| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
| Ümmü Habibe(ra)’ye Sesleniş |
|
Yazar: RasitTunca - 10-22-2018, 12:27 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Ezvâc-ı Tâhirat’tan Ebû Süfyân’ın kızı
Mekke’den yolculuk var. Habeş diyarına.
Tek Rabbe inananlar, deniz yolunda.
Dile kolay… Ana yurdu, eşi dostu bırakmak;
Taşı, toprağı, Kâbe’yi arkada komak…
Ne zor… Öz vatanından kaçar gibi ayrılmak,
Deniz aşırı beldede meçhule uzanmak…
Her ev boşalıyor. Bu sefer yüz kişi gidiyor.
Mekke telaşta. Anne, ata demeden;
Putların hiçbirini görmeden;
oğul, kardeş, kız, yeğen,
Hem de Ebû Süfyân’ın kızı gidiyor.
Gemiyle gideceklermiş.
Çöl arabı nasıl katlanır gemiye?
Islak, nem, rüzgâr, deniz.
Gitsinler gidebilirlerse…
Habeş sıcak, mülayim.
Orda karışılmıyor kimseye…
Necâşi, adil; Hakk’a yakın.
Önem veriyor dinlemeye…
Müşrikler, müminleri sıkı takipte.
Kararlılar, Mekke’ye geri döndürmede.
Cafer b. Ebi Tâlib, Mus’ab b. Umeyr
Mekke’den gelenlere sorarlar:
Biz köle miyiz ki bizi almaya geldiniz?
Yoksa birinin canına kıydık da kısastan mı kaçtık?
Ya da batıl yollarla halkın malını mı aldık?
Bizler hakla batılı bilmezdik ey Necâşi
Allah içimizden emin bir Resûl gönderdi.
O’nun sayesinde bildik kadının değerini,
Küçük kızları gömmemeyi.
Yetimin başını okşamayı,
Harama yan gözle bakmamayı.
Sonra Meryem sûresini okudular.
İlâhî Vahyin, aynı kaynaktan çıktığına şahit oldular.
Sevinin ey Müslümanlar!
Habeş diyarında size özgürlük var.
…..
Hicret; kurtuluş belki ama ya hasret…
Şu sabah rüzgârına sesleniversek
varır mı Efendimize?..
O’nun selamıyla döner gelir mi bize?
Eziyet görmüyor iyi güzel rahatız ama…
O nasıl acaba?
Ya Ebû Süfyân, merak eder, özler mi kızını?..
Torunu Habibe’yi, sonra damadını…
Ubeydullah’ta değişiklikler var.
Nasrânîlerle çok yakın bu aralar.
Yoksa imanında şüphe mi var?
Her gece görülen bu kâbuslar?..
…..
Habibe’nin annesi!
Ubeydullah b. Cahş’ın seçimi,
derinden yaraladı seni.
İman; sebat, azim ve yürek ister.
Allah’a ve Resûlü’ne teslimiyet
bir de ferâgat ister.
Şimdi önünde üç yol var:
Beyinin ısrarına cevap verip dinini bırakmak,
Mekke’ye baba yurduna geri varmak,
Ya da Habibe’yi bağrına basıp
Habeş ilinde Müslüman’ca yaşamak.
Asil babanın asil kızı. Ümmü Habibe.
Ubeydullah dünyadan ayrıldı,
yalnızlık düştü kaderine.
İman; seni ayakta tutan cevher.
Nesillere bıraktığın en yüce değer.
Şimdi sabr-ı cemil zamanı.
Geçince bu çetin imtihanı,
Şeref senin, şan senin,
Hem dünya hem ukbâ’da
Hayırla yâd senin.
….
Mekke inadından vazgeçmiyor.
Müminler Medine’ye hicret ediyor.
Ay, bedir olunca savaşa çıkılıyor.
Ebû Cehil dünyadan göçünce,
Liderlik Ebû Süfyân’a kalıyor.
….
Babanla Peygamber’in savaşta…
Sen çaresiz, kızınla Habeşistan’da…
Baş secdede, eller duada,
Müjdeci köleler kapıda.
Medine’den muştulu haber var.
Muhammed’le gıyâbî nikâhın var.
Necâşi huzura bekliyor.
Velime yemeği hazırlanıyor.
…
Gemiler kalkıyor limandan
Muhacirler Medine yolcusu.
Allah Resûlü Hayber’de
Yaşıyor iki coşkuyu.
…
Müminlerin annesi evine yerleşmiş.
Yerler süpürülmüş, tertemiz,
İçeride misk-i amber kokusu
Toprak, kilimle döşenmiş.
Efendimiz iltifatta:
“Kureyş kadınları bilirler evi döşemeyi,
Şehirlidirler, değildirler bedevî.”
…
Müşrik, ortak koşan; kâfir, hakikâti örten
Hudeybiye’de kendileriydi ayak direten,
Anlaşmayı eliyle bozunca Mekke,
Ebû Süfyân’ı aracı gönderdiler Medine’ye
Kureyş ulusu, lider, gözü pek.
Medine’de bulamadı himaye bir tek.
Kızının evine girdi naçar.
Toplandı yerdeki minder apar topar.
Kızım minderi mi bana,
beni mi mindere çok gördün?
Babacığım, buyur ettim seni içeri.
Lakin o Habibullah için serili.
Kızım ayıp değil mi?
Çok gördün bana bir minderi.
Ayıbı, günahı, Resûl’den öğreniriz.
Temizi, kirliyi O’nunla biliriz.
Bu sözler babanı derinden sarsacak.
Mekke Fethi’nde iman nasib olacak.
Fahr-i Kâinat onu onurlandıracak.
Sizin eviniz, sığınanlara emân olacak.
….
Ümmü Habibe Validemiz.
Onurlu, asil, vakarlı duruşun.
Mekke’yle Medine’ye köprü oluşun,
Geceleri teheccüde duruşun,
Efendimizin sözlerini okuyuşun,
Seni unutturmayacak…
Sen ki hem Habeş hem Medine muhacirisin,
Sen ki Kureyş Efendisi’nin kızı, imanında sebat edensin,
O’nunla şereflendin O’nunla şereflendi kâinat
Üzerinize olsun tahıyyât tayyıbât ve salevât.
Esra Nur UÇKAN
|
|
|
| Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Muhammed |
|
Yazar: RasitTunca - 10-22-2018, 12:25 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
4) Resûl Oluşu
a) Vahye Uyan Resûl:
“O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.” (53/3)
“De ki: Size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. De ki: Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?”(6/50)
Kur’ân’da defaatle “O gönderilmiş elçilerdendir.” ifadesini zikrederek (2/252, 3/144, 4/49, 28/45-46, 36/3, 67/158) Allah, Resûlü’nden vahye sımsıkı sarılmasını istemiştir.
“Öyleyse Sen, Sana vahyedilen Kur’ân’a sarıl. Şüphesiz ki Sen doğru bir yol üzerindesin.” (43/43)
“Rabbinden Sana ne vahyediliyorsa onun ardınca git. Muhakkak ki Allah ne yaparsanız haberdardır.” (33/2)
Resûlü’nü hak din ile gönderen Allah, (48/28) müşrikler istemese de bu dinin bütün dinlere üstün geleceğini (61/8) müjdelemiştir.
b) Üstün Kılınmış Resûl:
Hz. Muhammed, gönderilen ilk Resûl değildir. (46/9) Aynı yükümlülük daha önce başka insanlara da verilmiştir. Hatta Hz. Musa ve İsa’ya verilen kitapta Hz. Muhammed’in geleceği müjdelenmiştir. (61/6, 7/157-158, 2/146). Hz. İbrahim ve İsmail O’nun için dua etmiştir (2/129)
“Ey Rabbimiz, onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin âyetlerini okusun. Kendilerine kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları temizlesin. Hiç şüphesiz Azîz ve hikmet sahibi Sensin.” (2/129)
Allah, Hz. Muhammed’i elçilerin arasının kesildiği bir sırada göndermiştir. (5/19) O da önceki peygamberleri tasdik ederek bu aileye dâhil olmuştur. (3/3-4, 35/3, 46/12, 30)Allah bu ailedeki bazı peygamberlerinden daha ağır yemin aldığı için , (yükümlülükleri fazla ve imtihanları zor olduğu için) onları ayrıca zikreder.
“Unutma o peygamberlerden misaklarını (kesin sözlerini) aldığımız vakti! Hele Senden, Nuh, İbrahim, Mûsa ve Meryemoğlu İsa’dan ki onlardan ağır bir misak (sağlam bir söz) aldık” (33/7).
Elçilerinden kimi kimine böylece üstün kılınmıştır. (2/253) Allah özellikle Hz Muhammed’e, büyük âyetlerinden bir kısmını göstermiştir. (53/18) Tüm bunlara mukabil de Kevser’i vermiş (108/1) ve Makam-ı Mahmud’a ulaştırmıştır. Allah, Hz. Muhammed’e peygamberliği faziletlerin hepsine sahip olması sebebiyle vermiştir. “Allah elçiliği nereye vereceğini bilir.” (6/124), “Peygamber” olmasaydı bile erdemiyle, üstün bir kişiliğe ve şahsiyete sahiptir. “Ve sen büyük bir ahlak üzerindesin.” (68/4)
c) Müjdeci ve Uyarıcı Resûl:
Rahmeti kendisine ilke edinen Allah (6/12, 54), Rahmetinin tecellisi olarak, âlemlere Rahmet ve lütuf olan Resûlü’nü (21/107, 28/46, 9/61, 3/164), Rahmet olan kitabıyla (7/203, 10/57-58), müjdeci ve uyarıcı olsun diye göndermiştir. (2/119, 5/19, 7/184, 188, 17/105, 25/1, 56, 26/192-194)
“Şüphe yok ki, Biz seni hak ile rahmetimizin müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik. Sen, o cehennemliklerden sorumlu değilsin.” (2/119)
Resûl, onlara Allah’tan kendilerine büyük bir lütuf bulunduğu (33/47); cennete girecekleri (3/15) ve günahlarının bağışlanacağı (39/53, 6/54) müjdesini veriyor.
“Müminleri müjdele! Onlara Allah’tan bir mükâfat vardır…” (33/47)
Müjdenin ise özellikle muttakilere, tağuta kulluk etmekten kaçınanlara, Allah’a yönelenlere (39/17) ve güzel davrananlara (46/12) olduğu belirtilir.
Uyarı ise ulaştığı herkese, (6/19) özellikle de inatçı kavme.
“Biz Kur’ân’ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah’tan korkup sakınanları müjdeleyesin, inat edenleri de korkutasın.” (19/97)
Her toplumun bir uyarıcısı vardır. (13/7, 35/22-24) Allah, Resûllerini kavimlerinin diliyle göndermiştir ki ümmetleri vahyi anlasın ve uyarılabilsinler. (14/4, 46/12)
“Biz, her peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın. Bu itibarla Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidâyete erdirir. O her şeye galiptir, hükmünde hikmet sahibidir.”(14/4)
Yani vahiyde asıl olan anlamadan okumak değil; vahyi idrak edip hayata aktarmaktır. Hz. Muhammed de daha önce uyarıcı gelmemiş olan kavmi (34/44, 36/6) doğru yola gelirler umuduyla, uyarmak için gönderilmiştir. (32/3)Uyarı hesap gününe (42/7) ve çetin azaba (34/46) karşı. Diri olanları uyarmış ki “söz” hak olsun.
“Diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.” (36/70)
Kabirlerde olana ise işittirmek mümkün değil. (35/22-24)
Hz. Muhammed’e düşen sadece uyarmaktır. (5/99, 13/40, 38/65, 64/12, 67/26) Eğer dönerlerse, yapması gereken, özünü kendisine uyanlarla beraber Allah’a teslim etmektir. (3/20, 5/92)
“Buna karşı seninle münakaşaya kalkışırlarsa de ki: ‘Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah’a teslim etmişimdir.’ Kendilerine kitap verilenlere ve (kitap verilmeyen) ümmîlere de ki: ‘Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi?’ Eğer İslâm’a girerlerse hidâyete ermiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah kulları görendir.” (3/20)
Yapacak başka bir şey yok. (3/128) Resûl sadece kendinden sorumlu. (4/84) Çünkü:
1) “Biz, seni onlar üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin!” (6/107)
2) “Eğer aldırmazlarsa onlara de ki: Bana Allah yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben O’na dayanmaktayım ve O, o büyük Arş’ın Rabbidir.” (9/129)
3) “Bil ki Sen, ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın. Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getirecek değilsin. Ancak (gönülden) teslim olarak âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.” (27/80-81)
“İçlerinden Seni dinlemeye gelenler de var. Sen, sağırlara, üstelik akılsız da olanlara dinletebilir misin? İçlerinden Sana bakanlar da var. Fakat Sen, körlere, üstelik basiretleri de yoksa hidâyet edip yol gösterebilecek misin?” (10/42-43)
Allah Resûlü, risâlet yükümlülüğünün altında o kadar ezildi ki: “Demek onlar, bu söze (kitaba) inanmazlarsa, onların peşinde üzüle üzüle kendini helak edeceksin!” (18/6) “(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!” (26/3)
Allah, Resûlü’nü “Senden önce de elçilerimiz yalanlandı. Onlar sabrettiler; onlara yardımımız yetişti. Allah’ın kelimesini değiştirecek kimse yoktur. (6/34-35) Çünkü insanların yüreklerine sadece Allah hükmedebilir.” (43/40) diyerek sükûnete davet ediyor.
“(Resulüm!) Sen sevdiğini hidâyete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidâyet verir ve hidâyete girecek olanları en iyi O bilir.” (28/56)
Allah Resûlü de, görevini ifa edememenin hesabını nasıl vereceğini düşünerek, (7/6) kendisini dünyada iken hesaba çekmiştir. Ümmetine sürekli “Tebliğ ettim mi?” diye sorarak, bu hesabı pratiğe dökmek suretiyle onları şahit tuttu.
“Kendilerine elçi gönderilmiş olanlara da soracağız, gönderilen elçilere de soracağız.” (7/6)
Yine aynı endişeyle, vahiy alırken unutma korkusuyla âyetleri tekrar ederek acele eden Resûlü’nü Rabbi uyarmıştır.
“Hükmü her yerde geçerli gerçek hükümdar olan Allah yücedir. (Ey Muhammed!) Kur’ân Sana vahyedilirken, vahiy tamamlanmadan önce Kur’ân’ı okumada acele etme; ‘Rabbim! Benim ilmimi artır’ de.” (20/114)
d) Şahit Resûl:
Peygamberlerin gönderiliş sebeplerinden birisi de şahit olmaları. (33/45, 48/8) Bu şehâdet, “Hakk” olana tanıklık ederek “Hakk” olanı ümmetine tebliğ ettiğine ve onların ahvâlinedir. Zira hesap gününde Resûlullah ümmetinin durumu için şahitliğe çağırılacak. (16/89)
“Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman bakalım kâfirlerin hali ne olacak!” (4/41)
Peygamberlerin şahit olması, ümmetinin yardımcısı olduğu anlamına da gelebilir.
“Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur’ân)den şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah’tan başka şahitlerinizi de çağırın; eğer doğru iseniz.” (2/23) âyetinde “şâhit” kelimesinin, “yardımcı” anlamında kullanılması muhtemel.
e) Karşılık Beklemeksizin Tebliğ Eden Resûl:
Hz. Muhammed aldığı vahyi okumak (96/1-5), ona uymak (75/16-19, 20/114), insanların tepkilerine aldırmaksızın mesajı eksiksiz iletmek (16/82, 24/54, 16/82) mesajın maksat ve hikmetini açıklamak (16/44, 64, 3/138), müminleri arındırmak, pastan, kirden temizlemek (2/151, 3/164, 62/2), müminler için mağfiret dileyip (3/159, 5/118), dua etmek (9/103) ile görevlendirilmiştir.
Bu görevini, insanlardan karşılık beklemeksizin (6/90) bir ücret istemeden ifa eder. (12/104, 25/57, 34/47, 38/86) Çünkü O’nun ücreti, kesintisiz olarak (68/3, 110/1-3) Allah tarafından verilecek.
“De ki: Ben sizden herhangi bir ücret istemem, O sizin içindir. Benim ecrim ancak Allah’a aittir. O, her şeye şahittir.” (34/47)
Daha azına razı olmak, dünyalığa göz dikmek ise Resûl’e yakışmaz.
“Sakın o kâfirlerden birtakımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye (mal ve servete) heveslenip göz dikeyim deme. Onlardan dolayı üzülme. Müminlere merhamet kanatlarını indir.” (15/98)
Ücret istemek insanları ağır yük altında bırakır.
“Yoksa Sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?” (52/40)
Tüm samimiyetine, karşılık beklememesine, oğullarını tanıdıkları gibi O’nu tanımalarına rağmen; “O kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin âlimleri onu o peygamberi oğullarını tanır gibi tanırlar, böyle iken içlerinden bir takımı gerçeği bile bile gizlerler.”(2/146)
Yine de Hz Muhammed’i deli, (34/46) cinli, (81/22) büyücü (51/52) olarak nitelendirmek suretiyle hayatın dışına atmak için bildikleri gerçeğin üzerini örtmeye çalışmışlar
“De ki: ‘Size sadece bir tek nasihat edeceğim. Şöyle ki: Allah için ikişer, üçer ve teker teker kalkarsınız, sonra da iyi düşünürsünüz.’ Arkadaşınızda (peygamberde) delilikten eser yoktur. O, yalnız şiddetli bir azabın önünde, sizi sakındıracak bir peygamberdir.” (34/46)
SONSÖZ
Hz. Muhammed’i Kur’ân-ı Kerim’de araştırmak isteyenlerin, bir kısım âyetlere bakarak O’nu tanımayı hedeflemesi eksik bir çalışma olacaktır. Kur’ân’ın her bir âyeti, Hz. Muhammed’i model olarak inşa etmek suretiyle, O’nu örnek göstermiştir.
“Şanım hakkı için muhakkak ki Resûlullah’da, sizin için Allah’a ve ahiret gününe ümit besler olup da Allah’ı çok zikreden kimseler için pek güzel bir örnek vardır.” (33/21)
Yani “Hayatınızı, Kur’ân’ın, beşere yansıması, aynası olan Resûl’e bakarak tanzim ediniz.” mesajı verilmek istenmiştir. Çünkü Resûlullah’ın sünneti, “La ilahe illallah” ilkesinin hayata hâkim kılınmasından başka bir şey değildir.
Şu an, Müslümanların içinde bulunduğu durum, Resûlullah’ın örnek alınmadığının, yanlış anlaşıldığının en büyük ispatıdır. Peygamberin yanlış anlaşılması da Kitab’ın (Kur’ân’ın, Hayat Kitabının, İnsan Kitabının) yanlış algılanmasıdır.
Yapılması gereken ise, Kur’ân ve sünnetin hayat damarımız olduğu bilinciyle yaşamaktır. Nitekim Kur’ân ve sünnetin hayatımızdan çıkması, bu damarın kesilmesi demektir.
“Ey iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah’a ve Resûl’e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O’nun huzurunda toplanacaksınız.” (8/24)
Hatice TURAN
|
|
|
Bayram Namazı Nasıl Kılınır? |
|
Yazar: RasitTunca - 10-14-2018, 08:43 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Bayram Namazı Nasıl Kılınır?
Bayram namazının her iki rek’atindeki üçer adet fazla tekbirlere “zevâid tekbirleri” denir. Vâcip olan bu tekbirler, birinci rek‘atte kırâatten önce, ikinci rek‘atte kırâatten sonra alınır.
Bayram namazı şöyle kılınır:
“Niyet ettim Allah rızası için bayram namazı kılmaya, uydum imama” diye kalben niyet edip Allâhü Ekber diyerek iftitâh tekbiri alın-dıktan sonra eller bağlanır ve “Sübhâneke”den sonra imâm sesli, cemâat sessiz “Allâhü ekber” diyerek ellerini kulaklarına kaldırır ve yanlara salınır; yine eller kaldırılarak ikinci tekbir alır ve eller yanlara salınır; üçüncü tekbir alınınca eller bağlanır. İmam açıktan Fâtiha ve bir sûre veya üç âyet okur, cemâat dinler. Rükû ve secdeden sonra da ikinci rek‘ate kalkılır.
İkinci rek‘atte imâm önce Fâtiha sonra bir sûre veya üç âyet okur. Sonra birinci rek‘atin başında alınan tekbirler bu kere kırâatın sonunda üç defa alınır ve eller hep yanlara salınır, dördüncü tekbir ile rükûa gidilir ve namaz tamamlanır.
Kısa açıklama unutmamanız için Formül: iki salla bir bağla, üç salla bir eğil
Uzunca anlatim:
1. Rekatın Kılınışı
Namaz Başlangıcı (Niyet)
Niyet Edilir
Abdest alınıp, ayakta olarak kıbleye dönülür. Ayakların arası dört parmak açıklıkta olur.
Kadınlar, vücûdun şekli belli olmayacak şekilde, tepeden tırnağa kadar örtünür. Yalnız eller ve yüz açık kalır.
Ellerini kol ağzından dışarı çıkarmaz. Namazda, kadınlar için en iyi örtülü olmanın en kolay şekli, ellerini de örtecek geniş bir başörtüsü ve ayaklarını da örtecek, geniş ve uzun bir etektir.
Önce "Niyet ettim Allah rızası için (Ramazan / Kurban ) Bayramının Namazını kılmaya, Uydum hazır olan imama"diyerek niyet edilir.
Tekbir Alınır
"Allahü ekber" diyerek iftitâh tekbîri alınır.
Erkekler tekbîr alırken; ellerin içi kıbleye karşı ve parmak araları normal açıklıkta bulunur. Eller kulak hizasına kaldırılır.
Kadınlar tekbîr alırken; ellerinin içi kıbleye karşı, parmak araları normal açıklıkta ve parmak uçları omuz hizâsına gelecek şekilde ellerini yukarıya kaldırırlar.
Kıyam
Tekbîrden sonra eller bağlanır. Kıyamda yani ayakta iken secde edilecek yere bakılır.
Erkekler sağ elin avucu, sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmağı sol elin bileğini kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.
Kadınlar Sağ el sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkeklerde olduğu gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğini kavramazlar. Elleri baş örtüsünün altında tutmaya çalışmalıdır.
Eller bu şekilde bağlantıktan sonra, Ayakta sırasıyla;
- Sübhâneke okunur,
Bundan sonra üç kere Tekbir alınır. Tekbirlerin alınışı şöyledir :
(1) Birinci Tekbir Alınır
İmam yüksek sesle, cemaat da onun pesinden gizlice "Allahü ekber" diyerek (iftitah tekbirinde oldugu gibi) ellerini yukariya kaldirir.
Eller Yana Salınır
"Allahü ekber" dedikten sonra eller yana salınır.
(2) İkinci Tekbir Alınır
İmam yüksek sesle, cemaat da onun pesinden gizlice "Allahü ekber" diyerek (iftitah tekbirinde oldugu gibi) ellerini yukariya kaldirir.
Eller Yana Salınır
"Allahü ekber" dedikten sonra eller yana salınır.
(3) Üçüncü Tekbir Alınır
İmam yüksek sesle, cemaat da onun pesinden gizlice "Allahü ekber" diyerek (iftitah tekbirinde oldugu gibi) ellerini yukariya kaldirir.
Eller Bağlanır
Eller Bağlanır
"Allahü ekber" dedikten sonra eller yana salınmadan bağlanır.
Bundan sonra imam, gizlice Eûzü Besmele der, açıktan,
Fâtiha Sûresi ve bir Zamm-ı Sûre okur. Meselâ; İnnâ a’taynâ... okunur.
(Zamm-ı sûre, namazda okunan sûrelere denir.)
(Cemaat bir şey okumaz, İmamı dinler)
Rükû
"Allahü ekber" diyerek rükü’a varılır yani bel doksan derece eğilir.
Burada üç defa Sübhâne rabbiye'l-azîm denilir.
Rükü'da iken ayakların üzerine bakılır.
Erkekler rükü’da, parmaklarını açıp, dizlerin üstüne kor. Sırtını ve başını düz tutar. Bacaklarını ve kollarını dik tutarlar.
Kadınlar rükûda, sırtını ve başını, bacaklarını, kollarını dik tutmaz. Sırtlarını biraz meyilli tutarak erkeklerden daha az eğilirler. Ellerini parmaklarını açmayarak dizleri üzerine koyarlar ve dizlerini biraz bükük bulundururlar.
Doğrulurken
Rükû'da üç defa Sübhâne rabbiye'l-azîm dedikten sonra, doğrulurken "Semiallahü limen hamideh" diyerek rükü'dan kalkılır ve tam doğrulunca da ayakta Rabbenâ leke'l-hamd denilir.
Secdeye Varılır
Sonra, "Allahü ekber" diyerek secdeye varılır.
Secdeye inerken önce dizler, sonra eller, daha sonra da burun ve alın yere konur. Secdede baş iki elin arasında ve hizâsında bulunur. El parmakları birbirine bitişiktir. Secdede iken ayaklar kaldırılmaz. Secdede gözler kapalı olmaz. Burada üç kere Sübhâne rabbiye'l-a'lâ denilir.
Erkekler, secdede dirseklerini yanlarından uzak, kollarını yerden kalkık bulundururlar. Ayaklar, parmaklar üzerine dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde yere konur.
Kadınlar, secdede kollarını yanlarına bitişik hâlde bulundururlar.Ayaklar bitişik olarak parmaklar üzerine dik tutulur ve parmak uçları kıbleye gelecek şekilde kıvrılarak yere konur.
Not: Secde süresince ayakların her ikisinin de yerden kesilmesi namazı bozar. Ancak bir rükün yerine getirilinceye kadar ayakların ikisi veya biri yerde olursa namaz geçerlidir. Buna göre az da olsa ayaklardan ikisi ya da biri secde anında yere değmişse namaz olur. Fakat secde boyunca ayaklardan biri bile yere hiç değmediyse namaz olmaz.
Oturulur (Teşehhüd)
"Allahü ekber" diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur.
Otururken, parmaklar dizlerin hizâsına gelecek şekilde eller uylukların üzerine konur ve kucağa bakılır.
Burada Sübhânallah diyecek kadar kısa bir an oturulur.
Erkekler bu oturuşta, sol ayağını yere yayarak onun üzerine oturur, sağ ayak, parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur.
Kadınlar ise, ayaklarını yatık olarak sağ tarafına çıkarır ve öylece otururlar.
Tekrar Secdeye Varılır
Tekrar, "Allahü ekber" diyerek secdeye varılır.
Burada üç kere Sübhâne rabbiye'l-a'lâ denilir.
2. Rekatın Kılınışı
Kıyama Durulur
"Allahü ekber" deyip ayağa kalktıktan sonra ikinci rekat başlamış olur.
Ayağa kalkınca elleri bağlayıp "Besmele" çekilir.
Fâtiha Sûresi okunur, (Ardından 'Âmin' denir.)
-Zamm-ı sûre okunur. Meselâ, Kul hüvallâhü ehad... okunur.
(Zamm-ı sûre, namazda okunan sûrelere denir.)
(Cemaat bir şey okumaz, İmamı dinler)
Sonra (birinci rek’atta oldugu gibi) üç kere daha tekbir alir , üçüncü tekbirden sonra eller baglanmadan, dördüncü tekbir ile rükua varilir, sonra da secdeler yapilarak oturulur
(1) Birinci Tekbir Alınır
İmam yüksek sesle, cemaat da onun pesinden gizlice "Allahü ekber" diyerek (iftitah tekbirinde oldugu gibi) ellerini yukariya kaldirir.
Eller Yana Salınır
"Allahü ekber" dedikten sonra eller yana salınır.
