Çin'den yardım istemek zorunda kaldılar. Etrafında korku ve nefret uyandıran îşbara da, kendi gücünden çok şey kaybetti ini ve Tardu -Ta-lo-pien ikilisinin tehdidi altına girdi ini esefle gördü ü için bizzat, Sui hükümdarına müracaat ile askerî destek ve barış dile inde bulundu. Teklifı sevinçle kabul eden Wen-ti'nin derhal yolladı ı heyetin başında diplomat Yü K'ing-tsî ile birlikte yine Ç'ang-sun şeng bulunuyordu. Başkentte Hatun'un ve di er Türk ileri gelenlerinin önünde bu iki Çinli, îşbara'ya hakaret edecek kadar ileri gittiler ve "Çin imparatorunun o lu" oldu unu kabul eden hakanı "Ç'en" (bende) ilan ettikten sonra memleketlerine döndüler. Do u hakanlı ı Çin himayesine girmişti. Durumu kendi çıkarına kıyasıya sömürmeyi tasarladı ı anlaşılan Çin, Türkleri büsbütün yozlaştırmak maksadı ile, halkını Çince konuşturma a, Çinliler gibi giyinme e, Çin adetlerini kabule teşvik ve mecbur etmesi için îşbara üzerinde zorlu baskısını artırdı. Hakan imparatora gönderdi i 585 tarihli mektupta bu talepleri şöyle cevaplandırmakta idi: "Size baglı kalacak, haraç verecek, kıymetli atlar hediye edecegim. Fakat dilimizi degiştiremem, dalgalanan saçlarımızı sizinkine benzetemem, halkıma Çinli elbisesi giydiremem, Çin adetlerini alamam. ımkan yoktur, çünkü bıı bakımlardan milletim fevkalade hassastır, adeta çarpan tek bir kalb gibidir." ve ilave ediyordu: "Sui imparatoru dünyanın gerçek hakimidir. Gökte iki güneş olmadı ı gibi, yerde de iki hükümdar olmamalıdır" vb.
Gök-Türk hakanlı ının parçalandı ı, tabi kütlelerin ayaklandı ı, Türklerin Çin'e ilticaya başladıkları, Türk hükümdar ailesi mensuplannın birbirine düştü ü bu karışıklıkta ışbara öldü (587). Yerine geçen kardeşi Ç'ıı-lo-hoıı (=Ye-hu Kagan) ve arkasından Toy tarafından (Devlet Meclisi'nce) hakan ilan edilen Tulan (588-600) zamanlarında durum düzelmedi. Meşhur Ç'ang-sun şeng Gök-Türk hakanlı ını iyice çökertme yollarını gösteren raporlar hazırlı(Zeker) imparatoruna takdim ediyor, elçi olarak geldi i Ötüken'de türlü entrikalarla Türk hanedan üyelerini karşı karşıya getiriyordu. En büyük yardımcısı da, önce T'a-po'nun, sonra ışbara'nın ve nihayet, Tulan'ın öldürülmesinden sonra, Çin'in muvafakatı ile tahta çıkarılan, Ye-hu'nun o lu, K'i-min (= T'u-li. 600-609) hakanın karısı olan Çinli prenses Ts'ien-kin idi. K'i-min, bu defa, Do u hakanlı ını kendi idaresine alma a çalışan Tardu'ya karşı kullanılmakta idi. Bu K'i-min de imparator Yang-ti'ye, 607'de, gönderdi i bir mektupta "Haşmetpenah'ın aciz bir bendesi" oldu unu, hatta vaktiyle ışbara'nın bile reddetti i "Türk kavmini Çinliler gibi yapma a -giyim, adet ve dilde Çinlileştirme- hazır bulundu unu" yazabiliyordu. Ancak, ölümünden sonra yerine geçen o lu şi-pi (Shih-pi, 609-619) Gök-Türk haysiyetini biraz kurtarabildi. Bir Çinli prenses ile evlenmekle beraber bunu, Çin'in Gök-Türk iç işlerine karışmasını önleyen bir paravana olarak kullandı. 5-6 yıl içinde Do u Hakanlı ı topraklarındaki da ınıklı ı giderdi; batıda Tibet'e ve do uda Amur nehrine kadar tekrar itaat altına aldı (615). Durumdan telaşa düşen Sui imparatoru, Türk hanedan üyeleri arasında anlaşmazlık çıkarma a dayanan de işmez Çin planını yeniden uygulama a geçti: Bu defa yol göstericisi, hususî entrika raporları hazırlayan ve Batı Asya için yazdı ı eserler başlıca kaynaklardan sayılan Çin devlet ve "sömürge" adamı P'ei-chü idi. Hakanın küçük kardeşi Ç'i-ki çad'a "hakanlık" teklif edildi. Fakat milletin perişanlı ını ve Çin tahakkümünün rezaletlerini gören bu genç, hem teklifi, hem kendisine vaad edilen Çinli prensesi reddetti. Çinliler başka bir yol denediler: Gök-Türk nazır (Bakan)'larından birini pusuya düşürerek öldürdükten sonra, Hakan'a onun muhalefet maksadı ile kendilerine müracaat etti ini, fakat "aradaki dostluktan" dolayı onun ortadan kaldırılmasını uygun bulduklarını bildirdiler. Gaye Hakan şi-pi ile Gök-Türk büyüklerinin arasını açmaktı. Hakan bu oyuna da gelmedi. Gök-Türk nazırının öldürülmesi hadisesinin Çin-Türk anlaşmasını bozdu unu ileri sürerek yıllık haracı kesti, savaşa hazırlandı. Planı, Çin'in kuzey eyaletlerinde geziye çıkmış olan imparator Yang-ti'yi baskınla yakalamaktı. Fakat teşebbüs hakanın Ötüken'de bulunan zevcesi Çinli prenses t-ç'eng tarafından gizlice Çin'e bildirildi i için sür'atle geri dönme e çalışan imparator, takipçi Gök-Türk süvarileri tarafından şan-si'de Yen-men (bu-gün Tai-hien) mevkiinde kuşatıldı. Üzüntüsünden a ladı ı rivayet edilen imparatorun imdadına yine aynı prenses yetişti: Gök-Türk ülkesinde büyük bir isyan çıktı ı söylentisini yayarak Türk ordusunun geri çekilmesini sa ladı (615).
Yang-ti'nin son, itibar düşürücü durumu Çin'de karışıklıklara yol açtı ve ona karşı muhalefet gittikçe arttı. Bu defa da Çin ileri gelenlerinin Gök-Türklere sı ınmalarına şahit olunuyor ve şi-pi hakan Çinlilerin siyasetini kendilerine karşı tekrarlıyordu. Çin sarayını ya malayarak aldı ı kıymetli eşyayı Gök-Türk hakanına sunan mülteci Liang Shi-tu'yu, şi-pi "Çin kaganı" ilan ederek (617) kendisine bir kurt başlı sancak verdi. Liu Wu-Chou adlı di er bir kumandanı da "Batı Çin kaganı" yaparak, Sui'lere karşı sefere çıkardı. şi-pi'nin siyasî faaliyetleri arasında, tarihî bakımından en ehemmiyetlisi Çin umümî valilerinden Li Yüan'ı himayesine alıp desteklemesidir ki, andlaşma gere ince, Türk ordularının yardımı ile Sui'leri iktidardan uzaklaştırarak başkent Ç'ang-an'daki imparatorluk servetini hakana takdim eden, ayrıcı 30 bin top ipek ve yıllık vergi vermeyi kabul etmiş olan Li Yüan, Çin'de 300 yıl kadar hüküm süren ünlü T'ang sülalesini (618-906) kurmuş ve kendisi imparator olarak Kao-tsu (618-626) unvanını almıştır.
şi-pi'den sonra hakan Ç'u-lo (619-621) kardeşinin sert siyasetini takip ediyor ve Hakanlı a karşı tutumu kısa zamanda de işen T'ang imparatoruna karşı Sui sülalesini canlandırma a kararlı bulunuyordu. Fakat karısı Çinli prenses ı-ç'eng tarafından zehirlenerek öldürüldü. Hakan olan kardeşi Kie-li (621-630) kifayetli bir adam de ildi. Hain prenses î-ç'eng ile evlenmiş, a ır dille yazdı ı mektuplarla imparatoru tahrik etmişti. Karısının tesiri altında idi. Plansız, taktiksiz, sadece cesarete dayanan askerî teşebbüslerinde bir-iki defa ma lüp oldu. Tutumu millette emniyetsizlik uyandırdı. Tarduşlar, Bayırkular, Uygurlar ayaklandılar (627). Tarduş başbu u î-nan'ın darbeleri yıkıcı olmuştu. Vaktiyle Türk himayesine sı ınmış olan birçok Çinli Tang imparatorundan af dileyerek memleketine dönüyor, K'i-tanlar ve başka kavimler Çin ile temaslar arıyor ve sınır bölgelerinde Çin'e ba lanıyorlardı. ımparator T'ai-tsung (627-649, Li Yüan'ın o lu) Türklere vuraca ı darbe için vaziyetin olgunlaşmasını bekliyordu. Hakan kuşattı ı bir şehir önünde ma lüp olarak çekilirken yakalandı, muhafaza altında Çin başkentine gönderildi (630).
