Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,269
» Toplam Yorumlar 8,405

Detaylı İstatistikler

 
Dini-1 Adet (Hayız) Nedir?
Yazar: RasitTunca - 12-24-2018, 09:23 PM - Forum: islamda Kadın ve Aile ve Evlilik - Yorum Yok

Adet (Hayız) Nedir?

Kadının rahiminden belli günlerde kan gelmesi, doğum veya hastalık söz konusu olmaksızın, belli yaşlardaki kadının rahminden belli günlerde gelen kanı ifade eden bir fıkıh terimidir.

Âdet görme, yani hayız, kadını erkekten ayıran özelliklerden birisidir. O, anormal ve çirkin bir olay değil, normal ve kadının yaratılışının gereği olan doğal bir olaydır.

İslâm'ın çıkış sırasında câhiliye devri Arapları âdetli kadına arkadan, Hıristiyanlar önden ilişkide bulunurlardı.

Yahudiler ve Mecusîler ise, böyle bir kadından uzak durular, hatta temizlendikten sonra da bir hafta süreyle onlarla bir arada kalmazlar, birlikte yiyip, içmezlerdi.

Adet Günü Nasıl Kararlaştırılır?

Hanımlardan bazıları intizamlı adet görür. Adet günlerinin sayısı bellidir. İlk kan görmede bu günler kararlaşmamış olabilir. Ancak bundan sonra vaki olabilecek değişiklikle adet günleri değişmiş olur. Mesela ilk defa beş gün görmüşken, sonra iki defa yedişer gün görürse, bunun adeti yedi gün olur. Eğer ilk defa yedi gün görüp de ondan sonra iki defa beş güne düşerse, adet beş olarak kararlaşır. Daima adeti değişenler, ihtiyat tarafını tutarak amel ederler. En yükseğini alırlar.


Adet Günü Değişenler Ne Yapmalı?


Daima adet günleri değişenler, ihtiyat tarafını tutarak amel ederler. bir ayda yedi, diğer ayda sekiz gün adet gören, sekizinci gün oldu mu yıkanır ve namazlarını kılar, ramazan ayında ise orucunu tutar. Çünkü sekizinci gündeki kanın, adet üstü fazla kan olması ihtimali vardır. Fakat sekizinci gün çıkmadıkça cinsi münasebet kurulamaz. Ayrıca on güne kadar devam edecek kanlar hayız sayılır.


Adet halini geciktirmek için ilaç kullanmak caizmi?


Adet kanama, yaradılışın gereği tabii bir durum olduğuna göre, bırakalım da Allah'ın yaratmış olduğu tabii seyri içinde devam etsin. Eğer bu adet geciktirici ilaçlar sağlık açısından zararsız ise, kendilerine zarar vermiyor, adet düzenini değiştirmiyorsa, bazı özel durumlarda kullanılabilinir. Bu ilaçların zararlı olup olmadığı konusunda uzman bir doktora danışmak gerekir.


Adet hâlinin kocadan gizlenmesi günah mıdır?

Evet, günahtır. Kadın, ay hâlini kocası sorunca, bildirmezse, büyük günah olur. Peygamber efendimiz, (Adet hâlinin başladığını ve bittiğini kocasından saklayan kadın melundur) buyurdu. (Cevhere)

Demek ki, ay hâlini gizlemek veya bittiği halde devam ediyor diyerek, kocasını kandırmak günahtır. Çünkü Allahü teâlâ, ay hâlinde kadına yaklaşmayı yasaklamıştır.

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ay hâlinde olan kadına, temizleninceye kadar yaklaşmayın.) [Bakara, 222]


Adet Halinde Kan Gelmeyen Günler

Adetin başlaması ile görülen kan, daha sonra bir müddet kesilir, sonra yine görülür. Görülmeyen günlerde adetli kabul edilir.

İki kan arasına giren temizliğin adet sayılması için, bunun temizlik müddetinde değil, adet müdddetinde gelmesidir.

Adet Kanaması

Âdet kanaması; rahmin en iç tabakası olan endometriumun 27-28 gün süreyle, hormonların etkisi altında gelişip, dördüncü hafta sonunda hormonların kandan çekilmesiyle, bu gelişen tabakanın bozulup dökülmesi olayıdır.

Âdet kanı, genellikle kadını hamile olmadığının belirtisidir.

Âdet kanının içinde bol miktarda doku artığı vardır. Akyuvarlar bakımından oldukça zengindir.

Âdet kanında pıhtılaşma olmaz. İçinde bir takım enzim ve kimyasal maddelerin miktarı artmıştır.

Genel olarak 3-5 gün devam eder, 28 gün arayla yenilenir.

Akan kan yaklaşık 100 gram kadardır. Bu sulu kana; üreme yollarındaki akıntılar, bu yolun iç zarlarının döküntüleri ve yabancı mikroplar karıştığı için ağır bir koku verir. Bu yüzden kadının özellikle âdet günlerinde temizliğine dikkat etmesi gereklidir.


Adet kanı tam kesilmeden alınan boy abdesti


Bir hanım adet veya lohusalık kanları tam kesilmeden abdest veya boy abdesti alırsa bu geçerli olmaz.

Adet ve nifas olan kadınların abdest almaları müstehap değildir.

Çünkü bunların abdestsizlik durumlarına abdestin bir tesiri yoktur.

Kadının adeti kesildimi cünup gibi olur.


Adet sayılmayan kanlar


-Adet görecek çağa gelmemiş kız çocuklarında görülen kan

-Adet halinin en az müddeti olan üç günden az gelen kan

-Adet halinin en çok müddeti olan on günden sonra gelen kan

-Hamilelik esnasında gelen kan

-Adetten kesimiş yaşlı kadından gelen kan


Adet Süresi


Hanefilere göre, hayızın en kısa süresi üç gün üç gecedir. Bundan azı özür kanı sayılır. "Ortası beş gün, en uzun sûresi ise on gün on gecedir. On günü geçen kanamalar özür sayılır. Dayandıkları delil şu hadistir: "Bekâr veya dul kadın için en kısa hayız süresi üç gün, en uzun süresi ise on gündür"

Şâfiî ve Hanbelilere göre, en kısa süre bir gün, bir gece, en uzun süresi ise, altı veya yedi gündür.

Mâlikiler, en az süre için bir sınır belirlemezken, en uzun süreyi kadının durumuna göre otuz güne kadar çıkarırlar .


Adetli Bir Kadının Kestiği Yenilir mi?

Helal olması için hayvanı erkeğin kesmesi şart değildir. Hayvan kesmesini bilen kadınlarda kesebilirler. Hatta adet veya lohusa durumunda olan kadınlar bile kesebilir, kestikleri yenir.


Adetli Bir Kadın Kur'ana Bakabilir mi?

Adet ve Lohusa durumunda veya cünup olan bir kimse okumadan, hecelemeden Kur'an-ı Kerime yalnız bakabilir, bu mekruh değildir.


Adetli Bir Kadın Kur'an Dinliyebilir mi?


Adetli veya lohusa durumunda bulunan bir kadın, Kur'an-ı Kerimi tutmadan, okunan Kur'an'ı okuyarak takip etmeden, hecelemeden yalnız dinlemesi caizdir. Bu durumun sevap derecesini ancak Allah bilir.


Adetli Kadın Kur'an Meali Okuyabilir mi?

Bu durumdaki bir kadın, Kur'an'a ve ayet yazılı bir şeye el süremez. Arapça dışında Farsça, Türkçe gibi bir dile yazılmış olan Kur'an mealini, tutmak haramdır. Onda Kur'an ahkamı yazılı olduğundan Kur'an hükmündedir. Eğer içinde ayet bulunmuyorsa Türkçe kitap okumalarında bir mahzur yoktur. Eğer kadın adet durumunu öğrenmek istiyorsa zarureten fıkıh kitaplarına da bakabilir.


Adetli Bir Kadın Secde Ayeti Duyarsa

Adet veya lohusa durumunda olan bir kadın, namaz kılmakla mükellef olmadığı için secde kendisine vacip değildir. Cünup olan için bu böyle değildir. Cünup olan kimse, kadın olsun erkek olsun eğer secde ayetini duyarsa tilavet secdesi vacip olur. Temizlendikten sonra bu secdeyi yerine getirmeleri gerekir.


Adetli Bir Kadın Namaz Vaktinde Ne Yapar?

Ülemâ: " Hayızlı kadının her namaz vakti için abdest alarak namaz yerinde o namazı kılacak kadar oturması, adetini unutmamak için tesbih ve tehlil (Lâ ilâhe illâllâh) ile meşgul olması müstehabdır." demişlerdir. Bir rivayette: "bu kadına evvelce kıldığı namazların en güzelinin sevabı verilir." buyurulmuştur.


Adetli Olan Kur'an Öğretmeni Olan Hanımsa


Kadın Kur'an öğreticisi, hayız halinde, çocuklara kelime kelime öğretir ve kelimelerin arasını keser.

Hece hece Kur'an öğretmesinde de kerahet yoktur.


Adetli Bir Kadın Mübarek Gecelerde Ne Yapar?


Kadınların namazsızlık halleri eğer Ramazan, kadir gecesi, bayram, kandil gibi şerefli ve kıymetli, müminlerin günahlarının bağışlanacağı ve derecelerinin yükseleceği mübarek vakit ve zamanlara rastlıyacak olursa, o mümin ve müslüman kadınların kalblerindeki niyetlerine göre "Her kişiye, muhakkakniyetinin hakkı verilir" hadis-i şerfleri gereğince, o hayırlı günleri ve geceleri ibadetle geçirmek niyetinde idiyseler, şüphesiz ki, o mübarek ve güzel günlerin ve gecelerin rahmet ve bereketlerinden nasiplerini hem de eksiksiz olarak alacaklardır. Çünkü kadınların bu namazsızlık halleri, ellerinde olmayan bir özür kabilinden olduğu ve kendi istekleriyle olmadığı için mahrum olmalarını gerektirmez. Niyet, söz ve amelden hayırlıdır; çünkü söz ve amele gösteriş karışabilir, fakat niyete hiçbir şey karışamaz.


Adetli Uyuyup Temiz Kalkan Kadının Durumu


Kadın adetli olarak uyur da namaz vakti çıktıktan sonra temizlenmiş olarak uyanırsa, uyuyarak bıraktığı o namazı kaza etmesi gerekir. Zira uyuduğu andan itibaren temiz olduğu kabul edilir. Bu durumda o namazı kaza etmek gerekir.


Temiz Uyuyup Adetli Kalkan Kadının Durumu


Temiz uyuyup adetli kalkan kadının, ıslaklığı da kan renginde olursa, kanı gördüğü anda itibaren adetlidir. Bu durumda gece yatsı namazını kılmamışsa, kaza etmesi gerekir.


Kaynaklar
1) Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, Gonca Yayınevi, 1993
2) İzahlı Kadın İlmihali, Asım Uysal, Mürşide Uysal, Uysal Yayınevi, 2001, 11.Baskı
3) En Geniş İslam İlmihali, Ali Fikri Yavuz, Çile Yayınları, 1977
4) Kadın İlmihali, M.Cemal Öğüt,1971, Bahar Yayınları, 9.Baskı
5) Hayız, Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Hz. Havle (RA) İSLAM’IN KADINA VERDİĞİ DEĞER..
Yazar: RasitTunca - 12-24-2018, 09:17 PM - Forum: islamda Kadın ve Aile ve Evlilik - Yorum Yok

Hz. Havle (RA) İSLAM’IN KADINA VERDİĞİ DEĞER..