(2) İkinci Tekbir Alınır
İmam yüksek sesle, cemaat da onun pesinden gizlice "Allahü ekber" diyerek (iftitah tekbirinde oldugu gibi) ellerini yukariya kaldirir.
Eller Yana Salınır
"Allahü ekber" dedikten sonra eller yana salınır.
(3) Üçüncü Tekbir Alınır
İmam yüksek sesle, cemaat da onun pesinden gizlice "Allahü ekber" diyerek (iftitah tekbirinde oldugu gibi) ellerini yukariya kaldirir.
Eller Yana Salınır
"Allahü ekber" dedikten sonra eller yana salınır.
(4) Dördüncü Tekbir Alınır
İmam dördüncü kez "Allahü ekber" dediğinde Rükü’a varılır.
Rükû
"Allahü ekber" diyerek rükü’a varılır yani bel doksan derece eğilir.
Burada üç defa Sübhâne rabbiye'l-azîm denilir.
Doğrulurken
Rükû'da üç defa Sübhâne rabbiye'l-azîm dedikten sonra, doğrulurken "Semiallahü limen hamideh" diyerek rükü'dan kalkılır ve tam doğrulunca da ayakta Rabbenâ leke'l-hamd denilir.
Secdeye Varılır
Sonra, "Allahü ekber" diyerek secdeye varılır.
Secdeye inerken önce dizler, sonra eller, daha sonra da burun ve alın yere konur. Secdede baş iki elin arasında ve hizâsında bulunur. El parmakları birbirine bitişiktir. Secdede iken ayaklar kaldırılmaz. Secdede gözler kapalı olmaz. Burada üç kere Sübhâne rabbiye'l-a'lâ denilir.
Oturulur (Teşehhüd)
"Allahü ekber" diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur.
Tekrar Secdeye Varılır
Tekrar, "Allahü ekber" diyerek secdeye varılır.
Burada üç kere Sübhâne rabbiye'l-a'lâ denilir.
Tahiyyata Oturulur
"Allahü ekber" diyerek başını secdeden kaldırıp diz üstü oturulur.
Oturunca;
- Ettehiyyâtü okunur,
- Allâhümme Salli okunur,
- Allâhümme Bârik okunur,
-Rabbenâ duaları "Rabbenâ Âtina" ve "Rabbenâğfirlî" okunur.
Selam Verme
Dualar bitince yüzümüzü önce sağ tarafa çevirerek Es-selâmü aleyküm ve rahmetullah deriz.
Selâm verirken omuzlara bakılır.
Sonra yüzümüzü sol tarafa çevirerek Es-selâmü aleyküm ve rahmetullah deriz.
|
|
|
Nuru´l-İzah - Namazın Şartları ve Rükünleri |
|
Yazar: RasitTunca - 10-14-2018, 08:37 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Nuru´l-İzah - Namazın Şartları ve Rükünleri
Namazın Doğru Olabilmesi için Gerekli Şeyler
Namazın doğru olabilmesi için, mutlaka (şu) yirmi yedi şey mlunmahdır:
(1) Abdestli olmak ve yıkanmayı gerektiriri şeylerden uzak aulunmak;[2]
(2) ayakların, ellerin ve alnın temas edeceği yerlere varıncaya kadar (namaz kılanın) vücûdunun, elbisesinin ve (namaz kılacağı) yerin göz yumulmayacak pislikten arınmış olmasıdır ki en doğrusu da budur.
(3) Avret yerlerinin kapatılması [Elbisenin yakasından ve eteğinin altından[3] avret mahalline bakmanın;i zararı yoktur},
(4) kıbleye dönmek [Kâ´be´yi gören Mekkelinin,1! gözünün gördüğü Kâ´be istikâmetine yönelmesi, Mekke´de- dahi;1 bulunsa Kâ´be´yi göremeyenlerin Kâ´be istikametine yönelmeleri; farz olup doğrusu da budur],
(5) vakit ve vaktin girdiğine inanmak,[4]
(6) niyet etmek ve
(7) ara vermeden tahrîme[5] (iftitah) tekbiri almak,
(8) iftitah tekbirini rükûya eğilmeden ayakta iken almak,
(9) niyeti, iftitah tekbirinden sonraya bırakmamak,
(10) tek-; biri kendi duyabileceği bir sesle söylemek [en doğrusu da budur],,
(11) imamla kılanların, imama uymaya niyet etmeleri,
(12) (kiİman) farzın[6] ve vacibin[7] belirtilmesi [nafilelerin belirtilmesi şart değildir],
(13) nafilelerin dışındaki namazlarda ayakta durmak,[8]
(14) farz namazların iki rek´atmda, nafile namazların ve vitir namazının her rek´atında, bir âyet dahi olsa okumak,[9][namazın doğru olabilmesi için Kur´an´dan herhangi bir şey tayin (ve tesbit) edilmez.
(15) İmama uyanlar okumazlar, aksine okunanı dikkatle
dinlerler.[10] Okunduğu takdirde tahrîmen mekruh olur];
(16) rükû etmek,
(17) sert ve üzerinde alnın sabit kalacağı[11] bir yere, el içi yahut, secde mahallinin temiz olması şartıyla, elbisenin herhangi bir tarafına da olsa, sedce etmek [burnun sert yerini alınla birlikte secdeye koymak vaciptir, alnın secdeye konulmasına mâni bir özür bulunmadığı halde sadece burunla secde etmek doğru değildir; en doğrusu da budur],
(18) secde mahallinin ayakların konulduğu yerden yarım zirâ´dan daha fazla bir yükseklikte bulunmaması [secde mahallinin yarım zirâ´dan daha fazla yükseklikte bulunması halinde (yapılan) secdeler caiz olmaz. Ancak sıkışıklıktan dolayı kendi kıldığı namazın aynısını kılan [12]bir başka kimsenin sırtına secde edilebiliri;
(19) (secdede) hem ellerin hem de dizlerin (yere) konulması, doğrusu da budur; secde durumunda ayak parmaklarından bir kısmının yere konulması [ayağın üst kısmının konulması yeterli değildir];
(20) rükûyu secdeden önce yapmak,
(21) secdeden hemen hemen oturma durumuna gelinceye kadar doğrulmak (ki en doğrusu da budur)
(22) ve tekrar (ikinci) secdeye varmak,
(23) (namazların) sonunda teşehhüd miktarı (ettahıyyâtü´yii okuyacak kadar) oturmak,[13]
(24) son oturuşu, (namazın diğer) rükünlerinden sonraya bırakmak,
(25) (gerek rükünleri ve gerekse son oturuşu) uyanık iken yerine getirmek,
(26) farzlarını ve sünnetlerini birbirinden ayırdedecek şekilde namazın keyfiyetini bilmek,
(27) kılınan farz namazın nafile sayılmaması için bunun farz olduğuna (inanıp) itikad etmek.
Namazın Rükünleri
Bu sayılanlar içinde rükün olanlar, kıyam (ayakta durmak), okumak, rükû ve secdeler olmak üzere dörttür. Bir kısmı* (namazların) sonunda teşehhüd miktarı[14] (et-tahıyyatuyü okuyacak kadar) oturmanın da (namazın) rükünlerinden olduğunu söylemişlerdir.
Namazın Şartları
Yukarıda sayılanların haricindekiler ise (namazlann) şartları olup bunlardan bir kısmı namaza başlamanın sahih ve doğru olması içinki bunlar namazın dışında[15] olanlardır- şart, diğerleri ise namazın sıhhat ve doğruluğunun[16] devamı için şarttır.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Şart, lügatta alâmet; rükün ise kuvvetli, sağlam bir yer manasınadır. Nitekim Allah Teâlâ:
"Keşke size yetecek bir kuvvetim olsa veya sağlam bir yere (rükne) sığınabilseydim! dedi." (Hûd, 80) buyurmaktadır.
Istılahta ise rükün, bir şeyin diğer bir şeyle ilgili bulunmasıdır ki, ya bunlardan birisi diğerinin bir cüz´ü olur, ve o şey cümlesinden bulunur; rükün diye adlandırılan namaz içindeki rükû ve secdeler gibi. Yahut da o şeyin bir cüz´ü olmaz, bu takdirde ya görünüş itibariyle o şeye tesir eder, alıcıya aldığı şeyi, satıcıya da aldığı parayı kullanmayı meşru kılan satış akdi gibi ki buna illet denilir; yahut da görünüş itibariyle o şeye tesir etmez. Bu takdirde, direkt müessir olmasa dahi, ya o şeyin bütününün meydana gelmesine sebep olur, namazın farz olmasına sebep olan ve sebep diye adlandırılan vakit gibi. Yahut da bir şeyin olması başka bir şeyin var olmasına bağlı olur; Öyle ki beriki, ancak öteki elde edildikten sonra elde edilebilir. Namazla temizlik arasındaki münasebet gibi. Buna da şart ve alâmet denilir.
Bu izahlardan sonra artık rüknün, illetin, sebep, şart ve alâmetin şer´an ne manaya geldikleri anlaşılabilir.
[2] Arapçada abdestsizliğe, cünüp; hayızlı ve lohusa olmaya ise hades denir. Hades: Meydana gelen (yeni) bir şey, (bir durum) manasına gelmekle beraber şer´î manası; uzuvlarda bulunan, namaz ve benzeri şeylerin eda edilmesine engel teşkil eden şey demektir. Küçük ve büyük olmak üzere iki türlü hades vardır. Küçük hades, abdesti gerektirecek; büyük hades de guslü gerektirecek şeylerin gerçekleşmesiyle meydana gelir. .
[3] Bazıları avret mahallinin bizzat kendisi tarafından dahi görülmeyecek şekilde kapatılması gerektiğini ve avret yerinin, elbisenin yakasından görülecek şekilde olması namazın sıhhatine mânidir dedilerse de doğrusu müellifin dediğidir.
[4] Bununla kasdedilen şudur: Namaz vaktinin girdiğine inanmaksızın kılınan namaz, gerçekte namaz vakti girmiş dahi olsa makbul değildir.
[5] Arapça bir kelime olan "tahrîme", masdar olup birşeyi haram kılmak manasınadır. Şer´î ıstılahta ise bu kelime, namaz kılanın "Allahü ekber" de-mesidir. Bu kelimeyi söyleyerek namaza giren kimseye, namaz haricinde helâl olan yeme, içme, konuşma vb. şeyler haram olduğu için bu tekbire "tahrîme" denilmiştir.
[6] Farzın belirtilmesi şu demektir: öğle yahut ikindinin farzı gibi bir farz namaz kılınmak istendiği zaman, kılınmak istenen bu namaza, meselâ "öğle namazını kılmaya" diye niyet edilmelidir. İster edâ olarak kılınsın, isterse kaza olarak kılınsın (hangi namaz olduğu belirtilmelidir). Hangi namaz olduğu belirtilmeden "farz namazını kılmaya" tarzında niyet etmek yeterli değildir. Hatta namazın evvelinde, hangi farz olduğu belirtilerek niyet edilse, sonra bu unutularak nafile kıldığı zannıyla namaz tamamlansa, kılınan bu namaz farz yerine geçer ve farz borcu düşer.
[7] Vitir namazı, iki rek´at tavaf namazı, bayram namazları, nezredilmiş namazlar, başlanılmış ve bozulmuş nafile namazlar gibi.
[8] Ayakta durmanın ölçüsü şudur: Aşağı salman eller, dizlere varmayacak bir] şekilde bulunmalıdır.
[9] Burada bir takım şeylerin bilinmesi gerekir: Önce genel manada okumak,| ikincisi hususiyle Fatiha okumayı belirlemek... Namaz kılan bir kimse yaj farz kılar, ya nafile, yahut da vitir kılar. Farz namazların ilk iki rekatında,! nafile namazlarla vitir namazının bütün rekatlarında mutlak manada oku-j mak farzdır. Peki, "Müdhâmmetân" gibi tek bir kelimeden ibaret olan yahut "Nün" ya da "Kâf´ gibi tek bir harften ibaret bulunan kısa Kuran âyetlerini (namazlarda) okumak yeterli olur mu i
Mezhep âlimleri bu hususta ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı, bu nevi âyetleri okumanın yeterli olmayacağını, en doğrusunun da bu olduğunu! söylemişlerdir. Öte yandan Kudûrî ise, bu âyetlerin okunmasını yeterli görmüştür ki bu, İmam A´zam´m görüşüne uygundur. Ebû Yûsuf ile Mu-hammed ise, (namazlarda) bir uzun âyet yahut da üç kısa âyet okumanın şart olduğunu söylemişlerdir. Mezhebimiz âlimlerinin büyük bir kısmı ihtiyaten bu görüşü benimsemişlerdir ki, ibadet konusunda ihtiyat yolunu seçmek daha evlâdır.
Öte yandan yukarıda zikredilen bütün namazlarda okumak üzere1 (Kur´an âyetleri içinden) bizzat Fâtiha´yı tesbit ve tayin etmek ise vacip yaj hut amel yönünden farzdır,
Nafile namazların her rek´atında okumak, nafile namazlardaki ikişer rek´atlar birbirinden ayrı namaz kabul edildikleri için farzdır. Vitir naf mazının her rek´atında okumanın farz oluşunun sebebine gelince, vitriii sünnet olduğu görüşü esas alınınca sebep meydanda; vacip olduğunu tercih edenlere göre ise, her bir rek´atında ihtiyaten okumalıdır.
[10] Çünkü Allah Teâlâ: "Kur´an okunduğu zaman susun ve onu dinleyin ki, size merhamet edilsin." (A´râf, 204) buyurmaktadır. Peygamberimiz (Sattallahu aleyhi vesellemj de: "Kim imama uyarsa; imamın okuması, kendisine uyanların okuması yerine geçer" buyurmaktadır.
[11] Alın secdeye konulduğunda sertlik hissedilmelidir. Binâenaleyh, pamuk gibi üzerine baskı uygulandığında çöken ve esneyen şeylerin üzerine secde edilmez.
[12] Müellif, yarım zirâ´dan daha yüksek bir yere secde edildiğinde namazın caiz olabilmesi için üç şart ileri sürmüştür ki; bunların birincisi, böyle bir yere sıkışıklık sebebiyle secde edilmesi, ikincisi secde edilen yerin namaz kılanın sırtı olması, üçüncüsü de sırtına secde edilen kimsenin secde edenin kıldığı, farzın aynısını kılmış olmasıdır. Bazı âlimler, bunlara iki şart daha ilâve etmişlerdir: Birincisi, başkasının sırtına secde eden kimsenin, dizlerinin yerde bulunması, ikincisi de kendi sırtına secde edilen kimsenin yere secde ediyor olmasıdır.
[13] Bu oturuşta, ister et-tahıyyâtü okunsun ister okunmasın farketmez.
[14] İftitah tekbirinin de rükün olduğu söylenmekte ise de bunun şart olduği doğru bulunmakta ve (namazların) sonunda teşehhüd miktarı son oturuşu a da aynı şekilde şart olduğu tercih edilmektedir.
[15] Namazın dışındaki şartlar, hadesten (abdestsizlikten, boy abdesti almayı gerektirici şeylerden) ve necasetten (pisliklerden) temizlenmek, avret yerlişrini kapatmak, kıbleye dönmek, vakit, niyet ve iftitah tekbiri olmak üzere altıdır.
[16] Meselâ okuma işini ayakta iken yapmak; rükûyu, içerisinde okumanın gerçekleştirildiği kıyamdan (ayakta duruştan) sonra yapmak, secde;ri rükûdan sonra yapmak ve (namaz kılarken) uyanık bulunmak gibi.
Nuru´l-İzah / Namazın Şartlarına Ait Diğer Meseleler
NAMAZIN ŞARTLARINA DAİR DİĞER BİLGİLER..
Temizlik Şartıyla ilgili Hususlar
Avret Mahallinin Örtülmesi İle İlgili Hususlar
Kıbleye Dönme Şartı İle ilgili Hususlar
Namazın Vacipleri
Namazın Sünnetleri
Namazın Âdabı
Namaz Nasıl Kılınır .
Geçmiş Konularla İlgili Sorular
NAMAZIN ŞARTLARINA DAİR DİĞER BİLGİLER
Temizlik Şartıyla ilgili Hususlar
Üst yüzü temiz, alt yüzü pis olan keçe (ve benzeri şeyler)üzerinde[1] namaz kılınır. (Etrafından ve ortasından) dikişli değilse ı pis olan elbisenin temiz yüzüne ve (elbise, yaygı, hasır ve îri şeylerin) temiz taraflarına, hareket ettirildiğinde pis olan i hareket eder durumda da olsa, secde edilebilir ki bu görüş ıdur.
Sarığın herhangi bir tarafi[2] pislendiğinde, temiz olan kısmı ı bırakılıp pis tarafı (namaz kılanın) eğilip doğrulması sonucu Idamayacak bir halde (yere) bırakılırsa, (bu şekilde) kılınan az caiz olur, (pis taran) hareket ederse caiz olmaz.
Pisliği giderecek birşey bulamayan kimse, (öylece) pislikle be-r namazını kılar, sonra (bu namazın) iadesi (de) gerekmez.[3]
Avret Mahallinin Örtülmesi İle İlgili Hususlar
İpek, ot yahut çamur (gibi şeylerle) de olsa örtünecek birşey ımayanların dahi (kıldıkları namazın) iadesi gerekmez, anılmasında bir sakınca bulunmayan[4] ve dörtte biri temiz . bir Örtü varken çıplak olarak namaz kılınmaz. Dörtte birinazı temiz olan (bir örtüy)le namaz (kılıp kılmamak) ihtidir. (Ne var ki) tamamen pis bir elbise içerisinde namaz ıak, çıplak olarak kılmaktan daha iyidir. Avret yerinin bir mm (dahi olsa) örtecek birşey bulunduğunda (bunun mutlaka) k:ullanılması gerekir. (Bununla) ön ve arka (taraf) örtülür, değilse kişinden biri kapatılır. Bazıları arka, bir kısmı da ön (taraf) :apatılır dediler. Çıplak kimsenin oturup ayaklarını kıble yönüne Loğru uzatarak îmâ ile kılması menduptur (iyidir). (Ama) eğer lyakta îmâ ile yahut rükû ve secdeyle kılarsa da olur.
Erkeğin avret yeri, göbekle diz kapağının altı arasındaki »ölgedir. (Hür olmayan) câriye (kadm)larm (göbekle diz kapaklan ırasmdaki bölgelerinden başka) ayrıca karın ve sırt bölgeleri ile, lür kadınların yüzleri, elleri ve ayakları hariç, bütün vücutları avret mahallidir.
Avret mahallinin dörtte birinin açılması namazın sıhhatine nânidir. Avret mahallinden olan azaların değişik yerleri açılır da ju açılan yerlerin toplamı avret mahallindeki en küçük âzânm lörtte birine ulaşırsa namaza mâni olur, aksi halde olmaz.
Kıbleye Dönme Şartı İle ilgili Hususlar
Hastalık yüzünden, (binek) hayvanından inemediğinden veya düşman korkusundan kıbleye yönelemeyenlerin kıblesi, dönebildiği ve emin bulduğu yöndür. Kıble tarafını bilemeyen kimse, eğer bunu bildirecek ne bir kimse ve ne de (cami ve) mihrap (gibi bir şey) yoksa (kıbleyi olabildiğince) araştırır (sonra namazını kılar), hatalı (yöne doğru kılmış) olduğu (sonradan) anlaşılsa bile namazını) iade etmez. Eğer hatasını namazdayken anlarsa, üzünü (kıble tarafına) döndürür ve (namaza) devam eder. (Kıb-3yi) araştırmaksmn (namaza) başlar da (namazdan) ayrıldıktan onra doğru yöne kıldığım anlarsa namazı sahih olur. Şayet doğru öne döndüğünü namaz içinde anlarsa, tıpkı doğru yön hiç bilin-oeksizin kılındığında bozulduğu gibi namazı bozulur. Bir takım nsan (kıbleyi) araştırsalar ve imamlarının durumunu (ne yöne löndüğünü) de bilme(den namazlarını kıl)salar (kıldıkları bu na-naz) yeterli olur.[5]
Namazın Vacipleri[6]
Namazın vacipleri on sekiz olup şunlardır:
(1) Fatiha okumak,
(2) ilâve olarak ve tayin etmeksizin farz aamazlann herhangi iki rek´atı ile vitir ve nafile namazların her rek´atında bir sûre veya üç âyet okumak,
(3) (vacip olan) okumayı
ırzlarda) ilk iki rek´ata tahsis etmek,
(4) Fâtiha´yı sûreden önce :umak;
(5) secdede alınla birlikte burnu da (yere) koymak,
(6) itün rek´atlarm ikinci secdelerini öbür rek´ata geçmeden önce ıpmak,
(7) rükünlerdin edasın)da (uzuvların sükûnete kavuşması), itminan [7]elde edilmesi,
(8) birinci (tahiyyata) oturuş ve
(9; ı oturuşta teşehhüd (et-tâhiyyâtü´yü) okumak ki doğrusu da buî ir,
(10) (aynı şekilde) et-tamyyâtuyü son oturuşta (da) okumak!
11) teşehhüdden (hemen) sonra gecikmeksizin üçüncü rek´ata ılkmak,
(12) (selâm esnasında) "es-Selâm" kelimesini söyleme leykünV´ü (söylemek vacip) değil;
(13) vitir (namazm)da (okunan| anut (duaları),[8]
(14) her iki bayram namazlarında alman tek-rler,
(15) bütün namazlarda iftitah (başlangıç) için (başka bir izi değil de) tekbiri (=Allahü ekber lafzını) seçmek [ancak bayım namazlarında değil],
(16) her iki bayram namazlarının ikinci îk´atlarmda rükû için tekbir almak;
(17) imamın sabah amazmda, kaza kılarken de olsa akşam ve yatsı namazlarının ilk d rek´atlarında, cuma, bayram namazları, teravih ve ramazan ıylarm)da (kılman) vitir namazlarında açıktan okuması,
(18) lynı şekilde imamın) öğle ve ikindi namazlarında, akşam ve yatsı amazlarmda ilk iki rek´attan sonra gizli okuması; gündüz kılman afile namazlarda gizli okumak, (akşam, yatsı ve sabah namazlarının) farzlarını tek basma kılanlar tıpkı gece nafile kılanlar gibi izli veya açıktan okumakta serbesttirler. Yatsının (ya dakşamm) ilk iki rek´atlarında okunamayan sûreler Fatiha ile birlikte son iki rek´atlarda açıktan okunur, ama okunamayan Fatiha 3n iki rek´atlarda tekrar edilmez.
Namazın Sünnetleri[9]
Namazın sünnetleri elli birdir:
(1) İftitah tekbiri [10]için erkekler ve cariyelerin, ellerini kulak azasına kadar, hür kadınların ise omuz hizasına kadar kaldıalan,
(2) (tekbir sırasında) parmakları açık (kendi haline) urakmak,[11]
(3) imama uyanların iftitah tekbirlerini imamla
birlikte[12] almaları;
(4) erkeğin, sağ eli sol elinin üzerinde olarak göbeğinin altına koyması [ellerin durumu şöyle olur: Sağ elin iç kısmı sol elin dış tarafına konulur, bilek üzerinde baş ve küçük parmaklar halka yapılır];
(5) kadınların halka yapmaksızın ellerini göğüsleri üzerine koymaları,
(6) sübhaneke okumak;
(7) okumak için "Eûzü billahi mine´ş-şeytanirracîm" demek,
(8) her rek´atın evvelinde "besmele" çekmek,
(9) âmin[13] demek,
(10) "Allahümme rabbena ve leke´1-hamd" demek,[14]
-(ll) bunları [15]gizli söylemek,
(12) iftitah tekbiri sırasında başı eğmeden dengeli bir vaziyet almak;
(13) imamın, tekbir ve "Semiallahü limen hamideh" (cümlesin)i açıktan söylemesi,
(14) ayakta dururken ayakların arasının dört parmak kadar açılması;
(15) mukîm bulunuluyorsa eğer, sabah namazında Fatiha´dan sonra "Uzun Mufassallardan,[16] ikindi ve yatsı namazlarında "Orta Mufassal"lardan, akşamda ise bunların kısalarından bir sûre okumak, [yolcu olanlar dilediği
herhangi bir sûreyi okuyabilirler],
(16) sadece sabah namazlarının birinci (rek´atların)da sûreyi uzun tutmak,
(17) rükûnun tekbiri;
(18) (rükûda) üç kere tesbîh (Sübhane Rabbiye´1-azîm) söylemek,
(19) parmaklarını açarak
(20) dizlerini elleriyle kavramak [hanımlar parmaklarını açmazlar),
(21) (rükûda) bacakları dik ve sırtı düz tutmak,
(22) (rükû sırasında) başı ve arkayı aynı hizada bulundurmak,
(23) rükûdan kalkmak,
(24) sonra kalkıp (uzuvların yerli yerine oturmasını temin edip) mutmain olmak,
(25) secde için (önce) dizleri, sonra elleri, sonra da yüzü (alnı yere) koymak,
(26) kalkarken bunların aksini yapmak,
(27) secdeye giderken ve
(28) secdeden kalkarken tekbir getirmek,
(29) secdeyi iki ellerin arasına yapmak ve
(30) secdede üç kere "Sübhane Rabbiye´1-A´lâ" demek;
(31) erkeklerin (secde esnasında) uyluklarını karınlarından ayrık tutmaları,
(32) dirseklerini böğürlerinden ayırmaları ve
(33) kollarını yerden kaldırmaları;
(34) Kadınların ise (dirseklerini) yere indirmeleri ve uyluklarını karınlarına yapıştırmaları;
(35) iki secde arasında doğrulup
(36) oturmak ve
(37) teşehhüdde oturur gibi elleri uylukların üstüne koymak,
(38) (oturuşlarda) sol ayağın yatırılıp sağ ayağın dikilmesi,
(39) kadınların, kalçalarının üstüne oturmaları[17]
(40) (et-tahıyyatü´de) şahadet kelimesini söylerken, "lâ ilahe" kelimesinde sağ elin işaret parmağıyla işaret edilmesi (yani kaldırılması) ve "illallah"da ise indirilmesi,
(41) (farzların) ilk iki rek´atmdan sonra Fatiha okumak,
(42) son oturuşta Hz. Peygamber´e salevât okumak2 ve
(43) insan sözüne
değil de Kur´an´dakilere, Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesel ZemJ´inkine benzer dualar okumak;1
(44) selâm verirken (önce) sağa, sonra sola dönmek;
(45) imamın (selâm verirken) insanları Hafaza meleklerini ve salih cinleri kasdederek, selâm vermesi ki en doğrusu da budur;
(46) imama uyanların da, eğer imam (döndükleri) cihette bulunuyorsa, selâm verirlerken imamı, (aynca) cemaatı, Hafaza meleklerini ve cinlerin salihlerini kasdederek selâm vermeleri,
(47) tek başına kılanların, selâm verirken sadece melekleri niyetlerinden geçirmeleri,
(48) ikinci selâmı, birinciden daha alçak bir sesle vermeleri,
(49) (cemaatla kılanların) selâmlarını imamla birlikte vermeleri,
(50) selâm vermeye sağdan başlamak,
(51) (namaza) sonradan yetişenlerin, imamın (namazdan) ayrılışlarını beklemeleri.
Namazın Âdabı
(1) Tekbir alırken erkeklerin, ellerini (elbiselerinin) kollarından dışarı çıkarmaları;
(2) namaz kılanların ayaktayken secde mahalline, rükûda ayaklarının üstüne, secdede burnun yan taraflarına, otururken kucaklarına, selâm verirken omuzlarına yücelt. Ve Efendimiz Ibrâhîm ´e ve onun ailesine hayır ve bereket verdiğin gibi Efendimiz Muhammed´e ve onun ailesine de her iki dünyada hayır ve bereket ver. Övgüye lâyık sensin (ve) yücelerden de yücesin Allah´ım..."