Tai-tsung'un kendini "Türkler'in Gök Kaganı" ilan etti i 630 senesi Do u Gök-Türk istiklalinin sonu kabul edilmiştir. Hakanlı a ba lı kabileler ve yabancı topluluklar da ılıyor, Gök-Türk prensleri etraflanna kuvvet toplayabilecek kimseler olmadıklanndan, herkes başının çaresine bakıyor, bazı gruplar Çin'e sı ınıyorlardı. Gerçi başta Aşına ailesinden "kagan"lar vardı, fakat bunlar artık Çin sarayının emrinde, oraya sadakat ziyaretleri yapan, hediyeler sunan, imparatorlardan türlü unvanlar alan birer kukla idiler. Gök-Türklerin acıklı durumunu; Çin sarayında imparator huzurunda Türklere karşı ne yapılabilece i hususunda, cereyan eden münakaşalardan anlamak mümkündür. Neticede Kuzeybatı Çin'de (Ordos) Sed boyunda "6 Eyalet" bölgesine Türklerin yerleştirilmesi kararlaştırıldı. Bu suretle belki Türklerin Çinlileşece i umuluyordu. Fakat 680'e kadar geçen 50 yıl devamınca Türk mılleti kendini unutmadı, dilini, örf ve adetlerini korudu, tarihinin şanlı hatıralarını ruhumda yaşattu. Bu arada ufak çapta baş kaldırmalar oluyurdu: Mesela Aşına ailesinden bir prensin Altaylarda Türk hakanlı ını ihyaya çalışması (646-649), yine Gök-Türk hükümdarlan soyundan Tu-çi'nin On-ok'ların basında "kagan" ilan edilerek (676-678 ) Çin'e karşı Tibetlilerle ittifak etmesi. Çinliler tarafından şiddetle bustırılun bu hareketler arasında en çok hayret uyandıran, 639 yılında Kür-şad'ın ihtilal teşebbüsüdür. T'ang imparatorunun saray muhafız kıt'asında vazife gören Gök-Türk pren-si (588'de savaş meydanında ölen Hakan Ye-hu'nun küçük o lu) Kur-şad
Çince'de: Kie-şe) Türk devletini ihya etmek için 39 arkadaşı ıle bir gizli cemiyet kurmuş ve önce, bazı geceler tek başına şehirde dolaşan imparator Tai-tsung'u yakalama a karar vermişti. Fakat planın uygulanaca ı gece ansızın patlayan fırtına yüzünden imparator saraydan çıkmadı. Kararın geciktirilmesini sakıncalı gören Kür-şad ve arkadaşları bu defa do ruca saraya yürüdüler. 40 Türk, sarayı ele geçirip başkente hakim olmayı düşünüyorlardı. Yüzlerce muhafız telef edildi ise de dışandan sevkedilen ordu ile başa çıkılamadı. şehir yakınındaki Wei ırma ına do ru çekilen Kür-şad ve arkadaşları yakalanarak öldürüldüler
|
|
|
| Gök-Türkler |
|
Yazar: RasitTunca - 08-17-2018, 10:00 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Gök-Türkler
Asya "Büyük Hun" imparatorlu undan sonra, her bakımdan temsil etti i Türk kültürü itibariyle 2. "süper" Türk imparatorlu u niteli inde olan Gök-Türk hakanlı ı, "Türk" sözünü ilk defa resmî devlet adı olarak benimsemekle bütün bir millete ad vermek şerefini kazanmış, Do u Sibirya'daki Yakut Türkleri ile batıda Ogur (Bulgar) Türklerinin bir kısmı dışındaki Türk asıllı bütün kütleleri kendi idaresinde birleştirmiştir. Hakanlı ın yıkılmasından sonra bir yelpaze gibi açılarak dört tarafa yayılan çeşitli Türk zümreleri gittikleri yerlerde 'Türk" adını ve Gök-Türk idarî, siyasî ve iktisadî geleneklerini yaşatmışlardır. Yine bütün bu Türklerin tarihinde Gök-Türk teşkilatının, edebiyatının, töre ve hayat telakkisinin izleri görülmüştür. Gök-Türk-lerden sonraki ça larda, R Türkçesi (Ogur lehçesi) müstesna, bütün Türk lehçe ve a ızları Gök-Türk Türkçesi'nin damgasını taşır. Do udan batıya:Orta Asya, Türkistan, Maveraünnehir, Kuzey Hindistan, îran, Anadolu, Irak, Suriye ve Balkan Türkleri, Gök-Türkler yolu ile Türk'tür.
Bizim bugün di er Türk devlet ve zümrelerinden ayırdetmek üzere Gök-Türk (Kök-Türk) dedi imiz bu topluluk ve devletin adı "Türk" veya "Türük" idi. Ancak, kitabelerin bir yerinde kendini Gök-Türk olarak tanıtmıtır ki, "Gök'e mensup, ilahî Türk" manasma gelen bu tabir V. şomsen'e göre hakanlı ın parlak devresine işaret etmekte olmalıdır (herhalde Mu-kan Kagan zamanı).
Gök-Türk hakanlı ı ça ında, daha do rusu 6.-9. asırlarda Orta Asya'da tarihî rol oynayan toplulukların, çeşitli adlar altında gruplaşan Tölesler oldu u anlaşılmaktadır. Türkçe Töles kelimesi ihtimal "asıl, kök, temel" manalarına gelmektedir. Bk. L. Bazin, Les Calendriers..., s. 661, 667.
Töles (Tölös, Tolis, Çince'de T'ie - lo, T'ieh - le)'ler, Çin kaynaklannda eski Hun boylanndan olarak zikredilen ve bütün Orta Asya'ya yayılmış kalabalık Türk kütleleri bütünüdür. Sui-shu (Çin Sui hanedanımn - 581 - 618-yıllı ı)'da 50 kadar kabilesi sayılmakta ve şöyle sıralanmaktadır: l'i Baykal gölünün kuzeyinde, 5'i Tola ırma ı kuzeyinde, 5'i Tanrı da ları kuzey ete inde, 9'u Altaylar'ın güneybatısında, 4'ü K'ang (Semerkant havalisi) "krallı ı"nın kuzeyinde, 10'u Seyhun boyunda, 4'ü Hazar'ın do usu ve batısında, 6'sı Fu-lin(Bizans)'in do usunda" . Ancak Baykal gölünden Karadeniz'e kadar yayılan bu toplulukların hepsini de Türk menşeli saymak do ru olmasa gerektir. En batıda gösterilen bazılarının (mesela Alanlar) îranlı oldukları biliniyor. Wu-hun (=Ugor)'lar da Urallı bir kavim grubudur .Ayrıca Ogur boylarının da T'ieh-le'ler olarak zikredildi i anlaşılmaktadır. Töles boylarının, taşıdıklan adlar henüz tamamen çözülememiş olmakla beraber, Hunlardan geldikleri ve umümîyetle dil ve örflerinin Gök-Türklerinkinin aynı oldu u belirtilmiştir' ". Bazı Çin kayıtlarına göre, Tabgaçlar devrinde (386-534), yüksek tekerlekli araba kullandıklanndan dolayı Kao-kü (Chao-ch'e = yüksek tekerlek) diye adlandırılan bir kısım Töles kabileleri di er Türkler gibi kendilerini kurt ata'dan türemiş kabul ederlerdi. Ayrıca, T'ang-shu (Çin T'ang sülalesi -618-906- yıllı ı)'da da 15 Töles kabilesinin adlan verilmiştir. Gök-Türk hakanlı ı zamanında Orta ve Do u Asya'da gruplaçan Tölesler ile di er ilgili bölgelerdeki topluluklar şunlardır:
1. Tarduş (Çince'de Sie Yen-t'o, Hsieh Yen-t'o. Hsie/ = Sir/ Yen-t'o = Tarduş?) lar .Töles kabilelerinden bir grup (herhalde Tarduş: Hakan Tar-du'nun unvanı ile anılanlar: Batı Gök-Türk'leri= On-oklar) Altaylar'ın batı-sında oturmakta olup Töleslerin en zengin ve kuvvetlileri olarak gösterilirler.
2. Uygur'lar. Töleslerden bir kütle. Tola ırma ının kuzey sahasmda yer almışlardı.
3. On-0k'lar (ihtimal "Tarduş" diye de adlandırılan Töles grubu), Altaylar'dan Seyhun (Sır-derya) yakınlarına kadar uzanan geniş bölgede görünüyorlar. Çu ırma ı-Isık göle göre, 5'i do uda To-lu (sol kanad), 5'i batıda Nu-çi-pi (sa kanad) adı ile 10 kabileden kurulu olup, "Batı Gök-Türkleri" diye de anılmışlardır. Türgişler (aş.bk.) To-lulardan idiler. Ayrıca bunlar-dan bir kısmı Çu-yüe (Çi il?) ve Ç'u-mi (Çumul) adları ile anılan Türk kabi-leleri ile birlikte 630'u takip eden yıllarda, Gök-Türk hakanlı ının fetret devresinde, Beş-balık civanndaki kurak bozkırlara çekilmişler ve şa-t'o (Çince çöl veya Türkçe sadak? Veya Çi il'ler?) adını almışlardır.
4. Karluk'lar. Altaylar'ın batısında idiler .
5. O uz'lar (630'dan sonra bu adla ortaya çıkan Töles boyları.) Selenga ırma ı- Ötüken bölgesinde oturuyorlardı .
6. Do u Avrupa'da Türk topluluklan: Avar'lar , Hazar'lar , Ogur'lar , Peçenek'ler ve ihtimal Kıpçak-Kuman'lar vb.
7. Kırgız'lar. Baykal'ın batısında, Yenisey nehrinin kaynakları bölgesinde idiler .
8. Basmıllar (Çince'de Pa-si-mi). îdi-kut(hükümdar)'unun Türk oldu u belirtilen bu kavmin aslen yabancı olup, Türklerle karıştı ı ileri sürülmüştür. Daha ziyade îç-Asya'da Beş-balık havalisinde görünmektedirler.
9. K'i-tan, Tatabı, Dokuz-Tatar, Otuz-Tatar gibi Mo ol soyundan kabileler do u bölgesinde Kerulen ve Onon nehirleri havalisinde bulunuyorlardı.