Kur’an-ı Kerim’deki 4. surenin adı "Nisa" Suresi’dir.
Nisa, kadınlar anlamındadır. Kadınlar Suresi demek. Kuran-ı Kerim’de "rical",
yani erkekler anlamında herhangi bir sure yoktur.

Kuran-ı Kerim’de, bazı peygamberlerin isimleri surelere verilmiştir. Yusuf,
Yunus, İbrahim veya Lokman sureleri gibi. Peygamber olan erkekler sureye isim
olabilmiştir. Bu genel kuralın tek istisnası "Meryem" Suresi’dir.

Hz. İsa (a.s.)’ın annesi, peygamber olmamakla beraber bir sureye isim
olabilmiştir. Peygamber olmayan tek kişiliktir. Kuran-ı Kerim her fırsatta
kadını onurlandırmış, ön plana çıkarmıştır. Toplumun gündeminde kalsın diye.

Kuran-ı Kerim’deki en manidar surelerden biri de 58. sırada yer alan "Mücadele"
Suresi’dir. Medine’de inen bu surenin kadınlar açısından anlamlı bir hikáyesi (sebeb-i
nüzulu-iniş gerekçesi) vardır. Mücadele, peygamberle tartışan kadın anlamına da
gelir. Olay şöyle gelişti:

"Hz. Havle (RA)" iman eden bir kadındı. Evs (RA) isimli, sert tabiatlı bir
adamla evliydi. Bir gün Evs (RA), karısını boşadı. Bu boşanmayı
gerçekleştirirken de eskiden Araplar arasında yaygın olarak yapılan ve "zihar"
olarak adlandırılan bir yöntemi kullandı.

Araplar, eşlerinin bazı hassas noktalarını, anneleri-bacıları gibi evlenmeleri
yasak olan akrabalarına benzetirlerse bu boşanma sebebi sayılırdı. Evs (RA) de
eşine, "Sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek aralarındaki akdini sona erdirmek
istedi.
İşte bu olaya muhatap olan Hz. Havle, soluğu Hz. Peygamber’in (SAV) yanında
aldı. Hz. Havle tepkiliydi. Hz. Havle yorgundu. Hz. Havle bezgindi. Hz. Havle
mağdurdu. Hz. Havle çaresizdi. Çareyi Hz. Peygamber’de (SAV) bulacaktı.

Havle (RA), Peygamber’in (SAV) evine geldi. Efendimiz (SAV) dinliyordu. İsyan
edercesine kocasını, Peygamberimize şikáyet etmeye başladı. Şöyle diyordu: "Ey
Allah’ın elçisi! Evs, benim malımı-mülkümü yedi. Gençliğimi tüketti. Onun için
çocuklar doğurdum. Şimdi ise yaşlandım. Çocuk doğuramaz hale geldim. O da zihar
yaparak beni boşadı. Beni ortada bıraktı. Ya Rabbi, halimi sana arz ediyorum. Bu
halimi sana şikáyet ediyorum."

Havle’yi büyük bir dikkat ve saygıyla dinleyen Hz. Peygamber (SAV) bir an
duraksadı. Sonra, "Bu tür boşamalarla ilgili Rabbimden bana herhangi bir ölçü
gelmiş değildir" cevabını verdi. Çünkü O (SAV), Yüce Allah’tan vahiy gelmedikçe
kendi heva ve arzusuna göre konuşmazdı. Yüce Allah’ın kendisine müsaade ettiği
konular hariç, mutlaka vahiy beklerdi.

Ama çok geçmeden Yüce Rabbimiz, "Halimi sana iletiyorum" diyen bu mağdur kadının
yakarışına cevap verdi. Ötelerden, ötelerin de ötesinden cevap geliyordu. Yüce
Allah’ın, "Senin sesini, yakarışını, isyanını duydum. Yalnız değilsin, sözün
duyulmuştur, gökte yankılanmıştır Havle! Arzu ettiğin konuda sana cevap
verilecek ve sen rahatlayacaksın" anlamında ayeti inecektir.

Yüce Rabbimiz, Havle’ye cevap veriyordu. Öylesine bir cevap ki Medine’de
yankılanmadık, konuşulmadık ne sokak ne ev bırakacaktı. Günlerce her mekánda
Havle’nin yakarışına verilen cevap konuşulacaktı. Havle gibi mazlum ve mağdur
bütün kadınlar, bir anlamda "erkeği cezalandıran" bu ayetleri gururla
okuyacaklar.

Yüce Allah (c.c.), karısını bu şekilde boşamak isteyen erkeğe bu işin çirkin
olduğunu ilettikten sonra, ya köle azadı, ya iki ay üst üste oruç veya 60 fakiri
doyurma cezası verecektir. Eşine dönmenin bedeli olarak. Tekrar eşine yaklaşmak
istersen bunu ödeyeceksin. Kadın değil, erkek bunu ödeyecek. Çünkü kadın mağdur
oluyordu. Rabbimiz, mağdurun yanında, mazlumun yanında.
"Mücadele" Suresi’nin ilk ayetleri indiğinde yüzü sevincinden ay gibi parlayan
Peygamberimiz (SAV), Havle’yi çağıracak ve "Seni müjdelerim Havle! Allah senin
sesini duymuştur" dedikten sonra ilk ayeti okuyacaktır: "Kocası hakkında seninle
tartışan ve Allah’a şikáyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah
sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, bilendir." (Mücadele 58, 1)

Hz. Havle bugün bile horlanmış, zorlanmış, terk edilmiş, önemsenmemiş,
gençliğinden sonra kenara itilmiş bütün kadınların ortak isyanı olmuştur. Sembol
olmuştur. Önemsenmediklerini zanneden kadınlara, "Hayır, Rabbiniz sizi
önemsiyor. Rabbiniz sizin adınıza zulmeden erkeğe dünyada cezalar getirdiği gibi
ahirette de hesap soracak". Üzülmeyin, sesinizi Rabbiniz duyuyor, halinizi
görüyor cevabıdır Mücadele Suresi.

Yıllar geçer. İki büklüm bir kadın Medine çarşısında Hz. Ömer’in önüne geçer.
Bir şey sorar. Uzun boylu Hz. Ömer eğilir, diz çöker. Ellerini kadının omzuna
koyar. Söyle nine der. Kadın dakikalarca konuşur, Hz. Ömer dinler. Medine’nin
lider kadrosu ise hayret içindedir. Bu ihtiyar nineye bu kadar zaman feda edilir
mi(!). Nihayet kadın anlatacağını anlatır ve gider. Hz. Ömer doğrulur.

Orada bulunanlardan biri, "Ey müminlerin emiri! Şu Kureyş’in liderlerini şu nine
için o kadar bekletmeye değer miydi" diye sorunca Hz. Ömer hışımla döner.
Herkesin duyacağı bir ses tonuyla: "Ne diyorsun! Yazık sana. Bu kadın Havle’dir.
Allah (c.c.) yedi gök ötesinden onu duydu, hakkında ayet indirdi de Ömer mi onu
dinlemeyecek. Vallahi bütün bir gün beni tutsaydı, öylesine duracaktım.
Problemini halletmeden gitmeyecektim."

Sormak istiyorum; Kuran-ı Kerim’i bu bakışla hiç okuyabiliyor muyuz..?

Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in konu ile ilgili uyarı
ve yönlendirmelerinden birkaçı şöyledir:

"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı iyi davrananınızdır. Ben aileme karşı en
iyi davrananızım."
"Müminlerin iman bakımından en mükemmeli ahlaki bakımdan en güzel olan ve
ailesine şefkat ve mülayemetle davranandır."
"Kadınlara karşı hep hayır tavsiye edin. Zira onlar sizin yanınızda birer
emanettir." (Tirmizî, İman 6; Ahmed, VI, 47,99)
"Eşlerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, sakın onları dövmeyin
ve onları incitecek çirkin sözler söylemeyin." (Tirmizî, Radâ’ 11; İbn Mace,
Nikah 4; Ahmed, V, 72-73; Nesâî, ‘Işretü’n-Nisâ, s, 167)
"Harcayacağın tüm harcamalardan dolayı, Allah’ın (c.c.) izniyle mükâfat
alacaksın. Hatta eşinin ağzına verdiğin bir lokmanın bile karşılığını
alacaksın."(Ebû Davûd, Nikah 40-41)
"Sizden biri hem karısını köle gibi döver, hem de utanmadan sarılıp yatar."(Buhârî,
İman 56; Müslim, Vasıyye, 5; Ebû Davûd, Vasayâ 2; Tirmizî, Vasayâ 1; Nesâî,
Vasayâ 3) buyuran Hz. Peygamber Efendimiz (SAV), bu konuda en güzel örnekliği
kendisi sunmuştur. O, Yüce Allah’ın (c.c.) "Eşlerinizle en güzel bir biçimde
geçinin." (Ahmed, IV, 17; İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, Beyrût,1957, VIII, 148)
emrini en güzel bir biçimde uygulamıştır. O, eşleriyle en güzel bir şekilde
geçinmiş, onlara her konuda yardımcı olmuş, ev işlerinde onlara ortak olmuş,
onlara asla bir fiske vurmamıştır. Onları hayatlarında ve vefatlarında her zaman
hayırla anmıştır. O, "Ey Aişe, bu gece bana, Rabbime (c.c.) ibadet için izin
verir misin?" (Nisa, 19) diyerek nafile ibadet için eşlerinden izin isteyecek
kadar ince bir ruha sahiptir..

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Evlenmeden önce bu noktalara dikkat edelim
Yazar: RasitTunca - 12-24-2018, 09:14 PM - Forum: islamda Kadın ve Aile ve Evlilik - Yorum Yok

Evlenmeden önce bu noktalara dikkat edelim

1. Evliliği aceleye getirmeyin
Evlilik, dizi filmlerdeki gibi pembe düş değildir. İki bilinmeyenli bir denklem gibidir. Bünyesinde birtakım problemler olacaktır. Evliliğe hazır olmadan evlenmeye kalkışmayın.

2. Deli gibi seviyorum
"Deli gibi sevmek" mutlu olmaya yetmez. Denklik de önemlidir. Sadece siz değil, aileniz de denk olmalı. Kültür seviyenizden dinî inançlarınıza kadar her şeyiniz. Birbirini "deli gibi severek" nikâh memurunun önüne koşan nice gençler, denk olmadıkları için üç gün sonra soluğu hakim karşısında almışlardır. Arabanızı da çok seversiniz ama benzin olmadan onu iterek ne kadar götürebilirsiniz?

3. Ailem beni anlamıyor
"Ailem beni anlamıyor" yerine onların da fikirlerine değer verin. Bütün anne-babalar, çocuklarının mutlu olmasını ister. Kesinlikle art niyet taşımazlar. Eğer itiraz ediyorlarsa mutlaka bir bildikleri vardır. "Çünkü gençlik damarı, akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, âkıbeti göremez." (Gerçi çocuklarının iyiliğini düşündüklerini sanarak kendi istedikleriyle evlendirmek isteyen aileler de vardır.)

4. Önce kendinizi tanıyın
Nasıl birisiniz? Sinirli, sakin, kıskanç, bunun gibi hangi huylarınız var? Evleneceğiniz aday nasıl olmalı ki, onunla anlaşabilesiniz? Önce kendinizi tanıyın.