Namaz kılanların teşehhüdden sonra okumaları sünnet olan dualardan biri-, si de Rasûl (Aleyhisselâm Hz. Ebû Bekir (Radıyallahu anh)%e öğrettiği şu duadır:
"Allahümme innî zalemtü nefsi zülmen kesîran ve innehû lâ illâ ente. Fağfir lî mağfiraten min indike verhamnî, inneke ente´l-Rahîm."
Manası: "Allah´ım, ben nefsime çok çok zulmettim. Günahları, başkaları değil, yalnızca sen affedersin. Beni dergâh- ilâhinde affeyle ve bana merhamet eyle; sen çok affedici ve pek merhametlisin."
bakmaları;
(3) öksürüğe mümkün mertebe mâni olmak,
(4) esnerken ağzı kapatmak, [18]
(5) "Hayye ale´l-felâh" denildiğinde ayağa kalkmak,
(6) "Kad kâmeti´s-salâtü" denildiği zaman imamın namaza başlaması... (Bütün bunlar) namazın âdâbmdandır.
Namaz Nasıl Kılınır
1
Erkekler namaz kılmak istediklerinde ellerini (elbiselerinin) kollarından (dışarı) çıkarırlar ve kulaklarının hizasına kaldırırlar. Sonra niyet ederek "Allah" lafizınm (elif harfini) uzatmaksızm[19] tekbir alırlar. "Sübhânallah´gibi sırf Allah´ın zikriyle ilgili her türlü cümleyle ve Arapçasını söylemekten âciz olanların Farsça (veya bir başka dil) ile (namaza) başlamaları uygundur. (Arapçasıyla başlamak) mümkün iken Farsça (veya diğer diller) ile başlamak ve bu dil(ler) ile (namazda) okumak uygun değildir. En doğrusu da budur. Sonra iftitah tekbirinin hemen ardından, ara vermeksizin sağ el sol elin üzerinde göbek altına koyarlar ve, "Sübhanekallâhümme ve bihamdik ve tebârekesmük ve teâlâ ceddük ve la ilahe ğayruk[20] (duasını) okurlar. Namaz kılan herkes bunu okumalıdır. Sonra okuma(ya başlama)k için gizlice "eûzü" çekerler.[21] (İmama) sonradan uyanlar da "eûzü"yü okurlar, imama zamanında yetişenler değil. Bayram namazlarında "eûzü", tekbirlerden sonraya bırakılır. Sonra gizlice "besmele" çekerler.[22] Besmele her rek´atta, sadece "Fâtiha"dan önce çekilir. Sonra Fatiha okurlar, imam ve cemaat (Fâtiha´nın ardından) gizlice "âmîn" derler. Sonra bir sûre veya üç âyet okurlar ve tekbir alıp rükûya giderler. Rükûda uzuvlar sükûnet ve istikrar bulmalı, (vücudun) baş kısmı arka tarafla aynı hizada olmalı, parmak araları açık ellerle dizleri kavramalıdır, rükûda en az üç kere teşbih (yani "Sübhane rabbiye´1-azîm")[23]okurlar. Sonra gerek imam ve gerekse tek başına kılanlar, "Semialîahü limen hamiden, Rabbena leke´1-hamd[24] diyerek başlarını (rükûdan) kaldırırlar ve uzuvların sükûnet ve istikrarını temin ederler. (İmama) uyanlar, (sadece) "Allahümrne Rabbena ve leke´1-hamd" demekle yetinirler. Sonra secdeye gitmek üzere tekbir alırlar, (önce) dizlerini, sonra ellerini yere koyarlar. Yüzlerini de iki ellerinin arasına koyarak, uzuvları yerli yerine oturmuş bir halde burun ve alımlarıyla birlikte secde ederler ve en az üç kere teşbih (yani Sübhâne rabbiye´1-a´lâ[25]
okurlar. Karınlarını uyluklarından ve sıkışıklık yoksa dirseklerini yanlarından ayırırlar.1 El ve ayak parmaklarını kıbleye yöneltirler. [Kadınlar kollarım yanlarına indirir, uyluklarını karınlarına yapıştırırlar.] (Sonra) iki secde arasında uzuvları istikrar ve sükûnet bulacak şekilde otururlar ve ellerini uyluklarının üstüne koyarlar. Tekrar "Allahü ekber" deyip secdeye kapanırlar, (yine) uzuvların istikrar ve sükûnetini temin ederler; uyluklarım karınlarından, kollarını yanlarından ayırırlar ve (secdede) üç kere teşbih okurlar. Sonra tekbir alıp oturmadan ve elleriyle yere dayanmadan kalkarlar.
İkinci rek´at da (tıpkı) birinci rek´at gibi kılınır. Ancak (bu rek´atta) "Sübhâneke" okunmaz, "Eûzü" çekilmez ve tekbir alınırken eller kaldırılmaz.
(Ellerin Kaldırılması Sünnet Olan Haller:)
1) Ellerin kaldırılması, (ancak) bütün namazların başlangıcında,
2) vitir namazlarında kunût için tekbir alındığında,
3) bayramlarda fazladan alman tekbirlerde,
4) Kâ´be´yi görünce,
5) Hacerü´l-Esved´i selâmlarken,
6) Safa ve Merve ye çıkıldığında,
7) Arafat ve Müz-delife´deki vakfelerde,
8) birinci ve ikinci taşlamalar sırasında ve
9) namazları müteakip tesbihler(den sonra yapılan dualar)da sünnettir. Erkekler ikinci rek´atm secdelerini yaptıktan sonra sol ayaklarını yatırarak üzerine otururlar ve sağ ayaklarım (ise) dikerek parmaklarını kıbleye çevirirler. Ellerini, uyluklarının üstüne parmaklar açık olarak koyarlar [kadınlar (daha önce belirtildiği şekilde) kalçalarının üstüne otururlar] ve İbn Mes´ûd (Radıyallahu anh)´ teşehhüdünü (et-tahiyyâtü´yü) okurlar, (ettahiyyâtü´nün) şahadetlerini söylerken işaret parmaklarını "lâ ilahe" kelimesinde kaldırır ve "illallah" kelimesinde indirirler. Birinci oturuşta "et-tahıyyâtü"ye birşey ilâve etmezler, et-tahıy-yâtü´nün tamamı şöyledir:
"et-Tahıyyâtü lillâhi, ue´s-saîevâtü ve´t-(:::)âtü, es-seîâmü aleyhe eyyühe´n-Nebiyyü ve rahmetü´ilahi ve berekâtühû, es-selâmü aleynâ ve ala ibâdillahi´s-sâlihin, eşhedil en lâ ilahe il-la´llahü ve eşhedil enne Muhammeden abdühû ve Rasûlühû[26]
(Farzların) ilk iki rek´atmdan sonrakilerde Fâtiha´yı okurlar. Sonra oturup et-tahiyyatü´yü ve ardından Peygamber Efendimiz´e salevât´ı okurlar. Sonra da Kur´an´dakilere ve Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellemj´m dualarına benzeyen duaları okuyup önce sağa, sonra da sola "es-selâmü aleyküm ve rahmetullâh" diye, daha önce de belirtildiği gibi, yanındakileri kasdederek selâm verirler.
Geçmiş Konularla İlgili Sorular
Lügat ve ıstılah yönünden "şart" ve "rükün" nedir Namaza başlamanın doğru olabilmesi ve namazın sıhhatinin devamı için şartlar nelerdir ve bu ikisi arasında ne gibi bir fark vardır
Namazın, üzerinde ittifak edilen rükünleri nelerdir ve rükün olup olmadığı ihtilaflı olanlar hangileridir
Üst yüzü temiz ve alt yüzü pis olan keçenin üzerinde namaz kıiınabilir mi Bir ucu pis olan sarığın temiz tarafı başta bırakılıp pis tarafı yere konulması hususunda nasıl bir hüküm verilebilir
Pisliği giderecek birşey bulunmadığı zaman yapılacak şey nedir Avret yerini örtecek birşey bulamayanlar ne yaparlar ve (avret yerini örtecek) dörtte biri temiz bir elbise bulanlar ne yaparlar (Avret yerini örtecek) elbisenin dörtte birinden azı temiz olması halinde ne gibi bir hüküm verilebilir Avret mahallini örtecek ipekten birşey bulunuyorsa, bunun için ne söylenebilir
Çıplak olarak kılınan namazlarda mendub olan şey nedir Namazda erkeklerin, hür olan ve olmayan kadınların avret mahallerini açıklayınız.
Namaz kılan kimsenin avret mahallinden olan uzuvlarından bir uzvunun dörtte birinin açılmasının hükmü nedir
Elbisesi yırtılmak suretiyle avret mahallinin muhtelif yerlerinden açılan bir kimse için ne denilebilir Namaz kılan kimsenin kıblesi ne zaman yüzünü çevirebildiği taraf olur
Kıblenin ne taraf olduğunu bilemeyenler ne yaparlar Yanlış istikamete doğru namaz kıldığını namaz içinde anlayanlar ne yaparlar Kıbleyi öğrenmek için ne zaman araştırma yapılır (Kıbleyi) araştırmadan namaz kılanlar için hüküm nedir
Namazın vacipleri nelerdir Vacib, lügat ve ıstılah yönünden ne demektir Vacible farz, vâcible sünnet arasındaki fark nedir
Rükün olan, vâcib ve sünnet olan kıraat... Bu üçünün arasındaki sınırları belirtiniz.
Namazın sünnetleri nelerdir Sünnetle ilgili hükümlerden bildiklerinizi söyleyiniz.
Erkekler iftitah tekbirinde ellerini nasıl, hanımlar nasıl kaldırırlar Erkeklerle ha-nımiar ellerini nasıl bağlarlar
Kur´an´ın "mufassallarını biliyor musunuz Uzun mufassallar, orta ve kısa mufassallar nelerdir
Hades, lügat ve şer´î yönden ne demektir, kaç kısma ayrılır, küçük ve büyük hades nedir
Namaz kılanlar avret yerlerini kendilerinden de saklamalt mıdırlar Eğer bu konuda görüş ayrılığı varsa açıklayınız. Mekkeli olanlarla olmayanların "kıbleye dönme" farz! karşısındaki durumları nedir Kâ´be´yi görenlerle görmeyenler arasında (kıbleye dönme açısından) bir benzerlik var mıdır
Lügat ve şer´î yönden "tahrîme" ne demektir ve (iftitah tekbirine) niçin bu ad verilmiştir
Farzı belirtmek ne demektir; bu, (namaza) başlarken ve devam ederken mi, yoksa sadece başlarken mi şarttır ve bununla ilgili hususlar nelerdir Okumak, niçin farz kılınırken farzların iki rek atında ve nafilelerle vitir namazların her rek´atında farz olmuştur
Secde edilen yerde sertliğin hissedilmesi ne demek
Önünde bulunan birinin sırtına sedce etmenin doğru olabilmesinin şartı nedir
--------------------------------------------------------------------------------
[1] öyle ki bunlar ikiye bölünebilir olmalıdır. îki levhaya bölünebilen ahşap levha da bu kabil şeylerdendir.
[2] Kadınların sokağa çıkarken üzerlerine aldıkları üstlükler de böyle.
[3] Pisliği giderecek birşey bulunduğunda iadesi gerekmez. Çünkü Allah sübhânehu ve teâlâ, bizi gücümüzün dışında birşeyle mükellef kılmamıştır.
[4] Burada kasdedilen şudur: Bulunan örtü başkasına ait olduğu ve bunu, namaz kılanın kullanmasına izin verdiği tekdirde bu örtünün kullanılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Aksi halde onu kullanmak şer1 an caiz değildir. Sahibinin izni olmaksızın kullanılan bu Örtüyle namaz sahih olursa da alıp j kullanan günahkâr olur.
[5] Bir de, (namaz kılanlardan) hiç kimse imamın önüne geçmemiş olması şarttır. Aksi halde namazları bozulur.
[6] Vacibin lügat itibariyle birkaç manası olup bunlardan biri de "lüzum (=ge-reklilik)"dir.
Şer´î ıstılahta ise vacip, biz Hanefîlerce şöyle değerlendirilir: "Gerekliliği, şüpheli delile dayanan şeydir. Şüphe, iki veya daha fazla manaya delâlet etmesi itibariyle delilde olabilir. Yahut delil, tek bir manadan başka manaya gelme ihtimali bulunmaksızın "haber-i âhâd" ile sabit olur.
Kur1 an ve mütevâtir hadis gibi kat´î delil ile sabit olan ve başka manaya delâlet etmeyen şeye farz denir. Kendisinde hem sübût, hem de delâlet yönünden şüphe bulunan bir delil ile sabit olan şey, emir ve benzeri birşey olursa sünnet, nehiy ve benzeri birşey olursa tenzîhen mekruh diye adlandırılır.
[7] İtminan (tâdil-i erkân ve) rükünlerin yerli yerince yapılması demektir. Bu da rükû ve secdelerde aza ve mafsallar istikrar ve sükûnet bulacak şekilde yerli yerine oturmasıyla olur. Bunun temini ise çoğu kez "sübhane rabbiye´l-azîm" yahut "sübhâne rabbiye´1-a´lâ" cümlesini en az bir kere söyleyecek kadar geçen bir sürede mümkün olabilir, itminan (uzuvların, her bir rüknün edası sırasında denge ve istikrarda olması); Ebu Hanîfe´ye göre vâcib, Ebû Yûsuf a göre ise farzdır. îmam Muhammed´in bü husustaki görüşünde ihtilaf vardır: Bir kısmı itminanın, tıpkı Ebu Hanîfe´nin dediği gibi, Mu-hammed´e göre de vacip olduğunu, diğer bir kısmı ise ona göre sünnet olduğunu söylüyor.
[8] Kunût, lügat itibariyle dua demek olup diğer namazlarda değil de vitir namazında dua okumak vacip olduğu için "kunut" vitir namazında okunur olmuştur. Şer´î ıstılahta ise biz Hanefîierce kunut, vitir namazının üçüncü rek´atında okuma işini bitirdikten sonra ayakta dua okumaktır. Herhangi bir duayı okumak mümkünse de "Allâhümme innâ nesteîynüke" ve "Allâhümme iyyâke na´büdü" ile başlayan duaları okumak sünnettir.
[9] Sünnetle ilgili hükümlerden birisi, kasden dahi olsa terkedildiğinde namaz bozulmaz ve sehiv secdesi gerekmez. Ancak hafife almamak ve alay etmemekle beraber kasden terketmek kötü bir davranıştır. Bahsedilen bu kötülük kerahetten daha hafif ve küçüktür. Sünnetin hükümlerinden bir diğeri ise yapılmasının sevap olması, terkedilmesinin, az da olsa günaha girilmekle beraber, kınanır olmasıdır. Kınamak cezalandırmaktan daha ehvendir.
[10] Tesbit olunduğuna göre Rasûlullah (Aleyhissalâtü vesselam), "Namaz başlarken tekbir getirir, sonra da ellerini, baş parmakları kulakları hizasına (gelinceye) kadar kaldırırdı." Şafiî´nin rivayetine göre îbn Ömer demiştir ki:
"Peygamber (Aleyhissalâtü vesselâm)´in namaza başlarken ellerini omuzları hizasına kadar kaldırdığını gördüm." Bu rivayet biz Hanefîlerce, Özürlü oima haliyle yorumlanmıştır. Bize göre, namaz kılan bir kimse ellerini sünnet olduğu biçimde kaldıramazsa yahut bu şekilde sadece birini kaldırır diğerini kaldıramazsa, (ellerini) mümkün olduğu mikdarda kaldırır ve namazını Öylece kılar.
[11] Parmak araları ne fazlaca açılır ve ne de fazlaca bitiştirilir, normal bir açıklıkta bırakılır. Peygamber (Aleyhissalâtü vesselâm)´in, tekbir alırken ellerini bu şekilde yaptığı rivayet edilmiştir. Bir de, tekbir alırken el içi ve parmakların kıble tarafına doğru çevrilmesi sünnettir.
[12] Bu, İmam A´zam´ın görüşüdür ki imama uyanların, imam "Allahü" lafzını yahut "ekber" lafzını henüz söyleyip bitirmeden tekbir almaları şarttır. Ebû Yûsuf ve Muhammed ise, imamın ardında kılanların, imamın tekbirinden sonra tekbir almalarının sünnet olduğu görüşündedirler.
[13] "Ve le´ddâllîn" den sonra imam, cemaat ve tek başına kılanlar, hatta Fati-ha´yı namaz dışında okuyanlar "âmîn" derler ki, manası: "Duamızı kabul et" demektir.
[14] Mezhebimizin âlimleri, bunun imama uyanlar ve tek başına kilanlarca söylenileceği hakkında söz birliği etmişlerdir, imam´a gelince bunun, sadece "Semiallahü limen hamideh" demesinin sünnet olduğunu İmam A´zam söylemiştir. Sahibeyn ise imamın, "Semiallahü limen hamideh, Rabbena ve leke´1-hamd" demesinin sünnet olduğunu söylemişlerdir. Bunun gibi bir ifade İmam A´zam´dan dahi naklolunmuştur.
[15] Yani Sübhaneke´yi, eûzüyü, besmeleyi, "âmin" kelimesini, "Rabbena ve leke´1-hamd" cümlesini gizli söylemek.
[16] Kur´ân´m son yedi sûresine "Mufassal" denilir ki, bunların ilki Hucurât sûresi [ilkinin Fetih sûresi olduğunu, hatta bir kısmına göre bunun Kâf sûresi olduğunu söyleyenler de olmuştur], sonuncusu ise Nâs süresidir. Uzun Mufassallar ise, Mufassalların evvelinden el-Bürûc´a kadar olan sûrelerdir. Orta Mufassallar, el-Bûrûc´dan el-Beyyine´ye kadarki sûreler, Kısa Mufassallar da el-Beyyine´den itibaren Kur´an´ın sonuna kadar olan sûrelerdir.
[17] Bu oturuş biçimine Arapça´da "teverrük" denir; kalça, kıç manasına geren "verik"ten gelen bir kelimedir. Kadınlar kalçalarının üstüne otururlar, ayaklarım da sağ kalçalarının altından çıkarırlar. Bu şekil, kapanmaya daha uygun olduğu için kadınlar hakkında sünnettir.
[18] Dişleri dudakların arasına alarak dahi olsa esnemenin önüne geçilmelidir. Böyle veya herhangi bir şekilde esnemenin önüne geçilemezse ağzı el ile yahut elbisenin koluyla kapatmalıdır. Dişler kullanılarak esnemeye mâni olmak mümkün iken el veya elbisenin koluyla ağzı kapatmak mekruh olur... Peygamber (Aleyhisselâm) bir hadis-i şerifinde:
"Namazda esnemek şeytandandır, sizden biriniz esnerseniz eğer, mümkün olduğunca (ağzını) kapatsın" buyurmuştur.
[19] Yani, "Allah" lafza-i celâlinin başındaki hemzeyi (yani Elif harfini) uzatmak doğru değildir. Uzatınca, "Allah en büyüktür" cümlesi, "Allah en büyük müdür " şeklinde soru cümlesine dönüşüyor çünkü. Şüphe ifâde eden bu cümleyi kasden söylemek, Allah korusun, küfürdür.
Aynı şekilde "Ekber" lafzının ne " Elif´ harfini ve ne de
" Be" harfini uzatmamahdır. Bu üç harften biri uzatıldığı takdirde namaza başlanılmış olmaz ve böyle bir okuyuş namazı bozar. Ancak "Allah" lafza-i celâlinin Lam harfini uzatmak doğrudur, fakat fazla uzatmamahdır. "Allahu" lafza-i celâlinin "hu" harfini uzatarak söylemek namazı bozmazsa dâ arapçada hatalıdır.
[20] Mânâsı: «Allah´ım, seni teşbih (ve şanına lâyık olmayan sıfatlardan tenzih) eder ve sana hamdederim. Senin ism-i celîtin mübarektir. Sen Azamet ve Celâl sahibisin; senden başka tanrı yoktur.»
[21] Yani "Eûzü billahi mineşşeytanirracîm" derler ki, mânâsı şudur: «Rahmet-i ilâhîden kovulan şeytanın şerrinden
Allah´a sığınırım.»
[22] Yani "Bismillâhirrahmanirrahîm" der ki, bunun da manası: «Rahman ve Rahîm olan Allah´ın adıyla» demektû.
[23] "Sübhâne Rabbiye´l-AzînV´in manası: «Azamet sahibi olan Rabbimi teşbih (ve tenzih) ederim» demektir.
[24] Mânâsı: «Allah Teâlâ, hamdedenlerdn hamdini) duyar. Rabbimiz, hamdol-sun sana» demektir.
[25] Mânâsı: yüce Rabbimi teşbih (ve tenzih) ederim» demektir.
[26] Mânâsı: "Sözlü ibadetlerdn her türlüsü), bedenî ibâdetler ve malî (mal ile yapılan) ibâdetler (in hepsi) Allah´adır. Ey Peygamber, selâm olsun sana, Allah´ın rahmet ve bereketi seninle olsun. Selâm bize olduğu gibi Allah´ın sâlih kullarına da olsun. Şahadet ederim ki, Allah´tan başka tanrı yoktur. Yine şahadet ederim ki, Muhammed O´nun kulu ve rasûlüdür."
Nuru´l-İzah / Namazı Bozan Şeyler
NAMAZI BOZAN (İFSÂD1 EDEN) ŞEYLER.
Namazı Bozmayan Şeyler
Namazın Mekrukları
Namaz İçin Sütre (Siper) Edinmek ve Namaz Kılanın Önünden Geçenlere Engel Olmak
Namaz Kılanlara Mekruh Olmayan Şeyler
Namazı Yarıda Kesmeyi Gerektirenve Benzeri Şeylerle ilgili Hususlar
Namaz Kılmayanlarla İlgili Hüküm..
Geçmiş Konularla İlgili Sorular
NAMAZI BOZAN (İFSÂD1 EDEN) ŞEYLER
Namazı bozan şeyler altmış sekiz olup şunlardır:
(1) Yanlışlıkla veya
(2) unutarak da olsa (herhangi bir) sözj söylemek,
(3) bizim sözlerimize benzeyen duada bulunmak,
(4) unutarak da olsa selâm vermek ve
(5) (verilen selâma) sözle veya
(6) musafahayla karşılık vermek,
(7) (namazla ilgili olmaksızın) fazlaca hareketler yapmak,
(8) göğsü kıbleden çevirmek,
(9) az da olsa ağıza dışarıdan birşey (alıp) yemek,
(10) dişlerin arasında bulunan nohut büyüklüğündeki birşeyi yemek,
(11) (aynı şekilde dışarıdan) birşey içmek,
(12) özürsüz olarak öksürmek,
(13) "uf demek,
(14) inlemek ve
(15) "âh" demek,
(16) cennet veya cehennemin anılmasından değil de bir acı veya
(17) musibetten dolayı yüksek sesle ağlamak,
(18) aksırana "yerhamukellah" diye karşılık îfsâd ve fesâd aynı kökten gelmekte olup lügat itibariyle fesad, (uygunluk ve düzgünlük manasına gelen) salâhın zıddıdır. Hanefî fikıh ulemasına göre ise ibadetler konusunda butlan (geçersizlik) ile aynı manaya gelir. Bu namaz, bu hac, bu oruç batıldır, denildiği gibi fâsiddir de denir. Ama muamelât konularında durum daha farklı olup bâtıl ile fâsîd burada ayrı ayrı değerlendirilir. Bir misâl vermek gerekirse:
Mülkiyeti size âit, murdar olmayan aynî birşey sattınız diyelim, müşteriye de herhangi bir şart ileri sürmediniz... Böyle bir satış doğrudur.
(Öte yandan) meselâ, size âit bir evi sattınız ve müşteriye de (bu evi) kendinize kiralamasını şart koştunuz... Aslında böyle bir satış meşrudur, ama koşulan şart meşru değildir, dolayısıyla bu satış fâsiddir.
Farzedeîim ki, ölü bir hayvan sattınız... Bu satış, temelinden gayri meşru ve bâtıldır-
Bu (Örnekler)den de anlaşılmıştır ki, muamelât konusunda fâsid: Esas itibariyle meşru iken, vasıf (biçim) itibariyle bozuk olan şeye denir. Bâtıl ise; muamelâtta hem asıl, hem de vasıf itibariyle meşru ve uygun olmayan şeydir. vermek,
(19) (Allah Teâlâ´nın) benzeri (olup olmadığı) hakkında bilgi almak isteyen kimseye "Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka tanrı yoktur" diye cevap vermek,
(20) kötü bir habere karşılık: "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" demek,
(21) sevindirici bir ha bere: "el-Hamdülillah" demek,
(22) beğendiği (ve tuhaf bulduğu bir şeye: "Lâ ilahe illallah" veya "Sübhanallah" demek,
(23) (kita ve benzeri bir şey isteyene) "Yâ Yahya huzi´l-kitâbe Yahyâ kitab al" gibi cevap mâhiyetinde söylenen her şey;
(24) teyemmümlünüı suyu görmesi,
(25) mest üzerine mesheden kimsenin mesl müddetinin sona ermesi,
(26) mestin (ayaktan) çıkarılması,
(27 (okuma yazma bilmeyen) ümmînin bir âyet öğrenmesi,
(28) çıplal olanın örtünecek bir şey bulması,
(29) imâ ile namaz kılanın rük ve secde etmeye gücü yeter hâle gelmesi,
(30) tertib sahibinin geçirdiği bir namazı hatırlaması,
(31) (imamın) kendi yerine imamlığı uygun olmayan birini geçirmesi,[1]
(32) sabah (namazım kılarken) güneşin doğması,
(33) bayram namazlarını kılarken güneşin zeval (çizgisin)e gelmesi[2]
(34) cuma namazım kılarken ikindi vaktinin girmesi,
(35) iyileşen yaranın sargısının düşmesi,
(36) özürlünün özrünün sona ermesi,
(37) kendi isteğiyle veya
(38) başka bir sebeple (namaz kılanın) abdestinin bozulması,[3]
(39) bayılma,
(40) delirme
(41) bakma sebebiyle veya ihtilâm olmak suretiyle cünüp olmak;[4]
(42) imamın kadınlar için de niyet ettiği (rükûlu ve secdeli) mutlak1 bir namazda perdesiz olarak aynı mahalde, arzu uyandıran bir kadınla, (aynı imamın ardında) müşterek iftitah tekbiri alarak,[5] aynı hizada bulunmak;
(43) abdesti bozulan kimsenin, avret mahallinin -kadının abdest için kollarını açması gibi bir mecburiyetten dolayı da olsa- açılması;
(44) (abdesti bozulan kimsenin) abdest almaya giderken ve gelirken (Kur´an) okuması,
(45) abdesti bozulduktan sonra bir rükün edâ edecek kadar uyanık olarak beklemesi,
(46) (abdesti bozulan kimsenin) yakınındaki suyu bırakıp (daha ötedeki) bir başka suya gitmesi,
(47) abdestinin bozulduğu zannıyla namaz kılan kimsenin camiden çıkması ve
(48) yine aynı sebeple cami dışında saflardan (öne) geçmesi;
(49) (namaz kılan kimsenin) camiden çıkmamış olsa dahi abdestsiz olduğunu zannederek veya
(50) mesh müddetinin bittiğini yahut
(51) üzerinde geçmiş bir namaz, yahut pislik bulunduğunu zannederek yerinden ayrılması;
(52) ihtilâftan kurtulmak için en iyisi (namazı) yeniden kılmaktır;
(53) (kendi) imamından başkasına (unuttuğunu) hatırlatmak,[6]
(54) kılınmakta olan namazdan başka bir namaza geçmek için tekbir alınması, [bütün bu zikrolunanların, (namazların) sonunda teşehhüd miktarı oturmadan evvel meydana gelmesi halinde.namaz bozulur.]
