| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
| Peygamberimizin(a.s.) Kuba Günleri |
|
Yazar: RasitTunca - 10-31-2018, 05:03 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Kuba´da Sa´d b. Hayseme´nin Evinin Sohbet Evi Olarak Kullanışı
Peygamberimiz (a.s.), Kuba´da bulunduğu sırada, Külsûm b. Hidm´in evinden çıktıkça Sa´d b. Hayseme´nin evine gider, orada Müslümanlarla oturur, konuşurdu. Sa´d b. Hayseme bekârdı.
Muhacir Müslümanların bekârları, onun evinde kalırlardı. Bunun için, Sa´d b. Hayseme´nin evine "Bekârlar Evi" denirdi.[1]
Es´ad b. Zürâre´nin Korunuşu
Peygamberimiz (a.s.) Kuba´ya geldiği zaman, Evs ile Haznec kabileleri arasında düşmanlık vandı.
Hazrecîler Evsîlerin evine, Evsîler de Hazrecîlerin evine girmekten korkarlardı. Peygamberimiz (a.s.):
"Es´ad b. Zürâre nerededir " diye sordu.
Sa´d b. Hayseme ile Mübeşşir b. Abdulmünzir ve Rifâa b. Abdulmünzir:
"Yâ Rasûlallah! O, Buas günü bizden bir zâtı öldürmüştü!" dediler.
Çarşamba günü gece olunca, Es´ad b. Zürâre, başını örtmüş ve sarmış olduğu halde, akşamla yatsı arasında Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi.
Peygamberimiz (a.s.), onu görünce:
"Ey Ebu Ümâme! Evinden, şuracığa hemen nasıl gelebildin !
Seninle şu kavim arasında geçmiş ne var " buyurdu.
Ebu Ümâme:
"Seni hak din ve kitabla gönderen Allah´a yemin ederim ki, birşey yok" dedi.
O gece, Peygamberimiz (a.s.)ın yanında kaldı.
Ertesi günü, sabaha çıkınca, Peygamberimiz (a.s.) Sa´d b. Hayseme ile Rifâa b. Abdulmünzir ve Mübeşşir b. Abdulmünzir´e, Es´ad b. Zürâre hakkında:
"Onu himayenize alınız, koruyunuz!" buyurdu.
"Yâ Rasûlallah! Onu sen himayene al! Senin himayendeki, bizim himayemizde demektir!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Bazınız onu himaye ediyordur" buyurdu.
Bunun üzerine, Sa´d b. Hayseme; "O, benim himayemdedir" dedikten sonra, Es´ad b. Zürâre´nin evine gitti.
Birbirlerinin koruyucusu ve yardımcısı olduklarını anlatmak için, onunla elele tutuşup, Amr b. Avf oğullarının mahallelerine kadar yürüdüler.
Bunun üzerine, Evsîler:
"Yâ Rasûlallah! Hepimiz onun himayecisiyiz!" dediler.
Bundan sonra, Es´ad b. Zürâre, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına sabah akşam gitmeye başladı. [2]
Peygamberimiz (a.s.); Küba´da, Amr b. Avf oğulları nezdinde bulunduğu sırada, cenazelerde bulunur, hastalan ziyaret eder, davetlere giderdi.[3]
Kuba´da İlk Mescidlerin Yapılışı ve İlk Cuma Namazının Kılınışı
Başta Ebu Seleme b. Abdulesed olmak üzere, Medine´ye hicret edenler, Küba´ya indikleri zaman, orada içinde namaz kılacakları bir mescid yapmışlardı.
Peygamberimiz (a.s.) da, Küba´ya geldiği zaman, bu mescidde namaz kılmıştır.
Peygamberimiz (a.s.) gelinceye kadar, Ebu Huzeyfe´nin azadlısı Salim, içlerinde Hz. Ömer de bulunduğu halde, bu mescidde bütün Muhacirlere imam olup namazlarını kıldırmıştı.[4]
Ammar b. Yâsir´in de "Resûlullah için, istediği zaman gölgesinde yatıp dinleneceği, gölgeleneceği ve içinde namaz kılacağı bir yer yapsak olmaz mı " dediği ve taş toplayarak Küba´da bir mescid yaptığı rivayet edilir.[5]
Peygamberimiz (a.s.) Küba´da daha önce hiç görmediği birşeyi,[6] Ensar´ın mallarını,[7] hurma bahçelerini[8] sakladıklarını ve esirgediklerini görünce:[9]
"Keşke bayramınız [Cuma gününüz] gelseydi! Durup, söyleyeceklerimi dinlerdiniz.[10] Sizinle konuşurdum!" [11] buyurdu.
Ensar:
"Olur yâ Rasûlallah! Babalarımız, analarımız sana feda olsun!" dediler.
Cuma günü gelince, Peygamberimiz (a.s.), onlara Cuma namazını kıldırdı.[12]
Ensar, gözlerini minbere diktiler.
Peygamberimiz (a.s.), irad buyurduğu hutbesinde; Allah´a hamd ü senada bulunduktan sonra,[13] onlara:
"Ey Ensar cemaatı!" diyerek hitap etti.[14] Ensar:
"Lebbeyk=Buyur, emrine amadeyiz yâ Rasûlallah!" dediler. [15]
Peygamberimiz (a.s.):
"Sizler, Allah´a ibadet etmediğiniz Cahiliye devrinizde bile.[16] en ağır yükleri taşır.[17] yetimlere bakar,[18] mallarınızı [19] meşru olan yerlere harcar.[20] yolda beride kalanlara iyilik ve yardım eder dururdunuz!
Yüce Allah size İslâmiyetle ve gönderdiği peygamberi ile ihsanda bulununca,[21] size İslâmiyeti getirip nasip edince,[22] mallarınızı,[23] hurma vs. türlü bahçelerinizi duvarlarla çevirip; muhtaçların, açların onlardan yemelerini engelliyor,[24] esirgiyor ve saklıyorsunuz!
Halbuki, onlardan Âdemoğulları yer, size ecir ve sevap yazılır.
Kurtlar kuşlar yer, size ecir ve sevap yazılır!" buyurdu.[25]
Bunun üzerine, Ensardan hemen gidip de bahçelerinin duvarlarından yıkarak[26] birer veya ikişer gedik açmayan,[27] birçok kapılar bırakmayan[28] kimse kalmadı. [29]
İslâm´da İlk Olarak Kılınan Cuma Namazları
Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´de Müslümanları Kabe mescidinde biraraya toplayıp Cuma namazı kılması, kıldırması mümkün olmamıştı.[30]
Mus´ab b. Umeyr, Medine´ye gönderildiği zaman, Cuma namazı kılmak için Peygamberimiz (a.s.)dan izin istemiş; Peygamberimiz (a.s.) da, ona gönderdiği yazıda, Cuma günü zeval vakti çıktıktan sonra cemaatle kılacakları iki rekat namazla Allah´a yakınlaşmaya çalışmalarını ve bu vesile ile Müslümanlara hitapta bulunmasını emir buyurmuştu.
Bunun üzerine Mus´ab b. Umeyr Küba´da Sa´d b. Hayseme´nin evinde on iki kişi toplayarak bir koyun kesilip yenilmiş ve İslâm tarihinde Cuma namazı için Müslümanları ilk toplayan kişi o olmuştur.[31] Es´ad b. Zürâre de; Medine´de, Nakîu´l-H adım âtta (Beyaza oğullarının kara taşlığı) kırk kişi toplayıp Cuma namazı kılmışlardı. [32] Peygamberimiz (a.s.) da, Küba´da kaldığı evde, ilk defa olarak iki rekat namazı kıldırmış ve hutbe irad buyurmuştu.[33]
Medine´nin içine girerken, Salim b. Avf oğullarının oturdukları Rânuna vadisindeki mescidde de, ilk defa olarak Cuma namazı kılmış ve hutbe irad buyurmuştur.[34]
Cuma Gününün Fazileti ve Cuma Namazına Ait Bazı Bilgiler
Peygamberimiz (a.s.):
"Üzerine güneş doğan günlerin en hayırlısı Cuma günüdür!
Âdem ((a.s.)) o gün yaratıldı ve o gün Cennete konuldu. O, yine o gün Cennetten çıkarıldı.[35]
Kıyamet de, Cuma´dan başka bir günde kopmayacaktır![36]
İnsanlardan ve cinlerden başka hiçbir yaratık yoktur ki, Cuma günü, tanyeri ağardıktan güneş doğuncaya kadar:
Kıyamet belki bugün kopar!1 korkusuyla kulak kabartmasın!
Bir de, o günün içinde öyle bir saat vardır ki, Müslüman bir kul namaz kılar ve Allah´tan bir dilekte bulunurken o saate rastlarsa, Allah istediğini ona muhakkak verir!"[37]
"Bizler, (Ehl-i Kitaba nazaran) en sonra gelmiş bulunduğumuz halde, Kıyamet gününde faziletçe en başa geçecek olanlarız!
Çünkü, bizden önce onlara, daha sonra bizlere Kitab verildi de; Allah´ın onlara farz kıldığı gün bu Cuma günü iken, onlar ihtilaf çıkarıp başka günlere saygı gösterdiler.
Fakat, o günü ibadet günü edinmek hususunda, Allah bize hidayet verdi. Artık, bu yolda o halk bizden geri kalmış oldular.
Yahudilerin ibadet günü yarın [Cumartesi günü], Nasranîlerinki de öbür gün [Pazar günü]´dür."[38]
"Cuma günü, Allah katında, günlerin en ulusudur!" buyurmuşlardır.[39]
1. Cuma günü, ezan okununca, alışverişlerin bırakılarak namaz kılmak üzere camiye gidilmesi farzdır, Allah´ın kesin emridir.[40]
2. Cuma namazı; köleler, kadınlar, çocuklar, hastalar,[41] misafirler[42] dışında, her müslümana farzdır.[43]
3. Cuma namazı, farz olarak iki rekattır[44] ve öğle namazı vakti girer girmez, öğle namazı yerine kılınır.[45]
4. Cuma günü, Cuma namazı için gusledilir.[46]
5. Cuma namazına gidileceği zaman-varsa-güzel elbise giyinilir, dişler misvaklanır, güzel kokular sürünülür.[47]
6. Cuma günü, Peygamberimiz (a.s.)a çokça salât ve selam getirilir.[48]
Cuma namazına erkence gitmek çok sevaplıdır:
7. Namaza en erken gelen bir deve, ondan sonra gelen bir sığır, ondan sonra gelen bir koç., kurban etmiş gibi sevaba nail olur.[49]
8. İmam minbere çıktıktan sonra camiye gelen, sadece namaz sevabını almak için gelmiş olur.[50]
9. Cuma günü, camide imam minbere çıkmadan önce, dört rekat sünnet kılınır.[51]
10. İmam minbere çıkıp oturunca, cami içinde Cuma ezanı okunur. Cami dışında okunan ezan, Medine halkına namaz vaktini bildirmek için ihdas edilmiştir.[52]
11. İmam, cemaata karşı, ayakta iki hutbe okur ve hutbenin arasını hafif bir oturuşla ayırır.[53]
12. Hutbede Allah´a hamd u sena ve şehadette ve Peygamberimiz (a.s.)a şehadet ve salavatta bulunulduktan sonra,[54] Kur´ân-ı Kerîm´den bazı âyetler okunur, cemaata va´z u nasihatlerde bulunulur.[55]
13. Hutbe okunurken susulup dinlenir.
O sırada, konuşana "Sus!" bile denmez.[56]
14. Hutbeden sonra, kamet getirilip, cemaatla iki rekat Cuma namazı kılınır.[57]
15. Bundan sonra, imam ve cemaat, kendi kendilerine dört rekat, sonra da iki rekat sünnet kılarlar.
Önce iki, sonra dört de kılınabilir.[58]
16. Cuma namazının herhangi bir sebeple kabul olunmamış bulunması ihtimali gözönünde tutularak, öteden beri, Zuhr-u ahir (en son öğle namazı) niyetiyle dört rekat bir namaz daha kılınagelmiş ve bunda bir sakınca görülmemiştir.
17. Meşru bir mazeret veya hastalık yokken, üç Cuma namazını kılmayan kimsenin kalbinin Yüce Allah tarafından mühürleneceği bildirilmiştir.[59]
18. Böylelerinin, kılmadıkları Cuma namazlarının her biri için, fakirlere birer altın, bulamazlarsa yarımşar altın keffaret vermeleri gerekir.[60]
Peygamberimiz (a.s.)ın Kuba´da Kalış Süresi ve Kuba Mescidinin Yapılışı
Peygamberimiz (a.s.) Küba´da ondört gece kaldı.[61]
Külsûm b. Hidm´den, mirbed´ini (hurma serme ve kurutma yerini) alıp Küba Mescidini yaptı ve içinde namaz kıldı, kıldırdı.[62]
Ensar kadınlarından Şemus binti Numan´ın bizzat görüp anlattığına göre; Küba Mescidi yapılırken, Peygamberimiz (a.s.) güçlükle kaldırabildiği ağır bir taşı veya kaya parçasını alır.[63] Kureyşlilerden veya Ensar´dan[64] gelip,[65] "Babam, anam sana feda olsun[66] yâ Rasûlallah! Onu bana ver! Senin yerine ben yeteyim, taşıyayım" diyenlere "Hayır! Sen de git, bunun gibisini al, taşı!" buyururdu.
Peygamberimiz (a.s.), mescid yapılıncaya kadar, böylece çalışmaktan geri durmamıştır.[67]
Kuba Mescidinin Fazileti
Küba Mescidinin fazileti ve orayı ziyaretin gerekliliği hakkında birçok hadis-i şerifler ve haberler vardır.
Küba Mescidinde namaz kılmanın umre yapmak gibi sevaplı olduğu ve kılınacak namazın bir umre sevabı kazandıracağı, Peygamberimiz (a.s.) tarafından haber verilmiştir.
Peygamberimiz (a.s.); her Cumartesi günü yaya veya binitli olarak gidip Küba mescidini ziyaret ederdi.
Pazartesi günü gittiği de olurdu.
Hz. Ömer, Pazartesi ve Perşembe günleri Küba Mescidini ziyareti âdet edinmiş, "Eğer bu mescid etraf memleketlerden birisinde olsaydı, develere binip türlü zahmet ve meşakkatlere katlanarak onu ziyarete giderdik!" demiştir.[68]
Emevî halifelerinden Ömer b. Abdulaziz (ö. 101 Hicrî); Peygamberimiz (a.s.)ın Mescidi yenilenirken, Küba Mescidini de genişletti, taşla ve kireç harçla yaptırdı.
Mescidin içine taştan direkler diktirdi ve onları demirle berkiştirtti, nakışlattı ve ona bir minare de yaptırdı.
Mescidi sac ağacı ile tavanl attı ve ona kemerler yaptırdı.
Mescidin ortasındaki meydanlığın üzerini açık bıraktırdı.
Küba Mescidi; daha sonra, Hicretin 555, 671, 733, 840, 877 ve 881. yıllarında da vezirler, hükümdarlar tarafından tamir ve tecdit ettirildi.[69]
Hicretin 950. yılında Kanunî Sultan Süleyman, Küba Mescidinin hem minaresini, hem tavanını yıktırıp yeniden yaptırdı. Ona hatipler, imamlar ve müezzinler tayin ettirdi. Mescidin içine ve dışına İstanbul´dan kandiller gönderdi.
Hicretin 1111. yılında Sultan Mustafa tarafından Küba Mescidinin hem duvarları, hem de minaresi yıktırılarak yeniden yaptırıldı.
Küba Mescidi Hicretin 1244. yılında Sultan Mahmud tarafından da yıktırılıp yeniden yaptırıldı.
Mihrab, kubbe, tak ve kuyu üzerindeki yazılar da o zaman yazdırıldı .[70]
Hz. Ali´nin Kuba´ya Gelişi
Peygamberimiz (a.s.); Kureyş müşriklerini n-saklamak üzere-kendisine bırakmış oldukları emanetleri sahiplerine iade edinceye kadar Mekke´de kalmasını, Hz. Ali´ye emretmişti.
O da, bu iş için Mekke´de üç gün üç gece oturdu.[71]
Mekke vadisinde dikilerek:
"Resûlullah´ın yanında kimin bir emaneti varsa gelsin, ona emanetini teslim edeceğim!" diye seslendikten ve emanetleri sahiplerine dağıttıktan sonra.[72] Medine yolunu tuttu.[73]
Geceleri yürüdü, gündüzleri gizlendi.[74] Rebiülevvel´in ortalarına doğru Küba´ya geldi.[75]
Küba´ya geldiği zaman, ayaklarının altı kabarmış, şişmiş, yarılmıştı; kanıyordu.
Peygamberimiz (a.s.) Hz. Ali´nin geldiğini işitince:
"Ali´yi bana çağırınız!" buyurdu.
"Yâ Rasûlallah! Yürümeye takati yok!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.) hemen kalkıp onun yanına vardı.
Halini görünce rahmet ve şefkatinden ağladı, kucakladı.
Ayaklarının altını eliyle sığadı, iyileşmesi için Allah´a dua etti. Böylece, Hz. Ali´nin hiçbir ıztırabı kalmadı.[76]
Hz. Ali´nin Halinden Şüphelendiği Bir Kadını Sorguya Çekişi
Hz. Ali derki:
"Küba´da gece yansında bir adamın gelip kocasız Müslüman bir kadının kapısını çaldığını, dışarı çıktığı zaman ona birşeyler verdiğini sezince, bu işten şüphelenerek:
´Ey Allah´ın kulu kadın! Kimdir bu adam ki, her gece gelip senin kapını çalıyor ! Sen onun yanına çıkınca o sana-ne olduğunu anlayamadığım-birşeyler veriyor. Halbuki sen kocasız Müslüman bir kadınsın1 dedim.
Kadın, bana:
´O, Sehl b. Huneyftir. Benim kimsesiz bir kadın olduğumu bildiği için; gece olunca kavmine ait putlara musallat olur, onlardan birisini kırar da, yakayım diye odununu bana getirir!´ dedi."[77]
Kabilelerinin Putlarını Kıranlardan Bazıları
Müslüman oldukları zaman:
1. Es´ad b. Zürâre,
2. Umâre b. Hazm,
3. Avf b. Afra
Malik b. Neccar oğullarının putlarını kırdılar.
4. S al it b. Kays,
5. Ebu Sırma
Adiyy b. Neccar oğullarının putlarını kırdılar.
6. Salebe b. Ganeme,
7. Muaz b. Cebel,
8. Abdullah b. Üneys
Seleme oğullarının putlarını kırdılar.
9. Ziyad b. Lebid,
10. Ferve b. Amr
Beyaza oğullarının putlarını kırdılar.
11. Sa´d b. Muaz,
12. Useyd b. Hudayr
Abduleşhel oğullarının putlarını kırdılar.[78]
Suheyb b. Sinan´ın Kuba´ya Gelişi
Allah yolunda işkencelere uğratılan kimsesiz Müslümanlardan Suheyb b. Sinan, Hz. Ali´den sonra, Medine´ye hicret etmek maksadı ile Mekke´den yola çıkınca, Mekkelilerden bazıları arkasından yetiştiler ve:
"Sen buraya fakir, hakîr olarak geldin.
Yanımızda erişemeyeceğin kadar bol servete eriştin!
Sonunda da kendinle birlikte servetini de alıp gitmek istiyorsun ha
Vallahi işte bu olmaz!" dediler.
Suheyb hemen hayvanından yere indi. Ok çantasındaki okları çıkardı ve:
"Ey Kureyş cemaatı! İyi bilirsiniz ki; ben sizin en iyi ok atanlarınızdan birisiyim.
Vallahi, yanımda bulunan ok çantamdaki okların hepsini size atar, sonra da kılıcımı çalarım. Bunlardan birisi elimde bulundukça bana yaklaşamazsınız. Ancak onlar elimden çıktıktan sonra bana istediğinizi yapabilirsiniz.
Size şimdi servetimin yerini gösterir, onu size bırakırsam; yolumu açar, beni serbest bırakır mısınız " dedi.
Müşrikler:
"Evet!" dediler.
Suheyb servetini onlara bırakarak yoluna devam etti. Rebiülevvel ayının ortalarında Küba´ya gelip Peygamberimiz (a.s.)a kavuştu.
O sırada, Peygamberimiz (a.s.)ın yanında Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer bulunuyordu.
Önlerinde de Külsûm b. Hidm´in getirdiği, Ümmü Cirzan diye anılan hurma cinsinden, üzerinde yaş ve olgun hurmaları bulunan taze yapraklı salkım halinde hurma vardı.
Suheyb b. Sinan´ın yolda gözleri ağrımış, kamı da son derecede acıkmıştı. Hemen kendini hur-m al ara attı.
Hz. Ömer:
"Yâ Rasûlallah! Suheyb´i görmüyor musun Hem gözü ağrıyor, hem yaş hurma yiyor! " dedi.
Peygamberimiz (a.s.) Suheyb´e:
"Hem gözün ağrıyor, hem de yaş hurma yiyorsun ha !" buyurunca, Suheyb:
"Ben, onu gözümün ağrımayan tarafıyla yiyorum!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) gülümsedi.
Suheyb, Hz. Ebu Bekir´e:
"Sen bana yoldaş olacağını vaad etmiştin. Beni bırakıp yola çıktın, değil mi
Yâ Rasûlallah! Sen beni Mekke´de bırakıp yola çıktığın zaman, Kureyş müşrikleri beni yakaladılar, hapsettiler.
Ben de servetimi vererek kendimi ve ailemi satın aldım!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Suheyb kazandı!
Suheyb kazandı!
Ebu Yahya! Satış kârlı çıktı!
Satış kârlı çıktı!" buyurdu.[79]
Suheyb b. Sinan der ki:
"Resûlullah (a.s.), beni görünce:
´Ebu Yahya! Satış kârlı çıktı!
Ebu Yahya! Satış kârlı çıktı!
Ebu Yahya! Satış kârlı çıktı!´ buyurdu.
´Yâ Rasûlallah! Senin yanına gelmekte beni kimse geçmemişti.
Herhalde, bunu sana Cebrail (a.s.)dan başkası haber vermemiştir! dedim."[80]
Benî Nadîr Yahudilerinin Başkanı Huyey İle Kardeşinin Peygamberimiz (a.s.)ı Görmek
İçin Kuba´ya Gitmeleri
Benî Nadîr Yahudilerinin başkanı Huyey b. Ahtab´ın kızı ve Peygamberimiz (a.s.)ın zevcesi Hz. Safiyye der ki:
"Ben, babama, çocuklarının en sevgilisi idim. Amcam Ebu Yâsir de beni çok severdi.
Rasûlullah Medine´ye gelip Küba´da Amr b. Avf oğullarının evine inince, babam Huyey b. Ahtab ile amcam Ebu Yâsir b. Ahtab, ertesi günü, sabahleyin erkenden Resûlullah´ı görmeye gittiler. Güneş batın-caya kadar oradan dönmediler. Kendilerinin yorgun argın, isteksiz, düşkün ve perişan bir halde yürüyerek geldiklerini görünce-her zaman yaptığım gibi-onları sevinç ve neşe ile karşıladım. Vallahi, hiçbiri bana iltifat etmedi. Kendilerini derin bir gam ve keder bürümüştü.
Onlar konuşurlarken işittim.
Ebu Yâsir, babam Huyey b. Ahtab´a:
´O, o mudur ´ diye sordu.
Babam:
´Evet! Vallahi odur!1 dedi.
Amcam:
´Onu iyice tanıdın mı Aranan vasıflar kendisinde iyice gözüküyor mu 1 diye sordu.
Babam:
´Evet! Vallahi!´dedi.
Bunun üzerine, amcam:
´Peki! Ona karşı kalbinde ne var ´ diye sordu.
Babam:
´Vallahi, sağ olduğum müddetçe ona düşmanlık edeceğim!´ dedi."[81]
Peygamberimiz (a.s.) Medine´ye gelince, Ebu Yâsir gidip Peygamberimiz (a.s.)in huzurunda oturup onu dinleyerek kavminin yanına döndüğü zaman:
"Ey kavmim! Bana itaat ediniz! Hiç şüphesiz, sizin gelmesini beklediğiniz peygamber gelmiştir. Ona tâbi olunuz ve sakın muhalefet etmeyiniz" demişti.
Kardeşi Huyey b. Ahtab da gitmiş, oturup Peygamberimiz (a.s.)ı dinledikten sonra kavminin yanına dönünce, onlara:
"Ben öyle bir adamın yanından geliyorum ki, vallahi hiçbir zaman ona düşmanlıktan geri durmayacağım!" demişti.
Kardeşi Ebu Yâsir "Ey anamın oğlu! Şu işte beni dinle, kendini helak etme de, sonradan, istediğin şeyde bana karşı koy!" diyerek öğüt vermiş ise de, Huyey b. Ahtab:
"Hayır! Vallahi seni hiçbir zaman dinlemeyeceğim!" demiş, kavmi de ona uymuştur.[82]
Nihayet Huyey b. Ahtab da, kardeşi Ebu Yâsir de, Yahudilerin Araplara karşı kıskançlıkta en katısı kesilip; halkın İslâmiyet´e girmelerini önlemek için olanca gayretlerini sarfetmekten geri durmamışlardır.[83]
Kuba Münafıkları ve Ebu Âmir´in Peygamberimiz (a.s.)la Tartışması ve Âkıbeti
Küba´da oturan oniki münafık vardı.[84]
Onlar Ebu Âmir Fâsık ile gizli gizli görüşür, konuşur, Peygamberimiz (a.s.) ile ashabını Medine´den çıkarmayı tasarlarlardı.[85]
Ebu Âmir; Dubay´a oğullarından olup, Rahip diye anılırdı.[86]
Allah adamlığına, ruhbanlığa özenir, kıldan ruhbanlık elbisesini giyerdi.
Kendisi; baş münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün de halasının oğlu idi.
Peygamber (a.s.) peygamber olarak gönderil ince, Ebu Âmirin kıskançlığı tuttu.[87]
Peygamberimiz (a.s.)a gelerek:
"Senin şu getirmiş olduğun din nedir " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"İbrahim ((a.s.))ın dini olan hanîfliği getirdim" buyurdu.
Ebu Âmir
"Onun üzerinde olan, benim!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Sen onun üzerinde değilsin!" buyurdu.
Ebu Âmir
"Hayır, ey Muhammedi Sen, hanîfliğe, ondan olmayan şeyleri soktun!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben öyle birşey yapmadım. Fakat, onu saf ve tertemiz olarak getirdim" buyurdu.
Ebu Âmir
"Yalancıyı Allah kovulmuş, garip ve yapayalnız bir halde öldürsün!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Yalancı kimseyi Yüce Allah böyle yapsın! [Kovulmuş, garip ve yapayalnız bir halde öldürsün!]" buyurdu.[88]
Ebu Âmir; kendisine tâbi olan 50 genci yanına alarak Mekke´ye gitti .[89]
Bedir savaşında müşriklerin yanında yer alıp çarpıştı .[90]
Müşrikleri Uhud[91] ve Hendek savaşı için de ayaklandıranlar ve Peygamberimiz (a.s.)la çarpışanlar arasında idi.[92]
Peygamberimiz (a.s.) Mekke´yi fethedince Ebu Âmir Taife, Taifliler Müslüman olunca da Şam´a kaçtı.[93] Orada, Hıristiyanlığı kabul etti.[94]
Şam´da kovulmuş, garip, yapayalnız olarak ölüp gitti![95]
Küba´da, Amr b. Avf oğullarının bazı akılsızları ile münafıkları, geceleyin Peygamberimiz (a.s.)ın yatıp kalktığı evi taşlamaya başladılar. Peygamberimiz (a.s.), bunu görünce: "Himaye ve komşuluk bu mu !" diye yakınarak Küba´dan ayrıldı.[96]
Neccar Oğullarının Peygamberimiz (a.s.)ı Kuba´dan Medine´ye Götürmeleri
Peygamberimiz Aleyhisselatn, Küba´dan Medine´ye hareket edeceği zaman, (dedesi Abdulmuttalib´in dayıları olan) Neccar oğullarının eşrafına haber saldı.
Onlar da, silahlanıp geldiler.[97]
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebubekir e selam verdiler ve:
Güvenliğiniz sağlanmış ve sizlere boyun eğilmiş olarak develerinize bininiz! dediler.
Cuma günü güneş yükselince Peygamberimiz (a.s.) devesi Kasva ya bindi.
Hz. Ebubekir arkasında, Neccaroğullarının eşrafı Müslümanlarda sağında, solunda ve çevresinde oldukları halde Medine´ye hareket etti.[98]
Amr b. Avf oğulları toplanarak:
"Yâ Rasûlallah! Bizden usandığın için mi, yoksa bizim evimizden daha hayırlı bir yere gitmek için mi buradan çıkıp gidiyorsun " dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Te´külü´l-Kurâ karyesine [Medine´ye] gitmekliğim bana emir buyuruldu.
Devenin yolunu açınız! Nereye gideceği, ona emrolunmuştur!" buyurdu.[99]
Ensarın Vaad ve Dilekleri
Peygamberimiz (a.s.) Küba´dan çıkıp Ensar evlerinin önlerinden geçerken, onlar devenin önüne geriliyorlar ve
"Yâ Nebiyyallah! Yâ Rasûlallah! Bizde kuvvet, cemaat ve servet var! Bize buyur, bize!" diyerek yardım ve himaye vaadinde bulunuyorlar; Peygamberimiz (a.s.) da gülümsüyor, "Allah onları size hayırlı ve mübarek kılsın!" diyerek dua ediyor ve:
"Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği, ona emrolunmuştur!" buyuruyordu.[100]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 38, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1.S.233.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/13.
[2] Semhûdi, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 249, 250.
[3] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 99.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/13-14.
[4] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 264.
[5] Hâkim, Müsiedrek, c. 3, s. 385, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 133
[6] Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 133, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 99.
[7] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 99.
[8] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s:. 133.
[9] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s:. 133, İbn Esîr, Us:du´l-gâbe, c. 2, s:. 99.
[10] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s:. 133.
[11] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 99.
[12] Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 133.
[13] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 99.
[14] Hâkim, c. 3, s. 133, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, t 2, s. 99, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s:. 387.
[15] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s:. 133.
[16] Hâkim, c. 3, s. 133, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s. 387.
[17] Hâkim, c. 3, s. 133, İbn Esîr, c. 2, s. 99, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s. 387.
[18] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe., c. 2, s. 99-100.
[19] Hâkim, c. 4,s:.133, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s:. 387.
[20] Hâkim, c. 4, s:. 133, İbn Esîr, c. 2, s. 100, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, t 6, s. 387.
[21] Hâkim, c. 4, s. 133, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s. 387
[22] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 100.
[23] Hâkim, c. 4, s. 133, İbn Esîr, c. 2, s. 100, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s. 387.
[24] Hâkim, c. 4, s. 133-134.
[25] Hâkim, c. 4, s. 134, İbn Esîr, c. 2, s. 100, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, t 6, s. 387.
[26] Hâkim, c. 4, s. 134, İbn Esîr, c. 2, s. 100.
[27] İbn Esîr, c. 2, s. 100.
[28] Hâkim, c. 4, s. 134.
[29] Hâkim, c. 4, s. 134, İbn Esîr, c. 2, s. 100.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/15-16.
[30] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 101-102.
[31] İbn Sa´d, Taba kâtü´l -kübrâ, c. 3, s. 118, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 101 -102.
[32] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 77,İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 343-344.
[33] Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 133, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 99, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 6, s. 387.
[34] İbn İshak, İbn Hişam, Sine, c. 2, s. 146-147, Taberî, Târih, c. 2, s. 255-256, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 524-525, Kurtubî, Tefar, c. 18, s. 98-99, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 213-214.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/16-17.
[35] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 401, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 585, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 359, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 90, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 278.
[36] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 2, s. 504, Müslim, c. 1, s. 585, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 274, Tirmizî, c. 2, s. 359, Hâkim , c. 1,5.277.
[37] Mâlik, Muvatta, c. 1, s. 108-109, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 486, Ebu Dâvud, c. 1 s. 274-275.
[38] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 243, 249-250, Buharı, Sahih, c. 1, s. 211-212, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 585-586, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 114-115.
[39] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 30, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 430, İbnMâce, Sünen, c. 1,s.344.
[40] Cum´a: 9.
[41] Buhârî, Târîhu´l-Kebîr, c. 1, ks. 2, s. 335, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 280, Tahavî, Muhtasar, s. 34, Serahsî, Mebsût, c. 2, s. 22, Kâsânî, Bedâyiu´s-sanâyi, c. 1 , s. 259.
[42] Tahavî, Muhtasar, s. 36, Serahsî, Mebsût, c. 2, s. 22, Kâsânî, Bedâyiu´s-sanâyi, c. 1, s. 25.
[43] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 37, Buhârî, Târıhu´l-Kebîr, c. 1, ks. 2, s. 335, Ebu Dâvud, c. 1, s. 280, Tahavî, Muhtasar, s. 36, Serahsî, c. 2, s. 22, Kâsnânî, c. 1, s. 259.
[44] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 37, Nesâî, c. 3, s. 116, Tahavî, s. 36, Serahsî, c. 2, s. 22.
[45] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 21 7, Ebu Dâvud, c. 1, s. 284.
[46] Ebu Hanite, Müsned, s. 18, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 212, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 581.
[47] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 30, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 213-216, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 581, İbn Mâce, c. 1,s.349.
[48] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 8, Nesâî, c. 3, s. 91-92.
[49] Mâlik, Muvatta, c. 1, s. 101, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 239, Buhârî, c.1, s. 213-223, Müslim, c. 1 ,s.587, İbn Mâce.c.1 , s. 347.
[50] İbn Mâce.c. 1, s. 347.
[51] Tirmizi, Sünen, c. 2, s. 401.
[52] Buhân, Sahih, c. 1, s. 21 9-220.
[53] Ebu Hanife, Müsned, s. 17, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 87, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 221-223, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 286, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 351, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 109.
[54] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 287, Nesâî, Sünen, c. 3, s. 105.
[55] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 87, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 589, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1 , s. 286.
[56] Mâlik, Muvatta, c. 1,s.1O3, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 272, Buhârî, c. 1,s.224, Müslim, c. 2, s. 583.
[57] Tahavî, Muhtasar, s. 34.
[58] Ahmed b. Hanbel, c.2,s. 499, Müslim, c. 2, s. 600, Ebu Dâvud, c. 1, s. 295, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 400-401, Nesâî, c. 3, s. 113, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 307.
[59] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 8, Ebu Dâvud, c. 1, s. 277, İbn Mâce.c.1, s. 358, Nesâî, c. 3, s. 89.
[60] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 8, Ebu Dâvud, c. 1, s. 277, İbn Mâce.c.1, s. 358, Nesâî, c. 3, s. 89.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/17-20.
[61] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 235-236, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 212, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 111, Müslim, Sahih, c. 1, s. 373, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 123, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 98, Semhûdî, Vefau´l-vefa, c. 1, s. 247-248.
[62] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 250, c. 3, s. 809.
[63] İbn Esir, c. 7, s. 1 66, İbn Hacer, c. 4, s. 343, Semhûdî, c. 1 , s. 252-253.
[64] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 343.
[65] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 343, Semhûdî, c. 1, s. 253.
[66] Semhûdî, c.1, s. 253.
[67] İbn Hacer. c. 4. s. 343. Semhûdî. c. 1. s. 253.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/20-21.
[68] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 244-246.
[69] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 3, s. 809-810.
[70] Eyvub Sabri Paşa, Mir´at-ı Meçime, s. 911-924.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/21-22.
[71] İbn İshak, İbn Hişam, Sıre, c. 2, s. 138, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 22, Mesûdî, Murûcu´z-Zeheb, c. 2, 285, Muhibbul-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 211 Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 197.
[72] Ahmed Zeynî Dahlan, Sîre, c. 1, s. 169.
[73] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 22.
[74] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 96.
[75] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 22.
[76] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 96, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 233.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/22-23.
[77] İbn İshak,İbn Hişamı Sîre, c. 2,s. 138-139, Taberî, Târih, c. 2, s. 249, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 192-193, Etau´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 197-198, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 233.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/23.
[78] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, t 3, s. 486, 512, 580, 583, 598, 421.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/23-24.
[79] İbn Sa d, Tabakatu l-Kübra, c. 3, s. 227-229, Belazuri, Ensabu l-Eşraf, c. 1, s. 182-183, Zehebi, Siyeri A lamu n-Nübela, c. 2, s. 13-14.
[80] Hâkim. Müstedrek. c. 3. s. 400.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/24-25.
[81] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 165-166, Musa b. Ukbe´den naklen Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 212.
[82] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 212.
[83] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 197.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/26-27.
[84] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 174, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1017, Taberî, Târih, c. 3, s. 147-148.
[85] Taberî, Tefsir, c. 11, s. 24, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 12.
[86] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 71.
[87] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 540-541.
[88] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 235.
[89] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 71, İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 37,40.
[90] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 541.
[91] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 71.
[92] Vâkıdı, Megâzî, c.2, s. 441.
[93] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 235, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 80-81, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 3, s. 12.
[94] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 3, s. 81 5.
[95] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s. 235.
[96] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 41.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/27-29.
[97] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 235, Buhari, Sahih, c. 4, 266, İbn Esir, Camiu l-Usul, c. 11, s. 157, Zehebi, Tarihu l-İslam, s. 334, Semhûdî, Vefâu´l-vefa, c. 1, s. 254.
[98] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 236, Semhûdî, Vefâu´l-vefa, c. 1, s. 256.
[99] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 256, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 339, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 240.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/29-30.
[100] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 236, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 266, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 256.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 3/30.
|
|
|
| Peygamberimizin(a.s.) Medine´ye Hicreti |
|
Yazar: RasitTunca - 10-31-2018, 04:58 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye Hicret Etmesine Allah Tarafından İzin Verilişi
Suikastin kararlaştırıldığı gün; Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´den, kavminin arasından çıkıp Medine´ye hicret etmesine, Yüce Allah tarafından izin verildi.[1]
Cebrail (a.s.) gelip: "Sen, geceleri üzerinde yatageldiğin döşeğinde bu gece yatma!" denildi.[2]
Hz. Âişe der ki:
"Resûlullah (a.s.)ın Ebu Bekir´in evine-ya akşam, ya sabah-gelmediği gün olmazdı.
Mekke´den, kavminin arasından çıkıp hicret etmesine izin verildiği gün, öğle vaktinin sıcağında, hiç gelmediği bir saatte,[3] zeval vaktinin ilk saatinde Ebu Bekir´in evinde, evimizde oturuyorduk.
Ev halkından biri* Ebu Bekir´e:
´İşte, Resûlullah (a.s.), bize, hiç gelmediği bir saatte,[4] başını bir örtü ile örtmüş olarak geliyor!´ dedi.
Ebu Bekir
´Babam, anam ona feda olsun![5]
Vallahi,[6] o, yeni bir hadise olmadıkça, bu saatte gelmezdi!´ dedi.[7]
Resûlullah (a.s.), gelince, içeri girmek için izin istedi; izin verildi, içeri girdi.[8]
Resûlullah (a.s.) girince, Ebu Bekir sedirinden kalktı, Resûlullah (a.s.) oturdu.[9]
Ebu Bekir´in yanında, benimle Esma binti Ebi Bekir´den başka kimse yoktu.[10]
Resûlullah (a.s.) Ebu Bekir´e:
´Yanındaki kimseleri dışarı çıkar!´ buyurdu.[11]
Ebu Bekir
´Yâ Rasûlallah! Babam, anam sana feda olsun![12] Onlar, iki kızımdır![13] Senin ehlin ve mahremindir.[14] Bizi gözetleyen, yabancı bir kimse yoktur´ dedi.[15]
Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.):
´Benim buradan çıkıp Medine´ye gitmeme Yüce Allah tarafından izin verildi!´ buyurdu.
Ebu Bekir
´Yâ Rasûlallah! Benim için, seninle yoldaşlık, arkadaşlık etmek de var mı ´ diye sordu.
Resûlullah (a.s.):
´Evet!´ buyurunca,[16] Ebu Bekir sevincinden ağladı!
Vallahi, ben, Ebu Bekir´in o gün ağladığını görünceye kadar, bir erkeğin sevincinden ağlayacağını bilmiyordum.[17]
Ebu Bekir
´Ey Allah´ın Peygamberi! Ben şu iki deveyi bunun için hazırlamıştım.[18]
Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Şu iki deveden birisini al!´ dedi.
Resûlullah (a.s.):
´Onu ancak bedelini ödemek üzere alırım´ buyurdu.
Resûlullah (a.s.)la Ebu Bekir´in sefer levazımını çarçabuk hazırladık:
Her ikisi için bir miktar azık yapıp dağarcık içine koyduk.
Ebu Bekir´in kızı Esma, belinin kuşağından bir parça yırtıp, onunla dağarcığın ağzını bağladı.
Bunun için, ona ´Zâtu´n-nıtakayn=İki kuşaklı´ denildi."[19]
Dil oğullarından, müşrik, fakat güvenilir bir adam olan Abdullah b. Uraykıt´ı da yol kılavuzu olarak ücretle tuttular.
İki deveyi, yanında bulundurmak ve belirlenen güne ve saate kadar yaymak,[20] üç gün sonra sabahleyin Sevr dağında buluşmak[21] üzere kendisine teslim ettiler.[22]
Kâbe´nin Üzerindeki Putun Sökülüp Aşağı Atılışı
Hz. Ali der ki:
"Resûlullah (a.s.) Mekke´den hicret edip çıkacağı ve bana o gece kendisinin döşeğinde yatmamı emrettiği sırada,[23] ben ve Peygamber (a.s.), Kabe´ye vardık.
Resûlullah (a.s.), bana:
´Otur! Çok!1 buyurdu. Omuzuma basıp yükselmek istedi.
Birden, gücüm kuvvetim gitti!
Peygamber (a.s.), benim kuvvetten düştüğümü görünce, hemen omuzumdan indi.
Benim için kendisi oturdu (çömeldi) ve:
´Bas omuzlanma!´ buyurdu.
Omuzlarına bastım. Bana birden güç kuvvet geldi. İstesem semanın ufkuna ulaşacağım gibi bir hal geldi!
Nihayet, Beytullah´ın üzerine çıktım.
Beytullah´ın üzerinde, tunçtan veya bakırdan bir put vardı.
Onu sağından, solundan, önünden ve arkasından itip, yerinden oynatüm.
Resûlullah (a.s.), bana:
´At onu aşağı!1 buyurdu.
Aşağı atar atmaz, o, sırça çanakların kırıldığı gibi, kınlıverdi!
Hemen Kabe´nin üzerinden indim.
Ben ve Resûlullah (a.s.), insanlardan herhangi bir kimse ile karşılaşmaktan sakınarak, yarışırcasına oradan uzaklaştık."[24]
Hicretin Gizli Tutuluşu ve Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Ali´ye Emir ve Tavsiyeleri
Peygamberimiz (a.s.)ın ne zaman Mekke´den çıkıp Medine´ye gideceğini, Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ebu Bekir´in ev halkından başka, hiç kimse bilmiyordu.[25]
Peygamberimiz (a.s.) Mekke´den ayrılıp Medine´ye gideceğini Hz. Ali´ye haber verip, kendisinden, geriye kalarak, yanında bulunan ve Mekkelilere ait olan emânetleri sahiplerine teslim etmesini,[26] sonra da, gelip kendisine kavuşmasını[27] emretti.[28]
Mekke´de; Peygamberimiz (a.s.)ın doğruluğunu ve emînliğini bilmeyen ve saki ay a m a maktan korktuğu şeyi onun yanında bulundurmayan bir kimse yoktu.[29]
Peygamberimiz (a.s.); o gece kendisine ait döşekte yatıp uyumasını, Hz. Ali´ye emretti:[30]
"Benim döşeğimde yat, uyu!
Şu Hadramevt işi yeşil abama da, iyice bürün!
Sana, onlardan, hoşuna gitmeyecek birşey erişmeyecektir!" buyurdu[31]
Hz. Ali döşeğe girdi. Hadramevt işi abaya da büründü.[32]
Peygamberimiz (a.s.) da, uyuyacağı zaman, bu abanın içinde uyurdu.[33]
Hz. Ali Peygamberimiz (a.s.)ın döşeğine yatıp uykuya daldı.[34]
Evin Cellatlar Tarafından Kuşatılışı ve Duvardan İçeri Girilmek İstenilişi
Kabilelerden seçilmiş olan cellat delikanlılar, gecenin üçte biri geçince,[35] Peygamberimiz (a.s.)ın kapısının önünde toplandılar.[36]
Peygamberimiz (a.s.)ın abası içinde yatan, uyuyan[37] Hz. Ali´yi Peygamberimiz (a.s.) sandılar.[38]
Evin kısa duvarlarından, damına çıkıp, oradan içeriye inmeye kalkıştıkları zaman, içeriden bir kadın çığlık kopardı.
Bunun üzerine, cellat delikanlılar, birbirlerine:
"Vallahi, amcalarımızın kızlarının üzerlerine duvardan indiğimiz Araplara söylenir, rezil oluruz, sövülürüz, hürmet örtümüzü yırtmış oluruz!" dediler. Sabaha kadar, kapının önünde durdular ve Peygamberimiz (a.s.)ın dışarı çıkmasını beklediler.[39]
İşlenilecek cinayetin tan yeri ağarıncaya kadar bırakılışında, bunun kabileler arasında ortaklaşılmış olduğunu Hâşim oğullarına göstermeyi, onların müteaddit kabilelere karşı öç almayı göze alamayarak diyete razı olmalarını sağlamayı amaçlamış olmaları muhtemeldir.[40]
Fakat, bu, ancak, Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´in gece karanlığında kimse görmeden Sevr mağarasına yetişip saklanmalarına yaramıştır.[41]
Peygamberimiz (a.s.)ın Kapısı Önünde Toplanan Müşriklerden Bazıları
Peygamberimiz (a.s.)ın evinin önünde toplanan gözetleyici müşrikler arasında:
1. Ebu Cehil Amr b. Hişam,
2. Hakim b. Ebi´l-Âs,
3. Ukbe b. Ebi Muayt,
4. Nadr b. Haris,
5. Ümeyye b. Halef,
6. İbnü´l-Gaytala,
7. Zem´a b. Esved,
8. Tuayme b. Adiyy,
9. Ebu Leheb,
10. Übeyyb. Halef,
11. Nübeyh b. Haccac,
12. Münebbih b. Haccac da vardı. [42]
Ebu Cehil, yanındakilere:
"Muhammed´in iddiasına göre; siz Müslüman olur, kendisine uyarsanız, Araplara ve Arap olmayanlara hakim olacakmışsınız!
Ölümünüzden sonra, diriltilecekmişsiniz!
Sizin için, Ürdün bahçeleri gibi bahçeler olacakmış!
Eğer dediğini yapmazsanız, kendisi için sizin öldürüleceğiniz muhakkakmışl
Öldükten sonra da, diriltiIecekmişsiniz ve sizin için, içinde sizi yakacak bir ateş (Cehennem) olacakmış! " diyerek alay etti.[43]
Peygamberimiz (a.s.)ın Müşriklerin Başlarına Toprak Saçarak Aralarından Geçip Gidişi
Peygamberimiz (a.s.) dışarıda kendisini gözetleyen müşriklerin yanına çıktı.
Eline yerden bir avuç toprak aldı[44] ve Ebu Cehil´e:
"Onu ben söylüyorum! Bana inanmayarak öldürüldükten sonra Cehennemde yanacak olanlardan birisi de sensin!" buyurdu.[45] Ve elindeki toprağı onların başlarına saçtı. [46]
Saçılan topraktan, başına isabet etmeyen kimse kalmadı!
Yüce Allah onların gözlerini aldı. Onlar Peygamberimiz (a.s.)ı göremediler!
Peygamberimiz, onların aralarından geçip giderken, Yâsîn sûresinin başından on âyet okudu.[47]
Sonra da, gitmek istediği yere yöneldi.
Müşriklerle birlikte bulunmayan bir kimse, müşriklerin yanlarına gelip, onlara:
"Siz burada neyi bekliyorsunuz " diye sordu.
Onlar:
"Muhammed´i bekliyoruz!" dediler.
Adam:
"Allah sizi umduğunuza erdirmesin!
Vallahi, Muhammed yanınıza çıkmış, sonra da, sizden, başına toprak saçmadık kimse bırakmayıp işine gitmiş! Siz kendinize yapılan şeyi görmüyor musunuz " dedi.
Müşriklerden her biri elini başının üzerine sürdü, bir de ne görsün: Üzerlerine toprak saçılmış![48]
Sonra, içeriye bakıp, Peygamberimiz (a.s.)ın döşeğinin üzerinde Hz. Ali´nin Peygamberimiz (a.s.)ın abasına bürünmüş olduğunu gördükleri zaman:
"Vallahi, işte Muhammedi Abasının içinde uyuyor!" dediler.
Öylece, sabaha kadar beklemekten geri durmadılar.[49]
Hz. Ali, sabah namazı için döşekten kalkınca,[50] hemen üzerine yürüdüler!
Bir de ne görsünler Karşılarındaki Hz. Ali ![51]
Kendi kendilerine:
"Vallahi, adamın bize söylediği doğru imiş!" dediler.[52]
Kureyş müşrikleri, Hz. Ali´ye:
"Nerede şu sahibin [53] Nerede amcanın oğlu " dediler.[54]
Hz. Ali:
"Bilmiyorum! [55] Benim bu hususta bir bilgim yok![56] Ben onun üzerinde gözcü değilim!
Siz ona çıkıp gitmesini emrettin iz! [57] ´Bizden ayrıl, git!´ dediniz.[58] O da çıkıp gitti" dedi.[59]
Bunun üzerine, müşrikler Hz. Ali´yi azarladılar ve tartakladılar; Kabe Mescidine götürüp bir süre hapsettikten sonra, bıraktılar.[60]
Sevr Dağı ve Sevr Mağarasında Gizleniş
Sevr dağı Mekke´nin aşağı kesiminde[61] ve sağındadır. Sevr dağının Mekke´ye uzaklığı iki-üç mildir. Yüksekliği bir mildir*
Sevr dağının tepesinde bir mağara vardır. Dağdan, deniz gürünür.[62] Mağaranın girişi tepesindedir.[63]
Sevr dağında sorgun ve hamel gibi Hicaz ağaç ve bitkileri bulunur.[64]
Peygamberimiz (a.s.); evinden ayrıldıktan sonra, hemen Hz. Ebu Bekir´in evine geldi.
Evin arkasındaki küçük kapıdan, Hz. Ebu Bekir´le birlikte dışarı çıktılar.[65]
Mekke´nin aşağı tarafında bulunan Sevr dağındaki mağaraya doğru, geceleyin, yürüyerek gittiler.[66]
Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz (a.s.)ın kâh önünde, kâh arkasında yürüyordu.
Peygamberimiz (a.s.) onun bu hareketinin farkına varınca:
"Ey Ebu Bekir! Sen niçin kâh önümde, kâh arkamda yürüyorsun " diye sordu.
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! Senin müşriklerce arandığını hatırladıkça arkanda, gözetlendiğini hatırladıkça da önünde yürüyorum!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Başıma gelecek bir musibetin benim yerime senin başına gelmiş olmasını ister misin " diye sordu.
Hz. Ebu Bekir:
"Evet! Seni hak dinle peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; gelecek bir musibetin senin yerine benim başıma gelmesini isterim" dedi.
Nihayet, mağaraya ulaştılar.
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! Ben senin için girip mağarayı temizleyinceye kadar, sen yerinde dur!" dedi.
Kendisi mağaraya girdi.
Mağaranın içini temizleyip yukarı çıkınca, içindeki delik deşikleri gidermediğini hatırladı.
"Yâ Rasûlallah! Ben delik ve deşikleri de giderinceye kadar, sen yerinde dur!" dedi. Mağaranın içine girip onları da giderdikten sonra:
"İn artık yâ Rasûlallah" dedi.[67]
Hz. Ebu Bekir; mağaranın içinde bulunması ve Peygamberimiz (a.s.)a zarar vermesi muhtemel yılan ve yırtıcı hayvanlara kendisi hedef olmak için önce kendisi girip her tarafı eliyle yokladıktan sonra, Peygamberimiz (a.s.)ı indirdi.[68]
Mağaranın içinde erkek ve dişi yılanlara ait delikler bulunuyordu.
Hz. Ebu Bekir bir deliği tıkamadığını görmüş, oradan yılan çıkıp da Peygamber (a.s.)a zarar vermesin diye o deliğe ökçesini dayamış, deliğin içindeki yılan tarafından ısın İmi ştı .[69]
Hz. Ömer halifeliği sırasında bazılarının kendisini Hz. Ebu Bekir´e üstün tutar biçimde konuştuklarını işitince:
"Vallahi, Ebu Bekir´in o gecesi, Ömer´in bütün hanedanından daha hayırlıdır!
Ebu Bekir´in o günü, Ömer´in bütün hanedanından daha hayırlıdır!
Resûlullah (a.s.) mağaraya gitmek için evden çıktığı zaman, Ebu Bekir onun yanında idi" demiştir.[70]
Sevr Mağarasının Kapısında Gerçekleşen Mucizeler
Ashabdan Zeyd b. Erkam, Enes b. Malik ve Mugîre b. Şûbe´nin Peygatm berim iz (a.s.)dan rivayetlerine göre;
Yüce Allah´ın emriyle, mağaranın önünde, Peygamberimiz (a.s.)ın yüzünü örtüp göstermeyecek biçimde bir ağaç* yetişti!
Mağaranın kapısına hemen bir örümcek gelip, ağaçla Peygamberimiz (a.s.)ın arasına üstüste ağ gerdi, Peygamberimiz (a.s.)ın yüzünü örttü!
İki dağ güvercini de, gelip mağaranın ağzında,[71] örümcekle ağaç arasında[72] yuvalandı.[73]
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´i Aramaya Koyulmaları
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´in Sevr mağarasında gizlenmeye gittikleri sırada, aralarında Ebu Cehil´in de bulunduğu bir topluluk, Peygamberimiz (a.s.)ı evinde bulamayınca, hemen Hz. Ebu Bekir´in evine gidip kapısına dikildiler.
Esma binti Ebi Bekir dışarı çıktı. Ona:
"Ey Ebu Bekir´in kızı! Nerede baban " diye sordular.
Esma Hatun:
"Vallahi, babamın nerede olduğunu bilmiyorum!" deyince, Ebu Cehil elini kaldırıp onun yanaklarına şiddetli bir şamar attı.
Esma Hatunun küpesi kulağından yere fırladı![74]
Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)ı çok sıkı bir arayışla[75] her tarafta;[76] Mekke´nin yukarısında, aşağısında aramaya koyuldular.[77]
Mekke´nin bütün dağlarını dolaşarak aradılar.[78]
Birtakım adamları da, hayvanlara bindirip, her tarafa saldılar.[79]
Çevrelerdeki su kuyuları sahiplerine haberler, adamlar gönderip, Peygamberimiz (a.s.)ı yakalamalarını emir ve kendilerine büyük ücretler verileceğini vaad ettiler.[80]
Sahillerde oturanlara da aynı şekilde haberler saldılar.[81]
Peygamberimiz (a.s.)ın izini izleyip kendisini buldurmak için, iki izciyi;[82] Kürz b. Alkame ile[83] Sürâka b. Malik b. Cu´şum´u da görevlendirdiler.
Sürâka b. Malik, Peygamberimiz (a.s.)ın iki yüz zira´ (arşın) kadar yakınında bulunduğu sırada, müşriklere:
"İşte, şu taşta bir iz!
Onun, bundan sonra, ayağını nereye koyduğunu (bastığını) bilmiyorum![84]
Vallahi, aradığınız, şu mağaradan ileriye gitmemiştir!" dedi.[85]
Genç müşrikler, Sürâkaya:
"Sen, bu geceye kadar, hiç yanılmamıştın! " dediler.[86]
Herkabilederviçlerinde ileri gelenlerde bulunan-silahlı, elleri kılıçlı gençler, mağaraya yaklaştılar.[87]
Sabah olunca, Sürâka b. Malik, onlara:
"Şu mağaraya gidip bir bakın!" dedi.
Orada toplanmış bulunanlar, mağaraya elli zira1 kalıncaya kadaryarıştılar.[88]
İçlerinden birisi,[89] Sürâka b. Malik,[90] mağaranın içine bakmak için ilerledi.
Mağaranın ağzında iki dağ güvercininin yuvalandığını görür görmez, geri döndü.
Kendisine:
"Sana ne oldu Niçin mağaranın içine bakmadın " diye sordular.
Sürâka da:
"Mağaranın ağzında iki dağ güvercininin yuvalandığını gördüm. İçeride kimse bulunmadığını anladım!" dedi.[91]
Sürâka´nın bu konuşmasını, Peygamberimiz (a.s.) da işitti.[92]
Kürz b. Alkame de, Peygamberimiz (a.s.)ın izini mağaraya kadar sürüp götürmüş:[93]
"İşte, iz şurada kesildi!" demiştir.[94]
Sevr dağının üzerine çıkıp da, mağaranın kapısının üzerinde gerili örümcekağını gördükleri zaman, müşriklerin işleri karıştı:
"Eğer o oraya girmiş olsaydı, kapının üzerinde örümcek ağı bulunmazdı![95] Eğer mağaranın içinde bir kimse bulunsaydı, şuradaki örümcek ağı olmazdı!" dediler.[96]
Bazıları:
"Mağaranın içine bir girin bakalım!" dedikleri zaman, Ümeyye b. Halef:
"Sizin hiç aklınız yok mu Mağarada ne işiniz var !
Üzerinde üstüste, kat kat örümcek ağı bulunan şu mağaraya mı gireceksiniz !
Vallahi, benim kanaatime göre,[97] şu örümcek ağı Muhammed doğmadan öncesine aittir!" dedi[98] ve oraya da işedi.
Hatta, kendisinin sidiği, mağaranın içine doğru aktı gitti.[99]
Müşrikler mağaranın sağını solunu dolaşıyor ve:
"Eğer mağaraya girmiş olsalardı, güvercinlerin yumurtası kırılır, örümcek ağı da bozulurdu!" diyorlardı. [100]
Ebu Cehil ise:
"Vallahi, ben sanıyorum ki, o yakınımızdadır!
Fakat, bazı sihri ile gözlerimizi bağladı, göremez etti!" dedi.[101]
Hz. Ebu Bekir´in Telaşlanışı ve Korkuya Düşüşü
Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Ben öldürülürsem, nihayet, bir tek kişiyim. Ölür giderim!
Ama sen öldürülecek olursan, o zaman bir ümmet helak olur gider!" diyordu.[102]
O sırada, Peygamberimiz (a.s.), ayakta dikilerek namaz kılıyor, Hz. Ebu Bekir de gözcülük ediyordu.
Peygamberimiz (a.s.)a:
"Şu kavmin seni arayıp duruyorlar!
Vallahi, ben kendim hakkında tasalanmıyorum.
Fakat, sana yapılmasını istemediğim birşeyin yapıldığını göreceğim diye korkuyorum" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Ebu Bekir! Korkma! Hiç şüphesiz, Allah bizimledir!" buyurdu.[103]
Hz. Ebu Bekir mağaranın içinde iken başlarının üzerinde müşriklerin ayaklarını görünce; [104] Peygamberimiz (a.s.)a:
"Ey Allah´ın Peygamberi! Onlardan bazısı gözünü aşağı eğip baksa muhakkak bizi görür!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Sus ey Ebu Bekir! İki kişi ki, üçüncüsü Allah´tır!" buyurdu.[105]
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! Onlardan birisi [106] ayağını kaldıracak,[107] ayaklarına bakacak olursa, ayaklarının altında[108] bizi görecek!" dedi.[109]
Peygamberimiz (a.s.):
"Mahzun olma (üzülme)! Allah bizimledir![110]
Ey Ebu Bekir! Üçüncüsü Allah olan iki kişiyi sen ne sanıyorsun !" buyurdu.[111]
Yüce Allah, bu vakıayı Kur´ân-ı Kerîminde şöyle anar:
"Eğer siz ona (Peygamber (a.s.)a) yardım etmezseniz, (hatırlayınız o zamanı ki) kâfirler onu (Mekke´den) çıkardıkları (hicret etmek zorunda bıraktıkları) zaman, bizzat Allah ona yardım etmişti.
(O zaman), Resûlullah (ancak) ikinin ikincisinden ibaretti.
O zaman, onlar (Sevr dağının tepesindeki) mağarada idiler.
Peygamber, arkadaşına (Ebu Bekir´e):
´Mahzun olma (Üzülme)! Allah hiç şüphesiz bizimledir!´ derken, Allah onun üzerine sekînetini indirmiş, onu (Peygamberini) görmediğiniz ordularla (meleklerle) desteklemiş, kâfirlerin kelimesini alçalt-mışt. Allah´ın kelimesi ise, o çok yücedir. Allah mutlak galibdir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir."[112]
Müşrikler Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´i Sevr dağında ve mağarasında bulamayınca, umutları kesilmiş olarak geri döndüler.[113]
Peygamberimiz (a.s.)ı ve Hz. Ebu Bekir´i bulup kendilerine geri getirene[114] veya öldürene[115] yüz deve verileceğini,[116] Mekke´nin aşağı ve yukarı kısımlarında ilan ettiler. [117]
Peygamberimiz (a.s.), Perşembe günü geceleyin, Hz. Ebu Bekir´i yanına alarak Sevr mağarasına girmişti.
Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerini orada geçirdiler. [118]
Hz. Ebu Bekir´in oğlu Abdullah, çok anlayışlı ve çok becerikli bir gençti.[119]
Babasının emri üzerine,[120] her gece Sevr mağarasında Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´in yanında geceler, seher vakti yanlarından ayrılır, Mekke´de gecelemiş gibi, Kureyş müşriki eriyle sabahlardı.[121]
Gündüzün de, Kureyş müşriklerinin arasında onlarla birlikte bulunur, onların konuşmalarını, danışmalarını, Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir hakkında söylenen şeyleri dini er, [122] müşriklerin hile ve tuzaklarından,[123] duyduklarını da[124] ezberler,[125] akşamleyin gelip Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´e haberverirdi.[126] Hz. Ebu Bekir´in azadlısı Âmirb. Füheyre de; Hz. Ebu Bekir´e ait[127] davarları Mekkelilerin çobanlarıyla birlikte yayardı.[128] Sabahleyin onlarla birlikte çıkar, akşam dönüşünde ise, davarlarının yürüyüşünü ağırlaştınp çobanlardan geride kalır, gece karanlığı basınca, davarlarıyla birlikte Sevr mağarasına dönerdi. [129]
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir, ihtiyaçları olan sütü sağıp alırlardı. [130]
Sağmal, bol sütlü davarlardan sağılan süt, içine güneşte kızmış temiz taş konularak ısıtılır, böylece taze süt içerek gecelerlerdi.
Âmir b. Füheyre gecenin sonuna doğru sağmal koyuna seslenir, onu alıp ötekilerle birlikte mağaranın önüne götürürdü.[131]
Sabahleyin erkenden Mekke´ye dönen Abdullah´ın ayak izlerini de, arkasından götürdüğü davarların izleriyle siler, belirsiz eder,[132] otlakta Mekke çobanlarıyla sabahlardı.
Çobanlar işin farkına varmazlardı.[133]
Hz. Ebu Bekir´in Evdeki Parasını Getirtip Medine´ye Götürüşü
Hz. Ebu Bekir´in Müslüman olduğu zaman, kırk bin dirhemi vardı.[134]
Müşriklerin işkence altında kıvran d irdi ki arı Müslüman köleleri onlardan satın alıp azad etmek ve Müslümanları güçlendirmek için servetini harcamaktan geri durmadı.
Medine´ye hicret edeceği zaman, ancak beş bin[135] veya altı bin[136] dirhemi kalmıştı.[137] Oğlu Abdullah´ı gönderip, onları da Sevr mağarasına getirtti [138] ve yanında Medine´ye götürdü.[139] Orada da, Mekke´de yaptığı gibi yaptı.[140]
Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´de Peygamber Olarak Ne Kadar Kaldığı ve Medine´ye
Ne Zaman ve Nasıl Hicret Ettiği
Peygamberimiz (a.s.) kırk yaşında peygamber olup, kendisine vahiy geldiği halde Mekke´de onüç yıl kaldıktan sonra, Medine´ye hicret etmesi Allah tarafından emrolundu.[141]
Nübüvvetin onüçüncü yılında,[142] Zilhicce ayında Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)a Ensar (Medineli Müslümanlar) tarafından yapılan İkinci Bey´attan sonra, Peygamberimiz (a.s.), o yıl,[143] Zilhicce´den kalan günlerle Muharrem ve Safer ayında Mekke´de oturdu.[144]
Perşembe günü Hz. Ebu Bekir´le birlikte Sevr mağarasına girdi.[145] Mağarada üç gece kaldılar.[146]
Halk iyice sakinleşti.[147]
Sevr mağarasına girişlerinden, üç gece sonra, Sevr´de bulunmak üzere ücretle tutulmuş olan Abdullah b. Uraykıt da, kendisine teslim edilmiş bulunan iki deve ile birlikte, üçüncü gecenin sabahında, seher vaktinde Sevr´e gelmiş bulunuyordu.[148]
Nübüvvetin ondördüncü yılında.[149] Rebiülevvel ayının dördünde, [150] Pazartesi günü[151] seher vakti,[152] Hz. Ebu Bekir iki devenin üstün olanını Peygamberimiz (a.s.)a takdim ederek:
"Babam, anam sana feda olsun! Bin!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben, benim olmayan deveye binmem!" buyurdu.
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! O senindir! Babam, anam sana feda olsun!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Hayır! Binmem! Fakat, onu ne kadara satın aldınsa bana söylemelisin!" buyurdu.
Hz. Ebu Bekir:
"Şu kadara! Şu kadara!" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.):
"Ben de, onu o bedelle aldım!" buyurdu.
Hz. Ebu Bekir:
"Artık o senindir yâ Rasûlallah!" dedi.[153]
Peygamberimiz (a.s.); Ced´â, Adbâ diye de anılan Kasvâ´yı Hz. Ebu Bekir´den dört yüz dirheme satın alınca,[154] onun üzerine bindi.
Hz. Ebu Bekir de, diğer deveyi binip, azadlısı Âmir b. Füheyre´yi-yolda kendilerine hizmet etmesi için-terkisine aldı.[155]
Kılavuz Abdullah b. Uraykıt önlerine düştü. Sahiller yolunu tutup, Medine´ye gitmek üzere, Sevr´den aynldılar.[156]
Peygamberimiz (a.s.)ın Yurt Sevgisi ve Hz. Ebu Bekir´in Kureyş Müşrikleri Hakkındaki Sözü
Peygamberimiz (a.s.); Hazvere çarşısında durarak,[157] Beytullah´a baktı.[158] Mekke´ye:
"Vallahi,[159] biliyorum ki,[160] sen, hiç şüphesiz, Allah´ın yarattığı yerlerin hayırlısı ve Allah´a en sevgili olanısın![161]
Eğer senin halkın[162] beni senden çıkarmamış olsalardı, çıkmazdım!" buyurdu.[163]
Peygamberimiz (a.s.)ın:
"Senden daha güzel ve bana senden daha sevgili bir belde yoktur!
Eğer kavmim beni senden çıkarmamış olsalardı, ben senden başkasında oturmazdım!" buyurduğu[164] ve:
"Ey Allah! Sen, beni beldelerin bana en sevgili olanına götür!
Beni, beldelerin sana sevgili olanında yerleştir!" diye dua ettiği de rivayet olunmuştur. [165]
Peygamberimiz (a.s.)a Yüce Allah tarafından hicret emri verildiği zaman, İsrâ sûresinin sekizinci âyeti de indirilmiş ve bu âyette:
"´Rabbim! Beni (gireceğim yere) sıdk (ve selâmet) girdirişiyle girdir!
(Çıkacağım yerden de) sıdk (ve selâmet) çıkarışıyla çıkar!
Ve tarafından, bana hakkıyla yardım edici bir hüccet (ve kudret) de ver´ de!" buyurulmustur. [166]
Peygamberimiz (a.s.) Mekke´den çıkarken, Hz. Ebu Bekir: "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn! Onlar Resûlullah (a.s.)ı çıkardılar! Hiç şüphesiz, kendileri de helak olacaklar" dedi.[167]
Medine´ye Gidilirken Takip Edilen Yollar ve Uğranılan Yerler
Kılavuz Abdullah b. Uraykıt; Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´i Mekke´nin aşağı tarafından götürüp sahile geçirdi.
Usfan´ın aşağısında, yoldan ayrıldılar. [168]
Usfan; Mekke ile Medine arasında, Mekke´ye iki günlük kadar uzaklıkta bir kariyye olup, kuyuları ve akarsuları sayılamayacak kadar çoktur.[169]
Hz. Ebu Bekir, kâh önde gidiyor, kâh arkadan birisinin gelmesinden korkunca, geride kalıp arkada gidiyor ve böyle yapmaktan geri durmuyordu. [170]
Hz. Ebu Bekir, ticaret maksadıyla zaman zaman Şam´a gidip geldiği için, herkesçe tanınırdı.
Mekke ile Medine arasındaki bu yolculukları sırasında da,[171] tanıdığı birisiyle karşılaştıkça, Peygamberimiz (a.s.)ı:[172]
"Ey Ebu Bekir! Kimdir şu önündeki zât " diye ona soruyorlar, o da:
"Kılavuzdur! Bana yol gösteriyor!" diyor, [173] bu sözü ile de:
"O bana hayır yolu gösteriyor!" demek istiyordu.[174]
Kılavuz Abdullah b. Uraykıt Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´i Emec´in altından
götürdü.[175] Emeç; Usfan ile Kudeyd arasında, Huzâalara ait ekinlik bir vadi olup, yirmi kadar su kuyusu
vardır.[176] Emec´i geçtikten sonra, yol ayrıldı.
Kudeyd´e vardılar. [177]
Kudeyd; Mekke ile Medine arasında,[178] Mekke´ye Medine´den daha yakın,[179] su kuyuları çok olan biryerdir.[180]
Kudeyd çadırlarına ulaştıkları sırada Müdlic oğullarından bir adama rastladılar.[181]
Peygamberimiz (a.s.)ın Bir Kayanın Gölgesinde Dinlenişi
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir, her tarafta aranıyor olmalarına rağmen, Mekke´den ayrıldıkları gün ve o günden sonraki gece, durmadan yollarına devam ettiler. [182]
Ertesi gün de yanlanmış,[183] yol da boşalıp, yoldan hiç kimse geçmez olmuştu.[184]
Hz. Ebu Bekir, gölgesine sığınılabilecek bir yer var mı diye göz gezdirirken, [185] gölgeli, uzun bir kaya gördü. Kayanın üzerine henüz güneş gelmemişti. Hemen varıp onun yanına indiler. [186] Hz. Ebu Bekir kayanın gölgesinde Peygamberimiz (a.s.)in uyuyacağı bir yeri düzelttikten ve üzerine bir post serdikten sonra:
"Yâ Rasûlallah! Sen yat, uyu. [187]
Ben senin için etrafa göz kulak olurum" dedi. [188]
Peygamberimiz (a.s.) yatıp uyudu. [189]
Hz. Ebu Bekir kendilerini arayan kimse var mı diye etrafa bakınırken, bir davar çobanının davar-larıyla birlikte kayaya doğru gelmekte olduğunu ve onun da kayanın gölgesinden yararlanmak istediğini gördü.
Kendisini karşılayıp, ona:
"Sen kimin çobanısın ey oğul " diye sordu. [190]
Çoban:
"Şehir halkından.[191] Kureyşîlerden [192] bir adamın çobanıyım!" dedi. [193]
Adamın ismini haber verince, Hz. Ebu Bekir onu tanıdı [194] ve çobana:
"Davarında süt var mı " diye sordu.
Çoban, "Evet! Var!" dedi.
Hz. Ebu Bekir:
"Bizim için süt sağır mısın " diye sordu.
Çoban "Evet!" deyince, Hz. Ebu Bekir bir koyun tutmasını ona emretti:
"Memeyi kıldan, topraktan, kirden silkip tem iz I ey i ver!" dedi.
Çoban Hz. Ebu Bekir´in dediğini yaptıktan sonra, yanındaki çanağa bir miktar süt sağdı. [195]
Hz. Ebu Bekir´in yanında ufak bir tulum vardı.
Hz. Ebu Bekir; Peygamberimiz (a.s.) ondan su içsin, abdest alsın diye, o tulumla su taşırdı. [196]
Peygamberimiz (a.s.) o sırada çok susamıştı. [197]
Hz. Ebu Bekir sütün üzerine su döküp biraz soğuttu ve:
"Yâ Rasûlallah! İç sütten!" dedi. [198]
Peygamberimiz (a.s.) içince, Hz. Ebu Bekir´in içi rahaflaştı. [199]
"Yâ Rasûlallah! Yolculuk için vakit geldi!" dedi. [200]
Güneş batıya doğru eğildikten sonra, kalkıp yollarına devam ettiler [201] ki, o gün Salı günü olup, Kudeyd´e gelmiş bulunuyorlardı. [202]
Müşriklerde, Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´i her tarafta aramaktan geri durmuyorlardı. [203]
Ümmü Ma´bed Hatunun Çadırına Uğranılması
Ümmü Ma´bed Hatun, Huzâaların atası Aımr b. Rebia´nın şovundan olup, akıllı, iffetli ve güçlü bir kadındı.
Kuraklık ve kıtlık yıllarında Kudeyd´deki[204] çadırının önüne oturur, gelen geçen yolcuların su ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırdı.
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir, Âmir b. Füheyre ve Abdullah b. Uraykıt da onun çadırına uğradılar. Ondan hurma[205] veya et satın almak istediler.
Fakat, Ümmü Ma´bed Hatunun yanında bunlardan hiçbir şey bulamadılar.
Çünkü, hazerde, seferde azığı tükenen veya kıtlığa uğrayan halk, onda bulduklarını, olanları satın alır, tüketirlerdi.[206]
Ümmü Ma´bed Hatun:
"Vallahi, yanımızda birşey bulunsaydı, sizin ihtiyacınızı gidermek için ikram ederdim!" dedi.[207]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Ümmü Ma´bed! Yanında süt bulunur mu " diye sordu.
Ümmü Ma´bed Hatun:
"Yoktur! Vallahi davarlar kısırdır!" dedi.[208]
Peygamberimiz (a.s.), çadırın bir tarafında duran arık koyunu gördü ve:
"Ey Ümmü Ma´bed! Nedir şu koyun " diye sordu.
Ümmü Ma´bed Hatun:
"O, arık, davar sürüsünden geri kalmış, dermansız, güçsüz bir koyundur!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Onda süt var mı " diye sordu.
Ümmü Ma´bed Hatun:
"O, bundan tamamıyla mahrumdur!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Benim onu sağmama izin verir misin " diye sordu.
Ümmü Ma´bed Hatun:
"Evet! Anam, babam sana feda olsun! Eğer sen onda süt bulabileceğini sanıyorsan, sağ!" dedi.[209]
Peygamberimiz (a.s.)ın Sütsüz Koyundan Süt Sağışı
Peygamberimiz (a.s.), koyunu getirtti. Koyunun arkasına çömelcii. Bacaklarını ayırdı. Besmele çekti. Koyunun memesini eliyle sığadı[210] ve:
"Ey Allah! Ona (Ümmü Ma´bed´e) koyununu bereketli kıl!" diyerek[211] dua edince, koyunun memesi sütle dolup taştı!
Peygamberimiz (a.s.) beş-on kişinin kanasıya içeceği büyüklükte bir kap getirtti ve içine süt sağdı. Kabı ağzına kadar doldurdu.
Önce Ümmü Ma´bed Hatun ondan kanasıya içti.
Peygamberimiz (a.s.)ın yoldaşları da ondan kanasıya içtiler. Onlardan sonra da, Peygamberimiz (a.s.) içti ve:
"Kavmin sulayıcısı, onlardan sonra içer!" buyurdu.
Hepsi de, susadıktan sonra, ondan tekrar içtiler ve kandılar.
Peygamberimiz (a.s.), tekrar kabın içine süt sağıp doldurdu ve Ümmü Ma´bed Hatuna bıraktı. [212]
Ümmü Ma´bed Hatun bir koyun getirip kesti. Etini pişirdi. Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşları ondan yediler.
Ümmü Ma´bed Hatun; pişirdiği etten, yolda yiyecekleri kadar da, onların sofralarına koydu.
Etin daha çok kısmı kendilerine kaldı.[213]
Ümmü Ma´bed Hatunun Peygamberimiz (a.s.)da Gördüklerini ve Peygamberimiz
(a.s.)ı Kocasına Anlatması
Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşları ayrılıp gittikten biraz sonra, Ümmü Ma´bed´in kocası Ebu Ma´bec! geldi.
Kapta dolu sütü görünce, şaşırdı:
"Bu süt size nereden geldi !
Koyunlar kısır ve uzaktalar! Çadırda da süt sağılır hayvan yok! " dedi.
Ümmü Ma´bed:
"Hayır! Vallahi, bize ancak mübarek bir zât uğradı. Şöyle şöyle söyledi. Şöyle şöyle yapti!" diyerek olan bitenleri birer birer anlatınca, Ebu Ma´bed:
"Vallahi, ben sanırım ki, o, Kureyşîlerin aramakta oldukları sahihleridir!
Ey Ümmü Ma´bed! Hele sen onu bana bir tarif et bakayım " dedi.
Ümmü Ma´bed:
"Gördüğüm öyle birzât idi ki, güzelliği besbelli idi. Güzel huylu idi. Kendisinde ne karın büyüklüğü, ne de baş küçüklüğü vardı. Kendisi çok biçimli ve güzel çehreli idi. Kendisinin gözlerindeki siyahlıkta ve kirpiklerinde çokluk, sesinde naziklik vardı. Gözünün akı pek ak, siyahı da pek siyahtı. Gözü, Kudretten sürmeli idi. Kaşlarının ucu ince, saçları koyu siyahtı. Boynunda uzunluk ve yükseklik, sakalında sıklık vardı.
Sustuğu zaman kendisinde bir vakar ve ağırbaşlılık, konuştuğu zaman da güleryüzlülük, tatlı sözlülük görülmekte; sözleri, sanki dizilmiş birer inci gibi, ağzından tatlı tatlı akmakta idi.
Sözü açık, ve hak ile bâtıl arasını ayırıcı olup, ne acizlik sayılacak derecede az, ne de boş ve gereksiz sayılacak derecede çoktu.
Uzaktan bakılınca, kendisi insanların en heybetlisi idi. Yakınına gelince, herkesten daha tatlı ve çekici idi.
Kendisi orta boylu olup, boyu ne hoşa gitmeyecek derecede uzun, ne de göz hakir görecek, başkasına bakacak derecede kısa idi. Sanki o birfidan idi ki; iki fidan arasında bitmiş, parlaklığı ve yeşilliği onlara üstün gelmişti.
Onun yanında yoldaşları da vardı ki, o birşey söylediği zaman onlar dinlerler, onun verdiği emri yerine getirmeye koşuşurlardı.
Kendisi ekşi ve asık suratlı değil, güleçti.
Kimseyi kınamaz ve azarlamazdı" dedi.
Eb Mâbed:
"Vallahi, bu zât, Mekke´deki işi bize anlatılmış olan, Kureyşîlerin sahibidir.
Ey Ümmü Ma´bed! Eğer ben kendisine rastlamış olsaydım, arkadaşlığına kabul edilmemi dilerdim!
Yine de, bir yolunu bulursam, muhakkak bunu yapacağım!" dedi. [214]
Ümmü Ma´bed Hatunun Mucize Sütlü Koyunu
Ümmü Ma´bed Hatunun bildirdiğine göre; Peygamberimiz (a.s.) tarafından memesi sığanan ve kesilmemesi emrolunan koyun, Hicretin 18. yılındaki kuraklığa kadar kalmış, kuraklıktan yeryüzünde az veya çok birşey kalmamışken, onlar bu koyundan sabah akşam süt sağmış durmuşlardır![215]
Ümmü Ma´bed Âtike Hatunla Kocası Eksem´in Müslüman Oluşu
Peygamberimiz (a.s.) Medine´ye gittikten sonra, Ümmü Ma´bed Atike Hatun, Yüce Allah´ın dilediği kadar bir müddet Kudeyd´de kalıp, küçük oğlunu yanına alarak Medine´ye gitti.
Peygamberimiz (a.s.)ın Mescidinde Müslümanlara hitapta bulunduğu sırada Ü mmü Ma´bed Hatunun Mescide uğrayan oğlu, koşarak annesinin yanına geldi ve:
"Anneciğim! Ben, bu gün, Mübarek Zâtı gördüm!" dedi.
Ümmü Ma´bed Hatun:
"Oğulcuğum! O, Resûlullah (a.s.)dır!" dedi.[216]
Ümmü Ma´bed Hatun Medine´de Müslüman olup Peygamberimiz (a.s.)a bey´at etti.[217]
Ümmü Ma´bed´in kocası Ebu Ma´bed Eksem b. Cevn (Abduluzzâ) Huzâaların atası Amr b. Rebia´nın soyundan olup, Hicret sırasında Müslüman olmak için Peygamberimiz (a.s.)ın arkasından giderek[218] Ri´m vadisinde[219] Peygamberimiz (a.s.)a yetişmiş, Müslüman olmuş, bey´at edip yurduna dönmüştür.[220]
Yüce Allah her ikisinden de razı olsun!
Peygamberimiz (a.s.), Ebu Ma´bed´e:
"Ey Eksem! Amr b. Luhayy, b. Kaman, b. Hındif´i, Cehennemde barsaklarını sürürken gördüm! Onun kadar sana benzeyen, senin kadar da ona benzeyen bir kimse görmedim" buyurmuştu. Eksem:
"Yâ Rasûl alları! Onun bu benzeyişinin, bana zarar vermesinden korkuyorum!" dedi. Peygamberimiz (a.s.):
"Hayır! Korkma! Sen mü´minsin! O ise kâfirdir! O, İsmail (a.s.)ın dinini ilk değiştiren, putlar diken, Bahire, Sâibe, Vasile ve Hami bid´atlarını ihdas eden kimsedir!" buyurdu.[221]
Mekkelilerin Bir Cinden Beyitler İşitmeleri ve Ümmü Ma´bed´den Peygamberimiz (a.s.)ı Sormaları
Üç gece bekledikleri halde, Hz. Ebu Bekir´in ev halkı da,[222] Kureyş müşrikleri de, Peygamberimiz (a.s.)ın nereye doğru gittiğini ve halen nerede olduğunu bilmiyorlardı.
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir ve arkadaşları, Salı günü Kudeyd´de bulundukları sırada idi ki,[223] cinlerden bir adam,[224] Arapça bazı beyitler okuyarak Mekke´nin aşağı tarafından yukarı taraflna doğru gitti.
Halk da, kendisini görmedikleri halde, onun sesini takip ederek Mekke´nin yukarısına doğru gittiler.
Okunan beyitlerde, özetle, Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşının Ümmü Ma´bed Hatunun çadırında dinlendikleri anlatılıyor, Ümmü Ma´bed´in iyiliği övülüyordu.[225]
Kureyş müşrikleri cinden Ümmü Ma´bed´in adını işitince, Ümmü Ma´bed´in çadırına vardılar.
Ona:
"Sen Muhammed´i gördün mü Kendisinin şekil ve şemaili şöyle şöyledir!" diyerek Peygamberimiz (a.s.)ı tarif ettiler ve sordular.
Ümmü Ma´bed:
"Ben sizin söylediğiniz şeyleri bilmiyorum.
Ancak, bana bir konuk uğrayıp, kısır koyundan bol süt sağdı!" dedi.
Kureyş müşrikleri:
"İşte, biz de onu soruyor ve bulmak istiyoruz!" dediler ve hemen aramaya gittiler.[226]
Sürâka b. Malik b. Cu´şum´un Peygamberimiz (a.s.)ı Takip Edişi ve Eman Dilemek
Zorunda Kalışı
Kureyş müşriklerinin saldıkları elçi Müdlic oğulları yurduna vanp, Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´den her birini öldüren veya esir eden kimseye mükâfat olarak birer diyet (yüzer deve) verileceğini duyurmuştu.[227] Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir de, o gün, Salı günü, Müdlic oğullarının yurdu olan Kudeyd´e ulaşmış bulunuyorlardı. [228] Sürâka b. Malik´in Müdlic oğullarının meclislerinden birisinde oturduğu sırada, Müdlic oğullarından bir adam gelip üzerine dikildi[229] ve ona:
"Ey Sürâka! Ben biraz önce sahile doğru giden birkaç yolcu gördüm.[230] Sanırım ki, onlar Muhammed ile ashabıdır!" dedi.[231]
Sürâka, adamın gördüklerinin Peygamberimiz (a.s.)la ashabı olduğunu anladı.[232] Ona, gözüyle "Sus!" diye işaret ettikten sonra:[233]
"Senin gördüğün yolcular onlar değildir. Herhalde, sen filan filan kişileri görmüşsündür ki, biraz önce, yitiklerini aramak için, gözümüzün önünden geçip gitmişlerdi.[234]
Onlar ancak filan oğullarıdır. Yitiklerini anyorlardır!" dedi.
Adam da:
"Olabilir!" diyerek karşılık verdi.[235]
Sürâka, mecliste biraz eğleştikten, oyalandıktan sonra, kalkıp evine girdi. Hemen atını alıp çıkmasını ve yüksek tepenin arkasında kendisini beklemesini cariyesine emretti.[236]
Zırhını giyindi, silahını kuşandı, fal okunu çıkardı.
Onlara zarar verip veremeyeceğini anlamak için, fal okunu çekti.
Hoşlanmadığı şey, zarar veremeyeceği oku çıktı!
Buna rağmen, Sürâka, Peygamberimiz (a.s.)ı tutup Ku rey şile re teslim edince yüz deveye kavuşacağı umudunu yitirmedi.[237]
Hemen kargısını alıp, evin arka tarafından dışarı çıktı.
Kargısının parıltısı göze çarpmasın diye alt tarafını yerde sürükleyerek, üst tarafını da aşağıya doğru tutarak atının yanına vardı, üzerine ati adı. Kendisini gayesine bir an önce yaklaştırması için, onu dörtnala kaldırdı.[238]
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´i gördü.[239] Seslerini işitecek kadar, kendilerine yaklaştı, yetişti.[240]
Hz. Ebu Bekir dönüp bakınca, bir süvarinin kendilerine gelip yetiştiğini gördü[241] ve:
"Yâ Rasûlallah! Bu, bizi anyor! [242] Bu süvari bize yetişmiş bulunuyor! " dedi.[243]
Peygamberimiz (a.s.):
"Mahzun olma! Allah bizimledir!" buyurdu.[244]
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! Bu, bizi anyorve bize de gelip yetişmiş bulunuyor! " dedi ve ağladı.
Peygamberimiz (a.s.), Hz. Ebu Bekir´e:
"Sen ne için ağlıyorsun " diye sordu.
Hz. Ebu Bekir:
"Vallahi ben kendim hakkında ağlamıyorum! Fakat, senin hakkında ağlıyorum!" dedi.[245]
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), arkasına dönüp baktı[246] ve:
"Ey Allah! Şuna karşı, dilediğin şeyle bize kâfi ol! Onun şerrini üzerimizden defet![247] Düşür onu atından!" diyerek dua etti. [248]
At birden tökezleyip yere kapandı! Sürâka da atın üzerinden yere yuvarlandı! Hemen kalktı.
Elini fal oku torbasına uzatıp, ondan fal kalemlerini çıkardı ve:
"Şunlara zarar verir miyim, yoksa veremez miyim " diye, onlarla fal çekti. Yine, hoşlanmadığı şey, zarar veremeyeceği oku çıktı.
Fakat, Sürâka çıkan oka uymadı. Yine, atının üzerine atladı. Kendisini gayesine ulaştırması için onu dörtnala kaldırdı.
Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşlarına daha çok yaklaştığı zaman, at yine yere kapandı!
Sürâka da, atın üzerinden yere yuvarlandı!
Kalktı. Tekrar elini ok torbasına uzatıp, ondan fal kalemlerini çıkardı ve:
"Şunlara zarar verir miyim, yoksa veremez miyim " diye, onlarla fal çekti.
Yine, hoşlanmadığı şey, zarar veremeyeceği oku çıktı.
Sürâka oka isyan etti. Yine, atına ati adı.
Kendisini gayesine ulaştırması için onu dörtnala kaldırdı.
Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğu Kur´ân-ı Kerîm´i işitecek kadar yaklaştı. [249]
Aralarındaki mesafe iki-üç mızrak boyuna kadar indi. [250]
Peygamberimiz (a.s.) arkasına hiç dönüp bakmıyor, Hz. Ebu Bekir ise, arkasına sık sık, çok çok dönüp dönüp bakıyordu!
Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğu Kur´ân-ı Kerîm´i işittiği sırada, Sürâka´nın atının iki ön ayağı birden yere, kuma battı, gömüldü! Bu batış, atın dizlerine kadar erişti!
Sürâka da, atin üzerinden yere yuvarlandı!
Sürâka atı kalkmaya zorladı ve at da kalkmaya çabaladı ise de, ayaklarını gömüldüğü yerden çıkaramadı!
Sürâka Peygamberimiz (a.s.)ın böyle Allah tarafından korunduğunu görünce, İslâmiyetin her tarafa yayılıp hakim olacağına kanaat getirdi. [251]
"El-emân!" diyerek[252] seslendi [253] ve: "Ben, Sürâka b. Malik b. Cu´şum´um! Bana bakınız! Sizinle konuşacağım. Vallahi, ben artık size ne eziyet edeceğim, ne de benden size hoşlanmayacağınız birşey gelecektir! [254]
Ey Muhammed! Anladım ki, bu başıma gelen şey, senin işindir! Dua et de, Allah beni şu içinde bulunduğum durumdan kurtarsın![255] Üzerime borç olsun ki;[256] vallahi[257] ben arkamdan gelenlere halinizi gizleyeceğim!
İşte ok torbam! Bu oklardan bir ok al! Sen filan ve filan yerde benim develerimin ve davarlanmın yanına uğra! Onlardan neye ihtiyacın varsa al!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Benim senin develerine ve davarlarına ihtiyacım yok!" buyurdu[258] ve Allah´a dua etti.[259]
At hemen silkinip ayağa kalktı!
Atın yere gömülen ayaklarının izinden, göğe doğru, ateş dumanı gibi bir duman yükselip dağıldı. [260]
Sürâka:
"Kavmin, senin öldürülmen veya esir edilmen için diyet (yüz deve) vaad etti!" dedi.
Kureyşlilerin Peygamberimiz (a.s.)a ve ashabına neler yapmak istediklerini haber verdi.
Sürâka Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşlarına yol azığı ve levazımı vermek istedi ise de, ondan birşey almadılar. [261]
Peygamberimiz (a.s.), Hz. Ebu Bekir´e:
"Söyle ona! Kendisinin de bizden bir isteği var mı " buyurdu.
Hz. Ebu Bekir bunu ona söyledi. [262]
Sürâka:
"Seninle benim aramda bir alâmet olmak üzere, bir yazı, [263] benim için bir emannâme[264] yaz!" dedi.[265]
Peygamberimiz (a.s.), Hz. Ebu Bekir´e:
"Onun için bir yazı yaz!" buyurdu. [266]
Âmir b. Füheyre emir buyurulan yazıyı bir deri parçasına yazdı. [267]
Sürâka da, o yazıyı alıp ok torbasının içine koydu[268] ve:
"Ey Allah´ın Peygamberi! Sen ne dilersen bana emret!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Sen yerinde dur! Arkamızdan gelecek hiçbir kimseyi bırakma!" buyurdu.