Ancak hatırlatmak gerekir ki, bütün bu topluluklar, zaman zaman yer de iştirmekte, arada bir çözülen boylardan yeni birlikler meydana gelmekte, hülasa oynak kütleler teşkil etmekte idiler. Yine görülmektedir ki, Tarduç, Uygur, On-ok, O uz, Ogur, Hazar vb. gibi isimler Türk soyundan gelen kütlelerin türlü teşkilatlanmalar dolayısiyle aldıkları adlardan ibarettir. "Türk" de, bilinen manası ile önceleri belirli bir toplulu un (Aşına ailesi etrafında toplananların) adı iken sonraları yaygınlaşmıştır.
Gök-Türkler, Çin kaynaklarının açıkça belirttikleri üzere, Asya Hunlarından iniyorlardı Başbu ailesi olan Aşına soyunun bir dişi kurttan türedi ine dair o ça da pek yaygın oldu u anlaşılan rivayetler Gök-Türklerin erken tarihini efsanelerle karıştırmaktadır. Ancak kurttan-türeme gelene inin Asya Hunları arasında da mevcut olması ve kurt ata'nın Türkleri dar, geçilmez yollardan selamete ulaştırdı ı (Bozkurt Destanı'nın aslı) rivayetinin Hunlarda görülmesi Gök-Türklerin Hunlara nisbetini ortaya koymaktadır. Aşına ailesinin, yalnız bir erkek çocuk hayatta kalmak üzere, katliama u ramış oldu u rivayeti , Tsü-kü (aslında Asya Hun devletinde bir unvan) adlı Hun ailesine mensup Meng-sün tarafından kurulan Kuzey Liang Hun devletinin (yk. bk.) 439'da Tabgaçlar tarafından yıkılması hadisesine ba lamak mümkündür. Sui-shu (Çin yıllı ı, 581-618)'ya göre, bu Hun devletinde idareyi elinde tutan Tsü-kü(Chü-ch'ü)'ler imha edildi i zaman A-shih-na (Açına) kolu 500 ailelik bir kütle halinde, Kan-su bölgesinden göçerek, Juan-juanlara sı ınmışlardı. Gök-Türklerin nüvesini teşkil etti i belirtilen ve Meng-sün'ün o lu An-çu ve sonra torunu şu'nun öldürülmesi üzerine önce Hsi-hai'da iken sonra Altaylar'a nüfüz eden bu kütle, Chü-ch'ü (Tsü-kü)ler yolu ile de Asya Hunlarına ba lanmaktadır ve hatta, bu kısa göç hareketini idare eden Aşına soyunun, Güney Hun tanhuları yolu ile Mo-tun'un mensup oldu u ünlü T'u-ko (Tu-ku) ailesinden gelmesi kuvvetle muhtemeldir . Kurt ata inancı dolayısiyle Gök-Türk hakanlık belgesi, altından kurtbaşlı sancak (tug) olmuştur.
|
|
|
| Hun Türkleri - Asya Hunlari |
|
Yazar: RasitTunca - 08-17-2018, 09:48 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Hun Türkleri - Asya Hunlari
Türk göçlerinin do u yönünde devam etti i asırlarda Çin'de kurulan Chou devletinin (M.Ö. 1050-256) Türklerle ilgisi üzerine dikkat çekilmiş, hükümdar sülalesinde Gök dini, Güneş ve yıldızlann kutlu sayılması gibi inançlarla, askerî kuvvette harp arabalannın bulunması ve devletin daha çok Türklerle meskün bölgede (şensi, Batı şansi, Kansu) kurulmuş olması çeşitli ilim dallarından bazı bilginleri (F. Hirş, B. Karlgren, Ed. Chavannes, J. C. Anderson, R. Wilhelm, W. Eberhard vb.) bu hanedanın aslen Türk olabilece i, veyahut devlette Türk unsurunun hakim bulundu u düşüncesine sevk etmiçtir (61) Bununla beraber, aslında daha ziyade Türk kültürü tesiri fazla belirli bir Çin devlet ve cemiyeti gibi görünen Chou devletine ait bu faraziye kesinlik kazanıncaya kadar Asya Türk tarihini Hunlaria başlatmak yerinde olacaktır.
Çin kaynaklarında M.Ö. 4. asırdan itibaren Türklerle birlikte Mo ol, Tunguz soyundan bazı gruplann başındaki "Kuzey barbarları hanedanı"nı belirlemek üzere Hiungnu (Hsiungnu) diye anılan kütlenin hangi soydan oldukları hakkında türlü görüşler ileri sürülmüştür: Bu görüşlerde, eskiden, Çin kaynaklannın Hiungnularla ilgili olarak verdikleri örf, adet ve ekonomik faaliyetlere ait iyi incelenmemiş bilgi dikkate alınmış, son zamanlarda ise hayli ilerleyen dil ve kültür araştırmaları esas teşkil etmiştir. Bunlara göre, Hiungnular Türk'tür (J. De Guignes, 1757; J. Klaproş, 1825; F. Hirş, 1899; J. Marquart, 1903; P. Pelliot, 1920; 0. Franke, 1930; Gy. Nemeş, 1930; McGovern, 1939; R. Grousset, 1942; W. Eberhard, 1942; B. Szasz, 1943; L. Bazin, 1949; F. Alşeim, 1953; H.V. Haussig, 1954; W. Samolin, 1958; 0. Pritsak, 1959; G. Clauson, 1960 vb.). K. Shiratori (62) önce Türk kabul etmiş, sonra(63) da Mo ol olduklannı söylemiştir(64). L. Ligetiye göre Hiungnuların kimli ini tesbit etmek müşküldür. A. v. Gabain(66) Türk-Mo ol karışımı oldukları fikrindedir. Her ne kadar, Hiungnuların büyük imparatorlu unda Türkler yanında Mo ol, Tunguz vb. yabancı kavimlerin de yer almaları tabiî ise de, devleti kuran ve yürüten asıl unsurun Türk oldu unda şüphe yoktur. Bu devlette, aslında orman kavmi olan Mo ol ve Tunguz de il Türk bozkır kültürü hakim olup(68 ) Gök Tanrı'ya inanılıyor (aslında totemci olan Mo ollara Tanrı sözü sonra Türklerden intikal etmiştir. Aile "baba hukuku" üzerine kurulu bulunuyordu.
Nihayet Hiungnu devletınde idareci zümre ve hanedanın dili Türkçe idi Siyasî ve kültürel münasebetler vesilesi ile Çin yıllıklarında Hiungnu dilinden zapt edilen şu kelimeler: Tanrı, kut, börü, il (el), ordu, tu , kılıç vb. Türkçe olup Türk dilinin en eski yadigarlarındandır . Ve nihayet devletin sahipleri kendilerine, Türkçe'de "kavim, halk" manasından olan "Hün" (Khun=/tü/ı) diyorlardı . "Hun" adı, bir görüşe göre, M.Ö. 1. bin başlarında Kwan, Gun, 5. asırdan önce Kun, 43. asırlarda ise Khun telaffuz edilmişti. A ırlık merkezinin, Orhun-Selenga ırmaklan ve Türklerce kutlu ülke sayılan Ötüken havalisiOngm ırma ı üzerindeki Karakum ile Ordos bölgesi arasında bulundu u anlaşılan Hun siyasî birli inin kesin tarihini M.Ö. 4. asırdan itibaren takip etmek mümkün olmaktadır. Hunlarla ilgili en eski yazılı vesika olarak M.Ö. 318 yılında yapılan bir anlaşma zikredilmiştir. O zaman Chou iktidarının zayıflaması sonucu meydana çıkan 14 kadar büyük derebeyli in mücadele sahası olan Çin'de birbirleri ile savaş halindeki bu feodal "muharip devletler"den Ch'in (Ts'in)'in gittikçe kuvvetlenmesinden endişelenen komşu beş "krallık" (derebeylik) zikredilen yılda Hun birli i (Hiungnu) ile ittifak andlaşması yapmıştı. Hunlar daha sonra Çin topraklarında baskıyı artırdılar. Mahallî hanedanlar, uzun müdafaa savaşları sırasında, korunmak maksadı ile, meskün sahaları ve askerî yı ınak yerlerini surlarla çeviriyorlardı. Chou'lardan iktidan M.Ö. 256'da tamamen devralan Ch'in devleti(şensi'de)'nin ünlü hükümdan Shihhuangti (M.Ö. 247-210) kuzey taarruzlarına karşı sınırlarını büsbütün kapamak için, surların iç kısımlarını yıktırarak elde etti i malzeme ile dış surları birbirine ba lamak ve boş yerleri tamamlatmak sureti ile meşhur Çin Seddi'm (15 m. yükseklik, 9 m. genişlik, düz bir hat halinde uzunluk 1845 km.) meydana getirdi (M.Ö. 214)Böylece Çinlilerin en tesirli korunma tedbiri aldıklarına kanaat getirdikleri bu sırada iki mühim hadise vuküa geldi: Çin'de uzun müddet dirayetli imparatorlar yetiştiren Han sülalesi (îlk Han M.Ö. 206 M.S. 22, ıkinci Han M.S. 24220)'nin kurulması ve Hun devletinin başına da Mo-tun (veya Maotun, Mavdun; eski okunuşlar: Moduk, Meitei, Mote, Mete)' un geçmesi (M.Ö. 209).