Mutlak namaz, rükûlu, secdeli namazlar olup, bu ifadeyle cenaze namazı is tisna edilmiş oluyor ki, cenaze namazında (kadınla) aynı hizada bulunmak namazı bozmaz.
(55) Tekbirlerdeki (Allahü kelimesinin başındaki) hemzeyi uzatmak,
(56) ezberinde bulunmayan şeyi Mushaftan okumak,
(57) avret mahalli açık iken veya üzerinde (namaza) mâni olan bir pislikle (namazın rükünlerinden) bir rükün eda etmek veya
(58) eda edebilecek kadar bir zamanın geçmesi;
(59) (imama) uyan kimsenin, imamdan evvel ve ondan ayrı bir rükün eda etmesi,
(60) (cemaatla kılınan) namaza sonradan yetişen kimsenin sehiv secdesinde imama uyması,[7]
(61) oturduktan sonra (yapmadığını), hatırladığı aslî secdeyi yaptıktan sonra yeniden son oturuşu eda etmemek, (62) uykulu olarak yerine getirilen bir rüknün yeniden | edâ edilmemesi,
(63) namaza sonradan yetişen kimsenin uyduğu imamın, kahkahayla gülmesi ve
(64) son oturuştan sonra imamın kasden abdestini bozması;
(65) ikili olmayan (dört rek´ath) namazlarda, seferi (yolcu) olduğunu zannederek,
(66) yahut cuma (namazı) zannıyla,
(67) yahut yatsı namazını teravih zannederek,
(68) yahut da İslâm´a yeni girmiş olduğundan kıldığı farz, namazını iki rek´atlı zannederek iki rek´atm sonunda selâm vermek.
Namazı Bozmayan Şeyler[8]
(1) Namaz kılan kimse bir yazıya bakıp anlasa,
(2) yahut fazla bir hareket yapmadan dişlerinin ar asındaki nohuttan küçük bi şeyi yese,
(3) yahut secde ettiği yerden bir kimse geçse namaz bozulmaz; ama geçen kimse günahkâr olur.
(4) Şu (aşağıdaki davranış) ile (kocaya) dönüş tescil edilse bile boşadığı bir kadının (yahut yabancı bir kadının) fercine şehvetle bakmak namazı bozmaz.
Namazın Mekrukları[9]
Namaz kılan kimseye mekruh olan şeyler yetmiş yedi onlardır:
(1) Elbisesiyle ve
(2) vücuduyla oynamak gibi,
(3) vâcib veya
4) sünneti bile bile terketmek;
(5) küçük (çakıl) taşlarım gider-nekj [bir kereye mahsus olmak üzere secde için mekruh değildir[10]
[6) parmaklan, çıtlatmak ve
(7) bunları birbirine geçirmek,
(8) elleri böğürlere[11]koymak,
(9) boynu çevirmek,
(10) (kıçı yere koyup dizleri dikerek göğüste birleştirmek ve elleri de yere koymak suretiyle) köpek oturuşu gibi oturmak,[12]
(11) kolları yere yatırmak,[13]
(12) kolları sıvamak,
(13) gömlek giyme imkânına sa-j hipken (giymeyip sadece) pantolonla[14] namaz kılmak,
(14) işaretle! selâm almak,
(15) özürsüz olarak (namazda) bağdaş kurmak;
(16)! saçlarını (arkaya veya tepesine) bağlamak,[15]
(17) başın çevresine mendil bağlayıp ortasını açık bırakmak,[16]
(18) elbiseyi önden veya arkadan yukarı çekmek,
(19) elbiseyi başına ve omuzlarına, yabut sadece omuzlarına koyup yanlarını birleştir-meden aşağı salıvermek,[17]
(20) ellerin dışarı çıkmasına imkân vermeyen bir elbiseye bürünmek,
(21) elbiseyi sağ koltuğunun altına alıp iki tarafını sol omuzuna atmak;
(22) okumayı (kıraati), kıyam (ay-ak)da değil de, başka bir halde iken yapmak,
(23) nafile (ve sünnet)lerde birinci rek´atı uzun tutmak,
(24) diğer bütün namaz-1 larda ise ikinci rek´atı birinciden uzun tutmak,
(25) farzların bir| rek´atmda (okuduğu) sûreyi tekrarlamak,
(26) (bir önceki rek´atta);
okuduğu sûrenin üstündeki bir sûreyi okumak,[18]
(27) (bir evvelki rek´atta okuduğu sûreden sonraki sûreyi atlayıp öbür rek´atta bir sonrakini okumak suretiyle) iki rek´atta sûreler arasını açmak,
(28) hoş bir kokuyu koklamak,
(29) elbiseyle veya
(30) bir yelpaze ile bir veya iki kez serinlenmek,
(31) secdede veya diğer yerlerde ellerin veya
(32) ayakların kıbleden (başka tarafa) çevrilmesi,
(33) rükûda ellerin dizlere konulmaması,[19]
(34) esnemek,
(35) gözleri kapatmak,
(36) gözleri göğe (yukarı) doğru kaldırmak,
(37) (göğsü çıkarıp elleri uzatmak suretiyle) gerinmek,
(38) az (sayılacak) bir hareket yapmak,
(39) bit tutmak ve
(40) öldürmek,
(41) burun ve
(42) ağzı kapatmak,
(43) ağza, usûlüne uygun tarzda okumaya engel olacak bir şey koymak;
(44) sarığın sargısı üzerine ve
(45) resim üzerine secde etmek,
(46) burnunda herhangi bir özrü yok iken sadece alnı ile secde etmek;
(47) namazı yol üstünde,
(48) hamamda,
(49) tuvalette,
(50) mezarlıkta,
(51) rızasını almadan bir başkasının arazisinde,
(53) pisliğe yakın bir yerde kılmak;
(53) büyük ve
(54) küçük abdestlerden biri sıkıştırır bir halde[20]
(55) yaut yellenecek bîr halde iken namaz kılmak;
(56) vaktin çıkmamdan veya cemaati kaçırmaktan korkulmadığı takdirde, mayiıayan bir pislikle namaz kılmak, [aksi halde namazı kesmek ıenduptur],
(57) (kirden pastan konulmayan) iş elbisesiyle[21] namaz kılmak,
(58) baş açık namaz kılmak, [tazarrû ve tezellül (ken-ini âciz göstermek) maksadıyla baş açık kılman namaz bu ükmün dışındadır],
(59) sevdiği yemek hazırken ve
(60) kalbi leşgul edecek ve huşûu bozacak olan şeyler karşısında namaz ılmak,
(61) âyet ve
(62) (okunan) tesbihâtı elle saymak;
(63) namın mihrapta,
(64) bir yerde veya
(65) bir arazide tek başına urması,
(66) safta aralık (boş yer) varken safin gerisine durmak,
( 67) üzeri resimli elbise giymek;
(68) (namaz kılanın) başımn üst tarafhnda veya
(69) arkasında,
(70) önünde veya
(71) (yanlardan) azasında resim bulunmak; ancak resim küçük veya başı kesik lur yahut resim cansız bir şeye ait bulunursa mekruh olmaz;
(72) nünde nnn yahut
(73) içinde kor ateş bulunan tandır veya
(74) Lyuyan insanlar bulunması,
(75) kendisine bir zararı olmayan ılnmdaki toprağı namazda iken silmek,
(76) (Fatiha´nm dışında) tir sûre tayin edip ondan başkasını okumamak; ancak bu sureyi :olayına geldiği ve Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) okuduğu çin teberrüken okursa mekruh olmaz;
(77) önünden geçilmesi nuhtemel iken namaz için sütre (siper) edinmemek.
Namaz İçin Sütre (Siper) Edinmek ve Namaz Kılanın Önünden Geçenlere Engel Olmak
(Namaz kılan bir kimsenin) parmak kalınlığında, bir zira´ yanıt daha fazla kalınlıktaki bir sütreyi (siperi önüne) dikmesi nüstehaptır.[22]Sütreye yakın durmak, oniı tamamen karşısına almayıp kaşlarından birinin hizasına dikmek sünnettir.
Dikecek birşey bulunamazsa uzununa bir çizgi çizilir. Bir kısmı, hilâl şeklinde enine (bir çizgi çizilmelidir) dediler. (Ashnda) önünden geçene mâni olmaya kalkışmamak müstehaptır. İşaret veya teşbih söyleyerek geçene engel olunmasına cevaz verildi. (Geçene engel olmak için bu zikrolunan şeylerin) ikisini birlikte kullanmak mekruhtur. (Erkekler namazda okurlarken) seslerini yükselterek, (kadınlar da) işaretle veya sağ elinin parmaklarıyla sol elinin üzerine vurmak suretiyle önlerinden geçene mâni olurlar. Kadınlar, fitneye sebep olacağı için, seslerini yükseltmezler. (Namaz kılanın önünden) geçen kimseye fiilî müdâhaleyle engel olunmamalıdır. Bu (konudaki) hadis-i şerif,[23] (İslâm´ın ilk zamanlarında) fiilen müdâhale etmek vardı ve namaza aykırı davranışlar mubahtı, (fakat şimdi) bunun hükmü kaldırılmıştır
Namaz Kılanlara Mekruh Olmayan Şeyler
(1) Beline (kuşak) bağlamak,
(2) hareketi meşgul etmediği takdirde kılıç kuşanmak,[24]
(3) tercih edilen görüşe göre ellerini feracesine ve feracesinin (elleri çıkarmak için bırakılan) yarıklarına sokmak;
(4) Mushaf a veya askıda bulunan kılıca, oturan ve konuşmakta olan birinin sırtına, muma veya kandile karşı durmak ki doğrusu da budur;
(5) üzerindeki resimlere secde etmemek şartıyla resimli bir yaygı üzerine secde etmek;
(6) zarar vereceğinden korktuğu yılan ve akrebi, birkaç darbeyle ve (yönünü) kıbleden ayırma pahasına da olsa öldürmek[25]ki en doğrusu da budur.
(7) Vücuda yapışmasın diye rükûda elbiseyi hareket ettirmek,
(8) namazdan ayrıldıktan sonra alındaki toprak veya otu silmenin bir zararı yoktur. Eğer zarar veriyor ve namazda meşgul ediyorsa namazdan ayrılmadan da (alındaki toprak veya otlar) giderilebilir.
(9) Yüzünü çevirmeden göz ucuyla bakmak, (yerin sertliğini hissetmek şartıyla) yatak, kilim ve keçe üzerinde namaz kılı-nabilir; en iyisi yerde ve yerden çıkan şeyler üzerinde namaz kılmaktır.
(10) Nafile namazların her iki rek´atmda aynı sûreyi okumanın bir sakıncası yoktur.
Namazı Yarıda Kesmeyi Gerektirenve Benzeri Şeylerle ilgili Hususlar
(1) Darda kalan bir kimseye yardım için namazı kesmek gerekir.
(2) Ana-babadan birinin çağırmasıyla namaz bozulmaz.
(3) Başkasına ait de olsa bir dirheme muadil (para veya mal gibi) bir şeyin çalınması durumunda,
(4) kurdun koyuna saldırması veya bir âmânın kuyu ve benzeri bir yere düşmesi endişesinden dolayı ve
(5) ebenin,[26] çocuğun ölümünden korkması halinde namaz yarıda kesilir. Ölüm korkusu yoksa bile, ebenin namazı tehir edip
kazaya bırakması ve) çocuğu karşılamasında bir sakınca yoktur.
6) Yolcu da öyle; hırsızlardan, yol kesicilerden[27] korktuğu takdirde vaktin namazını tehir edebilir.
Namaz Kılmayanlarla İlgili Hüküm
ı
Namazı bile bile ve tembellikle terkeden bir kimse şiddetle ve san çıkıncaya kadar dövülür ve namaz kılmcaya kadar hapsolunur. Ramazan orucunu tutmayan kimse de (tıpkı) böyle (bir cezaya jarptırılır), ama bunlar öldürülmezler. Ne var ki namaz veya aruçtan birinin (farziyetini) inkâr ettikleri veya hafife aldıkları takdirde öldürülürler.
Geçmiş Konularla İlgili Sorular
Fesadın (bozulmanın) lügat ve ıstılah manası nedir Fesad ve bı ibâdetlerde ve muamelâtta aynı manaya mı gelir Bunu bir örnekle açıklayınız.
Namazı bozanlardan on şey söyleyiniz.
"Namazı bozan şeylerden biri de imamlık yapması uygun olmayan birinin imamın yerine geçirilmesidir sözüyle ne söylenilmek isteniyor
İhtilâm olmak suretiyle cünüp olmak hangi sebebte namazı bozar Uyku hâlinin dışında ihtilam olmak mümkün değilken niçin sadece uykuyu zikretmekle yetinilmemiştir.
Hangi hal ve şartlarda aynı hizada bulunmak namazı bozar
Namaz kılmakta olan kimsenin kendi imamına ve bir başkasına hatırlatmada bulunması hususunu delil getirerek söyleyiniz.
Namazı bozmayan üç şey söyleyiniz.
Mekruh olan bir davranışta bulunarak kılınan namazla İlgili hüküm nedir (Böyle bir) namazın iadesi ne zaman vacip, ne zaman menduptur.
Namazda çakıl taşlarını gidermenin hükmü ve bununla ilgili delil nedir
Ellerin böğürlere konulmasını, köpek oturuşunu, dirseklerin yere konulmasını, saçların topianıp bağlanmasını anlatınız.
Başın etrafını sarıp ortasını açık bırakmayı, elbiseyi başın üstüne ve omuz-´ larına alıp uçlarını aşağı sarkıtmayı açıklayınız, namazda bu davranışların hükmü ve bunların her biriyle ilgili delil nedir
Namazda sûreleri hangi sıraya göre okumak sünnettir İkinci rek´atta, birinci rek´atta okuduğu sûrenin üstündeki sûreyi okumanın hükmü nedir "Sûrenin üstü" ne demektir
Namaz kılan kimsenin sütre (siper) edinmesi ne demektir Bunun hükmü ve delili nedir (Namaz kılanlar) sütrenin ne tarafına dururlar Sütre edinilemezse ne yapılmalıdır Namaz kılan kimsenin önünden geçen kişiye mâni olmasının hükmü nedir Mâni olmak istendiğinde erkekler nasıl, kadınlar nasıl mâni olurlar
Namaz kılanın, önünden geçen kimseye fiilen müdahale ederek engel olması uygun mu Fiilî müdahaleyle engel olmanın caiz olduğunu gösteren hadis-i şerif nasıl tevil olunur
Namaz kılan kimsenin akrep, yılan ve benzeri şeyler öldürmesiyle ilgili hükmü teferruatıyla açıklayınız. Bu husustaki ihtilâfı belirtiniz.
Nerelerde namazı mutlaka kesmek gerekir, namazı kesmenin caiz olduğu| yerler nerelerdir
Namazı terkedenlerle ilgili hüküm nedir
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Meselâ, abdesti bozulduğunda imamın kendi yerine bir köleyi veya okuma yazma bilmeyen birini geçirmesi gibi,
[2] Zeval çizgisine, yani güneşin tepe noktasına gelmesi demektir. (Mütercim)
[3] Meselâ bir ağacın altında namaz kılarken ağaçtan bir meyve düşüp kan çıkmasına sebep olması gibi.
[4] Bilindiği gibi, namaz kılan bir kimse rükûda veya secdede usûlüne uygun bir tarzda uyuduğu takdirde, namazı
da abdesti de bozulmaz. Müellifin yukarıdaki ifadesinden, namazda usûlüne uygun bir tarzda uyumanın abdesti
bozmayacağı sonucuna varılır. Hal böyle iken, "İhtilâm olmayı, namazı bozanlar arasında saymaya gerek yoktur,
çünkü ihtilâm sadece uykuda meydana gelen birşeydir, uyku ise namazı bozduğundan, burada ´bozma ifadesini ihtilâma değil uykuya
yüklemek gerekir" denilemez.
[5] Müşterek iftitab tekbiriyle, her ikisinin de aynı imama uyması veya kadının imama uyması kasdolunuyor.
[6] Okurken sonunu getiremeyip susan veya okumakta iken bir veya daha fazİE kelime atlayan yahut bir kelimenin yerine başka bir kelime okuyan kim şeye, unuttuğu veya atladığı kelime hatırlatılır. Nitekim rivayet olunduğum göre Rasûhıllah (Aleyhissalâtü vesselam) namazda "el-Mü´minûn" sûresini okurken bir kelime atlamıştı. Namazdan sonra: "Aranızda Übey yok mü idi " diye sorunca: ´Vardı" diye cevap verdiler. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi uesellem/in: "Bana hatırlatmalı değil miydin " demesi üzerine o{ "Nesh-olunduğunu zannettim" demişti. Efendimiz de: "Şayet nesholunsaydıj elbet (bunu) size bildirirdim" diye karşılık vermiştir.
Öte yandan Hz. Ali (Radıyallahu anh): "îmam sizin hatırlatmanıza; muhtaç duruma düşerse ona hatırlatın" demiştir.
[7] Meselâ, namaza sonradan iştirak eden kimse, imam selâm verdikten yahut da teşehhüd miktarı oturduktan sonra namazını tamamlamak üzere ayağa kalksa, kıldığı rek´atm secdesini yapsa, bu arada imam sehiv secdesi yapması gerektiğini hatırlasa, namaza sonradan yetişen mezkûr kimse de sehiv secdesini yapmakta olan imama uysa namazı bozulur. (Mütercim)
[8]
[9] Şunu bilmek gerekir kî, kerahetle edâ edilen namazların, mekruh bir harekete meydan vermeden yeniden kılınması gerekir. Bir de namaz kılan bir kimse namazın vaciplerinden birini terk etmişse ve vakit de müsaitse bu namazın yeniden kılınması vaciptir. Namazda vacip olmayan birşey terkedilmişse veya vacib olan birşey terkedilmiş, fakat vakit müsait değilse (bu namazın) iadesi menduptur.
[10] Rivayet olunduğuna göre Câbir b. Abdullah şöyle demiştir: Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam)´a, küçük taşların silinmesi (ve giderilmesi) hakkında sordum, şöyle buyurdular: «Bir kere (ye mahsus olmak üzere) giderilebilir. (Ama) şayet bunları gidermez (de bırakır) isen senin için kara gözlü yüz dişi deve (vermek)ten daha hayırlıdır.»
Rivayet olunduğuna göre Ebû Zerr (Radıyallahu anh): «Peygamber (Aleyhissalâtü vesselâm)´a herşeyden sordum, hatta O´na, (küçük) çakıl taşlarının giderilmesi hakkında da sorduğumda: "Bir kere (ye mahsus olmak üzere giderebilirsin), değilse bırak" diye karşılık verdi» demiştir.
Netice olarak, eğer küçük taşları gidermeden namaz kılmamıyorsa, taşları gidermek gerekir. Şayet secde edilebiliyor, ancak istenildiği gibi yapılması taşların giderilmesine bağlıysa, taşlar tek bir hareketle giderilebilir; fakat aralarında el-Bedâi´ ve en-Nihâye müelliflerinin de bulunduğu bir grup müellif (taşlan) gidermemenitt daha iyi olacağını söylemişlerdir.
[11] Kalçanın üstü ile göğüs kafesinin altındaki bölgeye ellerin konulmasına, Arapça "tahassür" denir ki mekruhtur. "Tahassur"un, bastona dayanmak manasına geldiğini söyleyenler de vardır. Nitekim (bu) bastona Arapçada "mihsara" denilmektedir.
[12] Bu nevi oturuş, köpek oturuşu diye adlandırılır ki, tahrimen mekruhtur. Çünkü Ebu Hüreyre (Radıyallahu anh): "Rasûlullah (Aleyhissalâtü vesselam) beni, horozun gagalaması gibi (secdede çabuk çabuk) eğilip doğrulmaktan, köpek oturuşu gibi oturmaktan ve bir de tilki gibi sağa sola dönmekten menetti" demiştir.
[13] Nitekim Hz. Âişe (Radıyallâhu anha): "Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam), köpek oturuşu gibi oturmayı ve erkeklerin dirseklerini yırtıcı hayvanlar gibi yere yatırmasını yasaklamıştır" demiştir. Hadisi, Buharî nakletmiştir.
[14] Namazda alt tarafına pantolon giymekle yetinip üst tarafına bir şey giymemek (namazı) hafife almak olur ve edep kıtlığını gösterir. Erkeklerin namas kılarlarken pantolon, gömlek ve sarık olmak üzere üç türlü elbise giymeleri müstehaptır.
[15] Namazda saçların ip, yapıştırıcı veya benzeri birşeyle enseye veya başın tepesine bağlanması mekruhtur. Nitekim Rasûlullah (Aleyhissalâtü vesselam) saçları (bu şekilde) bağlı olarak namaz kılan bir adama rastladığında: "Saçlarını bırak, seninle birlikte o da secde etsin" demiştir. Buradan anlaşılıyor ki, saçların örülüp aşağı salınması ve bağlamadan öylece bırakılması mekruh değildir ve bunun böyle olduğunu bir grup ulema (dahi) belirtmişlerdir.
[16] Sarığı, başın çevresine sarıp ortasını açık bırakmak mekruh olup, Peygamber (Aleyhisselâm) namazda böyle bir davranışı menetmiştir.
[17] Nitekim Ebû Hüreyre (Radıyallâhu anh); "Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve-sellem), (namazda) elbiseyi başa ve omuzlara, yahut sadece omuzlara koyup yanlarını birleştirmeden aşağı salıvermeyi ve erkeğin ağzım kapatmasını menetmiştir" demiştir.
[18] Namaz kılan bir kimsenin, sûrelerin Mushaf taki sıralanışına uygun olarak okuması sünnettir. (Bilindiği gibi Kur´an´daki) sûrelerin ilki Fatiha, sonuncusu ise "Nâs" süresidir. İkinci rek´atta, birinci rek´atta okuduğu sûreden önceki sûreyi okumayıp Mushaftaki sıraya riâyet etmelidir. İbn Abbas (Radıyallâhu anh)´m, "Kur´an´ı tersinden okuyan kimsenin kendisi ters çevrilmiştir" dediği rivayet olunmuştur.
[19] Aynı şekilde iki secde arasında ve teşehhüdde otururken elleri uyluklar üzerine koymamak mekruh olduğu gibi okumak için ayakta dururken sağ eli sol el üzerine koymamak da mekruhtur,
[20] Namazda büyük ve küçük abdesfcin yahut bunlardan birinin sıkıştırması kalbi meşgul eder, bu vaziyette namazda istenilen huşu elde edilemez. Nitekim Rasûîullah (Aleyhissalâtü vesselam), "Allah´a ve âkiret gününe inanan hiçbir kimseye sıki-şik bir halde namaz kılması helâl değildir" buyurmuştur. Burada sıkışıklıkla, büyük abdestin veya küçük abdestin yahut da yellenmenin verdiği sıkışıklık kasdolunmaktadtr.
[21] îş elbisesi, çalışırken gündelik olarak, kirden pislikten sakınılmadan giyilen elbisedir.
[22] Rivayet olunduğuna göre Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam): "Bir okla da olsa sütre edininiz" buyurmuşlardır. Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam), diktiği bir değneğe doğru namaz kılardı.
Peygamber (Aleyhissalâtü vesselâm)´e, namaz kılanın sütresiyle ilgili sorduklarında: "Devenin eyerinin arkasındaki çubuk gibidir"
buyurmuşlardır. Bu çubuğun yüksekliği yolcunun başının hizasına ka< Ömer b. Hattab (Radıyallahu anh) şöyle
demiştir:
"Eğer namaz küan kimse namazından neyin ekşiteceğini buseydi, m\ ka namaz kılarken sütre edinirdi."
tbn Mes´ûd (Radıyallahu anh) da şöyle buyurmuştur:
"Namaz kılanın önünden geçen kimse adamın namazının yarısını keser j (alır)."
[23] Rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (Aleyhissalâtü vesselam) şöyle\ buyurmuştur:
"Sizler namaz kılarken önünüzden kimsenin geçmesine müsâade etmeyin ve mümkün olduğunca buna mâni olun. Buna karşı konulduğu takdirde (karşı koyanla) fiilen mücadele edin. Çünkü o, şeytandan başkası değildir.
îşte müellifin nesholunduğunu söylediği hadis-i şerif bu hadis-i şeriftir. Namaza aykırı davranışların haram edilmesiyle bunun hükmü kaldırılmıştır.
[24] Namaz kılan kimse muharebedeyse kılıç kuşanmak mekruh değil. Muharebenin dışında, eğer kılıç namazda insanı meşgul ediyorsa kuşanılması mekruh, aksi halde değildir.
[25] Namazda yılan veya akrep gören kimse, bunların zarar vermesinden ya korkar, ya da korkmaz. Eğer korkarsa, bunları iki darbeyle ve yönünü kıbleden ayırma pahasına da olsa öldürür. Yani bu durumda çok hareket zarar vermez. Eğer yılan veya akrebin zarar vermesinden korkmazsa bunları, ayağıyla üstüne basmak gibi, az bir harekette öldürmek mekruh olmaz. Zarar vermelerinden korkmadığı halde bunları çok harekette öldüren kimsenin namazının durumu hakkında âlimler ihtilâf etmişlerdir.
Hasan´ın îmam-ı Azam´dan rivayetine göre -ki Serahsî de bunu tercih etmiştir- böylelerinin namazı bozulmaz, fakat bu hareketleri mekruhtur. Başka bir grup ulema ise, bu kimselerin namazlarının bozulacağını söylemişler, Kemâl de: "Gerçek olan budur" demiştir.
[26] Ebe; çocuk doğumuyla ilgilenen kadına denir. Eğer ebe, bebek ve annesini kendi hallerine bıraktığı takdirde büyük bir ihtimalle bebeğin veya annesinin öleceğine yahut bunlardan birinin herhangi bir uzvunun telef olacağına kanaat getirirse, namaza başlamamışsa namazı tehir eder (kazaya bırakır), eğer başlamışsa namazı bırakması şarttır. Yukarıdaki gibi bir kanâate sahip olmasa bile namazı tehir edip bebeği karşılamasında bir sakınca yoktur. Çünkü ortada bir mazeret var. Ebe namazdayken ortada korkulacak bir hal yoksa namazını kesmez.
[27] Yırtıcı hayvanlar ve sel de yol kesicilerden sayılır.
|
|
|
Nuru´l-İzah - Namaz Bahsi 1. Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 10-14-2018, 07:47 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Nuru´l-İzah - Namaz Bahsi 1. Bölüm
Farz Olmasının Şartlan
Namazın farz olması için üç şey(in bulunması) şarttır ki bunlar:
(1) Müslüman olmak,
(2) bulûğ çağına gelmek ve
(3) akıllı bulunmakür.
Çocuklara, yedi yaşma geldiklerinde namaz kılmaları emredilir. On yaşmda (namaz için) elle dövülür, değnekle değil.[2]
Farz Oluşunun Sebebi
Namazların farz oluşunun sebebi namaz vakitleridir. Namaz, vaktin sımrlamasız [3] olarak ilk (dakikalar)inde farz olur.
Farz Namazların Vakitleri
Vakitler beş olup şunlardır:
1) Sabah vakti: İkinci şafak sökünce başlar, güneşin doğmasının az öncesine kadar sürer,
2) Öğle vakti: Güneşin (gökyüzünün tam ortasından) batıya doğru yönelmesinden itibaren başlar, herhangi birşeyin gölgesi kendisinin iki veya bir misli oluncaya kadar devam eder. Güneşin tepe noktasında bulunduğu sıradaki gölgeler bu hükmün dışındadır. Tahâvî ikincisini tercih etmiştir ki, bu Sahibeyn (Ebû Yûsuf ile Muhammed)´in görüşüdür.