5. Adayınızı iyi tanıyın
Kendinizi tanıdıktan sonra da adayınızı iyi tanıyın. Bunun için ailenizden yardım isteyin. Çünkü yıllarca flört ettikleri halde evlendikten sonra "seni tanıyamamışım" diyenlerin sayıları hayli kabarıktır.

6. Kendinizle barışık olun
Kendisiyle kavgalı olan, eşiyle de kavgalı olur. Şayet depresyondaysanız veya psikolojik başka bir rahatsızlığınız varsa tedavi olun. Tedavi olmadan asla evlenmeye yanaşmayın. Hem kendinizi hem de eşinizi bedbaht edersiniz.

7. Sakın yalan söylemeyin
Nikâh masasına kadar "evet", ondan sonra "her şey bitti" mantığıyla hareket etmeyin. "Nasıl olsa ben ona dediğimi yaptırırım." veya "onu değiştiririm" düşüncesiyle kendinizi kandırmayın. Çünkü sonradan hiçbir şeyi değiştiremezsiniz.

8. Olgunlaşın
Evlilikte olgunluk çok önemlidir. Çocuk tabiatlı, en küçük şeyde küsen, alıngan, şımarık ve bir ailenin sıkıntısını göğüslemekten aciz insanlar, eşlerini mutlu edemedikleri gibi kendileri de mutlu olmazlar.

9. Maddiyata dikkat!
Aşırı derece maddiyata önem veren adaylardan uzak durun. Çünkü madde mutluluk değil, mutluluğa basamaktır.

10. Fazla beklentide olmayın
Evlilikten çok şey bekleyenler, mutsuz olurlar. Evlilik güzel şey! Fakat o güzelliğe ulaşmak emek ister, alın teri ve çaba ister. Bunu bilerek ve evlilikten olağanüstü mutluluk beklemeyerek evlenenler, daha çok mutlu olurlar.

11. Hayalperest olmayın
Realist davranın. Hayal ülkesinin bulutlarında gezenler, dünya gerçekleriyle yüzleşemezler. İlk gerçekle karşılaştıklarında kafalarını sert kayaya çarparlar.

Zaman

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Peygamberimizin Hz. Fâtımaya gelin olurken şu nasîhatta bulunmuş
Yazar: RasitTunca - 12-24-2018, 09:10 PM - Forum: islamda Kadın ve Aile ve Evlilik - Yorum Yok

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Fâtıma-i Zehrâ (r.anhâ)’ya gelin olurken şu nasîhatta bulunmuşlardır

muhterem kerîmeleri Hz. Fâtıma-i Zehrâ (r.anhâ)’ya gelin olurken şu nasîhatta bulunmuşlardır:

"Kızım kendini temiz tut! (Devamlı) Rabbini zikret! Efendin sana baktığı zaman Sen’den memnun olsun, büyük bir ferahlık duysun! Gözlerini sürmele! Sürme, kadınların ziynetidir. Kızım! Kocan sana baktığı zaman gözlerini ondan ayırma; Sen de mukâbele et! Böyle yaparsan sevgin fazla olur. O başka tarafa bakarken, Sen onun yüzüne bak! Bunun büyük mükâfâtı vardır.. Güzel bakışlarınla, güler yüzle onu takip edip memnun etmene bir ay nâfile orucu sevâbı yazılır.

Kocanın yanında sessiz ve ilgisiz durma! Onun hoşlandığı şekilde güzelce söyle ki, sana muhabbet etsin.. Kocanın hatâlarını başkalarına söyleme! Eğer söylersen, ALLAH Teâlâ sana gazab eder.. Sonra melekler, peygamberler ve nihâyet kocan sana gücenir..."

Ashâb-ı Kirâm’dan Hâris (r.a.)’ın kızı Esmâ (r.anha), gelin olup giderken annesi ona şu nasîhati yapmıştı:

"Kızım, evimizden çıkıp başka bir eve, ülfet etmediğin bir kimseye gidiyorsun.. Sen kocana yer ol ki, o sana gök olsun! Sen ona hizmetçi ol ki, o sana köle olsun! Kocana yumuşak davran!

Öfkeli hallerinde sessizce yanından kayboluver.. Öfkesi geçinceye kadar ona görünme.. Ağzını ve kulağını muhâfaza et.. Kocan sana fenâ söylerse, söylediklerini duyma; sakın mukâbelede bulunma! Ona karşı gelme! Dâimâ senden güzel söz işitsin, güler yüz görsün.. Bu suretle sana iyi nazarla baksın.."

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Mahremlik ve nâmahremlik ne demektir
Yazar: RasitTunca - 12-24-2018, 09:06 PM - Forum: islamda Kadın ve Aile ve Evlilik - Yorum Yok

Mahremlik ve nâmahremlik ne demektir

“Mahremlik ve nâmahremlik ne demektir? Bir kişinin mahremleri ve nâmahremleri kimlerdir? Nâmahremlerimize karşı tutumumuz nasıl olmalı?”

Mahremlik, “evlenme haramlığı” demektir. Yüce dinimize göre, kardeşlik, nesep bağı, süt hısımlığı ve eşten doğan hısımlık bağı itibariyle bizimle evlenme haramlığı bulunan, yani söz konusu bağlardan dolayı bize nikâh düşmeyen kadınlar bizim mahremimizdirler. Üstad Bedîüzzaman’ın ifadesiyle, mahremlerimizin simaları, yakınlık ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve meşrû muhabbeti hissettirdiklerinden; fıtraten nefsî ve şehvânî meyli kırar.1 Bundan dolayı yüce dinimiz mahremlerimizle ve nâmahremlerimizle münasebetlerimizi ayrı ayrı düzenlemiştir.

Nâmahremlik ise, evlenme haramlığının bulunmama durumu, yani nikâh düşme (nikâh yapılabilme) durumu demektir. Aralarında kardeşlik, soy bağı, süt hısımlığı veya eşten doğan hısımlık gibi bağlardan hiçbiri bulunmayan kadın ve erkek birbirlerine nâmahremdirler. Yani evlenmeye niyetlenseler, eğer kadın evli değilse, aralarında nikâh geçerlidir. Öyleyse, böyle erkek ile kadının, yani birbirlerine nâmahrem olan erkek ile kadının hukukunu ve münasebet şartlarını da yüce dinimiz ayrıca düzenlemiştir.

Allah, Kur’ân’da mahremlik sınırlarını çizmiştir. Şöyle ki: Bir Müslüman kadının kocası, babası, kayınpederi, kendi oğulları, eşinin (varsa) başka kadından oğulları, erkek kardeşi, erkek kardeşinin oğulları, kız kardeşinin oğulları, Müslüman hanımlar ve çocuklar kendisine mahremdirler; bu çizginin dışındakiler ise kendisine namahremdirler.2

Erkeğin mahremleri ise: Annesi, kızı, kız kardeşi, halası, teyzesi, kız ve erkek kardeşlerinin kızları, oğlunun hanımı, sütannesi, sütkardeşi, kayın validesi, hanımının kızı ve hanımının kız kardeşidir.3 Bu çizginin dışındaki kadınlar da bir erkek için nâmahremdirler.

Birbirlerine nâmahrem olan kişilerin karışık yaşamaları, tokalaşmaları, gülüşmeleri, şakalaşmaları, gayri ciddî tutum ve davranışları, açık saçık giyimleri, edepten ve terbiyeden uzak hâl ve tavırları dinimizce bundan dolayı uygun görülmemiştir. Bu fiillerin haramlık derecesini de, şiddetine göre artırmıştır.

Dinimiz bu tedbirleri alırken, ne kadını dört duvar arasına kapamak niyetindedir, ne de erkeği ahlâksız ilân etmek peşindedir. Dinimiz sadece nezaket, edep ve terbiye kurallarını belirlemiş ve edebin yaşanmasını istemiştir. Şimdi gayri İslâmî kültürlerin etkisiyle başımız beynimiz dönüp, dinimizi bu kurallardan dolayı itham edemeyiz. Kadın ve erkek birlikte çalışmak zorundaysa, bu kurallar içinde çalışacaklardır. Yani edep, edep, edep!

Bin dört yüz yıldır ecdadımız bu kuralları dem ve damarlarına sindirmiş ve en güzel biçimde yaşayarak “icmâ” meydana getirmiştir. Yani tereddütsüz, şeksiz, şüphesiz Kur’ân’ın ve Kur’ân Peygamberinin (asm) tavsiye ve öğütlerini baş tâcı yapmıştır.

Asır değişti şüphesiz. Kültürler birbirine olabildiğince yaklaştı. Dünya küçüldükçe küçüldü. İş alanları arttı. Kadınları sosyal hayata çeken sebepler, araçlar ve iş kolları fazlalaştı. Kadınları ve erkekleri bir arada, aynı çatı altında toplayan meslek dalları çoğaldı. Bütün bunlarla beraber, yaşadığımız birçok yerde sünnet ve İslâm şuuru da zafiyete uğradı. Sünneti ve takvayı yaşamak zorlaştı.

Ama ne gam ki, bir şey ne kadar zorlaşırsa, sevabı da o denli yüksek olur. Haramdan kaçınmak ve sünneti yaşamak ne kadar zor ise, sevabının da o denli yüksek olacağını unutmayalım. Bu bize yeter. Zor da olsa, ağır da olsa, biz, sünneti ve takvayı yaşama gayreti ve azmi içinde olalım!

İslâmiyet kadını dört duvar arasına kapatmıyor. Kadından ve erkekten iffet istiyor, edep ve hayâ istiyor, ar ve namus istiyor, görgü ve nezaket istiyor. Kadın isterse, bir meslek alanına ilgi duymuş ve kendini yetiştirmişse, bir alanda uzman olmuşsa, elbette o alanda topluma hizmet verecek, elbette çalışacak, elbette sosyal hayata girecektir! İslâm’ın edep ve terbiyesi yaşandığı sürece, bunlarda günah söz konusu değildir. Hazreti Âişe validemiz (ra) iftiraya uğradığında evinde oturmuyordu; savaştan dönüyordu. Ensar kadınları İslâm ordusu ile birlikte gazalara katılırlar, hastalara su verirler, yaralılara hizmet ederler ve tedavi uygularlardı. Ama onlarda edep, nezahet, nezaket, terbiye ve ahlâk yaşanan niteliklerdendi.

Dipnotlar:

1- Lem’alar, s. 199
2- Nûr Sûresi: 31

Halvet ve Mahremlik

Bir erkeğin, yabancı ve hür bir kadınla, bir evde başbaşa kalmaları, harama yakın mekruhtur. (Bazı fıkıh kitaplarında ise "Haramdır" denilir. Bak. Ibn Nüceym, el-esbah ve`n-Nezâir (Hamevi şerhi ile birlikte) M. Âmire; N/lll.)

