Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 ÖSYM, YKS örnek sorular kitapçığını paylaştı
Yazar: RasitTunca - 01-12-2019, 06:51 PM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok



ÖSYM, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) için örnek sorular kitapçığını duyurdu. YGS yerine gelen Temel Yeterlilik Testi (TYT) için yayımlanan örnek kitapçık içerisinde, soru sayıları ve tarzları gözlemlenebilecek. YKS örnek kitapçık ve soruları ÖSYM internet sitesi üzerinden erişime açık olacak

Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nın (YKS) birinci oturumu olan Temel Yeterlilik Testi'ne (TYT) ilişkin örnek soru kitapçığı ÖSYM'nin internet sitesinden yayımlandı.

ÖSYM'nin internet sitesinde, üniversiteye girişte gelecek yıl uygulanacak YKS'nin birinci oturumu olan Temel Yeterlilik Testine (TYT) ilişkin örnek soru kitapçığı yayımlandı.

Kitapçıkta, Türkçe ve matematikten 40'ar, sosyal bilimlerden 25, fen bilimlerinden 20 olmak üzere toplam 125 soru bulunuyor.

2018 YKS'nin birinci oturumu olan TYT, 23 Haziran'da, Yabancı Dil Oturumu da 24 Haziran'da yapılacak.

Başvuruların 1-21 Mart'ta, geç başvuruların ise 4 Nisan'da yapılacağı YKS'nin sonuçları 31 Temmuz'da açıklanacak.
Adaylar örnek kitapçığa "www.osym.gov.tr" adresinden ulaşabilecek.

İŞTE ÖRNEK SORULAR


veya direk ösymeininsayfasindan  sonra buradan silerlerse bizdekinden ulasabilirisniz yukardaki Linkden

OSYM-Soru-Kitapcigi


Kaynak :

Hürriyet Gazetesi

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ağız Nedir?, Şive Nedir?, Lehçe Nedir?, Argo Nedir?, Jargon Nedir?
Yazar: RasitTunca - 01-12-2019, 02:24 PM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok



Ağız Nedir?, Şive Nedir?, Lehçe Nedir?, Argo Nedir?, Jargon Nedir?

Dil Nedir?

Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan, kendisine özgü yasaları olan ve ancak bu yasalar çerçevesinde gelişen, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış seslerden örülmüş bir anlaşma sistemidir.

Dilin Önemi ve Özellikleri

   Dil, gelişmiş bir iletişim aracıdır.
   Dil, seslerden oluşmuş bir anlaşma sistemidir.
   Tam anlamıyla anlatma ve anlaşma; seslerden örülü kurallar bütünü olan “dil” ile sağlanır.
   Dil, düşünce ve zekânın bir göstergesidir.
   Dil, canlı bir varlıktır.
   Dil, sosyal bir varlıktır.
   Dil, bir ortaklıktır.

Dilin Toplum Hayatındaki Yeri ve Önemi

   Dil birliği, milleti oluşturan özelliklerin başında gelir.
   Bir milletin dili; onun tarihi, dini ve kültürüyle iç içedir.
   Millet için gerekli olan her şey, dilde saklanır.
   Dil; milletin manevî ve kültür değerlerini, millet olabilme özelliklerini bünyesinde sımsıkı muhafaza eder.
   Dil, milleti meydana getiren bireyler arasında ortak duygu ve düşünceler meydana getirir.
   Dil, milletin birlik ve bütünlüğünü sağlayan en güçlü bağdır.

Çok köklü bir dilimiz olduğu için Türkçemiz bugünlere gelene dek birçok alt dala ayrılmış ve bu alt dallar dil biliminde “lehçe”, “şive” ve “ağız” olarak adlandırılmıştır.

Lehçe

Bir dilin, tarihî gelişim sürecinde, bilinen dönemlerden önce o dilden ayrılmış ve farklı biçimde gelişmiş kollarına lehçe denir. Başka deyişle lehçe, bir dilin çok uzun zaman önce, yazılı metinlerle izlenemeyen karanlık dönemlerinde kendisinden ayrılan ve ayrıldığı dilden hem ses hem biçim olarak ayrılıklar içeren koludur.

Lehçeler ana dilden ses, şekil ve kelime bakımından büyük ayrılıklar gösterir. Coğrafi değişmeler ve kültürel farklılaşmalar bu ayrılmada önemli rol oynamıştır. Örneğin, Türk dilinden bilinmeyen bir dönemde ayrılan Yakutça ve Çuvaşça, Türkçenin iki ayrı lehçesidir.

Örnek Lehçeler: Çuvaş lehçesi, Anadolu lehçesi ve Yakut lehçesi gibi.
Örnek Cümle: En ubayın hanna üöreneriy? (Senin ağabeyin nerede okuyor?) (Yakut lehçesi)

Şive

Bir dilden ayrılmış ve zaman içinde ayrı dil olarak kullanılmaya başlanmış ama birbirinden çok uzaklaşmamış kollarına şive denir. Ayrılıklar, lehçede olduğu kadar keskin değildir. Değişiklik yapıda değil, daha çok, sesletim sistemindedir. Türkiye Türkçesinde “Yeni yılınız kutlu olsun.” denirken, Özbekçe şivesinde “Yangi yilingiz kutli bolsin.” denir. Türkmence, Kırgızca, Azerice vb. Türkçenin şiveleridir.

Örnek Şiveler: Azeri Türkçesi, Özbek Türkçesi, Türkmen Türkçesi vb.
Örnek Cümle: Siz ne danışırsınız? (Siz ne konuşuyorsunuz) (Azeri şivesi)

Ağız

Bir ülke içinde aynı dilin farklı konuşma şekillerine ağız denir. Ağız, yörelere göre söyleyiş farklılıklarıdır. Bu farklılıklar yalnızca söyleyişte görülür, yazılış aynıdır. Zaten söz konusu olan, biçimsel bir başkalık değil, bir ses değişimidir. Söz gelimi, tokat ağzında “kadar” için “gadder”, “zira” için “zere”, “tekme” için “dekmük” sözcükleri kullanılır. Türkiye Türkçesinin konuşulduğu Anadolu’da “Karadeniz Ağzı, Konya ağzı, Sivas ağzı, Denizli ağzı” gibi ağızlar vardır.

Örnek Ağızlar: Ege ağzı, Kayseri ağzı, Erzurum ağzı, Trakya ağzı vb.
Örnek Cümle: N’apıp durun gıı? (Ne yapıyorsun kız?) (Ege ağzı)

Argo

argo
isim (a'rgo) Fransızca argot

1. Her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması gereken çoklukla eğitimsiz kişilerin söylediği söz veya deyim.

2. (mecaz) Serserilerin, külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim.

Bir dilin parçası olmakla birlikte, toplumun belli bir çevresi tarafından kullanılan, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel dile argo denir. Genelde toplumun alt tabakalarında, yeraltı dünyasında, kapalı topluluklarda, göçmenlerde, eğlence ve futbol dünyasında, bazı İnternet sitelerinde kullanılan argo, hemen her ülkede aydın kesim arasında da tutunabilmektedir. Örneğin “avantacı” sözcüğü, “çıkarcı, bedavacı” anlamıyla; “bayılmak” sözcüğü “vermek, ödemek” anlamıyla toplumun hemen hemen her kesiminde argo olarak kullanılmaktadır.

Argo, uydurma bir dildir. Argoda kelimelerin anlamı örtüktür. Kelimeler bozulur, yabancı sözcüklerle birleştirilir, onlara yeni anlamlar yüklenir. Argo daha çok, mizah ve küfürlü söyleyişlerde kullanılır.

    Argo Örnekleri;

   Pof = Boş, değersiz anlamına gelen
   Mangır = Para yerine kullanılan,
   Papel = Kağıt para,
   Manita = Sevgili anlamına gelen,
   Mavra = Boş laf anlamına gelen,
   Racon = Adet usül,
   Şabanlık = Aptallık sersemlik
   Keklemek =Kandırmak aldatmak.
   Araklamak = Çalmak,
   Atmasyon = Asılsız anlamsız,uydurma,yalan söz veya haber,
   Tırnakçı = Hırsız, yankesici,
   Uyutmak = Aldatmak, kandırmak,
   Uyuzlanmak =h Huylanmak, şüphelenmek,
   Volta = Bir aşağı, bir yukarı dolaşma», yaylanmak «çekip gitmek.

   Tamda burada Polis ile işi olanlar, Polis yazışma ve konuşmalarında geçen konuşmalar; “Şahıs, almak, merkeze intikal etmek” gibi yazışma tekniği dahi normal Türkçe yazışmalardan farklı, kelimelere değişik anlamlar yükleyecek tarzda konuşma ve yazışmalar!

   Bölgelerimizde şive veya ağız olarak yorumlanan ve adına lehçede denilen konuşma biçimleri, yörelerin bazen Jargon oluşturmuş halleri bazen de yöreye özgü ağız ile lehçenin argosu dinleyenleri hem güldürür hem düşündürür ama lehçeleri asla seviye düşüklüğüne bağlayamazsınız. Gelmeye çalıştığımız yer TBMM çatısı altında engin kültürleri ile argo ve küfürleri birbiri ardına dizmede mahir bazı vekillerin meclis tutanaklarına geçen eşsiz veciz söylemleri. Sokak dili Argonun meclis diline yansıması ile seviyenin ne kadar aşağılara düştüğünü anlamak, anlatmak için yazışıyoruz.

Jargon

jargon
isim Fransızca jargon

Aynı meslek veya topluluktaki insanların ortak dilden ayrı olarak kullandıkları özel dil veya söz dağarcığı: "Tıp jargonu." ...

Jargon kelimesini fikri ya da mesleki gibi aralarında ortaklık bulunan kişilerin kullandığı ortak ağız olarak tanımlamak mümkündür. Yani genelde, jargon kelimesi belirili bir uğraşla ilgilenen kişilerin kullandığı bir terminolojidir. Örneğin gençlerin kendi aralarında kullandığı kelimeler, doktorların kendi aralarında konuştukları şeyler jargona dahildir.

Jargon nedir?

Bir jargonu oluşturan sözcükler, o gruba dahil olmayan kişiler tarafından anlaşılmaz ya da anlamsız gelebilir. Dolayısıyla arkadaşlar arasında kullanılan ancak ortama yabancı olan bir kişi tarafında anlaşılamayan kelimeler de jargon tanımıyla açıklanabilir. Her ne kadar aşağılayıcı bir anlamı olmasa da bazı sözlüklerde olumsuz bir anlam barındırdığı da 'anlaşılması güç' ya da 'bozuk dil' olarak etiketlenerek belirtilir.

Jargon neden tercih edilir?

Bu durum elbette iletişim konusunda çeşitli anlaşmazlıklara da sürüklemektedir insanları. Yani standart bir terimi kullanan kişiler, grup dışındakiler tarafından doğru bir şekilde algılanamayabilir. Bazı durumlarda bu durum özellikle tercih edilir. Jargon, bir grubun üyelerini o gruba ait olmayanlardan ayırt etmek için özellikle tercih edilir ya da kullanılır. Bu durumda konunun yabancısı olan, konuya aşina olmayan kişiler, jargonu yanlış kullanmaları nedeniyle gruba dahil olmadıklarını kanıtlamaktadırlar.

Jargon ve argo arasındaki fark

Jargonun argo ile önemli bir farkı vardır. Argo, genellikle gençler arasında kullanılan belli başlı sözcüklerdir. Argolar genel olarak uygunsuz kelimelerdir. Argo, ayıp karşılanır ve olumsuz bir anlam ifade eder. Ancak jargon her ne kadar 'bozuk dil' olarak da görülse de genel olarak böyle bir olumsuz bir anlama sahip değildir. Jargonlar işlerinde ustalaşmış kişiler ya da birbirleriyle iyi anlaşan kesimlerin tercih ettikleri sözcüklerdir ve argoya dahil edilemezler. Örnek olarak doktorların bir hastayı kaybettikten sonra "Hasta eks oldu" demesi argo değil jargondur.

Her ülkede farklı meslek gruplarının kendi aralarında nispeten farklı bir dil kullanmalarına jargon denir. Jargon; argonun, dilin söz veya söz kümesi düzeyindeki birimlerine bir grubun verdiği yeni anlam ve değerlerle oluşur. Bu terim meslek/grup dışındaki kişilerin anlamaması ya da kendi aralarında daha kolay anlaşmak için kullanılır.

Örnek Jargonlar: Tıp jargonu, asker jargonu vb.
Örnek Cümle: Yeni gelenlere devrecilik uygulanır. (“devrecilik” ifadesi askeri bir jargondur), Hasta ne zaman eks oldu. (“eks olmak”ifadesi tıp jargonudur).

Jargon örnekleri:

Tonsillit – Bademcik iltabı.

Renal kolik – Genellikle böbrek ve idrar yollarındaki taşlara bağlı olarak gelişen ağrı.

MI (Miyokard Infarktus) – Kalp krizi.

Akut batın – Karın bölgesinde aniden gelişen ve şiddetli ağrıya sebep olan durum

Konuşma Dili ve Yazı Dili

Kelime dağarcığı yazı diline göre sınırlı olan ve günlük hayatta kullanılan doğal dile konuşma dili denir. Bir ülkede resmi dil olarak kabul edilen ve her alanda aynı kurallarla kullanılan dile yazı dili denir.

Bu tarifden hareketle, pazarcı Jargon’dan bir örnek; Gel, gel abla gel, allı verelim morlu verelim açıksa koyuverelim! Çağrının İki mana içerdiği yoruma tabi.. Peki, yine kaynaklardan birkaç Jargon Örnekleri:

Avazın dalaş = güzel kadın,

Çaşların geviyi geşlemiş = Hayvanların samanı azalmış,

Avzın ga = Önemli adam gibi.

Örneğin günümüz genç neslinde en çok duyduğumuz; Ohaa, harbi lan. Ohaa= büyükbaş hayvanlar güdülürken çobanları tarafından yanlış yola girilmemesi konusunda uyarma komutu.

Harbi=gerçek=reel anlamında, lan ise imam hazretleri lüğatında kardeş demek, başka lüğatlarda aşağılamak adına söylenen bir kelime.

Salağa yatmak’ = Aklı kısa rolü oynamak.

Herkesin bildiği gibi tüm dillerde ve Türkçe’de Argo var, acaba nasıl tarif ediliyor.. Argo ne demektir? Yine wikipedia kaynaklarından Argo; bir dilin parçası olmakla birlikte, toplumun belli bir çevresi tarafından kullanılan, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel bir dildir. Argoda kelimelerin anlamı örtüktür. Eski anlamlar yeni anlama kavuşturulur. Argo, uydurma, yakıştırma, benzeştirme, kelimeye farklı bir anlam yükleme, anadildeki kelimeyi bozarak başka manaya gelecek şekilde kullanma, yabancı kelimelerle yerliyi birleştirme gibi yollarla oluşan bir dilcedir. Argo en çok da mizah ve küfürlü söyleyişler oluşturmak amaçlı oluşur. . Eskiden külhanbeyi ağzı denilen argoya günümüzde, bitirim ağzı, ayak takımı ağzı, seviyesiz, seviyesiz ağzı, süfli işler ağzı gibi adlar da verilmektedir. Wikipedia tarifi böyle.

Konuşma Dili ve Yazı Dili Arasındaki Farklar:

   Bir ülkede bir yazı dili varken birden fazla konuşma dili vardır.
   Konuşma dili doğaldır yazı dili yapma bir dildir.
   Yazı dilinde kurallar varken konuşma dilinde yoktur.
   Yazı dilinin kullanım sahası konuşma diline göre daha geniştir.
   Konuşma dili günlük hayatta farklılık gösterirken yazı dili göstermez.

Standart (Ölçünlü) Dil:
Bir toplumun dilin belirli ölçü ve kurallarına uyarak konuştuğu ve yazdığı ortak dile standart dil denir. Standart dilin kuralları sözlüklerde ve yazım kılavuzlarında belirtilir. Ülkemizdeki Standart Türkçe, İstanbul Türkçesi esas alınarak oluşturulmuştur.
Örnek Standart Dil: İstanbul Türkçesi.
Örnek Cümle: Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ponza Taşi Nedir Ve Nerelerde Kullanilir
Yazar: RasitTunca - 01-12-2019, 12:21 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



PONZA TAŞI NEDİR VE NERELERDE KULLANILIR


Tenerife’den (Kanarya Adaları) ponza taşı örneği. Örneğin yoğunluğu 0.25 g/cm³’dür. Cetvel cm seviyesindedir.

Ponza volkanik bir kayaç türü.

Türkçe’de pomza taşı, sünger taşı, köpüktaşı, topuk taşı, hışırtaşı, nasırtaşı, küvek gibi adlarla bilinir. İngilizcede iri taneli olanlara “pumiz”, ince taneli olanlara da “pumicite” denir.
Özellikleri

Volkanik bir cam yapısındadır. Genelde açık renkli olup beyazdan, kreme, mavi, griye kadar değişen renklerde olur, ancak yeşil, kahverengi ve siyah da olabilir. Asidik ve bazik karakterli volkanik faaliyetler sonucu oluşan; gözenekli bünyesinde kristal suyu olmayan, genellikle riyolit kompozisyonu içeren kayaç. Asidik pomza; beyaz, kirli beyaz renkte olup, daha yaygın olarak bulunur ve yoğunluğu 0.5-1 gr/cm3 arasında değişir. Bazik pomza ise yabancıların “Scoria” dedikleri, Türkçede ise bazaltik pomza olarak bilinen kahverengi, siyahımsı renkte pomza türü olup, özgül ağırlığı 1-2 gr/cm3 dür.
Tarihçe

İlk olarak antik Yunanlılar tarafından kullanıldığı bilimektedir. ABD’de ise 1800’lü yıllarda keşfedilmiştir. Türkiye’de üretimine ilk olarak 1988 yılılnda başlandı. [1] Pomza taşı, Türkiye’de ağırlıkla Isparta ayrıca da Bitlis, Kayseri, Nevşehir, Van, Kars, Ağrı,Ankara ve Sivas civarında bulunmaktadır.
Kullanım yerleri

Ponzanın fazla gözenekliliği, ısı ve ses geçirgenliğini düşürür ve bu özelliği inşaat sektöründe kullanımını sağlar. Türkiye’de üretilen pomzanın %90 kadarı inşaat sektöründe tüketilir. Pomzanın ikinci büyük kullanım alanı abrazif (aşındırıcı) sanayiidir. Oldukça hafif aşındırıcı olarak sınıflandırılan pomza gerek doğal, gerek yapay madeni eşyaları ve yumuşak metalleri (gümüş gibi) cilalamakta kullanılır. Tekstil sanayiinde kullanılan pomzanın kimyevi ve fiziki özellikleri büyük önem taşır ve bu özellikler ancak derinlik pomzalarında bulunur.