Günün başında Peygamberimiz (a.s.)a harp açan Sürâka, günün sonunda onun silahlı bir koruyucusu olmuştu! [269]
Sürâka, oradan geri dönüp, rastladığı herkese:
"Ben, sizin adınıza, burada olanlara yeterim!" diyor ve onları geri çeviriyordu. [270]
O, vermiş olduğu sözünde böylece durdu. [271]
Peygamberimiz (a.s.)ın Sürâka´ya Bir Müjdesi
Sürâka dönüp gitmek istediği zaman,[272] Peygamberimiz (a.s.) ona:
"Ey Sürâka! Sen Kisrâ´nın[273] bileziklerini koluna takınacağın, kemerini kuşanacağın ve tacını giyeceğin zaman nasılsın !" buyurdu.[274]
Sürâka:
"Krallar kralı[275] Kisrâ b. Hürmüz´ün mü !" diye hayretle sorunca, Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurdu[276] ve Fars beldelerinin fetholunup ve Kisrâ´nın servetinin ashabına ganimet kılınacağını Yüce Allah´ın kendisine müjdelediğini Sürâkaya haber verdi.[277]
İran fütuhatında, Kisrâ´nın bilezikleri, kemeri ve tacı Medine´ye getirildiği zaman, Hz. Ömer Sürâka´yı çağırıp bunlan ona taktı!
Sürâka kollan kıllı bir zât idi. Hz. Ömer, ona:
"Ey Sürâka! Ellerini kaldırıp ´Allahuekber! Hamdolsun o Allah´a ki, bunları ´Ben insanların Rabbiyim!´ diyen Kisrâ b. Hürmüz´den soyup, Müdlic oğullarından Sürâka b. Mâlik b. Cu´şum bedevisine takındırdı!´ de" dedi.[278]
Ebu Cehil´in Sürâka´yı Yermeye Kalkışı ve Sürâka´nın da Ona Ders ve Öğüt Verişi
Ebu Cehil Sürâka´nın eli boş olarak döndüğünü görünce,[279] Müslüman olmasından korktu,[280] söylediği beyitlerle onu kötülemeye, halkın gözünden düşürmeye kalkıştı.
Sürâka da, Ebu Cehil´e verdiği manzum cevabında:
"Ey Hakem´in babası! Sen benim atımın ayakları yere battığı zamanki halini bir görmüş olsaydın, anlar ve hiç şüphe etmezdin ki, Muhammed delilli ve bürhanlı peygamberdir!
Artık ona kim dayanabilir ki
Sana yaraşan, Kureyş kavmini ona saldırmaya kışkırtmak değil, onlara engel olmaktır!
Ben iyice kanaat getirdim ki; onun duyurmak ve yaymak istediği şey, muhakkak, bir gün yerleşecek ve gelişecektir!
Öyle ki, bütün halk ona karşı koymayı değil, uymayı ve kendisiyle barışıklık içinde bulunmayı isteyecektir!" dedi.[281]
Medine´ye Doğru Yola Devam Edilişi
Kılavuz Abdullah b. Uraykıt Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşlarını yollarına devam ettirip,
Harrar´a getirdi.
Harrar´dan sonra, Seniyetü´l-Mere´ye vardılar.[282]
Harrar; Cuhfe yakınında bir yer, bir sudur.[283]
Seniyetü´l-Mere de; Râbiğ vadisinde Ecya diye anılan suyun yakınındadır.[284] Peygamberimiz (a.s.) Sevr mağarasından ayrılınca, müşrikler tarafından yakalanmak korkusuyla, başka ve sapa bir yol tutularak gidilmeye devam edilmiş, düşmanın takibatından emin kalındığı zaman Mekke´ye gidiş yolu olan ve Mekke ile Medine arasında bulunan Cuhfeye inilmiş,[285] ulaşılmıştı ki; Peygamberimiz (a.s.)ın kalbine, kendisinin, baba ve atalarının yurdu ve İbrahim (a.s.)ın Hareminin özlemi düşmüştü.[286]
Cebrail (a.s.) inip Peygamberimiz (a.s.)a:
"Mekke´yi özlüyor musun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurdu.[287]
Büreyde b. Husayb´la Cemaatının Peygamberimiz (a.s.)la Buluşup Müslüman Olmaları
Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşları; Seniyetü´l-Mere´den ayrıldıktan sonra, Râbiğ ile Cuhfe arasında bulunan[288] Gamîm mevkiine ulaştıkları, [289] Büreyde b. Husayb da konmak üzere kavminden bazı süvarilerle birlikte bulutlu (yağışlı) biryer aradıkları sırada, [290] onlar Peygamberimiz (a.s.)la karşılaştılar ve buluştular.
Peygamberimiz (a.s.) İslâmiyete davet edince, onlar hemen Müslüman oldular. [291] Kendileri seksen ev halkı idiler. [292]
Büreyde b. Husayb ve yanındakiler:
"Sağmal hayvanlarımız çok az süt veriyorlar!" diyerek, yanlarında az süt bulunduğu için özür dilediler, Peygamberimiz (a.s.)a biraz süt getirdiler.
Peygamberimiz (a.s.) onlar için bereket duası yaptı. [293]
Peygamberimiz (a.s.) orada akşam namazını kılarken, onlar da Peygamberimiz (a.s.)ın arkasına durup kıldılar. [294]
Peygamberimiz (a.s.), Büreyde b. Husayb ile buluştukları gece, ona Meryem sûresinin baş tarafını öğretti. [295]
Talha b. Ubeydullah ile Zübeyr b. Avvam´ın Peygamberimiz (a.s.)la Buluşmaları ve
Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye Doğru Yol Almaya Devam Edişi
Peygamberimiz (a.s.); Harrar´dan Medine´ye hareketlerinin ertesi günü, ticaret ketvanı içinde Şam´dan gelen Talha b. Ubeydullah ile karşılaştı. Talha b. Ubeydullah, Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´e birer Şam elbisesi hediye etti.
Medine´deki Müslümanlardan bir zâtın:
"Resûlullah (a.s.) geciktiler!" dediğini haberverince, Peygamberimiz (a.s.) hareketini hızlandırdı.
Talha b. Ubeydullah da, Mekke´deki işini görüp geri dönmek üzere, yoluna devam etti.[296]
Şam´dan gelirken buluşup Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir´e beyaz birer Şam elbisesi hediye eden sahabinin Zübeyr b. Avvam olduğu açıklandığı gibi,[297] her iki sahabinin buluşmuş olması da mümkün ve muhtemel görülmüştür.[298]
Peygamberimiz (a.s.); Abdullah b. Uraykıt´ın kılavuzluğuyla, Seniyetü´l-Mere´den sonra:
7. Lakf´a vardılar. Kılavuz, Lakf´tan sonra,
8. Medlice Lakf´a götürdü. Medlice Lakftan sonra,
9. Medlice Mehac veya Medlice Micac vadisine indirdi. Medlice´den sonra,
10. Mercıh Mehac´a götürdü.[299]
Lakf; tatlı su kuyuları bulunan bir yer ise de, üzerinde ekinlikler ve hurmalıklar yoktur.[300]
Medlice Mehac; Mekke nahiyelerindendir.[301]
Mercıh Mehac; Mekke yolundadır.[302]
Kılavuz, Mercıh Mehac´dan sonra,
11. Zülgadaveyn´in Mercıh vadisine indirdi. Mercıh vadisinden sonra,
12. Zûkeşr vadisine götürdü. Zûkeşr vadisinden sonra,
13. Cedâcid üzerini tutturdu.[303] Cedâcid üzerinden sonra,
14. Ecred üzerini tutturdu. Ecred´den sonra,
15. Âdâ-i Medlice Tihn vadilerinden olan Zû Selem´e götürdü.[304]
Ecred; Medlice Tihn´den önce biryerdir.[305]
Cedâcid; içinde eski kuyuları bulunan düzlük ve sert biryerdir.[306]
Tihn; Mekke ile Medine arasında, Sukyâya üç mil uzaklıkta bir suyun ismi olup, bir kadın orada oturur, hiç kimseye su içirmezdi.[307] Zû Seleme´den sonra,
16. Abâbid veya Abâbib´in üzerine erişildi. Kılavuz, buradan sonra,
17. Elfacce veya Elkahhaya geçirdi. Elfacce veya Elkahha´dan sonra,
18. Arc´a indirdi.[308]
Abâbid veya Abâbib; Tihn´in yakınında bir yerdir.[309]
Elkahha; Kudeyd ile Cuhfe arasında,[310] Medine´ye üç merhalelik (konaklık) birvadi olup,[311] Gıfâr oğullarına aittir.[312]
Arc; Mekke ile Medine arasında, hacıların yolu üzerinde ve Sukyâ yakınındadır.[313]
Arc´a indirildikleri zaman, yüklü develerin yürüyüşleri ağırlaşmıştı.
Eşlemlerden Evs b. Hucr, kendisine ait bir deveye Peygamberimiz (a.s.)ı bindirip, uşağı Mes´ud b. Hüneyde´yi de Peygamberimiz Aleyhiselamın yanına kattı.[314]
Peygamberimiz (a.s.) Medine´ye kısa yoldan gitmek istiyordu.[315]
Kerbûbe´de namaz vakti olunca, Peygamberimiz (a.s.) namaza durdu.
Hz. Ebu Bekir de, Peygamberimiz (a.s.)ın sağına durdu.
Mes´ud b. Hüneyde´nin kalbine İslâm sevgisi düştü ve hemen Müslüman oldu, birlikte namaz kıldılar.[316]
Kılavuz; Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşlarını Arc´dan çıkardıktan sonra, Rekûbe´nin sağından
19. Seniyetü´l-Gair (veya Seniyetü´l-Âri)´e götürdü. Seniyetü´l-Gair´den sonra,
20. Ri´m vadisine indirdi.[317] Ri´m vadisinden sonra,
21. Akîk vadisine indiler.
22. Cescâseye kadar ilerlediler.
Orada, Peygamberimiz (a.s.):
"Medine´ye yaklaştırmadan, Amr b. Avf oğullarının yurduna giden yolu bize kim gösterecek " diye sordu.
23. Tabiy (ceylan) yolunu tutup, Usbeye kadar gittiler.[318]
Cescâse; Akîk vadisi tarafından, Bakiyy´e doğru biryerdir.[319]
Usbe; Cehceba (Cahcaba) oğullarının yurdu olup, Küba mescidinin batısındadır.[320]
Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´de Gözlenişi, Özlenişi
Medineli Müslümanlar, Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye gelmek üzere Mekke´den yola çıktığını işittikleri zaman, her gün, sabah namazını kıldıktan sonra Harre mevkiine çıkarak öğle sıcağı basıncaya, zeval vaktine kadar Peygamberimiz (a.s.)ı gözlerlerdi.
Yine, bir gün, uzun uzun gözledikten sonra dönüp evlerine girdikleri sırada idi ki, Yahudilerden birisi kendisine ait bir iş için kalelerden bir kalenin üzerine çıkıp uzakları gözetlerken, Peygamberimiz (a.s.)la arkadaşlarının beyazlara bürünmüş olarak serap ve sisleri yara yara gelmekte olduklarını gördü.
Yahudi, kendisini tutamayarak, yüksek sesle:
"Ey Arap cemaatı! Ey Kayle oğulları! İşte, nasibiniz, devletliniz, gelmesini bekleyip durduğunuz ulu kişiniz geliyor!" diyerek haykırdı.[321]
Yahudinin sesini işiten Medineli Müslümanlar, Peygamberimiz (a.s.)ı karşılamak için, silahlanarak evlerinden dışarı Tırladılar.[322]
Amr b. Avf oğullarının yurdu Küba, tekbir sesleriyle sarsıldı. [323]
Karşılamaya çıkan Müslümanların çoğu, Peygamberimiz (a.s.)ı, daha önce görmedikleri için, tanımıyorlardı.
Onlarla Hz. Ebu Bekir konuşuyordu. Onlarda, onu Peygamberimiz (a.s.) sanıyorlardı.
Peygamberimiz (a.s.) ise hiç konuşmuyor, susuyordu.
Peygamberimiz (a.s.)ın üzerine güneş gelip de, Hz. Ebu Bekir´in onu ridasıyla gölgelemesi üzerine, Peygamberimiz (a.s.)ı tanıdılar[324] ve selamladılar.[325]
Peygamberimiz (a.s.)ın Kuba´ya Varışı ve Külsûm b. Hidm´e Konuk Oluşu
Peygamberimiz (a.s.); nübüvvetin ondordüncü,[326] Hicretin birinci yılı,[327] Rebiülevvel ayının[328] onikisinde,[329] Pazartesi günü, kaba kuşlukta, güneşin en kızgın sırasında, Küba´da Amr b. Avf oğullarından[330] Külsûm b. Hidm´in evine indi.[331]
Rebiülevvel ayının o yıl Rumî aylardan Eylül ayına rastladığı bildirildiği gibi,[332] bunun Miladî 622. yılın Eylül´üne rastladığı da hesapla isbatlanmıştır.[333]
Peygamberimiz (a.s.)a Kuba´da Ümmü Cirzan Hurmasının İkram Edilişi
Peygamberimiz (a.s.)la Hz. Ebu Bekir ve Amir b. Füheyre Külsûm b. Hidm´in evine inince, Külsûm b. Hidm, azadlı kölesine:
"Yâ Necîh!" diye seslendi ve:
"Bize yaş hurma yedir!" dedi.
Necîh de, Ümmü Cirzan diye anılan hurma cinsinden, üzerinde yaş ve olgun hurmaları bulunan, taze yapraklı bir hurma salkımı getirdi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Nedir bu " diye sordu.
"Ümmü Cirzan hurması!" dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Allah! Ümmü Cirzan´ı bereketlendir!" diyerek dua etti.[334]
Külsûm b. Hidm, Medinelilerin eşrafından ve yaşlılarından, salih ve hanedan bir zât idi. Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden önce Müslüman olmuştu Ashabdan:
1. Ebu Ubeyde b. Cerrah,
2. Mikdad b. Amr,
3. Süheyl b. Beyzâ,
4. Safvan b. Beyzâ,
5. lyaz b. Züheyr,
6. Abdullah b. Mahreme,
7. Vehb b. Sa´d,
8. Ma´mer b. Ebi Şerh,
9. Amr b. Ebi Amr,
10. Umeyr b. Avf
ve daha başkaları, Küba´ya geldikleri zaman, Külsûm b. Hidm´in evine inmişlerdi.[335]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Zührî, Megâzî, s. 99, İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 128-129, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 227, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 470, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 103, Zehebî, Târihu´l-islâm , s. 317, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 178, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 195.
[2] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 26, Taberî, Târih, c. 2, s. 245, 470, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 230, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 178-179, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 176, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 78, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 322, Halebî, c. 2, s. 191, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 322.
[3] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 128, İbn Sa´d, c. 1, s. 227, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 198, Taberî, c. 2, s. 245, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 470, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 178.
* Esma binti Ebi Bekir (Heysemî, Mecma, c. 6, s. 53).
[4] Zührî, Megâzî, s. 98-99, İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 128-129, Abdurrezzak, M usannef, c. 5, s. 388, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198, Taberî, Târih, c. 2, s. 245, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 326, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 473, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 235.
[5] Abdurrezzak, M usannef, c.5, s. 387, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 198, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 255, Ebu Nuaym, c. 2, s. 326, Beyhakî, c. 2, s. 473, Ebu´l-F ere c, c. 1, s. 235, İbn Esîr, Kâm i I, c. 2, s. 103, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 82, İ b n Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 183-184, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 320, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 184.
[6] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 255, Beyhakî, c. 2, s. 473, İbn Seyyid, c.1, s. 184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[7] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Abdurrezzak, c. 5, s. 388, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 198, Buhârî, c. 4, s. 255, Ebu Nuaym , c. 2, s. 326, Beyhakî, c. 2, s. 473, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 235, İbn Esîr, c. 2, s. 1 03-104, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, c. 1 , s. 184, Zehebî s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[8] Abdurrezzak, c. 5, s. 388, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 1 98, Buhârî, c. 4, s. 255, Ebu Nuaym, c. 2, s. 326, Beyhakî, c. 2, s. 473, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 235, Muhibbü´t-Taberî, c. 1 ,s. 83, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 84.
[9] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 323.
[10] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Taberî, Târih, c. 2, s. 245, Diyarbekrî, c. 1 , s. 323.
[11] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 1 98, Buhârî, c. 4, s. 255, Taberî, c. 2 , s. 245, Ebu Nuaym, c. 2, s. 326, Beyhakî, c. 2, s. 473, Ebu´l-Ferec, c. 1 ,s.235, İbn Esîr, c. 2, s. 104, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, c.1 ,s.184, Zehebî, s. 320, E bu´l-F idâ, c. 3, s. 18 4.
[12] İbn İshak,İbnHişam ,c. 2,s. 129, Abdurrezzak,c. 5, s. 388, Ahmedb.Hanbel, c. 6, s.198,Buhârî, c. 4,s.255,Ebu Nuaym , c.2, s. 326, Beyhakî, c. 2, s. 473, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 235, İbn Esîr, c. 2, s. 104, M uhibbüt-Taberî, c. 1,s. 83, İbn Seyyid, c.1, s. 184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[13] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Taberî, c. 2, s. 245, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184, Diyarbekrî, c. 1, s. 323.
[14] Abdurrezzak, c. 5, s. 388, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 198, Buhârî, c. 4, s. 255, Ebu Nuaym, c.2, s. 326, Beyhakî, c.2, s. 473, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 235, İbn Esîr, c. 2, s. 104, M uhibbüt-Taberî, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, E bu´l-Fidâ, c.3,s.184.
[15] Taberî, Târîh, c. 2, s. 245.
[16] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 129, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 388, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 255, Taberî, Târih, c. 2, s. 245, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 326, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 235, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c 3, s. 1 84.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, M uhib büt-Taberî, Rı yâdu´n-nadrâ, c.1 , s. 86, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 78, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 323.
[18] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Taberî, c. 2, s. 245, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 178, Diyarbekrî, c. 1, s. 323.
[19] Zührî, Megâzî, s. 99, Abdurrezzak, c. 5, s. 391 , İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198, Buhârî, c. 4, s. 255-256, Taberî, c. 2, s. 245, Ebu Nuaym, c. 2, s. 326-327, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c.1, s. 235, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 1 04, M uhibbüt-Taberî, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 184, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Abdurrezzak, c. 5, s. 391, Buhârî, c. 4, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 236, M uhibbüt-Taberî, c. 1,s.84, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 178.
[21] Abdurrezzak, c. 5, s. 391, Buhârî, c. 4, s. 256, Ebu Nuaym, c. 2,s. 327, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 236, Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 84, İbn Seyyid, c.1, s. 1 84, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184, Diyarbekrî, c. 1,s.323.
[22] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s. 129, Abdurrezzak, c. 5, s. 391 , Ebu Nuaym, c.2, s. 327, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 90-91, Beyhakî, c. 2, s. 474, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 236, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 84, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 184, Diyarbekrî, c. 1, s. 323.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/329-332
[23] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 5.
[24] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 84, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 5, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 265-266, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 23.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/332-333
[25] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2,s. 129, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 104, Muhibbül-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 86, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 1 92.
[26] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 129, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 104, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 86, İbn Seyyi d, U yûnu´l -e ser, c. 1, s. 187, D iyarbekrî, Hamîs, c. 1 , s. 324.
[27] İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 104.
[28] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Mes´udî, Murûcu´z-zeheb, c. 2, s. 285, İbn Esir, c. 2, s. 104, Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 86, İbn Seyyid, c. 1, s. 187, Diyarbekrî, c. 1, s. 324.
[29] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 129, Muhibbüt-Taberî, c. 1,s.86, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 178, Diyarbekrî, c. 1, s. 324.
[30] İ bn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 260, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 322.
[31] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 126-127, Taberî, Târîh, c. 2, s. 244, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 230, İbn Seyyid, c. 1, s. 179, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye c. 3, s. 176, Diyarbekrî, c. 1, s. 324, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 191, Zürkânî, c. 1 , s. 322.
[32] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 228.
[33] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, İbn Sa´d, Tabakât, c . 1, s. 228
[34] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 390.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/333-334
[35] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 126, Taberî, c. 2, s. 243, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 230, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 176.
[36] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 27, İ bn Sa´d, c. 1, s. 228, Taberî, c. 2, s. 243, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 176, Diyarbekrî, c. 1 , s. 324.
[37] İbn İshak,İbn Hişam, c.2, s.1 27, Taberî, c. 2, s. 244, Süheylî, Ravıdu´l-ünüf, c. 4, s. 201, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 177, Diyarbekrî, c. 1,3.325, Halebî, c.2, s. 194, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 323.
[38] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 348, Taberî, c. 2, s. 244, Süheylî, Ravd, c. 4, s. 201, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 177, Diyarbekrî, c. 1, s. 325, Halebî, c. 2, s. 194, Zürkânî, c. 1, s. 323.
[39] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 201, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 194, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 323.
[40] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 191.
[41] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/334-335
[42] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Ebu´l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 231 , İbn Kayyim, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58-59.
[43] İbn İshak, İbn Hişam ,Sîre,c. 2, s. 127, Taberî, Târih, c. 2, s. 244, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 179, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 177, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1 , s. 324, Halebî, İnsânu´l-uyün, c. 2, s. 193.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/335-336
[44] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Taberî, c. 2, s. 244, Halebî, c. 2, s. 193.
[45] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, Taberî, c. 2, s. 244, Halebî, c. 2, s. 1 93.
[46] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, İbn Sa´d, c. 1 , s. 228, Taberî, c. 2, s. 244, Halebî, c. 2, s. 193.
[47] Yâsîn: 1-10.
[48] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 27, Taberî, Târîh, c. 2, s. 244, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 79, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1 , s. 193, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 323.
[49] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, Taberî, c. 2, s. 244, Halebî, c. 2, s. 1 93.
[50] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 390.
[51] Zührî, Megâzî, s. 99, Abdurrezzak, c. 5, s. 390, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 348, Taberî, Tefsîr, c. 9, s. 228.
[52] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 127, Taberî, c. 2, s. 244, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 177, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 325, Halebî, c. 2, s. 194, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 323.
[53] Zührî, Megâzî, s. 99, Abdurrezzak, c. 5, s. 390, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 348, Taberî, Târîh, c. 2, s. 245, Ebu´l-F idâ, c. 3, s. 181, Halebî, c. 2, s. 194.
[54] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 260, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 39.
[55] Zührî, M egâzî, s. 99, Abdurrezzak, c. 5, s. 390, Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 348, Taberî, Târîh, c. 2, s. 245, E bu´l-F idâ, c. 3, s. 181, Halebî, c. 2, s. 194.
[56] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 228, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 260.
[57] Taberî, Târîh, c. 2, s. 245, Diyarbekrî, c. 1, s. 325.
[58] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 39.
[59] Yâkubî, c. 2, s. 39, Taberî, Târîh, c. 2, s. 245, Diyarbekrî, c. 1, s. 325.
[60] Taberî, Târîh, c. 2, s. 245, Diyarbekrî, c. 1, s. 325, Halebî, c. 2, s. 1 94.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/336-338
[61] İbn İshak.İbnHişam, Sîre.c.2, s. 2, s. 130, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 2, s. 294. * Mil, üç veya dört bin zira (arşın]fdı r (Fîrûzâbâdî, Kâmûsu"l-Muhît, c. 4, s. 54). 61 .
[62] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 325.
[63] Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 92, Diyarbekrî, c. 1, s. 92.
[64] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 328
[65] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 260, Taberî, Târîh, c. 2, s. 247, İbn Hazm , Cevâmiu´s-Sîre, s. 91, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1 ,s. 236, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 104, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, t 1, s. 86, İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 178, Diyarbekrî, c. 1, s. 1, s. 324, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 203.
[66] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Taberî, c. 2, s. 247, İbn Hazm, s. 91, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 179.
[67] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 6, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 476, Muhibbü´t-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 92, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 180.
[68] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 130, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 180.
[69] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 477, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 210, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 230, Zehebî, Târîhu´l-islâm,s.322, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 180.
[70] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 6, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 476-477, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 92, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 180.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/338-340
[71] * Ümmü Gaylan ağacı (Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 81).
İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 325, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c.2, s. 482, Süheylî, Ravıd, c. 4, s. 21 0, M uhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ,c. 1, s. 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c.1 ,s.182, Zehebî, Târîhu11-islâm,s.323, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 181-182, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 52-53, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 81, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 327, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 206.
[72] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182.
[73] İbn Sa´d,Tabakât, c. 1, s. 229, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 482, Süheylî, c. 4, s. 21 0, Muhibbüt-TaberT, c. 1, s. 94, İbn Seyyid, c. 1, s. 182, Zehebî, s. 323, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Heysemî, c. 6, s. 52-53, Kastalânî, c. 1, s. 81, Diyarbekrî, c. 1, s. 327, Halebî, c.2. s. 206. 208.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/340.
[74] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s.131, Taberî, Târîh,c.2, s. 247, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 105-106, Muhibbüt-Taberî, c. 1 , s. 83, 88, İbn Seyyid, c. 1, s. 189, Zehebî, s. 327, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 179, Halebî, c. 2, s. 230.
[75] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 228, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 238.
[76] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182-183.
[77] İbn Sa´d, c. 1, s.228, Ebu´l-Ferec,c. 1, s. 238, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 183, Kastalânî, c. 1, s. 81, Diyarbekrî, c.1, s. 328, Halebî, c. 2, s. 208.
[78] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 53, Diyarbekrî, c. 1, s. 330.
[79] Beyhakî, Delâil.c.2, s. 478, Zehebî, s. 316. Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Heysemî, c. 6, s. 51.
[80] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 478, Zehebî, s. 322, Heysemî, c. 6, s. 51 -52.
[81] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 211.
[82] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 260.
[83] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 260, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 7, s. 185.
[84] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182.
[85] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 328, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 210.
[86] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182.
[87] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 229, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 325, 482, Halebî, c. 2, s. 208.
[88] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182.
[89] İbn Sa´d, c. 1, s. 229, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 482, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1 , s. 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 182, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 53, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 81.
[90] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182.
[91] İbn Sa´d, c. 1, s. 229, Beyhakî, c. 2, s. 482, Muhibbüt-Taberî, c. 1 ,s.94, İbn Seyyid, c. 1, s. 182, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Heysemî, c. 6, s. 53, Kastalânî, Mevâhib, c. 1, s. 81.
[92] İbn Sa´d, c. 1, s. 229, Beyhakî, c. 2, s. 42, Muhibbül-Taberî, c. 1, s. 94, İbn Seyyid, c. 1, s. 182, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 182, Heysemî, c. 6, s. 53, Halebî, c. 2, s. 208.
[93] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 261.
[94] Belâzurî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 260, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 91, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 15, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 7, s. 185.
[95] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 389, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 348, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 230, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 181.
[96] Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 292.
[97] Belâzurî, c. 1, s. 260-261, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 81, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 328, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 209.
[98] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Belâzurî, c. 1, s. 261, Kadı lyaz, c. 1, s. 292, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 238, Kastalânî, c. 1, s. 81, Diyarbekrî, c. 1 , s. 328.
[99] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 261.
[100] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 328, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 209.
[101] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 209.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/340-343.
[102] Süheyif, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 212-213, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 82, Diyarbekrî, c. 1 , s. 328-329.
[103] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 181.
[104] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 263, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1854, EbuNuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 328, Halebî, İnsânu´l-uyün,c.2, s. 210.
[105] Bu hân , SahıVı, c. 4, s. 263.
[106] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 204, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1854, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 278, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 481, E bu´l -F erec İ bn C e vzf, el -Vefa, c. 1, s. 236, İ bn Ka yyı m, Zâdü´l -m e ad, c. 2, s. 59, M uhi bbüt-Ta ben", R ı yâdu ´n-n adrâ, c. 1 , s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 322, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 82, Halebî, c. 2, s. 210.
[107] Bu hân, Sahih, c. 5, s. 204.
[108] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 174, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1854, Tiımizî, Sünen, c. 5, s. 278, Beyhakî, Delâil, c . 2, s. 481, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 236, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 93 İbn Kayyım, c. 2, s. 59, Zehebî, s. 322, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Halebî, c. 2, s. 210.
[109] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 1 74, Buhârî, c. 5, s. 204, Müslim , c. 4, s. 1854, Tirmizî, c. 5, s. 278, Beyhakî, c. 2, s. 481, Ebu´l- Ferec, c. 1, s. 238, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 93, İbn Kayyım, c. 2, s. 59, Zehebî, s. 322, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Halebî, c. 2, s. 210.
[110] Ebu Nuaym, Delâil, c. 2, s. 328, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 213, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 93, İbn Kayyım, c. 2, s. 59, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 52, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 82, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 328.
[111] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 174, Buhân, c. 5, s. 204, Müslim, c. 4, s. 1854, Tirmizî, c. 5, s. 278, Ebu Nuaym, c. 2, s. 328, Beyhakî, c. 2, s. 481, Begavî.Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179-180, E bu´l-F erec, c.1 ,s. 237, Muhibbüt-Taberî, c. 1 ,s. 93, İbn Kayyım , c. 2, s. 59, Zehebî, s. 322, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, Diyarbekrî, c. 1,s.328, Halebî, c. 2, s. 210.
[112] Tevbe:40.
[113] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 228, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 260, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 39, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 238, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 327-328, Halebî, Insânu´l-uyûn, c. 2, s. 209.
[114] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 130, Belâzurî, c. 1, s. 261, Taberî, Tânh, c. 2, s. 247, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 91 , Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 86-87, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 182, 195, Diyarbekrî, c. 1, s. 328, 330, Halebî, c. 2, s. 211.
[115] Belâzurî, Ensâb, c. 1,s.261, Muhibbü´t-Taberî, c. 1,s.87, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185, Halebî, c. 2, s. 211.
[116] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 130, Belâzurî, c. 1, s. 261, Taberî, c. 2, s. 247, İbn E sîr, Kâmil, c. 2, s. 104, Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 86, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 182, 185, Diyarbekrî, c. 1, s. 330, Halebî, c. 2, s. 211.
[117] Belâzurî, Ensâb, c. 1,s. 260, Diyarbekrî, c. 1, s. 330, Halebî, c. 2, s. 211.
[118] İbn Hacer, Fethu´l -Bârî, c. 7, s. 184, Kastalânî, c. 1, s. 79, Diyarbekrî, c. 1, s. 32 5, Zürkânî, Mevâhi bu´l-l edünni ye Ş erhi, c. 1, s. 325.
[119] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 390, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 256, Belâzurî, c. 1, s. 261, Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 328, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 84, Zehebî, Târîhu´l-islâm,s.32O, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[120] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Taberî, c. 2, s. 247, İbn Hazm, s. 91, İbn Esîr, c. 2, s. 104, Diyarbekrî, c. 1, s. 323, Halebî, c. 2, s. 212.
[121] Zührî, Megâzî, s. 101, Abdurrezzak, c. 5, s. 390, Buhârî, c. 4, s. 256, Belâzurî, c. 1, s. 261, Ebu Nuaym, c. 2, s. 326, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[122] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Taberî, c. 2, s. 247, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 179.
[123] Abdurrezzak, c. 5, s. 391, Buhârî, c. 4, s. 256, Belâzurî, c. 1 , s. 261, Ebu Nuaym, c. 2, s. Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 236, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[124] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Abdurrezzak, c. 5, s. 391, Buhân, c. 4, s. 256, Belâzurî, c.1, s. 261, Taberî, c. 2, s. 247, EbuNuaym, c. 2, s. 328, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, c. 1,s.184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[125] Abdurrezzak, c. 5, s. 391, Buhârî, c. 4, s. 256, Belâzurî, c. 1, s. 261, Ebu Nuaym, c. 2, s. 328, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 236, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[126] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 130, Abdurrezzak, c. 5, s. 391, Buhârî, c. 4, s. 256, Ebu Nuaym, c. 2, s. 328, Beyhakî, c. 2, s. 474, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, c. 1, s. 184, Zehebî, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184.
[127] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 260.
[128] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 30, Taberî, Tânh, c. 2, s. 247, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 179, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 212.
[129] Taberî, c. 2, s. 246, Heysem f, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 53.
[130] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Taben, c. 2, s. 247, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 179, Halebî, c. 2, s. 21 2.
[131] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 391, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 256, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüwe, c. 2, s. 328, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 475.
[132] Ebu´l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 236.
[133] Taberî, Târih, c. 2, s. 247, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 475, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 53.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/343-347.
[134] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 172, Belâzurî, c. 1 , s. 261, Muhibbüt-Tabeıf, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1,s. 116.
[135] İbn Sa´d, c. 3, s. 1 72, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 350, Belâzurî, c. 1, s. 261, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 5, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 116, İbn Seyyid, c. 1, s. 187.
[136] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 33, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 350, Hâkim, c. 3, s. 5, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 187, Zehebî, s. 327.
[137] İbn Sa´d, c. 3, s. 172, Belâzurî, c. 1, s. 261.
[138] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 261.
[139] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 133, İbn Seyyid, c. 1, s. 187.
[140] İbn Sa´d. Tabakât. c. 3. s. 172.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/347-348.
[141] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 225, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 371 , Buhârî, Sahih, c. 4, s. 253, Müslim, Sahih, c.4,s.1826,Taberî, Târih, c. 2, s. 250, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 511-512.
[142] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 224, Diyarbekıî, Hamîs, c. 1, s. 317.
[143] Taberî, Târih, c. 2, s. 240.
[144] Taberî, c. 2, s. 240, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 465.
[145] İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 7, s. 184, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 79, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 325, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 325.
[146] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 130, Zührî, Megâzî, s. 100, İbn Sa´d, c. 1, s. 229, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 261 , Taberî, c. 2, s. 247.
[147] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 130, Taberî, c. 2, s. 247, İbn Esîr, c. 2, s. 1 04, Diyarbekıî, c. 1, s. 330.
[148] Abdurreizak, M usannef, c. 5, s. 391, Buhârî, c. 4, s. 256, İbn Haim, s. 91 -92, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 475, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, c. 1, s. 184.
[149] Taberı, Târih, c. 2, s. 254, Mes´udî, Murûoj´z-zeheb, c. 2, s. 285.
[150] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 232, Belâzurî, Ensâb.c.1, s. 261, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.239.
[151] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as,c.3,s. 110, İbn Sa´d, c. 1, s. 232, Belâzurî, c. 1, s. 261, Taberî, c. 2, s. 254, Ebu´l-Ferec, c. 1 ,s. 249, İbn Esîr, c. 2,5.107, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 177.
[152] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 288, Belâzurî, c. 1, s. 261.
[153] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 131, Taberî, Târîh, c. 2, s. 247, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 188, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 330.
[154] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 492.
[155] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 131, Taberî, c. 2, s. 247, Diyarbekrî, c. 1, s. 330-331.
[156] Abdurrezzak, M usannef, c. 5, s. 392, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 256, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 475, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 239, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 184, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 320, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 184, Heysem f, Mecma, c. 6, s. 54, Diyarbekrî, c. 1, s. 331.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/348-349.
[157] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 305, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 722, Dârımf, Sünen, c. 2, s. 1 56, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 518, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 80, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 328.
[158] Kastalânî, Mevâhib, c. 1, s. 80, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 328.
[159] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 305, Dârımf, Sünen, c. 2, s. 156, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 722, Kastalânî, Mevâhib, c. 1, s. 80, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 328.
[160] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 305, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 51 8.
[161] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 305, Tirmizî, c. 5, s. 722, Dârımf, c. 2, s. 156, Beyhakî, c. 2, s. 518, Kastalânî, c. 1, s. 80, Zürkânî, c. 1 ,s.328.
[162] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 518, Kastalânî, c. 1, s. 80, Zürkânî, c. 1, s. 328.
[163] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 305, Tirmizî, c. 5, s. 722, Dârımf, c. 2, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 518, Kastalânî, c. 1, s. 81 , Zürkânî, c. 1 ,s.328.
[164] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 723.
[165] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 518, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 1 2, s. 259.
[166] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 304, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 149, Vâhidf, Esbâbü´n-nüzûl, s. 197, Kurtubf, Tefsîr, c. 10, s. 313, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 177.
[167] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/350-351.
[168] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 7.
[169] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1 266.
[170] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 54.
[171] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 233, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 122, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1, s. 246, Heysemî, Meana, c. 6, s. 54.
[172] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 54.
[173] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 235, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 211 , Buhârî, Sahih, c. 4, s. 259, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 246.
[174] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 235, Ahm ed b. Hanbel, c. 3, s. 211, Buhârî, c. 4, s. 259.
[175] İbn İshak.İbnHisam, Sîre,c.2, s. 136, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 8.
[176] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1130.
[177] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 136, Taberî, Târîh, c. 2, s. 246, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 8, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 92, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 323, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 189, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 321.
[178] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1 287.
[179] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 313.
[180] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1 287.
[181] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 54.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/351-352.
[182] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 2, Müslim , Sahih, c. 4, s. 2309, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvvıe, c.2,s. 330, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 483, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239-240, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324.
[183] İbn Sa´d, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 2, Müslim, c. 4, s. 2309, Ebu Nuaym, c. 2, s. 330, Beyhakî, c. 2, s. 483, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 104, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 87.
[184] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2309.
[185] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Müslim, c. 4, s. 2309-231 0, Beyhakî, c. 2, s. 483, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324.
[186] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 365, Müslim, c. 4, s. 2309.
[187] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 2, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2309-2310, Ebu Nuaym, D el âil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 330, Beyhak f, D el âil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 483, E bu´l -Ferec İ bn C evz\, el -Vefa, c. 1, s. 239.
[188] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2309.
[189] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 2, E bu Nuaym, c. 2, s. 330, Beyhakî, c. 2, s. 483, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[190] İbn Sa´d, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 2, Müslim, c. 4, s. 2310, Ebu Nuaym, c. 2, s. 330, Beyhakî, c. 2, s. 483.
[191] Müslim, c. 4, s. 2310.
[192] İbn Sa´d, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Ebu Nuaym, c.2, s. 330, Beyhakî, c. 2, s. 483, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[193] İbn Sa´d, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1 ,s.3, Müslim, c. 4, s. 2310, Ebu Nuaym, c. 2, s. 330, Beyhakî, c. 2, s. 483, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[194] İbn Sa´d, c. 4, s. 365, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Ebu Nuaym, c.2, s. 330, Beyhakî, c. 2, s. 483, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[195] İbn Sa´d, c. 4, s. 365-366, Ahmed b. Hanbel, c.1 ,s.3, Müslim, c. 4, s. 2310, Beyhakî, c.2, s. 483, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 239, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 95, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[196] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2310.
[197] Bu harf, Sahîh, c. 4, s. 259.
[198] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1,s. 3, Müslim, c. 4, s. 2310, Beyhakî, Delâilü´n- nübüvve, c. 2, s. 484, E bu´l-F ere c İ bn C evzf, el-Vefa, c. 1, s. 239-240, M uhi bbüt-Taberî, R ı yâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 9 6, Zeh ebf, Târîhu´ I-islâm, s. 324, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 187.
[199] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Buhârî, c. 4, s. 259, Müslim, c. 4, s. 2310, Beyhakî, c.2, s. 484, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 240, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 96, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[200] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Beyhakî, c. 2, s. 484, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 240, Zehebî, s. 324.
[201] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2310.
[202] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 222.
[203] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Beyhakî, c. 2, s. 484, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 240, Muhibbüt-Taberî, c. 1 , s. 96, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/352-354.
[204] Ümmü Ma´bed Hatunun çadırı Kudeyd ile Müşellel arasında olup, bunların arası üç mil idi (Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 333). Müşellel de; Mekke ile MedinEsîrasında, deniz kıyısında, Kudeyd´e kadar uzanan bir dağdır (Ebu´l-Münzir Hişam, Kitâbu´l-esnâm, s. 13, Yâk ut M u´ cem u´ l-büldâ n, c. 5, s. 1 36). M üş eli el´i n M e dine´ye u zak lı ğı yedi mildir. (Yak ut, c. 5, s. 24).
[205] Hurma yerine, süt rivayeti de vardır (Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 192, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 84).
[206] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ.c. 1, s. 230, Hâkim, Müstedrek.c. 3, s. 9, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c.2, s. 338, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 226, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1958-1959, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 101, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 437-438, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 192, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 55-56, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 497498.
[207] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,s. 242, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 192, Diyarbekrî, c. 1, s. 333.
[208] İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 188.
[209] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/354-355.
[210] İbn Sa´d, c. 1, s. 230, Hâkim, c. 3,s. 9,EbuNuaym, c. 2, s. 338, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 278, İbn Abdilberr, İstiâb, c.4,s. 1959, Sühevlf, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 226-227, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 243, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 101-102, Zehebî, s. 437438, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 192, Heysemî, c. 6, s. 56, Kastalânî, c. 1, s. 84, Diyarbekrî, c. 1.S.333.
[211] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 243.
[212] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 230, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 9, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüwe, c. 2, s. 338, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 278-279, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1959, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 226, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el- Vefâ, c. 1 , s. 243, Muhibbü´t-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 102, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 188, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 437-438, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 192, Heysemî, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 56, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 84.
[213] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 289, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 262, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 245-246, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 334, Halebî, İnsânu´l-uyün, c. 2, s. 228.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/356.
[214] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 230-231, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 9-10, E bu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 338, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 279, İbn Atodilbetr, İsti âb, c. 1959-1960, Ebu´lf erec İbn Cevzi, el-Vefâ, c. 1, s. 243-244, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 60, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 102, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 188, Zehebî, Târıİıu´l-islâm, s. 438-439, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 192-193, Heysemî, Meanau´i-ZEvâid, c. 6, s. 56-57, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 86, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 333-334.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/357-358.
[215] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 289, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 262, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 246, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 498, Kastalânî, c. 1, s. 86, Diyarbekrî, c. 1 , s. 333-334.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/358.
[216] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 227.
[217] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 289, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 498.
[218] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 334, Halebî, İnsânu´l-u\ûn, c. 2, s. 228.
[219] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 334.
[220] Diyarbekrî, c. 1, s. 334, Halebı, c. 2, s. 228.
[221] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 78-79, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 141-142, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, d, s. 133, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 61.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/358-359.
[222] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 132, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 229, Taberî, Târih, c. 2, s. 247, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 106, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 189, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 329, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 189, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 60.
[223] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 288.
[224] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 133, Taberî, c. 2, s. 248, İbn Esîr, c. 2, s. 106, İbn Seyyid, c. 1, s. 189, Zehebî, s. 329, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 189, İbn Kayyım, c. 2, s. 60. Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 85.
[225] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s.1 32, İbn Sa´d, c. 8, s. 288-289, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 262, Taberî, c. 2, s. 247-248, Hâkim,Müstedrek,c.3, s. 10, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 220, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 244, İbn Esîr, c. 2, s. 106, İbn Kayyım , c. 2, s. 60, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 102, İbn Seyyid, c. 1, s. 189, Zehebî, s. 329, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 89, Heysem f, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 57, Kastalânî, c. 1, s. 84-85, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 334.
[226] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 493, Süheylî, Ravıdu´l-ünüf, c. 4, s. 225, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 191, Halebî, İ nsânu´l-uyûn, c.2, s. 225.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/359-360.
[227] İmam Zührî, Megâzî, s. 101, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 176, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 256, Hâkim , M üstedrek, c. 3, s. 6-7, E bu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 332, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 486, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 240, İbn Seyj´id, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 184, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 328, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 185.
[228] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 232.
[229] İmam Zührî, Megâzî, s. 101 -102, İbn İshak, İbn Hişam, Sine, c. 2, s. 1 34, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 256, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 6-7, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 240, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 84, Zehebî, s. 328, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[230] İmam Zührî, Megâzî, s. 1 02, Abdurrezzak, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 256, Ebu Nuaym , c. 2, s. 332, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 240-241, İbn Seyyid, c. 1, s. 184-185, Zehebî, s. 328, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[231] İmam Zührî, Megâzî, s. 102, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 134, Abdurrezzak, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 256, Hâkim, c. 3, s. 7, E bu Nuaym, c. 2, s. 332, Beyhakî, c. 2, s. 486.
[232] İmam Zührî, s. 1 02, Abdurrezzak, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 256, Hâkim, c . 3, s. 7, Beyhakî, c. 2, s. 486, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 241, İbn Seyyid, c. 1, s. 185, Zehebî, s. 328, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[233] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 134, Ebu Nuaym, c. 2, s. 332, Beyhakî, c. 2, s. 486, Zehebî, s. 328, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[234] İmam Zührî, s. 102, Abdurrezzak, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 256, Ebu´l-Ferec, c. 1, s.241, İbn Seyyid, c. 1, s. 185, Zehebî, s. 325, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[235] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 134, Ebu Nuaym , c. 2, s. 332, Beyhakî, c. 2, s. 486, Zehebî, s. 328.
[236] İmam Zührî, s. 102, Abdurrezzak, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 256, Hâkim, c. 3, s. 7, EbuNuaym, c. 2, s. 332. E bu´l-Ferec, c. 1, s. 241, İbn Seyyid, c. 1, s. 185, Zehebî, s. 325-326, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 85.
[237] İmam Zührî, s. 102, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 134, Ebu Nuaym, c. 2, s. 332-333, Beyhakî, c. 2, s. 486.
[238] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 392, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 176, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 256-257, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 241, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 325-326, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n- nihâye, c. 3, s. 185.
[239] Abdurrezzak, c. 5, s. 393, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 7.
[240] Abdurrezzak, c. 5, s. 393, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 257, Hâkim, c. 3, s. 7.
[241] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 257.
[242] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, E bu´l-Ferec, c. 1 , s. 240, Zehebî, s. 324-325, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 188.
[243] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Buhârî, c. 4, s. 259, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 240, Zehebî, s. 324, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 188
[244] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 240, Zehebî, s. 324-325, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 187.
[245] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 240, Zehebî, s. 325, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 188.
[246] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 259.
[247] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. Ebu´l-Ferec, c. 1,s.24O, Zehebî, s. 325, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 188.
[248] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 259.
[249] İmam Zührî, Megâzî, s. 102-103, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 393, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 176, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 257.
[250] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 3, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 484, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 381, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 324.
[251] İmam Zührî, s. 103, İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 134, Ab durrezzak, c. 5, s. 393-394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 257, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 7, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 487, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 241, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 85, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 326, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 185.
[252] İmam Zührî, s. 103, Abdurrezzak, c. 5, s.394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s.263,Hâkim , c.3,s.7, Beyhakî, c. 2, s. 487, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 241, İbn Seyyid, c. 1,s.185, Zehebî, s. 326, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[253] İmam Zührî, s. 103, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 134, Abdurrezzak, c. 5, s. 394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 1 76, Buhârî, c. 4, s. 257, Beyhakî, c. 2, s. 487, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 241, İbn Seyyid, c. 1, s. 185, Zehebî, s. 326, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 85.
[254] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 134, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 333, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 488, İbn E sîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 332.
[255] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 3, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2311, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 325, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 188.
[256] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2311 .
[257] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Zehebî, s. 325.
[258] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Müslim, c. 4, s. 2311, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 240, Zehebî, s. 325.
[259] İbn Sa´d, c. 4, s. 366, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 3, Müslim, c. 4, s. 2311, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 240, İbn Seyyid, c. 1 , s. 185, Zehebî, s. 325, E bu´l-F idâ, c. 3, s. 18 8.
[260] İmam Zührî, Megâzî, s. 102, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 134 Abdurrezzak, c. 5, s. 393-394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 257, Ebu Nuaym, c . 2, s. 333, Beyhakî, c. 2, s. 488, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 241.
[261] Zührî, s. 103, Abdurrezzak, c. 5, s. 394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 257, Hâkim, Müstedrek, c.3, s. 7, Beyhakî, c. 2, s. 487, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 241-242, İbn Seyyid, c.1, s. 185, Zehebî, s. 326, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[262] İmam Zührî, s. 1 03, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 135, Abdurrezzak, c. 5, s. 394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Ebu Nuaym, c. 2, s. 333, Beyhakî, c. 2, s. 478.
[263] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 135, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 333, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 488.
[264] İmam Zührî, Megâzî, s. 103, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 394, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 176.Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 257, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 7, Beyhakî, c. 2, s. 487, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 242, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 326, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 185.
[265] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 135, Ebu Nuaym , c. 2, s. 333, Beyhakî, c. 2, s. 488, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 332.
[266] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 135, Ebu Nuaym , c. 2, s. 333, Beyhakî, c. 2, s. 488, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 332.
[267] İmam Zührî, s. 103, Abdurrezzak, c. 5, s. 394, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 176, Buhârî, c. 4, s. 257, Hâkim , c. 3, s. 7, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 242, İbn Seyyid, c. 1, s. 185, Zehebî, s. 326, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 185.
[268] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 135, Ebu Nuaym , c. 2, s. 333, Diyarbekrî, s. 332.
[269] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 266, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 211, Buhârî, c. 4, s. 260, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1 , s. 104, Zehebî, s. 338, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 220, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye, Şerhi, c. 1, s. 347.
[270] İbn Sa´d, c. 1, s. 232, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2310, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 185, Diyarbekrî, c. 1,s.332.
[271] Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 332.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/361-366.
[272] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 1 05, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 221.
[273] Rum beldelerinden Cezfre ile birlikte, Şam krallarından her birine Kayser, Fars krallarından her birine Kisrâ, Mısır krallarından her birine Firavun, İskenderiye krallarından her birine Mukavkıs, \femen ve Şıhhfr krallarından her birine Tübba, Habeş krallarından her birine Necaşf, Yunan ve Hind krallarından her birine Batlım us, Türk krallarından her birine de Hakan denilir (Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 78).
[274] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 332.
[275] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 218.
[276] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 1 05, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 221.
[277] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 218.
[278] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 6, s. 325-326, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 581, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 21 8, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 332, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 19, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 333, Halebî, c. 2, s. 221.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/367.
[279] Süheyiî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 217.
[280] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 336, İbn Hacer, Metâlibu´l-âliye, c. 4, s. 205.
[281] Ebu Nuaym, c. 2, s. 336-337, Beyhakî, c. 2, s.489, İbn Abdilberr, c. 2, s. 583, Süheylî, Ravd, c. 4, s.217, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 332, İbn Hacer, Metâlib, c. 4, s. 205-206.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/367-368.
[282] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 136, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 233, Taberî, Târih, c. 2, s. 246, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 92, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 323, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 189, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 331.
[283] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 2, s. 350, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1200.
[284] Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 10, İbn Sa´d, c. 2, s. 7.
[285] Fahru´r-Râzf, Tefsîr, c. 25, s. 21, Kurtubf, Tefsîr, c. 13, s. 321 , Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 414.
[286] Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 194, Fahm´r-Râzf, c. 25, s. 21, Kurtubf, c. 1 3, s. 321, Hâzin, c. 3, s. 414.
[287] İbn Kutevtae, Garîbu´l-Kur´ân, s. 336, Zemahşerî, c. 3, s. 194, Fahru´r-RâzT, c. 25, s. 21, Kurtubf, c. 13, s. 321, Hâzin, c. 3. s. 414415.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/368-369.
[288] Semhûdî, Vefau´l-vefa, c. 4, s. 1 278.
[289] İbn Sa´d, c. 4,s.242,İbn Abdilberr, İstiâb, c. 185, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 146.
[290] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 262
[291] İbn Sa´d, c. 4, s. 242, Belâzurî, c. 1, s. 262, İbn Abdilberr, c. 1, s. 185, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 209.
[292] İbn Sa´d, c. 4, s. 242, İbn ^dilberr, c.1 , s. 185, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 1, s. 209.
[293] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 262.
[294] İ bn Sa´d, Tab akâtü ´l-kübrâ, c. 4, s. 242, İ bn Abdil berr, İ stiâb, c. 1, s. 18 5, İ bn E sîr, U sdu´l-gâbe, c. 1, s. 20 9. 289.
[295] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 242.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/369-370.
[296] İbn Sa´d, c. 3, s. 215, Bedrüddin Aynf, Umdetu´l-kârf, c. 17, s. 49.
[297] İmam Zührî, Megâzî, s. 103, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 395, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 257, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 11, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 498, Ebu´l-Ferec İbn Cevzi, el-Vefa, c. 1, s. 242.
[298] Bedrüddin Avnf, Umdetu´l-kârf, c. 17, s. 49, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 7, s. 189, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1,s.325.
[299] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 136, İbn Sa´d, c. 1, s. 232, İbn Hazm , Cevâmiu´s-Sîre, s. 92, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 323, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 189, Diyarbekrî, c. 1, s. 331.
[300] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 21, Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1297.
[301] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 55.
[302] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1 304.
[303] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 36, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 232, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, c. 92, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 323, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 189.
[304] Aynı kaynaklar.
[305] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1121.
[306] Süheyif, Ravdu´l-ünüf, c.4, s. 250, Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 2, s. 112. 3O1.
[307] Süheyif, Ravd.c.4, s. 249-250, Yakut, Mu´cem, c. 2, s. 3, Semhûdî, c. 4, s. 1262.
[308] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 136, İbn Sa´d, c. 1, s. 233, İbn Hazm, s. 92, Zehebî, s. 323, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 89.
[309] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1 262.
[310] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 290.
[311] Yakut, c. 4, s. 290, Semhûdî, c. 4, s. 1284.
[312] Semhûdî, c.4, s. 1284.
[313] Yakut, c. 4, s. 98.
[314] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 136.
[315] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 59.
[316] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 311.
[317] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2,s. 136, Taberî,Târîh, c. 2, s. 246, İbn Hazm , Cevâmiu´s-Sîre,s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 323, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 189.
[318] İbn Sa´d, Tabakât, c. l.s.233.
[319] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 880.
[320] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 1 267.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/370-372.
[321] İmam Zührî, Megâzî, s. 103-104, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 137, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 395, İbn Sa´d, c. 1 , s. 233, Buhârî, t 4, s. 257.
[322] İbn Sa´d, c. 1, s. 233, Buhârî, c. 4, s. 257, Zehebî, s. 333.
[323] İbn Sa´d, c. 1, s. 233, Belâzuıî, c. 1, s. 263.
[324] İmam Zührî, Megâzî, s. 104, İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 137, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 396, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 257-258, Taberî, Târîh, c. 2, s. 248-249, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 333-334.
[325] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 4, s. 245.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/373.
[326] Taberî, Târih, c. 2, s. 254, Zehebî, el-İber, c. 1, s. 3.
[327] Zehebî, el-İber, c. 1, s. 3.
[328] İmam Zührî, s. 1 04, İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 137, Abdurrezzak, c. 5, s. 395, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 233, Buhârî, c. 4, s. 258, İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 66, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 263, TaberT, c. 2, s. 248, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 93, İbn EsTr, Kâm il, c. 2, s. 106, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 186, Zehebî, s. 333.
[329] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 137, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 233, Belâzurî, c. 1, s. 263, İbn Kuteybe, s. 66, Taberî, c. 2, s. 248, İbn Haim, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 192.
[330] İmam Zührî, s. 104, İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 138, ^Jodurrezzak, c. 5, s. 395, Taberî, c. 2, s. 249, İbn Esîr, c. 2, s. 106, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 92, Ebu´l-Fidâ, 197.
[331] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 138, İbn Sa´d, c. 1, s. 233, Belâzurî, c. 1 , s. 263, İbn Kuteybe, s. 66, Taberî, c. 2, s. 249, İbn Hazm, s. 93, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 250, Süheyif, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 253, İbn Esîr, c. 2, s. 106, İbn Seyyid, c.1 , s. 192, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 197.
[332] Süheyif, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 253.
[333] Ahmed Muhtar Paşa, Rıyâdu´l-m uhtar, s. 358.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/374.
[334] Semhûdî, Vefâu´l-vefâ, c. 1, s. 245, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 337.
[335] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 623-624.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/374-375.
|
|
|
| Medine´ye Hicret |
|
Yazar: RasitTunca - 10-31-2018, 04:41 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Mekkeli Müslümanların Medine´ye Hicretleri
İkinci Akabe Bey´atında, Ensandan yetmişüç erkek ile iki kadın bey´at ederek[1] Peygamberimiz (a.s.)ın yanından ayrıldıkları ve Yüce Allah yiğit, savaşçı, hazırlıklı ve koruyucu bir kavim ile Resûlünün gönlünü huzur ve sükûna kavuşturduğu zaman,[2] Resûlullah (a.s.)a böylece koruyucu bir kavim ve bir hicret yurdu hazırlandığını gören[3] ve Mekke´deki Müslümanların da bir gün Medine´ye çıkıp gideceklerini anlayan müşrikler,[4] birbirlerini kışkırttılar, kızıştırdılar.[5] Müslümanları dinlerinden döndürmek için,[6] onlara[7] ve Peygamberimiz (a.s.)a[8] yapageldikleri işkenceleri büsbütün şiddetlendirdiler, yapmadık işkence bırakmadılar.[9]
Müslümanlar, bu dayanılmaz işkencelerden dolayı Mekke´de oturamayacak hale geldikleri zaman,[10] durumlarını Peygamberimiz (a.s.)a arzettiler ve hicret için Peygamberimiz (a.s.)dan izin istediler.[11]
Peygamberimiz (a.s.):
"Sizin hicret edeceğiniz yurt bana gösterildi.
Orasının, iki kara taşlık arasında, hurmalık, çorak bir yer olduğunu gördüm.[12]
Orası, Yesrib (Medine)´dir.
Gitmek isteyen, oraya gitsin! [13]
Orası yakın bir beldedir. Siz orayı biliyorsunuz.
Orası, Şam´a giderken, ticaret kervanınızın yoludur!" buyurdu.[14]
Peygamberimiz (a.s.), böylece, Habeş ülkesinden Mekke´ye dönmüş bulunan Mekkeli Muhacirler ile [15] Mekke´de yanında bulunan Müslümanlara, Medine´ye hicret edip gitmelerini[16] ve Ensar kardeşleriyle birleşmelerini emretti ve:
"Yüce Allah, onları sizin için kardeşler; ve Medine´yi de, emniyet ve huzur bulacağınız bir yurt kıldı!" buyurdu.[17]
Bunun üzerine, Müslümanlar, hiç sezdirmeden,[18] acele, yardımlaştılar, birbirlerini hazırladılar. [19]
Birbiri ardınca, Medine´ye hicret etmeye başladılar.[20]
Hayvanları olanlar hayvanlarına binerek, hayvan bulamayanlar da yaya olarak çıkıp gittiler.[21]
Âmir b. Rebia ile Zevcesi Leylâ Hatunun Medine´ye Hicreti
Bir yıl önce Medine´ye hicret eden[22] Ebu Seleme´den sonra, Mekke Muhacirlerinden, zevcesi Leylâ Hatunla birlikte Medine´ye hicret edip gidenlerin ilki, Âmir b. Rebia oldu.[23] Küba köyünde Meysere b. Abdulmünzir´in evine indi.[24]
Ganm b. Dudan Oğullarının Medine´ye Hicretleri
Âmir b. Rebia´dan sonra.[25] Ganm b. Dudan oğullarının bütün erkekleri ve kadınları, Medine´ye hicret etmek üzere, derlenip toparlandılar.[26] Evlerini kapalı olarak terkedip yola çıktılar.[27] Onlar, yirmiiki erkek ile yedi kadın idiler.
Erkekler:
1. Abdullah b. Cahş,
2. Ebu Ahmed Abd b. Cahş,
3. Ükkâşe b. Mıhsan,
4. Ebu Sinan b. Mıhsan,
5. Sinan b. Ebi Sinan,
6. Şüca1 b. Vehb,
7. Ukbe b.Vehb,
8. Erbed b. Humeyre,
9. Munkız b. Nübâte,
10. Saîd b. Rukayş,
11. Yezid b. Rukayş,
12. Muhriz b. Nadla,
13. Kays b. Câbir,
14. Amr b. Mıhsan,
15. Malik b. Amr,
16. Safvan b. Amr,
17. Sakf b. Amr,
18. Rebia b. Eksem,
19. Zübeyr b. Ubeyde,[28]
20. Temmam b. Ubeyde,
21. Sahbere b. Ubeyde,
22. Muhammed b. Abdullah b. Cahş.
Kadınlar
1. Zeyneb binti Cahş (Mü´minler Annesi),
2. Hamne binti Cahş,
3. Cüzâme binti Cendel,
4. Ümmü Kays binti Mıhsan,
5. Ümmü Habib binti Nübâte (Sümâme),
6. Âmine binti Rukayş,
7. Ümmü Habib binti Cahş,
8. Sahbere binti Temim.[29]
Bunların, erkek kadın hepsi, Küba köyünde oturan Mübeşşir b. Abdulmünzir´e konuk oldular.[30] Hicret sebebiyle Cahş oğullarının evlerinin kapanmış, içinde hiç kimseler kalmamış olduğunu gören
Utbe b. Rebia, içini çekip:
"Selâmeti uzayan her ev, bir gün, yıkıcı rüzgâra ve acıklı akıbete uğrar!" mealli beyti okumuştur.[31]
Beytin Ebu Süfyan b. Harb tarafından okunduğu da rivayet edilir.[32]
Hz. Ömer ve Arkadaşlarının Medine´ye Hicretleri
Cahş oğullarından sonra, Hz. Ömer de,[33] yirmi kişilik bir kafile ile Medine´ye hicret edip,[34] Küba köyünde Rifâa b. Abdulmünzir´e konuk oldular.[35]
Hz. Ömer der ki:
"Ben, Ayyaş b. Ebi Rebia ve Hişam b. Âs; Medine´ye hicret etmek istediğimiz zaman, hazırlandık. Şerifin üzerinde, Gitar oğullarına ait Edâet´teki Tenâdıb´da* sabahleyin erkence hazır bulunmayı vaadleştik.
´Hangimiz orada sabahleyin bulunamazsak, o yakalanmış demektir. Artık arkadaşları, onu beklemesinler, yollarına devam etsinler´ dedik.
Benimle Ayyaş b. Ebi Rebia, Tenâdıb´ın yanında, sabahleyin erkenden hazır bulunduk.
Hişam ise tutuldu, bizden geri kaldı. Dininden döndürülmek için işkenceden işkenceye uğratıldı ve saptın İdi ."[36]
Hz. Ali derki:
"Muhacirlerden hiç kimse bilmiyorum ki, gizli olarak hicret etmiş olmasın. Ömerb. Hattab, bundan müstesnadır.
O, hicret edeceği zaman, kılıcını kuşandı, yayını omuzuna astı, oklarını ve mızrağını eline aldı, Kabe´ye vardı.
Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri, Kabe´nin yanında bulunuyorlardı.
Ömer b. Hattab; Kabe´yi yedi kere tavaf ettikten sonra, halkın birer birer başuçlarına dikilip:
´Anasını ağlatmak, yahut çocuğunu yetim ya da karısını dul bırakmak isteyen varsa, şu vadinin arkasında gelip benimle karşılaşsın!´ dedi. Hiç kimse, ardına düşüp onu takip edemedi."[37]
Muhacirlerin Kimlere Konuk Oldukları
Hz. Ömer´le birlikte hicret edenlerden Küba´da Rifâa b. Abdulmünzir´e konuk olanlar
1. Ömer b. Hattab,
2. Zeyd b. Hattab,
3. Saîd b. Zeyd, b. Amr, b. Nüfeyl,
4. Ömer b. Sürâka,
5. Abdullah b. Sürâka,
6. Ayyaş b. Ebi Rebia,
7. Vâkıd b. Abdullah,
8. Havlî b. Ebi Havlî,
9. Malik b. Ebi Havlî,
10. Huneys b. Huzâfe,
11. İyas b. Bükeyr,
12. Âkil b. Bükeyr,
13. Âmir b. Bükeyr,
14. Halid b. Bükeyr.[38]
Mekkeli Muhacirlerden Küba´da Külsûm b. Hidm´e konuk olanlar
1. Hz. Hamza b. Abdulmuttalib,
2. Zeyd b. Harise,[39]
3. Ebu Mersed Kennaz b. Hısn (Husayn),
4. Enes (Peygamberimiz (a.s.)ın azadlısı),
5. Ebu Kebşe (Peygamberimiz (a.s.)ın azadlısı).[40]
Mekkeli Muhacirlerden Küba´da Bel´aclanların kardeşi Abdullah b. Selemeye konuk olanlar
1. Ubeyde b. Haris,
2. Husayn b. Haris,
3. Tufeyl b. Haris,
4. Mıstah b. Üsâse,
5. Suveybıtb. Sa´d,
6. Tuleyb b. Umeyr,
7. Utbe b. Gazvan´ın azadlısı Habbab.
Mekkeli Muhacirlerden Küba´da Bel haris b. Hazreclerden Sa´d b. Rebia´ya konuk olanlar
1. Abdurrahman b. Avf
ve daha bazıları.
Münzir b. Muhammed b. Ukbe´ye konuk olan Mekkeli Muhacirler:
1. Zübeyr b. Avvam,
2. Ebu Sebre b. Ebi Rühm.
Abduleşhellerin kardeşi Abbâd b. Bişr´e konuk olan Muhacirler:
1. Ebu Huzeyfeb. Utbe,
2. Salim Mevlâ Ebi Huzeyfe,
3. Utbe b. Gazvan.
Hassan b. Sâbit´in kardeşi Evs b. Sâbit´e konuk olan Muhacirler
1. Hz. Osman,
ve başka bazıları.[41]
Bekâr Muhacirler de, Küba´da Sa´d b. Haysemeye konuk oldular. Sa´d b. Hayseme´nin kendisi de bekârdı.[42]
Kuba´daki Muhacir Cemaatının İmamı
Kuba köyünde, içlerinde Hz. Ömer ve Ebu Seleme´nin de bulunduğu Muhacir cemaatına, Salim Mevlâ Ebi Huzeyfe imamlık etmiş, namazlarını kıldırmıştır.[43]
Mekke´den Medine´ye Hicrete Devam Edilişi
Mekke´de kalan Müslümanlar da, birbiri ardınca, Medine´ye hicret ettiler.[44]
Ebu Cehil´in Ayyâş b. Ebi Rebia´yı Aldatıp Mekke´ye Götürüşü
Ayyaş b. Ebi Rebia Hz. Ömer´le Küba´ya vardıkları zaman, Ebu Cehil Amr b. Hişam ve kardeşi Haris b. Hişam, Ayyaş b. Ebi Rebia´nın arkasından gittiler.
Ayyaş b. Ebi Rebia, bunların hem amcalarının oğlu, hem de bir anneden doğma kardeşi idi.[45]
Bunlar, Ayyaş b. Ebi Rebia´yı buldular ve ona:
"Ey Ayyaş! Anan hastalandı. [46] Anan, seni görünceye kadar,[47] başına tarak değdirmemeye,[48] yağ sürmemeye;[49] seni görünceye kadar, güneşten gölge altına gitmemeye,[50] birşey yememeye, içmemeye[51] yemin etti.
Ona acı![52] Sen ananın sevgili oğlusun!
Senin dininde anaya babaya iyilik etmek var!
Mekke´ye dön!
Medine´de Rabbine ibadet ettiğin gibi, Mekke´de de ibadet et!" dediler.[53]
Hz. Ömer:
"Ey Ayyaş! Vallahi, kavmin seni[54] aldatmak,[55] dininden döndürmek istiyorlar.[56] Onlardan kork![57]
Vallahi, senin anan, bitten rahatsız olacak olursa, muhakkak başını tarar.
Mekke´nin sıcağı kendisinin üzerinde şiddetlenecek olursa, muhakkak gölgelenmek ister de!" dedi.
Ayyaş b. Ebi Rebia:
"Ben anamın yeminini yerine getireceğim! Hem, benim orada biraz malım da var. Gider, onu da alınm" dedi.[58]
Hz. Ömer:
"Vallahi, sen de bilirsin ki, ben Kureyşîlerin malı en çok olan kişilerindenim.[59] Malımın yarısı senin olsun! Tek, sen onlarla gitme!" dedi.
Ayyaş b. Ebi Rebia Hz. Ömer´in teklifine yanaşmayıp ille de onlarla gitmeye kalkınca, Hz. Ömer:
"Artık, sen yapmak istediğin şeyi yapacaksın! Bari şu devemi al!
Bu, soylu ve uysal bir devedir.
Sen daima onun üzerinde bulun. Kavminden şüphelenirsen, onun üzerinde olarak kaç, kurtul!" dedi.[60]
Ayyaş b. Ebi Rebia deveye binip onlarla birlikte gitti.
Nihayet, yolun bir kısmında bulundukları sırada,[61] Ebu Cehil ona:
"Ey kardeşim! Vallahi, bu devem artık beni taşıyamıyor!
Sen beni şu devenin üzerine, terkine alamaz mısın " dedi.
Ayyaş b. Ebi Rebia:
"Olur!" deyip devesini çöktürdü. Yere indiği zaman, onlar, üzerine atılıp[62] onu sımsıkı bağladılar.
Öylece Mekke´ye götürdüler.
Gündüzün Mekke´ye girdiklerinde:
"Ey Mekkeliler![63] Bizim bu beyinsizimize yaptığımız gibi,[64] siz de kendi beyinsizlerinize böyle yapınız!" dediler.[65]
Ayyaş b. Ebi Rebiayı hapsettiler.[66]
Ebu Cehil ile Haris, ona yüzer sopa vurdular![67]
Kendisini, işkenceden işkenceye uğratıp, dininden döndürdüler.[68]
Hz. Ümmü Seleme´nin Medine´ye Hicret Edip Gidişi
Ebu Seleme Abdullah b. Abdulesed bir yıl veya ona yakın bir müddet önce zevcesi Hz. Ümmü Seleme ile oğlu Seleme´yi devesine bindirip Medine´ye götürmek isterken Hz. Ümmü Seleme´nin mensup bulunduğu Mugîre oğullarının erkekleri görmüş, Hz. Ümmü Seleme´yi yabancı beldelerde gezdirip dolaştırmasına müsaade edemeyeceklerini söyleyerek elinden almışlar, onlara kızan ve Ebu Seleme´nin kabile halkı olan Abdulesed oğulları da, Seleme´yi Hz. Ümmü Selemeye vermemişlerdi.[69]
Hz. Ümmü Seleme der ki:
"Mugîre oğulları beni yanlarında hapsettiler.
Kocam Ebu Seleme ise Medine´ye gitti.
Böylece, benimle kocamın arasını ve oğlumun arasını ayırdılar.
Ben, biryıl veya biryıla yakın bir müddet, her sabah Ebtah´a çıkıp oturur; akşama kadar ağlar dururdum.
Mugîre oğulları ailesinden, amcamın oğullarından biradam, birgünyanıma uğradı. Halimi görünce, bana acıdı. Mugîre oğullarına:
´Siz şu zavallı kadıncağızı kocasının yanına daha ne diye göndermezsiniz !
Onun, hem kocasıyla arasını, hem oğluyla arasını ayırdınız´ dedi.
Bunun üzerine, Mugîre oğulları, bana:
´İstersen, git, kocana kavuş!´ dediler.
Abdulesed oğulları da oğlumu bana geri verince, deveme binip oğlumu kucağıma aldıktan sonra, Medine´deki kocamın yanına gitmek üzere yola çıktım.
Yanımda, Allah´ın kullarından hiç kimse yoktu. Kendi kendime:
´Beni kocamın yanına ulaşıncaya kadar götürecek bir kimseye rastlayabilir miyim ki ´ deyip gittim.
Ten´im´de bulunduğum sırada idi ki, Abduddar oğullarının kardeşi Osman b. Talha b. Ebi Talha´ya rastladım. Bana:
´Ey Ebi Ümeyye´nin kızı! Nereye gidiyorsun ´ diye sordu.
Ona:
´Medine´deki kocamın yanına gitmek istiyorum´ dedim.
Bana:
´Senin yanında gidecek bir kimse yok mu ´ diye sordu.
Ona:
´Yok! Vallahi, ancak Allah var! Bir de, şu oğulcuğum!´ dedim.
Bana:
´Vallahi, seni bu yolda yalnız bırakmak doğru olmaz!´ dedi ve hemen devenin yularını tutup benimle birlikte hızlı hızlı gitmeye devam etti.
Vallahi, Arap erkekleri içinde, hiçbir zaman, ondan daha saygılı ve nezaketli bir yoldaş görmedim:
Bir konak yerine erişince devemi çöktürür, ben ininceye kadar bana arkasını döner, benden uzaklaşır, ben deveden indikten sonra gelip deveyi götürür, semerini indirir, onu bir ağaca bağlar, kendisi de gidip bir ağacın altına uzanırdı.
Hareket zamanı gelince kalkar, tekrar semeri devenin sırtına koyar, deveyi yanıma getirip çök-türdükten sonra arkasını döner, bana:
´Bin!1 derdi.
Ben bindikten sonra, gelir, devenin yularından tutar ve yederdi.
Beni Medine´ye ulaştırıncaya kadar, bana hep böyle yapmaktan geri durmadı.
Küba´da Amr b. Avf oğullarının köyüne bakınca:
´Senin kocan işte bu köydedir![70] Artık, Allah´ın bereketi üzere, gir oraya!´ dedikten sonra, Mekke´ye dönmek üzere, yanımdan aynldı .[71]
Ben, İslâm´da, Ebu Seleme ailesinin uğradığı musibet kadar, hiçbir ev halkının musibete uğradığını bilmiyorum.
Ben, hiçbir zaman, Osman b. Talha´dan daha ikramlı ve saygılı bir yoldaş da görmedim !"[72]
Cübeyr b. Mut´im´in Şam Manastırlarında Peygamberimiz (a.s.)ın Resmine Rastlayışı
Cübeyr b. Mut´im der ki:
"Yüce Allah Peygamber (a.s.)ı gönderdiği ve onun peygamberliğini açığa vurduğu zaman, Şam´a gitmiştim.
Busra´da iken, Hıristiyanlardan bir cemaat, yanıma gelip, bana:
´Sen Harem (Mekke) halkından mısın ´ diye sordular.
Ben:
´Evet!´ dedim.
Bana:
İçinizde peygamberlik dâvasında bulunan zâtı tanır mısın ´ diye sordular.
Ben:
´Evet!´ dedim.
Beni bir kiliseye koydular ki, orada birtakım resimler vardı. Bana:
´Bak! Onun resmini görebilir misin ´ dediler.
Baktım, onun resmini orada göremedim.
´Onun resmini göremedim!1 dedim.
Beni bundan daha büyük bir odaya koydular. Bakınca, orada Resûlullahın vasfı ve resmi ile, arkasında yer alan Ebu Bekir´in vasfını ve resmini gördüm.
Bana:
´Onun vasfını gördün, buldun mu ´ diye sordular.
Ben:
´Evet!´ dedim.
Bana:
´Bu, o mudur ´ diye sordular.
´Evet!´ dedim. Bana:
´Biz de, bunun sizin sahibiniz olduğuna ve arkasındaki şu zâtın da, sonradan, onun halifesi olacağına şehadet ederiz![73]
Bu peygamberden sonra bir peygamber daha olmayacak, gelmeyecek!1 dediler."[74]
"Kureyşîlerin Resûlullah (a.s.)a işkence yapmalarını hiç istemezdim.
Kureyşîlerin onu öldürmeye kalkacaklarını sandığım zaman, manastırlardan bir manastıra varıp kavuştum.
Manastırın bakıcısı başkanlarına gidip haber verdi.
Toplanılınca, durumu başkana anlattım.
Bana:
´Kureyşîlerin onu öldüreceklerinden korkuyor musun ´ diye sordu.
Ben:
´Evet!´ dedim.
Bana:
´Sen ona benzeyen, çizilmiş bir resim görsen, tanıyabilir misin ´ diye sordu.
Ben:
´Evet! Tanırım!´ dedim. Bana, üzeri örtülü bir resim gösterdi ki, sanki tıpkı o idi! Bana:
´Vallahi, onlar onu öldüremezler! Onu öldürmek isteyeni, biz öldürürüz! Çünkü, o, muhakkak peygamberdir!´ dedi.
Onların yanında bir müddet kaldım.
Mekke´ye döndüğüm zaman, Resûlullah (a.s.) Medine´ye gitmiş bulunuyordu."[75]
Kayser Herakliyus´un Çekmecesinde Sakladığı Peygamber Resimlerini İslam Elçilerine Gösterişi
Hz. Ebu Bekir de, Rum Kayseri Herakliyus´u İslâmiyete davet etmek üzere,[76]
Hişam b. Âs el-Emevî´yi,[77]
Nuaym b. Abdullah´ı ,[78]
Ubâde b. Sâmit´i,[79]
Amr b.Âs´ı,
Adiyy b. Ka´b´ı
gönderdi.[80] Gönderilen elçilerden bazıları, bu husustaki anılarını şöyle anlatmışlardır:
"Rum hükümdarını İslâmiyete davet edelim diye, hayvanlarımıza binip yola çıktık. Dımaşk´a vardık.
O zaman, Şam ülkesi, Herakliyus adına, Cebele b. Eyhemü´l-Gassânî´nin idaresinde idi.
Şam´a girmek için izin istedik, izin verildi.
Cebele, bize bakınca, hoşlanmadı. Emretti, bir tarafa çekilip oturduk. Kendisi ise, özel minderde, ileri gelen adamlarıyla birlikte oturmakta idi.[81]
Bizimle konuşmak ve söyleyeceklerimizi kendisine eriştirmek üzere, bize bir adam gönderdi.
´Vallahi, biz hiçbir zaman elçi ile konuşmayız! Biz ancak hükümdara gönderildik!´ dedik.[82]
Elçi, gidip bunu anlatınca, Cebele oturduğu minderden inip başka bir mindere oturdu.
Bizim yanına kadar gelmemize izin verdi.[83]
Cebele´nin üzerinde kara, kaba bir elbise vardı. [84]
Çevresine bakıldığı zaman, herşeyin de kapkara olduğu görülüyordu."[85] Cebeleye:
"Senin şu kara, kaba giymenin sebebi nedir " diye sorulunca,[86] Cebele:
"Sizi bütün Şam´dan,[87] beldelerimden[88] çıkarıp giderinceye kadar, bunu adak olarak giyeceğim ve üzerimden çıkarmayacağım!" dedi.[89]
İslâm elçileri:
"Sen biraz yumuşak davran ve acele etme![90]
Vallahi, sen şu oturduğun yerden bizi menedinceye kadar, biz onu muhakkak senden alacağız![91] Vallahi, biz burayı inşaallah senden de, en büyük kraldan da alacağız! Bunu, bize Peygamberimiz (a.s.) haber verdi!" dediler.[92]
Cebele İslâm elçilerinin konuşmak istediklerini konuşmalarına "Konuşunuz!" diye izin verince,[93] Hişam b. Âs konuşmaya başlayıp onu Allah´a imana davet etti,[94] İslâm iyete davet etti.[95]
Ubâde b. Sâmit der ki:
"Biz, onu böylece Allah´a imana ve İslâmiyete davet ettikse de, hayra ermeyi kabul etmedi.[96]
Cebele:
´Demek, siz Sümerâsınız ha ´ dedi.
Ona:
´Sümerâ, ne demek ´ diye sorduk.
Cebele:
´Siz onlar değilsiniz!´ dedi.
Ona:
´Ya kimlermiş onlar ´ diye sorduk.
Cebele:
´Onlar, geceleri namaz kılan, gündüzleri oruç tutan bir kavimdir!´ dedi.
Biz de:
´Vallahi, biz onlanz![97] Geceleri namaz kılar, gündüzleri oruç tutarız1 dedik.[98]
Cebele:
´Sizin namazınız nasıldır ´ diye sordu.
Kendisine namazımızı tarif ettik.[99]
Cebele:
´Sizin orucunuz nasıldır ´ diye sordu.
Ona orucumuzu da tarif ettik. [100]
Cebele bize daha başka şeyler hakkında da sorular sordu.
Sorularının cevaplarını verdiğimiz zaman,[101] Allah bilir ki,[102] yüzünü kara bürüdü, yüzü kapkara oldu,[103] tencere karasına döndü.[104] Azarlandık.[105]
Bize:
´Kalkın!´ dedi.[106]
Krala gönderilmemizi, adamlarına emretti.[107]
Bizi, elçiler ve kılavuzlarla birlikte Rum kralına yolladı.[108]
Kostantiniyyeye [İstanbul´a] yaklaştık.[109] Şehrin kapısına vardık.[110] Hayvanlarımızın üzerinde olduğumuz halde, sarıklarımızı ve kılıçlarımızı düzenledik.[111]
Bizimle birlikte gelen elçi:
´Şu hayvanlarınız kralın şehrine sokulmaz![112]
Size, isterseniz katırlar, isterseniz eğerli ve uysal atlar getireyim,[113] getirelim.[114] Sizi eğerli, uysal atlara ve katırlara bindirelim.[115]
Eğerli uysal atlar ve katıriar getirinceye kadar, siz burada durup bekleyin´ dedi. [116]
Biz:
´Hayır![117] Vallahi, biz bulunduğumuz gibi,[118] hayvanlarımızın üzerinde olmadıkça,[119] buraya girmeyiz!´ dedik.[120]
Kaysere:
´Onlar şehre atlar ve katırlar üzerinde girmeyi kabul etmiyorlar! ´ diye haber göndendiler.[121]
Kayser ´Onların yollarını açın!´[122] diyerek şehre hayvanlarımızın üzerinde girmemize emir,[123] izin verince,[124] hemen kılıçlarımızı kuşandık, hayvanlarımıza bindik.[125]
Sarıklarımızı sarınmış, kılıçlarımızı kuşanmış olarak, hayvanlarımızın üzerinde şehre girdik.[126]
Kostantiniyye (İstanbul) halkı, bizi böyle, sarıklarımıza sarınmış, kılıçlarımızı kuşanmış olduğumuz halde hayvanlarımızın üzerinde görünce, şaşırdılar.[127]
Kayserin sarayının kapısına kadarvardık.[128]
Hayvanlarımızı sarayın duvarının dibinde ıhdırdık.[129]
Kayser o sırada sarayının yüksek bir odasında oturuyor ve bize bakıyor, yanında da kumandanlar ve Rum ileri gelenleri bulunuyordu.
Başımızı kaldırıp yüksek sesle:
´Lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber!´ diyerek tekbir getirdik.
Allah bilir ki, bütün saray, rüzgârın hurma ağacını salladığı gibi sallandın[130]
Kayser, bize:
´Dininizi[131] bana böyle[132] kapımda[133] açıklamanız sizin için uygun değildir!1 diyerek acele haber gönderdiği gibi;
´İçeri girin!´ diye de haber gönderdi.[134]
Kayserin yanına girdik.[135]
Kayser, kendisine mahsus yüksek bir minderde oturuyordu. Meclisindeki, çevresindeki herşey kırmızı, üzerindeki elbise de kırmızı idi.
Kumandanlar ve Rum ileri gelenleri de yanında bulunuyordu.[136]
Kendisine söylemek istediğimiz şeyi elçiye söylememizi isteyince:
´Hayır! Vallahi, biz elçi ile konuşmayız!
Biz, ancak krala gönderildik!
Eğersen bizim seninle konuşmamızı istiyorsan, bize izin ver, seninle konuşalım´ dedik.[137]
Selam vermeden, yanına girdik.[138]
´Lâ ilahe illallah!´ dedik.
Allah bilir ki, saray sallandı!
Hatta, Kayser ve adamları, başlarını kaldırdılar.[139]
O sırada, Kayserin yanında, açık ve güzel Arapça bilen bir adam bulunuyordu.[140]
O, bize:
´Oturunuz!1 diye işaret edince, bir tarafa çekilip oturduk.[141]
Kayser, gülerek: [142]
´Beni aranızdaki selamla selamlamaktan sizi meneden nedir [143]
Peygamberinizi selamladığınız selamla beni selamlamaktan sizi men eden nedir 1 diye sordu.[144]
´Sizin beni aranızdaki selamınızla selamlamanız gerekmez mi idi 1 dedi.[145]
Ona:
´Bizim seni aramızdaki selamımızla selamlamamız sana, senin selamlandığın selamla selamlamamız da bize helâl olmaz![146]
Ne bizim peygamberimizi selamladığımız selamla seni selamlamamız sana helâl olur, ne de senin selamlandığın selamla seni selamlamamız bize helâl olur´ dedik.[147]
Kral:
´Sizin aranızdaki selamınız nasıldır 1 diye sordu.[148]
´Esselâmü aleyke´dir!´[149]
´Esselâmü aleyküm´dür![150] Cennetliklerin selamıdır´ dedik.[151]
Kral, bize:
´Siz peygamberinizi de mi bununla selamlarsınız 1 diye sordu.
´Evet!´ dedik.[152]
Kral:
´Hükümdarlarınızı nasıl selamlarsınız ´ diye sordu.
´Bununla selamlarız1 dedik.[153]
Kral:
´Size verilen selama da mı bununla karşılık verirsiniz ´ diye sordu.
´Evet,[154] bununla![155] Böyle! dedik.[156]
Kral:
İçinizden, peygamberinize herhangi bir şeyde vâris olan var mı ´ diye sordu.
´Yoktur! Bir kimse, ölünce vârisini veya yakınını bırakır; vârisi veya yakını, ona vâris olur. Fakat, Peygamberimize bizden, hiçbir şeyde vâris olan olmamıştır!´ dedik.[157]
Kral:
´Hükümdarınızda da, hal böyle midir ´ diye sordu.
´Evet!´ dedik.[158]
Kayser:
´Sizi katınızda, en büyük kelâmınız nedir ´ diye sordu.[159]
´Lâ ilahe illallâh![160] Lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber!´ dedik.[161]
Deyince, saray tekrar sallandı!
Kayser gözlerini açtı, tavana doğru baktı ve:
´Siz bu kelimeyi söyleyince, oda sallandı ha !´ dedi.
´Evet!´ dedik.[162]
Kayser:
´Siz bunu düşmanlarınızın beldelerinde söylediğiniz zaman, tavanları sallanır mı ´ diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Siz bunu kendi beldelerinizde söyleyince, tavanlarınız sallanır mı ´ diye sordu.
Biz:
´Hayır! Biz bunun böyle yaptığını hiç görmedik! O bu şeyi ancak senin yanında yaptı.[163] O, bize öğütten başka birşey olamaz!´ dedik.
Kayser, yanında oturanlara dönerek: [164]
´Ne güzel doğru söz!´ dedi[165] ve:
´Siz, şehirleri fethettiğiniz sıralarda ne dersiniz ´ diye sordu.
´Lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber, deriz´ dedik.
Kayser:
´Lâ ilahe illallah dediğinizde,[166] O´nunla birlikte ortak yok![167] O´nunla birlikte hiçbir şey yok; [168]
Vallâhu ekber dediğinizde de, Allah herşeyden büyüktür![169] O´ndan daha büyük birşey yok! Onun eni boyu yok,[170] demek istiyorsunuzdur herhalde 1 dedi.
´Evet!´ dedik.[171]
Kayser bize birtakım şeyler daha sorduktan ve cevaplarını aldıktan sonra:
´Sizin namazınız ve orucunuz nasıldır ´ diye sordu.
Bunları da kendisine anlattık.[172]
Kayser bizim güzel, büyük bir yerde ağırlanmamız için, ilgililere emir verdi ve bize de: ´Kalkınız!´ dedi.[173]
Orada üç gün kaldık.[174]
Kayserin, sabah ve akşam, bize lütuf ve ikramları geldi.[175]
Kayser geceleyin bize haber gönderdi. Yanına girdik. Kendisinin yanında hiç kimse yoktu.[176]
Kayser oturmamızı emretti, oturduk. [177]
Kendisine söylemiş olduğumuz sözleri tekrarlamamızı istedi, onları tekrarladık. [178]
Kayser hizmetçisini çağırıp ona birşey söyledi.
Hazırlattığı ,[179] büyük ve altın işlemeli, dör tköşe çekmece gibi birşeyi getirtti.
Çekmecenin birçok küçük ve kilitli gözleri vardı. [180]
Kayser, gözlerden birisini açtı. Oradan, siyah ipekli bir bez parçası çıkarıp yaydı.
Bezin üzerinde, ak benizli, yüzü ayın ondördü gibi parlak,[181] uzun boylu, çok saçlı,[182] saçı iki bölük halinde örgülü,[183] büyük gözlü,[184] uzun boyunlu, [185] kalın baldırlı,[186] sakalsız[187] bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu. Biz:
´Hayır!´ dedik. Kayser:
´Bu, Âdem´dir!1 dedi. Onu çıkardığı yere koydu.
Sonra, başka bir göz açtı. İçinden siyah ipekli bir bez parçası çıkarıp yaydı. Üzerinde, ak benizli,[188] çok saçlı, hüzünlü, kederli, güzel yüzlü,[189] güzel sakallı,[190] büyük başlı, kıvırcık saçlı, kalın baldırlı, gözlerinde kırmızılık bulunan,[191] büyük gözlü, iki omzunun arası geniş olan[192] bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
Biz:
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, Nuh´tur!´ dedi.[193]
Kayser, onu da çıkardığı yere koydu.
Sonra, başka bir göz açtı. Gözün içinden, siyah ipekli bir bez parçası çıkarıp yaydı. Bezin üzerinde, ak tenli, ak sakallı,[194] ak saçlı, güzel gözlü, açık alınlı, uzunca yanaklı,[195] güzel yüzlü,[196] gülümser gibi bir zâtın resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
Biz:
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, İbrahim´dir!´ dedi.[197]
Kayser onu da çıkardığı yere koydu.
Sonra, başka bir göz açtı. Gözün içinden, siyah ipekli bir bez parçası çıkarıp yaydı.
Bezin üzerine, aktenli bir insan resmi çizilmiş olup,[198] Peygamberimiz Muhammed (a.s.)a göre çizilmişti.[199]
Ona bakınca,[200] kendi kendimize:
´Peygamberimiz Muhammed (a.s.)![201] Vallahi, Resûlullah (a.s.)!´[202] dedik[203] ve ağladık.[204] Kayser ´Size ne oluyor ![205] Siz bunu tanıyor musunuz ´ diye sordu.[206]
Biz:
´Evet![207] Bu, bizim peygamberimiz Muhammed (a.s.)ın resmidir!´ dedik.[208]
Kayser:
´Size Allah adına,[209] dininiz adına and veriyorum![210] Bu, sizin peygamberinizin resmidir´ dedi.
Biz:
´Evet! Bu, peygamberimizin resmidir![211] Allah ve dinimiz adına yemin ederiz ki; bu, peygamberim-izdir![212]
Sanki onu sağ olarak görür gibiyiz![213]
Sanki ona sağ olduğu halde bakıyor gibiyiz!1 dedik.[214]
Allah bilir, Kayser ayağa kalktı, sonra oturdu ve:
´Allah aşkına! Bu, gerçekten o mudur ´ dedi.
Biz:
´Evet! Gerçekten odur. Sanki biz ona bakıyor gibiyiz!1 dedik.
Kayser ona bir müddet baktı durdu.[215]
Sonra da:
´Bu resim, gözlerin en sonuncusunda idi. Fakat, ben onun üzerinizde ne etki yapacağını[216] bileyim,[217] göreyim diye, çıkarıp göstermekte acele ettim1 dedi. Sonra da, onu çıkardığı yere koydu."[218]
Peygamberimiz (a.s.)ın Şekil ve Şemaili
Hz. Ali´nin bildirdiğine göre, Peygamberimiz (a.s.):
Ne öyle uzun boylu, ne de kısa olmayıp, uzuna yakın orta boylu idi.
Kendisinin el ve ayak parmaklan kalınca,
Başı, vücut yapısıyla dengeli biçimde, büyükçe idi.
Omuzlan, dizleri ve bilekleri kemikli idi.
Saçı ne kıvırcık, ne de düzdü.
Sakalı sık idi.
Yüzü uzunca idi.
Boynu uzundu, gümüş gibi ak ve parlaktı.