Ancak bulundukları odaların araları kesikse ve herbirinin ayrı ayrı kilidi varsa; ya da kilidi yoksa da aralarında duvar ve perde gibi bir engel olup, erkek de güvenilir birisi ise veya kadının yanında bir mahremi, ya da cinsel ilişkide bulunamayacak, ancak saldırıyı önleyebilecek derecede yaşlı bir kadın varsa, veya erkek o derece (yaşlı kadın gibi) yaşlı ise veya yanında bulunduğu kadın borçlu olup, erkek onu takip için orada bulunuyorsa, halvet haram değildir.(Alâuddin Abidin, el-Hadıyy·e`l-Alâiyye, (1984) s. 243-44)

Resülullah: Biriniz, mahremi olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın", "Bir erkekle bir kadın başbaşa kaldıklarında, üçüncüleri mutlaka şeytan dır." buyurmuştur. (Buhârî, Nikah, 111-ll2; Müslim, Hac 424; Tirmizi, Radâ`, 16)) Erkeğin, mahremi olan kadınla halvette bulunmasında ise, şehvetten emin olunması halinde mahzur yoktur. Ancak süt kız kardeş, genç kayınvalide ve eşinin başka kocadan olan kızı gibiler bunlardan istisna edilmiştir. (Alâuddîn - Abidin, age. 244.) Erkek, yabancı kadınlarla, birden çok olsalar da bir arada bulunamaz. (Kadızâde Efendi, Netâicü`l-Efkâr, N/122.) Bu yüzden erkeğin; içlerinde başka erkek ya da kendi hanımı ve annesi gibi bir mahremi bulunmayan kadınlara, ev gibi bir yerde imam olup namaz kıldırması, mekruh görülmüştür. Ancak bunun camide olması halinde mekruhluk ortadan kalkar. (Serahsî, age N/166.) Serahsî`nin bu ifadesine dayanarak bazıları; bir erkekle bir kadının halveti, yabancı da olsa, bir başka erkeğin bulunmasıyla önlenmiş olur, ancak mahremi ve güvenilir bir yaşlı kadın dışındaki yabancı kadınlarla ortadan kalkmaz ve erkeğin birden çok yabancı kadınla başbaşa kalması da, harama yakın mekruh olur demişlerdir. (Bak. Ibn Abidin, age. VI/368-69; Hamid Mirzâ Fergâni, el-Fethur-Rahmanî, Kahire 1396, N/212.)


Erkek-Kadın ihtilali (Karışık Yaşantı) 1) İhtilal terimi ve kapsamı:


Erkekle kadının aynı yer ve zamanda birlikte ve karışık olarak bulunmasına "ihtilat" denir. Bu terim daha çok yabancı erkekle kadınların erkekli-kadınlı karışık eğitim görmesi; iş yerinde birlikte çalışması; nişan, düğün ve benzeri kutlamalarda karışık oturması ve ev ziyaretlerinde birlikte oturmayı kapsamına alır.

İslam'da ihtilal için düzenleme yapılırken "fitne korkusu" önemli bir etken olmuştur. Bu yüzden fitne korkusu bulunmayan kadın-erkek ihtilatının izlerine önceki şeriatlarda rastlandığı gibi İslam'da da çeşitli örnek ve uygulamalara rastlanır.

İslam'da erkek ve kadın, toplumun ayrılmaz parçalarıdır. Kadın eve hapsedilmemiş, fakat ev dışındaki davranışlarında da tamamen serbest bırakılmamıştır. İslam, erkeklerin kendi aralarında, kadınların da kendi aralarında olmak üzere eğitim, ibadet, kutlama, eğlence vb. gayeler için toplanmaları esasını getirmiştir. Fakat bu ayrı cins topluluklar genel topluluk içinde karşı cinslerle birlikte bulunurlar.

2) Hz. Peygamber döneminde ayrı gruplar halinde ihtilal:

Bu dönemde, kendi cinsleriyle gruplar oluşturan erkek ve kadınların, daha büyük bir toplulukta yanyana geldikleri görülür. Namaz cemaatı, ilim meclisleri ve gazvelere katılma buna örnek verilebilir.

a) Kadınların cemaate devam etmesi:

Hz. Peygamber döneminde kadınlar da beş vakit namaza, cum'a ve bayram namazlarına cemaat olarak katılıyorlardı. Ancak erkekler ön, kadınlar ise arka saflarda yerlerini alıyordu. Mescid içinde gerçekte iki topluluk vardı. Fakat bunlar ihtilal (erkek-kadın karışık) olmaksızın ayrı yerlerde bulunuyor ve mescid cemaatının bir bölümünü oluşturuyorlardı.

Kadınlar önceleri istedikleri kapıdan girebilirken, giriş ve çıkışlarda görülen izdiham yüzünden Hz. Peygamber, kapılardan birisinin kadınlara ayrılmasını emir buyurmuştur. Bu kapı günümüzde de "kadınlar kapısı (babu'n-nisa)" adını almaktadır.

Sahabe hanımları cuma namazlarına da giderlerdi. Nitekim bir kadın "kaf" suresini cuma namazlarında uzun süre bizzat Nebî (sas)'den dinleyerek ezberlemiş ve Hz. Ömer'in mehrin azaltılmasını istediği cuma hutbesine, arkadan bir kadın cemaat, mehre sınır getirmeyen en-Nisa Suresi 20. ayeti okuyarak itiraz etmiştir.

b) Kadınlara ait ilim meclisi oluşturulması:

Kadınlar erkek toplulukları nda, istedikleri gibi soru sorup İslam'ı öğrenemediklerini anlayınca, Hz. Peygamber'den kendileri için özel bir gün belirlemesini istediler. Nebî (sas) onlara haftada birgün belirledi ve o günde yalnız hanımların irşadı ile meşgul oldu. (bk. Buharî, İlim, 36, A. b. Hanbel, III, 34; Nevzat Aşık, Sahabe ve Hadis rivayeti, İzmir, 1981, S: 78 vd.)

c) Kadınların çeşitli gazvelere katılması:

Bazı sahabe hanımlarının gazvelere katılarak mücahidlere moral verdikleri, yemek hazırladıkları, hastabakıcılık ve yaraları sarma gibi geri hizmetlerde bulundukları bilinmektedir.

Nitekim Ümmü Atıyye (r. anha) Hz. Peygamberle birlikte yedi gazveye katılmış, (Müslim, Cihad, 141; İbn Mace, Cihad, 37; Darimî. Cihad, 29; A. b. Hanbel, V, 84.) Hz. Aişe ve Ümmü Süleym Uhud gazvesinde geri hizmetlerde bulunmuş, (bk. Buharî, Cihad, 65, 66, Menakıbu'l-Ensar, 18, Megazî 18; Müslim, Cihad, 136.) başka yedi kadın sahabe de Hayber'i kuşatan orduya katılarak önemli geri hizmetleri başarı ile yürütmüşlerdir. (Ab Hanbel, V, 271; Ebu Davud, Cihad, 141.)

Huneyn gününde bir hançer edinen Ümmü Seleme, bunu ne yapacağını soran Rasülullah (sas)'a; "Eğer müşriklerden birisi bana yaklaşırsa, bununla onun karnını yaracağım" diye cevap vermiştir. (Müslim, Cihad, 134.)

Sahabe hanımlarının erkeklerin yanında savaşa katılma istek ve arzuları sonraki yıllarda da sürdü. Nitekim, ileride İslam ordusunun deniz seferine çıkacağını Allah'ın Rasulünden öğrenen Ümmü Haram (r. anha); Hz. Peygamber'den, kendisinin de bu ordunun içinde bulunması için Allah'a dua etmesini istemiş ve Hz. Peygamber dua etmiştir. (Buharî, Cihad, 3,4, Ta'bir, 12; Müslim, imare, 160, 182; Nisaî, Cihad, 40; İbn Mace, Cihad, 10) Nitekim Ümmü Haram, Hz. Osman (ö. 35/655) devrinde, kocası Ubade b. es-Samit (ö. 34/654) ile birlikte Kıbrıs'ın fethi için deniz yolculuğuna çıkmış ve Kıbrıs'ta bindiği hayvanından düşerek vefat etmiştir. Kabri Kıbrısta'dır.

İslam'ın ilk dönemlerindeki kadınların bu faaliyetleri erkeklerin yanında ve çoğu kere onların toplulukları içinde yapılmıştır. Ancak bütün bunlar İslami ölçü, edep ve haya sınırları içinde olmuş, ihtilata, yalnızlığa ve tenha yerlerde başbaşa kalmağa fırsat verilmemiştir.

3) Geçmiş şeriatlarda kadın-erkek ilişkisi:

Kur'an-ı Kerim'de geçmiş peygamberlere verilen örneklerdeki erkek-kadın ilişkilerinde de aynı edep ve inceliğin korunduğu görülür. Mesela;

a) Mısır'ı bırakıp Medyen diyarına giden Musa (as) şehir kenarında koyunlarını sulamak için sıra bekleyen iki genç kıza yardım teklif eder, koyunlar sulandıktan sonra eve giden kızlardan birisi geri gelerek utana utana Musa'nın yanına gelir ve babasının, su çekme ücretini vermek üzere kendisini eve çağırdığını bildirir. Kızların babası ise Şuayb Peygamberdir. Yine iki kızdan birisinin isteği üzerine Musa (as), Şuayb (as)'ın koyunlarına çoban olur ve onun kızı ile evlenir. Kur'an-ı Kerîm'de uzun olarak anlatılan bu kıssadan günümüz aile yapısı için alınacak ibretler olduğunda şüphe yoktur. (bk. el-Kasas, 28/23-26.)

b) Hz. Meryem de kızlık çağında Mescid-i Aksa çıkışında kendisine ayrılan odada yaşarken teyzesinin kocası olan Hz. Zekeriyya O'nun yanına girer ve maişeti ile ilgilenirdi. Ancak bu arada meleklerin Hz. Meryem'e yemek ikram ettikleri görülür. Allahü Teala olayı şöyle bildirir: Zekeriyya, onun yanına, mabede her girişinde orada bir rızık bulur ve; "Ey Meryem! bu sana nereden geliyor?" der, o da: "Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir" derdi. (Al-i İmran, 3/37)

c) Sebe' Melikesi Belkıs'ın Süleyman (as)'ın hak dine çağıran mektubunu alınca, kavmi ile yaptığı istişare toplantısı Kur'an'da şöyle haber verilir: "Sonra Melike dedi ki: Beyler! Bu işimde bana bir fikir verin. Bilirsiniz ki, siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam. Onlar şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuvvetli insanlarız. Zorlu savaşçılarız. Emir senindir, artık ne buyuracağını sen düşün. Melike: Hükümdarlar bir ülkeye girince, orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır, dedi." (en-Neml, 27/32-34.)

Daha sonra Yemen yöresinden Kudüs'e gelen Belkıs, Süleyman (as)'ın kurduğu medeniyet ve saraylar karşısında hayran kalır ve şu sözleriyle hak dine girer: "Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (en-Neml, 27/44)

Bu ayetlerde bir kadının, devletin en üst düzey bir görevinde, ciddiyet ve ağırbaşlılıkla ülkesinin problemini görüşmek üzere toplantı yaptığı ve efkar-ı umumiyeden destek alarak hareket etmeyi tercih ettiği görülmektedir. Diğer yandan heyetleriyle Hz. Süleyman'ın beldesine ve sarayına kadar gelen Belkıs özel olarak yaptırılan billur köşklerde ağırlanmış olup, bu güzel muamelenin onun hak dine girmesinde etkili olduğunda şüphe yoktur.

Yukarıda belirtilen geçmiş şeriatlar ayet veya sahih hadisle neshedildiği bildirilmediği sürece bizim için de şerîattır. Nitekim, Allahü Teala, şöyle buyurmuştur: "İşte o peygamberler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy." (el-En'**, 6/90.)