3) İkindi vakti: Herhangi birşeyin gölgesi, kendisinin bir veya iki mislim geçtiği andan itibaren başlar, gün batışına kadar devam eder.
4) Akşam vakti: Gün batışıyla başlar ve ufuktaki kızıllığın[4] kayboluşuna kadar devam eder. Fetva bu yönde verilmiştir.
5) Yatsı ve Vitir vakti: Kızıllığın kaybolmasından itibaren başlayıp sabaha kadar devam eder.
Vitir namazı, yatsı namazından önce kılınmaz. Çünkü sırayı gözetmek gerekir.
(Batıdaki kızıllık henüz kaybolmadan tan yerinin ağarmağa başladığı kutup bölgesi gibi bazı ülkelerde meselâ) yatsı ve vitir vaktini göremeyenlere bu namazlar farz olmaz.[5]
İki Vaktin Farzı Bir Vakitte Kılınamaz
Bir mazeret sonucu iki vaktin farzı bir vakitte birleştirilemez. Ancak hacılar, Arafat´ta iki vaktin farzını, en büyük imamla (yani hükümdarla) birlikte kılmak ve ihramlı olmak şartıyla, bir arada kılabilirler.
(Hacılar) öğle ile ikindi namazlarım, (ikindiyi) öne alarak (öğle vaktinde ikisini) birlikte kılarlar,[6] akşamla yatsıyı da
Akşam namazının tehir edilerek yatsı vaktinde kılınabilmesi için de iki Şart vardır: Birincisi bu işin Müzdelife´de olması, ikincisi ise namaz kılacak olan kimsenin hacda ve ihramlı bulunması gerekir. Bu şartlardan biri bulunmadığı takdirde caiz olmaz.
(akşamı tehir edip yatsı vaktinde) birleştirerek Müzdelife´de kılarlar. Akşamı Müzdelife yolmada kılmak caiz olmaz.
Namaz Vakitlerindeki Müstehablar
(1) Sabah namazını erkeklerin ortalık ağanncaya[7] kadar tehir etmeleri;
(2) yaz günlerinde öğle namazını ortalık serinleyin-ceye[8] kadar tehir etmeleri, kışın ise geciktirmemeleri müstehabdır. Ama bulutlu günlerde tehir edilebilir.
(3) Gün ışığı değişmediği sürece ikindiyi tehir etmek, ama bulutlu günlerde geciktirmemek
,4) bulutlu günlerin dışında akşam namazının geciktirilmemesi, bulutlu günlerde tehir edilmesi,
(5) yatsı namazının gecenin üçte birine kadar tehir edilmesi, bulutlu günlerde geciktirilmemesi,
(6) uyanacağından emin olanların vitir namazım gecenin sonuna kadar tehir etmeleri müstehabdır.
Namaz Kılınmam ası Gereken ve Namaz Kılmak Mekruh Olan Vakitler
(Şu) üç vakitte farz namazlar ve bir de bu vakitler girmeden
evvel[9] zimmetinde edası vacib olmuş bulunan namazlar kılınamaz.
(1) Bu (vakitler), güneşin doğup (bir-iki mızrak boyu) yükselmesine kadarki vakit ile
(2) güneşin tepe noktasından (batıya doğru) meyletmeye başlamasına ve
(3) güneşin sararmaya başlamasından batmcaya [10] kadarki zaman aralıklarıdır.
Bu vakitlerde borç olmuş bulunan namazlar kerahetle kılmabilir. Hazır haldeki cenâze(nin namazı) ile mezkûr vakitlerde okunan secde âyeti(yle terettüb eden tilâvet secdesi) gibi... Aynı şekilde o vaktin ikindi namazı da gurûb vaktinde kerahetle kılmabilir.
Bu üç vakitte nafile kılmak, ortada nezir gibi, iki rek´at tavaf namazı gibi bir sebep de bulunsa, tahrîmen mekruhtur.
Nafile ve Sünnet Kılınması Mekruh Olan Vakitler
(1) Tan yeri ağardıktan sonra sabah namazının sünnetinden başka nafile namaz kılmak,
(2) sabah ve
(3) ikindi namazlarından sonra ve
(4) akşam namazından önce,
(5) (cuma günü imam-)
hatibin hutbeye çıkışından itibaren namazdan ayrılıncaya kadar,
(6) sabah namazının sünneti hariç kamet getirildiği sırada,
(7) evde dahi olsa bayram (namazın)dan önce, bayram (namazm)dan sonra camide,
(8) Arafat ve Müzdelife´de birleştirilerek kılman namazlar arasında,[11]
(9) farz namazdan (başkasını kılmaya yetmeyecek kadar) vakit daraldığında,
(10) büyük ve küçük abdestlerin[12] sıkıştırmaları halinde,
(11) canının çektiği bir yemeğin hazır bulunması durumunda,
(12) kalbini meşgul edecek ve (bütün uzuvlarıyla) Allah´a yönelmeyi engelleyecek şeylerin bulunması halinde nafile namaz kılmak mekruhtur.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Namazın Arapçası olan "salâf´m lügat manası duadır. Şer´î örfde ise, tekbirle başlayıp selâmla son bulan bir takım söz ve hareketlerden ibarettir.
Namazın emredilişindeki hikmet, kullarına bol bol nimetler ihsan eden Allah Teâlâ´ya şükrân-ı nimette bulunmak ve O zât-ı kibriyanın,
"Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım" (İbrahim, 7) mealindeki âyet-i celîlesiyle işaret buyurduğu gibi, O´ndan, kulları üzerindeki hayır ve bereketini artırmasını, günahları Örtmesini ve hataları silmesini niyaz etmektir.
Nitekim Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam):
«—Biliyor musunuz, sizlerden birinizin evinin önünde bir nehir bulunsa da her gün beş kere bu ırmakta yıkan(ıl)sa, (böylelerinin) üstünde kir diye birşey kalır mı " diye sorunca,
"— Hayır" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Efendimiz (Sallallahu aleyhi veseltem):
"— İşte beş vakit namaz da aynen böyledir, Allah Teâlâ bu namazlarla hataları siler" buyurdular.
Namaza duran bir kimse, Rabbine yönelerek kendisini dosdoğru yola, sırât´i müstakime sevketmesini ve sapık yollara düşmekten uzak tutmasını niyaz eder. Sürekli böyle davrananların kalbleri yumuşar, azaları temizlenir, hata ve günahlara yönelmez. Eğer daha evvel bir günaha bulaşmışsa, Rabbine gerçek manada yönelmesi ve kalbini O´na iyice tutması neticesinde Allah Teâlâ onu da bağışlar, işte arınma böyle gerçekleşir.
[2] Bu husus Rasûlullah (Aleyhissalâtü vesselâm)´m, "Çocuklarınız yedi yaşına gelince namaz kılmalarım emredin, on yaşında onları (namaz için) dövün ve yataklarını ayırın" hadis-i şerifiyle sabit olup çocuklara bu yolda emredilmesi vaciptir.
[3] "Sımrlamasız" demek vaktin ikinci yarısına kadar namaz tehir edilebilir demektir, ama namazın ikinci yarı başladıktan sonra kılınması günah olur.
[4] Gün batınımdan sonra ufakta bir kızıllık meydana gelir. Sonra kaybolan bu kızıllığın yerini beyazlık alır, daha sonra bu da kaybolur.
Bizim mezhebimizde akşam vakti, ufuktaki kızıllığın kaybolmasıyla sona erer. Akşam vaktinin, kızıllıktan sonra meydana gelen beyazlığın kayboluşuna kadar devam edeceğini söyleyenler de var.
[5] Kutup bölgesinde bulunan birtakım ülkelerde, senenin bazı gecelerinde ufuktaki kızıllık henüz kaybolmadan şafak sökmeye başlar. Böyle vakitlerde bu ülke sakinlerine, yatsı namazıyla vitir namazı farz değildir. Çünkü yatsıyla vitir namazının farz olmasına sebeb olan vakte rastlanılamamıştır.
[6]
[7] Peygamber (Salîallahu aleyhi vesellem)´in, "Sabah namazını ortalık ağanncaya kadar tehir ediniz, çünkü (aydınlanıncaya kadar geciktirmek) daha sevaptır" mealindeki hadis-i şerifi buna delildir. Sabah namazının bu şekilde geciktirilmesi, cemaatın artmasını ve bu da ecir ve sevabın fazlalaşmasını temin eder.
[8] Serinlemenin ölçüsü şudur: Evlerin duvarları vb. şeyler gölge salmaya başlamalı, camiye gidenler de bu gölgelerden yararlanabilmelidirler. Orta-lığın serinlemesini beklemeye Efendimiz (Aleyhisselâm), "Öğleyi, ortalık serinley-inceye kadar tehir ediniz; çünkü şiddetli sıcak cehennemdendir" hadis-i şerifiyle işaret etmektedir.
[9] Bu vakitler girmeden evvel edası üzerine vâcib olan namazlara şunlar örnek gösterilebilir: Vitir namazı, mutlak nezir, iki rek´at tavaf namazı, kerahet vakti girmeden evvel başlanılıp da bozulmuş bulunan nafile namazlar ve bir de kerahet vaktinden evvel okunan secde âyeti için tilâvet secdesi.
el-Muhît müellifi, sehiv secdesinin de tilâvet secdesi gibi olduğunu söylüyor. Kerahet vaktinin hâricinde kılman namaz için sehiv secdesi icâb etse de kerahet vakti girinceye kadar namaz sona ermemiş bulunsa, sehiv secdesi namaz kılanın üzerinden düşer. Çünkü kâmil bir vakitte ortaya çıkan (vacip olan) sehiv secdesi, noksan olan kerahet vaktinde edâ edilmez. Nafilenin mekruh olduğu vakitlerde şükür secdesi de yapılmaz, sair zamanlarda şükür secdesi mekruh değildir.
[10] Buna, Müslim´in Akabe b. Amir (Radıyallaku an/t/den naklettiği,
"Rasûlullah (Aleyhisselâm), şu üç vakitte namaz kılmamızı ve ölülerimize cenaze namazı kılmamızı yasakladı. Bu vakitler, güneş doğduktan yükselinceye kadarki vakit ile, güneşin tepe noktasına gelip (batıya doğru) eğilmeye başlamasına ve güneşin batma noktasına dikilmesinden batışına kadarki vakitlerdir" mealindeki hadis-i şerifi delildir.
[11] Arafat´ta birleştirilerek kılınan öğle ve ikindi namazları kasdolunmaktaair. Bu birleştirme esnasında öğle namazının sünneti dahi kılınmaz. Aynı şekilde Müzdelife´de birleştirilerek kılınan akşam ve yatsı namazları arasında, akşam namazının sünneti de dahil olmak üzere, nafile namaz kılınmaz. Çünkü Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam) bu iki yerde namazları birleştirdiği zaman, namaz onun için göz aydınlığı olduğu ve o sırada nafile namaz kılmak meşru bulunduğu halde, bu iki namaz arasında herhangi bir namaz kılmamıştır.
[12] Zira sıkışık bir halde namaz kılanlar, kendilerini namaza veremezler.
|
|
|
Hidaye Tercümesi - Namaz Kılmanın Mekruh Olduğu Vakitler |
|
Yazar: RasitTunca - 10-14-2018, 07:37 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Namaz Kılmanın Mekruh Olduğu Vakitler
(Sabah namazının vakti, Tan yerinin ağarması demek olan ikinci fecrin doğmasından başlayarak güneşin doğmasına kadar devam eder.) Zira Cibril (Aleyhisselâm) ´in Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)´e imamlık ettiğine ilişkin hadise göre Cibril (Aleyhisselâm) sabah namazım birinci günde tan yerinin ağarmasıyla, ikinci günde de ortalık tamamen ağarıp güneş doğmak üzereyken kıldırmış ve sonra : -Bu iki vaktin arası, senin ve senin ümmetin için sabah namazının vaktidir.- ([1]) demiştir.
Yalancı fecir denilen ve uzunlamasına yükseldikten sonra tekrar kayıp olup yerine zifiri bir karanlık basan beyazlığa itibar olunmaz. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi´s-safâtü ve´s-selâm) ; -Ne Bilâl´ın ezanı ve ne de uzunlamasına yükselen beyazlık sizi aldatmasın. Fecir ancak, ufuk üzerinde genişliyen beyazlıktır.-([2]) buyurmuştur. (öğle namazının vakti de, güneşin tepeden sağa doğru kayma-sıyla başlar.) Zira yukarıda geçen Cibril (Aleyhisselâm)´ın imamlığına ilişkin hadise göre Cibril (Aleyhisselâm) öğle namazını birinci günde güneşin sağa doğru kaymasıyla birlikte kıl-dırmıştir. (Öğle namazı vaktinin sonu da -İmam Ebû Hanife´ye göre- herhangi bir şeyin gölgesi, güneş tepede iken olan gölgesi dışında iki katı kadar olduğu zamandır. Diğer iki İmam ise : «Bir katı kadar olunca öğle namazının vakti bitmiş olur demişlerdir.) İmam Ebû Hanife´ den de bu yolda bir rivayet vardır. İki İmamın dayanağı, Cibril (Aleyhisselâm)´in ikindi namazını birinci günde kendilerinin dediği vakitte kıldırmış olmasıdır.İmam Ebû Hanife de; «öğle namazını hava serinleştiği vakte bırakın. Zira sıcağın şiddeti. Cehennemin savurduğu yakıcı nefesindendir( [3]) hadisidir. Çünkü Arabistan´da sıcağın şiddeti, her şeyin gölgesi bir katı kadar oluncaya dek sürer. Bundan ise öğle namazı vaktinin, her şeyin gölgesi bir katı kadar olduğu zaman bitmediği anlaşılır. (İkindi namazının vakti de, öğle namazı vaktinin -iki kavle göre- bitmesiyle başlar ve güneş batmcaya dek devam eder.) Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi´s-salâtü ve´s-selâm) ; «Kim ki ikindi namazından bir rekâta güneş batmadan yetişirse ikindi namazına yetişmiş olur» ([4]) buyurmuştur. (Akşam namazının vakti de güneş batınca başlayıp güneşin batışından sonra ufukta kalan aydınlık gidinceye kadar sürer.) İmam-ıŞafii:«Akşam namazının vakti, kişinin üç rekât kadar namaz kılabileceği kadardır. Zira Cibril (Aleyhisselâm) akşam namazını hem birinci hem ikinci günde aynı vakitte küdırmıstır» demiştir. ([5]) Biz ise:«Akşam namazı vaktinin başlangıcı güneşin batışı, sonu da ufuktaki aydınlığın kayboluşudur- ([6]) hadisine dayanıyoruz. Çünkü biz diyoruz ki: Akşam namazının vakti darolduğu için namaz kerahet vaktine girmesin diye Cibril (Aleyhisselâm) her iki günde de akşam namazını aynı vakitte kildırmıştır.
(Güneşin batısından sonra ufuktaki aydınlık İmam Ebû Hanife´ye göre kırmızılıktan sonraki beyazlıktır. Diğer iki İmam ise -kırmızılıktır, demişlerdir.) îmam Ebû Hanife1 den de bu yolda bir rivayet vardır ve aynı zamanda İmam-ı Şafii de buna kaildir. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi´s-salâtü ve´s-selâm)-«Aydınlık larmızüıktar. O kaybolunca namaz vacip olur- ([7]) buyurmuştur. îmam Ebû Ha-n i f e;«Akşam namazı vaktinin sonu ufukun karardığı vakittir» C[8]) hadisine dayanmıştır. Çünkü İmam Ş a f i i´ nin dayandığı hadis, İmam Malik´in Muvatta´da anlattığına göre hadis olmayıp Abdullah îbn-i ö m e r´ in sözüdür. Kaldı ki bu konuda Ashab da ihtilaf etmişlerdir.(Yatsı namazının vakti de aydınlığın batmasından başlayarak tan yeri ağarmasına kadar devam eder.) Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem); «Yatsı namazının vakti tan yerinin ağarmasıyla sona erer» ([9]) buyurmuş-tur. Bu hadis «Yatsı namazının vakti geceden üçtebir" gidinceye kadardır- diyen İ m a m-ı Safi i´nin görüşüne karşı bir delildir. ([10])
(Vitir namazının vakti de, yatsı namazı kılındıktan sonra başlayarak tan yeri ağarıncaya kadar sürer.) Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi´s-salâtü veVselâm)-Vitir namazını yatsı namazı ile tan yerinin ağarması arasında kılın- ([11]) buyurmuştur. Ben diyorum ki: Bu, iki İmama göredir İmam Ebü Hanife ise: -Yatsı ile vitir namazlarının vakitleri aynıdır. Ancak şu var ki; Vitir namazı yatsı namazından önce kılınamaz» demiştir.[12]
Bir Fasıl
(Sabah namazında ortalığın aydınlanmasını beklemek müstahap-tır.) Çünkü Peygamber Efendimiz(Aleyhi´s-salâtü ve´s-selâm) :-Sabah namazını gün aydmlanmcakılın.- ([13]) buyurmuştur, t m a m-ı Şafiî (Allah rahmet eylesin) : «Bütün namazları erken kılmak daha sevaplıdır» demiş ise de gerek bu ve gerek daha sonra getireceğimiz hadisler onun bu görüşüne karşı bizim için birer delildir.(Öğle namazını da yazın sıcağında serinliğe bırakmak keza müstahaptır.) Zira Enes b. Malik (Radıyallâhü anhl´dan gelen rivayete göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) öğle namazını kış aylarında erken kılar, yaz aylarında ise serinliğe bırakırdı. ([14])
(İkindi namazında da bekleyip güneşin rengi sararmak üzere iken kılmak müstahaptır. Zira ikindi namazı kılındıktan sonra namaz kılmak mekruh olduğu için ikindi namazı ne kadar geç kılınsa o kadar nafile namazları kılmaya imkân verilmiş olur. Güneşin sararması -sahih olan kavle göre- ona bakan kimsenin gözlerinin kamaşmayacağı bir duruma gelmesi demektir, ki ikindi namazım bu vakte bırakmak mekruhtur. Akşam namazını geç kılmada Yahudilere benzeyiş bulunduğu için (akşam namazım erken kılmak müstahaptır.) Peygamber Efendimiz (Aleyhi´s-salâtü ve´s-selâm) :-Benim ümmetim akşam namazını erken, yatsı namazını da geç kıldıkları sürece iyilik içindedirler» ([15]) buyurmuştur. (Yatsı namazını da geceden üçtebir geçinceye dek geç kılmak müstehabtır.) Çünkü hem Peygamber Efendimiz (Aleyhi´s-selâtü ve´s-selâm) : -Eğer ümmetime zorluk yaratmaktan korkmasaydım, yatsı namazını geceden üçte bir geçinceye dek geciktirecektim.» ([16]) buyurmuş ve hem de yatsı namazının geç kılınması halinde, namazdan sonra oturup konuşmak önlenmiş olur. Bu da iyi bir şeydir. Zira yatsı namazından sonra oturup konuşmaktan nehyedilmiştir. ([17]) Kimisi : -Yazın yatsı namazı -cemaatın azalmaması için- erken kılınmalıdır.» demiştir. Yatsı namazım gecenin yansına kadar tehir etmek mubahtır. Çünkü tehir etmenin her ne kadar cemaatı azaltmak gibi bir zararı varsa da, namazdan sonra oturup konuşmayı büsbütün önlediği için kâr ile zaran birbirini karşılar. Bunun için mubah olmuştur. Fakat gecenin yansından sonraya bırakmak mekruhtur. Çünkü bunda kâr yoktur, sadece zarar vardır. Zira vakit çok ilerlediği için kimsenin namazdan sonra artık oturup konuşması söz konusu değildir. Üstelik cemaatın azalmasına da yüzdeyüz sebep olur. (Gece namazını kılmaya alışkın kimseler için vitir namazını gecenin sonuna bırakmak müstahaptır. Uyanacağından emin olmayan kimse ise, yatmadan kılmalıdır.) Zira Peygamber Efendimiz (Aley´s-selâtü ve´s-selâm) :-Gecenin sonunda kalkamayacağından korkan kimse vitir namazım gecenin başında kılsın. Gecenin sonunda kalkacağını uman kimse ise, vitirini gecenin sonuna bıraksın,- ([18]) buyurmuştur.
(Havanın kapalı olduğu günlerde sabah, öğle ve akşam namazlarını tehir etmek, ikindi ile yatsı namazlarını ise erken kılmak müstahaptır.) Çünkü hava yağışlı olduğu için, -atsı namazının geç kılınması halinde cemaat azalabilir. İkindi namazının geç kılınmasında da namazın mekruh olan vakitte kılınma şüphesi vardır. Sabah namazının ise, vakti uzun olduğu için onu geç kılmada bu şüphe yoktur. Hasan İbn-i Ziyad´ın rivayetine göre İmam EbûHanife:«Kapalı havalarda bütün namazlar ihtiyaten geç kılınmalıdır. Çünkü vakit çıktıktan sonra kılman namaz, her ne kadar kaza ise de sahihtir. Fakat vakit girmeden kılınan namaz fasittir.[19]
Namaz Kılmanın Mekruh Olduğu Vakitler
(Güneş doğarken, tam tepede iken ve batarken namaz kılmak caiz değildir.) Zira Ukbe b.Âmir (Radıyallâhü anhümâ) :Peygamber Efendimiz {Sallallahü Aleyhi ve SellerrO -güneş doğarken yükselinceye kadar, tepede iken sağa doğru kayıncaya kadar ve batarken de tam batuıcaya kadar olmak üzere- üç vakitte bizi namaz kılmaktan ve ölülerimizi kaldırmaktan nehyederdi» diye söylemiştir. «Ölülerimizi kaldırmaktan bizi nehyederdi» ([20]) sözünden maksat -Cenaze namazım kılmaktan nehyederdi» demektir. Çünkü hiç bir vakit ölüleri gömmek mekruh değildir. Bu hadisteki itlak, geçen namazları kaza etmenin ve M e k k e´ de nafile namazları dahi kılmanın bu vakitlerde mekruh olmadığını diyen î m a m -1 Şafii ile, cuma günleri güneş tepede iken nafile namazı kılmanın mubah olduğunu söyleyen İmam Ebû Yûsuf´un görüşlerine karşı bir delildir.
(Sözü geçen vakitlerde -yukarıda geçen hadise binaen- cenaze namazını da kılmak caiz değildir.) Tilâvet secdesi de namaz niteliğinde olduğu için (Tilâvet secdesini de yapmak caiz değildir. Ancak aynı günün ikindi namaza güneş batmakta iken kıhnabilir.l Çünkü namazın vücubuna sebeb olan, vakiin halen elde kalan parçasıdır. Zira eğer vaktin tamamı namazın vücubuna sebeb olursa, vakit çıktıktan sonra kılınan namazın eda olması ve eğer vakitten geçen parça sebeb olursa, vaktin sonunda kılman namazın kaza olması lâzım gelir, öyleyse namazın vücubuna sebep olan, vaktin elde kalan parçasıdır. Bu ise eksik ve kusurlu bir sebebtir. Kusurlu bir sebebten dolayı vacib olan namaz da kusurlu olarak eda olunabilir. Fakat diğer namazlar öyle değildir. Çünkü diğer namazlar kusurlu sebebten dolayı vacib olmadıktan için kusurlu olarak eda olunamazlar.
Ben diyorum ki: Cenaze namazıyla tilâvet secdesinin caiz olmamaları mekruh olmaları demektir. Hattâ eğer kişi bu vakitlerde cenaze namazını kılar veyahut bir secde âyetini okuyup tilâvet secdesini yaparsa, mekruh bir ibadet yapmış olmakla beraber, kıldığı namaz veyahut ettiği secde fasit değildir. Zira bu namaz veya secde her ne kadar kusurlu olarak eda edilmişse de, onların vücubuna sebeb olan cenazenin hazır oluşu veyahut secde âyetinin okunuşu da -mekruh vakitte olduğu için- kusurlu birer sebebtir. (Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar ve ikindi namazından sonra da güneş batuıcaya kadar nafile namazı kılmak mekruhtur.) Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bundan nehyetmiştir. ([21]) IBu iki vakitte kaza veya cenaze namazını kumada ve tilavet secdesini yapmada sakınca yoktur.) Zira bu iki vakitte namaz kılmanın mekruh olması, bu vakitlerde herhangi bir özellik bulunduğu için değil, bu vakitlerin farz namazın vakitleri olduğu içindir. Bunun için bu vakitlerde farz namazın -ister eda, ister kaza olsun- kılınması ve tilâvet secdesi gibi bizatihi vâcib olan bir dini ödevin yerine getirilmesi mekruh değildir. Fakat -adanmış olan namaz, tavaf namazı ve başlandıktan sonra bozulan namaz gibi- herhangi bir sebebten dolayı vacib olan namazları bu vakitlerde kılmak mekruhtur. Çünkü hu namazlar lizatihi vacib olmayıp adanmış olan namaz, kişinin onu boynuna borç kilma-sıyla, tavaf namazı onunla tavaf mühürlensin diye, başlandıktan sonra bozulan namaz da, eda edilmekte olan ibâdet yanda bırakılmasın diye vacib olmuştur. (Tan yeri ağardıktan sonra İki rekâttan fazla sünnet kılmak mekruhtur.) Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Sabah namazında iki rekâttan fazla sünnet kılmamıştır. (Güneş battıktan sonra farzdan önce herhangi bir sünnet kılınamaz.) Zira akşam namazından önce sünnet kılınırsa vakti dar olan akşam namazının farzı gecikmiş olur. Namaz kılmak hutbeyi dinlemeye mâni olduğu için (Cuma günü imam hutbe okurken hutbesini bitirinceye kadar namaz kılınamaz.)[22]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Nesal (Mevakit) 10 24, Muvatta´ (Vükut) 3. İmam Ahmed´in Müsned´i 3/113, 121
[2] Müslim (Oruç) 41, Nesal (Oruç) 30, İmam Ahmed´in Müsnedl 5, 7, 9, 13, 18, 43
[3] Buhsrt (Mevakit) 9, 10, (Bed"ÜIhalk> 10, Ebû Dâvud (Namaz) 4, Tiimisd (Namaz) 5, tbn-1 Mftce (Namaz) 4, Daiiml (Namaz) 14, Muvatta´ (Vükut) 27, 29, frn»m Abmed´İn Müsned´i 5/155, İ62. 176
[4] Nesal (Mevakit) 11, imam Ahmed´İn Müsned´i 2/254
[5] İmam-ı Şafii´nin akşam namazının vakti hakkında İM görüşü daha vardır. Biline göre -Ki en kuvvetlisi budur ve İmam Ahmed İbn-İ Haobel de bunakaildir- «Akşam namazının vakti kırmızılık batıncaya kadardır», birine göre de «Güneş battıktan sonra herhangi bir kimsenin ezan okuyup ikamet getirmesi ve beş rekât namaz kılabilmesi kadardır» demiştir
[6] Bu hadis bu lafzı ile gariptir. Ancak aynı mânayı ifade eden hadisin Dır başka şekli Müslim sahife 223, İmam Ahmed´in Müsned´i cilt 2. sahife 213de kayıtlıdır. Nasb-ürraye c. 1, 3. 232
[7] Darekutnl, sahife 100
[8] Bu hadis bu lafziyle gariptir. Ancak Ebü Mvud sahife 62 ve Darekut-nı sahife 93´te aynı mânada ve fakat başka bir ifadeyle bir hadis kayıtlıdır.
[9] Bu hadis de yine gariptir. Ancak Tahavl Şerh-ül Asar adlı kitabında Butun hadislerden yatsı namazı vaktinin sonu tan yerinin aSarmasıdır diye anlaşılmaktadır» demiştir.
[10] îmam-ı Şafii´nin böyle bir görüşte olduğuna rastlanamamıştır. Fıkhı Şafii kitaplarında açık olarak yanlı bulunduğuna göre îmam-ı Şafii de yatsı namazı vaktinin tan yeri ağarmasıyla son bulduğu görüşündedir.
