| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
| Germiyanoğulları Beyliği |
|
Yazar: RasitTunca - 08-17-2018, 09:23 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Germiyanoğulları Beyliği
Batı Anadolu Türkmen hânedanlarından biri (1260-1429). Selçuklu Türkiyesi'nde, Bizans sınırının güney kesiminden sorumlu, büyük uc beyi (emîr-i kebîr = duka) idiler (kuzey kesiminde bu görevi Çobano uları yapıyordu). Do uda Karaman, güneyde Hamîd, kuzeyde Osmanlı, batıda Karasi, Saruhan, Aydın ve Menteşe beylikleri ile çevrili olan Germiyano ulları, Karaman hariç, bu beyliklerin hepsinin başı idi. 1300'de Osmano ulları, uc beyli inden, büyük uc beyli ine yükselip, Germiyan nüfuzundan kurtuldular. Germiyano ulları'nın, Ege'ye do ru Bizans topraklarını feşetmekle görevlendirdikleri uc beyleri (Karasi, Saruhan, Aydın, Menteşe) de Germiyan nüfuzundan çıktılar. Avşar boyundan olmaları muhtemel ve sünnî-hanefî olan Germiyano ulları, Aydıno ulları üzerindeki üstünlüklerini 1328'e kadar devam ettirdiler. Bugünkü Kütahya, Uşak, Denizli ve Afyon illeri üzerindeki beylik, 44 000 km2 kadardı. 1360'a do ru 37 000 km2'ye düşmüştü. Taht şehirleri (başkentleri) Kütahya'yı 1378'de Osmanlı'ya verip daha da küçüldüler. Nihayet 1390'da, tamamen bir sancak şeklinde Osmanlı Devletine katıldılar. Ancak 1402'de Ankara bozgunundan sonra, Germiyan beyli i tekrar kuruldu. Taht şehirleri, Kula'dan gene Kütahya'ya getirildi. 1414'te Osmanlı'ya tâbi oldular. Altıncı ve sonuncu Germiyano lu II. Yakup Bey (1387-1390 + 1402-1429), 12 yıl Timur'un yanında yaşamıştı. Yıldırım Bayezid'in kayınbiraderi idi. O lu olmasına ra men, ölümünde ülkesini Osmanlı Devletine vasiyet etti. Vasiyeti yerine getirildi. 1429 şubatında kütahya'ya bir Osmanlı sancak beyi gönderildi. Germiyan tahtı denen Kütahya, 1451'de Ankara yerine büyük Anadolu Eyaletinin merkezi (beylerbeyi tahtı) oldu ve bu durumu XIX. asra kadar devam etti.
Germiyano ulları zamanında Kütahya sarayı, ünlü şair ve bilginlerin bulundu u canlı bir kültür merkezi idi (Bahâ Ali, şeyho lu Mustafa, ıshak Fakîh, Ahmedî ve kardeşi Hamzevî, Ahmed-i Dâî, şeyhî vs.). Germiyano ulları hânedanı, zamanımıza kadar gelmiştir. II. Abdülhamid Han'ın sadrazamlarından Abdurrahman Nureddin Paşa, VI. Mehmed Vahideddin Han'ın bir damadı bu hânedandandır.
Germiyano ulları'ndan beş bey, 1276-1368 arasında, Kütahya'ya tâbi olarak, DEnizli'de beylik yapmışlardır. Bunlara ınanço ulları veya Denizli Beyleri denir. 1368'de Denizli, asıl Germiyan beyli ine katılmış ve 1390'da bir Osmanlı sanca ı olmuştur.
|
|
|
| Candaroğulları (ısfendiyaroğulları) Beyliği |
|
Yazar: RasitTunca - 08-17-2018, 09:21 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Candaroğulları (ısfendiyaroğulları) Beyliği
Beyli in kurucusu Demir Yaman Candar Bey, O uzların Kayı boyundandır. Beyli in 8. beyi ısfendiyar Bey'den sonra (1392'den itibaren) itibaren hanedan ısfendiyaro ulları olarak anılmıştır. Beyli in asıl adı Cândâro ulları Beyli i'dir. Fakat sonradan hanedana son hükümdarlarına göre Kızıl-Ahmedlular diyen tarihçiler de vardır.
Candaro ulları, devamlılık ve Osmanlılar'la son derece sıkı münasebetleri bakımından mühim bir beylik kurmuşlardır.1291-1461 arasında 170 yıl sürmüştür. Karamano ulları'ndan sonra, Dulkadıro ulları ile beraber en devamlı Türkmen beyli i Candarlılar'dır. 1308'e kadar Selçuklular'a, 1335'e kadar ılhanlılar'a tabî olan Candaro ulları, bu tarihten 1383'e kadar 49 yıl istiklâl kazanmışlar, 1383'te Osmano lu I. Murad'a tabî olmuşlardır. 1392'den 1402 ye kadar 10 yıl, alelade Osmanlı valisi durumuna düşmüşler, Ankara felâketinden sonra tekrar istiklâl kazanmışlar, fakat 1413'te tekrar Osmanlı tâbiiyetine girmişler, 1417'de ve sonraki yıllarda bu tâbiiyet ba ları gittikçe artmıştır.