    Renklilik: İyi kalite pomza beyaz olmalıdır.
    Kırılganlık. İyi bir pomza, sert bir yüzeye vurulduğunda ezilip toz olmalı fakat kırılmamalıdır.
    Kimyasal birleşim. Tekstil sanayiinde pomzanın kullanılabilmesi için, kimyevi birleşimindeki demir oksit, sodyum oksit ve potasyum oksit miktarlarının, kumaş boyası ve yıkamada kullanılan diğer kimyevi maddelerle reaksiyona girebileceği ve kumaşta renk değişikliği oluşturabileceği hususu dikkate alınmalıdır.
    Sertlik. Kırılmadan ezilme özelliği göstermelidir.
    Özgül ağırlığı. Sıfır nemde özgül ağırlığının 0.5-0.55 g/cm3 olması istenir.
    Su emme özelliği. Tekstil kalitesi için %50’den fazla olan su emme özelliği ideal kullanımı sağlar.
    İşlenme durumu. Tekstil kalitesi pomzanın keskin yüzeylerinin yuvarlatılmış olması istenir ki, temas ettiği kumaş yırtılmasın. Cam eşyaların işlenmesi, özel boyalarda dolgu maddesi olarak, tarım ilaçlarında kimyasal taşıyıcı olarak, sabun ve deterjan üretiminde puzzolan madde olarak kullanılması diğer kullanım alanlarından bazılarıdır. Son yıllardaki bir kullanım alanı da “barbikü” tabir edilen mangallarda, kömürün yerini almasıdır. Burada mangalın alttan fazla ısıtılması sonucunda akkor hale gelen pomza, kömür ateşi işlevini görür.
    Tarihte Ponza:

    MÖ 1.yüzyılda Vitruvio’ya ait mimari özette ponza taşından bahsedilmektedir. Vitruvio bu özette “sudan hafif” bu nedenle de “yüzücü” olarak tanımlar. Ayrıca “suyu emmediğini” ve “hijyenik” olduğunu da belirtir. Eski Romalılar zamanında ponza taşı çoğunlukla termal banyoların ve tapınakların yapımında kullanılmıştır. Bu eserlerin bazıları halen görülebilir. Bu dönemlere ait en belirgin örnekler Roma Pantheonu ve İstanbul’daki Ayasofya Kilisesi’dir. Almanya ‘da ise 1800 lü yıllarda Rhinenland şehrinde kullanılmaya başlanmıştır. Avrupa genelinde ise yakın döneme dek ponza taşına ilgi gösterilmemiştir. ABD de ise ponza taşının yapı malzemesi olarak kullanılması 18. yüzyılın ortalarında California’da başlamıştır. Son 30 yıl içerisinde ise teknolojinin gelişmesi ve çevre bilincinin artması ponza taşının kullanımını yaygınlaştırmıştır.

    Tekstil Sektöründe Ponza Kullanımı Ponza taşının fiziksel ve kimyasal (Na2O – K2O) özellikleri tekstil endüstrisinde mamül ürünlerin taşlanması için tamamen uygundur. Yıkama tekniklerindeki gelişme ile birlikte ponza taşı, daha hafif gramajlı kumaşların yıkanmasında da kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca yeni nesil yıkama makinalarında daha büyük kalibre edilmiş ponza taşlarıda kullanılmaya başlamıştır. Bu sektörde kullanılan ponza taşı asidik olandır ve rengi beyazdır, üründe leke oluşturmaz ve temizleme gerektirmez. Bu da tekstil ürününün maliyetine ek bir artış getirmez. Ancak kullanılacak ponza tamburlama diye tabir edilen yuvarlatma işlemine tabi tutulmalı ve diğer tüm yabancı maddelerden özenle ayrıştırılmalıdır. Ayrıca yıkanacak kumaşların farklılıkları ve yıkama makinalarındaki çeşitlilik nedeni ile değişik ebatlarda kalibre edilmelidir. Tekstil sektöründe, ürüne hasar vermeden iyi bir aşındırma yapmak için ponza taşında kaliteli ve özenli işçilik uygulanmış, içeriğinde hiçbir yabancı madde karışımı olmayan ürünlerimizi tavsiye ediyoruz.
    Yapılarda Ponza Kullanımı:

    Ponza taşının yapılarda kullanılan tipine Almancadan dilimize girmiş olan bims adı verilmektedir. Mükemmel fiziksel ve mekanik özellikleri bulunmaktadır. ponza, perlitin kullanıldığı alanların genellikle tümünde kullanılır. Perlitte kullanılan enerji ve yatırım ponzada gerekmediğinden, enerjinin korunmasına olan ihtiyaçtan ve deprem dayanıklılığından dolayı modern binalarda ponza ürünlerinin kullanımı büyüyen bir hızla artmaya devam etmektedir. Ülkemizde meydana gelen üzücü depremler nedeniyle inşaat sektörü bu ürünlere önem vermeye başlamıştır. Ponza normal kumun ve çakılın 1/3 ile 2/3’ü kadar yoğunluğa sahiptir. Aynı durum ponza ile yapılan betonlarda da görülür.

    İnşaatlarda ponza betonunun normal betondan hafif olması ( birim hacim ağırlığı 800 – 900 kg / m3 ) nedeni ile zaman ve işçilikten tasarruf sağlamaktadır. Ayrıca temele binen yük azalacağından yaklaşık % 20 civarında demirden tasarruf sağlanması mümkündür. Kum-çimento harcının yerine, ponza taşı harcı kullanılması sonucu harcın hafifliğinden dolayı mekanik kuvvete daha az yüklenilmekte, hafif yapı ürünlerinin asmolen ve duvar malzemesi olarak kullanılması daha az beton ihtiyacı doğurmakta ve düzenli malzeme kullanımının getirdiği zaman ve işçilik avantajı bina maliyetlerinde düşüşe neden olmaktadır. Ayrıca bu tip blokların kullanıldığı duvarlarda direk alçı, seramik vb. kaplamalar uygulanabilmekte, sıva uygulanması durumunda ileriki yıllarda sıva üstü çatlama kabarma olmamaktadır. Ponzanın ısı geçirgenlik kat sayısı ( 0.33 – 0.80 kcal / mh 0C ) normal betondan 5-7 kat daha fazladır. Bu özelliğinden dolayı da büyük çapta ısı ve enerji tasarrufu sağlamaktadır.

    Ponzanın gözenekli yapısından dolayı, ponzadan üretilen yapı elemanlarının ısı yalıtımı diğer malzemelerden üretilenden çok daha fazladır. ponza ürünleri kullanılarak inşa edilmiş yapıların yüksek değerlerde ısı izalasyonu sağlaması yapı kullanımında ısıtma ve soğutma giderlerini önemli ölçüde düşürmektedir. Ayrıca ses yalıtımında gösterdiği mükemmellik yapılarda ek konfor sunmaktadır. Ponza ürünlerinden elde edilen hafif yapı elemanları içerisinde, kat betonlarında kullanılan asmolende bulunmaktadır. Ayrıca ponza taşı yapılarda, temel dolgu maddesi ve çatı izalasyon malzemesi olarakta kullanılmaktadır. Ponzanın yapılarda sağladığı avantajlar Şok emici özelliğiyle Depreme karşı dayanıklılık Hafifliği nedeni ile Temelde daha ucuz maliyet ve demir kullanımı Yüksek yangın dayanıklılığından dolayı Daha güvenli Yüksek termal dayanıklılığından dolayı Isıtma ve soğutmada daha az harcama Maximum Ses izolasyonu sebebiyle Kullanılan mekanda konfor Sıvaya iyi yapışır. Kolay İşçilik nedeni ile Daha düşük maliyet Buzlanmaya dayanıklı Donma meydana geldiğinde zarar görmez
    Tarımda Ponza Kullanımı:

    Volkanik topraklar kendi doğal yapısı ile birlikte, çürüyen bitkiler , insan ve hayvan yaşamının sağladığı ek besinlerle, bitki yetiştirmek için çok elverişli bir ortam sağlamaktadır. Ponza taşının %85 oranında gözenekli olması hafif yoğunluk özellikleri göstermesine neden olur. ponza taşının en küçük birimi dahi irili ufaklı birçok gözeneklerle doludur. Ponza taşı toprağı daha gözenekli bir hale getirirek havalandırır. Ayrıca toprağın özelliklerini ıslah etmek ve suni gübrenin topaklaşmasını engellemek amacı ile kullanılmaktadır. Ponza, toprak olarak seralarda, turunç yetiştirilen bölgelerde, meyvalıklarda, çim sahalarda ve tüm tarım bölgelerinde kullanılmakta olup, uygulama sonuçları mükemmeldir. Ponzanın tarımda sağladığı avantajlar Mükemmel havalandırma sağlar Tekrar tekrar kullanılabilir Zamanla çekmez ve topaklanmaz Besin ayarlaması kontrolu kolaydır Mantar, böcek gibi zararlı unsurları barındırmaz Kolay sulanır Çürümez Kötü kokular üretmez pH Nötr dür. (6-7)
    Yapı Restorasyonlarında Ponza Kullanımı:

    Bugün bir çok gelişmiş ülke tarihi binalarının kirlenmiş cephe temizliğini kumlama yönteminde kum yerine ponza taşı kullanarak yapmaktadır. Ponza taşı yumuşak aşındırıcı özelliğinden dolayı bina yüzeyine hasar vermeden temizliğini yapmaya imkan vermektedir.
    Filtrasyon Amaçlı Ponza Kullanımı:

    İçme suyunun filtrasyonu için saf ponza taşı kullanılabilmektedir. Ponza insan sağlığını tehdit edecek hiç bir element içermez. Ponza genellikle iki katmanlı filtrelerde hafifliğinden ötürü birincil arıtma amacıyla kullanılırken, alttaki diğer tabaka ponza tarafından yakalanamayan küçük maddeleri süzer.
    Kozmetikte Ponza Kullanımı:

    Topuk taşı olarak bidiğimiz ürünün hammaddesi yine ponzadır. Ayrıca ponza taşından elde edilen ürünler, başta sabun mamüllerinde olmak üzere, diş macunlarında, diş temizleme tozlarında ve kremlerde yaygın olarak kullanılmaktadır.
    Cam Sektöründe Ponza Kullanımı:

    Televizyon tüpü düzeltme – cam cilalama – kesik cam tamamlama malzemesi olarak yine ponza ürünleri kullanılmaktadır.
    Elektronik Sektöründe Ponza Kullanımı:

    Devre plaketlerini temizlemede yumuşak aşındırıcılık özelliğinden dolayı ponza ürünleri tercih edilmektedir.

    Boya Sektöründe Ponza Kullanımı:

    Kaleterasit, ses izole edici duvar boyası, motifli boya için astar macunu düzeltme gibi alanlarda ponza ürünleri kullanılmaktadır.
    Kimya Sektöründe Ponza Kullanımı:

    Ponza taşı kimya sektöründe, kimyasal taşıyıcı ve filtrasyon malzemesi olarak kullanılmaktadır.
    Metal ve Plastik Sektöründe Ponza Kullanımı:

    Temizleme ve cilalama – titreşim özelliği olan malzemeler yapımında – elektriksel kaplama – kalıpların temizlenmesinde kullanılmaktadır.
    Mobilya Sektöründe Ponza Kullanımı:

    Cilalama ve resim çerçevelerinde motif vermede yine aşındırıcı özelliğinden yararlanılmaktadır.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Saat - Saatin Tarihçesi - Saat Çeşitleri
Yazar: RasitTunca - 01-12-2019, 12:19 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Saat - Saatin Tarihçesi - Saat Çeşitleri


Saat, zamanı ölçmeye yarayan alettir. İki farklı zaman arasındaki farkı insanlar tarafından oluşturulan ölçüler dahilinde ölçmeyi sağlar.Saatin rakamları arasındaki açılar 30 derecedir.


Tarihi

"Saatleri saptamayı ilk bulan insana Tanrı bildiğini yapsın! Benim bu dileğim, güneş saatini yapıp buraya koyarak günlerimi dilimyeyip bölen için de geçerli. Ben çocukken karnım güneş saatiydi; şimdikinden daha kesin ve daha güvenli. Acıkınca bilirdim ki yemek saatiydi. Ama şimdi tok olsam bile, eğer saat derse ki yemek vakti geldi, kimse hayır demiyor eğer Güneş izin vermezse. Kentin çoğu aç açına sokaklarda, hadi yemek saati geldi diye Güneş’in o çomaktan düşen gölgesi izin vermezse." [Plautus (M.Ö. ? -184)]

İNSANOĞLU BAŞLANGIÇTAN bu yana zaman denilen anlaşılması zor kavramla uğraşmış, yıldızlara ve güneşe bakarak zamanı anlamaya ve hesaplamaya çalışmıştır. İlk başta insanlar için sadece yağmurun, karın, soğuğun, sıcağın zamanını bilmek yetiyor, mevsimler insanların hayatlarını yönetip, hasat zamanını, göç zamanını, barınma zamanını söylüyorlardı. Gittikçe daha küçük zaman birimlerine ihtiyaç duyan insan, yılı aylara ve haftalara bölmeye başlamışlardır. Zamanın geçişinin en belirgin göstergesi olan gün, güneş doğunca başlıyor ve çalışma süresi aydınlık zamanı kaplıyordu. İnsanların geceyi gündüze benzer kılma çabaları, günü daha küçük zaman birimlerine ayırmayı gerektiriyordu. Dakika ve saniyeler daha çağdaş dönemlerin ürünü olmakla birlikte, insanlar günü birkaç bölüme ayırmaya çalışmışlar ve gittikçe daha küçük zaman dilimlerine ihtiyaç duymuşlardır. Daha küçük zaman birimlerinin tarihi takvimle paralellik gösterir. Yılı ilk olarak birimlere bölen Sümerler, günü de ilk bölenler olmuşlar ve zamanı ölçmeye başlamışlardır. Mısırlılarla devam eden bu çabalar Yunanlılar ve Romalılarla iyice gelişmiştir.

Güneş Saatleri


Güneş SaatiZamanı ölçmek için ilk çabalar güneş saatiyle başlamıştır. Bu ilk saatler, yüzyıllar boyunca zamanın ölçülmesi için kullanılan en yaygın araç olmuşlardır. Güneş saatleri, özel olarak hazırlanmış bir milin gölgesinin, Güneş’in görünen hareketine uygun olarak yine özel olarak hazırlanmış mermer, taş veya madeni bir zemin (kadran) üzerindeki hareketine göre zamanın ölçülmesine yarayan araçlardır. Saat, güneşin oluşturduğu gölgeyi ölçer. Bu yüzden güneş saatleri ancak bol güneşli ülkelerde ve gündüzleri kullanılabiliyordu.

Saat sisteminin gelişmesi tamamıyla dinî sebepler yüzündendi. Mısır dilinde saat anlamına gelen "wnwt" aynı zamanda rahiplerin yaptığı dini görev anlamına da geliyordu. Gündüz saatleri, Güneş Tanrısı Ra’nın ilerleyişine göre ölçülüyordu ve rahipler güneşin yolunu izlemek için değişik şekillerde yapılmış güneş saatleri kullanıyorlardı.

M.Ö. 3500’lerde yapılmaya başlayan ve ilk zaman ölçme aracı sayılabilecek obeliskler, aynı zamanda tarla parselasyonunda da kullanılıyorlardı. Uzun, yukarı doğru incelen dörtgen yapının üst sivrisi kare biçimindeki düzlemin ortasında değil kenara kaymış olarak yapılıyordu. Hareket eden gölge, günü ikiye bölerek zamanı gösteriyordu. Yılın değişik zamanlarında gölge uzunlukları işaretlenip en uzun ve en kısa olanı bulunuyor ve böylece yılın en kısa ve en uzun günü de belirlenebiliyordu.

Güneş saatlerinin bir başka çeşidi de T şeklindeki saatlerdir. T biçiminde birbirine bağlanmış iki çubuktan oluşan bu saatlerde kısa çubuğun gölgesi uzun sapın üzerindeki numaralara düşüyordu. Sabahları doğuya doğru, öğleden sonraları ise batıya doğru tutulan saatte, 1’den 10’a kadar sayılar kullanılıyordu. Taşınabilen ilk zaman aracı olan bu saat, M.Ö. 1500’lerde kullanılmaya başlanmıştır. Bu alet, günü 10 parçaya ve sabah ile akşam olmak üzere iki ‘alacakaranlık saatler’ine bölüyordu. T biçimindeki güneş saatlerinde, günün ilk ve son saatlerinde gölgenin sonsuza kadar uzaması ve kadran üzerinde izlenememesi sorun yaratıyordu.

Güneş saati tasarımındaki en büyük gelişme, gündüz saatlerini eşit dilimlere ayırabilmeyi sağlayan yarım küre biçimidir. M.Ö. 300 yıllarında Keldani astronom Berossus’un bulduğu bu tip saatlerde yarımküre içbükey olarak yerleştiriliyordu. Herhangi bir günde gölgenin yarımküre üzerinde izlediği yol, Güneş’in gökyüzünde izlediği yörüngenin kopyası oluyordu. 12 eşit bölüme ayrılmış yarımküre üzerinde yörüngeler çizilip, her mevsimle ilişkili saat başları birer eğri ile birleştiriliyordu.

Sümerlerle başlayıp Mısırlılar ve Babillilerle devam eden güneş saatleri Yunanlılarla daha da geliştirilmiştir. Romalılar ilk güneş saatlerini M.Ö. 1. yüzyılda yapmışlardır. Mimar Vitruvius’un belirttiğine göre, Roma’da çok yaygın olarak kullanılan saatlerin 13 değişik türü bulunuyordu.

O dönemin usta matematikçileri olan Araplar daha yaratıcıydılar. Saatçiliğe çok önem veren Araplar güneş saatlerinin birçok ilkesini geliştirmişlerdir. Arapların ünlü düşünürlerinden Abu’l Hasan, eşit saatlerle hesaplama sistemini bularak, 13. yüzyılın başlarında horoloji tarihinin en önemli adımlarından birini atmıştır.

İlk çağlarda çabuk gelişme gösteren güneş saatleri ortaçağ boyunca 5-16. yüzyıllar arasında pek ilerlememişlerdir. Ancak, 1500-1800 yılları arasında astronomiye paralel olarak hem çeşit hem de kullanışlılık açısından gelişmişlerdir.

En ayrıntılı ve hassas güneş saatleri İslâm güneş saatleridir. İslâmiyet’te namaz vakitlerini bilme isteği güneş saatlerini buna göre ayarlama zorunluluğu getirmiştir. Öğle namazı bir cismin gölgesinin en kısa olmasıyla başlar, gölge o cismin iki misli olduğunda, ikindi namazı başlamış olur. Bu iş için caminin avlusuna bir sopa dikilir. Cismin gölgesinin mevsimlere göre tespit edilmesi ve namaz vakitlerinin buna göre işaretlenmesiyle gelişmiş bir yatay güneş saati elde edilir. Bilinen en eski İslâm güneş saati 868-901 yılları arasında Mısır’da hüküm süren Tolunoğlu Ahmed’in Fustat’ta yaptırdığı camide bulunmaktadır.

Güneş saatlerinde zamanın uzunluğu bir mevsimden ötekine değişiyordu. Mısırlılar günü 24 parçaya bölmüş olsalar da bu şimdikinden farklıydı. Güneşin doğumundan batımına kadar geçen zamanı ona bölüyorlardı, ancak bu birimler yazları daha uzun oluyordu. Geçen yıllarla ve her mevsim kayan gün doğumlarıyla gündüz ve gece saatleri tamamen değişiyordu. Daha sonraları gündüz ve gece süreleri 12 saat uzunlukta hesaplanmış olsa da, bu yine mevsimden mevsime değişmekteydi. Güneş saati karmaşık bir sistemdi ve çok esnekti. Daha basit sistemlere ve akşam saatlerini izlemeye duyulan ihtiyaç, değişik arayışlar getirdi ve insanlar zamanı ölçebilmek için gökyüzüyle ilişkisi olmayan başka araçlara yöneldiler.