Sonuç olarak yukarıda arzettiğimiz ayet, hadis ve sahabe uygulamalarından da anlaşılacağı gibi İslam, erkek ve kadının bir arada bulunmasını prensip olarak yasaklamış değildir. Bu, temelde caiz olup maslahata yönelik bulununca istenen bir şeydir. Ancak bu görüşmenin İslamî edep ve ölçü sınırları içinde olması gerekir.

4) Bir kadının yabancı erkekle görüşmede dikkat etmesi gereken durumlar:

Mü'min bir kadının okul, hastane, fabrika, alış-veriş vb. yerlerde eğitim, iş veya meslek gereği yabancı erkeklerle karşılaşma ve görüşmesi durumunda aşağıdaki esaslara dikkat etmesi beklenir.

a) Bakışların kontrol altında tutulması:

Erkek ve kadının konuşma ve birbirine muhatap olma durumunda bakışlarını kontrol altında tutmaları gerekir. Bir mü'min, karşı cinsin bakılması yasaklanan yerlerine bakamaz ve bakışını ihtiyaç dışında uzatamaz. Ayetlerde şöyle buyurulur: "Mü'min erkeklere, gözlerini haramdan sakınmalarım söyle." (en-Nur, 24/30.) Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar..." (en-Nur, 24/31.)

b) Altını göstermeyen bolca giysi ile örtünme:

Kadının el ve yüz dışında bütün bedenini, altını göstermeyen ve vücut hatlarını ortaya çıkarmayan bolca bir giysi ile örtmesi gerekir. (Ayrıntı için bk. "Örtünme" konusu). Örtülü hanımlar İslam toplumunda saygı görür. Çünkü örtü, kötü niyetli erkeklerin bakışlarına ve sarkıntılık etmelerine karşı onları korur.

c) Ölçülü konuşma ve ölçülü yürüme:

Mü'min bir kadın yabancı erkekle konuşmasında ölçülü olmalı ve ihtiyaç kadar konuşmalıdır. Ayette şöyle buyurulur: "Yabancı erkeklere çekici bir eda ile konuşmayın, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin." (el-Ahzab, 33/32.) Yürüyüşün de ölçülü olması gerekir. Salınarak, kırıtarak yürüme mü'minin vekarı ile bağdaşmaz. Ayette şöyle Duyurulur: "Kadınlar gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayakları yere vurarak yürümesinler." (en-Nur, 24/31.) Nitekim, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Musa (as)'ı çağırmaya gelen, Şuayb (as)'ın kızı, onun yanına utana utana yaklaşmıştır. (el-Kasas, 28/25.) Bu olayın Kur'an-ı Kerim'de haber verilişinde, günümüz hanımlarına da bir mesaj vardır. Yabancı bir erkekle muhatap olma durumunda kalan bir kadın edep, ciddilik, ağır başlılık ve utanma hasletlerini koruyarak görüşmeli ya da konuşmalıdır.

d) Süslü ve çekici giysi ile örtünmeme:

Süslü ve çekici giysiler evde giyilmeli, yabancı erkeklerin yanında ve evin dışında bunlar baş örtüşü ve dış giysi ile örtülmelidir. Diğer yandan dışarıda, erkeklerin dikkatini çekmek için parfüm sürülmesi de, mü'min kadının ağır başlı ve ciddi tavırları ile bağdaşan bir durum değildir.

e) Yabancı erkekle tenhada başbaşa kalmaktan kaçınmak:

Yabancı bir erkekle, kimsenin olmadığı yerlerde başbaşa bulunmamak gerekir. Bu durum hadisle yasaklanmış ve böyle bir yerde üçüncü kişinin şeytan olduğuna dikkat çekilmiştir. (bk. Buharî, Nikah, 111,112; Müslim, Hacc, 424; Tirmizî, Rada, 16; Fiten, 7; A. b. Hanbel, l, 222, III, 339, 446.)

Özellikle, kocanın hısımlarından birisi ile, kimsenin olmadığı yerde başbaşa kalmanın daha tehlikeli olduğu Allah elçisi tarafından şöyle belirtilmiştir:

"Kadınların yanına girmekten sakınınız! Dediler: Ey Allah'ın elçisi! Kayın birader hakkında ne buyurursunuz?. Şöyle buyurdular. Kayın birader ölümdür. Yani bu bir helak nedenidir. (bk. Buharî, Nikah, III; Müslim, Selam, 20; Tirmizî, Rada' 16; Darimî, İsti'zan, 14; A. b. Hanbel, IV, 149,153.) Çünkü bir cinsel macera meydana geldiği takdirde, bu tarafları ölüme kadar götürür ve hısımlık yerine düşmanlıklar geçer.

f) Zorunlu ihtilafın zaruret ve ihtiyaçla sınırlı tutulması:

Yabancı erkeklerle bir arada bulunma zaruret ve ihtiyaçla sınırlı tutulmalıdır. Çünkü gereksiz, ihtiyaç dışı ve uzun görüşmeler fitneye yol açabilir. Ayrıca kadını kutsal görevlerini yapmaktan, evinin hakkını gözetip, çocuklarını eğitmekten alıkoyar.

Sonuç olarak mü'min kadınlar nişan, düğün, bayram ve benzeri kutlamaları veya ev ziyaretlerini yahut diğer sosyal faaliyetleri kendi hem cinsleriyle oluşturacakları topluluklar içinde yapmayı şiar edinmelidir. Kadın evinin dışındaki eğitim, iş, meslek, ibadet vb. faaliyetlerde ya bir mahremi ile birlikte bulunur ya da güvenilir kadın toplulukları içinde yerini alır.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Kadınlara Mahsus Hayız, Nifas ve İstihaze halleri
Yazar: RasitTunca - 12-24-2018, 09:04 PM - Forum: islamda Kadın ve Aile ve Evlilik - Yorum Yok

(KADINLARIN) HAYIZ, NİFAS VE İSTİHAZA HALLERİ

Kan Çeşitleri

Kadınlardan hayız, nifas ve istihaza (olmak üzere üç türlü) kan gelir.

Hayız:

Âdet görmekten kesilme yaşına (sinn-i iyasa)[1] henüz gel miş ergin bir kadının rahminden hastalık ve gebeliğe [2]bağlı şmaksızın, kanın sökün edip gelmesi.

Hayız (âdet görme) hâlinin en azı üç, ortalaması beş ve en ço|ğu on gündür.[3]

Nifas:

(Kadınlardan) doğum sonrası gelen kandır. En çok kırk gün gelir, en azı için (şu kadar gün gelir diye) bir sınırlama yapılamaz. |

İstihaza:

Üç günden az bir süre devam eden yahut hayızlıda on gününî sonunda, lohusa olan kadında ise kırk günden sonra görülen kanaj istihaza denir.

iki Hayız Arasında Temiz Kalınan günler

İki hayız arasında en az on beş gün temiz kalınır. Daha fazlası için bir sınırlama yapılamaz. Kendisinden istihaza kanı[4] gel­mekte iken erginlik çağma gelenler bu hükmün dışındadır.

Hayız ve Nifas Sebebiyle Haram Olan Şeyler

Hayız ve nifasla sekiz şey haram olur (ki bunlar):

(1) Namaz (kılmak),

(2) oruç (tutmak),

(3) Kur´an´dan bir âyetj; okumak ve

(4) ona kılıfsız olarak dokunmak,

(5) camiye girmek, f

(6) Kabe´yi tavaf etmek,

(7) cinsel ilişkide bulunmak,

(8) göbek al­tıyla diz kapağının altı arasında kalan bölgeden yararlanmaktır.

Hayız ve lohusalık hâllerinde gelen kanın azamî kesilme müddetinden sonra gusletmeksizin cinsel ilişkide bulunmak helâl­dir. Âdet günleri dolmadan kan kesildiğinde, cinsî münasebette bulunmamalıdır. Ancak yıkanmak veya (bir özürden dolayı) te­yemmüm edip namaz kılmak yahut kan kesildikten sonra gusledip (namaz için) iftitah tekbiri alarak (o vaktin) namazına borçlana­cak kadar veya daha fazla zaman bulmak şartıyla cinsel ilişki helâl olur. (İçinde bulunulan namaz) vakti çıkıncaya kadar, yıkan­maksızın ve (özürden dolayı) teyemmüm etmeksizin cinsel ilişkide bulunulmaz.

Hayızlı ve lohusa olanlar (âdetleri sona erince) oruçlarını za ederler, namazlarını ise kaza etmezler.[5]

Cünüplük Sebebiyle Haram Olan Şeyler

Cünüplük sebebiyle haram olan şeyler beştir:

(1) Namaz kılmak,

(2) Kur´an´dan bir âyet (dahi olsun) oku­mak,

(3) Kur´ân âyetlerine kılıfsız dokunmak,

(4) camiye girmek ve

(5) tavaf etmek.

Abdestsizlere Haram Olan Şeyler

Abdestsiz olanlara üç şey haramdır (ki bunlar):

(1) Namaz kılmak,

(2) tavaf etmek,

(3) Mushaf ı kılıfsız tutmaktır.


İstihaza Kanıyla İlgili Hükümler

İstihaza kanı, sürekli akan burun kanı gibidir; namaz kılma­ya, oruç tutmaya ve cinsel ilişkide bulunmaya engel değildir.

Kendisinden istihaza kanı gelenler, tıpkı idrarım ve büyük abdestini tutamayan özürlüler gibi her namaz vaktinde abdest alırlar ve bununla diledikleri kadar farz ve nafile namaz kılabilir­ler.

Özürlünün Abdestini Bozan Şey

Özürlülerin abdesti sadece vaktin sona ermesiyle bozulur.

Özrün Geçerli Olmasının Şartları

(Bir kimsenin şahsında) özür, bir abdest alacak veya namaz kılacak kadar dahi durmadan tam bir namaz vakti boyunca devam etmedikçe o kimse özürlü sayılmaz. Özrün geçerli olmasının şartı budur.

Özrün Devamının Şartları

Özrün devamının şartları: Başlamasından itibaren, bir kere­ye mahsus dahi olsa, bütün (namaz) vakitlerinde özrün var olma­sıdır.

Özrün Sona Ermesinin Şartları

Özrün sona ermesi ve sahibinin özürü olmaktan çıkması tam bir (namaz) vaktinin Özürsüz olarak geçirilmiş olmasına bağlıdır.

Geçmiş Konularla İlgili Sorular

Kadınlardan kaç türlü kan gelir

Hayız nedir Bir kanın hayız kanı kabul edilebilmesi için kaç şarta ihtiya dır

Hayzın en az, en fazla ve ortalama müddetleri nedir

Nifas (lohusalık) nedir Bu, en fazla ne kadar devam eder Lohusalık müddeti için asgarî bir sınırlama yapılabilir mi

Hayız için asgarî, nifas (lohusalık) için de azamî bir zaman neye dayanarak lirlenebilir Bunun için dayanak nedir İstihaza (hastalık) kanı nedir

İki hayız arasında temiz kalınan günler ne kadardır Hayızlı ve lohusa olanlara; neler haramdır

(Kendisinden) hastalık kanı gelmekte olanların bütuğ çağma gelmeleriyle ilgili hüküm nedir Normal âdet görmekte iken daha sonra kendisinden hastalık kanı gel-! meye başlayanların hükmü nedir

Hayız kanı, normal müddetinden daha uzun bir müddette kesilirse, bu halde; cinsel temas helâl olur mu Normal müddetinden daha evvel kesildiğinde cinsel temas hangi şartlarda helâl olur

Hayızlı ve iohusa olanlar orucu kaza ettikleri halde, namazı niçin kaza etmez­ler

Cünüp olanlara neler ve abdestsiz olanlara neler haramdır Kendisinden hastalık kanı gelenlerle ilgili hüküm nedir

Kendisinden hastalık kanı gelen ve her vaktin namazı için abdest alanlar yapabilir Hastalık kanı gelmekte olanlar ve benzer şekilde bir özrü bulunanları destleri ne zaman bozulur

Özür ne zaman (ve nasıl) belli olur

Özrün devamı hangi şarta ve kesilmesi hangi şarta bağlıdır


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bize göre âdetten kesilme yaşı elli beştir. Fetva bu yönde verilmiştir.