1459-1461 arasında gene Osmanlı valisi vaziyetinde kalmışlardır. Osmano ulları ile Candaro ulları'nın kanı o derece karışmıştır ki, Candaro ulları, nadiren Osmanlılar'a muhalif bir siyaset takip edebilmişler, ekseriya onlarla müttefiken hareket etmişler, birçok Candaro lu do rudan do ruya Osmanlı hizmetine girmiştir.
Beylik, Kastamonu, Sinop, Samsun, Çankırı, Zonguldak vilayetlerinde hüküm sürüyordu. Osmanlı sarayı ile sıkı bir akrabalık ba ı kurmuşlardı. 1461'de Osmanlı Devleti'ne ba landı.Türkiye Selçuklu Sultanı II. Gıyâseddîn Mes'ûd, taht mücâdeleleri sırasında Çobano ullarının karıştı ı bir savaşta esir düşmüş, fakat sonra kurtarılmıştı (1292). Sultan Mes'ûd, kurtarılması sırasında yararlı ı görülen şemseddîn Demir Yaman Candâr'a Kastamonu ve havalisini vermiş ve böylece bu beyli i kurulmuştu.
Ama bu hibe işe yaramadı çünkü bu sırada Çobano ullarından Hüsâmeddîn Bey Kastamonu'yu elinde bulunduruyordu. şemseddîn Yaman Candâr'ın yerine geçen o lu Süleymân Paşa âni bir baskınla Kastamonu'ya sahip oldu. Daha sonra Sinop şehri de Candaro ulları topraklarına ilhak edildi (1322). Bir süre sonra taht mücadelesi sebebiyle beyli in ikiye ayrıldı ını görüyoruz. Osmanlıların yardımı ile Süleymân-şâh 1384'den itibaren Kastamonu'ya hâkim olmuş, rakibi Celâleddîn Bayezid ise Sinop'a çekilmek zorunda kalmıştı. II. Süleymân-şâh Osmanlılar ile dost geçindiyse de, bu dostluk Yıldırım Bayezid'in ilk yıllarına kadar devam etmiştir.
Yıldırım Bayezid, Anadolu'daki Türk birli ini sa lama yolundaki çalışmaları sırasında Candaro ulları topraklarına sahip olmuş, fakat Sinop'ta Candao ulları Beyli ini devam ettirmiştir. ısfendiyar Bey Ankara savaşından (1402) sonra Timur'un hâkimiyetini tanıdı. Bunun karşılı ında da eski Candaro ulları toprakları kendisine verildi, böylece Kastamonu'ya yeniden hâkim oldu.
Osmanlı şehzâdeleri arasındaki saltanat mücadelesi sırasında, tedbirli bir politika takip ederek, her defasında bu şehzâdelerden birisini destekledi. Bu mücadele sonunda duruma hâkim olan Çelebi Mehmed ile dost geçindi. Çelebi Mehmed'e Karaman ve Eflak seferlerinde o lu Kasım Bey idaresinde yardımcı kuvvet verdi (1417).Fakat Kasım Bey geri dönmeyerek Çelebi Mehmed'den Candaro ullarına ait bazı yerlerin kendisine verilmesini istedi. Neticede Kasım Bey bu arzusuna kavuşmuş, ısfendiyar Bey de Osmanlılara tâbi olmuştu. Ancak Sultan II. Murad Osmanlı tahtına çıktı ı zaman (1421) meydana gelen karışıklıklardan istifade eden ısfendiyar Bey oldu ve Kasım Bey'in elindeki toprakları ele geçirdi.II. Murad, şehzâde isyanları bastırıp duruma hâkim olduktan sonra ısfendiyar Bey üzerine yürüdü. ısfendiyar Bey yeniden Osmanlılara tâbi oldu (1423-4) ve bundan sonra da onlarla dost geçindi.