Teni kırmızıyla karışık ak ve pembe idi.
Gözleri büyükçe idi.
Gözbebeklerinin siyahı, pek siyahtı.
Gözlerinin beyazında biraz kırmızılık vardı.
Kirpikleri sık ve uzundu.
Vücudu ne zayıf, ne de şişmandı.
İki küreğinin arası enli idi.
Omuz küreklerinin arasında peygamberlik mührü vardı.
Peygamberimiz (a.s.)ı birdenbire görenler, onun vakar ve manevî heybetinden sarsılırlar, kendisini yakından tanıyınca da, ona en derin sevgi ve saygı ile bağlanırlardı.
Kendisinin yüce haslet ve meziyetlerini anlatmak isteyen kimse:
´Ben, ne ondan önce, ne de sonra, onun bir benzerini daha görmedim!´ demekten kendini alamazdı. [219]
Peygamberimiz (a.s.)ın üvey oğlu Hind b. Ebi Hâle´ye göre:
Resûlullah (a.s.)ın yüzü ayın ondördü gibi parlardı.
Saçı kendiliğinden ikiye ayrılıp yanlarına dökülürse, onları birieştirmezdi. Birleştiklerinde de onları ayırmaz, oldukları gibi bırakırdı.
Saçını uzattığı zaman, saçı kulaklarının memesini aşardı.
Alnı açık ve genişti.
Kaşları uzun ve kavisli idi.
Kaşlarının uçları ince, araları çok yakındı, fakat çatık değildi.
İki kaşının arasında bir damar vardı ki, kızgınlık zamanında kabanr, görünürdü.
Bumunun iki kaş arasında başladığı yer yüksekçe, bumunun ucu da ince idi. Bumundaki ölçülülük ve denklik, dikkat edenlerin gözünden kaçmazdı.
Bumunda ayrı bir parlaklık da vardı.
Diğer sahabilerin anlattıklarına göre de:
Peygamberimiz (a.s.)ın yanaklan düzdü, yumru değildi.
Dişleri inci taneleri gibi idi.
Bütün uzuvları (organları) düzgündü.
Kamı ve göğsü bir düzeyde idi, çıkık değildi.
Vücudu kıllı değildi. Yalnız, omuz başlarında, pazularında biraz kıllar vardı.
Bilek kemikleri uzun, el ayalan genişti.
Ayaklarının altı düz değil, çukurca idi.
Ayakları hafif etli idi.
Ayaklarının üzerine su döküldüğü zaman, etrafa yayılirdi. [220]
Resûlullahın yüzü ve sesi çok güzeldi.[221]
Sanki, yüzünde güneş çağlandı.[222]
Ümmü Ma´bed´in bildirdiğine göre:
Peygamberimiz (a.s.)ın gözü, Kudretten sürmeli idi.
Sustuğu zaman, kendisinde, bir vakar ve ağırbaşlılık; konuştuğu zaman da, güleryüzlülük görünürdü.
Sözleri, sanki dizilmiş birer inci gibi, ağzından tatlı tatlı dökülürdü.
Sözü açık, ve hak ile bâtıl arasını ayırıcı olup; ne acizlik sayılacak derecede az, ne de boş ve gereksiz sayılacak derecede çoktu.
Kendisi, ekşi ve asık suratlı değil, güleçti.[223]
İslâm elçileri, Kayserin sarayında gördükleri peygamber resimleri hakkındaki anılarını anlatmaya şöyle devam etmişlerdir:
"Kayser çekmeceden başka bir göz açtı ve içinden siyah ipekli bir bez parçası çıkardı.[224]
Bezin üzerinde, esmer tenli,[225] kaba sakallı,[226] çukur gözlü, dudaklarını büzmüş, yüzünü ekşitmiş,[227] kıvırcık saçlı, sert ve hiddetli bakışlı, öfkeli bir insan resmi vardı.[228]
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
Biz:
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, Musa´dır!´ dedi.[229]
Musa (a.s.)ın yanında, ona benzeyen ve fakat, başının saçı yağlı, geniş alınlı, gözünün siyahında bumuna doğru akı klik bulunan bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, Harun b. İmran´dır!´ dedi.
Sonra, onu eski yerine kaldırıp, çekmeceden başka bir göz açtı ve içinden beyaz ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde esmer tenli, düz saçlı, orta boylu,[230] güzel yüzlü, öfkeli gibi[231] bir insan resmi vardı.
Kayser:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, Lûttur!´ dedi.
Kayser başka bir göz açıp, içinden beyaz ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde kırmızıya çalar ak tenli, seyrek sakallı, ince burunlu, güzel yüzlü bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, İshaktır!1 dedi.
Sonra, başka bir göz açıp, içinden beyaz ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde İshak (a.s.)ın resmine benzeyen, fakat alt dudağında bir ben bulunan bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, Yâkub´dur´ dedi.
Sonra, başka bir göz açıp, içinden siyah ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde kırmızıya çalar ak tenli, güzel yüzlü, ince burunlu, güzel boylu, yüzünde nur yükselen, huşuu yüzünden belli olan bir insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, sizin peygamberinizin atası İsmail´dir!1 dedi.
Sonra, başka bir göz açıp, içinden beyaz ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde Âdem (a.s.)ın resmini andıran, ak tenli, yüzü güneş gibi parlayan bir insan resmi vardı.
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
Kayser:
´Bu, Yusuf´tur!´ dedi.[232]
Sonra, başka bir göz açıp, içinden siyah ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde kalın baldırlı, uzun bacaklı, at üstünde bir insan resmi vardı.
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik. Kayser:
´Bu, Süleyman b. Davud´dur!´ dedi.[233]
Kayser, en sonra, bir göz açıp, içinden siyah ipekli bir bez parçası çıkardı ki, üzerinde ak tenli, simsiyah sakallı, çok saçlı, güzel gözlü ve güzel yüzlü,[234] açık ve geniş alınlı [235]elinde asa, sırtında softan kaftan bulunan[236] bir genç insan resmi vardı.
Kayser, bize:
´Bunu tanıyor musunuz 1 diye sordu.
´Hayır!´ dedik.
´Bu, İsa b. Meryem´dir!1 dedi.[237]
Onu da çıkardığı yerine koyduktan sonra, vazifeliye emredip, çekmeceyi bulunduğu yerine kaldırt-tl .[238]
Kaysere:
´Görmüş olduğumuz resmin Peygamberimiz (a.s.)ın resmi olduğunu-kendisini sağlığında görmüş bulunduğumuz için-tanıdık. Öteki resimlerin-kendilerini görmediğimiz hal de-kimlere ait olduklarını nasıl bilelim, tanıyalım [239]
Peygamberler (a.s.)lara ait olmak üzere çizildiklerini anladığımız bu resimlerden, Peygamberimiz için çizilenin, kendisi gibi olduğunu gördük.[240]
Bunlar size nereden geldi !´ dedik.[241]
Kayser:
´Âdem, çocuklarından gelecek peygamberleri göstermesini, Rabbinden dilemişti.[242]
Allah da, Âdem´e, onların suretlerini indirdi.
Bunlar, Âdem´in, güneşin battığı yerdeki hazinesinde bulunuyordu.[243]
Zülkameyn, onu güneşin battığı yerdeki yerinden çıkarıp Danyal´a verdi.[244]
Danyal da, o suretlere göre, bu suretleri[245] ipek bezler üzerine[246] aynen tasvir etti, geçirdi.
İşte, bunlar, Danyal´ın çizdiği suretlerdir.[247]
Bu resimler, tevarüs yoluyla krallardan krallara geçe geçe, bana kadar gelmiştir!´ dedi.[248]
Bunun üzerine, Kayseri İslâmiyete davet ettik.[249]
Kayser:
´Vallahi, nefsim mülk ve saltanatımdan aynlmaklığımı hoş karşılasaydı,[250] dininiz üzere[251] size tâbi olmayı[252] ne kadar arzu ederdim ![253]
Fakat, nefsim hoş karşılamıyor!´ dedi.[254]
Bize güzel hediyeler verdi.[255] Sonra, dönmemize izin verdi,[256] döndük.[257]
Ebu Bekir´in yanına vardık.[258] Ona, gördüğümüz şeyleri, Kayserin bize söylediği sözleri,[259] bize gösterdiği yakınlığı[260] anlatınca, Ebu Bekir ağladı ve Kayser hakkında:
´Miskin (zavallı)! Yüce Allah onun hakkında hayır dileseydi, muhakkak yapardı´ dedikten sonra:
´Resûlullah (a.s.) bize haber verdi ki; onlar (Hıristiyanlar) ve Yahudiler, Muhammed (a.s.)ın na´tini,[261] yanlarında,[262] yanlarındaki Tevrat ve İncil´de[263] bulmuşlardır.[264] Yüce Allah da:
´Onlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil´de yazılı bulacakları o ümmî nebî olan Resûle tâbi olanlardır.
O, kendilerine iyiliği emr ve onları kötülükten nehy ediyor, onlara temiz şeyleri helâl, murdar şeyleri de üzerlerine haram kılıyor. Onlardan, ağıryüklerini, sırtlarında olan zincirleri indiriyor.
İşte, ona iman edenler, onu tazim edenler, ona yardım edenler ve ona indirilmiş olan, yanında bulunan Nur^a tâbi olanlar! Onlar, selâmete erenlerin ta kendileridir!´ [A´râf: 157] buyurmuştur´ dedi."[265]
Mekke´nin Müslümanlardan Boşalışı ve Hz. Ebu Bekir´in Hicrete Hazırlanışı
Müslümanlardan kimisi Habeş ülkesine, kimisi de Medine´ye hicret etmişti. Mekke´de, müşriklerin hapsettikleri[266] veya zorla dinlerinden döndürdükleri,[267] veya hasta, ya da hicret etmekten âciz[268] kimseler ile birlikte, hemen hemen, Peygamberimiz (a.s.)dan, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ali´den başka erkek kimse kalmam işti.[269]
Hz. Ebu Bekir sık sık hicret için izin istedikçe, Peygamberimiz (a.s.):
"Hele acele etme bakalım. Belki Allah sana bir sahib hazırlar!" buyurur, Hz. Ebu Bekir de Peygamberimiz (a.s.)a hicret arkadaşı ve yoldaşı olmayı umardı.[270]
Hz. Ebu Bekir Medine´ye hicrete hazırlanınca da, Peygamberimiz (a.s.) ona:
"Sen biraz sabret! Bana da hicrete izin verileceğini umuyorum!" buyurdu.[271]
Hz. Ebu Bekir:
"Ey Allah´ın Peygamberi![272] Babam, anam sana feda olsun! Sen bunu umuyor musun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Umuyorum" buyurunca, Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz (a.s.)a arkadaş olmak için, kendisini hicret etmekten alıkoydu.[273]
Buna bir hazırlık olmak üzere de,[274] Hureyş[275] veya Kuşeyr[276] oğulları develerinden, sekiz yüz dirheme[277] satın aldığı iki deveyi[278] evde semür ağacının yaprağıyla dört ay[279] besledi.[280]
Kureyş Müşriklerinin Peygamberimiz (a.s.)ı Öldürmeyi Kararlaştırmaları
Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)a başka yerlerden birtakım sahabiler ve yardımcılar çıktığını, Mekkeli sahabilerin[281] çoluk çocuklarıyla birlikte Medine´ye, savaşçı ve hazırlıklı Evs ve Hazrec kabilelerinin[282] yanına gittiklerini gördükleri[283] ve orada konuklanıp korunduklarını[284] öğrendikleri zaman, Peygamberimiz (a.s.)ın da onların yanına gideceğini[285] ve kendileriyle savaşacağını[286] anladılar ve korktular;[287] Dârü´n-Nedve´de toplandılar.[288]
Dârü´n-Nedve´de Toplanan Müşriklerden Başlıcaları
Abduşşems oğullarından:
1. Utbe b. Rebia,
2. Şeybe b. Rebia,
3. Ebu Süfyan Sahr b. Harb
Nevfel b. Abdi Menaf oğullarından:
4. Tuaym b. Adiyy,
5. Cübeyr b. Mut´im (veya Habib b. Mufim),
6. Haris b. Âmir b. Nevfel.
Abduddar b. Kusayy oğullarından:
7. Nadr b. Haris
Esed b. Abduluzzâ oğullarından:
8. Ebu´l-Bahterî b. Hişam,
9. Zem´a b. Esved, b. Muttalib (veya Rebia b. Esved)
10. Hakîm b. Hizam.
Mahzum oğullarından:
11. Ebu Cehil Amr b. Hişam.
Sehm oğullarından:
12. Nübeyh b. Haccac,
13. Münebbih b. Haccac.
Cumah oğullarından:
14. Ümeyye b. Halef.
Toplantıya bunlarla ve bunlardan başkalarıyla birlikte gelen Kureyş müşrikleri sayısızdı.[289] Rivayete göre, sayıları yüzü bulmuş;[290] Kureyş müşriklerinin görüş ve rey sahiplerinden, toplantıya gelmeyen kimse kalmamış;[291] ancak, alınacak karardan haberleri olmasın diye, toplantıya Hâşim oğulları ailesinden kimse alınmamıştı.[292]
Necidli Olduğunu Söyleyen Bir Şahsın Toplantıya Katılışı
Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)ın işini konuşmak üzere belirledikleri günün sabahında Dârü´n-Nedve´de toplanmaya başladıkları sırada idi ki, üzerine kalın bir elbise giyinmiş bir şeyhin kapıda dikilip durduğunu gördüler ve:
"Kim bu şeyh " diye sordular.
Şeyh:
"Necid halkından bir şeyh! Onun [Peygamber (a.s.)] için hazırlandığınızı işitip, yanınızda bulunmak ve konuşmalarınızı dinlemek üzere gelmiş bulunuyor. Kendisi, görüş ve öğütlerini sizden esirgemeyeceğini umuyor!" dedi.
"Olur! Gir, içeri!" dediler.
O da, onlarla birlikte içeri girdi.
Teşhis ve tasvir edildiği gibi, bu, Necidli şeyh suretine girmiş bir şeytandı.[293]
Peygamberimiz Aleyhinde Yapılan Konuşmalar ve Verilen Korkunç Karar
Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.) hakkında birbirlerine:
"Bu adamın işi, görmüş olduğunuz gibi, yaygın bir hale gelmiş bulunuyor.
Biz, vallahi, onun, bizden olmayan tâbileriyle üzerimize yürümeyeceğinden emin değiliz!
O halde, onun hakkındaki görüşlerinizi birleştiriniz!" dediler.
Aralarında görüşmeye, konuşmaya başladılar.
İçlerinden birisi,[294] Ebu´l-Bahterî[295] veya Hişam b. Amr[296]
"Onu zincire vurarak hapsediniz ve üzerinden kapıyı kilitleyiniz! Sonra, ondan önce geçen Züheyr, Nâbiga ve onlardan da önce geçmiş olan şairlerin başlarına gelen akıbet gibi bir akıbetin bunun da başına gelmesini, ölmesini bekleyiniz!" dedi.
Necidli şeyh:
"Hayır! Vallahi bu sizin için yerinde bir görüş değildir:
Vallahi, dediğiniz gibi onu hapsedecek olursanız, kendisinin işi kilitlediğiniz kapının arkasına çıkar, ashabına ulaşır, hemen üzerinize yürüyüp onu elinizden çeker alırlar, sonra da size galebe çalacak, hakim olacak kadar çoğalırlar.
Bu, sizin için, yerinde bir görüş değildir. Siz bundan başkasını düşünmeye bakınız!" dedi.[297]
Toplanüdakiler:
"Şeyh doğru söylüyor!" dediler.[298]
Tekrar düşünmeye ve konuşmaya başladılar.
İçlerinden birisi,[299] Ebu´l-Bahterî[300] veya Ebu´l-Esved Rebia b. Amr:[301]
"Onu aramızdan çıkaralım, yurdumuzdan sürelim. O, bizden çıkınca, vallahi, nereye giderse gitsin! Nereye düşerse düşsün! Nemize gerek! O bizden uzak olunca, biz ondan kurtulunca, işimiz düzelir, ülfetimiz de olduğu gibi devam eder" dedi.
Necidli şeyh: "Hayır! Vallahi, bu da sizin için yerinde bir görüş değildir! Siz onun sözünün güzel, konuşmasının tatlı olduğunu, getirdiği şeylerle insanların kalblerine hakim olup durduğunu görmüyor musunuz Vallahi, siz bu dediğinizi yapacak olursanız, onun Araplardan bir kabilenin yanında yerleşmeyeceğinden ve onları hükmü altına alıp kendisine tâbi kılmayacağından ve onlarla birlikte üzerinize yürüyüp sizi beldelerinizde tepelemeyeceğinden, işinizi elinizden almayacağından, size istediğini yapmayacağından emin olamazsınız! Siz, onun hakkında, bundan başka bir tedbir düşününüz!" dedi. [302]
Müşrikler:
"Vallahi, şeyh doğru söylüyor!" dediler. [303]
Ebu Cehil:
"Vallahi, benim onun hakkında, sizin daha düşünmediğiniz, dile getirmediğiniz bir görüşüm var!" dedi.
"Ey Hakem´in babası! Nedir o görüş " diye sordular.
Ebu Cehil:
"Benim görüşüm: İçimizdeki her kabileden, güçlü, kuvvetli, özü gözü pek, şerefli, soylu birer delikanlı alalım. Sonra, onlardan her birine keskin birer kılıç verelim. Onlar gidip, ellerindeki kılıçlarla hepsi birden tek adamın vuruşu gibi vurup, onu öldürsünler! Böylece ondan kurtulalım, rahata kavuşalım! Delikanlılar bunu bu şekilde yapınca, onun kanı bütün kabilelere dağılmış, düşmüş olur! Abdi Menaf oğulları ise, bütün kabilelerle savaşmaya güç yetiremezler, bizden diyet almaya razı olurlar. Biz de, Abdi Menaf oğullarına onun diyetini öderiz!" dedi.
Necidli şeyh:
"İşte, yerinde söz bu adamın sözüdür! Bu öyle bir görüştür ki, ondan başka, yerinde bir görüş yoktur!" dedi.
Bunun üzerine, müşrikler Ebu Cehil´in görüşü üzerinde birleşmiş olarak dağıldılar. [304]
Beş kabileden hemen beş cellat seçilip, ellerine birer keskin kılıç verildi. [305]
Suikast Hadisesinin Kur´an-ı Kerîm´de Anılışı
Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.)a, Kureyş müşrikleri tarafından hazırlanan suikastı da, Kur´ân-ı Kerîm´de şöyle açıklar:
"Hani, bir zamanlar o küfredenler seni tutup bağlam alan, yahut öldürmeleri, ya da (yurdundan) zorla sürüp çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı.
Onlar bu tuzağı kurarlarken, Allah da onun karşılığını yapıyordu. Allah tuzak kuranlara mukabele edenlerin hayırlı sı di r." [306]
"Yoksa ´O bir şairdir. Biz, ona da zamanın, ölüm musibetinin gelmesini gözlüyoruz!1 mu diyorlar "[307]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81-91, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 226, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 257.
[2] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 226.
[3] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 257.
[4] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s.226.
[5] Taberî, Târîh, c. 2, s. 240.
[6] Taberî, c. 2, s. 240, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 101, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 14.
[7] İbn Sa´d, c. 1, s. 226, Belâzurî, c. 1, s. 257, Taben, c. 2, s. 240, İbn Esîr, c. 2, s. 101, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 313, İbn Haldun, c. 2, s. 14, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 1 80.
[8] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 459, Zehebî, s. 31 3.
[9] İbn Sa´d, c. 1, s. 226, Belâzurî, c. 1, s. 257, Taberî, c. 2, s. 240, İbn Esîr, c. 2, s. 101, Zehebî, s. 313, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 14, Halebî, c. 2, s. 180.
[10] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 320.
[11] İbn Sa´d.c. 1, s. 226, Belâzurî, c. 1, s. 257, Halebî, c. 2, s. 180.
[12] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 387, İbn Sa´d, c. 1, s. 226, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 59, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 34, Beyhakî, c. 2, s. 459, Zehebî, s. 311 , Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 168, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 320, Halebî, c. 2, s. 180.
[13] Abdurrezzak,c.5, s. 387, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 226, Belâzurî, c. 1, s. 257, Halebî, c. 2, s. 180.
[14] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 257.
[15] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 111, Taberî, Târîh, c. 2, s. 242, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 69.
[16] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 111, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 85 Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 459, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 311, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 169.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 111, Taberî, c. 2, s. 242, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 169.
[18] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c.1 , s. 226, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 257.
[19] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.226.
[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 111, İbn Sa´d, c. 1 , s. 226, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, c. 85-86, Zehebî, s. 313.
[21] İbn Sa´d. Tabakât. c. 3. s. 271.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/289-291.
[22] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 112, Belâzurî, c. 1, s. 258, İbn Hazm, s. 86.
[23] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 11 4, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm, s. 86, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 101, İtan Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 173, Zehebî, s. 313, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 170.
[24] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 115, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 171.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/291.
[25] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 115, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm, s. 86, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 14.
[26] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 115, İbn Sa´d, c. 3, s. 89, İbn Haim, s. 86, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 171.
[27] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 89.
[28] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 115-116, İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 89-90, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 86-87, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 173-174, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 171.
[29] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 116, İbn Hazm, s. 87, İbn Seyyid, c. 1, s. 174, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 71.
[30] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 90, İbn Seyyid, c. 1,s.175, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 170.
[31] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 115, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 171.
[32] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 163.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/291-292.
[33] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 118.
[34] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 284, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 460, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 87, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 174, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 313, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 73, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 14, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 78, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 183.
[35] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 121, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 271, İbn Hazm, s. 88, İbn Seyyid, t 1, s. 175.
* Tenâdıb; Mekke´ye on mil uzaklıktadır (Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 190).
[36] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, İbn Sa´d, c. 3, s. 271, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 9, s. 13-1 4, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 253, Zehebî, Târih, s. 314, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172.
[37] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 152-153, Muhibbül-Taben , Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 258-259, Halebî, c. 2, s. 183-184.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/293-294.
[38] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 120-121, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 88, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 175, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 173.
[39] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 121-122, İbn Hazm, s. 89, İbn Seyyid, c.1, s. 176, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 174.
[40] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 122, İbnSeyyid, c. 1, s. 176, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 174.
[41] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 122, İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 3, s.55-56,İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s.89, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 585, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 176.
[42] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 122-123, İbn Hazm, s. 89-90, İbn Seyyid, c. 1, s. 176, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 174.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/294-295.
[43] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 87-88, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 258, İbn Seyyid.c. 1, s. 174, Ebu´l-Fidâ. c. 3, s. 173.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/296.
[44] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 121, Belâzurî, c. 1 , s. 259, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 173.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/296.
[45] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 118, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 88, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 174, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 172, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 184.
[46] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 208.
[47] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 118, Belâzurî, c. 1, s. 208, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 460, İbn Hazm , s. 88, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c.2, s. 184.
[48] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[49] Belâzurî, Ensâb.c.1, s. 208, Beyhakî, c. , s. 460, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1231, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, t 4, s. 321.
[50] İbn İshak, İ bn Hişam, c. 2, s. 118, Belâzurî, c. 1, s. 208, İbn Hazm, s. 88, Beyhakî, c. 2, s. 460, İbn Abdilberr, c. 3, s. 1231 , İbn Esîr, c. 4, s. 321.
[51] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c . 2, s. 1 84.
[52] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, Belâzurî, c. 1, s. 208, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172.
[53] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 184.
[54] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172.
[55] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 208.
[56] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, Belâzurî, c. 1, s. 208, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[57] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, Ebu´l-Fidâ, 172, Halebî, c.2, s. 184.
[58] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 118, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[59] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 119, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 172.
[60] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 119, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 184.
[61] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 119, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 208, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[62] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 119, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[63] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 11 9, Belâzurî, c. 1, s. 208, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 175, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c.2, s. 184.
[64] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 119, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 75, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[65] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 119, Belâzurî, c. 1, s. 208, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 172, Halebî, c. 2, s. 184.
[66] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 88, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1231, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 321, İbn Seyyid, c. 1, s. 175.
[67] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 184.
[68] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 119, Ebu´l-Fidâ, t 3, s. 172.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/296-298.
[69] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 112, Belâzurî", Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 258, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 341, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 312, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 169.
[70] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 112-113, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 258-259, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 341- 342, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 312, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 169-170, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 458459.
[71] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 113, Belâzurî, c. 1, s. 259, İbn Esîr, c. 7, s. 342, Zehebî, s. 312, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 170.
[72] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 113, İbn Esîr, c. 7, s. 342, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 170.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/298-300.
[73] Buhârî, Târîhu´l-Kebîr, c. 1, ks. 1, s. 179, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 49-50, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 384-385, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 527-528, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 8, s. 233-234, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 263.
[74] Buhârî, Târîhu´l-Kebîr, c. 1, s. ks. 1, s. 179, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 385, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 6, s. 63, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 8, s. 234, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 364.
[75] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 3, s. 63.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/300-302.
[76] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 1 8, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 50, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 386, Ebu´l- Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1 , s. 100, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 533, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 251, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 126, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[77] Ebu Nuaym, Delâil.c.1 , s. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Zehebî, Târih, s. 528, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 251, Suyûtî, Hasâis, s. 2, s. 126, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[78] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 50, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, c. 2, s. 727, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[79] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18, Zehebî, Târîh, s. 532-533, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[80] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[81] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Zehebî, Târihu´l-islâm , s. 533.
[82] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 386, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 533, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 251-252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 126, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[83] E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Zehebî, Târîh, s. 533.
[84] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtü´l-ebrâr, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîh, c. 533, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâis, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 465.
[85] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, M uhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100.
[86] Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 533.
[87] Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c.1 , s. 100, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâis, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 1 2, s. 466.
[88] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 533.
[89] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 100, Zehebî, s. 533, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 1 2, s. 466.
[90] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, c. 2, s. 727, Zehebî, s. 533.
[91] Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100.
[92] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 50, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s.727, Muhyiddinb. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr,c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 533-534,Ebu´l-Fidâ,Tefsîr, c. 2, s. 252.Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466.
[93] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 386.
[94] Ebu Nuaym, Delâil ü´n-nübüvve, c. 1 , s. 50, Muhyi ddin b. Arabi, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100, Ebu´l-Fid â, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[95] Beyhaki, Delâil, c. 1, s. 3 86, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâis, c. 2, s. 127.
[96] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 533.
[97] Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîh, c. 534, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466.
[98] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[99] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s.534.
[100] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50, Beyhakî, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127.
[101] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[102] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 50, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 1 00, Zehebî, s. 534.
[103] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 50, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1 , s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 534, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466.
[104] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 50, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100.
[105] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[106] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 50, Beyhakî, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 100, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 466.
[107] Ebu Nuaym, c.1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 727, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 100.
[108] Beyhakî, c. 1, s. 386, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 27, Alâüddin Ali, Kenz, c. 1 2, s. 466.
[109] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[110] Ebu Nuaym, c.1 , s. 50, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 100.
[111] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466.
[112] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 50, Beyhakî, c. 1, s. 386, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 466.
[113] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 100.
[114] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466.
[115] Beyhakî, c.1 , s. 386, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin AH, Kenz, c. 12, s. 466.
[116] Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 534.
[117] Ebu Nuaym, c.1 , s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1,s.100, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 466.
[118] E bu Nuaym, c. 1 , s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 100.
[119] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 100, Zehebî, s. 534, E bu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 466.
[120] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 50, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Zehebî, Târih, s. 534, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 466.
[121] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 50, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c.1, s. 386, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 728, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[122] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 534, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466.
[123] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[124] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18.
[125] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[126] Ebu Nuaym, c.1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 100.
[127] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[128] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 50, Beyhakî, c. 1, s. 386, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 100, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 466-467.
[129] Beyhakî, c. 1, s. 386, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 27, Alâüddin Ali, Kenz, c. 1 2, s. 467.
[130] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50, Beyhakî, c. 1, s. 386-387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 100-101, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 27, Alâüddin Ali, c. 12, s. 467.
[131] E bu Nuaym, c.1 , s. 50, Beyhakî, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 101, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, c. 1 2, s. 467.
[132] Ebu Nuaym, c.1, s. 50, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 101.
[133] Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 534.
[134] Ebu Nuaym, c. 1, s. 50, Beyhakı, c. 1 , s. 387, Muhyiddin b. Arabi, c. 1, s. 101, Zehebı, s. 534, Ebu´l-Fida, c. 2, s. 252.
[135] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18, E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 51, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec İbn Cevif, el-´vefâ, c. 2, s. 728, M uhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1 , s. 101, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 529, E bu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyutî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 467.
[136] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 51, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101 , Zehebî, s. 529, E bu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, Kem, c. 12, s. 467.
[137] Ebu Nuaym, c. 1, s. 51, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101.
[138] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 534.
[139] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 51, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 101.
[140] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 51, Beyhakî, c. 1, s. 387, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Zehebî, s. 529, Alâüddin Ali, Kenzu´l-umm âl, c. 12, s. 467.
[141] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 467.
[142] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[143] Ebu Nuaym, c. 1, s. 51, Zehebî, s. 534, Alâüddin Ali, c. 1 2, s. 467.
[144] Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 720, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 101.
[145] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 529, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 127.
[146] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Beyhakî, c. 1 , s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 279.
[147] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1 , s. 101.
[148] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 52, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabi, c.1, s. 101, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 529, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 127.
[149] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 529, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 27.
[150] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 534.
[151] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101.
[152] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Zehebî, s. 534.
[153] Beyhakî, c.1, s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Zehebî, s. 529, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127.
[154] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 1 01.
[155] Beyhakî, c. 1, s. 387, Ebu´l-Fidâ c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 1 2, s. 467.
[156] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 534.
[157] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 534.
[158] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Zehebî, s. 534.
[159] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Beyhakî, c. 1 , s. 387, Zehebî, s. 534, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127.
[160] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 52, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 1 01, Zehebî, s. 534.
[161] Beyhakî, Delâil, c.1, s. 387, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127.
[162] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 534-535.
[163] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüwe, c. 1, s. 52, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 728, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 101.
[164] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 535.
[165] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 52, Beyhakî, c. 1, s. 387, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 101, Zehebî, s. 535.
[166] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 728-729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101 , Zehebî, s. 535, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 468.
[167] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 535.
[168] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101.
[169] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Alâüddin Ali Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 468.
[170] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 535.
[171] Ebu Nuaym, c.1 , s. 52, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 101, Zehebî, s. 535, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 468.
[172] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18, Beyhakî, c. 1 , s. 387, Zehebî, s. 535, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 127-128.
[173] Beyhakî, c.1, s. 387, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[174] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüwe, c. 1, s. 52, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1 , s. 101, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 535, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 128.
[175] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 468.
[176] Ebu Nuaym, c. 1 , s. 52, Beyhakî, c. 1, s. 387, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 101, Zehebî, s. 535, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, c. 12, s. 468.
[177] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 535.
[178] Ebu Nuaym, c. 1, s. 52, Beyhakî, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 101-102, Zehebî, s. 535, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 468.
[179] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18.
[180] Dineverî, s. 18, Ebu Nuaym, c. 1, s. 52-53, Beyhakî, c. 1, s. 387, Ebu´l-Ferec, c.2,s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 535, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, c. 12, s. 468.
[181] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18.
[182] Ebu Nuaym, c. 1, s. 53, Beyhakî, c. 1 , s. 387, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, C. 1, s. 102,
[183] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28.
[184] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 467.
[185] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28.
[186] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 467.
[187] Beyhakî, c. 1, s. 387, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28.
[188] Dineveri, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 93, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 387-388, Ebu´l-Fe rec İ bn Cevzî, el -Vefa, c. 2, s. 729, Muhyi ddin b. Arabî, Muhâdarâtu ´l-ebrâr, c. 1, s. 102, Zehebî, Târfhu´l-islâm, s. 529 -530, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252.
[189] Dineverî, s. 1 8.
[190] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 388, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 530, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s.2 52, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 128.
[191] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 53, Beyhakî, c. 1 , s. 388, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 102, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 530, E bu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[192] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 469.
[193] Dineverî, s. 18, E bu Nuaym, c. 1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenz,c.12, s. 469.
[194] Ebu Nuaym, c.1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, c. 14, s. 468.
[195] Beyhakî, c. 1, s. 388, M uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[196] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 469.
[197] E bu Nuaym , c. 1, s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2,s.128, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 469.
[198] Dineverî, s. 18, E bu Nuaym, c. 1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[199] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 18.
[200] Dineverî, s. 1 9, Zehebî, s. 530, E bu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Alâüddin Ali, Kenzu´l-um mâl, c. 12, s. 469.
[201] Ebu Nuaym, c. 1, s. 53, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 729.
[202] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 388.
[203] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 53.
[204] Dineverî, Kitâbu´l -a hbâr, s. 19, Beyhakî, c. 1, s. 38 8, Zeheb f, T ârıhu´l -i si âm, s. 530, E bu´l -Fi dâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, AJ âüddi n Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 469.
[205] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19.
[206] Beyhakî, c. 1, s. 388, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenzu´l-um mâl, c. 12, s. 469.
[207] Beyhakî, c. 1, s. 388, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 1 28.
[208] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19.
[209] Ebu Nuaym, c.1, s. 53, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 102.
[210] Dineverî, s. 1 9, Ebu Nuaym, c. 1, s. 53, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102.
[211] Dineverî, s. 19.
[212] Ebu Nuaym, c. 1, s. 53, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102.
[213] Dineverî, s. 1 9.
[214] Aynı kaynaklar.
[215] Beyhakî, c. 1, s. 388, M uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[216] Dineverî, s. 19, E bu Nuaym, c. 1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenz,c.12, s. 469.
[217] Dineveri, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19.
[218] Ebu Nuaym, c.1 , s. 53, Beyhakî, c. 1, s. 388, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c . 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenz, c. 12, s. 469.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/302-315.
[219] İbn Sa´d, c. 1, s. 410-412, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 89, Tirmizî, c. 4, s. 598-600, Belâzurî, c. 1,5.191-192, Taberî, c. 3, s. 185-186, İbn Esîr, c. 11, s. 1 2, Zehebî, s. 534.
[220] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 422, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 5, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 386-387, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 117-118, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 387411, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 444-451, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 6, s. 31-32.
[221] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 376, 406.
[222] Ebu´l-Ferec İbn Cevzi, el-Vefâ, c. 1, s. 406.
[223] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 230-231, Hâkim, M üstedrek, c. 3, s. 9-10, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1959-1960, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 243-244, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 60, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 102, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 188, Zehebî, s. 438439, Ebu´l-Fidâ, c. 3,5.192-193, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 56-57.
[224] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19, E bu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 53, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 388, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 729, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1 , s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî,Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 128.
[225] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 388, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 102, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 530, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 252, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 128.
[226] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 53, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102.
[227] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 53, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 388, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, E bu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 469-470.
[228] Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 388, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[229] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 53, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 388, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 730, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 102, Zehebî, s. 530, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128.
[230] E bu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 53, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 388, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 530-531, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 252, Suyûtî, c. 2, s. 128-129.
[231] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 53, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 1 03.
[232] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 53-54, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 388-389, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 103, Zehebî, T ârfhu´l-idam, s. 531 , Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 129.
[233] Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 389, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 531, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 129.
[234] Beyhakî, c. 1, s. 389, M uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 531, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 129-1 30.
[235] Ebu Nuaym, c. 1, s. 54, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 730.
[236] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19.
[237] Beyhakî, c. 1, s. 389, M uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 531, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 130.
[238] Ebu Nuaym, c. 1, s. 54, E bu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 103-104.
[239] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 54, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731.
[240] Ebu Nuaym, c. 1, s. 54, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 389-390, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 104, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 531-532, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c.2, s. 130.
[241] Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 389, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, s. 532, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 130.
[242] Ebu Nuaym, c.1, s. 54, Beyhakî, c. 1 , s. 390, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, s. 532,
[243] Beyhakî, c. 1, s. 390, M uhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, s. 532, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 130.
[244] Beyhakî, c. 1, s. 390, Zehebî, s. 532, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 1 30.
[245] Ebu Nuaym, c.1 , s. 54, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c.1, s. 104, Zehebî, s. 532, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 471.
[246] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 532, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 471.
[247] Ebu Nuaym, c. 1, s. 54, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 104, Zehebî, s. 532, Ali, Kenz, c. 12, s. 471
[248] Dineverî, Kitâbu´l-ahbâr, s. 19, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 536.
[249] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 536.
[250] Ebu Nuaym, c.1, s. 54, Beyhakî, c. 1, s. 390, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Ebu´l-Fidâ, c.2, s. 253, Alâüddin Ali, c. 1 2, s. 471.
[251] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 471.
[252] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 536.
[253] Zehebî, s. 536, Suyûtî, c. 2, s. 1 30, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 471.
[254] Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 471.
[255] Ebu Nuaym, c.1, s. 54, Beyhakî, c. 1, s. 390, Ebu´l-Ferec, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Ebu´l-Fidâ, c.2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 130, Alâüddin Ali, c. 12, s. 471.
[256] Beyhakî, c. 1, s. 390, M uhyiddin b. Arabî, c. 1 , s. 104, Zehebî, s. 536, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 130, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 471.
[257] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 536.
[258] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 55, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 390, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 2, s. 130.
[259] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 55, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 390, Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 104, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 253, Suyûtî, H asâis, c. 2, s. 130.
[260] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 55.
[261] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 55, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 390, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, Târih. s. 532.
[262] Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 390, Zehebî, Târih, c. 532, Ebu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, Hasâis, c. 2, s. 130.
[263] Muhyiddin b. Arabî, Muhâdarâtu´l-ebrâr, c. 1, s. 104.
[264] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 55, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 390, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731, Muhyiddin b. Arabî, c. 1, s. 104, Zehebî, s. 532, E bu´l-Fidâ, c. 2, s. 253, Suyûtî, c. 2, s. 130.
[265] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 55, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 731.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/315-322
[266] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 123, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s 226, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 259, Taberî, Târih, c. 2, s. 242, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c.1, s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 175, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 320.
[267] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 123, İbn Sa´d, c. 1, s. 226, Taberî, c. 2, s. 242, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 228, İbn Seyyid, c. 1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175.
[268] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 226, Halebî, c. 2, s. 188.
[269] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 123, İbn Sa´d, c. 1, s. 226, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 90, Ebu´l-Ferec, c.1, s. 228, İbn Seyyid, c.1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 14, Diyarbekrî, c. 1,s. 320, Halebî, c. 2, s. 188.
[270] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 124, Taberî, c. 2, s. 242, Halebî, c. 2, s. 188.
[271] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 387, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 198, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 255, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 9, s. 1 0, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 82, Diyarbekrî, c. 1, s. 320, Halebî, c. 2, s. 188.
[272] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 387.
[273] Abdurrezzak, c. 5, s. 387, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 1 98, Buhârî, c. 4, s. 255, Beyhakî, c. 9, s. 10, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, c. 1, s. 183, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 320, Diyarbekrî, c. 1, s. 320, Halebî, c. 2, s. 188.
[274] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 128.
[275] İbn Sa´d, c. 1, s. 228, Diyarbekrî, c. 1 , s. 323.
[276] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 228, Belâzurî, c. 1, s. 259.
[277] İbn Sa´d Tabakât, c. 1, s. 228, Diyarbekrî, c. 1, s. 323.
[278] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 128, İbn Sa´d, c. 1, s. 228, Belâzurî, c. 1, s. 259.
[279] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 387-388, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 188, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 255, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 259, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 183, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 311 , Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 84.
[280] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 128, Buhârî, Sahîh, c. 4, s.2 55, Belâzurî, Ensâb, c. 1,s.259
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/322-323
[281] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 124, Taberî, Târih, c.2, s. 242, İbn Seyyid, c. 1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 1 4, Diyarbekrî, c. 1, s. 321, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 189.
[282] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 227, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, Halebî, c. 2, s. 189.
[283] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 124, İbn Sa´d, c. 1, s. 227, Taberî, Târih, c. 2,s.242, İbn Kayyım, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, c. 1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s. 14, Halebî, c. 2, s. 189.
[284] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 24, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Seyyid, c. 1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1,s.1, s. 321.
[285] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 124, İbn Sa´d, c. 1, s. 227, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Kayyım, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, c. 1 , s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 14, Diyarbekrî, c. 1, s. 321, Halebî, c. 2, s. 189.
[286] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 124, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Seyyid, c. 1, s. 177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, Halebî, c. 2, s.189.
[287] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 124, İbn Sa´d, c. 1, s. 227, Taberî, c. 2, s. 242, İbn Kayyım, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, c. 1 , s.177, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 175, Diyarbekrî, c. 1, s. 321, Halebî, c. 2, s. 189.
[288] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/324.
[289] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 125, Taberî, Târîh, c. 2, s. 243, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 102, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 178, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 175-176, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 15.
[290] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 321 , Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 321.
[291] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 227, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 189.
[292] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 321 .
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/324-325
[293] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/325-326
[294] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 25, Taberî, Târih, c. 2, s. 243, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 2, s. 229, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 177, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 316, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 176, Diyarbekrî, c. 1, s. 322, Halebî, İnsânu´l-uyün, c. 2, s. 190.
[295] Süheylî.Ravdu´l-ünüf, c.4, s. 201, İbn Seyyid, c. 1 , s. 180, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 176, Diyarbekrî, c. 1, s. 322, Halebî, c. 2, s. 190.
[296] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 322.
[297] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 125-126, Taberî, c. 2, s. 243, İbn Seyyid, c.1, s. 178, Diyarbekrî, c. 1, s. 322, Halebî, c. 2, s. 190.
[298] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 322.
[299] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 126, Taberî, c. 2, s. 243, İbn Seyyid, c. 1, s. 178, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 176, Diyarbekrî, c. 1 , s. 322, Halebî, c. 2, s. 190.
[300] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 259, Diyarbekrî, c. 1, s. 322.
[301] Süheyl f.Ravdu´l-ünüf, c.4, s. 201, İbn Seyyid, c.1, s. 180, Halebî, c. 2, s. 190.
[302] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 126, Taberî, Târih, c. 2, s. 243, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1,s. 187, Ebu´l-Fidâ, el- Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 176, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 322, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 1 90.
[303] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 322.
[304] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 126, Taberî, c. 2, s. 243, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vetâ, c. 1, s. 230, İbn Seyyid, c. 1, s. 178, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 176, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 78, Diyarbekrî, c. 1, s. 322, Halebî, c. 2, s. 190, Zürkânî, Mevâhibu´l- ledünniye Şerhi, c. 1 s. 322.
[305] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 322.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/326-328
[306] Enfâl: 8/30.
[307] Tûr: 52/30.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/328
|
|
|
| İkinci Akabe Beyatı |
|
Yazar: RasitTunca - 10-22-2018, 02:33 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
İkinci Akabe Buluşma ve Bey´atı
Ensardan Cabir b. Abdullah Der ki:
"Resûlullah (a.s.) hac mevsimlerinde halkın Ukâz, Mecenne ve Mina´daki konak yerlerine vanp:
´Rabbimin elçilik vazifesini yerine getirinceye kadar beni barındıracak kim var Bana yardım edecek kim var ki, kendisine Cennet verilsin 1 diye seslenirdi.[1]
Fakat, ne barındıracak, ne de yardım edecek bir kimse bulunmazdı. Yemen´den veya Mudarlardan bir kimse panayırlara gelmek için yola çıkacağı zaman, kavmi veya akrabası,[2] onun yanına varıp:
´Sakın hâ! Kureyşîlerin genci seni dininden döndürmesin!1 derlerdi.
Resûlullah (a.s.) aralarından geçerken de, onlar Resûlullah (a.s.)ı birbirlerine parmaklarıyla işaret ederlerdi.
Nihayet, Yüce Allah bizi Yesrib (Medine)´den ona gönderdi de, biz iman ettik ve kendisini barındırdık.
Bizden biri, gidip ona iman ederdi, o da ona Kur´ân okurdu.
Evine döndüğü zaman, bütün ev halkı da, ona uyarak Müslüman olurlardı.
Ensar evlerinden, içinde Müslümanlardan bir topluluk bulunmayan ve İslâmiyeti açıklamayan bir ev kalmadı.
Sonra da, Medineli Müslümanların hepsi, biraraya gelerek konuştular, konuştuk:
´Resûlullah (a.s.)ı daha ne zamana kadar Mekke dağlarında, kovulur, korkutulur ve korkar bir halde bırakacağız !´ dedik.
Bunun üzerine, hac mevsiminde, bizden yetmiş kişi, onun yanına vardı."[3]
Yüce Allah Ensara kerem ve ihsanda, Peygamberine de yardımda bulunmayı; İslâmiyeti ve Müslümanları aziz, müşrikliği ve müşrikleri zelil kılmayı dilediği zaman,[4] nübüvvetin onüçüncü yılında,[5] hac mevsiminde,[6] Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden üç ay veya üç aya yakın bir süre önce, Zilkade ayında,[7] Mus´ab b. Umeyr,[8] yanında kırkı Ensarın yaşlılarından ve eşrafından, otuzu da gençlerinden olarak üzere, yetmiş[9] veya yetmişten bir veya iki erkek fazla,[10] ya da yetmişüç erkek ve iki kadın Müslümanla-Medinelilerin müşrik hacıları da yanlarında bulunduğu halde-[11] beşyüz kişilik bir kafile ile Mekke´ye gelmişti.[12]
Berâ´ b. Ma´rur ile Ka´b b. Malik´in Peygamberimizle Görüşmeleri
Ka´b b. Malik der ki:
"Kavmimizin müşrik olan hacılanyla birlikte, Medine´den yola çıktık. Seyyidimiz ve büyüğümüz, seferlerde yöneticimiz Berâ1 b. Ma´rur da, yanımızda idi.[13]
Zâhire´l-Beydâ´da bulunduğumuz sırada,[14] Berâ1 b. Ma´rur, bize:
´Ey şu cemaat! Ben bir görüşe varmış bulunuyorum!
Vallahi, onun üzerinde bana muvafakat eder misiniz, yoksa etmez misiniz, bilmiyorum ´ dedi.
Kendisine:
´Nedir bu görüş ´ diye sorduk.
´Ben şu görüşe vardım ki, şu Beyt´i (Kabe´yi) arkama almayayım! Namazı ona doğru kılayım!´ dedi.
Biz de:
´Vallahi, Peygamberimiz (a.s.)dan bize erişen, ancak namazın Şam´a doğru yönelinerek kılınmasıdır. Biz ona aykırı davranmak istemeyiz´ dedik.
Berâ´ ise:
´Ben, muhakkak, namazımı Kabe´ye doğru kılacağım!´ dedi.
Ona:
´Fakat biz böyle yapmayız!´ dedik.
Namaz vakti olunca, biz namazlarımızı Şam´a doğru yönelerek kıldık.
O da, namazını Kabe´ye doğru yönelerek kıldı.
Biz onu yaptığı şeyden dolayı ayıplamakta ve kınamakta idik. O ise, bizim Kıblemize yönelmekten kaçınmakta, ancak Kabe´ye doğru namaz kılmakta idi.
Nihayet Mekke´ye geldik. Mekke´ye gelince, Berâ´ b. Ma´rur, bana:
´Ey kardeşimin oğlu! Bizi Resûlullah (a.s.)a götür!
Şu yolculuğum sırasında yaptığım şeyi ona soralım:
Benim yapmış olduğum ve sizin ise muhalefet ettiğinizi gördüğüm şey hakkında, vallahi, içime şüphe düştü!´ dedi.
Birlikte gittik. Resûlullah (a.s.)ı sorduk.
Kendisini bundan önce görmemiştik, tanımıyorduk.[15]
Ebtah´da,[16] Mekkelilerden bir adama rastladık. Resûlullahı ondan sorduk. Adam bize:
´Onu tanıyor musunuz ´ diye sordu.
Biz:
´Hayır! Tanımıyoruz!´ dedik.
Adam:
´Onun amcası Abbas b. Abdulmuttalib´i tanıyor musunuz ´ diye sordu.
´Evet! Tanıyoruz!´ dedik.
Çünkü, biz Abbas´ı tanıyorduk. Kendisi, tüccar olarak yanımıza gelip gitmekten geri kalmazdı.
Adam:
´Mescid-i H aram´a girin! Aradığınız o zât, şimdi orada Abbas ile birlikte oturuyor!1 dedi.
Mescid-i Haram´a girdik.
Abbas oturuyor, Resûlullah (a.s.) da onun yanında oturuyordu.
Selam verdikten sonra, biz de yanlarına oturduk.
Resûlullah (a.s.), Abbas´a:
´Ey Ebe´l-Fadl! Sen bu zâtları tanıyor musun ´ diye sordu.
Abbas:
´Evet, tanıyorum: Şu, kavminin seyyidi, ulu kişisi Berâ´ b. Ma´rur´dur! Şu da, Ka´b b. Malik´tir!´ dedi.
Vallahi, Resûlullah (a.s.)ın:
´Şair olan mı ´ dediğini, hâlâ unutmamı sırrıdır.
Abbas:
´Evet!´ dedi.
Berâ´ b. Ma´rur, Resûlullah (a.s.)a:
´Ey Allah´ın Peygamberi! Ben bu yolculuğa çıktım. Allah beni İslâmiyete hidayet etti.
Ben şu Beyt´i, Kabe´yi arkama almamayı uygun görüp ona doğru namaz kıldım. Arkadaşlarım ise, bu hususta bana muhalefet ettiler. Benim de bundan içime şüphe düştü.
Yâ Rasûlallan! Sen bunu nasıl görürsün Buna ne buyurursun ´ dedi.
Resûlullah (a.s.):
´Sen bir Kıble üzerinde bulunuyordun. Onda sabır ve sebat etsen olurdu1 buyurdu.
Bunun üzerine, Berâ´ b. Ma´rur, Resûlullah (a.s.)ın Kıblesine döndü. Bizimle birlikte, Şam´a doğru namaz kıldı."[17]
Uveym b. Sâide, Sa´d b. Hayseme ve Arkadaşlarının Teklifleri
Ensardan Uveym b. Sâide, Sa´d b. Hayseme ve daha başkaları,[18] Mekke´ye gelince, Peygamberimiz (a.s.)ın nerede bulunduğunu sordular.
"O, şimdi, amcası Abbas´ın yanındadır!" denildi.
Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vanp selam verdiler ve:
"Yâ Rasûlalları! Biz servet, silah ve hayvan bakımından çok hazırlıklıyız.
Senin üzerinde söz birliği yapılmış bulunmaktadır.
Bizim yanımızda sana yardım var!
Senin için canları verme var!
Kendilerimizi nelerden korur ve savunursak, seni de onlardan koruma ve savunma var!
Seninle ne zaman buluşalım " dediler.
Hz. Abbas:
"Sizinle hacca gelen kavminizden, görüşünüze ve kararınıza muhalefet edecek olanlar varsa, hacılar dağılıp gidinceye kadar, onlardan kendilerinizi ve işinizi gizli tutunuz!" dedi.[19]
Peygamberimiz (a.s.), onlarla[20] Mina´da.[21] Teşrik günlerinin ortasında.[22] Akabe´nin dibinde[23] buluşmaya söz verdi.
Uyuyanı uyandırmamalarını, bulunmayanı beklememelerini de, kendilerine emretti.[24]
Buluşma Yerinde Gizlice Toplanış
Ka´b b. Malik der ki:
"...Sonra, hacca çıktık.
Resûlullah (a.s.)la, Teşrik günlerinin ortasında, Akabe´de buluşmak üzere vaadleştik.
Hac ibadetini yerine getirip boşaldığımız ve Resûlullah (a.s.)la buluşmayı vaadleştiğimiz gece, seyyidlerimizden bir seyyid, şeriflerimizden bir şerif olan Ebu Cabir Abdullah b. Amr b. Haram yanımızda idi.
Kendisini yanımızda tutup, bırakmadık.
Halbuki, kavmimizin, yanımızda bulunan ve müşrik olan kimselerinden, işimizi gizli tutuyorduk.
Fakat, Abdullah b. Amr b. Haram´la konuştuk. Ona:
´Yâ Ebâ Câbir! Sen bizim seyyidlerimizden bir seyyid, şeriflerimizden bir şerifsin!
Biz seni içinde bulunduğun şirk yüzünden Cehennemin odunu olmandan uzaklaştırmak istiyoruz!´ dedik ve kendisini İslâmiyete davet ettik.
Resûlullah (a.s.)ın Akabe´de bizimle buluşmak üzere vaadleştiğini de haber verdik.
Abdullah b. Amr b. Haram hemen Müslüman oldu ve Akabe´de kabilesinin temsilcisi olarak bizimle birlikte bulundu.
O gece, ağırlıklarımızın yanında, kavmimizle birlikte uyuduk.
Gecenin üçte biri geçince; Resûlullah (a.s.)la buluşmaya vaadleşilen yerde bulunmak üzere, bağırtlak kuşunun ayrılışı gibi, ağırlıklarımızın yanından gizlice sıyrılıp, Akabe yanındaki Şı´b´da toplandık.
Biz yetmişüç erkek idik.
Yanımızda, kadınlarımızdan iki kadın da bulunuyordu ki, birisi Mazin b. Neccar oğulları kadınların-dan Ümmü Umâre Nesîbe binti Ka´b, öbürü de Selime oğulları kadınlarından Ümmü Meni´ Esma binti Amr idi.
Şı´b´da toplanıp, Resûlullah (a.s.)ı beklemeye başladık.
Nihayet, Resûlullah (a.s.) geldi.
Kendisinin yanında da, amcası Abbas b. Abdulmuttalib bulunuyordu.
Kendisi, o zaman, kavminin dininde idi*
Ancak, yeğeninin işinde hazır bulunmayı ve onun işini sağlama bağlamayı arzu ediyordu.
Oturulunca, ilk konuşan da, Abbas b. Abdulmuttalib oldu ve:
´Ey Hazrec cemaatı!**
Siz de bilirsiniz ki; Muhammed bizdendir.[25]
Bu, benim kardeşimin oğludur ve bana insanların en sevgilisidir!
Eğer siz onu tasdik ve kendisinin Allah´tan getirdiklerine iman ediyor, onu alıp yanınıza götürmek istiyorsanız; yardımsız bırakmayacağınıza, aldatmayacağınıza dair, sizden kesin bir söz almak istiyorum!
Çünkü, sizin komşularınız Yahudilerdir. Yahudiler ise buna düşmandırlar.
Onların tuzak kurmayacaklarından emin değilim. [26]
Eğer siz; sizi tek yaydan ok yağmuruna tutacak olan Arap kabilelerinin de düşmanlıklarına göğüs gerebilecek kadar savaş gücüne malikseniz, aranızda iyice görüşüp konuşarak kararlaştırınız da, sonradan tefrikaya düşmeyiniz![27]
Biz onu kavmimizden koruya gelmişizdir.
O kendi kavminin içinde bulunmakta ve korunmaktadır.
Fakat, buradan ayrılmak, ancak size katılmak arzusundadır.
Eğer siz kendisine vaadle davette bulunduğunuz yardım, barındırma ve muhaliflerinden koruma gibi şeyleri yerine getireceğinize kani iseniz, ne âlâ!
Şayet, yanınıza vardıktan sonra, korkup yardım edemeyecek, kendisini muhaliflerinin eline bırakacak iseniz, şimdiden bırakınız!
O, kendi kavminin içinde ve beldesinde şerefiyle bulunmakta ve korunmakta devam etsin![28] Sizin konuşma yapacak olanınız konuşsun!
Fakat, konuşmasını uzatmasın![29]
Çünkü, üzerimizde, müşriklerden gözcüler, casuslar vardır![30]
Buradan konak yerlerinize dağıldığınız zaman da,[31] işinizi gizli tutunuz!´ dedi."[32]
Es´ad b. Zürâre´nin Konuşması
Hz. Abbas´ın, konuşmasında Es´aci b. Zürâre´ye ve arkadaşlarına söz dokundurması, Es´ad b. Zürâre´nin ağırına gitti. Peygamberimiz (a.s.)a:
"Yâ Rasûlallah! Bize izin ver de, canını sıkmaksızın ve senin hoşlanmayacağın birşeyle itiraz etmiş olmaksızın, sadece sana icabetimizi ve imanımızı doğrulamak üzere, ona cevap verelim " dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Suçlayıcı olmaksızın, ona cevap veriniz!" buyurdu.
Bunun üzerine, Es´ad b. Zürâre, Peygamberimiz (a.s.)a dönerek:
"Yâ Rasûlallah! Her davetin, yumuşak veya sert, bir yolu ve usûlü vardır.
Bugün senin yaptığın davet, insanların yüzünü ekşitecek, kendilerine ağır gelecek bir davettir:
Sen bizi öteden beri üzerinde bulunduğumuz dinimizi bırakmaya ve kendi dinine tâbi olmaya davet ettin ki, bu çok zor ve ağır birşey olduğu halde, biz senin bu teklifini kabul ettik!
Sen bizi insanlarla aramızdaki yakın, uzak bütün akrabalık ve komşuluk ilişkilerini kesmeye davet ettin! Bu da çok zor ve ağır birşey olduğu halde, biz senin bu teklifini de kabul ettik!
Bizler, yurdumuzda, izzetli ve her tecavüzden masun; değil kendisini kavminin yalnız bırakmış olduğu, hatta amcalarının bile öldürülmek üzere düşmanlarına teslim etmek istedikleri bir zâtın, hatta kendimizden başka hiç kimsenin başımıza geçmeye göz dikemeyeceği bir topluluk olmamıza ve bunun bizim için kabulü çok zor bulunmasına rağmen, biz senin bu husustaki teklifini de kabul ettik-ki, bütün bunlar, Allah´ın doğru yolu bulma azmini ve hayırlı sonuçlara ulaşma umudunu ihsan ettiği kimseler hariç, insanlar nazarında hiç de hoşa gidecek şeyler olmadığı halde, biz senin bu husustaki teklifini de dillerimizle ikrar, kalblerimizle tasdik etmek suretiyle kabul ettik!
Biz, senin Allah´tan getirdiklerine inanarak ve kalblerimize yerleşen bir marifetle tasdikte bulunarak, sana bey´at edeceğiz!
Biz, Rabbimize, senin Rabbine bey´at edeceğiz!
Allah´ın Kudret Eli, ellerimizin üzerindedir!
Bizim kanlarımız senin kanınla, ellerimiz senin elinledir!
Biz, kendilerimizi, oğullarımızı ve kadınlarımızı savunduğumuz ve koruduğumuz şeylerden, seni de savunacak ve koruyacağız!
Eğer biz bu ahdimizi bozarsak, Allah´ın ahdini bozmuş bedbaht, yaramaz kimseler olmuş olalım!
Yâ Rasûlallah! Bu, sana karşı, bizim sadâkatyeminimizdir!
Yardımına sığınılacak, ancak Allah´tır!" dedi.
Sonra da, Hz. Abbas´a dönerek:
"Ey konuşurken Peygamber (a.s.)ın önünde bize söz dokunduran zât! Kardeşinin oğlunun sana insanların en sevgilisi olduğu sözünle neyi anlatmak istediğini Allah bilir.
Biz, yakın uzak bütün akrabalarımızla ilişkilerimizi keserek şehadet etmiş bulunuyoruz ki, bu zât Allah´ın Resûlüdür!
Allah, onu yanındaki (Kur´ân) ile göndermiştir.
Kendisi asla yalancı değildir!
Getirdiği Kur´ân da, insan sözüne benzemez.
Resûlullah (a.s.) hakkında seni tatmin edecek sözü bizden alma isteğine gelince:
Resûlullah (a.s.) için istediğin sözü al!" dedi.
Sonra da, Peygamberimiz (a.s.)a dönerek:
"Yâ Rasûlallah! Bizden, kendin için, dilediğin sözü al!
Rabbin için de, istediğin şartı koş!" dedi.[33]
Abdullah b. Revâha da:
"Kendin ve Rabbin için, ne dilersen onu şart kıl!" dedi.[34]
Berâ´ b. Ma´rur´un Konuşması
Berâ´ b. Ma´rur, Hz. Abbas´a:
"Söylediklerini dinledik!
Vallahi, kalblerimizde senin söylediğinden başkası olsaydı, muhakkak ki, biz onu söylerdik!
Fakat, biz ahde vefa ve sadâkat göstermek, Resûlullah (a.s.)ın önünde canlarımızı feda etmek arzusundayız![35]
Bizler bol silahlara, savunma ve koruma gücüne sahip kimseleriz!
Taşlara taptığımız sıralarda da böyle idik!
Bugün; Allah, bizden başkalarının göremediği şeyleri bize gördürmüş ve Muhammed (a.s.) bizi daha da güçlendirmiştir!" dedi.[36]
Peygamberimiz (a.s.)ın Konuşması
Ensardan bazıları da, Hz. Abbas´a:
"Senin söylediklerini dinledik!" dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Yâ Rasûlallan! Sen de konuş!
Bizden, kendin için, Rabbin için, istediğin sözü al!" dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) konuştu ve Kur´ân-ı Kerîm okudu.
Onları Allah´a davet ve İslâmiyete teşvik etti.[37]
"Yüce Rabbim için şartım;[38] sizden istediğim,[39] O´na hiçbir şeyi eş ortak koşmaksızın ibadet etmeniz dir.[40]
Kendim için şartıma,[41] isteğime gelince:
Kendimi ve ashabımı barındırmanız,
Bana ve ashabıma yardımcı olmanız,
Kendilerinizi savunduğunuz, koruduğunuz şeylerden bizleri de savunup korumanızdır.[42]
Kadınlarınızı ve çocuklarınızı savunup koruduğunuz şeylerden beni de savunup koruyacağınız hakkında, sizinle bey´atyapayım!" buyurdu.[43]
Berâ1 b. Ma´rur, hemen, Peygamberimiz (a.s.)ın elini tutup:
"Olur! Seni hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah´a andolsun ki; çoluk çocuklarımızı savunup koruduğumuz şeylerden seni de koruyacağız!
Bizimle bey´atlaş yâ Rasûlallah!
Biz, vallahi, savaş erleri ve silah erleriyiz!
Bu, bize ecdadımızdan miras kalmıştır!" diyerek konuşurken, Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan sözün arasına girdi ve:
"Yâ Rasûlallah! Bizlerle o adamlar (Yahudiler) arasında antlaşmalar, sözleşmeler var!
Biz, onları, seninle yapacağımız bu bey´atımızla kesip atmış oluyoruz!
Allah seni muzaffer kıldıktan sonra, bizi bırakıp kavminin yanına dönmeyi arzu eder misin " dedi.
Peygamberimiz (a.s.) gülümsedi. Sonra da:
"Hayır! Benim kanım, sizin kanınızdır!
Benim zimmetim, sizin zimmetinizdir!
Ben sizdenim! Siz de bendensiniz!
Ben, sizin savaştığınız kimselerle savaşırım!
Ben, sizin barıştığınız kimselerle barışırım![44]
Sizlerden bana oniki nakîb çıkarınız ki, onlar kavimlerinin vekili, temsilcisi olsunlar!" buyurdu.
Bunun üzerine, Medineli Müslümanlar, dokuzu Hazrec´den, üçü de Evs´ten olmak üzere, oniki nakîb (temsilci) çıkardılar.[45]
Çıkarılan Nakîbler (Temsilciler)
Medinenlerin çıkardığı nakîbler, Ensardan şu kişilerdi:
1. Es´ad b. Zürâre,
2. Sa´d b. Rebia,
3. Abdullah b. Revana,
4. Râfi1 b. Malik,
5. Bera1 b. Ma´rur,
6. Abdullah b. Amrb. Haram,
7. Ubâde b. Sâmit,
8. Sa´d b. Ubâde,
9. Münzir b. Amr,
10. Useyd b. Hudayr,
11. Sa´d b. Hayseme,
12. Rifâa b. Abdulmünzir.
Ka´b b. Malik, bu husustaki şiirinde, Rifâa b. Abdulumünzirln yerine, Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyi h an´ ı g ö sterm i şti r.[46]
Peygamberimiz (a.s.), temsilcilere:
"Havarilerin İsa b. Meryem için kefillikleri gibi, sizler de kavminizin kefillerisiniz. Ben de, Müslüman olan kavmimin kefiliyim!" buyurdu. "Evet!" dediler.[47]
Es´ad b. Zürâre:
"Evet yâ Rasulallah!" deyince, Peygamberimiz (a.s.):
"Sen de, kavminin temsilcisisin!" buyurdu.[48] Ve onu, oniki temsilcinin de temsilcisi yaptı .[49]
Abbas b. Ubâde´nin Bey´at Hakkındaki Açıklaması
Medineli Müslümanlar Akabe´de geceleyin ağaç altında[50] Peygamberimiz (a.s.)la bey´at-laşmak üzere toplandıkları zaman, Salim b. Avf oğullarının kardeşi Abbas b. Ubâde:
"Ey Hazrec cemaatı! Siz bu zât ile ne için bey´atlaşacağınızı biliyor musunuz " diye sordu.
"Evet! Biliyoruz!" dediler.
Abbas b. Ubâde:
"Sizler; insanların kızıl ve kara derilileriyle savaşmak üzere kendisi ile bey´atlaşacaksınız!
Eğer sizler karşılaşacağınız musibetle mallarınız azaldığı, eşrafınız öldürüldüğü zaman ona yardım etmeyecek, kendisini muhaliflerinin eline bırakacaksanız, vallahi, bu, dünyada da, âhirette de yüzkarasıdır! Şimdiden bundan vazgeçin!
Eğer sizler kendisine vaadde bulunduğunuz yardım, barındırma, muhaliflerinden koruma gibi şeyleri yerine getireceğinize kani iseniz, mallarınızın azalması ve eşrafınızın öldürülmeleri pahasına da olsa, onu tutunuz ki, vallahi, bu, dünyada da, âhirette de hayırlıdır!" dedi.[51]
Medineli Müslümanlar:
"Mallarımızın yok olma tehlikesine uğraması ve eşrafımızın öldürülmeleri pahasına da olsa, bizler, vereceğimiz sözü yerine getireceğiz!" dediler ve Peygamberimiz (a.s.)a:
"Yâ Rasûlallah! Biz bu husustaki taahhüdümüzü yerine getirirsek, bizim için ne var " diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
"Cennet var!" buyurdu.[52]
Medineli Müslümanlardan Enes b. Sabit:
"Yâ Rasûlallah! Biz, kendilerimizi ve çocuklarımızı savunup koruduğumuz şeylerden seni de savunacak ve koruyacağız!
Bize ne var " dedi.[53]
Diğerleri de:
"Biz bu vazifemizi yerine getirirsek, bizim için ne var " diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
"Cennet var!" buyurunca, Medineli Müslümanlar
"Kazançlı bir alışveriş bu! Biz bundan ne cayarız, ne de caymak isteriz!" dediler.[54]
Bey´atın Nasıl Yapılacağının Açıklanışı
Medineli Müslümanlar:
"Yâ Rasûlallan! Sana ne üzerine ve nasıl bey´at yapalım " diye sordular.[55] Peygamberimiz (a.s.): "Sizler;
Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına, Benim Resûlullah olduğuma şehadette bulunmak, Namaz kılmak, Zekat vermek,
Emirlik işinde, ehil olanla çekişmemek,[56] İsteklilikte isteksizlikte dinlemek ve boyun eğmek, Darlıkta ve varlıkta geçimlik sağlamak üzere, İyiliği buyurmak, kötülükten sakındırmak üzere,
Allah hakkında hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeksizin konuşmak üzere, Bana yardım etmek,
Yanınıza geldiğim zaman, kendilerinizi, kadınlarınızı ve çocuklarınızı savunup koruduğunuz şeylerden beni de savunup korumak üzere, bana bey´at ediniz! Sizin için Cennet var!" buyurdu.[57]
Es´ad b. Zürâre´nin Bey´at Hakkındaki Son Uyarısı
Es´ad b. Zürâre:
"Biraz müsaade ediniz ey Yesribliler!
Bizler, ancak bu zâtın Resûlullah olduğunu bilerek, develerimizin böğürlerini tepe tepe buraya gelmiş bulunuyoruz.
Bugün kendisini alıp Medine´ye götürmek, bütün Araplardan ayrılmak, ayrı baş çekmek ve neticede en hayırlılarınızın öldürülmesi ve sizlerin de kılıç darbeleriyle kesilip biçilmeniz demektir!
Sizler bu husustaki taahhüdünüzde sebat edebilecek bir kavimseniz, ecriniz Allah´a aittir.
Eğer sizler canlarınızdan korkar ve korkak bir kavimseniz, bunu açıkça bildiriniz ki, böyle yapmanız Allah katında sizin için bir mazeret sayılabilir.[58]
Ey insanlar! Muhammed ((a.s.))´e ne üzerine bey´at edeceğinizi biliyor musunuz
Siz, ona; Arap ve Arap olmayanlarla, bütün cin ve insani ar topluluğu ile savaşmak üzere bey´at edeceğinizin farkında mısınız " diye sordu.
Medineli Müslümanlar:
"Biz, savaşanlarla savaşırız, barışanlarla barışırız!" dediler.
Bunun üzerine, Es´ad b. Zürâre:
"Yâ Rasûlallah! Koş artık şartını!" dedi.[59]
Medineli Müslümanlar:
"Ey Es´ad! Sen çekil artık aradan!
Vallahi, biz, bu bey´atı hiçbir zaman terk ve iptal etmeyeceğiz!" dediler.[60]
Hz. Abbas´ın Konuşması
Peygamberimiz (a.s.)ın amcası Hz. Abbas, Medineli Müslümanlara:
"Sizler, şu Haram olan ayda ve Haram olan şehirdeki taahhüd ve zimmetinizle, Allah´a karşı taah-hüd ve zimmette bulunmuş oluyorsunuz.
Resûlullaha yapacağınız bey´afla, Allah´a bey´at etmiş olacaksınız!
Allah, sizin Rabbinizdir.
Allah´ın Eli, sizin elinizin üzerindedir.
Allah, bu bey´aûnızla, sizin üzerinize murâkıb ve vekildir" dedi.
Medineli Müslümanlar:
"Evet!" dediler.
Hz. Abbas:
"Allah´ım! Sen, onların, şu kardeşimin oğlu hakkındaki taahhüdlerini yerine getirecekleri, kendisini koruyacakları hususundaki sözlerini işiten ve görensin!
Ey Allah´ım! Kardeşimin oğlu hakkında, onlar üzerinde şahit ol!" dedi.
Medineli Müslümanlar:
"Yâ Rasûlalları! Sana bu istediğini verdiğimiz zaman bize ne var " diye, tekrar sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
"Allah´ın hoşnutluğu ve Cennet var!" buyurdu.
Medineli Müslümanlar:
"Razı olduk ve kabul ettik!" dediler.[61]
Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan´ın Son Konuşması
Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan, arkadaşlarına:
"Sizler bu zâtın Allah tarafından size peygamber gönderildiğine iman ve tasdikte bulunduğunuzu biliyorsunuz, değil mi " diye sordu.
Medineli Müslümanlar:
"Evet! Biliyoruz!" dediler.
Ebu´l-Heysem:
Kendisinin Belde-i Haram´da oturduğunu, doğum yerinin de orası olduğunu, ailesinin de Belde-i Haram´da bulunduğunu biliyorsunuz, değil mi " diye sordu.
"Evet! Biliyoruz!" dediler.[62]
Ebu´l-Heysem:
"Ey kavmim! Bu, Allah´ın Resûlüdür! Ben onun doğruluğuna şehadet ediyorum!
Kendisi, bu gün, Allah´ın Harem´inde, kavim ve kabilesinin himayesi altında emniyet içinde bulunmaktadır.
İyi biliniz ki; Onu alıp yanınıza götürdüğünüz zaman,[63] bütün Araplar, sizi ondan dolayı tekyaydan oka tutacaklardır!
Allah yolunda savaşmak, mallarımızı, çoluk ve çocuklarımızı kaybetmek gönlünüzden kopuyor, hoşunuza gidiyorsa[64]-ki, Allah katındaki sevab, canlarınızdan, mallarınızdan, çoluk ve çocuklarınızdan daha hayırlı di r!-[65] kendisini yurdunuza davet ediniz!
Çünkü, o, Allah´ın gerçek resûlüdür!
Eğer ileride ona yardım edememekten korkuyorsanız, şimdiden, bundan geri durunuz![66]
Eğer siz, onu alıp götürdükten sonra, zaman içinde bir gün yardımsız veya muhaliflerinin ellerine bırakacak olursanız, muhakkak, üzerinize belâ çöker!" dedi.
Medineli Müslümanların hepsi:
"Hayır! Biz onu asla yardımsız ve yalnız bırakmayacağız!
Her zaman vefa ve sadâkatla kendisinin yanında bulunacağız![67]
Ey Ebu´l-Heysem! Bizim aramızla Resûlullah (a.s.)ın arasından çekil de, ona bey´at yapalım!" dediler.
Ebu´l-Heysem:
"Bu hususta ona ilk bey´at yapacak kişi benim!" dedi.[68]
Bey´atın Yapılışı
Hz. Abbas, Akabe´de geceleyin bir ağacın altında,[69] Peygamberimiz (a.s.)ın elinden tutup, Medineli Müslümanları Peygamberimiz (a.s.)a birer birer bey´at ettirdi.[70]
Peygamberimiz (a.s.)ın bey´atta şöyle buyurduğu da rivayet edilir:
"Allah´a hiçbir şeyi şerik koşmayasınız!
Hırsızlık etmeyesiniz!
Çocuklarınızı öldürmeyesiniz!
Uyduracağınız bir yalanla kimseye iftirada bulunmayasınız!
Mâruf olan hiçbir işte bana karşı gelmeyesiniz!... diye sizden bey´at alıyorum.
İçinizden kim ahdine vefa gösterir, sözünde durursa, onun ecir ve mükâfatı Allah´a aittir.
Kim sözünü bozarak bunlardan birisini işlerde, bu yüzden dünyada azaba uğrarsa, bu azab, onun için bir keffâret ve temizlik olur.
İşlemiş olduğu suçu Allah´ın örttüğü kimsenin işi ise, Allah´a kalır. Allah dilerse ona azab eder, dilerse onu affeder."[71]
Ebu l-Heysem´in Bey´atı:
Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan:
"Yâ Rasulallah! İsrail oğullarından oniki nakîb (temsilci) Musa b. İmran´a ne üzerine bey´at etti ise, ben de sana onun üzerine bey´at ediyorum" dedi.[72]
Abdullah b. Revâha´nm Bey´atı:
Abdullah b. Revâha:
"Yâ Rasulallah! Oniki havari İsa b. Meryem´e ne üzerine bey´at etti ise, ben de sana onun üzerine bey´at ediyorum!" dedi. [73]
Es´ad b. Zürâre´nin Bey´atı:
Es´ad b. Zürâre:
"Ben Allah´a bey´at ediyorum! Resûlullah (a.s.)a bey´at ediyorum! Ahdimi yerine getirerek tamamlamak, sana yardım hususundaki sözümü işimle gerçekleştirmek üzere!" dedi. [74]
Numan b. Harise´nin Bey´atı:
Numan b. Harise:
"Ben Allah´a bey´at ediyorum!
Yâ Rasulallah! Sana da bey´at ediyorum.
Allah yolunda azimli, sebatlı ve devamlı olmak, bu yolda yakın uzak gözetmemek üzere![75]
İstersen, vallahi, yâ Rasulallah! Şu Mina halkını da kılıçtan geçiririz!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben daha bununla emrolunmadım!" buyurdu.[76]
Ubâde b. Samit in Bey´atı:
Ubâde b. Sâmit:
"Yâ Rasulallah! Allah yolunda hiçbir kmayıcınm kınaması beni tutmamak, alıkoymamak üzere, sana bey´at ediyorum!" dedi. [77]
Sa´d b. Rebia´nm Bey´atı:
Sa´d b. Rebia:
"Ben Allah´a bey´at ediyorum!
Yâ Rasulallah! Sana da bey´at ediyorum. Sana ve Allah´a hiçbir isyanda ve hiçbir yalanlamada bulunmamak üzere!" dedi.[78]
Peygamberimiz Afeyhisselamm İki K adınla Bey´atı:
Peygamberimiz (a.s.) Akabe Bey´atında yalnız iki kadına elini vermeyip;[79] "Gidiniz! Siz bey´at etmiş oldunuz!" buyurdu.[80]
Berâ´ b. Ma´rur´un Bey´at Kapanış Konuşması
Berâ´ b. Ma´rur, Allah´a hamd ü senâda bulunduktan sonra:
"Hamdolsun Allah´a ki, Muhammed (a.s.) ile ve onun Allah´tan getirdikleriyle bize ikramda bulundu.
Bizler, İslâmiyete davet olunanların sonuncusu ve bu daveti kabullenenlerin ilki olup, Yüce Allah´ın davetine icabet ettik, dinledik ve itaat ettik.
Ey Evs ve Hazrec cemaatı! Allah, sizleri dini ile şereflendirdi.
Bunun şükrânesi olarak, dinlemek, boyun eğmek ve yardımlaşmak yolunu tutunuz! Allah´a ve Resûlüne boyun eğiniz!" dedi ve oturdu.[81]
Hz. Abbas; Ensarın Peygamberimiz (a.s.)a gösterdikleri bu derin sevgi, saygı, bağlılık ve fedakârlık karşısında çok duygulandı ve babası Abdulmuttalib´in annesi Selmâ Hatunun, Amr b. Zeyd b. Adiyy b. Neccar´ın kızı olduğunu andı.[82]
Akabe Bey´atı Üzerine Koparılan Çığlık
İkinci Akabe Bey´atının yapılıp tatmamlandığı sırada idi ki,[83] Akabe´nin üzerinden, şeytan:
"Ey konak yerlerinde konaklayan halk![84] Ey Ehâşib (Cebacib=Mina) halkı! [85] Ey Kureyş cemaatı! [86] Müzemmem (yerilmiş) olan ile yanında bulunan ve dinlerini değiştirmiş olanların sizinle savaşmak üzere toplanıp sözleşmiş olduklarından haberiniz yok mudur !" diyerek, keskin ve uzun bir çığlık kopardı. [87]
İşitilen sesin, Kureyş müşriklerinden Münebbih b. Haccac´ın sesine benzediği rivayet edilir.[88]
Peygamberimiz (a.s.):
"Bu ses sizi korkutmasın! Bu ses, ancak Allah düşmanı İblis´in, şeytanın sesidir![89] Bu, İbn Uzeyb´dir! Dinle ey Allah düşmanı! Senin de hakkından geleceğim!" buyurduktan sonra, Medineli Müslümanlara, "Hemen konak yerlerinize dağılınız!" buyurdu.[90]
Abbas b. Ubâde:
"Seni hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; dilersen, Mina halkını da kılıçtan geçiririz!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.), "Biz henüz bununla emrolunmadık! Sizler şimdi ağırlıklarınızın yanına dönünüz!" buyurdu.
Medineli Müslümanlar konak yerlerine, ağırlıklarının yanına dönüp, sabaha kadar uyudular.[91]
Kureyş Müşriklerinin Bey´at İşini Soruşturmaları
Sabahleyin, Kureyş müşriklerinin ulularından bazıları, Medineli Müslümanların konak yerlerine gelerek:
"Ey Hazrec cemaat! Bize erişen habere göre, siz bizim sahibimizle konuşmuşsunuz. Kendisini aramızdan çıkarıp yanınıza götürmek istiyormuşsunuz!
Vallahi, Arap kabilelerinden, aramızda savaşacağımız ve size olduğu kadar kin bağlayacağımız hiçbir kabile yoktur!" dediler.
Puta tapan ve olan bitenlerden haberleri olmayan Medinelilerden bazıları, Allah´a yemin ederek:
"Böyle birşey olmadı ![92] Biz böyle birşey yapmadık![93] Biz böyle birşey bilmiyoruz!" dediler, doğru söylediler.
Çünkü, onların olan bitenlerden haberleri yoktu.[94]
Medineli Müslümanlar ise, birbirlerine bakıştılar.
Kureyş müşrikleri, kalkıp Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün yanına vardılar. Ona da aynı sözü söylediler.
Abdullah b. Übeyy:
"Vallahi, bu çok büyük bir iştir![95] Her halde, bu, boş birşey olsa gerek! Böyle birşey olmamıştır![96]
Benim kavmim, bunun gibi birşeyi bana danışmadan yapmazlar. Ben böyle birşeyin olduğunu bilmiyorum.[97]
Ben Yesrib´de bile bulunsaydım, kavmim bunu bana danışmadıkça yapmazlar!" dedi.[98]
Medineli Müslümanlar, sevinçli ve hoşnut olarak yurtlarına dönmek üzere, Akabe´den ayrıldılar.[99]
Arap hacıları da, Mina´dan yurtlarına dağılmaya başladılar.
Kureyş müşrikleri ise, Mekke´de, Akabe Bey´atı işini soruşturmaktan, araştırmaktan geri dur-madılar.[100]
Bey´at işinin doğru olduğunu anlayınca.[101] Medine yollarından, kesmedik yol bırakmadılar.
Medineli Müslümanları arayıp bulmak için, her tarafa birlikler saldılar.[102]
Berâ´ b. Ma´rur, Kureyş soruşturucuları yanlarından ayrılır ayrılmaz yola çıkmış, Batn-ı Ye´cec´de Müslüman arkadaşlarına kavuşmuştu.[103]
Müşriklerin Sa´d b. Ubâde´yi Yakalamaları
Müşriklerin takipçileri Sa´d b. Ubâde´ye[104] ve Münzir b. Amr´a Ezâhir mevkiinde yetiştiler.
Münzir b. Amfi yaka layam adıl ar, kaçırdılar.[105]
Sa´d b. Ubâde´ye:
"Sen Muhammed´in dininde misin " diye sordular.
"Evet!" deyince,[106] onun iki elini boynuna sımsıkı bağladılar.
Döve döve ve uzun saçının perçeminden çeke çeke, Mekke´ye getirip soktular.[107]
Kureyş müşriklerinden Ebu´l-Bahterî, onu görünce:
"Yazık sana! Seninle Kureyş´ten herhangi birisi arasında bir himaye veya sözleşme yok mu " diye sordu.
Sa´db.Ubâde:
"Evet, var! Vallahi, ben Cübeyr b. Mut´im´i de, Haris b. Harb´i de, memleketimizde ticaret yaparken, haksızlık etmek isteyenlere karşı korumuştum" deyince, Ebu´l-Bahterî:
"Yazık sana! Sen bu iki adamın ismini söyleve aranızda olanı anlat!" dedikten sonra, acele gidip, onları Kabe´nin yanında, Mescid´de buldu ve:
"Hazrec´den bir adam Ebtah´da dövülüyor, o da, aranızdaki himayeden bahsediyor!" dedi.
"Kimmiş o " diye sordular.
Ebu´l-Bahterî:
"Sa´d b. Ubâde´dir!" deyince, onlar
"Vallahi doğrudur! Biz tüccar iken, onun memleketinde bize haksızlık etmek isteyenlere karşı o bizi korumuştu" dediler. [108]
Cübeyr b. Mut´im ile Haris b. Harb, hemen gidip, Sa´d b. Ubâde´yi hemşehrilerinin ellerinden kur-tardılar.[109]
Ensarın Sa´d b. Ubâde´nin işini konuşmak için toplandığı sırada, Sa´d b. Ubâde yanlarına çıkageldi.[110]
İkinci Akabe Bey´atında Bulunan Medineli Müslümanların İsimleri
Medineli Evs ve Hazreclerden olup, Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)a bey´at eden yetmişüç erkek ile iki kadının isimleri ve kabileleri:
Evs b. Harise, b. Salebe, b. Amr, b. Âmirlerin Abduleşhel oğullarından:
1. Useyd b. Hudayr,
2. Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan,
3. Seleme b. Selâme.
Harise b. Haris, b. Hazrec, b. Amr, b. Malik, b. Evs oğullarından:
4. Zuheyr b. Râfi´
5. Ebu Bürde b. Niyar,
6. Nüheyr b. Heysem.
Amr b. Avf, b. Malik, b. Evs oğullarından:
7. Sa´d b. Hayseme,
8. Rifâa b. Abdulmünzir,
9. Abdullah b. Cübeyr,
10. Ma´n b. Adiyy,
11. Uveym b. Sâide,
Hazrec b. Harise, b. Salebe, b. Amr, b. Âmir, b. Neccar oğullarından:
12. Ebu Eyyub Halid b. Zeyd,
13. Muaz b. Haris,
14. Avf b. Haris,
15. Muavviz b. Haris,
16. Umâre b. Hazm,
17. Es´ad b. Zürâre.
Amr b. Mebzul, b. Âmir, b. Malik, b. Neccar oğullarından:
18. Sehlb.Atik.
Amr b. Malik, b. Neccar oğullarından:
19. Evs b. Sabit,
20. Ebu Talha.
Mazin b. Neccar oğullarından:
21. Kays b. Ebi Sa´saa,
22. Amr b. Gâziyye.
Belharis b. Hazrec oğullarından:
23. Sa´d b. Rebia
24. Hârice b. Zeyd,
25. Abdullah b. Revâha,
26. Beşir b. Sa´d,
27. Abdullah b. Zeyd,
28. Hallâd b. Süveyd,
29. Ukbe b.Âmir.
Beyaza b. Âmir, b. Zurayk, b. Abdi Harise oğullarından:
30. Ziyad b. Lebid,
31. Ferve b. Amr,
32. Halid b. Kays.
Zurayk b. Âmir, b. Zurayk, b. Abdi Harise, b. Malik, b. Gadb, b. Cüşem, b. Hazrec oğullarından:
33. Râfi´b. Malik,
34. Zekvan b. Abdi Kays,
35. Abbâd b. Kays,
36. Haris b. Kays.
Selime b. Sa´d, b. Ali, b. Esed, b. Sâride, b. Tezid, b. Cüşem, b. Hazrec oğullarından:
37. Berâ´ b. Ma´rur,
38. Bişr b. Berâ1 b. Ma´rur,
39. Sinan b. Sayff,
40. Tufeyl b. Numan,
41. Ma´kıl b. Münzir,
42. Yezid b. Münzir,
43. Mes´ud b. Yezid,
44. Dahhâk b. Harise,
45. Yezid b. Haram,
46. Cebbar b. Sahr,
47. Tufeyl b. Malik.
Sevad b. Ganm, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:
48. Ka´b b. Malik.
Ganm b. Sevad, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:
49. Süleym b. Amr,
50. Kutbe b.Âmir,
51. Yezid b.Âmir,
52. Ebu´l-YeserKa´b,
53. Sayfî b. Sevad (Esved).
Nâbi b. Amr, b. Sevad, b. Ganm, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:
54. Salebe b. Ganeme,
55. Amr b. Ganeme,
56. Abs b.Âmir,
57. Abdullah b. Üneys,
58. Halid b. Amr,
59. Haram b. Ka´b, b. Ganm, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:
60. Abdullah b. Amr b. Haram,
61. Cabir b. Abdullah, b. Amr, b. Haram,
62. Muaz b. Amr, b. Cemûh,
63. Sabit b. Ciz´,
64. Umeyr b. Haris,
65. Hadîc b. Selime,
66. Muaz b. Cebel.
Avf b. Hazrec oğullarından:
67. Ubâde b. Sâmit,
68. Abbas b. Ubâde,
Ebu Abdurrahman Yezid b. Salebe,
69. Amr b. Haris,
Salim b. Ganm, b. Avf, b. Hazrec oğullarından:
70. Rifâa b. Amr,
71. Ukbe b. Vehb.
72. Sâide b. Ka´b, b. Hazrec oğullarından:
Sa´d b. Ubâde,
73. Münzir b. Amr.
Mazin b. Neccar oğulları kadınlarından:
74. Ümmü Umâre Nesîbe binti Ka´b,
Selime oğulları kadınlarından:
75. Ümmü Meni1 Esma binti Amr.[111]
Akabe Bey´atında Bulunan Ensarın Muhacir Sayılışı
İbn Abbas´a göre; Resûlullah (a.s.)la Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer nasıl Mekkeli müşrikler yüzünden Medine´ye hicret ederek Muhacirlerden oldularsa, Ensardan olanlar da, şirk yurdu olan Medine´den Akabe gecesinde Resûlullah (a.s.)m yanına gelmekle, Muhacirlerden olmuşlardır.[112]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 442, Zehebî, Târihiu´l-islâm, s. 297-298, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 159.
[2] Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 442, Zehebî, Târih, c. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159.
[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 624-625, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 442, Zehebî, Târih, s. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 6, s. 46.
[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81, Taberî, Târih, c. 2, s. 237.
[5] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 224, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 317.
[6] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 81, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 220.
[7] Hâkim,Müstedrek,c.2, s. 625.
[8] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 220, Taberî, Târih, c. 2,5.237.
[9] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 308, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 300.
[10] İbn Sa´d, Taba kât, c. 1.S.221.
[11] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81, 84, 97.
[12] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1.S.221.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/261-262.
[13] İbn İshak,İbnHişam,Sîre,c. 2, s. 81, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 460461, Taberî, Târih, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 444, İbn Esir, Usdu´l -g âbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyi d, U yûnu´l -eser, c. 1 , s. 161-162, Zehebi, Târıh, s. 300, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemi, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 42.
[14] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 444, Zehebî, Târîh.s. 300.
[15] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81-82, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberi, Târih, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 444, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 300, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 4243.
[16] Beyhaki, D el âil, c. 2, s. 4 44, Zehebî, Tânh, s. 300.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 82-83, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târih, c. 2, s. 237-238, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 444-445, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 301-302, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 42-43.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/262-265.
[18] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 253-254.
[19] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 221, Belâzurı, Ensâb, c. 1, s. 254.
[20] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 221.
[21] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 83, İbn Sa´d, c. 1, s. 221, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 461, Taberî, c. 2, s. 238, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid.d, s. 162, Zehebî, s. 302, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 158, Heysemî, c. 6, 43, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s.12.
[22] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 221.
[23] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 221, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, t 1, s. 254.
[24] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/265.
[25] * Hz. Abbas, İslâm iyete hizmet için, Müslümanlığını müşriklerden gizlemekte idi. Onun Müslüman oluşuyla ilgili bahse bakınız.
** Araplar, Ensar kabilelerini Hazrec diye anarlardı.
İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 83-84, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târih, c. 2, s. 238, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 446, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 302, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 160, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 44.
[26] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 302.
[27] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 222.
[28] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 84, Taberî,c.2, s. 238, Beyhakî, c. 2, s. 446, İbn Seyyid, c. 1, s. 162, Zehebî, s. 302, Ebu´l-Fidâ, c. 3,5.160.
[29] İbn Sa´d, c. 4, s. 9, Beyhakî, c. 2, s. 450, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 48.
[30] İbn Sa´d, c. 1, s. 222, Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 254, Beyhakî, c. 2, s. 450, Heysemî, c. 6, s. 48.
[31] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 8.
[32] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 8, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 254.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/266-268.
[33] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 302-303.
[34] Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 21 6, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 16, s. 199, Kurtubî, Tefsir, c. 8, s. 267, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 391 , Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 268, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kari, c. 14, s. 78, İbn Hacer, Fethu´l-bârî, c. 6, s. 3, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 3, s. 280, Kastalânî, İrşâdü´s-sârÎ, c. 5, s. 37, Ebussuud, Tefsir, c. 4, s. 106.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/268-270.
[35] İbn Sa´d Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 222.
[36] İbn Sa´d. Tabakât. c. 4. s. 8.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/270.
[37] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 2, s. 84, İbn Sa´d, c. 1, s. 222, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târîh, c. 2, s. 228, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 446, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 163, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 302-303, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 160, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 44.
[38] Ebu Nuaym, Delâil.c.1, s. 303, Zehebî, Târîh, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 163.
[39] İbn Sa´d, c. 4, s. 9, Beyhakî, c. 2, s. Zehebî, s. 302, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 163, Heysemî, c. 6, s. 48.