[2] İlâhî âdetin tecellisiyledir ki, kadınlar gebe kaldıklarında rahimlerinin (döİî; yataklarının) ağzı doğum zamanına kadar kapanır.

[3] En az, en çok ve ortalama müddet için başvurulacak yer, Rasûlullah (Aley-ğ hissalâtü vessdâm)m (konuyla ilgili) açık ifadesidir.

îmam Şafiî, en azının bir gün bir gece, en çoğunun ise on beş gün. olduğu, hayzın çoğunlukla aîh yahut yedi gün devam ettiği görüşündedir.

Bunu da birkaç kadın üzerinde yaptığı araştırmaya dayandırmaktadır^ Ne var ki (açık hüküm ve ) nassın yanında içtihadın yeri yoktur. Yapılan ek| sik araştırma bir mânâ ifâde etmez; bütün kadınlar üzerinde tam ve eninö boyuna araştırma yapmak ise imkânsızdır. *

[4] îstihâza kanı gelmekte iken erginlik çağına gelenler hayız müddetlerini,´, kanı gördükleri ilk günden itibaren on gün olarak belirlerler. Kan ister ayını evvelinde, ister ortasında, isterse sonunda görülsün fark etmez. Kanın´ görüldüğü ilk günden itibaren namaz ve oruç terkedilir. Kendisinden; hastalık kanı gelmekte olanlar da doğum yaptıklarında lohusalık sürelerini, kırk gün olarak tayin ederler. Böyle yapmanın şu faydası vardır:

Biz böylelerinin on gün müddetle oruç tutmamaları gerektiğini j arkasından on beş gün müddetle oruç tutmalarının farz olduğunu; söyleyebiliriz. Sonra bunlar temiz kabul ettikleri günleri belirleyerek bui günlerde tutamadıkları oruçlarını kaza etmelidirler. Öte yandan bu tesbitf: işinin, bu gibilerin iddetlerinin sona ermesinin tayini vs. gibi hususlarda, sayılamayacak kadar faydası vardır.

Kendilerinde hastalık kanı görülmeyen bulûğ çağına ermiş kadınlar/ hayız görmeye başladıktan ve âdet günleri belli olduktan sonra gördükleri^ düzenli ve belli âdet günlerinin ardından kan kesilmez ve kan en fazla! hayızhhk ve lohusalık müddetleri bittiği halde gelmeye devam ederse| hastalık kanının görülmediği zamanlardaki hayızhhk ve lohusahfe müddetlerine itibar olunur. Bu müddet bittiği halde gelen kan istihaza kanıdır.

[5] Bunun üç delili vardır ki, birincisi Âişe (Radıyallahu anka)´nin rivayet ettiği, "Bu hallerden sonra biz orucumuzu kaza etmekle emrolunur, namazlarımızı kaza etmekle emrolunmazdık" tarzındaki hadistir. İkincisi, îcmâ´ bu yönde cereyan etmiştir. Üçüncüsü ise, kalan namazlar fazlaca olup kazası zordur ve Allah Teâlâ, nezd-i ilâhîsinden bir ihsan olarak bize din hu­susunda hiçbir zorluk yüklememiştir.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Kadınların Loğusalık Hali
Yazar: RasitTunca - 12-24-2018, 08:57 PM - Forum: islamda Kadın ve Aile ve Evlilik - Yorum Yok

KADINLARIN AYBAŞI İLE İSTİHAZA HALLERİ BABI

(Aybaşı halinin en kısa süresi üç gündür. Bundan az süren ay­başı kanı, aybaşı hali olmayıp istihazadır.) Zira Peygamber Efendi­miz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :Bakire kız olsun evlenmiş olsun, kadının aybaşı hali enaz üç, en çok on gün sürer» ([1]) buyurmuştur. Bu hadis, -Aybaşı hali sü­resinin en kısası yirmi dört saattir- diyen İmam-ı Şafiî´ nin görüşüne karşı bir delildir. İmam Ebû Yûsuf tan, gü­nün çoğunu günün tamamı hükmünde görerek: «Aybaşı halinin en kısa süresi, iki gün ile üçüncü günün çoğu­dur» diye söylediği rivayet olunmuştur. Biz diyoruz ki: bu, şeriatın koyduğu miktardan kısmaktır. (Aybaşı halinin en uzun süresi de) yukarıdaki hadise binaen (on gündür. Bundan fazla süren kan, aybaşı hali olmayıp İstihazadir.)

Yukarıdaki hadis, bunda da İmam-ı Şafii´ nin görüşüne karşıdır. Zira İmam-ı Şafiî, en uzun sürenin onbeş gün ol­duğuna kaildir. Bu sürelerden az veya fazla süren kanlar, aybaşı ka­nı olmayıp istihaza kanıdır. Zira Şeriatın aybaşı hali için süre belirt­mesi, bu sürelere uymayan kanlan aybaşı saymaya mânidir.

(Kadının, aybaşı günlerinde -kırmızı, san ve bulanık renkler­de- gördüğü yaşlıkların hepsi aybaşı kanıdır. Ancak ne zaman ki yaşlığın rengi tamamen ağarırsa, o zaman aybaşı kanı kesilmiş de­mektir. İmam Ebû Yûsuf:

-Eğer kandan sonra olmazsa, rengi bulanık olan yaşlık aybaşı kam değildir» demiştir. Çünkü bu yaşlık rahimden inmiş olsaydı, Önce duru, sonra bulanık olarak inerdi. İmam Ebü Hanife ile İmam Muhammed, Hz. Aişe (Radıyaîlâhü an-hâ) ´nin tam beyaz olmayan bir çeşit yaşlığı aybaşı kanı saydığına ilişkin rivayete ([2]) dayanmışlardır. Çünkü böyle şeyler ancak işit­mekle bilinebilir. Kaldı ki rahim başaşağı olduğu için ondan, yaş­lık önce bulanık, sonra duru olarak boşalır. Nasıl ki içinde tortu bi­riken bir küp, altından delindiği zaman ondan önce tortu, ondan sonra, içindeki sıvı ne ise akar. Rengi yeşil olan yaşlığa gelince ; Sahih olan görüşe göre, eğer kadın aybaşı halini görenlerden ise, yaşlık aybaşı kanı olup, yeşil­liği kadının aldığı bozuk bir besinden ileri gelmektedir. Eğer kadın yaşlı olup aybaşı halini görmi yeni erden ise ve gördüğü yaşlık da hep yeşil ise, gördüğü yaşlık aybaşı kanı olmayıp bünye bozukluğunun bir sonucudur.(Aybaşı halinde olan kadın namaz kılamaz ve oruç tutamaz. Orucu, aybaşı halinden çıktıktan sonra kaza eder. Fakat namazın kazası kendisine lâzım gelmez.) Zira H z. Â i ş e (Radıyaîlâhü anhâ) : -Peygamber Efendimiz {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanın­da biz, aybaşı halinden temizlenince orucu kaza eder, fakat namazı kaza etmezdik» ([3]) demiştir. Hem de namaz çok olduğu için biriktiği zaman kaza edilmesi güçtür. Oruç ise, az olduğu için kaza edil­mesinde güçlük yoktur.

(Aybaşı halinde olan kadın, cami ve mescitlere de giremez.) Cünüp olan kimse de öyledir. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) -Ben mescidi, ne aybaşı halindeki kadına ve ne de cünüp olan kimseye caiz kılmam- ([4]) buyurmuş­tur. Görüldüğü gibi Hadiste herhangi bir kayıt veya istisna bulun­madığı için, -Cünüp olan kimse, camide duramaz. Fakat içinden ge­çebilir- diyen Imam-ı Şafii´ nin görüşüne karşıdır.

(Aybaşı halinde olan kadın, Kabe´yi de tavaf edemez ve kocası onunla cinsel ilişkide de bulunamaz.) Zira Cenâb-ı Hak (Azze ve Celle) : «Kadınlara, temizlenip yıkanmadıkça yaklaşmayınız» ([5]) bu­yurmuştur. (Aybaşı halinde veya loğusa olan kadın ile, cünüp olan kimse, Kur´an´dan da hiç bir şey okuyamazlar.) Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi´s-salâtü ve´s-selâm) : -Ne aybaşı halinde olan kadın ve ne de cünüp olan kimse, Kur´­an´dan hiç bir şey okuyamazlar- ([6]) buyurmuştur. Bu hadis de, ay­başı halindeki kadına camiye girmeyi caiz gören İmam Mâ­li k´ in görüşüne karşıdır. Hadisteki «Hiç bir şey- deyimi mutlak olduğu için bir âyetten az olan miktara da şamildir ve bu itibarla hadis- Aybaşı halindeki kadın ile cünüp olan kimsenin, Kur´ân´dan okumak istedikleri miktar bir âyetten az olduğu zaman, caizdir» di­yen T a h a v i´ nin de görüşüne karşıdır. (Aybaşı halindeki kadın, loğusa ve cünüp olan kimse, ne Kur´ân-Kerim´e ve ne de üzerinde Kur´ân´m herhangi bir sûresi yazılı bu­lunan paraya çıplak olarak el değdiremezler. Abdestsiz olan kimse de çıplak olarak Kur´ân´a el değdiremez. ´Bunlar Kur´ân´a ancak, kıIıfı ve paraya da kesesi içinde el değdirebilirler.) Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi s-salâtü ve´s-selâm);