Candaro ulları Beyli i Fatih Sultan Mehmed devrine kadar varlı ını sürdürdü. Fatih Trabzon seferi dönüşünde Kastamonu ve Sinop Osmanlı topraklarına katılarak Candaro ulları Beyli i'ne son verildi (1462).Candaro ulları beyleri çeşitli eserlerle ülkelerini imâr etmişlerdi. Bu devreden Kastamonu'da ıbn Neccâr Câmii ve altı yapıdan ibaret bir külliye olan ısmail Bey ımâreti en önemli eserler olarak göze çarpmaktadır. Candaro ulları beyleri sanat adamlarını da himaye etmişler ve kendi adlarına çeşitli Türkçe eserler yazdırmışlardır. Candarlılardan ısmail Bey (1443-1461) "Hulviyât-ı şâhî" isminde büyük bir eser yazmıştır.
|
|
|
| Menteşeoğulları Beyliği |
|
Yazar: RasitTunca - 08-17-2018, 09:18 AM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Menteşeoğulları Beyliği
Selçukluların uç beyli i olarak Menteşe Bey tarafından 1300'de kuruldu. Mu la, Kaş, Fenike, Bozdo an, Çine, Tavas, Çameli, Acıpayam, ile Aydın ve Denizli illerinin güneyinde hüküm sürdü.Menteşeo ulları Beyli i'nin, E e Denizi'nde kuvvetli bir donanması vardı. Selçuko ullarına ve ılhanlılara tabi oldu, fakat Osmanlılarla mücadele edemeyerek 1424'de bir Osmanlı eyaleti haline geldi.
Menteşe Beyli i'ni deniz yoluyla bu havaliye gelen ve içeri do ru girerek sahil ile Denizli arasına yerleşen Türkmenler kurmuşlardı. Mu la vilayeti (Karia) 1261'den sonra sahilden itibaren Türklerin akınlarıyla karşılaştı. Menteşe idaresindeki Türkler 1282'de Güzelhisar ile Sultanhisar'ı zabtetmişlerdi. ılhanlı hüküdarı Geyhütû 1291'de Karaman, Eşref ve Menteşo ullarına karşı bir tedîb seferi düzenlemişti. Daha sonra Türkler Karia'ya tamamen hâkim oldular.
Bu beyli in emîrlerinden Mes'ûd Bey 1300'de Rodos adasının önemli bir kısmını elde etmişse de, Hospitaliers şövalyeleri adaya tamamen hâkim olmayı başarmışlardı (1308 ). Mes'ûd Bey'in adayı geri almak için girişti i çabalar ise sonuçsuz kaldı. şücâeddîn Orhan Bey'in 1320 yılından itibaren şövalyelerden Rodos'u almak için girişti i mücadelelerde muvaffak olamadı.Venedikliler kendilerine karşı harekâta hazırlanın ıbrâhîm Bey'i donanmaları ile tehdit etmişler ve 1352-55 yılları arasında Girid Dukası vasıtasıyla yapılan bir anlaşma sonucu silâhsızlaşmaya zorlanmışlardı.
ıbrâhîm Bey'in 1360 yıllarından önce öldü ü tahmin ediliyor. Onun ölümünden sonra üç o lu da beyli in bir parçasında hüküm sürmeye başladılar. Gazî unvanı ile anılan Ahmed Bey'in Rodos'la Kıbrıs arasında sefer yapan gemilere karşı harekâtı üzerine (1365'de Kıbrıs) donanması Aydın ve Menteşe sahillerini tehdit etmiş, fakat Venediklilerin araya girmesiyle barış yapılmıştı.Daha sonra Sultan Yıldırım Bayezid, Menteşe sahillerini Balat'a kadar zabtetti. Di er yerlerde hüküm sürme e devam etti i anlaşılan Ahmed Gazî 793/1391 yılında öldü. Ondan sonra beyli in başına geçen Mehmed Bey, Osmanlıların yeni bir hareketi karşısında, Candaro lu ısfendiyar Bey'in yanına kaçmıştı. Bu suretle Menteşe toprakları Osmanlılar tarafından zabtedildi.
Menteşe Bey, Elbistan Bey'in o lu ve Kuru (veya Kara) Bey'in torunudur. Yerine o lu Mesud Bey geçmiştir. Kızı, Aydın Fâtihi şaşa Bey'le evlenmiş, di er o lu Kirman Bey, Finike beyi olmuştur. Kirman Bey'in o lu Zevan Bey'dir. Mesud Bey'in yerine o lu Orhan Bey geçmiştir. Di er o lu ıbrahim Bey'dir. Orhan Bey'in yerine o lu ıbrahim Bey tahta oturmuş, kızı, Aydıno lu Süleyman şâh Bey'le evlenmiştir. ıbrahim Bey'den sonra büyük o lu Mehmed Bey hükümdar olmuştur. Bu zat, başkenti Beçin'den Balat'a BibBiiiiiibürmüştür. Kardeşi Ahmed Bey, Beçin beyi olmuştur. Di er kardeş de 1370 yıllarında ölen Musa Bey'dir. Mehmed Bey, Yıldırım tarafından tahtından mahrum edilmiş, Gazi Ahmed Bey'in ölümü üzerine Beçin de Osmanlı birli ine katılmıştır.