Çin kaynaklarında Hunların Tuku (=Türk?) adlı aile veya kabilesine mensup oldu u bildirilen Mo-tun (Be tun), kendi o lunu tahta getirme i tasarlayan üvey anasmın teşviki ile babası T'uman tarafından tahttan mahrum bırakılması teşebbüsü karşısında, emrindeki demir disiplin altında yetiştirilmiş 10 bin atlı ile katıldı ı bir sürek avında Tuman'ın öldürülmesi üzerine Hun hükümdan ilan edilerek (M.Ö. 209-174), Hun dilinde "imparator" manasında "sonsüz genişlik, yucelik, ululuk" ifade eden ve Asya Türk devletlerinde 6 asır kadar kullanılan Tanhu (türlü okuyuşlar: Tanju, Jenuye, şanu ve son olarak, aynı Çince işaretin bugünkü söyleniçi ile şanyü, şany) unvanını aldı(78 ). Devletini yeniden düzenledi ve kendisini iyi tanımadıkları anlaşılan Tunghu'lann (do udaki Mo ol-Tunguz kabileler birli i) ısrarla toprak talepleri karşısında savaş açarak onları perişan etti. Böylece hakimiyetini kuzey Peçili'ye kadar genişlettikten sonra, Orta Asya'da Tanrı da larıKansu havalisindeki, Hind-Avrupa menşeli sanılan Yüeçi (Yüehch'ih)leri (79) ma lüp etti (M.Ö. 203). O sırada Hun devleti "Sol Bilge elig'i"nin Shangku'da "Sa Bilge elig'i"nin Shangkün(şensi)'de ikamet etti i tahmin edildi i bu dönemde Mo-tun, daha sonra, Çin topraklanna yöneldi, 3 yıl kadar sürdü ü anlaşılan (201-199) bu savaşlarda Mai, Taiyuan bölgelerini zapt etti. Han sülalesinin kurucusu împarator Kaoti (M.Ö. 206-195)'nin 320 bin kişilik ordusunu, Paiteng'de bozkır usülü sahte ric'at gösterisi ("Türan Taktiki" bk. aş. Kültür: Ordu) ile çember içine aldı. împarator, bozkır bölgelerinin Hun devletine terki, yiyecek ve ipek verilmesi ve yıllıkvergi şartları ile kendini ve ordusunu kurtarma a muvaffak oldu81. Do u Asya tarihinde iki büyük devlet arasında akdedilmiş ilk milletlerarası mukavele oldu u belirtilen bu andlaşma82 (M.Ö. 201) gere ince Mo-tun'un bir Çin prensesi ile de evlenmesi sonucu Çin ile dostluk havası içinde, împaratoriçe Lü (M.Ö. 195-179) ve împarator Wenti (M.Ö. 179-157) zamanlarında da devam etmiş olan ticarî münasebetler geliştirilirken, Mo-tun, Baykal gölü kıyılanndan îrtiş yata ına kadar olan bozkırları ve daha batıdaki Tingling'ler, bazı Ogur (Hochieh = 0k'ue) kollan ile meskün araziyi, kuzey Türkistan'ı zaptetti ve oradaki Yüeçi'lerin komşusu Wusun'lan himayesine aldı. Bu suretle büyük Hun hükümdarı o ça da Asya kıt'asında yaçıyan Türk soyundan hemen bütün topluluklan kendi idaresinde tek bayrak altında toplamış oluyordu. împaratorluk sınırlannın do uda Kore'ye, kuzeyde Baykal gölü ve Ob, îrtiş, îşim nehirlerine, batıda Aral gölüne, güneyde Çin'de Wei ırma ı Tibet yaylası Karakurum da ları hattına ulaştı ı bu tarihlerde Hunlara tabi olanlar arasında Mo ollar, Tibetliler, Tunguzlar ve Çinliler de vardır. Mo-tun tarafından Çin hükümetine gönderilen M.Ö. 176 tarihli mektuptan anlaşıldı ına göre, yalnız îç Asya'da Türk devletine ba lı kavim ve şehirdevletçiklerinin sayısı 26 idi ve hepsi, Tanhu'nun ifadesi ile "yay geren"lerle "tek bir aile" halinde birleşmişlerdi.
Mo-tun M.Ö. 174 yılında öldü ü zaman, sivil ve askerî teşkilatı, iç ve dış siyaseti, dini, ordusu, harp tekni i ve san'atı ile yüksek vasıflı bir cemiyet halinde, daha sonraki bütün Türk devletlerine örnek olan, tarihi kesin ilk Türk siyasî teşekkülü; "Büyük Hun Devleti" kudretinin zirvesinde bulunuyordu. Görüldü ü üzere bu devlet, idaresindeki kısıtlı tarım sahalarına karşılık, daha ziyade, otla ı bol, besicili e elverişli bozkırlar bölgesinde kurulmuştu. Ekonomisinin temeli başta at olmak üzere, hayvan yetiştiricilik idi. Buna göre sosyal durumu da, topra a ba lı "köylü" kültüründeki geniş arazi sahibi Çin "gentry" tabakası ile köle sınıfından çok farklı idi. Ne malikanelere, ne de toprak kölelerine rastlanmayan Hun bölgelerinde halk, kan akrabalı ı ile birbirine ba lı ailelerin meydana getirdi i sosyal ve siyasî birlikler olarak disiplinli ve kendilerini müdafaa için daima silahlı kabileler (boylar) halinde yaşıyor ve devlet bu kabile birliklerinin (bodunlar) kendi aralarında sıkı işbirli i yapmalanndan do uyordu. Devlet, bu kuruluşu icabı ve bilhassa ordunun Mo-tun tarafından tanziminden sonra merkezden idare edilen bir "askerî teşkilat" niteli i kazanması sebebi ile askerî karakterde idi ve gerekli şartlar (bozkırda e itilmiş olmak, at ve silah) hazır oldu u için de fütühata açıktı. Bu yönden de "köylü" Çin devletinden ayrılıyordu. Çin'de esas rejim "feodalite" oldu u halde , Hun devletinde merkeziyetçilik dikkati çekecek kadar belirli idi. Küçük memurlar ve bazı müşavirler belki Çinli idi, fakat emirlerindeki silahlı kuvvetlerle aynı zamanda birer kumandan olan bütün yüksek görevliler ile birinci derecede sorumlu makam sahipleri hep Hun asıldan oldukları gibi, devlet teşkilatının da (mesela, sa sol veya do ubatı taksimatı vb.) Çinlilik ile hiç ilgisi yoktu ; Mo-tun tarafından gerçekleştirilen ve toplulukta kabilecilik gayretlerini kırarak adeta devlete millî topluluk havasını getiren ordudaki 10'lu tertip de Türk idi . Esasen devletin millî karakterinin korunmasına dikkat edildi ine dair bazı davranışlar göze çarpıyordu: Mesela Paiteng'de imparator idaresindeki Çin ordusunu kuçatan Mo-tun'un, Çin içlerine dalarak bozkırdan uzaklaşmasına zevcesi ve herhalde devlet meclisi tarafından engel olunmuştu. înanç yönünden de ne Mo ol totemcili i, ne de Çin toprak tanrıcılı ı ile ilgisi bulunmayan bozkır Türk GökTanrı itikadındaki Hun devleti'nin meydana geliçinde "Çin imparatorlu u"nun model oldu una dair yaygın görüş normal ölçülerdeki karşılıklı kültür tesirleri dışında do ru sayılmamalıdır. Zira bu düçüncenin gerekçesinde ileri sürülen, "Hiungnu hükümdarının, tıpkı Çin imparatoru gibi Gök'ün (Tanrı'nın) o lu olarak görünmek ve Çin'dekine benzer saray erkanına sahip olmak lüzümu" Hun devleti için zarürî de ildi. Önce, devlet Çin topraklannda de il, "Hiungnu"lar sahasında kurulmuştu;dolayısiyle Çin meçrüiyet prensiplerini bu devlette aramakta isabet yoktur. Ikincisi, Mo-tun'un "Gök'ün oglu" diye bir unvan takındı ı çüphelidir, çünkü onu tavsif eden: T'engli Koto (aynı Çince işaretin bugünkü söyleniçi ile, Ch'engli kut'u) Tan/ıu91 tabirindeki çimdiye kadar "o ul" manasına geldi i sanılan ikinci kelimenin "kut" (siyasî iktidar) demek oldu u anlaçılmıçtır (bk. aş. Kültür: Kut). Üçüncüsü, Çin devletinde "Gök'ün o lu" kavramı da aslen Çin de il, Türk mençelidir. (Tafsilen bk. aş. Kültür: Hükümranlık). Bütün bunlardan dolayı, Mo-tun zamanında kesin şeklini aldı ı görülen Büyük Hun devleti, etnik yönden ve hakimiyet anlayıçı, sosyal yapısı, idarî ve askerî küruluçları (sosyopolitik üniteler, devlet meclisi= toy, sa sol teçkilatı, bilge elig'ler vb.) dini ve dünya görüçü ile, Türk milletinin tarih ve kültüründe feyizli etkilerini iki bin yıl sürdüren bir ana kaynak durumundadır. Bu itibarla, Türk ve dünya tarihinde çok büyük önem taşır.