Su Saatleri


Su SaatiGüneş saatleri kadar eskiye dayanan ancak, tam zamanı bilinmese de ilk tipleri Mısır’da bulunan su saatleri, dibinde delik olan bir kovanın boşalması ve dolmasıyla zamanı gösterir. Bu saatler, zamana yeni bir bakış şeklini olanaklı kılmıştır. Güneş saatleri belirli bir zamanı gösterirken, su saatleri ne kadar zaman geçtiğini de gösteriyordu. Bu yüzden su saatinin icadı zaman ölçümünün gerçek başlangıcı sayılabilir.

Su saatlerine su hırsızı anlamına gelen "klepsydra" deniyordu. Bu saatleri, ilk olarak Mısırlılar icat etmiş olsalar da, Yunanlılar geliştirmişlerdir. Su saatleri yüzyıllar boyunca mekanik saatlerin bulunmasına kadar kullanılmıştır. Dev Saat KulesiTek çanaktan oluşan su saatlerinde, içi su dolu ve altında bir delik olan çanağın içinden dışarı su boşaldıkça içindeki işaretler zamanın geçişini gösterir. Bu tip saatler daha çok duruşmalarda avukatların konuşma sürelerini belirlemede kullanılmıştır. Birkaç çanaktan oluşan türlerde ise, su bir çanaktan diğerine doluyordu.

Su saatlerinin başka bir çeşidi de dibinde delik olan metal bir kaptan oluşuyor. İçi su dolu böyle bir kap daha geniş bir kabın içine konduğunda yavaş yavaş doluyor ve dibe batıyor. Mısır’dan başka, İngiltere ve Seylan’da da bulunmuş olan bu tip su saatleri, günümüzde hâlâ Kuzey Afrika’da bazı yörelerde kullanılmaktadır. Su saatleri popülerleştikçe daha çok özenilerek yapılmaya başlanmış ve karmaşık mekanizmalar üretilmiştir.

M.Ö. 250’de Arşimet, yaptığı su saatine dişliler ekleyerek gezegenleri ve ayın yörüngesini de göstermiştir. Daha gelişmiş su saatleri M.Ö. 100 ve M.S. 500 yılları arasında Yunan ve Romalı horolog ve astronomlar tarafından yapılmıştır. Bu saatlerde damlama deliğinin aşınmasını ya da tıkanmasını önlemek için delik değerli taşlardan yapılabiliyordu. Su basıncı düzenlenerek akış sabit kılınıyordu. Bazı su saatleri zil çalan, çakıl taşı fırlatan mekanizmalarla donatılmıştı. Hatta bazılarında kapılar açılıp insan figürleri çıkıyor ve bunlar saati haber vermek üzere zil çalıyorlardı.

M.S. 200 ve 1300 arasında Uzak Doğu’da mekanik göksel su saati yapımı gelişmişti. 3. yüzyıl Çin klepsydraları astronomiyle ilgili konuları gösteren değişik mekanizmaları içeriyordu. En karmaşık saat kulelerinden birisi Çin’de Su Sung’un M.S. 1088’de yaptırdığı dev saat kulesidir. Yedi-sekiz metrelik kulede gündüz ve gece her saat başında iki parlak bronz top yine bronzdan yapılmış iki şahinin ağzından bir bronz kabın içine düşüyordu. Kabın dibindeki delik, bronz topun yeniden yerine dönmesini sağlıyordu. Şahinlerin üstünde de günün her saati için bir dizi kapı ve daha yukarıda da yanmamış durumda birer lamba duruyordu. Her saat başında bronz toplar düştükçe bir çan çalıyor ve biten saatin kapısı kapanıyordu. Toplar gece saatlerini belirtmek üzere düştüğünde ise o saatin lambası yanıyordu.

Yunanlı astronom Andronikos’un M.S. 1.yy’da yaptığı Rüzgâr Kulesi, klasik antik çağdan sağlam kalan ender binalardandır. Sekizgen biçimindeki yapıda, mekanik klepsydranın yanında güneş saati, yel değirmeni ve bazı bilimsel araştırmaların yapılmasına yarayacak düzenlemeler ve bir su tankı bulunuyordu.

Su saatleri de sadeliklerine rağmen sorunluydular. Soğuk bölgelerde suyun akışkanlığının azalması, deliğin tıkanması, suyun sabit akmaması gibi sorunlar vardı. Bütün bunlara rağmen su saatleri yüzyıllarca kullanılmıştır.

Kum Saatleri

Kum saatleri zamanın geleneksel sembolüdür. Saatin ilk tasarımı olan yumurta biçiminde cam kaptan akan kum yüzyıllar boyunca sabit kalmıştır. Saatlerde kumun yanında, zaman zaman pudra haline getirilmiş yumurta kabuğu, civa ya da ince toz siyah mermer de kullanılmıştır. Kum saati, Avrupa’da ilk kez 8. yüzyılda bir papazın buluşuyla kullanılmaya başlamıştır. Camcılık becerisi geliştikçe, kumun doldurulduğu ağız da eritilerek kapatılmış ve nemlenerek akışın zorlaşmasının önüne geçilmiştir.

16. yüzyıldan günümüze bu saatler sürekli zamanı ölçmek için değil, belirli bir sürenin başlangıcını ve bitişini göstermek için kullanılmıştır; kiliselerde dua süresi, gemilerde tayfaların nöbet süresi ya da gemilerin hızlarının belirlenmesi.

Belirli sayıda kulaç aralıklarıyla düğüm atılmış ve ucuna bir kütük bağlanmış bir ip denize atılıyor ve bir gemici kum saatiyle belirli zaman dilimleri içinde kaç düğümün suya girdiğini sayıyordu. Eğer belirlenen sürede beş düğüm inmişse, geminin hızı beş deniz mili oluyordu. 19. yüzyıl sonuna kadar yelkenli gemilerde hız belirlemek için bu yöntem kullanılmıştır. Soğuk iklimlerde su saatine göre daha yaygın kullanımı olduğu halde, kum saati gün boyunca zaman ölçümü için çok uygun bir gereç değildi. Bunun için, ya çok büyük yapılması, ya da başında her an birinin beklemesi gerekiyordu. Bazı kum saatlerinde bulunan kadrandaki gösterge, saatin her başaşağı edilişinde bir saat ileri alınıyordu. Yine de, kum saati uzun bir dönem boyunca küçük zaman aralıklarının ölçülmesinde başarıyla kullanılmıştır.

Bugün hâlâ ahçılar yumurta kaynatırken kum saati kullanıyorlar.

Ateş Saati

Ateş SaatiZamanın ölçülmesi için değişik yöntem arayışlarıyla yapılan birçok deneme arasında ateş saati de bulunuyor. Petrol lambasının alevi ile çalışan saat mekanizmasında, tüketilen yağın bölmeli bir saydam kapta izlenmesi ya da kısalan mumun gölgesinin, arkadaki bir cetvel üzerindeki boyuna göre saatler belirleniyordu.

Çin, Japonya, ve Kore’de zaman ölçülmesi için ateş kullanımı değişik bir nitelik kazanmıştır. Bu ülkelerde özellikle tapınaklarda ödağacı ve benzeri kokulu nesneler dövülerek toz haline getiriliyor ve sonra da sıkıştırılarak saydam bir tüp içine yerleştiriliyordu. Zaman ölçümü tüp içinde ateşin ulaştığı yere göre yapılıyordu. /p>

Değişik türleri olan ateş saatleri alarm saati olarak bile kullanılıyordu. İstenen saat yerine iple bağlanan iki küçük ağırlık, alev ipi koparınca bakır bir yüzeye düşüp ses çıkarıyordu.

Kral Alfred’in buluşu olan mum saati belki de bütün zaman ölçme araçlarının en basit olanıdır. Bu saat eşit aralıklara bölünmüş bir mumdan oluşuyor. Mum yandıkça zamanın geçişi ölçülebiliyor.

Ateş saatlerinin de doğruluğu her zaman şüpheliydi. Yine de, bütün zaman ölçme araçları gibi kendi sınırları içinde bir amaca hizmet etmişlerdir.

Mekanik Saatler

ZZamanın mekanik olarak ölçülmesi yönündeki ilk adımlar din adamlarından gelmiştir. Keşişler dua etmek için kesin saati bilmek zorundaydılar. Mekanik Saatİlk mekanik saatler, saati göstermek değil duyurmak üzere yapılmışlardı. Bu saatler birer ağırlığa bağlı olarak çalışıyorlardı ve belirli zaman aralıkları ile gonga vuran tokmaklarla donatılmışlardı. Daha önceki yüzyıllarda, eski saat sistemlerinin sesli birer uyarı vermesini sağlama çabaları olumlu sonuçlanmamıştı. Geçen süreyi ufak taş parçacıkları atarak ya da düdük öttürerek belirten karmaşık mekanizmalar üretilmişti.

Güneş saati, su saati ve kum saati, değişik şekillerde süreyi göstermek amacına yönelikti. Mekanik saat ise manastır hayatında belli bir mekanik işlevi yerine getirmek, bir çekiç aracılığıyla ses üretmek ve böylece belirli zaman aralıklarını belirtmek amacını gütmekteydi. O dönemlerde saatlerin çan çalması gerektiğine inanılıyordu. İngilizcede saat anlamına gelen "clock" kelimesi Latince "clocca"dan gelmektedir ve çan anlamındadır. Ancak, daha sonra bu kelime bütün saatleri tanımlamaya başlamıştır. /p>

Mekanik saatler için bulunan mekanizma, ağırlığın asılı olduğu ipi ya da zinciri kısa aralıklarla tutan ve bırakan bir vargel düzenidir ve tüm modern saatlerin de ortak özelliğidir. Böylece, kısa aralıklarla duran ve inen bir ağırlık, saat mekanizmasını günün uzunluğuna ya da kısalığına bağlı olmaktan kurtarıyordu.

Bu mekanizmanın en eski türü "kamalı" olarak biliniyor. Ucuna ağırlık bağlı iki yanından atlamalı olarak tırnaklarla donatılmış bir metal çubuk ve yatay olarak gidip gelen bir milden oluşan mekanizmada, her gidişte bir tırnak salıveren bir düzen oluşturulmuş ve milin ivmesi de dış ucuna takılmış bir ağırlıkla kontrol edilmiş. Ağırlık uzağa çekilince salınım hızlanıyor, yaklaştırılınca da yavaşlıyor. Böylece, başlangıçta dakikaların ve daha sonra da saniyelerin belirlenmesi mümkün olmuştur. Mekanik saatlerin içinde en ünlülerinden olan Giovanni di Dondi’nin tasarımı, ağırlıkla işleyen mekanizmaya bağlı sarkaç ve sekteli rakkas dişlisinden oluşuyordu ve saatte kadran bulunmuyordu.

Gündüz saatlerinin gece saatlerine uymayan saat sistemi, 14. yüzyılda mekanik saatlerin yapılmasına kadar devam etmiştir. Günü eşit saatler halinde bölen ilk saat, Milan’daki Saint Gottard kilisesi saatidir. Yüzyılın ortasına doğru büyük Avrupa şehirlerinin kulelerinde mekanik saatler görülmeye başlanmış ve gittikçe yayılmıştır. Vargel düzeniyle çalışan bu saatler 300 yıl boyunca devam etmiştir.

1500’lerde Nürnberg’de Peter Heinlein’ın zembereği bulmasıyla, büyük ağırlıklar kalkarak taşınabilir küçük saatler olanaklı kılınmıştır. İlk saatlerde kadran, akrep ve yelkovan bulunmuyordu. Okuma yazma oranının düşük olması, saatlere insanların bakıp anlayacağı yazılar koymak yerine çan sesleri konmasını gerektiriyordu. Süreyi görsel olarak göstermek için saatlere kadranı ilk olarak kullanan ve 1344’te 24 dilimlik saati yapan Dondi’dir.

Saat gelişiminde atılan başka bir büyük adım da sarkacın bulunmasıdır. Kilisede papazı dinlerken kürsünün üzerinde sallanan lambanın salınım zamanının sabit olduğunu farkeden Galileo, sarkacın salınım periyodunun, ağırlığına ya da genişliğine değil, uzunluğuna bağlı olduğunu bulmuştur. Galileo, ölümüne yakın, sarkaçla çalışan bir saat tasarlasa da bunu gerçekleştirememiştir. İlk çalışan sarkaçlı saati 1656’da, Galileo’nun ölümünden 14 yıl sonra, Alman astronom Christian Huygens yapmıştır. Huygens’in saati önceleri günde bir dakikadan az hata veriyordu. İlk olarak sağlanan bu hassaslığı, Huygens çalışmalarıyla hatayı günde 10 saniyeye düşürerek, artırmıştır.

SSarkacın bulunmasıyla ilk defa olarak saatlere dakika ve saniye kolları eklenmiştir.1670’lerin ortalarında Huygens’in balans yayını geliştirmesi taşınabilir İlk Cep Saatisaatlerin gerçek bir cep saati haline getirilebilmesini sağlamıştır. Yay mekanizmasının bulunması, zamanın hem karada hem de denizde aynı doğrulukta ölçülebilmesini sağlamıştır. Balans yayının geliştirilmesi ile gittikçe küçülen saatler cepte ya da kolda taşınabilmeye başlamış, ilk ucuz cep saatleri ABD’de üretilmiş, kol saatleri ise 1890’larda ortaya çıkmıştır. Başlangıçta sadece kadınların kullandığı kol saatleri I. Dünya Savaşı sırasında erkekler arasında da yaygınlaşmıştır.

Zamanı karada ve denizde aynı olarak ölçebilen bu yeni saatlerle zaman birimlerinin hassaslığı sorgulanmaya başlanmıştır. Bir saniyenin uzunluğu neydi? Basit bir hesapla saniye dakikanın 1/60’ı, dakika saatin 1/60’ı ve saat te günün 24’te biri olduğu için bir saniye ortalama güneş gününün 86 400’de biri olarak ortaya çıkar. 1820’de zaman aralıkları bu hesaba göre standardize edilmiştir. /p>

Kuvars Saatler


1920’lerde kuvars kristalli saatin bulunması, zaman ölçümünde yeni bir çığır başlatmıştır. Enerjisini bir yıl ya da daha uzun ömürlü pilden sağlayan bu saatlerin kurulmasına gerek yoktur. Kuvars saatler, kuvars kristallerinin piezoelektrik özelliğine dayalıdır. Eğer, yapısal simetri merkezi bulunmayan bir kristale elektrik uygularsanız biçimini değiştirir; ve eğer onu sıkıştırır ya da bükerseniz elektrik üretir. Uygun bir elektronik devreye bağlandığında kristal titreşir ve sabit bir frekansta elektronik saati çalıştırabilecek elektrik sinyali üretir.

Kuvars kristalinin titreşimleriyle 24 saatlik bir gün milyonda bir saniyelik aksamayla belirlenebiliyordu. Ancak, kuvars kristali elektrik akımının etkisiyle bir süre sonra mekanik özelliklerini değiştirdiği için başlangıçta çok hassas olan saatler birkaç ay sonra geri kalmaya başlarlar. Kuvars saatler hassasiyetleri ve fiyatları ile piyasaya hakim olsalar da, daha hassas ve bu hassaslığı uzun süre koruyabilecek saatlere duyulan ihtiyaç arayışları devam ettirmiştir.

Atom Saatleri


Bilim adamları, atomların çok uzun zaman durağan kalabilen rezonanslara sahip olduklarını anladıklarında, hidrojen veya sezyum atomunun daha hassas saatler için potansiyel birer sarkaç olabileceğini buldular. 1930 ve 40’larda radar ve yüksek frekanslı radyo iletişimleri, atomlarla etkileşime girecek elektromanyetik mikrodalgaların üretilebilmesini olanaklı kılmıştır. 1949’da ABD’de NIST laboratuvarlarında amonyağa dayanan ilk atom saati yapılmıştır. 1957’de ise yine NIST, ilk sezyum atom saatini gerçekleştirmiş ve 1967’de atomun doğal frekansı, yeni uluslaraarası zaman birimi olarak tanınmıştır. Buna göre, 1965 yılına kadar bir yılın 31 556 925.974 7’de biri olarak kabul edilen saniye sezyum atomunun rezonans frekansının 9 192 631 770 salınımına eşittir. Bu, sezyum atomunun ileri geri titreşim yapması için geçen süreye karşılık gelir.

Şu anda 1/10 trilyonluk hatayla zamanı ölçebilen atom saatleri de geliştiriliyor. NIST labaratuvarlarında yapılmakta olan yeni sezyum atom saati 300 milyon yıl 14. ondalık haneye, ABD’de Ulusal Standartlar Enstitüsü’nde üzerinde çalışılan cıva iyonu saati ise 30 milyar yıl boyunca 16. ondalık haneye kadar şaşmadan çalışabilecek.

Atom saatinin keşfiyle sağlanan uzun süreli hassaslığın yanında çeşitli olaylar ve süreçler birbiriyle mükemmel bir şekilde senkronize edilebiliyor ve yer tayinleri kesin bir doğrulukla hesaplanabiliyor.

Kesin zamana bağlı modern hayatta her geçen gün daha hassas saatlere ihtiyaç duyuluyor ancak bu hassaslığın sonu nereye varacak, bu bilinmiyor.

Kronoloji


    1524 tarihi kurmalı saatlerin yapıldı ilk tarih olarak tarihe geçti. Alman kilit ustası Peter Henlien, tarihte bilinen ilk kurmalı saati üretti.
    1550’liler de ise dünya da mekanik saatlerin sayısı inanılmaz bir artışa geçmişti, kurmalı saatler yerini mekanik saatlere bırakmıştı. Üretilen saatlerin büyük kısmı Alman ve Fransız üretimiydi. 1575’te İsveç ve İngiliz üreticiler ortaya çıktı. Ancak o zamanlar da saatler bir aksesuar aleti olarak görülüyordu. Yani saatler, saat anlamıyla gelişmesi dışında bir moda girişimiydi.
    1600’den sonraki değişiklikler de esasen bu moda ve aksesuar görüşünü değiştirmedi. Artık saatler tamamen bir takı olarak görünüyordu ve mücevher değerinde idi.
    1656’da ilk sarkaçlı saat üretildi.
    1704’te Dullier adında bir üretici, Pirinç parçaların bazılarını mücevherlerle değiştirmeyi denedi.
    1721 de ise saatin gelişmesi için güzel şeyler oluyordu. İlk sarkaçlı saat icat olmuştu. George Graham’in yaptığı sarkaçlı saat, dakikliği ile mevcut zamanda çığır açmıştı. Bu sarkaçlı saat günde sadece ve sadece 1 saniye geri kalıyordu.
    1761’de John Harrison’ın yaptığı saat o zamana kadar yapılmış saatler içerisinde şaşım oranı en düşük olan saatti. Günde sadece 0.02 saniye şaşıyordu, bu saatin yapımcı John Jarrison’a para ödülü verildi. Verilen ödül ise tam tamına 10 milyon dolar idi.
    1800’de ilk kez bir cep kronometresi yapıldı, yani saniye ilk kez cebe girdi.
    1850’de Amerika’da ilk kez büyük çapta bir saat fabrikası açıldı ve ilk kez seri üretim başladı.
    1952’de ilk kez pilli saatler üretilmeye başlandı, bu mucizevi saatler “pil” denen yine mucizevi bir yapı sayesinde çalışıyor ve hiçbir kurmalı saatin ulaşamadığı sağlamlık ve dakikliğe ulaşamayan bir yapıya sahip oluyordu.
    1970’de ise tarihin ilk elektronik saatleri piyasalarda görülmeye başlandı.