Ahmed Meylanî
[11] Tinnizl (Vitir) 1, tbn-i Mâce (İkame) 114
[12] Şeyhü´l-Îslâm Burhanüddîn Ebu´l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 1/83-86.
[13] Tinnizl (Namaz) 3, Nesal (Mevakit) 27, Darİnü (Namaz) 21
[14] Buharl (Mevakit) 12
[15] Bu lafızla gariptir. Ancak Ebû Davud (Akşam Namazının Vakti) bâtında kayıtlı bulunan bir hadis aynı mânayı vermekledir. Nasb-ürraye C. 1, S. 246
[16] Tilmizi (Taharet) 18, (Namaz) 10, Nesal (Taharet) 6, {Mevakit) 20
[17] Ebû D&vud (Edeb) C. 2, S. 318
[18] Müslim (Müsafirin) 162, 163, Tirmizl (Vitir) 3, îbn-i Mace (îkame) 121
[19] Şeyhü´l-Îslâm Burhanüddîn Ebu´l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 1/86-88.
[20] Ebû Davud (Güneş Doğarken ve Batarken ölülerin Defni) C. 2, S. 96
[21] İmam Ahmetfin MÜsned-i 1/19, 2/42, 3/95, Buhar! (Mevakit) 31, Nesat (Mevakit) 6, îbn-i Mace (İkame) 148
[22] Şeyhü´l-Îslâm Burhanüddîn Ebu´l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 1/88-90.
|
|
|
Namazı Bozan ve Bozmayan Şeyler |
|
Yazar: RasitTunca - 10-14-2018, 07:25 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Namazı Bozan ve Bozmayan Şeyler
"Fesad" bozulma ve "İfsad" da, bozma demektir. Bunların karşıtı "Salâh, Sıhhat" ve "Islah" dır. İbadetlerde fesad ile "butlan" birdir. Fasid olan bir ibadete "batıl" da denir. Bir şeyi bozan sıhhat halinden çıkaran şeye de, "müfsid" denir. Çoğulu "müfsidat" denir.
Bir namazın şart ve rükünlerinden biri bulunmamakla o namaz fasid olacağı gibi, bu şart ve rükünler üzere başlanıldıktan sonra bazı şeylerin bulunmasından dolayı da fasid olabilir. Namazı böyle bozan şeylere Müfsidat-ı Salât adı verilir. Bunların bir kısmı daha önce yeri geldiğinde anlatılmıştı.
Biz burada şart ve rükünleri ile başlanmış bir namazı bozacak şeylerin başlıcalarını yazacağız. Şöyle ki:
1) Namazda iki harfden ibaret dahi olsa, namaz kılanın işiteceği derecede söz söylemek namazı bozar. Bu hususta kasıd, yanılma, uyuma ve hata halleri eşittir.
2) Bir hastalık sebebiyle veya bir malın ve bir arkadaşın kaybolması gibi musibetten dolayı harfler belirecek şekilde sesle ağlamak, veya "ah, uh, eh" diye inlemek, "öf ´ demek, yahut bir toza üflemek veya bir şeyden bezginlik göstermek için "uf, tuh" demek namazı bozar.
Yüce Allah´ın korkusundan, cennet veya cehennemi hatırlamaktan dolayı ağlamak, ah ve iniltide bulunmak namazı bozmaz. Kendini tutamayacak derecede şiddetli hastalıktan dolayı bir ah ve inilti de namazı bozmaz.
3) Cemaattan biri, imamın okuduğu Kur´andan duygulanarak ağlasa, veya "evet" dese, bakılır: Eğer bu bir huzur ve huşu eseri ise, namazı bozulmaz. Fakat sadece ses güzelliğinden lezzet duyma eseri ise, namazı bozulur.
4) Bir özür veya makbul bir sebeb bulunmaksızın "eh, eh.." diye boğazı gürültü çıkararak temizlemek namazı bozar. Fakat zorlamayarak kendiliğinden gelen bir öksürme, bir özür sayıldığından namazı bozmaz. Sesi düzeltip güzelleştirmek için veya namazda bulunduğunu bildirmek için veya kendi imamının bir kıraat hatasını düzeltmek için bunun yapılmasında namaz bozulmaz. Çünkü bu boğaz temizliği doğru bir maksada dayanmaktadır. Sahih olan görüş budur.
5) Aksıran kimseye namazda "Yerhamükallah" denilmesi ve başkasının "Rahimekallah" demesi üzerine namazda "amîn" denilmesi namazı bozar. Fakat aksıranın kendi nefsine karşı "Yerhamükallah" demesi namazı bozmaz. Yine, aksıran kimseye, hamd etmesini hatırlatmak için namazda "Elhamdü lillâh" denilmesi, sahih olan görüşe göre namazı bozmaz. Çünkü bu sözün cevab yerinde olması benimsenmiş değildir. Bu yalnız bir hatırlatmadan ibarettir.
6) Namazda "Allah" ismi işitilmekle "Celle Celâlüh" denilse veya Peygamber Efendimizin şerefli ismi işitilmekle "sallallahu aleyhi ve sellem"denilse, bakılır: Eğer bununla bir cevab kastedilmiş ise namaz bozulur. Fakat yalnız bir övgü ve yüceltme kasdedilmişse, bozulmaz. Çünkü bu, namaza aykırı olmayan bir zikir olmuş olur.
7) Namazda şeytanî bir vesveseden dolayı "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah" denilse, bakılır: Eğer bu vesvese âhiretle ilgili bir şey ise, namaz bozulmaz. Fakat dünya ile ilgili bir şey ise, namaz bozulur. Çünkü vesvese bir acıdır. Bu durumda dünyaya ait bir acıdan dolayı bu "Lâ havle" sözü söylenmiş olur.
8) Namaz kılmakta olan kimse, kendisini çağırana veya içeriye girmek için izin isteyene, namazda olduğunu anlatmak için "Elhamdü lillâh" veya Sübhanallah" dese veya okuyuşunu aşikâr yapsa, bununla namaz bozulmaz.
9) Kur´an-ı Kerim´in içinde veya hadis-i şeriflerde bulunan bir duayı namaz içinde okumak, namazı bozmaz. Namazda: "Allahümme Ekremnî, Allahümme en´im aleyye, Allahümme aslih emri, Allahümmerzuknî´l-afiyete, Allahümmağfir lî ve livalideyye ve lilmüminine velmüminat" denilmesi gibi...
Fakat: "Allahümmeğfir liammî, Allahümmeğfir lihalî" gibi bir dua, namazı bozar. Çünkü böyle bir dua Kur´anda ve hadislerde yoktur.
10) Namazda, insanların sözlerine benzer bir şekilde dua edilmesi ve insanlardan istenilmesi imkânsız olmayan bir şeyin Yüce Allah´dan istenilmesi, namazı bozar. Allahümme at´imnî lahmen Allah´ım bana et yedir:" Allahümmekzi deyni Allah´ım borcumu öde," ve "Allahümmerzuknî zevceten Allah´ım beni zevceyle rızıklandır" diye dua edilmesi gibi.
11) Namazda bir kimseye dil ile selâm vermek veya başkasının selâmını dil ile almak veya tokalaşarak selâmlaşmak namazı bozar. Sadece "Aleyküm" denilmesi veya yanılarak selâm alınması da böyledir.
12) Namazda el ile veya baş ile selâm alınsa, sorulan veya istenilen bir şey için baş, göz ve kaş ile işarette bulunulsa, namaz bozulmaz. Fakat bir namaz kılana: "İleri git, yanında namaz kılacak kimseye yer ver" denilip, oda bu emre uyarak hareket etse, namazı bozulur. Çünkü namaz içinde Allah´dan başkasının emrine uymuş olur. Fakat kendiliğinden biraz çekilerek namaz kılacak kimseye safda yer vermesi namazı bozmaz.
13) Namaz içinde çok sayılan iş ve hareket, namazı bozar. Az sayılan iş bozmaz. Şöyle ki: Namaza ve namazı düzeltmeye ait olmayan ve çok hareket sayılan bir hareket namazı bozar. Çok iş ve hareket o işdir ki, onu işleyen kimseyi, dışardan bir kimse gördüğü zaman, namazda olmadığından şübhe etmez. Bunun karşıtı az iştir ki, sahibini gören, onun namazda olup olmadığından şübheye düşer:
Örnek: Namaz kılmakta olan bir kimse, yerden bir taş alarak kuş veya benzeri bir şeye atacak olsa, namazı bozulur. Çünkü bu hareketi çok harekettir. Fakat yanında bulunan bir taşı bir eliyle atacak olsa, namazı bozulmaz. Çünkü bu bir az işdir. Ancak namaz içinde başka bir şey ile uğraştığından dolayı günah işlemiş olur.
14) Bir kimse namazda, kendi imamından başka bir kimsenin okuduğu Kur´andaki yanlışlığı veya takıldığı yeri düzeltse namazı bozulur. Çünkü bu hareket bir öğretme ve öğrenme sayılır. Öğretme ve öğrenme ise, çok harekettir. Fakat kıraat maksadı ile okuyup da bunun sonunda o kimse için düzelme hasıl olsa, namazı bozulmaz.
Yine, kendi imamı için düzeltme yapsa, namazı bozulmaz. İmamın yeteri kadar Kur´an okumuş olması fark etmez. Çünkü bu aynı namazı düzeltmeye aittir. Fakat namaz kılan bir kimse, kendisi ile beraber aynı namazda olmayan kimsenin okuyuşunu düzeltirse, namazı bozulur; çünkü bu bir öğretme sayılır.
15) Bir kimse namazda iken vücudunu bir kere veya arka arkaya iki kere veya değişik rekatlarda birer, ikişer kere kaşısa, namazı bozulmaz. Fakat bir rekatta birbiri ardınca üç defa kaşısa, bozulur. Ancak bir organını, elini tekrar kaldırmadan birkaç defa kaşıması, bir defa kaşıma sayılır.
16) Namazda bir özür olmaksızın birbiri ardınca hiç durmadan en az üç adım atmak namazı bozar. Yine, bir şahsın çarpması üzerine, namaz kılanın elinde olmayarak yerden üç adım kadar yürümesi de namazı bozar. Namaz kılınan yerden tutup çıkarılmak da böyledir, namaz bozulur.
17) Namazda tekrarlama yapılmaksızın bir el ile baştan sarığı veya giysiyi kaldırıp yere koymak veya bunları yerden kaldırıp başa koymak, namazı bozmaz. Fakat bunları yerden kaldırıp başa koymak çok iş ve harekete muhtaç olursa, namazı bozar.
18) Namaz kılmakta olanın bir kimseye bir el veya bir kamçı ile vurması, namazı bozar. Çünkü bu, çok iş ve harekettir. Fakat hayvan üzerinde namaz kılanın bu hayvana arka arkaya üç defa vurması, namazını bozarsa da, bir veya iki defa vurması bozmaz. Sahih olan görüş budur.
Yine, hayvanın yürümesi için; bir ayağı iki defa hareket ettirmek namazı bozmaz. Fakat iki ayağı hareket ettirmek bozar. İki ayak, iki el yerinde sayılır.
9) Namazda iken hayvana binmek, namazı bozar; fakat namazda iken hayvandan inmek bozmaz.
20) Namaz içinde bir ayakkabıyı iki el ile giyinmek, namazı bozar. Fakat ayağındaki ayakkabılarını ayaktan kolayca çıkarıvermek, namazı bozmaz.
21) Bir kimse yanılarak veya kasden bir buğday tanesi yese, bir damla su içse, gözüne sürme çekse, bedeninin herhangi bir yerine yağ sürse, baş ve sakalının saçlarını tarasa veya örse, namazı bozulur. Çünkü bunlar birer çok iştir. Fakat bir elinde bulunan yağı veya benzerini diğer eline alınmaksızın başına veya başka bir organına sürse, bununla namazı bozulmaz. Çünkü bu az bir iştir.
22) Namazda çocuğu alıp emzirmek namazı bozar. Namaz kılmakta olan bir kadının memesini çocuk kendi başına tutup emecek olsa bakılır: Eğer süt çıkmaksızın bir iki defa emmiş olursa, namaz bozulmaz. Fakat süt çıkarsa veya süt çıkmaksızın iki defadan çok emerse, namaz bozulur.
23) Namaz içinde bulunan bir erkeği, zevcesinin öpmesi veya okşaması ile namazı bozulmaz. Ancak erkeğin şehveti uyanırsa, bozulur. Fakat bir kadının namazı, kocasının kendisini şehvetle okşaması ile veya ister şehvet olsun, ister olmasın öpmesiyle bozulur. Çünkü cinsel yaklaşma konusunda kocanın hareketi asıldır.
24) Bir kimse namazda iken, gözüne karşı gelen bir kitaba yalnız baksa yahut ne yazılmış olduğunu anlamak için bir göz atsa, sahih olan görüşe göre, namazı bozulmaz. Fakat karşısında bulunan bir Kur´an-ı Kerim´den yahut yazıları bulunan bir mihrabdan Kur´an-ı Kerim âyetlerini okuyacak olsa, bakılır: Eğer okuduğu âyetler, onun ezberinde idi ise, namazı bozulmaz. Fakat ezberinde yoktu ise, en az bir âyet okuyunca namaz bozulur; çünkü bu, bir öğrenme demektir. Bu mesele İmam Azam´a göredir. İki imama göre ziyade okumakla da bozulmaz. Ancak böyle bir okuma mekruhtur. Bunda, kitab ehline (Yahudi veya Hristiyanlara) bir benzeyiş vardır.
25) Bir maksada bağlı olmayarak kalbe gelen kuruntular ve işler namazı bozmaz. Onun için, bir kimse namaz içinde dili ile söylemeksizin düşüncesi ile bir şiir veya bir hutbe düzenleyecek olsa, günah işlemiş olur. Çünkü böyle yapan kimsenin kalbi, namazda başka şeyle uğraşmış olur. Bununla beraber namazı bozulmaz.
26) Namaz kılmakta olan bir kimse, kaç rekat namaz kıldığına dair olan bir soruya cevab olarak elinin parmaklarını gösterecek olsa, namazı bozulmaz. Yine üç kelimeden az olmak üzere yazı yazsa, namazı bozulmaz. Ancak görenler, onun namazda olmadığını sanarlarsa, namazı bozulur.
27) Cemaatle namaz kılan kimse, bir özür sebebiyle, diğer bir görüşe göre de özürsüz de olsa, ön tarafa, sağ veya sol tarafa yahut kıbleden yüzünü çevirmeksizin arka tarafa bir rükün miktarı, dura dura birer saf kadar gitse, mescidden çıkmadıkça veya kırda ise, saflardan ayrılmadıkça namazı bozulmaz. Çünkü mescidde ve sahrada safların bulunduğu kısım, tek bir yer sayılır. Bunun için kırda namaz kılanın ön tarafında saf bulunmazsa, secde yerinin önüne geçmesi ile namazı bozulur. Yine tek başına namaz kılanın da, secde yerini geçmesi ile namazı bozulur. Kadınlar için evleri, bir görüşe göre mescid, diğer bir görüşe göre kır hükmündedir.
28) Ağız dolusundan az olan bir kusuntu, elde olmayarak yutulursa, bununla namaz bozulmaz.
29) Namazda olan bir kimse, göğsünü özürsüz olarak kıbleden döndürse, namazı bozulur. Fakat bir organdan kan çıkmak gibi bir sebeble abdestsizlik meydana geldiğini yanlışlıkla zannetse de kıbleye arka çevirecek olsa, mescidden çıkmadıkça namazı bozulmaz. Fakat bu adam imam olur da yerine başkasını geçirirse, namaz bozulmuş olur.
30) Namazda bulunan kimseden burun kanaması veya kusuntu gibi, istekle olmayan abdesti bozacak bir şey meydana gelse, o kimse serbest olur: Dilerse abdest alıp yeniden namaz kılar. Buna namaza yeniden başlama "istinaf-ı salât" denir. Faziletli olan da budur. Dilerse, namaza aykırı hiç bir şeyle uğraşmaksızın en yakın yerdeki su ile abdest alır ve tek başına idiyse, bu abdest aldığı yerde veya evvelce namaza başlamış bulunduğu yerde namazının geri kalan kısmını tamamlar. Bir imama uymuş idiyse, evvelki yerine dönüp orada namazını tamamlar. İmama uymanın sıhhatına engel olacak bir yerde durup oradan tekrar imama uyamaz. Ancak cemaatla kılınan namaz bitmiş olursa, o zaman yalnız başına namaz kılan gibi hareket eder. Bu namaz kılışa da, başlanan namaza devam (bina-i salât) denir. Böyle bir kimse abdest almak için yakın suyu bırakıp uzağa gitse veya gidip gelirken Kur´an okusa veya bu arada avret yeri açılsa, artık namazı bina edemez (başladığı namazdan geri kalan kısmı kılamaz). Yeniden namaz kılması gerekir. (Lâhik bölümüne bakılsın).
31) Namazı bozulan bir imamın, kendi yerine başkasını geçirmesi ittifakla caizdir. Şöyle ki: Bir imama, namaz kılarken burnu kanamak gibi (semavî) bir abdestsizlik gelse, cemaat içinden imam olmaya elverişli bir kimseyi işaretle veya elbisesinden tutarak mihraba geçirir. İmamla beraber yalnız bir kişi bulunmuş olsa, bu kimse imamete ehil ise, imamlığa geçmesi kararlaşmış olur. İmam böyle yerine bir adam geçirmeksizin mescidden çıksa veya sahrada ise safları geçmiş olsa, cemaatın namazı bozulur. İmam tek başına namaz kılan hükmünde kalır. Dilerse abdest alıp namazı bina eder (bıraktığı yerden tamamlar), dilerse yeniden namazını kılar. Bu istihlâf (yerine başkasını geçirme) konusunda cemaatın bilgisi yoksa, istihlâf cihetinde gidilmeyip namazın yeniden kılınması daha faziletlidir. Çünkü bu durumda namazın bozulmasını gerektiren bazı haller olabilir.
32) Dişlerin arasında kalmiş olan bir kirinti namaz içinde yutulsa, bakilir: Eğer en az nohut miktarı ise namazı bozar. Bundan küçük ise namazı bozmaz.
33) Agizda bulunan bir şeker parçasinin, namazda çignenmedigi halde tadi boğaza gitse, namazı bozar: Fakat namazdan önce yenmiş bir yemegin agizda kalmiş olan tadi, namaz içinde tükürükle boğaza gitse, bununla namaz bozulmaz.
34) Namazda sakiz veya Hindistan cevizi gibi bir şey, arka arkaya üç kez çignenecek olsa, namaz bozulur. Yutulmasa da böyledir. Fakat çignenmedigi halde bunun küçük bir parçasi boğaza gidecek olsa, bundan namaz bozulmaz.
35) Namaz içinde bayilma ve çildirma halleri namazı bozar.
36) Dört rekatli bir namazı bilmemezlikle iki rekat sanarak birinci oturuştan sonra selâm veren kimsenin namazı bozulur. Yatsinin farzini teravih, öglenin farzini cuma veya sabah namazı zannederek birinci oturuşta selâm verilmesi de böyledir. Fakat yanilarak böyle selâm vermekle namaz bozulmaz.
|
|
|
Namazların Mekruhları |
|
Yazar: RasitTunca - 10-14-2018, 07:17 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Namazların Mekruhları
Namaz içinde yapılması veya yapılmaması mekruh olan şeyler tahrimî (harama yakın) ve tenzihî (helala yakın) olmak üzere iki kısımdır. Şöyle ki: Bir vacibin terkini taşıyan bir iş tahrimen mekruhtur. Bir sünnetin terkini taşıyan bir iş de, tenzihen mekruhtur. Bununla beraber tenzihen mekruh olanlar da, önemleri bakımından ve tahrimen mekruhlara yakınlıkları yönünden birbirlerinden farklıdırlar. Örnek: Müekked bir sünneti terketmek, bir vacibi terk etmek derecesine yakın bir keraheti taşır. Farzların, vaciblerin ve müstahabların ve bunların zıdlarının değişik olması gibi...
Namazda mekruh olan şeylerin başlıcaları şunlardır:
1) Namaz kılarken bir özür bulunmaksızın bir direğe, duvara veya sopaya dayanmak mekruhtur.
2) Namazda bir sağa ve bir sola doğru meyletmek mekruhtur. Çünkü böyle bir hareket gereksiz ve huzura aykırıdır.
3) Bir özür olmaksızın namazda birbiri peşine olmamak üzere birkaç adım yürümek mekruhtur. Fakat görülen bir yılanı veya bir akrebi öldürmek gibi bir özür sebebiyle atılacak birkaç adım mekruh değildir. Bununla beraber bunları öldürmek, biraz yürümeye ve birkaç kez çarpmaya muhtaç olursa, bununla namaz bozulur. Ancak bu halde namazı bozmaya dinde izin vardır. Çünkü herhangi bir zararı kaldırmak için namazı bozmak caizdir. Bir kimseyi ölümden kurtarmak için veya bir malı, değeri bir dirhem olsa bile, zayi olmaktan kurtarmak için namaz bozulabilir; bu mal ister namaz kılana ve ister başkasına ait olsun farketmez.
4) Namazda bit veya pire tutmak ve öldürmek veya kovalamak mekruhtur. Karınca ve pire gibi bir şeyin ısırmasından rahatsız olan kimsenin namaz içinde bunlari yalnız tutup atmasında kerahet yoktur.
5) Namazda boş bir kokuyu koklamak veya tükrüğü atmak veya elbise ile bir iki kez yelpazelenmek, namazdan önce veya namaz içinde erkek için kolları dirseklere doğru toplamak mekruhtur.
6) Namazın kıyam, rüku ve secde hallerinde, bir özür bulunmaksızın elleri sünnet olduğu üzre konulması gereken yerler üzerine koymamak mekruhtur. Kıyam halinde elleri yanlara salı vermek gibi...
7) Namazda dizleri yere koymadan önce elleri yere koymak ve secdeden kalkarken dizleri ellerden önce kaldırmak mekruhtur. Ancak bir özür sebebiyle yapılabilir.
8) Namazda kıç üzerine oturup but ve bacakları yukarıya dikmek mekruhtur.
9) Erkeklerin secde ederken kollarını tamamiyle yere döşemeleri mekruhtur.
10) Rüku veya secde yaparken, başlangıç tekbirinde olduğu gibi elleri yukarıya kaldırmak mekruhtur.
11) Namaz içinde bir özür olmaksızın bağdaş kurmak veya dizleri dikip oturmak mekruhtur.
12) Rükuda ve secdede, kavme ile celsede sükûneti terk etmek (duraklama yapmaksızın hareket halinde bulunmak) ve çok acele rüku ile secde yapmak mekruhtur.
13) Namazda gerinmek, esnemek ve el ile ağzı kapamak mekruhtur. Çünkü gerinmek bir gaflet ve tenbellik eseridir. Esnemek de bir gevşeklik nişanıdır. Eğer esneme halinde ağız yumulabiliyorsa, bu mekruh olmaz. Buna güç yetmiyorsa, namaz içinde sağ elin arkası ile, namaz dışında da sol elin arkası ile ağız kapatılmalıdır.
14) Namazda bir zaruret olmaksızın kendi arzusu ile öksürmek mekruhtur. Öksürüğü mümkün olduğu kadar gidermek, edebi gözetme bakımından pek güzeldir.
15) Namazda sesi işitilmeyecek derecede üfürmük mekruhtur. Bu üfürme halinde, en az iki harften ibaret bir ses işitilecek olursa, namaz bozulur.
16) Namaz içinde verilen selâmi el ile veya baş işareti ile almak mekruhtur.
17) Namazda okumaya engel olmayacak miktarda ağıza altın, gümüş, inci ve benzeri erimez bir şey almak mekruhtur. Bunlar okumaya engel olursa namaz bozulur. Ağızda eriyen şeyler de böyledir.
18) Namazda, dişlerin arasında bulunan nöhut tanesinden küçük bir yemek parçasini yutmak mekruhtur. Nohut tanesinden büyük olursa, namazı bozar.
19) Yenmesi yasak olmayan bir yemek hazir olduğu halde namaza başlamak mekruhtur. Bu yemek ister iştah çekici olsun, ister olmasin eşittir. Ancak vaktin çikmasindan korkulursa, o zaman önce namaz kılınır.
20) Namazda gözleri yummak, gözleri semaya dogru kaldirmak veya saga-sola bakmak veya boynunu çevirerek saga-sola bakmak mekruhtur. Bakilmasi caiz olmayan bir şeyi görmemek için veya tam bir saygi ile Yüce Allah´ın huzurunda bulunmaktan dolayi gözleri yummakta kerahet yoktur.
21) Namazda iki elin parmaklarını birbirine çatmak, parmak çıtlatmak veya çıtlayacak şekilde sıkmak ve elleri böğrüne koymak mekruhtur.
22) Namazda daha selâm vermeden terleri veya yüze dokunmuş olan toprakları silmek mekruhtur. Ancak bir zararı kaldırmak ve bir yarar sağlamak için silinebilir. Göze girip zahmet veren bir teri silmek gibi..
23) Rüku halinde sünnet üzere olan duruma aykırı bir şekilde başı yukarı tutmak veya aşağıya indirmek, imamdan önce rükua veya secdeye gitmek ve ondan önce rükudan veya secdeden baş kaldırmak mekruhtur. Fakat imam daha rükua veya secdeye gitmeden, muktedi (imama uyan) rükua veya secdeye gidip başını kaldırsa namazı bozulur. Ancak İmam daha selâm vermeden bu rükuu veya secdeyi imam ile veya ondan sonra iade ederse, bozulmaz.
24) Rükuda veya secdede tesbihleri terk etmek veya üçden az okumak mekruhtur.
25) Kıyamdan, rükua, rükudan secdeye, secdeden kıyama geçiş hallerinde meşru olan tekbirleri ve zikirleri, bu intikallerden sonra okumak mekruhtur. Kıyamdan rükua vardıktan sonra "Allahü Ekber" demek ve rükudan kıyama tam döndükten sonra "Semi´allahü limen hamideh" demek gibi. Bu şekilde bu zikirlerin yeri kaybedilmiş olur.
26) Kırda namaz kılarken çakıl taşlarını el ile düzeltmek mekruhtur. Ancak üzerlerinde secde etmek mümkün değilse, yapılabilir. Bu durumda iki defalık bir düzeltme caizdir.
27) Başkasına ait olan bir yerde, sahibinin rızası olmaksızın kılınan namaz mekruhtur. Bir görüşe göre böyle bir yer, bir müslümana ait olup ekilmemiş ise, üzerinde namaz kılmakta kerahet yoktur.
28) Bir kimse başkasına ait olan bir yer ile herkese ait bir yol üzerinde namaz kılmak mecburiyetinde kalsa, bakılır: Eğer şahsa ait yer ekilmiş veya gayri müslime ait ise, o yol üzerinde kılması daha iyidir. Gayri müslimin bu namaza razı olmayacağı bilinen şeydir.
29) Namazı huzuru bozacak ve kalbi meşgul edecek şeylerin bulunduğu yerlerde kılmak mekruhtur. Çalgı ve eğlencelerin bulunduğu yerlerde namaz kılmak gibi. Mescidlerde çalınması düşünülecek olan ayakkabıları da arka tarafa bırakmak, huzuru bozacağından mekruh sayılmıştır.
30) Yanmakta olan sobaya, ocağa ve ateş dolu mangala karşı namaz kılmak mekruhtur. Muma, kandile, lâmbaya karşı namaz kılmak ise, mekruh değildir. Yine asılı bulunan Mushaf-ı Şerife veya bir kılıca karşı namaz kılmak da mekruh değildir. Çünkü bunlara hiçbir kimse tarafından tapılmamıştır.