Mo-tun'un o lu tanhu Kiok (Chiyü. /Kök?/ veya Laoshang M.Ö. 174160) Hun imparatorlu unun bu büyüklü ünü muhafaza etme e çalıçtı. Yurtlanndan oynattı ı Yüeçi'lerin Afganistan'a giderek Baktria (Belh) bölgesinde vaktiyle îskender tarafından kurulmuç olan Grek hakimiyetine son verdikleri tarihte (M.Ö. 166), kalabalık ordusu ile Çin'e girerek başkent Ch'angan yakımndaki imparator sarayını yakan Kiok, bu seferdeki gayesine uygun olarak Çin ile iktisadî iliçkilerini dostane bir şekilde sürdürmek için, bir Çin prensesi ile evlendi. şüphesiz Çin sarayı ile devam ettirilen akrabalık siyasî mahiyette bir davranıçtan ibaretti. Fakat bu suretle ileride, Çin ile temas halindeki hemen bütün Türk devletleri bakımından kötü neticeler verecek olan bir çı ır derinleçtirilmiç oldu. Çünkü hanedanlar arasındaki bu yakınlaçmalar, her zaman, Çin hile makinesinin harekete geçmesi için fırsat teçkil etmekte idi. Hun merkezinde Çinli prensesin himayesinden faydalanan Çin diplomat ve vazifelileri Hun imparatorlu u topraklarında serbestçe gezip dolaçıyorlar, Türkler ve tabi kavimler arasında kötü propaganda yapıyorlar, devleti sinsice kuvvetten düşürme e çalıçıyorlardı. Bundan baçka, ticaret mah olarak memlekete sokulup Hun ileri gelenleri arasında revaç bulan Çin ipe i, lüks zevki yolu ile rehaveti arttırmakta idi. Kiok devrinde fazla hissedilmeyen bu menfî durumlar onun o lu Künçin (Chünch'en) zamanında (M.Ö. 160-126) gerçek bir huzursuzluk kayna ı olarak kendini gösterdi. Keza Han sülalesine damad olan bu tanhu, babası ve dedesi ölçüsünde dirayetli ve asker ruhlu bir hükümdar olmadı ı için Hun iktidarında sarsıntılar belirdi. Çinlilerin bu devirde (împarator Chingti: 157-141) sınır boylannda ufak çaptaki akınları durdurdu u görülüyordu. îlk defa imparator Wuti (M.Ö. 141-87) kalabalık ordular teşkil ederek Hun hakimiyetinin yıkılmasını hedef tutan planlarını tatbike girişti. Propagandayı arttırdı. Gayelerinden biri de, Çin için büyük gelir kayna ı olan ipe e batı bölgelerinde yeni pazarlar bulmak ve îç Asyaîran üzerinden Akdeniz kıyılarına ulaşan meşhur "ıpekyolu"nu emniyet altına almaktı. Dolayısiyle Orta ve Batı Asya'da yabancıların kudretini kırması lazımdı. Bilindi i gibi, aşa ı yukarı M.S. 1. bin sonlarına kadar TürkÇin mücadelelerinin temel sebeplerinden biri, bu kervan yoluna hakimiyet meselesi olmuştur . Wuti'nin îpekyolu üzerindeki memleket ve kavimleri ö renmek ve Hunlara karşı onlarla işbirli i sa lamak maksadı ile batıya gönderdi i yüksek rütbeli bir asker olan Çangk'ien(Changch'ien)'in, gizli vazifesini yaparken Hunlar tarafından bir süre gözaltında tutulmasına ra men, buralarda geçirdi i uzun müddet içinde (M.Ö. 138126) edindi i bilgiyi, temaslarını ve hükümete tavsiyelerini ihtiva eden mühim rapor imparatoru memnun etmiş ve sonraki Çin siyaseti için başlıca rehber vazifesini görmüştür96. Bu arada Çinliler çok ehemmiyetli bir başarı daha elde etmişlerdi ki, o da ordularını Türk usülüne göre yetiştirmeleri ve Hun silahlan ile teçhiz etmeleri idi. Daha Mo-tun'dan çok önceleri, 318 andlaşması ile ilgili olup Hunlara karşı askerî gücünü takviyeye çalışan Chao (şansi'de) krallı ında Wuling (M.Ö. 325298 ) zamanında başlayıp, daha sonra, kuzey Çin'de feodal hükümetlerin yerini alan büyük Ch'in devletinin imparatoru Shihhuangti zamanında hızla devam eden bu askerî ıslahat hareketleri, Han imparatoru Wuti'nin kumandanlarından
Weits'ing ile Hun tarzında 140 bin kişilik bir süvari kuvveti çıkaran Ho K'üping tarafından büyük başarıya ulaştırılmıştı. M.Ö. 127-117 yılları arasında Ordos'daki Hunlara karşı kazandıkları zaferler Hun a ırlık merkezinin Gobi'den kuzeye, Orhun nehri bölgesine kaymasına sebep olmuştu.
Hunlar artık eskisi gibi de ildiler. Akınlan duraklamış, bilhassa Tanhu Tsütihoü (Chut'eho) zamanından itibaren (M.Ö. 101-96) 40yıl devamınca, zengin güneybatı topraklarının (Tanrı da larıCungarya, Turfan, yarkent, Kuça vb.) düşman istilasına u raması ile devlet geliri azalmış, o zamana kadar Çin'den vergi ve hediye olarak sa lanan malî destek kesilmişti. îç huzursuzluk, idarecilerle başbu ların arasını açma a yönelen kesif Çin propagandası ile gittikçe derinleşiyordu. Hun prenslerinin birbirleri ile olan anlaşmazlıkları mücadeleyi şiddetlendirdi. îktisadî darlık ve askerî güçsüzlük karşısında, maddî yardım temin edilir düşüncesi ile çıkar yol olarak Tanhu Hohanyeh (M.Ö. 58-31)'in Çin himayesini isteme meyli durumu büsbütün karıştırdı. Sol Bilge eli i (Sol kanat kralı) olan Çiçi (Chihchih, Tsitki) bu kardeşinin tanhulu unu tanımadı. Mesele Hun devlet meclisi (Türkçesi: toy. bk. aş.)'nde a ır münakaçalara yol açtı. Hohanyeh'in teklifi; istiklalin feda edilmesini "gülünç ve utanç verici" bir davranış sayan ve kendilerinden ülkenin devralındı ı atalara karşı hürmetsizlik kabul eden Çiçi taraftarlarınca reddedildi Tanhu'nun fikrinde direnmesi Hunları ikiye ayırdı (M.Ö. 55). Devlet birli inin parçalanması ile Çin üzerindeki Hun tehdidi ortadan kalktı ı için Do u Asya tarihinde bir dönüm noktası olan bu yıllarda Hun prensleri arasında iyice alevlenen açık mücadele sonunda, rakiplerini ma lüp, bu arada tanhuluk merkezini de işgal ederek Hun imparatoru durumuna yükselen Çiçi karçısında Hohanyeh, kendine ba lı kütlelerle birlikte, deste ini sü ladı ı Çin'in kuzeybatı sınır bölgesine (Ordos, Pingçu) çekildi (M.Ö. 54)".
Devletini güçlendirmek ve iktisadî imkanlara kavuşturmak bakımından hakimiyetini batıya do ru yayma ı uygun gören Çiçi Tanhu M.Ö. 51'de harekete geçti. Önce Tanrı da ları kuzeyi Isık göl havalisindeki Wusun'ların ınukavenıetini kırdı'^; Tarbagatay bölgesindeki Ogurlan, daha kuzeydeki Kırgızlan ve ırtiş etrafındaki Tingling'leri tabüyetine aldı. îki yıl içinde kazandı ı bu başanlardan sonra, Wusun akınlarının tedirginli inden kurtulmak isteyen Kangkü (Çugüney Kazakistan bozkırı Maveraünnehir) kralının arzusu üzerine bu devleti himaye etmek vesilesi ile Aral gölüne kadar bütün batı bölgesini idaresi altına alarak geniş Orta Asya Hun imparatorlu unu ihya etti. Çiçi, hükümetinin kuzey Mo olistan'daki a ırük merkezini de ÇuTalas nehirleri arasına kaydırarak orada etrafı surlarla çevrili yeni bir başkent inça ettirdi (M.Ö. 41)ki, böylece, mevkü dolayısiyle îran, Afganistan, Hindistan, Do u ve Orta Avrupa kıt'aları bakımından Asya tarihinin bundan sonraki gelişiminde sürekli tesiri görülecek olan Türkistan sahasına, Türk halkının iyice nüfüzunu sa lamış oluyor (Batı Hunları) ve Fergane, Baktria (Belh) havalisini kendine ba ladıktan sonra, Çin kaynaklanna göre, Ansi bölgesini yani güneybatı sınırları ta Anadolu'ya kadar uzanan Parş imparatorlu unun kuzeydo u kısmını zaptetmek için planlar hazırlıyordu.
Fakat Çiçi'nin hakimiyeti uzun sürmedi. Topraklan çok genişti ve Hun devleti bu bölgelerde henüz iyice yerleşmiş, idarî nizamı kurmuş, tabi kütleler ve komşulan ile normal münasebetlerini geliştirmiş de ildi. Çiçi'nin harekatını adım adım takip eden Çin, Wu'sun'ları, Kangkü devletini kendine çekme i bildi ve derhal saldırıya geçti. Etraftan aldıkları yardım ve 70 bin kişi civarındaki orduları ile baskın çeklinde Hun topraklarına girerek sür'atle ilerleyen Çin'liler tarafından kuçatılan, Talas ırma ı üzerindeki surlu Hun başkenti tamamiyle tahrip edildi (M.Ö. 36). Baçkentte hayrete de er bir müdafaa yapılmış, sokaklarda kanlı savaşlar verilmiş, hatta tanhuluk sarayı içinde oda oda çarpıçılmıç ve Çiçi, o lu ve hatunlar dahil, saray mensuplarından 1518 kişi ellerinde kılıç, devletleri u runa hayatlarını feda etmişlerdi.
Çiçi'nin batıya uzaklaşmasından sonra kendini toplayan ve Çin hükümeti ile anlaşma yaparak (M.Ö. 43), devlet meclisinin kararı ile başkentini Orhun bölgesine nakleden, fakat M.Ö. 36'dan itibaren tekrar Çin tabili ine giren Hohanyeh (ölm. M.Ö. 31)'e ba lı kütleler, onun evlatlan tarafından bir müddet idare edildikten sonra, tekrar toparlanma a başlamışlar ve kudretli bir devlet adamı oldu u anlaşılan Yu (Hotodzsisi) Tanhu zamanında (M. 1846) Çin'e karşı istiklallerini elde ederek do uda Mançurya'ya, batıda Kaşgar'a kadar olan geniş bölgeyi tekrar idarelerine alma a muvaffak olmuçlardı. Fakat Yu'nun ölümünden itibaren iç anlaşmazlıklara düşmeleri ve uzun süren kıtlık yıllannm sebebiyet verdi i çok sayıda hayvan kırımı ile ülkede baçgösteren açlık Hunları müçkül duruma soktu. Yu'nun o lu Tanhu P'unu'ya karşı mücadele açarak kuzeydeki Hun kabileleri arasına çekilen
Pi (P'unu'nun ye eni)'nin orada kendini tanhu ilan etmesi hadisesi (M. 48 ) Hunları tekrar ve artık bir daha birleşememek üzere ikiye ayırdı: Kuzey Hunlan (Kuzey veya dış Mo olistan'da) ve Güney Hunlan (Güney veya içMo olistan'da).