«Kur´ân´a ancak teiniz olan kimse el değdirebilir« ([7]) buyurmuştur. Sonra, hem abdestsizlik, hem cünüplük ele girdiği için, abdestsiz olan kimse ile cünüp olan kimse, Kur´ân´a el değdirmede aynı hükme tabidirler. Fakat abdestsiz olan kimsenin ağzı abdestsiz olmadığı, cünüp olan kimsenin ise, ağzı da cünüp ol­duğu için, abdestsiz olan kimse Kur´ân okuyabilir, cünüp olan kim­se ise, okuyamaz. Kur´ân´ın kılıfı dediğimiz şey de; sahih olan görü­şe göre, gövdeden soyulmuş deri gibi Kur´ân´a yapışık olmayan ka­bı demektir. Sahih olan görüşe göre, cünüp veya abdestsiz olan kim­senin, elbisesinin kolu iîe Kur´ân´ı tutması mekruhtur. Çünkü elbi­senin kolu elbise sahibine tabi olan bîr şeydir. Fakat hadis ve fıkıh kitapları Kur´ân gibi olmayıp sahipleri elbiselerinin kollan ile, zaruret­ten dolayı onlan tutabilirler. Abdestsiz olan çocuklara, çıplak olarak Kur´ân´ı vermekte -sahih olan kavle göre- sakınca yoktur. Çünkü çocukları abdestsiz olarak Kur´ân´ı tutmaktan menetmekte Kur´ân´ın zayi olma tehlikesi, onları abdest almaya zorlamada da güçlük var­dır.(Aybaşı kanı on gün sürmeden kesilirse, kadın yıkanmadıkça onunla cinsel ilişkide bulunmak caiz olamaz.) Çünkü kanın duru­mu belli olmaz; Gâh kesilir, gâh gelir. Ancak kadın yıkanınca onun kesilmiş olma ihtimali ağırlık kazanmış olur. (Şayet kadın yıkanma­da gecikirse, aradan yıkanıp iftitah tekbiresini alabilecek kadar bir zaman geçince onunla cinsel ilişkide bulunmak helâl olur.Çünkü bu durumda namaz, kadının boynuna bir borç olarak geçmiş oldu­ğu için kadın hükmen temizlenmiş sayılır. (Eğer kan üç günden fazla sürer ve fakat kadının eski âdet sü­resini doldurmadan kesilirse, kadın yıkansa bile -eski âdet süresi tamam olmadıkça- onunla cinsel ilişkide bulunmak helâl olmaz.) Çünkü âdet günleri içinde kesilen kanın tekrar akması kuvvetle muhtemeldir. Bunun için ihtiyaten sakınmak gerekir. (Eğer kan on gün sürdükten sonra kesilirse, yıkanmadan onun­la cinsel ilişkide bulunmak caizdir.) Zira aybaşı kanının en uzun sü­resi on gündür. Bununla beraber, kadın yıkanmadan onunla cinsel ilişkide bulunmak sevilen bir şey değildir. Çünkü âyetteki Yathürne kelimesi Yattahherne şeklinde de okunmuştur, ki bu kıraate göre

âyetin mânâsı «Kadınlara, temizlenip yıkanmadıkça yaklaşmayın-demek olur. (Aybaşı halinin süresi içindeki kan kesintileri, kanm devamlı gel­mesi hükmündedir.) Ben diyorum ki: Bu, İmam Ebû Hanife1 den gelen rivayetlerden bi­ridir. Sebebi de şudur: Aybaşı halinin devamı süresince kanm gel­mesi icma ile şart değildir. Zira herhangi bir mala nasıl -yılın or­talarında nisaptan aşağıya düşse bile- eğer yılın başında ve sonun­da nisap varsa zekât düşüyorsa, burada da aybaşı hali süresinin başı ile sonu göz önünde bulundurulup sürenin ortalarındaki kan kesintilerine itibar olunmamıştır. İmam Ebû Yûsuf da İmam Ebû Hanife´ den şunu rivayet etmiştir: «İki kan arasındaki kesinti, eğer onbeş günden aşağı olursa te­mizlik değildir. Çünkü onbeş günden aşağı olan kesinti bozuk bir âdet olup temizlik sayılmaz.» Kimisi: -Bu, İmam Ebü Hanife´ nin son görüşüdür» demiştir. (Temizliğin de en kısa süresi onbeş gündür.) İbrahim N a -h a i´ den böyle rivayet edilmiştir. İbrahim Nahaî her­halde bir Sahabiden, Sahabi de Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve SellemVden işitmiştir. Zira miktarlar, ancak işitmekle öğ­renilebilir. (Temizlik süresinin en uzunu hakkında ise, belirli bir sı­nır yoktur.) Zira temizlik bazen bir sene iki sene sürer. Bazen de ka­dın hiç kan görmez. Bunun için temizliğin en uzun süresi diye bir şey yoktur. Ancak eğer müstahaza olursa, yani ondan devamlı kan geliyorsa, o zaman ona -eğer varsa- eski âdetine göre hüküm edi­lir. (Istihaza kanı, devamlı burun kanaması gibi ne namaza, ne oru­ca ve ne de cinsel ilişkiye mâni değildir. Çünkü Peygamber Efen­dimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), müstahaza olan kadına:-Kan hasırın üstüne damlasa bile. abdest al namaz kıl- ([8]) buyurmuştur. Hadisten namazın hükmü anlaşılınca, icma ile oruç ve cinsel ilişki de ona kıyas edil­miştir. (Eğer kan on günden fazla sürer ve kadının da bilinen bir eski âdeti bulunup on günden aşağı ise, kadının eski âdeti kaç gün idiy­se o kadar gün aybaşı hali, gerisi istihazadır.) Çünkü Peygamber Efendimiz (Aleyhi´s-salâtü ve´s-selâm) :-Müstahaza olan kadın, sadece aybaşı hali günlerinde namazı bırakır ( ([9]) buyurmuştur, riem de kadının âdetinden fazla olan günler on günden fazla olan günler gi­bidir.. Çünkü on gün şer´i miktar kadının âdeti de adi miktardır. Bu itibarla her birinden fazla olan günler, miktardan fazlalık vas­fında ortaktırlar. Bunun için, on günden fazla süren kan nasıl is-tihaza ise, kadının kan gelimi devamlı bir hal aldığında onun eski âdetinden fazla olan günlerin de istihaza olması lâzım gelir. Şayet kadın müstahaza olarak baliğ olup eski âdeti yoksa, yani erginlik çağma girer girmez kendisinden kan sürekli gelmeye başlarsa, o zaman her aydan on gün onun için aybaşı hali, gerisi istihazadır. Zira bu kadından kan gelimi on günü aştıktan sonra, üç günden fazla olanı aybaşı kanı mı, istihaza mı diye şüpheye düşüyoruz. İş­te sonradan hâsıl olan bu şüphe ile, daha önceki kesin bilgimizin hükmü -Allah daha iyi bilir- kalkmaz.[10]

Bîr Fasıl

(Müstahaza olan kadın ile, bevlini kendinde tutamayan, burnun­dan sürekli kan akan ve yara veyahut çıbanı sürekli olarak akıntı­lı olan kimseler, her yeni bir namaz vakti girince abdestlerini ye­nilemek zorundadırlar ve bu abdest ile istedikleri kadar farz ve na­file namazları kılabilirler.) ima m.-ı Şafiî (Allah rahmet eylesin) :

Bunlar, farz olan her bir namaz için abdest almak zorundadır­lar. Çünkü Peygamber Efendimiz (Aleyhi´s-salâtü ve´s-selâm) «Müstahaza olan kadın, farz olan her" bir namaz için abdest alır» ([11]) buyurmuştur. Hem de bunların ab-desti, farzı kalabilmeleri için muteber sayılmıştır. Kıldıktan so_nra artık abdestli sayılmazlar.» demiştir. Biz ise:-Müstahaza olan kadın, her na­maz vakti girince abdest alır» ([12]) hadisine dayanıyoruz. Zira bu hadisin delaletiyle, birinci hadisten de bu mananın kasdedildiği an­laşılmaktadır. (Namaz vakti çıkınca bunların abdesti bozulur ve başka bir na­maz için yeniden abdest almaları gerekir.) Bunların, namaz vakti­nin çıkması ile abdestlerinin bozulması, üç imamımıza göredir, imam Zufer (Allah rahmet eylesin) :

«Abdestîeri ancak, başka bir namaz vaktinin girmesiyle bozu­lur- demiştir. (Buna göre eğer bunlar, gün doğarken abdest alırlar­sa, bu abdest ile öğle namazının vakti, çıkıncaya kadar vakit nama­zını kılabilirler.) Bu da İmam Ebû Hanife ile imam Muhammed´e göredir. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Züfer:-Bu da abdest ile ancak, öğle vakti girinceye kadar namaz kı­labilirler» demişdir. Bundan çıkan sonuç şudur: özürlü olan kimsenin abdesti, imam Ebû Hanife ile İ m £ m Muhammed´e göre namaz vaktinin çıkması ile, imam Züfer´e göre gir­mesiyle, İmam Ebû Yûsuf´a göre de hem çıkması, hem girmesiyle bozulur. Bu görüş ayrılığının sonucu da ancak, ya -yu­karıda belirtildiği üzere- öğle vaktinin girmesinden, ya da güne­şin doğmasından önce abdest alan kimse hakkında ortaya çıkar. ([13]) imam Züfer: -Çünkü özürlü olan kimsenin abdesti, na­maz kılma mecburiyetinden doîayı muteber sayılır. Namaz vaktinin girmesinden Önce ise, namaz kılma mecburiyeti yoktur, ki abdesti muteber sayılsın», İmam Ebû Yûsuf: -Çünkü abdest alma zorunluğu ancak namaz vakti olduktan sonra başgösterir. Na­maz vakti oimadan önce ise, abdest alma zorunluğu olmadığı için,vakitten önce alınan abdest, ne vakitten önce, ne de sonra muteber değildir», îmam Ebû Hanife ile İmam Munamm e d de: -özürlü olan kimse, vakit girmeden abdestli olması lâ­zımdır, ki vakit girer girmez namaz kılma imkânını bulsun. Vak­tin çıkması da abdeste ihtiyaç olmadığını gösterdiğinden, vakit çı­kar çıkmaz abdestin muteber olması için bir sebep kalmaz» demiş­lerdir.

Vakitten maksat da farz olan namazın vaktidir. Çünkü eğer özür­lü olan kişi, bayram namazını kılmak için abdest alırsa, îmam Ebû Hanife ile îmam Muhammed´e göre bu ab­dest ile öğle namazını da kılabilir. Zira bayram namazı da kuşluk namazı gibi farz değildir. Eğer özürlü olan kimse, öğle namazı vak­tinde bir kez öğle namazı için, bir kez de ikindi namazı için abdest alırsa - İmam Ebû Hanife ile îmam Muham­med´e göre- bu abdest ile ikindi namazım kılamaz. ([14])

Müstahaza olan kadm: kanının durmaması yüzünden hiç bir namazı abdestîi olarak kılmaya imkân bulamayan kadın demektir. Bunun gibi -yukarıda söylediğimiz üzere- bevlini kendinde tuta­mayan ve benzen kimseler de aynı durumda oldukları için aynı hükme tabidirler.[15]

Kadınların Loğusalık Hali

(Loğusalık doğum yaptıktan sonra kadından gelen kandır. Ge­be kadının, gebelik halinde veyahut doğum yaparken ve fakat daha çocuk çıkmamışken gördüğü kan) ne kadar uzun da sürse (istina-za kamdır.) îmam-ı Şafii (Allah rahmet eylesin) bunu da loğusalık kanına kıyas ederek:

-Aybaşı kanıdır. Çünkü rahimden gelir» demiştir. Biz diyoruz ki: Gebe olan kadının rahim ağzı, yaradılış itibarı ile kapalıdır. Loğusalık ise, rahmin ağzı açıldıktan sonradır, ki bu da çocuğun çık­ması ile olur. Bunun içindir ki -rivayete göre- İmam Ebû Hanife ile îmam Muhammed: -Çocuğun bir kısmı çıktıktan sonra çıkan kan loğusalıktır. Zira çocuk çıkmaya başla­yınca, nefes alabilmesi için rahmin ağzı açılır- demişlerdir.