-----------------
Etiketler : Saat,Saatin Tarihçesi,Saat Çeşitleri,ilk saat,güneş saati,kum saati,kurmali saatler,otamtik saatler,automatic,elektronik saatler,atom saati,mucidi,kimdir,nedir,ne zaman,

-----------------------
Kaynak :
Wikipedia Halk ansiklopedisi
abecem. net

Bu konuyu yazdır

  Osmanlica Bilgisayar Terimleri
Yazar: RasitTunca - 01-12-2019, 12:16 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok

OSMANLICA BİLGİSAYAR TERİMLERİ


görev çubugu: degnek-ül vazife

çift tiklama: tikirt-ül tekerrür

administrator: sahip-ul edevat

flash disk: edevat-ül yumusak

hard disk edevat-ül civanmert

anti spyware : müdafa-ül hafiye

mouse: zindik faresi

klavye: taht-ul hurufat

power supply: kuvvet macunu

my documents – sanduka- i evrak

internet: allame-i ulul arz

google: kasif-ul ali

google earth: seyr-ül arz, kesif-ul arz

denetim masası: sehpa-i saltanat

cd- rom – pervane-ül hâfiza

ekran: perde-ül temasa

kasa: kaide

enter: duhul

virus deyyus

antivirüs: akinci

msn : elçi

hacker: deyyus-ül-ekber

hata raporu: malumat-ül kabahat

mail server: divan-ül mektubat

messenger: havadisçi

chat : muhabbet ül zabıy

ctrl alt del : zeamet-i has timar

Bu konuyu yazdır

  Nakib-ül-eşraf Nedir?
Yazar: RasitTunca - 01-12-2019, 12:14 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok

Nakib-ül-eşraf Nedir?

Osmanlı devlet’inde Seyyidlerin ve şeriflerin doğum ve ölüm

kayıtlarını tutan kuruluşun idarecisine verilen addır.Bilindiği üzere hazreti

Hüseyin’in soyundan gelenlere seyyid, hazret-i Hasan’ın soyundan gelenlere

ise Şerif denir. Nakib-ül-eşraf adı verilen memur Peygamber efendimizin

torunlarının işlerine bakar, neseblerini kayıt eder ve saklar, doğumlarını ve

vefâtlarını deftere geçirir, onları kötü işlerden ve şanlarına uygun olmayan

sanatlara girmekten alıkoyarlardı.Fena hallere düşmelerini engellemek için

vergi ve ganimetlerden pay alıp Seyyid ve şeriflere dağıtırlardı. Bu sülaleden

olan kadınları dengi olmayan biriyle evlendirilmemesini sağlamkla görevliydiler.

Nakib-ül-eşraf,Secere-i Tayyibe defteri adında bir defteri merkez

ve taşrada kayıt altında tutardı.Sefere çıkıldığında ise görevleri Sancak-ı şerifin

altında yürümektir.

Nakib-ül-eşraf’tan sonra ki en yüksek makam Alemdarlık’tr.

Bu konuyu yazdır

  Hadim-Ül Harameyn ”Harameyn-Iş Şerifeyn”
Yazar: RasitTunca - 01-12-2019, 12:12 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok

HADİM-ÜL HARAMEYN ”HARAMEYN-İŞ ŞERİFEYN”

Hilâfeti haiz olmaları hasebiyle Osmanlı Padişahlarına verilen ünvandır. Haremeyn; Mekke ile Medine’ye denilir. İslâm âleminin bu iki şehre hürmet-i mahsusaları sebebiyle ve daha fazla tâzim kasdiyle şerif sıfatını da ilâve ederek “Haremeyn-iş şerifeyn” denilmiştir. Haremeyn’in Hâdimi mânasına gelen bu tâbir ise ilk evvel Yavuz Sultan Selim hakkında kullanılmış, daha sonra bütün padişahlar hakkında istimal olunmuştur.

Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethetmiş ve hilafet 1516 yılında Abbasilerden Osmanlılara geçmişti. Cuma günü Ümeyye Camiinde Cuma namazı kılınırken, imam Hutbede halifenin ismini zikredip (Hakim-ül harameynişşerifeyn = Mekke ve Medine’nin hükümdarı) dedi. Yavuz hemen oturduğu yerden ayağa kalkarak, (İmam efendi, Hakim-ül harameyn deme, Hadim-ül harameyn = Mekke ve Medine’ye hizmet eden de) dedi.

İkinci Abdülhamid Han, siyasal bilgileri birincilikle bitirene, her sene sarayda görev verir, böylece, gençleri çalışmaya teşvik ederdi. Katip seçilen Esad bey, Hatırat-ı Abdülhamid Han-ı Sani kitabında diyor ki:

Bir gece yarısı şifre yazdım. İmza için, sultanın yatak odası kapısını çaldım. Açılmadı. Bir daha vurdum. Yine açılmadı. Üçüncüyü vuracağım anda, kapı açıldı. Karşıma çıkan sultan, havlu ile yüzünü siliyordu.
(Evlat, seni beklettim. Kusuruma bakma, ilk çalışta kalkmıştım. Gece yarısı, mühim bir imza için geldiğini anladım. Abdestsiz idim. Bu milletin hiçbir kağıdını abdestsiz imzalamadım. Abdest almak için geciktim) dedi. Besmele çekerek imzalayıp, (Hayırlı olsun inşaallah) dedi. İşte Osmanlı sultanları İslamiyet’e böyle bağlı, böyle saygılı idi.

Eyyup Sabri Paşa Mirat-ül Haremeyn kitabında diyor ki:
(Sultan Abdülmecid Han, Mustafa Reşit Paşanın mason olduğunu, İslamiyet’e aykırı bir yol tuttuğunu anlayınca, üzüntüsünden hastalandı. Yatakta oturamıyor, hep yatıyordu. Yalnız, mühim şeyler okunup irade-i şahane alınıyordu. Sıradaki bir yazı için, Medine halkının bir dilekçesi okunacak denildi. (Durun, okumayın, beni oturtun) buyurdu. Arkasına yastık konup, oturtuldu. (Onlar, Resulullah efendimizin komşularıdır. O mübarek insanların dilekçesini yatarak dinlemekten haya ederim. Ne istiyorlarsa, hemen yapınız! Fakat, okuyunuz da, kulaklarım bereketlensin!) buyurdu. Ertesi gün vefat etti.)
İşte, Osmanlı sultanlarının ahlakı, hayası ve dine saygıları böyle idi.

Osmanlı, İslamiyet’i dondurdu sözünde, sinsi bir İslam düşmanlığının habis kokusu duyulmaktadır. Molla Fenariler, molla Hüsrevler, Hayaliler, Gelenbeviler, İbni Kemaller, Ebüssüudlar, Birgiviler, İbni Abidinler, Abdülgani Nablüsiler, Mevlana Halid-i Bağdadiler, Süveydiler ve Abdülhakim Efendiler ve Abduhu rezil eden Mustafa Sabri Efendi ve daha nice fıkıh ve kelam âlimleri, hattatlar, Mimar Sinanlar, Sokullular, Köprülüler, hangi devlette yetişti?

Osmanlı âlimlerinin yazdıkları yüzbinlerce ilim kitapları, her vilayetteki milli kütüphaneleri doldurmuştur. İslam âlemine altıyüz sene fetva veren, her müşkülü çözen, Hıristiyanlığa ve sapık fırkalara reddiyeler yazarak, onları rezil eden, Osmanlı Şeyh-ül-islamları değil mi idi?

Hayali’nin ilm-i kelam haşiyeleri, Molla Hüsrev’in Düreri, Halebi’nin Mültekası ve İbni Abidin’in Redd-ül-muhtarı ve Ebüssüud’ün tefsiri ve Şeyhzade’nin Beydavi haşiyesi bugün, İslam âlemine ışık tutmaktadır. Mecelle ise, dünyada benzeri bulunmayan bir hukuk abidesi oldu.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Hilafetin Osmanliya Geçişi
Yazar: RasitTunca - 01-12-2019, 12:09 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



HİLAFETİN OSMANLIYA GEÇİŞİ

Halifelik yani Dünyadaki bütün Sunni Müslümanların ruhani reisliği makamı, 766 tarihinden, beri Abbasi Hanedanlığında idi. Hz. Peygamber’im amcalarından Abbas’tan indiği için “Abbâsi” denen bu hanedan 1258′e kadar Bağdat da, bu tarihten sonrada Kahire’de devam etmiştir.

Fakat şöyle bir fark vardır ki; Kahire deki Abbasi Halifeleri İstanbul Patriklerine benzetilebilir. Papa’ya benzemezler, çünkü bir devletleri yoktu. Patrik nasıl Ortodoks âleminin ruhani reisi ise,  Kahire deki Halifeler de, Sunni âleminin ruhani reisi idiler. Fakat Bağdat’da ki Halifeler gibi aynı zamanda devlet başkanı olarak saltanat sürmüyorlardı.

[Ancak bu mukayese sadece bu bakımdandır. Halifenin Patrik ve Papanın ki gibi geniş ve vicdanların derinliğine nüfuz eden salahiyetleri yoktur. Kendilerinin dini meseleleri tefsir dahi etmedikleri bu gibi konulara sadece önderlik edip ulemaya ( Bilirkişilere ) Havale ettikleri malumdur. Halife Hz. Peygamber’in Halefi ve İslam birliğinin sembolü hüviyetindedir.]

Memlük devleti Halifeyi ve Mukaddes şehirleri (Mekke – Medine – Kudüs) bünyesinde bulundurmakla İslam dünyasında üstünlük kurmuş bulunuyorlardı. Kudüs’ün aynı zamanda Hıristiyan âleminin mukaddes şehirlerinden olması Memluk devletini Hristiyan âlemi ve Hristiyan hacılar üzerinde etkili kılıyordu.

Fiilen Yavuz Sultan Selim’in Merc-i Dabık zaferini müteakip Halep’e girmesi ile, resmen de Mısır’ın fethi ile Memlük uhdesindeki (bünyesindeki) bu manevi üstünlük Osmanoğlulları aracılığı ile Türkiye’ye geçmiştir.

Sunni Osmanlılara rakabetle Şii proraganda faliyeti yürüten Şah İsmail

Esasen Yavuz’un Mısır Seferi, İslam Birliği Projesini gerçekleştirmek amacı güdüyordu. İran’ın Şii hilafet propagandasının Türkiye’yi tehdit’e başlaması da bu projenin gerçekleştirilmesini acil bir gereklilik haline getirmişti. Zaten o dönemde Türkiye çapında devleşen bir devletin şu veya bu şekilde manevi sahadaki üstünlüğü eline alması gerekiyordu

MISIR’A DOĞRU


Yavuz Sutan Selim, Memlükler üzerine yöneldiğinde Memlük devletin başında Kanshü’l– Guuri (Sultan Kansu ) bulunuyordu. Yanına Halife III. Mütevekkil’i de almıştı. Merc-i Dabık’ta Yavuz Selim ve Sultan Kansu Guuri karşı karşıya gelmiş, Osmanlılar sağ ve sol kanatları birleştirmek sureti ile çemberi kapatmış ve Memluk ordusunu imha etmişlerdir. Osmanlılar Tahminen 60.000 Memlükler 80.000 kişi idiler. Muharebenin kazanılmasının başlıca sebebi olarak Yavuz’un dâhice kumandası ve Osmanlı ateşli silahlarının kıyas kabul etmez üstünlüğü idi.

Muharebede Memluk Sultanı Kansu Guuri Maktul düştü. (Kansu’nun oğlu Mehmet Bey’i Yavuz 1518’de İstanbul’a yollamıştır.  II. Kansu’nun yerine bu oğlu değil yeğeni Tumanbay seçilmiştir. ) Bu Suretle 24 Ağustos 1516 ‘da Cereyan eden Merc-i Dabık Muharebesini ( ki kuvvetle muhtemelen vuruşma 8 saat sürmüştür )  kazanan Osmanlılar 28 Ağustos 1526’da Halep’e girdi.

Osmanlı-Safevi mücadelesinde Çaldıran sonrası

III. Mütevekkil’in babası Müstemsik, 1509′da oğlu lehine hilafetten çekilmiş ve Mütevekkil halife olmuş ve 7 yıl bu makamda kalmıştır. Yavuz Halep’e girdiğinde III. Mütevekkil’den fiilen hilafeti devir almasına rağmen, Mısır bunu tanımamış Mütevekkil’in babası ve Selefi olan Müstemsik ‘i oğluna vekil ilan etmiştir. Yavuz Selim ertesi yıl Mısır’ı da alınca Müstemsik bu vekâletten düşmüştür. Yavuz Müstemsik’i çok ihtiyar olduğu için İstanbul’a getirmemiştir.

Merc-i Dabık darbesinden sonra, Osmanlılar Suriye ve Filistin’i olgun Meyve gibi topladılar. 27 Eylülde Yavuz Şam’a geldi. 3 Ekim’de Şam Camilerinde Cuma Hutbesi, Halife Hükümdar olarak, Hakim’ül Haremeyn yerine  Hadim’ül Haremeyn sıfatı ile Yavuz adına okundu. Yavuz burada Mısır seferinin hazırlıklarını gördü. Bu Sırada Osmanlı Ordusu Filistin’i feth etti. Lübnan kendiliğinden itaat etti. Böylece Feth edilen topraklarda Halep ve Şam merkez olmak üzere 2 eyalet kuruldu. Yavuz Şam da 2 ay 18 gün kaldı. 15 Aralıkta Şam’dan ayrıldı. Çölü geçmek üzere binlerce deve ve büyük miktarda içecek su hazırlatmıştı.

Tarihte ancak İran (Pers) imparatoru Kambiz ve ondan 193 yıl sonra Makedonyalı Büyük İskender Sina yarımadasını geçip Mısır’ı fethetmişlerdir. Bu geçişlerden 1.’si MÖ. 525, 2.’si MÖ. 332’de olmuştur. Ancak Büyük İskender’in ki tam bir geçiş sayılmaz. Çünkü kuvvetlerinin büyük kısmını gemiye bindirip denizden İskenderiye ye sevk etmiştir. Sina çölünü geçmeyi Moğollar ve Timur yani dünyayı aşan büyük cihangirler bile göze alamamışlar, tecrübe dahi etmemişlerdir.

Sina Çölünde hayat yoktur. Akrep, yılan bit ve sinekler hayvanlar alemini teşkil eder ve insanı asla rahat bırakmazlar. Gündüz hararet 40 derece bazen daha fazla olduğu gibi geceleri sıfır’a düşer. Bu ısı farkı insanı mahveder. Kum o kadar incedir ki nüfuz etmediği hiç bir şey yoktur. Su ne kadar muhafaza edilirse edilsin kumla dolar. (Kol saatlerinin camlarının kenarlarından saatin içine bile kum zerreciklerinin dolduğunu söylemek, bir derece fikir verecektir) Ayakkabı çölü geçerken kavrulur, Kuma gömülen yumurta birkaç dakika içinde lop yumurta haline gelir.

Yavuz bu çölü 13 günde geçmiştir.50 km ‘lik yolu 1 günde geçtiği gibi bazen geçilen mesafe 18 km’ ye kadar inmiştir. Ortalama günlük yürüyüş 30 km olmuştur.

(Bu suretle Yavuz 30 derece enlemine kadar inmiştir. Başka hiçbir Osmanlı Hükümdarı sefer maksadıyla bu kadar güneye inmemiştir. Kanuni ve 4. Murat Bağdat’a kadar gelmişlerdir ki ancak 33 derece enlemidir.)

MUHAREBE

Memlük imparatorluğunu haritadan silen büyük meydan muharebesinin geçtiği Rîdaniye, Kahire’nin kuzeydoğu banliösüdür. Tumanbay Kahire’yi fevkalade tahkim etmiş ve ordusunu iyice hazırlamıştı. Memlük planına göre Yavuz Kahire yakınlarındaki Adiliye mevkiinde bozulacak, Osmanlı ordusu Mısırdan çekilmeye mahkûm olacak ve Sina çöllerinde yok edilecekti. Ondan sonra Suriye’ye yürünerek geri alınacaktı.

Resmi adı “Ed Devletu’t Türkiye” (Türkiye Devleti) olan Memlükler

Şartlar Şüphesiz Memlükler lehine idi. Kendi ülkelerinde bulunuyorlar ve yüzlerce yıldır ellerinde bulundukları toprakları savunuyorlardı. Osmanlılar topografya şartlarına onlar kadar vakıf olmamakla birlikte çölü geçmek gibi bir zahmet içerisine de girmemişlerdi.

Memlukların 200 çakılı topu vardı. Osmanlılarda olduğu gibi seyyar topları yoktu. (Düşman Osmanlı topları karşısında aciz kalmıştır. Yavuz Mısır seferinde ilk defa içi yivli toplar kullanmıştır. Avrupa da yivli toplar ilk defa 1868’de Almanlar tarafından keşfedilmiştir. Yavuz’u bu yivli topları halen İstanbul’da askeri müzededir. Keza ilk defa olarak dökülmüş ve arka arkaya 5 ve 10 gülle atan toplar Ridâniye de kullanılmış ve parlak netice alınmıştır.)

Memlükler Osmanlıları kesin şekilde Âdiliye’de bekliyorlardı. Zira ordunun geçebilmesi için tek açık ve müsait yol burası idi. Burası açılmadan da Kahire’ye giriş mümkün değildi. 200 Memlük topunun ağzı Âdiliye de düşmana doğru çevrilmişti. Ancak bu toplar çakılı idi. Yani düşman Karşıdan gelmedikçe ateşi faydasız olurdu çünkü istenilen yöne çevrilebilme özellikleri bulunmuyordu.

Sinan Paşa Memlük tahkimatı durumunu Yavuz’a rapor edince, Yavuz Adiliye ye karşı bir gösteriş taarruzu yapmak üzere birkaç alayı görevlendirdi. Kendisi Ordusu ile güneye inerek Mukattam dağını dolaştı. Bu suretle Memlük mevzilerinin arkasına düştü. Memlükler böyle bir şeyi akılarından bile geçirmiyorlar, Sina çölünü geçerek gelen bir ordunun Mukattam dağını dolaşmasını mümkün görmüyorlardı. Bu manevra bile Memlükler için savaşın kaybı sayılabilirdi. Bu suretle Memlüklerin çakılı topçusu aksi istikamete mevzilenmiş olduğu için tek bir gülle bile atamadı.