Böylece M. 48'de ayn siyasî vasıfları kesinlik kazanan iki Hun devleti arasındaki büyük fark, Güney'dekinin Çin tabüyetini devam ettirmesi, Kuzey devletinin ise istiklalini daima koruması idi. Bundan başka, Güney Sibirya, Cungarya ötesine kadar Batı ve ıçAsya'da iktisadî ehemmiyeti bilinen bütün şehirdevletleri de Kuzey Hun devletinin idaresinde idi. Dolayısiyle siyasî ve askerî Çin saldınlannın ana hedefini teşkil ediyordu. Daha Hun imparatorlu unun bölünmesi ile sonuçlanan iç mücadeleleri ustaca istismar eden Çin, Hunlara ba lı do udaki Mo olTunguz kanşımı Wuhuan ve Sienpi (Hsienbi) kütlelerini kışkırtmıç, bunların sürekli baskıları neticesinde Hun devleti, do u Mo olistan'da kontrolü kaybederken, batı bölgesinde de tahrikçi Çin siyaseti ile karşılaşmıçtı. Bu sebeple, en tesirlisi Yarkent "kırallı ı" olmak üzere, şanşan (loulan, Lobnor'un güneyi), Turfan vb. bölgelerdeki ayaklanmalar ile u raşmak zorunda kalındı (4660 yılları) Hun devletinin buralarda, bilhassa Çin'in sömürücü tutumu ile Yarkent kralı Kien'in çok merhametsiz davranışından perişan düşen halk tarafından kurtarıcı gibi karşılanması ve duruma hakim olduktan sonra, yeniden baskı altına aldı ı Çin'i sınır kasabalarında serbest ticarete mecbur etmesi (61-65) Çin'i tam kararlılık içinde ve do rudan do ruya askeri harekatla Hun devletini çökertmek hazırlı ına sevketti. ımparator Mingti (5875), Ç'engti (75-89) ve Hoti (89-105) devirlerinin ünlü generali Pan Ç'ao'nun yüksek kumandasmda kalabalık Çin ordularının 30 yıl süren harekatı sonunda Kangk'ü'ye kadar (Kaçgar, Hami, Yarkent, Hoten dahil) sayısı 50'yi bulan zengin ve kervan yolu üzerinde oldu u için, iktisadî yönden önemli çehir Çin idaresine geçti. Bilhassa 73-74, 89-90-91 yılları harekatında a ır kayıplara u rayan Hunlar ıç-Asya'da hakimiyetlerini kaybederken, do uda da Sienpi'lerin hücumlanna (en şiddetlisi 8991 arasında) maruz bulunuyorlardı. îki cephede sürekli savaşlar vermek zorunda kalan Kuzey Hun devleti, son tanhuların başanlı müdafaalarına ra men, kuvvetten düçtü, durum aleyhte gelişti. Hakimiyetlerini Güney Sibirya'ya ve Cungarya'ya kadar genişletme e muvaffak olan Sienpi'lerin hükümdan Tanshihhuai (aç. yk. 147-156) tarafından nihayet saf dışı edilen Kuzey Hunlannın (ihtimal Tanhu Avitokhol zamanında toprakları düşman kabilelerin istilasına u radı. Siyasî iktidarlannın zayıflama a yüz tuttu u tarihlerde esasen memleketi terk etme e başlayan Hunlar (büyük çapta göçler 91'de ve 155'e dogru.) dan, Kuça civarında kalan Yüepan-Yüebanlar dışındaki kalabalık kütleler batıya çekilmişlerdi ki, bunların şimdiki Güney Kazakistan bozkırındaki soydaşlarına (Çiçi Hunları) katıldıkları anlaşılmaktadır.
M. 48'den beri Çin sınır bölgesinde yaşayan ve kuzeyden gelecek saldırılar için Çin'in ileri karakolu bir tampon devlet durumunda olan Güney Hunları da pek huzurlu de ildi. Kukla tanhulara karşı Hun kabileleri sık sık başkaldırıyorlardı. 94, 124 ve 140 yıllarında görülen ayaklanmalar güçlükle bastınlmış, bunları 153, 158 isyanları takipetmişti. Bu senelerde Kuzey Mo olistan'ı içgal eden Sienpi'ler güneye do ru baskılarını artırarak, Hun devleti için tehlikeli olma a başladılar (177'den itibaren). 188'de Çin hükümetince tayin edilen tanhunun tamamen Çin'e teslim olma kararı üzerine Hunlar tarafından öldürülmesi, devleti başsız bıraktı. Kabileler di er tayinli iki tanhuyu da tanımadılar ve da ınık kabile hayatına döndüler. Son tanhunun Çin baçkentinde hapsedilmesi ve ülkenin 5 eyalete bölünerek Çinli askerî valilerin gözetimine verilmesi ile Güney Hun devleti de sona erdi (M. 216)
Bununla beraber, Sienpi baskısı yüzünden bilhassa 3. yy.'ın 2. yarısında güneye gelmek suretiyle Çin'de sayıları gittikçe artan Hunlar, Çin idaresi altında ve Çinli halk arasında varlıklarını koruma ı bildiler. Çin'de, Han sülalesi iktidarının zayıflama a yüz tuttu u tarihlerde (180'den itibaren) birbirleri ile mücadeleye girişen generallerin tutumu büyük de işiklik meydana getirmiş, siyasî birli in parçalanmasına yol açmıştı ("16 Devlet" devri). Sui hanedanının birli i ihya etti i 589 yılına kadar süren bu devrede Türk kütleleri, başta Tabgaç (Wei) sülalesi (bk. aş.) olmak üzere müstakil devletler kurmuçlar ve Han iktidarının son bulması ile M.S. 220'lerde, tekrar sahnede görünen Güney Hun kabile başbu larının idaresinde nüfüzlannı artırarak zamanla hemen bütün Kuzey Çin'i Türk hakimiyetine alma ı başarmışlardı. Bunu sa layan kuvvet, yukarıda zikredilen asî generallerden biri olan Ts'aoTs'ao'nun, savaçlarında yardımları oldu u için şansi bölgesine yerleştirdi i 19 Hun kabilesi idi. Kalabalık olan ve her fırsatta Çin idaresine başkaldıran (msl. 271, 294, 296 yıllarında) bu Türk kütlesi millî benli ini koruyor ve eski tanhu ailesi mensuplarına karşı saygı besleme e devam ediyordu.
19 kabileden bin T-opa (Tabgaç), biri de büyük 'l Tanhu Mo-tun ailesinin indi i Tuku veya T'uko idi. Hun Tuku (T'uko) başbu u, eski tanhular neslinden ve Hun elig'lerinden olan Liu Yüan (Liu, bu devirde Tuku ailesine Çinlilerin verdi i addır) çetin bir hürriyet mücadelesi verdikten sonra, dikkat çekici bir siyasî kavrayışla, 500 sene önceki atalarının eski Han sülalesi ile olan dostluklarını ve "kardeş"liklerini de ileri sürerek ve hatta kendi sülalesine "Han" adını vererek bu Çin bölgesinde (merkez: P'ing ç'eng) Türk devletini kurma a muvaffak oldu (304-329. 1. Chao). Çin başkenti Loyang'ı zapt etti (311). Kendisinden sonra, Çin'in öteki başkentini de ele geçiren kardeşi Liu Ts'ung'un geliştirdi i bu siyasî hakimiyet şuuru, idare başbu aileleri arasında el de iştirmesine ra men, devam etti (başlıca Hun sülaleri: 2. Chao: 329351, Hsia: 407431, Kuzey Liang: 401439 ve bunun devamı: Loülan krallıgı, 442460; Turfan civarında). Aynı şuur Tsükü (Chuch'ü) Mengsün tarafından kurulmuş olan son Hun devleti "Kuzey Liang"m 439 yılında Tabgaç hükümdarı T'aivvu'nun baskısı ile başkent Gutsang işgal edilerek yıkılması üzerine buradan kaçıp kurtuldu u anlaşılan Türk Açına ailesinin temsil etti i büyük Gök-Türk hakanlı ına ulaştı.
Çin sahasında Hun adı altındaki siyasî hayatları böylece tarihe karışmakla beraber, M.Ö. 1. asırda Çi-çi iktidarının yıkılması neticesinde, etrafa da ılmış olarak Sogdiana /Seyhun-ötesi/'nın do usunda, Kafkaslar'ın kuzeyinde, hatta Dinyeper nehri civarında ve bilhassa Aral gölünün do u bozkırlarında varlıklarını devam ettiren Türk kütleleri, oradaki di er Türk zümreleri ve 1. asır sonlanndan 2. asrın 2. yansına kadar do udan gelen Hun kalıntılan ile ço almışlar ve uzunca bir müddet sakin bir hayat yaçamak suretiyle güçlerini artırmışlardır. Bunların, büyük ihtimalle iklim de işikli i yüzünden veya son yıllarda gelişen yeni bir görüşe göre110, 350 yıllarında do udan gelen Uar-hun baskısı karşısında batıya yöneldikleri ve sonra Avrupa hun ımparatorlu unu kurdukları anlaşılmaktadır. Bü kütlelerin batıya sibiryaya do ru Çin sahasından uzaklaşmalarından dolayı haklarında 2 asır gibi uzun bir süre yazılı bilgi bulunamadı ı gerekçesine dayanılarak Hiung-nularla aynı kavim sayılamayacakları yolundaki ba zı iddialara ra men, Atilla zamanında bütün Avrupada Türk hakimiyetini gerçekleştirenlerin bu Asya Hunları neslinden oldukları çeşitli vesikalarla belgelenmektedir.
|
|
|
| Karamanoğulları Beyliği |
|
Yazar: RasitTunca - 08-17-2018, 09:46 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Karamanoğulları Beyliği
Türkçe'den başka dilin konuşulmasını yasaklayan Karamano ulları, Osmano ulları'nın en büyük rakibi idi. Anadolu'da yaklaşık 230 yıl hüküm süren bu beylik, Türkmen beyliklerinin Osmano ulları'dan sonra en önemlisi, en kudretlisidir. Merkezi Karaman (o zamanki adı Larende) olan geniş bir bölgede, güçlü bir devlet olarak hüküm sürmüş ve Büyük Selçuklu Devleti'nin halefi, Anadolu'nun hakimi olmak için Osmanlılarla mücadele etmişlerdi. "Karaman Tacı" bir prenslik de il, bir krallık sayılmıştır.