31) Bir insanın yüzüne karşı, arada engel olmaksızın namaz kılmak mekruhtur. Fakat bir insanın arkasına karşı namaz kılmak mekruh değildir. Ancak bu adamın konuşmasından dolayı şaşırmak umuluyorsa, mekruh olur.
32) Temiz olmayan şeylere karşı ve temiz olmayan şeyler yakınında namaz kılmak mekruhtur. Bunlar namaza olan saygıya aykırı hallerdir. Mezarlıkta, yol ortasında, hamamda, hayvan boğazlanan yerlerde namaz kılmak da böyledir. Fakat mezarlıkta veya hamam gibi yerde namaz için bir yer ayrılmışsa, kerahet olmaz.
33) Namazda bir gerek bulunmaksızın bir çocuğu yüklenmek veya kendisini meşgul edecek bir eşya taşımak mekruhtur.
34) Helâya (tuvalete) gitmek sıkıntısı olduğu halde namaza başlamak mekruhtur. Öyle ki, namaz içinde böyle fazla bir sıkıntı gelip kalbi meşgul edecek olursa, vakit müsait olduğu takdirde namazı bırakmalı, sıkıntıyı giderdikten sonra abdest alıp tekrar namaza başlamalıdır. Böylece namaz kalb huzuru ile kemal üzere kılınmış olur. Aksi halde namaz sahih olursa da, günah işlenmiş sayılır.
35) Namaza engel olmayacak miktardan az bir pisliğin elbisede, bedende ve namaz yerinde bulunması mekruhtur.
36) Kirli elbiselerle, ev işlerinde giyilen elbiselerle namaz kılmak mekruhtur. Çünkü süs sayılan temiz elbiselerle namaz kılınması emrolunmuştur. Ancak başka elbise yoksa, bunlarla kılınabilir.
37) Bir özür olmaksızın elbiseyi giymeyip omuzlar üzerine alarak salıvermek suretiyle namaz kılmak mekruhtur.
38) Namazda, elleri çıkaracak bir aralık bırakmaksızın ihram gibi bir şeyin içine bürünmek mekruhtur.
39) Bir özür olmadan yalnız tek bir elbise ile (bir entari ile) namaz kılmak mekruhtur. Erkeklerin sıcak bölgelerde gömlek giymeyip yalnız şalvar ile namaz kılmaları da böyle mekruhtur.
40) Bir zaruret olmaksızın erkeklerin ipek elbise ile namaz kılmaları mekruhtur. (Kerahet ve istihsan bölümüne bakılsın).
41) Elbiseyi topraktan veya diz yerinin belirmesinden korumak için rükua veya secdeye giderken "az bir hareketle" yukarıya çekmek mekruhtur. Bilindiği gibi "çok hareket" namazı bozar.
42) Namazı gasbedilmiş bir elbise ile kılmak mekruhtur. Başka bir elbise bulunmasa, yine hüküm aynıdır. Çünkü başkasının malından sahibinin izni olmaksızın yararlanmak caiz değildir.
43) Erkeklerin secde ederken yere değmesin diye, bütün saçlarını arka tarafa toplayıp bağlamaları mekruhtur.
44) Erkeklerin uzatmış oldukları saçlarını, kadınlar gibi bağlayıp başlarının üzerinde bağlamış veya başlarının etrafına sarmış oldukları halde namaz kılmaları mekruhtur. Böyle bir şeyin namaz içinde kasden yapılması ise "çok hareket" olacağı´ndan namazı bozar.
45) Namaz içinde az bir hareketle insanın üzerinden elbise çıkarması, başındaki sarığı çıkarması veya böylece bir şeyi giyinmesi veya başını sarması mekruhtur. Fakat böyle bir şey, fazla bir hareketle yapılırsa, namaz bozulur. Namazda elbise ile veya vücudun organları ile gereksiz olarak oynamak da mekruhtur.
46) Namazda başın etrafına mendil gibi bir şey bağlayıp tepesini açık bırakmak mekruhtur.
47) Namazda tenbellikten ve gevşeklikten dolayı başı açık bulundurmak mekruhtur. Tenbellikten maksad, baş örtmeyi bir ağırlık saymaktır. Gevşeklikten maksad da, namazda baş örtmeyi önemsememektir. Halbuki bu bir sünnettir. Böyle olmayıp da özürden dolayı olursa, başın açık bulunmasında bir kerahet yoktur. Sadece sıcaktan veya hafiflemekten dolayı başı açık bırakmak ise, mekruh görülmüştür, bu bir özür sayılmaz.
Bir de namazda tevazu ve huşu maksadı ile başı açık bırakmakda bir kerahet yoktur, denilmiştir. Bununla beraber deniliyor ki, tevazu ve huşu bir kalb işidir. O halde kalb ile tevazu ve huşuda bulunup başı örtmek daha iyidir. Yine denebilir ki, tevazu ve huşu maksadı ile başı açık bırakmak, kalbdeki tevazu ve teslimiyetin bir dış görüntüsüdür. Bunun için iyidir. Şu kadar var ki, namaza başlarken sadece tevazu ve huşu maksadı ile başları açık bırakacak kimseler pek az bulunur.
Şunu da ilâve edelim ki, biz namazlarımızı Peygamber Efendimizin kıldığı gibi kılmakla emrolunmuşuz. Çünkü bir hadis-i şerifde Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Beni namaz kılarken nasıl görüyorsanız sizde öyle namaz kılın." Peygamber Efendimiz ise, nâmazlarını mübarek başları örtülü olarak kılmışlardır. Bu bir âdet işi değildir. Doğrusu namazda peygamberimizin uyguladığı sünnet işine uymak ve başkalarına benzemekten sakınmak meselesidir. İhramda başların açık bulundurulması başka bir hikmete bağlıdır. O, mahşer hayatının bir örneğidir. Namaz buna kıyas edilemez. İbadetlerde kıyas geçerli olmaz. Artık gerçek bir özür bulunmadıkça, başı güzel bir şekilde secdeye engel olmayan bir giysi ile örtmenin daha faziletli olduğu kesindir: Böyle ki, secde esnasında baştan düşen bir giysiyi (tekel ile) başa yerleştirmek faziletli görülmüştür. Fakat iki elle (çok hareket ile) yapılmaz.
Bu konuda kerahet ve fazilet erkeklere göredir. Kadınlara göre ise, başlarının namazda örtülü olması her halde şarttır. Başlarının açık bulunması, namazlarını bozar. Bu konu, din kitablarımızın bir çoğunda, özellikle Bahr-i Raik ile Reddü´l-Muhtar" adlı eserlerde ayrıntılı olarak yazılmıştır.
48) Namaz kılanın başı üstünde veya kendisine yakın olarak ön tarafında veya kendisine yakın olmasa da, sağ ve sol tarafından hizasındaki duvar veya tavan üzerine çizilmiş veya asılmış büstümsü canlı yaratık şekillerinin bulunması mekruhtur. Arka tarafda bulunması da çoğunlukça mekruh sayılmıştır. Fakat bunun keraheti nisbeten azdır.
Namaz kılanın ayakları altında veya oturduğu yerde bulunan veya karşıdan organları seçilemeyecek kadar küçük olan veya başları kesilmiş veya yüzleri büsbütün silinmiş veya örtülüp yok edilmiş bulunan bir resmin bulunması, namaz bakımından keraheti gerektirmez.
Yine, kese ve cüzdan gibi şeyler içinde bulunan paralar üzerinde basılı bulunan resimler veya bir organda dövme suretiyle çizilip elbise ile örtülen şekiller veya yüzük taşına oyulup belirsiz halde kalan resimler namazın kerahetini gerektirmez.
Canlılara ait olmayan resimlerde de kerahet yoktur. Ağaç; bina, ay ve güneş resimleri bu kısımdandır. Çünkü bunların resimlerine ibadet edilmemiştir. Ancak namaz kılanın zihnini meşgul edecek bir durum bulunursa kerahet olur. Bir de kuştan daha küçük olan bir şekil veya bir yerde bulunduğu halde ayakta iken bakılınca organlarının ayırımı, belirsiz olan resim, namaz kılanın yanında bulunsa, keraheti gerektirmez.
49) Üzerinde canlı resimleri bulunan bir elbise ile namaz kılınması ve canlıya ait bir resim üzerine secde edilmesi mekruhtur. Fakat böyle bir elbisenin üzerine başka bir elbise giyilirse, onunla namaz kılınmasında kerahet yoktur.
Bir de yere serili olup üzerinde böyle resimler bulunan bir serginin, resim bulunmayan kısmında namaz kılınması ve secde edilmesi mekruh değildir.
Bilindiği gibi, öteden beri birçok kavimler, yalnız bir olan Allah´a iman inancını bırakıp şirke düşmüşler ve tasarladıkları canlı tanrılarının resim ve heykellerini yaparak onlara tapınmışlar, hürmet göstermişler ve ibadethanelerini onlarla doldurmuşlardır.
Bugün madde yönünden pek yüksek görülen nice milletler de henüz kendilerini böyle putlara tapmaktan kurtaramıyorlar. İslâm dini ise, insanlara tevhid (yalnız bir Allah´a ibadet) inancını tebliğ edip öğretmiştir. Allah´a ortak koşan kavimlerin bu putlara tapma hallerini çok fazla kötülemiştir. Artık ezelî ve ebedî olan, her şeye hakim bulunan bir yaratıcının varlığına inanan ve yalnız O´na ibadetle şeref kazanan İslâm toplumunun bu putlara tapanlara karşı bir ayrılık nişanı göstermesi gerekir. Yalnız bir Allah´a iman (tevhid) inancını daima göstermek için mabedlerini ve namaz kılacakları yerleri, bu gibi puta tapanları taklit ve onlara saygı anlamına gelecek şeylerden uzak bulundurmaları bir görev gereğidir.
Gerçekten hiç bir müslümanın bu gibi resim ve heykellere tapınmak hatırından geçmez. Fakat şu putperest milletlere karşı bir ayrılık eseri göstermek ve zihni az çok meşgul edecek şeylerden namazgâhlarını uzak bulundurmak dinimizin yüksek hikmetleri gereğidir.
50) Namazın mekruhlarının bir kısmı "İmamet ve Cemaat" konusunda, bir kısmı da "Kıraat ve Evkat-ı Salât" bölümünde ve diğer konularda yeri geldikçe anlatılmıştır.
51) Yanılma olmaksızın ve sehiv secdelerini gerektirmeksizin keraheti tahrimiye ile kılınan namazların iade edilmesi vacibdir. Fatiha sûresi yerine kasden başka bir âyet okunarak kılınan namaz gibi...
Tercih edilen görüşe göre, kerahetle kılınan önceki namazla farz yerine getirilmiş olup iade sureti ile kılınan namaz ise onun eksiklerini tamamlayıcı yerine geçmiş bulunur.
|
|
|
Secdeler(Tilavet,Şükür,Sehiv) |
|
Yazar: RasitTunca - 10-14-2018, 06:25 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Sehiv (Yanılma) Secdeleri ile İlgili Meseleler
Sehiv secdeleri, bir namazın vaciblerinden birini yanılarak terk etmekten veya geciktirmekten dolayı, o namazın sonunda yapılması gereken iki secde ile teşehhüdden, salâvat ve duaları okumaktan ibarettir. Şöyle yapılır: Son oturuşta yalnız "Tahiyyat" okunduktan sonra iki tarafa selâm verilir. Ondan sonra "Allahü Ekber" denilerek secdeye varılıp üç kez" Sübhane Rabbiye´l-alâ" okunur. Ondan sonra "Allahü Ekber" denilerek kalkılır. Bir tesbih miktarı duraklamadan sonra tekrar "Allahü Ekber" deyip ikinci secdeye varılır. Yine üç kez "Sübhane Rabbiye´l-alâ" okunduktan sonra "Allahü Ekber" denilerek kalkılır ve oturulur. Tahiyyat ve Salâvatlarla "Rabbena atina" okunup önce sağ tarafa, sonra sol tarafa selâm verilir.
Yalnız sağ tarafa selâm verdikten sonra sehiv secdelerinin yapılması daha faziletledir, ihtiyata uygundur. Bundan dolayı, cemaatla kılınan namazlarda cemaatın yanlışlıkla dağılmaması için, yalnız sağ tarafa selâm verdikten sonra sehiv secdesi yapılması tercih edilmiştir.
Sehiv secdeleri, vacibdir. Bilindiği gibi, gerek farz, gerek vacib veya sünnet olan herhangi bir namazın kıraat, rüku ve sûcud gibi farzları ve Fatiha, Sûre ilâvesi, sırayı gözetme gibi vacibleri ve Kadelerde (oturuşlarda) salâvatları okumak gibi sünnetleri vardır. Bunun için bunları gözetmek gerekir ki, namaz tam olarak kılınmış olsun.
O halde farz olsun, olmasın herhangi bir namazda bir farzın kasden veya sehven terk edilmesi, o namazın yeniden kılınmasını gerektirir. Böyle büyük bir noksanı gidermek için sehiv secdeleri yeterli değildir.
Bir vacibin kasden terki veya geciktirilmesi bir günahtır. Bundan dolayı sehiv secdeleri gerekmez, böyle bir namazı iade etmek uygundur. Bir vacibin sehven terk edilmesi veya geciktirilmesi, sehiv secdelerini gerektirir. Bu şekilde o noksan düzeltilmiş olur. Bir sünnetin kasden veya sehven terk edilmesi, sehiv secdelerini gerektirmez. Fakat kasden terk edilmesi bir kusurdur. Sevab ve faziletten mahrum olmayı gerektirir.
(Malikî´lere göre sehiv secdeleri sünnettir. Şâfiî´lere göre de sünnettir. Ancak imam sehiv secdelerini yaparsa, cemaatın imama uyması vaciptir. Hanbelilere göre sehiv secdeleri bazan vacib, bazan sünnet ve bazan da mübah olur. Namazın terk edilen bir sünnetinden dolayı yapılacak sehiv secdelerinin mübah olması gibi...
İmam Şafıî ve İmam Ahmed´e göre, iki tarafa selâm vermeden önce yapılır. İmam Malik´e göre sehiv (yanılma), bir ziyade sebebiyle ise, sehiv secdeleri selâmdan sonra yapılır. Eğer bir noksan veya bir noksan ile ziyade sebebiyle ise, selâmdan önce yapılır. Bu bir fazilet meselesidir; yoksa hepsi de caizdir.)
Bir namazın tam bir rüknünü, bir farzını öne almak veya sonraya bırakmak sehiv secdelerini gerektirir. Çünkü bu öne alma ve sonraya bırakma işi, vacibi terk etmekten sayılır. Kıyamda "Sübhaneke"den sonra, henüz kıraat yapmadan rükua varılıp ondan sonra hatırlanarak kıyama dönmekle farz olan kıraatın yerine getirilmesi; buna bir örnektir. Bu durumda önceki rüku geçerli olmaz. Kıraattan sonra yeni bir rüku yapılır. Böyle dönüp kıraat yapmadan ve ondan sonra rükua varmadan kılınacak namaz bozulur. Çünkü böyle bir rekatta rüku gibi tekrarlanmayan rükünler arasında sıraya riayet edilmesi farzdır.
Namazın rekatlarından birindeki iki secdeden biri yanılarak terk edilip ondan sonraki rekatın veya kadenin sonunda hatırlansa, bunun geciktirilmesinden dolayı namazı iade. gerekmez, hemen o secde kaza edilir. Eğer son orutuşta iken hatırlansa, bu secde yapılır ve ondan sonra bu oturuş (kade) iade edilir. Ondan sonra da sehiv secdeleri yapılır. Bu durumda son rekatta beş secde ile üç kade bulunmuş olur. Çünkü bir rekatta iki secde vardır. Böyle tekrarlanan bir rüknün kısmen sonraya bırakılması, farzı terketmek sayılmadığından namazın iadesini gerektirmez.
Fakat bir rekattaki iki secdeden ikisi de yanılarak öne alınsa, önce iki secde ve ondan sonra rüku yapılmış bulunsa, bu halde farz olan tertibe riayet için tekrar rüku ve ondan sonra secdelere gidilir. Bu tekrar ve iadelerden dolayı da namazın sonunda sehiv secdeleri yapılır.
Herhangi bir namazın bir rüknünü tekrar etmek, sehiv secdelerini gerektirir. Bir rekatta iki defa rüku veya üç defa secde yapılması gibi.
Birinci ve ikinci rekatlarda Fatiha´nın tekrarlanarak okunması veya arka arkaya okunması veya rüku, secde ve teşehhüdde Kur´an okunması da böyledir. Fakat üçüncü veya dördüncü rekatlarda Fatiha´nın iki defa okunması veya bunlarda Fatiha ile beraber başka bir sûrenin de okunması yahut yalnız başka bir sûrenin okunması sehiv secdelerini gerektirmez. Çünkü bu takdirde bir vacib terk edilmiş veya geciktirilmiş ve Kur´an da meşru olan yerin başkasında okunmuş olmaz. Ancak bu halde rekatlar, önceki, rekatlarden daha fazla uzatılmış ve cemaata da ağırlık verilmiş olursa, kerahetten korunmuş olmaz.
Bir vacibi yanılarak terk etmek, sehiv secdelerini gerektirir. Birinci oturuşu veya vitirde Kunut´u veya bayram namazlarında ziyade tekbirleri yahut birinci ve ikinci oturuşlarda Tahiyyat´ı okumayı terk etmek gibi.
Vitir namazında rükudan sonra Kunut duasının unutulduğu hatırlanmış olsa, artık onu okumak için geri kıyama dönülmez. Rükudan sonra okunması da gerekmez. Çünkü yeri kaçırılmıştır. Rüku halinde hatırlandığı halde de okunması gerekmez. Sahih olan rivayet böyledir. Bununla beraber okunsun veya okunmasın, her iki halde de sehiv secdeleri gerekir.
Kunut tekbirini unutup yapmamak, bir görüşe göre sehiv secdesi gerektirir, bir görüşe göre de gerektirmez.
Bir vacibin yanılarak geciktirilmesi de sehiv secdesini gerektirir. Birinci veya üçüncü rekattan sonra biraz oturulması, dördüncü rekattan sonra beşinci rekat için ayağa kalkılması, sabah namazının ikinci rekatından sonra üçüncü bir rekata ve akşam namazının üçüncü rekatından sonra dördüncü bir rekata kalkılması gibi...
Birinci oturuşta (Kade´de) teşehhüd miktarından fazla oturulup üçüncü rekata kalkmanın geciktirilmesi de böyledir.
Bir vacibin vasfını değiştirmek, sehiv secdesini gerektirir. İmamın aşikâre okuması gereken âyetleri gizlice okuması veya gizlice okunacak âyetleri aşikâre okuması gibi. Bu okuma miktarı, namaz sahih olacak kadar okumaktır. Fatiha sûresinin ilk âyetlerini okumak bu kısımdandır. Bununla beraber kısa bir âyet okunması da İmam Azam´a göre bu hükümdendir. İki imama göre ise, bu hükümde değildir.
Aşikâre okumanın en az derecesi, başkasının işitecegi miktardır. Gizlice (hafiyyen) okumanın en aşağı derecesi de, yalniz okuyanın işiteceği miktardır.
Gizli okunacak yerde, Fatiha´nın çoğu yanılarak aşikâre okunsa, geri kalanı yine gizlice okunur. Aksine olarak aşikâre olarak okunacak bir namazda Fatiha´nın bir kismı gizli okunup ondan sonra aşikâre okunacağı, hatırlansa, Fatiha yeni baştan aşikâre okunur. Böylece bir rekatta hem aşikâre, hem de gizli okumak toplanmış olmaz. Fakat diğer bir görüşe göre, Fatiha yeniden okunmaz, yalnız geri kalan kisim aşikâre okunur.
Tek başına namaz kılanin aşikâre veya gizli okumasından dolayı, tercih edilen görüşe göre, sehiv secdesi gerekmez. Ancak ögle namazı gibi gizli okunacak yerde kasden aşikâre okursa, günah işlemiş olur.
Tek başına namaz kilanın gündüzün kılacağı nafile namazlarda aşikâre okuması mekruhtur.
İmam sabah namazında Fatiha sûresini sehven gizlice okuyup sonra hatırlasa, ekleyeceği sûreyi aşikâre okur, Fatiha´yı iade etmez.
Cemaat halinde aşikâre Kur´an okunacak bir namaza başlamış olan ve Fatiha´yı gizli okumuş bulunan bir kimseye, başkası gelip uysa, o kimse imam olmayı arzu ederse sûreyi aşikâre okur, arzu etmezse, aşikâre okuması gerekmez.
Farz bir namazda ikinci rekattan sonra oturulmayıp da üçüncü rekata yanılarak kalkmaya yeltenenin durumuna bakılır: Eğer kalkışı oturmaya yakın ise, oturur, sehiv secdesi gerekmez. Fakat doğrulması kıyama yakın ise, kalkar ve ondan sonra sehiv secdelerini yapar. Çünkü bu durumda vacib olan birinci oturuş terk edilmiştir.
Bununla beraber bir rivayete göre de, namaz kılan henüz tam kıyama doğrulmamış ise, kadeye (oturuşa) döner, vacibi terk etmez. İmam tam doğrulup kalktıktan sonra kadeye dönerse, namazı bozulur. Çünkü bu takdirde farz olan kıyam bozulmuş ve namazın sırası büsbütün değiştirilmiş olur. Diğer bir görüşe göre, bu durumda namazı bozulmaz, kendisi günah işlemiş olur ve sehiv secdeleri gerekir.
Sünnet namazlarda ikinci rekatın arkasında oturulup da Tahiyyat okunmadığı üçüncü rekatta hatırlanırsa bakılır: Eğer bu üçüncü rekat daha secde ile bağlanmamış ise, oturmaya dönülür, eğer secde ile bağlanmışsa, dönülmez. Diğer bir görüşe göre, secde ile bağlansın veya bağlanmasın, artık oturmaya dönülmez. Her iki durumda da sehiv secdeleri yapmak gerekir.
Dört rekatlı farzlarda ikinci oturuş yapılmaksızın beşinci rekata kalkılacak olsa, henüz beşinci rekat için secde edilmedikçe oturuşa dönülür. Teşehhüdden sonra selâm verilip sehiv secdeleri yapılır: Çünkü farz olan son oturuş geciktirilmiştir. Bu geciktirme ise, vacibi terk sayılır. Fakat beşinci rekat için secde yapılmış olursa, bu namaz nafıleye dönmüş olur. Artık buna bir rekat daha ilâve edilir ve tam altı rekatlı bir nafile namaz kılınmış olur. Sahih olan görüşe göre, bu durumda sehiv secdesi gerekmez. Bu mesele İmam Azam ile İmam Ebû Yusuf´a göredir. İmam Muhammed´e göre, beşinci rekatın secdesinden baş kaldırılınca, namaz tamamen batıl olmuş olur.
Dört rekatlı, bir farz namazın son oturuşunda selâm vermeden yanılarak ayağa kalkılsa, hemen oturuşa dönülüp selâm verilir ve sehiv secdesi yapılır. Fakat beşinci rekat için secdeye varılmış olunca, buna bir rekat daha ilâve edilir. Bu durumda önceki dört rekat ile farz tamamlanmış olur. Diğer iki rekat da nafıle sayılır. İstihsan olarak da sehiv secdeleri yapılır.
Akşam namazında ikinci oturuştan sonra bir dördüncü rekata, sabah namazında da oturuştan sonra bir üçüncü rekata kalkılması da bu hükümdedir. Onun için bunlara eklenen ikişer rekat da, nafile olmuş olur: Bu hareketler kasıdlı olarak yapılmadığı için mekruh sayılmaz. Tercih edilen görüş budur.
Dört veya üç rekatlı farz ve vitir namazlarında birinci oturuştan sonra yanılarak: "Allahümme Salli alâ Muhammedin ve alâ ali Muhammed" denilmesi, İmam Azam´dan bir rivayete göre de, bu teşehhüdden sonra bir harf bile ziyade edilmesi sehiv secdelerini gerektirir. Fakat son oturuşlarda teşehhüdden sonra Kur´an okunması, dua edilmesi ise sehiv secdelerini gerektirmez. Çünkü bu oturuş dua ve hamd yeridir. Kur´an ise hem duayı hem de hamdi kendisinde toplar.
Namazda zikirlerin, duaların ve teşehhüdün (Tahiyyat´ın) aşikâre okunması da sehiv secdelerini gerektirmez.
Farz namazların son üçüncü ve dördüncü rekatlarında kasden susarak Fatiha veya diğer bir sûre okunmaması bir hatadır; fakat sehiv secdelerini gerektirmez. Yanılarak sükût edilip Fatiha veya başka bir sûre okunmaması sehiv secdelerini gerektirir. İmam Ebû Yusuf´a göre, her iki halde de sehiv secdelerini yapmak gerekir.
Namaz içinde bir rükün yerine getirilecek kadar düşünceye dalınsa, başlangıç (iftitah) tekbirini aldım mı, almadım mı diye o kadar düşünülse de, sonra sonra tekbir alındığı hatırlansa veya alınmamış olması sanılarak tekrar bir tekbir daha alınsa, sehiv secdesi gerekir.
Yine: Üç rekat mı, dört rekat mı kıldığında şübhelenip durulsa, veya Fatiha okunduktan sonra hangi sûrenin okunacağı üzerinde düşünülse, yine sehiv secdeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda vacib geciktirilmiş olur.
Bir rüknü veya bir vacibi yerine getirirken meydana gelecek bir dalgınlık ve bir düşünce ise, sehiv secdelerini gerektirmez. Tam bir kalb huzuru ile namaz kılmak, öyle herkese nasib olacak bir fazilet değildir.
Bir kimse, kıldığı bir namazın rekatlarında şübhelense bakılır: Eğer bu şübhe kendisine ömründe ilk kez olmuşsa, o namazı yeniden kılar. Fakat bir kaç defa olmuşsa araştırır ve kanaatine göre hüküm verir. Namazı yeniden kılması icab etmez. Araştırmada kalbin şahidliği yeterlidir.
Örnek: Sabah namazını kılarken bir rekat mı kıldım, iki rekat mı diye şübhelenip de bir rekat kılmış olduğuna kalben hüküm verse, ihtiyaten buna bir rekat daha ilâve eder. Bu husustaki tereddütlerinden dolayı da sehiv secdeleri yapar. Aksine olarak iki rekat kılmış olduğuna hüküm verdiği takdirde oturur. Teşehhüdden ve selâmdan sonra sehiv secdelerini yapar. Hiç birine karar veremediği takdirde de, az olanı esas alır; çünkü az olanda kesinlik vardır. Bu durumda bir rekat daha kılar; ancak bu takdirde şübhelendiği rekatın sonunda oturur. Ondan sonra kalkıp o bir rekatı kılar. Çünkü önce iki rekat kılmış olması ihtimali vardır. Bu takdirde de namazın sonunda sehiv secdelerini yapar.
Dört rekatlı bir namaza başlamış olan kimse, kıldığı rekatın birinci rekat mı, ikinci rekat mı olduğunda şübhe edip bir tarafı seçemezse, kendisini bir rekat kılmış sayar ve her bir rekatın sonunda ihtiyat olarak bir kere teşehhüd miktarı oturur; bu şekilde dört defa kade yapılmış olur. Çünkü birinci sayılan rekatın ikinci ve üçüncü sayılan rekatın dördüncü rekat olması ihtimali vardır.