[40] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 9, Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 303, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 451, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 300, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 48.
[41] Ebu Nuaym, Delâil.c.1, s. 303, Zehebî, s. 299-300.
[42] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 451, Zehebî, Târîh, s. 299, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 162-163, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 4849.
[43] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 84, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târîh, c. 2, s. 238, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 447, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 163, Zehebî, s. 303.
[44] Taberî, Târîh, c. 2, s. 238-239, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 447, Zehebî, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159-161, Heysemî, Mecma, c.6,s.44.
[45] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 85, İbn Sa´d, c. 3, s. 602, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2,s. 447448, İbn Esîr, Kâmil, c.2,s. 99, İbn Seyyid, c. 1 , s. 164, Zehebî, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 161, Heysemî, c. 6, s. 44, İbn Haldun. Târih. c. 2. ks.2. s. 13.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/270-272.
[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 86-87, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvie.c. 2, s. 448, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 75-77, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2,s. 57, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 164-165, Zehebî,Târîhu´l-islâm, s. 303, 305, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 161-162, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 4546, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 13.
[47] İbn İshak, İbn Hişam ,c. 2, s. 88, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 602-603, Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 253, Taberî, Târîh, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2, s. 452-453.
[48] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 9, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 450, Zehebî, Târîh, c. 299, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 163.
[49] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 602-603, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 254.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/272-273.
[50] Beyhak f, c. 2, s. 450, Zehebî, s. 299, E bul -f i dâ, c. 3, s. 163.
[51] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 2, s. 88, Taberî, Târih, c. 2, s. 239, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 450, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 99, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 299-300, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 163.
[52] İbn İshak, İbn Hisam,c.2, s. 88-89, Taberî, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2, s. 450, İbn Esîr, c. 2, s. 99-100, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 162.
[53] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 48.
[54] Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, 36, Zemahşerf, Keşşaf, c. 2, s. 216, Fahru´r-Râzî, TefsiY, c. 16, s. 199, Kurtubî, TefsiY, c. 8, s. 267, E bu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 391, Hâzin, Tefsîr, c. 2, s. 268, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kari, c. 14, s. 78, İbn Hacer, Fethu´l-bârf, c. 6, s. 3, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 3, s. 280, Kastalânî, İrsâdü´s-sârf, c. 5, s. 37.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/273-274.
[55] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 625, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 443, Ebu´l-F erec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 227, İbn Kayvım, Zadü´l-mead, c. 2, s. 5 7, Zehebî, Târihu ´l-islâm, s. 298, Ebu´l-Fidâ, el -Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau´z-Zevâid, c. 6, s. 46.
[56] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 609.
[57] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/274-275.
[58] Ahmed b.Hanbel, c. 3,s. 322-323, Hâkim , c. 2, s. 625, Beyhakî c. 2, s. 443, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 227-228, İbn Kayyım, c. 2, s. 57, Zehebî, s. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 59, Heysemi, c. 6, s. 46.
[59] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 609.
[60] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 323, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 625, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 443, Ebu´l-F erec İ bn C evzi, el -Vefa, c. 1, s. 228, İbn Kayyım, Zâd ü´l-mead, c. 2, s. 5 7, Zehebi, Târihu ´l-islâm, s. 298, Ebu´l-F idâ, el -Bidâ ye ve´n-nihâye, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/275-276.
[61] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/276-277.
[62] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 304.
[63] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.
[64] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 304, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.
[65] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 304.
[66] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.
[67] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 304.
[68] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/277-278.
[69] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c.4, s. 9, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 450, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 299, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 163.
[70] İbn Sa´d, c. 1, s. 222, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 253, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 31 8.
[71] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 320, Buhârî, Sahih, c. 8, s. 18.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/278.
[72] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279
[73] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279
[74] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279
[75] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 304, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 177-178.
[76] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 304.
[77] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279
[78] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 304, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 177.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.
[79] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 109, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 253, Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 308.
[80] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 109, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 177.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.
[81] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 618-619, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 1 81.
[82] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 454, Zehebî, Târıhu´İslâm, s. 300.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.
[83] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1.S.223, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166.
[84] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 90, İbn Sa´d, c. 1, s. 223, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 3, s. 462, Taberî, Târîh.c .2, s. 239, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 448, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 304, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 164, Heysem T, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 44, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 179.
[85] İbn Sa´d, c. 1, s. 223, İbn Kayyım, c. 2, s. 57, Halebî, c. 2, s. 178.
[86] Ebu Nuaym, Delâil ü´n-nübüvve, c. 1, s. 309, H eysem f, M eon au´z-zevâi d, c. 6, s. 47.
[87] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 90, İbn Sa´d, c. 1, s. 223, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 239-240, Beyhakî, c. 2, s. 448, Ebu´l-FerecİbnCevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 226, İbn Esîr, c. 2, s. 100, İbn Seyyid, c. 1, s. 166, Zehebî, s. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 64, Heysem f, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, c. 1, s. 319, Halebî, c. 2, s. 177.
[88] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c . 2, s. 1 77.
[89] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 309, Halebî, c. 2, s. 178.
[90] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 90-91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 240, Beyhakî, c. 2, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 1 00, İbn Kayyım , c. 2, s. 57, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 66, Zehebî, s. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 164, Heysem f, c. 6, s. 45.
[91] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280-281.
[92] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 91, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 223, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 3, s. 462, Taberî, Târih, c. 2, s. 240, Beyhakî, Delâil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 449, Ebu´l-Ferec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 226-227, İbn Esır, Kâm il, c. 2, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 304, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 164, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319.
[93] Beyhaki, Delâil, c. 2, s. 4 49, Zehebî, Târih, s. 304.
[94] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 90-91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 240, Ebu´l-F erec, c. 1 , s. 227, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 164, Heysemî, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, c. 1, s. 319,Halebî, c. 2, s. 179.
[95] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s:. 91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s:. 241, Zehebî, s:. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s:. 164, Heysemî, c. 6, s. 45, Halebî, c. 2, s:. 179.
[96] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.223, İbn Kayyım, Zâd.c. 2, s. 58, Halebî, c. 2, s. 179.
[97] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91, İbn Sa´d.c.1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241. Beyhakî, c. 2, s. 449, İbn Kayyım, c. 2,s.58, Zehebî, s:. 305, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s:. 164, Halebî, c. 2, s. 179.
[98] İbn Sa´d, c. 1, s. 223, İbn Kayyım, c.2 , s:. 58, Halebî, c. 2, s:. 179.
[99] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s:. 309-310.
[100] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 91, Taberî, Târih, c.2, s. 241 , E bu´l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 228, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 164, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 13, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319.
[101] Ebu´l-Ferec,c.1, s. 229, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 308, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 13, Halebî, İnsânu´l-uyun, c.2, s. 179.
[102] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 223.
[103] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 223.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/281-283.
[104] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91 , İbn Sa´d.c.1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fenec, c. 1 , s. 228, İbn Kayyım, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166. Zehebî, Târih, s. 308, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 13.
[105] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fenec, c. 1 , s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166, Diyarbekri, Hamis. C. 1, s. 319.
[106] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 254.
[107] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 92, İbn Sa´d, c. 1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, İbn Kayyım, c. 2, s. 58,Halebî, c. 2, s. 179.
[108] İbn İshak, İbn Hişa, Sîre, c. 2, s. 92-93, Taberî, Târih, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 184-185.
[109] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 93, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el- Vefâ, c. 1 ,s.228, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166, Zehebî, Târihu´l-islâm , s. 308, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 165, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 13, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 179.
[110] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 223, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/283-284.
[111] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 97-11 0, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 240-251, İbn Hazm, Cevâmiu´s-are, s. 78-85, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c.1, s. 162-170, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 305-307, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 166-168.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/284-288.
[112] Nesâî. Sünen. c. 7. s. 144-145.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/288.
|
|
|
| Birinci Akabe Beyatı |
|
Yazar: RasitTunca - 10-22-2018, 02:27 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Birinci Akabe Buluşma ve Bey´atı
Geçen (onbirinci) yılda, Ensardan* altı kişi, Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)la buluşup Müslüman olmuş ve gelecek yıl tekrar gelmek üzere Peygamberimiz (a.s.)a söz vermişlerdi.
Bundan bir yıl sonra[1], gelen yılda,[2] yani nübüvvetin onikinci yılında,[3] hac mevsiminde, Ensardan, içlerinde bir yıl önce Müslüman olan altı kişiden beşinin de hâzır bulunduğu oniki kişilik bir topluluk, Birinci Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)la[4] geceleyin buluştular.[5] Ashab-ı Kiramdan Ubâde b. Sâmit der ki:
"Ben Birinci Akabe Bey´atında bulunmuş olan kişilerden[6] ve kabile temsilcilerindenim.[7]
Biz, oniki kişi idik.[8]
Resûlullah (a.s.), Akabe´de, geceleyin, çevresinde ashabından küçük bir topluluk bulunduğu halde, bize:
´Geliniz! Allah´a hiçbir şeyi şerik koşmayacağınız,
Birşey çalmayacağınız,
Çocuklarınızı öldürmeyeceğiniz,
Ellerinizle ayaklarınız arasında iftira uydurmayacağınız,
Mârufta bana isyan ve itaatsizlik etmeyeceğiniz hakkında bana bey´at ediniz![9]
Ahdinize vefa ederseniz, Cenneti kazanırsınız![10]
İçinizden kim de haddi mûcib birşey yapar da kendisine had vurulursa, bu, onun keffâreti olur.
Allah kimin suçunu örtbas ederse, onun işi de Allah´a kalır.
Allah dilerse onu azaba uğratır, dilerse yarlıgar1 buyurdu."[11]
"Resûlullah (a.s.), kadınlardan aldığı gibi, bizden bey´at aldı.[12]
Bu, savaş farz kılınmadan önce idi.[13]
´Hiçbir şeyi Allah´a şerik koşmayacağız!
Birşey çalmayacağız! [14]
Çocuklarımızı öldürmeyeceğiz! [15]
Allah´ın dokunulmaz kıldığı cana haksız yere kıymayacağız! [16]
Ellerimizle ayaklarımız arasında iftira uydurmayacak,[17] birbirimize iftira atmayacağız[18]
Yağmacılık yapmayacağız![19]
Mârufta sana asi olmayacak, itaatsizlik etmeyeceğiz!´ diye bey´atta bulunduk."[20]
Birinci Akabe Bey´atında Bulunanlar
1. Es´ad b.Zürâre,
2. Avf b. Haris,
3. Ukbe b.Âmir,
4. Kutbe b. Âmir,
5. Râfi b. Malik,
6. Muaz b. Haris,
7. Zekvan b. Abdi Kays,
8. Ubâde b. Sâmit,
9. Yezid b. Salebe,
10. Abbas b. Ubâde,
11. Ebu´l-Heysem Maiikb. Teyyihan,
12. Uveym b. Sâide.
Bunlar, bey´attan sonra, Peygamberimiz Aieyhisseiamın yanından ayniıp Medine´ye döndüler.[21] Allah onlardan razı olsun!
Ukbe b. Vehb ile[22] Seleme b. Selâme´nin de, bu Birinci Akabe Bey´atma katılan Ensar arasında bulunduğu da rivayet edilir.[23]
Mus´ab b. Umeyr´in Öğretmen Olarak Medine´ye Gönderilişi
Evs ve Hazrec kabilesi Müslümanlarının ileri gelenleri:[24]
"İçimizde İslâmiyet açıklandı ve yayılmaya başladı.[25] Halkı Allah´ın Kitabına davet edecek,[26] Kur´ân-ı Kerîm okuyacak[27] birmukri1 (Kur´ân-ı Kerîm okuyucu);[28] İslâm dinini anlatacak, İslâm sünnet ve şeriatlarını aramızda ikame edecek, namazlarımızda bize imamlık yapacak bir kimse[29] gönder!" diye, Peygamberimiz (a.s.)a yazı yazdılar.[30] Böylece, kendilerine Kur´ân-ı Kerîmi öğretecek, İslâmiyeti anlatacak[31] birsahabi göndermesini, Peygamberimiz (a.s.)dan istediler.[32]
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) Mus´ab b. Umeyr´i gönderip,[33] onlara Kur"ân okumasını, İslâmiyeti öğretmesini,[34] İslâm dinini anlatmasını[35] ona emretti.[36]
Mus´ab b. Umeyr Medine´de Es´ad b. Zürâre´nin evine indi.[37] Orada oturdu.[38]
Medineli Müslümanlara Kur"ân okur,[39] Kur´ân´ı,[40] İslâm şeriatını[41] öğretir,[42] İslâm fıkhını anlatırdı. [43]
Mus´ab b. Umeyr Medine´de "Mukri"´ diye anılırdı. [44]
İmamlık yapar,[45] namaz kıldırırdı.[46]
Peygamberimiz (a.s.) Medine´ye hicret edip gelmeden önce, Musab b. Umeyr, Müslümanları Cuma için toplamak üzere yazı yazıp izin istemiş;[47] Peygamberimiz (a.s.) da bunu yapmasını, cevaben yazdığı yazısında, ona emretmişti.[48]
Bera´ b. Âzib´e göre; Mus´ab b. Umeyr ile birlikte, İbn Ümmi Mektum da Medine´deki Müslümanlara Kur´ân-ı Kerîm okumak üzere Medine´ye gelmişti.[49]
Useyd b. Hudayr ile Sa´d b. Muaz´ın Müslüman Oluşu ve İslamiyetin Medine´de Yayılışı
Useyd b. Hudayr,[50] Cahiliye ve İslâmiyet devrinde, babasından sonra kavminin seyyidi olup,[51] en akıllılarından ve görüş sahiplerindendi.[52]
Araplar içinde yazı yazmayı bilenler pek az bulunurken, o, yazardı. İyi yüzme bilir ve iyi ok atardı.
Kendilerinde bu hasletler bulunanlara, Cahiliye devrinde "Kâmil" denirdi. Useyd b. Hudayr´da bunların hepsi toplanmış bulunuyordu.[53]
Es´ad b. Zürâre bir gün Mus´ab b. Umeyr´i yanına alarak Abduleşhel oğullarıyla Zafier oğullarının evlerine doğru götürdü.
Es´ad b. Zürâre, Sa´d b. Muaz´ın halasının oğlu idi.
Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr, Zafer oğullarının bostanlarından birisine girdiler. Oradaki, Mark diye anılan kuyunun başına oturdular.
Medinelilerden, Müslüman olan kimseler de, onların yanına toplandılar.
Sa´d b. Muaz ile Useyd b. Hudayr, o zaman, Abduleşhel oğulları kabilesinin seyyidleri, ulu kişileri olup, kavimlerinin dininde ve müşrik idiler.
Bunlar Es´ad b.Zürâre´nin Mus´ab b. Umeyr´i oraya getirdiğini ve başına bazı kimselerin toplandığını işitince, Sa´d b. Muaz, Useyd b. Hudayr´a:
"Sen işini iyi bilen ve kimsenin yardımına muhtaç olmayan bir adamsın!
Zayıflarımızın inançlarını bozmak için mahallemize gelmiş olan şu adamların yanına git de, kendilerini azarla ve mahallemize gelmekten men et!
Bilirsin ki; Es´ad b. Zürâre benim akrabam olmasaydı, bu işi kendim yapmaya yeterdim!
O halamın oğlu olduğu için, üzerine varmaya yol bulamadım!" dedi.
Bunun üzerine, Useyd b. Hudayr hemen kısa mızrağını alıp onlara doğru ilerledi.
Es´ad b. Zürâre, onu görünce, Mus´ab b. Umeyr´e:
"Şu yanına gelen, kavminin seyyidi, ulu kişisidir" dedi.
Mus´ab b. Umeyr
"Oturursa, kendisiyle konuşurum!" dedi.
Useyd b. Hudayr, sövüp sayarak, gelip tepelerine dikildi ve:
"Sizi bize getiren nedir Zayıflarımızın inançlarını mı bozacaksınız [54]
Sen şu yabancı, kovulmuş adamı, zayıflarımızın inançlarını bâtıl ile bozmak ve onlan ona davet etmek için mi getirdin !
Senin bundan sonra çevremizde bir daha birşey yaptığını görmeyeyim![55]
Eğer hayatınız size gerekse, hemen yanımızdan ayrılın!" dedi.
Mus´ab b. Umeyr, ona:
"Biraz oturup, söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı " dedi.
Useyd b. Hudayr
"Yerinde bir söz söyledin!" dedikten sonra, mızrağını yere saplayıp onlarla oturdu.
Mus´ab b. Umeyr İslâmiyet üzerine bir konuşma yaptı ve ona Kur´ân-ı Kerîm okudu.
Useyd b. Hudayr Mus´ab b. Umeyr´in sözlerini ve Kufârvı Kerîm´i dinlediği zaman, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr
"Vallahi, o daha konuşmadan önce, kendisinin yüzünde İslâm´ın nurunun patladığını ve yumuşadığını anladık!" demişlerdir.
Useyd b. Hudayr, Kur´ân-ı Kerîm hakkında:
"Bu, ne kadar güzel, ne kadar yüce söz!
Siz bu dine girmek istediğiniz zaman ne yaparsınız " dedi.
Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:
"Gusledip temizlenirsin!
Altlı üstlü, elbiseni temizlersin!
Sonra, hak şehadetiyle şehadet getirirsin!
Sonra da namaz kılarsın!" dediler.
Useyd b. Hudayr kalkıp gusletti.
Elbiselerini temizledi.
Hak şehadetiyle şehadet getirdi.
Sonra da, iki rekat namaz kıldı, ve:
"Gerimde bir adam var ki, o size tâbi olursa, kavminden hiçbir kimse ona muhalefet etmez, ondan geri kalmaz. O, Sa´d b. Muaz´dır! Ben şimdi onu size gönderirim!" dedi.
Mızrağını alıp Sa´d b. Muaz´ın ve kavminin yanına döndü.
Onlar, bir araya toplanmış, oturuyorlardı.
Useyd b. Hudayr gelirken, Sa´d b. Muaz ona bakınca:
"Allah´a yemin ederim ki; Useyd, yanınızdan gidişinden başka bir yüzle geldi size!" dedi.
Useyd b. Hudayr toplantı yerinde durunca, Sa´d b. Muaz ona:
"Ne yaptın " diye sordu.
Useyd b. Hudayr
"O iki adamla konuştum.
Vallahi, ben onlarda bir sakınca görmedim. Bununla birlikte, kendilerini nehiyve men ettim.
Onlarda, ´Biz senin istediğini yaparız!´ dediler.
Bana haber verildiğine göre; Harise oğulları, Es´ad b. Zürâreyi, senin halanın oğlu olduğunu bildikleri halde, sana verdikleri sözü bozup, hakaret için öldüreceklermiş!" dedi.
Sa´d b. Muaz, Harise oğullarının adı anılınca, kızgın bir halde hemen kalkıp eline mızrağını aldı ve:
"Vallahi, sende beni tatmin edecek birşey göremedim!" dedikten sonra, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr´e doğru ilerledi.
Es´ad b. Zürâre, Mus´ab. b. Umeyr´e:
"Ey Mus´ab! Vallahi, sana gerisindeki kavminin seyyidi, ulu kişisi geliyor ki, kendisi sana tâbi olursa, onlardan iki kişi bile sana muhalefet etmez!" dedi.
Sa´d b. Muaz Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr´i sakin ve telaşsız görünce, Useyd b. Hudayhn ancak onların söyleyeceklerini kendisine dinletmek istediğini anladı. Sövüp sayarak, üzerlerine dikildi. Es´ad b. Zürare´ye
"Ey Ebu Ümâme! Vallahi, seninle aramızda akrabalık olmasaydı, bu adamı benden kurtaramazdın!
Siz bizim hoşlanmadığımız şeyi evlerimizin içine mi sokacaksınız [56]
Sen şu yabancı, kovulmuş adamı evlerimize, zayıflanmızın inançlarını bâtıl şeylerle bozmak ve onları ona davet etmek için mi getirdin !
Sizin bundan sonra çevremizde bir daha birşey yaptığınızı görmeyeyim" diyerek çıkıştı.[57]
Mus´ab b. Umeyr, ona:
"Biraz oturup söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı " dedi.
Sa´d b. Muaz:
"Yerinde bir söz söyledin!" dedi ve mızrağını yere saplayıp oturunca, Mus´ab b. Umeyr ona İslâmiyeti anlattı ve Kurân-ı Kerîm okudu.[58] Mus´ab b. Umeyr, Sa´d, b. Muaz´a Zuhruf sûresinin baş tarafından (1-8) okumuştu.[59]
Bu, Sa´d b. Muaz´ın, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr´in yanına, tehdit etmek üzere ikinci gelişi idi.[60]
Sa´d b. Muaz Mus´ab b.Umeyr´in İslâmiyet hakkındaki sözlerini ve okuduğu Kur´ân-ı Kerîm´i dinlediği zaman, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:
"Vallahi, o daha konuşmadan önce, yüzünde İslâm´ın nurunun parladığını ve yumuşadığını anladık!" demişlerdir.
Sa´d b. Muaz, Kur´ân-ı Kerîm´i dinleyince:
"Ben şimdiye kadar hiç bilmediğim birşeyi dinledim!" dedi[61] ve:
"Siz bu dine girdiğiniz, Müslüman olduğunuz zaman ne yaparsınız " diye sordu.
Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:
"Gusleder, temizlenirsin!
Altlı üstlü, elbiseni temizlersin!
Sonra, hak şehadetiyle şehadet getirirsin!
Sonra da, iki rekat namaz kılarsın!" dediler.
Sa´d b. Muaz kalkıp gusletti.
Elbiselerini temizledi.
Hak şehadetiyle şehadet getirdi.
Sonra da, iki rekat namaz kıldı.
Mızrağını alıp, yanında Useyd b. Hudayr da bulunduğu halde, kavminin toplantı yerine doğru gitti.
Kavmi, onu gelirken görünce, birbirlerine:
"Vallahi, Sa´d yanınızdan gidişinden başka bir yüzle döndü size!" dediler.
Sa´d b. Muaz, onların yanına vanp durdu ve:
"Ey Abduleşhel oğulları! Benim, aranızdaki işimi, gidişimi nasıl bilirsiniz " diye sordu.
Abduleşhel oğulları:
"Sen bizim seyyidimiz, ulu kişimiz ve görüşçe en üstünümüz, yönetici olarak da en uğurlumuzsun!" dediler.
Bunun üzerine, Sa´d b. Muaz:
"Siz Allah´a ve Resûlüne iman edinceye kadar, sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun!" dedi.
Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:
"Vallahi, akşama kadar, Abduleşhel oğulları mahallesinde, erkek kadın, Müslüman olmadık kimse kalmadı!" demişlerdir.[62]
Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr, Zafer oğullarının bostanındaki Mark kuyusunun başında Useyd b. Hudayfın ve Sa´d b. Muaz´ın Müslüman oluşundan sonra, oradan kalkıp Es´ad b. Zürâre´nin evine döndüler.
Mus´ab b. Umeyr, Es´ad b. Zürâre´nin yanında oturup, halkı İslâmiyete davete koyuldu.[63]
Sa´d b. Muaz, Müslüman olunca da, Mus´ab b. Umeyr ile Es´ad b. Zürâre´yi kendi evine götürüp İslâmiyeti yaymaya devam ettirdi.[64]
Ümeyye b. Zeyd, Hatıma, Vâil ve Vâkıf oğulları ailelerinden başka, Ensar evlerinden, içinde erkek ve kadın Müslüman olmayan bir ev kalmadı.
Ebu Kays b. Eslet, bu dört ailenin şairi, seyyidi idi.
Onlar hep Ebu Kays´ın ağzına bakarlar, ona boyun eğerler, onu dinlerlerdi.
O da, onları İslâmiyetten geri durdurdu. Hendek savaşından[65] sonra, onlarda Müslüman oldular.[66]
Ebu Seleme´nin Medine´ye Hicreti
Ashab-ı Kiram´dan Ebu Seleme Abdullah b. Abdulesed, hicret ettiği Habeş ülkesinden Mekke´ye dönmüş bulunuyordu.
Akabe Bey´atından bir yıl önce, Kureyş müşriklerinin kendisine işkenceye başladıkları sırada, Medinelilerin Müslüman olduklarını işitince, zevcesi Hz. Ümmü Seleme ile oğlu Seleme´yi deveye bindirerek, Medine´ye hicret etmek üzere yola çıktı.
Fakat, Mugîre b. Abdullah oğulları onu görüp önüne dikildiler ve:
"Haydi, sen şu kendin hakkında bize galebe çaldın!
Fakat, bu zevceni de beldelerde gezdirip durmanda seni serbest bırakacağımızı mı sanıyorsun " diyerek, Ebu Seleme´nin elinden devenin yularını çekip aldılar.
Ebu Seleme´nin kavmi olan Abdulesed oğulları kızdılar ve:
"Hayır! Vallahi, siz adamımızdan zevcesini çekip alınca, biz de oğlumuzu onun yanında bırakmayız!" dediler. Seleme´yi aralarında çekiştirdiler durdular, nihayet onu alıp götürdüler.
Mugîre oğulları ise, Hz. Ümmü Selemeyi yanlarında tuttular, bırakmadılar.
Ebu Seleme Medine´ye yalnız başına hicret edip gitti.
Mugîre oğulları, böylece, Hz. Ümmü Seleme´nin kocası ve oğlu ile arasını ayırdılar.
O da, her sabah çıkar, vadide oturur, akşama kadar ağlardı.
Bu hal bir yıl veya bir yıl kadar sürdü.[67]
Amr b. Cemûh´un Müslüman Oluşu
Amr b. Cemûh; Selime oğullarının seyyiçilerinden ve eşrafındandı. Kendisinin evinde, ağaç kütüğünden yapılmış, Menât diye anılan bir putu vardı.
Medine eşrafının yaptıkları gibi, o da, bu putu ilah edinmişti. Ona tapar ve tazimde bulunurdu.[68]
Mus´ab b. Umeyr Kur´ân öğretmek için Medine´ye geldiği zaman, Amr b. Cemûh, ona ve arkadaşlarına adam gönderip:
"Siz bize ne için geldiniz " diye sordu.
Onlar da:
"İstersen, sana gelip Kur´ân dinletelim " dediler.
Amr b. Cemûh:
"Olur!" dedi.
Mus´ab b. Umeyr ona Yûsuf sûresinin baş tarafından (1-8. âyetleri) okudu. Amr b. Cemûh:
"Kavmimizle, bir görüşmemiz lazım!" dedi.
Mus´ab b. Umeyr ile arkadaşları onun yanından ayrıldılar.
Amr b. Cemûh putunun yanına girdi ve:
"Sen de bilirsin ki, vallahi, bu kavim senden başkasına bağlanmamı istiyor! Sende buna karşı bir güç, kudret yok mu " dedi.[69]
Amr b. Cemûh´un oğlu Muaz ile Muaz b. Cebel ve Selime oğullarının Müslüman olan gençlerinden bazıları, geceleyin, Amr b. Cemûh´un putunu bulunduğu yerden alıp Selime oğullarının çöplük çukurlarından, içinde insan pisliği de bulunan bir çukura attılar.
Amr b. Cemûh, sabahleyin:
"Yazıklar olsun size! Bu gece ilahlarımıza kim sataştı !" dedi. Onu aramaya gitti, buldu,yıkayıp temizledikten, güzel koku sürdükten sonra
"Vallahi, bunu sana yapanı bir bilseydim, onu rezil ederdim!" dedi. Amr b. Cemûh akşamleyin uyuduğu zaman, putuna aynı şeyi tekrar yaptılar. O da, sabahleyin gidip putunu aynı çukurun içinde buldu, yıkadı, temizledi, ona koku sürdü.
Puta geceleri aynı şey birkaç kere daha yapıldıktan ve Amr b. Cemûh da bulup yıkadıktan ve güzel koku sürdükten sonra,[70] kılıcını onun boynuna astı[71] ve:
"Ben, vallahi, gördüğüm şeyi sana yapanı bilmiyorum. Eğer sende bir hayır varsa, artk kendini kendin koru, savun! İşte, kılıç da yanında!" dedi.[72] Dışarı çıktı.
Ev halkı, kalkıp kılıcı putun boynundan aldılar.
Amr b. Cemûh, eve dönüp kılıcın putun üzerinden alınmış olduğunu görünce:
"Ey Menât! Kılıç nerede ! Ben gidip servetimi Menât´a harcanmak üzere vasiyet ve vakfedeceğim!" dedi, gitti.[73]
O gidedursun, put da bir köpek ölüsü ile bağlanarak Selime oğullarının, içinde insan pisliği bulunan kuyularından bir kuyuya atıldı.[74]
Amr b. Cemûh, evine dönünce, ev halkına:
"Nasılsınız " diye sordu.
Onlar da:
"Ey efendimiz! Biz hayırlı yoldayız! Allah evimizden pisliği giderdi!" dediler.
Amr b. Cemûh:
"Vallahi, sanıyorum ki, siz bana karşı Menât´a bir kötülük yaptınız " dedi.
"Evet! Orası da öyle! Bak! İşte, o, şu kuyudadır!" dediler.[75]
Amr b. Cemûh, gidip putunu kuyunun içinde bir köpek ölüsüyle bağlanarak başaşağı atılmış bir halde görünce, uyandı!
Kavminden, Müslüman olan bazı zâtlarla konuştu.
Allah´ın rahmetiyle Müslüman olup Allah´tan gelen bilgilerle bilinçlendiği zaman, kendisini içinde bulunduğu körlük ve sapkınlıktan Peygamberimiz (a.s.)ın sayesinde kurtaran Yüce Allah´a şükretti.[76]
Kavmine de haber saldı.
Yanına geldikleri zaman, onlara:
"Siz benim bulunduğum şey üzerinde bulunur değil misiniz " diye sordu.
"Evet! Bulunuruz! Sen bizim seyyidimiz, ulu kişimizsin!" dediler.
Amr b. Cemûh:
"Sizi şahit tutarım ki,[77] ben artık Muhammed´e indirilmiş olanlara iman etmiş bulunuyorum!" dedi ve bunu dört beyiflik bir şiirinde dile getirdi.[78]
Yüce Allah ondan razı olsun![79]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] * Ensar; yardımcılar demek olup, Ashabdan Enesb. Malik´e: "Senin görüşüne göre, siz öteden beri Ensar adıyla anılır mıydınız Yoksa, bu adı size Allah mı taktı " diye sorulduğu zaman, Enes b. Malik "Evet! Ensar adını bize Allah taktı!" demiştir (Buhârî, Sahih, c. 4, s. 221).
İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 220.
[2] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, o. 2, s. 73, Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 431, İbn Hazm, C evâm iu´s-Sîre, s. 71, Ebu´I-Ferec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 219, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 96, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, o. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, o. 1, s. 156, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 291, Ebu´l-Fidâ, el- Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 150.
[3] Diyarbekrî, Hamîs, c. 2, s. 73, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Taberî, Târih, c. 2, s. 235.
[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 73.
[5] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 73, Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251, Beyhakî, c. 2, s. 431, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 218, Zehebî, s. 291 , Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 150.
[6] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 323.
[7] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251 , Müslim, Sahih, c. 3, s. 1334.
[8] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323.
[9] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251.
[10] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, İbn Sa´d, c. 1 , s. 220.
[11] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 251.
[12] Müslim, Sahih, o. 3, s. 1333.
[13] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 323, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 220.
[14] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 251 , Müslim , c. 3, s. 1333.
[15] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75-76, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, Müslim, c. 3, s. 1333.
[16] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1334.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323,
[18] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1333.
[19] Buhâri, c. 4, s. 251 , Müslim, c. 3, s. 1333.
[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c.5, s. 323, Buhâri, c. 4, s. 251, Müslim, c. 3, s. 1334.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/247-249.
[21] İbn İshak.İbn Hişam,c.2, s. 73-76, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 220, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Taben, Târih, c. 2, s. 235, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 431, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 71-72, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 217-218, İbnEsîr, Kâmil.c. 2, s. 96, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156-157, Zehebî, Tâıfhu´l-islâm, s. 291, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 150, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[22] İbn Sa´d, c. 3, s. 545, İbn ^bdilberr, İstiâb, c. 2, s. 641, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 62.
[23] İbn Sa´d, c. 3, s. 439, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 641, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 428, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 95.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/249.
[24] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 77, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 317.
[25] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 437.
[26] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 38, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307, Heysemî, Mecınau´z-zevâid, c. 6, s. 41, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 163.
[27] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 220, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 437, Kastalânî, c. 1, s. 77.
[28] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 220.
[29] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 437, Halebî, c. 2, s. 164.
[30] İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Taberî, Târih, c. 2, s. 235.
[31] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239.
[32] Belâzurî, c.1, s. 239, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 38.
[33] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Belâzurî, c. 1, s. 239. Yâkubî, c. 2, s. 38, Taberî, c. 2, s. 235, Beyhakî, c. 2, s. 437.
[34] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 96, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 151.
[35] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 151.
[36] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, İbn Esîr, c. 2, s. 96, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 151.
[37] İbn Sa´d, c.1, s. 220, Yâkubî, c. 2, s. 38, Beyhakî, c. 2, s. 437, İbn Hazm, Cevamiu´s-Sîre, s. 72, İbn Esîr, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 158, Zehebî, s. 293.
[38] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Beyhakî, c. 2, s. 437.
[39] İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Beyhakî, c. 2, s. 437, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 218.
[40] Belâzurî, c. 1, s. 239, İbn Hazm, s. 72, İbn Seyyid, c. 1, s. 158.
[41] İbn Hazm, Cevâm iu´s-Sîre, s. 72.
[42] Belâzurî, c. 1, s. 239, İbn Hazm, s. 72, İbn Seyyid, c. 1, s. 158.
[43] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 218.
[44] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, Beyhakî, c. 2, s. 437. İbn Seyyid, c. 1, s. 158, Zehebî, s. 293, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 151 , Halebî, c. 2, s. 163.
[45] Belâzurî, c. 1, s. 239, İbn Hazm, s. 72.
[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 77, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 437, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 293, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 151, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 163.
[47] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 317.
[48] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 158, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 51, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 77.
[49] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 284, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 264, İbn Seyyid, c. 1, s. 158, Halebî, c. 2, s. 163.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/249-251.
[50] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 87. İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 91, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 111. 51
[51] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 604.
[52] İbn Sa´d, c. 3, s. 604, İbn Abdilberr, c. 1, s. 93, İbn Esîr, c. 1, s. 112.
[53] İbn Sa´d, c. 3, s. 604.
[54] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 77-78, Taberî, Târih, c. 2, s. 236, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 438439, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 159-160, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 152, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 170.
[55] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294.
[56] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 78, Taberî, Târîh, c. 2, s. 236, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 439440, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 160, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294-296, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 152-153, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 170-172.
[57] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307-308, Heysemî, Mean au´z-zevâid, c. 6, s. 41.
[58] İbn İshak, İbn Hisam , c. 2, s. 78-79, Taberî, c. 2, s. 237, Beyhakî, c. 2, s. 439440, İbn Esîr, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, c. 1, s. 160, Zehebî, s. 296-297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 153, Halebî, c. 2, s. 1 70-1 71.
[59] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307, Zehebî, c. 295, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 153, Heysemî, Meanau´i-zevâid, c. 6, s. 41.
[60] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294, Heysemî, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 41.
[61] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 295, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 41 .
[62] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 79-80, Taberî, Târîh, c. 2, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1, s. 308, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 440, İ bn Esîr Kâm il, c. 2, s. 93, İtan Seyyid, Uyûnu´l -eser, c. 1, s. 1 60-1 61, Zehebî, s. 2 97, Ebu´l-F idâ, el-Bi dâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 153, Halebî, c. 2, s. 171.
[63] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 79-80, Taberî, Târîh, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 437-440, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 160-161, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294-295, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 53, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 171.
[64] İbn Sa´d, Taba kât, c. 3, s. 420-421.
[65] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s.80, Taberî, c. 2, s. 237, Beyhakî,c. 2, s. 440, İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 73, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 98, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 161, Zehebî, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.1 53, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 1 2, Halebî, c. 2, s. 171.
[66] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 73, İbn Seyyid, c. 1,s.161 , İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 12.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/251-256.
[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 112, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 258, İbn Hazm , Cevâmiu´s-sfne, s. 86, İbn Ea>, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 341, Zehebî, TârıTiu´l-islam , s. 31 2, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 169, Halebî, İnsanu´l-uyûn, c. 2, s. 182.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/257.
[68] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 95, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 207, İbn Hacer, el-İsâbe, t 2, s. 529.
[69] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182.
[70] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182.
[71] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 95, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 207, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 529.
[72] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 95-96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.
[73] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182.
[74] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 95-96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.
[75] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182-183.
[76] İbn İshak.İbnHişam, c. 2, s. 96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.
[77] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 183.
[78] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, Zehebî, c.1, s. 183, İbn Hacer, c. 2, s. 529.
[79] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/257-260.
|
|
|
| İsra ve Miraç Mucizeleri |
|
Yazar: RasitTunca - 10-22-2018, 02:24 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
İsrâ ve Mirac Kelimelerinin Mânâları
İsrâ; gece yürümek, yola gitmek, gece yolculuğu etmek, ettirilmek[1] demektir. Mirac da; yükseğe çıkış aracı demektir.[2]
İsrâ ve Mirac Hadisesinin Tarihi
İsrâ ve Mirac hadisesi nübüvvetin onikinci yılında,[3] Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden onsekiz ay[4] veya onaltı ay[5] veya ondört ay,[6] ya da bir yıl önce vuku bulmuştur.[7] Bunun; Hicretten sekiz ay önce,[8] Recep ayında[9], Recep ayının yirmiyedinci gecesinde vuku bulduğu da rivayet edilir. [10] Daha başka rivayetler de vardır.[11]
İsrâ ve Miracın Ruhen mi, Bedenen mi Vuku Bulduğu Meselesi
İsrâ ve Miracın, her ne kadar ruhen vuku bulduğu da rivayet edilmekte ise de;[12] selef ve halefi[13] hadis ve kelam âlimleri[14] topluluğunun mezhebine göre, Peygamberimiz (a.s.) geceleyin Mescid-i Haram´dan Mescid-i Aksaya uykuda ve ruhen değil uyanık iken, bedeni ve ruhu ile birlikte, Burak üzerinde isra buyrulmuş, gece yolculuğu ettirilmiş; getirilen Miraç ile de, oradan ruhen değil-yine bedeni ve ruhu ile birlikte, uyanık iken, göklere uruc ettirilmiş, çıkarılmıştır.[15]
Hak ve gerçek olan budur.
Ashab-ı Kiram´dan:
1. Abdullah b. Abbas,
2. Cabirb. Abdullah,
3. Enes b. Malik,
4. Huzeyfe b. Yeman,
5. Hz. Ömer,
6. E bu Hureyre,
7. Malik b. Sa´saa,
8. E bu Habbetü´l-Bedrî,
9. Abdullah b. Mes´ud ile;
Tâbiîn´den:
10. Dahhâk,
11. Katâde,
12. Saîd b. Müseyyeb,
13. Saîd b. Cübeyr,
14.Zührî,
İbn Zeyd,
Hasan,
İbrahim,
Mücahid,
Mesrûk,
İkrime,
İbn Cüreyc de, bu görüştedirler.
Ahmed b. Hanbel, Taberî ve Müslümanlardan büyük bir cemaat; hatta, sonraki fakihlerden, muhaddislerden, kelamcılardan ve müfessirlerden pek çoğu da, bu görüştedirler.[16]
Bazı ilim adamlarınca; Peygamberimiz (a.s.)a peygamberliğin sâlih rüya ile başlangıcında olduğu gibi, kolaylaştırılmak ve alıştırılmak üzere, İsrâ ve Mirac´ın önce rüyada gösterilmiş, sonra da uyanıklık halinde yaptırılmış olabileceği de muhtemel görülerek, bu husustaki uyku ve uyanıklık rivayetleri bağdaştırılmak istenilmiştir.[17]
Peygamberin rüyalarının vahiy hükmünde bulunduğu,[18] kendilerinin gözleri uyuşa da kalblerinin uyumadığı mâlûmdur.[19]
İsrâ Hadisesinin Kur´an-ı Kerîm´de Açıklanışı
Yüce Allah, İsrâ hadisesini, Kur´ân-ı Kerîım´incie şöyle açıklar:
"Kulunu (Muhammed (a.s.)) bir gece Mescid-i Haram´dan (alıp) Mescid-i Aksa´ya kadar götüren (Allah´ın sânı, her türlü noksanlardan) münezzehtir. (O Mescid-i Aksâya ki) biz, onun etrafına, bereket verdik.
(Bu gece yolculuğunu) ona (o kulumuza), âyetlerimizden bazısını gösterelim diye (yaptırdık). Şüphesiz ki, O, (asıl) O, (herşeyi) hakkıyla işiten, (herşeyi) hakkıyla görendir!"[20]
İsrâ ve Mirac Mucizesi Hadisesini Rivayet Eden Erkek ve Kadın Sahabiler
1. Enes b. Malik,
2. Ebu Hureyre,
3. Abdullah b. Abbas,
4. Abdullah b. Mes´ud,
5. Ebu Saîd el-Hudrî,
6. Ümmü Hani binti Ebi Talib,
7. Malik b. Sa´saa,
8. Şeddad b. Evs,
9. Ebu Zerr el-Gıfârî,
10. Hz. Ümmü Seleme,
11. Hz.Âişe,
12. Esma binti Ebu Bekir,
13. Abdullah b. Ebi Sebre,
14. Übeyyb.Ka´b,
15. Büreyde b. Husayb,
16. Cabir b. Abdullah,
17. Huzeyfe b. Yeman,
18. Semûre b. Cündüb,
19. Sehl b.Sa´d,
20. Suheyb b. Sinan,
21. Abdullah b. Ömer,
22. Abdullah b. Es´ad b. Zürâre,
23. Abdurrahman b. Kurt,
24. Hz. Ömer,
25. Hz. Ali,
26. Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensarî
27. Abdullah b. Seddad,
28. Ebu´l-Hamrâ,
29. Ebu Leyla,
30. Ebu Ümâme,
31. Abdullah b. Amr b.Âs,
32. Ebu Habbetu´l-Bedrî.[21]
Peygamberimiz (a.s.) ın Göğsünün Yarılıp Kalbine İman ve Hikmet Dolduruluşu:
Mekke de, İsra ve Mirac gecesinde, Cebrail (a.s.) inip peygamberimiz (a.s.)ın göğsünü yardı ve kalbini çıkardı.
Kalbinin içini Zemzem suyu ile yıkadıktan sonra, içi hikmet ve imanla dolu altın bir tas getirip Peygamberimiz (a.s.)ın kalbinin içine boşalttı ve göğsünü kapadı.[22]
Burak´ın Getirilişi ve Peygamberimiz (a.s.)ın Ona Bindirilişi
Yatsıdan sonra,[23] Peygamberimiz (a.s.)ın binmesi için, katırdan küçük, merkepten büyük olan,[24] Cârud diye anılan,[25] katırla merkep arası,[26] beyaz,[27] uzun,[28] gemi vurulmuş ve eğerlenmiş olarak,[29] bir hayvan; Burak getirildi.[30]
Burak´a, Peygamberimiz (a.s.)dan önceki peygamberler de binmişlerdi.[31]
Nitekim, İbrahim (a.s.) da, ona binip; önüne Hz. İsmail´i, terkisine de Hz. Hacer´i bindirerek Mekke´ye getirmişti.[32]
İbrahim (a.s.), Beyt-i Haram´ı ziyaret için onun üzerinde gelir giderdi.[33]
Burak´a Burak isminin verilişi, ya renginin son derecede parlak oluşundan, ya da hızlı gidişinin berki, şimşeği andırışından dolayı idi.[34]
Burak´ın iki bacağında iki kanadı vardı ki, ayaklarını onlarla itip hızlandırırdı.[35]
Peygamberimiz (a.s.) Burak´a binmek üzere yaklaşınca, Burak, Peygamberimiz (a.s.)a karşı, nazlanırcasına, hırçınlaştı.
Cebrail (a.s.), elini onun yelesinin üzerine koyup:
"Ey Burak! Sen şu yaptığından utanmıyor musun ![36]
Sen Muhammed´e mi bunu yapıyorsun ![37]
Ey Burak![38] Vallahi,[39] Allah´ın Muhammed´den önceki kullarından,[40] Allah katında bundan daha şerefli bir kimse senin üzerine binmemiştir![41] Sakin ol!" deyince,[42] Burak utandı,[43] ter döktü.[44] Uysallaşıp sakinleşti.
Peygamberimiz (a.s.) Burak´ın üzerine bindi.[45]
Peygamberimiz (a.s.)la Cebrail (a.s.), birbirlerini bırakmaksızın, Mescid-i Aksa´ya doğru yollandılar.
Burak; ayağını, gözünün alabildiği yerin en son noktasına basıyordu.[46] Bir müddet gittikten sonra, Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:
"İn de, namaz kıl!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) indi ve orada namaz kıldı.
Cebrail (a.s.): "Sen nerede namaz kıldın, biliyor musun Sen Tûr-u Sînâ´da namaz kıldın! Yüce Allah, Musa (a.s.)la orada konuşmuştu!" dedi.[47]
Nihayet, Beytü´l-Makdis´e ulaşıldı, Peygamberimiz (a.s.), orada Burak´ı kendisinden önceki peygamberlerin onu bağlayageldikleri halkaya bağladı.[48]
Peygamberimiz (a.s.)ın İmam Olup Peygamberlere Namaz Kıldırışı
Peygamberimiz (a.s.), Beytü´l-Makdis Mescidine (Mescid-i Aksa´ya) girdi.[49]
İçlerinde İbrahim, Musa ve İsa (a.s.)ların da bulunduğu[50] bazı peygamberler orada Peygamberimiz (a.s.) için toplanmış bulunuyorlardı.
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı ileri sürdü.[51] Peygamberimiz (a.s.) onlara imam oldu.[52]
Orada iki rekat namaz kıldı,[53] kıldırdı.[54]
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:
"Kureyşîler Allah´ın bir şeriki bulunduğunu, Hıristiyanlar da Allah´ın bir oğlu olduğunu iddia ediyorlar!
Sen, sor şu peygamberlere bakalım: Yüce Allah için, şerik veya oğul olur mu !" dedi.[55]
Peygamberimiz (a.s.) onlara sordu.
Onlar; "Biz tevhid ile, Allah´ın bir oluşu inancını tebliğ etmek üzere gönderildik!" dediler.[56]
Yüce Allah´ın vahdaniyetini, birliğini ikrar ettiler.[57]
Peygamberimiz (a.s.)ın Sunulan İçeceklerden Sütü Tercih Edişi
Peygamberimiz (a.s.)a iki kap getirildi ki; kabın birisinde şarap, diğerinde süt vardı.[58]
"Bunlardan hangisini istersen, al!" denildi.[59]
Peygamberimiz (a.s.) onlara baktı.[60]
Şarabı bırakıp[61] sütü seçti,[62] aldı,[63] içti.[64]
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:
"Sen fıtratı seçtin,[65] fıtrata isabet ettin![66] Fıtrata yöneltildin![67]
Hamdolsun Allah´a ki, seni fıtrata yöneltti.[68]
Eğer sen şarabı almış olsaydın, [69] senden sonra [70] ümmetin azardı. [71]
Sütü tercih etmekle sen de fıtratla yöneltildin, ümmetin de fıtrata yöneltildi. [72]
Şarap size haram kılındı! dedi. [73]
Peygamberimiz (a.s.)ın Göklere Çıkarılışı ve Orada Bazı Peygamberlerle Karşılaşıp Selamlaşması
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı Beytü´l-Makdis´teki Sahra´nın [Sahre´nin] üzerine çıkardı.
Peygamberimiz (a.s.), bakınca, orada, tabanı Sahra´da, tepesi semada, meleklerin inip çıktıkları, bakanların ondan daha güzel birşey görmedikleri birMirac´ın kurulu olduğunu gördü![74]
İbn İshak´ın (85-151 Hicrî), kendilerini herhangi bir kusurla kusurlayamayacağı kimselerin kendisine Ebu Saîd el-Hudrî´den rivayet ettiklerini açıklayarak bildirdiğine göre:
Peygamberimiz (a.s.) buyurmuştur ki:
"Beytü´l-Makdis´te olanlardan boşaldıktan sonra, Mirac´a götürüldüm.
Ben, şimdiye kadar, ondan daha güzel birşey görmedim.
O, öyle birşeydir ki; ölünüz, ölüm anında gözlerini ona diker![75]
Âdem oğullarının ruhları, göklere onun üzerinde çıkarılır!"[76]
Sahibim Cebrail beni kanadının üstüne koydu,[77] ona yükseltti.[78]
Gök kapılarından, Hafaza diye anılan kapıya kadar çıkardı."[79]
Peygamberimiz (a.s.)ın, Sidretül-Müntehâya kadar, göklere yükselişi hep bu Miraç ile olmuştur.[80]
Dünya semasına varılınca, Cebrail (a.s.),[81] o göğün kapısını çaldı.[82] Bekçisi olan meleğe:
"Aç!" dedi.
"Kimdir o " [83] "Kimsin sen " denildi.[84]
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Yanımda Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Evet! Gönderildi" dedi.[85]
Kapı açılıp dünya semasının üstüne çıktıkları zaman, orada oturan, sağında ve solunda birtakım karaltılar bulunan, sağına baktıkça gülen, soluna baktıkça da ağlayan bir zât ile karşılaşırlar.[86]
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.) a:
"Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele etti[87] ve "Hoşgeldin, safa geldin salih peygamber! Salih oğlum!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) a:
"Kim bu " diye sordu.[88]
Cebrail (a.s.):
"Bu, atan Âdem ((a.s.))´dır.[89] Sağındaki ve solundaki şu karaltılar da, onun soyundan gelen çocuklarının ruhlarıdır. Onlardan, sağında olanlar Cennetlik, solunda olan karaltılar da Cehennemliktirler! Sağına bakınca güler, soluna bakınca da ağlar!" dedi.
Sonra, ikinci kat göğe yükseldiler.[90]
Cebrail (a.s.) o göğün kapısını çaldı. [91] Bekçisine:
"Aç!" dedi.
"Kimdir o "[92] "Kimsin sen " denildi.[93]
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Evet!" deyince, göğün kapısı açıldı.[94]
İkinci semada, teyze oğulları olan İsa b. Meryem ve Yahya b. Zekeriyya (a.s.)larla karşılaştılar.[95]
Cebrail (a.s.):
"Bunlar, Yahya ve İsa ((a.s.))´dır. Selam ver onlara!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
Onlar da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettiler ve:
"Hoş geldin, safa geldin salih kardeş! Salih peygamber!" dediler.[96] Ve hayır dua ettiler.[97]
İsa (a.s.); orta boylu, hamamdan çıkmış gibi kırmızıya çalar ak benizli,[98] düz saçlı[99] ve yüzü çok benli idi.[100]
Sonra, üçüncü kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı. Göğün bekçisine:
"Aç!" dedi.
"Sen kimsin " denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kim var " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Gönderildi!" dedi.
Kapı açılınca, kendisine güzelliğin yarısı verilmiş olan Yusuf (a.s.)la karşılaştılar.[101] Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.
Cebrail (a.s.):
"Bu, senin kardeşin Yusuf b. Yakub ((a.s.))´dur![102] Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra:
"Hoş geldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.[103]
Sonra, dördüncü kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.
"Sen kimsin " denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Gönderildi!" dedi.
Göğün kapısı açılınca, İdris (a.s.)la karşılaştılar. [104]
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) a:
"Kim bu " diye sordu.[105]
Cebrail (a.s.):
"Bu, İdris ((a.s.))´dır. Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.[106] Ve hayır dua etti.
Bundan sonra, beşinci kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.
"Sen kimsin " denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
"Gönderildi!" cevabıyla mukabele edildi.
Göğün kapısı açılınca, orada Harun b. İmran ((a.s.))´la karşılaştılar.[107] Kendisi, ak saçlı, gür ve ak sakallı idi. Son derece güzel yüzlü idi. Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu. Cebrail (a.s.):
"Bu, kavmi içinde sevdirilmiş Harun ((a.s.))´dır![108] Selam ver ona!" dedi. Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Hoşgeldin! Safa geldin salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.[109] Hayır dua etti.
Sonra, altıncı kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.
"Sen kimsin " denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kimse var mı " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Gönderildi!" dedi.
Göğün kapısı açılınca, orada Musa ((a.s.)) ile karşılaştılar.[110] Musa (a.s.); uzun boylu, esmer tenli,[111] yüksek burunlu,[112] kulaklarına kadar uzanan düz saçlı ,[113] hafif etli idi. [114]
Sanki, Şenue kabilesi erkeklerinden biri![115]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.[116]
Cebrail (a.s.):
"Bu, kardeşin Musa b. İmran ((a.s.))´dır![117] Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamberin [118] Ümmî peygamber!" dedi.[119] Ve hayır dua etti.
Sonra, yedinci kat göğe yükseldiler.
Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.
"Sen kimsin " denildi.
Cebrail (a.s.):
"Cebrail´im!" dedi.
"Yanında kim var " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.
"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.
Cebrail (a.s.):
"Gönderildi!" dedi.
Göğün kapısı açılınca, orada İbrahim (a.s.)la karşılaştılar ki, kendisi sırtını Beyt-i Mâmur´a dayanış,[120] Beyt-i Mamur´un kapısının önündeki bir kürsü üzerinde oturuyordu.[121]
Beyt-i Mâmur´a her gün yetmiş bin melek girer, girenler de bir daha geri dönmezdin.[122]
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)a´a bunun ne olduğunu sordu.
Cebrail (a.s.):
"Bu, Beyt-i Mâmur´dur!" dedi.[123]
İbrahim (a.s.) için de:
"Selam ver ona!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih oğlum! Salih peygamber!" dedi.[124]
Kendisi, çok yaşlı, ulu ve heybetli bir zât idi.[125]
Ona, soyundan gelen çocuklarından simaca en çok benzeyeni de, Peygamberimiz (a.s.)dı.[126]
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)a:
"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.[127] Cebrail (a.s.) da:
"Bu, atan İbrahim (a.s.)dır!" dedi.[128]
İbrahim (a.s.)ın, Cennete Çokça Fidan Dikmelerini Müslümanlara Tebliğ Etmesini
Peygamberimiz (a.s.)a Tavsiye Edişi
İbrahim (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:
"Ümmetine[129] benden selam söyle![130] Onlara emret![131] Haber ver [132] de, Cennete fidan dikmeyi çoğaltsınlar! [133] Çünkü, Cennetin toprağı güzel, [134] suyu tatlı [135] arzı da geniş [136] ve düzlüktür!" dedi.[137]
Peygamberimiz (a.s.):
"Cennete dikilecek fidan nedir " diye sordu.[138]
İbrahim (a.s.):
"Cennete dikilecek fidan ´Sübhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber´dir" dedi.
Yani: "Allah her noksandan münezzehtir. Bütün övmeler, övülmeler Allah´a mahsustur. Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur! Allah, en büyüktür! [139] Bütün güç, kuvvet, ancak Allah´ındır, Allah iledir!" [140]
Sidretü´l-Müntehâ´ya Yükseliş
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı, yedinci kat göğün üzerinde bulunan ve Allah´tan başkasınca bilinmeyen makamlara yükseltti. [141]
Sidretü´l-Müntehâya kadar götürdü, [142] yükseltti. [143]
"Bu, Sidretü´l-Müntehâ´dır!" dedi. [144]
Sidretül-Müntehâ; kökü altıncı kat gökte ve gövdesi, dallan yedinci kat göğün üzerinde, [145] gölgesiyle bütün gökleri ve Cenneti gölgeleyen, [146] yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar., bir ağaçtı ki, onu Yüce Allah´ın celâl ve azamet nurunun tecellisi kapladıkça kaplamış, [147] öyle renklere bürümüş, [148] yakut veya zümrüt veya benzeri cevherlere [149] çevirmiş, [150] o kadar güzelleştirmişti ki, Allah´ın yarattıklarından hiçbiri, onun güzelliğini tavsif edemezdin[151]
Sidretü´l-Müntehâ ki; Bütün peygamberlerin ve meleklerin işleri ona varır, dayanır.[152] Yaratıkların ilmi onda nihayet bulur, onun yukarısında olanlar hakkında hiçbir bilgileri bulunmaz! [153] Yeryüzünden semaya çıkan, onda nihayet bulur.[154] Alınacağı zaman da, ondan alınır.[155]
Refref ve Öteler Ötesindeki Buluşma
Peygamberimiz (a.s.)ın bildirdiklerine göre; Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı yukan götüre götüre, nihayet (kaza ve kaderi yazan) kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çı kardı. [156]
Peygamberimiz (a.s.); Cennetten, yemyeşil bir Refref (ipek döşek)´in birden ufku kapladığını, doldurduğunu gördü.[157]
Peygamberimiz (a.s.), onun (Refref in) üzerine oturdu.
Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)dan ayrıldı.[158] Peygamberimiz (a.s.); Aziz ve Cebbar olan Rabbine yükseltilip yaklaştırıldı.[159]
Kendisinden bütün sesler kesildi .[160]
Peygamberimiz (a.s.), Yüce Rabbinin:
"Korkmaya Muhammedi Yaklaş!" buyruğunu işitmeye başladı. [161]
Nihayet, hiçbir kimsenin hiçbir zaman erişememiş olduğu Yakınlık Makamına, İlahî Kabule, İlahî İkram ve İhsana nail oldu![162]
İbn Abbastan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (a.s.):
"Ben, Yüce Rabbimi gördüm!" buyurmustur. [163]
Peygamberimiz (a.s.); Cebrail (a.s.)ın da, Mele-i A´lâ´da, Allah korkusu ve saygısından, eskimiş deve çuluna benzediğini görmüştür. [164]
Yüce Allah; Miraç gecesinde, Peygamberimiz (a.s.)a vahyetmek istediğini, istediği gibi vahyetti.[165]
Yüce Allah, İbrahim (a.s.)ı haliliyet ile, Musa (a.s.)ı kelamı ile, Muhammed (a.s.)ı da rü´yetle mümtaz kılmıştır. [166]
Kur´ân-ı Kerîm´in Mirac Hakkındaki Açıklaması
Mirac hadisesi, Kur´ân-ı Kerîm´de şöyle açıklanır:
"Battığı zaman, yıldıza andolsun ki: Sahibiniz (doğru yoldan) sapmadı, bâtıla da inanmadı.
O, kendi (rey ve) hevâsından söylemez!
O (Kur´ân), kendisine (Allah tarafından) ilka edilegelen vahiyden başka (birşey) değildir.
Onu (Kur´ân´ı, ona) müthiş kuvvetlere mâlik olan (Cebrail) öğretti (ki, o) akıl ve reyinde kâmil (bir melek)dir, hemen (kendi suretine girip) doğruldu.
O (Cebrail), en yüksek ufukta idi.
Sonra (ona) yaklaştı derken, sarktı.
İki yay kadar, ya da daha yakın olduğunda, kuluna vahyetti.
Onun (gözünün) gördüğünü, kalbi yalanlamadı.
Şimdi, siz onun bu görüşüne karşı, kendisiyle mücadele mi edeceksiniz !
Andolsun ki, o, onu, diğer bir defa da Sidretü´l-Müntehâ´nın yanında gördü ki, Cennetü´l-Me´vâ onun yanındadır.
O (gördüğü)zaman, Sidre´yi, buruyordu onu, bürümekte olan!
Onun göz(ü gördüğünden) ne şaştı, ne de aştı!
Andolsun ki: O, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını görmüştür." [167]
Cennetü´l-Me´vâ, Kürsî ve Arş
Sidretül-Müntehâ´nın yanında bulunan Cennetü´l-Me´vâ, Arş´ın sağında olup, şehit ruhlarının durağıdır.[168]
Yedi kat gökler ve yerler, Kürsî karşısında, çöl ortasına atılmış bir halka; [169] Kürsî de, Arş karşısında, çöl ortasına atılmış bir halka gibi kalır![170]
Mirac Mülâkatında Peygamberimiz (a.s.)a Verilenler
Peygamberimiz (a.s.)a Mirac mülakatı sonunda şu üç şey verildi:
Elli vakit namaz sevabına denk, beş vakit namaz verildi.
Bakara sûresinin son âyetleri verildi.
Peygamberimiz (a.s.)ın ümmetinden olup da, Allah´a şerik koşmayanlardan Mukhimat
bağışlandı.[171]
Yüce Allah:
"Yâ Muhammedi Bu namazlar, her gün ve gecede,[172] beş namazdır![173] Amma, her namaz için, on sevab vardır![174] Bu, yine, elli namaz demektir.[175]
Bende söz bir olur, değişmez![176]
Her kim, bir hayr işlemek ister ve onu yapmazsa, o kimseye (bu iyi niyetinden dolayı) bir sevab yazılır, yaparsa on sevab yazılır.
Her kim de, bir kötülük yapmak ister, onu yapmazsa, ona birşey yazılmaz. O kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır!" buyurdu.[177]
Bakara sûresinin son iki ayetinde de, meâlen şöyle buyurulur:
"O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü´minler de (iman ettiler).
Onlardan her biri:
Allah´a,
Allah´ın meleklerine,
Allah´ın kitablarına,
Allah´ın peygamberlerine inandı. Peygamberlerin hiçbirini, diğerlerinin arasından ayırmayız! (Hepsine inanırız.)
Dinledik! (Emrine) itaat ettik!
Ey Rabbimiz! Mağfiretini dileriz!
Son varış(ımız) ancak Sanadır!1 dediler.
Allah, hiçbir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemez.
(Herkesin) kazandığı (hayır) kendi yararınadır.
Yaptığı (şer) de kendi zararınadır.
Ey Rabbimiz! Unuttuk yahut yanıldık ise, bizi tutup sorguya çekme!
Ey Rabbimiz! Bizden önceki (ümmet)lere yüklediğin gibi, üstümüze ağır bir yük yükleme!
Ey Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimizi, bize yükleme!
Bizden (sâdır olan günahları) sil, bağışla! Bizi yarlığa! Bizi esirge!
Sen bizim Mevlâmızsın!
Artık, kâfirler güruhuna karşı da, bize yardım et!"[178]
Mukhimat; insanı Cehenneme sürükleyen büyük ve tehlikeli günahlar, demektir.[179]
Peygamberimiz (a.s.), bir gün:
"İnsanı helake sürükleyen yedi şeyden sakınınız!" buyurmuştu.
"Yâ Rasûlallah! Nedir bu tehlikeli şeyler " diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
Allah´a şerik koşmak,
Sihir (büyü) yapmak,
Yüce Allah´ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi, haksız yere öldürmek,
Faiz yemek,
Yetim malı yemek,
Savaş meydanından kaçmak,
Zinadan korunan, böyle birşey hatırından bile geçmeyen Müslüman kadınlarına zina isnad etmektir!" buyurdu.[180]
Mirac Gecesinde Peygamberimiz (a.s.)ın Cennete Götürülüşü
Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.)a vahyedeceğini vahyettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) tarafından Cennete götürüldü.[181]
Cennetin eni, göklerle (altlarındaki) yer kadar olup.[182] Peygamberimiz (a.s.) orada:
İnciden, yakuttan, zebercetten.. köşkler,[183]
İnciden kubbeler (kubbeli evler) gördü.
Cennetin toprağını da, misk kokar bir halde buldu.[184]
Peygamberimiz (a.s.), Cennette;
İki yanında içi boş inciden yapılmış kubbeler (kubbeli evler) dizili bir ırmak da gördü[185] ki, inci, yakut çakılları ve misk üzerinde akıp gidiyordun [186]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Cebrail! Nedir bu " diye sordu.[187]
Cebrail (a.s.):
"Bu, sana Yüce Allah´ın vermiş olduğu[188] Kevser ırmağıdır!" dedi.[189]
Kevser ırmağının suyu da, baldan daha tatlı ve sütten daha ak idi.[190]
Peygamberimiz (a.s.)a Cehennemin Gösterilişi
Peygamberimiz (a.s.); dünya semasında kendisini güleryüzle karşılayan melekler arasında, yüzü hiç gülmeyen, Cehennemin hâzini, bekçisi Malik adındaki bir melekle de karşılaşmıştı.
Peygamberimiz (a.s.), onun kim olduğunu Cebrail (a.s.)dan sorup öğrenince, Cebrail (a.s.)a:
"Cehennemi bana göstermesini ona emretmez misin " diye sormuştu.
Cebrail (a.s.) da:
"Olur!" diyerek Cehennemin bekçisi Malik´e:
"Ey Malik! Muhammed ((a.s.))´e Cehennemi göster!" demişti.
Malik;
Cehennem´in üzerinden örtüsünü açınca, Cehennem öyle kaynamaya ve kabarmaya başladı ki, Peygamberimiz (a.s.) onun gördüğü herşeyi yakalayıp yakıvereceğini sandı. Hemen, Cebrail (a.s.)a:
"Ey Cebrail! Malik´e emret de, onu yerine geri çevirsin!" buyurdu.
Cebrail (a.s.) da, Cehennemi yerine çevirmesi için, Malik´e emretti.
O da, Cehenneme:
"Sakin ol!" dedi.
Cehennem, çıkmış olduğu yerine girince, Malik onun üzerine örtüsünü tekrar örttü.[191]
Peygamberimiz (a.s.);
Cehennemdeki susuzluk azaplarını, azap zincirlerini, azap yılan ve akreplerini, oradaki azaplardan daha bazılarını da gördü.[192]
Peygamberimiz (a.s.), bir hadis-i şeriflerinde:
"Eğer benim bildiğimi sizler de bilmiş olsaydınız, muhakkak ki, pek az güler ve çok ağlardınız!" buyurmuştur.[193]
Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´ye Dönüşü
Peygamberimiz (a.s.), Mekke´ye dönmek üzere, Beytü´l-Makdis Mescidinin kapısına bağladığı Burak´a binip[194] Mekke´ye döndü.[195] Peygamberimiz AIeyhisselamin İsrâ ve Miracı, bir gece içinde, yatsı namazı ile sabah namazı arasında vuku buldu.[196]
Abdulmuttalib Oğullarının Peygamberimiz (a.s.)ı Aramaya Çıkışları
Abdulmuttalib oğulları, İsrâ ve Mirac gecesinde, Peygamberimiz (a.s.)ı bulamayınca, aramaya çıkmışlardı.
Hatta, Hz. Abbas, Zîtuvâ´ya kadar gitti. Oralarda, yüksek sesle:
"Yâ Muhammedi Yâ Muhammedi" diyerek bağırdı.
Peygamberimiz (a.s.):
"Lebbeyk!=Buyur!" diye karşılık verince, Hz. Abbas:
"Ey kardeşimin oğlu! Sen kavmini geceden beri zahmet ve meşakkate soktun! Nerede idin " dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Beytü´l-Makdis´e gittim" buyurunca, Hz. Abbas:
"Bu gecenin içinde mi " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet. Bu gecenin içinde gidip geldim!" buyurunca, Hz. Abbas:
"Her halde, senin başına ancak hayır gelmiş olmalıdır!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Benim başıma hayırdan başka birşey gelmemiştir!" buyurdu.[197]
İsrâ ve Mirac Mucizesinin Kureyş Halkına Haber Verilişi
Peygamberimiz (a.s.); İsrâ ve Miracını Kureyş müşriklerine gidip haber vermek üzere ayağa kalkınca,[198] Ebu Talib´in kızı Ümmü Hani Hatun, Peygamberimiz (a.s.)ın ridasının ucundan tutup: [199]
"Ey amcamın oğlu![200] Ey Allah´ın peygamberi![201] Sana and veriyorum.[202] Bunu halka 5öyleme![203] Onlar seni yalanlarlar.[204] Üzerler!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Vallahi, ben bunu onlara söyleyeceğim!" buyurdu.[205]
Ümmü Hani Hatun, Habeşli cariyesine:
"Yazıklar olsun sana! Git de, Resûlullah (a.s.) o halka ne söylüyor Halk ona ne söylüyor Göz kulak ol!" dedi.[206]
Peygamberimiz (a.s.) İsrâ ve Miracını Kureyş müşriklerine gidip haber vereceği zaman;
"Ey Cebrail!" dedi, "kavmim beni tasdik etmezler"
Cebrail (a.s.):
"Ebu Bekir seni tasdik eder" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), gidip, Kabe´nin Hicr diye anılan yerinde ayakta durarak[207] Kureyş müşriklerine İsrâ hadisesini haber verince, onlar şaştılar:[208]
"Doğrusu, biz şimdiye kadar bunun gibisini hiç işitmedik! [209]
Bu, şaşılacak, inanılmayacak şey!
Vallahi, deve Mekke´den Şam´a gidişte bir ayda, dönüşte de bir ayda sürülüp götürülür!
Muhammed bir tek gecenin içinde oraya gider de, Mekke´ye dönebilir mi ![210]
Biz Beytü´l-Makdis´e, devemizin ciğerlerine, böğürlerine vura vura bir ayda varırız. O oraya bir tek gecenin içinde gitmiş ha ![211]
Ey Muhammed! Buna delilin nedir " dediler[212] ve yalanladılar.[213]
Peygamberimiz (a.s.), yalanlanmaktan üzgün bir halde, bir tarafa çekilip oturduğu sırada, yanına Ebu Cehil gelerek oturdu.
Alaylı bir tavırla:
"Geceleyin yararlandığın birşey var mı " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Vardır!" buyurdu.
Ebu Cehil:
"Ne imiş o " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Geceleyin götürüldüm!" buyurdu.
Ebu Cehil:
"Nereye " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Beytü´l-Makdis´e!" buyurdu.
Ebu Cehil:
"Sonra da aramızda sabahladın ha !" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurdu.
Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.) söylediği sözü inkâr eder korkusu ile, kavmini onun yanına çağırmak istedi ve:
"Bana söylediğin sözü onlara da söyleyesin diye, kavmini senin yanına çağırmamı uygun görür müsün " dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Olur!" buyurunca, Ebu Cehil:
"Ey Ka´b oğulları cemaatı!" diyerek çağırmaya başladı.
Meclislerinden silkinip kalkanlar, gelip Peygamberimiz (a.s.)la Ebu Cehil´in yanına oturdular.
Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Haydi, bana söylediğini, kavmine de söyle!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben geceleyin götürüldüm!" buyurdu.
"Nereye " diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
Beytü´l-Makdis´e!" buyurdu.
"Sonra da aramızda sabahladın ha !" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurunca, Peygamberimiz (a.s.)ın sözünü yalanlamak için, şaşkınlıklarından ve inkârlarından, kimisi ellerini çırptılar, kimisi de ellerini başlarına koydular![214]
Kureyş müşrikleri, hemen, Hz. Ebu Bekir´in yanına vardılar. Ona:
"Ey Ebu Bekir! Senin sahibin hakkındaki şeyden haberin var mı
O, güya, bu gece Beytü´l-Makdis´e varmış![215] Orada namaz kılmış! Sonra da Mekke´ye dönmüş! " dediler.
Hz. Ebu Bekir:
"Siz onun hakkında yalan söylüyorsunuz!" dedi.
Müşrikler:
"Hayır! Kendisi, şuradaki Mescid´de halka böyle söyledi!" dediler.[216]
Hz. Ebu Bekir:
"Vallahi, eğer o bunu söyledi ise, muhakkak, doğrudur!" dedi.[217]
Müşrikler:
"Sen onu doğruluyor,[218] kendisinin bir gecede Beytü´l-Makdis´e gidip sabahtan önce Mekke´ye geldiğini[219] doğru buluyor musun " dediler.
Hz. Ebu Bekir:
"Evet![220] Bunda şaşacağınız ne var [221]
Vallahi, ben onu bundan daha uzak olanında, gecenin veya gündüzün herhangi bir saatinde kendisine semadan haber geldiğini bana haber verdiğinde tasdik edip duruyorum!"[222] dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:
"Ey Allah´ın Peygamberi! Sen şu halka bu gece Beytü´l-Makdis´e gittiğini söyledin mi " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet!" buyurdu.
Hz. Ebu Bekir:
"Ey Allah´ın Peygamberi! Onu bana tarif ve tavsif et! Çünkü, ben oraya gitmişimdir" dedi.
Beytü´l-Makdis, hemen, Peygamberimiz (a.s.)ın gözünün önüne geldi. Peygamberimiz (a.s.), ona bakarak, Hz.Ebu Bekir´e Beytü´l-Makdis´i birer birertarif etmeye başlamış; anlattıkça, Hz. Ebu Bekir de:
"Doğru söylüyorsun! Ben şehadet ederim ki; sen Allah´ın Resûlüsün!" demiştir.
Peygamberimiz (a.s.) da:
"Ey Ebu Bekir! Sen, Sıddîk´sın!" buyurmuş ve o gün ona Sıddfk ismini vermiştir.[223]
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Beytü´l-Makdis ve Beytü´l-Makdis Mescidi
Hakkında Sorular Sormaları
Müşriklerden, o beldeleri gezmiş ve Beytü´l-Makdis Mescidini görmüş olanlar, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Sen Beytü´l-Makdis Mescidini bize tarif ve tavsif edebilir misin " diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
"Oraya gittim!" buyurdu ve tarif etmeye başladı.
Bazı noktalarda tereddüde düşünce, Beytü´l-Makdis Mescidi Peygamberimiz (a.s.)ın gözünün önüne getirildi ve ona bakarak, müşriklerin sorularını cevapladı. Müşrikler:
"Vallahi, tarif ve tavsifte isabet ettin!" dediler.[224]
Peygamberimiz (a.s.), bu hususu şöyle anlatır:
"Kureyşîler, gezdiğim yerler, özellikle Beytü´l-Makdis hakkında, bana birçok sorular sormaya başladılar ki, ben İsra gecesi onları zihnimde iyice tesbit ve hıfz etmiş değildim.
Bunun için, o kadar sıkılmıştım ki, böyle bir sıkıntıya hiç düşmemiştim.
Derken, Yüce Allah benimle Beytü´l-Makdis arasındaki uzaklığı kaldırdı da, ne sordularsa, ona bakarak, sorularını birer birer cevapladım.[225] Bana:
´Beytül-Makdis´in kaç kapısı var 1 diye sordular.
Ben de, Beytü´l-Makdis´e bakıp, onlara haber verdim.
Bazıları da:
´Beytü´l-Makdis Mescidinin kaç kapısı var ´ diye sordular.
Beytü´l-Makdis Mescidi gözümün önüne dikilince, ona bakıp kapılarını sayarak, onlara bildirdim."[226]
Müşriklerin Kervanları Hakkındaki Soruları
Kureyş müşrikleri:
"Ey Muhammedi Sen bize kervanımızdan haber ver! O bizim için Beytü´l-Makdis´ten daha önemlidir. [227] Sen onlardan birşeye rastladın mı " dediler.[228] İçlerinden birisi de:
"Yâ Muhammed! Sen şu, şu yerdeki develerimize rastladın mı " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Vallahi,[229] filan oğullarına rastladım:
Onlar bir deve kaybetmişler ve onu aramaya gitmişlerdi.[230]
Konak yerlerinde de onlardan hiç kimse yoktu.[231]
Susamıştım.[232]
Onların içinde su bulunan bir kapları vardı ki, onun üzerine birşey örtmüşlerdi. Örtüsünü açtım ve içindeki suyu içtim. Sonra, üzerini, yine eskisi gibi kapadım.
Onların kafilesi, şimdi Beyzâ´dan, Ten´im yokuşundan iniyordun
Kafilenin önünde boz, siyah renkli erkek bir deve, devenin üzerinde de birisi siyah, birisi de alaca iki çuval vardır!" buyurunca,[233] Velid b. Mugîre, "Sihirbaz!" dedi.[234]
Peygamberimiz (a.s.), sözlerine devamla:
"Yanınıza geldikleri zaman, onlara sorun:[235] Kaplarındaki suyu içilmemiş bulmuşlar mıdır " buyurdu.[236]
Müşrikler:
"Lât ve Uzzâ´ya andolsun ki, bu bir delildir!" dediler.[237]
Peygamberimiz (a.s.):
"Şu, şu vadide filan oğullarının kafilesine de rastladım.
Onları bir hayvanın gizli sesi ürkütmüş; bir develeri kaçmıştı.
Ben kaçan develerinin yerini onlara gösterdim!" buyurdu.
Kureyş müşrikleri, Ten´im yokuşuna doğru hızla gitfiler.[238]
Peygamberimiz (a.s.)ın verdiği haberleri yalana çıkarma umurlusu ile, kervanı gözlemeye başladılar.
Kervan görününce:
"Vallahi, işte kervan geliyor! Boz deveyi de en öne sürmüşler! " dediler.[239]
İlk karşılaştıkları deve, kendilerine tarif edildiği gibi idi.
Kafileye su kabından sordular.
Onlar da, onu su dolu olarak bıraktıklarını, üzerini örttüklerini, fakat sonradan örtüsünü açtıkları zaman içinde su bulamadıklarını haber verdiler.
Kureyş müşrikleri, diğer kafilelere de, soracaklarını sordular.
"Doğrudur! Vallahi, kendisinin anmış olduğu vadide ürkütüldük ve bir devemiz de kaçtı.
Bir adamın sesini işittik ki, o bizi devemize çağırıyordu!
Deveyi onun çağırdığı yerde bulduk ve tuttuk!" dediler.[240]
Bazılarına göre; işittikleri ses, Peygamberimiz (a.s.)ın sesi idi.[241]
Kureyş müşriklerinin, kervanlarındaki develerinin ve hatta çobanlarının sayısına varıncaya kadar, sormadıkları ve Peygamberimiz (a.s.)dan doğru cevaplarını almadıkları birşey kalmadı.[242]
Kureyş müşrikleri, kendilerine verilen haberlerin doğru çıktığını gördükleri halde,[243] iman etmediler
"Bu, açık bir sihirdir![244] Velid b. Mugîre´nin dediği doğru imiş!" dediler.[245]
İslam Dininin İbadet Esaslarından Namaz
İslâm dininin ibadet esaslarından birincisi olan[246] ve düşman karşısında bile bulunulsa vaktinde kılınması gereken;[247] yaratılışımızın gayesi bulunan[248] namaz; Yüce Yaratanımızı zikretmek, anmak üzere[249] her türlü kötülüklerden geri durmak için[250] kılınır.
Namaz; kıyam, kıraat, rükû ve sücud gibi rükünlerden oluşan bir ibadet olup Kufân-ı Kerîm´in müteaddit âyetlerinde bu rükünlerle namaza işaret edilmiş olduğu.[251] hatta rükû ve sücud tesbihleriyle de namazın murad olunduğu görülür. Nitekim:
Devrinin tartışmacı bilginlerinden Nâfi b. Ezrak, Abdullah b. Abbas´a:
"Beş vakit namaz Kur´ân´da var mı " diye sorduğu zaman, Abdullah b. Abbas:
"Evet! Vardır!" diyerek Rûm sûresinin 17 ve 18. âyetlerini:
"Fesübhânallâhi hine tümsûne ve hine tusbihûne velehülhamdü fissemâvâti vel´ardi ve aşiyyen ve hîne tuzhirûne" diyerek okuyup; "´Hine tümsûne1 akşam namazıdır. Ve hfne tusbihûne1 sabah namazıdır. ´Ve aşiyyen1 ikindi namazıdır. ´Ve hîne tuzhirûne´ öğle namazıdır!" dedikten sonra; Nur sûresinin 58. âyetindeki "ve min ba´di salâti´l-ışâi=Bir de, yatsı namazından sonra..." kısmını okumuştur.[252]
Beş Vakit Namazın Farz Kılınışı ve Vakitlerinin Tarif Edilişi
Beş vakit namaz; bir rivayete göre, Peygam berim iz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden bir buçuk yıl önce,[253] Miraç gecesinde farz kılınmıştır.[254]
Miraç gecesinin sabahında Cebrail (a.s.) inerek[255] Peygamberimiz (a.s.)a göstermek için, beş vakit namazı, vakitlerinde imam olup kıldırdı.[256]
Peygamberimiz (a.s.) bu husustaki hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Cebrail bana Beyt´in (Kabe´nin) yanında.[257] iki kere, yani iki gün[258] imam oldu.
Güneşin zeval vaktinde, gölge bir nalın tasması kadar uzadığında, öğle namazını kıldırdı.
Sonra, herşeyin gölgesi bir misli olunca, ikindi namazını kıldırdı.
Sonra, oruçlu iftar ettiği (orucunu açtığı)zaman, akşam namazını kıldırdı.
Sonra, şafak kaybolduğu zaman, yatsı namazını kıldırdı.
Sonra, oruçluya yemek, içmek haram olduğu zaman, sabah namazını kıldırdı.
Ertesi günü ise, öğle namazını, herşeyin gölgesi bir misli olduğu zaman kıldırdı.
Sonra, ikindi namazını, herşeyin gölgesi iki misli olduğu zaman kıldırdı.
Sonra, akşam namazını, oruçlu iftar ettiği (orucunu açtığı) zaman kıldırdı.
Sonra, yatsı namazını, gecenin üçte birinin evvelinde,[259] üçte birinin evveline doğru[260] kıldırdı.
Sonra, ortalık ağardığı, aydınlandığı zaman da sabah namazını kıldırdı.
Sonra, bana yönelip:
´Yâ Muhammedi Bu, senden önceki peygamberlerin (namaz) vaktidir. (Namaz için) vakit, bu iki vaktin arasıdır1 dedi. "[261]
Namazın Peygamberimiz (a.s.)dan Önceki Peygamberlerin Şeriatlarında da Yer Aldığı
Namaz, Peygamberimiz (a.s.)dan önceki peygamberlerin şeriatlarında da vardı. İbrahim ve İsmail (a.s.)lar, devamlı surette namaz kılarlardı. Zürriyetlerinden de namaza devamlı bir ümmet gelmesi için, Yüce Allah´a dua etmişlerdi.[262] İshak ve Yakub (a.s.)lar da namaz kılarlardı. [263]
Şuayb (a.s.)ın çok namaz kılışı, kavminin kendisiyle alay etmesine sebep olmuştu.[264] Musa (a.s.) namazla memurdu.[265] Namaz kılmaları hususunda, İsrail oğullarından da kesin söz almıştı.[266]
Lokman (a.s.) namaz kılar, oğluna da bunu emrederdi.[267] Zekeriyya (a.s.) namaza devamlı idi.[268] İsa (a.s.) da namazla memurdu.[269]
Beş Vakit Namazdan Önceki Namaz: Teheccüd Namazı
Beş vakit namaz farz kılınmadan önce, gecenin geç vakitlerine kadar, uzun sûreler okunarak gece namazı (teheccüd) kılmak, farzdı.[270] Bu, bir yıl devam etmiş; namazda uzun müddet dikilmekten, Müslümanların ayaklan şişmişti.
Nihayet, beş vakit namaz farz kılınınca, teheccüd namazı Müslümanlar hakkında hafifletilip nafileye çevrilmiş,[271] fakat Peygamberimiz (a.s.)ın buna özel olarak devamı emir buyrulmuştur.[272]
Vitir Namazı ve Vakti
Peygamberimiz (a.s.), vitir namazı hakkında da:
"Yüce Rabbim bana bir namaz daha arttırdı ki, o, vitir namazıdır. Onun vakti de, tan yeri ağarıncaya kadar olan zaman arasındadır.[273]
Muhakkak ki, Allah, hakkınızda, kızıl tüylü develerden (dünya malından) daha hayırlı olan bir namazla imdatta bulundu ki, o vitir namazıdır.
Allah, onu yatsı ile tan yeri ağarıncaya kadar olan zaman arasında kılmanızı meşru kıldı" buyurmuştur. [274]
Peygamberimiz (a.s.)ın Beş Vakit Namazı Kılışı, Kıldırışı
Namaz, abdestli olarak kılınır.[275] Abdest, namazın anahtarıdır.[276] Abdestsiz, namaz olmaz ve kabul olunmaz.[277]
Peygamberimiz (a.s.) namaz kılacağı zaman Kıble´ye döner,[278] ellerini kulaklarının hizasına kadar kaldırıp "Allahuekber" diyerek tekbir alır;[279] sağ eliyle sol elini tutar,[280] sağ elini sol elinin üzerine koyar (bağlar);[281] "Sübhâneke allâhümme ve bihamdike ve tebâreke ismükeve teâlâ ceddüke velâ ilahe gayrüke!" diyerek namaza başlardı.[282]
Sonra, içinden Eûzü ve Besmele çekerdi.
(Sabah, akşam, yatsı namazlanyla Cuma ve Bayram namazında) açıktan Fatiha sûresini okur,[283] Fâtiha´nın sonunda yavaşça "Âmîn!" der ve "Âmîn" denilmesini de emrederdi.[284]
Peygamberimiz (a.s.)ın:
"Her kim içinde Ümmü´l-Kur´ân´ı (Fâtiha´yı) okumaksızın bir namaz kılarsa, o namaz noksandır, tamam değildir, güdüktür!" buyurduğu bildirilmektedir.[285]
Peygamberimiz (a.s.), sabah namazında, Fatiha sûresinden sonra, Yasin sûresini[286] ve Kaf sûresini,[287] ya da benzeri sûreleri[288] veya Tûrsûresini[289] veya Mü´minûn sûresini[290] veya Tekvir sûresini[291] veya benzeri sûreleri okurdu.[292] Peygamberimiz (a.s.) m okuduğu âyetlerin sayısı altmışı ve hatta yüzü bulurdu.[293]
Birinci rekatta uzun sûre, ikinci rekatta kısa sûre okurdu.[294]
Cuma günü ise, sabah namazında Secde sûresi ile Dehr sûresini okurdu.[295]
Öğle ile ikindinin ilk iki rekatlarında Fâtiha´dan sonra, birer sûre,[296] meselâ Târik ve Buruc sûrelerini[297] ve benzeri erini,[298]
Öğle namazında, Leyi sûresini,
İkindi namazında, onun gibi bir sûreyi okurdu.
Öğle namazında, A´lâ sûresini okuduğu da olurdu.[299]
Öğlenin birinci rekatında otuz, ikincide onbeş âyet kadar okurdu.[300]
Akşam namazında, Mürselât sûresini,[301] Tûr sûresini okuduğu da olurdu.[302]
Yatsı namazında, Tîn sûresini,[303] Şems ve benzeri sûreleri okurdu.[304]
Muaz b. Cebel´e yatsı namazında A´lâ, Leyi ve Alâk sûrelerini okuması tavsiye buyurulmuştur.[305]
Peygamberimiz (a.s.), kıraatten sonra, "Allahuekber!" diyerek tekbir alır, belini kam-buriaştırmaksızın büküp rükûa varır, ellerini dizkapaklarının üzerine koyar,[306] "Sübhâne Rabbiyel azîm!" der;[307] "Semiallâhu limen hamiden" diyerek[308] başını kaldırıp omurga kemiklerinden her biri yerli yerine gelinceye kadar doğrulunca,[309] "Rabbena ve lekelhamd!" der;[310] "Allahuekber!" diyerek secdeye giderdi.
Secdeye gittiği zaman; kollarını ne yere yayar, ne de yanlarına yapıştırırdı.
Ayaklarının parmaklarını, Kıbleye karşı dikerdi.[311]
Peygamberimiz (a.s.), bu secde vaziyetini anlatırken de:
"Ben, birisi cephe (alınla burun), ikisi dizler, ikisi de ayak uçları olmak üzere, yedi kemik (organ) üzerinde secde etmekle emrolundum.
Namaz kılarken, elbisemizle saçımızı, düzeltmek için toplamaktan da, nehyolundum."[312]
"Secde ettiği zaman, kulun yedi âzası:
Yüzü,
İki eli,
İki dizi,
İki ayağı da, onunla birlikte, secde eder" buyurmuştur.[313]
Peygamberimiz (a.s.), secdede "Sübhâne Rabbiyel a´lâ!" derdi.[314] Gerek rükûdaki, gerek secdedeki teşbihlerin en az üçer kere söylenmesini tavsiye buyurmuştur.[315]
Peygamberimiz (a.s.) "Allahuekber!" diyerek başını secdeden kaldırır ve sol ayağını büküp, üstüne otururdu ve ikinci secdede de böyle yapardı.
İkinci secdeyi yaptıktan sonra "Allahuekber!" diyerek ikinci rekata kalkar,[316] onu da kılıp oturunca "Ettahiyyâtü..."yü ve arkasından, şehadet kelimelerini okurdu ve namazın sonunda, buna "Allâhümme salli..." ve "Allâhümme bârik..." salavatlarını ekler ve bundan sonra istedikleri duayı yapmalarını Müslümanlara emrederdi.[317]
Kendileri ise, en çok "Allâhümme Rabbena âtinâ fi´d-dünyâ haseneten ve fi´l-âhireti haseneten ve kına azâbennâr!" diyerek dua ederdi.[318]
Peygamberimiz (a.s.), bundan sonra, başını önce sağ tarafına çevirip "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh!," sonra da sol tarafına çevirip "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh!" diyerek selam verirdi.[319]
Selam verdikten sonra, üç kere "Estağfirullâh!,"[320] bir kere de "Allâhümme entesselâmu ve min kesselâmu tebârekte yâ zelcelâli vel´ikram. Lâ ilahe illallâhu vahdedû lâ şerîke leh lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümîtu ve nüve alâ külli şey´in kadîr. Allâhümme lâ mania limâ atayte ve lâ mûtî limâ mena´te. Velâ yenfau zelceddi minkel cedd" derdi.[321] Arkasından da:
Otuz üç kere "Sübhânallah,"
Otuz üç kere "Elhamdülillah,"
Otuz üç kere "Allahuekber,"
Sonunda da, bir kere "Lâ ilahe ilallâhu vahdehû lâ şerike leh lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey´in kadîr" derdi[322]-ki, böyle diyen kimsenin günahlarının, deniz köpükleri kadar çok bile olsa, hepsinin bağışlanacağını müjdelemiştir.[323]
Peygamberimiz (a.s.), en sonunda "Sübhâne Rabbike Rabbil izzeti amma yasıfûn ve selâmün alel mürselîn velhamdü lillâhi rabbil âlemîn" âyetini okurdu.[324]
Peygamberimiz (a.s.), farz namazların arkasında Âyete´l-Kürsî´yi okuyan kimsenin de, ikinci bir namaza kadar Yüce Allah´ın himayesinde bulunacağını haber vermiştir.[325]
"Peygamber (a.s.)ın Kufân´ı okuyuşu nasıldı " diye sorulunca, Enes b. Mâlik:
"Çekilmesi gerekeni çekerdi" dedikten sonra, Besmeleyi okuyarak: "´Bismillâhiyi çekerdi, ´errah-mân´ı çekerdi, ´errahîm´i çekerdi" demiştir.[326]
Hz. Hafsa ve Hz. Ümmü Seleme´nin bildirdiklerine göre; Peygamberimiz (a.s.) Kur´ân-ı Kerîm´i âyet âyet okurdu:
´Bismillâhirrahmânirrahîm´ der, keserdi.
´Elhamdulillâhi rabbil âlemîn´ der, keserdi.