Vuruşmada Osmanlılardan Ramazanoğlu, Kanuni’nin dayısı Mübarek Giray, Vezir-i Azam Sinan Paşa, Ayntab (Antep) Sancakbeyi Yunus Bey Maktul düştüler. Bu Osmanlı zayiatı Memlüklerin ümitsizlik içinde ne kadar büyük cesaretle vuruştuklarını gösterir. (Halîlü’z Zâhiri, Zebdetü Keşfu’l – Memalik , P. Ravaisse neşri , Paris 1894)

Osmanlılar 24 Ocakta Kahire’ye girdi. Çete Muharebeleri veren ve hala ümidini yitirmeyen Tumanbay ile meşgul olmak üzere Yavuz bizzat 26 Mart’ta Kahire’nin Karşı yakasına, Nil’in batısına Cizre’ye geçti. (Piramitler buradadır)

30 Martta Nihayet Tumanbay yakalandı. Dönemim devletler hukukuna göre derhal idam edilebilirdi. Fakat Yavuz umumiyetle hükümdarlara ve müstesna şahsiyetlere çok iyi muamele etmek arzusunda idi.Tumanbay’ın kahramanlığından da etkilenmişti. 31 Martta büyük merasimle sabık Memlük sultanını kabul etti.Tumanbay’a hala tahtında bir imparatormuş gibi muamele etti. Kendisini ayakta karşıladı. Yanında kurdurduğu bir taht’a oturttu. Kendisi ile uzun boylu görüştü. Kendisini Osmanlı hizmetine alarak faydalanmak istediğini nazik bir dille beyan etti. Kahramanlığından dolayı da ayrıca tebrik etti. Bundan sonra başta Vezir-i âzam Yunus Paşa olmak üzere vezirler sırası ile Tumanbay şerefine ziyafetle verdiler.

Osmanlıarda Hilafet Sancağı

Tumanbay’a Osmanlı teşkilatında mühim vazifeler  verilmesi beklenirken, işler karıştı. Memlük hizmetinden Osmanlı hizmetine girmiş olan büyük Memlük ricali Yavuz’u ve vezirleri daimi şekilde tazyik ettiler. Tumanbay’ın hayatta kalırsa ilk fırsatta kendilerinden intikam alacağı ve devlete de baş kaldıracağını sıklıkla dile getirdiler. Bu düşünceye Osmanlı hizmetindeki diğer görevlilerinde de taraftar olması üzerine Tumanbay 15 gün sonra idam edildi.

Memlük devletinin düşmesinden sonra Mekke şerifi oğlunu Kahire’ye gönderdi. Mukaddes makamların (Kâbe , Ravza-i Mutahhara = Hz. Peygamber’in Türbesi vs ) anahtarları , Mekke ve Medine’deki Mukaddes Emanetler Yavuz’a Sunuldu. Bu suretle 6. Temmuz 1517’de Hicazda Türkiye Devletine dâhil oldu. (Fetihname-i Diyar-ı Arab ,    66a-b)

İSLAM HALİFELERİ

Halifeler listesi, İslam peygamberi Muhammed’in ölümünden sonra Müslümanların dini liderliğini yapmış kişilerin listesidir.
Dört Halife veya Hulefa-i Raşidin Dönemi
Muhammed’in vefatından hemen sonra seçimle göreve gelmiş Dört Halifedir :
  Ebu Bekir
    Ömer bin Hattab
    Osman bin Affan
    Ali bin Ebu Talib

661 yılında Ali’nin öldürülmesinin ardından kısa bir süre oğlu Hasan bin Ali halifelik mücadelesine dahil olmuş fakat İslam dünyasındaki fitneyi önlemek için Emevi ailesi ile olan hilafet mücadelesinden çekilmiştir.
Emevîler Dönemi

Emevîler dönemindeki halifelerdir. Bu dönemde halifelik ilk defa bir hanedanlığın kontrolüne girmiştir.

    I. Muaviye 661 – 680
    I. Yezid 680 – 683
    II. Muaviye 683 – 684
    I. Mervan 684 – 685
    Abdülmelik 685 – 705
    I. Velid 705 – 715
    Süleyman bin Abdülmelik 715 – 717
    Ömer bin Abdülaziz 717 – 720
    II. Yezid 720 – 724
    Hişam bin Abdülmelik 724 – 743
    II. Velid 743 – 744
    III. Yezid 744
    İbrahim bin Velid 744
    II. Mervan 744 – 750

Abbâsîler Dönemi

Abbâsîler dönemindeki halifelerdir :

    Seffah (Ebu’l Abbas) 750 – 754
    Mansur 754 – 775
    Mehdi 775 – 785
    Hadi 785 – 786
    Harun Reşid 786 – 809
    Emin 809 – 813
    Memun 813 – 833
    Mutasım 833 – 842
    Vasık 842 – 847
    Mütevekkil 847 – 861
    Muntasır 861 – 862
    Mustain 862 – 866
    Mutaz 866 – 869
    Muhtedi 869 – 870
    Mutemid 870 – 892
    Mutedid 892 – 902
    Mûktefî 902 – 908
    Muktedir 908 – 932
    Kahir 932 – 934
    Râdî 934 – 940
    Müttaki 940 – 944
    Müstekfi 944 – 946
    Mutî 946 – 974
    Tâi 974 – 991
    Kadir 991 – 1031
    Kaim 1031 – 1075
    Muktadî 1075 – 1094
    Mustazhir 1094 – 1118
    Mustarşid 1118 – 1135
    Raşid 1135 – 1136
    Muktafî 1136 – 1160
    Mûstencid 1160 – 1170
    Mûstadhî 1170 – 1180
    Nâsır 1180 – 1225
    Zâhir 1225 – 1226
    Mustansır 1226 – 1242
    Mustasım 1242 – 1258

Fâtımî Halifeleri

Kahire’de hüküm sürmüş olan Şiî halifeler. Sünniler tarafından halife kabul edilmezler.

    Mehdi (910-934)
    Kaim (934-946)
    Mansur (946-953)
    Müizz (953-975)
    Aziz (975-996)
    Hakim (996-1021)
    Zahir (1021-1036)
    Müstensir (1036-1094)
    Müstali (1094-1101)
    Âmir (1101-1130)
    Hafız (1130-1149)
    Zafir (1149-1154)
    Faiz (1154-1160)
    Aşid (1160-1171)

Memlûk Himayesi Dönemi

Abbâsî Hanedanının Mısır’daki Memlûk Sultanlığı himayesi altında olduğu dönemdeki halifeleridir :

    Mustansır 1259 – 1261
    I. Hakim 1262 – 1302
    I. Müstekfi 1302 – 1340
    I. Vasık 1340 – 1341
    II. Hakim 1341 – 1352
    I. Mütadid 1352 – 1362
    I. Mütevekkil 1362 – 1383
    II. Vasık 1383 – 1386
    Mutasım 1386 – 1389
    I. Mütevekkil (ikinci sefer) 1389 – 1406
    Mustain 1406 – 1414
    II. Mutadid 1414 – 1441
    II. Müstekfi 1441 – 1451
    Kaim 1451 – 1455
    Mustancit 1455 – 1479
    II. Mütevekkil 1479 – 1497
    Mustamsık 1497 – 1508
    III. Mütevekkil 1508 – 1517

Osmanlı Dönemi

Osmanlı Devleti’nin Ridaniye Muharebesini kazanarak Memlük Sultanlığı’na son vermelerinden sonra Halife ünvanını üstlenen padişahlardır :

    Yavuz Sultan Selim 1517 – 1520
    Kanuni Sultan Süleyman 1520 – 1566
    II. Selim 1566 – 1574
    III. Murat 1574 – 1595
    III. Mehmet 1595 – 1603
    I. Ahmet 1603 – 1617
    I. Mustafa 1617 – 1618
    II. Osman 1618 – 1622
    I. Mustafa (ikinci kez) 1622 – 1623
    IV. Murat 1623 – 1640
    I. İbrahim 1640 – 1648
    IV. Mehmed 1648 – 1687
    II. Süleyman 1687 – 1691
    II. Ahmet 1691 – 1695
    II. Mustafa 1695 – 1703
    III. Ahmet 1703 – 1730
    I. Mahmut 1730 – 1754
    III. Osman 1754 – 1757
    III. Mustafa 1757 – 1774
    I. Abdülhamid 1774 – 1789
    III. Selim 1789 – 1807
    IV. Mustafa 1807 – 1808
    II. Mahmut 1808 – 1839
    I. Abdülmecit 1839 – 1861
    Abdülaziz 1861 – 1876
    V. Murat 1876
    II. Abdülhamit 1876 – 1909
    V. Mehmet 1909 – 1918
    VI. Mehmet 1918 – 1922

Son Halife

Padişah olmadığı halde Halife olarak TBMM tarafından göreve atanmış bir Osmanlı Hanedanı üyesidir :
 
II. Abdülmecit 1922 – 1924


HALİFELERİN DÜNDEN BU GÜNE SİLSİLESİ

yönetim şehri ……………….(Medine)

yönetenler………………..DÖRT HALİFE DEVRİ

Ebu Bekir (632-634)

Ömer I (634-644)

Osman (644-656)

Ali (656-661)



yönetim şehri ……………….(Şam)

yöneten………………………EMEVİLER

Muaviye I (661-680)

Yezid I (680-683)

Abd ul-Melik (685-705)

Velid I (705-715)

Ömer II (717-720)

Hisham (724-743)

Velid II (743-744)

Mervan II (745-750)



yönetim şehri………………..(Baghdad)

yönetenler ……………….ABBASİLER

el-Saffah (750-754)

el-Mansur (754-775)

el-Mehdi(775-785)

Harun Reşit (785-809)

el-Emin (809-813)

el-Ma’mun (813-833)

el-Mu’tasim (833-847)

el-Mu’tawakkil (847-861)

el-Mu’tamid (870-892)

el-Mu’tadid (892-902)

el-Muktedir (908-932)

el-Kehir (932-934)

el-Mutakki (940-944)

el-Mustakfi (944-946)

el-Muti’ (946-974)

el-Kadir (991-1031)

el-Hakim (1009-1020)

el-Mustasım (1242-1258 )



yönetim şehri…………………….(KAHİRE)

yönetenler…………………..MEMLÜKLER

aybek(1258-)

kutuz(-)

baybars(-)

kalavun (- 1517)



yönetim şehri ……………………(İSTANBUL)

yönetenler………………………OSMANLILAR

Yavuz Sultan Selim(1517-1574)

Ibrahim I. (1640-1648 )

Mehmed IV. (1648-1687)

Süleyman II. (1687-1691)

Ahmed II. (1691-1695)

Mustafa II. (1695-1703)

Ahmed III. (1703-1730)

Mahmud I. (1730-1754)

Osman III. (1754-1757)

Mustafa III. (1757-1774)

Abdülhamid I. (1774-1789)

Selim III. (1789-1807)

Mustafa IV. (1807-1808 )

Mahmud II. (1808-1839)

Abdülmecid I. (1839-1861)

Abdülaziz I. (1861-1876)

Murat V. (1876)

Abdülhamid II. (1876-1909)

Mehmed V. Resad (1909-1918 )

Mehmed VI. Vahdettin (1918-1922)

………1924 de hilfet  kaldırıldı.


Halifelik Dönemi Yönetim Şehri Yönetenler

Dört Halife Devri Medine Ebu Bekir (632-634)
Ömer I (634-644)
Osman (644-656)
Ali (656-661)
Emeviler Şam Muaviye I (661-680)
Yezid I (680-683)
Abd ul-Melik (685-705)
Velid I (705-715)
Ebu Bekir (632-634)
Ömer I (634-644)
Osman (644-656)
Ömer II (717-720)
Hisham (724-743)
Yezid I (680-683)
Velid II (743-744)
Velid I (705-715)
Mervan II (745-750)
Memluklar Kahire aybek(1258-)
kutuz(-)
baybars(-)
kalavun (- 1517)
Osmanlılar İstanbul Yavuz Sultan Selim(1517-1574)
Ibrahim I. (1640-1648 )
Mehmed IV. (1648-1687)
Süleyman II. (1687-1691)
Ahmed II. (1691-1695)
Mustafa II. (1695-1703)
Ahmed III. (1703-1730)
Mahmud I. (1730-1754)
Osman III. (1754-1757)
Mustafa III. (1757-1774)
Abdülhamid I. (1774-1789)
Selim III. (1789-1807)
Mustafa IV. (1807-1808 )
Mahmud II. (1808-1839)
Abdülmecid I. (1839-1861)
Abdülaziz I. (1861-1876)
Murat V. (1876)
Abdülhamid II. (1876-1909)
Mehmed V. Reşad (1909-1918 )
Mehmed VI. Vahdettin (1918-1922)
………1924 de halifelik kaldırıldı.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 ihtilaç ilmi nedir - seyirme - bedenimizde bir yerimizin seyirmesi
Yazar: RasitTunca - 01-12-2019, 12:06 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



İHTİLAÇ İLMİ NEDiR - SEYiRME - BEDENiMiZDE BiR YERiMiZiN SEYiRMESiNiN ANLAMI VARMIDIR?

İHTİLAÇNAME-İLM-i Ebedan / İHTİLAÇ İLMİ

İHTİLAÇ EDERSE:

’’Ol damar ki oynar arasıra neden

Hakk’tır onu hikmetle depreten

Es geçme arif ol anla işaretini

Çok kısa zamanda bekle beşaretini’’



’’Seyirir ise vücudunda bir yerin eğer

Cenabı hakk Hikmetullah’tan verir haber

Riayet eyledi buna bunca peygamber

Bu ilim evliyaların rehberi oldu.’’



Başın tepesi:

İHTİLAÇ EDERSE:

Cahtan verir haberi.

Cah: Mensubu memuriyet, rızıktan nasip, vuslat derecesinde nimet bolluğudur.

Müdafaa gerektirmez. Çünkü saadet, memuriyet, rütbe, rızık ve saadettir. Ticaret

ziyade; hayat sıhhat ve afiyettedir. Manevi olarak velayet derecesine çıkmak,

ihtilaç ilminin verilmesi anlamına da gelir. Habir esmasını okuyup tecelli

ettirdiğinde, ihtilaç ilminin verilmesi anlamında başın tepesi şiddetle seğirir.



Başın tepesinin sol yanı:

Hükümetimiz tarafından celali işlere; askerlik, polislik gibi işlere tayin edilir.



Başın tepesinin sağ yanı:

Devlette sivil memur olarak görev alır.



Başın yan tarafı.

Sağda ve solda hayır haberdir.



Sağda; müminler tarafından veya bir kadın tarafından hayırlı haberdir.



Solda; celalden habere delalettir. Her ikisinde de müdafaa istemez.



Solda olan ihtilaçta içine bir korku düşerse, besmeleye; ya dafiun, ya maniun

esmalarını ekler; zatımı ve sıfatımı korumanı niyet ederim diyerek,



Sağdan bir devir yaparsın.

Zat kendinsin. Sıfatın ise evladın, ailen, akrabaların ve müminlerdir.



İhtilaç ederse: ALIN

Sağda rızık, solda hayır haberdir.



İki kaş arası:

Sağda ve solda dostluktur. Kaşın burunla birleştiği nokta sağ yana kayarak

seğirirse kadın veya müminden dostluktur. Veya siyaseten bir ülke ile dostluktur.

Solda ise, erkekten dostluk veya siyaseten gayrimüslim bir devletle dostluktur.

Müdafaa gerekmez.



Kaşların evveli, başladığı mahal:

Sağda ve solda dostluktur.



Kaşların orta yeri:

Sağda rızık gelir…

Solda yine mala dair keder olur.



Sağda ise, rızık, cemalden tecellidir. Sıhhat bulmak, nimeti uzmaya kavuşmaktır.

Şükretmek gerekir.



Solda ise; oluşacak kederi savunmak, engellemek icabı hikmettir. Bunun için: sağ

el şahadet parmağını sol kaşın üzerine koyup (La kederi fil hayati )okuyup sağa

doğru çekmek gerekir. Ve sol elini sol dizi üstüne koyup, şahadet parmağını olduğu

yerde deprederek(yukarı aşağı indirip kaldırarak)La kederi fil hayati, ene Hayyul

baki) okunur. İhtilaç kesilinceye kadar okumak gerekir. İhtilaç olur olmaz ilk

uygun saatte okursan çabuk zail olur. İhmal edersen tecelli belli bir dereceye

kadar devir eder ki geri çevirmek zor olur. Yani birkaç gün müdafaa etmek zorunda

kalırsın.



Kaşların nihayeti:

Sağda hüzün, solda servete delalet eder.



Sağda ise: Hemen sağ el şahadet parmağını sağ kaşın ucuna koyar (La hüzni fil

hayati ) okur, sağa doğru çekersin.



Gözün üst kapağı:

Sağda güzeldir.( kitabın orijinalinde güzeldir yazmasına karşılık, tecrübelerimde

tam tespit edilemedi)Başka ihtilaçlarla karıştığından bilinemedi. Kedere

geldiğinden şüphe edildi.



Solda ölüme kadar giden acı haber işareti.(Çok kere tecrübe edildi ki büyük

kederlere işarettir. Korunduğun hallerde hangi kederlerin önlendiğini tam anlamak

mümkün değildir. İhmal ettiklerimde çok kedere neden oldu. Asla ihmal edilmemeli.

Aksi takdirde insan çok üzülebiliyor. İhmal etmeseydim bu ölümü önlemiş olacaktım,

ya da bu kaza olmayacaktı gibi.)



İhtilaçlar eceli kazayı önlemek için bildirilir. Duasını yaparsın o kaza önlenir.

Eceli müsemma olan durumlarda ya haber alınamaz, ya müdafaa etmek nasip olmaz.

Eğer Allah dua etmene izin verdiyse kabule şayandır. Dua ile o zararı önlemeni

istiyor ki sana haber veriyor. Kader konusu çok yönlü bir meseledir. Burada bir

hadisi şerifi zikretmekte fayda vardır.



Peygamberimiz buyurdu ki:

’Sadaka veriniz. Sadaka kazayı belayı önler ömrü uzatır.’

Bundan anlıyoruz ki eceli kaza önlenebilir. Şeytan seni yanıltmasın. Söylenilene

uy. Tecrübe et. Bu ilim tecrübe sonucu edinilmiş ve faydalanılmak üzere kayda

geçilmiştir.



Bazen müdafaa etmekte geciksen olay gerçekleşse bile daha hafif atlatıldığını

görürsün. O nedenle asla ihmal etme. Bu ihtilaçta sıfatına olduğu kadar, zatın da

dâhil olduğundan ve ölüme kadar haber verildiği için hayatını korumak açısından

ihmale gelmez.



Solda bu ihtilaç olduğunda hemen sağdan bir devir eder, Besmeleye; ya dafiun, ya

maniun esmalarını eklersin. Veya ayet el kürsi ile devir edersin. Devirden

çıkmadan sağ el şahadet parmağını sol gözün üstüne koyar,

( Allahümme la ihtilacı vela kederi fil hayati. Ya hayy el baki bi hayatil beka-i

ve bi dul el ömrü fil hayati.)

Diyerek dokuz kere okur sağa doğru çekersin. Sonra devirden çıkarsın. İhtilaç

devam ederse sen de müdafaaya davam edersin. Kaç gün sürerse devam et. Ta ki

ihtilaç zail olana kadar.

Birkaç günü geçerse bu sefer okuduktan sonra parmağını sola doğru çekersin.



Efal ve evkat ilmini bilmeyenler bu söylenilen işleri namaz vakitlerinde yaparlar.