Ankara Savaşından sonra Mehmed Bey, tekrar hükümdar olmuş, az sonra yerine o lu ılyas Bey geçmiştir. Kızı, Aydıno lu II. Umur Bey'le evlenmiştir. Di er o lu Gıyâseddin Mahmud Bey, 1392 sıralarında ölmüş, kızı Fatma Hatun'dan Umur Paşa ve Sultan Paşa Hatunlar adlarındaki kız torunları olmuştur. ılyas Bey, Çelebi Sultan Mehmed'e tabî olduktan sonra ölmüş, yerine o lu Leys Bey geçmiştir. Di er çocukları 1420'de ölen Fatma Hatun, Hüseyin Paşa Hatun, Sultan Paşa Hatun, 1425 yıllarında ölen Ahmed Bey'dir. Ahmed Bey'in o lu, 1455 yıllarında ölen ılyas Bey'dir.
1425 yılında veya bir yıl önce veya sonra devlet, tamamen Osmanlılar'a geçmiş, Menteşe Sancakbeyli ini teşkil eylemiştir.Osmanlı şehzâdeleri arasındaki saltanat kavgalarında Çelebi Mehmed aleyhine yapılan ittifaka girdi. Fakat müttefiklerin Çelebi Mehmed'e yenilmesi üzerine, ılyas Bey onun hâkimiyetini tanımak zonurda kalmıştı (1414). Aynı yıl içinde o tamamıyla Osmanlı hâkimiyetine girerek hâkimiyetini kaybetti. ılyas Bey'in ölümünden sonra bir ara iki o lu beyli in başına geçmeye muvaffak oldular. Sultan II. Murad 1424'de Menteşe Beyli i topraklarını zabtederek bu iki kardeşi yakaladı ve hapsetti. Böylece bu beylik sona eriyordu.
Menteşeo ulları memleketlerini câmi, medrese ve imâret gibi mimârî eserler ile süslemişler ve edebî şahsiyetleri himâye ederek kendi adlarına bazı eserleri Türkçe'ye çevirtmişlerdi. Kendi zamanlarında Milas'da Hacı ılyas Câmii ve Milas Ulu Câmii, Balat (Milet) Ulu Câmii ve Peçin'deki Ahmed Gazî medresesi bugüne kadar varlı ını korumuştur.
|
|
|
| Pervâneoğulları Beyliği |
|
Yazar: RasitTunca - 08-16-2018, 05:07 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Pervâneoğulları Beyliği
Selçuko ullarına ba lı idi. 1277'de Muineddin Mehmed Bey tarafından kuruldu. Mehmed Bey saray nazırı demek olan Pervane ünvanı ile anıldı ı için beyli e bu ad verildi. Sinop ve çevresine hükmediyordu. Selçuko lu Gazi Bey Sinopu işgal edince bu beyli e son verildi.
Abaka Han'ın 1277'de Muîneddîn Süleymân'ı öldürmesi üzerine Mehmed Bey istiklâlini ilân etmiş ve Pervâneo ullları Beyli i'ni kurmuştu. Mehmed Bey Mo ollar ile iyi geçinmekte ve onların verdi i devlet işlerinde de vazife görmekteydi. Fakat o Mo ollara karşı bir hareketin hazırlıkları içindeyken hastalanarak öldü (1297). Bundan sonra Muîneddîn Süleymân'ın bir torunu Mes'ûd Bey'i Sinop hâkimi olarak görüyoruz.
Mesûd Bey, devletinin hudutlarını genişleterek Bafra ve Samsun'u ele geçirdi. Sinop'ta bir Ceneviz kolonisi bulunuyordu. Bundan istifade ederek Mesûd'u esir alarak Kefe'ye BibBiiiiiibürdüler. Mesûd Bey çok a ır bir kurtuluş akçası vererek kurtulma a muvaffak oldu (1298 ).
Yerine geçen o lu Gazî Çelebi donanmasıyla başarılı askerî harekâta girişti. Öteki Trabzon Rum Devleti ile anlaşarak 1313 yılında Kırım sahillerine ve Kefe'ye bir sefer yaptı. Kefe yakınında bir Ceneviz donanmasını a ır bir yenilgiye u rattı.
1319 yılında, bu kez Trabzon'a karşı hücuma geçti. Daha sonra Sinop'a girmek isteyen Cenevizliler onun kuvvetleri karşısında perişan oldular (1322). Gazî Çelebi erkek evladı olmadı ı için son yıllarından Candaro ullarından Süleymân Paşa'nın hâkimiyetini tanımıştı. Ölümünden sonra Pervâneo ulları Beyi i, Candaro ulları topraklarına katıldı (1322).