´Mâliki yevmiddîn´ der, keserdi.[327]
Peygamberimiz (a.s.)ın Beş Vakit Farz Namazlarla Birlikte Kıldıkları Sünnetler ve Rekatları
Hz. Aişe´nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz (a.s.):
Sabah namazının farzından önce, evinde iki rekat,
Öğle namazının farzından önce, evinde dört rekat; farzından sonra, evinde iki rekat,[328]
İkindi namazının farzından önce, evinde dört rekat,[329]
Akşam namazının farzından sonra, evinde iki rekat,
Yatsı namazının farzından sonra, evinde iki rekat nafile namaz kılardı.[330]
Bunu dört kıldığı da olurdu.[331]
Peygamberimiz (a.s.):
"Öğlenin farzından önce dört rekat, farzından sonra da dört rekat kılmaya devam edeni, (Allah) Cehennem ateşine haram kılar!"[332]
"İkindi namazının farzından önce dört rekat namaz kılana, Allah rahmet etsin!" buyurmuştur.[333]
Yatsı namazının farzından önce kılınan dört rekat nafile ise, Müslümanların isteklerine bırakılmış olan; daha uygun bir deyişle, Müslümanların kılmaya mezun bulundukları ve müstahsen görerek kılageldikleri nafilelerdendir ki, bu da Peygamberimiz (a.s.)ın şu hadis-i şerifine dayanır
Ashab-ı Kiram´dan Talha b. Ubeydullah derki:
"Necd halkından, saçı darmadağın bir kimse, Resûlullah (a.s.)a geldi. Kendisinin sesini uzaktan karmakarışık duyuyor, fakat ne söylediğini anlamıyorduk. Nihayet, yaklaştı.[334]
"Yâ Rasûlallâh! İslâm nedir " diye sordu.[335]
Meğer, İslâm´ın ne demek olduğunu soruyomnuş.
Onun bu sorusuna, Resûlullah (a.s.):
"Bir gün bir gecede beş namaz!" buyurdu.
Adamcağız:
"Üzerimde bu namazlardan başkası da olacak mı " diye sordu.
Resûlullah (a.s.):
"Hayır, olmayacak! Meğer ki kendiliğinden (nafile olarak) kılasın..." buyurdu.[336]
Namaza Özenmenin Gerekliliği
Peygamberimiz (a.s.) bir gün[337] Mescid´de otururken,[338] çöl arabı gibi[339] bir adam gelip[340] Peygamberimiz (a.s.)ın yakınında[341] iki rekat[342] namaz kıldı.[343] Namazı itinasız ve gevşek kıldı.[344]
Peygamberimiz (a.s.) onun gevşek kılışına bakıyordu.[345]
Adam Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip selam verdi.
Peygamberimiz (a.s.), onun selamına mukabele ettikten sonra.[346] adama:
"Dön de, yeni baştan kıl! Çünkü, sen (tam) namaz kılmış olmadın!" buyurdu.
Adam dönüp,[347] önceki kıldığı gibi, tekrar namaz kıldı. [348]
Sonra, dönüp Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelerek,[349] tekrar selam verdi.
Peygamberimiz (a.s.), onun selamına mukabele etti[350] ve:
"Dön de, namazını yeni baştan kıl! Çünkü, sen (tam) namaz kılmış olmadın!" buyurdu.[351]
Adam tekrar döndü. Namaz kıldı, gelip selam verdi.
Peygamberimiz (a.s.), selamına mukabeleden sonra, ona:
"Dön de, namazını yeni baştan kıl! Çünkü, sen (tam) namaz kılmış olmadın!" buyurdu.
Bu, üç kez tekrarlandı.[352]
Namazı hafife alanın, namaza özenmeyenin namaz kılmış olmayacağı, Mescid´deki insanları da korkuttu. Bu, onlara da ağır geldi.[353]
Bunun üzerine, adam:
"Ey Allah´ın Resûlü! Babam, anam sana feda olsun!
Sana Kitabı indiren.[354] seni hak dinle peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; ben bunun daha iyisini bilmiyorum![355]
Yâ Rasûlallâh![356] Nasıl yapacağımı, [357] namazın doğrusunun nasıl olduğunu[358] bana göster![359] Öğret![360]
Ben nihayet bir beşerim: Doğru da, yanlış da yapabilirim!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Peki![361] Namaz kılmak istediğin,[362] namaz kılmaya kalkacağın zaman,[363] Allah´ın sana emrettiği gibi,[364] güzelce tam abdest al![365]
Kıble´ye yönelip[366] ´Allahuekber!1 diyerek tekbir al![367]
Ümmü´l-Kitâbı (Fatihayı) oku![368]
Sonra, Kur´ân´dan, ezberinde olanı, sana kolay geleni,[369] istediğini,[370] Allah´ın okumanı dilediği kadar oku![371] Sonra, rükû et![372] Rükûa vardığında, avuçlarını diz kapaklarının üzerine koy! Sırtını kamburlaştrmayıp, dümdüz tut![373]
Uzuvların yatşıncaya kadar rükû halinde kal![374]
Rükûdan başını kaldırdığın zaman, kemikler mafsallarda yerleşince,[375] uzuvlar yatışıncaya kadar ayakta dimdik dur!
Secdeye gittiğinde, uzuvların yatışıncaya kadar secdede dur![376]
Secdeden başını kaldırıp[377], uzuvların yatışıncaya kadar[378] sol uyluğunun üzerine otur!
Bunu her rekat ve secdede,[379] namazının bütün rekatlarında yap![380]
Bunları tam yaptığın zaman, namazını tamamlamış; bunlardan neyi eksiltirsen.[381] ancak namazından eksiltmiş olursun!" buyurdu.[382]
Kabul Olunan ve Olunmayan Namazın Durumu
Peygamberimiz (a.s.), bir hadis-i şeriflerinde:
"Kim namazları vaktinde kılar ve onun abdestlerini tam ve güzelce alır, kıyamını, huşûunu, rükûunu ve secdelerini tam yaparsa, o namazlar ışık saçarak bembeyaz bir şekilde yükselirken:
´Sen beni koruduğun gibi, Allah da seni korusun!1 diye dua eder.
Kim de namazı vaktinin dışında kılar, onun abdestini tam ve güzelce almaz, huşûunu, rükûunu ve secdelerini tam yapmazsa, onlar da simsiyah bir şekilde yükselirken:
´Sen nasıl özenmeyip beni yitirdinse, Allah da seni (senin amelini) vitirsin!´ diyerek ilenir. Allah´ın dilediği yere varınca, paçavra gibi dürülüp, o kimsenin üzerine atılır!" buyurmuşlardır.[383]
Beş Vakit Namazı Özenerek Kılan ve Kılmayanların Durumu
Peygamberimiz (a.s.), başka bir hadis-i şeriflerinde de:
"Beş vakit namazı Allah farz kıldı.
Her kim bu namazların abdestini tam alır, onları vaktinde kılar, rükû ve huzûlarını eksiksiz yaparsa, Allah´ın, onu bağışlayacağı hakkında va´di vardır.
Herkim de bunu yapmazsa, Allah´ın ona bir va´di yoktur. İsterse onu bağışlar, isterse azaba uğratır!" buyurmuşlardır.[384]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Fmjzâbâdf, Kamûsu´l-muhit, c. 4, s. 343.
[2] İbn Esir, Nihâye, c. 3, s. 203.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/201.
[3] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 218, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 48. Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 39, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 306.
[4] İ bn Sa´d, Tabak âtü´l -k übrâ, c. 1, s. 213, Belâ zurf, E nsâb u´l-eşrâf, c. 1, s. 255, E bu11-Ferec İ bn C era, el -Vfetâ, c. 1, s. 21 8.
[5] Beyhakî, Delâilü´n-nübü we, c. 2, s. 354, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 219, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 109, Bedrüddin Aynî, c. 4, s. 39.
[6] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 40.
[7] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 214, Belâzurî, c. 1 , s. 255, Beyhakî, c. 2, s. 354, İbn Abdilberr, c. 1, s. 40, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 219, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 51, Kurtubı, Tefsîr, c. 15, s. 216, İbnSeyyid, c. 1 , s. 148, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 22, Bedrüddin Aynî, Umde, c. 4, s. 39.
[8] Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 219, İbn Esîr, Usdu´l-gabe, c. 1, s. 27.
[9] İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 27, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 109.
[10] Ebu´l-Ferec, c.1, s. 219.
[11] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 148.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/201.
[12] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 4041, Belâzurî, c. 1, s. 256, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 18, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 39.
[13] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 113, B. Aynî, c. 4, s. 39.
[14] Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 4.
[15] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 114, Tefsir, c. 3, s. 22.
[16] Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 146, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 308.
[17] Kadı E bu Bekir b. Arabî´den naklen Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 417, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 47, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 447448, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 3-4.
[18] Malik, Muvatta´, c. 1, s. 120, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 36, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 209, c. 2, s. 48, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 509, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 303, Belâzurî, E nsâb, c. 1, s. 256, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 431, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7, s. 62.
[19] İbn Sa´d. Tabakât. c. 1.S.171. Ahmed b. Hanbel. c. 1. s. 274. Buhârî. c. 4. s. 168.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/202-203.
[20] İsrâ: 17/1.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/203.
[21] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 24, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 378, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 7.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/204.
[22] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s.143, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 91, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 148, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvıe, c. 2, s. 379, Begavî, Mesâbıhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 139, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 55, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 145, Zehebî, Târflıu´l-islâm, s. 258, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 9.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/205.
[23] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 214.
[24] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buharı", c. 4, s. 248, Müslim, Sahîh, c.1, s. 145, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 218, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 26, Beyhakî, c. 2, s. 379, Begavî, c. 2, s. 179, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1, s. 53, İbn Kâmil, c. 2, s. 51, Zehebî, s. 258, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 8.
[25] Buharı, Sahih, c. 4, s. 248, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 378, İbn Esir, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 47, Zehebî, s. 261.
[26] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 38, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.214.
[27] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 214, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buhârî, c. 4, s. 248, Müslim, c. 1, s. 145, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 8.
[28] İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Müslim, c. 1, s. 145, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 4.
[29] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 164, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 301, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 363, Ebu´l-Ferec, İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 224, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 4.
[30] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buhârî, c. 4, s. 248, Müslim, c. 1, s. 145, Tirmizî, c. 5, s. 301, Beyhakî, c. 2, s. 362-363, Begavî, c. 2, s. 177, İbn E sîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53. Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 8.
[31] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 38, Beyhakî, c. 2, s. 396, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 09.
[32] İbn Sa´d, c. 1, s. 50, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1 , s. 309.
[33] Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 5, Târîh, c. 1, s. 140, Sa´lebî, Arâis, s. 93, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 310.
[34] İbn Esîr, Nihâye, c. 1,s.12O.
[35] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 38, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 26, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 143, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 110.
[36] İbn İshak, İbn Hişam, c.2,s. 38-39, İbn Sa´d, c. 1, s.214, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s.430, İbn Seyyid, c. 1, s. 143, Ebu´l-Fidâ, c. 3.S.110.
[37] Tirmizi, Sünen, c. 5, s. 301, E bu´l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 224, Diyarbekrî, c. 1, s. 310.
[38] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 51.
[39] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d.c. 1,s. 214, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 164, İbn Esîr, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c.1, s. 143, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[40] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Süheylî, c. 3, s. 430, Diyarbekrî, c. 1, s. 310.
[41] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 164, Tirmizî, c. 5, s. 301, Taberî, Tefsîr, c.15, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 363, Süheylî, c. 3, s. 430, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 224, İbn Esîr, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c.1 , s. 143, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[42] İbn Seyyid, c. 1, s. 1 43, Diyarbekrî, c. 1, s. 310.
[43] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, İbn Seyyid, c. 1, s. 143.
[44] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 164, Tirmizî, c. 5, s. 301, Taberî, Tefsîr, c.15, s. 15, Beyhakî c. 2, s. 363, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.224, İbn E sîr, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 43, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 4, Diyarbekrî, c. 1 , s. 310.
[45] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c.1, s. 214.
[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 38, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 48, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 145, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 221 , Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 382, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 177, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 1 36, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 143, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 242, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n- nihâye, c. 3, s. 109.
[47] Mesâf, Sünen, c.1, s. 221-222, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 6.
[48] İbn Sa´d, c. 1, s. 214, İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 145, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 356, Begavî, c. 2, s. 178, Kadı lyaz, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 143, Zehebî, s. 242.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/205-207.
[49] Nesâî, c. 1, s. 222, Kadı lyaz, c. 1, s. 136.
[50] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 ,s.214, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 3, s. 109-110.
[51] İbn Şa´d, c. 1,s.214, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 222, İbn Esîr, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 6.
[52] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 222, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 388, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 53, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 3, s. 109-110.
[53] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 1 45, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 382, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. , s. 178, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usül, c. 12, s. 53, İbn E sîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[54] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[55] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52.
[56] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 ,s.214.
[57] İbn Esîr. Kâm il. c. 2. s. 52.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/207-208.
[58] İbn İshak, İbn Hişam, c 2, s. 39, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329, İbn E bi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141, Müslim, Sahih, c. 1, s. 145, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, Dârımf, Sünen, c. 2, s. 36, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 256, Taberî, Tefsir, c. 15, s. 15, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 387, Kadı Iyaz, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 144, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 244, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.109-110.
[59] Abdurrezzak.c.S, s. 329, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buharı", c. 4, s. 141, Tirmizî, c. 5, s. 300, Tabeıf, Tefsir, c.1 5, s. 12.
[60] Dârımf, c. 2, s. 36, Belâzurî, c. 1, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 387.
[61] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[62] İbn E bi Şeybe, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, c. 1 , s. 145, Kadı lyaz, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[63] İbn İshak, İbn Hişam,c.2, s. 39, Abdurrezzak, c. 5, s. 329, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Dârimî, c. 2, s. 36, Belâzurî, c. 1, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 387, İbn Esîr, c. 2, s. 52, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 244.
[64] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 39, Abdurrezzak, c. 5, s. 329, Ahmed, c. 2, s. 282, Belâzurî, c. 1, s. 256, Taberî, c.15, s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 287, İbn Esîr, c. 2, s. 52.
[65] Müslim, Sahîh, c. 1, s. 145, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[66] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 282, c. 3, s. 1 48, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141.
[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 39, Abdurrezzak, c.5, s. 329, Ahmed b. Hanbel, c.2,s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, B elâzurf, E n sâbu´ l-eşrâf, c. 1 , s. 256, Tabe ıf, Tefsîr, c. 15, s. 15.
[68] Dârımf, Sünen, c. 2, s. 36, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 357, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 244.
[69] Abdurrezzak, c. 5, s. 329-330, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 36.
[70] İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 52.
[71] Abdurrezzak, c. 5, s. 330, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 141, Tirmizî, c. 5, s. 300, Taberî, Tefsîr, c. 1 5, s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 357, İbn E ar, c. 2, s. 52, Zehebî, s. 244.
[72] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 15, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[73] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/208-209.
[74] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 310.
[75] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 44-45, Taberî, c. 15, s. 14, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 273, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110-111 , Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 24.
[76] Taberî, c. 15, s. 12, Beyhakî, c. 2, s. 391 , Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 273, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 12, Suyutî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 488.
[77] İbn Esîr, Kâmil, c.2, s. 52.
[78] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 45, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 14, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 111, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 24.
[79] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 45, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 14, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 24.
[80] Zehebî, Târîhu l-islâm, s. 273, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 111.
[81] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 143, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 91 -92, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 1 48.
[82] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Beyhakî, DelâiI, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[83] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 43, Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c. 1, s. 148.
[84] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 1 48, Müslim, c. 1, s. 145, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 178, Kadı lyaz, c. 1,5.136, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 44.
[85] Aynı kaynaklar.
[86] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 43, Müslim, c. 1, s. 145.
[87] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208, Buhârî, c. 4, s. 248.
[88] Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c.1, s. 1 48.
[89] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208, Buhârî, c. 4, s. 248.
[90] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 143, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 92, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 148, Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 197.
[91] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302-303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 143, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[92] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 43, Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c. 1, s. 148.
[93] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 143, Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c. 1, s. 145, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.
[94] Aynı kaynaklar
[95] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 143, Müslim, c. 1, s. 1 45, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1 ,s.137, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.
[96] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208, Buhârî, c. 4, s. 248.
[97] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buhârî, c. 4, s. 248, Müslim, c. 1, s. 145, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, İbn E sîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 44.
[98] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Abdurrezzak, c. 5, s. 329, Buhârî, c. 4, s. 140, Müslim, c.1, s. 152.
[99] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Buhârî, c. 4, s. 84, Müslim, c. 1, s. 152.
[100] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41.
[101] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. Müsned, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c.2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[102] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.2, s. 48.
[103] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208-209, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 248.
[104] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n- nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[105] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.2, s. 48, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 107.
[106] Ahmed b. Hanbel, c.14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, c. 1, s. 146, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c.2, s. 179, Kadı lyaz, c.1, s. 137, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.
[107] İbn E bi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n- nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[108] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 48.
[109] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 209, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 249.
[110] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 1 37, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[111] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 41, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 257,
[112] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 41.
[113] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1,s.257.
[114] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41 , Tirm izf, Sünen, c. 5, s. 300.
[115] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 84, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 152, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300.
[116] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 48, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 107.
[117] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 48.
[118] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 209, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 249.
[119] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 257.
[120] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303-304, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 148-149, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 146-147, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 384, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l- usûl, c. 12, s. 53-54, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.
[121] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s. 48-49.
[122] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 1 49, Müslim, c. 1, s. 147, Beyhakî, c. 2, s. 384, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, c. 1 2, s. 54, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.
[123] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 207.
[124] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 209, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 92, Taberî, Tefsîr, c. 27. s. 53.
[125] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 209.
[126] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Müslim , c. 1, s. 1 54, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, Beyhakî, c. 2, s. 387.
[127] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Müslim , c. 1, s. 1 54, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, Beyhakî, c. 2, s. 387.
[128] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 49, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 257, Buhârî, c. 4, s. 249, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 53.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/209-217.
[129] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Tirmizî, c. 5, s. 51 0, Tabeıİ, c. 15, s. 255, Taberânî, Mu´cemu´s-sagfr, c. 1, s. 196, Kurtubî, Tefsir, c. 10, s. 415, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 414.
[130] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 510, Taberânî, c. 1, s. 196, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 415, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 123.
[131] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 510, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 414, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 123.
[132] Ti rm izf, Sü nen, c. 5, s. 510, Taberânî, M u´cem u´s-sagfr, c. 1 , s. 196, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 415.
[133] Ahm ed b. H anbel, M üsned, c. 5, s. 418, Ta berf, Tefsîr, c. 15, s. 255, E bu´l-F idâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, H asâisü´l-k übrâ,c. 1, s. 41 4, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 123.
[134] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 510, Taberî, c. 15, s. 255. Taberânî, Mu´cemu´s-sagfr, c. 1, s. 196, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 415, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 415, Halebî, c. 2, s. 123.
[135] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 510, Taberânî, Mu´cemu´s-sagfr, c. 1 , s. 196, Kurtubî, c. 1 0, s. 415.
[136] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Taberî, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 414.
[137] Tirmizî, c. 5, s. 510, Taberânî, c. 1 , s. 196, Kurtubî, c. 10, s. 415.
[138] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Taberî, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 414, Halebî, c. 2, s. 1 23.
[139] Tirmizî, c. 5, s. 510, Taberânî, c. 1 , s. 196.
[140] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Taberî, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 414, Halebî, c. 2, s. 1 23.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/217-218.
[141] Buhârî , Sahîh, c. 8, s. 2 4, Zehebî, Târîhu1-İslâm, s. 267.
[142] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahmedb. Hanbel.c. 5, s. 144, Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137.
[143] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 207-208, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 249.
[144] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 209, Buhârî, c. 4, s. 249, Zehebî, s. 263.
[145] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 45, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 33, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 310, Halebî, c.2, s. 128.
[146] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 45.
[147] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 1 4, s. 304, Ahmedb. Hanbel, c. 3, s. 1 28, Buhârî, c. 4, s. 249, Müslim, Sahîh, 11, s. 146, Taberî, c. 27, s. 55, Beyhakî, c. 2, s. 376, 384, İbn Esir, c. 12, s. 54, İbn Seyyid, c. 1, s. 144, Zehebî, s. 266.
[148] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 93, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 149, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179.
[149] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 128.
[150] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 128, Müslim, Sahîh, c. 1 ,s. 146, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 55, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 384, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 54, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 44.
[151] İbn E bi Şeybe, c. 14, s. 304, M üslim, c. 1, s. 146, Taberî, c. 27, s. 54, Beyhakî, c. 2, s. 384, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 54, İbn Seyyid, c. 1,s.144, Zehebî, s. 266.
[152] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 309, Kurtubî, Tefsîr, c. 1 7, s. 95.
[153] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 397, Taberî, c. 27, s. 52, İbn Esîr, c. 12, s. 57, Kurtubî, c. 17 s. 95.
[154] Ahmed b. Hanbel.c. 1, s. 387, Müslim, c. 1, s. 1 57, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 393, Taberî, c. 27, s. 52, Beyhakî, c. 2, s. 373, Begavî, c. 2, s. 179, İbn Esîr, c. 1 2, s. 52, Kadı lyaz, c. 1 , s. 141, Kurtubî, c. 17, s. 94, Zehebî, s. 254, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 252.
[155] Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 387, Müslim, c. 1, s. 157, Taberî, c. 27, s. 52, Beyhakî, c. 2, s. 373, Begavî, c. 2, s. 179, İbn Esîr, c. 12, s. 57, Kadı Iyaz, c. 1, s. 1 41, Kurtubî, c. 17, s. 94, Zehebî, s. 254, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 252.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/218-219.
[156] İbn Sa´d.Tabakâtü´l-kübrâ. c. 1, s. 213, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 92, Müslim, Sahih, 11, s. 149, Beyhakî, c. 2, s. 381, Kadı lyaz, c. 1,s.14O, 148, İbn Esîr, c. 12, s. 56, İbn Seyyid, c. 1.S.145, Zehebî, s. 254.
[157] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 449, Buhârî, c. 6, s. 51, Taberî, c. 27, s. 57, Beyhakî, c. s. 372, Kurtubî, c. 17, s. 98.
[158] Kadı lyaz, c. 1, s. 162, Kurtubî, c. 17, s. 89, 98.
[159] Buhârî, c. 8, s. 204, Taberî, c. 27, s. 45, İbnEsîr, c. 12, s. 51, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 53, Kurtubî, c. 17, s. 98, Zehebî, s. 267, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 112.
[160] Kadı lyaz, c. 1, s. 160, Kurtubî, c. 17, s. 98, Diyarbekrî, Hâm is, c. 1, s. 31 2.
[161] Kadı lyaz, c. 1, s. 160, Diyarbekrî, c. 1, s. 312.
[162] Kadı lyaz, c. 1, s. 160, Diyarbekrî, c. 1, s. 312.
[163] Kadı lyaz, c. 1, s. 163.
[164] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 285, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 1, s. 78, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 19, s. 198, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 8, s. 468.
[165] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 369, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 250, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 1, s. 78.
Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 48, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 469, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 92. Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 1 , s. 79, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 8, s. 467.
[166] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 149, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 51, Beyhakî, c. 2, s. 384, Kadı İyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 54, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144, Zehebî, s. 250-251.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/219-220.
[167] Necm: 53/1-18.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/220-221.
[168] Taberî, Tefsir, c. 27, s. 55.
[169] Nesefî, Medârik, c. 1, s. 128, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 1 33, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c.1, s. 310, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 16, s. 132.
[170] Taberî, Tefsir, c. 3, s. 10, Alâüddin AJi, Kenz,c.16, s. 132.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/221.
[171] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 422, Müslim , Sahih, c. 1, s. 157, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 393-394, Nesâî, Sünen, c. 1 , s. 224, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 373, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 1 79, Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 1 42, İbn EsTr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 57, Kurtubî, c. 17, s. 94, Zehebî, s. 255, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 312.
[172] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Müslim, c. 1, s. 146-147 Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 384, Kadı lyaz.c.1, s. 138, İbn Esîr, c. 1 2, s. 54, Zehebî, s. 266.
[173] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahm ed b. Hanbel, cc. 3, s. 148, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 93, Müslim, c. 1, s. 1 47, Kadı lyaz, c. 1, s. 138, İbn Esir, c. 12, s. 54, Zehebî, s. 266-267.
[174] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Müslim, c. 1,s.147, Kadı lyaz, c. 1, s. 138, İbn Esîr, c. 12, s. 54,
[175] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahm ed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Buhârî, c. 1, s. 93, Müslim, c. 1, s. 147, Beyhakî, c. 2, s. 384, Kadı lyaz, c. 1 ,s.138, İbn Esîr, c. 12, s. 54, Zehebî, s. 267.
[176] Buhârî, Sahih, c.1, s. 93, Müslim, Sahih, c. 1 ,s.149, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 57.
[177] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304-305, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Müslim, c. 1, s. 147, Beyhakî, c.2, s. 384,Kadı lyaz, c. 1 ,s.138, İbn Esîr, c. 12, s. 54.
[178] Bakara: 285-286.
[179] İbnEsîr,Nihâye, c. 4.S.19.
[180] Abdurrezzak, M usannef, c. 11 , s. 17, Buhârî, Sahih, c. 195, Müslim, Sahih, c. 1, s. 92, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 8, s. 20, 249.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/221-223.
[181] Buhârî, Sahili, c. 1 , s. 93, Müslim , Sahili, c. 1, s. 149, Begavı", Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 57, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 145.
[182] Al-i İmran: 133.
[183] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.
[184] Buhârî, c. 1, s. 93, Müslim, c. 1, s. 149, Begavî, c. 2, s. 179, İ bn Esîr, c. 12, s. 57, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 45, Zehebî, Târîhu´l-islâm,s.260.
[185] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 263, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 92, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 449, Taberî, Târîh, c. 2, s. 211.
[186] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.
[187] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263, Buhârî, c. 6, s. 92, Tirmizî, c. 5, s. 449, Taberî, c. 2, s. 211.
[188] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263, Tirmizî, c. 5, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 55.
[189] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263, Buhârî, c. 6, s. 92, Tirmizî, c. 5, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 55.
[190] Tirmizi, c.5, s. 450, Taberî, c. 2, s. 211, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/223-224.
[191] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 45-46.
[192] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.
[193] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 210, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 190, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 557, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1412, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 216, Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 320, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7, s. 52, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2. s. 335. Zehebî. Târîhu´l-islâm. s. 480.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/224-225.
[194] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 111.
[195] İbrı İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s.39, Taberî, Tefsîr, c. 15,6, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 56.
[196] İbn İshak, İbnHişam, c. 2,s.43,İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214-215, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 2, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 272, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 439.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/225-226.
[197] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.214, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 272.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/226.
[198] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 43.
[199] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 43, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 141, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 245, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 110.
[200] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.1 41, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 245.
[201] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[202] İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 141, Zehebî, s. 245.
[203] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[204] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 43, İbn Seyyid, c. 1, s. 141 .Zehebî, s. 245, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[205] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, İbn Sa´d, c. 1 , s. 215, Zehebî, c. 3, s. 110.
[206] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, İbn Seyyid, c. 1, s. 141, Zehebî, s. 245.
[207] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 215.
[208] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 43, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 215, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 141, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 245-246, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 110.
[209] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 43, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 215.
[210] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43.
[211] Zehebî, Târîhu´l-islâm , c. 246.
[212] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43.
[213] Zehebî, T ârThu ´l-islâm, s. 246, Ebu´l -Fid â, c. 3, s. 110.
[214] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 305-306, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 309, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 223, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 249.
[215] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Zehebî, s. 247-248, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.
[216] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 113.
[217] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39-40, Zehebî, s. 248, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.
[218] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 248.
[219] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.
[220] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 248; Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.
[221] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 40.
[222] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 40, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 247-248, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21-22.
[223] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 39-40, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21-22.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/226-230.
[224] İbn Ebi Şevbe, Musannef, c. 14, s. 306, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 309, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vetâ, c. 1 , s. 223, Zehebî, TâriTıu´l-islâm, s. 250.
[225] İbn Saıd,Tabakâtü´l-kübrâ,c. 1, s. 215, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 247, 248, Müslim, Sahih, c. 1, s. 156, Timizf, Sünen, t 5, s. 301, Zehebî, Târîhu´l-isJâm, s. 246, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye vıe´n-nihâye, c. 3, s. 113, Diyartoekrf, Hamîs, c. 1, s. 315.
[226] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 215.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/230-231.
[227] İtan Seyyi d, Uyunul -eser, c. 1, s. 142, Diyarbekrî, c. 1, s. 315.
[228] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 315.
[229] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 22.
[230] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, c.1, s. 142, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 22.
[231] İbn Seyyid, Uyunul-eser, c. 1, s. 142.
[232] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[233] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44, Diyarbekıf, Hamîs, c. 1, s. 316.
[234] İbn Seyyid, Uyunul-eser, c. 1, s. 142.
[235] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[236] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[237] İbn Seyyid, Uyunul-eser, c. 1, s. 142.
[238] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 57.
[239] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 57, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[240] İbn İshak, İ bn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44.
[241] Zehebî, Târîhul-islâm, s. 243.
[242] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 22.
[243] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 44, İbn Sa´d, Tabakâtül-kübrâ, c. 1, s. 215.
[244] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[245] İbn Seyyid, Uyûnul-eser, c. 1, s. 142.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/231-233.
[246] İmam-ı Azam Ebu Hanffe, Müsned, s. 3, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 143, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 8, Müslim, c. 1 , s. 45.
[247] Nisa: 101-102.
[248] Tâhâ: 14.
[249] Zâriyât: 56.
[250] Ankebüt: 45.
[251] Furkân: 64, Hicr: 98, Zümer: 9, 20, Hacc 77, Tevbe: 112, Bakara: 228.
[252] Taberî. Tefsir, c. 1. s. 29. Hâkim. M üstedrek. c. 2. s. 410-411.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/233-234.
[253] İ bn S a´d, Tabak âtü´l-k übrâ, c. 1, s. 213, Be lâzurf, E nsâbu´l -eşrâ f, c. 1, s. 255, E bu´l-F ere c İ bn C evzî, el -Veli, c. 1, s. 218.
[254] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 213, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 149, Müslim, Sahıh, c. 1, s. 146-147, Beyhakî, Delâi lü´ n-nü büvve, c. 2, s. 384, İbn Esîr, Câmiu "l-usû I, c. 1 2, s. 54, Zehebî, Târîhu´l -islâm, s. 266- 267.
[255] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 532.
[256] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 148, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 117.
[257] Abdurrezzak, Musannef, c.1, s. 531, İbn Ebi Şeybe, c. 1, s. 317, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 333, Ebu Davud, c. 1, s. 107, Tirmizî, c. 1, s. 279, Hâkim, c. 1, s. 193, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 1, s. 364, İbn Esîr, c. 6, s. 146.
[258] İbn Ebi Şeybe, c. 1, s. 317, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 354, Ebu Davud, c. 1, s. 107, Tirmizî, c. 1, s. 279, Hâkim, c. 1 , s. 193, Beyhakî, c. 1, s. 364, İbn Esîr, c. 6, s. 1 46.
[259] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 531, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c.1 , s. 317, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 193, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c.1, s. 364,
[260] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1,s.333, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 107, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 6, s. 147.
[261] Abdurrezzak, c.1, s. 532, İbn Ebi Şeybe, c. 1,s.317, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 333, Ebu Davud, c. 1, s. 1 07 Tirmizî, c. 1, s. 279-280, Hâkim, c. 1, s. 193, Beyhakî, c. 1, s. 364, Begau, Mesâbîhu´s-sünne, c. 1, s. 30, İbn Esîr, c. 6. s. 147.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/234-235.
[262] İbrahim: 14/37-40.
[263] Enbiya: 21/73.
[264] Hûd: 11/87.
[265] Tâhâ: 20/14.
[266] Mâide: 5/12.
[267] Lukman: 31/17.
[268] ÂI-i İmran: 39.
[269] Meryem: 19/31.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/235-236.
[270] Müzzemmil: 73/2-4.
[271] Müzemmil: 73/20, Nesâi, Sünen, c. 3, s. 200.
[272] İsrâ: 18/79.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/236.
[273] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 242.
[274] EbuDavud,Sünenıc.2ıs. 61, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 314, İbn Abdilberr, İStJâb, C. 2, S. 41 9.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/236.
[275] Mâide: 5/6.
[276] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 129, Tirmizî, c. 1, s. 9, Dârımf, Sünen, c. 1, s. 175.
[277] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 20, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 43, Müslim, Sahih, c. 1, s. 204, Tirmizî, d ,s.5.
[278] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 316, Ebu Davud, c. 1, s. 193, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 264.
[279] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 316, Buhârî, c. 1, s. 1 80, Müslim, c. 1 , s. 292, Ebu Davud, c. 1, s. 193.
[280] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 316, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 193.
[281] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 316, Ebu Davud, c. 1, s. 193, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 255.
[282] Ebu Davud, c. 1, s. 206, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 10, 11, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 264, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 132.
[283] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 14-15.
[284] Malik,Muvatta´, c. 1,s.87, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 31 6, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1 90, Tirmizî, c. 2, s. 28.
[285] Malik,Muvatta´,c.1, s. 84, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 241, Müslim, c.1, s. 296, Ebu Davud, c.1, s. 216-217, Tirmizî, c. 2, s. 121, Nesâî, c. 2, s. 135.
[286] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 34.
[287] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 34, Müslim, c. 1, s. 337.
[288] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 34, Müslim, c. 1, s. 337.
[289] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1 87.
[290] Buhârî, Sahih, c.1, s. 187.
[291] Müslim, c.1, s. 336, Tirmizî, c. 2, s. 109.
[292] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 104.
[293] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 419, Buhârî, c. 1, s. 1 87, Müslim, c. 1 , s. 338, Tirmizî, c. 2, s. 109.
[294] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 295, Buhârî, c. 1, s. 1 85, Müslim, c. 1 , s. 333, Ebu Davud, c. 1,s.212.
[295] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 328, İbn Mâce, c. 1, s. 269-270.
[296] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 383, Buhârî, c. 1, s. 1 85, Müslim, c. 1 , s. 333.
[297] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 103, Ebu Davud, c. 1, s. 213, Tirmizî, c. 2, s. 111.
[298] Ahmet b. Hanbel, c. 5, s. 1 03.
[299] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 86, Müslim, c. 1, s. 337-338.
[300] Tirmizî, c. 2, s. 111.
[301] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 83, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 214-215, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 272.
[302] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 215.
[303] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 284, Buhârî, c. 1, s. 1 86, Müslim, c. 1 , s. 339, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 115.
[304] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 114.
[305] Müslim, Sahih, c. 1 , s. 340.
[306] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, E bu Davud, c. 1, s. 194.
[307] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 1 55, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 382, Tirmizî, c. 2, s. 48.
[308] Abdurrezzak, c. 2, s. 165, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, Ebu Davud, c. 1.S.194
[309] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, E bu Davud, c. 1, s. 194.
[310] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 353, Buhârî, c. 1, s. 1 93.
[311] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, Ebu Davud, c. 1, s. 194.
[312] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 179-1 80, Buhârî, c. 1, s. 198, Müslim, c. 1, s. 354, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 244-245.
[313] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 206, Müslim, c. 1 , s. 355, Ebu Davud, c. 1, s. 235, Tirmizî, c. 2, s. 61 , İbn Mâce.c. 1, s. 286. 31 4.
[314] Abdurrezzak, c. 2, s. 155, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 382, Tirmizî, c. 2, s. 48.
[315] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 47, İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 287-288.
[316] Ebu Davud, Sünen, c. 1 , s. 194.
[317] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 408, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 203, Müslim , Sahîh.c. 1, s. 301-302, Ebu Davud, c. 1, s. 254, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 81 , İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 290.
[318] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 101, Buhârî, c. 7, s. 1 63, E bu Davud, c. 2, s. 85.
[319] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 219, Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 390, Ebu Davud, c. 1, s. 261 -262, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 89, İbn Mâce, c. 1 , s. 296.
[320] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 275, Müslim, c. 1 , s. 414.
[321] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 245, Buhârî, c. 1 , s. 205, Ebu Davud, c. 2, s. 82, Tirmizî, c. 2, s. 96-97, Dârimî, Sünen, c. 1,s. 253.
[322] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 238, Müslim, c. 1 , s. 418, Ebu Davud, c. 2, s. 82, Dârimî, c. 1, s. 254.
[323] Müslim, c. 1, s. 418, Ebu Davud, c. 2, s. 82.
[324] Tirmizî, c. 2, s. 97, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 2, s. 147-148.
[325] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 2, s. 148.
[326] Buhârî, Sahıh,c.6, s. 112.
[327] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 288, 302.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/237-241.
[328] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 30, Müslim , Sahih, c. 1, s. 504, E bu Davud, Sünen, c. 2, s. 18-19.
[329] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 294.
[330] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 30, Müslim, c. 1, s. 504, Ebu Davud, c. 2, s. 18.
[331] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 341, Buhârî, c. 1, s. 37, Ebu Davud, c. 2, s. 45.
[332] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 326, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 293.
[333] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 117, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 23, Tirmizî, c. 2, s. 296.
[334] Malik, Muvatta´, c. 1, s. 175, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 17, Müslim, Sahih, c. 1,s. 40-41, Ebu Davud, c. 1, s. 106, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 226-227, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 1, s. 361.
[335] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 162.
[336] Malik, c.1 ,s.175, Buhârî, c. 1, s. 17, Müslim, c. 1,5.4041 , Ebu Davud, c. 1 ,s.1O6, Nesâî, c. 1, s. 226-227, Beyhakî, c. 1,5.361.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/241-242.
[337] Tirmizî, c.2, s. 100-101.
[338] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Tirmizî, c. 2, s. 100.
[339] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 101.
[340] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Tirmizî, c. 2, s. 101.
[341] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340.
[342] Abdurrezzak, c. 2, s. 370.
[343] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, E bu Davud.c.1 , s. 226, İbn Mâce .Sünen, c. 1, s. 336.
[344] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 101.
[345] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370.
[346] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Buhârî, Sahîh, c. 1,s.184,192, Ebu Davud, Sünen, c.1, s. 226, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 101, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 336, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 124.
[347] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1,s.184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 101, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 124.
[348] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 1 84, E bu Davud, c. 1, s. 226, Nesâî, c. 2, s. 124.
[349] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 101, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 1 24.
[350] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, E bu Davud, c. 1 , s. 226, İbn M âce, c. 1, s. 336.
[351] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1 , s. 226, İbn Mâce.c. 1, s. 336, Nesâî, c.2, s. 124.
[352] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, Nesâî, c. 2, s. 124.
[353] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 105.
[354] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370.
[355] Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Nesâî, c.2, s. 124.
[356] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, İbn Mâce, c. 1, s. 336.
[357] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.
[358] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 102.
[359] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370.
[360] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 ,s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c.1, s. 336.
[361] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 102.
[362] Abdurrezzak, Musannef, c.2, s. 370, Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.
[363] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 1 84, E bu Davud, Sünen, c. 1, s. 227.
[364] Mâide: 6, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 102.
[365] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 7, s. 226, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 102, İbn M âce, Sünen, c. 1 ,s.336.
[366] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 7, s. 132, Ebu Davud, c. 1 , s. 227, İbn Mâce, c. 1, s. 336.
[367] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 ,s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 124.
[368] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, E bu Davud, c. 1, s. 227.
[369] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 1 84, E bu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 124.
[370] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.
[371] Ebu Davud, Sünen, c. 1 , s. 227.
[372] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, c.2,s.124.
[373] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, E bu Davud, c. 1, s. 227.
[374] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 1 24.
[375] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.
[376] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 ,s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 336-337, Nesâî, c. 2, s. 1 24.
[377] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, İbn Mâce, c. 1, s. 337.
[378] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 337, Nesâî, c.2, s. 124-1 25.
[379] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340.
[380] Buhârî, Sahîh, c.1, s. 1 84-1 85, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c.2, s. 104. İbn Mâce, c. 1.S.337.
[381] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340.
[382] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, E bu Davud, c. 1, s. 228.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/242-245.
[383] Münzirî, et-Tergıb vet-terhıb, c. 1, s. 258, H eysem f, M ecm au´z-zevâi d, c. 2, s. 122, Al âüddin Al i, Kenzu´l-um mâl, c. 7, s. 316.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/245-246.
[384] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 317, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 115, Nesaî, Sünen, c. 1, s. 230, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ. c. 3. s. 366.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/246.
|
|
|
| Hüzün Yılı |
|
Yazar: RasitTunca - 10-22-2018, 02:21 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Ebu Talib´in Hastalanışı ve Müşriklerin Onunla Konuşmaya Gelişi
Ebu Talib nübüvvetin onuncu yılında,[1] Şı´b´dan çıktıktan sonra[2] hastalanıp[3] ölüm döşeğine düşünce,[4] günden güne ağırlaştığını haber alan Kureyş müşrikleri, birbirlerine:
"Hamza, Ömer, Müslüman oldu. Muhammed´in işi bütün Kureyş kabileleri arasında yayıldı.
Vallahi, onun işimizi elimizden zorla almayacağından emin değiliz!
Ebu Talib´e gidelim. O, bizim için, kardeşinin oğlundan bir söz alsın! Bizden de, ona bir söz versin!" dediler ve:
1- Utbe b. Rebia,
2- Şeybe b. Rebia,
3- Ebu Cehil Amr b. Hişam,
4- Ümeyye b. Halef,
5- Ebu Süfyan Sahr b. Harb ve Kureyş eşrafından daha bazı adamlarla gidip Ebu Talib´le konuştular.
"Ey Ebu Talib! Biliyorsun ki, sen bizdensin!
Gördüğün gibi, ölüm döşeğine de düşmüş, ölüme yaklaşmış bulunuyorsun! Biz senin ansızın ölüvereceğinden korkuyoruz! Bizim aramızla kardeşinin oğlu arasındaki durumu pekâlâ biliyorsun. Kendisini çağır!
Bizden onun için alacağın sözü al; ondan da bizim için alacağın sözü al da, o artık bizimle uğraşmaktan vazgeçsin! Biz de onunla uğraşmaktan vazgeçelim!
O, bizimle ve dinimizle uğraşmayı bıraksın! Biz de, onunla ve onun dini ile uğraşmayı bırakalım!" dediler.
Bunun üzerine, Ebu Talib, Peygamberimiz (a.s.)a haber saldı. Gelince:
"Ey kardeşimin oğlu! Bunlar senin kavminin eşrafıdırlar!
Sana söz vermek ve senden de söz almak için toplanıp gelmişlerdir" dedi.[5]
"Ey kardeşimin oğlu! Senin kavminden istediğin nedir " diye sordu.[6]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey amcam![7] Ben onların bir tek kelimeyi söylemelerini istiyorum ki, onlar onunla bütün Araplara hakim olurlar, Arap olmayanlar da kendilerine cizye [vergi] öderler!" buyurdu.[8]
Müşrikler, o kelimeden korktular.[9]
"Evet! Nedir o kelime !
Babam sana feda olsun. Sen onu bize söyle de, biz onu bir tek yerine on defa söyleyelim!" dediler. [10]
Ebu Cehil de aynı sözleri tekrarladı.[11]
Ebu Talib:
"Ey kardeşimin oğlu! Hangi kelimedir o " diye sordu.[12]
Peygamberimiz (a.s.):
"´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka ilah yoktur" derseniz; Allah´tan başka tapmakta olduğunuz şeyleri de söker atarsanız!" buyurunca,[13] müşrikler hemen kalkıp[14] ellerini,[15] elbiselerini[16] çırptılar.[17]
"Ey Muhammedi Sen bunca ilahları bir tek ilah mı yapmak istiyorsun Senin işin şaşılacak şey doğrusu!" dediler.
Birbirlerine de:
"Vallahi, bu adam istediğiniz şeylerden size birşey verici değildir! Gidiniz! Allah sizinle onun arasında hükmünü verinceye kadar atalarınızın dini üzerinde sebat ediniz!" diyerek dağıldılar. [18]
Ebu Talib, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Vallahi, ey kardeşimin oğlu! Ben senin hiç de haktan uzak birşey istediğini görmedim" dedi.[19]
Peygamberimiz (a.s.), Ebu Talib´in bu sözünden, kendisinin Müslüman olacağını umdu.[20]
Ebu Talib´in yanına vardığı zaman, Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye orada bulunuyordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey amca! ´Lâ ilahe illallah = Al I a h ´ta n başka hiçbir ilah yoktur´ kelime-i tevhidini söyle de, ben Allah katında senin imanına bununla şehadet edebilirim" buyurdu.
Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye:
"Ey Ebu Talib! Sen Abdulmuttalib´in milletinden (dininden) yüz mü çevireceksin " dediler.
Peygamberimiz (a.s.) kelime-i tevhidi Ebu Talib´e teklife devam ettiği müddetçe, Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye, sözlerini tekrarlayıp durdular.
Ebu Talib´in onlara son sözü:
"Ben, Abdulmuttalib´in milleti (dini) üzereyim" demek oldu.[21]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey amca! Sen o kelime-i tevhidi söyle ki, Kıyamet gününde, sana onunla şefaat etmek helalleşir" buy urdu.[22]
Ebu Talib:
"Vallahi, ey kardeşimin oğlu! Benden sonra, sana ve senin atanın oğullarına sövülmesi ve Kureyşîlerin bunu benim ölümden korkarak söylediğimi sanmaları korkusu olmasaydı, senin gözünü aydın etmek için, söylerdim!" dedi.[23]
Peygamberimiz (a.s.):
"Vallahi, ben de, Yüce Allah tarafından men olununcaya kadar, senin için muhakkak istiğfarda bulunmaya, yarlıganmanı dilemeye devam edeceğim" buyurdu.[24]Bunun üzerine, inen âyette şöyle buyuruldu:
"Gerçekten, sen her istediğini hidayete erdiremezsin.
Fakat, Allahtır ki, kimi dilerse, ona hidayet verir ve O, hidayete erecekleri daha iyi bilendir."[25]
Ebu Talib´in Peygamberimiz (a.s.)a Önemli Bir Tavsiyesi
Ebu Talib, öleceği sırada, Peygamberimiz (a.s.)ı yanına çağırdı ve:
"Ey kardeşimin oğlu! Ben öldüğüm zaman, sen Neccar oğullarından olan dayılarının yanına git!
Çünkü, onlar evlerinde, yurtlarında bulunanı koruma gücüne, insanların en çok malik olanlarıdırlar"
Dedi.[26]
Ebu Talib´in Vefatı
Ebu Talib, nübüvvetin onuncu yılında,[27] Şı´b´dan çıktıktan 5onra,[28] Peygamberimiz (a.s.)in Medine´ye hicretinden üç yıl ünce,[29] Şevval ayının ortasında vefat etti .[30]
Vefat ettiği zaman, kendisinin yaşı sekseni aşmış;[31] seksenyediyi,[32] doksanı bulmuştu.[33]
Hz. Ali derki:
"Babam vefat ettiği zaman, Resûlullah (a.s.)ın yanına gidip: ´Amcan,[34] dalâlet içindeki ihtiyar amcan[35] müşrik olarak öldü!1 dedim.[36]
Resûlullah (a.s.) ağladı .[37]
´Git! Onu yıka! Kefenle ve göm![38] Allah onu yarlıgasın! Ona rahmet etsin!´ buyurdu.[39]
´Onu kim gömecek ´ diye tekrar sordum .[40]
Peygamberimiz (a.s.):
´Sen git, babanı göm! Dönüp yanıma gelinceye kadar da, hiçbir şey yapma!´ buyurdu.[41]
Dediğini yaptım.[42]
Babamı gömüp gelince emretti, yıkandım; bana dua etti.[43]
Resûlullah (a.s.) günlerce evinden dışan çıkmadı, onun yariıganmasını diledi durdu.
´Allah sana rahmet etsin! Seni yarlıgasın!
Allah beni men edinceye kadar, senin için mağfiret dilemeye devam edeceğim´ buyurdu."[44]
Hz. Hatice´nin Vefatı
Peygamberimiz (a.s.)ın zevcesi Hz. Hatice de; nübüvvetin onuncu yilında,[45] Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden üç yıl önce,[46] Şı´b´dan çıktıktan sonra,[47] Ramazan ayında vefat etti.[48]
Ebu Talib´in vefatından üç gün sonra vefat ettiği de rivayet edilir.[49] Hz. Hatice, vefat ettiği zaman altmış beş yaşında idi.[50]
Mekke´nin Hacun kabristanına götürülüp gömüldü.[51] Hz. Hatice gömülürken, Peygamberimiz (a.s.) onun kabrinin içine indi.[52] O zaman, cenaze namazı teşri kılınmamıştı.[53]
Hz. Hatice İslâm dâvasında Peygamberimiz (a.s.) için sadık bir müşavir ve dert ortağı, sükunet kaynağı idi.
Ebu Talib de, Peygamberimiz (a.s.)ın kolu, kanadı, sığınağı, müşriklere karşı savunucusu ve yardımcısı idi.[54]
İki musibetin böyle birbiri ardınca gelip Peygamberimiz (a.s.)ın üzerinde toplanması,[55] Peygamberimiz (a.s.)a:
"Şu ümmet üzerinde şu günlerde toplanan iki musibetten hangisine en çok yanacağımı bilemiyorum" dedirtecek kadar[56] ağır geldi.[57]
Peygamberimiz (a.s.), bu yıla "Hüzün Yılı" adını taktı.[58]
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a İşkenceye Başlamaları ve Ebu Leheb´in Peygamberimiz (a.s.)ı Himayesine Alışı
Peygamberimiz (a.s.), amcası Ebu Talib´in vefatından sonra, günlerce evinden dışarı çıkmadı.[59] Hep evinde oturdu. Pek az dışarı çıktı.[60] Dışarı çıktığı zaman da, Kureyş müşrikleri,[61] Ebu Talib´in sağlığında[62] yapmak isteyip de yapamadıkları hakaret ve işkenceleri,[63] istediklerini yapmaya başladılar.[64]
Nitekim, Kureyş müşriklerinin beyinsizlerinden bir beyinsiz Peygamberimiz (a.s.)ın önünü kesip başına toprak saçmış, Peygamberimiz (a.s.) başı toza toprağa bulanmış olarak evine girmişti.
Kızlarından birisi hemen kalkıp Peygamberimiz (a.s.)ın başındaki tozu toprağı ağlaya ağlaya giderirken, Peygamberimiz (a.s.):
"Kızcağızım! Ağlama! Muhakkak ki, Allah senin babanı koruyacak, savunacaktır!" demişti.
Peygamberimiz (a.s.)ın kendi kendine de:
"Ebu Talib ölünceye kadar, Kureyşlilerden, böyle birşey başıma gelmemişti![65] Ey amca! Senin yokluğunda, imdadıma senden daha çabuk koşanı bulamadım" buyurduğunu işittiği; ve müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)ı himayesiz bularak işkenceye uğratmaya kalktıklarını gördüğü zaman, Ebu Leheb Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:
"Ey Muhammedi Git! Ne istiyorsan, Ebu Talib´in sağlığında ne yapıyor idiysen, yine yap! Lâfa andol-sun ki, ben ölünceye kadar sana hiç kimse dokunamayacaktır!" dedi.
Bir gün, Gaytala´nın oğlu Peygamberimiz (a.s.)a sövüp sayarken, Ebu Leheb çıkageldi. Onu yüzünün üzerine düşürdü.
Gaytala´nın oğlu:
"Ey Kureyş cemaatı! Ebu Utbe dininden çıkmış!" diyerek bağırmaya ve yaygaraya başladı.
Kureyş müşrikleri gelip Ebu Leheb´in üzerine dikildiler.
Ebu Leheb onlara:
"Ben Abdulmuttalib´in dininden ayrılmış değilim.
Fakat, ben kardeşimin oğlunu yapmak istediği şeyi yapıncaya kadar koruyorum" dedi.
Müşrikler:
"Güzel ve iyi etmişsin!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.), böylece, bir müddet, Ebu Leheb´in korkusundan hiç kimse sataşmaz olduğu halde, gider gelir oldu.
Bir gün; Ukbe b. Ebi Muayt ile Ebu Cehil Amr b. Hişam Ebu Leheb´in yanına giderek, ona:
"Kardeşinin oğlu sana babanın nereye girdiğini haber verdi mi " diye sordular.
Bunun üzerine, Ebu Leheb:
"Ey Muhammedi Abdulmuttalib´in girdiği yer neresidir " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"O, kavmi ile birliktedir!" buyurdu.
Ebu Leheb, Ukbe b. Ebi Muayt ile Ebu Cehil´e:
"Ona babamın girdiği yeri sordum.
´Kavmi ile birliktedir1 diye cevap verdi" dedi.
Ukbe ile Ebu Cehil:
"´O ateş (Cehennem) içindedir!´ demek istemiştir" dediler.
Ebu Leheb tekrar Peygamberimiz (a.s.)ın yanına varıp:
"Ey Muhammedi Abdulmuttalib, ateşe (Cehenneme) mi girdi " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Abdulmuttalib de, putlara tapa tapa onun gibi ölüp gitmiş olan herkes de, ateşe (Cehenneme) girmiştir" buyurdu.
Bunun üzerine, Ebu Leheb:
"Vallahi, artık sana işkenceden nefes aldırmayacak, temelli düşmanlık edeceğim! Sen Abdulmuttalib´in Cehennemde olduğunu söylersin ha !" dedi.
Ebu Leheb de, başka müşrikler de, Peygamberimiz (a.s.)a düşmanlıklarını ve zulümlerini şiddetlendirdiler.[66]
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Yaptıkları Düşmanlık ve Kötülüklerden Bazıları
1) Übeyy b. Halefle Ukbe b. Ebi Muayt, birbirlerinin sıkı dostu idiler.
Ukbe b. Ebi Muayt´ın, bazan Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip, konuştuklarını dinlediği olurdu. Ukbe´nin bu hareketi Übeyy b. Halefe anlatılınca, Übeyy b. Halef Ukbe´ye:
"İşittim ki; sen Muhammed´le birlikte oturup, konuşmasını dinliyormuşsunl
Bir daha onunla oturur, söylediklerini dinlersen; gidip onun yüzüne tükürmezsen, yüzüm senin yüzüne haram olsun! Seninle hiç konuşmayacağım da!" dedi ve ağır yemin etti.
Bunun üzerine, Ukbe b. Ebi Muayt, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vanp Übeyy b. Halefin istediğini yerine getirdi.[67]
Ukbe b. Ebi Muayt´ın o gün attığı murdar tükrük ve salyası yüzünden Peygamberimiz (a.s.)ın nâzik yanakları kavrulmuş, ve onun izleri hayatının sonuna kadar kaybolmamıştır.[68]
Yüce Allah, bu hususta indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:
"O gün (Kıyamet günü), (her) zâlim, (nedametle) iki elini ısırarak:
´Ne olurdu, diyecek, ´ben o peygamberin yanında (bulunup, Allah´a) bir yol edineydim!
Ne yazık bana! Keşke filanı dost tutmayaydım!
Andolsun ki, beni zikirden-o bana geldikten sonra-saptıran odur.1
Şeytan, insanı-başına bir bela gelince-yapayalnız ve yardımsız bırakandır."[69]
2) Hz. Osman´ın gözlerinden yaşlar akarak anlattığına göre; Peygamberimiz (a.s.), bir gün,Kabe´yi tavaf ediyor, o sırada Kabe´nin Hicr mevkiinde de, Ukbe b. Ebi Muayt, Ebu Cehil Amr b. Hişam
ve Ümeyye b. Halef oturuyordu.
Peygamberimiz (a.s.) onların hizasından geçerken, Peygamberimize, hoşlanmayacağı bazı laflar attılar.
Bu laflardan Peygamberimiz (a.s.)ın hoşlanmadığı, yüzünden belli olmakta idi.
Hz. Osman Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vardı.
Peygamberimiz (a.s.) ı, Hz. Ebu Bekir´le, aralarına aldılar.
Peygamberimiz (a.s.) parmağını onun parmakları arasına geçirdi.
Bütün tavafları böylece, el tutuşarak yaptılar.
Ebu Cehil ve arkadaşlarının hizasına geldikleri zaman, Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Vallahi, deniz bir kıl parçasını ıslatacak suya malik bulundukça, sen atalarımızın tapageldikleri tanrılara tapmaktan men ettiğin müddetçe, seninle barışmayacağız!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) da:
"Ben de öyle!" buyurdu.
Sonra, tavafın üçüncü bölümünü de öylece yapıp dördüncü bölümünü yapmaya geldiği zaman, Ebu Cehil yerinden sıçradı ve Peygamberimiz (a.s.)ın yakasını tutmak istedi. Bu işe kalkışınca, itilip kıçının üzerine düşürüldü.
Hz. Ebu Bekir Ümeyye b Halefi, Peygamberimiz (a.s.) da Ukbe b. Ebi Muayt´ı defetti.
Onlar Peygamberimiz (a.s.)ın başından dağılınca, Peygamberimiz (a.s.) ayakta durarak, onlara:
"Vallahi, size âcil azab mubah oluncaya kadar siz bundan vazgeçmeyeceksiniz! Sizler, Peygamberiniz için, ne kötü kavimsiniz!" buyurduktan sonra, evine döndü.
Hz. Ebu Bekir´le Hz. Osman da, kendisini evine kadar takip ettiler, arkasından gittiler.
Peygamberimiz (a.s.), kapısının önünde durarak, onlara yönelip:
"Sevinin ki, hiç şüphesiz, Yüce Allah dinini açıklayacak, üstün kılacak; Peygamberine yardım edecektir.
Şu gördüğünüz kişiler, Yüce Allah´ın sizin ellerinizle tez vakitte boğazlayacağı kimselerdendir!" buyurdu.
Hz. Osman:
"Vallahi, ben onları Yüce Allah´ın bizim ellerimizle boğazladığını gördüm!" demiştir.[70]
3) Peygamberimiz (a.s.) bir gün bazı müşrikler tarafından dövülüp kana boyandığı, üzgünbir halde oturduğu sırada, Cebrail (a.s.) geldi ve:
"Sana ne oldu " diye sordu. Peygamberimiz (a.s.): "Bana şu müşrikler yapacaklarını yaptılar" buyurdu. Cebrail (a.s.):
"Sana bir mucize göstermemi ister misin " diye sordu. Peygamberimiz (a.s.): "Evet! Göster!" buyurdu.
Cebrail (a.s.), vadinin gerisindeki ağaca bakarak: "O ağacı çağır!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) çağırınca, ağaç yürüyerek Peygamberimiz (a.s.)ın önüne kadar gelip durdu.
Cebrail (a.s.):
"Ona söyle, geri dönsün!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) geri dönmesini söyleyince, ağaç eski yerine varıncaya kadar geri gitti.
Peygamberimiz (a.s.):
"Yeter!" buyurdu.[71]
4) Mahzum oğullarından Ebu Cehil ile Velid b. Mugîre ve üçüncü bir arkadaşları,[72] Peygamberimiz(a.s.)ı öldürmeyi aralarında tasarladılar.[73] Ebu Cehil; Peygamberimiz (a.s.)ı namaz kılarken görürse, Peygamberimiz (a.s.)ın başını taşla ezeceğine yemin etti:[74]
"Muhammed´i görecek olursam, şöyle şöyle yapacağım" dedi.[75]
Bir gün, Peygamberimiz (a.s.)ın Kabe´de namaz kıldığı bir sırada, Ebu Cehil´e:
"İşte, Muhammed orada!" dediler.
Ebu Cehil ise:
"Nerede o " diye sorup durdu. Peygamberimiz (a.s.)ı göremedi.[76]
Peygamberimiz (a.s.) Kabe´de namaz kılmaya durup kıraatına başladığı ve Mahzum oğullarının da Peygamberimiz (a.s.)ın kıraatim işittikleri,[77] Ebu Cehil´in de eli boşa çıktığı sıra-da;[78] Peygamberimiz (a.s.)ı öldürmesi için, Velid b. Mugîre´yi gönderdiler.
Velid Peygamberimiz (a.s.)ın namaz kıldığı yere kadar ilerledi.
O da, Peygamberimiz (a.s.)ın kıraatini işitiyor, fakat kendisini göremiyordu!
Arkadaşlarının yanına dönüp, bunu onlara bildirdi:[79]
"Vallahi, sesini duyduğum halde, kendisini göremiyordum!" dedi.
Bunun üzerine, arkadaşlarından üçüncüsü:
"Vallahi, gidip onun başını ben ezeceğim!" dedi, eline bir taş alıp gitti.
İzi sıra geri döndü ve kafasının üzerine, baygın halde düştü.
Kendisine:
"Sana ne hal oldu !" diye sordular.
"Benim başımda büyük bir hal var. Bir adam gördüm. Onun yanına yaklaşınca birpuğur deve ile karşılaştım ki, kulaklarını sallıyordu!
Ben, bu ana kadar, ondan daha iri bir puğur görmemi simdir!
O Muhammed´le benim arama gerilmiş, duruyordu!
Lât ve Uzzâya yemin ederim ki; eğer ona biraz daha yaklaşsa idim, o beni muhakkak yerdi!" dedi.[80]
Bunun üzerine, Mahzum oğulları, Peygamberimiz (a.s.)ın namaz kıldığı ve kıraatini işittikleri yere kadar hep birlikte ilerlediler.
Sese yaklaştıkları zaman, ses arkadan gelmeye başladı!
Arkadan geldiğini işittikleri yere doğru gidince de, bu sefer, ses arkalarından gelmeye başladı!
Döndüler, Peygamberimiz (a.s.)a yapmak istedikleri için bir yol bulamadılar![81]
"İşte, Biz, onların önlerinden bir set, arkalarından da bir set çektik. Böylece, onlar görmezler!" mealindeki âyetin,[82] Ebu Cehil ve arkadaşlarınca Peygamberimiz (a.s.)a karşı girişilen bu suikast üzerine nazil olduğu rivayet edilir.[83]
5)Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden bir cemaat, Kabe´nin Hicrinde toplanıp:
"Muhammed´i görür görmez, hep birden, tek bir adamın kalkışı gibi kalkacak, onun üzerine yürüyeceğiz; öldürmedikçe de kendisinden ayrılmayacağız!" diyerek Lât ve Uzzâ, Menât, İsaf ve Naile putları
üzerine antlaşülar.
Hz. Fâtıma ağlayarak Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:
"Şu Kureyşlilerin ileri gelenleri senin aleyhinde antlaştılar: Seni görünce, üzerine yürüyüp seni öldürecekler!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey kızcağızım! Bana abdest suyu getir!" buyurdu.
Abdest aldı. Sonra da, Mescid-i Haram´a, onların yanına vardı.
Müşrikler Peygamberimiz (a.s.)ı görünce:
"İşte, o orada!" dediler. Gözlerini önlerine indirdiler, çeneleri göğüslerinin üzerine düştü.
Oturdukları yerlerden ne ilerleyebildiler, ne gerileyebildiler!
Başlarını kaldırıp Peygamberimiz (a.s.)a bakamadılar!
İçlerinden hiçbirisi, kalkıp Peygamberimizin üzerine yürüyemedi!
Peygamberimiz (a.s.) vanp tepelerine dikildi. Yerden bir avuç toprak aldı ve:
"Yüzleriniz kara olsun!" diyerek, onların üzerlerine saçtı.
Onlardan hiçbir kimse yoktu ki, bu topraktan kendisine isabet etsin de, Bedir savaşında kâfir olarak öldürülmemiş olsun![84]
Peygamberimiz (a.s.)ın Taif Eşrafını İmana Davet Etmeye, Kendisine Yardımcı Olmalarını
İstemeye Gidişi ve Oradan Mekke´ye Dönüşü
Peygamberimiz (a.s.); amcası Ebu Talib´in vefatından sonra[85] nübüvvetin onuncu yılında, Şaban ayının bitmesine[86] üç gece kala[87], yanına azadlı kölesi ve oğulluğu Zeyd b. Hâriseyi alıp,[88] yürüyerek[89] Taife gitti.[90]
Taif şehrine Mekke´den yaya yürüyüşle bir günde çıkılır, Taif´ten Mekke´ye de yarım günde inilir.[91] Peygamberimiz (a.s.)ın Taife gitmekten maksadı, Taif eşraflyla görüşüp konuşarak, onları:
Bir ve tek olan Allah´a imana,[92] İslâmiyete davet etmek,[93]
Allah katından getirip tebliğ etmiş olduğu şeyleri kabul etmelerini istemek,[94]
Kavmi olan Kureyş müşriklerine karşı[95] kendisini barındırmalarını,[96] korumalarını,[97] kendisine yardımcı olmalarını istemek idi.[98]
Peygamberimiz (a.s.), Taife varınca, orada Sakif kabilesinin ulu kişilerinden ve eşrafından bazı kimselerle buluştu ki, onlar:
Abdi Yalil b. Amr b. Umeyr,
Mes´ud b. Amr b. Umeyr,
Habib b. Amr b. Umeyr adlarındaki üç kardeş idiler.[99]
Bunlardan birisi, Cumah oğulları ailesinden bir kadınla evli bulunuyordu.[100]
Peygamberimiz (a.s.) onlarla oturup konuştu.[101] Kendisinin Allah tarafından gönderilen bir peygamber olduğunu bildirdi. Kureyş müşriklerinin uğrattıkları bela ve musibetlerden şikâyetlendi.[102] Kendilerini Allah´a imana davet etti. İslâmiyeti yaymasına yardımcı olmalarını ve kavmi olan Kureyş´ten muhalefet edenlere karşı kendisiyle birlikte hareket etmelerini istemek üzere yanlarına gelmiş olduğunu söyledi.[103]
Onlardan birisi:
"Eğer Allah seni peygamber gönderdi ise, Kabe´nin örtüsünü üzerinden çıkartıp atmış olayım![104]
Eğer Allah seni peygamber gönderdi ise, Kabe´nin örtüsünü çalmış,[105] yırtıp atmış olayım!" dedi (Beyhakî, c. 2, s. 415).
Onlardan ikincisi de:
"Allah, senden başka, peygamber gönderecek kimse bulamadı mı ![106] Allah senden başkasını peygamber göndermekten âciz midir " dedi.[107]
Üçüncüsü ise:
"Vallahi, ben seninle hiçbir zaman konuşmayacağım.[108] Çünkü, sen dediğin gibi[109] Allah tarafından gönderilmişsen, elbette ki, benim sana cevap vermemden müstağnisin, çok yüksek bir mevkide bulunuyorsun demektir.
Eğer sen Allah´a karşı yalan söylüyorsan, zaten seninle konuşmam bana yaraşmaz!" dedi.[110]
Taifliler:
"Yurdunun halkı, kavmin seni istememiş, kabul etmemişler! Sen de kalkmış, bize gelmişsin!
Biz, vallahi, senin gelişine razı değiliz. Senden ürküyor, seni reddediyoruz!" dediler.[111]
Taiflilerden, ne barındıracak, ne de yardım edecek bir kimse görülmedim.[112]
Peygamberimiz (a.s.) Sakif kabilesinden hayır geleceğinden ümidini kesmiş olarak yanlarından kalkarken,[113] onlara:
"Bari bana karşı yaptığınız şeyleri gizli tutun!" buyurdu.[114]
Peygamberimiz (a.s.) kavminin kendisine karşı cüretlerini arttıracak olan bu Taife geliş haberini duymalarını istemiyordu.[115]
Taifliler Peygamberimiz (a.s.)ın bu isteğini de yerine getirmediler.[116]
Halidü´l-Advânî der ki:
"Resûlullah (a.s.)ı, Sakif kabilesinin yardımını istemek üzere yanlarına geldiği zaman, Taif´in doğusunda, kavse veya asaya dayanmış olduğu halde gördüm.
Başından sonuna kadar okuduğu Târik sûresini, ben Cahiliye devrinde, bir müşrik iken dinleyip ezberledim.
Taifliler, beni çağırıp:
´Şu adamdan dinlediğin şey ne idi ´ diye sordular.
Ezberlediğim sûreyi onlara okudum.
Yanlarında bulunan, Kureyşîlerden bir adam:
´Biz, adamımızı daha iyi biliriz. Onun dedikleri şeyin hak ve gerçek olduğunu bilseydik, kendisine tâbi olurduk´ dedi."[117] Peygamberimiz (a.s.) Taif´te on gün kaldı.[118]
Sakif kabilesi eşrafından, yanına varıp konuşmadığı bir kimse bırakmadı.
Taifliler Peygamberimiz (a.s.)ın teklifini kabul etmediler. Gençlerinin Müslüman olmalarından korktular. Peygamberimiz (a.s.)a:
"Sen hemen yurdumuzdan çık, git! Seni kurtaracak yerlere iltica et!" dediler.[119] Peygamberimiz (a.s.)ı en çirkin red ile reddettiler.[120]
Peygamberimiz (a.s.)la alay ettiler.[121]
Bununla da kalmayıp, aralarından birtakım hafif akıllıları, beyinsizleri[122] ve köleleri[123] kışkırt-tılar.[124]bağırttılar, Peygamberimiz (a.s.)a sövdürdüler!
Halkı Peygamberimiz (a.s.)ın başına toplattılar.
Halkın serseri, ayaktakımı güruhunu,[125] Peygamberimiz (a.s.)ın geçip gideceği yolun iki yanına oturttular.
Peygamberimiz (a.s.) onların aralarından geçerken, ayaklarını kaldırıp indirdikçe,[126] attıkları taşlarla yaraladılar, kanattı lan[127] ayakkabıları kana boyandı![128]
Peygamberimiz (a.s.) ayaklarının acısına dayanamayarak yere oturdukça, kollarından tutup kaldırdılar!
Yürüdüğü zaman, taşa tuttular, gülüştüler!
Zeyd b. Harise, atılan taşlara kendi vücudunu siper ederek, Peygamberimiz (a.s.)ı korumaya çalışmakta idi.
Atılan taşlarla, onun da başı ağır şekilde yarılmıştı .[129]
Taif eşrafından üç kardeşin birisiyle evli bulunan Safiyye binti Ma´meru´l-Cumahî[130] ile karşılaşınca, Peygamberimiz (a.s.) ona:
"Kocan tarafından hısımlarının nedir bize şu yaptıkları işkenceler !" diyerek şikâyetiendi.[131]
Taiflilerin beyinsizleri, Peygamberimiz (a.s.)ı, Utbe ve Şeybe b. Rebia´nın Taif teki bostanına
sığınıncaya kadar takip ettikten ve taşladıktan sonra, dönüp gittiler.[132]
Onların aralarından ve ellerinden kurtulduğu zaman, Peygamberimiz (a.s.)ın ayaklarından kanlar akıyordun.[133]
Peygamberimiz (a.s.), sığındığı bostandaki bir asmanın gölgesi altına oturdu.
Utbe ve Şeybe b. Rebia, Peygamberimiz (a.s.)a yapılanları seyretmekte idiler.[134]
Peygamberimiz (a.s.), ayaklarından akan kanlardan[135] çok muztarip bir halde idi.
Bakınca, bostanın içinde Utbe b. Rebia ile Şeybe b. Rebia´yı gördü.[136]
Onların Allah´a ve Resûlullaha olan[137] düşmanlıklarını bildiği için,[138] bostanlarında bulunmaktan hoşlanmadı.[139] Yanlarına varmak da istemedi.[140]
Peygamberimiz (a.s.), biraz dinlenip sükûnet bulduktan[141] ve iki rekat namaz kıldıktan sonra,[142] ellerini semaya kaldırdı,[143] Yüce Allah´a halini şöyle arzetti:
"Ey Allah! Gücümün zayıflığını, tedbirimin azlığını, halk nazarında hakîr görülüşümü, Sana arz ve şikâyet ediyorum!
Ey merhametlilerin en merhametlisi!
Sensin, zayıf düşenlerin Rabbi!
Sensin, benim Rabbim!
Sen, beni kime; Senden uzak olan ve beni gördükçe süratini asan kimselere mi bırakıyorsun İşimi eline verdiğim düşmana mı bırakıyorsun
Eğer Sende bana karşı bir azab yoksa, hiç gam çekmem!
Senin af ve mağfiretin, benim için, gazabından daha geniştir.
Senin üzerime gazab indirmenden, yahut gazabının üzerimde yerleşmesinden Senin karanlıkları aydınlatan, dünya ve âhiret işlerini düzenine koyan Yüzünün (Zâtının) Nuruna sığınırım!
Herşey Senin rızan içindir ve bütün güç, kuvvet de Sende, Senin Elindedir!"[144]
Hıristiyan Köle Addas´ın Müslüman Oluşu
Utbe ve Şeybe b. Rebia; Peygamberimiz (a.s.)ı o halde gördükleri zaman, aradaki akrabalık, kendilerini Peygamberimiz (a.s.)a karşı gayrete getirdi:
Addas adındaki Hıristiyan kölelerini yanlarına çağırdılar. Ona:
"Şuradan birkaç salkım üzüm al! Şu tabağın içine koy! Sonra da, onu şu adama götür! Kendisine, ondan yemesini söyle!" dediler.
Addas da öyle yaptı. Üzümü tabakla götürüp önüne koyduktan sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Buyurye!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Sen hangi beldeler halkındansın Dinin nedir " diye sordu.
Addas:
"Hıristiyanım ve Ninova halkından bir kimseyim!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Demek, sen salih kişi Yunus b. Metta´nın köyündensin ha " buyurdu.[145]
Addas:
"Yunus b. Metta´nın kim olduğunu sana kim bildirdi ![146]
Vallahi, o Ninova´dan çıkıp gitmiştir.
Ninova´da, Metta´nın ne olduğunu bilen on kişi bile bulunmaz!
Sen Metta´nın ne olduğunu nereden biliyorsun !
Sen ümmîsin ve ümmî ümmet içerisinde bulunuyorsun! " dedi.[147]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben Allah´ın Resûlüyüm! Allah bana Yunus´un haberini haber verdi.[148] O benim kardeşimdir. Kendisi bir peygamberdi. Ben de bir peygamberim!" buyurdu.[149]
Addas:
"Yâ Rasûlallah! Bana Yunus b. Metta´nın haberini ver!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) ona Yunus b. Metta´nın hal ve şanı hakkında Yüce Allah tarafından kendisine vahyolunanları haber verince,[150] Addas:
"Ben şehadet ederim ki: Sen, Allah´ın kulu ve resûlüsün!" dedi,[151] Müslüman oldu.[152] Yüce Allah ondan razı olsun!
Addas; Peygamberimiz (a.s.)ın üzerine kapanıp, başını, ellerini, ayaklarını öptü!
Rebia´nın oğullarından biri öbürüne:
"O, sana karşı köleni de bozdu, yoldan çıkardı!" dedi.
Yanlarına gelince, Addas´a:
"Yazıklar olsun sana ey Addas! Sen ne için o adamın başını, ellerini ve ayaklarını öptün !" dediler.
Addas:
"Ey efendim! Bütün yeryüzünde, ondan daha hayırlısı yoktur![153]
O, muhakkak Resûlullah´tir!" dedi.
Utbe ve Şeybe, gülüştüler:[154]
"Yazıklar olsun sana ey Addas! O, seni de dili ile sihirlemiş![155]
Sakın, o seni Hıristiyanlığından döndürmesin!
Çünkü, o aldatır bir kimsedir" dediler.[156]
Addas:
"O bana öyle birisi haber verdi ki, onu peygamberden başkası bilemez!" dedi.[157]
Utbe ve Şeybe b. Rebia:
"Yazıklar olsun sana ey Addas! O seni sakın dininden döndürmesin![158] Çünkü, senin dinin onun dininden daha hayırlıdır" dediler.[159]
Peygamberimiz (a.s.)ın Üstün Rahmet ve Şefkati
Peygamberimiz (a.s.) Sakif kabilesinden hayır gelmeyeceğini anlamış,[160] ne bir erkeğe, ne de bir kadına İslâmiyeti kabul etti nem em iş olmaktan üzgün[161] ve me´yus1[162] bir halde, Taiften aynlarak Mekke´ye yönelmişti.[163]
Hz. Âişe, bir gün, Peygamberimiz (a.s.)a:[164]
"Yâ Rasûlallah! Senin başına, Uhud gününden daha çetin bir gün geldi mi " diye sormuş, Peygamberimiz (a.s.) da:
"Senin kavminden neler çektim neler! H ele onların yüzünden Akabe günü çektiğim ise, çektiklerimin en çetini idi:
(Taife gidip) kendimi Abdi Yal illere arz ve bana yardımcı olmalarını niyaz ettiğim zaman, isteğimi kabul etmemiş, reddetmişlerdi.
Ben de, üzgün bir halde Mekke´ye yönelip, yüzümün doğrusuna gittim durdum.
Ancak Kamu´s-Seâlib´de[165] kendime gelebildim.
Başımı kaldırıp baktığım zaman, bir bulutun beni gölgelemekte olduğunu gördüm.
Tekrar baktığımda, bir de ne göreyim
Bulutun içinde Cebrail var! Hemen bana seslendi:
´Şüphe yok ki, Allah, kavminin sana söylediklerini ve sana verdikleri red cevaplarını işitti de, onlar hakkında dilediğini kendisine emredesin diye sana Dağlar Meleğini gönderdi! dedi.
Dağlar Meleği bana seslendi ve selam verdi. Sonra da:
´Yâ Muhammedi Şüphe yok ki, Allah, kavminin sana söylediklerini işitti.
Ben Dağlar Meleğiyim!
Rabbin, dilediğini bana emredesin diye beni sana gönderdi.
Şimdi, ne dilersen, dile!
Eğer onların üzerlerine iki ahşabı (dağı) kapamamı dilersen dile! (Hemen kap ayı ve reyi m!) dedi.
Ben:
´Hayır! Ben onların helak olmalarını istemem.
Bilakis, Allah´ın, onların sulblerinden, yalnız Allah´a ibadet edecek, O´na hiçbir şeyi şerik koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim1 dedim" buyurmuştur. [166]
Peygamberimiz (a.s.)dan Kur´an Dinleyen Cinlerin İman Etmeleri
Peygamberimiz (a.s.) Taif´ten Mekke´ye dönerken, Nahle´de[167] geceleyin kalıp namaz kıldığı sırada, Nasibîn[168] cinlerinden yedisi oradan geçiyorlardı. Durdular, Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğu Kur´ân´ı dinlediler.[169]
Peygamberimiz (a.s.) namazını bitirince, cinler iman, ve dinlediklerini kabul ettiler.
Kavimlerinin yanına, inzar edici, uyarıcı olarak döndüler.[170]
Bu hadise, Kur´ân-ı Kerîm´de de açıklanmıştır.[171]
Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´ye Girmek İçin Bazı Müşriklerden Himaye Talebinde Bulunuşu
Peygamberimiz (a.s.); Nahle´de günlerce kaldıktan sonra,[172] Mekke´ye girmek istey-ince,[173] Zeyd b. Harise:
"Kureyş müşrikleri seni tedirgin edip Mekke´den çıkardıkları halde, şimdi onların yanına nasıl girebileceksin " dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Zeyd! Hiç şüphesiz, Allah, senin göremediğin yerden bir kapı, bir çıkış yolu açacaktır! Şüphe yok ki, Allah, dininin ve peygamberinin yardı maşıdır!" buyurdu.[174]
Peygamberimiz (a.s.), Hira dağına varıp ulaştığı zaman, Huzâa´lardan[175] veya Mekkelilerden, rastladığı bir adama,[176] Uraykıt´a: [177]
"Ben, seni, tarafımdan birşeyi tebliğ etmek üzere göndersem, gider misin " diye sordu.
Uraykıt:
"Evet! Giderim" deyince, Peygamberimiz (a.s.):
"Sen, Ahnes b. Şerîk´e git! Kendisine:[178]
´Muhammed ´Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, sen beni himayene alırmısın "[179] diyor de!" buyurdu.
Elçi gitti. Bunu ona söyledi.[180]
Ahnes:
"Halîf, Sarîh´ı[181] himayeye alamaz!" dedi. [182]
Elçi, Ahnes´in bu sözünü gelip Peygamber (a.s.) a haber verdi.
Peygamberimiz (a.s.), elçiye:
"Sen, bir kez daha Mekke´ye gidip elçilik yapar mısın " diye sordu.
Elçi:
"Evet! Yaparım" dedi.[183]
Peygamberimiz (a.s.):
"Süheyl b. Amr´a git! Kendisine:
´Muhammed ´Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevlerini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, sen beni himayene alır mısın 1 diyor1 de!" buyurdu.
Elçi Süheyl b. Amr´a gitti ve bunu ona söyledi.[184]
Süheyl b. Amr:
"Âmir b. Lüeyy oğulları, Ka´b oğullarını himayelerine alamazlar!" dedi.[185]
Elçi dönüp bunu da Peygamberimiz (a.s.) haber verdi .[186]
Peygamberimiz (a.s.), elçiye:
"Sen Mekke´ye bir daha döner misin " diye sordu.
Elçi:
"Evet! Dönerim" dedi.[187]
Peygamberimiz (a.s.):
"Sen Mut´im b. Adiyy´e de git ve kendisine:
´Muhammed ´Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevlerini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, sen beni himayene alır mısın ´ diyor´ de!" buyurdu.[188]
Elçi, Mutim b. Adiyy´e gitti ve bunu kendisine söyledi.[189]
Mut´im b. Adiyy:
"Olur![190] Kendisine söyle! Gelsin, himayeme girsin!" dedi.
Elçi dönüp bunu da Peygamberimiz (a.s.)a haber verdi.[191] Peygamberimiz (a.s.) gelip o gece Mut´im´in evinde yattı .[192]
Mut´im b. Adiyy, sabaha çıkınca,[193] oğullarını*[194] kardeşinin oğullarımı[195] ve kavminil[196] yanına çağırdı.[197] Onlara:
"Silahlarınızı kuşanınız ve Beytullahın Rükünleri yanında bulununuz!" dedi.[198]
Öyle yaptılar.[199]
Hepsi, kılıçlarını sıyırmış olarak, Mescid-i Haram´a girdiler.[200]
Ebu Cehil, onları görünce, Mut´im b. Adiyy´e:
"Himayeci misin Yoksa tâbi misin " diye sordu.
Mut´im b. Adiyy: "Evet! Himayeciyim" dedi.
Ebu Cehil: "Senin himayene aldığını, biz de himayemize aldık!" dedi.[201] O sırada, Peygamberimiz (a.s.) da,[202] yanında Zeyd b. Harise bulunduğu halde.[203] Mescid-i Harama girmişti.[204]
Mut´im b. Adiyy, kavminin üzerinde doğrulup:
"Ey Kureyş cemaatı! Ben Muhammed´i himayeme aldım!
Ona sizlerden hiçbiri dokunmasın!" diyerek seslendi.[205]
Peygamberimiz (a.s.) Kabe´yi tavaf ettikten,[206] Hacerü´l-Esved´i istilamdan sonra, iki rekat namaz kılıp evine dönünceye kadar, Mut´im b. Adiyy ile oğulları, Peygamberimiz (a.s.) m çevresinde dönüp dolaşmaktan geri durmadılar.[207]
Peygamberimiz (a.s.) yıllarca sonra bile Mut´im b. Adiyy´in bu iyiliğini unutmamış, Bediide esir düşen müşrikler hakkında, Mut´im b. Adiyy´in oğlu Cübeyr´e:
"Mut´im b. Adiyy sağ olsaydı, şu kokmuşlar hakkında bana söyleseydi, onları onun hatırı için (kurtulmalık akçesi alınmaksızın) bağışlar, serbest bırakırdım!" buyurmuştur.[208]
Tufeyl b. Amr´ın Müslüman Oluşu
Tufeyl b. Amru´d-Devsî;[209] şerefli, akıllı, şair.[210] konuklan çok bulunur hanedan bir zâttı. Kendisinin, Kureyşîlerden, müttefikleri de vardı .[211]
Peygamberimiz (a.s.); kavminden kendisine her kötülüğün yapılıp durduğunu görüyor, yine de, onları öğütlemekten, içinde bulundukları dalâletten kurtuluşa davet etmekten geri durmuyordu.
Yüce Allah Peygamberimiz (a.s.)ı Kureyş müşriklerinden koruduğu zaman; onlar, Araplardan,[212] hac veya umre ya da başka bir maksatla[213] Mekke´ye, yanlarına gelenleri,[214] Peygamberimiz (a.s.)a delilik, sihir, kehânet., gibi birtakım iftiralarda bulunmak suretiyle Peygamberimiz (a.s.)dan sakındırmaya çalıştılar.[215]
Tufeyl b. Amr Mekke´ye gelince de, Kureyşlilerin ileri gelenlerinden birtakım kimseler onun yanına vardılar.[216] Ona:
"Ey Tufeyl! Sen şair, kavminin içinde seyyid, sözü dinlenir bir adamsın.[217]
Ey Tufeyl! Sen bizim memleketimize geldin ama, aramızda çıkan şu adamın işi bizi sıkıntıya soktu. Topluluğumuzu ve işimizi darmadağın etti.
Kendisinin sözü, sihir gibi, tesir ediyor İnsanın babasıyla arasını açıyor. İnsanın kardeşiyle arasını açıyor. İnsanın karısıyla arasını açıyor. Bizim başımıza gelen bu halin, senin ile kavminin başına da gelmesinden korkarız![218] Sen sakın onunla hiç konuşma ve kendisinden de hiçbir şey dinleme!" dedil-er.[219]
Tufeyl b. Amr der ki:
"Vallahi, onlar bunu bana o kadar çok söylediler ki, kendi kendime, ondan birşey dinlememeye ve kendisiyle hiç konuşmamaya karar verdim.
Hatta, Mescid-i Haram´a vardığım zaman, onun söylediklerinden birşey erişmesin diye, kulaklarıma pamuk tıkıyor ve onu dinlemek istemiyordum!
Allah beni onun sözlerinden bazısını işitmeye elverişli kılmış olmalı ki, çok güzel bir kelam olarak işittim. Kendi kendime:
´Hay bana, anam ağlasın!
Vallahi, ben akıllı, şair bir adamım.
Bana, sözün güzel olanı da, çirkin olanı da gizli değildir.
Şu adamın söylediğini dinlememe, benim için ne sakınca var
Onun bana getirdiği şey güzel ise, onu kabul ederim. Çirkin ise, onu bırakırım´ dedim.
Orada bekledim.
Nihayet, Resûlullah (a.s.) oradan ayrıldı.
Ben de, evine girinceye kadar, arkasından gittim.
Kendisi eve girince, arkasından ben de içeri girdim, ve:
´Yâ Muhammedi Kavmin bana senin hakkında şöyle şöyle söylediler.
Vallahi, senin işinden beni o kadar korkuttular ki, sözünü işitmeyeyim diye, kulaklarıma pamuk bile tıkadım!
Sonra, Allah beni senin gözünü işitmeye elverişli kılmış olmalı ki, onu çok güzel bir kelam olarak işittim.
Sen şu işini bana bir arzet bakayım!1 dedim.
Resûlullah (a.s.) bana İslâmiyeti arzetti, Kur´ân okudu.
Vallahi, ben hiçbir zaman, ondan (Kur´ân´dan) daha güzel bir söz, ondan (İslâm´dan) da daha güzel bir iş işitmemişimdir!
Hemen Müslüman oldum. Cenab-ı Hak´tan başka hiçbir ilah bulunmadığına şehadet getirdim. Resûlullah (a.s.)a:
´Ey Allah´ın Peygamberi! Ben kavminin içinde sözü dinlenir bir kimseyim. Onların yanına dönecek ve kendilerini İslâmiyete davet edeceğim.
Allah´a dua et de, davetimde bana yardımcı olacak bir âyet, bir keramet yaratsın!´ dedim.
Resûlullah (a.s.):
´Ey Allah! Ona bir âyet, bir keramet ihsan et!´ diyerek dua etti.
Kavmimin yanına dönerken, karanlık bir gecede, kavmimin oturduğu su başına bakan yokuşta bulunduğum sırada, iki gözümün arasında kandil gibi bir nur peyda oldu!
´Allah´ım! Bunu yüzümden, başka yere değiştir!
Çünkü ben, dinlerinden ayrıldığım için, kabilem halkının onu bende ilahî bir ezanın eseri imiş gibi sanmalarından korkuyorum´ dedim.
Bunun üzerine, nur, yüzümden ayrılıp değneğimin başına geçti!
Kabilemin kondukları su başına, yokuştan inmeye başladığım sırada idi ki, orada bulunanlar, değneğimin başındaki, asılı kandili andıran bu nura bakışıyorlardı.
Yanlarına vardım ve içlerinde sabahladım.
Yurduma indiğim zaman, babam yanıma geldi. Kendisi çok yaşlı bir ihtiyardı. Ona:
´Babacığım! Sen benden uzak dur! Artık ben senden değilim. Sen de benden değilsin´ dedim.
Babam:
´Oğulcağızım! Ben senden niçin uzak durayım ´ diye sordu.
Ona:
´Ben Müslüman oldum ve Muhammed (a.s.)ın dinine uydum´ dedim.
Babam:
´Ey oğulcağızım! Senin dinin, benim de dinimdir1 dedi. Ona:
´Öyle ise, git! Hemen guslet ve elbiseni de temizle! Sonra da, benim yanıma gel! Bana öğretilen şeyi, ben de sana öğreteyim´ dedim.
Babam gidip gusletti ve elbisesini temizledi.
Gelince, kendisine İslâmiyeti arz ve teklif ettim. Hemen Müslüman oldu.
Bundan sonra, yanıma zevcem geldi.
Ona da:
´Sen benden uzak dur! Artık ben senden değilim. Sen de benden değilsin´ dedim.
Zevcem:
´Babam, anam sana feda olsun! Ben niçin senden uzak durayım !´ dedi. Ona:
´İslâmiyet, benimle senin aranı ayırdı. Ben Müslüman oldum. Muhammed (a.s.)ın dinine tâbi oldum´ dedim.
O da:
´Senin dinin, benim de dinimdir´ dedi. Kendisine:
´Öyle ise, git! Züşşerâ putundan temizlen!´ dedim. Zevcem:
´Babam, anam sana feda olsun! Züşşerâ putundan çocuklara bir zarar geleceğinden korkuyorum´ dedi. Kendisine:
´Hiç korkma! Ben ondan hiçbir şey gelmeyeceğine kefilim´ dedim.
Bunun üzerine, zevcem gidip guslettikten sonra yanıma geldi.
Kendisine İslâmiyeti arz ve teklif ettim, hemen Müslüman oldu.
Bundan sonra, Devs kabilesini İslâmiyete davet ettim.
Onlar, davetime icabette, ağırdan aldılar.
Bunun üzerine, Mekke´ye, Resûlullah (a.s.)ın yanına varıp:
´Ey Allah´ın Peygamberi! Devs kabilesi bana galebe çaldılar,[220] İslâmiyetten kaçındılar, asi oldu-lar.[221] Onlar aleyhinde Allah´a dua et!´ dedim.
Resûlullah (a.s.):
´Ey Allah! Devs´e hidayet et!´ diyerek dua etti. Bana da:
´Kavminin yanına dön, git! Onları İslâmiyete davete devam et ve kendilerine yumuşak davran!´ buyurdu.[222]
Kavmimin yanına döndüm.
Resûlullah (a.s.) Medine´ye hicret edinceye kadar, Devs toprağından ayrılmaksızın, onları İslâmiyete davet edip durdum."[223]
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.) Yüzünden Birbirleriyle Tartışmaları
Peygamberimiz (a.s.), bir gün, Mescid-i Haram´a girmişti. O sırada, Kureyş müşrikleri Kabe´nin yanında bulunuyorlardı.
Peygamberimiz (a.s.)ın Mescid-i Haram´a geldiğini gören Ebu Cehil, Abdi Menaf oğullarına:
"Ey Abdi Menaf oğulları! İşte, bu sizin peygamberinizdir" diyerek alay etmek isteyince, Utbe b. Rebia:
"Bizden bir peygamber veya bir hükümdar olmasını, sen ne diye beğenmiyor, çirkin görüyorsun !" dedi.
Bu konuşmalarya Peygamberimiz (a.s.)a haber verildi, ya da Peygamberimiz (a.s.) konuşmaları duyup yanlarına vardı ve:
"Ey Utbe b. Rebia! Vallahi, senin gayretin ne Allah, ne de Allah´ın Resûlü içindir; ancak burun onurun içindir!