Cemal ve celal vakitlerini biliyorsa zührede, kamerde, müşteriden birinde

okumalıdır. Hangi saatte kalınıyorsa teshirde o saat bulunur, devamlı orada

kalınarak okunur. Bu kitabı elinde bulunduran kişi hakikat ilmine vakıf demektir.

Okuyup düşünüp kendini geliştirmelidir. Bundan daha değerli ne olabilir. Akıl

sahiplerine bu tembihe bile gerek yoktur. Aklı yoksa bir insanın neyi olabilir ki.



Gözün alt kapağı:



Sağda haber;

Solda hışımdır.(hışım ani beklenmedik şiddet)



Sağ el şahadet parmağını sol göz kapağı üzerine koyarak (La hışmi, vela hışmıke

vela hışme hüliyy )okuyup sağa doğru çekilir. Ve devamla sol el sol dizi üzerine

koyup bunu okumalıdır.

( Hayyul cismaniyeti ve bi ruhaniyeti, fi deymumiyeti fil hayati )

Sağ devri yapmak suretiyle de savunma yapılmalıdır.



Gözün kuyruğu:

Solda mal,

Sağda güzel, hayır haberdir.



Sol göz kuyruğundan bir parmak solu:

Hükümetten takip. Acı haber. Büyük keder.

(La kederi fil hayati) okuyarak müdafaa etmek lazımdır.



Gözün üstü: (Kapakla kaş arasındaki bölüm)

Sağda dostunu göremez;

Solda gösterir dostunu.

Sağdaki ihtilaç ziyade derecede ise bir dostun seni ziyareti çok istediği halde

izin çıkmamıştır. Öce soldan bir devir yapıp, sonra bir uygun cemal satında sağdan

devretmek ve bunu okumak gerekir. Sağ el şahadet parmağı sağ göz üstüne konur.

(La ihtilacı fevga aynel yemini fil hayati )okunur. Maksat hâsıl olur.



Göz bebeği:



Sağda hafif geçirilen bir hastalık,

Solda sürurdur. Mutluluktur.

Sağda ise; Sağ el şahadet parmağını sağ göz üzerine koyup,

< La renci fil cismaniyeti ve fir ruhaniyeti. vela zahmeti ve la mihneti ve la

emrazı ve la illeti vela hicabı ala aynel yakin>okur, parmağını yavaş yavaş sağa

doğru çekersin.



Gözün pınarı:

Sağda levm, (gıybetin demektir.)

Solda zeyn işaretidir.

Sağda ise hemen Sağ el şahadet parmağını göz üzerine koyup okursun. Levm bir insan

hakkında fena söz söylemektir. Burada senin gıyabında kötü konuşuluyor demektir.

Karşıladığın takdirde gıybet edemezler. Fitneyi vaktinde önlemiş olursun.

Solda zeyn demek servet mal demektir. Yeni bir elbise giymek, düğün dernek gibi

yerlere gidip mesut olmak, misafir gelmesi vb gibi Müdafaaya gerek yoktur.



Göz bebeğinin altı:

Sağda güzel,

Solda hışımdır. Sağ el şahadet parmağı ile sol göz üstünde okunmalıdır. Sağa

çekilir.



Burun deliği:

Sağda hüzün,

Solda kahır oldu. Hemen sağ el şahadet parmağını burun deliğinin sol yanına

koyarak okursun.

Sağda dahi aynı şekilde bunu okursun.

Dudak içi.

Dudak ister alt dudak olsun ister üst dudak içten seğirirse;

Sağda zarar;

Solda güzeldir.

Sağda ise sağ el şahadet parmağı ile dudağın içine koymak suretiyle okursun.



Üst dudak:

Sağda ve solda cesarettir.

Sağda cemalden cesaret, solda celalden cesarettir. Müdafaa gerektirmez.



Alt dudak:

Sağda ve solda korkudur.

Sağda az olur, solda çok.

Solda ise ve ya

Okursun. Sağa doğru çekersin.



Yanaklar;

Sağda az solda çok utanmaktır.

< El iyazü billahi teala >diyerek okumak lazımdır. Yine sağ el şahadet parmağı

ile.



Alt çene:

Çenede her hangi bir damar seğirirse yakınlarından birine ölüm yakın demektir.

Çok kuvvetli şakırdar şekilde ihtilaç etmişse kendin için ölüm tecelli etmiş,

Azrail görevlendirilmiş demektir.

Efalde yapılır çaresi.

Korkma ve gereğini yerine getir. Hemen; hangi saat olursa olsun aşağıdaki tarif

üzere korunma yap.

Sağ el parmaklarının tamamı ile çenenin sol yanını ay şeklinde tutar, başparmağını

sağ tarafına koyar ve bunu okursun.

< La ihtilacı fil hayati. Ve fil cismaniyeti. Ve fil ruhaniyeti. vel ihya-i fil

hayati. Ve bi dul el ömrü fil hayati. Ya hayy el baki. Bi hayatil beka-i. Ya muhyi

ente halikun. Ya muğdike iğda-ike hayati cediden ve ömren davilen. bi lutfike. Ve

keremike ya ekramel ekramin.> okunur.

Uygun saate varınca yeniden okursun. Sağ devri yaparak korunursun. Sağ devrinde

besmeleden sora ‘’ en el hayyün ve en el muhyün’’ okunur. Veya Besmeleden sonra ‘

ya Hayyul baki okursun.’ İhtilaç kesilir. Devam ederse, sen de okumaya devam

edersin.

Bu ihtilaç bana onlarca kere oldu. Savunmakla geçti. Korkarak panikleme. Allaha

dua et yeter. Bu tecelli kendi efalindendir. Şimdi gereğini yaparsın geçer. Sadece

geciktirme. Savunmayı ilk haber aldığın saatte yap. Sonra zührede durarak devam

edersin. O ihtilacın devam ettiği dönemde geceleri sol kolunun üstüne yatarsın.

Vücudunun soğuduğunu anlarsan birkaç gün sol tarafına yatmalısın. Gribal

enfeksiyonlarda ilaç almakla beraber sol yanın üzerine yatarsın. Sağdan devirle

besmeleye el şafiun ve el kaviyyun okursun.

Bu tecelli çok sol devri yaptığın ve sağına fazla yattığın için de olabilir. Sol

kol üstüne yatmakla vücudun ısınmasını sağlarsın. İnsanın sağ tarafı soğuk, sol

tarafı hararetlidir. Soluna yatınca sağ tarafın, sol yanından hararet alır. İlm-i

ledün hikmeti böyledir. İnsanlar hareketine dikkat etmelidir. Nur görenler daha da

bir dikkatli olmak zorundadır.

Hiç bir işi kesretle yani aşırı ısrarla yapmamalıdır. Bu pek büyük bir nasihattir.

İtikat edersen canın kurtulur. Bunu, hem hafız Hüseyin kemal hazretleri tecrübe

etmiş, yazmış, hem hocam Hacı İsmail Fidan hz. hem de bu fakir, onlarca kere

tecrübe etmişizdir. Hele bir seferinde bilerek müdafaa etmeyip, ölüme çok

yaklaştım, döndüm. İleride ibret olsun diye yazacağım. Çok büyük hata idi. Celalın

bir tuzağı olduğunu döndükten sonra yaşadıklarımdan anladım. Müthiş bir deneyimdi.



İhtilaç ederse KULAK:

Sağda solda hoş haberdir.

Sağda cemalden hoş haberdir ki müminlerdendir. Veya bir kadından haberdir.

Solda dahi bir erkekten hoş haber demektir. Ama bu ihtilaçta saatleri güzel bilmek

lazımdır. Celal saati midir? Cemal midir? Eğer zaman kamer saati ise mutlak sağda

ve solda müminlerden hoş haberdir.

Utar itte ise bir kadından hoş haberdir. Ama haberin sonunda celal tecellisi

vardır. Böyle ise hemen sağdan bir devir yapmak lazımdır ki, Şemsten Utarit’e

tecelli intikal etmesin.

Eğer bu ihtilaç Müşteride ise devlet tarafından hoş haberdir.

Merihte ihtilaç alındıysa, celalden bir tecelli vardır. Zuhalden tecellidir. Ancak

Merih makam-ı sıyanet olduğundan muhafaza durumu olduğundan hoş haberdir.

Hayırdır.

Eğer ihtilaç zuhalde alındıysa o haberde hoş olsa da bir celal söz konusudur. Hem

sağdan bir devir yapıp uygun esmalar okunmalıdır. Çünkü Zuhal onu Utarit’ten devr

alacaktır. İlle de celalidir. Sakınmakta fayda vardır.

Alınan ihtilaç utaritte alındıysa semtsen bir haberdir ki ille de dostluk

üzeredir.

………Bu durumu açıkladık ki bütün ihtilaçlarda bu hususa dikkat etmelidir.Alınan

işaret bir önceki dostundandır.Dost saatin karakterine göre o haberi tahkik etmek

gerekir.Buna dikkat edilmelidir.



İhtilaç ederse DİL:

Bir gizli sırrı hikmetten edecek beyan. Dilin ortasında ihtilaç olursa bir gizli

sırrı açıklar. Dilin ucunda olursa küçük sırları söylersin. Bu daha ziyade hikmet

işiyle ilgilenenler arasındaki sohbetlerde olur. Öğrencinin o sırrı hak etmesiyle

Allah izin vermiş demektir.



Gırtlak.

Sağda rızık ziyadeliği,

Solda ihsan demektir.



Boğazın dışı:

Sağda mal,

Solda gam. Hemen sağ el şehadet parmağını boğazının sol tarafına koyup < La gamı

fil cismaniyeti ve firruhaniyeti vela hüzni vela ihtilacı Hulki fil hayati> okur

ve bir sağ devri yaparsın.



Boğazın içi:

Zevk ve sefa ile güzel yemekler yiyeceksin demektir. Hıçkırık şeklinde olursa,

yine nadiren yediğin, zevk alacağın ziyafet nitelikli bir yemek yiyeceksin

demektir. Daha yemeden şükrünü eda edebilirsin.



Boynun sağ tarafı:

Kendin ve müminler sıkıntıda.

Sol devri çok yapılmış demektir. Bu keyfiyet zat için geçerlidir ki, zat çok sol

devir yaptığından müminler sıkıntıya girmiştir.

Bu ihtilaç sair kişilerde olursa sıkıntıda olan kendisidir. Evladı ayalidir. Hemen

bir sağdan devir yapılır. Durum değişir. Zat için sağ devirden sonra gezintiye

çıkarak geniş bir sağ devir daha yapmakta icap eder.



Boynun sol tarafı:

Zat kendisi ve küffar sıkıntıda demektir.

Zat hemen bir sol devri yapar ve Zührede bunu okur. Sağ elin şehadet parmağını

boynun sol tarafına koyar < La ihtilacı üngul yesari fil hayati.>Tecelli değişir.



OMUZ:

Sol omuzdan alınan işaret celalde sukut işaretidir.

Sağ omuz işareti ise cemal sukut ediyor demektir. Sağdan devir edilir. Sağ elini

sağ omuz üzerine koyar ve bunu okursun< La ihtilacı vela sukutu fil hayati>

Solda ise çok büyük keder vardır. Sağ eli sol omuz üzerine koyarak okur ve sağa

doğru çekersin.

Eğer avam ise şu şekilde de okuyabilir. Sağ el sağ diz üzerine koyar şahadet

parmağını deprederek sağ omuzda olan için okur.

Sol omuz için ise yine sağ el sağ diz üzerinde < La ihtilacı ketfül yesari vela

sukutu vela nüzulu vela hubutu fil hayati>

Zat bunu böyle okuyamaz. Zira deprem olur. Tembih ediyorum. Zat konumunda olan

buna çok dikkat etmelidir. Nedamet büyük olur.



OMUZ II.

Bu konuda iki ayrı bilgi vardır. Önemine binaen kaydettik. Tecrübe edildiğine göre

ikinciye uyulması gerekir.

Sağda cemal sukut,

Solda celal sukut etmektedir. Her iki durumda da tehlike çok büyüktür. Ölüme kadar

işaret etmektedir. Saatlerin durumuna göre tetkik etmek gerekiyor. Defalarca

tecrübe edilmiştir. Yakınların ölümü bu ihtilaçla alınmıştır. İhmal edildiği

zamanlarda ölümler gerçekleşmiştir. Savunulduğunda önlendiği görülmüştür. Tabii

daha önce belirttiğimiz gibi bu haberler hep önlenebilir olayların haberleridir.

Okursan önlersin. Okumazsan olay gerçekleşir.

Eğer sağda ise müdafaa ettikten başka, birkaç gece özellikle sol tarafına yatman

gerekir. Müdafaanın da zührede olmasına dikkat edilmelidir. Okunacak dua bir

öncekinde yazıldı.

Sol omuzda olursa:

Bir öncedeki şekilde okunduktan başka birkaç gece sağ tarafına yatmak gerekir.

Sukuta dair efal ve esma okunmuştur. Keder büyüktür. İhmal etmeyip müdafaa

etmelidir. Bu ihtilaç devam ederse savunmaya devamla otururken sol ayak sağ ayak

tarafından bağlanmalıdır. Ayakta dururken sağ ayak önde olmalıdır.

…Havada kesafet olup bulutlar kuvvetli olduğunda çakan şimşeğin rengine dikkat

edersin. Bembeyaz ise Sol ayak arkada sağ ayak önde olarak durursun. Kalabalık

arasında olduğunda gizlice sağ elini sağ diz üzerine koyup şehadet getirirsin.

Efal yaparak. Ve ellerini namazdaki gibi bağlarsın. Şiddeti azalıncaya kadar öyle

davranırsın.

Eğer Şimşek kırmızımsı, turuncu renge yakınsa, yani çok parlak değilse yıldırım

düşmesi söz konusudur. Hemen sağ deri yaparak şiddeti azaltmanın çaresine

bakarsın. Eğer nur gören birisi isen sen dahi bu işleri yapabilirsin. Zat isen

zaten sözümüz hep sanadır. Bir an bile gaflet etmemeli ümmeti Muhammedi ve kendini

korumalısın. Bilmelisin ki celalde merhamet yoktur. Ayırım yapmaz. Hatta sana tam

düşmandır. Esas mücadele celale karşıdır. Zaruret olmadıkça celal efali

yapmamalısın. Celal tecelli ettiğinde onun kendi efalinden olduğunu ve anca cemal

efali ile teskin edilebileceğini unutmamalısın



Nur-u tevhitten murat, ilmi-ledün dür

İşlenen efal sırrına, Hikmetullah dediler



Efal-esma bilgisine, marifetullah denilir

Yapılan tecelli edince, adı hakikat oldu.

Tevhit-i nur-u Muhammed’den, şeriat oldu

Musa zuhalde, Davut merihte, İsa utaritte

Oldular tevhit; Muhammet zührede oldu

Bu yüzden, Zühre cümle tevhitleri bozdu



Görülen nurların vahyinden kur’an oldu

Muhammedin vücudu levhi mahfuz oldu

Sıfatullahta nur-u tevhit onu hıfz etti

Bu ilimden tecelli, makbul şeriat oldu



Ey aziz, sakın hayrette istifrak olma

Hakikat budur, gayrinde allah arama

Hikmetullah böyle, başka gerçek arama

İlahi ihsandır, halka eyle yardımı



Koltuk altı;

Sağda ve solda zahmet (zorluk) gösterir.

Sağda ise sağ elini sağ dizi üzerine koyarak okur.< La zahmeti fil hayati illa

rahati >

Solda ise, sol elini, sol diz üzerine koyarak bunu okur.< La ihtilacı vela zahmeti

fil hayati >



Mürşit Allah ilimidir. İlim konusunda en büyük rehber ise Hz Muhammed Sallallahu

ves sellem olup; Gerçeğe giden yolda bütün insanlığa ondan gayrı mürşit yoktur.

Bize Kur’an-ı Kerimi ve hadislerini ve bu ihtiyaç ilmini bildirdi.

Şimdiye kadar bu ilim çok gizlide idi. Hafız Hüseyin kemal onu umum insanlara

bildirmek arzusu ile açığa çıkararak eşe dosta yazdı, verdi.

Allahu tealanın Rüşdi (El Raşidün ) isminin tezahürüdür. O’nun ismi kemali sıfatı

aliyesinden dostlarını irşat eder. Zahirde ilim ilm-i şeriattır. Batında bu ilim,

ilm-i ihtilaç ve nur görmek ve sırrı marifetullahı bilmek, efali ledünyeye vakıf

olmak ve insanlığa hizmet etmektir.

İhtilaç ilminden başka ilm-i nur ki sırrı marifetullahtır.

Ve diğeri İlm-i Efal ilmi ki Kemalullahtır.Bütün bu ilimler insanı

Allah’ın;Nur-u Cemaline;

sıratı müstakimde, nur-u hidayette olarak vuslata ulaştırır. Nur-u tevhitte ki

sıratı müstakimden murat nur-u hidayettir. Yani nurların işaretlerine dikkatlice

uyarak gitmesi için, hikmet ehline işaret, tembihattır. Yani her yaptığın işinde

nurlar görmeye başladığında, o gördüğün nurların işaretlerine dikkat et, o nurları

kendine yoldaş kıldık celalını cemalını vahyen bildiriyor. Cemal olanları yap

celal olanları tecrit et demektir.



Bilesin ki azizim;

Allah teala hazretleri sevdiklerine Habir sıfatından, ihtilaç ile her kazayı haber

ederek, değişken her tecelliyi önceden bildirir.

sevdiklerini kemale ve nur-u cemale ulaşmaları için her türlü yardımı yaparak

vuslat için yolunu nur-u hidayette açar. O işaretlerin ne anlama geldiğini bilip,

istenmeyen tecellilerin (efalini değiştirerek ) zahire zuhurunu önler. Şer-i

şerife uygun hayatın devamına ve saadete dair olanları yapar. İşte kemal budur.

Nur-u sıfatullahta daima inkişaf (gelişme )ile hicaba sebep perdeleri tek tek ref

edip (açıp) nur- sıfatullaha şahit olur.

Yani tevhide ulaşır. Bir diğer adıyla Miracına ulaşır. Oradan, hizmet etmek üzere

yetki almış olarak yeniden, Hakk’tan halka nüzul ile insanlığa tenezzül eder.

Sırrı celal efallerini tecrit edip, işlemez.

Sırrı cemal efalleriyle ve esmalarıyla insanlığa Kur’an-ı Kerim’in doğrultusunda

hizmet eder. Eğer Zat olarak tayin edilmişse Hz: Muhammed efendimizden tayin ile

manevi mühür kendisine teslim edilir. Bu mühür dahi Nurdandır ve ancak alanla

verenin bilgisindedir. Bir başkasına bu sır kapalıdır. Yetkili kılınan evladı

resulden olan zat ilimdeki inkişafı derecesinde ve tevhit olduğu esmalar

doğrultusunda bir dönem dünyayı (genel tecellilerle) yönetir. Öyle yetkilerle

gelmiştir ki isterse şeriatta değişikliğe gidebilir. Ancak eğer insafı varsa

Kur’an’a tam uyar. Yoksa nefsine uymuş olur. Kendisinden sonra gelen zat o durumu

değiştirir. Eğer cemalde tevhit olduysa (beyaz nur ile) zamanı barış içinde geçer.

Celalde tevhit olduysa; (kırmızı nurda)Zamanı çok çetin geçer.