|
|
|
| Sâhib-Atâoğulları Beyliği |
|
Yazar: RasitTunca - 08-16-2018, 05:04 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Sâhib-Atâoğulları Beyliği
Bu beyli in kurucusu Ebû Bekir o lu Hüseyin o lu Sâhib Ata Fahreddin Ali, 1266'dan 1285'e kadar 19 yıl Türkiye vezîri idi. Büyük bir devlet adamı olarak tanınmış, pek çok da hayır eseri bırakmış, ilmi ve güzel sanatları himaye eylemiştir. Sâhib Ata, hayatında Afyon'u malikâne olarak aldı. O zamana kadar "Kara Hisar" denen şehre onun adına izafeten "Karahisâr-ı Sâhib dendi. Sonra "Afyonkarahisar" olmuştur. Çünkü Anadolu'da başka "Kara Hisar"lar da vardı ki, en tanınmışı, şebinkarahisâr'dır ve eski adı şarkî Kara Hisar'dır.
Sâhib Ata, o ullarının niyabeti ile Afyon başkent olmak üzere çevrenin beyli ini idare etti. 1285 Kasımında Aksaray'da öldü. O ulları Tâceddin Hüseyin ile Nusreteddin Hasan, 1276 Mayıs'ında yani babalarından önce öldürülmüşlerdi. Kızı Melike Hatun'un da adını biliyoruz. Yerine geçen torunu şemseddin Ahmed Bey, Hasan Bey'in o ludur. Ahmed Bey, Germiyano lu'nun damadı idi. O da öldürülünce yerine o ulları Nusreteddin Ahmed ve Muzaffereddin Devlet beyler geçtiler. Ahmed Bey, tahttan feragat edip Kütahya'ya ana tarafından ba lı bulundu u Germiyan Sarayı'na gitti. 1308'e kadar Türkiye Hakanlı ı'nın bir parçasını teşkil eden beylik, sonuna kadar ılhanlılar'ı metbû tanımıştır. Önce bütün Afyon çevresine hâkimken, gittikçe küçülmüş, şehirle civarından ibaret kalmış, daha fazla Germiyan tesirine düşmüş, nihayet Germiyan beyli ine katılmıştır. Devlet Bey'in o ulları, Germiyano ulları zamanında da şehirde nafiz olmuşlardır. Bazı kitaplarda Afyon'a, bu Devlet Bey'e izafeten "Kara-Hisâr-ı Devle" de denilmektedir.
Karamano lu Mehmed Bey ve düzmece Selçuklu şehzâdesi Siyavuş'un Konya'ya hâkim olmaları üzerine Sâhib Atâo ulları Karahisar'da asker toplayarak onlara karşı harekete geçtiler.Siyavuş ve Mehmed Bey de Akşehir istikametinde yürüdüler. Tâceddin Hüseyin ve Nusreddîn Hasan bu mücadelede öldürüldüler (1277). Bundan sonra beyli in başına Hasan'ın o lu şemsedîn Mehmed geçti. Onun devrinden itibaren takriben yirmi yıl süreyle Denizli bölgesi Sâhib Atâo ulları ve Germiyano ulları arasında bir çekişme sahası olmuştu. ılhanlı Beylerbeyi Emîr Çoban Anadolu'ya geldi i zaman itaatlerini bildiren Anadolu beylikleri arasında Sâhib Atâo ulları da bulunuyordu (1314). Bu beyli in başında daha sonra şemseddîn Mehmed'in o lu Nusreteddîn Ahmed'i görüyoruz.
ılhanlıların Anadolu valisi Timurtaş, batı uçlarında gaza yapan Türkmenleri itaat altına almak için ilerledi i sırada Nusreteddîn Ahmed Germiyano ullarının yanına kaçtı. Daha sonra Timurtaş'ın Mısır'a kaçmak zorunda kalması üzerine (1327) Nusreteddîn Ahmed ülkesine döndü ve Germiyano ullarının hâkimiyetini tanıdı. Onun 1342'den sonra öldü ü tahmin ediliyor. Bu tarihten sonra Sâhib-Atâo ullarının toprakları Germiyano ulları tarafından ilhak edilmiştir.
|
|
|
| inançogulları Beyliği |
|
Yazar: RasitTunca - 08-16-2018, 05:01 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
inançogulları Beyliği
ınanço ulları, Germiyano ulları hânedânındandır. Fakat ınanç Bey'le babasının hangi Germiyan beyinin o lu veya kardeşi oldu unu şimdilik bilmiyoruz. Bunlar o zaman "Lâdik" denen Denizli başkent olmak üzere Denizli bölgesinde hüküm sürmüşlerdir. Topraklan 8.000 km2'yi geçmemiştir. 1276'dan 1368'e kadar 92 yıl devam etmişlerdir.
Önce Selçuklu valisi, sonra 1335'e kadar ılhanlılar'a tabî olan Germiyano ulları'na tabî olmuşlardır. "Denizli Beyleri" de denen ınanço ulları'nın ilki Ali Bey, Türkiye Hâkanlı ı'nın Denizli valisi idi. O lu ınanç Bey ve di er o lu To an Paşa, onu makamında istihlâf etmişlerdir. To an Paşa'dan sonra o lu Arslan Bey ve bunun o lu ıshak Bey, tahta çıkmışlardır.