Sen de, ey Ebu Cehil Amrb. Hişam! Vallahi, çok geçmeden başına öyle bir felâket gelecek ki, sen pek az gülecek, pek çok ağlayacaksın.
Sizler de, ey Kureyş ileri gelenleri! Vallahi, çok geçmeden, hoşlanmadığınız şeye (İslâmiyete)-istemediğiniz halde-gireceksiniz!" buyurdu.[224]
Yine, bir gün de, Ebu Cehil ile Ebu Süfyan oturup konuşuyorlar, Peygamberimiz (a.s.) da onların yanlarından geçiyordu.
Ebu Cehil, Ebu Süfyan´a:
"Ey Abduşşems oğulları! İşte, sizin peygamberiniz!" diyerek alay etmek isteyince, Ebu Süfyan kızdı ve:
"Bizden bir peygamber olmasına sen ne diye şaşıyorsun ! Bizim içimizde bir peygamber bulunur da karşımızdakinde bulunmazsa; bu, onun bizden daha az ve daha zelil olduğunu ifade eder!" dedi.
Bunun üzerine, Ebu Cehil:
"Yaşlılar dururken, onların arasından bir gencin peygamber olmasına şaşarım!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.), onların bu konuşmalarını işitince, yanlarına vardı ve:
"Sen ey Ebu Süfyan! Allah ve O´nun Resûlü için değil, fakat soy yakınlığı gayretinden dolayı kızdın!
EyHakem´in babası! Sen de pek az gülecek, pek çok ağlayacaksın!" buyurdu.[225]
Âs b. Vâil´in Peygamberimiz (a.s.) Aleyhindeki Konuşmaları
Peygamberimiz (a.s.) bir gün Kâbe Mescidinden çıkarken, Mescidin Benî Sehm kapısı yanında, Kureyş müşriklerinden Âs b.Vâil ile karşılaştılar ve ayakta biraz konuştular. O sırada, Kureyş müşriklerinin ulularından bazıları, Mescidde topluca oturmakta idiler.
Yanlarına varınca, Âs b. Vâil´e:
"Kiminle durup konuşuyordun " diye sordular.
Âs b.Vâil:
"Şu Ebterle konuşuyordum.[226]
Onun oğulları ölüp gitti, nesli kesildi![227]
Erkek çocuğu yaşamı yor. [228]
Artık onun kendisinin adı sanı anılmaz olur.[229]
Ondan sonra, siz de rahata erersiniz.[230]
Bırakın onu![231] Artık o bir ebter kişidir" dedi .[232]
Peygamberimiz (a.s.)ın İslâm devrinde Hz. Hatice´den doğan ve Abdullah ismi verilen ikinci erkek çocuğu[233] da, dört yaşında bulunduğu sırada[234] vefat etmişti.[235]
Araplar; oğulları ve kızları bulunanlardan, oğulları ölüp kızları kalanlara "Ebter" adını takarlardı .[236]
Yüce Allah, indirdiği Kevser sûresinde şöyle buyurdu:
"Şüphe yok ki, Biz sana Kevser´i verdik!
Sen de, Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!
Sana buğzeden, kin besleyen (yok mu ) İşte asıl güdük (nesil ve zürriyeti kesik, her hayırdan uzak, adı sanı hayırla anılmayacak) olan, şüphesiz ki odur![237]
Kevser; Cennette bir nehrin adı olduğu gibi, Kur´ân, peygamberlik ve pek çok hayır., diye de tefsir edilmiştir.[238]
Peygamberimiz (a.s.)ın Arap Kabilelerine Başvuruşu
Peygamberimiz (a.s.) Taiften Mekke´ye geldikten sonra Kureyş müşrikleri ona karşı büsbütün sert ve katı davranmaya başlayınca,[239] Yüce Allah Peygamberimiz (a.s.)a Arap kabilelerine başvurmasını emretti.[240]
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) her yıl hac mevsiminde[241] Ukâz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarına giderdi.[242]
Arapların, Cahiliye devrinde, Mekke çevresinde kurulan ve:
Ukâz,
Mecenne,
Zülmecaz,
diye anılan üç büyük panayırı vardı.[243] Bunlardan Ukâz panayırı, Arap panayırlarının en büyüğü idi.[244] Her yi I Kureyş kabileleri,[245]
Hevazinler,
Gatafanlar,
Eşlemler,
Benî Harisler,
Adaller,
Dişler (Kareler),
Mustalıklar.. hep oraya konariar,[246] her yerin eşrafı orada hazır bulunur,[247]
Kabileler şairlerini orada bulundururlar, karşılıklı şiirler okutturur, övünür, dağılırlardı .[248]
Ukâz; Necd´in yukarısında, Arafat yakı nında.[249] Taife bir, Mekke´ye iki gecelik bir mesafede idi.[250]
Ukâz panayırı Zilkade hilali doğunca kurulur, yirmi gün devam ederdi.[251]
Mecenne panayırı; Merruz-Zahran nahiyesinde, Esfardağı yakınında, Mekke´nin aşağı tarafında olup, Mekke´ye birberid (oniki mil) uzaklıkta idi.[252]
Mecenne panayırı on gün kurulur, Zilhicce hilali görününceye kadar devam ederdi. Oradan ayrılarak Zülmecaz panayırına gidilirdi.[253]
Zülmecaz; Ukâz´ın yakınında,[254] Arafat´ın arkasında olup,[255] Arafat´a uzaklığı bir fersah (oniki bin adım) idi.[256]
Zülmecaz panayın[257] Zilhicce´nin birinci gününden, Ten/iye (Zilhicce´nin sekizinci) gününe kadar,[258] sekiz gün kurulur; sonra, oradan kalkılıp hac için Minaya doğru gidilir.[259] o gün Mina´da bulunulurdu.[260]
Peygamberimiz (a.s.), bu panayırlarda toplanmış bulunan:
1- BenîÂmir b. Sa´saa,
2- Muharib b. Hasafa,
3- Fezâra,
4- Gassan,
5- Mürre,
6- Hanife,
7- Süleym,
8- S.Abs,
9- Benî Nasr,
10- BenîBekkâ´,
11- Kinde,
12- Kelb,
13- Hariseb.Ka´b,
14- Uzre,
15- Hudârime...[261]
gibi Arap kabilelerinin konak yerlerine kadar vanp,[262] onlara kendisini arz ve takdim eder;[263] onları Allah´a,[264] Allah´ın birliğini ikrara,[265] yalnız O´na ibadet etmeye,[266] İslâmiyete[267] davet eder; kendisinin onlara Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini haber verir;[268] kendisini tasdik etmelerini;[269] Rabbinin elçilik vazifelerini açıklayıncaya ve yerine getirinceye kadar[270] kendisine yardım etmelerini;[271] kendisini barındırmalarını[272] ve korumalarını onlardan isterdi.[273]
Dilediğini yerine getirdikleri takdirde kendilerine Cennet verileceğini bildirerek:[274]
"Kureyş müşrikleri beni Rabbimin Kelamını tebliğden men ettiler! Beni alıp kavimlerinin yanına götürecek adam yok mu " diye sorarlardı.[275]
Fakat, ne yazık ki, onlardan ne davetini kabul edecek,[276] ne kendisini barındıracak,[277] ne de kendisine yardım edecek bir kimse çıkmaz;[278] aksine, kimisi Peygamberimiz (a.s.)a suratını asar, kaba ve kat davranır;[279] kimisi "Onu kendi kavmi daha iyi bilir,"[280] kimisi de, "İçinde bulunduğun cemaatin, kavmin seni daha iyi bilir! Onlar sana ne diye tâbi olmuyor !" der, Peygamberimiz (a.s.)la tartışmaya kalkardı.
Peygamberimiz (a.s.) da, onlara gereken cevaplan verir ve kendilerini Allah´a imana davet etmeye devam eder, bir yandan da:
"Ey Allah! Sen dilemesen, herhalde, böyle olmazlardı!" diyerek şikâyetlenirdi.[281]
Onlardan kimisi de:
"Bakınız hele! Kavmini bozup dağıtmış olan bir adam bizi ıslah edecek, düzeltecekmiş ha !" diyerek laf atardı.[282]
Yemen´den veya Mudarlardan, panayırlara gelmek üzere yola çıkacak olan bir kimseye, kavmi veya akrabası gelip:
"Sakın ha! Kureyşîlerin genci seni dininden döndürmesin!" diye uyarıda bulunurlardı.[283]
Hz. Ali derki:
"Yüce Allah Arap kabilelerine kendisini arzetmesini Peygamberi (a.s.)a emrettiği zaman, Resûlullah (a.s.) Minaya gitti.
Ben ve Ebu Bekir de kendisinin yanında bulunuyorduk.[284]
Dönüp dol aşa dolaşa bir meclise vardık ki, o mecliste sükûnet ve ağırbaşlılık vardı.
Bakılınca, yaşlılarında usluluk, şekil ve şemaillerinde güzellik göze çarpıyordu.
Ebu Bekir onların yanlarına varıp selam verdi[285] ve onlara:
´Siz hangi kavimdensiniz ´ diye sordu.
´Biz,´ dediler, ´Şeyban b. Salebe oğullarıyız.´[286]
Ebu Bekir, Resûlûllah (a.s.)a dönüp:
´Babam, anam sana feda olsun!1 dedi ve kavimleri içinde bulunan Mefrûk b. Amr, Hâni´ b. Kabîsa, Müsenna b. Harise, Numan b. Şerik hakkında da:
´Bunlar Şeyban b. Salebe oğullarının izzet ve şeref sahibi kişileridir´ dedi.[287]
Bunlardan, Ebu Bekir´e en yakını da, Mefrûk b. Amr idi.
Mefrûk; yakışıklılığı, dilinin düzgünlüğü ve iki yandan göğsüne dökülen örgülü saçlarıyla, diğerlerine karşı üstünlük arzediyordu.[288]
Ebu Bekir, ona:
´Sizde askerî hazırlık sayısı nasıldır ve kaçtır ´ diye sordu.
Mefrûk:
´Biz binden fazlayız! Bin ise, azlığından dolayı yenilebilecek bir sayı değildir dedi.
Ebu Bekir
´Size sığınanları koruma geleneği nasıldır 1 diye sordu.
Mefrûk:
´Korumaya, olanca gücümüzü sarfetmemiz gerekir. Her kavim için, bir nasip ve saadet vardır´ dedi.
Ebu Bekir
´Düşmanlarınızla aranızda savaş nasıldır ´ diye sordu.
Mefrûk:
´Biz, düşmanla karşılaştığımızda, kızgın olmadıkça, çok sert ve sağlamız. Kızgın iken, düşmanla karşılaşmadıkça da, çok sert ve sağlamız.
Biz atlan evlatlara, silahları da sütlü sağmal develere üstün tutarız.
Yardımı da Allah´tan bekleriz!
Allah bazan bize, bazan da karşımızdakine yardım eder.
Herhalde sen Kureyşli kardeşsin ´ dedi.
Ebu Bekir
´Eğer size bir zâtın Resûlullah olarak kendisini halka arz ve takdim ettiği haberi erişmişse, işte o, şu zâttır!´ diyerek Resûlullahı gösterdi.
Mefrûk:
´Bize bu hususta bazı haberler erişmişti´ dedikten sonra, Resûlullah (a.s.)a dönüp:
´Ey Kureyşî kardeş! Sen insanları nelere davet ediyorsun ´ diye sorunca, Resûlullah (a.s.) gelip yanlarına
oturdu.
Ebu Bekir de, ayağa kalkarak, Resûlullah (a.s.)ı elbisesiyle gölgeledi.
Resûlullah (a.s.), Mefrûk´a:
´Ben sizi Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına, Allah´ın şeriksiz bir olduğuna, benim de Allah´ın Resûlü bulunduğuma şehadet etmeye;
Yüce Allah tarafından bana emrolunan şeyleri yerine getirinceye kadar beni barındırmaya, korumaya;
Bana yardımcı olmaya., davet ediyorum.
Çünkü, Kureyşliler Allah´ın emrine karşı koymuş, Allah´ın Resûlünü yalanlamış, bâtılı tutup haktan yüz çevirmiş bulunuyorlar.
Allah ki, herşeyden müstağnî, her türlü övülmeye lâyık olandır!´ buyurdu.
Mefrûk:
´Ey Kuneyşî kardeş! Sen daha nelere davet ediyorsun ´ diye sordu.
Resûlullah (a.s.), En´am sûresinin:
´De ki: ´Gelin! Üzerinize Rabbinizin neleri haram kıldığını ben okuyayım:
O´na hiçbir şeyi şerik koşmayın!
Babanıza, ananıza iyilikten ayrılmayın!
Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin!
Sizin de, onların da rızkını, Biz vereceğiz.
Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın!
(Meşru) bir hak terettüp etmedikçe, Allah´ın haram kıldığı cana kıymayın!
İşte, Allah size, aklınızı başınıza alasınız diye, bunları emretti.
Yetimin malına, rüşdüne erişinceye kadar, o en güzel olandan başka bir suretle yaklaşmayın!
Ölçüyü, tartıyı tam ve doğru tartın!
Biz, bir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını teklif etmeyiz.
Söz söylediğiniz zaman (leh ve aleyhinde söyleyeceğiniz kimse) hısım bile olsa, adaleti gözetin!
Allah´ın ahdini (verdiğiniz sözü) yerine getirin!
İşte, Allah size, iyice düşünesiniz diye, bunları emretti.
Şüphe yok ki, (emrettiğim) bu (yol), benim dosdoğru yol umdur.
O halde, ona uyun!
Başka (aykırı) yollara tâbi olup gitmeyin!
(Aykırı yollar) sizi O´nun (Allah´ın) yolundan ayırır.
İşte, Allah size bunları emretti ki, (kötülüklerden) sakınasınız!" [mealindeki 151-153.] âyetlerini okudu.
Mefrûk:
´Ey Kureyşî kardeş! Sen daha nelere davet ediyorsun
Vallahi, bunlar yeryüzü halkının kelamlarından değildir!
Eğer onların kelamlarından olsaydı, biz onu çok iyi tanırdık´ dedi.
Resûlullah (a.s.), Nahl sûresinin:
´Şüphesiz ki, Allah; adaleti, iyiliği, akrabaya (muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emreder.
Taşkın kötülüklerden, münkerden (akıl ve şeriatın kötülüğüne hükmettiği şeylerden), zulüm ve tecebbürden nehyeder.
Size (bu suretle) öğüt verir ki, iyice dinleyip ve anlayıp tutasınız!´ [mealindeki 90.] âyetini okuyunca da, Mefrûk:
´Vallahi, ey Kureyşî kardeş! Sen beni ahlâkın en üstünlerine ve amellerin en güzellerine davet ettin!
Seni yalanlayan kavim sana iftira etmiş ve karşı koymuştur!´ dedi.
Hâni´ b. Kabîsa´nın da kendisinin sözüne ve görüşüne katılmasını istercesine:
´Buhârîi´ b. Kabîsa, bizim büyüğümüz ve din işleri başkanımızdır1 dedi.
Bunun üzerine, Hâni´ b. Kabîsa, Resûlullah (a.s.)a:
´Ey Kureyşî kardeş! Söylediklerini dinlemiş ve sözünü doğrulamış bulunuyorum.
Benim görüşüme göre; bizi davet ettiğin şeyin sonucunu iyice düşünmeden bizim için başı ve sonu olmayan bir mecliste dinimizi terkedip senin dinine uymamız, görüşte kayma, sürçme, akılda hafiflik, sonuçta kısa görüşlülük olur!
Görüş kayma ve sürçmesi ise, ancak acele ile birlikte bulunur.
Bununla beraber, arkamızda bulunan kavmimizin gıyabında herhangi bir akit yapmayı da uygun bulmuyoruz.
Fakat, şimdi sen de dön git! Biz de dönüp gidelim.
Biz de iyice düşünelim, sen de iyice düşün!1 dedi.
Mefrûk, Müsenna b. Hârise´nin de kendi görüşüne katılmasını istercesine:
´Bu, Müsenna´dır! Bizim büyüğümüz ve savaş işleri başkanımızdır1 dedi.
Bunun üzerine, Müsenna, Resûlullah (a.s.)a:
´Ey Kureyşî kardeş! Ben de, söylediklerini dinlemiş ve güzel bulmuşumdur.
Söylediğin şeyler hoşuma gitmiştir.
Sana tarafımdan verilecek cevap, Hâni1 b. Kabîsa´nın verdiği cevaptır.
Biz iki bulanık su arasında konaklamış bulunuyoruz ki, onlardan biri Yemame, diğeri de Semâve´dir´ dedi.
Resûlullah (a.s.):
´Bu iki su, nelerdir ´ diye sordu.
Müsenna:
´Onlardan birisi, karadan Irak´ın kasabalarına kadar bakan yüksek Arap toprakları, diğeri de Farşların ırmak ağızları ve Kisra´nın ırmaklarıdır.
Kisra; herhangi bir hadise çıkarmayacağımıza, bir hadise çıkarıcıyı barındırmayacağımıza dair bizden ahd almıştır ve orada ancak bu şartla konaklamış bulunuyoruz.
Senin bizi kabule davet ettiğin şu iş ise, hükümdarların hoşuna gitmeyebilir.
Arap beldeleri yakınında işlenen suçtan sahibi bağışlanabilir ve özrü kabul edilebilir, ama Fars beldeleri yakınında işlenen suçta sahibi bağışlanmaz ve özrü kabul edilmez.
Eğer sen Arap beldelerine yakın olan yerde Araplara karşı sana yardım etmemizi istiyorsan, bunu üzerimize alabiliriz dedi.
Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.):
´Siz fena bir cevap vermediniz. Doğruyu açıkça dile getirdiniz.
Şüphe yok ki, her tarafından emin olmayan kimseler, Allah´ın dinine yardım etmeye kalkamazlar!´ buyurdu.
Ayağa kalktı. Ebu Bekir´in elinden tutup, onların yanlarından ayrıldı."[289]
Rebia b. Abbâdü´d-Dilî der ki:
"Peygamber (a.s.)ı Zülmecaz panayırında görmüştüm.[290] ´Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah = Al I ah ´ta n başka ilah yok!´ deyiniz de, kurtulunuz!´ buyuruyor;[291] kendisi hangi caddeye girse halk da oraya gidiyor,[292] onun başına toplanıyor.[293] birbiri üzerine yığılıyorlardı. Orada, ne bir kimsenin birşey söylediğini, ne de onun sustuğunu gördüm.[294] O, hep:
´Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka ilah yok! deyiniz de, kurtulunuz!´ buyurup duruyordu.[295]
Akik (şaşı) gözlü,[296] güzel,[297] yumru[298] yüzlü, iki bölük halinde örgülü saçlı bir adam da, o nereye giderse arkasından gidiyor:[299]
´Ey insanlar![300] Bu, sizi aldatıp da, dininizden, baba ve atalarınızın dininden vazgeçirmesin![301] Bu, dinden çıkmış bir yalancıdır!´ diyordu.[302]
´Kimdir bu zât ´ diye sordum.
´Muhammed b. Abdullah´tır. Kendisi, peygamber olduğunu söylüyor´ dediler.
´Ya onun arkasında giden, onu yalanlayan, şu akik (şaşı) gözlü adam da kimdir ´ diye sordum.
´O da, onun amcası Ebu Leheb´dir!´ dediler."[303]
Rebia b. Abbâd, diğer rivayetinde de, şöyle der:
"Ben, yeni yetişmiş bir genç iken, babamla birlikte Mina´da bulunuyordum.
Resûlullah (a.s.) da, Arap kabilelerinin konak yerlerinde durup:
´Ey filan oğulları! Allah´tan başka, tapmış olduğunuz şu putları atarak, Allah´a hiçbir şeyi şerik koş-maksızın ibadet etmenizi; bana inanmanızı; beni doğrulamanızı; Allah tarafından gönderilmiş olduğum vazifeyi açıklayıp yerine getirinceye kadar beni korumanızı size emreden Allah´ın Resûlüyüm ben´ buyuruyor; arkasında da, akik, şaşı gözlü, güzel yüzlü, iki bölük halinde örgülü saçlı, üzerinde Aden işi elbise bulunan bir adam da, Resûlullah (a.s.) sözlerini bitirince:
´Ey filan oğulları! Bu, sizi, ancak Lât ve Uzzâ ile müttefikleriniz Malik b. Ukayş oğullarının cinlerini boynunuzdan soyup atmaya ve kendisinin getirdiği bid´atve dalâletlere sarılmaya davet ediyor! Sakın hâ! Siz ona itaat etmeyin ve onu dinlemeyin!´ diyordu.
´Babacığım! Şu zâtı takip eden kimdir ´ diye sordum.
Babam: ´Bu. onun amcası Ebu Leheb Abduluzzâ b. Abdulmuttalib´dir´ dedi."[304]
Tank b. Abdullahi´l-Muharibî de, bu husustaki bir müşahedesini şöyle anlatır:
"Resûlullah (a.s.)ı Zülmecaz panayırında görmüştüm:
Kendisinin üzerinde kırmızı bir cübbe bulunuyor, en yüksek sesiyle:
´Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yok!´ deyiniz de, kurtulunuz!´ buyurarak sesleniyordu.
Bir adam da, elindeki taşla, onu takip ediyor ve:
´Ey insanlar! Sakın ona itaat etmeyiniz! Çünkü, o yalancıdır!´ diyerek bağırıyordu.
Attığı taşlarla, Resûlullah (a.s.)ın ayak bileklerini kanatmıştı.
Oradakilere, Resûlullah (a.s.) hakkında:
´Kimdir bu zât 1 diye sordum.
´Bu, Abdulmuttalib oğullarından bir gençtir!´ dediler.
´Ya onun ardına düşen ve ona taş atan da kimdir ´ diye sordum.
´O da, onun amcası Ebu Leheb Abduluzzâ´dır!´ dediler."[305]
Peygamberimiz (a.s.), Zülmecaz panayırında:
"Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yok!1 deyiniz de, kurtulunuz!" buyurarak seslendiği sırada bir adamın da Peygamberimiz (a.s.)ın üzerine toprak saçtığı, ve bakılınca, onun Ebu Cehil olduğu görüldü ki, o da;
"Ey insanlar! Sakın, bu sizi dininiz hakkında aldatmasın!
O, muhakkak, sizin Lât ve Uzzâ´ya tapmayı bırakmanızı istiyordur" diyordu.[306]
Peygamberimiz (a.s.) her hakarete, her işkenceye katlanarak, vazifesini yerine getirmeye çalışmaktan geri durmuyordu.
Müdriku´l-Ezdî der ki:
"Babamla birlikte hac yapıyordum. Mina´ya gelip konaklayınca, bir toplulukla karşılaştım.
Babama:
´Bu cemaat ne için toplanmış 1 diye sordum.
Babam:
´Şu, kavminin dinini terketmiş olan kişi için´ dedi.[307]
Bakınca, Resûlullah (a.s.)ı gördüm:
´Ey insanlar! Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!´ deyiniz de, kurtulunuz!´ buyuruyor-du.
İnsanlardan kimisi onun yüzüne tükürüyor;
Kimisi başına toprak saçıyor;
Kimisi de ona sövüp sayıyordu![308]
Gün yarılanıncaya kadar, bu hal devam etti.
O sırada, göğsü açılmış bir kız, içinde su bulunan bir kapla geldi.[309] Ağlıyordu.[310]
Resûlullah (a.s.), su kabını alıp sudan içti.
Elini, yüzünü yıkadı. Başını kaldırıp:
´Kızcağızım![311] Göğsünü başörtünle ört!
Baban hakkında, tuzağa düşürülüp öldürülecek, zillete uğrayacak diye korkma!´ buyurdu.[312]
´Kimdir bu kız ´ diye sorduk.
´Kendisinin kızı, Zeyneb´dir!´ dediler.[313]
Peygamberimiz (a.s.), Kinde´lerin[314] Ukâz panayırındaki[315] konak yerlerine gitti.
Onların seyyid ve ulu kişileri olan Müleyh de, o sırada, onların içlerinde bulunuyordu.[316]
Peygamberimiz (a.s.), onlara:
"Sizler, hangi kavimdensiniz " diye sordu.
"Ben îAmr b. Muaviye´lerden" dediler.[317]
Arap kabileleri içinde, Kinde´lerden daha mülayimi yoktu.
Peygamberimiz (a.s.), onları yumuşak bulunca, oturup kendileriyle konuştu.[318]
Kendisini onlara, Allah tarafından gönderilen bir peygamber olarak arz ve takdim; kendilerini Allah´a imana davet etti.[319]
"Sizi, bir olan, şeriki olmayan Allah´a imana;
Kendinizi koruduğunuz şeylerden, beni de korumaya davet ediyorum!
Muvaffak olursam, o zaman, siz bana yardıma devam edip etmemekte serbestsiniz!" buyurdu.
Onların hemen hepsi:
"Bundan daha güzel söz olmaz! Amma, biz atalarımızın tapageldiklerine tapmaya devam edeceğiz!" dediler.
Kinde´lerin en küçük yaşlısı:
"Ey kavmim! Şu zâtın davetini kabule başkaları koşmadan önce, siz koşun! Vallahi, Kitab ehli olanlar (Yahudiler ve Hıristiyanlar), ´Harem´den bir peygamber çıkacaktır! Onun çıkacağı zamanın gölgesi de, düşmüştür!´ diyorlar" dedi.
Kinde´lerin içinde, bir gözü kör bir adam da bulunuyordu.
"Geri durun da, bir de ben konuşayım:
Kavim ve kabilesi onu yurtlarından çıkarmış iken, siz onu barındıracaksınız ki, bu, bütün Araplarla savaşmayı üzerinize almak demektir!
Hayır! Hayır! Olamaz!" dedi.[320]
Peygamberimiz (a.s.)ın teklifini kabulden kaçındılar.[321]
Peygamberimiz (a.s.), onların yanından da üzgün olarak ayrıldı.
Kinde´ler, yurtlarına dönünce, durumu kavimlerine haber verdiler.
Yahudilerden bir adam, onlara:
"Vallahi, siz nasibinizi elde etmekte yanılmışsınız!
Eğer o zâta tâbi olmaya koşsaydınız, Araplara üstün olurdunuz!
Biz, onun sıfatını Kitabımızda yazılı bulmuşuzdur!" dedi ve sıfatlarını anlatmaya başladı.
O anlattıkça, Peygamberimiz (a.s.)ı görmüş olanlar, onun anlattıklarını doğruladılar.
Bundan sonra, Yahudi:
"Biz, onun çıkacağı yerin Mekke, ve hicret edeceği yerin Yesrib (Medine) olacağını da Kitabımızda yazılı bulduk!" dedi.
Kinde´ler, gelecek hac mevsiminde Peygamberimiz (a.s.)la buluşmaya, aralarında karar verdiler. Fakat, o yıl seyyid ve ulu kişileri onları alıkoyduğu için, hiçbirisi, gidip Peygamberimiz (a.s.)la buluşamadı.
Yahudi de, öldü. Ölürken, kendisinin Peygamberimiz (a.s.)ı tasdik ve ona iman ettiği, ağzından işitildi.[322]
Yüce Allah, ondan razı olsun!
Peygamberimiz (a.s.); Kelb kabilesinin konak yerlerine uğrayıp, orada, onlardan bir oymak olan Benî Abdullah´ların yanına vardı. Kendisini onlara, Allah tarafından gönderilen peygamber olarak arz ve takdim, kendilerini Yüce Allah´a imana davet etti:
"Ey Abdullah oğulları! Bakınız: Yüce Allah, babanıza da pek güzel isim vermiş!" buyurdu.[323] Fakat, Benî Abdullah´lar, Peygamberimiz (a.s.)ın yaptığı tekliflerden hiçbirini kabul etmediler.[324]
İçlerinden bir şeyh ise:
"Şu olgun genç, ne güzel şeye davet ediyor!
Ne yazık ki, kavmi onu uzaklaştırın iş bulunuyor!
O keşke kavmi ile anlaşsaydı! Bütün Araplar kendisine tâbi olurdu" demişti.[325]
Peygamberimiz (a.s.) Benî Hanife kabilesinin konak yerlerine gitti. Kendisini onlara, Allah tarafından gönderilen peygamber olarak arz ve takdim, kendilerini Yüce Allah´a imana davet etti.
Ne yazık ki, Peygamberimiz (a.s.)ı, Araplar içinde, Benî Hanife kabilesi kadar çirkin birred ile reddeden olmamıştır.[326]
Peygamberimiz (a.s.), Benî Âmir b. Sa´saa´ların,[327] Ukâz panayırındaki konak yerlerine vardı. Onlara:
"Siz hangi kavimdensiniz " diye sordu.
"Benî Âmir b. Sa´saa´lardan" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"BenîÂmirlerin hangi ailesindensiniz " diye sordu.
"Benî Ka´b b. Rebia´lardan" dediler.[328]
Peygamberimiz (a.s.), onlara kendisini Allah tarafından gönderilen peygamber olarak arz ve takdim, kendilerini Yüce Allah´a imana davet etti.[329]
"Sizde, mün´a [sığınan kimseleri koruma] nasıldır " diye sordu.
"Bizim tarafımıza ne laf atılabilir, ne de habersiz ateşimizle ısınılabilir!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"O halde, ben Allah´ın Resûlüyüm! Sizin yanınıza geldiğimde, Rabbimin elçilik vazifelerini halka ulaştırıncaya, yerine getirinceye kadar beni korur musunuz İçinizde hiçbir kimseyi zorlamayacağım!" buyurdu.
"Sen, Kureyşlilerden kimlerdensin " diye sordular.
Peygamberimiz (a.s.):
"Abdulmuttalib oğullarından!" buyurdu.
"Sen Abdi Menaf oğullarından olduğuna göre, onlar neredeler (Seni ne diye korumuyorlar !)" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Onlar beni yalanlayan ve tardedenlerin ilki oldular!" buyurdu.
Benî Ka´b b. Rebia´l ar:
"Biz, seni ne tard, ne de sana iman ederiz! Şu kadar ki, Rabbinin elçiliğini insanlara ulaştırıncaya, yerine getirinceye kadar seni koruruz!" dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), onların yanına indi. O sırada, Benî Ka´b b. Rebia halkı, pazarda alışverişle uğraşıyorlardı.[330]
Onlardan bir adam ,[331] Beyhara b. Firas[332] çıkageldi:
"Kimdir şu yanınızda gördüğüm ve tanıyamadığım kişi " diye sordu.
"Muhammed b. Abdullahi´l-Kureyşî´dir!" dediler,
Beyhara:
"Sizin onunla ne işiniz var " diye sordu.
"O bize kendisinin Resûlullah olduğunu söylüyor ve Rabbinin elçilik vazifesini tebliğ edinceye kadar, kendisini korumamızı bizden istiyor" dediler.
Beyhara:
"Ona ne cevap verdiniz " diye sordu.
"Kendisine ´Hoş geldin! Seni yurdumuza götüreceğiz. Kendimizi nelerden korursak, seni de onlardan koruyacağız´ dedik," dediler.[333]
Beyhara, kendi kendine:
"Vallahi, şu adamı Kureyşîlerden alabilsem, onun sayesinde bütün Arapları yerdim (sömürürdüm!)" diye mırıldandıktan sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Eğer biz sana işin hakkında bey´at edersek, Allah da seni muhaliflerine galip kılarsa, senden sonra işin bizim olur, bize kalır mı " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"İş Allah´a aittir! Allah onu dilediğine verir!" buyurdu.
Beyhara:
"Demek, göğüslerim senin önünde bütün Arapların okuna hedef olacak, Allah seni muzaffer kıldığı zaman iş bizden başkasına geçecek ha ! Senin işin bize gerekmez!" dedikten sonra,[334] kavmine dönüp:
"Şu panayır halkından, yurtlarına birşeyle dönerlerken, sizinkinden daha kötü birşeyle dönen bir kimse bilemiyorum.
Demek, siz bütün halkla savaşmaya başlayacak, kendinizi bütün Arapların tek yaydan oklarına tutturacaksınız ha !
Onu kendi kavmi sizden daha iyi bilir.
Eğer kavmi onda bir hayır, bir iyilik görmüş olsalardı, onunla herkesten çok mutlu olurlardı.
Siz, kendi kavminin içlerinden sürüp çıkardığı, yalanladığı bir kimseye yakınlık gösteriyor, yardım etmeye, kendisini barındırmaya kalkıyorsunuz.
Ne kötü görüştür sizin görüşünüz!" dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a dönüp:
"Hemen kalk, kavminin yanına git!
Vallahi, sen şimdi kavmimin yanında olmasaydın, muhakkak senin boynunu vururdum!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) kalkıp devesinin üzerine oturunca,[335] kötü adam Beyhara, devenin böğrünü ansızın dürttü. Deve, sıçrayıp kalkarken, Peygamberimiz (a.s.)ı yere düşürdü!
Mekke´de Müslüman olan kadınlardan Dubâa binti Âmirb. Kurt da, o gün, Benî Âmirlerden olan amcalarının oğullarını ziyaret için gelmişti ve o sırada Benî Âmirlerin yanında bulunuyordu.
Dubâa Hatun Peygamberimiz (a.s.)a yapılan hakareti görür görmez:
"Ey Âmir hanedanı! Gözünüzün önünde şu Allah´ın Resûlüne yapılanı görüp de, içinizden benim için onu koruyacak hiçbir kimse yok mu !" dedi.
Amcalarının oğullarından üç kişi, hemen kalkıp Beyhara´nın üzerine yürüdüler.[336] Hazn b. Abdullah ile Muaviye b. Ubâde de, Beyhara´ya yardım etti.[337]
Âmir oğullarından her biri, Beyhara ve yardımcılarından birini tutup yere yıktılar. Göğüslerinin üzerine oturup, yüzlerini tokatladılar.
Allah onlardan razı olsun!
Peygamberimiz (a.s.), kendisini kayıranlar hakkında:
"Ey Allah! Şunlara bereketini ihsan et!"[338]
Beyhara ve yardımcıları aleyhinde de:
"Ey Allah! Onları da rahmetinden uzaklaştır!" diyerek dua etti.
Peygamberimiz (a.s.)ı kayıran üç kişiden ikisi Sehl´in oğulları Gıtrîf (Gatîf)ve Gatafan, birisi de Urve (Uzne) b. Abdullah olup,[339] bunlar sonradan Müslüman oldular ve Allah yolunda şehit olarak öldüler.[340] Ötekiler ise küfür ve şirk üzere ölüp gittiler.[341]
Benî Âmirlerin, çok yaşlı olması dolayısıyla hac mevsimlerine katılamayan ihtiyar bir adamları vardı.
Benî Âmirler, yurtlarına döndükçe, olan bitenleri ona anlatırlardı.
Bu yıl da, hac mevsiminden dönüp yurtlarına geldikleri zaman, ihtiyar adam onlara yine mevsimde olan bitenleri sormuştu.
Benî Âmirler de:
"Kureyşîlerden, Abdulmuttalib oğullarından, yanımıza bir genç gelmişti. Kendisinin peygamber olduğunu söylüyor, işinin üzerinde kendisiyle birlikte durmaya, kendisini korumaya, yurdumuza getirmeye bizi davet ediyordu" dediler.
İhtiyar, hemen ellerini başının üzerine koydu.[342] Sonra da:
"Ey Âmir oğulları! Kaçırılan bu fırsat telâfi edilebilecek mi !
Ağdan kurtulan, yakalanmaya çalışılan av yakalanabilecek mi !
Filanın varlığı Kudret Elinde bulunan Allah´a andolsun ki; İsmail oğullarından hiçbirisi şimdiye kadar yalan yere peygamber olduğunu söylememiştir!
Elbette ki, onun söylediği hak ve gerçekti ![343]
Sizin o isabetli görüşünüz o sırada nerede idi ![344]
Siz, herhalde, o sıradaki görüşünüzde hazır bulunmamışsınızdır!" diyerek onları kınadı.[345]
Peygamberimiz (a.s.) Benî Muharib b. Hasafa´ların bulundukları yere kadar gitti.
Onların içinde bulunan yüzyirmi yaşındaki bir şeyhle konuştu.
Onu İslâmiyete, ve Rabbinin elçilik vazifesini tebliğ edinceye, yerine getirinceye kadar da kendisini korumaya davet etti.
Benî Muharib´lerin şeyhi:
"Ey adam! Senin haberini kendi kavmin daha iyi bilir![346]
Vallahi, seni alıp yurduna götüren bir kimse, şu mevsim halkının götürmediği kötülüğü götürmüş olur!
Sen kendini bizden uzak tut!" dedi.[347]
O sırada Ebu Leheb gelmiş, ihtiyar Muhariblinin söylediklerini dinlemişti.
Onun başına dikilerek:
"Eğer şu mevsim halkının hepsi senin gibi cevap verseydi, o, üzerinde durduğu dini bırakırdı.
Kendisi, dinini bırakmış bir yalancıdır!" dedi.
İhtiyar da:
"Sen, vallahi, onu daha iyi bilirsin:
O senin kardeşinin oğludur ve senin etindendir.
Ey Ebu Uttıe! Belki de onda bir delilik vardır. Bizim yanımızda, bu hastalığı tedavi eden bir adam var!" dedi.
Ebu Leheb ihtiyarın bu sözüne bir cevap vermedi.
Ebu Leheb, Peygamberimiz (a.s.)ı kabilelerden hangi kabilenin yanında görse, hemen orada durup:
"Bu, dinini terketmiş bir yalancıdır!" diyerek bağırmakta idi.
Peygamberimiz (a.s.)ı, yanlarından ayrılırken arkasından taşlamayan bir kabile kalmadı ![348]
Abdullah b. Vâbısatu´l-Absî´nin babasından, babasının da dedesinden rivayetine göre, dedesi demiştir ki:
"Mina´daki konak yerlerimizde bulunduğumuz sırada, Resûlullah (a.s.) bize geldi.
Biz, o sırada, Hayf mescidinin yanındaki Cemretü´l-ûlâ´da konaklamış bulunuyorduk.
Resûlullah (a.s.) devesinin üzerinde, Zeyd b. Harise de terkisinde idi.
Bizi İslâmiyete davet etti, ama vallahi biz onun davetini kabul etmedik!
Davetini kabul etmeyişimiz, bizim için, hiç de hayırlı olmadı.
Halbuki, kendisinin peygamber olarak ortaya çıktığını ve hac mevsimlerinde halkı İslâmiyete davet ettiğini de işitmiş bulunuyorduk.
Başımıza dikilip bizi Müslümanlığa davet edince, kabul etmedik!
O sırada yanımızda bulunan Meysere b. Mesrûku´l-Absî:
´Vallahi, şu zâtı tasdik etmiş, kendisini bindirip yurdumuzun ortasına götürmüş olsak, muhakkak ki, yerinde bir görüş olur.
Vallahi, onun işi muvaffak olacak, ve hatta, her ulaşılacak yere ulaşacaktır!´ dedi.
Abs kavmi, ona:
´Bırak, bizi üstesinden gelemeyeceğimiz birşeyle karşılaştırma!´ dediler.
Resûlullah (a.s.), Meysere hakkında ümide düşüp kendisiyle konuştu.
Meysere:
´Senin sözünden daha güzeli, daha nurlusu yoktur.
Fakat, ne yapayım ki, kavmim bana muhalefet ediyorlar.
Kişi ise, kavmiyle birlikte hareket etmek zorundadır.
Kavmi ona destek ve yardımcı olursa, düşmanlar ondan daha uzak durur, ona hiç yanaşmazlar!´ dedi.
Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.) oradan ayrıldı.
Abs kavmi de, yurtlarına dönmek üzere, konak yerlerinden ayrıldılar.
Meysere, onlara:
´Bizi götürürken, Fedek´e yönelin! Orada Yahudiler vardır.
Onlara bu zâtı bir soralım bakalım ´ dedi.
Yahudilerin yurduna yönelip yanlarına vardılar.
Yahudiler, Benî Abs´lere bir Kitab çıkartıp ortaya koydular. Onda, Resûlullah Al eyhisselamın anıldığı yeri okudular:
´O Peygamber, ümmîdir ve Arabdır. Deveye, merkebe biner, ekmek kırıntılarını yemekle yetinir. Ne uzun, ne de kısa boyludur. Ne kıvırcık, ne de düz saçlıdır. Kendisinin gözlerinde hafif kırmızılık vardır. Teni pembedir.1
[Kitab´dan bunu okuduktan sonra, Yahudiler]:
´Eğer o sizi getirdiği dine davet ederse, onun davetini kabul edin ve onun dinine girin!
Bizler ise, onu kıskanırız ve ona tâbi olmayız.
Onun eliyle, bize, birtakım savaşlarda büyük belalar gelecektir.
Araplardan da, ona tâbi olmayan, onunla çarpışmayan hiç kimse kalmayacaktır!
Siz, ona tâbi olanlardan olun!1 dediler.
Bunun üzerine, Meysere, Benî Abs´lere:
´Ey kavmim! İşte, iş apaçık meydana çıktı!´ dedi.
Benî Abs´ler:
´Önümüzdeki yıl, hac mevsiminde döner, onunla buluşuruz´ dediler, yurtlarına döndüler.
Fakat, Benî Abslerin ileri gelenleri hac mevsiminde buna razı olmadıkları için, onlardan hiçbirisi Resûlullah (a.s.)a tâbi olamadı.
Resûlullah (a.s.), Medine´ye hicret ettikten sonra, Mekke´ye gelerek Veda Haccını yaptığı zaman, Meysere Resûlullah (a.s.)la karşılaştı ve hemen onu tanıdı:
´Yâ Rasûlallah! Vallahi, senin bize geldiğin günden beri, sana tâbi olmayı özlemekten geri durmadım.
Bildiğin gibi, Allah, Müslümanlığımı geciktirmemden başkasına razı olmadı.
O gün benim yanımda bulunmuş olan kimselerin hepsi ölüp gitmiş bulunuyorlar.
Ey Allah´ın Peygamberi! Onların girdikleri yer neresidir ´ diye sordu.
Resûlullah (a.s.):
´Her kim İslâmiyetten başka din üzerinde ölmüş ise, o, ateş (Cehennem) içindedir!´ buyurdu.[349]
Meysere:
´Hamdolsun o Allah´a ki, beni[350] senin sayende ateşten (Cehennemden)[351] kurtardı´ deyip hemen Müslüman oldu. Ve iyi birMüslüman oldu."[352]
Allah ondan razı olsun![353]
Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Sevde ile Evlenişi
Nübüvvetin onuncu yılı, Ramazan ayında,[354] Osman b. Maz´un´un zevcesi Havle Hatun, Peygamberimiz (a.s.)ın evine gelip:[355]
"Yâ Rasûlallan! Evine girince, sanki Hatice´nin yokluğunu görür gibi oldum!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet, öyledir. O, çocukların anası, evin sahibesi, görüp gözeticisi idi" buyurdu.[356]
Havle Hatun:
"Yâ Rasûl ali ah! Evlenmez misin " dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Kiminle " diye sordu.
Havle Hatun:
"Kız istersen kızla, dul istersen dulla!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Dul olan, kimdir " diye sordu.
Havle Hatun:
"Zem´a´nın kızı Sevde´dir! Sana iman etmiş, söylediklerine tâbi olmuştur" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Haydi, git! Benim için dünürlük et!" buyurdu.
Havle Hatun, Hz. Sevde´nin yanına vardı. Ona:
"Yüce Allah, senin üzerine, hayır ve bereketten neyi indirdi, biliyor musun dedi.
Hz. Şevde:
"Nedir o hayr ve bereket " diye sordu.
Havle Hatun:
"Resûlullah (a.s.), seni kendisine istemek üzere, beni gönderdi" dedi.
Hz. Şevde:
"Sen, bunun olmasını istiyorsan, babamın yanına git! Bunu ona söyle!" dedi.
Zem´a; çok yaşlı ve yaşlılığı sebebiyle hacdan geri kalmış bir ihtiyardı.
Havle Hatun, onun yanına girip, kendisini Cahiliye devri selamıyla selamladı.
Zem´a:
"Kim bu " diye sordu.
Havle Hatun:
"Hakîm´in kızı Havle!" dedi.
Zem´a:
"Başında ne hal var " diye sordu.
Havle Hatun:
"Muhammed b. Abdullah, kendisine Sevde´yi istemek üzere, beni gönderdi" dedi.
Zem´a:
"Doğrusu, çok şerefli bir eşittir! Arkadaşın (Şevde), buna ne diyor " dedi.
Havle Hatun:
"Bunu senin arzuna bıraktı" dedi.
Zem´a:
"Öyle ise, onu benim yanıma çağır!" dedi.
Havle Hatun, Hz. Sevde´yi çağırdı.
Zem´a:
"Kızcağızım! Bu Havle, Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib´in, kendisini, seni kendisine istemek üzere gönderdiğini söylüyor. O, gerçekten, şerefli bir eşittir. Seni ona nikahlamamı istiyor musun " diye sordu.
Hz. Şevde:
"Evet!" dedi.[357]
Fakat, Hz. Şevde, vefat eden kocasından beş-altı küçük çocuğu bulunduğu için, Peygamberimiz (a.s.)la evlenmeye cesaret edemiyordu.
Peygamberimiz (a.s.), onun tereddüt ettiğini görünce:
"Senin benimle evlenmene engel olan nedir " diye sordu.
Hz. Şevde:
"Vallahi, ey Allah´ın Peygamberi! Yaratılmışlardan, bana, senden daha sevgilisi olamazken, benim seninle evlenmeme ne engel olabilir
Fakat, şu küçük çocukların, sabah akşam senin başında bağırıp çağırmaları olmasa; ben bu işi seni memnun ve mesrur etmek için seve seve yaparım" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Senin benimle evlenmene, bundan başka, engel olan birşey var mı " diye sordu.
Hz. Şevde:
"Yoktur vallahi!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Allah sana rahmet etsin![358]
Develere binen Arap kadınlarının hayıriısı[359] Kureyş kadınlarının yararlısı olup,[360] onlar küçük çocuğuna karşı en çok şefkat gösterir, kocasına da elindeki işi hususunda en çok riayet eder" buyur-du.[361]
Hz. Şevde:
"Yâ Rasûl ali ah! Ne yapmamı bana emir buyurursun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Seni bana nikahlaması için, kavminden bir adama emret!" buyurdu.
Hz. Şevde de, Hâtıb b. Amr´a emretti.
Hz. Şevde, Hz. Hatice´den sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın ilk evlendiği hatundu.
Bu evlilik, nübüvvetin onuncu yılı Ramazan ayının içinde vuku buldu.[362]
Kureyş Müşriklerinin Peygamberimiz (a.s.)dan Safâ Tepeciğini Altına Çevirmesini İstemeleri
Kureyş müşrikleri, bir gün, Peygamberimiz (a.s.)dan bir mucize getirmesini istediler.
Peygamberimiz (a.s.), onlara:
"Size hangi şeyi getirmemi istiyorsunuz " diye sordu.
Müşrikler:
"Safa tepeciğini bizim için altın yap!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben bunu yaparsam, beni tasdik eder, doğrular mısınız " diye sordu.
Müşrikler:
"Evet! Tasdik ederiz! Vallahi, sen bunu yaparsan, muhakkak, topyekün sana tâbi oluruz![363]
Eğer senin söylediklerin hak ve gerçekse ve bizim iman etmemiz seni sevindirecekse, haydi, Safa tepeciğini bizim için altına çevir![364]
Safa tepeciğini bize altın yapması için Rabbine dua et! Biz de sana iman edelim!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.), onlara:
"Dediğinizi yapar mısınız " diye sordu.
Kureyş müşrikleri:
"Evet! Yaparız!" dediler.[365] Yemin de ettiler.[366]
Bunu isteyenler, Kureyş müşriklerinden:
Nadr b. Haris,
Ümeyye b. Halef,
Ebu Cehil Amr b. Hişam idi .[367]
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) Yüce Allah´a dua etti.[368]
Cebrail (a.s.) gelip:[369]
"Yâ Muhammed![370] Yüce Rabbin sana selam ediyor ve:
´İstersen, onlar için, Safa tepeciğini altın yapayım.
Fakat, bundan sonra onlardan kim küfre kalkışırsa, işte o zaman, Ben onları muhakkak ki âlemlerden hiçbirisini azaplandırmadığım bir azapla azaba uğratırım![371]
İstersen, istediklerini yerine getirmeyeyim de,[372] kendilerine tevbe ve rahmet kapısını açık tutayım 1 buyuruyor" dedi.[373]
Rahmetenli´l-âlemîn olan Peygamberimiz (a.s.):
"Hayır! Safâyı altın yapıp da, onları azaba çarpma![374]
Bilakis, onlara tevbe ve rahmet kapısını açıktut![375] Tevbekâr oluncaya kadar, onları bırak!" diyerek dua etti.[376]
Süheylî´nin İbn İshak´tan nakline göre; müşrikler de, korkarak, bu yoldaki isteklerinden vazgeçtil-er.[377]
Peygamberimiz (a.s.)dan istemiş oldukları şey için, "İstemiyoruz!" dediler.[378]
İşte:
"Bizi, (Kureyşflere) âyetler (mucizeler) göndermemizden alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olduklarıdır.
Biz, Semûd´a, gözleri göre göre o dişi deveyi verdik de, (onu öldürdüler ve) bu yüzden kendilerine yazık ettiler!
Halbuki, Biz âyetleri (azab ve helak etmek için değil), ancak (âhiret azabından) korkutmak için göndeririz" (İsrâ: 59) mealindeki âyetin bunun üzerine nazil olduğu rivayet edildiği gibi;[379]
"Allah´a, yeminlerinin bütün hızıyla and ettiler ki, eğer kendilerine bir âyet (bir mucize) gelirse, her halde iman edecekler! De ki: ´Âyetler, ancak Allah´ın nezdindedir.´ O geldiği zaman da, onların, muhakkak, yine iman etmeyeceklerinin farkında değil misiniz " (En´am: 109) mealindeki âyetin de bunun üzerine nazil olduğu rivayet edilir.[380]
Peygamberimiz (a.s.)la Alay Eden Müşrikler ve Akıbetleri
Peygamberimiz (a.s.), bir gün, Kureyş müşriklerinden
Velid b. Mugîreye,
Ümeyye b. Halef´e,
Ebu Cehil Amr b. Hişam´a rastlamıştı.
Bunlar; kaşlarını göllerini oynatarak, Peygamberimiz (a.s.)la alay ettiler.[381]
Başlarıyla Peygamberimiz (a.s.)a işaret ederek:
"Bu da, kendisinin peygamber olduğunu ve yanında Cebrail bulunduğunu sanıyor! " dediler.[382]
Onların bu tutum ve davranışları Peygamberimiz (a.s.)ın çok ağırına gitti.
Bunun üzerine, Yüce Allah, indirdiği âyetlerde mealen şöyle buyurdu:
"Andolsun ki, senden önceki peygamberlerle de alay edildi de, eğlenmekte oldukları şey, içlerinden o maskaralık edenleri, çepeçevre kuşatıverdi!
De ki: ´Yeryüzünde gezip dolaşın! Sonra da, bakın ki, (peygamberleri) yalanlayanların sonu nice olmuştur!´"[383]
Peygamberimiz (a.s.); karşılaştığı her türlü eza, cefa, istihza ve yalanlamaya katlanarak ve âhirette sevabını umarak, Yüce Allah´ın emriyle, kavmine öğüt vermeye devam etti.[384]
Peygamberimiz (a.s.)la alay eden müşrik ulularından:
Esved b. Muttalib,
Esved b. Abdi Yağus,
Velid b. Mugîre,
Âsb.Vâil,
Haris b. Tulaytıla
kötülüklerini sürdürdükleri ve Peygamberimiz (a.s.)la alaylarını çoğalttıkları zaman, Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.)a âyetler indirdi[385] ve indirdiği âyetlerde meal olarak şöyle buyurdu:
geliriz!)
Onlar, yakında (uğrayacakları akıbetleri) bileceklerdir!
Andolsun; biliyoruz ki, onların söyleyip durduklarından göğsün daralıyor!" (Hicr: 95-97)
Cebrail (a.s.), bir gün, gelip, Kabe´de Peygamberimiz (a.s.)ın yanına dikilmişti.
Kureyş müşriklerinin Peygamberimiz (a.s.)la alay edenlerinden:
Esved b. Muttalib,
Esved b. Abdi Yağus,
Velid b. Mugîre,
Âs b. Vâil,
Haris b. Tulaytıla, o sırada, Kabe´yi tavaf ediyorlardı.[386]
Esved b. Abdi Yağus, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelince, Cebrail (a.s.):
"Sen bunu nasıl buldun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Benim dayım olmakla beraber, Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.
Cebrail (a.s.):
"Biz, senin için onun hakkından geliriz!" dedi.
Ondan sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına, Âs b. Vâil geldi.
Cebrail (a.s.):
"Bunu nasıl buldun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Bu da Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.
Cebrail (a.s.):
"Biz, senin için onun hakkından geliriz!" dedi.
Ondan sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına, Velid b. Mugîre geldi.
Cebrail (a.s.):
"Bunu nasıl buldun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Bu da Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.
Cebrail (a.s.):
"Biz, senin için onun hakkından geliriz!" dedi.
Sonra, Esved b. Muttalib geldi.
Cebrail (a.s.):
"Bunu nasıl buldun " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Bu da Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.
Cebrail (a.s.):
"Biz, senin için onun hakkından da geliriz!" dedi.[387]
Bunların hepsi de, birer musibete uğrayarak, Bedir savaşından önce ölüp gittiler.[388]
Ebu Cehil´in Peygamberimiz (a.s.)ın Secdede Boynunu Çiğnemeye Yemin Edişi
Ebu Cehil,[389] bir gün, Kureyş azgınlarından bir topluluğun içinde:[390]
"Vallahi,[391] Muhammed´i[392] Kabe´nin yanında[393] namaz kılarken görecek olursam, muhakkak, onun boynunu çiğnerim!" demişti.[394]
Peygamberimiz (a.s.):
"Eğer o bunu yapmaya kalkacak olursa, [395] muhakkak, zebanilerden, başları gökte, ayakları yerde oniki melek
iner[396], açıktan[397] kendisini yakalayıverirler!" buyurdu.[398]
Peygamberimiz (a.s.) namaz kıldığı sırada,[399] Ebu Cehil haber alıp acele[400] geldi.[401]
"Yâ Muhammed![402] Ben seni[403] bundan[404] men etmedim mi [405]
Ben seni bundan men etmedim mi
Ben seni bundan men etmedim mi " dedi.[406]
Peygamberimiz (a.s.), namazdan dönünce,[407] onu azarladı.[408]
Ebu Cehil:
"Yâ Muhammed![409] Sen beni nasıl azariarsın [410]
Sen de bilirsin ki,[411] şu vadide benim meclisimden daha kalabalık bir meclis yoktur![412]
Vallahi, istersem, şu vadiyi sana karşı süvariler ve piyadelerle doldururum!" dedi.[413]
Ebu Cehil, Kureyş müşriklerinden bir topluluğa:
"Muhammed sizin aranızda hâlâ yüzünü toprağa sürüyor mu !" diye sormuştu.
"Evet! Sürüyor!" denilince, Ebu Cehil:
"Lâtve Uzzâ´ya andolsun ki; ben onu böyle yaparken görürsem, ya onun boynuna basarım, ya da yüzünü toprağa sürerim!" dedi.[414]
Namaz kıldığı sırada, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vardı.
Kendisinin birdenbire Peygamberimiz (a.s.)ı bırakıp geri döndüğü ve elleriyle korunduğu görüldü! Kendisine:
"Sana ne oldu " diye sorulunca:
"Onunla benim aramda ateşten bir hendek! Korkunç birşeyler, birtakım kanatlar!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) da:
"Eğer bana yaklaşmış olsaydı, melekler kendisinin uzuvlarını birer birer koparırlardı!" buyurdu.[415]
Hz. Abbas da, bu husustaki bir müşahedesini şöyle anlatmıştır "Bir gün Mescid-i Haram´da idim. Oraya Ebu Cehil geldi: ´Andolsun ki; secdede görürsem, Muhammed´in boynuna basacağım!´ dedi. O sırada, Resûlullah (a.s.) geldi. Ebu Cehil´in söylediği sözü kendisine haber verdim.
Son derecede kızdı, ve Mescid-i Haram´a kapısından girmeyi beklemeyerek, hemen duvarından aşarak girdi.
Kendi kendime:
´Bu, kötü ve uğursuz bir gündür!1 dedim. Hemen, izarımı toplayıp, ben de arkasından gittim.
Resûlullah (a.s.), Alak sûresini başından sonuna kadar okudu ve secde etti.
Ebu Cehil´e:
´Ey Ebu´l-Hakem! İşte, Muhammed secdede!´ dediler.
Ebu Cehil:
´Siz benim gördüğümü görmüyor musunuz !
Vallahi, gök ufku gerilip önümü kapattı!1 dedi."[416]
Peygamberimiz (a.s.)ın Ebu Cehil´e, İraş´a Olan Borcunu Ödettirişi
İraş b. Amr diye anılan[417] bir adam devesine binip Mekke´ye gelmiş, Ebu Cehil de ondan devesini satın almıştı.
Fakat, ona devesinin bedelini ödemeyi geciktirmiş, uzatmış durmuştu.
Adamcağız, Kureyşîlerin toplandıkları yere vardığı sırada, Peygamberimiz (a.s.), Mescid-i Haram´ın bir köşesinde oturuyordu.
İraş b. Amr:
"Ey Kureyş cemaatı! Ben garib, yolcu bir adamım!
Ebu´l-Hakem Amr b. Hişam´daki hakkımı almak için, bana kim yardım eder " diye sordu.
Orada oturanlar, Ebu Cehil´in Peygamberimiz (a.s.)a olan düşmanlığını bile bile, alay için, Peygamberimiz (a.s.)ı göstererek:
"Şu oturan adamı görüyor musun
Sen ona git! O, senin ondaki hakkını almakta sana yardım eder!" dediler.
Adamcağız, varıp Peygamberimiz (a.s.)ın başucuna dikildi:
"Ey Allah´ın kulu! Ebu´l-Hakem Amrb. Hişam, bana hakkımı ödememekte baskın çıktı.
Ben garib ve yolcu bir adamım!
Şu cemaattan, ondaki hakkımı almakta bana yardım edecek bir adam sormuştum.
Onlarda, bana seni gösterdiler.
Sen ondan benim hakkımı alıver! Allah seni rahmetiyle esirgesin!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.), hemen kalkıp, onunla birlikte Ebu Cehil´e gitti.
Kureyş cemaatı Peygamberimiz (a.s.)ın kalkıp adamla birlikte gittiğini görünce, yanlarındaki adamlardan birine:
"Onu takip et; bak, gör ne yapacak !" dediler.
Peygamberimiz (a.s.) Ebu Cehil´in evine kadar gitti, kapısını çaldı. Ebu Cehil, içeriden:
"Kim o " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben Muhammed´im! Hemen yanıma çık!" buyurdu.
Ebu Cehil Peygamberimiz (a.s.)ın yanına çıktı. Kendisinin yüzü sararmış, benzi değişmişti.
Peygamberimiz (a.s.), ona:
"Ver şu adamın hakkını!" buyurdu.
Ebu Cehil:
"Olur!" dedi. Hemen içeri girdi. Hiç güçlük çıkarmadan, adamcağızın hakkını getirip kendisine verdi.
Peygamberimiz (a.s.), İraş´a:
"Git artık işinin başına!" buyurdu. Kendisi de oradan ayrıldı.
Kureyş cemaatının gönderdikleri adam yanlarına gelince, ona:
"Ne gördün " diye sordular.
Adam:
"Şaşılacak şeylerden şaşılacak şey gördüm!
Vallahi, o Ebu´l-Hakem´in kapısını çalar çalmaz, Ebu´l-Hakem hemen onun yanına çıktı ve benzi sarardı. Ebu´l-Hakem´e:
´Ver şu adamın hakkını!´ dedi. Ebu´l-Hakem de:
´Olur!1 dedi. Hemen içeri girdi. Hiç güçlük çıkarmadan, adamın hakkını getirip ödedi" dedi.
İraş da, Kureyşîlerin meclislerine gelip:
"Allah o zât hayırla mükâfatlandırsın!
Vallahi, o benim hakkımı Ebu´l-Hakem´den alıverdi!" dedi.[418]
Çok geçmeden, oraya Ebu Cehil de geldi.
Mecliste bulunanlar, ona:
"Ne oldu sana Vallahi, biz, şimdiye kadar, senin yaptığın şeyin bir benzeri daha görmedik!" dediler. Ebu Cehil:
"Vallahi, o kapımı çalar çalmaz, onun sesini duyar duymaz, içime bir korku doldu!
Kendisinin yanına çıktığım zaman, başının üzerinde, develerden öyle bir puğur gördüm ki, şimdiye kadar ben onun gibi büyük başlısını, boyunlusunu ve dişlisini hiç görmemişimdir!
Vallahi, adamın hakkını ödemekten kaçınsaydım, muhakkak o puğur beni yiyiverir, yutuverirdi![419] Hemen adamın hakkını verdim!" dedi.
Orada bulunan cemaat:
"Bu da onun sihirlerinden biridir!" dediler.[420]
Âs b. Vâil´in Habbab´a Olan Borcunu Ahirette Ödeyeceğini Söylemesi
Ashabdan Habbab b. Eret, Cahiliye devrinde,[421] Mekke´de demirci idi.[422] Kılıç yapandı.
Yaptığı ve sattığı kılıçlardan,[423] Âs b. Vâil´in üzerinde toplanmış bir hayli dirhem[424] alacağı vardı.
Alacağını istemek üzere, onun yanına gitti.[425]
Âs b. Vâil:
"Sen Muhammed´i inkâr etmedikçe, sana birşey ödemem!" dedi.
Habbab b. Eret:
"Vallahi, sen ölünceye ve öldükten sonra dirilinceye kadar, ben onu inkâr etmem!" dedi.[426]
Âsb.Vâil:
"Ben öldükten sonra dirilecek miyim " diye sordu.
Habbab b. Eret:
"Evet! Dirileceksin!" dedi.[427]
Âs b. Vâil:
"Siz, Cennette gümüş, altın, ipek ve her çeşit meyveler bulunduğunu söylüyorsunuz, değil mi " diye sordu.
Habbab b. Eret:
"Evet!" dedi.[428]
Âs b. Vâil:
"Ey Habbab! Dinine tâbi olduğunuz sahibiniz şu Muhammed de, Cennetliklerin Cennette altından, gümüşten, giyileceklerden ve hizmetçilerden istediklerini hazır bulacaklarını söylemiyor mu " diye sordu.
Habbab b. Eret:
"Evet!" dedi.
Âsb.Vâil:
"O halde, ey Habbab! Sen bana Kıyamet gününe kadar mühlet ver! Ben Cennet yurduna döneceğime,[429] bana o zaman mal ve evlat verilecek olduğuna,[430] mal ve evladıma döneceğime göre,[431] bendeki hakkını da sana o zaman orada öderim!"[432] diyerek, Kufâm Kerîm´in Cennette mü´minlere verilecek nimetler hakkındaki âyetleriyle alay etmek istedi.[433]
"Vallahi, ey Habbab! Ne sen, ne de sahibin ve sahiplerin, Allah katında benden daha iyi ve bu hususta daha nasipli olamazsınız![434]
Vallahi, senin söylediğin gerçekleşecek olsaydı, orada ben muhakkak senden daha üstün olurdum!" dedi.[435]
Yüce Allah, Âs b. Vâil hakkında âyetler indirdi.[436] İndirdiği âyetlerde, meal olarak şöyle buyurdu:
"Şu âyetlerimizi tanımayan ve ´Bana elbette mal ve evlat verilecek!´ diyen adamı gördün mü
O gayba mı vâkıf olmuş
Yoksa, çok Esirgeyen (Allah) katından, bir ahid mi almış
Hayır! Öyle değil!
Biz, onun söylemekte olduğu (sözü) yazar, azabını da uzattıkça uzatırız!
Onun söyleyegeldiğine, Biz mirasçı olacağız ve o, Bize tek başına gelecektir!"[437]
Peygamberimiz (a.s.)ın Süveyd b. Sâmit´le Görüşüp Kendisini İslamiyete Davet Edişi
Medineli Evs kabilesinden Amr b. Avf oğullarının kardeşi Süveyd b. Sâmit, hac veya umre için, Mekke´ye gelmişti.[438]
Kendisine, kabilesi içinde, cesareti, şiirleri, yaşlılığı,[439] soyu ve şerefliliği ile,[440] "Kâmil" ismi verilmişti.
Peygamberimiz (a.s.), Süveyd´in Mekke´ye geldiğini işitince, gidip[441] onu Yüce Allah´a imana,[442] Kur´ârvı Kerîm okuyup-kendisini İslâmiyete davet etti.[443]
Süveyd İslâmiyeti ne kabul etti,[444] ne de ondan uzaklaştı.[445]
Kur´ân-ı Kerîm hakkında da:
"Hiç şüphesiz, bu, güzel bir sözdür![446]
Belki de, sende olan, benim yanımdakinin benzeridir!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Senin yanındaki nedir " diye sordu.
Süveyd:
"İçinde Lokman´ın hikmetli sözleri yazılı Mecelle (Mecmua)!" dedi.[447]
Peygamberimiz (a.s.):
"Onu bana okusana " buyurdu.
Süveyd onu Peygamberimiz (a.s.)a okudu.[448]
Peygamberimiz (a.s.):
"Şüphesiz ki, bu, güzel bir sözdür.
Fakat, benim yanımdaki, Allah´ın bana indirdiği.[449] Allah´ın Kelamı olan[450] Kur´ân[451] bundan daha güzel,[452] daha üstündür!
O, hidayet ve nurdur!" buyurdu.[453]
Süveyd, dönüp Medine´ye, kavminin yanına gitti.
Çok geçmeden de, Hazrecîler tarafından öldürüldü.[454]
Kabilesi halkından bazı kimseler:
"Biz onun Müslüman olduğu halde öldürüldüğünü gördük!" demişlerdir.[455]
Böyle ise, Allah ona rahmet etsin![456]
Kureyş Müşrikleriyle İttifak Kurmaya Gelen Medinelilerin İslamiyete Davet Edilişi
Ebu´l-Hayser Enes b. Rafi´, kavmi olan Abduleşhel oğullarından, içlerinde İyas b. Muaz´ın da bulunduğu bazı gençlerle Mekke´ye gelmişti.
Maksatları; Hazrecîlere karşı, Kureyşîlerle bir ittifak antlaşması yapma çareleri aramakü.
Peygamberimiz (a.s.), onların geldiğini işitince, gidip yanlarına oturdu ve onlara:
"Sabahlamak üzere geldiğiniz şeyden, sizin için daha hayırlısı yok mudur " diye sordu.
"Nedir o daha hayırlı olan şey " dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben Allah´ın Resûlüyüm! Allah beni, hiçbir şeyi şerik koşmaksızın Allah´a ibadet etmeye davet edeyim diye kullara gönderdi ve bana Kitab da indirdi" buyurduktan sonra, onlara İslâmiyeti anlattı ve Kur´ân-ı Kerîm okudu.
Henüz pek genç yaşta olan İyas b. Muaz:
"Ey kavmim! Bu, vallahi, sağlamaya geldiğiniz şeyden daha hayırlıdır!" dedi.
Ebu´l-Hayser Enes b. Râfi1, hemen yerden bir avuç toprak alıp İyas b. Muaz´ın yüzüne atıp, onu:
"Sen bizi kendi halimize bırak! Hayatım üzerine yemin ederim, biz buraya ondan başkası için gelmiş bulunuyoruz!" diyerek[457] azarlayınca,[458] İyas b. Muaz sustu.[459] Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), kalkıp onların yanlarından ayrıldı.[460]
Ebu´l-Hayser ve arkadaşları da, Medine´ye döndüler.[461]
İyas b. Muaz, çok geçmeden vefat etti.
Vefat ederken yanında bulunanlar, onun ruhunu teslim edinceye kadar Yüce Allah´ı tevhid, tekbir ve O´na hamd edip durduğunu işitmişler, Müslüman olarak öldüğünde şüphe etmemişlerdir.[462]
Yüce Allah ona rahmet eylesin!
Ebu´l-Hayser Enes b. Rafi1 ve arkadaşları Mekke´den Medine´ye döndükten sonra, Kays b. Hâtım da Mekke´ye geldi.
Peygamberimiz (a.s.) onu da İslâmiyete davet etti.
Kays:
"Sen beni bu yıl bırak da, işimin üzerinde bir düşüneyim, sonra senin yanına yine gelirim!" dedi.
Fakat, gelecek yıldan önce öldü, gelemedi.[463]
Peygamberimiz (a.s.)ın Akabe´de Medineli Altı Hazrecî ile Buluşup Görüşmesi
Peygamberimiz Aleyhisselaım, nübüvvetin onbirinci yılında,[464] hac mevsiminde Akabe´de bulunduğu sırada idi ki, Yüce Allah´ın kendilerine hayır murad ettiği Medineli Hazrecîlerden küçük bir toplulukla karşılaştı .[465]
Başka bir deyişle; Yüce Allah, İslâmiyeüe şereflendirmek istediği Medinelilerden, başlarını kazıtıp ihramdan çıkmış bazı kişilere, Peygamberimiz (a.s.)ı sevketti.[466] Ki, onlar:
Es´ad b. Zürâre,
Avf b. Haris,
Râfi1 b. Malik,
Kutbe b. Âmir,
Ukbe b.Âmir, Câbirb. Abdullah idi.[467]
Peygamberimiz (a.s.), onlara:
"Siz, kimlersiniz " diye sordu.
Onlar:
"Hazrec kabilesinden bazı kişileriz!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Yahudilerin dost ve müttefikleri olan Hazrecîlerden misiniz " diye sordu.
Onlar:
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Oturmaz mısınız Sizinle biraz konuşayım" buyurdu.
Onlar:
"Olur" dediler, oturdular.
Peygamberimiz (a.s.) onları Yüce Allah´a imana davet ve kendilerine İslâmiyeti arz ve teklif etti, Kur´ân-ı Kerîm okudu.
Yüce Allah, Medinelilere İslâmiyetle yapacağı ihsanı yaptı.
Yahudiler, Kitab ve ilim sahibi idiler. Medine´nin yerlisi olan Evs ve Hazrecîler ise putperest idiler. Bunlar, kendi yurtlarında Yahudilerle çarpışır dururlardı.
Aralarında birşey çıktıkça, Yahudiler bunlara:
"Bir peygamber gönderilmek üzeredir. Onun geleceği zamanın gölgesi düşmüştür. O Peygamber gelince, biz ona tâbi olacağız. Onunla birlik olup, Âd ve İrem kavminin öldürüldükleri gibi, biz de sizi öldüreceğiz!" derlerdi.
Peygamberimiz (a.s.), Medineli Hazrecîlerle konuşup kendilerini Allah´a imana davet edince, birbirlerine:
"Ey kavmimiz! Biliniz ki: Vallahi bu, Yahudilerin bizi kendisiyle korkuttuğu peygamber olsa gerek! Sakın, Yahudiler ona inanmak ve tâbi olmakta sizi geçmesinler" diyerek, Peygamberimiz (a.s.) m kendilerini davet ettiği şeye icabet ve İslâmiyetten kendilerine teklif edilen şeyleri hemen kabul ve tasdik ettiler.
"Biz, kavmimizi, hem birbirlerine karşı, hem de kavmimizden olmayan bir kavme (Yahudilere) karşı, aralarında düşmanlık ve kötülük olduğu halde gerimizde bırakmış bulunuyoruz.
Umulur ki, Allah onları senin sayende biraraya toplar.
Biz, hemen yanlarına vanp, onları da senin işine, İslâmiyete davet edecek; bizim bu dinden kabul ettiğimiz şeyleri onlara da arz ve teklif edeceğiz.
Eğer Allah onları bu din üzerinde birleştirirse, senden daha aziz ve daha şerefli bir kimse olamaz!" dediler.[468]
Peygamberimiz (a.s.), onlara:
"Siz, Rabbimin elçilik vazifesini halka tebliğ edinceye, yerine getirinceye kadar beni koruyacak, bana yardımcı olacak mısınız " diye sordu[469] ve kendileriyle birlikte Medine´ye gitmek istedi.[470]
Onlar:
"Sen de biliyorsun ki, Evs ve Hazrec kabileleri arasında kanlar dökülmüştür. Allah´ın onları senin İslâmiyet işinle doğru yola çıkaracağını çok umuyoruz.[471]
Yâ Rasûlallah![472] Biz, Allah ve Resûlü için son derecede gayret göstereceğiz! Fakat, biz, bugün birbirlerine karşı kızgın,[473] birbirlerinden uzaklaşmış,[474] önceki yıl Buasta birbirlerimizle çarpışmış bulunuyoruz.
Biz bu durumda iken, eğer sen bugün yanımıza gelirsen, bizim için senin üzerinde toplanma, birleşme hâsıl olmaz![475]
Biz sana görüşümüzü sunuyoruz.
Sen, Allah´ın ismiyle, biraz bekle![476]
Bu yıl bizi serbest bırak![477]
Biz kavim ve kabilemizin yanına dönelim.[478]
Onlara senin işini haber verelim.
Kendilerini Allah´a ve Allah´ın Resûlüne,[479] senin davet ettiğin şeylere[480] davet edelim.
Belki Allah aramızı düzeltir,[481] işimizi birleştirir.[482]
Allah´ın bizleri senin üzerinde birleştirmesi umulur.[483]
Eğer onlar senin üzerinde sözbirliği eder, sana tâbi olurlarsa,[484] senden daha aziz bir kimse olmaz ![485]
Biz, sana, gelecek yıl hac mevsiminde gelmeye söz veriyoruz!" dediler.[486]
Peygamberimiz (a.s.) da kabul etti.[487]
Onlar; gerçekten, inanmış, Peygamberimiz (a.s.)ı ve getirdiklerini doğrulamış olarak yurtlarına dönmek üzere, Peygamberimiz (a.s.)ın yanından ayrı İdi lar.[488]
Medine´ye, kavimlerinin yanına vardıkları zaman, Peygamberimiz (a.s.)ı anlatmaya ve onları İslâmiyete davet etmeye koyuldular.[489]
Ensar evlerinden, içinde Peygamberimiz (a.s.)ın anılmadığı,[490] İslâmiyetin açıklan-madığı[491] ev kalmadı.[492]
Allah onlardan razı olsun![493]
Zekvan b. Abdi Kays´ın Müslüman Oluşu
Zekvan b. Abdi Kays da, Es´ad b. Zürâre ile Medine´den Mekke´ye gelerek Peygamberimiz (a.s.)la buluşmuş, Peygamberimiz (a.s.) İslâmiyeti arz ve teklif edip Kur´ân-ı Kerîm okuyunca, Müslüman olmuştur.[494]
Yüce Allah ondan razı olsun![495]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 130.
[2] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 129.
[3] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 58, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 227, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 130, Ebu´l-Fidâ,el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 123.
[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 58.
[5] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 58-59, İbn Seyyid, c. 1 , s. 130, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 123.
[6] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 345.
[7] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 362, Taberî, Târih, c. 2, s. 219, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 345.
[8] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 362, Taberî, c. 2, s. 219, Beyhakî, c. 2, s. 346, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 130-131 .
[9] Taberî, Târih, c. 2, s. 21 9.
[10] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 362.
[11] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59.
[12] Taberî, Târîh.c. 2, s. 220.
[13] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 362.
[14] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 362.
[15] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59.
[16] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 362.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, Ahmed b. Hanbel, c. 1,s.362.
[18] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 130-131, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 123.
[19] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, Taberî, c. 2, s. 219, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 31, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 123.
[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 131, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 123.
[21] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 122, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 233, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 98, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 54, Neseî, Sünen, c. 4, s. 90-91, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 342-343, Vâhidî, E sbâbü´n-nüzûl, s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 131-132, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 230, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 124.
[22] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59, Beyhakî, c. 2, s. 346, İbn Seyyid, c. 1, s. 131, Zehebî, s. 236, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.123.
[23] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, İbn Sa´d, c. 1, s. 122-123, Beyhakî, c. 2, s. 346, İbn Seyyid, 11, s. 131, Zehebî, s. 236,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 123.
[24] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 18, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 54, Vâhidî, E sbâbü´n-nüzûl, s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 132.
[25] Kasas: 56.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/119-122.
[26] İbn Sa´d. Tabakât. c. 3. s. 543. Zehebı. Târıhu´l-islâm. s. 233.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/122-123.
[27] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 130.
[28] Belâzurî, c. 1,5.236, İbn Seyyid, c. 1, s. 129.
[29] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 2, s. 57, İbn Esîr, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, c. 1, s. 130, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 10, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 71.
[30] Belâzuıî, Ensâb, c. 1, s. 236, İbn Esîr, c. 2, s. 90.
[31] Belâzuıî, c. 1, s. 236, İbn Esîr, c. 2, s. 90. Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 299.
[32] Kastalâni, Mevahib,c.1, s. 71, Diyarbekrî, c. l.s.299.
[33] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 35.
[34] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 124, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 349, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 47.
[35] İ bn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 1 24, Ebu Davud, Sünen, c. 3, s. 214, Neseî, Sünen, c. 4, s. 79, Beyhakî, c. 2, s. 349, Ebu´l-Ferecİbn Ceraf, el-Vefa, c. 1, s. 208, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 234, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 125, Halebî, c. 2, s. 47.
[36] Beyhakî, c. 2, s. 349, İbn Seyyid, c. 1, s. 132, Zehebî, s. 234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.
[37] İbn Sa´d, c. 1, s. 123, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 208, Diyarbekn, c. 1.S.301 .Halebî, c. 2, s. 47.
[38] İbn Sa´d, c. 1, s. 123, Beyhakî, c. 2, s. 349, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 208, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 32, Zehebî, s.234, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 125, Halebî, c. 2, s. 47.
[39] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.123.
[40] Neseî, Sünen, c. 4, s.79 Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.
[41] İbn Sa´d, c. 1, s. 124, Ebu Davud, Sünen, c. 3, s. 214, Nesâî, Sünen, c. 4, s. 79, Beyhakî, c. 2, s. 349, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.
[42] İbn Sa´d, c. 1, s. 123, Beyhakî, c. 2, s. 349, E bu´l-Ferec, c. 1 , s. 208, Zehebî, s. 234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.
[43] İbn Sa´d, c. 1, s. 124, Ebu Davud, c. 3, s. 214, Nesâî, c. 4, s. 79, Beyhakî, c. 2, s. 349, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 208, Zehebî,s.234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.
[44] İbn Sa´d. Tabakât. c. 1. s. 123-124.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/123-124.
[45] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 8, s. 18, Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 130, İbnHacer, el-İsâbe, c. 4, s. 283, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 301.
[46] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 57, İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 406, Yâkubî, Tâıîh, c. 2, s. 35, Taberî, Târih,c.2, s. 229,Hâkim,Müstedrek, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1 825, İbn Seyyid, c. 1, s. 129-130, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s. 237, İbn Hacer, c. 4, s. 1825, İbn Seyyid, c. 1, s. 129-130, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 237, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1 ,s. 301.
[47] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 236, İbn Esir, Kâmil, c. 2 s. 90, Zehebî, s. 236, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3,s. 127, İbn Hacer, c. 4, s. 283.
[48] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 1 8, Belâzurî, c. 1, s. 406, Yâkubî, c. 2, s. 35, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1825, Zehebî, s. 237, İbnHacer, c. 4, s. 283, Kastalâni, c. 1 , s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 301.
[49] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1825, Beyhakî, c. 2, s. 352-353, İbn Esîr, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, c.1, s. 1 30, Zehebî, s. 237, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 127, Kastalâni, c. 1, s. 73.
[50] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 57, İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 406, Yâkubî, c. 2, s. 35, Taberi, c. 2, s. 229, Hâkim ,c. 3, s. 182, İbn Abdilberr c. 4, s. 1825, İbn Seyyid, c. 1 , s. 129-130, Zehebî, s. 237, Diyarbekrî, c. 1 , s. 301.
[51] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 237, 406, Hâkim, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1825, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 85, Zehebî, s. 237, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1, s. 301 , Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 40, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 294.
[52] İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Hâkim, c. 3, s. 182, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1, s. 301, Zürkânî, c. 1,s.294.
[53] İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 237, 406, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1, s. 301, Halebî, c. 2, s. 40, Zürkânî,c. 1, s. 294.
[54] İbn İshak, İbn Hişam, c. 57, İbn Seyyid, c. 1, s. 130, Zehebî, s. 237, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 122, Zürkânî, c. 1, s. 293.
[55] İbn Sa´d, c.1, s. 211, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 130, Zehebî, s. 237, Ebu´l-Fidâ,c. 3, s. 122, Diyarbekrî, c. 1, s. 302.
[56] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 35.
[57] Taberî, Târih, c.2, s:. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Haldun, Târih, c. 2, s. ks.2, s. 10.
[58] Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 301.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/124-125.
[59] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 123, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 208.
[60] İbn Sa´d, c. 1, s. 211, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 210, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 134, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s.302.
[61] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 57, İbn Sa´d, c. 1 , s. 211, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 210, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134.
[62] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 58, Taberî, Târih, c. 2, s. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 130,1 34, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 50.
[63] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 57-58, İbn Sa´d, c. 1, s. 211, Taberî, c. 2, s. 229.
[64] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 134, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 10.
[65] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 58, Taberî, c. 2, s. 229, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 350, İbn Seyyid, c. 1, s. 130,Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 234, Halebî, c. 2, s. 50.
[66] İ bn S a´d, Tabak âtü´l -k übrâ, c. 1, s. 211, E bu´l-F ere c İbn C evzî, e I-Vefa, c. 1, s. 210-211, Ebu´l-Fidâ, el-Bi dâye ve´n-ni hâye,c. 3, s.
134, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 50-51.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/125-127.
[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 387.
[68] Kurtubî, Tefsir, c. 13, s. 26, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 292, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 508.
[69] Furkan: 27-29, İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 387.
[70] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 188-189, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 103-104, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 472.
[71] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 11 3, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 26, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1336, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 154, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 301.
[72] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve,0.2,5.197, Kurtubî, Tefsir, c. 15, s. 7, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 3, Suyûtî, Dürru´l-mensür, c. 5, s.258.
[73] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1 97, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 5, s. 258.
[74] Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 316, Nesefî, Medârik, c. 2, s. 3, Kurtubî, Tefsîr, c. 15, s. 7, Hâzin, Tefsir, c. 3, s.3.
[75] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 564, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.
[76] Taberî, Tefsîr, c. 22, s. 152, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 564, Suyûtî, c. 5, s. 258.
[77] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1 97, Suyûtî, c. 5, s. 258.
[78] Kurtubî, Tefsîr, c. 15, s. 7, Hâzin, c. 3, s. 3.
[79] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 197, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.
[80] Kurtubî, Tefsîr, c. 15, s. 7.
[81] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 197, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.
[82] Yâsin: 9.
[83] Taberî, Tefsir, c.2 2, s. 152, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 197, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 316, Nesefî, Medârik, c. 3, s. 3, Kurtubî,Tefsir, c. 15, s. Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 564, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.
[84] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 303, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 163, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 192-193,Beyhakî, Delâilü´n-Nübüvve, c. 6, s. 240, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 8, s. 228.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/128-133.
[85] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 60.
[86] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 211 , Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 211 ,İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302.
[87] Belâzurî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302.
[88] İbn Sa´d, Tabakât, c .1 , s. 211, Belâzurî c. 1, s. 237, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 211, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 91 , İbn Kayyım ,Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 134, Kastalâni, c. 1, s. 73, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c.2, s. 51.
[89] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, c. 1, s. 75.
[90] İ bn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 60, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s.211, Belâzurî, c. 1, s. 237, Taberî, Târih, c . 2, s. 229, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 211, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 134, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 282, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.135, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 73,Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[91] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 8.
[92] İbn Kayyım, Zâd, c. 2, s. 52, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302.
[93] İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 10, Halebî, c. 2, s. 51.
[94] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.
[95] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 34, Ebu´l-Fidâ,c. 3, s.135, Halebî, c. 2, s. 52.
[96] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Zehebî, s. 282.
[97] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 34, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.135.
[98] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91 , İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1 ,s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.
[99] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s 60, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Taberî, Târîh, c. 2, s. 229-230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve , c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 212, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 91 , İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 282, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 135, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks.2, s. 1 0, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 52.
[100] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 ,s.134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî,c. 1,5.302.
[101] İbn İ shak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1 , s. 302.
[102] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 416, Zehebî, s. 282, Bedrüddin Aynî,Umdetu´l-Kârî, c. 1 5, s. 142, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 6, s. 224.
[103] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 60-61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 1 35, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[104] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212. İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s.1234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[105] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Zehebî, s. 283.
[106] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212. İbn Esîr, c. 2,s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[107] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, c.1, s. 295, Zehebî, s. 283.
[108] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Yâkubî, c. 2, s. 36, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2,s. 415, Zehebî, s. 283, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415.
[109] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,c. 1, s. 21 2, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 135.
[110] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Yâkubî, c. 2, s. 36, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295,Beyhakî, Delâil, c .2, s. 415, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 21 2, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.
[111] Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237.
[112] İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52.
[113] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s.134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, Hamis, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[114] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1 , s. 1 34, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135,Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[115] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 22, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1 ,s. 134, Diyarbekrî, c. 1, s.302, Halebî, c. 2, s. 52.
[116] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1 , s. 1 34, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135,İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Diyarbekrî, c. 1, s. 302.
[117] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 235, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 91-92, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.136-137.
[118] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52,İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 4, s. 275, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 74, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302.
[119] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 21 2, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Diyarbekrî, c. 1,s.3O2.
[120] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 15, s. 142, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 6, s. 224.
[121] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c.1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s. 283.
[122] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, İbn Sa´d, c.1, s. 21 2, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Esîr,Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c . 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks.2, s. 1 0, Kastalâni, M evâhib, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 52.
[123] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3,s. 135, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[124] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, İbn Sa´d, c. 1 , s. 212, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Esîr, c. 2, s. 91 ,İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c.1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2,s. 52.
[125] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 212, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1, s.302.
[126] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 ,s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 416, İbn Seyyid, c.1, s.134, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136.
[127] Yâkubî, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, c. 1,s. 295, Ebu´l-Ferec, c. 1,s. 282, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1,s.3O2.
[128] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 46, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.
[129] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 46, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 52.
[130] Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 297.
[131] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, Taberî, Târih, c. 2, s. 230, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 136.
[132] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, Taberî, Târih, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, e I-Vefa, c. 1, s. 213, İbn Esîr,Kâm il, c. 2, s. 91 , Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 283, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2, s. 53.
[133] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Zehebî, s. 283, Halebî,c.2,s.52.
[134] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Ebu´l-Ferec, c.1, s. 213, İbn Esîr, c. 2,s. 91, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2, s. 53.
[135] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295.
[136] Ebu Nuaym, c. 1,s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136,Halebî, c. 2, s. 53.
[137] Ebu Nuaym, c.1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2, s. 53.
[138] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2 , s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 35, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136,Halebî, c. 2, s. 53.
[139] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 35, Zehebî, s. 283, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2,s. 53.
[140] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415.
[141] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 213, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, İbnHaldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 10.
[142] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73.
[143] İbn Haldun, Târîh, c. 3, ks.2, s. 10.
[144] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 61-62, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 213, İbn Esîr,Kâm il, c. 2, s. 91 -92, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.136, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 75.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/133-140.
[145] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 213, İbn Esir, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s.1135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 ,s.3O2, Halebî, c. 2, s. 53.
[146] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 416, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 56, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 213, İbn Esîr.c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, c. 1 , s. 303, Halebî, c. 2, s. 53.
[147] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 56, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2,s. 54.
[148] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 416, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 283, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 54.
[149] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 62, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Süheylî,Ravd, c. 4, s. 56, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 213, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 35, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 136. Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî, c. 2, s. 54.
[150] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295.
[151] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 466.
[152] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 74, Diyarbekrî, c. 1, s. 303.
[153] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62-63, Taberî, c. 2, s. 230-231, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 213-214, İbn Esîr, c. 2, s. 92, İbn Seyyid,c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, c. 1, s. 303, Halebî, c. 2, s. 56.
[154] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Zehebî, s. 223.
[155] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 56.
[156] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Zehebî, s. 283, Halebî, c. 2, s. 56.
[157] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 63, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230-231 , Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 214, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 36, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî, İ nsânu´l-uyûn, c. 2,s. 56.
[158] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 35, Halebî, c. 2, s.56.
[159] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/140-142.
[160] İbrı İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Seyyid.c. 1 ,s.136, Diyarbekrî, c. 1, s. 303.
[161] İbn Şa´d, Tabakatü´l-kübrâ, c. 1, s. 212.
[162] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Seyyid.c. 1, s. 136.
[163] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 63, İbn Sa´d, c. 1, s. 21 2, Belâzurî, c. 1, s. 237, Taberî, c. 2, s. 231, Diyarbekrî, c. 1, s. 303.
[164] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 83, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1420.
[165] Kamu´s-Seâlib, Mekke´ye iki merhalelik veya bir gün bir gecelik bir yerdir (Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 15, s.142, İbn Hacer, Fethu´l-bârî, c. 6, s. 224).
[166] Buhârî, Sahîh,c.4, s. 83, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1420-1421, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 281-282, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 417, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 135, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 284, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Halebî, İnsânu´luyûn, c. 2, s. 56-58.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/142-143.
[167] Mahle, Mekke´ye bir geceliktir (Kastalanı, Mevahibu´l-ledünniye, c. 1, s. 74, Diyarbekrı, Hamıs, c. 1, s. 363).
[168] Nasibin (Nusaybin), M usul´dan Şam´a giden kafile yolu üzerinde, Cezire beldelerinden, bostanları, suları bol bir belde olup Sencar ilEsîralan dokuz fersah, Musul ile altı günlüktür. Sur içinde bulunan küçük bir dağdan şehre akreb yayılır (Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 288).
[169] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 63, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212,Taberî, Târih, c. 2, s. 231, E bu Nuaym ,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 363, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 92, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52. İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.136, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s.74,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 60.
[170] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu Nuaym, c. 2, s. 363, İbn Esîr, c. 2, s. 92.
[171] Ahkâf 29-32, Cinn: 1-15, İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 63, İbn Sa´d.c.1, s. 212.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/143-144.
[172] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 212, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî,İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 61.
[173] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 61.
[174] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, Zad, c. 2, s. 52, Halebî, c. 2, s. 61.
[175] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, İbn Kayy,m , Zâd, c. 2, s. 52, Halebî, c. 2, s.52.
[176] Taberî,Târîh,c.2, s. 231.
[177] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137.
[178] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231.
[179] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 214.
[180] Taberî,Târîh,c.2, s. 231.
[181] İsmail (a.s.)ın, halis ve saf soyundan gelen oğullarına Sarfh (İ bn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 26, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe,c.1, s. 20); Abduddar, Cuman, Manzum, Adiyy, Ka´bveSehm oğullarına da, Halff´in çoğulu olarak Ahiâf denir (İbn Esîr, Nihâye, o.1, s. 425).
[182] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 20, Taberî, Târih, c . 2, s. 231 , Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 214, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137.
[183] Taberî, Tarih, c. 2, s. 231.
[184] Taberî, T ârfh, o. 2, s. 231, E bu´l-F erec İ bn C evzî, el-Vefa, c. 1, s. 214.
[185] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 20, Taberî, Târîh, o. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 214, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137.
[186] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1,5.215.
[187] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231.
[188] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1.S.215.
[189] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s.52.
[190] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 21 5, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.137.
[191] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 62.
[192] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, c. 2, s. 62.
[193] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, c. 2, s. 62.
* Altı veya yedi kişi idiler (Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, c. 2, s. 62).
[194] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.
[195] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215.