Eğer Kemalde (Yeşil nur ile) tevhit olduysa zamanı kemalde geçer.

Zat evliyaları ya beyaz nur ile cemalde, ya kırmızı nur ile Celalde veya Yeşil nur

ile Kemalde tevhit olurlar. Başka sıfat nurlarında;

Siyah nurda, turuncuda, morda tevhit olup ta dönebilen olmaz. Mavi nurda ve sarı

nurda tevhit olanlar dönebilir ancak onlarda şehit edilirler. Hz Ömer efendimiz

müşteride sarı nurda (adalet nuru)tevhit oldu, gelmiş geçmiş en adil yönetimi icra

etmesine rağmen, şehit edildi. Peygamber efendimize yalnız maddi olarak değil

manevi görevli olarak ta hizmet eden Hz. Ömer efendimiz kamer şerefinde kaldığı

için, tevhidi Müşteri saatinde Sarı Nur ile tevhit oldu. Kamer ile müşteri dost

olmakla birlikte cemalde sukut vardır. O nedenle şehit olmuştur.

Hz Ali Efendimiz Utaritte Mavi nurda tevhit olmuş ancak zamanı savaşlarla geçtiği

gibi kendisi ve evlatları şehit edilmiştir. Dostluk makamı olarak bilip sürekli

şemste kalmışlar, şemsin dostu utaritte mavi nurda, celalın en kuvvetli makamında

tevhit olmuşlar. Geri dönebilmelerine rağmen huzur bulamamış Muaviye iktidarı ele

geçirmiştir. Mavi…



Tevhitte tam yetkili olarak sıfatullahla bir olan zat celali tecrit ile cemal ve

kemalde mahlûkata hizmet eder.

Bu sırlardan en önemlisi,

Allah İsm-i celalı sağ el dışında hiçbir vücut azası hareket halindeyken okunmaz.

Okunduğu takdirde şiddet tecelli eder. Okuyan ve sıfatı bundan büyük zarar görür.

Hayatı dahi ınkıtaya uğrar. Hz Ali ve evlatlar ve birçok veli ile peygamberin

hayatı sana ibret olsun. Yanlış esmayı yanlış efal ile okuduğun anda kim olduğuna

bakmadan o esmanın hükmü yerine gelir. Örneğin yanlış bir efal ile Mümiyt esmasını

okusan ölüm gelir, Zekeriya gibi ağaç içine girsen bile gelir seni bulur. Azrail

görev aldığından itibaren onu ancak, hikmette yapacağın uygun efalle ve esma ile

durdurabilirsin. Maddi alandaki hiçbir tedbir onu durduramaz. Kaza geldiğinde

tedbir elden gider. O kazaya karşı önceden haber alıp duasını yapabilen hakikat

ehlinden başka kimse bir şey yapamaz. Ayetlerde bu hususta çok açıklamalar vardır.

İleride belki bunlardan da yeri geldikçe söz edilecektir.



Allah ismi celili yalnız sağ el şehadet parmağında okunur.

Sol elde ve ayaklarda asla okunmaz. Örneğin yol yürürken besmele okunmaz. Durmuş

vaziyette bismillah denir; rahmanirrahim derken adım atılır. Secdede Allah ismi

okunmaz. Değil celal esması kemal esmalar bile okunmaz. Namazın tertibinden ibret

almak lazımdır. Tekbir kulakta, Azım rükûda, ala sırf cemal secdede

zikredilmiştir.

Yürürken içinde allah ismi celili olan hiçbir ayet ve sure okunmaz. Okunursa,

okuyan ve etrafı iptilaya uğrar. Esasen islam âlemini içler acısı durumunda,

yüzyıllardır bu hikmet ilminin bilinmemesinin,’’hayır zannıyla Şerre; şer zannıyla

hayra dua edilmesidir.’’Bugün eldeki kitaplarda ve tarikat usullerinde öyle dualar

var ki asla ağza alınmadığı gibi, akla bile getirmemelidir. Ancak zikir olarak

okunmaktadır. Mevlam izin verirse nasibimizde varsa, bununla ilgili bir kitap

yazmayı diliyorum.

Allah isminin dizden aşağıda okunması caiz değildir. Sakınmak gerekir.

Unutulmasın.



Arkada KÜREK Kemiği;

Sağda rahmet yağar,

Solda Kurak olacak işareti.

Avam insanlara sadece bir malumattır. Ama zata mahsus bir hürmeti ledünyedir.

Solda ihtilaç varsa kuraklık oluyor, rahmet kapısının açılması gerekiyor demektir.

Eğer yağmur yağarken sol kürek ihtilaç ederse, rahmete mani olacak bir tecelli

oldu, hava açılacak, dilersen engelle, dilersen razı ol demektir. Yağmura çok

ihtiyaç olduğu zamanda;

Zat sağ ayak başparmağında okur < yünezzilül rahmeti > Aynı saatte, ardı sıra sol

elde okur.< Allahümme yüzidül rahmeti> Bu nüzule dairdir. Ancak zat okur. Avam

bunu okuyamaz. Ticaretinde tedenni olur. Bu efalde tenzil edilmiştir. Öce aşağıda

okundu, sonra yukarıda. Aşağıdan yukarıya gitti cezbe-i ruhaniye. Sonra sol ayakta

okur. Yünezzilül rahmeti>

Ve sonra sol el sol dizi üzerine koyarak sol şehadet parmağı ile okur.

Bütün bu okumalarda parmaklar oldukları yerde aşağı yukarı hareket ettirilir. Yani

efal yapmış olur.

Bunu okuyan kişi yani zat önce zührede bu efali yapar. Beş saat sonra Merihte aynı

şekilde okur. Beş saat sonra da zuhalde okur. Söylediğimiz gibi bunu ancak ilm-i

ledün’ü yeterince öğrenmiş, nur gören zatın yetiştirdiği ihvan okur ya da zat

kendisi okur. Burada nüzule dair iş yapılmıştır hem esmada ve efalde ve hem

evkatta. Hava bulutlanmaya başlar. Zat gündüz bile olsa sol yanı üzerine yatar ki

sema soğuk olur ve bulutlar alçalmaya başlar. Artık yeterince yağmur yağıncaya

kadar zuhalde kalınır. Sol el ile tespihle rahmete dair bir ayeti kerime okunur.

Eğer herhangi bir tehlikeli işaret alınırsa zuhalde koruma yapılmalı. Tehlike

geçmezse rahmetin alınmasından vazgeçip zühreye yeniden ulaşılıp o tecelli

savuştuktan sonra yeniden rahmet duasına girilmelidir.

Yağmur yeterince yağdıktan sonra Merihe ve orda kalmayıp zühreye geçilmelidir.

Sağdan devir edilir ve <İnnallahe cemilün yühubbül cemal> hadisi şerifini sağ el

sağ diz üzerinde okursa hava cemale tebdil eder. Zuhalin dostu Merih ve onun dostu

zühredir. Üçler olur. Üçleri geçmemek gerekir.

Bu konuda biraz daha izahat gerekir. Zührede söylenileni yaptın beş saat sonra

merihte yapacaksın dedik ya. Bu beş saat içinde hiçbir ibadet, efal yapmamalısın.

Beş saat sonra zuhalde okuduğunda da. Başka efal yapılmaz. Yağmur yeterince

yağıncaya kadar da yalnız zuhalde kalır,her zuhalde okuman gereken duayı

okursun..Yani başka efal yapmaz, yalnız rahmet ayetini okursun. Namazlarını da

zuhalde kılarsın. Sadece farz namazları kılman yeter. Yoksa rahmet kapısı kapanır.

Rahmet alamazsın.

Sağdan devir rahmeti engeller. Havanın açılmasına neden olur. Sol kürek ihtilaç

ederek haber verir. Hava açılacak demektir.

Aşırı rüzgâr, fırtına olursa sağdan devir o şiddeti engeller. Çok ileri derecede

şiddet olduğunda, sağ el şehadet parmağı ile sol dizin üzerine koyarak okursun

şiddet teskin olur. Bu durum Halk isyan ettiğinde de okunur. Anarşi zamanlarında

okumanın yararı da olur. Hele üçlerde yaparsan aniden sükûnet tecelli eder. Mesela

müşteride, şemste ve zührede okursun; üçler olur. Hem de hepsi cemal olduğundan

çabuk sonuç alırsın.



Sağ kürek kemiğinin rahmete işaret olduğunu yazmıştık. Çok şiddetli yağması

halinde haberleri takip etmeli. Aşırı sellere, seylâp yapmasına izin

verilmemelidir.

Her şeyin aşırısı mal ve can kaybına sebep olur. Bir de her hangi bir efali uzun

süreli yaptığında değiştirmekte zorlanırsın. Hayrete sebep olur. Zahmet çekersin.

Hikmet eğlence değildir.



İhtilaç ederse; Bel

Müşkülat olacaktır. Zorluk, eziyet.

Yaptığı efalini çok yapmıştır. Değiştirirken müşkülata uğrayacağını cenabı hakk

haber veriyor. Kedere sebep olacak derecede ısrar edilmiştir. Hemen yapmakta

olduğu efali bırakır;

Sağ elini beli üzerine koyarak (La ihtilacı fil hayati Allahümme Rabbena Atina fid

dünya ve fil ahireti haseneten.)

Ve bunu dahi okur;

(Rabbi yessir vela tuassir rabbi temmil bil hayır. Allahümme ente afüvvü bi affike

ve gına vehvezna mini la ihtilacı celalike ve bi emrike ve bi hıfzıke ente hafuzu

külle şey’in mahfuzu bike ene fi amanike ve bi hıfzıke ya erhamerrahimin)

Ve elini sağa doğru çeker. Ayrıca sağ devri yapmakta gerekir.



İhtilaç ederse; PAZULAR

Sağda rızık

Solda mal… pazu omuz ile dirsek arasıdır. İçe doğru kaslar.

Sağda cemal kuvvet buldu

Solda celal kuvvet buldu.

Sağ taraf kadınlar

Sol taraf erkeklerdir.

Sağ taraf müminler

Sol taraf kâfirlerdir. Pazulardaki işareti çok güzel tahkik etmek lazımdır. Bunun

için hem ne okuduğundan haberi olacak ve hem ihtilacın alındığı saat bilinecek ki

ne anlama geldiği tam tespit edilebilsin.



İnsanın belden aşağısı rububiyeti, belden yukarısı ulviyeti temsil eder. Sağ taraf

cemal sıfatını, sol tarafı celal sıfatını temsil eder. Sağ pazu cemalde melekler

kuvvet buldu anlamına da gelir. Sol pazu ise ceza melekleri veya celali melekler

kuvvet buldu demek anlamına da gelir.

Ruh sağ taraf, nefs sol taraftır. Ruh ta nefiste bütündedir ancak makam ve temsil

olarak söylediğimiz gibidir. Yani sağda ruh temsil edilir solda nefis. İman

kalptedir. Bundan maksat yürek değildir yüreğin bulunduğu mevki aynı zamanda

kalbin mekânıdır. Çakışırlar. O nedenle yürek hep kalbin etkisi altındadır.

Anlaşılması için ikisi aynı şeymiş gibi anlatılır. Aslında aynileşir de. Kan

merkezi olan kalp solda olduğundan nefis kanla ve kalple birlikte anılır. Gerçi

kan da bütün vücuttadır. Ancak mekân soldur. Sol taraf sıcak sağ taraf soğuğu

temsil eder. Yine sağ taraf güney sol taraf kuzeyi temsil eder. Ön doğuyu arkamız

batıyı temsil eder.

Pazunun ihtilacını anlamak bütün bu bilgilerin ışığında değerlendirilir. İhtilaç

utaritte alınmışsa sol küffar kuvvet buldu demektir. Bu türlü tahlil imam-ı zamana

aittir.

Avam için sağda rızık solda mal değerlendirmesi yeterlidir.

Zata ait olanı hizmeti ledünye içinde habir sıfatından alınan haberin doğru

değerlendirilmesi bakımından çok incelik teşkil eder. Bu sol pazu ihtilacı

utaritte alınmış ise sağdan devir yapmak celalın gücünü düşürmek lazımdır. Zuhalde

ve merihte dahi aynı şekilde değerlendirilir. Celal kuvvet bulmuştur, Sağdan

devirle önlem alınmalıdır.

Eğer sol kol zührede kamerde ve müşteride seyrimse müminlerin erkekleri kuvvet

buldu demektir. Zuhalde merihte utaritte sağ pazu seyirirse müminler kuvvette

demektir. Kuvvettedir derken umuru diniyeleri, hayatları, imanları, ticaretleri

velhasıl dünyaları yerindedir demektir. Ve ahiretleri dahi yani gelecekleri dahi

yerli yerindedir. Hani derler ya asayiş berkemaldır. Zatın ailesi evlatları ve

sevdikleri de buna dâhildir.



DİRSEK ihtilacı;

Sağda ve solda hoş haberdir.

Sağda cemalde, kadından hoş haberdir,

Solda erkek veya icabından hoş haberdir.



DİRSEKTEN BİLEĞE dış yan ihtilacı,

Sağda lağvi, solda şin

Lağvi bir şeyi bozmak manasınadır. Şin ayıp bir iştir. Lağvi boş iş gereksiz

meşguliyet anlamına da gelir.

Ancak solda olan işaret ayıp olacak demektir. Utanç olur.

Allah teala zatına yapmak istediği işinin ne olduğunu bildirir ki zat onu

yapmaktan vazgeçer. Mesela şaka yapacak ancak karşıdaki kişinin o şakadan utanması

veya lüzumsuz bulması olacaktır.



BİLEKTEN DİRSEĞE varınca; iç taraf.

Sağda dua kabul, tamam…

Solda kusur, hata oldu.

Lağvi bir şeyi bozmak kaldırmak yani yok etmektir ki mahviyettir. Yapmış olduğu

veya yapacağı bir efalde allah rızası yok demektir. Hemen; Sağ el sağ diz üzerine

koyarak bunu okursun.

‘’La Lağvi fil hayati vela kabuhul efali fil hayati.’’.

Ve ardından sol el sol dizi üzerinde sol el şehadet parmağını deprederek bunu

okur.’’La kusuru fil hayati’’

Bu okumaları sayı olarak en az üç, dokuz veya ondokuz, yirmibir gibi bir sayıda

okur.

Önce sağ el sağ dizde, sonra sol el sol dizde okumak hubut yani düşürmek demektir.

Bu ihtilaçta bir diğer okuma biçimi de sol kolunu namazdaki gibi göğüs altına

koyar, sağ elini dirseğe koyup aynı esmaları okuduktan sonra sağa doğru çeker.

Bileğe kadar. Her ihtilaçta okuduktan sonra seyrime kesilinceye kadar hangi saatte

kalınıyorsa o saat geldikçe okumaya devam edersin. Eğer zamanları yani saatleri

bilmiyorsan namazları vaktini geçirmeden kılarsın ve her namazdan sonra okursun.

Saatlere göre ibadet etmeyenler vakit namazlarını tam vaktinde kılarak bu işleri

yaparlar. Esasen tevhide ulaşıncaya kadar bütün bu işleri namaz vakitlerinde

yaparsın. Eğer bir rehberin varsa o seni yönlendirir. Yoksa Efendimizi rehber

edinir şeriata tam uyarsın. Muhterem efendimizin ruhaniyeti seni yönlendirir.

Zamanın zatına beni ulaştır diye dua edersen allah seni o zata ulaştırır.

Hz Ali Kerremallahü veçhe buyurmuştur ki ‘’Lemyarif İmamezzaman, mate cahil

ün’’anlamı; İmam-ı zamanı tanımadan ölen cahil ölür, demektir.



İhtilaç ederse; BİLEK:

Sağda mal;

Solda keder.

Sol bilek ihtilacı alınır alınmaz, sol el sol dizi üzerine koyarak, önce sol ayak

başparmağını deprederek (La ihtilacı vela kederi )okur. Sonra da sol şehadet

parmağını deprederek aynı duayı okursun (la ihtilacı vela kederi) bu efal nüzul

efalidir yani kederi düşürmek içindir. Bu efalden keder mahviyete gider. Vaktinde

savunursan beşeriyete intikal etmeden yok olur. Geç kaldınsa hafif atlatırsın.

Bütün işaretlerde alır almaz savunma dualarını okursan hemen ifna olur.

Geciktirdikçe önlemekte zorlaşır. Bu tembih daha önce de yapıldı.



Ellerin üstü;

Sağ el üstü ihtilaç ederse Hüzün olur.

Solda olursa: Şereftir.

Sağda olduğunda hemen sağ el sağ dizde( la hüzni fil hayati) veya (Ela inne evliya

Allahu la havf ün aleyhim ve la hüm yehzenün) okunur.



Avuç içi:

Sağda rızık;

Solda maldır. Sağda ise eline mal veya para girer;

Solda ise alış veriş veya fatura ödeme gibi para çıkar. Harcama yapar.

Eğer planlanmış bir satın alma yoksa Sol el sol dizde ‘’La fakri vela masrafı ‘’

okursun.

Ve sonra sağ elde (Allahümme egannü bi ticareti gına ül hayati fil hayati )

okursun.

Allah ismi belden aşağı azalarda okunmaz. Caiz değildir. Büyük zarar görülür.

Ancak, namazdaki gibi otururken sağ el şehadet parmağında sağ dizde okunur. Diz

kaldırılırsa daha iyi olur. Yalnız sağ elde okunur. Başka azalarda asla olmaz.

Solda asla ve asla okunmaz. Okuyan iptilaya duçar olur. Mesela;

( Allahümme yüzidül meserreti daimen, fil hayati)okursun. Tespihle veya şehadet

parmağını deprenirsin. Tespih çekerken şehadet parmağın ile çekersin. Tespihi sol

ele almak bile caiz değildir. Sol elde tespih çekmek çok büyük zararlar açar.

Maalesef bundan kendisini mana ilminde âlim sayanlar bile bihaber kalmışlar. Bunu

ancak zat evliyası yapabilir o da rahmet duası için bazı seçilmiş ayetleri

okuyabilir. Hikmette sol el efali kesinlikle yasaktır. Kitabı solundan

verilenlerden olunur. Sol elin dünya işlerinde bile ancak mecbur hallerde

kullanılır. Yazı yazmak yemek yemek son derecede sakıncalıdır. İşi asla rast

gitmez. İmanına zarar gelir. Küçükten sol el kullanımı engellenmelidir.

Peygamberimiz buna çok dikkat etmiştir. Hadis kitaplarında kaydı vardır.



EL Başparmağı:

Sağda sabır;

Solda kam.

Kam: güzel, adil, arzu, istek demektir. Bir şeyi severek istemektir. Dilemektir.

Müdafaa gerekmez. Bir bakıma yaşama sevincidir.



EL Şehadet parmağı:

Sağ el şehadet parmağı: cemalden sebebin zuhuruna işarettir. Yani faydalı hayırlı

bir şey ortaya çıkacak. Yapılan bir iş veya duanın makbul olduğuna işarettir.

Sol el şehadet parmağı: Bu iyi tetkik edilmelidir. Genelde zararlı, keder verecek

bir iş işlendiğinde ihtilaç eder. Ancak rahmet duası okunduğunda da ihtilaç ettiği

olur. Bu işaret alındığında zat ne okuduğuna bakmalı. Bir de ihtilacın alındığı

saat önemlidir. Yapılan tetkike göre hareket edilmelidir. Yapmakta olduğun iş

olumsuz hatalı bir iş ise de cenabı hak uyarır yapma der. Mesela sol elinle sağ

elini tutarsın bu ihtilaçla uyarılırsın.