Mo ol istilâsı önünden Anadolu'ya kaçan ve yerleşen Türkmenler arasında en kuvvetlilerini Denizli (Lâdik), Honas ve Dalaman bölgesinde bulunanlar teşkil etmekteydi. Başlarında uc gazisi sıfatlarını taşıyan Mehmed Bey, kardeşi ılyas, damadı Ali Bey gibi beyler vardı. Mehmed 1261'de Sultan II. ızzeddîn Keykâvus'a karşı ayaklanmış ve ertesi yıl ılhanlı Sultanı Hûlâgû'ya (1256-1265) ba lı olarak Denizli beyli ini kurmuşlardı (1262). Daha sonra Mehmed Bey ılhanlılar tarafından ma lûp edilerek yakalandı ve öldürüldü. Ona ihanet eden Ali Bey Türkmenlerin başına geçti ve bir süre Selçuklulara tâbi olarak kaldı. Daha sonra Selçuklu Devleti'ne sadakatsizlik gösterdi ve bu da beyli i kaybetmesine sebep oldu.
Bundan sonra, Denizli bölgesinin bir süre için Sahip-Atao ullarının eline geçti i anlaşılıyor. Bu bakımdan ınanç Bey'in hangi tarihte beyli in başına geçti i kesinlikle bilinemiyor. 1314 yılında ılhanlı Beylerbeyi Emîr Çoban Anadolu'ya geldi i zaman ona itaat edenler arasında ınanç Bey de bulunuyordu. Beyli in sonuncu emîri ıshak ise ilmi ve bilginleri koruyan bir şahıstı. Lâdik (Denizli) beyli i, Denizli şehrinin Germiyano ullarının eline geçmesi ile son bulmuştur (1368 ).
|
|
|
| Gök Türk Yazisi |
|
Yazar: RasitTunca - 08-16-2018, 04:59 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Orkun Abaçası
GÖK TÜRK YAZISI *
ATSIZ
Gök Türkler ça ında Türklerin kendilerine mahsus yazıları vardı. Bu yazıya "Gök Türk yazısı", yahut bu yazının ilim âlemine ilk defa malûm olan örnekleri Orhun Irma ı yakınında bulundu undan, "Orhun yazıları" adı verilir. Orhun yazılarının en eskileri sekizinci asır başlarına aittir. Halbuki bu yazı daha önceleri de kullanılıyordu. Gök Türk devleti zamanında ekseriyetle onlara tabi olarak yaşayan, fakat başlarında ayrı bir ka anları bulunan Kırgızların yaşadı ı yerlerde de bu yazı ile yazılmış bir takım taşlar bulunmuştur. Demek bu yazı yalnız Gök Türkler tarafından de il, Gök Türklerle ça daş olan öteki Türkler tarafından da kullanılmıştır. Gök Türkler tarihe altıncı asırda girdikleri halde Kırgızlar milattan önceki asırlardan beri tanınmış bir Türk boyudur. Acaba bu yazı ilk önce hangi Türkler tarafından kullanıldı? Buna kat'î bir cevap verilemez. Yalnız, Kırgızların yaşadı ı yerlerde bulunan taşlar üzerindeki yazının daha iptidaî ve acemice olmasına, dilinin de Gök Türklere ait yazılardaki kadar ileri bulunmamasına bakılarak, bu yazının ilk önce Kırgızlar arasında kullanıldı ı, Gök Türklerin onlardan aldıkları bu yazıyı daha çok olgunlaştırdıkları düşünülebilir.
Bazı bilginlerin bu yazının eski Ârâmî yazısından çıktı ını ileri sürüyorlar. Ârâmî?ler, Sâmî bir millet olup medenî idiler. Bunların yazısı milattan önceki asırlarda ıran?a girmişti. Bu yazıdan birkaç elifbe çıkmıştı. ışte Gök Türk yazısı da, onlarca, bu elifbelerden biridir. Başka bilginler ise bu yazının eski Türk damgalarından çıktı ını söylüyorlar. Bu elifbedeki bazı harflerin Türklerin öz malı oldu u muhakkaktır. Yazıyı kısmen başkalarından almış olsalar bile kendi damgalarından da ona çok şey katmışlardır. Meselâ ok seklinde bir harf vardır ki "ok" veya "uk" diye okunur. Hiç şüphesiz bu harf eski Türk damgalarından biridir.