[196] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.
[197] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.
[198] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 212.
[199] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215.
[200] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137.
[201] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,c.1, s. 215, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93.
[202] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, o. 2, s. 52.
[203] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52.
[204] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.
[205] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 212, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 62.
[206] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 21, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137.
[207] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, E bu´l-F erec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, Zâd, c. 2, s. 52.
[208] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s.80,Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 20, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 56,Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ,c. 9, s. 67, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 233, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 136.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/144-147.
[209] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 237, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 759, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 78, İbn Hacer, el-İsâbe,c.2, s. 225.
[210] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 238, Etau´l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 204, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 79, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 139, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ,c. 1, s. 336, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 69.
[211] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 237, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 139.
[212] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 238, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204.
[213] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 98.
[214] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, Ebu Nuaym , c. 1, s. 238, Ebu´l-Fenec, c. 1, s. 204.
[215] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 98.
[216] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 238, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 759, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204, İbn Esîr, c. 3, s. 78-79, İbn Seyyid, c. 1, s. 139, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 248, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 99.
[217] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 759, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 248-249.
[218] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1 ,s.239, İbn Abdilberr, c. 2, s. 759, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204, İbn Esir, c. 3, s. 79, İbn Seyyid, c. 1, s. 139, Zehebi", c. 1, s. 249, Suyûtî, c. 1, s. 336.
[219] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1, s. 239, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204, İbn Esîr, c. 3, s. 79, Suyûtî, c. 1, s. 336, Halebî, c. 2, s. 69.
[220] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 22-24, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 237-239, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 239, İ bn Abdi Iberr, İstiâb, c. 2, s. 760-761, E bu´l -F erec İ b n C evzî, el- Vefâ, c. 1, s. 204-206, İ bn Esîr, Usdu´l -g âbe, c. 3, s. 7 9-80, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 139-140, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1,s. 249-250, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 99-100, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 336-337, Halebî, İ nsânu´l-uyûn, c. 2, s. 69-70.
[221] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 243, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 123, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1957, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 758, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 249, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 225.
[222] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 24, İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 239, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 259, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 239-240, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî,el-Vefâ,c. 1 ,s. 206, İbn Esîr.Usdu´l-gâbe.c. 3, s.80, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 100, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 337.
[223] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 239, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 140
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/147-152.
[224] Taberî, Tarih, c. 2, s. 231, İbn Esîr, Kâmil, c . 2, s. 93.
[225] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 284, Ebu´l-Fidâ, el-Bidaye ve´n-nihâye, c. 3, s. 65.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/152-153.
[226] Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 306-307, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 132, Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 222, Hâzin, Tefsir, c. 4, s.417.
[227] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 133, Ebu´l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 655, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 288,Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 307.
[228] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 405.
[229] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 34, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 307, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 132, Hâzin, c. 4, s. 417.
[230] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 34, Vahidi, s. 307, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 132.
[231] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 34, Vahidî, s. 307, Hâzin, c. 4, s. 417.
[232] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 34, İbn Sa´d, c. 1, s. 133, Belâzurî, c. 1, s. 405, Vâhidî, s. 307, Ebu´l-Fenec, c. 2, s. 655, İbn Seyyid, c. 2, s. 288, Hâzin, c. 4, s. 417.
[233] İbn Sa´d, c. 1, s. 133, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 50, c. 4, s. 1818-19, İbn Asalar, Târih, c. 1, s. 293, Ebu´l-Ferec, c. 2, s.655, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1 , s. 23, İbn Seyyid, c. 2, s. 288,
[234] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 39.
[235] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 39, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 307.
[236] Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 222.
[237] Kevser 1-3.
[238] İbn Esîr, Nihâye, c. 4, s. 208.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/153-154.
[239] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 63, Taberî, Târih, c. 2, s. 231, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 138.
[240] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 282, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 422, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 142.
[241] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63-64, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 216, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 36, Taberî, Târîh, c. 2, s. 231.
[242] İbnSa´d, Tabakât, c. 1, s. 216, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Ebu Nuaym, c. 1, s. 292, Diyarbekrî, Hamis, c.1,s. 306, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 153.
[243] Zübeyr b.Bekkâr, Cem hene, c. 1, s. 367-368, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 1 97, c. 3, s. 15.
[244] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267, Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.
[245] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267, Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.
[246] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.
[247] İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.
[248] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.
[249] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 1 0, s. 103.
[250] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.
[251] Zübeyr b.Bekkâr, Cem here, c. 1, s. 367, B. Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 10, s. 103, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.
[252] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 58-59.
[253] Zübeyr b. Bekkâr, Cemhere, c. 1, s. 368,Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 10, s. 104, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.
[254] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.
[255] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.
[256] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 55.
[257] Zübeyr b. Bekkâr, Cem here, c. 1, s. 368, İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.
[258] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.
[259] Zübeyr b.Bekkâr, Cemhere, c. 1, s. 368, B. Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 10, s. 104, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.
[260] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.
[261] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 216-217, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 292, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2,s. 56, E bu´l -F i dâ, el -Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 146, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 306.
[262] İbn Sa´d, c. 1, s. 216, 217, Ebu Nuaym , c. 1, s. 292, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks.2, s. 11, Diyarbekrî, c. 1,s.3O6.
[263] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 63-64, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.216, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Taberî, Târih, c. 2, s.231, Ebu Nuaym , D elâ ilü ´n-n übü we, c. 1, s. 282, Süheylî, Ra vdu´l -ünüf, c. 4, s. 59, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 216, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c.1, s. 152-53, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 282, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c.3, s. 138.
[264] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 63-64, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 216, Taberî, Târih, c. 2, s. 231, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 185, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 94, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-Nihâye, c. 3, s. 439.
[265] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.1, s. 216, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c . 3, s. 492, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 186, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 138.
[266] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 64, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Taberî, Târîh, c. 2, s. 232, Ebu´l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ,c.1, s. 21 5, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 135, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138.
[267] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 67, Ahmed b. Hanbel, 3, s. 492, İbn Esîr, c. 2, s. 94, İbn Haldun, Târîh, c. 2, s. ks.
2, s. 11 .
[268] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 64, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.
[269] İbn İshak, İ bn Hişam, c. 2, s. 64, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Kayyım, Zâdü´l-m ead, c. 2, s. 56,Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Halebî, c. 2, s. 154.
[270] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 64, İbn Sa´d, c. 1,s. 216, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Kayyım,c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138-139, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 46.
[271] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 59, E bu´l-Ferec, c. 1 ,s. 216, İbn Kayyım , c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46, İbn Haldun, c. 2, ks.2, s. 11.
[272] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 36, Ebu´l-F erec, c. 1, s. 21 6. İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46.
[273] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 64, İbn Sa´d, c. 1, s. 216, Belâzurî, c. 1, s. 237, Yâkubî, c. 2, s. 36, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 216, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138.
[274] İbn Sa´d, c. 1, s. 21 6, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322. Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 292, Beyhakî, Delâil, c. 2,s. 442, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 59, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46.
[275] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 292, E bu´l-Ferec, c. 1.S.216, İbn Seyyid, c. 1, s. 152, Zehebî, s. 282, Halebî, c. 2, s. 153.
[276] İbn Sa´d, . c1, s. 216, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[277] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Beyhakî, c. 2, s. 442, Zehebî, s. 282, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, c. 6, s. 46.
[278] İbn Sa´d, c. 1, s. 216, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Beyhakî, c. 2, s. 442, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 282, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, c. 6, s. 46, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[279] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237.
[280] Yâku bf, Târîh, c. 2, s. 36, Ze hebf, Tâ rfhu ´l-islâm, s. 282, E bu´l -Fi dâ, el-Bi dâye ve´n-nih âye, c. 3, s. 140, Diyarbekrf, Hamîs, c.1, s. 306.
[281] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.216, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56.
[282] Zehebî, s. 282, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 40, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 158.
[283] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 6624, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 442, Zehebî,s. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c . 6, s.46.
[284] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 ,s.282, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 422, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye,c. 3, s. 142-1 43, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 309-310.
[285] Ebu Nuaym, c. 1, s. 285, Beyhakî, c. 2, s. 424, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 143.
[286] Ebu Nuaym, c. 1, s. 285, Beyhakî, c. 2, s. 424, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1,s. 153, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 143, Halebî, c.2,s. 156.
[287] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 285, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 424, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 251 ,İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 153, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 143, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 156.
[288] Ebu Nuaym, c.1, s. 285, Beyhakî, c. 2, s. 424, İbn Seyyid, c. 1, s. 153, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.143, Halebî, c. 2, s. 156.
[289] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 285-288, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 424426, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c.5, s. 250-251, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 153-155, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 143-144, Halebî, İ nsânu´l-uyûn,c. 2, s. 156-1 57.
[290] Ahmed b. Hanbel, Müsned,c. 3, s. 492, Hâkim, Müstedrek, c.1, s. 15, Beyhakî, Delâil,c. 2,s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s. 151, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 22.
[291] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1,s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 185, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1,s.15, Beyhakî, c. 2, s. 185, İbn Abdilberr, İ stiâb, c. 2, s. 492, Zehebî, s. 151, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysem f, c. 6, s. 22.
[292] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492.
[293] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1, s. 15, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysemî, c. 6, s. 22.
[294] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Heysemî, c. 6, s. 22.
[295] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1, s. 15.
[296] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 15, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 185, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 492493, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 22.
[297] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1, s. 15, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysemî, c. 6, s. 22.
[298] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 185, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41 .
[299] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Beyhakî, c. 2, s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 151, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysemî,Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 22.
[300] Be yhak f, D el âil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 185.
[301] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Beyhakî, c. 2, s. 185, Zehebî, s. 151 , Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41.
[302] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, Müstedrek, c. 1 , s. 15, Beyhakî, c. 2, s.1 85, İbn Abdilberr, c. 2, s. 483, Ebu´l-Fidâ,c. 3, s. 41 , Heysemî, c. 6, s. 22.
[303] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41 .
[304] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 64-65, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492493, Taberî, Târih, c. 2, s. 231-232,Zehebî, Tâ rihu´ l-islâm, s. 285, E bu´l -Fidâ, c. 3, s. 1 38-1 39, Halebî, İ n sânu´ l-uyûn, c. 2, s. 15 4.
[305] Dârekutnî, Sünen, c. 3, s. 44-45, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 182, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 71, AJâüddinAli, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 49, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 153-154.
[306] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 151, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41 ,Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21.
[307] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 130, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.
[308] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.
[309] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 130, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.
[310] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 130.
[311] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.
[312] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 5, s. 130, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.
[313] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.
[314] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 65, Taberî, Târîh, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93.
[315] E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.
[316] İbn İshak, İ bn Hişam, c. 2, s. 65, Taberî, c. 2, s. 232, E bu Nuaym , c. 1, s. 297, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139.
[317] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 140.
[318] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.
[319] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 65, Taberî, Târîh, c.2,s. 232, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139.
[320] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.
[321] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 65, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 139.
[322] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.
[323] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 65, Taberî, Târîh, c.2,s. 232, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s.285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.
[324] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 65, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî,s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 139, Halebî, c. 2, s. 154.
[325] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238.
[326] İbn İshak, İbn Hişam ,c. 2, s. 65-66, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 139, Halebî,c.2,s.155.
[327] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 66, Taberî, c. 232, E bu Nuaym, c. 1, s. 289, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, E bu´l-Fidâ,c.3,s.140.
[328] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 289, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 140.
[329] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93.
[330] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 41.
[331] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 39.
[332] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 139.
[333] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 141.
[334] İ bn İ shak, İ bn H işam, Sîre, c. 2, s. 66, Taberî, Tâ rıh, c. 2, s. 232, Zeheb f, Tâ rfhu´ l-islâm, s. 285-286, Ebu´l-Fidâ, el-Bi dâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139-140.
[335] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 297, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 141.
[336] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 179, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 141, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 353.
[337] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 297, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 141.
[338] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 179, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye c. 3, s.141, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 353.
[339] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 297, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 141.
[340] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, İbn Esîr, c. 7, s. 179, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 141, İbn Hacer, c. 4, s. 353.
[341] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 41.
[342] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 66, Taberî, Târîh, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, c. 1,s.297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 140.
[343] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, c.1 ,s.297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 1 40, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.
[344] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, c. 1, s. 297, İbn Esîr, c.2, s. 93, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.140.
[345] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.
[346] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 293.
[347] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 293.
[348] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 293.
[349] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 293-294, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 145-146.
[350] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 294, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 146.
[351] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 285.
[352] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 294, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 5, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 146.
[353] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/154-177.
[354] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 53.
[355] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 57.
[356] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 57, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282.
[357] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 211 , Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 132.
[358] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 318-319, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 132-133, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 4, s. 270.
[359] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.1 ,s.319, Buhârî, Sahih, c.6, s. 120, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1958, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 133, Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 4, s. 270.
[360] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 319, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 120, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 133, Heysemî, Meanau´z-zevâid,c. 4, s. 270-271.
[361] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 319, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 120, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1959, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 4, s. 271.
[362] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 53.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/177-180.
[363] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 5, s. 255, Taberî, Tefsir, c. 7, s. 312, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150.
[364] Taberî, Tefsir, c. 15, s. 108, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 4, s. 190.
[365] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 242, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 314, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 53,Suyûtî, D ürru´l-mensur, c. 4, s. 190.
[366] Taberî, Tefsir, c. 7, s. 312, H ale bf, İ nsânu´l -u yûn, c. 1, s. 497
[367] Belâzurî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 142.
[368] İ bn İ shak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 5, s. 255, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 242, Taberî, Tefsir, c. 7, s. 31 2, Hâkim ,Müstedrek, c. 2, s. 314, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190, Halebî, c. 1, s. 496.
[369] İbn İshak, c. 5, s. 255, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 242, Taberî, c. 7, s. 312, c. 1 5, s. 108, Hâkim, c. 2, s. 314, Vâhidî, s.150, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 272 Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190.
[370] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 272
[371] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 242, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 314, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 52,Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 7, s. 50, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 4, s. 190, Halebî, İnşânu´l-uyûn, c. 1, s. 497.
[372] Halebî, İ nsânu´l-uyun, c. 1, s. 497.
[373] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 242, Hâkim, c. 2, s. 314, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s.272, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190, Halebî, c. 1, s. 497.
[374] Halebî, İ nsânu´l-uyun, c. 1, s. 497.
[375] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 242, Hâkim, c. 2, s. 314, Beyhakî, c. 2, s. 272, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190, Halebî,c.1, s. 497.
[376] İbn İshak, c. 5, s. 255, Taberî, Tefsir, c. 7, s. 312, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150.
[377] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 1 53-1 54.
[378] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 272.
[379] Taberî, Tefsir, c. 15, s. 108, Hâkim , c. 2, s. 362, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 234, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c.3, s. 47, Hâzin,Tefsir, c. 3, s. 169, Suyûtî, c. 4, s. 190.
[380] Taberî. c. 7. s. 312. Vâhidî. Esbâbü´n-nüzûl. s. 150.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/180-182.
[381] "Allah´ın yanında başka bir ilah daha tanıyan o alaycılara karşı, muhakkak, Biz sana yeteriz! (Onların hakkından, İbn İshak, İtan Hişam, Sîre, c. 2, s. 36.
[382] Şuyuti, Dürru´l-m ensûr, c. 4, s. 108.
[383] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 36.
[384] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 50.
[385] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s. 50-51, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 69-70 Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvvie, c. 1, s. 268, Kurtubî,Tefsir, c. 10, s. 62, Meseff, Medârik, c. 2, s. 279, Beyzâvf, Tefsir, c. 1, s. 547, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 92.
[386] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 51, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 70, Kurtubî, Tefsir, c. 10, s. 62, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 106.
[387] Taberî, Tefsir, c. 14, s. 72.
[388] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 51-52, Taberî, c. 14, s. 70-72, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 268, Beyhakî,D el â il ü´n-nübü we, c. 2, s. 316-318, K urtu bf, Tefsir, c. 10, s. 62, İ bn Seyyid, U yûnu ´l-eser, c. 1, s. 11 3, Zehebî, T ârfhu´l -i si âm, s. 224-225, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 105-106.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/182-185.
[389] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 368, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 81, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 444, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 254.
[390] Ebussuud, Tefsir, c. 9, s. 179.
[391] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126
[392] Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 368, Buhârî, c. 6, s. 81, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 254.
[393] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Buhârî, c. 6, s. 81, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 529, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 394
[394] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 248, 368, Buhârî, c. 6, s. 81, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 125, Taberî, c. 30, s. 254, Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 124, Hâzin, c. 4, s. 394, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Ebussuud, c. 9, s. 179.
[395] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 248, 368, Buhârî, c. 6, s. 81, 89, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 257, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529.
[396] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126, Bedruddin Ayni, Umdetu l-Kari c. 19, s. 308, İbn Hacer, Fethu l-Bari, c. 8 s. 557.
[397] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126.
[398] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 248, 368, Buhârî, c. 6, s. 81 , 89, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 257, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Bedrüddin Aynî, c. 19, s. 308, Hâzin, c. 4, s. 1 94.
[399] Tirmizî, c. 5, s. 444, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 1 92, Zehebî, Târîhu´Nslâm, s. 151-152, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.
[400] Belâzuıî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 126.
[401] Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 1 266, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.
[402] Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, t 4, s. 529.
[403] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.
[404] Tirmizî, c. 5, s. 444, Taberî, c. 30, s. 256, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.
[405] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 44, s. 394.
[406] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 444.
[407] Tirmizî, c. 5, s. 444, Hâzin, c. 4, s. 394.
[408] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Kurtubî, c. 20, s. 127, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 259, Hâzin, c. 4, s. 394.
[409] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 256, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 256, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 192, Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 127.
[410] Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 256, Belâzurî, c. 1, s. 1 26, Taberî, c. 30, s. 256, Kurtubî, c. 20, s. 127, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, t 4, s. 394.
[411] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 256, Tirmizî, c. 5, s. 444, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.
[412] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 256, Tirmizî, c. 5, s. 444, Taberî, c. 30, s. 256, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 208, Beyhakî, c. 2, s. 189, Zehebî, s. 151-152, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 19, s. 308.
[413] Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 394.
[414] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2154, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 256, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 208, Beyhakî, Delâil, c. 2, s.189, Zehebî, s. 151-152, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Bedrüddin Aynî, c. 19, s. 308.
[415] Müslim, c. 4, s. 2154, Taberî, c. 30, s. 256, Ebu Nuaym, c. 1, s. 208, Beyhakî, c. 2, s. 189, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.
[416] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 2, s. 191, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 02, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 43, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 463464.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/185-187.
[417] İbrı Hazm, Cemhere, c. 2, s. 387, Süheylî, Ravıdu´l-ünüf, c. 3, s. 387.
[418] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 29-30, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 128-129, Ebu Nuaym, Delâilü´n-Nübüvve, c. 1 , s. 210-212, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 193-194, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 45, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 506-507.
[419] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 30, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 212, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1 93-1 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 112, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 45.
[420] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 129.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/188-190.
[421] Buhârî,Sahih,c.5ı s. 238, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2153, Kurtubî, Tefsir, c. 11, s. 145.
[422] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 383, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 164, Bu hân , Sahih, c. 5, s. 238, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2153, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 176, Taberî, Tefsir, c. 16, s. 120, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 204, Kurtubî, Tefsir, c. 11, s. 145, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 135.
[423] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.1, s. 383.
[424] Taberî, Tefsir, c. 16, s. 120, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 135.
[425] İbn İshak, İbn Hişam, Sire.c.1 ,s. 383, İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 164, Buhârî.c. 5, s. 238,Müslim, c.4,s. 2153, Belâzurî, c. 1, s. 176, Taberî, c. 16, s. 120, Vâhidî, s. 204, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.
[426] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 237-238, Müslim, c. 4, s. 2153, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 318, Belâzurî, c. 1, s. 177, Taberî, c. 16, s. 120, Vâhidî, s. 204, Fahm´r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 249, Kurtubî, c. 11, s. 145-146, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 279.
[427] İ bn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 237, Müslim , c. 4, s. 2153, Tirmizî, c. 5, s. 318, Belâzurî, c. 1, s. 177, Taberî, c.16, s. 1 21, Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 249, Kurtubî, c. 11, s. 146, Ebussuud, c. 5, s. 279.
[428] Taberî, c. 16, s. 121, Vâhidî, s. 205, Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 249, Kurtubî, c. 11, s. 145-146, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.
[429] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 383.
[430] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 237, 238, Taberî, Tefsir, c. 16, s. 1 21, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 204, Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 523, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 249.
[431] Buhârî, c. 5, s. 238, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2153, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 1 77, Vâhidî, s. 204, Kurtubî, Tefsir, c. 11, s. 145.
[432] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 383, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 237, Belâzurî, c. 1, s. 177,Vâhidî, s. 204, Kurtubî, c. 11 , s. 145.
[433] Taberî, c. 16, s. 121, Vâhidî, s. 205, Kurtubî, c. 11, s. 146.
[434] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 383, Kurtubî, c. 11, s. 146.
[435] Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 205.
[436] İbn İ shak, İbn Hişam, c. 1, s. 383, İbn Sa´d, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 238, Müslim, c. 4, s. 2153, Belâzurî, c. 1, s. 177,Taberî, c. 16, s. 1 21, Vâhidî, s. 204-205, Kurtubî, c. 11, s. 145, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 136.
[437] Meryem: 77-80.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/190-192.
[438] İbn İshak, İtan Hişam , Sîre, c. 2, s. 67, Yâkubî, Tarih, c. 2, s. 37, Taberî, Târih, c. 2, s. 233, Beyhakî, Delâilü´n-Nübüvve, c. 2, s. 419, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 69, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 155, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 287, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 147, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 160.
[439] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287.
[440] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 67, Taberî, c. 2, s. 233, İbn Esîr, c. 2, s. 94, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147.
[441] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 67-68, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, c. 2, s. 94, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[442] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 68, Yâkubî, c. 2, s. 37, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[443] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Belâzurî, c. 1, s. 238, Taberî, t 2, s. 233, Beyhakî, t 2, s. 419, İbn Esîr, c. 2, s. 94-95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[444] İbn Hazm, Cevâmiu´s-are, s. 69, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 155,
[445] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, c. 2, s. 95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2,5.160.
[446] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn E sır, c. 2, s. 95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[447] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s.68, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[448] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 68, Belâzurî, c. 1, s. 238, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[449] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 68, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238, Taberî, Târih, c. 2, s. 233, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvE, c. 2, s. 419, Zehebî, Târıhu´l-isJâm, s. 287, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 147, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 160.
[450] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 37.
[451] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 68, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 47, Halebî, c.2,s.160.
[452] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 238, Yâkubî, c. 2, s. 37.
[453] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s.68 Belâzurî, c. 1 , s. 238, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[454] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.
[455] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, c.2, s. 95, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1,s.155, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 47, Halebî, c. 2, s. 160
[456] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/192-194.
[457] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 69, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 427, Taberî, Târîh, c. 2, s. 233, Hâkim,
Müstedrek, c. 3, s. 1 81, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 1 86, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 288, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 148, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6. s. 36.
[458] İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 69, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 155, İbn Haldun,Târîh, c. 2, ks, 2, s. 11, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 161.
[459] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 69, Taberî, c. 2, s. 233, Hâkim, c. 3, s. 181 .Beyhakî, c. 2, s. 420, İbn Haim, s. 69, İbn Esîr, c. 1, s. 186, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, c. 1, s. 155, Zehebî, s. 288, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 48, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 11.
[460] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 427, Taberî, c. 2, s. 233, Hâkim, c.3, s. 181, Beyhakî, c. 2, s. 420, İbn Esîr, c. 1, s. 186, Zehebî, s. 288, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 148, Heysemî, c. 6, s. 36, Halebî, c. 2, s. 161.
[461] İbn Hazm, s. 69, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, c.1, s. 155, İbn Haldun, c. 2, ks, 2, s. 11.
[462] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 427, Taberî, c. 2, s. 233, Hâkim, c.3, s. 181, Beyhakî, c. 2, s. 420, İbn Hazm, s. 69, İbn Esîr, c. 1, s. 186, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 288, İbn Seyyid, c. 1, s. 155, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 148, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 11, Halebî, c. 2, s. 1 61.
[463] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/194-195.
[464] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 216, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 306.
[465] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 70, Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 298, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 433, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 148, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76.
[466] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 217, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 299.
[467] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 71 -72, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 219, Taberî, c. 2, s. 234, E bu Nuaym , c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 433, İbnHaim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 69-70, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 217, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 96, İbn Kayyım, Zâdü1 l-mead, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 290, Ebu´l-Fidâ,c.3, s.149, İbn Haldun, c. 2, kş. 2, s. 11. Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[468] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 70-73, Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 298-299,Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 433434, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 290, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 148-149, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 306, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 159.
[469] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 218, Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[470] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 38.
[471] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 299, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 290, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 40.
[472] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 219.
[473] İbn Sa´d, c. 1 , s. 218, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 299, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 40, Kastalâni,Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 306.
[474] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 299, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 40.
[475] İbn Sa´d, c. 1, s. 218-219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Heysemî, c. 6, s. 40, Kastalâni, c. 1 , s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[476] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[477] İbn Sa´d, c. 1, s. 219, Kastalâni, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[478] İbn Sa´d, c. 1, s. 219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40.
[479] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40.
[480] İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 11, Kastalâni, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[481] İbn Sa´d, c. 1 , s. 219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40. Kastalâni, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[482] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40.
[483] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 38.
[484] Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76.
[485] Yâkubî, c. 2, s. 38, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 11.
[486] İbn Sa´d, c. 1 , s. 219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40, Kastalâni, c. 1,s.76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.
[487] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Heysemî, c. 6, s. 40.
[488] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 71 , Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s.434, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 56. E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 149.
[489] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 219, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 38, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 299, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 435, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 217, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 290, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 40.
[490] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 219, Yâkubî, c. 2, s. 38, Taberî, Târih, c. 2, s. 234-235, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Beyhakî, c. 2, s. 435, İbn Hazm , Cevâmiu´s-Sîre, s. 71 , İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 12.
[491] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 299, İbn Hazm, s. 71, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56.
[492] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 21 9, Yâkubî, c. 2, s. 38, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 299, Beyhakî, c. 2, s. 435, İbn Hazm, s. 71, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 12.
[493] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/195-199.
[494] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 593, Ibn Abdilberr, Istiâb, c. 2, s. 466, Ibn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 169, Zehebî, Siyeru A´lâmi´n-nübelâ.c.1. s. 219-220. İbn Hacer. el-İsâbe. c. 1.S.482
[495] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/199.
|
|
|
| Müşriklerin Ambargosu |
|
Yazar: RasitTunca - 10-22-2018, 02:19 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Müşriklerin Hâşim ve Muttalib Oğullarına İçtimaî ve İktisadî Ambargo Uygulamaları
Hâşim ve Muttalib oğullarının Müslüman olan ve olmayanlarının tümünün Şı´b´da toplandıklarını ve Peygamberimiz (a.s.)ı korumaya azmettiklerini görünce,[1] Kureyş müşrikleriyle Kinane´ler,[2] Mekke´nin yukarı tarafında, kabirler yanındaki[3] "Kinane oğullarının Hayf´ı" diye anılan Muhassab´da[4] toplandılar.[5]
Hâşim oğulları ile Muttalib oğullarına karşı:[6]
1- Öldürmek için[7] Peygamberimiz (a.s.) kendilerine[8] teslim edilinceye kadar, Haşim oğullarından gelecek barış dileği asla kabul edilmemek,
2- Kendilerine acınmamak.[9]
3- Onlara kız vermemek, onlardan kız alınmamak,[10]
4- Onlara birşey satmamak.[11]
5- Onlardan birşey satın almamak.[12]
6- Onlarla oturmamak, görüşmemek,[13] konuşmamak,[14]
7- Onların evlerine girmemek[15] üzere, küfür üzerinde[16] aralarında andlaştılar.[17] Kararlaştırıpüzerinde andlaştıklan bu maddeleri bir sahifeye yazdılar.[18] Sahifenin üzerine üç mühür bastılar.[19]
Verdikleri sözlerinde durmalarını sağlamak için de,[20] onu Kabe´nin içine astılar.[21]
Bu sahifeyi yazan, Mansur b. İkrime idi.[22]
Sahifeyi yazdığı gün,[23] Peygamberimiz (a.s.) dua edince,[24] Mansur´un eli[25] çolak oldu,[26] kurudu.[27]
Bunun üzerine, Kureyş müşrikleri aralarında:
"Hâşim oğullarına zulmettik de,[28] işte bakınız! Mansur b. İkrime musibete uğradı!" demeye başladılar.[29]
Bu zulüm sahifesinin Ebu Cehil´in anası,[30] veya halası Ümmü´l-Cülas´ın[31] ve daha başkalarının yanında bulundurulduğu da rivayet edilir.[32]
Sanıldığına göre; sahifenin şahıslar yanında bulunduruluşu, Kabe´nin içine asılısından önce idi .[33]
Ebu Talib´in Kureyşlileri Uyarışı ve Kendisine Karşı Saygılı ve Merhametli Davranmaya Çağırışı
Kureyş müşriklerinin, Haşim ve Muttalib oğullarına karşı aldıkları acımasız tedbirler üzerine, Ebu Talib, söylediği bir manzumesinde:
Lüeyy oğullarına ve bilhassa onlardan Ka´b oğullarına;
Muhammed ((a.s.))ın, Musa ((a.s.)) gibi bir peygamber olduğunu eski semavî kitablarda yazılı bulduklarını kendilerinin de bildiklerini; Kabe duvarına astıkları yazının, başlarına ancak uğursuzluk ve felaket getireceğini hatırlattı.
Suçsuzlar suçlu durumuna düşmeden ayılmalarını, fesatçılara uyup aradaki akrabalık ve dostluk bağlarını koparmamalarını, sonucu çok acı olabilecek kanlı bir savaşı davet etmemelerini tavsiye etti.
Zağlı kılıçlarla boyunlar ve kollar kesilip başlar uçurulmadan, Muhammed (a.s.)ı kendilerine teslim edebileceğini hiç ummamalarını, babaları Hâşim´in vasiyetini tutan Hâşim oğullarının hiçbir zaman savaşmaktan yılmayacaklarını hatırlattı .[34]
Ebu Talib´in Peygamberimiz (a.s.) İçin Her Gece Koruma Tedbiri Alışı
Ebu Talib; Peygamberimiz (a.s.)a herhangi bir kötülük veya suikastta bulunmak isteyeceklere karşı bir koruma tedbiri olmak üzere, her gece, yatağa yatılacağı zaman, herkesin gözü önünde, Peygamberimiz (a.s.)a yatağına yatmasını söyler; halk uykuya dalınca da, oğullarından veya kardeşlerinden ya da amca oğullarından birisine, Peygamberimiz (a.s.)ın yatağına yatmasını emreder. Peygamberimiz (a.s.)a da onun yatağında uyumasını söylerdi.[35]
Şı´b Sakinlerinin Yokluk ve Açlık Sıkıntısına Düşmeleri
Kureyş müşrikleri; Peygamberimiz (a.s.)ı ve Peygamberimiz (a.s.)ın kabile halkı olan Hâşim oğullarıyla Muttalib oğullarını, Şı´b´cia[36] üç yıl kuşatıp gözaltında tuttular.[37]
Onlara sıkı bir içtimaî ve iktisadî ambargo uyguladılar.
Çarşı ve pazarların, Şı´b sakinlerine giden yollarını kestiler.[38] Şı´b´a yiyecek ve katık gitmesini önlediler.[39]
Kureyş müşrikleri; Mekke´den gelen yiyecekleri veya satılan herhangi bir şeyi Şı´b´a bırakmamakta, hemen varıp onları kendileri satın almakta,[40] Şı´b sakinlerini açlıktan öldürüp,[41] böylece Peygamberimiz (a.s.)ın kanını dökmeye muvaffak olabileceklerini um m aktaydılar.[42]
Şı´b sakinlerinin hac mevsimlerinde-dinî geleneğe uyarak-Şı´b´dan çıkıp alışverişte bulunmalarına her ne kadar engel olmamakta iseler de,[43] Mekke çarşısına bir deve yükü yiyecek geldiği ve Şı´b sakinlerinden birisi çoluk çocuğu için biraz yiyecek almak üzere oraya vardığı zaman, Ebu Leheb hemen erzak yüklerinin başına dikilir:
"Ey tüccar topluluğu! Muhammed´in ashabına fiyatları öyle yükseltiniz ki, onlar yanınızdaki şeylerden birşey alamasınlar!
Siz benim zengin ve verdiği sözü yerine getirir bir kimse olduğumu bilirsiniz.[44] Böyle yapmanızdan size bir zarar gelmeyeceğine ben kefilim!" der;[45]
Tüccarlar da meta´larının fiyatını öyle kat kat arttırırlardı ki, Müslümanlar açlıktan ağlaşan çocuklarının yanına, ellerinde onlara yedirecek birşey bulunmaksızın dönmek zorunda kalırlardı.
Ertesi günü, sabahleyin, tüccarlar Ebu Leheb´in yanına varırlar; o da kalan yiyecek ve giyecekleri onlardan yüksek fiyatla satın alıp,[46] mü´minleri ve yanındakileri aç ve çıplak bırakırdı .[47]
Şı´b sakinlerini geçindirmek için Peygamberimiz (a.s.) bütün malını harcadı.
Hz. Hatice de, Ebu Talib de, bu yolda bütün mallarını harcadılar.[48]
Yiyecek birşey bulunup satın alınmadığı için, açlıktan ölenler,[49]
Ağaç yapraklarını yiyenler,[50]
Buldukları kuru deri parçalarını su içinde yumuşatıp ateşe tuttuktan sonra, onunla üç gün idare edenler oldu![51]
Açlıktan ağlaşan çocukların feryatları, Şı´b´ın arkasından duyulmaya başladı.[52]
Müşriklerden kimisi bundan sevinç, kimisi de üzüntü duymakta; üzüntü duyanları, "Bakınız! Sahifeyi yazan Mansur b. İkrime nasıl felakete uğradı!" demekte idi.[53]
Kureyş müşrikleri Şı´b sakinlerine birşey göndermemekte, akrabalarına birşey göndermek isteyenler de, onu ancak gizlice salabilmekte idiler.[54]
Ebu Cehil Şı´b´ı sık sık gözetler dururdu.
Hz. Abbas, bir gün, yiyecek satın almak için Şı´b´dan çıkmıştı.
Ebu Cehil ona çatmak istedi. Fakat, Allah onu Ebu Cehil´in şerrinden korudu.
Hz. Hatice, Zem´a b. Esved´e:
"Ebu Cehil´e bir söz dinlet" diye bir haber saldı.
O da söz dinletti, Ebu Cehil geri durdu.[55]
Hakîm b. Hizam; bir ticaret kafilesiyle, Şam´dan buğday yükleyip getirmişti.
Üzerine, buğday yüklediği bir deveyi, gizlice, Şı´b yoluna yöneltti, arkasına vurup Şı´b sakinlerinin yanına soktu. Onlarda, devenin üzerindeki buğdayı aldılar.[56]
Yine Hakîm b. Hizam; başka bir gece, devenin üzerine un yükleyip Şı´b´ın içine saldı .[57]
Hişam b. Amr da; bir gece, deveye yiyecek yükleyip Şı´b´ın ağzına kadar götürdü. Devenin başından yularını çözdü. İki böğrüne vurup onu Şı´b´a soktu.[58]
Hişam b. Amr Şı´b sakinlerine böyle yardım etmekte devam etti.[59]
Başka bir gecede üç yük yiyecek gönderdi.
Kureyş müşrikleri bunu öğrenince, sabahleyin ona bu hususta ihtarda bulundular. Hişam da:
"Ben artık böyle birşeyi tekrarlar ve size aykırı davranır değilim!" dedi.
Bunun üzerine, müşrikler onun yanından ayrıldılar.
Fakat, Hişam; bundan sonra, tekrar Şı´b sakinlerine geceleyin bir veya iki deve yükü daha yiyecek salınca, müşrikler ona ağır sözler söylediler.[60] Hatta, onu öldürmeye kalktılar![61]
Ebu Süfyan b. Harb:
"Bırakınız adamı! Şı´b´daki akrabalarına iyilik etmiş!
Vallahi, keşke biz de onun yaptığı gibi yapaydık! Ne güzel olurdu!" diyerek, onu kayırdı.[62]
Hakîm b. Hizam; bir gün, kölesinin sırtına biraz buğday yükleyip Peygamberimiz (a.s.)ın zevcesi Hz. Hatice´ye götürmek üzere Şı´b´a giderken, yolda Ebu Cehil´e rastladı.
Ebu Cehil hemen Hakîm´in yakasına yapıştı.
"Demek sen Haşim oğullarına yiyecek götürüyorsun ha !
Vallahi, ben seni Mekke´de rezil etmedikçe, buradan ne sen ileri geçebilirsin, ne de yiyecek geçebilir!" dedi.
O sırada, Ebu´l-Bahterî b. Hişam, yanlarına geldi. Ebu Cehil:
"O," dedi, "Hâşim oğullarına yiyecek taşıyor! "
Ebu´l-Bahterî:
"Halasına ait olup yanında bulunan bir yiyeceği ona götürmesine sen nasıl engel olursun !
Çekil adamın yolundan, gideceği yere gitsin!" dedi.
Ebu Cehil kabul etmedi ve hatta Hakîm´in veya kölesinin yakasına yapışınca, Ebu´l-Bahterî kızdı. Eline geçirdiği bir deve çenesi kemiği ile vurup Ebu Cehil´in başını yardı, kendisini yere yıktı, tepeledi, tekmeledi durdu.[63]
Hz. Hamza oraya yakın bir yerde bulunuyor ve onları seyrediyordu.
Müşrikler ise, aralarında geçen bu gibi hadiseleri Peygamberimiz (a.s.)la ashabının görüp veya işitip kendilerine gülmelerini hiç istemezlerdi.[64]
Müşriklerin Kuraklık ve Kıtlık Azabına Uğramaları
Peygamberimiz (a.s.); Kureyş müşriklerinin kendisini dinlemediklerini,[65] yalanlayıp durduklarını ,[66] İslâmiyete karşı çok yavaş ve isteksiz davrandıklarını[67] ve sırt çevirdiklerini[68] görünce:
"Ey Allah! Şunlara da, Yusuf (a.s.)ın zamanındaki yedi (kıtlık) yılı gibi, yedi (kıtlık azabı) verip[69] bana yardım et!" diyerek.[70] Kureyş müşrikleri aleyhinde dua etti.[71]
Bunun üzerine, yağmurlar kesildi. Yer kupkuru oldu, kurudu![72]
Kureyş müşriklerini öyle bir kuraklık ve kıtlık yakaladı ki,[73] herşeyi kökten kazıdı, silip süpürdü![74]
Birçokları açlıktan öldüler![75]
Yiyecek birşey bulamayınca,[76] açlıktan dolayı, ölü hayvanların etlerini,[77] kokmuş leşleri,[78] derileri,[79] kemikleri,[80] köpekleri,[81] kanla deve yününden yapılan "ılhız" denilen şeyi., yediler.[82]
Onlardan herhangi biri, gökyüzüne baksa, açlıktan dolayı, ortalığı duman kaplamış gibi görürdü![83]
Mekke´de kuraklık ve kıtlık son dereceyi bulunca,[84] Ebu Süfyan Sahr b. Harb, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi:[85]
"Ey Muhammed![86] Sen kendinin rahmet olmak üzere gönderildiğini söylüyor,[87] Allah´a itaati,[88] akrabayı görüp gözetmeyi bize emredip duruyorsun![89]
Kavmin ise, kuraklık ve kıtlıktan ölüp gitmektedirler![90]
Onlardan bu felâketin kaldırılması için.[91] Allah´a bir dua ediver![92]
Eğer sen dua edersen, Allah da şu belayı üzerimizden kaldıracak olursa, Allah´a iman edeceğiz!" diye and içerek söz verdi.[93]
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) Allah´a dua etti.
Yağmur sularıyla sulandılar.[94]
Yüce Allah onların üzerinden kuraklık ve kıtlık azabını kaldırınca, onlar eski şirklerine döndüler.[95]
Yüce Allah, bu hususta indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:
"Hayır! Onlar (öldükten sonra dirilmekten) şüphe içindedirler. (Bununla) eğlenirler.
O halde, semanın apaşikâr bir duman getireceği günü gözle!
(Öyle bir duman ki) insanları, saracaktır o!
(´Bu,´ diyecekler) ´pek yaman bir azab!
Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı açıp kaldır!
Çünkü, biz artık iman edeceğiz!´ diyecekler.
Onlara, düşünmek, ibret almak nerede
Kendilerine gerçekleri apaçık anlatan bir Resûl geldi de, ondan yüz çevirdiler.
Ona: ´Bir öğretilmiştir!, ´Bir mecnundur!´ dediler.
Biz o azabı biraz açacak, kaldıracağız!
Fakat, siz yine küfre döneceksiniz!
Amma, o büyük satvetle sıkıvereceğimiz gün, her halde, Biz onlardan intikam alacağız!"[96]
Acem-Rum Savaşı Hakkında Müşriklerle Bahse Girişilmesi
Nübüvvetin sekizinci yılında icii[97] ki, İran ordusu ile Rum ordusu,[98] Şam toprağı ile İran toprağı arasında,[99] Ezriat´ta[100] Busra´da[101] karşılaşarak çarpışmışlar; İranlılar Rumları ağır bir yenilgiye uğratmışlardı.[102]
Rumların şehirlerini yakıp yıkmışlar,[103] ağaçları kesmişler,[104] hatta İstanbul´a kadar ilerlemişler.[105] Halic´in üzerine konmuşlardı.[106] İstanbul´u uzun müddet kuşattıkları halde, yarısı denizde, yansı karada olduğu için, ele geçirememişlerdi.
İran Şahı, Kayserden tazminat olarak, dünya hükümdarlarından hiçbirinin sağlamaya güç yetinemeyeceği kadar çok altın, mücevherat, kumaşlar, hizmetçi kadınlar, uşaklar ve daha pek çok türlü mallar da istemiş; o da, muvafakat etmişti .[107]
Kureyş müşrikleri, Farslıların (İranlıların) Rumları yenmelerini isterlerdi.
Çünkü, onlar putperest idiler.
Müslümanlar ise, Rumların Farslılan yenmelerini isterlerdi.
Çünkü, onlar Kitab ehli idiler.[108]
Rumların mağlubiyet haberi Peygamberimiz (a.s.)la ashabına çok ağır geldi.
Peygamberimiz (a.s.); Kitabsız Mecusilerin Kitab ehli olan Rumlara galip gelmelerini istemezdi.
Kureyş müşrikleri, Müslümanlara:
"Siz ehl-i Kitabsınız, Hıristiyanlar da Kitab ehlidirler.
Biz Kitabsız ümmîleriz.
Farslı kardeşlerimiz sizin Kitab ehli olan kardeşlerinize galip gelmişlerdir.
Siz de bizimle çarpışacak olursanız, muhakkak, biz size galip geliriz!" dediler.[109]
Hz. Ebu Bekir müşriklerin bu sözlerini Peygamberimiz (a.s.)a anınca, Peygamberimiz (a.s.):
"Şu muhakkak ki, onlar (Farslılar, er geç) mağlup olacaklardır!" buyurdu.[110]
Yüce Allah da, bu hususta indirdiği âyetlerde şöyle buyurmuştur:
"Elif Lâm Mîm!
Rum(lar) mağlup oldu yakın bir yerde.
Halbuki, onlar, bu yenilmelerinin ardından, galip olacaklar. Bid´-i sinînde (üçten dokuza kadar olan yıllar içinde)[111]
Önünde de, sonunda da, emr Allah´ındır.
O gün, mü´minler de Allah´ın yardımıyla ferahlanacak.
O (Allah), kime dilerse yardım eder.
O (Allah) kudretiyle herşeye üstün gelen Azîz, rahmetiyle mü´minleri esirgeyen Rahîm´dir.
Bu, Allah´ın va´didir.
Allah va´dinden caymaz.
Fakat, insanların çoğu (bunu) bilmezler."[112]
Bunun üzerine, Hz. Ebu Bekir Kureyş müşriklerinin yanına varıp:
"Sizler (putperest) kardeşleriniz (Farslılar)ın, bizim (Kitab ehli) kardeşlerimiz (Rumlar)a galip gelmesine seviniyor musunuz Hiç de sevinmeyin!
Allah sizin gözlerinizi aydın etmeyecektir!
Vallahi, Rumlar muhakkak Farslılara galip geleceklerdir!
Bunu bize Peygamberimiz (a.s.) haber verdi!" deyince, Übeyy b. Halef kalkıp Hz. Ebu Bekir´e doğru vardı ve:
"Sen yalan söyledin!" dedi.
Hz. Ebu Bekir:
"Ey Allah düşmanı! Sensin yalancı olan!
Eğer üç yıla kadar, Rumlar Farslılara galip gelirse, bana on deve vermeyi borçlan!
Fakat, Farslılar Rumlara galip gelirse, ben sana on deve vermeyi borçlanayım!" diyerek bahse giriştiler.
Bundan sonra, Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip, Übeyy b. Halef ile aralarında geçeni haber verince, Peygamberimiz (a.s.):
"Ben, böyle mi andım !
Âyetteki ´bid´i´ sözü ancak üç ile dokuz arasındaki müddeti ifade eder.
Sen hemen gidip devenin sayısını da, müddeti de (ona göre) uzat!" buyurdu.
Hz. Ebu Bekir gitti. Übeyy b. Halefle karşılaştı.
Übeyy b. Halef:
"Sen galiba (bahse giriştiğine) pişman oldun !" dedi.
Hz. Ebu Bekir:
"Hayır! Pişman olmadım!
İstersen, aramızdaki bahiste alınacak, verilecek develerin sayısını arttı rai im, müddeti de uzatalım:
Bahiste kazanacak olan, yüz deve alsın! Kaybeden de yüz deve versin!
Müddet de dokuz yıla kadar uzatılsın!" dedi.
Übeyy b. Halef:
"Öyle yaptım!" dedi.[113]
Hz. Ebu Bekir´in Peygamberimiz (a.s.)la gizlice Mekke´den ayrılıp Medine´ye hicret edeceği sıralarda idi ki, Übeyy b. Halef Hz. Ebu Bekir´e:
"Bahiste yenilecek olursan bana ödeyeceğin develer hakkında bir kefil ver" dedi.
Hz. Ebu Bekir de, oğlu Abdurrahman´ı kefil verdi.
Übeyy b. Halef de Uhud savaşına gitmek istediği zaman, Abdurrahman ondan bir kefil istedi, o da verdi.[114]
Übeyy b. Halef Uhud´da Peygamberimiz (a.s.)ı öldürmek isterken, Peygamberimiz (a.s.)ın mızrağından aldığı yaradan kurtulamayarak, Mekke yakınındaki Şerifte öldü.[115]
Rumlar belirlenen müddet içinde[116] birdenbire kalkınarak İranlıları ağır bir hezimete uğrattığı zaman;[117] Hz. Ebu Bekir Übeyy b. Halefin veresesinden yüz deveyi alıp.[118] Peygamberimiz (a.s.)a getirdi.[119]
Peygamberimiz (a.s.) da Hz. Ebu Bekir´e:
"Bunları fakirlere dağıt!" buyurdu.[120]
O da fakirlere dağıttı.[121]
Rumların İranlıları dokuz yıl içinde mağlup edecekleri hakkındaki ihbar-ı Kufâniyenin böylece gerçekleşmesi üzerine, Mekkeli müşriklerden birçok kimseler Müslüman oldular.[122]
Dımâdu´l-Ezdî´nin Peygamberimiz (a.s.)ı Tedaviye Kalkışı ve Müslüman Oluşu
Ezd-i Şenûe kabilesinden[123] Dımâd b. Sa´lebe, umre yapmak üzere[124] Mekke´ye gelmişti.[125]
Kendisi, Cahiliye devrinde, Peygamberimiz (a.s.)ın tanışı, dostu idi. Doktorluğa özenir,[126] delilere okur,[127] ilim elde etmeye çalışırdı.[128]
Dımâd, Mekke´ye gelince, Ebu Cehil, Utbe b. Rebia ve Ümeyye b. Halefin bulunduğu bir mecliste oturdu.
Ebu Cehil:
"Şu adam bizim topluluğumuzu dağıttı. Akıllarımızı akılsızlık, ölüp gitmiş baba ve atalarımızı dalâlete düşmüş saydı. İlahlarımıza dil uzattı" dedi.
Ümeyye b. Halef de:
"O, hiç şüphesiz, deli bir adamdır!" dedi.[129]
Dımâd, müşriklerin "Muhammed delidir!" dediklerini işitince,[130] kendi kendine: [131]
"Ben gidip[132] şu zâtı bir görseydim,[133] tedavi etseydim,[134] belki Allah ona benim ellerimle şifa verirdi"[135] diyerek, müşriklerin meclislerinden kalktı.
O gün, Peygamberimiz (a.s.)ı aradı, bulamadı.
Ertesi gün, tekrar aramaya çıktı.[136] Buldu[137] ve:
"Yâ Muhammed! Ben deliliği tedavi ederim.[138] İstersen seni de tedavi edeyim.[139] Belki Allah sana fayda verir![140]
Ben delilere okurum. Belki Allah benim elimle senin deliliğine de şifa verir!
Okumamı istersen, gel, sana da okuyayım.[141]
Sen, üzerindekini, gözünde büyütme!
Ben sendekinden daha ağırını tedavi etmişimdir, kurtulmuştur!
Ben senin hakkında;
Kavminin akıllarını akılsızlık saymak,
Toplululuklarını dağıtmak,
Onlardan ölüp gitmiş olanların dalâlet içinde bulunduklarını ileri sürmek,
İlahlarını ayıplamak... gibi birtakım kötü huylardan söz ettiklerini işittim.
Bunu, kendisinde delilik bulunan adamdan başkası yapmaz!" dedi.[142]
Peygamberimiz (a.s.), Dımâd´a şöyle mukabele buyurdu:
"Hamd Allah´a mahsustur.
Biz O´na hamdeder; yardımı,[143] yarlıganmayı da[144] O´ndan dileriz.[145]
Nefislerimizin şerlerinden de Allah´a sığınırız.[146]
Allah´ın doğru yola eriştirdiğini saptıracak yoktur!
Saptırdığını da doğru yola eriştirecek yoktur!
Şüphesiz bilir ve bildiririm ki: Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!
O, birdir, tektir!
O´nun eşi, ortağı yoktur!
Yine, şüphesiz bilir ve bildiririm ki: Muhammed, O´nun kulu ve resûlüdür!"[147]
Peygamberimiz (a.s.)ın söyledikleri, Dımâd´ın çok hoşuna gitti: [148]
"Ben, hiçbir zaman, bundan daha güzel bir kelam dinlememişimdir![149]
Sen şu sözlerini bana tekrarı asana " dedi.
Peygamberimiz (a.s.) tekrarladı.[150]
Dımâd onu Peygamberimiz (a.s.)a iki kere daha tekrarlattı .[151]
"Vallahi,[152] ben kâhinlerin sözlerini de, sihirbazların sözlerini de, şairlerin sözlerini de dinlemişimdir. Fakat, senin şu sözlerin gibi hiçbir söz işitmemişimdir. Bunlar, denizin dibine kadar varıp dayanmıştır!" dedi. "Sen nelere davet ediyorsun " diye sordu.[153]
Peygamberimiz (a.s.):
"Seni boynundan putları atıp, eşi, ortağı olmayan, bir ve tek olan Allah´a iman etmeye ve benim de Allah´ın resûlü olduğuma şehadet getirmeye davet ediyorum" buyurdu.
Dımâd:
"Ben bunu yaparsam, bana ne var " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Sana Cennet var!" buyurdu,
Dımâd:
"Ben, boynumdan putları atıp onlardan uzaklaşarak[154] şehadet ederim ki: Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!
O, birdir; O´nun eşi, ortağı yoktur!
Yine şehadet ederim ki: Sen de, Allah´ın kulu ve resûlüsün!
Getir, ver elini, sana İslâmiyet üzerine bey´at edeyim!" dedi.[155]
Peygamberimiz (a.s.) elini uzattı. Dımâd bey´at etti.[156]
Peygamberimiz (a.s.):
"Bu bey´at kavmin adına da mı " diye sordu.
Dımâd:
"Kavmim adına da!" dedi.[157]
Peygamberimiz (a.s.):
"Kendin adına da, kavmin adına da mı " diye sordu.
Dımâd:
"Hem kendi adıma, hem kavmim adına!" dedi.[158]
Dımâd, böylece, hem kendi adına, hem kavmi adına bey´at edip Müslüman oldu.[159]
Yüce Allah ondan razı olsun![160]
Peygamberimiz (a.s.)ın Halkı İslamiyete Davetten Geri Durmaması ve İman Ettirmek İçin
Kureyş Pehlivanı Rükâne ile Güreşmesi
Kureyş müşriklerinin İslâmiyeti önlemek için her tedbire başvurmalarına bakmayarak, Peygamberimiz (a.s.), Yüce Allah´ın emriyle, hiç kimseden korkmaksum, gece gündüz, gizli açık, halkı İslâmiyete davet ve teşvik etmekten geri durmamakta idi.[161]
Rükâne b. Abdi Yezid,[162] Kureyşlilerin en güçlü ol anlarından,[163] sırtı yere getirilmeyen pehlivan-larındandı.[164]
Rükâne, bir gün, Mekke vadilerinden[165] veya dağlarından birisinde,[166] Peygamberimiz (a.s.)a rastlamıştı.[167]
Peygamberimiz (a.s.) ona:
"Ey Rükâne! Sen hâlâ Allah´tan, korkmamakta ve seni davet ettiğim şeyi kabul etmemekte direnip duracak mısın [168] Müslüman ol!" diyerek,[169] kendisini İslâmiyete davet etti.[170]
Rükâne:
"Eğer söylediklerinin hak ve gerçek olduğunu bilseydim, sana tâbi olurdum.[171]
Yâ Muhammedi Sen beni yıkarsan, sana iman ederim!" dedi.[172]
Peygamberimiz (a.s.):
"Ben seni yıkarsam, ne dersin Söylediklerimin hak ve gerçek olduğunu bilir ve kabul eder misin " diye sordu. Rükâne:
"Evet.[173] Sen beni yıkacak olursan, ben ya Müslüman olurum, ya da şu koyunlarım senin olur! Ben seni yıkacak olursam, sen şu peygamberlik işinden vazgeç!" dedi.[174]
Peygamberimiz (a.s.):
"Kalk haydi! Seninle güreşelim!" buyurdu.
Rükâne, Peygamberimiz (a.s.)la güreşmeye kalktı.
Peygamberimiz (a.s.), onu tutar tutmaz yere yıkıverdi!
Rükâne kendisini korumaya, savunmaya kadir olamadı.[175]
"Yâ Muhammedi Bir daha güreşelim!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) tekrar güreşti ve onu yine yıkıverdi.[176] Rükâne:
"Ey amcamın oğlu! Haydi bir kez daha güreşelim " dedi.
Peygamberimiz (a.s.) onu üçüncü güreşte de yi ki verdi.[177]
Rükâne:
"Vallahi, yâ Muhammedi Bu çok şaşılacak bir iş! Sen beni nasıl yıkabiliyorsun, anlayamadı m.[178]
Şehadet ederim ki, sen muhakkak bir sihirbazsın!" dedi.[179]
Peygamberimiz (a.s.):
"Bundan daha çok şaşılacak olanı davar. İstersen, sana onu da göstereyim-Allahtan korkar ve davetime uyarsan!" buyurdu.
Rükâne:
"Ne imiş o daha acaib olan şey " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Şu gördüğün ağacı senin için çağıracağım. O da bana gelecektir!" buyurdu.
Rükâne:
"Haydi çağır, gelsin bakayım !" dedi.[180]
Peygamberimiz (a.s.), kendilerine yakın bir yerdeki, dallı budaklı[181] semüre[182] veyatalha ağacını "Allah´ın izniyle, gel benim yanıma!" diyerek çağırınca,[183] ağaç yeri yi ita yi ita gelip,[184] Peygamberimiz (a.s.)ın önünde durdu![185]
Rükâne:
"Doğrusu, ben şimdiye kadar bugünkü gibi büyük bir sihir görmedim![186] Ona emret de, yerine dönsün!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.) ağaca:
"Allah´ın izniyle,[187] dön yerine!" buyurdu.
Ağaç eski yerine döndü.[188]
Peygamberimiz (a.s.), Rükâne´ye:
"Yazıklar olsun sana! Müslüman olsana!" buyurdu.
Rükâne:
"Hayır! Müslüman olmam" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Öyle ise, ben de senin davarlarını alırım!" buyurdu.
Rükâne:
"Kureyşlilere bu hususta ne söyleyeceksin " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"´Onunla güreştim. Kendisini yıkıp, davarlarını aldım´ diyeceğim" buyurdu.
Rükâne:
"Böyle söylersen, beni rezil rüsvay etmiş olursun!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Öyle ise, onlara ne söylemeliyim " diye sordu.
Rükâne:
"Onlara ´Rükâne ile bahse girişip, bahsi, kumarı kazandım1 dersin" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"O zaman ben yalan söylemiş olurum" buyurdu.
Rükâne:
"Sabahtan akşama kadar hep yalan içinde bulunuyor, yalan söyleyip duruyor değil misin " deyince, Peygamberimiz (a.s.) Rükâne´nin bu çirkin sözlerinden çok müteessir oldu ve ona:
"Al git davarını!" buyurdu.
Bunun üzerine, Rükâne:
"Sen, vallahi, benden daha hayırlı ve daha şereflisin!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Böyle olmaya, elbette, ben senden daha layı ki m!" buyurdu.[189]
Rükâne, kavminin yanına gidip:
"Ey Abdi Menaf oğulları! Sahibinizin sayesinde, bütün yeryüzü halkıyla sihir yarışması yapın! Vallahi, ben şimdiye kadar ondan daha üstün sihirbaz görmedim!" dedi. Sonra da, onlara, Peygamberimiz (a.s.)ın yaptığını gördüğü şeyleri haber verdi.[190]
Rükâne Mekke´nin fethinde Müslüman olmuş, Medine´ye de giderek, orada yerleşmiştir.[191]
Allah ondan razı olsun![192]
Ayın İkiye Ayrılması Mucizesi
İnşıkak-ı Kamer (Ayın ikiye ayrılması) mucizesinin Medine´ye hicretten beş yıl önce,[193] nübüvvetin dokuzuncu yılında,[194] Kureyş müşriklerinin istekleri üzerine-Yüce Allah´ın izniyle-Peygamberimiz (a.s.) tarafından gösterildiği:
Enes b. Malik.[195]
Hz. Ali,
Huzeyfe b. Yeman.[196]
Abdullah b. Mes´ud,[197]
Abdullah b.Abbas.[198]
Abdullah b. Ömer.[199]
Abdullah b. Amr b.Âs.[200]
Cübeyr b. Mut´im196 ve daha başka sahabiler tarafından bildirilmiştir.[201]
Abdullah b. Mes´ud der ki:
"Resûlullah (a.s.)ın zamanında, Ay iki parçaya ayrılınca, Resûlullah (a.s.):
´Şahit olunuz!´ buyurdu."[202]
"Bir kere, biz, Resûlullah (a.s.)la birlikte Mina´da bulunuyorduk.
Ay iki parçaya ayrıldı!
Ayın bir parçası dağın gerisinde, bir parçası da berisinde oldu!
Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.), bize:
´Şahit olunuz!´ buyurdu."[203]
"Resûlullah (a.s.)ın zamanında, Ay iki parçaya ayrıldı da, parçanın birisini dağ örttü[204] diğer parça dağın üzerinde oldu!
Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.):
´Ey Allah! Şahit ol!´ dedi."[205]
Cübeyr b. Mut´im de:
"Resûlullah (a.s.)ın zamanında, Ay, şu dağın üzerinde olmak üzere iki parçaya ayrıldı!" demiştir.[206]
Abdullah b. Mes´ud ile Enes b. Malik´in diğer rivayetlerinde de:
"Ay iki parçaya ayrıldığı zaman, dağın, Hira dağının, Ayın iki parçası arasında göründüğü" açıklan-mıştir.[207]
Hadisenin ayrıntılarına gelince:
Kureyş müşriklerinden,
1- Velid b. Mugîre,
2- Ebu Cehil Amr b. Hişam,
3- Âs b. Vâil,
4- Âs b. Hişam,
5- Esved b. Abdi Yağus,
6- Esved b. Muttalib,
7- Zem´a b. Esved,
8- Nadr b. Haris; ve daha başkaları ,[208] Peygamberimiz (a.s.)a:
"Eğersen gerçekten peygambersen, bize Kameri (Ayı), yansı Ebu Kubeys dağı,yarısı daKuaykıan dağı üzerinde görülmek üzere ikiye ayır!" dediler.
Peygamberimiz (a.s.):
"Eğer bunu yaparsam iman eder misiniz " diye sordu.
Müşrikler:
"Evet! İman ederiz" dediler.
Ayın bedir, yani dolunay olduğu, iyice göründüğü gece, Peygamberimiz (a.s.), müşriklerin istedikleri şeyi kendisine vermesini, Yüce Allahtan diledi.[209]
Cebrail (a.s.) inip:
"Yâ Muhammedi Mekkelilere:
´Bu gece mucizeyi seyredin; yararlanabilmeniz!´ de" dedi.
Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)ın söylediğini, onlara haber verdi. Müşrikler Ayın ondördüncü gecesinde, Ayın ikiye ayrıldığını gördüler![210]
Yüce Allah Ayın yansını Ebu Kubeys dağı, yarısını da Kuaykıan dağı arasında doğdurunca, Peygamberimiz (a.s.):
"Ey Ebu Seleme b. Abdulesed! Erkam b. Ebi´l-Erkam! Şahit olunuz!" diyerek Müslümanlara;[211]
"Ey filan! Ey filan! Şahit olunuz!" diye de, müşriklere seslendi.[212]
Fakat müşrikler "Bu, Ebu Kebşe´nin oğlunun bir sihridir!"[213]
"Ebu Kebşe´nin oğlu sizi sihirledi!"[214]
"Muhammed bizi sihiriedi!" dediler.[215]
Bazısı da:
"Muhammed bizi sihiriediyse,[216] bütün insanları da sihirlemez ya!" dedi .[217]
"O ayı sihiriedi, nihayet Ay yanldı!" dediler.[218]
Kimisi de:
"Muhammed Ayı sihiriedi ise, sihrini bütün yeryüzünü sihiriemeye de yetiştiremez ya!"[219]
Başka beldeler halkından, yanınıza gelecek olanlara, sorun bakalım: Bunu onlar da görmüşler mi "[220]
"Siz gelecek olan yolcularınızı da gözleyin![221] Onlara da sorun bakalım ![222]
Eğer onlar sizin gördüğünüz şeyin tıpkısını gördüklerini size haber verirlerse,[223] gördüğünüz doğru demektir.[224]
Şayet sizin gördüğünüz gibi birşey görmem işlerse, o sizi bir sihirle sihirlem iştir!" dediler.[225]
Ebu Cehil de:
"Bu bir sihirdir! Çevre ülkeler halkına adam salın! Bakalım, onlar da Ayı böyle yarılmış görmüşler mi Yoksa görmemişler mi " dedi.[226]
Sordular.[227]
Hertaraftan[228] gelenler:[229]
"Evet![230] Onu biz de öyle gördük![231] Ayı ikiye yanlmış gördük!" dediler.[232] Ayın ikiye ayrılmış olduğunu haber verdiler,[233] doğrul adı lar.[234]
Her taraftan gelenlerden, Ayın ikiye ayrıldığını görüp de haber vermeyen bir kimse kalmadı .[235]
Fakat müşrikler iman etmekten, Müslüman olmaktan yüz çevirip:
"Bu, müstemir (olagelen) bir sihirdir!" dediler.[236]
Yüce Allah, Kamer sûresinde bu mucizeye şöyle temas buyurur
"Saat yaklaştı.
Ay (ikiye) yarıldı (ayrıldı).
Onlar (ne zaman) bir âyet, bir mucize görseler, yüz çevirirler ve:
´Müstemir (olagelen) bir sihir!´ derler.
(Ayın ikiye ayrılması mucizesini görünce de) hevalarına uydular:
´Yalan!´ dediler (Peygamberi yalanladılar).
Oysa ki, her iş bir gayeye bağlıdır.
Andolsun ki; onlara (kendilerini küfür ve inattan) vazgeç irecek öyle önemli haberler gelmiştir ki, her biri, gayesine ermiş bir hikmet ve ibrettir.
Fakat, onları tehdit eden bütün o hadiseler kendilerine fayda vermiyor!
O halde, sen de onlardan yüz çevir!
O Çağırıcının benzeri görülmedik korkunç şeye (Kıyamete) çağıracağı gün, onlar gözleri zelil ve hakîr (korkudan, dehşetten donmuş) olarak dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkacak, o Çağırıcıya doğru koşacaklar. Kâfir olanlar
´Bu,´ diyecekler, ´pek çetin bir gün!´"[237]
Müşriklerin Kâbe´ye Astığı Anlaşma Sahifesinin Güve Tarafından Yenilişi
Haşim ve Muttalib oğulları Şı´b´da üç yıl kuşatılmış bir halde kaldıktan sonra,[238] Kabe´nin içinde asılı sahifeye, Yüce Allah ağaç kurdunu (güvesini) musallat etti.
Güve; sahifede, Allah´ın ismi anılan[239] "Bismik´allahümme=5enin isminle başlarım ey Allah" cümlesi dışında,[240] zulüm ve cevr ifade eden herşeyi yedi, bırakmadı.[241]
Bunu Yüce Allah Peygamberimiz (a.s.)a vahiyle bildirdi .[242]
Peygamberimiz (a.s.) da, Ebu Talib´e:
"Ey amca! Benim Rabbim olan Allah, Kureyşlilerin sahifesine ağaç kurdunu (güvesini) musallat etti. Allah´ın isminden başka, onda tesbit edilen,zulüm, akraba ile ilgi kesme, bühtan., gibi şeylerden hiçbirini bırakmadı, yok etti!" buyurdu.
Ebu Talib:
"Bunu sana Rabbin mi haber verdi " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Rabbim haber verdi" buyurdu.[243]
Ebu Talib:
"Ey kardeşimin oğlu! Bana haber verdiğin şey gerçek midir " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Evet! Vallahi gerçektir!" buyurdu.[244]
Ebu Talib:
"Vallahi, bizim yanımıza da,[245] senin yanına da, (bunu haber verecek) hiç kimse girmemiştir![246] Bunu sana kim haber verdi " diye tekrar sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
"Rabbim haber verdi. Doğrudur bu ey amca!" buyurdu.
Ebu Talib:
"Ben şehadet ederim ki; sen ancak doğru söylersin!" dedi.[247]
Ebu Talib bu haberi kardeşlerine anlattı. Kardeşleri:
"Senin bu husustaki kanaatin nedir " diye sordular.
Ebu Talib:
"Vallahi, o bana hiçbir zaman yalan söylememiştir!" dedi.
Ebu Talib´e:
"Sen bu hususta ne yapmamızı uygun görürsün " diye sordular.
Ebu Talib:
"Elbiselerden, bulabildiğiniz en güzelini giymenizi, sonra da Kureyşlilerin yani arına kadar varmanızı, onlara bu sahifenin haberini -kendilerine haber erişmeden önce- anmanızı uygun görüyorum!" dedi.
Hep birlikte gittiler, Mescid-i Haram´a girdiler, Hicr´e kadar vardılar. O sırada, Kureyşlilerin emir ve nehiy sahipleri olan yaşlıları orada oturuyorlardı.[248] Onlar Ebu Talib ile yanındakileri görünce, çektiklerine dayanamayarak Peygamberimiz (a.s.)ı kendilerine teslim etmek üzere gelmek zorunda kaldıklarını sandılar.[249] Ebu Talib´le yanındakileri, hemen meclislerine aldılar.
"Ne söyleyecekler " diye, onlara bakmaya başladılar.
Ebu Talib:
"Biz, sizce bilinen, kabul edeceğiniz bir iş için gelmiş bulunuyoruz" dedi. Müşrikler:
"Hoşgeldiniz, safa geldiniz!" dediler.[250] Ebu Talib:
"Ey Kureyş cemaatı![251] Hiçbir zaman yalan söylememiş olan[252] kardeşimin oğlu bana haber verdi[253] ki; sizin yazmış olduğunuz sahifenize, Allah ağaç kurdunu (güvesini) musallat kılmış; o, onun içindeki cevr, zulüm ve akrabalarla ilişiği kesme., gibi herşeye dokunmuş, onda sadece Allah´ın ismi anılan sözler kalmıştır![254] Haydi,[255] aleyhimizde yazdığınız[256] sahifenizi getiriniz![257] Eğer kardeşimin oğlu doğru söylemiş ise,[258] sahife onun dediği gibi çıkarsa,[259] vallahi biz en sonuncumuz ölmedikçe onu size teslim etmeyiz![260] Artık siz de kötü görüşünüzden,[261] bizimle ilginizi kesmek-ten[262] vazgeçin![263] Eğer dediği doğru çıkmazsa, kardeşimin oğlunu size teslim ederim[264] Siz de onu ister öldürürsünüz, isterseniz sağ bırakırsınız!" dedi.[265]
Müşrikler:
"Kabul ettik![266] Sen bize insaflı davrandın!" dediler.[267]
Bu hususta akityaptılar.[268]
Sahifeyi getirmek üzere,[269] acele[270] adam gönderdiler.[271]
Müşrikler bu işin arzularına uygun geleceğini sandılar.[272]
Sahife getirilince, Ebu Talib:
"Okuyunuz onu!" dedi.
Sahife açıldığı zaman,[273] onu Peygamberimiz (a.s.)ın dediği gibi buldular.[274]
Sahifede; Allah´ın isminden başka herşey, güve tarafından yenilmiş, bitiriliri işti ![275]
Kureyş müşriklerinin elleri yanlarına düştü![276]
Ebu Talib, bundan kuvvet ve cesaret alıp bağırarak:[277]
"Her halde, zulmettiğiniz, akraba ile ilişiği kesip kötülük yoluna saptığınız sizce de belli oldu, değil mi !" dedi.[278]
Müşriklerden hiçbiri Ebu Talib´e cevap vermedi.[279]
Ancak:
"Siz bize sadece sihir ve bühtan getirdiniz![280]
Bu, sahibinizden sâdır olan bir sihirden başka birşey değildir!" dediler.[281] Red ve inkâr ettiler.
Peygamberimiz (a.s.)la ashabına yapageldikleri kötülükleri, katlıkları tekrarladılar.[282]
Kureyşlilerin ileri gelenlerinden bazıları ise, Hâşim oğullarına karşı yaptıkları şeylerden dolayı, birbirlerini kınadılar.[283]
Ebu Talib ile ashabı, Kabe örtüsü arasına girerek:
"Ey Allah! Bize zulmedenlere, akrabalarla ilişiğini kesenlere, bize yapılması haram olan şeyleri helâlleştirenlere karşı bize yardım et!" diyerek yalvardıktan sonra, Şı´b´a döndüler.[284]
Müşriklerden bir topluluk:
"Bu, kardeşlerimize karşı, tarafımızdan yapılmış bir zulümdür!" dediler,[285] pişmanlık duydular.[286]
Şı´b Sakinlerinin Şı´b´dan Çıkarılışları
Nübüvvetin onuncu yılında idi[287] ki, Kureyş müşriklerinin Haşirin ve Muttalib oğulları aleyhindeki yazılı antlaşmalarını bozup yürürlükten kaldırmak için, Kureyşlilerden birkaç kişi, harekete geçti. Onların içinde, bu hususta, Hişam b. Amfin çabasından daha güzel çabalı kimse yoktu.[288]
Hişam b. Amr; Nadle b. Hişam b. Abdi Menafin ana bir kardeşinin oğlu olduğu için,[289] Hâşim oğullarından sayılırdı.
Kendisi, kavmi arasında şerefli ve itibarlı idi.[290]
Hişam b. Amr, Züheyr b. Ebi Ümeyye´nin yanına vardı.
Züheyr b. Ebi Ümeyye´nin annesi Âtlke Hatun, Abdulmuttalib´in kızı idi.
Hişam b. Amr, Züheyr´e:
"Ey Züheyr! Dayılarının birşey almaktan, satmaktan, evlenmekten, evlendirmekten., mahrum edildiklerini;[291] darlık ve yokluk içinde kıvrandıklarını[292] bilip durduğun halde, istediğini yemeye, içmeye, giyinip kuşanmaya, istediğin kadınla evlenmeye senin gönlün nasıl razı oluyor Nasıl içine siniy-or [293]
Allah´a yemin ederim ki; [Ebu Cehil] Ebu´l-Hakem Amr b. Hişam´ın seni dayıların aleyhinde antlaşmaya davet ettiği gibi, sen de onu kendi dayıları aleyhinde böyle bir antlaşmaya davet etmiş olsaydın, senin davetine hiçbir zaman icabet etmez, yanaşmazdı" dedi.[294]
Züheyr b. Ebi Ümeyye:
"Allah senin iyiliğini versin ey Hişam! Ben bir tek adamım .[295] Tek başıma ne yapabilirim !
Vallahi, yanımda başka bir kişi daha olsaydı, muhakkak o antlaşma sahifesini bozmaya kalkar, bozuncaya kadar uğraşırdım!" dedi.[296]
Hişam b. Amr:
"Ben sana ikinci bir adam buldum!" dedi.
Züheyr b. Ebi Ümeyye:
"Kim imiş o " diye sordu.
Hişam b. Amr:
"Benim!" dedi.
Züheyr b. Ebi Ümeyye:
"Sen bize üçüncü bir adam daha ara!" dedi.
Hişam b. Amr, kalkıp Mut´im b. Adiyy´e gitti. Ona: "Ey Mut´im! Kureyşlilere uyarak Abdi Menaf oğullarından iki batın ailenin gözünün önünde yok edilmelerine gönlün nasıl razı oluyor Nasıl içine siniyor ![297] Vallahi, onlan bundan kurtarmaya imkân bulabilseydim, içinizden onlara ilk koşacak olanı, beni bulurdun!" dedi.[298]
Mut´im b. Adiyy:
"Allah senin iyiliğini versin! Ben bir tek adamın! Tek başıma ne yapabilirim " dedi.
Hişam b. Amr:
"Ben sana ikinci bir adam buldum!" dedi.
Mut´im b. Adiyy:
"Kim imiş o " diye sordu.
Hişam b. Amr:
"Benim!" dedi.
Mut´im b. Adiyy:
"Bize üçüncü bir adam daha ara, bul!" dedi.
Hişam b. Amr:
"Buldum bile!" dedi.
Mut´im b. Adiyy:
"Kim imiş o " diye sordu.
Hişam b. Amr:
"Züheyr b. Ebi Ümeyye´dir" dedi.
Mut´im b. Adiyy:
"Sen bize dördüncü bir adam daha ara, bul!" dedi.
Hişam b. Amr, kalkıp Ebu´l-Bahterî b. Hişam´ın yanına gitti.[299] Onunla konuştu.[300]
Ona da, Mut´im b. Adiyy´e söylediklerine benzer sözler söyledi.
Ebu´l-Bahterî:
"Bize bu hususta yardım edecek,[301] bu görüşte[302] kimseler var mı " diye sordu.
Hişam b. Amr:
"Evet! Vardır" dedi.[303]
Ebu´l-Bahterî
"Kim imiş onlar " diye sordu.
Hişam b. Amr:
"Züheyr b. Ebi Ümeyye, M ur/im b. Adiyy´dir. Ben de yanındayım!" dedi.
Ebu´l-Bahterî:
"Sen bize beşinci bir adam daha ara, bul!" dedi.
Hişam b. Amr, kalkıp Zem´a b. Esved´e gitti. Onunla konuştu.[304] Kendisinin onlarla olan akrabalığını ve haklarını andı.
Zem´a b. Esved:
"Beni davet ettiğin bu iş üzerinde duran kimselervar mı " diye sordu. Hişam b. Amr:
"Evet! Vardır" dedi.
Zem´aya, onların isimlerini birer birer saydı.
Mekke´nin yukansındaki Hacun mevkiinin başlangıcında, geceleyin toplanmaya hazırlandılar.
Orada toplanıp, yapacakları işi konuştular.
Sahife üzerinde durup, onu bozuncaya kadar uğraşmaya ahd ve akd ettiler.
Züheyr b. Ebi Ümeyye ise:
"Sizden, işe ilk başlayan ve ilk konuşan kimse ben olayım!" dedi.
Ertesi günü, sabahleyin, Kureyş müşriklerinin toplantı yerine gittiler.
Züheyr b. Ebi Ümeyye; üzerine ağır ve kıymetli bir elbise giyinmiş olduğu halde Kabe´yi yedi kere tavaf ettikten sonra, halkın yanına geldi ve:
"Ey Mekkeliler! Bizler istediğimiz gibi yiyip içelim, giyinip kuşanalım da, Hâşim ve Muttalib oğulları alışverişten mahrum edilerek helak olsunlar, yakışır mı !
Vallahi, akrabalık bağlarını kesen şu zalim sahife yirtılıncaya kadar, oturmayacağım!" dedi.
O sırada, Mescid-i Haram´ın bir köşesinde oturan Ebu Cehil:
"Sen yalan söylüyorsun!
Vallahi, o sahife yırtılamaz!" dedi.
Zem´a b. Esved:
"Vallahi, asıl sen yalan söylüyorsun!
Zaten, biz o yazıya-yazıldığı zaman-razı değildik!" dedi.
Ebu´l-Bahterî:
"Zem´a doğru söylüyor!
Biz onda yazılı şeyleri ne kabul, ne de ikrar ettik!" dedi.
Mut´im b. Adiyy:
"Her ikiniz de doğru söylüyorsunuz.
Bunun aksini söyleyen yalan söyler!
Biz bu sahifeden ve onun içinde yazılı olanlardan uzaklaşır, Allah´a sığınırız!" dedi.
Hişam b. Amr da, Mut´im b. Adiyy´in sözlerine yakın sözler söyledi.
Ebu Cehil:
"Her halde, bu, buradan başka biryerde geceleyin konuşulmuş, üzerinde karara varılmış bir iş olsa gerek! " dedi.
O sırada, Ebu Talib de, Mescid-i Haram´ın bir köşesinde oturuyordu.
Mut´im b. Adiyy kalkıp, Kabe´nin içinde asılı sahifeyi yırtmak için yanına vardığı zaman; "Bismik´allahümme" sözleri dışındaki bütün yazılan ağaç kurdu (güvesi) yemiş bir halde buldu![305]
Bunun üzerine, Adiyy b. Kays, Zem´a b. Esved, Ebu´l-Bahterî ve Züheyr b. Ümeyye silahlanarak Hâşim ve Muttalib oğullarının yanlarına gittiler, onları Şı´b´dan evlerine döndürdüler.[306]
Kureyş müşriklerinin elleri yanlarına düştü!
Hâşim oğullarının Peygamberimiz (a.s.)ı sonuna kadar koruyacaklarına, kendilerine teslim etmeyeceklerine kanaat getirdiler.[307]
Peygamberimiz (a.s.) ile cemaatı, Şı´b´dan çıkarak, halk arasına karıştılar.[308]
Ebu Talib; sahifeyi ve içindekini iptal edip Şı´b´dan çıkmalarını sağlayanları, söylediği yirmialtı bey-itlik bir şiirle övdü.[309]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 273, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 126,Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 221, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 84, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 26.
[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 237, Buharı", Sahih, c. 2, s. 158, Müslim, Sahih, c. 2, s. 952, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ,c. 9, s. 160, Ebu´l-Ferec İ bn Cevzî, el -Vefa, c. 1, s. 199, Halebî, İnsâ nu´l-Uyûn, c. 2, s. 25, Zürkânî, M evâhibu1 l-ledün niye Şerhi, c. 1 ,s. 278.
[3] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 297, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 25.
[4] Muhassab; Mekke ile Mina arasında bir yer olup, Mina´ya Mekke´den daha yakındı r. (Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 62).
[5] Ahmed b.Hanbel, c. 2, s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim , c. 2, s. 952, E bu´l-F erec, c. 1, s. 199, İbn Haldun, Târîh, c. 2,ks. 2, s. 9, Halebî, c. 2, s. 25, Zürkânî, c. 1, s. 278.
[6] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 ,s.375, Ahmed b. Hanbel.c. 2,s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2, s. 952, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, Ebu´lFerec, c. 1, s. 199, İbn Esîr, Kâmil,
c. 2, s. 87, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 9, Diyarbekrî, c. 1, s. 297.
[7] E bu Nuaym, c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Zehebî, s. 221 , E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, Kastalâni,Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 25.
[8] Ahmed b. Hanbel, c.2,s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2, s. 952, Ebu Nuaym, c . 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312,Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 197, İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, c. 2, s. 51 , 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, Kastalâni, c. 1, s. 67. Diyarbekrî, c. 1, s.297, Halebî, c. 2, s. 25.
[9] Ebu Nuaym , c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Zehebî, s. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, Halebî, c. 2,s. 25.
[10] İbn İshak, İbn Hişam , c. 1, s. 375, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 188, Ahm ed b. Hanbel, c. 2, s. 237,
Buhârî, c. 2, s.158, Müslim, c. 2, s. 952, Taberî, c. 2, s. 225, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 197, İbn Esîr, c. 2, s. 87, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Kastalâni, c. 1,s.67, Halebî, c. 2, s. 25.
[11] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1 , s. 375, İbn Sa´d, c. 1, s. 188, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2,s. 952, Belâzurî, c. 1, s. 234, Taberî, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 64,Ebu´l-Ferec, c. 1,s.197, İbn Esîr, c. 2, s. 83, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 26, Zehebî, s. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84,İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 9, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297, Halebî, c. 22, s. 25.
[12] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 375, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 188, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 237,Buhârî, Sahîh.c. 2, s. 158, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 952, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 197, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 197, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Kastalâni,Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 67, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 25.
[13] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 188, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 273, Beyhakî,Delâil, c. 2, s. 312, İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 64, İbn Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 26, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 51, Zehebî,Târîhu´l-islâm, s. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 9.
[14] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 188, Belâzurî, c. 1, s. 234, İbn Hazm, s. 64, İbn Esîr, c. 1, s. 26, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbnHaldun, c. 2, ks. 2, s. 9.
[15] Ebu Nuaym, c.1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84.
[16] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2, s. 952, Ebu Nuaym, c.1 , s. 273, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ,c. 9, s. 160, Ebu´l-Ferec, c.1, s. 199.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 375, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2, s. 952, Taberî, c. 2, s.225, Ebu Nuaym , c. 1, s. 273, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 160, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 199.
[18] İbn İshak, İbn Hişam, c.1, s. 375-376, İbn Sa´d, c.1, s. 208-210, Belâzurî, c. 1, s. 234, Taberî, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym,c. 1, s. 273, Beyhakî, Delâil, c . 2, s. 312, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Zehebî, s. 221 ,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 9, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 25.
[19] İbn Sa´d, Tabakât, c.1, s. 209.
[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.376, Taberî, c. 2, s. 225, İbn Esir, c. 2, s. 87, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Halebî, c. 2, s.25.
[21] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.376, İbn Sa´d, c.1, s.
[22] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 ,s. 376, İbn Sa´d, c.1, s. 209, Belâzurî, c. 1, s. 235, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 31, Taberî, c. 2, s. 229, Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 352, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, E bu´l-F idâ.c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c.1, s. 377, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1 , s. 297.
[23] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 376, Belâzurî, c. 1, s. 235, Yâkubî, c. 2, s. 31 .
[24] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 376.
[25] İbn İshak, İ bn H i sam, Sîre, c. 1, s. 376, İ bn S a´d, Tabak âtü´l -k übrâ, c. 1, s. 209, Bel âzu rî, E nsâbu´l -eşraf, c. 1, s. 235, Taberî,Târîh, c. 2, s. 229, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 278, Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 352, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2,s. 51, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c.1, s. 129, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 86, Kastalâni, M evâhibu´l-ledünniye, c.1, s.
67, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 297.
[26] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 ,s. 376, İbn Sa´d, c.1, s. 209, Belâzurî, c. 1, s. 235, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 31, Taberî, c. 2, s.229, Ebu Nuaym, c.1, s. 278, Süheyli, c. 3, s. 352, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 129, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî,Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 377, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297.
[27] Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1 , s. 377.
[28] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 375.
[29] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 209, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 377.
[30] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 235.
[31] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 209.
[32] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c.1, s. 235.
[33] Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 25.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/81-83.
[34] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 377-379, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 87.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/84.
[35] . E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 273, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 127, Zehebî, Târıîıu´l-islâm, s. 221, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, Halebî, İnsanu´l-Uyûn, c. 2, s. 34, Zürkânî, M evâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 279.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/84.
[36] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 188, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 31, İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 64, İbn Abdilberr, İstiâb, c.1, s. 37, İbn Kaybın, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 51.
[37] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 828, İbn Sa´d, Tabakât, c.1, s. 188, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c.1 , s. 234, Yâkubî, Târîh, c. 2, s.31, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1 ,s.273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Haim, s. 64, İbn Abdilberr, c. 1, s. 37, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 88, 89, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 127, Zehebî, s. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, İbn Haldun, Târîh,c. 2, ks. 2, s. 9, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 374, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.
[38] Ebu Nuaym, c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, c. 1, . 126, Zehebî, s. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84.
[39] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 209, Belâzurî, c. 1 , s. 234, Ebu Nuaym , c. 1, s. 273, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vetâ, c. 1, s. 197,İbn Kayyım, c. 2, s. 51.
[40] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s.. 273, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.126.
[41] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 273.
[42] Ebu Nuaym, c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 84.
[43] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 209, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234. Ebu´l-Ferec İ bn Cevzî, el-Vetâ, c. 1, s. 197,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 297.
[44] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 354-355, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 25-26.
[45] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 355.
[46] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 355, Halebî, c. 2, s. 26.
[47] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 355.
[48] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 31.
[49] Belâzurî, c. 1, s. 234, Ebu Nuaym, c. 1, s. 273.
[50] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 354, Halebî, c. 2, s. 25.
[51] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 354.
[52] .İbn Sa´d, c. 1, s. 209, Belâzurî, c. 1, s. 234, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 51, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86.
[53] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 209.
[54] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 379, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s.223, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 67, Diyarbekrî Hamis, c. 1, s. 297.
[55] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 235.
[56] Zübeyr b. Bekkâr, Nesebi Kureyş, s. 355.
[57] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 235.
[58] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 14, Belâzurî, c. 1 , s. 235, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 273, İbn Esîr, Kâmil,c. 2, s. 88, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 96.
[59] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 14, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 275.
[60] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 128, Halebî, İnşânu´l-Uyûn, c. 2, s. 34, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290.
[61] AhmedZeynf Dahlan.Sîre, c. 1, s. 137.
[62] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 128, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 34, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290.
[63] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 379-380, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 275, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 87-88, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 128, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 223, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c.3, s. 87-88, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 34.
[64] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 379-380, Taberî, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym, c. 1, s. 275-276, İbn Esîr, c. 2, s. 87-88, Zehebî,s. 223, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 88.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/85-88.
[65] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 381, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 379.
[66] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 27, 242, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 113.
[67] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 19, Taberî, Tefsir, c. 25, s. 111, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 326, Zehebî, Tâ rfhu´l-islâm, s.225, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 107, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 6, s:. 28.
[68] Müslim , Sahih, c. 4, s. 2156, Taberî, Tefsir, c. 25, s. 112, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 227, Zehebî, Târîh, s:. 226, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 1 07, Hâzin, Tefsîr, c. 4, s:. 113.
[69] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 441, M üslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 380, Taberî, Tefsîr, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, Delâil, c. 2, s. 447, Beyhakî, Delâil, c. 2, s:. 326.
[70] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s:. 431, Buhârî, c. 6, s:. 19, Tirmizî, c. 5, s:. 380, Ebu Nuaym, c. 2, s:. 447, Beyhakî, c. 2, s:. 326, Zehebî, s. 225-226, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 107, Hâzin, c. 4, s. 113, Suyûtî, D ürru´l-mensur, c. 6, s. 28.
[71] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 431, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2157, Taberî, Tefsîr, c. 25, s. 111, Ebu Nuaym, c. 2, s.447, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 502, Fahru´r-Râzî, Tefsîr, c. 27, s. 242, Kurtubî, Tefsîr, c. 16, s. 131 , Nesefî, Medârik, c. 3, s. 128.
[72] Fahru´r-Râzî, Tefsîr, c. 27, s. 242-243.
[73] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 441, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Hâzin, c. 4, s. 113, Suyûtî, c. 6, s. 28.
[74] Ahmed b. Hanbel,c. 1, s. 441, Müslim, s. 4, s. 2156, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî,c. 25, s. 112.Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî,s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107, Hâzin, c. 4, s. 113.
[75] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 19.
[76] Zehebî, Tâ rîhu1l-islâm, s. 226, Ebu´l -Fidâ, c. 3, s. 1 08.
[77] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 431, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 21566, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî, c. 25, s. 111, Beyhakî,c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 07, Hâzin, c. 4, s. 11 3, Suyûtî, c. 6, s. 28.
[78] Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s. 326, Zemahşerî, c.3, s. 502, Fahru´r-Râzî, c. 27, s. 242,Nesefî,c.4, s. 128, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107.
[79] Ahmed b. Hanbel,c. 1, s. 431, Müslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî,c. 25, s. 112.Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî,s. 226, Hâzin, c. 4, s. 113, Suyûtî, c. 6, s. 28.
[80] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 431, Buhârî, c. 6, s. 19, Taberî, Tefsîr, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s.326, Fahru´r-Râzî, c. 27, s. 242, Kurtubî, c. 16, s. 131, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 1 38, Suyûtî, c. 6, s. 28.
[81] Fahru´r-Râzî, Tefsîr, c. 27, s. 243.
[82] Zemahşerî, c. 3, s. 502, Nesefî, c. 4, s. 128, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 107.
[83] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 431, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 19, Müslim, Sahîh,c. 4, s.2156, Taberî, Tefsîr, c. 25, s. 111 ,Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 447, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 326, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 502, Fahru´r-Râzî,Tefsîr, c. 2 7, s. 242, Kurtubî, Tefsîr, c. 16, s. 131, N eseff, M edâri k, c. 4, s. 1 28, Zehebî, Tâ rfhu ´l-islâm, s. 226, E bu´l-F idâ, el-Bi dâye,c.3,s.107.
[84] Fahru´r-Râzî, Tefsîr, c. 27, s. 243.
[85] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 441, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 380, Taberî, c. 25, s. 112,Ebu Nuaym , c . 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s. 326, Zemahşerî, c. 3, s. 502, Fahru´r-Râzî, c. 27, s. 243, Zehebî, s. 226, E bu´l-Fidâ, c. 3,s. 107-108, Hâzin, c. 4, s. 113, Suyûtî, c. 6, s. 28.
[86] Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Taberî, c. 25, s. 112, Beyhakî, c. 2, s. 326, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107.
[87] Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107, Suyûtî, c. 6, s. 28.
[88] Müslim, c. 4, s. 2156, Taberî, c. 25, s. 112, Hâzin, c. 4, s. 113.
[89] Buhârî, c. 6,s.19, Müslim, c. 4, s. 2156, Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym , c. 2, s. 447, Hâzin, c. 4, s. 113.
[90] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 441, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447,Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107, Suyûtî, c. 6, s. 28.
[91] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 441.
[92] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 441, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107, Suyûtî, c. 6, s. 28.
[93] Zemahşerî, c. 3, s. 502, Fahru´r-Râzî, c. 27, s. 243.
[94] Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Suyûtî, c. 6, s. 28.