El orta parmak;

Sağda hüzün,

Solda ferah, sürur ve şadumanlıktır.

Sağda ise hemen sağ el şehadet parmağını sağ dizi üzerine koyarak bunu okursun.<

la hüzni fil hayati> o tecelli zail olur.



Yüzük parmağı;

Sağda rütbe,

Solda gam: Sol el sol dizi üzerine koyup okursun< la gammi fil hayati>



Cici parmak;

Sağda hayır şerre tabi

Solda muhalefet eder. < Sağ el sağ diz üzerinde ‘la hüzni fil hayati illa

yahteligul meserreti fil hayati >okursun

İhtilaç ederse GÖĞÜS;

Sağda cemal zayıf; hüzün olur

Solda celal zayıf düşmüş. Sürur, mutluluk olur.

Sağda olduğunda; hemen sağ el sağ dizi üzerine koyarak okur.< Allahümme la hüzni

vela yuzigu fil hayati>

Solda çok ihtilaç olursa;(sağ el sağ dizde; Vesi-a kürsüyyühüs semavati vel arzı

)okunur. Bunu böyle zat okuyamaz diğer insanlar okur. Zat arzı kelimesini okumaz.

Zira deprem olmasına sebep olabilir. Zat zühreyi bekler ve sol devri yaparak

tedbir almış olur.



İhtilaç ederse MEMELER

Sağda güzel solda sürurdur.

İhtilaçta kadın erkek farkı yoktur.



Göbek ve Etrafının ihtilacı;

Sağda olursa hüzün solda sürurdur.

Hemen sağ el şehadet parmağını veya bütün avucunu göbek sağ tarafına koyup (

Allahümme la hüzni bi ihtilaç ün nafi fil hayati) veya (la ihtilaç ün nafi fil

hayati)

Esas göbek yani kesilen yer ihtilaç ederse cesarettir. Yapmış olduğun veya

yapmakta olduğun şey Allah rızasına uygundur, zata ve sıfata fayda sağlayacaktır

demektir.



Göbek sol taraf boşluğu: Suhulet ve meserrettir.

Göbek sağ taraf boşluğu: Hüzne delalettir.

Sağ el sağ dizi üzerine koyarak(la hüzni fil hayati illa bi meserreti) okur.



Karın ihtilaç ederse: sağda ve solda sürur, şadlık ve ferahlıktır.



GÖBEK ALTI: Sağda ve solda büyük korku olacaktır.

Bazı kadınlar göbek atarlar. Hâlbuki bu korkuyu davet eder. Kendi arzusuyla hata

en korkuyu davet ederler.

Sağda müminler ve zat için helake neden olacak bir şey tecelli edecek demektir.

Sağ elini ihtilaç eden yere koyar (Allahümme la hüzni fil hayati ve fiz zemani ve

fil asri ve fil dehri) okursun çok geniş zaman alırsın. Ve bunu dahi okursun(Ela

inne evliya allahu la havfün aleyhim vela hüm yehzenun.)



Böğrü ihtilaç ederse;

Sağda ve solda vuslattır.

Sağda vuslat eden erkektir,

Solda kadındır



Arka taraftaki boşluk, eğeler altındaki bölge.

Sağda hastalanacak

Solda hastalıktan halas bulacak

Sağda ise; sağ el şehadet parmağı ihtilaç eden yere konur vediası dokuz veya on

bir kere okunur.



Bağırsak gürültü ederse.

Sağda hava beyaz ve seyrek olarak bulutlanıyor.

Solda kesafet fazla olarak ve yağmur yüklü bulutlarla hava kapanıyor. Gök

gürültülü yağmur ihtimali artıyor demektir. Solda olandan kırmızı şimşekler ve

yıldırım düşmeleri olacağına işarettir. Efalde şiddet oluşmuş. Okunan duada

kahriyeye dair esma var demektir. Dikkatli olmak gerekirse okuduklarının tetkikini

yaparak şiddet ihtimaline karşı tedbir almak gerekir. Zat bunu bilir. Sağdan

devirle durumu sükûnete tebdil eder. Sağ elle sol eli namazdaki gibi bağlar.

Eğer efalinde küffara karşı kariye efali ve esması yapılmış ise siyah şimşek

beklentisi dahi olmalı. Durum takip edilmeli ve müminlere zarar vermesi önlenmeli.

Sağdan devir edilip cemale dair esmalar okunursa beyaz şimşek çakar. Buna sabır

edilmeli yağış alınmalı. Sarı şimşek zatın müşteride sağdan devir yapmasından

olur. Sabırla cemale geçmesi beklenir.

Kırmızı şimşekte zat kendisi cemalde sıfat celalde demektir. Cemal mahsur olmuş.

Hemen sağdan devirle tecelliyi değiştirmek gerekir. Bu ihmal edilmez. Şiddet

vardır. Celal hem yağışın şiddetiyle hem yıldırımlarla zarar verecek demektir.

İhmal edilmez, pişmanlık olur. Bütün bu tecellilerin kendi efalinden olduğunu zat

bilir ve korkmaz efalini değiştirir.

Bu konu esrar-ı hikmet kitabında daha geniş olarak yazılmıştır. Tevhit olan zat

efallerine ve evkatlarına ve esmalarına son derecede dikkat ederci fideli işleri

yapar zarar verecek işlerden kaçınır.



İhtilaç ederse kasık.

Sağda mihir,

Solda oğul.

Sağda mihir güzeldir. Ömür uzamasına dahi delildir.

Solda ise bir evladın olacak demektir. Daha ana rahminde döllenme olur olmaz

cenabı hakk sana haber verir. Sağda kız evladın olacak solda oğlun olacaktır.

Sağda başka güzellikler de olabilir ancak bu ihtilacı aldığın halde eşin hamile

olduğunu anlarsa kız olacağına işarettir. Hamilelik yoksa başka bir mihir’e

delalettir. Ömür uzaması vs. gibi

Doğacak evladın kemiği, damarları, derisi ve saçının babaya benzeme ihtimalinin

daha ziyade olduğu tecrübe edilmiştir.

Eti, iliği, kanı ve yağının anneye benzediği dahi çoklukla tecrübe edilmiş ve

kayıt altına alınmıştır.

İnsanın cesedi ana ve babasından aldığı benzerlikleri ve huylarının yanı sıra ana

rahmine kaldığı saatin yıldızının etkisinde olarak anasur-u Erbaa ( Dört ana unsur

) dan oluşur.Toprak su hava ve ateş.

Ayrıca kırk hafta evkatta dolaşarak ana rahmine kaldığı saatin dostunda dünyaya

gelir ki dünyaya geldiği saatin ve burcun etkisini de taşır. Bütün bu saatlerin ve

yıldızlar ile burçların celal ve cemal oluşlarına göre karakteri belirir. Anne ve

babasından aldıkları ile birleşip esas kişilik özelliklerini kazanır.

Nur-u kudretinden ferman olunca

Halik sıfatından ihsan olunca

Allah kula evlat nasip edince

Bahçede dikilmiş fidana benzer.

Bel soğukluğu veya idrar zorluğu olduğunda yani idrar yolları iltihaplarında,

Kamerde enel şafi un esması ile sağ devri yapılır, beş saat sonra zührede aynı

şekilde yapılırsa bi iznillah şifa yap olunur.



İhtilaç ederse zekeri:

Sağda ailesiyle cinsel temas, cimağ,

Solda haberdir.



Sidiğin aktığı mahallin alt tarafı;

En çok sevdiğinden ayrılmaktır.

Sağdan devir yapılırsa ayrılığı karşılayıp, men eder. Zira soldan çok devir

yapılmış demektir.

Hemen sağdan bir devir yapılarak, sağ el şehadet parmağını sol ayak başparmağına

koyarak aşağıdaki esmaları okur ve sağa doğru kavisli bir hat çekerek sağ ayak

başparmağına gelir. Sol ayakta üç veya dokuz kere okunan dua sağ ayağa gelince de

bir veya üç kere okunarak tamamlanmış olur. Okunacak dua budur.

Ya mucip bi icabetike. Ente mucibün ecip dağveti ve akbil haceti.Ya gaziyel haceti

ya mucip ed daveti. Enen tecelliyati fela yekuti şeyin bi icap et il haceti.>



Bazuların ihtilacı.

Sağda mühim, yeterli efal olmuş,

Solda az işareti.

Hemen sağ elini sağ dizi üzerine koyup bunu okuya.



Ve solda ise, sol elini sol dizi üzerine koyarak okur.



Dübür ve etrafı ihtilaç ederse;

İşi oturmaktır. İstirahattır. Rahatlıktır.

Solda ise yolculuk

Sağda ise mal ve servettir.



Kasıktan diz kapağına kadar bacaklar:

Sağda cemale vuslat

Solda taşıta binmek



Kasık uyluk:

Sağda rızık

Solda yolculuk



Diz kapağı:

Sağda içe doğru bölüm, yorgunluk olur,

Solda, içe doğru olan damar, rızık.



Diz;

Sağda hüzün

Solda sürur.

Sağda ise sağ el ile sağ diz üzerinde efalli olarak < Allahümme la hüzni fil

hayati >okunur.



Diz kapağının altı:

Sağda güzel haber

Solda keder olur. Hemen sol el sol diz üzerine koyarak okunur.



Dizden aşağı baldır arkası;

Sağda mal

Solda güzel.



Dizden aşağı baldır ön bölümü.

Sağda rah,

Solda erzak.



Baldır kaba etleri:

Sağda elem(büyük acı)

Solda firak (ayrılık)

Sağda olduğunda sağdan bir devir ile sağ el sağ dizi üzerinde bunu okursun. İhmal

edilmemeli Keder büyüktür.< Allahümme la mematı, vela yemuti, vela mümiti, vela

mevti, vela mahviyeti, vela fena el cismaniyeti, vela elemi, vela hüzni, vela gam

mı, vela fakri, vela cevri, vela cefai, vela zararı, illa yüzidül ömrü

>esmalarından beş tanesi tertiplenerek okunur. Okunması istenen esmalardan

anlaşılacağı gibi büyük bir haberdir, ölüme kadar gider. İhmal edilmez. Öce ölümü

engelleyecek bir ikisi seçilir sonra diğerlerinden dilediğini seçersin. İhtilaç

kesilinceye kadar okursun. Bir veya kaç günde kesilirse.

Eğer ihtilaç sol baldır etinde olmuşsa; Sol elle sol diz üzerinde bunu okursun <

la firkati fil hayati> ihtilaç zail olur, istemediğin bir tecelliye maruz kalmamış

olursun. Allahümmme bölümü sol elde okunmaz. Sağ elde okuduğunda okunur. Sol elde

Allah ismi asla okunmaz.



Bütün ayak birden:

Sağda hicret olur;

Solda küffara perişanlık olur

Sağ ayağın bu ihtilacının sebebi soldan çok devir yapılmış olmasındandır. Sağ ayak

ayrılmak ister vatanından. Bu efalin çok yapıldığı yerden müminler ayrılır, yani

terlerini küffar istila etme ihtimali vardır. Bu efali böyle aşırı yapmak zat için

doğru değildir. Sağ ayak müminler ve evladından kızı ve kadın akrabalarıdır. Aile

efradı denilebilir.

Soldaki ihtilaç ise aşırı derecede sağ devri yapılmasından ileri gelir, küffara

perişanlıktı ancak kendisi dahi sol ayakta olduğundan zarar görür, sıkıntıya

düşer. Bu dahi böyle aşırı olarak yapılmamalıdır.

Solda olduğunda bir sağ devri yapılmalı ve sağ el şehadet parmağı ile sol ayak

başparmağından başlayarak sağ ayağa çekilen hakikat kapısında < Niğmeten halalen

tayyiben >okunmalıdır.

Sağda bu ihtilaç olduğunda,

Sağdan bir devir yapıldıktan sonra, sağ el sağ ayak üzerine konarak, şehadet

parmağı, sağ ayak başparmağının üzerinde olarak;

< La ihtilacı riclül yemini, ene basitün bi basiti, ene sabitün bisebati, fil

hayati ve bi hayatil bekai>

şeklinde okur. Sağ ayak başparmağı iner kalkar şekilde okunur. Tabii el parmağı

dahi birlikte aynı hareketi yapmış olur. Yeterince okunduktan sonra, sağ el sağ

dizde yeniden aynı dualar okunur. Efalde tedenni ile düşürülür. O tecelli zail

olur.

Solda olduğunda zat kendi hayatının tehlikeye düşmemesi için,

Öce sol ayak başparmağında, hemen ardından sol el sol diz üzerinde

okur.

Zat kendi hayatının bekası için bunu yapmalıdır. Hz Allah teala habir sıfatından

sana haberini verdi. Hakk’ullahta noksanlık yoktur. Lütfundan sana beyan ediyor.

Eğer efali cemal ile o tecelliyi karşılamaz isen (Zekeriya, Yahya; Nesimi ve

hâlla-cı Mansur gibi) hayatını kaybetmiş olursun. Vebali senin kendi boynunadır.

Hakk’ullahta kusur yoktur. Sana kendi yaptığın efalinin sonucu oluşan tecelli

haber verilmiştir. Efalin sahibi dahi sensin. Cenabı hakk sana oluşmuş tecelliyi

haber verir. Sen ister değiştirirsin, ister neticesine razı olursun. Bilmeyenler

için belki hoş görülebilir ama sana haberini işte bildirdik. Hemen müdafaa

gerekir.

Ayrıca sol ayakta zatın yakınlarından oğlu ve akrabaları dahi vardır. Onları da

korumak lazımdır. Müminler dahi sıfatıdır ki erkeklerdir. Küffar sıfatı esma ile

sol tarafından tecrit edilmiş olur. Evvela sol ayakta sol ayak başparmağı

depreşilerek okunur, sonra sol el sol diz üzerinde aynı esmalar okunur ve o

tecelli düşürülür. Allah ismi sol ayakta da sol elde de okunmaz. Buna dikkat

şarttır. Okursa şiddetle celal tecelli eder. Karşılaması güç olur. Belden aşağı

azaları hareket halinde iken sağda bile okunmaz. Yürürken İçinde Allah ismi olan

ne esma ne ayet ne sure asla ve kat’a okunmaz. Sağ devirlerinden küffar perişan

olur. Ancak celal saatlerinde bu fazlasıyla yapılmaz. Saatlere dikkat etmek

lazımdır. Cemal saatlerine özellikle zührede ve kamerde yapılır ki İslam

ülkelerinde celalın gücü azalsın. Bütün bunlardan anlaman gereken hikmet ilminin

önemini kavramaktır. Hikmet oyun yeri değildir. Ol dersin olur. Melekler ne dersen

onu tecelli ettirirler. Emre amade varlıklardır. Bu ilim kusursuz tatbik ister. Ne

yaparsan bilerek yapacaksın. Sonucun ne olacağını bilmediğin işlere

girişmeyeceksin.



Parmaklardan ayağın altındaki boşluğa kadar olan mahal, ayakaltında:

Sağda hüzün,

Solda sefa olur.

Sağda ise; sağ el sağ dizde okursun.



Ayak tabanının çukur kısmı:

Sağda matluba muafık güzel,

Solda nahoşluk, olur.

Sol ihtilaç ettiğinde, hemen sol el sol dizi üzerine koyarak,

La hüznü vela gammi, vela emrazı fil hayati>okunur.

Sol elde Allah ismi okunmaz. Zira cebbar isminden tecelli olur. Âlemi ceberuttan

tecelli pek dehşetlidir. Çok şiddet gösterir. Sol elde Allah ismi okunması

hikmette olmaz. tecelli celalden olur.



Ayaküstü: en yüksek noktası;

Sağda cemali zat sıkıntıda muahezede

Solda Celali zat sıkıntıda demektir.

Sağda olduğunda bunu okur. Soldan bir yarım devir yapar, yani arkası kıbleye

gelecek kadar ve oturup sağ el sağ dizde ‘’ya Hayyul baki bi hayatil bekai fil

hayati>

Solda olmuşsa;

Sol el sol dizde olarak >ya Hayyul baki fil hayati ve bi dul el ömrü fil hayati>

her ikisinde de fazla ihmale gelmez. Zatın hayatı emniyete alınmak gerekir.



Ayakucu Parmaklara yakın:

Sağda cemale vuslat ve meserret

Solda hüzün. Solda ise müdafaa etmek için sağ el sağ diz üzerinde>Allahümme la

hüzni fil hayati ve halakal meserreti>okursun.



Küçük parmaklardan gayri bütün parmaklar birden.

Sağda cemal ile solda celal iledir mücahedesi.

Sağda ise> allahümme eğdini kitabi bi yemini>okur;

Solda ise; sol el sol dizi üzerine koyup okunur.



Bütün parmaklar birden:

Sağda cemale vuslat,

Solda celal eder ezdad. Onunladır mücahede.

Sağda ise sağ el sağ dizde bunu okusun.



Ve sol el sol dizi üzerine koyarak, hemen

Okursun…

Sol ayakta olan için ise;

Önce sağdan bir devir yaparsın. Bu devirde besmeleye el hayyün ve el muhyün

esmalarını eklemek suretiyle hayatını korumayı ön plana çıkarırsın. Devirden sonra

önce sol ayak başparmağını deprederek



Okur, daha sonra aynı esmayı sol elde okursun. O tecelliyi düşürürsün. Bunu ihmal

etmeye gelmez. En büyük kederlerin bildirildiği bir ihtilaçtır.



Ayak şemik kemikleri:

Sağ ayak dıştaki; kısa yürüyüş yapmaktır.

Sağ ayak içteki şemik; şereftir.

Sol ayak içi; yürümek

Dışındaki şemik; Şereftir.



Topuk.

Sağda; makamında durmak

Solda; ayrılmaktır, seferdir.

Solda ise; hemen sol el sol dizi üzerine koyarak



Okursa o yolculuk gerçekleşmez. İstemediği durumlar için geçerlidir. İsteyerek

planlayarak yapmayı düşündüğü zaman savunma yapılmaz.



Ayak başparmak:

Sağda mal,

Solda; acele etmektir.



Ayak ikinci parmak:

Sağda ve solda devletten resmi ve hoş haber almaktır.



Ayak orta parmakları;

Sağda ve solda kavga haberidir.

Hemen sağ ayak başparmağını deprederek okunur;



Ve sonra sağ el sağ diz üzerine konarak efalli okunur. Yanı dua. Tecelli

düşürülmüş olur.



Ayak dördüncü parmak;

Sağda cidal ve solda sürurdur.

Sağda ise yukarıdaki tertip ile okunur. Yani önce ayakta ayak parmağı hafif hafif

indirilip kaldırılarak;



Ve sonra sağ şehadet parmağı az indirilip kaldırılarak aynı dua sağ dizi üzerinde

okunur. Burada ihtiyaca göre şu esmalar dahi okunur.

>La harbi, vela fesadı, vela harabiyeti, vela kederi fil hayati>gibi.



İhtilaç ederse ayak küçük parmağı;

Sağda ve solda rızık ve maldır.





Bu konuyu yazdır