Türk harfleri, kullanıldıkları muhtelif yazıtlarda ufak tefek bazı farklar gösterir. Fakat bu farklar bir tekâmülün neticesidir. Bu harflerin en mükemmel örnekleri en son olarak yazılan Kül Tigin ve Bilge Ka an yazıtlarındandır. Bunlarda gerek harfler, gerek imlâ en iyi şeklini bulmuştur.
Bu eski Türk yazısı 39 harften mürekkeptir. Beşi sesli, sekizi katışık, yirmialtısı da sessizdir. Sesli harflerin az, sessizlerin çok olmasının sebebi şudur: Bu elifbede ekseriyetle sessiz harfler seslileri okutmaktadır. Meselâ "a" ve "e" sesleri için bir tek işaret vardır. Bunun ne zaman "a" ne zaman "e"' okunaca ını kendisinden önce veya sonra gelen sessiz harf tâyin etmektedir. Sessiz harflerin co u için ikişer işaret vardır. Meselâ "b" için iki harf olup biri kalın, di eri incedir. Yukarıdaki sesli harf kalın "b" den sonra gelirse "ba" ince "b" den sonra gelirse "be" okunmaktadır. Böyle muayyen birkaç kaidesi olan bu elifbe Türkçe?yi ifade eden en mükemmel bir elifbedir. Sesli harflerden biri "a, e", biri "ı, i", biri "o, u", biri "ö, ü", biri de e ile i arasındaki kapalı "e" dir. Fakat bu sonuncu harf sonradan bırakılmış ve onun yerine daima " i " kullanılmıştır. Katışık harfler ise şu sesleri vermektedir:
1- nç;
2- ld, lt;
3- nd, nt;
4- ok, uk, ko, ku;
5- ök, ük, kö, kü;
6- ny, yn;
7- iç;
8- ık, kı.
Sessiz harflerden ç, z, m, ş, p harflerinin birer şekli; b, t, s, d, r, k, g, l, n, y harflerinin kalın ve ince olmak üzere ikişer şekli vardır. Bir de sa ır nun dedi imiz harf vardır ki bu harf aşa ı yukarı "ng" sesini verir. Bundan dolayı bunu katışık harfler arasında saymak da mümkündür. Bugünkü Türkçe?de kullanılan c, j, f, v, h harfleri ise eski Türkçe?de yoktur. Bu Türk harfleri muayyen bir imla ile yazılır. Kelimeleri birbirinden ayırmak için şu ( : ) iki nokta kullanılır. Bazen iki veya üç kelime bitişik yazıldıktan sonra bu iki nokta konur. ıltibas olmayan yerlerde bazı sesli harfler kullanılmaz. Meselâ t, z, r harflerinin kalınlarının adı at, az, ar ve incelerinin et, ez, er, oldu u için hece başlarındaki "a" ve "e" harfleri yazılmaz. "at" yazmak için kalın bir "t", ve "er" yazmak için ince bir "r" kâfidir.
Orhun veya Gök Türk yazısı esas itibariyle sa dan sola yazılır. Fakat umumiyetle âbideler dikildi i zaman sa taraf yukarıya, sol taraf ise aşa ıya getirilir. Meselâ "Türk Edebiyat Tarihi" kelimelerini iki satır halinde yazmak icap etse şöyle yazılır:
: ıtayibede : krüT
: ihirat
...............................
Böyle yazıldı ı zaman birinci satırdan sonraki satırların sa a ve sola yazılması kat'î de ildir. Bazen sa a, bazen sola yazılır. Küçük mezar yazıtlarında ise hiçbir kaide gözükmüyor. Bazen karmakarışık yazıldı ı da vardır.
Gök Türkçe?nin Hususiyetleri
Bugünkü Türkçe?nin anası olan Gök Türkçe?de, bugünkü Türkçe?de olmayan bir takım hususiyetler vardır. Bu hususiyetler, hem kelimelere, hem eklere aittir. Gök Türkçe metinleri iyi anlamak için bunları bilmeye lüzum vardır. Bu hususiyetlerin belli başlıları şunlardır:
1- Gök Türkçe?de "g" ile kelime başlamaz. Bugünkü Türkçede kelime başlarındaki "g" ler Gök Türkçede "k" dır. Bugünkü "görür" ve "geldi" yerine Gök Türkçede "körür" ve "kelti" denir.
2- Kelime başında "d" harfi de bulunmaz. "Dört", "düz", "do u", kelimeleri Gök Türkçe?de "tört", "tüz", "to u" dur.
3- Bugünkü Türkçe?de ötreli heceden sonra esreli hece gelmez. Halbuki Gök Türkçe?de gelebilir. Bugünkü Türkçe?deki "kişi o lu", "öldü" kelimeleri yerine Gök Türkçe?de "kişi o lı", "ölti" denir.
4- Gök Türkçe?de izafet terkiplerini teşkil eden iki ismin sonunda umumiyetle ek yoktur. "Türk budun", "Türk ka an" bugünkü Türkçeye göre "Türk milleti", "Türk ka anı" demektir.