Konya'yı yani Türkiye Hâkanlı ı'nın sabık başkentini ellerinde tutan Karamano ulları, Selçuklular'ın halefi olarak kendilerini takdim eylemişlerse de, Osmano ulları'nın jeopolitik vaziyetinden, gazalarının yarattı ı prestijden ve hükümdarlarının emsalsiz dehâsından mütevellit bulunan rekabet ve üstünlü ü karşısında, bu iddiaları hayalden öteye gidememiştir. Anadolu Birli i'ni yapmak ve Türkiye Hâkanlı ı'nı yeniden inşa etmek istiyen Osmano ulları'na en büyük güçlük çıkartanlar, Karamano ulları'dır. Osmanlılar'ın şevket ve azametini zedelemek, mümkünse yıkmak için, Avrupa Hıristiyan devletleri ile bile ittifak akdetmişlerdir.
Karaman Türkmen Beyli i, 1250 yıllarından 1487'ye kadar takriben 237 yıl sürmüştür. Fakat son yıllar, mutlak Osmanlı hâkimiyeti altında geçmiş ve Karamano ulları, ıçel'de küçük bir toprak parçası ile iktifa eylemişlerdir. Karamano ulları, 1308'e kadar Türkiye Hâkanlı ı'nın bir parçasını meydana getirmişler ve Selçuko ulları'na tabî olmuşlardır. Hattâ Selçuko ulları'nı ılhanlı boyunduru undan kurtarmak için millî ihtilâller çıkarmışlar ve Memlûk Türkleri tarafından desteklenmişlerdir. Karamano ulları'nın Orta Anadolu'da prestijleri bu yüzden ılhanlı tahakkümünden bıkan Türk halk tabakaları arasında çok artmıştır.
1335'e kadar Karamano ulları, mecbur oldukça ılhanlılar'a tabî olmuşlar, fakat bu tâbiiyet ba ını koparmak için her türlü fırsatı kullanmışlardır. Bu tarihten sonra istiklâl kazanmışlarsa da, Memlûk tesiri ülkeden eksik olmamıştır. Karamanlılar, Memlûkler'in hâkimiyet sahasına do ru yayılma temayülleri gösterdikleri için, arada çatışmalar olmuştur. 1399'dan 28 temmuz 1402 ye kadar 3 yıl Karaman Beyli i, Osmanlı ımparatorlu u'na katılmış, Ankara felâketinden sonra Timur tarafından, eskisinden daha genişçe olarak diriltilmiştir. 1399'a takaddüm eden senelerde de Karamanlılar, Osmanlı nüfuz sahasına girmişler, hattâ onu metbû tanımışlardır. 1417'de Memlûkler'i metbû tanımışlar, fakat az sonra tekrar Osmanlılar'ı metbû tanımaya mecbur olmuşlardır. Bununla beraber her fırsatta Osmanlılar'a baş kaldırmaktan geri durmamışlardır.
1250 yılından 1256 yılına kadar, takriben 6 yıl Ere li, 1256 yılından 1261'e kadar takriben 5 yıl Ermenek, Beylik başkenti olmuştur. Sonra başkent o zaman daha çok "Lârende" denen Karaman şehrine nakledilmiş, sonuna kadar bu şehirde kalmakla beraber Konya, zaman zaman, ülkenin en büyük şehri olmak haysiyetiyle taht şehri de olmuş ve bazı beyler burada oturmuşlardır.Karamano ulları, O uzlar'ın Kaçar boyu beylerinden olan Ahmed Sâdeddin Bey'in o lu Nûre Sûfî Bey'den inmişlerdir. Nûre Sûfî Bey, Eretna Bey'in halası ile evli idi.
2,5 asırlık tarihleri boyunca Karaman toprakları büyüyüp küçülmüştür. Önceleri asıl ıçel'e yani Göksu'nun batısında kalan topraklara, Manavgat Çayı'nın do usunda kalan topraklarla Alâiye'ye, Ermenek, Hadım, Bozkır, Karaman, Ere li taraflarına hâkim olmuşlardır. Zaman zaman Konya'ya girmişlerse de, Selçuko ulları namına hareket etmiş, hükümdarlık iddia etmemişlerdir. Anadolu'da ılhanlı hâkimiyeti kalktıktan sonra Konya'yı, Ankara'ya kadar ele geçirmişlerdir. 1417'de Tarsus'u Memlûkler'e bırakmışlar, 1433'te Beyşehri'ni Osmanlılar'dan almışlar, 1437'de Kayseri'yi Osmanlılar'a vermişler, fakat Develikarahisar sonuna kadar Karamanlılarda kalmış, 1465'te Osmanlılar tarafından Akşehir, Beyşehir ve Ilgın'dan da çıkarılmışlardır.
En geniş şekliyle Karaman beyli i, bugünkü Türkiye'nin şu vilâyet ve kazalarına yayılmıştır: Konya, Ni de, Kayseri, Ankara, Nevşehir, ıçel, Kırşehir vilâyetlerinin tamamı, Antalya vilâyetinin do u yarısı. Ankara'daki Ahi Cumhuriyeti, Karaman nüfuz ve tâbiiyetinde bulunmuştur. Karamanlılar, batıya do ru Antalya, ısparta, Afyon sahalarında zaman zaman yukarıda gösterilen sınırları da aşmışlardır. Yukarıda gösterilen topraklar, 146.000 km2 tutmaktadır. Bu topraklarda o zamanlar 2 milyon nüfus oldu unu tahmin edebiliriz. 1360'a do ru olan sınırlârıyla Karaman beyli i, 100.000 km2 kadardı.
l. Mehmed Bey'in Türkçeyi Türkiye'nin Tek Resmî Lisanı Olarak ılânı (13 mayıs 1277) Karamano lu I. Mehmed Bey, Selçuklu Hanedanı namına Konya'da: "Bugünden sonra divanda, dergâhta, bârgâhta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka dil kullanılmaması" hakkındaki mühim fermanını neşretmiştir. Bu suretle resmî devlet işlerinde kullanılan Arabça ve bilhassa Farsça'nın hâkimiyetine büyük bir darbe vurulmuştur. Osmano ulları, Türkçe'nin mutlak hâkimiyetini XVI. asırda temin eylemişlerdir. Mehmed Bey'in fermanı, Türk kültür tarihinin mühim hâdiselerindendir. Bugün "Dil Bayramı" olarak her yıl 13 Mayısta Karaman'da uluslararası çapta kutlanmaktadır.
Ere li'de hüküm süren devletin kurucusu Nûre Sûfî Bey, Mut'a ba lı Sinanlı yakınlarında De irmenlik mevkiinde gömülüdür. Yerine geçen büyük o lu ve hanedana adını veren Kerîmeddin Karaman Bey, başkenti Ermenek'e BibBiiiiiibürmüştür. Karaman Bey, III. Sultan Kılıç Arslan'ın kızı ile evlenmiştir. 6 kardeşini tanıyoruz: Kemâleddin Bey, O uz Han Bey, Timur Han Bey, Hayreddin Bey, Zeynelhac Bey ve Bunsuz Bey. Bu son ikisi, 1261'de Konya'da öldürülmüşlerdir.
Karaman Bey, 8 o ul bırakmıştır: şemseddin Mehmed, Güneri, Bedreddin Mahmud, Kasım, Zekeriya, Tanu, Halil ve Ali beyler. Karaman Bey'in yerine I. Mehmed Bey, sonra kardeşleri Güneri ve Mahmud beyler, sonra Mehmed Bey'in o lu Yahşi Han Bey geçmişlerdir. Mehmed, Zekeriya ve Tanu Beyler, 1283'te şehit olmuşlardır. Mahmud Bey de şehîden ölmüştür. Yahşı Han Bey, Konya'da 4 yıl saltanat sürmüş, yerine amcası Mahmud Bey'in o ulları Bedreddin I. ıbrahim ve Alâeddin Halil Mirza beyler geçmişlerdir. Halil Mirza Bey, 1312-1333 arasında devletin başkumandanı idi. Ölünce yerine tekrar I. ıbrahim Bey, sonra ıbrahim Bey'in büyük o lu Fahreddin Ahmed Bey, sonra ortanca o lu şemseddin Bey, onun öldürülmesinden sonra Mahmud Bey'in o ullarından Hacı Sûfî Burhâneddin Musa Bey, tahta geçmişlerdir.