[95] Zemahşerî, c. 3, s. 502, Fahru´r-Râzî, c. 27, s. 243, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107.
[96] Duhan: 9-16.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/88-91.
[97] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 295.
[98] Ta ben, Tefar, c. 21, s. 18, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 424.
[99] Ta ben, Tefsir, c. 21, s. 21.
[100] Eiriat, Şam taraflarında, Belka ve Anman araanda bulunan Şam kasabalarındandır (Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 1, s. 130).
[101] Taberî, Tefsir, c. 21, s. 18, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 214, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 476, Kurtubî, Tefsir, c. 14, s. 4, Nesefî, Medârik, c. 3, s. 265, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 424, Beyzâvî, Tefsir, c. 2, s. 215, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 427, Ebussuud, Tefsir, c. 7,s. 49.
[102] Taberî, c. 21, s. 18, İbn Esir, c. 1, s. 476, Kurtubî, c. 14, s. 4, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 423, Beyzâvî, c. 2, s. 215-216, Hâzin, c.3, s. 427.
[103] Taberî.c 21, s. 18, İbn Esîr, c. 1, s. 475, Kurtubî, c. 14, s. 4, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 423-424-425.
[104] Taberî.c 21, s. 18, İbn Esîr, c. 1, s. 475, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 423-424.
[105] İbn Esîr, Kâmil, c.1, s. 475, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 425.
[106] Taberî, c.21, s. 18, İbn Esîr, c. 1, s. 475, Kurtubî, c. 14, s. 4.
[107] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 425.
[108] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 276, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 343, Taberî, c.21, s. 16, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 410,Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 391, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 330, Kurtubî, c. 14, s. 1, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s.227, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 422, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 5, s. 1 50.
[109] Taberî, Tefsîr, c. 21, s. 1 7-18, Zemahşerî, Keşşaf, c.3 , s. 214, Nesefî, Medârik, c.3,s. 265, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 427, Ebussuud, Tefsîr, c. 7, s. 49, Suyûtî, Dürru´l-m Mensûr, c. 5, s. 152, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.
[110] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 276.
[111] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 276.
[112] Rûm, 1-6.
[113] Taberî, Tefsîr, c. 21, s. 1 8, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 424, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 427, Suyûtî, Dürru´l -mensûr, c. 5, s. 152.
[114] Kurtubî, Tefsîr, c. 14, s. 3, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 427, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.
[115] İbnİshak.İbnHişam, Sîre, c. 3, s. 89, Vâkıdî, Megâzî, c. 1,s. 251-252, Taberî, Târih, c. 3, s. 26, Hâkim, Müstedrek, c.2, s. 327.
[116] Kurtubî, Tefsîr, c. 14, s. 3.
[117] Zemahşerî, Keşşaf, c. , s. 214, Kurtubî, Tefsîr, c. 14, s. 3, Ebussuud, Tefsîr, c. 7, s. 49, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.
[118] Zemahşerî, c. 3, s. 214, Kurtubî, c. 14, s. 3, Ebussuud, c. 7, s. 49, Diyarbekrî, c. 1, s. 298.
[119] Zemahşerî, c.3, s. 214, Beyzâvî, Tefsîr, c. 2, s. 216, Hâzin, c.3, s. 428, Ebussuud, c. 7, s. 49, Diyarbekrî, c. 1, s. 298.
[120] Zemahşerî, c. 3, s. 214, Kurtubî, c. 14, s. 3, Nesefî, c. 3, s. 265-266, Beyzâvî, c. 2, s. 216, Hâzin, c. 3, s. 428.
[121] Kurtubî, Tefsîr, c. 14, s. 3.
[122] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 345, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, t 3, s. 422.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/91-95.
[123] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 241 , Müslim, Sahih, c. 2, s. 593, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 751, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 200, İbn Esîr, Usdu´l -gâbe, c. 3, s. 26, Zehebî, T ârfhu´l -i si âm, s. 1 97, E bu´l-F idâ, el-Bi dâye ve´n-nihâye, c. 3,s. 36, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 21 0.
[124] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241 , Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 235.
[125] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241, Ahmed b. Hanbel, Müsned.c.1, s. 302, Müslim, Sahih, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c. 1,s.235, İbn Abdilberr, c. 2, s. 751 , Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 36, İbnHacer, c. 2, s. 210.
[126] İbn Abdilberr, c. 2, s. 751, İbn Hacer, c. 2, s. 210.
[127] İbn Abdilberr, c. 2, s. 751, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Hacer, c. 2, s. 21 0.
[128] İbn Abdilberr, c. 2, s. 751, İbn Hacer, c. 2, s. 210.
[129] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 235.
[130] İbn Sa´d, c. 4, s. 241, Müslim, c. 2, s. 593, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 36, İbnHacer, c. 2, s. 210.
[131] İbn Sa´d, c. 4, s. 241 , Müslim, c. 2, s. 593, E bu Nuaym, c. 1 , s. 235, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî,s. 197.
[132] İbn Sa´d, c. 4, s. 241 , Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 177, Zehebî, s. 197.
[133] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 593, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56.
[134] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241 .
[135] Müslim, c. 2, s. 593, Begavî, Mesâbîh, c. 2, s. 177, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 56.
[136] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s.2 35.
[137] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241, Müslim, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c. 1, s. 235, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, İbnHacer, c. 2, s. 210.
[138] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 241, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s.235, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 210.
[139] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241 ,Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 235.
[140] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241.
[141] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 593, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vfefâ, c. 1, s. 200, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 56, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 197, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 36.
[142] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 235.
[143] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 177, Ebu´l-Ferec, c. 1 ,s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 36.
[144] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302.
[145] Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c. 1, s. 235, Begavî, c. 2, s. 1 77, Ebu´l-Ferec, c. 1, s.200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 1 97, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 36.
[146] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302.
[147] Ahmed b. Hanbel, c.1 , s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c.1, s. 236, Begavî, c. 2, s. 1 77, Ebu´l-Ferec, c.1, s.200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 1 97, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 36.
[148] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241 .
[149] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 236.
[150] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 241, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym ,Delâil, c. 1, s. 236, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 177, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 200, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. , s.56, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 197, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye vıe´n-nihâye, c. 3, s. 36.
[151] Müslim, c. 2, s. 593, Begavî, c. 2, s. 177, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56.
[152] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 36.
[153] İbn Sa´d, c. 4, s. 241, Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Begavî, c. 2, s. 177, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200,İbn Esîr, c. 3, s. 56.
[154] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 236.
[155] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c. 1, s. 236, İbn Esîr, c. 3, s. 56.
[156] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 593, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 56.
[157] Müslim, c. 2, s. 593, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 57, Zehebî, s. 197, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 36.
[158] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302.
[159] İbn Sa´d. Tabakât. c. 4. s. 241 .
[160] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/.95-99.
[161] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 380, EbuNuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 276,Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 223-224.
[162] İ bn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 31, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 507, İbn Esîr,Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 236.
[163] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Mus´abu´z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 96, Belâzurî, c.1, s. 155, İbn Abdilberr, c. 2, s.507, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 6, s. 250, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 236, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 107, İbnHacer, el-İsâbe, c. 1, s. 521, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 322.
[164] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155.
[165] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.
[166] Belâzurî, c. 1, s. 155, İbn Hacer, c. 1, s. 520.
[167] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Belâzurî, c. 1 , s. 155, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103, İbn Hacer, c. 1, s. 522.
[168] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.
[169] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 6, s. 250.
[170] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155.
[171] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Beyhakî, c. 6, s. 250, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.
[172] Mus´abu´z-Zübeyrî, s. 96, İbn Hacer, c. 1, s. 521.
[173] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103, Süyutf, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 322.
[174] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155.
[175] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 103.
[176] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1 ,s.322.
[177] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155.
[178] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.
[179] Mus´abu´z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 96, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1 , s. 521.
[180] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.
[181] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 236, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 323.
[182] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155.
[183] Belâzurî, c. 1,s.155, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 236.
[184] Belâzurî, c. 1,5.155.
[185] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, İbn Esîr, c. 2, s. 236, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.
[186] Belâzurî, Ensâb, c. 1 , s. 155.
[187] Belâzurî, c. 1, s. 155, İbn Esîr, c. 2, s. 236.
[188] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Belâzurî, c. 1 , s. 155, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.
[189] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155.
[190] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 103.
[191] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 236.
[192] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/99-102.
[193] Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 466, Diyarbekıf, Hamis, c. 1, s. 298, Zürkânî, M evâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 5,s. 108.
[194] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.
[195] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 1 86, Müslim , Sahih, c. 4, s. 2159, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 397, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 84-85, Hâkim ,Müstedrek, c. 2, s. 472, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 262, 265, Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 235, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.114,Zehebî, Târıhu´l-İslâm, s. 209, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 118.
[196] Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 235, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 11 5, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 118-119, Diyarbekrî, c. 1, s. 298, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 1 08.
[197] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 377,413, Buhârî, c. 4, s. 186, Müslim, c. 4, s. 2158, Tirmizî, c. 5, s. 397-398, Taberî,c. 27, s. 85, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 471, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 279, 281, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s.264-265, Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 234, İbn Seyyid, c. 1, s. 114, Zehebî, s. 209-211, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 118.
[198] Buhârî, c. 4, s. 186, Müslim , c. 4, s. 2159, Taberî, c. 27, s. 86, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 472, Ebu Muaym, Delâil, c. 1 ,s. 279-280, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 267, İbn Seyyid, c. 1, s. 114, Zehebî, s. 211, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 118.
[199] Müslim, c. 4, s. 2159, Tirmizî, c. 5, s. 398, Taberî, c. 27, s. 85, Ebu Nuaym, c. 1, s. 279, Beyhakî, c. 2, s. 267, Kadı lyaz,Şifâ.c.1, s. 235, İbn Seyyid, c. 1, s. 114.
[200] Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 472, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 118.
[201] Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 235, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye.c. 1, s. 466,Diyarbekrî,c. 1, s. 298, Zürkânî, Mevâhib Şerhi,c. 5, s. 108.
[202] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 377, Buhârî, c. 4, s. 1 86, Müslim, c. 4, s. 2158, Tirmizî, c. 5, s. 398.
[203] Buhârî, c. 6, s. 52, Müslim, c. 4, s. 2158, Tirmizî, c. 5, s. 398, Taberî, c. 27, s. 85.
[204] Dağın arkasında kaldı (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 447, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 87).
[205] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 447, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 52, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2159.
[206] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 81 -82, Tirm izî, Sünen, c. 5, s. 398.
[207] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 413, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 243, Taberî, Tefsîr, c . 27, s. 85.
[208] E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 280, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 119, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6,s. 133, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c.1 , s. 467, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 299, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 5, s.110.
[209] Ebu Nuaym, c. 1, s. 280, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1, s. 272-273, Kurtubî, Tefsîr, c. 1 7, s. 1 27, Ebu´l-Fidâ, c. 3,s. 11 9-120, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 133, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, Hamis, c.1, s. 299, Zürkânî,Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 110.
[210] Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 85, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 20, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 1 33.
[211] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 280-281, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 119-120, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 133.
[212] Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 127.
[213] Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 85, Ebu Nuaym, c. 1, s. 281, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 266, Vâhidf, Esbâbü´n-nüzûl, s.268, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1 , s. 273, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 127, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 210, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121 ,Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 5, s. 109.
[214] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 281, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 266, Vâhidf, Esbâbü´n-nüzûl, s. 268, Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 234,Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 127, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121.
[215] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 82, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 398, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 11 4, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 119, Kastalâni, c. 1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 109.
[216] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 82, Tirmizî, c. 5, s. 398, Beyhakî, c. 2, s. 266, İbn Seyyid, c. 1, s. 114-115, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 119, Kastalâni, c.1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c. 5, s. 109.
[217] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 82, Tirmizî, c. 5, s. 398, Ebu Nuaym, c. 1, s. 281, Beyhakî, c. 2, s. 266, İbn Seyyid, c. 1, s. 114-115, Zehebî, s. 211, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 119-121, Kastalâni, c. 1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c.5, s. 109.
[218] Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 87, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 122.
[219] Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 234, 235, İbn Seyyid, c. 1, s. 114-115, Zürkânî, c. 5, s. 109.
[220] Kadı lyaz, c. 1, s. 235, İbn Seyyid, c. 1, s. 114.
[221] E bu Nuaym , c. 1, s. 281, Beyhakî, c. 2, s. 266, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121, Kastalâni, c. 1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c. 5, s. 109.
[222] Taberî, c. 27, s. 85, Kadı lyaz, c. 1 , s. 235, Kurtubî, c. 17, s. 127, Kastalâni, c. 1 , s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c.5,s.109.
[223] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 281 .
[224] Ebu Nuaym, c. 1, s. 281, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 266, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 273, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 121, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 467, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 109.
[225] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 267, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121.
[226] Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 235, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 11 4.
[227] Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 85, Beyhakî, c. 2, s. 267, Kadı lyaz, c. 1, s. 235, Kurtubî, Tefsîr, c. 1 7. s. 127.
[228] Beyhakî, c. 2, s. 267, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121, Kastalâni, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c.5, s. 109-110.
[229] E bu Nuaym , c. 1, s. 281, Beyhakî, c. 2, s. 267, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121, Kastalâni, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299,Zürkânî, c. 5, s. 109-110.
[230] Taberî, c. 27, s. 85, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 273, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121, Kastalâni, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299,Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 11 0.
[231] Taberî, c. 27, s. 85, Ebu Nuaym, c. 1, s. 281, Beyhakî, c. 2, s. 267, Vâhidf, Esbâbü´n-nüzûl, s. 268, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.121, Kastalâni, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c. 5, s. 110.
[232] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 275, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 1 33.
[233] Kadı lyaz, c. 1, s. 235.
[234] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 211.
[235] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 281 .
[236] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 397, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 87, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 1 27.
[237] Kamer: 1-8.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/102-108.
[238] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 188, 209, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 273, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c.2, s. 312, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 221, 222.
[239] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 188-189, 209, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 31 , Ebu Nuaym , c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 89-90, Zehebî, s. 222.
[240] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 16, İbn Sa´d, c. 1, s. 209.
[241] İbn Sa´d, c.1, s. 209, Yâkubî, c. 2, s. 31, Ebu Nuaym, c. 1, s. 273-274, Beyhakî, c. 2, s. 312, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,c.1,s. 197, Zehebî, s. 222.
[242] İbn Sa´d, c. 1, s. 188-189, Belânın, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234, Ebu Nuaym, c. 1, s. 274, Beyhakî, c. 2, s. 312, Zehebî,s. 222.
[243] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 128, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 97,Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 35, Zürkânî, M evâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 5, s. 290.
[244] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, c. 1, s. 197.
[245] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234.
[246] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, İbn Seyyid, c. 1, s. 128, Ebu´l-Fidâ, t 3, s. 97.
[247] Belâzulî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234.
[248] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.189, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 197-198.
[249] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 274, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 313, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.127, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 85, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 375, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 35, Zürkânî,Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290.
[250] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 198.
[251] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 16, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 128, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97.
[252] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198.
[253] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 1 6, İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 198, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 97, Halebî, c. 2, s. 36.
[254] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s. 90, Halebî, c. 2, s. 36.
[255] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 16, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97.
[256] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234.
[257] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, Belâzurî, c. 1 , s. 234, İbn Esîr, c. 2, s. 90.
[258] İbn Şa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 1 98.
[259] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97.
[260] Ebu Nuaym , c. 1, s. 274, Beyhakî, c. 2, s. 313, İbn Seyyid, c. 1, s. 127, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 222, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.85, Suyûtî, c. 1, s. 375, Halebî, c. 2, s. 36, Zürkânî, c. 1, s. 290.
[261] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 36.
[262] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, İbn Sa´d
[263] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 1 98, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97, Halebî, c. 2, s. 36.
[264] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 16, İbn Sa´d, c. 1, s. 209, Beyhakî, Delâilü´n-nübüwe, c. 2, s. 313, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97, Halebî c. 1,s.36.
[265] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 274, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 313, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 127, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 85, Halebî, c. 1, s. 36, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290.
[266] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 17, İbn Seyyid, c. 1, s. 127, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97.
[267] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, Halebî, c. 2, s. 36.
[268] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 17, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97.
[269] İ bn Sa´d, c. 1, s. 189, Bel âzurf, E nsâbu´l -eşraf, c. 1, s. 234, E bu´l-F erec, c. 1, s. 198.
[270] Belâzurî, c. 1, s. 234, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90.
[271] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198.
[272] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234.
[273] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Seyyid, c. 1 , s. 127, Halebî, c. 2, s. 36.
[274] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 17, İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Belâzurî, c.1, s. 234, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s.90, İbn Seyyid, c. 1, s. 127, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97.
[275] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 189.
[276] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Belâzurî, c. 1, s. 234, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1,s.379.
[277] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Belâzurî, c. 1, s. 234, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s. 90.
[278] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s. 90, Suyûtî, c.1, s. 376.
[279] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, Suyûtî, c. 1, s. 376, Halebî, c. 2, s. 36.
[280] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90.
[281] Yâ kubf, T ârfh, c. 2, s. 3 2, E b u N uay m, D el âil ü´n-nübüvve, c. 1, s. 2 74, B eyhak f, D e lâi lü´n-nübüvve, c. 2, s. 313, Zeheb f,Târîhu´l-islâm, s. 222, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 85.
[282] Ebu Nuaym, c. 1, s. 274, Beyhakî, c. 2, s. 313, Zehebî, s. 222, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 85.
[283] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 189, Ebu Nuaym , c. 1, s. 274.
[284] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 36.
[285] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 128, Halebî, c. 2, s. 36.
[286] Ebu Nuaym, c. 1, s. 274, İ bn Seyyid, c. 1 , s. 128, Halebî, c. 2, s. 36.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/108-112.
[287] İbn Sa´d, c. 1, s. 210, Belâzurî, c. 1,s.236, İbn Kayy,m, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, İbnSeyyid, c. 1, s. 129, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 98, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298. Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290
[288] .İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s. 14, Taberî, Târih, c. 2, s. 228, EbuNuaym, c. 1.S.276, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96.
[289] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 14, Belâzurî, c. 1, s. 235, Taberî, Târih, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym.c. 1, s. 276, İbn Esîr.c. 2,s. 88, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96.
[290] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 14, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym.d, s 276, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96.
[291] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 14, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym , c. 1, s. 276-277, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,s. 198, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 37.
[292] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 235.
[293] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 2, s. 1 4-15, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. , s. 235-236, Taberî, Târih, c.2, s. 228, Ebu Nuaym ,Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 198, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 88, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 96, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 37.
[294] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1,s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c.2,s.88, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96.
[295] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Belâzurî, c. 1, s. 236, Taberî, c.2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.198, İbn Esîr, c. 2, s. 88, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 37.
[296] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s. 15, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.198, İbn Esîr, c. 2, s.88, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 37.
[297] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Belâzurî, c. 1, s. 236, Taberî, c. 2, s. 228, E bu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1, s.198, İbn Esîr, c. 2, s. 88, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96.
[298] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Taberî, c.2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s.88, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96.
[299] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 15, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, Taberî, Târih, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym,Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,s. 198-199, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 89, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 96, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c.2 , s. 37.
[300] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236.
[301] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 5, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198-199, İbn Esîr, c.2, s. 89, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 37.
[302] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236.
[303] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Belâzurî, c. 1.S.236, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym , c. 1, s. 277, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.96, Halebî, c. 2, s. 38.
[304] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Belâzurî, c. 1, s. 236, Taberî, c.2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.199, İbn Esîr, c. 2, s. 89, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 38.
[305] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 15-16, Taberî, Târih, c. 2, s. 228-229, E bu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 275-277-278, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 199, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 89, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 96.
[306] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 210, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 38.
[307] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 210, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236.
[308] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 395, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 315, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 224.
[309] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s. 17-19, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 314.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/112-117.
|
|
|
| Hz.Hamza ve Hz.Ömer |
|
Yazar: RasitTunca - 10-22-2018, 02:15 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Hz. Hamza´nın Müslüman Oluşu
Hz. Hamza; Peygamberimiz (a.s.)ın amcası olup,[1] Süveybe Hatun önce Hz. Hamza´yı, sonra da Peygamberimiz (a.s.)ı emzirmiş olduğu için, Hz. Hamza Peygamberimiz (a.s.)ın sütkardeşi idi.[2]
Hz. Hamza nübüvvetin 6. yılında Müslüman oldu.[3]
Peygamberimiz (a.s.)ın bir gün Safa tepeciğinin yanında oturduğu sırada, Ebu Cehil[4] ile Adiyy b. Hamrâ ve İbn Esda, oraya uğradılar.[5] Ebu Cehil Peygamberimiz (a.s.)a sövüp saydı.[6] İslâm dinini ayıplamak, peygamberliğini tahkir etmek., gibi, Peygamberimiz (a.s.)ın hiç sevmediği şeyleri söyleyip; kendisini çok incitti. Peygamberimiz (a.s.) ise ona hiçbir şey söylemedi, kalkıp evine gitti.
Abdullah b. Cüd´an´ın azadlı kölesi bir hatun, evinden, Ebu Cehil´in bütün söylediklerini işitmişti. Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.)a söyleyeceklerini söyledikten sonra, Kabe´nin yanında, Kureyşlilerin toplandıkları yere gitti, onlarla oturdu.
Çok geçmeden, Hz. Hamza, yayı omuzunda olduğu halde, avlanmaktan dönüp oraya geldi.
Kendisi avcı idi, daima avlanmaya giderdi. Avlanmaktan döndüğü zaman, Kabe´yi tavaf etmedikçe, sonra da Kureyşlilerin toplantı yerine uğrayarak onları selamlayıp kendileriyle biraz konuşmadıkça, evine gitmezdi.
Hz. Hamza, Kureyş yiğitleri arasında en şerefli ve en güçlü olanı, taşkınlığa ve haksızlığa hiç dayanmayanı idi.
Safa tepeciğinden Kabe´ye doğru giderken, azadlı cariye ona:
"Ey Umâre´nin babası! Kardeşinin oğlu Muhammed´e biraz önce Ebu´l-Hakem Amr b. Hişam tarafından yapılan kötülüğü görmüş olsaydın, sen hiç dayanamazdın.
Onu orada otururken bulup sövdü saydı, hoşuna gitmeyecek şeyler söyledi, incitti. Sonra da dönüp gitti.
Muhammed ise ona hiçbir şey söylemedi" dedi.
Yüce Allah Hz. Hamza´nın iyiliğini dilediği için, kendisi, kadının söylediği şeylerden son derece öfkelendi; ve hiç kimsenin yanında durmayıp, Ebu Cehil ile karşılaşınca ona yapacağını yapmak üzere hızla Mescid-i Haram´a girdi.
Ebu Cehil´in Kureyşlilerden bir cemaat arasında oturduğunu gördü, ona doğru vardı. Başucuna dikildi, hemen yayını kaldırıp onun başına şiddetle vurdu. Başını fena halde yaraladı.
"Sen misin ona sövüp sayan
İşte, ben de onun dinindeyim!
Onun söylediğini söylüyorum!
Gücün yetiyorsa, o yaptıklarını bana da yap bakayım" dedi.[7]
Ebu Cehil´in mensup bulunduğu Manzum oğullarından bazı kimseler, Hz. Hamza´ya karşı Ebu Cehil´e yardım etmek üzere ayağa kalkıverdiler[8] ve ona:
"Biz seni dininden dönmüş görüyoruz!" dediler.
Hz. Hamza:
"Onun [Hz. Muhammed (a.s.)ın] dininin hak ve gerçek olduğu, bence belli olmuştur!
Beni ondan kim men edebilir
Ben Muhammed´in Resûlullah olduğuna şehadet ediyorum. Onun söyledikleri hak ve gerçektir.
Vallahi, ben ondan ayrılmam!
Eğer sözünüzde sadıklar iseniz, haydi bana engel olun bakayım " dedi.[9]
Ebu Cehil kendi kavminden olanlara:
"Bırakın Ebu Umâre´yü
Vallahi ben onun kardeşinin oğluna çok kötü sövüp saymıştım" dedi.[10]
Hz. Hamza evine dönünce, şeytan ona vesvese vermeye ve:
"Sen Kureyşlilerin seyyidi, ulu kişisi idin!
Şu, dinden dönen kişiye uyup, atalarının dinini bıraktın ha!
Ölmek, bu yaptığın şeylerden, senin için daha hayırlıdır!" diyerek kalbini, zihnini karıştırmaya başladı.
Öfkeye kapılarak "Ben de onun dediği üzereyim!" deyip babalarının ve kavminin dinini bıraktığına pişmanlık duyar gibi oldu!
Geceyi, gözüne uyku girmeksizin, ağır bir iş ve şüpheler içinde geçirdi, ve:
"Ey Allah! Şu yaptığım şey doğru ise, onun doğru olduğunu kalbime tasdik ettir! Değilse, bu hususta benim için çıkar yolu kalbime doğdur!" diyerek Allah´a yalvardı.[11] Sonra da, Kabe´ye gidip, göğsünü hakka açmasını ve kendisinden şüpheyi, şüphelenmeyi gidermesini Yüce Allah´tan diledi.[12] Ertesi günü, sabahleyin Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vardı.[13] Uykusunu kaçıran şüphe ve tereddütlerini Peygamberimiz (a.s.)a haber verdi:[14]
"Ey kardeşimin oğlu! Ben öyle bir iş içine düştüm ki, onun çıkış yolunu bilemiyorum. Ey kardeşimin oğlu! Senin bana bir söz söylemeni çok arzu ediyorum" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) ona va´z u nasihatta bulundu. Ahiret azab ve nimetlerini anlattı. Onu azab ile korkuttu, Cennet ile sevindirdi.
Yüce Allah Hz. Hamza´nın kalbine imanı Resûlullah (a.s.)ın sözleri ile yerleştirdi.[15] Kalbini yakîn ile doldurdu.[16]
Hz. Hamza bu yolda söylediği bir şiirinde şöyle dedi:
"Kalbimi İslâmiyete, hanîf olan dine yönelttiği zaman, Allah´a hamdettim. O din ki, kullarının bütün yaptıklarından haberdar olan; hepsinin iyisini kötüsünü bilen; mâsiyetleri sebebiyle kendilerini açlıktan, susuzluktan öldürmeyip, lutfu ile muamele eden; kudretiyle herşeye üstün gelen Rabbü´l-âlemîn tarafından gelmiştir.
Onun emirleri bize okunduğu zaman, kalb ve akıl sahibi olanların gözlerinden yaşlar boşanır.
Onlar apaçık Kur"ân âyetleri olarak Ahmed´e gelmiştir ki, Ahmed Mustafa içimizde sözü dinlenir ve kendisine boyun eğilir biridir!
Hayır! Vallahi, biz o kavimle aramızdakini kılıçla halletmedikçe, kendisini hiç kimseye vermeyiz! Ona yardımı kesmeyiz!"[17]
Hz. Hamza´nın Müslüman oluşu, Peygamberimiz (a.s.)ı çok sevindirdi[18] ve güçlendirdi.[19]
Hz. Hamza, Yüce Allah´ın dinini kendileriyle güçlendirdiği sayılı kişilerdendi.[20]
Allah, ondan razı olsun!
Hz. Hamza Müslüman olunca; Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)a yapageldikleri işkencelerin bir kısmından vazgeçtiler.[21]
Hz. Ebu Bekir´in Mescid-i Haram´da Müşrikleri İslamiyete Davet Edişi
Hz. Hamza´nın Müslüman olduğu günde idi[22] ki, Peygamberimiz (a.s.)ın yanında, o sırada, toplu bir halde[23] otuzsekiz[24] veya otuzdokuz[25] sahabe bulunuyordu.
Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz (a.s.)ın Müslümanlarla birlikte Mescid-i Haram´a gidip herkesi İslâm iyete davet ve teşvik etmesi için ısrar ediyor, Peygamberimiz (a.s.) da "Ey Ebu Bekir! Biz henüz azız, bu işe yetmeyiz" buyuruyordu.
Hz. Ebu Bekir ısrar edip durunca, Peygamberimiz (a.s.) ashabıyla birlikte Dârül-Erkam´dan çıkıp Mescid-i Haram´a gitti.
Müslümanlardan her biri, Mescid-i Haram´da bulunan kendi kabilelerinden insanların yanlarına dağıldılar.
Peygamberimiz (a.s.) oturduğu sırada[26] Hz. Ebu Bekir ayağa kalkıp halkı Allah´a ve Resûlullaha inanmaya davet edince, müşrikler Hz. Ebu Bekir1n[27] ve Müslümanların[28] üzerlerine yürüdüler.
Hz. Ebu Bekir´i[29] ve oradaki Müslümanları, Mescid-i Haram´ın her tarafında,[30] en şiddetli bir şekilde[31] dövmeye başladılar.[32]
Hele Hz. Ebu Bekir´i, fâsık Utbe b. Rebia, kamının üzerine çıkıp çiğnedi.
Yüzünü demir ayakkabı I arıyla tekmeledi, şişirdi.
Hz. Ebu Bekir´in yüzünde, bumu belirsiz oldu!
Kabilesi olan Teym oğulları gelip yetişince, müşrikler Hz. Ebu Bekir´den uzaklaştılar.
Teym oğulları Hz. Ebu Bekir´i baygın bir halde, bir örtünün içinde evine götürüp koydular. Kendisinin öleceğini sandılar.
Hemen geri dönüp Mescid-i Haram´a girdiler ve:
"Vallahi, Ebu Bekir ölecek olursa, biz de muhakkak Utbe b. Rebiayı öldürürüz!" dediler ve yine Hz. Ebu Bekir´in yanına döndüler.
Hz. Ebu Bekir ancak günün sonuna doğru kendine gelip konuşabilmiş ve:
"Resûlullah (a.s.) ne yapıyor Ne haldedir
Müşrikler ona dil uzatmaya ve hakaret etmeye başlamışlardı!" deyip durmuştu.[33]
Teym oğulları, Hz. Ebu Bekir´in yanından kalktılar ve ayrılırken, annesi Ümmü´l-Hayr´a:
"Birşey yemek veya içmek isteyip istemediğini kendisine bir sor bakalım " dediler.
Evtenhalaşınca, annesi Ümmü´l-Hayr, Hz. Ebu Bekir´e:
"Birşey yesen, içsen!" deyip duruyor, Hz. Ebu Bekir ise:
"Resûlullah (a.s.) ne yapıyor Ne haldedir " diyordu.
Ümmü´l-Hayr:
"Vallahi, arkadaşın hakkında benim hiçbir bilgim yok!" dedi.
Hz. Ebu Bekir:
"Öyle ise, Ümmü Cemil binti Hattab´a git. Resûlullah´ı ondan sor" dedi.
Ümmü´l-Hayr, Ümmü Cemil´in yanına gitti, ve:
"Ebu Bekir senden Muhammed b. Abdullah´ı soruyor" dedi.
Ümmü Cemil:
"Ben ne Ebu Bekir´i, ne de Muhammed b. Abdullah´ı tanırım! İstiyorsan, seninle birlikte, oğlunun yanına kadar gideyim" dedi.
Ümmü´l-Hayr:
"Olur!" dedi.
İkisi birlikte, Hz. Ebu Bekir´in yanına geldiler.
Ümmü Cemil Hz. Ebu Bekir´i böyle, yerlere çalınmış, mahvolmuş bir halde bulunca, kendisini tuta-mayarak çığlık kopardı:
"Vallahi sana bunu yapan bir kavim muhakkak azgın ve sapkındır!
Ben, senin öcünü onlardan almasını, Allah´tan diler ve umarım!" dedi.
Hz. Ebu Bekir:
"Resûlullah (a.s.) ne yapıyor Ne haldedir " diye sordu.
Ümmü Cemil:
"Şu annen, onun hakkında söyleyeceğimi işitir!" dedi.
Hz. Ebu Bekir:
"Ondan sana hiçbir kötülük gelmez" dedi.
Bunun üzerine, Ümmü Cemil:
"Selâmettedir ve iyidir" dedi.
Hz. Ebu Bekir:
"Şimdi nerededir o " diye sordu.
Ümmü Cemil:
"Erkam´ın evindedir" dedi.
Hz. Ebu Bekir:
"Allah´a andolsun ki, Resûlullah (a.s.)a gitmedikçe ne bir yiyecek tadarım, ne de bir içecek içerim!" dedi.
Ortalık sakinleşip halkevlerine çekilinceye kadar bekledikten sonra, annesi ve Ümmü Cemil, koltuklarına girerek Hz. Ebu Bekir´i Peygamberimiz (a.s.)ın yanına götürdüler.[34]
Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz (a.s.)ı görür görmez, kendisini üzerine attı ve öptü.
Orada bulunan Müslümanlarda Hz. Ebu Bekir´e sarıldılar.[35]
Hz. Ebu Bekir´in hali Peygamberimiz (a.s.)ı son derecede rikkate getirdi.
Hz. Ebu Bekir:
"Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah!
O fâsık adamın yüzümü gözümü belirsiz etmesinden başka bir sıkıntım yok!" dedi.[36]
Hz. Ebu Bekir´in Annesinin Müslüman Oluşu
Hz. Ebu Bekir:
"Yâ Rasûlallah! Şu annem, ebeveynine ve çocuklarına karşı çok iyiliklidir.
Sen mübareksin! Onun için Allah´a dua ve kendisini de İslâmiyete davet et! Belki Allah senin sayende onu Cehennem ateşinden korur!" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) onun için Allah´a dua edip kendisini Allah´a imana davet edince, Ümmü´l-Hayr Müslüman oldu.[37]
Allah ondan razı olsun![38]
Tuleyb b. Umeyr´in Teşviki ile Ervâ Hatunun Müslüman Oluşu
Ervâ Hatunun oğlu Tuleyb b. Umeyr Darü´l-Erkam´da Müslüman olmuş,[39] Habeş ülkesine yapılan hicrete de katılmıştı.[40] Tuleyb b. Umeyr, bir gün, annesi Ervâ binti Abdulmuttalib´in yanına varıp:
"Bak! Ben Muhammed (a.s.)a uydum, Allah´a boyun eğdim, Müslüman oldum!" dedi.
Ervâ Hatun:
"Hiç şüphesiz, dayının oğlu, senin yardımına ve desteğine herkesten daha lâyıktır. Vallahi, onu erkeklere karşı korumaya gücümüz yetseydi, her tecavüzden korurduk!" dedi.
Tuleyb b. Umeyr
"Ey anne! Seni Müslüman olmaktan ve ona uymaktan alıkoyan nedir Halbuki, kardeşin Hamza da Müslüman oldu!" dedi.
Ervâ Hatun:
"Bakarım. Kızkardeşlerim ne yaparsa, ben de öyle yapar, onlardan birisi olurum" dedi.
Bunun üzerine Tuleyb:
"Öyle ise, sen ona giderek Müslüman oluncaya ve kendisinin peygamberliğini tasdik edip ´Allah´tan başka ilâh yoktur deyinceye kadar, ben de Allah´a yalvarır dururum" deyince, Ervâ Hatun:
"Şehadet ederim ki: Allah´tan başka ilâh yoktur! Ve yine şehadet ederim ki: Muhammed, Allah´ın Resûlüdür!" dedi.
Ervâ Hatun, Peygamberimiz (a.s.)a dili ile yardımcı olmaktan, oğlunu da bu yolda yardımcı olmaya, İslâm davası üzerinde durmaya teşvik etmekten geri durmadı .[41]
Tuleyb b. Umeyr, bir gün, Ebu Cehil´in[42] Kureyş müşriklerinden yanındaki birkaç kişi ile[43] Peygamberimiz (a.s.)ın önünün keserek[44] ona eza ettiğini,[45] sövüp saydığını[46] görünce, dayanamamış;[47] eline geçirdiği deve çene kemiği ile[48] vurup, Ebu Cehil´in başını yanmıştı. Tuleyb´i tutup bağlamışlar.[49] dayısı Ebu Leheb de bağını çözmüş,[50] onu kurtarmıştı.[51] Ervâ Hatuna:
"Tuleyb´in Muhammed için kendisini tehlikeye attığını görüyor musun !" denildiği zaman, Ervâ Hatun:
"Onun günlerinin hayırlısı, dayısının oğluna yardım ettiği gündür. O, Allah katından hakkı ve gerçeği getirmiştir!" dedi. Kendisine:
"Demek, sen de Muhammed´e tâbi oldun ha !" dediklerinde Ervâ Hatun:
"Evet! Tâbi oldum" dedi.
Müşriklerden bazıları, gidip bunu Ebu Leheb´e haber verdiler.
Ebu Leheb hemen Ervâ Hatunun yanına vardı ve:
"Senin, baban Abdulmuttalib´in dinini bırakıp da Muhammed´e tâbi olduğuna şaşılır!" dedi.
Ervâ Hatun:
"Kalk! Sen de kardeşinin oğlunun yanında durup ona yardımcı, onu savunucu ol! Eğer onun dini üstün gelirse, sen onun dinine girip kendisiyle birlikte bulunmayı veya kendi dininde kalmayı seçmekte serbest olursun! Aksi halde ise, ona yardımında mazur sayılırsın!" dedi.
Ebu Leheb:
"Onun sonradan sonraya ortaya çıkarıp getirdiği bir dini bütün Araplara karşı savunmaya bizim gücümüz mü var " diyerek dönüp giderken,[52] Ervâ Hatun:
"Tuleyb dayısının oğluna yardım etti. Ondan canını, malını esirgemedi" dedi.[53]
Allah onlardan razı olsun![54]
Müslüman Olan Sahabe Annelerinden Bazıları
Hz. Ali´nin annesi Fâtıma Hatun,[55]
Hz. Ebu Bekir´in annesi Ümmü´l-Hayr Hatun (İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326),
Hz. Osman´ın annesi ve Peygamberimiz (a.s.)ın halası Ümmü Hakîm Beyzâ Hatunun
kızı olan Ervâ Hatun,[56]
Abdurrahman b. Avf´ın annesi Şifâ Hatun.[57]
Talha b. Ubeydullah´ın annesi Sâbe Hatun,[58]
Zübeyr b. Avvam´ın annesi ve Peygamberimiz (a.s.)ın halası Safiyye Hatun, Mekkeli
sahabe annelerindendi.[59]
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Eski Tekliflerini Tekrarlamaları
Hz. Hamza´nın Müslüman olduğu ve Müslümanların sayılarının günden güne arttığının görüldüğü sıralarda idi.[60] ki; içlerinde Ebu Cehil de bulunan,[61] Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri, bir gün toplantı yaptlar[62] ve:
"Muhammed´in işi yaygınlaştı, işlerimizi karıştırdı.[63]
Sihirde, kehanette, şiirde en bilgiliniz kim ise araştırın da,[64] topluluğumuzu dağıtan, işimizi karıştıran, dinimizi ayıplayan[65] şu adamın yanına vanp kendisiyle bir konuşsun;[66] üzerinde direndiği şeyle ne yapmak istediğine bir baksın![67] Onun haberini bize getirsin![68] Buna da, Utbe b. Rebia´dan daha uygun bir kimse bilemiyoruz" dediler.[69]
O sırada Utbe b. Rebia müşriklerin yanında bulunuyor, Peygamberimiz (a.s.) da toplantı yerine yakın bir tarafta yalnız başına oturuyordu.[70]
Utbe b. Rebia:
"Vallahi, ben şiir, kehanet ve sihrin her çeşidini işitmiş ve bunlar hakkındaki bilgilere vukuf hâsıl etmiş bulunuyorum. Bana, bunların gizli, kapalı kalan bir tarafı yoktur![71]
Ey Kureyş cemaatı! Ben kalkıp Muhammed´in yanına varayım. Onunla konuşayım.
Kendisine bazı şeyler teklif edeyim.
Teklif edeceğim şeylerden hangisini kabul ederse, istediğini kendisine veririz.
Belki artık bizimle uğraşmaktan vazgeçer!" dedi.
Müşrikler:
"Olur, ey Ebu´l-Velid! Kalk, onun yanına var, kendisiyle konuş!" dediler.
Utbe hemen kalktı, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına varıp oturdu ve:
"Ey kardeşimin oğlu! Sen de biliyorsun ki; kabile içinde, şeref ve soyca aramızda üstün bir mevki desin.
Fakat, kavminin başına büyük bir iş, bir gaile getirdin!
Onunla, onların topluluklarını dağıttın!
Onunla, onların akıllarını akılsızlık saydın!
Onunla, onların ilahlarını ve dinlerini ayıpladın!
Onunla, onların babalarından gelip geçmiş olanları tekfir ettin![72]
Ey Muhammedi Sen mi daha hayırlısın Yoksa Hâşim mi daha hayırlı[73]
Ey Muhammedi Sen mi daha hayırlısın Yoksa Abdulmuttalib mi daha hayırlı
Sen mi daha hayırlısın Yoksa Abdullah mı daha hayırlı " diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.), Utbe´nin bu sorularına hiç karşılık vermedi, sustu.[74]
Utbe:
"Eğer bunların senden daha hayırlı olduğunu kabul ediyorsan, bunlar senin ayıplamakta olduğun ilahlara tapıyorlardı!
Yok, eğer sen onlardan hayırlı olduğunu sanıyorsan, konuş! Bu yoldaki sözünü de dinleyelim
Biz hiçbir zaman kavmine senden daha uğursuz ve ağır gelen birşey görmedik.
Topluluğumuzu dağıttın! İşimizi karıştırdın! Araplar içinde bizi rezil ettin!
Kureyşliler içinde bir sihirbaz, bir kâhin türemiş!1 dedirttin!
Vallahi, biz kılıçlarımızla birbirimizi yok etmeye kalkacağımız, çığlık koparılacak andan başkasını bekleyemiyoruz![75]
Gel, sen beni dinle:
Sana bazı şeyler teklif edeceğim!
Onların üzerinde dur! Düşün! Belki onlardan bazısını kabul etmek işine gelir" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Söyle ey Ebu´l-Velid! Dinliyorum" buyurdu.
Utbe:
"Ey kardeşimin oğlu! Eğer sen getirdiğin bu işle mal elde etmek istiyorsan, sen malca en zenginimiz oluncaya kadar, mallarımızdan senin için mal toplayalım.
Eğer sen bununla şeref ve şan kazanmak istiyorsan, seni üzerimize seyyid yapalım ve sensiz hiçbir işe karar vermeyelim.
Eğersen bununla kral olmak istiyorsan, seni kendimize kral yapalım.
Eğer bu sana gelen şey, sana görünüp de kendinden uzaklaştırmaya güç yetiremediğin bir tâbi´ cin işi ise, seni tedavi ettirelim Seni ondan kurtarıncaya kadar, mallarımızı bu uğurda saçarcasına harcayalım Tedavi edilinceye kadar tâbi cinin adama sataşıp durduğu olabilir!" dedi.
Utbe sözlerini bitirinceye kadar Peygamberimiz (a.s.) onu dinledi ve:
"Ey Ebu´l-Velid! Söyleyeceklerini, söyleyip bitirdin mi " diye sordu.
Utbe "Evet" deyince, Peygamberimiz (a.s.):
"Sen de, şimdi beni dinle!" buyurdu.
Utbe "Öyle yapayım" dedi.
Peygamberimiz (a.s.), Besmele çekerek Fussilet sûresini okumaya başladı.
Utbe de, susup, iki elini arkasından yere dayayıp onu dinledi.
Peygamberimiz (a.s.), Fussilet sûresinin secde âyeti olan 37. âyetini de okuyup secde ettikten sonra:
"Ey Ebu´l-Velid! Hiç işitmediğini dinlemiş bulunuyorsun!
Artık işte sen, işte o!" buyurdu.
Bundan sonra, Utbe kalkıp arkadaşlarının yanına varırken, arkadaşları birbirlerine:
"Allah´a and içeriz ki; Ebu´l-Velid, size, buradan gidişinden başka biryüzle geldi!" dediler.
Gelip yanlarına oturduğu zaman, Utbe´ye:
"Ey Ebu´l-Velid! Arkanda ne haber var " diye sordular.
Utbe:
"Arkamdaki haber; vallahi, ben şimdiye kadar bir benzerini daha işitmemiş olduğum bir sözü işitmiş bulunuyorum.
Vallahi, o ne şiirdir, ne sihirdir, ne de kehânettir!
Ey Kureyş cemaatı! Gelin, beni dinleyin!
Siz bu işi bana bırakın. Şu adamı, üzerinde durduğu şeyle başbaşa bırakın! Siz aradan çekilin! Ondan uzak durun!
Vallahi, kendisinden dinlemiş olduğum söz, büyük bir haber olacaktır!
Eğer onu Araplar öldürürlerse, sizden başkasıyla onun hakkından gelmiş olursunuz.
Eğer o Araplara hakim olursa, onun hakimiyeti sizin hakimiyetiniz, onun kudret ve şerefi sizin kudret ve şerefiniz demektir.
Siz böylece, onun sayesinde, insanların en mutlusu olursunuz![76]
Ey kavmim! Gelin, bugün bana itaat edip sözümü dinleyin de, sonra tek bana isyan edin!" dedi.[77]
Kureyşliler:
"Vallahi, ey Ebu´l-Velid! O, seni de diliyle sihirlemiş!" dediler.
Utbe:
"Bu, benim onun hakkındaki görüşümdür. Siz nasıl istiyorsanız öyle yapın!" dedi.[78]
Utbe´nin, Kureyş müşriklerine "Muhammed ´Onlar bu beyandan sonra yine imandan yüz çevirirlerse, ´Âd ve Semûd´u çarpan yıldırım gibi, size de bir azabın gelip çatabileceğini hatırlatırım´ de!1 dediği zaman, ağzını elimle tutarak, daha fazla okumaması için, kendisine akrabalık adına and verdim. Çünkü, Muhammed birşey söylediği zaman hiç yalanlanmadığını bildiğim için, üzerinize azab ineceğinden korktum" dediği de rivayet edilir.[79]
Hz. Ömer´in Müslüman OIuşu
Hz. Ömer´in annesi Hanteme[80] Ebu Cehil´in amcasının kızı olduğuna göre, Ebu Cehil Hz. Ömer´in dayısı sayılırdı.[81]
Hz. Ömer, Müslüman olmadan önce, Peygamberimiz (a.s.)a ve Müslümanlara karşı, insanların en katı davrananı idi.[82]
Hz. Ömer´in Müslüman oluşu Kureyş müşriklerinin Habeş ülkesine hicret eden Müslümanları kendilerine teslim etmesi için ona ve kumandanlarına sunulacak hediyelerle birlikte Necaşî´ye gönderdikleri Amr b. Âs ve Abdullah b. Ebi Rebia´nın elleri boş olarak, hoşlarına gitmeyen bir şekilde geri çevrildikleri sıralarda,[83] ve Hz. Hamza´nın Müslüman oluşundan üç gün sonra olup;[84] bu da, nübüvvetin altıncı yılında,[85] Zilhicce ayından[86] bir Cuma günü idi.[87]
Peygamberimiz (a.s.), Dârü´l-Erkam´da Pazartesi günü:[88]
"Ey Allah! Şu iki adamdan, Ebu Cehil veya Ömer b. Hattab´dan, sana sevgili olanı ile İslâm´ı aziz kıl, güçlendir!" diyerek dua etmişti.[89]
Hz. Ömer der ki:
"Ben, Müslüman olmadan önce, Resûlullah (a.s.)a sataşmak için evden çıkıp, kendisini buldum. O, Mescid-i Haram´a erişmekte beni geçmişti. Ben de, vanp arkasında, ayakta durdum.
Resûlullah (a.s.) el-Hâkka sûresini okumaya başladı .[90]
Dinlediğim kelamın belagatına, düzgünlüğüne, derii-topluluğuna hayran oldum. Kendi kendime:
´Bu, vallahi, Kureyşlilerin dediği gibi, bir şair galiba!´ dedim.
O sırada, Resûlullah, sûrenin şu (mealdeki) âyetlerini okudu:
´Gördüğünüz, görmediğiniz şeylere and ederim ki: Hiç kuşkusuz, o (Kur´ân), Allah katında çok şerefli bir resûlün (Allah´tan telakki ettiği) sözüdür!
O, bir şair sözü değildir! Siz ne az inanır (adamlar)sınız!´[91]
Ben, yine, kendi kendime:
´Galiba, bu bir kâhindir! (İçimden geçirdiklerimi anladı!)´ dedim.
Resûlullah (a.s.) şu (mealdeki) âyetleri okumaya devam etti:
´O, bir kâhin sözü de değildir! Siz ne kıt düşünür (adamlarsınız!
O (Kur´ân), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Eğer, (Peygamber, söylemediğimiz) bazı sözleri bize karşı kendiliğinden uydurmuş olsaydı, elbette, onun sağ elini (kuvvet ve kudretini) alıverir, sonra da, muhakkak onun kalb damarını koparır (kendisini yaşatın az) dik!
O vakit, sizden hiçbiriniz, buna mâni de olamazdınız!
Şüphe yok ki, o (Kur´ân), fenalıktan korunanlar için kafi bir öğüttür.
İçinizde onu yalan sayanlar bulunduğunu, elbette, Biz de biliyoruz. Muhakkak ki, o (Kur´ân), kâfirler üzerine bir hasrettir (iç yarasıdır)!
Hiç kuşkusuz, o (Kur´ân) kesin bilginin tam gerçeğidir.
O halde, o büyük Rabbini, Kendi ismiyle teşbih (ve tenzih)e devam et!´[92]
Resûlullah (a.s.) sûreyi böylece okuyup bitirdiği zaman, her yerde, kalbime İslâm meyli düştü."[93]
Yine, Hz. Ömer der ki:
"Ben Cahiliye devrinde içkici idim. İçki içmeyi çok sever ve içince neşelenirdim.
İslâmiyetten nefret duyar ve uzak dururdum.
Hazvere´de, Ömer b. Abd b. İmrânül-Mahzumilere ait evlerin yanında, Kureyş erkeklerinden bazılarının içinde toplandığı bir toplantı yerimiz vardı.
Bir gece, toplantı arkadaşlarımla buluşmak arzusu ile bu toplantı yerine gitmiştim.
Oraya vardığımda, toplantı yerinde onlardan hiç kimseyi bulamadım. Kendi kendime ´Filan içkicinin yanına gideyim. Belki onda biraz içki bulur, içerim´ dedim. Kendisi Mekke´de içki satardı.
Bu maksatla ona gittim. Fakat kendisini bulamadım. Yine, kendi kendime ´Bari Kabe´ye gideyim, onu yedi veya yetmiş kere tavaf edeyim´ dedim.
Kabe´yi tavaf etnek arzusuyla Mescid-i Haram´a vardım.
Bir de gördüm ki, Resûlullah (a.s.) durmuş, namaz kılıyordu.
Kendisi, namaza durduğu zaman Şam´a doğru yönelir ve Kabe, Şam ile kendisinin arasında kalırdı. Namaz kıldığı yer, Rüknü´l-Esved ile Rüknü Yemânî arası idi.
Onu görünce, kendi kendime:
´Vallahi, ne olursa olsun, bu gece Muhammed´in söylediklerini işitmek için durup dinlemek istiyorum´ dedim.
Yine, kendi kendime:
´Dinlemek için onun yanına yaklaşacak olursam, belki kendisini korkutmuş olabilirim´ dedim. Hicr köşesine gittim. Orada, Kabe´nin örtüsünün altına girdim. Örtünün arkasından yavaş yavaş yürüdüm. Resûlullah (a.s.), ayakta durup namaz kılıyor ve Kur´ân okuyordu.
Ben, yürüyerek onun karşısına kadar gelip, kıblesinde durdum.
Aramızda, Kabe´nin örtüsünden başka birşey yoktu.
Kur´ân´ı dinlediğim zaman, kalbim ona karşı yumuşadı."[94]
İbn İshak, İbn Hişam; Hz. Ömer´in Müslüman oluşunu şöyle anlatırlar:
Hz. Ömer´in kızkardeşi Fâtıma binti Hattab Hatun, Saîd b. Zeyd ile evli olup, ikisi de Müslüman olmuşlardır.
Fakat, Müslümanlıklarını Hz. Ömer´den gizli tutuyorlardı.
Yine Hz. Ömer´in mensup bulunduğu Adiyy b. Ka´b oğullarından Nuaym b. Abdullah da Müslüman olmuştu. O da, kavminden korktuğu için, Müslümanlığını gizli tutuyordu.
Habbab b. Enet, Fâtıma Hatuna gelip gidip Kur´ân okur ve okuturdu. Bir gün, Hz. Ömer, Peygamberimiz (a.s.) ile ashabından bir cemaata saldırmak üzere, kılıcını kuşanmış olarak evinden çıkmıştı.
Peygamberimiz (a.s.)la ashabının Safa tepeciğinin yanındaki bir evde toplandıkları ve kadınlı-erkekli kırk kişiye yakın oldukları, kendisine haber verilmişti.
Dârü´l-Erkam´da; Peygamberimiz (a.s.) ile amcası Hz. Hamza, Ashab-ı Kiramdan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali ve Habeş ülkesine hicret etmeyip Peygamberimiz (a.s.)la birlikte Mekke´de oturan Müslümanlardan bazıları da bulunuyordu.[95]
Nuaym b. Abdullah Hz. Ömer´e rastladı ve:
"Ey Ömer! Nereye gitmek istiyorsun " diye sordu.[96]
Hz. Ömer:
"Kureyşlilerin işlerini darmadağın eden, akıllarını akılsızlık sayan, dinlerini ayıplayan, ilahlarına dil uzatan, şu ata dinini bırakıp yeni din tutan Muhammed´e gitmek istiyorum. Öldüreceğim onu!" dedi.
Nuaym b. Abdullah:
"Vallahi ey Ömer! Seni nefsin aldatmıştır, nefsin!
Sen Muhammed´i öldürünce Abdi Menaf oğullarının seni yeryüzünde gezer bırakacağını mı sanıyorsun !
Sen kendi ev halkına dönsen de, onların işi üzerinde dursan olmaz mı " dedi.
Hz. Ömer:
"Sen benim ev halkından, hangisini kastediyorsun " diye sordu.
Nuaym b. Abdullah:
"Amcanın oğlu enişten Saîd b. Zeyd ile kızkardeşin Fâtımayı kastediyorum! Vallahi, onların ikisi de Müslüman oldular, Muhammed´e uydular ve onun dinine girdiler! Sana önce onlarla ilgilenmek düşer" dedi.
Hz. Ömer, hemen geri dönüp kızkardeşiyle eniştesinin evine kadar gitti.
O sırada, onların yanında Habbab b. Enet ve onun yanında da, içinde Fatiha sûresi yazılı bir sahife bulunuyor, onu onlara okuyordu.
Hz. Ömer´in tıkırtısını işittikleri zaman, Habbab evin bir köşesinde gizlendi.
Fâtıma Hatun sahifeyi alıp uyluğunun altına sakladı.
Hz. Ömer, evin yanına geldiği zaman, Habbab´ın Fâtıma Hatunla Saîd b. Zeyd´e Kur´ân okuduğunu işitmişti. Eve girince:
"İşitmiş olduğum o şey ne idi " diye sordu.
Kızkardeşiyle eniştesi:
"Sen birşey işitmedin!" dediler.
Hz. Ömer:
"Evet! Vallahi, ikinizin de Muhammed´e uyduğunuzu ve onun dinine girdiğinizi haber aldım!" dedi ve hemen eniştesi Saîd b. Zeyd´in üzerine çullandı.
Fâtıma Hatun da kalkıp onu kocasının üzerinden ayırmak, uzaklaştırmak isteyince, Hz. Ömer vurup Fâtıma Hatunun başını yardı!
Hz. Ömer bunu yapınca, kızkardeşi de, eniştesi de:
"Evet! Biz Müslüman olduk! Allah´a ve Resûlüne iman ettik!
Sen istediğini yap!" dediler.
Hz. Ömer kızkardeşinin başını yarıp kanattığını görünce, yaptığına pişman oldu, yapmak istediği şeylerden vazgeçti. Kızkardeşine:
"Demin okuduğunuzu sizden dinlediğim şeylerin yazılı bulunduğu sahifeyi bana ver de, Muhammed´in getirdiği şeyin ne olduğuna bir bakayım " dedi.
Kızkardeşi:
"Biz senin sahifeye birşey yapmandan korkanz!" dedi.
Hz. Ömer:
"Korkma!" dedi ve onu okuduktan sonra geri vereceğine, ilahları üzerine yemin etti.
Bunun üzerine, Fatma Hatun, onun Müslüman olacağını umarak:
"Ey kardeşim! Sen, puta taptığın müddetçe, pissin (temiz değilsin)! Halbuki, ona (Kur´ân-ı Kerîm yazılı sahifeye), pâk olandan başkası dokunamaz!" dedi.
Hz. Ömer kalkıp yıkanınca, Fâtıma Hatun ona sahifeyi verdi. Verdiği sahifede Tâhâ sûresi yazılı idi. Hz. Ömer sûreyi baş tarafından okumaya başladı[97] ve onaltı âyet okudu.[98]
"Bu sözler ne kadar güzel! Ne kadar değerli!" demekten, kendini alamadı.
Habbab, bunu işitince, saklandığı yenden çıkıp Hz. Ömer´in yanına geldi ve:
"Ey Ömer! Vallahi, Allah´ın, Peygamberinin duasını sana nasip edeceğini umuyorum. Ben dün Peygamber (a.s.)dan işittim ki; o, ´Ey Allah! İslâm´ı, Ebu´-Hakem b. Hişam veya Ömer b. Hattab ile güçlendir!´ diyerek dua etmişti.
Ey Ömer! Artık Allah´tan kork, Allah´tan" dedi.
Hz. Ömer, Habbab´a:
"Ey Habbab! Sen bana Muhammed´in bulunduğu yeri göster de, yanına varıp Müslüman olayım!" dedi.[99]
Habbab:
"O, Safa tepeciğinin yanındaki bir evin içindedir. Kendisinin yanında da, ashabından bazıları bulunuyor" dedi.
Hz. Ömer hemen kalkıp kılıcını kuşandı. Sonra, Peygamberimiz (a.s.)la ashabının bulunduğu yere vanp kapılarını çaldı.
Hz. Ömer´in sesini işitince, Peygamberimiz (a.s.)ın yanında bulunan bir zât[100] kalkıp kapının gediğinden dışarı baktı.
Hz. Ömer´i kılıcını kuşanmış olarak görünce, korktu. Peygamberimiz (a.s.)ın yanına döndü:
"Yâ Rasûlallah! Bu, Ömer b. Hattab´dır! Kılıcını kuşanmış bir haldedir!" dedi.
Hz. Hamza:
"Ona izin ver! Eğer iyilik için geldiyse, kendisine bol bol iyilik ederiz!
Eğer kötülük için geldiyse, onu kendi kılıcıyla öldürürüz!" dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
"Ona izin veriniz!" buyurdu.
Kapıdaki zât (Bilal-i Habeşî) ona izin verdi.
Peygamberimiz (a.s.) kalkıp ona doğru vardı ve kendisiyle avluda karşılaştı.
Kuşağından ve ridasının toplandığı yerden tutup, kendisine doğru hızlıca çekti ve:
"Ey Hattab´ın oğlu! Neye geldin !
Vallahi, Allah´ın senin başına bir musibet indirmesine kadar duracağını sanmıyorum" buyurdu.
Hz. Ömer:
"Ey Allah´ın Resûlü! Ben Allah´a, Allah´ın Resûlüne ve ona Allah´tan gelen şeylere iman edeyim diye senin yanına geldim" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) "Allahuekber" diyerek tekbir getirdi.
Peygamberimiz (a.s.)ın ashabından olan ve evde bulunan halk, Hz. Ömer´in Müslüman olduğunu anladılar.[101] Onlar da tekbir getirdiler.
Tekbir sesleri Mekke´nin yollarında duyuldu.
Hz. Ömer der ki:
"Müslüman olup da dövülmeyen, dövmeyen bir kimse görmedim.
Ancak, benim payıma bunlardan hiçbir şeyin düşmediğini gördüm.[102] Kendi kendime:
´Müslümanlar musibete uğrarlarken, ben musibete uğramamak istemem!´ dedim.[103]
Müslüman olduğum gece, kendi kendime düşündüm ki: Mekke halkından, Resûlullah (a.s.)a düşmanlıkta en azılısı kim ise, gidip Müslüman olduğumu ona haber vereyim!
´Tamam! Ebu Cehil´e haber vereyim!´ dedim.
Sabaha çıktığım zaman, Ebu Cehil´in kapısını çaldım.
Ebu Cehil yanıma çıkıp:
´Hoş geldin kızkardeşimin oğlu! Ne haber getirdin ´ dedi.
Kendisine:
´Allah´a ve O´nun Resûlü olan Muhammed´e iman ve kendisinin bildirdiği şeyleri tasdik ettiğimi sana haber vereyim diye geldim1 deyince, kapıyı yüzüme çarparcasına kapayıp:
´Allah seni de, senin getirdiğin haberi de kötü etsin, iyilikten uzak kılsın! (Allah senin de belânı versin! Senin getirdiğin haberin de belâsını versin!) dedi."[104]
Hz. Ömer, Müslüman olduğunu haber vermek için dayısı Velid b. Mugîreye[105] nasıl gittiğini ve nasıl karşılandığını da, şöyle anlatır:
"Evden çıkıp dayıma gittim. Kendisi Kureyşlilerin eşrafından idi. Kapısını çaldım. İçeriden:
Kim o ´ diye sordu.
´İbn Hattab!´ dedim.
Yanıma çıktı. Kendisine:
´Benim müşriklikten çıkıp yeni dine girdiğimi biliyor musun 1 dedim.
Dayım bana:
´Sen gerçekten böyle yaptın mı ´ diye sordu. Ben:
´Evet, yaptım!´ dedim. Dayım:
´Sakın yapma!´ dedi. Ben:
´Yapmış bulunuyorum bile![106]
Ey dayım! Ben Allah´a ve Allah´ın Resûlüne iman ettim. Allah´tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed´in Allah´ın Resûlü olduğuna şehadet ediyorum.
Sen bunu kavmine böylece haber ver!´ dedim.
Dayım Velid:
´Kızkardeşimin oğlu! Sen eski işinin üzerinde sebat et! Seni halk kendi halinde bilsin! Er kişi kendi hali üzere sabahlar, kendi hali üzere akşamlar!´ dedi.
Kendisine:
´Vallahi benim için iş açıkça belli olmuştur!
Sen benim Müslüman olduğumu kavmine haber ver!´ dedim.
Velid:
´Senin bu işini haber veren ilk kişi ben olmayacağım!´ dedi[107] ve evine girip kapıyı yüzüme karşı kapadı. Kendi kendime:
´Bu birşey değil!´ dedim.
Kureyş müşriklerinden, başka bir adama gidip kapısını çaldım. İçeriden:
´Kim o ´ diye sordu.
İbn Hattab!´ dedim.
Yanıma çıktı. Kendisine:
´Benim müşriklikten çıkıp yeni dine girdiğimi biliyor musun 1 dedim.
´Sen gerçekten böyle yaptın mı ´ diye sordu.
´Evet! Yaptım!1 dedim. Bana:
´Sakın, yapma!´ dedi. Ben:
´Yapmış bulunuyorum bile!´ dedim.
O da, hemen içeri girip, kapıyı yüzüme karşı kapadı.[108] Kendi kendime:
´Müslümanlar dövülüyor, ben ise dövülmüyorum.[109]
Müslümanları d övüyorlar,[110] ben ise dövülmüyorum.[111] Beni hiç kimse dövmüyor!´ dedim.[112] Geri döndüm.[113]
Bana, bir adam:
´Sen Müslümanlığını bildirmek istemiyor musun ´ dedi. Ona:
´Evet! Bildirmek istiyorum´ dedim.
´Öyle ise, Kureyşliler Hicr´de oturdukları sırada, sır saklamayı bilmeyen filan adama git! İkinizin arasında gizli kalmasını hatırlat!
Kendisine:
´Ben müşriklikten çıktım, başka bir dine girdim´ de, yeter. Çünkü, onun sır sakladığı pek azdır´ dedi."[114]
Abdullah b. Ömer der ki:
"Babam, Müslüman olduğu zaman, Kureyşlilerin en çok söz taşıyanı, en çok söz yayanı kimdir diye sordu. Kendisine:
´Cemil b. Ma´meru´l-Cumahî´dir!´ denildi.
Bunun üzerine, babam onun yanına gitti.
Ben de babamın arkasından gittim. Babam ona:
´Ey Cemil, biliyor musun Ben Müslüman oldum, Muhammed´in dinine girdim der demez, vallahi Cemil ayağa kalkıverdi.
Acelesinden ridasını sürükleyerek, o önde, babam arkada, gittiler. Ben de babamı takip ettim.
Mescid-i Haram´m kapısına varıldı.
O sırada, Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri Kabe´nin kapısı civarındaki toplantı yerinde bulunuyorlardı.
Cemil, Kabe´nin kapısında ayakta dikilerek, avazının çıktığı kadar:
´Ey Kureyş cemaati! Haberiniz olsun ki, Ömer b. Hattab dininden çıkmış, başka bir dine girmiştir!´ diyerek bağırdı.
Babam ise:
´O yalan söylüyor! Ben Müslüman oldum ve Allah´tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed´in Allah´ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet ettim!´ deyince, Kureyş müşrikleri babama saldırdılar.
Güneş başlarının üzerinde yükselinceye kadar, babamla Kureyşliler, çarpıştılar.
Sonunda, babam yorulup oturdu.
Müşrikler babamın başucuna dikildiler. Babam onlara:
´Siz bana istediğinizi yapın! Allah´a yemin ederim ki, biz üçyüz kişi olsaydık, ya biz yenilir, burayı size bırakırdık; ya da siz yenilir, burayı bize bırakırdınız!´ diyordu.
Babam Ömer ile Kureyş müşrikleri bu durumda bulundukları sırada, üzerinde Yemen işi çizgili bir elbise ile nakışlı bir gömlek bulunan, Kureyşlilerden yaşlı bir adam gelip üzerlerine dikildi ve:
´Nedir bu haliniz ´ diye sordu. Saldırganlar:
´Ömer dininden çıkmış, başka bir dine girmiştir1 dediler. Gelen adam onlara:
´Bırakın onu kendi haline! Adam kendisi için bir iş (birdin) seçmişse, size ne oluyor Ne istiyorsunuz siz ondan !
Adiyy b. Ka´b oğullarının size adamlarını böylece teslim edeceklerini (öldürteceklerini) mi sanırsınız !
Açılın, dağılırı adamın başından![115]
Ben onun koruyucusuyum!´ dedi.[116]Vallahi, onlar babamın üzerinden, bir elbisenin soyuluşu gibi, sıyrıldılar, dağıldılar.
Medine´ye hicret ettikten sonra, babama:
´Ey babacığım! Mekke´de, Müslüman olduğun gün, seninle çarpışan müşrikleri azarlayıp başından dağıtan adam kimdi ´ demiştim. Babam:
´Ey oğulcuğum! O, Âs b. Vâilü´s-Sehmî[117] idi´ dedi."[118]
Hz. Ömer, Peygamberimiz (a.s.)a:
"Yâ Rasûlallah! İçinde İslâmiyeti açıklamadığım bir küfür meclisi bırakmayacağım!" dedikten sonra Mescid-i Haram´a giderek, müşriklerin oradaki toplantı meclislerinde Müslüman olduğunu açıklamış; Allah´tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed (a.s.)ın Resûlullah olduğuna şahadet getirince müşriklerin saldırısına uğramış; bu onları, onlar bunu dövmeye başlamış; müşriklerin sayısının çoğaldığı sırada, daha önce kendisini korumaya alan Âs b. Vâil yetişip müşriklerin ellerinden Hz. Ömer´i tekrar kurtarmıştır.[119]
Hz. Ömer:
"Yüce Allah İslâm´ı güçlendirinceye kadar, İslâm uğrunda dövmekten, dövülmekten geri kalmadım!" demiştir.[120]
Ashab-ı Kiramdan Abdullah b. Mes´ud da:
"Ömer´in Müslüman oluşu bir fetih idi. Hicreti bir yardım idi. Halifeliği de bir rahmet idi![121] Vallahi, Ömer Müslüman oluncaya kadar, Kabe´nin yanında açıktan namaz kılmadık.[122]
O, Müslüman olunca, Kureyş müşrikleriyle dövüştü.[123]
Kendisi, Kabe´nin yanında namaz kıldı, biz de namaz kıldık!" demiştir.[124]
Allah ondan razı olsun![125]
Müşriklere Karşı Dârü´l-Erkam´dan Sert Bir Yürüyüş Gösterisi
Hz. Ömer der ki:
"Müslüman olduğum ve Peygamber (a.s.)la ashabının da müşriklerden gizlendikleri sıra-da:[126]
´Yâ Rasûlallah! Biz, ister ölü, ister diri olalım;[127] hak üzere değil miyiz 1 dedim.
Resûlullah (a.s.):
´Evet![128] Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; siz, ister ölü olunuz, ister diri olunuz,[129] hiç şüphesiz hak üzeresiniz!1 buyurdu.[130]
Bunun üzerine:
´Yâ Rasûlallah! Biz hak üzere bulunduğumuza, onlar bâtıl üzere olduklarına göre, biz ne diye dinimizi gizliyoruz ![131]
Vallahi, biz İslâmiyet] küfre karşı açıklamaya daha haklı, daha lâyıkız! Allah´ın dini Mekke´de muhakkak üstün gelecektir!
Kavmimiz bize karşı taşkınlık etmek isterlerse, kendileriyle çarpışırız. İnsaflı davranmak isterlerse, onu da kabul ederiz!´ dedim.[132]
Resûlullah (a.s.):
´Biz, sayıca çok azız!´ buyurunca:
´Seni hak din ve Kitab ile peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki;[133] hiç çekinmeden, korkmadan,[134] oturup İslâm inanç esaslarını açıklamadığım bir küfür meclisi kaim ayacaktır![135]
Seni hak din ve Kitab ile peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; biz muhakkak ortaya çıkacağız!1 dedim.[136]
İki saf halinde çıktık. Saflardan birinin başında Hamza, diğer safın başında ben vardım.[137]
Sert adımlarla, yerin topraklarını un gibi tozuta tozuta,[138] Mescid-i Haram´a girdik.
Kureyş müşrikleri bir bana, bir Hamzaya bakıyorlardı.
Onlar, o gün, bir benzerine daha uğramadıkları hüzün ve kedere uğradılar.
O zaman, Resûlullah (a.s.), bana:
´Hak ile bâtılı ayırdı!´ diye, ´Faruk´ adını verdi."[139]
Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)ı Öldürmeye Yemin Etmeleri
Peygamberimiz (a.s.)ın İslâm davasından vazgeçmediği takdirde öldürülmek üzere kendilerine teslimi için Kureyş müşriklerinin Ebu Talib´e yaptıkları teklifler neticesiz kalmıştı.[140]
Habeş ülkesine çıkan İslâm Muhacirleri Habeş Necaşî´si tarafından korunarak emniyet ve huzura kavuşmuş, Hz. Hamza ve onun arkasından da Hz. Ömer Müslüman olup Peygamberimiz (a.s.)la ashabının yanında yer almış,[141] İslâmiyet Arap kabileleri arasında duyulmaya ve yayılmaya başlamış bulunuyordu.[142]
Hele Necaşî´nin Hz. Cafer ve arkadaşlarına yaptığı ikramlar, Kureyş müşriklerinin çok ağırlarına gitmiş,[143] onları Peygamberimiz (a.s.)a ve ashabına karşı son derece kızdırmıştı.[144]
Bunun üzerine, müşrikler Peygamberimiz (a.s.)ı öldürmek hususunda birleştiler[145] ve:
"Onu, gizlice veya açıktan, muhakkak öldüreceğiz!" diyerek, öldürmeye yemin ettiler.
Ebu Talib Kureyş müşriklerinin bu cinayeti işlemeye azimli olduklarını görünce, kardeşinin oğlunun hayatı hakkında korkuya düştü.
Kureyş müşriklerinin Kabe çevresinde toplanmış bulundukları bir sırada, gidip Kabe örtüsünün arasına girdi.
Kureyş müşriklerinin zulümlerinden, Allah´a şikayetlendi:
"Ey Allah! Kavmimiz bana karşı azgınlığa ve taşkınlığa kalkıştı!
Bize acele yardımını yetiştir! Onların önlerine geril! Kardeşimin oğlunu öldürmelerine imkân verme!" diyerek Allah´a yalvardı.
Kureyş müşrikleri:
"Şu yalancı ve akılsız [hâşâ!] adam öldürülmedikçe, bizimle H âsim ve Muttalib oğulları arasında ne barış, ne akrabalık ve ahid, ne de dokunulmazlık var!" dediler.[146]
Hâşim ve Muttalib Oğullarının Şı´b-ı Ebu Talib´de Toplanmaları
Ebu Talib Hâşim ve Muttalib oğullarını yanında topladı.
Peygamberimiz (a.s.)ı kendilerine ait Şı´b´da[147] yanlarında bulundurmalarını ve onu-öldürmek isteyenlere karşı-korumalarını onlara emretti.[148] Müslüman olan olmayan, hepsi; kimi din ve iman, kimisi de-müşrik olmalarına rağmen-aile ve akrabalık gayretiyle, bu hususta birleştiler.[149]
Muttalib oğulları da, Hâşim oğullarının yanında yer aldılar.[150]
Zaten, Muttalib oğullarıyla Haşim oğulları, bir soy sayılırlardı.[151] Hâşim b. Abdi Menafin kardeşi Muttalib´e vasiyeti üzerine, Hâşim oğulları öteden beri birlikte hareket ederi erdi.[152]
Cahiliye devrinde de, İslâm devrinde de onlardan ayrılmadılar.[153] Nübüvvetin altıncı yılından sonra,[154] yedinci yılında,[155] Muharrem hilalinin doğduğu gece,[156] Ebu Talib başlarında olmak üzere, Peygamberimiz (a.s.) ve bütün Haşim ve Muttalib oğulları Şı´b´da toplandılar.[157] Hâşim oğullarından yalnızca Ebu Leheb, Şı´b´a girmediği gibi, Hâşim ve Muttalib oğullarına karşı, müşrikleri desteklemeye devam etti.[158] Amca oğulları olan Abduşşems ve Nevfel oğulları da, Haşim ve Muttalib oğullarını desteklemediler.[159]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbn Sa´d Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 8, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 192, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 369.
[2] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 108-110, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 291, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 125, Müslim, Sahih, c.2, s. 1072, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 222, İbn Mace, Sünen, c.1, s. 624, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 9, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7,s. 453, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 370, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 51.
[3] İbn Sa´d,Tabakât,c.3,s.9, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 192, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1,s. 369, Kastalâni, Mevâhib.c.1, s.62, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 294.
[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 311, Taberî, Târih, c. 2, s. 224, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 192, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 213, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 04, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 171, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 33, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 283, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 9.
[5] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 9.
[6] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s.311, İbn Sa´d, c.3, s.9 Taberî, Târîh, c. 2, s.224,Hâkim ,Müstedrek,c. 3,s. 192, Beyhakî,Delâil,c.2,s. 213, İbn Esîr,Kâmil,c. 2, s. 83, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 104,Zehebî,Târîhu´l-islâm, s. 171,Diyarbekrî, Hamis,c. 1, s. 293, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 477.
[7] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 311 -312, Taberî, Târîh, c. 2,s. 224, Hâkim , M üstedrek, c. 3, s. 192-193, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 213, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 105, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 171, Diyarbekrî,Hamis, c. 1, s. 283, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 477.
[8] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s. 312, Taberî, c.2,s. 224, Hâkim, c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 213, İbn Esîr, c. 2, s. 83, İbnSeyyid, c. 1, s. 105, Zehebî, s. 171, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 33, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 9, Diyarbekrî, c.1, s. 293, Halebî, c.1, s. 477.
[9] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 1 51-1 52, Hâkim , c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 213, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe,c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 33, Diyarbekrî, c. 1, s. 293, Halebî, c. 1 , s. 477.
[10] İbn İ shak, Kitâbu´l-mübtedâ, ve´l-m eb´as, c. 3, s. 152, Taberî, c. 2, s. 224, Hâkim, c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 213, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 83, İbn Seyyid, c. 1, s. 105, Zehebî, s. 171, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 33, İbn Haldun, c. 2, ks.2,s.9 Diyarbekrî, c. 1 ,s. 293, Halebî, c. 1,5.477-478.
[11] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-m eb´as, c. 3, s. 152, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 193, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 213-214, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 33, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 151.
[12] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 151.
[13] İbn İshak, c. 3, s. 152, Hâkim, c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 214, Süheyli, Ravd, c. 3, s. 151 , Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 33, Halebî,c.1, s. 478.
[14] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 151.
[15] İbn İshak, c. 3, s. 152, Hâkim, c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 214, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 33,
Halebî, c. 1, s. 478, Zürkânî,Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 236.
[16] Şüheylf, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 151.
[17] İbn İshak, c. 3, s. 153, Süheyli, Ravd, c. 3. s. 151 , Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 63, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s.293-294, Zürkânî, M evâhib Şerhi, c. 1 , s. 256-257.
[18] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 478.
[19] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 9, Kastalâni, c. 1,s.63.
[20] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 193, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 214, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 33.
[21] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 31 2, Taberî, Târîh, c. 2, s. 224, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 05, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 171, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 33, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 293, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 478.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/49-53.
[22] Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 64, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. Diyarbekrî, c. 1, s. 294.
[23] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Diyarbekrî, c. 1 , s. 294, Halebî, c. 1, s. 475.
[24] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Halebî, c. 1, s. 475.
[25] Muhibbül-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 31, Diyarbekrî, c. 1, s. 295.
[26] Muhibbül-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyartoekn, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1 , s. 475.
[27] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbül-Taberî, c. 1 , s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 447, Diyarbekrî, c. 1 , s. 294, Halebî, c. 1, s. 475.
[28] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1 , s. 475.
[29] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbül-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.30, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 447, Diyarbekrî Hamis, c. 1, s. 294, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 475.
[30] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1 , s. 475.
[31] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 426, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1, s. 475.
[32] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, İbn Hacer, c. 4, s. 447, Diyarbekrî,c. 1, s. 294, Halebî, c. 1, s. 475.
[33] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326. Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c.1,5.475.
[34] Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 63-64, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s.294, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1 , s. 476.
[35] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 64, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c.1, s. 476.
[36] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 64, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1 , s. 476.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/53-56.
[37] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbül-Tabeıî, c. 1, s. 64, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30-31, Diyarbekıî, c. 1, s. 294-295, Halebî.d.s. 476.
[38] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/56.
[39] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 123, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 239, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 772-773,
İbn Esîr,Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 94, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 234.
[40] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 123, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 202, Zehebî Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 228.
[41] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 123, c. 8, s. 42, Hâkim, c. 3, s. 239, İbn Abdilberr, c. 2, s. 722-723, c. 4, s. 1779, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 3, s. 94, c. 7, s. 7, İbn Hacer, c. 2, s. 234, c. 4, s. 227, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 171.
[42] İbn Sa´d, c. 8, s. 42-43, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 228, İbn Hacer, c. 4, s. 227.
[43] İbn Sa´d, c. 8, s. 43, İbn Hacer, c. 4, s. 227.
[44] İbn Sa´d, c. 8, s. 43, Zehebî, c. 1, s. 228, İbn Hacer, c. 4, s. 227.
[45] İbn Sa´d, c. 8, s. 43, İbn Hacer, c. 4, s. 227.
[46] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 228.
[47] İbn Sa´d, c. 8, s. 43, Zehebî, c. 1, s. 228, İbn Hacer, c. 4, s. 227.
[48] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 228.
[49] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 43, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1 , s. 228, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 227.
[50] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 43, İbn Hacer, c. 4, s. 227.
[51] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 228.
[52] . İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 42-43, İbn Hacer, c. 4, s. 227.
[53] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 43, Mus´abu´z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 19-20, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 227.
[54] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/56-58.
[55] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 222, Mus´abu´z-Zübeyrf, Nesebi Kureyş, s. 40, İbn Abdilberr, İsti âb, c. 4, s. 1891, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 217.
[56] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3,s. 53, İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s.82, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s.1038, İbn Hacer, el-İsâbe, c.2, s. 362.
[57] İ bn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 124, M us´abu´z-Zübeyrf, Nesebi Kureyş s. 265-266, İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 103, İbn Esîr,Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 480, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 45.
[58] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 214, İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 1 00, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 764, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe,c.3,s.85.
[59] İbn E sfr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/59.
[60] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 313, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 105, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 1 57-158.
[61] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 202-203, Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 448, Fahru´r-Râzf, Tefsir, c. 27, s. 111, Kurtubf,Tefsfr, c. 15, s. 338, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 158.
[62] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203,Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 448, Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 1, s. 201 , Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî,s. 158, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 62.
[63] Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 448, Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111
[64] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Ebu Muaym, Delâil, c. 1 , s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203, Zemahşerf, c. 3, s.448, Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 201, Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî, s. 158, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 62.
[65] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 1, s. 201, Ebu´l-Fidâ, c. 3,s.62, Halebî.c.1, s. 486.
[66] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Ebu Nuaym , c. 1, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203, Zemahşerf, c. 3, s. 448,Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 201, Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî, s. 158, 62, Halebî, c. 1, s. 486.
[67] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 201, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 62, Halebî, c. 1 ,s.486.
[68] Zemahşerf, c. 3, s. 448, Beyhakî, c. 2, s. 203, Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111, Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî, s. 158.
[69] İbn Ebi Şeybe, c. 1 4, s. 295, Ebu Nuaym , c. 1, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 201, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92.
[70] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 313.
[71] Beyhakî, c. 2, s. 203, Zemahşerf, c. 3, s. 448, Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111, Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî, s. 158.
[72] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 313, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 105, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 158, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 63, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 486.
[73] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 203, Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 448, Fahru´r-Râzf, Tefsfr, t 27, s. 111, Kurtubf, Tefsfr, c. 15, s. 338, Zehebî, TârThu´l-islâm , s. 158.
[74] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295-296, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203,Zemahşerf, c. 3, s. 448, Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 1, s. 201, Zehebî, Târîh, s. 158, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 62, Halebî, c.1, s. 486.
[75] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 296, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 230-231, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 1.S.201 ,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 62.
[76] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 313-314, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 204-206, Kurtubf, Tefsfr, c. 1 5, s. 338-339,İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 105-106, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 158-160, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 63-64,Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 487.
[77] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 233-234, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 205, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 160,Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 64.
[78] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 314, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 205-206, Kurtubf, Tefsfr, c. 15, s. 338-339, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 106, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 1 60, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 64, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s.487.
[79] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203, Kurtubf, Tefsfr, c. 15, s. 339, Zehebî, Târîh, s. 160, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.63.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/59-64.
[80] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 265, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 81, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1144, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 145, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 60-61, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 518.
[81] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1144, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 4, s. 145.
[82] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 325, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2,s. 216, İbn E a>, Usdu´l-gâbe, c. 4,s. 147, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 250, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 22, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 1 7, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s.518, Halebî, İnsânu´j-uyûn, c. 2, s. 12.
[83] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 366, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 256, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 79.
[84] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 241, Zehebî, TârThu´l-islâm, s. 179, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 66,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 295, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 16.
[85] İbn Sa´d, c. 3, s. 269, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 4, s. 151.
[86] İbn Sa´d, c. 3, s. 269, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 272.
[87] Heysemî, Mecma, c. 9, s. 62, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 333.
[88] Muhibbül-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 251, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 123.
[89] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 267, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 95, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 617, Hâkim , Müstedrek, c.3, s. 83, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 216, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 257, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 172, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 518,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 296-297, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 272.
[90] el-Hâkka: 1-37.
[91] el-Hakka: 38-41.
[92] el-Hakka: 42-52.
[93] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 17, Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 277, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 147, Muhibbüt-Taberî, R ı yâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 248, İ bn Sey yi d, U yûnu´l -eser, c. 1, s. 125, Ebu´l-Fidâ, Tefasîr, c. 4, s. 417, Heysemî, Mecmau´z-Zevâid, c. 9, s. 62, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 518, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 258, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 17, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 277.
[94] İ bn İ sh ak, İ bn H isa m, Sîre, c. 1, s. 371 -37 2, M uhi bbüt-Tabe rî, R ı yâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 252-253, E bu ´I-F idâ, el -B idâ ye ve´n-nihâye, c. 3, s. 81, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 18, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 277.
[95] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 367-368, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 85, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1 , s. 251 -252,Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 79-80.
[96] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 368, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 85, Muhibbüt-Taberî, Rı yâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 252, Kurtubf,Tefsfr, c. 11, s. 163, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 80.
[97] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 368-370, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 85-86, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 252,Kurtubf, Tefsir, c. 11, s. 163-164, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 79-80.
[98] Tâhâ:1-16.
[99] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 370, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 86, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 80.
[100] Bilâl-i Habeşî (Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 15).
[101] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 370-371, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 86, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 252,Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, s. 80-81.
[102] Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 41, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 218. İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 149, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 253-254, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 178, Heysemî, M ecmau´z-zevâid, c. 9, s. 64.
[103] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 44, s. 1 49, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 123.
[104] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 375, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 254, Halebî, İnsânu´l-uyûn,c. 2,3.16.
[105] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 327.
[106] B eyh akf, D elâ ilü´n-n übü vve, c. 2, s. 21 8, İ b n Esîr, U sdu´l-gâbe, c. 4, s. 149, M uhi bbüt-Tab erf, R ı yâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 253, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 123, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 178.
[107] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 327.
[108] B eyh akf, D elâ ilü´n-n übü vve, c. 2, s. 218, İ bn E sfr, U sdu ´l-gâbe, c. 4, s. 149, M uhibbü t-Taberî, R ı yâdu ´n-n adrâ, c. 1, s. 253-254, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 23, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 178, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 64.
[109] Zehebî, TârThu´l-islâm, s. 178.
[110] Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 41, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 218.
[111] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 218, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 178.
[112] Ebu Muaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 41.
[113] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 1 49, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 123.
[114] Ebu Nuaym, c.1 ,s. 41, Beyhakî, c. 2, s.218, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 149, Muhibbüt-Taberî,c. 1, s. 254,İbn Seyyid,c. 1, s. 123, Zehebî, s. 178. Heysemî, c. 9, s. 64.
[115] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 373-374, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 85, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 86-87, Muhibbüt-Taberî,Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 254-255, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 176, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c.3,s. 81-82, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 17.
[116] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 242, Beyhakî, Delâil, t 2, s. 221, Zehebî, Târih, s. 176, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 17.
[117] Hz. Ömer´in annesinin annesi Âsb. Vâil´in mensup bulunduğu Sehmflerden olduğu için, Âsb. Vâil Hz. Ömer´in dayısı sayılırdı(İbn E sfr Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 151).
[118] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 374, Hâkim, c. 3, s. 85, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 255,Zehebî, s. 176, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 82, Halebî, c. 2, s. 17.
[119] Heysem f, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 65.
[120] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 21 9, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 124, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 179.
[121] İbn İshak, İbn Hişam,Sîre,c. 1 ,s. 367, İbn Esîr,Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 152, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c.9, s.62,Zürkânî,Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 277.
[122] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 367, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 83-84, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 4, s. 152, Heysemî,
Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 63, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 21, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 277.
[123] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 367, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 4. s. 152.
[124] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 367, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 62.
[125] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/64-75.
[126] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 21.
[127] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 246, 256, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 ,s. 296, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 21-22, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 275.
[128] Ebu Nuaym , c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 180, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c.1, s. 21, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 275.
[129] Ebu Muaym, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c. 2, s. 22, Zürkânî, c. 1, s. 275.
[130] EbuNuaym,c.1 ,s.242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Zehebî, s. 180,Diyarbekrî ,c.1 ,s.296, Halebî, c.2, s.22,Zürkânî, c. 1,5.275.
[131] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, 256, Diyarbekrî, c. 1 , s. 296, Zürkânî, c. 1, s. 275.
[132] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 150.
[133] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, 256, Diyarbekrî, c. 1 , s. 296, Halebî, c. 2, s. 22, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 275.
[134] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 256, Halebî, c. 2, s. 22.
[135] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 256, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c. 2, s. 22.
[136] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Halebî, c. 2, s. 22.
[137] E bu N uaym, D elâi lü´n-nübü we, c. 1, s. 242, M u hibbü t-Taberî, R ı yâdu "n-n adrâ, c. 1, s. 246, Zehebî, T ârfhu´l -i si âm, s. 180, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 296, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 22, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 275.
[138] Ebu Muaym, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c. 2, s. 22, Zürkânî, c. 1, s. 275.
[139] E bu Muaym, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Zehebî, s. 180-181, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c. 2, s. 22,Zürkânî, c. 1, s. 275.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/76-77.
[140] İbn İshak, İ bn Hişam, Sîre, c. 1, s. 285, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 202, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 229-232,Yâkubr, Târîh.c. 2, s. 25-31, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 65, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 100, Zehebî,Târîhu´l-islâm, s. 152, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 463.
[141] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 375.
[142] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 375, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 67, Halebî, c. 2, s. 26.
[143] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 208, Halebî, c. 2, s. 26.
[144] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 208.
[145] İbn Sa´d, c. 1, s. 208, Yâkubı, c.2, s. 31 , Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 272, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 311, İbnSeyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 126, Zehebî, s. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 67, Diyarbekrî,Hamis, c. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 26.
[146] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 230.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/77-78.
[147] Hasj m oğullarının Şı´b´ı, Hacun´da idi (Halebî, İ nsânu´l-uyün, c. 1, s. 102). Hacun da, Mekke´nin yukarı kısmında, Mekkelilerin yanında kabirleri bulunan bir tepecik olup, Kabe´ye uzaklığı bir buçuk mildir. (Yakut, Mu´cemu´l-buldan, o. 2, s. 225). Şı´b´da bulunan konak Hâşim b. Atodi Menafin birtakım evlerden oluşan evi barkı olup, kendisinin vefatından sonra oğlu Abdulmuttalib´e geçmişti (İbn Hacer, Fethu´l-bârî, c. 3, s. 360-361). Abdulmuttalib, gözlerine zaaf geldiği zaman, bu evleri oğulları arası nda böl üstürmüstü. Hâsjm oğullarının bütün menzil ve meskenleri Şı´b´da idi. (Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 3, s. 347).
[148] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve.c. 1, s. 272, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, o. 2, s. 311, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s.221, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 84, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 67.
[149] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 230, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 272-273, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 311 -332, İbn Kayyım ,Zâdü´l-mead, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 26, Zehebî, Târîh, c. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, İbn Haldun, Târîh, c. 2,ks. 2, s. 9, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 25-26.
[150] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 ,s.2O9, 188, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Halebî, o. 2, s. 26.
[151] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 85, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 57, Belâzurî, c. 1 , s. 230, Halebî, c. 2, s. 26.
[152] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 79.
[153] İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 73.
[154] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 31, İbn AMIberr, İstiâb, c. 1, s. 27, Diyarbekrî, c. 1, s. 297-298.
[155] İbn Sa´d, c. 1, s. 209, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, el-"vefâ, c. 1, s. 197, İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, Uyun,o. 1, s. 129, Kastalâni, o. 1, s. 67, Diyarbekrî, o. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 26.
[156] İbn Sa´d, c. 1, s.209, İbn Kayyım, c.2,s. 51, İbn Seyyid,c. 1, s. 129, Kastalâni, c. 1,s. 67, Diyarbekrî, c.1 ,s. 297, Halebî, o. 2, s.26.
[157] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 230, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225.
[158] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1, s. 376, İbn Sa´d, c. 1, s. 188, 209, Belâzurî, c. 1, s. 230, Taberî, c. 2, s. 225, İbn Hazm,Cevâmiu´s-Sîre, s. 64, Ebu´l-Ferec, o. 1, s. 197, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, Halebî, o. 2, s. 25.
[159] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 26.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/78-79
|
|
|
|