Bir kimse kıldığı rekatın ikinci rekat mı, üçüncü rekat mı olduğunda şübhelense, sahih olan görüşe göre, bu rekatın sonunda oturmaz. Bir tarafı tercih edemezse, bunu ikinci rekat sayar. Geri kalan rekatları da tamamlar. Akşam namazı ile vitir namazı bu hükmün dışındadır. Bu şübhelenme bu namazlardan birinde olsa, oturmak gerekir. Çünkü şübhelenilen rekatın üçüncü rekat olması muhtemeldir. Bu halde teşehhüdden sonra bir rekat daha ilâve edilir. Çünkü şübhelenilen rekatın ikinci rekat olması da mümkündür. Bunların sonunda da sehiv secdeleri yapılır.
Dört rekatlı namazlarda, kılınan rekatın dördüncü rekat mı, beşinci rekat mı olduğunda ve sabah namazında kılınan rekatın ikinci rekat mı, üçüncü rekat mı olduğunda, akşam ile vitir namazlarında da kılınan rekatın üçüncü rekat mı, dördüncü rekat mı, olduğunda şübheye düşülse, sonunda oturulur ve teşehhüdden sonra kalkılıp bir rekat daha kılınır. Çünkü bu rekatların üçüncü, dördüncü veya beşinci rekat olması mahtemeldir. O halde ilâve edilen birer rekat ile fazla olan miktar nafile olmuş olur. Sonundada sehiv secdeleri yapılır. Bu şübhe, kıyam veya rüku veya rükudan kıyama geçiş halinde olduğuna göredir.
İlk secde yapıldıktan sonra şübhelenme olursa, ittifakla namaz batıl olur. Çünkü şübhe edilen rekatın ziyade olup son oturuşun terk edilmiş bulunması muhtemeldir. İlk secde halinde şübhe olursa, yalnız İmam Muhammed´e göre, namaz batıl olmaz.
Namazda Fatiha´dan önce başka bir sûre bir harf olarak dahi yanılarak okunsa, iade edilerek önce Fatiha, sonra da o sûre okunur. Namazın sonunda da sehiv secdeleri yapılır. Bu sırada işinde yapılan noksan rüku halinde bile hatırlansa, kıyama dönülerek iadesi gerekir. Böyle bir yanılma çok olmaz. Onun için bunun az miktarı da bağışlanamaz. Fakat bir namazda okunan bir sûrenin altında bulunan sûre okunmak istenirken üstündeki sûre okunsa, bundan dolayı sehiv secdeleri gerekmez.
Bir kimse namazda, Fatiha okuyup okumadığında şübhe etse, bakılır: Eğer henüz başka sûre okumamış ise, Fatiha´yı okur. Fakat başka sûre okumuş ise, artık Fatiha´yı okumaz. Çünkü sûrenin Fatiha´dan sonra okunması meydandadır. Bununla beraber namaz kılanın bir görüşü varsa ona göre hareket eder.
Bir kimse, ilk rekatlerde birer sûre okuyup da Fatiha´yı okumamış bulunduğunu secdeye vardıktan sonra hatırlarsa, son rekatlerde Fatiha´yı iade etmez. Çünkü son rekatlarda zaten Fatiha okunacaktır. Bir rekatte iki Fatiha okunması ise, meşru değildir. Yalnız Hasan İbni Zeyyad´a göre, son rekatlarda Fatiha kaza edilir.
Dört veya üç rekatlı farz namazların ilk iki rekatinde Fatiha´dan sonra birer sûre veya bir miktar âyet eklenmemiş olsa, bu sûre veya âyetler üçüncü ve dördüncü rekatlarda Fatiha´dan sonra ilâve edilirse bu namaz cemaatle kılınan bir akşam veya yatsı namazı ise, üçüncü ve dördüncü rekatlarda hem Fatiha, hem de ilâve edilecek sûre aşikâre olarak okunur. Çünkü bir kıyamda olan kıraat birdir; bunun bir kısmı gizli olarak, bir kısmı da aşikâre olarak okunamaz. Yalnız sûrenin aşikâre okunacağını söyleyenler de vardır. İmam Ebû Yusuf´a göre, ikisi de gizlice okunur. Çünkü son rekatlerde gizlice okumak sünnettir. İmam Ebû Yusuf´dan diğer bir rivayete göre de, artık son rekatlerde bu sûre okunmaz. Çünkü bunun yeri geçmiştir. Bununla beraber her halde de sehiv secdeleri yapılır.
İmamın yanılması, kendi hakkında asaleten ve cemaat hakkında da uymuş olma bakımından sehiv secdelerini gerektirir. Fakat imama uyan cemaatten birinin yanılması ile ne kendisine de ne de imama sehiv secdesi yapmak gerekmez.
Sehiv secdelerini yapmakta olan bir imama uymak sahihtir. Gerek sehiv secdelerinin herhangi birinde ve gerek teşehhüdünde olsun eşittir. Sehiv secdelerinin ikincisinde imama uyan kimseye birinci secdeyi ve teşehhüdünde uyana her iki secdeyi kaza etmek gerekmez.
Mesbuk, imamla beraber sehiv secdelerini yapar. İmamın yanılması, mesbukun imama uymasından önce de olsa hüküm aynıdır. Çünkü mesbuk imama bağlıdır.
İmam teşehhüdde iken daha selâm vermeden önce mesbuk kalkarak kıraat veya rükuda bulunduktan sonra, İmam selâm verip sehiv secdelerine varacak olsa, mesbuk da, hemen bu secdelere uyar ve evvelce yaptığı kıraatla rükuu aradan çıkar, bunları sonradan kalkıp tekrar yerine getirir. Bununla beraber mesbuk bu secdelerde imama uymasa namazı bozulmaz. Namazı bitirince bu sehiv secdelerini kendi başına yapar.
Yine mesbuk secdeye vardıktan sonra, imam sehiv secdelerini yapacak olsa, imamına uymaz, namazını bitirir ve sonra sehiv secdelerini yapar. Eğer bu durumda imama uyacak olursa, namazı bozulur.
İmam selâm verdikten sonra, noksan kalan rekatlarını tamamlamak için ayağa kalkan bir mesbuk, bu rekatlarda yanılmış olursa, sehiv secdelerini yapması gerekir. Önceden imamla beraber sehiv secdeleri yapmış olsa bile bu hüküm değişmez. Çünkü mesbuk, noksan kalan rekatları tamamlarken tek başına namaz kılan gibidir.
Mesbuk imamla beraber yanılarak selâm verse ona sehiv secdeleri yapmak gerekmez. Fakat imamın selâmından sonra selâm verecek olsa, sehiv secdesini gerektirir. Çünkü birinci halde henüz muktedi, ikinci halde ise, münferid (yalnız başına namaz kılan) olmuştur. Muktediye, kendi yanılmasından dolayı sehiv secdesi lâzım gelmez.
Bir namazda yanılmaların birkaç tane olması ile sehiv secdelerinin o kadar yapılması gerekmez. Bir defa bunlar için sehiv secdelerini yapmak yeterlidir. Onun için bir kimse, bir namaz içinde iki ve üç defa yanılsa, bunlar için namazın sonunda yalnız bir defa sehiv secdelerini yapmak kâfıdir. Sehiv secdelerindeki bir yanılma da başka sehiv secdelerini gerektirmez.
Sehiv secdeleri kâsden veya yanılarak terk edilse, namaza aykırı bir hal olmadıkça, yine bunlar yapılır. Fakat teşehhüdden sonra gülmek, konuşmak gibi, namaza aykırı bir durum meydana gelirse veya kerahet vakti girerse, sehiv secdeleri düşer. Sabah namazında selâmın arkasından güneşin doğması veya ikindi namazında yine selâmdan sonra güneşin (sararak kamaştırıcılığının) değişmesi gibi...
Bir imam, sehiv secdesini terk edecek olsa, cemaat da terk eder. Cuma ve bayram namazlarında da, fazla kalabalıktan dolayı bir karışıklığa meydan vermemek için bu sehiv secdeleri terk edilir.
Sehiv secdesindeki iki secde ile Tahiyyat ve selâm vacibdir. Tahiyyattan sonra Salâvat ve dua okunması bu secdelerdeki tekbirler, secde halindeki tesbihler ve iki secde arasındaki oturuş sünnettir.
Bir kimse, namazını tam olarak kıldığını kesinlikle bildiği halde, sözüne inanılır bir adam ona eksik kıldığını haber verse, bunun sözünü kabul etmez. Fakat iki güvenilir adamın haber vermesine uyulur. Çünkü böyle bir haber, (iki kişinin şehadeti ile doğruluğu gerçekleşen) bir haldir. Böyle bir haber çok yerlerde geçerli ve bağlayıcıdır. İmam ve cemaat ihtilâf ettikleri takdirde, imamın bilgisi varsa, cemaatın sözü ile hareket etmez, kesinliği yoksa cemaatın sözünü kabul eder.
Tilâvet Secdesi ile İlgili Meseleler
Kur´an-ı Kerim´in sûrelerinde ondört secde âyeti vardır ki, bunlardan birini okuyan veya işiten her mükellef için bir secde gerekir. Şöyle ki:
Tilâvet secdesi niyeti ile, eller kaldırılmaksızın "Allahü Ekber" denilerek secdeye varılır. Üç kere "Sübhane Rabbiye´l-alâ" veya bir kere: "Sübhane Rebbena in kâne vadü Rabbina lemef´ûlâ" denilir. Ondan sonra "Allahü Ekber" denilerek kalkılır.
Tilâvet secdesinin rüknü, yüce Allah´a saygı ve tevazu gösterip secdeden kaçınanlara aykırı davranmak için alnı yere koymaktır: Fakat namaz içinde rüku ve hasta olan için imâ da aynı maksadı yerine getirdiğinden tilâvet secdesi yerine geçer. Bunlar aşağıda açıklanacaktır.
Tilâvet secdesine ayaktan yere inilmesi ve bu secdeden baş kaldırırken ayağa kadar kalkılması ve böyle kalkarken: "Gufraneke Rabbena ve ileyke´l-masîr" denilmesi müstahabdır. Bu secdeye gidilirken veya bundan kalkılırken alınan tekbirler de müstahabdır. Asıl secde ise, vacibdir.
(Üç İmama göre, Tilâvet Secdesi sünnettir.)
Tilâvet secdesini yapacak kimsenin abdestsizlikten ve pisliklerden temiz, avret yerlerinin örtülü ve kıbleye yönelik bulunması şarttır.
Tilâvet secdesi, secde âyetini okuyan bir mükellef için vacib olduğu gibi, bunu dinleyen bir mükellef için de vacibdir. İster dinlemeyi kasdetmiş olsun, ister olmasın, bu secdeyi yapar ve bu secdeyi yapmakla sevaba erer. Yapmayan da vacibi terk ettiğinden günaha girer.
Mümeyyiz bir çocuğun (henüz bulüğ çağına ermeyen yetişkin bir çocuğun), cünûbun, hayız veya nifas halinde olan kadının, bir sarhoşun veya müslüman olmayan birinin okuyacağı bir secde âyetini işiten her mükellefe de tilâvet secdesi vacib olur. Çünkü bunların bu okuyuşları, sahih bir okuyuştur. Müslüman olan bir cünûb veya sarhoş da, okuyacağı veya işiteceği bir secde âyetinden dolayı secde ile mükellef olur. Bunlar temizlendiği ve akılları başlarına geldiği zaman bu secdeyi yapmaları gerekir. Fakat hayız ve nifas halinde bulunan bir kadının ne okuyacağı, ne de işiteceği bir secde âyetinden dolayı ona tilâvet secdesi gerekmez. Çünkü bunlar bu halde namaz ile mükelef değillerdir.
Uyuyanın ve deli olanın okuyacakları secde âyetinden dolayı işitenlere, sahih olan görüşe göre tilâvet secdesi gerekmez. Kendileri de bu secde ile mükellef olmazlar. Çünkü bunların okumaları ve işitmeleri bir niyete ve tayine bağlı değildir. Fakat sahih kabul edilen diğer bir görüşe göre, uyku halinde secde âyetini okuyana, sonradan secde âyeti okuduğu haberi verilince, ona tilâvet secdesi vacib olur. İhtiyat olan da budur.
Öğretilen kuşlardan veya ses yansımasından veya sesleri ileten fonograf ve teyp gibi cihazlardan işitilen bir secde âyetinden dolayı tilâvet secdesi vacib olmaz. Fakat sahih görülen diğer bir görüşe göre, kuşlardan işitilen secde âyetinden dolayı tilâvet secdesi gerekir. Çünkü işitilen Allah kelâmıdır. İhtiyata uygun olan da budur.
Radyoya, gelince, bu sesi yansıtmaktan ziyade nakil sayılmaktadır. Kasde bağlı olarak okunan şeylerin hemen aynını nakletmektedir. Bundan işitilen sesler, ses yansıması gibi, sade bir benzeyişten ibaret değildir. Bunun için radyo aracılığı ile işitilen bir secde âyetinden dolayı secde edilmesi vacib olsa gerektir. Vacib olmasa bile, secde edilmesinde bir sakınca olmadığından her halde secde edilmesi ihtiyata uygundur ve Kur´an-ı Kerime bir saygı ve hürmeti gösterir.
(Şafiî´lere göre, tilâvetin meşru ve kasde bağlı olması şarttır. Bunun için cünûbun okumasından dolayı veya rüku halinde Kur´an okumak meşru olmadığı için burada Tilâvet secdesini gerektiren âyeti okumakla ne okuyana, ne de dinleyene tilâvet secdesi sünnet olmaz. Yine yanılarak meydana gelen veya öğretilmiş kuşlardan veya bir aletten işitilen bir tilâvetten dolayı da, niyete bağlı olmadığı için, secde edilmesi sünnet değildir.)
Tilâvet secdesi âyetinin hecelenerek okunması ile veya yalnız yazılması ile veya telâffuz edilmeksizin yalnız yazısına bakmakla tilâvet secdesi gerekmez. Çünkü bu hallerde okuyuş yoktur.
Bir secde âyetinin secdeyi gösteren ile, bunun evvelinden veya sonundan bir kelime daha eklenip beraberce okunsa veya dinlenmiş olsa, sahih olan görüşe göre secde gerekir. Diğer bir görüşe göre, secde âyetinin çoğu okunmadıkça secde vacib olmaz.
Secde âyetini işitmeyen bir mükellefe tilâvet secdesi vacib olmaz. âyet, bulunduğu mecliste okunmuş olsa bile hüküm aynıdır.
Bir secde âyeti olduğu gibi arabça okunursa, her işiten mükellefe bunun secde âyeti olduğu bildirilince, secde etmesi ittifakla vacibdir. Fakat bir secde âyetinin Farsça olan tercümesi okunacak olsa, bunu işittiği halde anlamayan kimseye sadece bildirmekle tilâvet secdesi vacib olmaz. Bu hüküm iki imama göredir. İmam Azam´a göre, bunun bir secde âyeti tercümesi olduğu haber verilirse, tilâvet secdesi vacib olur. İmam Azam´ın bu meselede iki imamın görüşüne döndüğü rivayet ediliyor. İtimat da bunun üzerinedir. Fakat bu secde âyetinin tercümesini okuyana secde etmesi ittifakla ihtiyat yönünden vacib olur. Bunu anlasın, anlamasın fark etmez.
Bir secde âyeti gerçekten veya hüküm bakımından bir sayılan bir mecliste tekrarlanarak okunsa, bir defa secde edilmesi yetişir. Fakat başka başka secde âyetleri okunursa veya meclis hakikaten veya hükmen değişirse, her okunan âyet için başka bir secde gerekir.
Bir mescid gibi muayyen bir yerde iki defa okunan bir secde âyetinin meclisi gerçekten bir bulunmuş olur. Gelenek bakımından bir mekân sayılan yerlerin cüzleri arasında beraberlik de hüküm bakımından bir birliktir. Meclisin gerçekte değişmesi de, bir odadan diğer bir odaya geçmiş olmak gibidir. Hüküm bakımından değişiklik ise, mescid veya bir oda gibi bir yerde secde âyeti okunduktan sonra orada başka bir işe başlamakla meydana gelir. Secde âyeti okunduktan sonra, üç kelime kadar konuşulması veya üç adım kadar yürünülmesi veya bir şeyden üç lokma yenilmesi veya bir sudan üç yudum içilmesi gibi...
Meclisin değişikliği, okuyucuya göre, kendisinin meclisi değiştirmesiyle, dinleyiciye göre de, onun meclisi değiştirmesiyle meydana gelir. Doğru olan budur. Bunun için bir meclis, bir şahsa göre bir sayıldığı halde, diğer bir şahsa göre değişmiş olabilir.
Tilâvet secdesi hususunda gemi, bir oda gibidir. Yürümekte olan araba veya bir hayvan üzerinde bulunuluyorsa, meclis daima değişmiş sayılır. Bunun için araba veya hayvan üzerinde namaz halinde olmaksızın tekrarlanacak bir secde âyetinden dolayı tekrar sayısınca tilâvet secdesi vacib olur.
Tilâvet secdesi yapmak için, okuyanın öne geçirilmesi, dinleyenlerin de onun arkasında saf tutmaları ve ondan önce secdeye varmayıp secdeden de kalkmamaları müstahabdır. Buna aykırı olarak bulundukları yerlerde secdeye varmaları ve secdeden daha önce kalkmaları da mekruh değildir. Çünkü bunların hepsi tek başına secde etmekle sorumludur.
Tilâvet secdesi için niyet etmek şarttır; fakat tayin şart değildir. Bu bakımdan birkaç secde âyetini okumuş veya dinlemiş olan bir kimse, bunların sayısınca tilâvet secdesi niyeti ile secde eder; fakat hangi secdenin hangi secde âyetine ait olduğunu belirlemez. Bu tilâvet secdesine namaz içinde yalnız kalb ile niyet edilir. Namaz dışında ise dil ile de niyet edilmesi sünnettir.
Vacib olan tilâvet secdesini hemen yerine getirmek zorunluluğu yoktur. Secde âyeti okunur okunmaz hemen secde edilmesi gerekmez. Bu secde uzun bir zaman sonra da yapılabilir. Yine eda olur, kaza sayılmaz. Kabul edilen hüküm budur. Bununla beraber, bir zaruret olmadıkça geciktirilmesi tenzihen mekruhtur. Namaz içinde ise, hemen yapılması vacibdir; çünkü bu, artık namazdan bir cüz olmuştur. Namaz dışında kaza edilemez. Bunu, secde âyeti okunduktan sonra üç âyetten sonraya bırakmamak gerekir. Bu mesele, aşağıdaki meselelerderi açıklığa kavuşacaktır. İmam Ebû Yusuf´a göre, tilâvet secdesi namazın dışında da hemen yapılması vacibdir.
Secde âyeti okununca, hemen secde edilmesi mümkün olmadığı zaman okuyan ve dinleyenlerin: "Semi´nâ ve eta´nâ ğufraneke Rabbena ve ileyke´lmasîr" demeleri müstahabdır.
Namazda kıyam halinde secde âyeti okununca, bakılır: Eğer bundan sonra üç âyetten çok okunmazsa, yapılacak rüku veya secde ile bu tilâvet secdesi de yerine getirilmiş olur. Gerek buna niyet edilmiş olsun ve gerek olmasın. Fakat tercih edilen görüşe göre, rüku ile olabilmesi için tilâvet secdesine niyet etmek lâzımdır. Fakat üç âyetten çok okunacaksa, bu secde âyetinden dolayı hemen sadece onun için rüku veya secde edilmesi gerekir. Secde yapılması daha faziletlidir. Namazın rüku ve secdesi ile bu secde yapılmış olmaz. Yalnız üç âyet okunacağı zaman ihtilâf vardır. Tercih edilen görüşe göre, bu secdenin hemen yapılma hükmü kalkmaz, namazın rüku ve secdesi ile bu tilâvet secdesi yapılmış olur.
Secde âyetini namaz içinde okuyan kimse, dilerse okuyacağı âyetlerin sayısına bakmaksızın hemen "Allahü Ekber" diye tilâvet secdesine varır. Tilâvet secdesi niyeti ile yalnız rükua varması da yeterlidir. Ondan sonra tekrar ayağa kalkar ve birkaç âyet daha okur. Ondan sonra namazın rüku ve secdelerini yapar, namazına devam eder. Eğer bir sûreyi bitirmiş ise, diğer bir sûreden birkaç âyet okur; çünkü tilâvet secdesinden kalkar kalkmaz böyle birkaç âyet okumadan namazın rüku ve secdesine gidilmesi mekruhtur. Namazın dışında ise, yalnız rükuda bulunarak tilâvet secdesi yapılmış olmaz. Çünkü tilâvet secdesi bir tazim ifadesidir, bir emri yerine getirmenin alâmetidir. Bunlar, namaz içinde rüku ile yerine getirilmiş olursa da, namaz dışında rüku ile yapılmış olamazlar.
Cemaatle namaz kılındığı zaman, imam olan zat, yukarıdaki meselede açıklandığı gibi, öyle rüku ile tilâvet secdesine niyet etmemelidir. Çünkü cemaat bunun farkına varamayacaklarından, böyle bir niyette bulunmamış olurlar. Bu takdirde de tilâvet secdesi onlardan düşmez. Bu durumda imamın selâmından sonra cemaatın tilâvet secdesi yaparak ondan sonra tekrar teşehhüdde bulunmaları gerekir ki, bunu da herkes yapamaz.
Secde âyeti bir namazda tekrarlansa, sahih olan görüşe göre, yalnız bir tilâvet secdesi gerekir. Bu tekrarlanma ister bir rekatta ve ister başka başka rekatlarda olsun fark etmez. Çünkü meclis birdir.
Bu mesele imam Ebû Yusuf´a göredir. İmam Muhammed´e göre, başka başka rekatlarda tekrarlansa, tilâvet secdesi de tekrarlanır, meclis değişmiş sayılır.
İmam secde âyetini okuyup secdeye varmakla cemaat, imamın rüku ve secdeye vardığını sanarak rüku ve secdeye varsalar, bununla namazları bozulmaz; fakat bir secde daha yapsalar bozulur.
İmamın cuma ve bayram namazlarında ve emsali cemaatın kalabalık olduğu namazlarda ve gizlice kıraat yapılacak namazlarda secde âyetinin okunması mekruhtur. Çünkü cemaatın şaşırmasına sebebiyet verilebilir. Ancak secde âyeti okunan surenin sonuna rastlamış olursa kerahet olmaz. O zaman namazın secdeleri ile tilâvet secdesi eda edilmiş ve engel kalkmış olur. Bu durumda imama uygun düşen, bu namazın rüku ile tilâvet secdesine niyet etmemektir. Tâ ki, bu vecibe namazın secdeleri ile bütün cemaat tarafından da yerine getirilmiş olsun:
Mesbuk ayağa kalktıktan sonra imam tilâvet secdesini hatırlayarak yapacak olsa, bakılır: Eğer mesbuk henüz secdeye varmamış ise, tilâvet secdesi için imama uyar, secdeye varır. Ondan sonra ayağa kalkarak kalan namazını tamamlar. Eğer imama uymazsa, namazı bozulur. Fakat secdeye varmış ise, artık imama uymaz. Eğer uyarsa, namazı bozulur.
Misafire uyan bir mukîm, misafirin yapacağı tilâvet secdesine iştirak eder. Sonra kalkıp namazını tamamlar. Eğer kendi başına kılacağı rekatlarda da bir secde âyeti okuyacak olursa, bundan dolayı da ayrıca secde etmesi gerekir.
Bir kimse namaz kılarken rüku, secde veya kade (oturuş) halinde veya imama uymuş olduğu halde onun arkasında secde âyetini okusa; ne kendisine, ne imama ve ne de bu imama uyan diğer cemaata tilâvet secdesi vacib olmaz. Çünkü namaz kılanlar, bu halde Kur´an okumaktan menedilmişlerdir. Bunların okuyuşu hükümsüzdür. Fakat bu okuyuşu dışardan duyanlara tilâvet secdesi gerekir. Bunlar gerek başka bir namazda tek başına veya topluca bulunmuş olsunlar ve gerek olmasınlar. Çünkü bunlar o yasaklık ve engel dışında kalmış olurlar.
Namaz içinde okunan secde âyetinden dolayı; namazı bitirdikten sonra secde edilemez. Çünkü bu secde, yukarıda da işaret olunduğu üzere namazın bir cüz´ü olmuştur; artık ondan ayrılamaz. Fakat namazda bulunan kimse, namazda bulunmayan bir kimsenin okuduğu secde âyetini işitecek olsa, namazını kıldıktan sonra secde eder. Daha namazda iken secde etmesi yeterli olmaz. Bununla beraber secde etse, bununla namazı bozulmaz.
Nitekim namazda okunan bir secde âyetini, dışardan işiten bir mükellef için de, namaz dışında secde etmek gerekir. Şu kadar var ki, bu mükellef, o secde âyetini okuyan kişiye uyar, onunla beraber bu secdeyi yaparsa, bu görevi yapmış olur. Eğer o secde yapıldıktan sonra, o rekatta uyarsa bu secdeyi o imamla beraber hükmen yapmış sayılır. Artık ne namazın içinde, ne de dışında tilâvet secdesi yapması gerekmez.
Hasta iken veya bir arabaya veya bir hayvana binmiş iken secde âyetini okuyan veya dinleyen bir mükellefin işaret sureti (ima) ile tilâvet secdesi yapması caizdir. Fakat bir mükellefin binici olmadığı halde, okuduğu veya dinlediği bir secde âyetinden dolayı bir özrü bulunmadıkça, binici olduğnz halde işaret (ima) ile secde etmesi caiz olmaz.
Secde âyetini, hazır olanlar secde için hazırlıklı iseler aşikâre olarak, hazırlıklı değillerse gizli okumak müstahabdır. Bunda cemaata karşı bir şefkat vardır.
Bir sûre okunup da, içindeki secde âyetinin bırakılması mekruhtur. Çünkü bu, secdeden bir nevi kaçınmak demektir. Yalnız secde âyetinin okunup da sûredeki diğer âyetlerin okunmamasında ise, kerahet yoktur. Fakat müstahab olan, fazilet ve tercih kuruntusunu kaldırmak için, secde âyeti ile beraber bir veya birkaç âyetin de okunmasıdır.
On dört secde âyetini bir mecliste okuyup her biri için okudukça ayrı bir secde yapan ve hepsini okuduktan sonra umumuna birden ondört secdede bulunan zatın dünya ve âhiret işlerinde kendisine üzüntü ve keder verecek hususta, Yüce Allah´ın onu koruyacağı rivayet olunmuştur.
Namazı bozan şeyler, tilSehiv)âvet secdesini de bozar. Daha tilâvet secdesinden kalkmadan meydana gelen abdestsizlik ve konuşma veya kahkaha ile gülme gibi... Ancak bu secdedeki kahkaha ile abdest bozulmuş olmaz ve kadınların da erkeklerle aynı hizada bulunmaları bu secdeyi bozmaz.
Şükür Secdesi
Şükür secdesi, bir nimetin kazanılmasından veya bir felâket ve musibetin kalkmasından ve bunların benzeri işlerden dolayı kıbleye yönelerek tekbir alıp secdeye varmak, hamd ile tesbihde bulunup şükrettikten sonra, yine tekbir ile secdeden kalkmaktır. Bu da tilâvet secdesi gibidir. Şükür secdesi müstahabdır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile ashabın ileri gelenlerinden çokları şükür secdesi yapmışlardır. Peygamber Efendimiz, Ebû Cehil´in başını kesilmiş görünce, beş defa şükür secdesine varmışlardı.
Bir nimetin yüz göstermesi ve bir musibetin kalkması gibi bir sebeb olmaksızın yapılacak şükür secdeleri ne bir sünnettir, ne de mekruhtur. Fakat namaz bittikten sonra bu şekilde secde yapılması mekruhtur. Çünkü bunu da, namazın vaciblerinden veya sünnetlerinden sanacak kimseler bulunabilir. Böyle bir inanca sebebiyet verecek her mübah şey kerahetten uzak kalmaz.
|
|
|
|