Musa Bey, 5 sene Mut'u başkent yapıp saltanat sürmüştür; tahta geçmeden Ermenek beyi idi. Küçük kardeşi ve Mahmud Bey'in küçük o lu, ısâ Bey'dir. Musa Bey'den sonra tahta, ıbrahim Bey'in küçük o lu Seyfeddin Süleyman Bey geçti. Amcası Musa Bey, Mut'ta saltanat sürerken, Süleyman Bey 5 sene Karaman'da beylik yapmıştı. 11 Ocak 1350'de de Eretnalılar'a esir düşmüştür. Öldürülünce yerine Halil Mirza Bey'in büyük o lu I. Alâeddin Ali Bey geçti. Halil Mirza Bey'in di er o ulları 1370 yıllarında ölen Seyfeddin Süleyman, Dâvûd, ıshak ve Hızır Beyler'dir. Süleyman Bey'in o lu şeyh Hasan Bey'le ıshak Bey'in o ulları Gıyâseddin ve Emîr şâh Beyler'i de tanıyoruz. Alâeddin Ali Bey, 41 yıl süren bir saltanat devresi geçirdi. Orhan Gazi, I. Murad ve Yıldırım Bâyezid ile muasırdır. I. Murad'ın kızı ve Yıldırım'ın kızkardeşi Nefise Sultan'la evlenmiştir. 1398'de kayınbiraderi Yıldırım Bâyezid tarafından esir alınmış ve idam edilmiştir. Tahta çıkmadan önce, Konya beyi idi.
Alâeddin Ali Bey'e, Nefise Sultan'dan do an o lu Nâsıreddin (Gıyâseddin) II. Mehmed Bey halef oldu. Ana tarafından I. Murad'ın torunu, ikinci derecede amcası idi. 1399'dan 1402 a ustosuna kadar 3 yıl Bursa'da dayısı Yıldırım'ın yanında yaşadı. Bu yıllarda Osmanlılar, Karaman Beyli i'ni ilga etmişlerdi. II. Mehmed'in ilk beyli i 1398-1399 arasındadır. 1402'de tekrar bey oldu. 1418'de tahtı kardeşi II. Alâeddin Ali Bey'e bıraktı, fakat ertesi sene tekrar avdet etti. Daha 4 yıl tahtta kalıp Osmanlılarla yaptı ı bir muharebede öldü. Yerine tekrar kardeşi II. Alâeddin Ali Bey geçti. 1411'de Bursa'ya giren bu II. Mehmed'dir. 1406'da Kırşehri yakınlarında Mâliye ovasında dayısının o lu Çelebi Sultan Mehmed ile buluşup görüşmüştür. 1414'te Çelebi Mehmed, Konya'yı işgal etmiş, fakat boşaltmıştır. 1418'de de Memlükler, Konya'yı ve Karaman'ı işgal etmiş, II. Mehmed'i esir eylemişlerdir. Onun l yıllık son saltanat fasılası, bu esaret dolayısiyledir.
II. Alâeddin Ali Bey de, 1398-1402 arsında Bursa'da oturmuştur; daha önce Ni de beyi idi. 1418'de Kahire'ye gitmiş, Osmanlılar'a karşı Memlûk ittifakını aramıştır. I. Mehmed'in damadıdır. Kızkardeşi de Yıldırım Sultan Bâyezid ile evliydi. Bu suretle Yıldırım, II. Mehmed'in hem eniştesi, hem dayısı olur. Di er kardeşleri Hüsâmeddin Mahmud Bey'dir. Alâeddin Ali Bey'den sonra tahta, II. Mehmed'in 2. o lu II. ıbrahim Bey geçmiştir. II. Mehmed'in büyük o lu Mustafa Bey, 17 yıl velîahd olmuş, 1414'te Osmanlılar'a esir düşmüş, 1418'de öldürülmüştür. II. ıbrahim'in di er kardeşleri ısâ, Alâeddin Ali, Mirza ve 1471 sonunda Edirne'de ölen Karaman Beyler'dir. Mirza Bey'in o lu Hacı Hamza Bey'in o lu Mustafa Bey, 1501'de atalarının tahtını ele geçirmek istemiş, fakat öldürülmüştür.
ısa Bey, 1423'ten 1426'ya kadar 3 yıl tahta hak iddia etmiştir. 1426'da Kahire'de bulunmuş, 1430 sıralarında Osmanlı hizmetine girip sancakbeyi olmuş, 1437'de öldürülmüştür. Çelebi Sultan Mehmed'in damadı idi. Çelebi Sultan Mehmed, II. ibrahim Bey'le kardeşlerinin aynı zamanda ikinci derecede amcaları olur. II. ıbrahim Bey de kardeşi ısa Bey gibi Çelebi Sultan Mehmed'in damadı olmuştur. Bütün bu içli, dışlı akrabalık, Osmanlı-Karaman rekabetini, hattâ düşmanlı ını söndürmekten uzak kalmıştır. II. Mehmed'in kızı Karamano lu II. ıbrahim Bey'le evlenmiştir. 40 yıl tahtta kalan II. ıbrahim, Konya Kavalası'nda (Kâvele/Gâvele) ölmüştür. 1437'de kayınbiraderi II. Sultan Murad, Konya'ya gelmiştir.
II. ıbrahim Bey'in son zamanlarında, yani Fâtih ça ında devlet, iyice Osmanlı nüfuzuna düşmüştür. Fâtih, II. ıbrahim'in bir kızı ile 1458 sıralarında evlenmiştir. II. ıbrahim'in 7'si ana tarafından Osmano lu olan 10 o lu vardı: ıshak, Pîr Ahmed, Kasım, 1446 başlarında ölen Alâeddin, Karaman, Süleyman, Nûre Sûfî, Yâkub, Küçük Mustafa ve Mehmed Beyler. ılk üç o lu ıshak, Pîr Ahmed ve Kasım Beyler, birbirini müteâkıb tahta geçmişlerdir.
ıshak Bey, 40 yıl babasının veliahdı ve tahta geçmeden Silifke beyi idi. Birkaç aylık bir saltanattan sonra Fâtih'in büyük düşmanı ve rakibi Uzun Hasan Bey'e iltica etmiştir. 1465'te Diyarbakır'da ölmüştür. O lu ve zevcesi, 1471'de Osmanlılar'a esir düşmüştür. Yerine geçen kardeşi Pîr Ahmed Bey, Konya'yı başkent yapıp 5 yıl saltanat sürmüştür. Otlukbeli meydan muharebesinde Fâtih'in karşısında ve Uzun Hasan'ın safında idi. Kızı Halime Hatun, 1508'de ölmüştür. Yerine geçen Kasım Bey, bir Osmanlı sancakbeyi derekesine düşmüş, saltanat yıllarının ço u da ülkesinden uzakta, taht müddeîsi sıfatıyla geçmiştir. 1464'te o da a abeyi ıshak Bey'le beraber Uzun Hasan Padişah'a iltica etmişti. O da Otlukbeli'nde Uzun Hasan'ın safında yer almıştır. 1482-1483'te Osmanlılar'm ıçel sancakbeyi olmuştur.
Kasım Bey'in yerine damadı Turguto lu Mahmud Bey geçmiş ve Osmanlılar'ın ıçel sancakbeyi olarak 4 yıl ıçel'de hüküm sürdükten sonra burada da tutunamayıp 1487'de Memlûkler'e iltica etmiş, böylece II. Sultan Bâyezid'in ilk yıllarında, Karaman meselesi tamamen kapanmış, Türkiye'nin birli i mevzuunda Osmano ulları, büyük bir adım atmışlardır. Kasım Bey'in 3 de o lu vardı.
"Taht-ı Karaman" denen merkezi Konya olan Karaman eyaleti yani beylerbeyili i, önceleri en seçkin Osmanlı şehzadelerine verilmiş, bu şehzadeler "Taht-ı Karamân'a oturmuş" yani Karaman kralı olmuşlardır. Bunlar, Fâtih'in büyük o lu ve veliahdı şehzade Mustafa, Fâtih'in küçük o lu şehzade Cem, II. Bâyezid'in büyük o lu ve velîahdi şehzade Dâmâd Abdullah, II. Bâyezid'in o ullarından anası Karaman prensesi olan şehzade şehenşâh ve bunun o lu şehzade Mehmed-şâh'tan ibarettir. Daha sonra Karaman eyaleti, hanedan dışından beylerbeyilere verilmiştir. ımparatorlu un sonuna kadar, Tanzimat'tan sonra Konya vilâyeti (eyaleti) denen Karaman beylerbeyili i, aşa ı yukarı tarihî Karaman beyli inin sınırlarına tekabül ediyordu.
Karamano ulları (Tarih Sırasına Göre)
1. Nûre Sûfî Bey (başkenti: Ere li) (1250?-1256?)
2. Kerîmeddin Karaman Bey (Başkenti: Ermenek) (1256?-1261)
3. şemseddin I. Mehmed Bey (1261-1283)
4. Güneri Bey (1283-19.IV.1300)
5. Bedreddin (Mecdeddin) Mahmud Bey (19.IV. 1300-308 )
6. Yahşı Han Bey (1308-1312=4) (Başkenti: Konya)
7. Bedreddin I. ıbrahim Bey (1312-1333-21+1348-1349)
8. Alâeddin Halil-Mirza Bey (1333-1348 )
9. Fahreddin Ahmed Bey (1349-2.1.1350)
10. şemseddin Bey (2.1.1350-1351)
11. Hacı Sûfi Burhâneddin Musa Bey (Başkenti: Mut) (1351-1356)
12. Seyfeddin Süleyman Bey (1356-1357)
13. Dâmâd I. Alaeddin Ali Bey (1357-1398 )
14. Sultanzâde Nâsıreddin (Gıyâseddin) II. Mehmed Bey (1398-1399-l
15. Dâmâd Bengi II. Alâeddin Ali Bey (1418-1419=l+1423-1424)
16. Dâmâd II. ıbrahim Bey (1424-1464)
17. Sultan-zâde ıshak Bey (1464)
18. Sultan-zâde Pîr-Ahmed Bey (1464-1469=5)
19. Kasım Bey (1469-1483=14)
20. Turguto lu Mahmud Bey (1483-1487=4)
|
|
|
|