5- Gök Türkçe?de "v" harfi olmadı ı için bugünkü Türkçe?nin "v" li kelimeleri hep "b" lidir. "Eb", "bar", "barur" kelimeleri "ev", "var" , "varır" kelimelerinin karşılı ıdır.
6- Bugünkü "olmak" fiili Gök Türkçe?de "bolmak" tır. "Boltı" yahut "boldı" şimdiki "oldu" ya karşılıktır.
7- Sayı saymak usulü biraz aykırıdır : "On" dan sonra "onbir", "oniki" diye sayılmaz. Ya "on artukı bir", "on artukı iki" demek, yahut "biryigirmi", "ikiyigirmi" demek lâzımdır. "Yigirmi" (yani "yirmi") "ikinci on" oldu u için "bir yirmi demek "ikinci ondan bir" demektir. Bunun gibi, meselâ "36" demek için ya "otuz artukı altı", yahut "altı kırk" demek icap eder.
8- Bugünkü "li, lı, lü, lu" ekleri yerine "lig, lıg" ekleri vardır. "dizlig", "ka anlıg" kelimeleri "dizli", "ka anlı" demektir.
9- Mef'ûlübih eki "g, ig, ıg" ekleridir. Kişig, ordug, işig, budung kelimeleri "kişiyi, orduyu, işi, budunu" demektir.
10- Mef'ûlüileyh eki "ke, ka" dır. "Ka anka" bugünkü Türkçe?ye göre "ka ana" demektir.
11- Gök Türkçe?de mef'ûlüanh yoktur. Onun yerine mef'ûlüfih kullanılır. Meselâ "anda kisre" "ondan sonra" demektir.
12- Tasrif olunmayan rabıt sigaları biraz başka türlüdür: "Süre", "aşa", "yeyü", "ölü" kelimeleri bugünkü Türkçeye göre "sürerek", "aşarak", "yiyerek", "ölerek" demektir. "Kodıp", "koyup" demektir. "Kelipen", "olurıpan" ise yine "gelip", "oturup", demek olup bugünkü Türkçe?de kullanılmayan bir şekildir.
13. Gök Türkçe?de bugünkü gibi ism-i fâil yoktur. Fakat buna karşılık başka bir şekil vardır ki sonraları kullanılmamıştır. "Veren" ve "varan" ism-i fâillerinin Gök Türkçe?deki karşılı ı "berigme" ve "barıgma" dır.
14- Bugünkü Türkçe?de bazı "y" ler, Gök Türkçe?de "d" dir. Meselâ "adak", "bod", "kodıp", "udımadım" kelimeleri "ayak", "boy" (kabile), "koyup", "uyumadım" demektir.
|
|
|
| Türk Soyu |
|
Yazar: RasitTunca - 08-16-2018, 04:57 PM - Forum: Tarih Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Türk Soyu
Tarihte Türk ırkı hakkında çeşitli tasvirler yapılmıştır. Çin,Latin ve Grek kaynaklarında Türkler daha çok Mo ol tipinde tasvir edilmişlerdir. Bunun sebebi ise Türkler'in tarih boyunca en çok temasının Mogollar'la olmasıdır. Mo ol kitleleri yıllarca Türkler'in idaresinde yaşamış,göçlere,savaşlara Türkler'le beraber katılmışlardır. Bunun sonucunda bu kaynaklar Türk ile Mo ol tipini birbirine karıştırmıştır.
Son yarım asır içinde yapılan ilmi çalışmalar ve araştırmalar sonucu Türkler'in beyaz ırka mensup bulundukları, yeryüzünde mevcut üç büyük ırk grubundan "Europid" adı verilen grubun "Turanid" tipine mensup bulundukları anlaşılmıştır. Kafa yapıları Brakisfal (yuvarlak kafalı)dır. Türklerin kendilerini başta "Mongolid" Mo ollar olmak üzere di er topluluklardan ayıran antropolik çizgilere sahip oldukları tespit edilmiştir. Türkler'in hakim vasfı beyaz renk,düz burun,de irmi çene,hafif dalgalı saç,orta gürlükte sakal ve bıyıktır.
Turan tipine örnek olan Orta Asya, Maveraünehir ve di er Yakın Do u Türkleri beyaz tenli ,koyu parlak gözlü, de irmi yüzlü,endamlı,sa lam yapılı erkek ve kadınları ile Ortaça kaynaklarında güzelli in timsali olarak gösterilmiş hatta ıran edebiyatında Türk sözü "Güzel ınsan" manasında kullanılmıştır. Tevrat'ta nakledilen bir rivayette ise Türk soyunun Ham ve Sam'dan de il, Yafes'den türemiş olarak beyaz ırktan geldi i gösterilmiştir.
|
|
|
|