(Bâzı yerleri de olsa, şekillenmiş olan düşük de doğum sayılır.) Kadın onunla loğusa olur ve eğer iddetli ise onunla iddeti biter. Ca­riye de ümmülveled olur. (Loğusalık süresinin en kısası diye bir sınır yoktur.) Çünkü ka­dın doğum yaptığı için, kendisinden gelen kanın loğusalık kanı ol­duğu malumdur. Bunun için -Aybaşı halinde olduğu gibi- loğu­salığı bildirecek belli bir süreye gerek yoktur.

(Loğusalık, en çok kırk gün sürer. Şayet kırk günden fazla sü­rerse, fazla olanı istihazadır.) Zira Ümmü Seleme (Radı-yallâhü anhâ)´dan gelen rivayete göre Peygamber Efendimiz (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem), loğusalığın kırk gün olduğunu söylemiş­tir. ([16]) Bu hadis -Loğusalık süresinin en uzunu altmış gündür- di­yen Îmam-ı Şafiî´ nin görüşüne karşıdır.

(Loğusalığın kırk günden fazla sürdüğü zaman, eğer kadın da­ha önce de doğum yapmış ise, o doğumdan sonra loğusalığı ne ka­dar sürmüşse yine o kadarı loğusalık, gerisi istihazadır.t Nasıl ki aybaşı kanının da, en uzun olan süresini aştığı zaman kadının da­ha önceki âdetine bakılır. (Şayet bu doğum kadının yaptığı İlk do­ğum ise, kırk gün loğusalıktır, gerisi istihazadır.) Çünkü loğusalık kırk güne kadar sürebilir.

(Eğer kadın bir karında iki çocuk doğurursa, loğusalık -İmam Ebu Hanife ile İmam Ebû Yûsuf´a göre- iki çocuğun arası kırk gün bile olsa, ilkin doğan çocuğun doğumundan itibaren başlar, îmam Muhammed ise: -Loğusalığın bağlangıcı ikinci çocuğun doğu­mudur» demiştir.) îmam Züfer de (Allah rahmet eylesin) buna kaildir. Zira kadın birinci çocuğu doğurduktan sonra da gebe olduğu için, nasıl aybaşı hâlini görmüyorsa loğusa da olamaz. Bu­nun içindir ki iddet -icma ile- ikinci çocuğun doğumu ile biter. İmam Ebû Hanife ile İmam Ebû Yûsuf da:«Gebe olan kadın -yukarıda söylediğimiz üzere- rahminin ağ­zı kapalı olduğu için aybaşı halini göremiyor. Bu kadın ise, birinci çocuğu ile rahminin ağzı açılmıştır. îddet de, gebe kadının, hamli­ni vazetmekle bittiği için, hamli ne is.e onu tamamen vazetmedikçe bitmiş olamaz- demişlerdir.[17]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Darekutnî, Ebû Ümame (R.A.)´dan. Sahife 80. Nasb-ürraye C. I S. 191 El-Hidâye _ C.: i-F.: 5

[2] Muvatta sahife 20., BuharI sahlfe 46. (aybaşı halinin başlangıç ve sonu) S. 46. Nasb-ürraye C. 1 S. 193

[3] Buhar! (Oruç) S. 46. Müslim (Oruç) C. 1. S, 153 Nasb-ürraye C. 1, S. 193

[4] Ebü Dâvud (Taharet) 34, İbn-I Mâce (Taharet) 126

[5] Bakara sûresi âyet 222

[6] Tirmizl (Taharet) S. 19, tbn-i Mâce (Taharet) S. 44

[7] Nesal tDIyet) C. 2 S. 252

[8] îbn-İ Mâce sahife 46, Tahavî sahîfe 61, Beyhak! cilt 1 sahtfe 344, Da-rekutnî sahîfe 78, îmam Ahmed´in müsnedi cilt 6 sahile 42

[9] Beyhakl C. 1 8. 347, Danml S. 12

[10] Şeyhü´l-Îslâm Burhanüddîn Ebu´l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 1/65-70.

[11] Ebü Davud (Taharet) 110, Dirim! (Abdest) 96

[12] Tamamen gariptir. Nasb-ürraye C. 1 S. 204

[13] Çünkü ÖğJe vaktinin girmesinden önce abdest alan öztirİÜ İçin, oğla vaktinin girmesi, bir namaz vaktinin girmesi ise de, herhangi bir namaz vakti-nn çıkması değildir. Bunun için, bu kimsenin abdesti, öğle vaktinin girmesiyle imam Ebû Hanife ile İmam Muhammed´e göre bozulmaz, îmam Ebû Yûsuf ile îmam Züfer´e göre bozulur.Güneşin doğmasından önce abdest alan özürlünün abdesti de güneşin doğ­ması ile, üç tmama göre bozulur, İmam Züfer´e göre bozulmaz. Çünkü güneşin doğması ile bir namaz vakti çıkıyorsa da, herhangi bir namaz vakti girmiyor

[14] Yalınız bu iki îmam´a göre değil, hepisine göre özürlü, bu abdestiyle ikindi namazını kılamaz. Çünkü ikindinin olması ile hem bir namaz vakti giri­yor ve hem bir namaz vakti çıkıyor.

Ancak bu iki îmam özürlünün namaz vaktinden Önce aldığı abdestî mute­ber saydıkları için, bu iki îmam´a göre özürlünün hu abdest ile İkindi namazın: kılabilmesi gerekirdi. Fakat İkindi vaktinin girmesiyle öğle vakti çıktığı için hu iki îmam´a göre de bu abdest bozulur. Bunun için müellif:´ «hu iki îmam´a gö­re» demiştir.

Mütercim Ahmed Meylaaî.

[15] Şeyhü´l-Îslâm Burhanüddîn Ebu´l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 1/70-72.

[16] Ebû Davud sahlfe 48, Tirmizl sahlfe 20 ve îhn-i Mâce sablfe 47. Ebû Dâvud (Taharet) 119, Tirmizî (Taharet) 105, îbn-i Mâce
[17] Şeyhü´l-Îslâm Burhanüddîn Ebu´l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 1/72-74.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 2019 Senesi Resmi ve Dini Tatil Günleri ve Önemli Dini Günler Takvimi
Yazar: RasitTunca - 12-20-2018, 02:28 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



2019 Senesi  Resmi ve Dini Tatil Günleri ve Önemli Dini Günler Takvimi

2019 RESMİ TATİLLER TAKVİMİ

01 Ocak 2019 Salı Yılbaşı
23 Nisan 2019 Salı Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
01 Mayıs 2019 Çarşamba Emek ve Dayanışma Günü
19 Mayıs 2019 Pazar Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı
15 Temmuz 2019 Pazartesi Demokrasi ve Direnme Hakkı Günü
30 Ağustos 2019 Cuma Zafer Bayramı
28 Ekim 2019 Pazartesi Cumhuriyet Bayramı Arefesi
29 Ekim 2019 Salı Cumhuriyet Bayramı


2019 Yılı Türkiye Diyanetinin Hazırladığı Dini Günler, Kandiller ve Bayramlar Takvimi

Hicri YIL : 1440

Üç Ayların Başlangıcı 8 Mart 2019 Cuma (Tahimini)

Regailb Kandili 07 Mart 2019 Perşembe (Tahimini)

Mirac Kandili 02 Nisan 2019 Salı (Tahimini)

Berat Kandili 19 Nisan 2019 Cuma (Tahimini)

Ramazan Ayı Başlanğıcı 06 Mayıs 2019 Pazartesi (Tahimini)

Kadir Gecesi 31 Mayıs 2019 Cuma (Tahimini)

Ramazan Bayramı Arefesi 03 Haziran 2019 Pazartesi (Tahimini)

Ramazan Bayramı (1.Gün) 04 Haziran 2019 Salı (Tahimini)

Ramazan Bayramı (2.Gün) 05 Haziran 2019 Çarşamba (Tahimini)

Ramazan Bayramı (3.Gün) 06 Haziran 2019 Perşembe (Tahimini)

Kurban Bayramı Arefesi 10 Ağustos 2019 Cumartesi (Tahimini)

Kurban Bayramı (1.Gün) 11 Ağustos 2019 Pazar (Tahimini)

Kurban Bayramı (2.Gün) 12 Ağustos 2019 Pazartesi (Tahimini)

Kurban Bayramı (3.Gün) 13 Ağustos 2019 Salı (Tahimini)

Kurban Bayramı (4.Gün) 14 Ağustos 2019 Çarşamba (Tahimini)

Hicri Yılbaşı 31 Ağustos 2019 Cumartesi (Tahimini)

Aşure Günü 09 Eylül 2019 Pazartesi (Tahimini)

Mevlid Kandili 8 Kasım 2019 Cuma (Tahimini)

Arabi Ayların Başlangıcı
-----------------------
Cemaziyel Evvel 07 Ocak 2019
Cemaziyel Ahir 06 Şubat 2019
Receb  08 Mart 2019
Şaban 06 Nisan 2019
Ramazan 06 Mayıs 2019 Pazartesi (Tahimini)
Şevval 04 Haziran 2019
Zilkade 04 Temmuz 2019
Zilhicce 02 Ağustos 2019
Muharrem 31 Ağustos 2019 (Tahimini)
Safer 30 Eylül 2019
Rebiul Evvel 29 Ekim 2019
Rebiul Ahir 28 Kasım 2019


[Resim: 2019-Tatiller-ve-Onemli-Gunler-Takvimi.png]

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 20 Aralık 2018 Perşembe

Original Kar©glan Makalesi


Bu konuyu yazdır

Oku-1 En Yeni - En Güncel - Türksat Frekans Listesi Burada
Yazar: RasitTunca - 12-20-2018, 12:42 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok


En Yeni - En Güncel - Türksat Frekans Listesi Burada

Arkadaşlar bu konunun istismarını yapan birçok sayfaya rastladım, Çünkü herkes kendi sayfasının ziyaretcisi artması için Bu konuyu kendi sayfasına konu olarak açmışlar ancak, o frekans listesi onların o konuyu açtıkları gün ve aylar içinde güncel listeydi, ve adam 2017 de konu açmış mesala, ve google amca haala o sayfaya yönlendirme yapıyor, ve o liste ise eski,  o liste silindi artık. Bu Yüzden Bu konuyu açmaya karar verdim. En Güncel Liste o sayfada bu sayfadaki liste değil hatta benim sayfaya ben bu günkü listeyi kopyelesem benim sayfadaki bile,  bir ay sonra güncel liste olmayacak, ve konu eskiyecek, o yüzden sizi buradan kaynağa yönlendirmek için açtım.
Kaynak ise TürkSAT ın kendi sayfası ve en Güncel Frekans Listesi

Buraya-TIKLA

https://uydu.turksat.com.tr/tr/turksat-frekans-listesi

TürkSAT Ana Sayfa Buradan

Buraya-TIKLA

https://www.turksat.com.tr

Türkçe Sayfada buradan

https://www.turksat.com.tr/tr

Güncel kanal listesini  Allttaki linke TIKLA ve Tam Listenin açılmasını bekle  ve sonra Sayfanın üst bölümündeki  ister  PDF ister EXCEL yazan butona sağ TIKLA ve Bilgisayarına Farklı kaydeti seçerek Bilgisayarınıza da indirebilirsiniz yahutta online Listenizi güncelleyebilirsiniz.

LINK BURADA

Buraya-TIKLA

https://uydu.turksat.com.tr/tr/turksat-frekans-listesi


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 27 Mart 2025 Perşembe

Original Kar©glan Makalesi

Bu konuyu yazdır

TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca