| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
ilk Müslüman Türk Devletleri |
|
Yazar: RasitTunca - 04-12-2019, 07:20 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
ilk Müslüman Türk Devletleri
TÜRKLERİN İSLÂMİYETTEN ÖNCEKİ İNANÇLARI
Türkler dünyanın en eski ve köklü milletlerinden biri olup hem İslâmiyet’ten önce
hem de İslâmî devirlerde tarihte önemli rol oynamışlardır. Türklerden İslâmiyet’ten önce
Totemcilik inancını benimsediğine dair çeşitli görüşler ileri sürülmüşse de bu iddiaları kesin
doğrular olarak kabul etmek oldukça zordur. Dinden daha çok bir sihir karakteri arz eden
Şamanlığın da Türklerdeki Tanrı inancıyla bir ilgisinin mevcut olmadığını ispat etmekle
beraber Türklerin dini inancıyla Şamanlık arasında dikkati çekecek ölçüde bir uyum olmadığı
kabul edilememiştir. Eski Türkler tabiatta bir takım gizli kuvvetlere inanıyorlardı. Ayrıca
ölmüş büyüklere tazim ve onlara kurban kesmek şeklinde beliren “atalar kültü” Bozkır Türk
inançları arasında yer alıyordu. Ancak Bozkır Türkleri’nin asıl inancı Tanrı’yı (Tengri) en
yüksek güç ve en büyük yaratıcı kuvvet kabul eden ve semavî bir mahiyete haiz “Gök Tanrı
dini” denilen bir inanç sistemiydi. Hükümdarlar kendilerinin Tanrı tarafından tahta
çıkarıldığını, zaferleri Gök Tanrı’nın inâyetiyle kazandıklarını, çeşitli hile ve tuzaklardan Gök
Tanrı’nın yardımıyla kurtulduklarına inanırlar ve “Ey Gök Tanrı sana şükürler olsun!”diye
duygularını dile getirirlerdi. Avar Hakanı, Bizans imparatoruyla yaptığı bir antlaşmada Gök
Tanrı adına yemin etmişti. Göktürkler de devletlerinin Gök Tanrı’nın isteğiyle kurulduğuna
inanırlardı. Türkler ölüm ve hayatın Tanrı’nın iradesine bağlı olduğuna insanın fâni, Tanrı’nın
ise ebedî olduğuna inanırlardı. Tanrı kelimesi Başkırtça hariç bütün Türk lehçelerinde ortak
olarak kullanılan bir kelimedir. Gök Tanrı dini Türklerin İslâm öncesi millî dini olarak kabul
edilmektedir.1
Türkler İslâmiyet’ten Önce Hangi Dinleri Benimsemişlerdi2
Budizm => Tabgaçlar (Çin’de devlet kurdular), (386-556)
Budizm => Göktürk Hakanlığı (552-745)
Maniheizm => Uygurlar (745-840)
Musevilik => Hazarlar VII-XI. yy’lar arası
Hristiyanlık => Peçenekler, Kumanlar, Bulgarlar, Hazarlar
Maniheizm, İran'da Şapur devletinin hüküm sürdüğü devirlerde (M.S.215-276) Mani
tarafından yayılmış bir dindir.
Mani, Mezopotamya'da doğmuş olup önceleri "Yahya Peygamber Hristiyanları" adı
verilen bir mezhebe girmişti. Bunlar Hz. Yahya’yı bir peygamber, Hz. İsa'yı da bir yalancı
sayıyorlardı
Mani, Mezopotamya'dan İran'a oradan da Hindistan'a giderek Zerdüştlük ve Budizm'i
inceledikten sonra İran'da Zerdüşt rahiplerin tahriki ile M.S. 276 yılında derisi yüzülerek
öldürüldü.
Maniheizm, İran ve Mezopotamya dinlerinin bir sentezidir. İçinde Budizm ve
Hıristiyanlık’a ait fikirler de vardır.
Mani'nin görüşünün ana fikri kâinattaki zıtlıktır. İyilikle-Kötülük, Işıkla-Karanlık ve
Ruhla-Beden gibi. Kâinatta hâkim olan kötülüktür. Buna göre insanların bu zulmet âleminden
kurtulması gerekmektedir. Bu da dünyada çoğalmamakla mümkün olur. Öyleyse çoğalmanın
sebebi olan evlenmeyi yasaklamak gerekir.
Hazarların Eski Dinleri
Hazarların asıl ve en son uzun dinleri geleneksel Türk dini olmuştur. Hazar Türkleri
Tengri Han (Gök Tanrı) adını verdikleri bir ilâha tapıyorlardı.
Hazar Hakanlığı’nda erken dönemlerden itibaren ortaya çıkan bir başka din de
Hrıstiyanlık’tır. 860 yılı civarında Hırıstiyanlık iyice yaygınlaşmıştır. Hazar hakanı Bizans
imparatorundan istediği yardımı alamayınca eski dinine geri dönmüştür.
Hazarların Yahudiliği kabul edişleri konusunda iki farklı tarih öne sürülür. 1140’da
Judah Halevi tarafından yazılan Kuzari adlı kitaba göre Hazar hanedanı 740 yılında
Yahudiliği kabul etmiştir. Meşhur İslâm coğrafyacısı Mes’ûdî’ye göre ise Abbasî halifesi
Hârun er - Reşid’in hilafeti zamanında (786-809) olmuştur4
.
Onların hangi Yahudi fırkasını benimsedikleri ise açık değildir. Ancak muhtemelen
Kırım kökenle Karâîler’le ilişkilerinden5
dolayı Karâîliği benimsemişlerdir. Fakat çağdaş
uzmanlar sonradan Talmudist Yahudiliğe girdiklerini ileri sürüyorlar. Bugün Hazar
Karâîler’ine ait herhangi bir cemaat yoktur.
Türklerle Araplar arasındaki ilişkiler Câhiliye Devri’ne kadar uzanır. Câhiliye Devri
Arap şiir ve darb-ı mesellerinde (atasözleri) Türklerden bahsedilmesi de bunu göstermektedir.
Câhiliye Devri Arap şâirlerinden Nâbığatü’z-Zübyânî, Hasan b.Hanzala, Şemmah b. Dırar
şiirlerinde Türklerin cesaret ve kahramanlıklarını üzerinde6 Meşhur Arap müellifi el-Câhız,
Fezâilü’l--Etrâk adlı eserinde Türklerin askerî kaabiliyetlerini ısrarla belirtmektedir.7
M.Ö.VII.yüzyıldan itibaren çeşitli Türk kavimlerinin Derbend yoluyla Kafkasları
aşarak Azerbaycan bölgesine yerleştikleri bilinmektedir. Bu nedenle Derbend’e (Bâbü’lebvâb)
Türk kapısıda denilmiştir.
Hazar Türkleri zaman zaman Derbend’i geçip Hemedan ve Musul’a kadar
ilerlemişlerdir. Sâsânî hükümdarı Enûşirvân da Bâbü’l-ebvâb seddini Hazarların bu akınlarını
engellemek için yaptırmıştır.
Enûşirvân ayrıca Kuzey İran’da yaşayan Ağaçeri, Sul ve Yazur Türklerini de
Azerbaycan’a göçe zorlamıştır. Eftalitler (Akhunlar), Halaçlar ve Karlukların bir bölümü de
Afganistan ve Sistan (Sicistan) bölgelerine yerleşmişlerdi.
Sâsânî ordusu içinde Türklerin yanında Araplar da bulunmaktaydı. Dolayısıyla onların
da bu vesileyle birbirlerini tanıma imkânı mevcuttu. Ayrıca VII. yüzyılda Sâsânî
İmparatorluğu ile Bizans İmparatorluğu arasında süren savaşlarda Göktürkler, Hazarlar ve
Avar Türkleri önemli rol oynamışlardı.
Câhiliye Devri’nden itibaren Arapça şiir ve eserlerde Türkler dâima Türk kelimesiyle
anılmışlardır. Daha önceki dönemlerde Sakalar ve Hunlar diye anılan Türkler VI. yüzyılda
Göktürklerle birlikte Türkler diye anılmaya başlanmıştır. Bu sebeple Türk kelimesinin Arapça
sayesinde dünyaya yayıldığı söylenebilir.8
Eski Arap şiirlerinden, uydurma hadislerden ve haberlerden anlaşıldığına göre,
Araplar Türkleri kahraman fakat acımasız ve İslâm dininin geleceği açısından tehlikeli bir
kavim olarak görüyorlardı. Onlara göre Türkler bir gün Arapların elinden iktidarı alacak
ancak kâfir oldukları için Allah’ın gazabına uğrayıp mahvolacaklardı. Bu hadis ve sözler
insanlar üzerinde Türkler hakkında korku ve önyargı oluşturmak amacıyla söylenmiştir.
Nitekim Câhiz daha sonra Türklerin İslâm’ın yardımcısı, kalabalık orduları ile halifelerin en
yakın adamları olduklarını söyleyerek Türklere haksızlık edildiğini itiraf etmiştir.9
İslâmiyet’in doğuşundan sonra da devam eden Sâsânî-Bizans savaşlarında
Müslümanlar ehl-i kitap olan Bizans’tan, Müşrik Araplar ise Sâsânîler’den yana bir tavır
takınmışlardı. Kur’ân-ı Kerîm’de de buna temas edilerek “Rumlar (Arapların bulunduğu
bölgeye) en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar, hâlbuki onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç
yıl içinde gâlip geleceklerdir. Önünde sonunda emir Allah’ındır. O gün mü’minler de Allah’ın
yardımıyla sevineceklerdir.” (Rum, 30/2-4) buyurulmaktadır.
Hadislerde Türkler
Hz. Peygamber’in Türkler hakkında söylediği çok sayıda hadis mevcuttur. Bunlardan
bir bölümü mükemmel rivayet zinciriyleSahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim başta olmak üzere
en fazla itibâr olunan altı hadis kitabı olan Kütüb-i Sitte ve diğer önemli hadis kaynaklarında
yer almaktadır. Bunun yanında Hz.Peygamber’e isnâd edilen ve Türkler aleyhinde ifadeler
içeren uydurma (mevzû) hadis ve sahabeye atfen söylenmiş asılsız haberler de vardır.10 Hangi
hadislerin doğru hangilerinin mevzû olduğu ancak hadis otoritelerinin bilimsel metodlarla
yapacakları ciddi çalışmalarla ortaya konabilecektir. Bu konudaki hadisleri üç bölümde
sınıflandırmak mümkündür:
1) Hz.Muhammed’in Türklerin savaşçı vasıflarına dikkat çekerek Türklerle
mücadele ve savaş konusunda ashabını ve sonraki nesilleri uyaran ve onlarla iyi geçinmeyi
tavsiye eden hadisler:
“Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayınız”.11
2) Türklerin fizyolojik özelliklerini beyan eden hadisler.”Siz küçük çekik gözlü,
kırmızı yüzlü, basık burunlu, çehreleri sanki örs üzerinde döğülmüş ve üzeri derilerle
kaplanmış sağlam kalkanlar gibi bir kavim olan Türklerle savaşmadıkça, kıyamet
kopmayacaktır. Siz kıldan örülmüş çorap giyen bir kavimle savaşmadıkça kıyamet
kopmayacaktır.”12
3) Türkleri Beni Kantûrâ (Kantûrâ oğulları) olarak gösteren ve Arapların elinden
iktidarı alacaklarını ifade eden hadisler:
“Türkler size dokunmadıkça sizde onlara dokunmayın. Allah’ın ümmetime verdiği
mülk ve saltanatı ellerinden ilk olarak alacak kavim Kantura oğullarıdır”.13
Bunların dışında Türklerin Irak ve el-Cezîre’yi ele geçirip iktidarı Abbasîler’in elinden
alacaklarını ifade eden hadisler de vardır.14
VII. yüzyılda İran’da olduğu gibi Arabistan’da da Türk çadırı kullanılıyordu.
Hz.Peygamber de Hendek Savaşı sırasında bir Türk çadırında oturarak hendek kazma işlerine
nezaret etmişti.15 Ayrıca Müslim’in rivâyet ettiği bir hadiste de Hz.Peygamber’in Medine’de
Bir Türk çadırında itikâfa çekildiği belirtilmektedir.16
8 Özaydın, agm., s. 239.
9 Zeki Veli Togan,Umumî Türk Tarihine Giriş, I, İstanbul 1970, s. 142, 144, 155, 159, 166, 392-393; Ramazan
Şeşen, İslam Coğrafyalarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, İstanbul 1985, s. 3-4, 130; a.mlf., “Türklerin
İslamlaşması ve Ortaçağ Arap dünyasındaki Rolü”, İbn Fazlan Seyahatnâmesi, içinde (trc.Ramazan Şeşen),
İstanbul 1985, s. 188-191; Câhiz, Hilafet Ordusunun Menkıbeleri Ve Türkler’in Faziletleri (trc.Ramazan Şeşen),
Ankara 1967, s. 85; Özaydın, agm., s. 239.
10 Şeşen, “Eski Araplara Göre Türkler”, s.15-29; Zekeriya Kitapçı, Hz.Peygamber’in Hadislerinde Türk
VarlığıSelçuklular, Moğollar, Osmanlılar, İstanbul ts.
11 Ebû Davud, Sünen(nşr. Muhammed Muhyiddin Abdülhamid), Kahire 1956, IV, 159, Krş. Şeşen, “Türklerin
İslamlaşması…”, s. 192; aynı müellif” Eski Araplara Göre Türkler”, Türkiyat Mecmuası XV (İstanbul
1969), s. 18; Kitapçı, age. , s. 102-103.
12 Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh, Mekke 1376, IV, 34-35, 156, aynı eser, Bulak 1311, IV, 43, 144, 196-197; Müslim,
el-Câmiu’s-Sahîh, İstanbul 1332, VIII, 184; Ebû Davud, age., IV 160; Krş. Şeşen, age., s. 193-194;
Kitapçı, age., s. 87.
13 Ebû Davud, Sünen, Kahire 1280, II, 137; Ahmed b.Hanbel, Müsned, Kahire 1313, V,s. 45. Krş. Şeşen, agm., s.
192; Kitapçı, age., s. 263 vd.
14 Kitapçı, Hz.Peygamberin Hadislerin de Türk Varlığı, İstanbul ts.; Şeşen, “Eski Araplara Göre Türkler”, s. 15-
29
Hulefâ-yı Râşidîn Devri Türk-Arap İlişkileri
Hz. Peygamber’in vefatı üzerine halife seçilen Hz. Ebû Bekir peygamberlik iddiasında
bulunanlarla zekât vermek istemeyen kişilerin önderlik ettiği irtidâd (ridde=dinden dönme)
olaylarını ve isyanlarını bastırdıktan sonra, Hz.Peygamber’in İslâm’ı yayma konusunda
başlattığı stratejiyi sürdürmeye karar verdi ve yüzünü Arap Yarımadası’nın dışına çevirdi. Bu
amaçla önce Sâsânî İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altında bulunan Fırat nehrinin aşağı
taraflarındaki topraklara ordu sevketti. Yemâme’de bulunan Hâlid b.Velid’i Sâsânîler’le
savaşmakla görevlendirdi.
Hz. Ebû Bekir, Hâlid b.Velid’den o sırada Medine’ye gelerek İranlılarla yapılacak
savaşı sevk ve idare etmek üzere bir kumandan tayin edilmesini isteyen Müsennâ b. Hârise’ye
destek olmak üzere Irak istikâmetinde yola çıkmasını istedi. Böylece Sâsânîler’e karşı
başlatılan mücadeleyi sürdürecek Irak cephesi başkumandanlığı kuruldu ve İslâm tarihinin en
hızlı ve kalıcı fütühât hareketi başlatılmış oldu (Mart 633).
Hz. Ömer Devri (634-644) İslâm fetihleri açısından çok önemli bir devirdir. Yapılan
fetihler neticesinde Müslümanlar, Horasan, bilhassa Mâverâünnnehr ile Kafkaslarda Türkler
ile karşı karşıya gelmişlerdir.17 Hz.Ebû Bekir ölüm döşeğinde iken İranlıların büyük bir
taarruz için hazırlık yaptıklarını öğrenince Hz.Ömer’e Irak cephesine takviye kuvvetler
göndermesini vasiyet etti. Hz.Ömer hilâfet makamına geçince Ebû Ubeyd es-Sekafî’yi bin
kişilik gönüllü birliğinin başında Sâsânî kuvvetleri üzerine gönderdi. Onun şehid olması
üzerine (634) Irak cephesi kumandanlığına Sa’d b. Ebû Vakkas tayin edildi. Kadisiye’de
kazanılan zaferden (636) sonra İslâm ordusu Sâsânîler’in başkenti Medâin’e sonra da
Hulvan’a girdi. Kisra III. Yezdicerd Hulvan’ı terk etmek zorunda kaldı.
642 yılında kazanılan ve İslâm tarihinde “Fethu’l-fütûh” (fetihler fethi) denilen
Nihâvend zaferinden sonra İran kapıları Müslümanlara açıldı. Abdullah b. Âmir’in öncü
kuvvetleri kumandanı Ahnef b. Kays Nişâbur ve Serahs’ı fethettikten sonra Merv üzerine
yürüdü.
Son Sâsânî hükümdarı III. Yezdicerd Ceyhun nehrinin kuzeyine geçerek
Müslümanların takibinden kurtuldu. Topladığı kuvvetlerle Belh üzerine yürüdü ve şehri
Müslümanlar’dan geri aldı. Mervürrûz’a kadar ilerleyip Türk hakanından yardım istediyse de
Ahnef b.Kays’a yenilerek geri çekildi. Hz.Ömer önce Ahnef b.Kays’ın kazandığı zaferlerden
duyduğu memnuniyeti dile getirmiş ancak daha sonra muhtemelen Türk ordularıyla karşı
karşıya gelecek Müslüman askerlerin kayıplar vermesinden endişe ederek “keşke Horasan’a
ordu göndermeseydim, keşke Horasan ile aramızda ateşten bir deniz olsaydı”demiş18 ve
Ceyhun nehrini geçerek fetihlere devam etmek isteyen Ahnef’e “Sakın nehrin karşı tarafına
geçmeyiniz, bulunduğunuz yerde kalınız”diye haber göndermiştir.19
Hz.Ömer’in şehid edilmesinden sonra Horasan ve Tohâristan’da meydana gelen
olaylar sonucu bazı şehirler Türkler tarafından geri alındı. Ancak Abdullah b. Âmir daha
sonra bu bölgeyi tekrar fethetti.20
Bu sırada Kuzey Azerbaycan ve Dağıstan’da Hazarlar, Cürcan’da Sûl Türkleri
(Sûlîler), Sistan’da Eftalitler ve Halaçlar, Bâdgis’te Nizek Tarhan, Toharistan’da ise
Karluklara mensup bir Yabgu bulunuyordu. Sâsânîler’in yıkılması ve Göktürk nüfuzunun
zayıflaması üzerine Mâverâünnehir ile Harezm’deki mahalli hanedanlar bağımsızlıklarını ilan
etmişlerdi.
Hz. Osman’ın halifeliği döneminde İran içlerine süratle ilerleyen İslâm ordusu daha
sonra Gürcistan, Dağıstan, Azerbaycan ve Arran’a kadar uzanan toprakları ele geçirdi.
Azerbeycan’ın çeşitli yerlerine askerî birlikler yerleştirildi. 651 yılında bütün İran İslâm
hâkimiyeti altına alınmış oldu.21
İslâm ordusunun Türklerle mücadele ettiği bir başka bölge de Kafkasya idi.
Azerbaycan ve İrminiyye’nin fethinden sonra müslüman Araplar Hazar Türkleri’yle
karşılaştılar. 639’da Hz. Ömer, Sürâka b. Amr’ı, Derbend’in (Bâbü’l-ebvâb) fethine memur
etti. Abdurrahman b. Rebîa, Selmân b. Rebîa, Huzeyfe b. Esîd ve Bükeyr b. Abdullah gibi
kumandanlarda Süraka’nın emrine verildi. Hz. Ömer, Habib b.Mesleme’yi de ona yardıma
gönderdi. Sürâka’nın öncü kuvvetleri kumandanı olan Abdurrahman’ın sevk ve idaresindeki
İslâm ordusu Derbend hâkimi Şehrbârâz ile antlaşma yaptı. Şehrbârâz Müslümanlara tâbi
olmayı kabul etti (642-643). Sürâka’ya bağlı birlikler Derbend’in kuzeyine geçip Hazar
Türkleri’yle karşı karşıya geldi. Sürâka’nın aynı yıl ölümü üzerine başkumandanlığa getirilen
Abdurrahman b. Rebîa, Hazarlarla mücadeleye devam etti (645-46). Hazar topraklarına
akınlar düzenledi. Hazar başkenti Belencer yakınlarında meydana gelen bir savaş sırasında
İslâm ordusu mağlup oldu ve Abdurrahman şehid düştü (652-53). Kardeşi Selmân b. Rebîa bir
süre savaşa devam ettikten sonra Derbend’e döndü.22 Bu olaydan sonra İslâm dünyasındaki iç
karışıklıklar yüzünden Hazar Türkleri ile Araplar arasında önemli bir savaş olmadığı
anlaşılmaktadır.23
EMEVİLER DÖNEMİNDE TÜRK-ARAP MÜNASEBETLERİ
Peygamberimizin İslâm’ı tebliğiyle birlikte, dünyanın ücra bir köşesinde yaşayan küçük bir kavim, yeni ve büyük bir millet hâline geldi. Meçhul, basit bir hayat süren ve hattâ aşağılanarak yaşayan insanlar, bu dinle birlikte birdenbire, tarihin mümtaz kahraman, fatih ve dâhîleri oldular. Halife Hazret-i Ömer, emrindeki bir avuç Müslüman gâzisiyle 641'de Suriye ve Mısır'ı fethederek, koca Doğu Roma'nın kanatlarını kırdı. 642'de Büyük Sâsânî İmparatorluğunu yıkarak Ceyhun kenarına ulaştı ve Türklerle temasa geçti. Edinilen bilgilerin gerçekliği tam olarak kanıtlanmamış olsa da ilk Türk Arap karşılaşması 642 yılında son İran hükümdarı Üçüncü Yezdicerd’in Toharistan’daki yenilgisi neticesinde olmuştur. Hazret-i Ömer ve yerine geçen Hazret-i Osman'ın şehit edilmeleri ve sonraki yıllarda başlayan iç mücadeleler, 8. yüzyıl başlarına kadar Türklerle Müslümanların münasebetlerini bir sınır komşuluğundan ileri götürmedi. Fakat Dört Halife döneminden sonra başa geçen Emeviler çatışmaları başlatan taraf olmuştur. Emevîler tarafından, İslâm İmparatorluğunun bütün doğu bölgelerini içine alan Irak genel valiliğine Haccâc' ın getirilmesi ve bunun da Horasan'a, devrin sayılı kumandanlarından Kuteybe bin Müslim'i tayin etmesi çatışmaları başlattı. Emeviler bölgede İslâmiyet'i yaymaktan çok, yeni zaferler peşinde koşmuşlar; Müslüman olmalarına rağmen yerli halka ağır vergiler yüklemişlerdi. Bu sebeple ilk karşılaşma pek dostça olmamış ve Türklerle Araplar arasında küçük çapta çarpışmalar cereyan etmiştir. Kuteybe bin Müslim'in Maverâünnehir' in doğusuna düzenlediği akınlara karşı Türgeş Beyleri güçlü bir direnme göstermiştir. Türgeş Kağanı Şulu Han idaresindeki Türkler, 720 yılından itibaren cephelerdeki hakimiyeti ele alarak Emevî ordularını bozguna uğrattı. Böylece Emevîler döneminde Türkler karşısında başlangıçta başarıyla sürdürülen mücadeleler, sonuçta başarısızlıkla son buldu. Göktürklerin batı kanadında yer alan Türgeşler, Arapları savunmaya çekilmeye zorlamış ve bu mücadele Göktürklerin yıkılmasına kadar devam etmiştir (745 ). Göktürk hâkimiyetinin sona ermesiyle Türk toprakları doğudan Çinliler, batıdan Arapların ilerlemesine maruz kalmıştır. Bu dönemde Maverâünnehir bölgesinin savunmasını, Türgeşlerin yerini alan Karluklar üstlenmiştir. Ancak bu mücadeleler, Türklerin İslâmiyet’i yakından tanımalarına ve tetkik etmelerine zemin hazırladı. Kısa bir süre sonra da, Türklerin İslâm’ın bayraktarı olarak dünya sahnesine çıkmasına vesile oldu.
Emevîler Devrinde (661-750) Türk -Arap İlişkileri-2
(Emeviler döneminin en önemli mimari eserlerinden Şam Emeviyye Camii ve avlusu)
Uzun süren bir mücadele sonunda hilâfet makamına geçen Muâviye iç karışıklıklara son verip yeni bir fetih hareketi başlattı ve Basra valisi Abdullah b. Âmir’in kumandanlarından Abdurrahman b. Semüne’yi Sistan’ın fethine memur etti (663-64). Abdurrahman Kâbil, Belh ve Büst gibi şehirleri ele geçirdi. Abdullah b. Sevvâr da Sind bölgesinde fetihlere girişti. Ancak Türkler karşısında mağlup olunca yerine Mühelleb b. Ebû Sufrâ getirildi. Mühelleb 664 yılında Türkleri mağlup ederek bölgede İslâm hâkimiyetini sağladı.
Ziyâd b. Ebîh,Basra valiliği sırasında Horasan ve Sistan’a daha plânlı bir askerî harekât başlattı. Onun zamanında Hakem b. Ömer el-Gıfârî, Ceyhun (Amu Derya) nehrini geçerek Sağaniyan’a (Çağaniyan) kadar ilerlediği gibi Sâsânî hükümdarı (Kisra)III.Yezdicerd’in oğlu Firûz’u yenerek Çin’e sığınmaya mecbur etti. Mühelleb de Türkler karşısında yeni başarılar kazandı.
Ziyâd b. Ebih askerî harekâtı daha iyi organize edebilmek için Muâviye’yi iknederek Merv’i bir ordugâh şehri haline getirdi. Kûfe ve Basra’dan yaklaşık 50.000 kişiyi Horasan’ın Merv, Herat, Nişâbur gibi çeşitli şehirlerine yerleştirdi. 671 yılından itibaren Merv,Horasan eyaletinin askerî üssü haline geldi. Artık Türkistan’a yapılacak seferler buradan idare edilecekti.Horasan’ın yeni vâlisi Rebî b. Ziyâd el-Hârisî 671 yılında Belh’te çıkan bir isyanı bastırdıktan sonra Kûhistan üzerine bir sefer düzenledi ve bölgede karşı karşıya geldiği Eftalit Türklerini mağlup ederek Ceyhun nehrine kadar ilerledi. Burada Türk hükümdarı Nizek Tarhan’ı mağlup etti. Âmû l ve Zem gibi bazı şehirleri fethedip Harezm’e kadar ilerledi ve aldığı idarî tedbirlerle Horasan’daki İslâm hâkimiyetini sağlamlaştırdı.
Böylece Horasan ve Toharistan topraklarının büyük bir kısmı İslâm hâkimiyeti altına alınmış oluyordu
Emevîler Devrinde (661-750) Türk -Arap İlişkileri-3
( Semerkant Registan Meydanı )
ziyâd b. Ebîh,Basra valiliği sırasında Horasan ve Sistan’a daha plânlı bir askerî harekât başlattı. Onun zamanında Hakem b. Ömer el-Gıfârî, Ceyhun (Amu Derya) nehrini geçerek Sağaniyan’a (Çağaniyan) kadar ilerlediği gibi Sâsânî hükümdarı (Kisra)III.Yezdicerd’in oğlu Firûz’u yenerek Çin’e sığınmaya mecbur etti. Mühelleb de Türkler karşısında yeni başarılar kazandı. Ziyâd b. Ebih askerî harekâtı daha iyi organize edebilmek için Muâviye’yi iknâ ederek Merv’i bir ordugâh şehri haline getirdi. Kûfe ve Basra’dan yaklaşık 50.000 kişiyi Horasan’ın Merv, Herat, Nişâbur gibi çeşitli şehirlerine yerleştirdi. 671 yılından itibaren Merv,Horasan eyaletinin askerî üssü haline geldi. Artık Türkistan’a yapılacak seferler buradan idare edilecekti.Horasan’ın yeni vâlisi Rebî b. Ziyâd el-Hârisî 671 yılında Belh’te çıkan bir isyanı bastırdıktan sonra Kûhistan üzerine bir sefer düzenledi ve bölgede karşı karşıya geldiği Eftalit Türklerini mağlup ederek Ceyhun nehrine kadar ilerledi. Burada Türk hükümdarı Nizek Tarhan’ı mağlup etti. Âmûl ve Zem gibi bazı şehirleri fethedip Harezm’e kadar ilerledi ve aldığı idarî tedbirlerle Horasan’daki İslâm hâkimiyetini sağlamlaştırdı. Böylece Horasan ve Toharistan topraklarının büyük bir kısmı İslâm hâkimiyeti altına alınmış oluyordu. Ziyâd b. Ebih’in ölümünden sonra Horasan vâliliğine tayin edilen oğlu Ubeydullah b. Ziyâd zamanında Mâverâünnehir’e yapılan seferler yeni bir safhaya girdi. Ubeydullah 674yılında Beykent’i fethettikten sonra Buhara üzerine yürüdü. O sırada Buhara’ya hâkim olan vemuhtemelen Buhârhudât sülalesine mensup olan Türk hükümdarı Bîdûn’un dul eşi nâibeKabaç Hatun çevredeki Türklerden yardım istedi. Ancak Türk birlikleri Ubeydullah b. Ziyâd karşısında tutunamayınca Kabaç Hatun, bir milyon dirhem vergi vermek suretiyle sulh talebinde bulundu. Ubeydullah onunla bir barış antlaşması yaptıktan sonra Râmisen, Beykent, Nesefve Sağaniyan’ı da ele geçirdi. Ubeydullah yanına aldığı 2.000 (başka bir rivayete göre ise 4.000) Türk savaşçı ile Basra’ya döndü. Basra’da onların yerleştirildiği sokağa “Buharalılar Sokağı” denildi. Bu savaşçılar Basra’da meydana gelen bir isyanın bastırılmasında da görev aldılar. Said b. Osman 675-76 yılında Horasan vâliliğine tayin edilince Ceyhun nehrini geçip Semerkand üzerine sefer düzenledi. Soğd, Kiş ve Nesef halkı,Said b. Osman’a karşı topraklarını korumak üzere seferber olunca,Buhara’ya hâkim olan Kabaç Hatun da onlara katıldı. Ancak müttefikler anlaşmazlığa düşünce bir kısmı ayrıldı. Said b. Osman da müttefik Türk birliklerini bozguna uğrattı. Kabaç Hatun rehineler gönderip itaat arzettiğini bildirdi(677).Said Buhara’ya girmeyi başardı ve
Semerkand üzerine yürüdü. Semerkandlılar üç gün boyunca ona mukavemet ettiler. Ağır kayıplar veren Semerkandlılar 700.000 dirhem vergi ödemek ve ileri gelenlerin çocuklarını rehine bırakmak suretiyle anlaştılar. Said anlaşma uyarınca şehrin bir kapısından girip diğerinden çıktı.
I. Yezid devrinde Selm b. Ziyâd Horasan vâliliğine getirilinceye kadar seferler durdu. Selm 680-81 yılında Irak’tan topladığı çok sayıda askerle Semerkand ve Harezm üzerine yürüdü. Bir rivâyete göre Semerkand tekrar fethedildi. Ancak bu sıralarda Kabaç Hatun ve Mâverâünnehir’in diğer şehirlerinde yaşayan Türkler Müslümanlara karşı harekete geçti. Selm gerekli hazırlıklarını yaptıktan sonra süratle Soğd hâkimi Tarhun ve diğer bazı prenslerin yardıma gelmesine rağmen Buhara’ya girmeye muvaffak oldu ve Kabaç Hatun onunla yeni bir barış antlaşması yaptı.
Emevîler Devrinde (661-750) Türk -Arap İlişkileri-4
Abdullah b. Zübeyr’in hilâfet mücadelesine girdiği dönemde bazı Türk prensleri şehirleri geri almak için seferber oldular. Ancak Abdullah b. Zübeyr’in Horasan vâlisi Abdullah b. Hâzım Türk taarruzlarını başarıyla geri püskürttü.Abdülmelik b. Mervân devrinde Musâ b. Abdullah b. Hâzım, Tirmiz’i ele geçirdi. Musa, Türkler, Araplar, Eftalitler ve Tibetlilerden müteşekkil bir orduyu mağlup etti. Bunun üzerine bölge halkı ona itaat arz edip vergi ödediler.Türklerin Müslümanlar karşısında mağlup olup Merv’den ayrılması üzerine Merv şehri Horasan’daki Müslüman emîrlerin başşehri oldu.697 yılında Horasan vâlisi tayin edilen Mühelleb b. Ebî Sufrâ 699 yılında Kiş’e karşı bir sefer düzenlediyse de iki yıl süren kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı. Onun 702 yılında ölümü üzerine oğlu Yezid, Fergana, Harezm ve Badgis’e karşı düzenlediği seferlerden sonuç alamadı ve bir süre sonra görevden uzaklaştırıldı.I.Velid’in hilâfet döneminde (705-715)
Haccac’ın isteğiyle Horasan vâliliğine Kuteybe b. Müslim getirildi(705). Kuteybe hemenaskerî bir harekât için hazırlık yaptı.
Hedefi Toharistan ve Mâverâünnehr’i fethetmekti. Bu iki bölge de Türklerin hâkimiyetindeydi. Ancak Türk beyleri arasında siyasî bir hâkimiyet yoktu.
Bu durum İslâm ordularının başarılı olmasında önemli bir katkı sağladı. Türgeş (Türgiş) Hakanlığı Müslüman Araplara karşı ciddi bir mukavemet gösteremedi.
Kuteybe b. Müslim Mâverâünnehir seferine çıkmadan önce Belh üzerine yürüdü ve Toharistan eyaletinin hâkimi olan Türk asıllı Nizek Tarhan’a elçi göndererek hâkimiyetini tanımasını ve Müslüman esirleri serbest bırakmasını istedi. Nizek Tarhan Kuteybe b. Müslim’in bu teklifini kabul edip Merv’e hareket ettive Kuteybe’nin Badgis’e girmemesi şartıyla sulh yapıldı.
Böylece Toharistan’dan gelecek tehlikelerden emin olan Kuteybe 87 (706) yılında kendisiyle sulh yapan Badgis hükümdarı Nizek Tarhan’ı da yanına alıp Beykent üzerine bir sefer düzenledi. Şehri bir süre kuşattıktan sonra barış yoluyla ele geçirip kısa bir süre burada kaldıktan ve muhafız kıtaları bıraktıktan sonra ayrıldı. O ayrılır ayrılmaz halk isyan etti. Kuteybe geri dönüp şehri savaş yoluyla fethetti ve bol miktarda ganimet ele geçirdi. Ancak şehir halkı daha sonra isyan edince tekrar Beykent’e gelip savaşçıları öldürttü.
Kuteybe’nin bu başarısı karşısında endişeye kapılan Mâverâünnehr Türk prensleri 707 yılında Müslüman Araplara karşı birlikte hareket etmeye karar verdiler. Kuteybe onları yendi fakat Buhara üzerine yürümekten vazgeçip Merv’e döndü.
Kuteybe b. Müslim Buhara civarındaki mahallî beylerin kendisine karşı müşterek bir cephe oluşturması ve Buhara’nın fethinin gecikmesi üzerine Haccâc tarafından uyarıldı. Bunun üzerine 707 yılında Soğd, Kiş ve Nesef ordularına karşı sefere çıktı. Onları mağlup edip Buhara üzerine yürüdü. O,şehri muhasara ettiği sırada Türklerle Soğdlulardan oluşan büyük bir ordu Buhara önlerine ulaştı. Türgeş hakanı ve Tarhunda İslâm ordusuna saldıran birliklerin başında bulunuyordu. Şehir kuşatma altındayken Buhara hükümdarı Verdan Hudât askerleriyle yardımcı kuvvetlere katıldı. Çok çetin savaşlar sonunda Müslüman askerler ordugâhlarına çekildi. Fakat kısa sürede toparlanıp müttefik kuvvetleri bozguna uğrattılar.
Zor durumda kalan Buhar Hudat (BuharaHâkimi) sulh talebindebulundu. Yapılan antlaşmaya göre,Buharalılar Abbasî Halifesine 200.000, Horasan vâlisi için de 10.000 dirhem yıllık vergi ödeyeceklerdi ve şehre Müslüman muhafızlar yerleştirilecekti.
Emevîler Devrinde (661-750) Türk -Arap İlişkileri-5
Kuteybe antlaşmayı müteakip şehri teslim aldı ve şehrin bir bölümünü İslâm ordusuna tahsisetti. BöyleceBuhara’da kesin olarak İslâm hâkimiyeti sağlandı (708-709). Buhara’nın fethiyle Mâverâünnehr kapıları İslâm ordularına açılmış oluyordu. Şimdi sıra Semerkand’a gelmişti. Semerkand hükümdarı Tarhun,Buhara halkının başına gelenleri gördüğü için Kuteybe’ye elçi gönderip bazı şartlar dahilinde barış teklifinde bulundu. Kuteybede onunla barış antlaşması yapmayı uygun buldu.
Toharistan hâkimi Nizek Tarhan da Buhara seferinden dönmekte olan Kuteybe’nin yanına giderek ona bağlılığını bildirip Belh’e hareket etti.
Kuteybe tarafından her an tevkif edilme endişesi içinde yaşayan Nizek Tarhan Talekan, Merv, Faryab ve Cüzcan hâkimleriyle iş birliği yaparak Müslüman Araplara karşı birlikte hareket etmeye karar verdi. Ancak NizekTarhan’ın müttefikleri 710 yılında Kuteybe’ye itaat arz edince Nizek Tarhan bir kaleye sığınmak zorunda kaldı. Kuteybe onu yakaladıktan sonra Irak genelvâlisi Haccac’a gönderdi ve Haccac tarafından derhal idam edildi. Nizek üzerine düzenlediği seferden sonra Kiş ve Nesef’i de fetheden Kuteybe,Buhara’ya hareketetti. Mahalli beyler arasındaki mücadelede Tuğşada’nın tarafını tutanKuteybe onun raki plerini bertaraf etmesini sağladı ve şehrin bir kısmına Müslüman Arapları yerleştirdi. Bu arada Türkler arasında İslâmiyet’in yayılması için gayret sarfedildi. Bir süre sonra da bir cami yapıldı. Kuteybe Buhara’da huzuru sağlayıp Merv’e hareket etti. Kuteybecaminin inşasına bizzat nezaret ediyor ve yerli halkın herhangi bir taşkınlığına meydan vermemek için sıkı tedbirler alıyordu. Bütün
bu gayretlere rağmen, o zamanki halk arasında İslamiyetin fazla hüsnü kabul görmediği, Cuma günleri halkı camiye çekebilmek için nakdi müfakat verileceğinin vaat edilmesinden anlaşılmaktadır.
Haccâc Horasan’ı itaat altına aldıktan sonra Zâbulistan hükümdarı Rutbil üzerine bir sefer düzenlenmesini istedi. Kuteybe’de Mâverâünnehr’deki harekâtı durdurarak Rutbil’e karşı harekete geçti (711). Rutbil Kuteybe’ye sulh teklifinde bulundu. Bu teklif haraç vermesi şartıyla kabul edildi.
Kuteybe ertesi yıl Semerkand seferi için hazırlıklara başladı. Ancak tam bu sırada Hârezmşâh,kardeşine karşı başlattığı mücadelede kendisine yardım ettiğitaktirde haraç vereceğini bildirdi. Bunun üzerine Kuteybe Hârezm’e hareket etti ve Hârezmşâh’ın muhaliflerini bertaraf etti. Bu sefer ,Hârezmşâh ile yapılan bir antlaşma ile sona erdi(711-12). Bölgede İslâm hâkimiyetinin tanınması Hurrezad’ı harekete geçirdi. Kuteybe’nin,kardeşi Abdurrahman b. Müslim kumandasında gönderdiği İslâm ordusu Hurrezad’ı mağlup ve katletti.
Emevîler Devrinde (661-750) Türk -Arap İlişkileri-6
Kuteybe,Horasan ve Mâverâünnehr’in tamamını ele geçirmek istiyordu. 705 yılından beri sürdürülen seferler sonunda önemli şehirler ve stratejik mevkiler fethedilmişti. Semerkand hâkimi Tarhan Kuteybe’ye itaat arz etmekle beraber bölge kesin olarak İslâm hâkimiyeti altına alınamamıştı. Tarhan’ın Müslümanlara haraç vermeyi kabul etmesi yüzünden başlatılan bir isyan sonucu öldürülmesi üzerine yerine Gurek b. İhşid adlı birigetirildi.
Semerkand’da istenilenölçüde emniyet ve huzurun sağlanamaması Mâverâünnehir’in diğer şehirleri için bir tehdit oluşturuyordu. Bu durumu dikkate alan Kuteybe,Hârezm seferi dönüşü Semerkand üzerine yürümeye karar verdi. Kardeşi Abdurrahman’ı öncü kuvvetlerin başında gönderirken kendisi de büyük bir orduyla yola çıktı. Bunu duyan Gurek, Şaş ve Fergana halkıyla Türk birliklerinden teşkil ettiği bir orduyla karşı harekete geçti. Taraflar
Semerkand ile Buhara arasında savaşa tutuştular. Gurek’e bağlı kuvvetler Kuteybe karşısında tutunamadı.
Abdurrahman b. Müslim’in 20.000 kişilik öncü birliklerinden sonra Buharalı ve Horasanlı askerlerden oluşan Kuteybe’nin ordusu da Semerkand’a ulaşıp şehri çok şiddetli bir şekilde muhasara etti. Bu sırada Şaş hükümdarından gelen yardımcı birlikler Salih b. Müslim tarafından mağlup edildi. Surların yavaş yavaş tahrip edildiğini gören Gurek Kuteybe’ye barış teklifinde bulundu. Kuteybe de bazı şartlar dâhilinde bu antlaşmayı kabul etti. Antlaşma şartlarına göre Soğd hâkimi Gurek ,her yıl 2.200.000 dirhem vergi ödeyecek ve o yıl için 30.000 asker gönderecekti. Ayrıca şehirde bir mescit yapılacak ve Kuteybe bir süre sonra şehri terk edecekti.
Ancak İslâm ordusu antlaşma şartlarına rağmen şehri terk etmedi ve 711 yılında buraya bir garnizon yerleştirildi.Semerkand’ın fethiyle Müslümanlar Mâverâünnehr’e hâkim olmuş, Soğdlularda bir süre için İslâm devletine tâbi olmak zorunda kalmışlardı. Semerkand’da da İslâm hâkimiyeti sağlandıktan sonra Kuteybe yeni fetih plânları hazırladı ve bunları gerçekleştirmek üzere 20.000 kişilik bir orduyla yeni bir sefere çıktı(713). Kuteybe, Buhara,Hârezm, Kiş ve Nesef’ten askerî birlikler toplayıp Semerkand’a geldi ve burada ordusunu ikiye ayırdı. Kendi sevk ve idaresindeki ordu Fergana’ya giderken diğer orduyu da Şaş üzerine sevketti. Ceyhun
nehri geçilerek Şaş ve Fergana da İslâm topraklarına katıldı(712). Bu sefer sonunda Kuteybe Semerkand’ı Mâverâünnehr’in en müstahkem şehri haline getirmek istiyordu.96(714-715)
yılında Kaşgar seferine çıktığı zaman kendi ailesiyle kumandanlarının ailesini burada bırakmıştı. Kuteybe Kaşgar’ı da fethedip Çin topraklarına kadar İslâm hâkimiyetini tesis etmeyi plânlıyordu.
Şaş, Hucend ve Fergana’nın bir kısmı ele geçirildikten sonra ertesi yıl İslâm ordusu İsficâb’a kadar ilerledi.Bu fetihlergerçekleştirilirken Irak genelvâlisi Haccâc öldü(Haziran-Temmuz 714). Kuteybe her zaman yakın ilgi ve desteğine mazhar olduğu Haccâc’ın ölümü üzerine askerlerini terhis etti. Ancak Halife I. Velid,Kuteybe’ye mektup gönderip kendisini Irak’tan ayrı olarak müstakil bir vilayet haline getirilen Horasan’a vâli tayin ettiğini bildirdi ve
seferlere devam etmesini istedi.Bunun üzerine Kuteybe Fergana’yı kesin olarak İslâm hâkimiyeti altına almak ve Fergana-Kaşgar ticaret yolunu ele geçirmek amacıyla sefere çık tı.
Fergana’ya varıp karargâhını kuran Kuteybe,Halife Velid’in ölüm haberini alınca büyük bir sarsıntı geçirdi ve Halife Süleyman b. Abdülmelik’e isyan etti (715).
Kuteybe’nin bu isyan sırasında öldürülmesi(715) Mâverâünnehr ve şarktaki İslâm fetihleri açısından bir dönüm noktası teşkil eder. Halife I. Velid devri İslâm fetih harekâtının en parlak dönemlerinden biridir. Kuteybe onun zamanında Buhara ve Semerkand ile Ceyhun’un ötesindeki toprakları fethederek bu bölgede İslâm hâkimiyetini tesis eden ilkkumandan olarak tarihe geçmiştir.
Kuteybe b. Müslim askerî sahadaki başarılarını, fethettiği bölgelerde İslâm dinini yayma hususunda gösterememiştir. Bunda Kuteybe’nin tutumundan ziyade Emevî hilafetinin takip ettiği mevcut politika tesirli olmuştur. Fethedilen bölgelerde İslâmiyeti kabul etmiş olan fakat Arap olmayan unsurlar devletin gelirlerini arttırmak gayesiyle her türlü vergiyi ödemekle mükelleftiler. Seferlere piyade olarak katılıyorlar ve Arap süvarilerinden daha az maaş, aynı zamanda ganimetten daha az pay alıyorlardı. Bu tutum Müslümanlığın yayılmasına engel oluyordu
İslâm ordularının Mâverâünnehir’deki bu başarısının nedeniHaccâc’ın idarî kabiliyetiyle Kuteybe’nin askerî kabiliyetinin birleştirilerek hareket edilmesidir. Kuteybe bu fetihler sırasında Horasan’da birbirleriyle mücadele halinde olan bütün muhalif grupları, yani mevâlî ( Arap olmayan Müslümanlar) ile Arapları, Kaysîlerle Yemenlileri birbirleriyle ittifak içinde düşman kuvvetleri üzerine sevketmiştir.Onun ölümünden sonra düzenlenenseferler
kalıcı sonuçlar bırakmaktan uzaktı. Halife Süleyman b. Abdülmelik’in Horasan vâlisi Yezid b. Mühelleb Dihistan’dahüküm süren Türk hükümdarı Su-lu mağlup ettiği halde o yörede İslâm egemenliği sağlanamamıştır.
Sul Tegin daha sonra Müslüman olarak adamlarıyla birlikte Yezid’in hizmetine girmiş ve efendisinin II. Yezid’e karşı isyanında Akr Savaşında ölmüştür.Türgeş Hakanı Su-lu Han, Kursul kumandasındaki bir orduyu Semerkand üzerine sevketti. Horasan vâlisi Said b. Abdülaziz ile savaşan birlikler Müslümanları mağlup ettiyse de Semerkand’ı muhasara altına alamadan geri döndüler.Horasan vâliliğine getirilen Said b. Amr el-Haraşî zamanında Müslüman Araplara karşı Türgeş hakanını destekleyen Türkler zulme maruz kaldılar ve yurtlarını terk ettiler. Said kaçanları takip ederekHucend’de kuşattı ve yakaladığı Türkleri kılıçtan geçirdi (722). Bu olaylar Türklerin Müslüman Araplara karşı düşmanca duygular beslemesine sebep oldu.
Horasan vâliliğine getirilen Müslim, 723-24 yılında Fergana’yı ele geçirmek üzere hazırlıklara başladı ve bazı başarılar kazandı. Daha sonra Taşkent üzerine yürüdü fakat Türgeş hakanı Su-
lu’nun direnç göstermesikarşısında geri çekilmek zorunda kaldı. Onları takip eden Türk askerleri Seyhun nehri kıyısında Emevî ordusuna yetişti veYevmü’l-Atşadıyla tarihe geçen savaşta Müslüman Araplar ağır kayıplar verdiler ve Hucend’e geri çek ildiler. Buolaylar Mâverâünnehr’deki Müslüman hâkimiyetini oldukça sarstı. Türkler kaybettikleri toprakları geri almak için seferber oldular.
Esed b. Abdullah el-Kasrî’nin vâliliği döneminde de Müslüman Araplar Türkler karşısında başarı sağlayamadılar. Türkler Mâverâünnehir’de yer yer üstünlüğü ele geçirdiler. Esed b. Abdullah Huttel’e düzenlediği bir seferde Türgeşler karşısında mağlup oldu.
Emevî halifesi Hişâm b. Abdülmelik, Türgeş hakanı Su-lu’ya elçilik heyeti gönderip onu İslâma davet etti. Ancak Hakan İslâmiyeti kabul ettikleri takdirde askerlerinin ve halkının geçim sıkıntısı çekeceğini söyleyerek bu teklifi geri çevirdi
Abbasîler Döneminde Türk Arap İlişkileri
Abbasîler devrinde Türklerin hâkimiyetindeki topraklara karşı düzenlenen fetih harekâtı hızını kaybetmiş ve Anadolu’ya yapılan gazalar dışında büyük seferler düzenlenmemiştir.Kuteybe b.Müslim’in Mâverâünnnehr’i fethetmesi ve Batı Türkistan’a düzenlediği seferler bölgenin siyasî hayatında önemli değişikliklere sebep olmuştur. Göktürklerinzayıflaması ve Mâverâünnehr’in İslâm hâkimiyeti altına alınması, Türgeş Hakanlığı’nın da Müslüman Araplar karşısında ciddi bir başarı kazanamaması üzerine Türkler Çin’den yardım istemek zorunda kaldılar. Buna ilk teşebbüs eden Fergana İhşid’i oldu (712). Daha sonra Buhara hükümdarı Tuğşâda kardeşini Çin’e gönderip Müslümanlara karşı yardım istedi (726). Yardım isteyenler arasında Semerkand hükümdarı Gurek ve Toharistan Yabgusu da vardı.Türgeş Hakanlığı’nın ortadan kaldırılmasından sonra Çin’in Kuça vâlisi büyük bir orduyla Mâverâünnehr üzerine yürümüş ve bölgeye hâkim olan Müslüman Araplarla Talas nehri kıyısında yaptıkları savaşı kaybederek geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Türk -İslâm ve dünya tarihi açısından son derece önemli olan Talas Savaşı’nın sebepleri hakkında İslâm ve Çin kaynaklarında farklı bilgiler verilmektedir. Çinliler’in Taşkent üzerine yürüyerek hükümdar Bagatur Tudun’u öldürmesi üzerine oğlu Karluklardan yardım istediği gibi diğer Türk boylarını da Çin’e karşı hareket etmeye teşvik etti. Ancak o sırada siyasî birlikten yoksun olan Türk dünyası Çin’e karşı girişeceği bir seferin sonucundan emin olamadığı için Abbasîler’in Horasan vâlisi Ebu Müslim’i Kuça, Karaşar, Hoten ve Kaşgar’ı ele geçirmesi hususunda ikna ettiler. Bunun üzerine Çin kuvvetleri bugünkü Evliyaata yakınlarındaki Talas şehrine ulaştı ve burada Müslüman Araplar’la karşı karşıya geldi.
Abbasîler Döneminde Türk Arap İlişkileri -2
Çin kaynaklarında başlangıçta Çinlilerin safında yer alan Karluk Türklerinin savaş başlayınca Müslümanların safına geçtikleri iddia edilmektedir. Ancak Ebû Müslim’i Çinlilere karşı tahrik edenlerin Karluklar olduğu düşünülürse bu iddianın doğru olmadığı anlaşılır. Muhtemelen Karluklar savaş başladıktan sonra son gün Çinlilere karşı taarruza geçmişlerdir. 751 yılı Temmuz ayında Ebû Müslim’in kumandanı Ziyâd b. Sâlih ile Çin’in Kuça vâlisi Kao Sien-tche (Kav-Sien-ci)’nin sevk ve idare ettiği ordular arasında başlayan savaş beş gün devam etmiş ve iki ateş arasında kalan Çin birlikleri ağır kayıplar vermiş başkumandan dacanını zor kurtarabilmiştir. Bu olaydan sonra Çinliler bir daha Mâverâünnehir’in işlerine karışmamışlardır. Çin ordusundaki yaklaşık 20 bin kişinin esir düştüğü Talas Savaşı’nın sonuçlarını maddeler halinde şöyle özetlemek mümkündür:
1)Her vesileyle Türkler ve Türkistan toprakları üzerinde nüfuz kurmak isteyen Çinliler 751 yılındaki bu feci bozgundan sonra Batı Türkistan üzerindeki emellerinden vazgeçmek zorunda kalmış başka bir ifadeyle Çin artık Batı Türkistan için bir tehdit unsuru olmaktan çıkmıştır
2)Savaştan önceki yıllarda Batı Türkistan’da sarsılmış olan Türk nüfuzu Talas Savaşı’ndan sonra yeniden tesis edilmiş ve 766’da Karluk Türkleri müstakil bir devlet kurmuşlardır.
3) Hz.Ömer devrindeki fetihler sırasında başlayan Türk -Arap mücadelesi uzun süre devam etmiş ve bundan dolayı da İslâmiyet Türkler arasında yayılma imkânı bulamamıştı. Talas Savaşı’ndan sonra bu mücadele yerini barış ve dostluğa bırakmıştır. Bu sayede İslâmiyet Türkler arasında yayılmaya başlamıştır.
4)Talas Savaşı dünya kültür tarihi üzerinde de önemli rol oynamış ve esir alınan Çinliler vasıtasıyla Semerkand’da da keten ve kenevirden kâğıt imal edilmeye başlanmış ve kağıtçılık çok geçmeden İslâm ülkelerinde yaygınlaşmıştır. Çin’in dışındaki ülkelerde veMüslümanlarda kâğıt, sağlıksız ve pahalı olan papirus (parşomen) idi. İslâm dünyası’nda ilk kâğıt imâlathanesi Semerkand’da kuruldu.Sonra daha ucuza üretilen bu kâğıt, diğer Müslüman şehirlerine de yayıldı. Bu sanayi Bağdat, Mısır, Sicilya ve Endülüs yoluyla Avrupa’ya geçmiştir
Abbasîler Döneminde Türk Arap İlişkileri -3
Emevîler zamanında Mervân b. Muhammed’in Hazarlar’a karşı kazandığı zaferden sonra Araplar’la Hazarlar arasındaki mücadelede bir duraklama olmuştu. Abbasîler’in ilk döneminde de bu sessizlik devam etmiş ve Halife Ebû Ca‛fer el-Mansûr ,İrminiyye vâlisi Yezid b. Üseyd’e Hazarlar’la sıhriyet tesis etmesini emretmiş o da bir Hazar prensesiyle evlenmiş ve Berdea’da muhteşem birdüğün merasimi yapılmıştır. Ancak bu prenses doğum sırasında öldüğü halde yakınları prensesin öldürüldüğünü söyleyerek Hazarlar’la Abbasîler arasındaki ilişkilerin bozulmasına ve yeni bir mücadele döneminin başlamasına sebep olmuştur.Hazar hakanı bu olay üzerine Müslümanlara karşı Astarhan el-Hârezm î’nin kumandasında ordular sevk etmiş ve onlara ağır kayıplar verdirmiştir (762-64). Halife Ebû Ca‛fer el-Mansûr döneminde,Astarhan kumandasındaki Hazar ordusu Kafkas dağlarını aşıp İslâm hâkimiyetindeki topraklara girdi. Suriye, el-Cezîre ve Musul’dantakviye birlikleri gönderilmesine rağmen Yezid b. Useyd kumandasındaki İslâm ordusu yenildi. Bu bozgun üzerine Halife hapishaneleri tahliye etti, binlerce gönüllüden oluşan büyük bir orduyu Hazarlar’a karşı sevketti. Ayrıca sınırlarda kaleler inşa ettirerek gerekli savunmatedbirleri aldı. Hazarlar daha fazla ilerleyemediler ve aldıkları ganimetlerle ülkelerine döndüler.
Halife Ebû Ca‛fer el-Mansûr (754-775)devrindenHârunü’r -reşîd(786-809) devrine kadar yarım asra yakın bir süre Hazarlar’la Müslüman Araplar arasında kayda değer bir savaşın cereyan etmediği anlaşılmaktadır.Hârunü’r -reşîd bölgede meydana gelen karışıklıklar üzerine 797 yılında Said b. Selm’i İrminiyye vâliliğine tayin etti. Said Derbend’deki asilerin lideri Necm b. Hâşim’i öldürtünce oğlu Hazarlar’a sığınıp yardım istemiş bunun üzerine Hazarlar Said’e karşı harekete geçtiler ve 799 yılında Bâbü’l-ebvâb üzerinden Kür nehri kıyısına kadar gelerek, o bölgedeki köy vekasa baları tahrip ettiler. Bu başarısızlık nedeniyleHârunü’r -reşîd, Said’i azledip yerine Yezid b. Mezyed’i tayin etti. Vâli Yezid, Huzeyme b. Hâzim ile beraber büyük bir orduyla yolaçıktı. Durumdan haberdar olan Hazarlar geri çekildiler.
Hârunü’r -reşîd devrinde gerçekleştirilen bu son harekât ile Abbasîler ve Hazarlar arasındaki mücadele dönemi sona ermiş, bunun yerini siyasî, dinî ve iktisadî ilişkiler almıştır. Hazarlar ile Müslümanlar arasındaki ticarî münasebetler başlıca üç yoldan yapılıyordu:
a)Bağdat-Rey-Berda’a-Derbend-İdil yolu,
b)Cürcan’dan başlayan ve Hazar Denizi üzerinden Hazar ülkesine ulaşan, hatta Don ve Volga nehirleri vasıtasıyla daha kuzeye uzanan ticaret yolu,
c)Hârezm’den Hazarlar’a ve Bulgarlara giden yol.
Aynı dönemde Bizans’tan kaçan Yahudîler’in etkisiyle Hazar Hakanı Yahudîliği kabul etti. Bütün bu olaylara rağmen İtil’deki (Dâru’l- beyzâ) İslâm topluluğu varlığını korudu ve bir süre sonrada Müslümanlar devlet yönetiminde hâkim unsur haline geldiler. 969 yılında Ruslar’ın İtil’e hücumundan sonra Hazar hakan ailesiHârezmli Müslümanların vasıtasıyla İslâmiyeti kabul etti.
Emevîler devrinde Müslümanlar çok geniş bir alanda hâkimiyet tesis etmekle beraber Araplar dışındaki kavimler (mevâlî) ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyordu. Bu durum mevâlînin özellikle Horasan’da Emevîler’e karşı büyük bir isyan hareketi başlatmasına sebep oldu. İsyana önderlik eden Ebû Müslim-i Horasanî de mevâlîye mensup idi. 746’da Horasan’da başlayan hareket Emevî hanedanının yıkılması ve Abbasîler’in iktidara gelmesiyle sonuçlandı. Bu sadece iktidarın iki hanedan arasında el değiştirmesinden ibaret bir olay değildi. İslâm tarihinde bir dönüm noktası sayılan bu ihtilal hareketinden sonra mevâlî ile Araplar arasındaki fark ortadan kalkmış hatta mevâlî, Araplar karşısında üstünlük kazanmıştı
Emevîler Arap milliyetçiliğine dayalı bir siyaset takip ediyorlar, Arapların dışındaki Müslüman halka ikinci sınıf insan muamelesi yapıyorlardı. Abbasî ihtilal hareketinin mevâlî dediğimiz Arap olmayan unsurların yoğun olarak yaşadığı Horasan bölgesinde gelişme imkânı buldu. Oradan da diğer eyaletlere doğru yayıldı. Abbasî ihtilalinin başarıya ulaşmasında İranlılar kadar Horasan bölgesinde yaşayan Türklerin de önemli rolü olmuştur.
Bunlar arasında Merv’li Tarhun ez-Zâî, Ebû Müslim-i Horasanî’nin güvenilir adamlarından
Tarhan el-dikkat çeken isimlerdir. Abbasî kuvvetlerinin Kufe’ye girmesinden ve son Emevî halifesi Mervân b. Muhammed’in Musul’a doğru geri çekilmesinden sonra o sırada Nihavend’de bulunan Muhammed b. Sûl, Ebû MüslimCemmâl ve Yezid b. Mühelleb’in adamlarından ve Abbasî nakiplerinden Muhammed b. Sûl -i Horasanî’nin emriyle batıya doğru hareket etmiştir. Halife Mervân ile ilk Abbasî halifesi
Ebu’l-Abbas es-Seffâh’ın amcası Abdullah b. Ali arasında cereyan eden Büyük Zap Suyu Savaşı’nda da Muhammed b. Sûl’un Abbasî ordusunun karargâhında önemli hizmetlerde bulunduğu bilinmektedir.
Musul Abbasîler’in eline geçince Muhammed b. Sûl burada âmil olarak görevlendirildi. Halife Ebu’l-Abbas onu dahasonra Azerbaycan vâliliğine tayin etti (751-52).Muhammed’in 752-53 yılına kadar bu görevi sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Ebû Ca‛fer el- 52Mansûr hilâfet makamına geçince onu kendisine karşı ayaklanan Abdullah b. Ali’yi bertaraf etmekle görevlendirdi. Ancak Abdullah b. Ali daha erken davranıp onu öldürttü (754-55).
Ebû Ca‛fer el-Mansûr iktidara gelince rakip gördüğü Abdullah b. Ali ve ihtilalin lideri Ebû Müslim-i Horasanî’yi öldürttü. Daha sonra Ebû Müslim’in yakın adamlarından Ebu Nasr Mâlik b. Heysem’in bertaraf edilmesi işini de yine bir Türk’e Hemedan vâlisi Züheyr et-Türkî’ye verdi ve Züheyr onu Hemedan’da hapsetti.Ebû Ca‛fer el-Mansûr, Bağdat’ın kuruluşundan sonra Mübârek et-Türkî adlı Türk kumandanına iktalar vermiş ve onu yakın adamları(havas) arasına katmıştır. Ayrıca Hammâdet-Türkî de Şevâd topraklarının siyasî ve iktisadî kontrolünü yapmak üzere görevlendirilmiştir.Câhiz, Türkleri hizmetine alan ilk Abbasî halifesinin Ebû Ca‛fer el-Mansûr olduğunu söyler.
İbnü’l-Esîr de Ebû Ca‛fer el-Mansûr’un oğlu Mehdî’ye mevâlîye (Arap olmayan Müslüman halk) iyi muamele etmesini, onların gönüllerini kazanmasını ve özellikle Abbasîler’in iktidara gelmesinde büyük katkıları olan Horasan halkıyla yakından ilgilenmesini tavsiye ettiğini kaydeder.
Bunlar dikkate alınarak fethedilen birçok şehirdeki Türklerin İslâmiyeti kabul ederek Ebû Ca‛fer el-Mansûr devrinde Bağdat’ta yerleştirilen askerî birlikler arasına yerleştirildiği tahmin edilmektedir. Mübarek et-Türkî’nin Halife Mehdî-Billah ve Hâdî-İlelhak devrinde de görev aldığı ve Kazvin yakınlarında Medinetü Mübarek adıyla yeni bir yerleşim merkezi kurduğu bilinmektedir.
Mübarek et-Türkî 786 yılında Medine’de isyan eden
Hz.Ali evladından Hüseyin b. Ali’nin isyanını bastırmakla görevlendirilmiş fakat başarısız olması üzerine malları Halife Hâdî’nin emriyle müsadere edilmiştir.
Abdullah b. Mübarek muhtemelen Mübarek et-Türkî’nin oğludur. Halife Mehdî Türkistan hanlarına elçiler gönderip onları İslâm’a davet etmiş, onlardan bir kısmı bu teklifi kabul edip Müslüman olmuşlardır. Yakubî, Râfî b.Leys’e yardım eden Karluk Yabgusu’nun Halife Mehdî vasıtasıyla Müslüman olduğunu söyler.
İbnü’l-Esîr de olayları anlatırken Oğuzların bir kısmının İslâmiyeti kabul ettiğinikaydeder.Şaş halkı da III.(IX) yüzyılda Müslümanlığı kabul etmiştir.Müslümanlarla Bizans kuvvetleri arasındaki mücadele Suğûru’ş-Şâmiyye ve Suğuru’l-Ceziriyye denilen Tarsus, Adana, Maraş ve Malatya sınır hattı boyunca devam ediyordu. Müslümanlar buralarda kalelere askerî birlikler yerleştirerek Bizans topraklarına saldırıyorlardı. Abbasî Halifesi Hârunur -reşîd bu hudud bölgesini 786-87 yılında Avasım adı verilen müstakil bir bölge haline getirdi.
Abbasîler Devri Türk-Arap İlişkileri (Devam)
Ebû Ca‛fer el-Mansûr devrinde 756-57 yılında Malatya’ya yerleştirilen Horasan’lı
askerler arasında muhtemelen Türkler de vardı. 758-760 yıllarında da Adana’ya Horasan’lı
birlikler yerleştirildi. 778-80 yılında Hasan b. Kahtabe’nin Bizans’a karşı düzenlediği bir
seferde çeşitli bölgelerden gelen gönüllüler yanında Horasan askerleri de vardı.
Hârunur-reşîd’in kumandanlarından Herseme b. A’yen de Ebû Süleym Ferec etTürkî’yi
Tarsus’un tahkimiyle görevlendirilmişti(171/787). Buraya yerleştirilen askerî
birlikler arasında üç bin kişilik Horasan kuvvetleri de vardı.90796-97 yılında Ayn-ı
Zarba’nın(Anazarva) tahkim ve imar edilmesinden sonra buraya da Horasanlı askerler
yerleştirildi.91 Ebû Süleym Ferec et-Türkî’nin Suğûr bölgesindeki şehirlerin tahkim ve imarı
ile görevlendirilmesi ve büyük ölçüde Horasan’dan getirilen birliklerin buralara
yerleştirilmesi dikkat çekicidir. Horasanlı bu askerler arasında İranlılar(Farslar) yanında
Türkler’in de olduğu rahatlıkla söylenebilir. Burada Türk kumandanlarından sadece bir
kısmını zikrettik. Hiç şüphesiz bunların maiyyetinde kalabalık Türk kitleleri vardı. Horasan,
Mâverâünnehr, Azerbaycan ve Kafkasya Türkler’in yoğun olarak bulunduğu yerlerdir. Ayrıca
Ön Asya’daki büyük şehirlerde de Müslüman Türkler vardı. Ön Asya’ya gelen bu Türklerin
bir kısmı ülkelerine dönmüşlerdir. Ancak bir kısmı da Halife Mu’tasım’ın kendilerini himaye
etmesi sebebiyle onun hizmetinde kalmayı tercih ettiler.92
Hindistan’dan Hârunur-reşîd’e gönderilen elçilik heyeti halifenin huzuruna çıkınca
gözleri hariç her tarafı zırhla örtülü olan Türk askerleri saf tutmuş olarak saraydaki yerlerini
almışlardı. Bu da Hârunur-reşîd’in muhafız birlikleri arasında Türklerin de bulunduğunu
açıkça göstermektedir.93
Abbasî halifesi Me’mun Merv’de bulunduğu sırada meydana gelen olaylar ve siyasî
karışıklıklardan sonra Araplar ve İranlılara karşı fikirlerini değiştirmişti. Horasan’da iken
yakından tanıma imkânı bulduğu Türkleri askerî kabiliyetleri ve sağlam karakterleri sebebiyle
Arap ve İranlı askerlere karşı bir güven ve denge unsuru olarak hizmetine almaya karar verdi.
Me’mun devrinde kardeşi Mu’tasım hilâfet ordusunda Türkleri istihdam etmeye çok önem
verirdi. Mu’tasım Türkistan’a adamlarını gönderip Türk gulamlar getirdi. Yakubî, Ca‛fer elHuşşekî’den
naklen şu bilgileri verir: “Me’mun halifeliği sırasında Mu’tasım beni Türk
gulamları satın almak için Semerkand’a Nûh b. Esed b. Saman’ın yanına gönderdi. Her yıl bir
miktar Türk toplayıp Mu’tasım’a gönderiyordum. Böylece Me’mun’un hizmetinde yaklaşık
üç bin Türk askeri görev aldı.94 Horasan vâlisi Abdullah b. Tâhir hilâfet merkezine bölgenin
haracını gönderirken Oğuzlar’a mensup iki bin esiri de yollamıştı.95Oğuzlar arasında
Tolunoğulları hanedanı’nın kurucusu Ahmed b. Tolun’un babası Tolunda vardı. Me’mun
Merv’den Bağdad’a dönmesinden sonra Hilâfet ordusunda bulunan Türklerin sayısında büyük
bir artış gözlendi. Me’mun meydana gelen bazı isyanların bastırılmasında özellikle Türk
kumandanlarından yararlanmıştır.96 Bunlar arasında Eşnâs et-Türkî ve Said b. Sâcûr
zikredilebilir. Mu’tasım, Me’mun’un emri üzerine dört bin Türk askeriyle yola çıkıp Mısır’da
vuku bulan bir isyanı bastırmıştır.97 Eşnâs et-Türkî’de 830 yılında Nevşehir yakınlarındaki
Sündüs adlı bir kaleyi ele geçirmiştir.98
Me’mun Türklere ordusunda yer vermeye başlamasıyla hilafet ordusundaki Türklerin
hem nüfuzu hem de sayısı artmıştır. Abbasî tarihinde ilk defa Me’mun zamanında Türklerin
halifenin yanında seferlere katıldığı ve isyanların bastırılmasında görev aldığı görülmektedir.
Me’mun’un 833 tarihinde ölümü üzerine yerine kardeşi Mu’tasım-Billah geçti. Onun
halife olmasında Türklerin önemli rol oynadığı görülmektedir. Me’mun Türklerden askerî
birlikler teşkili için Mu’tasım’ı görevlendirmişti. Bu sebeple hilafet ordusundaki Türk askerler
Mu’tasım’ın emrinde veya onun vâli olduğu bölgelerde faaliyette bulunmuştu. Afşin, Eşnaz,
Boğa el-Kebir ve Inak et-Türkî gibi kumandanlarda ordu içinde söz sahibi olmuşlardı. Bunlar
Mu’tasım’ın veliahdlığı ve hilâfet makamına geçişinde önemli rol oynadılar.99 Mu’tasım
halife olunca önemli görevlere bu Türk kumandanlarını getirmişti. Samerra’yı kurup devlet
merkezini ve Türk askerlerini oraya nakletmesi de onlara duyduğu güveni göstermektedir.
Mu’tasım’ın halifeliği döneminde Araplar ve İranlılar yönetimdeki nüfuzlarını büyük
ölçüde kaybetmişler, orduda egemen unsur olan Türkler devletin mukadderâtına tesir edecek
seviyeye gelmişlerdi. Kaynaklar Mu’tasım devrinde Türk ordusunun sayısı hakkında 18.000
ile 70.000 arasında farklı rakamlar vermektedir. Bununla beraber hilâfet ordusunda görev alan
Türklerin sayısının 20-25.000 civarında olduğu aileleriyle beraber 70.000’e yaklaştığı tahmin
edilebilir. Türklerin ordudaki sayı ve nüfuzunun artması ve onların Bağdat’taki faaliyetleri
halkı rahatsız etmeye başlayınca Mu’tasım hilâfet merkezini nakledecek bir yer aradı ve
Samerra’da karar kıldı (835). İnşaatın yürütülmesini Türk askerlere tevdi etti ve şehir kısa
zamanda tamamlandı. Burada Türkler için geldikleri bölgeler esas alınarak ayrı ayrı
mahalleler kuruldu. Yakubî, Samerra’nın kuruluşuyla ilgili olarak şunları kaydeder:
“Mu’tasım ağabeyi Me’mun zamanında Semerkand’a Nûh b. Esed’in yanına Türk kölesi satın
almak için adam gönderirdi. Ben her sene ona bir miktar köle getirirdim. Böylece,
Me’mun’un sağlığında Mu’tasım’ın yanında 3000 kadar Türk memlûkü (gulamı) toplandı.
Hilâfet kendisine geçince Türkleri toplamakta ısrar etti. Bağdat’ta halkın elinde bulunan Türk
kölelerinden bir kısmını satın aldı. Bağdat’ta satın aldığı köleler arasında Nuaym b. Hazım’ın
memlukü Eşnâs, Sellâm b. el-Ebras’ın memlûkü İnak, Âl en-Nuaym’ın memlûkü zırhçı Vasif,
Zü’r-Riyâseteyn Fazl b. Sehl’in memlûkü Sîmâ ed-Dimaşkî vardı. Arapça bilmeyen bu
Türkler hayvanlarına binip sürdükleri zaman sağlarındaki ve sollarındaki halka çarpıyorlar,
ayak takımı onların üzerine hücum edip bazılarını dövüyor, bazılarını öldürüyordu. Kanları
heder oluyor, kendilerine tecâvüz edenlere birşey yapamıyorlardı. Bu durum, Mu’tasım’ın
canını sıktı. Bağdat’tan çıkmaya karar verdi. Sâmarrâ adında bir kent inşâ ettirdi.
Sâmerrâ’yı inşa ederken Türklerin kesimlerini (iktalarını) bütün diğer insanların
kesimlerinden ayırdı. Onları başkalarından ayrı yerlere yerleştirdi. Müvelledlerden (ArapAcem
melezlerinden) hiçbir grupla düşüp kalkmıyorlardı. Onlara sadece Ferganalılar komşu
oluyordu. Eşnâs ve adamlarına Kerh denilen kesimi ayırdı. Onun yanına bazı Türk
kumandanları ile devlet adamlarını verdi. Ona mescitler ve çarşılar yapmasını emretti, Hakan
Urtuc (Artuk)’a ve arkadaşlarına el-Cevsak el Hâkânî’den sonraki yerleri ayırdı. Adamlarını
etrafında tutmasını ve halkla haşır-neşir olmalarına izin vermemesini emretti. Vasif ve
adamlarına el-Hayr denilen yerden sonraki kesimi ayırdı. Burada uzun bir duvar inşa ederek
adına el-Hayr Duvarı dedi. Bütün Türklerin ve Arapça bilmeyen Ferganalıların kesimleri
(iktaları) çarşılardan ve kalabalıktan uzakta, geniş caddelerle, uzun mahallelerle ayrıldı.
Kesimlerinde ve mahallelerinde onlarla düşüp-kalkan yabancı kimse bulunmuyordu. Sonra,
Türk cariyeler satın alıp bu Türkleri onlarla evlendirdi. Çocukları yetişinceye kadar onların
müvelledlerle (melezlerle) evlenmelerini ve sıhriyet kurmalarını yasakladı. Çocukları
yetiştikten sonra birbirleriyle evleneceklerdi. Türklerin cariyeleri için devamlı tahsisatlar
ayırıp adlarını dîvânlara (maaş defterlerine) kayd ettirdi. Bu Türkler’den hiçbirisi karısını
boşayamıyor ve ondan ayrılamıyordu.
Abbasîler Devri Türk-Arap İlişkileri (Devam)
Eşnâs et-Türkî için şehrin en batı kesimini ayırınca, adamları için de onun yanında yer
ayırdı. Bu yere Kerh adını verdi. Eşnâs’a tüccarların onlarla komşu olmalarına mani olmasını,
müvelledlerle arkadaş olmalarına müsaade etmemesini emretti.
Samerra’nın dördüncü caddesi Bergamış et-Türkî Caddesi adını taşıyordu. Burada
Türklerin ve Ferganalıların kesimleri bulunuyordu. Türklerin mahalleleri ayrı, Ferganalıların
mahalleleri ayrıydı. Türkler kıble tarafındaki mahallelerde, Ferganalılar onların hizasında
kuzeydeki mahallelerde oturuyorlardı. Her mahalle birbirinin hizasındaydı. Onlara kimse
karışmıyordu. Türkler’in evlerinin ve kesimlerinin doğudaki en uç kısmı Hazarlar’ın kesimleri
(iktaları) ile sona eriyordu. Bu cadde sonları Vasif ve adamlarına geçen Afşin’in iktaları
yanındaki el-Mâtîre’den başlıyor, Vâdî İbrahim ile bitişen vadiye kadar uzanıyordu. Beşinci
cadde Sâlih el-Abbasî Caddesi diye tanınır. Burada da Türklerin ve Ferganalıların kesimleri
vardır. Türkler ayrı mahallelerde, Ferganalılar ayrı mahallelerde otururlar…” (Şeşen,
İslamCoğrafyacılarına Göre Türkler, s. 185-186)
Böylece tarihe Samerra devri olarak geçen ve Türk hâkimiyetinin zirvede olduğu bir
devir başladı (836-892). Türkler sadece askerî sahada değil siyasî ve idarî sahada da önemli
görevler üstlendiler. Bu durum Arap unsurunda tahrikleriyle halifeleri rahatsız etmeye ve
onlara karşı tedbir almaya sevketti. Samarra devri boyunca sürüp giden bu mücadelelerin
sonunda halifeler askerî ve siyasî kudretlerini Türk birlikleri de sayıca üstünlüklerini, buna
bağlı olarak kuvvet ve nüfuzlarını kaybettiler.
Türkler’e karşı başlatılan hareketin hedefi Mu’tasım idi. Onu iktidardan uzaklaştırarak
Türk nüfuz ve hâkimiyetini kıracağına inanan Arap unsurlar Abbas b. Me’mun’u hilâfet
makamına geçirmeye çalıştılarsa da bu ihtilal teşebbüsü başarısızlıkla sonuçlandı.
Mu’tasım’ın yerine geçen oğlu Vâsık da Türkleri destekledi ve onların devlet yönetimindeki
nüfuzlarını arttırmalarını sağladı (847). Vâsık’ın veliahd tayin etmeden ölümü üzerine kardeşi
Mütevekkil, Abbasî devlet adamlarına rağmen Türkler’in desteğiyle hilâfet makamına geçti.
Ancak o kendini iktidara taşıyan Türkler’e karşı kuşku ile bakıyordu. Devletin en güçlü devlet
adamlarından Inak et-Türkî bir hileyle katledildi (849). Mütevekkil Türkler aleyhindeki
faaliyetlerine devam ederek onları muhafız birliklerinden uzaklaştırmaya, sayılarını azaltmaya
ve hatta onların yerine orduya başka unsurlar almaya başladı. Mütevekkil’in kendileri
aleyhindeki bu faaliyetlerinden rahatsız olan Türkler onu öldürmeye kalktılar ancak yine bir
Türk olan Boğa el-Kebir’in müdahalesiyle başarısız oldular. Ancak daha sonra Boğa es-Sağir,
Musa b. Boğa el-Kebir, Hârun b. Suvartegin, Bagir et-Türkî gibi Türk kumandanlar Halife
Mütevekkil’i katlettiler (861). Bu olay Türkler’in Abbasî halifeliğinde iktidarı tamamen ele
geçirdiklerini ve kendilerine mâni olacak bir gücün bulunmadığını gösterir.
Mütevekkil’den sonra hilâfet makamına yine Türkler’in desteğiyle Muntasır geçti.
Ancak o da kendini iktidara taşıyan Türkler hakkında olumlu şeyler düşünmüyordu.
Muntasır’ın ertesi yıl muhtemelen Türkler tarafından zehirlenerek öldürülmesi üzerine yine
ordudaki nüfuzlu Türk kumandanların baskısıyla Musta’în halife seçildi (862). Musta’în,
Vasif et-Türkî ve Boğa’nın tesiri altında idi ve onlara en ufak bir müdahalede bulunamıyordu.
Sonunda Mustain hilâfetten çekildi ve Mu’tez halife ilân edildi (866). Ancak o da Türkler’e
güven duymuyor ve onlardan çekiniyordu. Vasif et-Türkî ile Boğa’nın katledilmesine rağmen
Halife Mu’tez hala Türklerin baskısı altında bulunuyordu. Türk askerleri maaşlarının
verilmemesini bahane ederek isyan ettiler ve halifeyi saraydan zorla çıkarıp hilafetten
çekilmek zorunda bıraktılar. Mu’tez devri Türkler’in siyasî sahada en belirgin şekilde
varlıklarını hissettirdikleri buna karşılık kendilerine muhalif güçlerin de toparlandıkları bir
devirdir.
Mu’tez’in yerine halife olan Mühtedi büyük ölçüde Sâlih b. Vasif et-Türkî’nin
tesirinde kaldı. Halifeliğe eski itibarını kazandırmak isteyen Mühtedi devlet yönetiminde Türk
nüfuzunu kırmak istediyse de başarılı olamadı, hem makamını hem de hayatını kaybetti.
Yerine geçen Mu’temid devrinde de Türk nüfuzu devam etti. Ancak askeri sahada kontrol
Türklerin elinde olsa da siyasî ve idarî alanda bir baskı unsuru olmaktan çıktılar. 889-90
yılında hilafet merkezinin Samerra’dan tekrar Bağdat’a nakledilmesi Abbasî Devleti’nde Türk
nüfuzu’nun zayıflamasına sebep olmuştur. Fakat bir müddet sonra Halife Radî-Billah İbn
Râik el-Hazârî’yi geniş yetkilerle emîrü’l-ümerâ tayin edince Türk nüfuzu yeniden
kuvvetlendi. Bu durum Beckem ve Tüzün’ün emîrül-ümerâ olduğu dönemde de devam etti.
945 yılında Bağdat Şiî Büveyhîler tarafından işgal edildi. Abbasî halifeliği bir Türk hanedanı
olan Selçuklular tarafından yıkılmaktan kurtarıldı.
Arapların askerî meziyetlerini kaybettikleri bir dönemde Türk askerlerinin İslâm
devletinin hizmetine girmeleri, askerî ve idarî hayata canlılık kazandırmaları Allah’ın
Müslümanlara büyük bir lütfu olarak değerlendirilmektedir. Bundan sonra da onların ahfadı
hilâfet ordusunun muharip kısmını teşkil etmiş, yukarıda anlatıldığı gibi birçok isyanın
bastırılmasında önemli görevler üstlenmiş ve İslâmiyet ve hilâfetin koruyucusu olmuşlardır.
İslamiyet Öncesi Türklerde Resim
Eski Türk resim sanatı; Budizm, Maniheism ve İslamlık dönemi olarak üç din çerçevesi içindeki eserleri içine alır. Böylece resim, sekizinci yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıl sonuna kadar bin yıldan fazla bir zamana yayılmaktadır. Eski Türk resminin asıl temsilcileri, sanata çok yatkın olan Uygur Türkleridir. Eski Uygur kentleri harabelerinde bulunan sekiz ve dokuzuncu yüzyıllardan kalma Budist ve Maniheist duvar resimleri ile minyatürler Türk resminin bugüne kadar bilinen en eski örnekleridir. Bunlarda rahipler, vakıf yapanlar, müzisyenler tasvir edilmektedir. Kompozisyon sıralama halinde ve simetrik bir düzene göredir. Koyu mavi ve kırmızının çok olduğu parlak renkler kullanılmıştır.
İnsan yüzüne bireyin özelliklerini vermek, yani portre yapmak sanatı, ilk defa 750′den sonra Türk duvar resimlerinde başlamıştır. O zamana kadar insan vücudunun diğer kısımları gibi yüz de şemalara göre çizilmiş ve resmin altına adı yazılarak ayırt edilmiştir. Fresklerde, resimlerini yaptırmak isteyen kimseler tasvir edilmiş, böylece çeşitli insan grupları Hint ve Çin rahipler, Toharlar, İranlılar ayırt edilebilmiştir. Uygurlar kendilerinden farklı insanlar üzerinde dikkatlerini toplayarak bunları tiplere ayırmışlar ve kendilerini de daha belirgin olarak görmeye başlamışlardır. Bu durum onlara portre sanatı yaratmak ve geliştirmek yeteneğini kazandırmıştır (Aslanapa, 1992, 90).
Portre benzerliği, aynı kıyafet ve duruşta yan yana sıralanmış rahip resimlerinde açıkça bellidir. Bunların yüzleri, çeşitli insanları göstermektedir. Diğer resimlerde kendini belli eden bu portre sanatı bireysel düşünce bakımından çok önemli bir ilerlemeyi gösterir. Portre sanatının doğmasında eski geleneklerin de rolü olmuştur. Kök-Türklerde ve Uygurlarda eskiden bengü adı verilen hatıra taşlarına ölen kahramanın adı, ünvanı ve memuriyeti ile yaşı yazılarak ölümsüzleştirilmiştir. Uygurlarda bu düşünce sonradan etkisini göstermiş olmalıdır. Süs fresklerinde, Uygur prensleri çok gerçekçi olarak resmedilmiştir.
Uygurlar zamanından kalan minyatürler Maniheist kitaplardan sayfalardır. Bunlar kısmen dini, kısmen dünyevi sahneleri canlandırırlar. Bunlardan başka büyük resimli sayfalar ve sancaklar kalmıştır ki, bunlar Mani mabetlerinde saklanmış ve ayinlerde kullanılmıştır. Bu Uygur minyatürleri İslam minyatürünün kaynağı olmuştur.
Uygurlar, tipleri ayırmak, tarihlendirmek ve portre resimlerini oluşturmaktan başka ilah tasvirleri de yaparak her iki bakımdan Çin resmi üzerinde etkili olmuşlardır. Bunlardan başka, Uygur ressamları dokuzuncu yüzyılda yeni bir yöntem geliştirmişlerdir. Birçok küçük sahnelerle bir veya birkaç hikayeden oluşan, Tohar resimlerinden farklı olarak Uygurlar büyük ve sade kompozisyonlar oluşturmuşlardır. Renk olarak koyu lacivert ve açık yeşil yerine, kızıl kahverengi tercih edilmiştir (Aslanapa, 1992, 92).
Uygurlarda bu şekilde gelişmiş olan sanat gittikçe güçlenerek devam etmiştir. Uygur devleti dağılınca bu sanatçı Türklerin parlak mirası, yeni egemenlik kuran Moğollarla, Batı’ya ve İslam dünyasına geçmiştir.
Türklerin resim sanatındaki gelişimi, yeni ve farklı eser yaratmalarını sağlamıştır. Heykel ve resimdeki ayrıntılı tanımlama anlayışı, İslamiyetin kabulü ile yerini yeni anlayışlara bırakmıştır. Resimlerdeki insanları kişiselleştirme, her konuyla ilgili resim yapılması, yeni arayışlar yapıldığının göstergesidir. Türk resim sanatı kendi kendini geliştirmiştir. O dönem için örnek olmuş, etkisi bu güne kadar devam etmiştir.
Müslüman Araplarla Türkler arasındaki münasebetler
Hz.Ömer zamanında başlamış ve karşılıklı mücadele içinde süregelmiştir.
Türkler’in Emevîlerdevrine kadar küçük gruplar halinde topluca Müslüman olduklarına dair herhangi bir bilgi
tespit edilememiştir.
Emevîler devrinde çok geniş bir alanda İslâm hâkimiyeti sağlanmışsa da devletin takip
ettiği Arap milliyetçiliğine dayalı siyaset yüzünden idarî ve askerî kademede görevli çok az
sayıda gayr-i Arap unsur hizmete alınmıştır. Araplar devletin çeşitli nimetlerinden
yararlandıkları halde mevâli denilen gayr-i Arap unsur ikinci sınıf insan muamelesi görüyor
ve ganimetlerden daha az pay alıyorlar, buna karşılık daha çok vergi ödemek zorunda
bırakılıyorlardı. Sefer sırasında askere alınan gayr-i Arap kavimler savaştan sonra az bir
ganimetle ülkelerine gönderiliyorlardı.
·Muaviye'den itibaren halifelik babadan oğla geçmeye başlamış, böylece saltanata dönüştürülmüş-tür.
·Emeviler, Arapları üstün gören bir yaklaşıma sahip olmuşlar, Arap olmayan Müslümanlara değer vermemişlerdir.
·Emevi soyuna bağlılık göstermişler, Hz.Ali yanlılarına ve Hz.Muhammed soyundan olanlara iyi davranmamışlardır.
·Emeviler döneminde Müslümanların sınırları, İspanya'dan-Türkistan'a kadar genişlemiştir.
·İslam Kültür ve Medeniyeti , fetihlerle birlikte gelişmeye ve yayılmaya başlamıştır.
Türklerin İslamiyeti Kabulü
İslam dinini kabul etmeden önceki dönemde Türkler, Şamanist kültürün etkisindeydiler ve Gök-tanrı (Gök-tengri) dinini benimsemişlerdi. Bununla birlikte, zamanın koşullarına bağlı olarak değişik dönemlerde değişik dinlere bağlı kalmışlardı. Örneğin, Çin'de (386-556) bir devlet kurmuş olan Tabgaç ile 552-742 yılları arasında hüküm sürmüş olan Türk kökenli Göktürk devleti Budizm'i benimserken, Uygur döneminde (745-840) Türkler arasında Maniheizm yaygınlık kazanmıştır. Bunun yanında, kimi Türkler (Hazarlar) Museviliği seçmiş, Peçenekler, Kumanlar ve Bulgarlar gibi bir kısmı da Hristiyanlığı benimsemişlerdir. Böylece, Türklerin Araplarla ilk karşılaştıkları tarihe kadar değişik dinleri kabul ettikleri söylenebilir.
Türklerin Müslümanlarla ilk temasları, 7. yy.'ın ortalarında, 642 yılındaki Nihavend Savaşını izleyen dönemde başlamıştır. Türk-Arap ilişkileri, Sasani Devletinin çöküşünden sonra yaklaşık yarım yüzyıl boyunca çekişmeli biçimde sürüp gitmiştir.
Türkler, Emeviler döneminin (661-750) başlangıcından itibaren İslam devletleri ve Arapların hizmetinde bulunmuşlardır. Ayrıca Türkler, Emevi devletinin çöküşü ve Abbasiler döneminin başlamasına neden olan ihtilal hareketi içinde önemli bir rol oynamışlardır. Aslında, 632 yılında Hicret'le birlikte İslamiyeti yaymaya başlamış olan Müslümanlar, Abbasi iktidarının başlangıcına (750) kadar geçen sürede genişleme faaliyetinin büyük bölümünü tamamlamışlardı. 634'te Arap Yarımdasını, 642'de Bizans ve Sasani topraklarını ele geçiren Müslümanlar, 656 yılında nüfuz alanlarını kuzeyde Kafkaslar ve doğuda da Ceyhun Irmağı'na kadar genişletmiş bulunuyorlardı. Türkler, 751 yılında yapılan Talas Savaşı'nda Çinliler'e karşı paralı askerler olarak Araplarla birlikte savaşmışlardı. Çinlilere karşı kazanılan bu zafer; Türk egemenliğinin Batı Türkistan'da sürmesini sağlarken Araplara Türklerle dostluk ilişkisini geliştirme fırsatı vermiş, bu ilişki ile birlikte Türkler de gittikçe artan biçimde İslamiyeti kabul etmeye başlamışlardı. Ayrıca Araplar, bu savaşı izleyen dönemde Orta Asya'nın Müslümanlaştırılması sürecini de başlatacaklardı. Bu arada, Müslümanlar Talas Savaşı ile Orta Asya'ya adım attıkları sırada Türklerin de bu bölgede Uygur Devleti'ni kurmakta olduklarını belirtmek gerekir. Uygurlar'dan ayrılan Oğuz Türkleri, savaş esiri ya da Müslümanların hizmetindeki askerler olarak İslam dünyasında yer alan ilk Türkler olmuşlardır.
İslam dinini kabul eden Türklerin sayısı gittikçe artmış ve Müslümanlık, 10. yy.'da Türkler arasında yaygınlık kazanmıştır. Fakat, Türklerin ilk kez ortaya çıktıkları ve ilk devletlerini kurdukları bozkırların Müslümanlaştırılması 14. yy.'a kadar sürmüştür. Böylece, Türklerin Müslümanlaştırılması yaklaşık 5 yüzyıllık bir süre almıştır. Orta Asya'da Arap yayılmasını izleyen dönemdeki Türk tarihine ilişkin en önemli gelişme, Türklerin önce İran ve ardından da Anadolu'ya göçleri olmuştur.
Bu noktada Türklerin, Arap baskısıyla karşılaşmasalardı, yerleşik hayata geçmeyip bozkırlarda göçebe olarak yaşamaya devam edecekleri ileri sürülebilir. Arapların baskısı karşısında Türklerin bir bölümü, yaşamlarını sürdürebilecekleri başka yerler bulmak zorunda kaldılar ve İslamiyeti kabul ettikten sonra da İslam'ın nüfuz alanını genişletmek üzere yeni topraklara akınlar düzenlemeye başladılar.
İslamiyeti kabul eden Türk toplulukları arasında yer alan Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular, Türk kökenli toplulukların gelecekleri ile ilgili olarak çok önemli bir rol oynadılar. Karahanlılar, İslam'ı kabul ettikten sonra Buhara ve çevresini alıp Orta Asya'daki ilk Müslüman Türk devletini, Karahanlı devletini kurdular. Aynı dönemde, bir diğer Türk kökenli aile olan Gazneliler ailesi ortaya çıktı. Gazneliler, Afganistan ve İran Horasanı'nda etkili olup Kuzey Hindistan'ın Müslümanlaştırılmasını sağladılar. 10 ve 11. yüzyıllarda kimi Oğuz grupları Ceyhun Irmağı bölgesinden Horasan'a göç ettiler. 1035 yılında Selçuk Bey'in torunları Tuğrul ve Çağrı, diğer Oğuz gruplarıyla birlikte Ceyhun Irmağı'nı geçtiler. Bu gruplar, Selçuklu ailesinin tarihteki yerini almasından sonra Selçuklular olarak adlandırılacaktı. Horasan'ı hakimiyetleri altına aldıktan sonra Gazneliler karşısında 1040 yılında Dandanakan Savaşını kazandılar ve daha batıya ilerlediler. Tuğrul Bey, 1055 yılında Bağdat'ı aldı ve ardından da hilafet Selçuklular'a geçti. Tuğrul Bey'in halefi Alp Arslan (1063-1072), Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'i 1071'de Malazgirt'te yendi. Bu zaferin ardından Selçuklular, Türkler'in Anadolu'da yerleşmelerini sağlamış oldular. Böylece, bu göçebe Türkler, yani Anadolu'ya geçen Oğuzlar, Büyük Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarını kurdular ve Kırım'dan Kuzey Afrika'ya, İran Körfezi'nden Viyana'ya kadar uzanan bölgede Türk uluslarının izlerini bıraktılar.
Orta Asya'da kalan Türk topluluklarına gelince, bunların izledikleri yolun, İslam dinini benimseyerek yerleşik hayata geçen ve çeşitli bölgelerde Müslüman Türk devletleri kurmuş olan Türk topluluklarının izledikleri yoldan farklı olduğu söylenebilir.
Kaynaklar :
Ahmet Kahraman, Dinler Tarihi, İstanbul 1984, s.77-78.
DOÇ. DR. MUHARREM KESİK
YRD.DOÇ DR.GAMZE KONA
|
|
|
Almanyada Emeklilik Hakları |
|
Yazar: RasitTunca - 04-12-2019, 07:09 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Almanyada Emeklilik Hakları
Alman Emeklilik Hukuku, yasal yaşlılık sigortası kapsamında ana hatları ile üç çeşit emeklilik
hakkı tanımaktadır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:
* Yaşlılık aylığı
* Malullük aylığı
* Ölümden doğan emeklilik hakları /Dul ve yetim aylığı
1. Yaşlılık aylığı/Yaş haddinden emeklilik
Mevcut yasal duruma göre, 65 yaşını doldurmuş ve en az 60 ay sigortalı olarak çalışmış kişilerin emekli olma hakları bulunmaktadır. 60 ayı doldurmadan 65 yaşını dolduran kişiler, emekli olamamalarına rağmen, emeklilik sigortasına ödedikleri sigorta primlerinin iadesini talep edebilirler. 2006 yılının Kasım ayında yapılan bir yasa değişikliğiyle, 2029 yılına kadar emeklilik yaş sınırı, kademeli olarak 67’ye çıkartılmıştır.
Kadınların istisnai olarak 60 yaşını doldurduktan sonra emekli olabilme hakları bulunmaktadır. Ancak, bu haktan yararlanmak isteyen kadınların 1 Ocak 1952’den önce doğmuş ve en az 15 yıl yaşlılık sigortasına prim ödemiş olmaları, ayrıca, 40 yaşını doldurduktan sonra da en az 10 yıl emeklilik sigortasına primlerini yatırmış olmaları gerekmektedir.
Yaşlılık sigortasına en az 35 yıl prim ödeyen kişiler, belirli durumlarda, 63 yaşını doldurduktan sonra da emekli olma hakkını elde edebilmektedirler.
En az % 50 oranında özürlü olan kişiler, emeklilik sigortasına 35 yıl aidat ödemiş olmaları şartıyla, 60 yaşında emekli olma hakkına sahiptirler. Bu emeklilik hakkından yararlanmak isteyen kişilerin aylık ek kazançlarının 400 €’yu geçmemesi gerekmektedir.
Uzun süreli işsiz olan kişilerin de erken emekli olma hakkı bulunmaktadır.
Bu haktan yararlanabilmek için aşağıda belirtilen şartların yerine getirilmiş olması gerekir:
* 1 Ocak 1952 tarihinden önce doğmuş olmak;
* 60 yaşını doldurmuş olmak;
* 58 ½ yaşını doldurduktan sonra en az 52 hafta işsiz olmak
* Emekliliğe başvuru tarihinde işsiz olmak
* Son 10 yılda en az 8 yıl sigorta primi ödemiş olmak
* Toplam olarak en az 15 yıl yaşlılık sigortası primi ödemiş olmak
* 400 €’dan fazla ek geliri bulunmamak
2. Malulen emeklilik
Malulen emekli olabilmek için şu şartların yerine getirilmiş olması gereklidir:
* Hastalıktan dolayı tamamen veya kısmen çalışamaz durumda olmak;
* En az beş yıl emeklilik sigortasına prim ödemiş olmak;
* Son beş yılda 36 ay yaşlılık sigortasına prim ödemiş olmak.
Malulen emekli olan şahısların maaşında, normal emeklilik haklarına oranla yüzde 10,8’e varan kesintiler uygulanabilmektedir.
3. Ölümden doğan emeklilik hakları / Dul ve yetim aylığı
Vefat eden bir şahsın aile fertleri, belirli şartlar altında emeklilik haklarından yararlanabilmektedirler.
Ölen kişinin eşinin bu haktan kesintisiz yararlanabilmesi için 45 yaşını doldurmuş olması veya işgücü kaybı olduğunu ispatlaması veya en azından yetim maaşı hakkı olan bir çocuğa sahip olması gerekir. Eğer bu şartlardan birisi oluşmuşsa, vefat eden eşin, vefat ettiği gün hak etmiş olduğu malulen emeklilik hakkının % 55’i, yaşayan eşe emeklilik maaşı olarak bağlanır. Yaşayan eş çalışıyor ve kazanç elde ediyorsa dahi emeklik hakkı devam eder. 693,53 €’ya kadar ek kazancın emeklilik hakkına herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Bu meblağı geçen kazancın yüzde 40’ı, emeklilik maaşından kesilir.
Yukarıda belirtilen üç koşul kapsamına girmeyen eşin emeklilik hakkı, %55 yerine %25’lik bir oranla hesaplanır. Ancak üç şarttan birinin sonradan yerine getirilmesi halinde kesintisiz emeklilik hakkı doğmaktadır.
Yeni yasal düzenlemelere göre, 2012 yılından sonra 45 yaş sınırı sigortalının ölüm yılına bağlı olarak 47’ye çıkartılacaktır.
Ölen sigortalının çocukları da emeklilik hakkından yararlanabilmektedir. Annesini ve babasını kaybeden çocuk, vefat eden sigortalının ölüm anında hak etmiş olduğu malulen emeklilik hakkının beşte birini, ebeveynlerden biri yaşıyorsa onda birini hak eder. Çocuğun okuması veya meslek eğitimi görmesi halinde sözkonusu maaş 27 yaşına kadar ödenir.
İşletme Emekli Aylığı ve / veya ek Emeklilik Aylığından yararlanma
Almanya’da yaşlılık-ölüm-maluliyet ve kaza aylıklarından ayrı olarak bir de ek bir sigorta niteliğinde işletme emekli aylığı (Betriebsrente) ve/veya ek emeklilik aylığı (Zusatzrente) bulunmaktadır.
Özellikle büyük ölçekli firmalarda “İşletme Emekli Sandıkları” (Betriebliche Altersversorgungskasse) ve/veya kamuya ait işletmelerde de “Ek Emeklilik Sandıkları (Zusatzversorgungskasse) kurulmuştur. Bu sandıklar, işçinin hiçbir katkısı olmaksızın sadece işverenin yaptığı ödemelere bağlı olarak, Alman Zorunlu Emeklilik Sigortası’ndan bağlanan emekli/dul-yetim aylığından ayrı olarak az miktarda da olsa bir işletme emekli/dul-yetim aylığı veya tazminat öderler. Almanya’daki büyük ve orta ölçekli firmaların % 70’ine yakınında işletme/ek emekli aylığı ödemesi bulunmaktadır.
Belirtilen aylıkların haricinde işveren ve çalışanın katkılarıyla devletin teşvik ettiği Riester emekliliği gibi özel emeklilik türleri ve tasarruf teşvikleri de bulunmaktadır. Ancak, burada işletme/ek emekli aylığı üzerinde durulacaktır.
Aylık bağlama şartları
İşletme ve/veya ek emeklilik sandıklarından aylık bağlanabilmesi veya bir tazminat ödenebilmesi için genel olarak;
1- Çalışılan firmada işletme emekli sandığı veya ek emeklilik sandığının kurulmuş olması,
2- Aynı firmada aralıksız en az 10 veya 12 yıl veya kamuya ait Federal Posta İdaresi, Federal Demir Yolları, Belediye ve Hastaneler gibi işletmelerde aralıksız en az 5 yıl çalışılması ve bu sürelerde sandık kapsamına alınmış olması ve
3- İşten ayrıldığında 35 yaşının doldurulmuş olması
gerekmektedir.
İnşaat işkolunda çalışanların, varsa hem çalıştığı firmaların işletme emekli sandığından, hem de İnşaat İşkolu Ek Emeklilik Sandığı’ndan (Zusatzversorgungskasse im Baugewerbe) emekli aylığı alabilmeleri mümkündür. Bunun için;
1- Değişik inşaat firmalarında en az toplam 220 ay (18 yıl 4 ay) veya
2- Aynı inşaat firmasında aralıklı da olsa en az 10 yıl çalışmış olmak
şartları aranmaktadır.
Diğer taraftan, maden işkolunda (Bergbau) faaliyet gösteren firmaların büyük çoğunluğunda işletme emekli sandığı kurulmamıştır. Ancak, az sayıda da olsa bu işkoluna dahil bazı firmalarda işletme emekli sandığı bulunmaktadır.
Yukarıda belirtilen şartları yerine getirmiş olanlara 65 yaşını tamamladıklarında işletme emekli aylığı veya ek emekli aylığı bağlanmaktadır. Alman Zorunlu Emeklilik Sigortası’ndan işçi payı sigorta primlerini (Beitragserstattung) alanlara üyesi oldukları ”İşletme Emekli Sandığı” da kabul ederse, 65. yaşın tamamlanmasından önce de aylık yerine bir defaya mahsus bir tazminat (Abfindung) ödenebilmektedir.
Kesin dönüş yapanlar
Sigortalı işletme/ek emekli aylığına hak kazanmışsa, Almanya’dan emekli olmadan Türkiye’ye kesin dönüş yapmış ve zorunlu emeklilik sigortasına ödenen primlerini almış da olsa, 65. yaşını doldurduğunda aylık bağlanmaktadır. Sigortalı ölmüş ise, bu durumda geride kalan eşi ve reşit olmayan veya eğitim gören çocuklara da aylık bağlanmaktadır. Hatta az da olsa bazı firmalar, kişi Türkiye’ye kesin dönüş yaptıktan sonra işçi payı sigorta primlerini alanlara 65. yaşını doldurmadan önce de alacağı aylıklarına karşılık bir defaya mahsus bir tazminat ödemektedirler.
Ne zaman başvurmalı
İşletme emekli aylığı tüzükleri firmadan firmaya farklılıklar göstermektedir. Geç müracaat edilmişse, bazılarında aylığa hak kazınıldığı tarihten itibaren, bazılarında ise müracaat tarihinden itibaren veya müracaat tarihinden itibaren geriye doğru en fazla 1 veya 2 yıllık ödeme yapılmaktadır. Bundan dolayı mutlaka hak kazanılan tarihten kısa bir süre önce müracaat edilmelidir.
Firmanın iflas etmesi
Sigortalı işletme emekli aylığına hak kazanmış ise, firma iflas etmiş olsa bile aylıklar Köln’deki işletme emekli aylıkları teminat kasası (Pensions-Sicherungs-Verein auf Gegenseitigkeit – PSVaG) tarafından ödenmektedir.
Nereye ve nasıl müracaat edilmeli
Yukarıda belirtilen şartları haiz olanlar veya bunların ölümü halinde geride kalan dul eşi ve/veya hak sahibi çocukları, ilgili İşletme Emekli Sandığı’na veya Ek Emeklilik Sandığı’na doğrudan veya gerekli araştırmanın yapılabilmesi için ikamet edilen yerin bağlı olduğu Başkonsolosluktaki Çalışma ve Soysal Güvenlik Ataşeliğine bir dilekçe ile başvurabilirler. Başvuruda firmanın adı ve adresi ile hangi tarihler arasında çalışıldığı belirtilerek, varsa ilgili belgelerin birer fotokopisi de eklenmelidir.
ÇOCUK YETİŞTİRME SÜRELERİNİN EMEKLİLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİ
Çocuk yetiştirme sürelerinin (Kindererziehungszeiten) yaşlılık güvencesi olarak değerlendirilmesi, Alman Sosyal Kanunu’nun VI’ıncı Kitabı’nın 56’ncı maddesinde düzenlenmiştir.
Buna göre, 1 Ocak 1992 tarihinden sonra doğan her çocuk başına anne veya çocuğa bakan ebeveyn adına bu süreler çalışılmış gibi 3 yıllık sigortalılık süresi olarak sayılmakta ve sosyal sigorta hizmet cetveline işlenmektedir. Belirtilen tarihten önceki doğumlar için ise, hak sahibine yalnız 1 yıllık bir sigortalılık süresi tanınmaktadır.
Bu durumda hak sahibi, F. Almanya’da hiç çalışmamış olsa dahi Almanya’da veya Türkiye’de ikamet etmesine bakılmaksızın Alman Emeklilik Sigortasından “emekli” veya “kısmi emekli aylığı” almaya hak kazanmaktadır.
1. Kimler Çocuk Yetiştirme Sürelerinden Faydalanabilir?
31.12.1920 tarihinden sonra doğmuş ve en az bir çocuğu Almanya’da yetiştirmiş olan öz anne-babalar, evlatlık alan anne-babalar, üvey anne-babalar veya çocuğun bakımını üstlenenler (büyükanne-büyükbaba veya akrabalar) çocuk yetiştirme sürelerinden faydalanabilmektedir.
Çocuk yetiştirme sürelerinden çocuğun bakımı ile ağırlıklı olarak ilgilenen ebeveyn faydalanabilmektedir. Çocuğun bakımının hem anne hem de baba tarafından eşit şekilde üstlenilmesi halinde kural olarak anneye bu hak tanınmaktadır. Çocuk yetiştirme süresinden babanın faydalanmak istemesi halinde, hem annenin hem de babanın bu konuda mutabık olduklarını beyan etmeleri gerekmektedir.
2. Kimler Çocuk Yetiştirme Sürelerinden Faydalanamaz?
Zorunlu emeklilik sigortasından muaf olan meslek sahipleri (Avukat, noter, doktor, diş doktoru, eczacı, mimar vs.) bağlı oldukları meslek kasası tarafından yatırılan prim miktarının çocuk yetiştirme süresi için devlet tarafından yatırılan prim miktarından düşük olması halinde, aradaki farkın kapatılması için çocuk yetiştirme sürelerinden faydalanabilirler, aksi takdirde faydalanamazlar.
Türkiye’ye kesin dönüş yaptıktan sonra Alman emeklilik kasasına yatırdıkları primleri alanlar, primlerin iadesi ile birlikte tüm sosyal güvenlik hakları tasfiye edildiğinden, çocuk yetiştirme sürelerinden faydalanamazlar. Ancak, çocuk yetiştirme süreleri hakkındaki kanunun kabul tarihi olan 1 Ocak 1986’dan önce primlerini almış olanlar, tüm sosyal güvenlik hakları tasfiye edilmiş olmasına rağmen, çocuk yetiştirme sürelerini değerlendirerek, bu yolla emekli aylığı almaya hak kazanabilirler.
3. Hangi Süreler Çocuk Yetiştirme Süresi Olarak Dikkate Alınır?
01.01.1992 tarihinden önce doğmuş olan çocuklar için çocuk yetiştirme süresi doğumdan sonraki aydan başlamak üzere 12 ay, bu tarihten sonra doğan çocuklar için ise 36 aydır.
ÖRNEK 1:
Çocuğun doğumu : 15 Kasım 1989
Çocuk yetiştirme süresi : 1 Aralık 1989-30 Kasım 1990
Çocuğun doğumu : 15 Kasım 2005
Çocuk yetiştirme süresi : 1 Aralık 2005-30 Kasım 2008
Söz konusu süre boyunca birden fazla çocuğun yetiştirilmesi durumunda, örneğin süre dolmadan yeni bir çocuk dünyaya gelmiş ya da evlatlık edinilmişse veya ikiz çocuklarda, çocuk yetiştirme süresi çakışan süreler kadar uzatılır.
ÖRNEK 2:
1. Çocuğun doğumu : 15 Kasım 2002
Çocuk yetiştirme süresi : 1 Aralık 2002-30 Kasım 2005
2. Çocuğun doğumu : 22 Haziran 2004
Çocuk yetiştirme süresi : 1 Temmuz 2004-30 Haziran 2007
Uzatılan süre 17 ay : 1 Temmuz 2007-30 Kasım 2008
Çocuk yetiştirme süreleri için aranan şartların ilk 12 ya da 36 ay içersinde ortadan kalkması halinde (çocuğun ölümü vb.) çocuk yetiştirme süresi olayın gerçekleştiği tarihte kesilir. Ebeveynlerden birinin ölümünde ise geri kalan süre diğer ebeveyne aktarılır.
4. Yurtdışında Yetiştirilen Çocuklar
Çocuk yetiştirme sürelerinin yurtdışında geçmesi durumunda bu sürelerin Almanya’daki emeklilik sigortasına saydırılması mümkün değildir. Ancak, çocuk yurtdışında doğduktan sonra 10 yaşını doldurmadan önce Almanya’ya gelmiş ve burada yetiştirilmişse, Almanya’da geçen sürelerin çocuk yetiştirme süreleri olarak kısmen saydırılması mümkündür.
5. Çocuk Yetiştirme Sürelerinin Değerlendirilmesi için Başvuru
Almanya’daki doğumlarda mahalli makamlar sigorta kurumuna kural olarak bütün doğumları ve annenin bilinen son adresini bildirmektedir. Bunun üzerine ilgili sigorta kurumu anne ile temasa geçerek, kendisinin ya da eşinin çocuk yetiştirme sürelerinden faydalanabileceğini hatırlatmakta ve ilgili formların doldurularak söz konusu sürerlin değerlendirilmesinde yardımcı olmaktadır.
Şayet söz konusu sürelerin değerlendirilmesi için herhangi bir işlem yapılmadıysa veya çocuk Türkiye’de doğduktan sonra 10 yaşını doldurmadan Almanya’ya gelmiş ve bakımına Almanya’da devam edilmişse mutlaka yazılı müracaatta bulunmak gerekmektedir. Bunun için ekteki matbu başvuru formunun (V800) doldurulması ve aşağıdaki belgelerle birlikte Almanya’da ise, ikamet edilen yere en yakın Alman Emeklilik Sigortası’na (Deutsche Rentenversicherung), Türkiye’de ikamet ediliyorsa Türkiye – Almanya İrtibat Kurumu olan (Deutsche Rentenversicherung, -Rentenabteilung- 95440 Bayreuth/Almanya” adresindeki Alman Emeklilik Sigortası’na müracaat edilmelidir.
İstenen belgeler:
• Emeklilik kurumunun verdiği son hizmet cetveli (şayet varsa)
• Çocuğun/çocukların doğum yerini ve tarihini gösteren doğum belgeleri (Doğum Almanya’da gerçekleşmişse Geburtsurkunde, Türkiye’de gerçekleşmişse Nüfus Kayıt Örneği)
• Almanya’da en son ikamet edilen yerleşim birimi idaresinden alınacak hangi tarihlerde ikamet edildiği belirtilen ikamet belgesi (Meldebeschenigung)
Çocuk üvey baba ya da annesinin yanında yetiştirilmişse evlilik cüzdanı ve ikamet belgesi, bakıcı ebeveyn tarafından yetiştirilen çocuklarda ise gençlik dairesinden alınacak bakımın üstlenildiğine dair belgenin ibraz edilmesi gerekmektedir.
6. Çocuk Yetiştirme Sürelerinden Kaynaklanan Emeklilik Hakkı Ne Zaman Doğar?
Alman sosyal güvenlik mevzuatına göre, emekli aylığına hak kazanılması için 65 yaşının doldurulması (1947 doğumlulardan itibaren kademeli olarak 67 yaşa yükseltilmektedir) ve asgari 60 aylık (5 yıl) sigortalılık süresinin bulunması gerekmektedir.
Buna göre, 1992 yılından sonra 2 çocuk dünyaya getiren bir anne yukarıda belirtilen şartları yerine getirirse, 6 yıllık sigortalı sayılacak ve 65 ya da 67 yaşını doldurduğunda hiç çalışması olmasa bile emekli aylığı almaya hak kazanmaktadır.
7. Eksik Kalan Sürelerin Tamamlanması
Çocuk yetiştirme sürelerinin asgari sigortalılık süresi için yeterli olmaması durumunda, hak sahipleri eksik kalan süreleri borçlanarak 60 aya tamamlayabilmektedir. Bunun için matbu isteğe bağlı geriye yönelik borçlanma başvuru formunun (V082 – Antrag auf Nachzahlung von freiwilligen Beiträgen bei anzurechnenden Kindererziehungszeiten) doldurulması ve primlerin toplu olarak yatırılması gerekmektedir.
2010 yılı itibariyle aylık asgari prim miktarı 79,60 Avro, azami prim miktarı ise 1094,50 Avro’dur (yüksek seviyeden prim ödenmesi tavsiye edilmemektedir).
ÖRNEK 3:
1’inci çocuğun doğumu : 15 Kasım 1986
Çocuk yetiştirme süresi : 12 ay
2’nci çocuğun doğumu : 22 Haziran 1993
Çocuk yetiştirme süresi : 36 ay
Toplam süre : 48 ay
Eksik süre : 12 ay
Yatırılacak prim miktarı : 12 x 79,60 = 955,20
Çocuk yetiştirme sürelerini Alman Emeklilik Sigortasına saydırdıktan sonra eksik süreleri borçlanmak isteyenlerin, 65 ya da 67 yaşını doldurmadan 6 ay önce Alman Emeklilik Sigortasına yazılı olarak başvuruda bulunmaları gerekmektedir.
8. Hizmet Sürelerinin Birleştirilmesi
Almanya’daki çocuk yetiştirme süreleri üzerinden emekli olabilmek için gerekli olan 60 aylık asgari sigortalılık süresi tamamlanmıyor ise, isteğe bağlı borçlanmadan ayrı olarak Türk-Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesi’ne göre Türkiye’deki hizmet sürelerinin birleştirilmesiyle eksik kalan süreler 60 aya tamamlanabilmekte ve Almanya’daki sigortalılık süresi karşılığında kısmi aylık da bağlanabilmektedir.
Ayrıca, çocuk yetiştirme süresinden faydalanarak emekli aylığına hak kazanan kişinin ölümü halinde geride kalan hak sahiplerine de dul/yetim aylığı bağlanabilmektedir.
9. Emekli Aylığının Miktarı
Alman Emeklilik Sigortasının 1 yıllık çocuk yetiştirme süresi karşılığında ödediği emekli aylığı 2010 yılı itibariyle 27,20 Avro’dur. Buna göre 5 yıllık çocuk yetiştirme süresi olan bir kişiye bağlanacak emekli aylığı 136 Avro’dur (5 x 27,20).
|
|
|
| Almanya Federal Cumhuriyeti Yabancılar Yasası |
|
Yazar: RasitTunca - 04-12-2019, 07:02 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Almanya Federal Cumhuriyeti Yabancılar Yasası
1.Bölüm
Genel Hükümler
Madde 1
Yabancıların F.Almanya'ya Gelişleri ve İkametleri
1 ) Yabancılar, diğer kanunlarla değişik bir düzenleme getirilmemiş olması kaydıyla, bu kanun uyarınca Berlin Eyaleti de dahil olmak üzere, F.Almanya'ya gelebilir ve burada ikamet edebilirler.
2) Anayasanın 116. maddesinin 1. fikrasına göre Alman olmayan herkes yabancıdır.
Madde 2
Uygulama Alanı
1) Bu kanun hükümleri,
1-Mahkeme Teşkilat Kanunu'nun 18-20. maddeleri gereği, F.Almanya'nın yargı yetkisidışında kalan yabancılara,
2-Diplomatik ve konsolosluk ilişkileri ile uluslararası kurum ve kuruluşların faaliyetlerinidüzenleyen devletler hukuku sözleşmeleri çerçevesinde, göç kısıtlamalarından, bildirimyükümlülüğünden ve ikamet izni alma zorunluluğundan muaf olmaları halinde vekarşılıklılık esasının mevcudiyeti durumunda muafiyetlerin bu esasa bağlı kılınabilmesikaydıyla uygulanmaz.Bu kanun, Avrupa Topluluğu hukukuna göre serbest dolaşım hakkından yararlananyabancılara, sadece, Topluluk Hukuku ve Topluluk İkamet Kanunu'nun aykırı hükümlerihtiva etmemesi hallerinde uygulanır.
Madde 3
İkamet İzni Alma Zorunluluğu
1) Yabancıların F.Almanya'ya gelişleri ve burada ikamet etmeleri, ikamet izni almalarına bağlıdır. Federal İçişleri Bakanlığı, yabancıların ikametlerini kolaylaştırmak amacıyla, Eyalet Temsilciler Meclisi'nin onaylayacağı kanun hükmünde kararname ile ikamet izni alma zorunluluğundan muafiyetleri belirler.
2) F.Almanya bandıralı gemilerde çalışan yabancılar da ikamet izni almak zorundadırlar. '
3) İkamet izninin, F.Almanya'ya girişten önce vize şeklinde alınması gerekir. F.İçisleri Bakanlığı Eyalet Temsilciler Meclisi'nin onaylayacağı kanun hükmünde kararname ile bu iznin ülkeye girişten önce veya girişten sonra yabancılar dairesinden alınabileceğini belirleyebilir.
4) 1. fıkranın 2. cümlesi ile 3. fıkranın 2. cümlesinde ifade edilen kararnameler, devletlerarası bir anlaşmanın gerekli kılmasi halinde, Eyalet Temsilciler Meclisi'nin onayı alınmadan çıkartılabilir. Bu kararnameler, yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren en geç üc ay sonra yürürlükten kalkar.
5) İkamet izninden muaf tutulan bir yabancının ikameti, süre ve yer itibariyle sınırlandırılabileceği gibi, şart ve kayıtlara da bağlanabilir.
Madde 4
Pasaport Yükümlülüğü
1) Almanya'ya gelmek veya burada ikamet etmek isteyen yabancılar, geçerli bir pasaporta sahip olmak zorundadırlar.
2) F. İçişleri Bakanlığı, Eyalet Temsilciler Meclisi'nin onaylayacağı kanun hükmünde kararname ile, geri kabul edilmeleri garanti edilmiş olan yabancıları pasaport yükümlülüğünden muaf tutabilir. Pasaport yerine geçecek diğer resmi kimlikleri tanzim edebilir veya bunlara izin verebilir
2. Bölüm
İkamet Izninin Verilmesi ve Uzatılması
1) İkamet İzni
Madde 5
İkamet İzninin Çeşitleriİkamet Izni
1- Oturma İzni -Madde 15, 17-
2- Oturma Hakkı -Madde 27-
3- Sınırlı Oturma lzni -Madde 28, 29-
4- İstisnai Oturma İzni -
Madde 30-şeklinde verilir.
Madde 6
İkamet İzni Talep Hakkı
1) İkamet izni, talep hakkı bulunan yabancılara başvuruları üzerine verilir. İkamet izni, sadece, 10. maddenin 2. fıkrasında yer alan hükümler uyarınca talep hakkının bulunmaması veya reddin yasal bir düzenlemeyle açık olarak belirlenmiş olması halinde reddedilebilir.
2) İkamet izninin verilmesine veya uzatılmasına ilişkin talep hakkının, yabancının F.Almanya'da geçen yasal ikamet süresine veya mevcut ikamet iznine bağlı kılınması halinde, cezaevinde geçirilen süreler dikkate alınmaz.
Madde 7
Diğer Durumlarda İkamet İzninin Verilmesi
1) İkamet izninin verilmesine dair yasal talep hakkının bulunmaması halinde, F.Almanya'ya gelmek veya burada ikamet etmek isteyen yabancılara, yazılı başvuruları üzerine ikamet izni verilebilir.
2) İkamet izni,
1- Sınırdışı edilmeyi gerektirecek bir nedenin mevcut olması,
2- Yabancının; geçimini, hastalık sigortasını da yeterli ölçüde kapsayacak şekilde, kendikazancı, serveti veya şahsi diğer gelirleri, aile fertlerinden veya bir üçüncü şahıstansağlanan nafaka ödemeleri, burslar, meslek değistirme veya mesleki eğitim yardımları,işsizlik parası veya prim kesintisine dayanan sair kamu yardımlarıyla sağlayamaması veya
3- Yabancının ikametinin, bir diğer nedenden ötürü F.Almanya'nın çıkarlarına halel getirmesiveya tehlikeye düşürmesi hallerinde kaideten reddedilir.
3) Yabancının ülkeyi terk etmesinin garanti edilmiş olması ve transit geçişin F.Almanya'nın çıkarlarına halel getirmemesi şartıyla, yabancıya transit geçiş vizesinin verilmesinde 2. fikra hükmü engel teşkil etmez.
Madde 8
Özel Red Sebepleri
1) İkamet izni, bu kanuna göre yasal talep hakkı şartlarının mevcudiyetinde de yabancının1- Gerekli olan vizeyi almadan F.Almanya'ya girmesi,
2- Yabancılar dairesinin gerekli muvafakati olmadan vize talep dilekçesindeki beyanlarına istinaden verilmiş olan bir vize ile ülkeye girmesi,
3- Pasaportunun bulunmaması,
4- Kimliğinin veya tabiyetinin açıklığa kavuşturulamamış olması ve bir başka devlete geri dönüş hakkının bulunmaması hallerinde reddedilir.Sınırdışı edilen veya sınır dışına sürülen bir yabancı, yeniden F.Almanya'ya gelemez ve burada ikamet edemez; kendisine, bu kanuna göre yasal talep hakkı şartlarının mevcut olması halinde de, ikamet izni verilmez. Sınırdışı edilme ve sınırdışına sürülmenin bu sonuçları yazılı başvuru üzerine kaideten süreye bağlanır ve bu süre yabancının ülkeden ayrıldığı tarihten itibaren başlar.
Madde 9
Red Gerekçelerine İlişkin İstisnalar ve Muafiyetler
1) Aşağıda belirtilen durumlarda ikamet izni,
1- Bu kanuna göre ikamet izni verilmesi için yasal talep hakkı şartlarının tam olarak yerine gelmiş olması ve yabancının, ikametinin amacı veya süresi bakımından vize almakla yükümlü bulunması hallerinde, 8. maddenin 1. fıkrasının 1. bendinden,2- Bu kanuna göre ikamet izni verilmesi için yasal talep hakkı şartlarının tam olarak yerine gelmiş olması halinde 8. maddenin 1. fıkrasının 2. bendinden,3- Gerekçeli münferit vakalarda, özellikle bu kanuna göre ikamet izni verilmesi için yasal talep hakkı şartlarının mevcudiyetinde, yabancının yasal olarak F.Almanya'da ikamet etmesi ve makul yollarla bir pasaport alamaması veya bir başka devlete geri dönüş hakkını elde edememesi hallerinde, 8. maddenin 1. fıkrasının 3. ve 4. bentlerinden farklı olarak verilebilir.
2) F.İçişleri Bakanlığı veya onun belirleyeceği makam, gerekçeli münferit vakalarda yabancının ülkeye girişinden önce sınırdan geçişine ve altı aya kadar müteakip ikametine 8. maddenin 1. fıkrasının 3. ve 4. bendlerinden farklı olarak istisnaen izin verebilir.
3) Sınırdışı edilmiş veya sınırdışına sürülmüş olan bir yabancı; kendisinin F.Almanyada bulunmasını gerektiren zorlayıcı nedenlerin mevcut olması veya talebinin reddedilmesinin ağır mağduriyetine yol açabilecek olması hallerinde, 8. maddenin 2. fıkrasının 2. bendi uyarınca tespit edilen sürenin dolmasından önce, kısa bir süre için istisnaen ülkeye girebilir.
4) F.İçişleri Bakanlığı devletler hukukundan doğan yükümlülükleri yerine getirmek üzere, Eyalet Temsilciler Meclisi'nin onaylayacağı bir kanun hükmünde kararname ile , 7. maddenin 2.fıkrası ile 8. maddenin 2. fıkrasından farklı olarak geçici ikametlerini kolaylaştırmak amacıyla yabancıların ülkeye girmelerine ve en fazla üç ay ikamet etmelerine izin verebilir.
Madde 10
Çalışma Amacına Yönelik İkamet İzni
1) Bir işverene bağımlı olarak calışmak amacıyla F.Almanya'da üç aydan fazla kalmak isteyen yabancılara, münhasıran 2. fıkra hükümlerine göre düzenlenecek bir tüzük çerçevesinde ikamet izni verilir.
2) F. İçişleri Bakanlığı Eyalet Temsilciler Meclisi'nin onaylayacağı bir tüzükle, F.Almanya'nın çıkarlarını korumak ve onun üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmek amacıyla, bir işverene bağımlı olarak çalışmak üzere verilen ikamet iznini şartlara bağlayabilir ve sınırlandırabilir. Bu kanun hükmünde kararname, belirli meslekler, iş kolları ve belirli yabancı gruplar için kısıtlamalar öngörebilir; ikamet izninin türü ve geçerlilik süresini belirleyebilir; süresiz ikamet izninin verilmesini kısıtlayabilir veya buna hiç imkan tanımayabilir.
3) Bu kanun hükmünde kararname, Federal Parlamentonun talepte bulunması halinde yürürlükten kaldırılır.
Madde 11
ltica Talebinde Bulunması Durumunda İkamet Izni
1) İltica talebinde bulunan bir yabancıya, iltica işleminin hukuki sonucunu beklemeden ikamet izni verilmesi, yasal talep hakkı haricinde, yalnızca F.Almanya'nın önemli çıkarlarının gerekli kılması halinde ve münhasıran en yüksek eyalet makamının onayı ile mümkündür.
2) Yabancının ülkeye girişinden sonra yabancılar dairesi tarafindan verilmiş veya uzatılmış olan ikamet izni, yabancının iltica talebinde bulunmuş olması dikkate alınmaksızın, bu kanun hükümleri uyarınca uzatılabilir.
Madde 12
Geçerlilik Alanı ve Süresi
1) İkamet izni, F.Almanya için (1. madde 1. fıkra) verilir ve yer itibariyle sonradan da sınırlandırılabilir.
2) İkamet izni, süreli veya kanunen tayin edilmiş ise süresiz olarak verilir. Süreli ikamet izni, bu iznin verilmesi, uzatılması veya süresinin tespiti ile ilgili önemli bir şartın ortadan kalkması halinde, sonradan süre bakımından sınırlandırılabilir.
Madde 13
İkamet İzninin Uzatılması
1) İkamet izninin verilmesi ile ilgili yasal düzenlemeler, bu iznin uzatılmasında da aynen uygulanır.
2) Yabancılar dairesinin gerekli muvafakati olmadan yabancının vize talep dilekçesindeki beyanlarına istinaden verilen bir vize, bu yasaya göre uzatılması için yasal talep hakkı şartlarının mevcut olması halinde de, altı aydan daha uzun bir süre uzatılamaz. İkamet izninin bu şekilde uzatılmasında 9. maddenin1. fıkrası 2. bendi uygulanır.
Madde 14
Şartlar ve Kayıtlar
1) İkamet izninin verilmesi ve uzatılması şartlara bağlanabilir. İkamet izni özellikle bir üçüncü şahsın, ülkeden çıkış için gerekli masrafları veya yabancının, öngörülen ikamet müddetini aşmamak kaydıyla belirli bir süredeki geçim masraflarını tamamen veya kısmen karşılamaya hazır olduğunu taahhüt etmesi şartına bağlı kılınabilir.İkamet izni sonradan da kayıtlara bağlanabilir. Özellikle işe girme bakımından yasaklamalar veya kısıtlamalar getirilebilir. Yabancının, ikamet iznine sahip olduğu sürece, bağımlı olarak çalışmasının, çalışma müsaadesine ters düşecek şekilde kısıtlanması veya yasaklanması mümkün değildir.Kayıtlar, ikamet izni verilmeden önce de konulabilir.
2) Oturma İzni ve Oturma Hakkı
Madde 15
Oturma izniBelirli bir ikamet amacına bağlı olmaksızın ikametine müsaade edilen yabancıya, ikamet izni oturma izni seklinde verilir.
Madde16
Geri Dönüş Hakkı
1) Reşit olmadan önce mutad ikametini yasal olarak F.Almanya'da geçirmiş olan bir yabancıya,
1-F.Almanya'yı terk etmeden önce yasal olarak sekiz yil burada ikamet etmiş ve altı yıl okula gitmiş olması,
2-Geçiminin kendi kazancı ile veya bunun, beş yıl süre ile karşılanmasını taahhüt eden bir üçüncü şahıs kanalıyla sağlanmıs olması ve
3-Oturma izni başvurusunun, 15. yaşın bitirilmesini müteakiben ve 21 yaşın tamamlanmasından önce ve F.Almanya'nın terk edilmesinden itibaren bes yıllık bir süre içerisinde yapılmıs olması hallerinde 10. maddeden farklı olarak oturma izni verilir.
2) Ağır bır mağduriyeti önlemek üzere 1. fıkranın 1. ve 3.bendlerinde belirtilen şartlardan sarfı nazar edilebilir. Yabancının F.Almanya'da resmen tanınan bir eğitim kurumundan mezun olması halinde, 1. fıkranın 1. bendi dikkate alınmayabilir.
3) Oturma izni; yabancının1-Sınırdışı edilmiş olması veya F.Almanya'yı terk ettiği anda muhtemelen sınırdışı edilebilecek olması,2-Sınırdışı edilmesini gerektiren bir nedenin mevcut olması hallerinde veya3-Reşit olmadığı ve F.Almanya'da şahsi bakımının üstlenilmediği sürece reddedilebilir.
4) Oturma izni, geçimin şahsi kazanç ile artık sağlanamaması veya bakım yükümlülüğünün, beş yıllık sürenin dolması nedeniyle ortadan kalkması halinde dahi uzatılır
5) F.Almanya'daki bir kurumdan emekli aylığı almakta olan bir yabancıya, ülkeyi terk etmeden önce en az sekiz yıl F.Almanya'da yasal olarak ikamet etmiş olması kaydıyla kaideten oturma izni verilir.
Madde 17
Yabancıların Aile Birleştirmesi
1) Anayasanın 6. maddesi gereği evliliğin ve ailenin korunması amacıyla, bir yabancının yabancı uyruklu aile ferdine F.Almanya'da aile birliğinin kurulması ve korunması için oturma izni verilir ve uzatılır.
2) Oturma izni;1. fıkrada ifade edilen amaç doğrultusunda münhasıran
1- Yabancının oturma izni veya oturma hakkı hamili bulunması,
2- Yeterli büyüklükte konutun mevcut olması ve
3- Yabancının bizzat gelir getiren bir işte çalışmasıyla, kendi servetiyle veya kendine ait sair imkanlarla aile ferdinin geçimi sağlanmışsa; büyük bir mağduriyetin önlenmesi amacıyla, ailenin geçimi meşru olarak veya Almanya'da kalmasına müsaade (Duldung) yoluyla Federal Almanya'da ikamet etmekte olan aile ferdinin kendi çalışmasıyla veya bakmakla yükümlü bir aile ferdi tarafından sağlanmışsa, ikamet izni verilebilir.
3) İltica hakkı tanınan bir yabancının eşine ve reşit olmayan bekar çocuklarına 2. fikradan farklı olarak oturma izni verilebilir.
4) Bu kanun hükümlerine göre "yeterli konut" olarak, ev arayanlara tahsis edilebilecek durumda bulunan ve kamu yardımlarıyla desteklenen sosyal konut ölçüsünden daha fazlası, talep edilemez. Durumu ve büyüklüğü açısından Almanlar için de geçerli yasal hükümlere uymayan konut yeterli değildir. Çocuklar iki yaşını dolduruncaya kadar ailenin yerleştiği konutun büyüklük hesabında nazarı dikkate alınmaz.
5) Oturma izni, bu kanuna göre yasal talep hakkı şartları mevcut olsa dahi, aile fertlerinin sınırdışı edilmelerini gerektirecek bir nedenin var olması veya yabancının F.Almanya'da bulunan ve genel olarak bakmakla yükümlü olduğu diğer yabancı aile fertleri için veya birlikte yasadığı ve baktığı veya bakma taahhüdünde bulunduğu şahısların geçimi için sosyal yardım alması veya almak zorunda bulunması hallerinde reddedilebilir.
Madde 18
Eşlerin Getirilmesi
1) Bir yabancının eşine; yabancının
1- Oturma hakkı hamili olması,
2- İltica hakkının tanınmış olması,
3- Oturma izni bulunması, F.Almanya'ya geldiği anda evli olması ve bunu ilk oturma izni talep dilekçesinde beyan etmiş olması veya
4- F.Almanya�da doğması veya buraya çocuk yaşta gelmesi, süresiz oturma izni veya oturma hakkı hamili olması, F.Almanya'da sekiz yıl yasal olarak ikamet etmiş ve rüşt yaşını aşmış olması hallerinde 17.madde hükümleri uyarınca oturma izni verilir.
2) Oturma izni, 1. fıkranın 3. bendinden farklı olarak da verilebilir.
3) Yabancı eşe, 1. fıkranın 4. bendinde belirtilen durumlarda, geçimin kamu yardımları almadan garanti edilmiş olması kaydıyla, 17. maddenin 9 fikrasının 3 bendinden farklı olarak oturma izni verilebilir; burslar, mesleki eğitim yardımları veya prim kesintisine dayanan sair kamu yardımlarının alınması, oturma izninin verilmesine engel teşkil etmez. Bu hüküm, 1. fıkranın 4. bendinde belirtilen durumlarda yabancının en az beş yıldan beri yasal olarak F.Almanya'da ikamet etmesi, evlilikten bir çocuğun olması veya eşin hamile olması hallerinde de geçerlidir.
4) Oturma izni, evlilik birliği devam ettiği sürece, 17. maddenin 2. fıkrasının 2. ve 3. bentlerinden farklı olarak süreli uzatılabilir.5)Evlilik birliğinin ortadan kalkmasından sonra eşlerden birine ikametini sürdürmesi için 19. madde uyarınca izin verilmiş olması halinde, diğer eşe, F.Almanya'da evlilik birliğini yeniden kurabilmesini teminen oturma izni verilmesi, ancak F.Almanya�dan ayrıldığında süresiz oturma izni verilmesini engelleyici bir durumun bulunmamasına bağlıdır.
Madde 19
Eşlerin Bağımsız İkamet Hakkı
1) Evlilik birliğinin ortadan kalkması durumunda eşin oturma izni,
1- Evlilik birliğinin F.Almanya�da yasal olarak en az 4 yıl sürmüş olması,
- Evlilik içi yaşam birliği meşru olarak Federal Almanya'da sürmüşse ve olağanüstü bir mağduriyetin önlenmesi amacıyla eşin ikametinin devamını sağlamak gerekli ise; bunun istisnası yabancıya süresiz ikamet izni verilmesinin mümkün olmayışıdır, veya
3- F.Almanya'daki evlilik birliği devam ederken yabancının vefat etmesi ve
4- Elinde olmayan nedenlerle oturma izninin uzatılması talebini zamanında yapmamış olması hariç tutulmak üzere, yabancının, 1-3. bendlerde belirtilen şartların oluşmasına kadar, oturma izni veya oturma hakkı hamili olması hallerinde 17. maddenin 1. fıkrasında ifade edilen ikamet amacıyla irtibatlı olmayan bağımsız bir ikamet hakkı olarak uzatılır.Evlilik içi yaşam birliğinin sona ermesinden ötürü eş, ülkesine dönüş yükümlülüğü ile bağlantılı olarak, ikamet izni verilmemesini tasvip ettirmeyecek derecede türü ve ağırlığı itibariyle büyük zorluklarla karşılaşacaksa 1. cümlenin 2 nolu bendinde belirtilen anlamda olağanüstü mağduriyet sözkonusudur; bu meyanda Federal Almanya'da evlilik içi yaşam birliğinin süresi dikkate alınmalıdır. Suistimali önlemek amacıyla 1. cümlenin 2 nolu bendinde belirtilen durumlarda, eğer eş sosyal yardım almaya muhtaç ise, ikamet izninin uzatılması reddedilebilir.
2) Oturma izni, 1. fıkrada belirtilen durumlarda 1. fıkranın 3. cümlesine halel gelmeden bir yıllık bir süre ile uzatılır. Sosyal yardım alınması bu uygulamaya engel teşkil etmez. Oturma izni, süresiz uzatılması için gerekli şartların mevcut olmadığı müddetçe, süreli olarak uzatılabilir.
3) Oturma izninin uzatılması, eşin sınırdışı edilmesini gerektiren bir nedenin mevcut olması halinde, 2. fıkrann 1. cümlesindeki hükme aykırı olmamak kaydıyla reddedilebilir.4) Ayrıca süresiz olarak uzatılmakla eşin oturma izni 17.maddenin 1. fıkrasında belirtilen ikamet amacıyla irtibatlı olmayan bağımsız ikamet hakkına dönüşür.
Madde 20
Çocukların Getirilmesi
1) İltica hakkı tanınan yabancının reşit olmayan bekar çocuğuna 17. madde uyarınca,.oturma izni verilir.
2) Bunların dışındaki bir yabancının bekar çocuğuna1-Anne babadan birinin de oturma izni veya oturma hakkı hamili olması veya hayatta olmaması ve2- Çocuğun 16. yasını henüz tamamlamamış olması hallerinde 17. madde uyarınca oturma izni verilir.
3) Anne ve babanın evli olmamaları veya artık birbirleriyle evli bulunmamaları halinde, 2. fıkranın 1. bendinden sarfı nazar edilebilir. F.Almanya'da yasal olarak beş yıldan beri ikamet etmekte olan çocuğa,2. fıkranın 1. bendi ile 17. maddenin 2. fıkrasının 3. bendinden farklı olarak oturma izni verilebilir.
4) Bunun dışında yabancının reşit olmayan bekar çocuğuna,1-Çocuğun Almanca bilgisine vakıf olması veya o tarihe kadar gördüğü eğitim ve yaşam koşulları itibariyle F.Almanya'daki yaşam tarzına uyum sağlayabileceğinin anlaşılması veya2- Münferit bir durumun özelliğinden kaynaklanan ağır bir mağduriyetin önlenmesi için gerekli olması hallerinde 17. madde uyarınca oturma izni verilebilir.
5) Bir yabancının F.Almanya'da doğan veya küçük yaşta bu ülkeye gelmiş reşit olmayan bekar çocuğuna, geçiminin kamu yardımları almaksızın garanti edilmiş olması şartıyla, 17. maddenin 2 fikrasının 3. bendinden farklı olarak oturma izni verilebilir. Burslar, mesleki eğitim yardımları ve prim kesintisine dayanan sair kamu yardımlarının alınması, oturma izni verilmesine engel teşkil etmez.
6) Bir çocuga verilmiş olan oturma izni, 17. maddenin 2 fıkrasının 2. ve 3. bentlerinden farklı olarak uzatılır.
Madde 21
Çocukların İkamet Hakkı
1) F.Almanya'da doğan bir çocuga, annesinin oturma izni veya oturma hakkı hamili olması şartıyla, re'sen oturma izni verilir. Bu oturma izni, annenin veya velayeti tek başına üstlenen babanın oturma izni veya oturma hakkı hamili bulunduğu müddetçe, 17. madde uyarınca uzatılır. Oturma izni 17. maddenin 2.fıkrasının 2. ve 3. bentlerinden farklı olarak uzatılır.
2) 1. fıkra ile 17. ve 20. maddelerde belirtilen şartların mevcut olmaması halinde, çocuğa verilmiş olan oturma izninin uzatılmasında, 16. madde hükmü uygulanır.
3) Çocuğa verilmiş olan oturma izni; süresiz olarak veya 16. maddede belirtilen hükümler gereğince uzatılmış olması veya çocuğun rüşt yaşına gelmiş bulunması hallerinde, 17. maddenin 1. fıkrasında belirtilen ikamet amaıiyla irtibatlı olmayan bağımsız ikamet hakkına dönüşür.
4) Süresiz uzatılması için gerekli şartlar bulunmadığı müddetçe oturma izni süreli olarak uzatılır.
Madde 22
Diğer Aile Fertlerinin Getirilmesi
Yabancının diğer bir aile ferdine, doğacak olağanüstü bir mağduriyeti önlemek için gerekli olması halinde, 17. madde uyarınca oturma izni verilebilir. Reşit olan aile fertlerine 18. maddenin 4. fıkrası ile 19. madde; reşit olmayan aile fertlerine 20. maddenin 6. fıkrası ve 21. maddenin 2.-4. fıkraları uygulanır.
Madde 23
Alman Vatandaşlarının Yabancı Aile Fertleri) Mutat ikameti F.Almanya'da bulunmak şartıyla;
1-Alman vatandaşının yabancı eşine,
2-Alman vatandasının reşit olmayan bekar yabancı cocuğuna,
3-Velayet hakkının kullanılmasını teminen bekar ve reşit olmayan bir Alman vatandaşının yabancı anasına veya babasına 17. maddenin 1. fıkrası uyarınca oturma izni verilir; aile birliği Federal Almanya'da yaşanıyorsa, 17. maddenin 1. fıkrasına göre, reşit olmamış bekar bir Almanın velayet sahibi olmayan anne veya babasına da verilebilir.
2) Oturma izni, kaideten üç yıl için verilir. Bu izin Alman vatandaşı ile kurulan aile birliğinin F.Almanya'da devam ettiği ve süresiz uzatılması için gerekli şartların henüz mevcut olmadığı sürece, süreli olarak uzatılır.3) Bu madde hükümleriyle ilgili olarak 17. maddenin 5. fıkrası ile 19. ve 21. maddeler uygulanır: "Yabancının ikamet izni" tabirinin yerini "Alman vatandaşının F.Almanya'daki mutat ikameti" tabiri alır.4) Diğer aile fertleri için 22. madde hükmü uygulanır.
Madde 24
Süresiz Oturma Izni
1) Oturma izni; yabancının
1-Beş yıldan beri oturma izni hamili olması,
2-İşçi ise, özel çalışma iznine sahip olması,
3-Sürekli iştigal ettiği bir diğer iş için gerekli müsaadenin olması,
4-Sözlü anlaşabilmeye yetecek kadar basit derecede Almanca bilmesi,
5-Kendisine ve birlikte yasadığı aile fertlerine yetecek büyüklükte konuta (17. madde 4. fıkra) sahip olması ve
6- Sınırdışı edilmesini gerektirecek bir nedenin bulunmaması hallerinde süresiz olarak uzatılır.
2) Oturma izni, yabancının, çalışmaması durumunda geçimini
1-Kendi serveti veya sair şahsi gelirleri veya
2-İşsizlik parası veya altı ay süreyle talep edebileceği işsizlik yardımı vasıtasıyla, sağlayabilmesi halinde 1.fıkra uyarınca süresiz olarak uzatılır.1. cümlenin 2. bendinde belirtilen bir durumda yabancının üç yıl içinde geçimini kendi kazancıyla sağladığını kanıtlayamaması halinde oturma izni, daha sonra süre bakımından sınırlandırılabilir.
Madde 25
Eşlerin Süresiz Oturma İzni
1) Evlilik birliği içerisinde beraber yaşayan eşlerde, eşlerden birinin 24. maddenin 1. fıkrasının 2. ve 3. bentleri ile 2. fıkrasınn 1. cümlesinde belirtilen şartları yerine getirmiş olması yeterlidir.
2) Bu kanunun 18. maddesi uyarınca eşlerden birine verilen oturma izni; evlilik birliğinin ortadan kalkmasından sonra, eşin geçiminin, yabancının şahsi gelirlerinden karşılanan nafaka ödemeleriyle garanti edilmiş olması ve yabancının süresiz oturma izni veya oturma hakkı hamili bulunması hallerinde, 24 maddenin 1. fıkrasının 2. ve 3. bentleri ile 2. fıkrasınn 1. cümlesinden farklı olarak süresiz uzatılır.
3) Alman vatandaşının yabancı eşine verilen oturma izni, bu kanunun 24. maddesinin 1. fıkrasının 4. ve 6. bentlerinde belirtilen şartların mevcut olması ve Alman vatandaşıyla kurulan evlilik birliğinin devam etmesi hallerinde kaideten üç yıl sonra süresiz olarak uzatılır. Evlilik birliğinin sona ermesi durumunda, 2. fıkra hükümleri uygulanır.
Madde 26
Aile Birleştirmesi Çerçevesinde Gelen Çocuklar İçin Süresiz Oturma İzni
1) Bu kanunun 17. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen amaca uygun olarak reşit olmayan bir yabancıya verilen oturma izni; yabancının 16. yaşını doldurduğu anda sekiz yıldan beri oturma izni hamili olması şartıyla, 24. maddeden farklı olarak süresiz uzatılır. Aynı şartlar; yabancının1-Reşit olması ve sekiz yıldan beri oturma izni hamili bulunması
2-Yeterli ölçüde Almanca bilgisine sahip olması ve
3-Geçimini kendi kazancı, şahsi serveti veya sairgelirleriyle sağlayabilmesi veya resmen tanınan bir okul veya meslek eğitimden mezun olmaya yönelik öğrenimde bulunması hallerinde de geçerlidir.
2) Yabancının F.Almanya dışında okula devam ettiği süreler, 1. fıkra uyarınca oturma izni alınabilmesi için gerekli görülen süreye kaideten eklenmez.
3) Süresiz oturma izni, yabancının sadece
1-Kendi kusurlu davranışından ötürü sınırdışı edilmesini gerektirecek bir nedenin mevcut olması
2-Son üç yıl içinde kasten işlediği bir suçtan ötürü en az altı aylık hapis veya gençlik cezasına veya en az 180 günlük hapis cezasına mütekabil para cezasına çarptırılmış olması veya gençlik cezası verilmesinin ertelenmesine karar verilmiş bulunması veya,
3- Resmen tanınan bir okul veya meslek eğitiminden mezun olmaya yönelik öğrenim görmesi haricinde, geçimini sosyal yardım veya sosyal kanunun 8. cildi uyarınca gençlik yardımı almadan sağlayamaması hallerinde, reddedilir. Oturma izni, 1. cümlede belirtilen durumlarda süreli olarak uzatılabilir. 1. cümlenin 2.şıkkında belirtilen durumda, gençlik cezasının veya hapis cezasının tecil edilmiş olması veya gençlik cezası verilmesinin ertelenmiş olması halinde, oturma izni kaideten tecil süresinin sonuna kadar süreli olarak uzatılır.
4) 1. fıkranın 2 ve 3 nolu bendleri ve 3. fıkranın 3 nolu bendinde belirtilen koşullardan, eğer bu koşullar bedeni, akli veya ruhsal hastalık veya özür nedeniyle yabancı tarafından yerine getirilemeyecekse, sarfı nazar edilmesi gereklidir. Günlük yaşam seyri içersinde mutad ve muntazaman tekrarlanan işler için muhtemelen sürekli olarak önemli ölçüde bir muhtaçlık durumu mevcutsa böyle bir durum sözkonusudur.Madde 27Oturma Hakkı1) Oturma hakkı, süre ve yer itibariyle sınırsız olup şartlara ve kayıtlara bağlanamaz.37. maddede belirtilen hükümler saklıdır.
2) Bir yabancıya;
l- Kendisinina) Sekiz yıldan beri oturma izni hamili olması veya,b) Üç yıldan beri süresiz oturma izni hamili olup daha önce istisnai oturma izninin bulunması,
2- Geçimini kendi kazancı, şahsi serveti veya sair gelirleriyle garanti etmiş olması,
3- Kanuni emeklilik sigortasına en az 60 ay zorunlu veya isteğe bağlı olarak prim ödemiş bulunması veya benzeri yardımlara hak kazanmak üzere bir sigorta veya sosyal yardım kuruluşuna veya bir sigorta şirketine ödeme yapmış olduğunu kanıtlaması,
4- Son üç yıl içinde kasten işlediği bir suçtan ötürü en az altı ay hapis veya gençlik cezasına veya en az 180 günlük hapis cezasına mütekabil para cezasının veya daha ağır cezalara çarptırllmamış olması ve 524. maddenin 1. fıkrasının 2.- 6. bentlerinde belirtilen şartların mevcut olması hallerinde oturma hakkı verilir.
3) Gerekçeli durumlarda, yabancının beş yıldan beri oturma iznine sahip olması halinde, 2. fıkranın 1. bendinden farklı olarak oturma hakkı verilebilir. Böyle bir durum özellikle;
1-Eski Alman vatandaşlarında,
2-Bir Alman vatandaşı ile evlilik birliği içinde yaşayan yabancılarda
3-Iltica hakkı tanınan veya bunlarla eşit tutulan yabancılarda söz konusu olur.
4) Evlilik birliği içerisinde beraber yaşayan eşlerde; eşlerden birinin 2. fıkranın 2. ve 3. bentleri ile 24. maddenin 1. fıkrasının 2. ve 3. bentlerinde belirtilen şartları yerine getirmesi yeterlidir. 4a) Yabancı, tanınan bir okul eğitimi veya mesleki eğitim diplomasına yol açan bir eğitim içinde bulunuyorsa, 2. fıkranın 3 nolu bendinden farklı uygulama yapılarak oturma hakkı verilir. Burs ve eğitim yardımı ile prim ödemesine dayalı olarak yapılan resmi ödemeler alınması oturma hakkının verilmesine engel teşkil etmez.
5) Suç işlemiş yabancılarda, 2. fıkranın 4. bendinde belirtilen süre, yabancının cezaevinden tahliye edildiği tarihinden itibaren başlar.3. Sınırlı Oturma İzni
Madde 28
Sınırlı Oturma İzni
1) Bir yabancının ikametine, tabiatı icabi sadece geçici bir ikameti gerektiren belirli bir amaç için müsaade edilmesi halinde, ikamet izni, "sınırlı oturma izni" şeklinde verilir. 10. madde hükümleri saklıdır.
2) Sınırlı oturma izni, ikamet amacına uygun olarak süre bakımından tahdit edilir. Bu izin, en fazla iki yıl için verilir ve ikamet amacına henüz ulaşılamamış olması ve ulaşılmasının makul bir zaman içinde mümkün görülmesi hallerinde, her defasında en fazla iki yıl uzatılabilir.
3) Bir yabancıya, bir başka ikamet amacı için kaideten F.Almanya'yi terk etmeden önce yeniden sınırlı oturma izni verilemez veya mevcut izni uzatılamaz. Yabancının ülkeyi terk etmesinden itibaren bir yıl geçmedikçe oturma izni verilemez, bu hüküm yasal talep hakkının mevcut olduğu hallerde veya kamu yararının söz konusu olduğu durumlarda geçerli değildir. F.Almanya'daki ikametleri henüz bir yıldan fazla olmayan yabancılara 1. ve 2. cümle hükümleri uygulanmaz.
4) Mesleki veya ailevi nedenlerden ötürü müteaddit defalar F.Almanyada ikamet etmek isteyen bir yabancıya, yılda toplam üç aya kadar F.Almanyada ikamet etmesini sağlayabilecek şekilde vize verilebilir.F.Almanya'da bulunan bir kurumdan aylık gelir (Rente) alan ve F.Almanyada ailevi bağları mevcut olan bir yabancıya 1. cümle hükmü uyarınca kaideten vize verilir.
Madde 29
Aile Fertleri İçin Sınırlı Oturma İzni
1) Sınırlı oturma izni bulunan bir yabancının eşine, Anayasa'nın 6. maddesi gereği evliliğin ve ailenin korunması amacıyla bir yabancı ile F.Almanyada evlilik birliğinin kurulması ve korunmasını teminen1-Yabancının ve eşinin geçiminin sosyal yardım almaksızın garanti edilmiş olması ve
2-Yeterli büyüklükte bir konutun (17. madde 4. fıkra) mevcut bulunması halinde sınırlıoturma izni verilebilir.
2) Sınırlı oturma izni hamili bir yabancının reşit olmayan bekar çocuğuna, reşit olmayan bekarbir çocuğa oturma izni verilmesi için geçerli olan 20. maddenin 2.- 4. fıkraları ile 21.maddenin 1. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan hükümlerin tatbiki suretiyle sınırlı oturma izniverilir. Geçimin garanti altına alınmış sayılması için, bunun sosyal yardım almaksızınsağlanması yeterlidir.
3) Eşin ve çocuğun sınırlı oturma izni sadece yabancının sınırlı oturma iznine sahip olduğu ve kendisiyle kurulan aile birliği devam ettiği sürece uzatılabilir.Sınırlı oturma izninin uzatılmasında, geçimin garanti edilmiş olması şartından sarfı nazar edilebilir.
4) İstisnai Oturma İzni
Madde 30
İstisnai Oturma İzni
1) Devletler hukuku kaidelerinden veya acil insani nedenlerden ötürü veya F.Almanya'nın siyasi çıkarlarının korunması açısından F.Almanyaya girişine ve ikametine izin verilmesi gereken, ancak kendisine oturma izni verilmesi imkanı bulunmayan veya bu iznin verilmesine 7. maddenin 2. fıkrasında belirtilen red sebeplerinden birinin engel teskil ettiği yabancıya, ikamet izni, istisnai oturma izni şeklinde verilir.
2) Yasal olarak F.Almanya'da ikamet eden bir yabancıya,
1- Başka bir ikamet izni verilmesi veya uzatılması imkanının bulunmadığı ve
2- Münferit özel durumlardan ötürü yabancının ülkeden ayrılmasının olağanüstü mağduriyetine yol açmasının muhtemel olduğu hallerde acil insani nedenlerle istisnai oturma izniverilebilir.Yabancının F.Almanya'daki ikametinin devamının imkansız olması halinde, kendisinin ve aile fertlerinin o ana kadarki ikamet süreleri "acil insani neden" olarak telakki edilmez.
3) F.Almanya'dan sınırdışı edilmesi kanunen kesinleşmiş olan bir yabancıya, şahsındankaynaklanmayan nedenlerin ülkeyi kendi arzusuyla terk etmesine veya sınırdışı sürülmesineengel teşkil etmesi, dolayısıyla 55.maddenin 2. fıkrası uyarınca erteleme alabilmesi için gerekli şartların mevcut olması hallerinde, 8. maddenin 1. fıkrasından farklı olarak istisnaioturma izni verilebilir.
4) Ayrıca en az iki yıldan beri ülkeyi kesin olarak terk etmek zorunda bulunan ve "erteleme" hamili olan bir yabancıya, sınırdışına sürülmesini engelleyen nedenlerin ortadankaldırılmasına yönelik makul talepleri yerine getirmemesi haricinde, 8. maddenin 1. ve2.fıkralarından farklı olarak istisnai oturma izni verilebilir.
5) İltica başvurusu kesin olarak reddedilen veya iltica basvurusunu geri alan bir yabancıya, sadece 3. ve 4. fıkralar
uyarınca istisnai oturma izni verilebilir.
Madde 31
Aile Fertleri İçin İstisnai Oturma İzni
1) İstisnai oturma izni hamili bir yabancının eşine ve reşit olmayan bekar çocuğuna, yabancı ile F.Almanyada aile birliğinin kurulması ve korunmasını teminen, 30. maddenin 1.-4 fıkraları uyarınca ve 30.maddenin 5. fıkrasının 2. cümlesinden farklı olarak istisnai oturma izni verilebilir.
2) Annenin istisnai oturma iznine sahip olması halinde, F.Almanya'da doğan çocuğa resen istisnai oturma izni verilir. Çocuğun istisnai oturma izni, annenin veya velayeti tek başına üstlenen babanın istisnai oturma iznine sahip oldugu sürece uzatılır.Madde 32En Yüksek Eyalet Makamlarının Kabul YetkisiEn yüksek eyalet makamı, devletler hukuku kaidelerinden veya insani nedenlerden ötürü veya F.Almanya'nın siyasi çıkarlarının korunması açısından belirli devletlerden gelen yabancılara veya sair şekilde belirlenen yabancı gruplara, F.İçisleri Bakanlığının mutabakatını almak suretiyle, 30. madde ile 31. maddenin 1. fıkrası uyarınca istisnai oturma izni verilmesine veya verilmiş iznin uzatılmasına karar verebilir.
Madde 32
aSavaş Veya İç Savaş Bölgelerinden Gelen Mültecilerin Kabulü
1) Savaş veya iç savaş bölgelerinden gelen yabancıların Federal Almanya'da geçici bir süre için kalabilmelerine ilişkin Federal Hükümetin ve Eyaletlerin mutabık kalmaları sonucu, en yüksek eyalet makamı bu yabancılara geçici bir süre geçerli olan istisnai oturma izni verilmesine ve bu iznin uzatılmasına karar verir. Federal Almanya içinde yeknesaklığın sağlanması amacıyla bu talimat yürürlüğe girmeden önce Federal İçişleri Bakanlığı'nın onayı alınır. Bu kararname istisnai oturma izninin 7.maddenin 2.fıkrası ve 8.maddenin 1.fıkrasından farklı olarak verilmesini öngörebilir. Yabancının, kararname yürürlüğe girmeden önce iltica talebini geri alması veya 51.maddenin 1.fıkrasında belirtilen şartlara göre siyasi takibata uğramadığını beyan etmesi sonucu, kararname istisnai oturma izninin verilmesini öngörebilir.
2) İstisnai oturma izni sadece, yabancı iltica talebinde bulunmadığı ve 1.fıkraya uygun olarak kararnamenin yürürlüğe girmesinden sonra iltica talebini geri aldığı taktirde verilmektedir.
3) 1.fıkrada belirtilen şartlara göre kabul edilen bir yabancının aile fertlerine sadece 1.ve 2.fıkra uyarınca istisnai oturma izni verilebilir.
4) İltica talebinde bulunmayan ve 1.fıkranın 4.cümlesinde veya 2.fıkrada belirtilen durumlara göre talebini geri almak zorunda olmayan bir yabancıya istisnai oturma izni verildiğinde, yabancılar dairesi istisnai oturma izninin verilmesi ve veriliş süresi hakkında derhal Yabancı Mültecilerin Tanınmasından Sorumlu Federal Dairesine bilgi vermek zorundadır. Yabancılar dairesi, İltica Muhakemeleri Usul Kanunu'nun 32 a maddesinin 2.fıkrası ile 80 a maddesinin 2.fıkrası ile ilgili düzenlenmeler konusunda yabancıyı yazılı olarak aydınlatmak zorundadır.
5) Yabancı, belirli bir eyalette veya belirli bir yerde bulunma hakkına sahip değildir. Yabancı sadece, istisnai oturma iznini vermiş olan eyalette ikametgahını ve mutad ikametini sürdürebilir. Başka bir eyalete tevzi edildiğinde, sadece o eyalette bulunabilir. Yabancı, havale bildiriminde hangi yer belirtildiyse ikametgahını ve mutad ikametini o yerde geçirmek zorundadır. Başka bir eyaletin yabancılar dairesi gerekçesi olan istisnai durumlarda, yabancının kendi bölgesinde ikametgahını ve mutad ikametini sürdürmesine izin verebilir.
6) Yabancının bir yere bağlı olarak çalışması şart ileri sürülerek engellenmemelidir.
7) Yabancının geçerli bir pasaporta veya pasaport yerine geçen bir kimliğe sahip olmaması halinde, kendisine kimlik yerine geçen bir belge düzenlenecektir.
8) Kararnamenin iptal edilmesi halinde istisnai oturma izni iptal edilebilir. Bu karara itiraz etmek veya dava açmak erteleyici etkide bulunmaz .
9) 1.fıkrada belirtilen durumlara göre istisnai oturma izninin verilmesi için şartların ortadan kalkması durumunda, yabancı istisnai oturma izni süresinin sona ermesinden sonraki 4 hafta içerisinde ülkeyi terk etmek zorundadır. Yabancı istisnai oturma izninin uzatılmasını veya başka bir ikamet izninin verilmesini talep etmesi halinde dahi, ülkeyi terketmek zorunda kalabilir.
10) Eyaletler, yabancıların 1.fıkrada belirtilen durumlara göre geçici olarak kabul edilmeleri konusunda kontenjanlar ayırabilirler. Bu kontenjanlardan , F.Almanya'da izinli kalan veya sınırdışına sürülmeleri ertelenen ve 1.ile 2.fıkrada belirtilen durumlara göre kabul şartlarını yerine getiren yabancılar faydalanabilmektedir.Oturma hakkına veya tüm Almanya'da geçerli olan veya uzatılan oturma iznine veya sınırlı oturma iznine veya 12 aydan fazla geçerli olan istisnai oturma iznine sahip olan yabancılar bu kontenjandan faydalanamamaktadırlar.
11) Kabul edilecek yabancıların eyaletlere tevzileri konusuna Eyaletler karar verebilir.Yabancılar, Federal İçişleri Bakanlığı'nın tayin ettiği bir merkezi dağıtım bürosu tarafından eyaletlere tevzi edilmektedirler. Eyaletler farklı bir şema tayin etmedikleri taktirde, iltica talebinde bulunanların tevzileri konusunda kararlaştırılmış olan şema geçerlidir. Belirli bir eyalette önceden bulunmuş olan ve 10.fıkrada belirtilen durumlara göre kontenjana dahil edilebilecek olan yabancılar o eyaletin kotasından faydalanabilmektedirler.
12) En yüksek eyalet makamı veya onun tarafından tayin edilen makam tevzi kararını yürürlüğe koymaktadır. Eyalet hükümeti veya onun tarafından tayin edilen makam, eyalet kanunu ile değişik bir düzenleme getirilmemiş ise, kararname ile eyalet çapında yabancıların tevzi edilmelerini düzenleme yetkisine sahiptir. Bir tevzi kararına karşı itirazda bulunmak veya dava açmak erteleyici etkide bulunmaz .
Madde 33
Yabancıların Kabulü
1) F.İçişleri Bakanlığı veya onun belirleyeceği makam, devletler hukuku kaideleri, insani nedenler veya ülkenin siyasi çıkarları gereği ikametine müsaade etmek üzere, yabancıyı F.Almanya'ya kabul edebilir.
2) 1. fıkraya göre ülkeye kabul edilen yabancıya istisnai oturma izni verilir.
Madde 34
İstisnai Oturma İzninin Geçerlilik Süresi
1) İstisnai oturma izni, her defasında en fazla iki yıllık bir süre için verilebilir ve uzatılabilir.
2) İstisnai oturma izni, sınırdışına sürülmeyi veya ikametin sona ermesini engelleyen diğer nedenlerin ortadan kalkması halinde uzatılamaz.
Madde 35
İnsani Nedenlerden Ötürü Daimi İkamet
1) Sekiz yıldan beri istisnai oturma izni hamili olan bir yabancıya, 24. maddenin 1. fıkrasının 2.-6. bentlerinde belirtilen şartların mevcut olması ve geçimini kendi kazancı veya şahsi serveti ile garanti etmiş bulunması halinde, süresiz oturma izni verilebilir. İstisnai oturma izninin verilmesinden önceki iltica işlemleri esnasında geçen ikamet süresi, sekiz yıl hesabına dahil edilir. Aynı husus, 53. maddenin 1,2,4 veya 6. fıkralarına veya 54. maddeye dayanarak 55. maddenin 2. fıkrası uyarınca, ikamet yetkisine (Aufenthaltsbefugnis) sahip olma sürelerini aşmadıkları takdirde Almanya'da kalmasına müsaade (Duldung) süreleri için geçerlidir.
2) 1. fıkranın 1. cümlesinde belirtilen durumda, yabancının eşine ve reşit olmayan bekar çocuklarına, o anda istisnai oturma izni hamili olmaları şartıyla, oturma izni verilir. İstisnai oturma izni hamili olarak geçen süre, süresiz oturma izni verilmesi için gerekli olan oturma izni süresine dahil edilir.
İkamet ve Pasaport Mevzuatına İlişkin Hükümler
Madde 36
İkametin Yer İtibariyle Sınırlandırılmasında Ayrılma YükümlülüğüYabancılar dairesinin izni olmaksızın, F.Almanya'nın bir bölgesinde yer sınırlandırılmasını ihlal ederek ikamet eden bir yabancı, buradan derhal ayrılmak zorundadır.Madde 37Siyasi Faaliyet Yasağı ve Kısıtlaması
1) Yabancılar, genel yasal düzenlemeler çerçevesinde siyasi faaliyetlerde bulunabilirler. Bir yabancının siyasi faaliyeti,
1-F.Almanya'da siyasi irade oluşumunu veya Almanlar ile yabancıların veya F.Almanya'daki değişik yabancı grupların barış içinde birlikte yaşamalarına, kamu güvenliği ve düzenine veya F.Almanya'nın başka önemli çıkarlarına halel getirmesi veya bunları tehlikeye düşürmesi,
2-F.Almanya'nın dış politikaya ilişkin çıkarlarına veya devletler hukukundan doğan yükümlülüklerine aykırı olabilmesi,
3-F.Almanya'nın hukuk düzenini, özellikle şiddet kullanmak suretiyle ihlal etmesi,
4-F.Almanya dışında kurulmuş olup amaçları veya yöntemleri itibariyle insan onuruna saygılı bir devlet düzeninin temel prensipleri ile bağdaşmayan partileri, diğer birlikleri, kuruluşları veya çabaları teşvik edici mahiyette olması hallerinde kısıtlanabilir veya yasaklanabilir.
2) Bir yabancının siyasi faaliyeti; bu faaliyetin
1-F.Almanya'nın hür demokratik temel düzenini veya güvenliğini tehlikeye düşürmesi veya devletler hukukunun yazılı temel kaidelerine ters düşmesi,
2-Şiddet kullanımını; politik, dini veya diğer çıkarların gerçekleştirilmesinde araç olarak alenen desteklemesi, tasvip etmesi veya buna tahriki amaçlaması veya buna uygun olması veya3-Gerek F.Almanya'da şahıs ve mallara, gerekse F.Almanya dışında Alman vatandaşlarına veya kuruluşlarına karşı saldırıda bulunan, bu tür hareketleri tasvip eden veya bunlarla tehdit eden F.Almanya'nın içindeki veya dışındaki birlikleri, politik hareketleri veya grupları desteklemesi hallerinde yasaklanır.
Madde 38
İkamet Bildirimi
1) F.İçişleri Bakanlığı, Eyalet Temsilciler Meclisi'nin onaylayacağı bir kanun hükmünde kararname ile, F.Almanya'nın çıkarlarını korumak amacıyla, ikamet izni alma zorunluluğundan muaf tutulan veya vize alarak F.Almanya'ya gelen yabancıların, ülkeye girişlerinden sonra yabancılar dairesine veya yabancılar dairesini bundan haberdar etmek üzere başka bir daireye ikametlerini bildirme yükümlülüklerini hükme bağlayabilir.Madde 39Kimlik Yerine Geçen Belge1) Pasaportu olmayan ve makul yollarla pasaport alması mümkün görülmeyen bir yabancı, şahsına ait bilgileri ve resmini ihtiva etmesi kaydıyla ikamet izni veya erteleme belgesi ile F,Almanya'da kimlik kanıtlama yükümlülüğünü yerine getirmiş olur (kimlik yerine geçen belge).
2) F.İçişleri Bakanlığı, Eyalet Temsilciler Meclisi'nin onaylayacağı bir kanun hükmünde kararname ile, pasaportu veya pasaport yerine geçebilecek başka bir belgesi olmayan veya bunları makul yollarla temin etmesi mümkün görülmeyen yabancılara, F.Almanyaya geri dönme hakkını gösterecek ve sınırdan geçiş esnasında pasaport yükümlülüğünden muaf tutulmalarını sağlayacak pasaport yerine geçen bir seyahat belgesi tanzim edilmesini hükme bağlayabilir.
Madde 40
Kimlik Mevzuatına İlişkin Yükümlülükler
1) Bir yabancı, bu kanun uyarınca alınan tedbirlerin uygulanışı veya selameti için gerekli görülmesi halinde, bu kanunun uygulanmasıyla görevlendirilmiş makamların talebi üzerine, pasaportunu, pasaport veya kimlik yerine geçen belgesini ve ikamet izin belgesini veya erteleme belgesini ibraz etmek, teslim etmek ve geçici bir süre için bırakmakla yükümlüdür.
2) F.İçişleri Bakanlığı Eyalet Temsilciler Meclisi'nin onaylayacağı bir kanun hükmünde kararname ile, F.Almanya'da ikamet eden yabancıların pasaportlarının, pasaport ve kimlik yerine geçen belgelerinin tanzim edilmesi ve uzatılması, kayıp edilmesi ve tekrar bulunması ile ibraz ve teslim edilmesi açısından kimlik mevzuatına ilişkin yükümlülükleri düzenler.
Madde 41
Kimlik Tespiti
1) Yabancının kimliği ve tabiiyeti hakkında şüpheye düşülmesi halinde,
1-Yabancıya ülkeye giriş izni veya ikamet izni veya erteleme verilmesinin gerekli olması veya
2- Bu kanun uyarınca başka tedbirlerin uygulanmasının gerekli bulunması şartı ile yabancının kimliğinin veya tabiiyetinin tespitine yönelik gerekli tedbirler alınır.
2) Kimlik hakkındaki bilgilerin başka yollarla, özellikle diğer makamlara sorulmak suretiyle hiç veya zamanında tespit edilememesi veya ancak güç şartlar altında tespit edilebilecek durumda olması hallerinde, Ceza Mahkemeleri Usul Kanunu'nun 81 b maddesinde belirtilen kimlik tespitiyle ilgili tedbirler alınabilir.
3) Yabancının sahte veya tahrif edilmiş bir pasaport veya pasaport yerine geçen bir belge ile ülkeye girmek istemesi veya girmiş olması veya yabancının sınırdan geri çevrilmesinden veya ikametinin sona erdirilmesinden sonra izinsiz olarak tekrar F.Almanya'ya gelmek isteyebileceği şüphesini doğuran başka belirtilerin mevcut olması hallerinde, 1. ve 2. fıkralardabelirtilen şartlar bulunmasa da, kimlik tespitine ilişkin tedbirler uygulanabilir.
4) Yabancı, kimlik tespiti ile ilgili tedbirlerin uygulanmasına rıza göstermek zorundadır.
Madde 41
aSavaş Veya İç Savaş Bölgelerinden Gelen Yabancıların Kimliklerinin Belirlenmesi
1) Bir savaş veya iç savaş bölgesinden gelen ve 14 yaşını doldurmuş olan bir yabancının kimliği, kendisine 32. madde veya 32a maddesi uyarınca bir ikamet yetkisi (Aufenthaltsbefugnis) veya 54. madde uyarınca kalma müsaadesi (Duldung) verilirse veya geldiği ülkeye geri gönderilmesi veya sınır dışı edilmesi sözkonusu ise, kimlik tespit yöntemleriyle belirlenmelidir. 1. cümleye göre sadece fotoğraflar çekilebilir ve bütün parmakların izleri alınabilir
.2) Kimlik tespit yöntemleri için, 32a maddesi 11. fıkrası 2. cümlesine göre merkezi dağıtım dairesi, yabancılar daireleri, sınır makamları ve eyalet polis teşkilatları yetkilidir.3) İltica işlemleri yasasının 16. maddesi 3.-5. fıkrası buna göre uygulanır.
4) 1. fıkraya göre elde edilen belgeler, süresiz ikamet izni verilmesinden sonra ve sair durumlarda giriş yapıldıktan sekiz yıl sonra imha edilmeli, bilgiler silinmelidir.
4. Bölümİkametin Sona Ermesi
1)Terk Yükümlülüğün Gerekçelendirilmesi
Madde 42
Terk Yükümlülüğü
1) Gerekli ikamet izni bulunmayan veya ikamet iznine artık sahip olmayan bir yabancı, ülkeyi terk etmekle yükümlüdür.2) Yabancının
1-Ülkeye izinsiz girmiş olması,
2-İkamet izninin geçerlilik süresinin dolmasından sonra bu iznin uzatılması veya başka bir ikamet izni verilmesi için başvuruda bulunmamış olması veya
3- Gerekli ikamet izninin ilk kez verilmesi için başvurmamış olması ve yasal başvuru süresinin geçmiş olması hallerinde ülkeyi terk yükümlülüğü işleme konulur.Bunun dışında, terk yükümlülüğü ancak, ikamet izninin reddinin veya yabancıyı 1.fıkra hükmüne göre ülkeyi terk yükümlüsü kılan sair idari işlemin icra edilebilir olması halinde, işleme konulur.
3) Yabancı, terk yükümlülüğünün işleme konulması halinde derhal veya terk için kendisine bir süre verilmiş olması halinde bu sürenin dolmasına kadar, F.Almanya'yi terk etmek zorundadır. Terk süresi, terk yükümlülüğünün kesinleşmesinden itibaren en geç altı ay sonra biter. Bu süre, ağır mağduriyet durumlarında süreli olarak uzatılabilir.
4) Ülkeyi terk etmekle yükümlü olan bir yabancının, bir başka Avrupa Topluluğu ülkesine gitmek suretiyle bu yükümlülüğünü yerine getirmesi, ancak gideceği ülkenin kendisine giriş ve ikamet izni tanımış olması şartına bağlıdır.
5) Ülkeyi terk etmekle yükümlü olan bir yabancı, başka bir konuta taşınmak veya bağlı olduğu yabancılar dairesinin yetki sahasını üç günden fazla bir süre için terk etmek istemesi halinde, durumu yabancılar dairesine önceden bildirmek zorundadır.
6) Ülkeyi terk etmekle yükümlü olan bir yabancının, pasaportuna veya pasaport yerine geçen belgesine, ülkeden ayrılışına kadar el konulur.
7) Bir yabancı, ikamet yeri bilinmiyorsa, ikamete son verilmesi amacıyla ikamet yerinin tespiti ve yakalanması için polisin arama yöntemlerine kaydedilebilir. 8. maddenin 2. fıkrası 1. cümlesinde belirtilen durumda, ülkeye girişinin önlenmesi amacıyla ayrıca, geri gönderilmek ve Almanya'ya gelmesi halinde yakalanmak üzere arama listelerine kaydedilebilir.
Madde 43
İkamet İzninin İptali
1) İkamet izninin iptali ancak, yabancının
1- Artık geçerli pasaport veya pasaport yerine geçen belge hamili olmaması,
2- Tabiiyetini değiştirmesi veya kaybetmesi,
3- Ülkeye henüz giriş yapmamış olması veya,
4- İlticacı olarak tanınmasının, yabancı mülteci olarak hukuki konumu, Beşeri Yardım Çerçevesinde Ülkeye Alınan Mültecilere İlişkin Önlemler Hakkındaki Yasa'nın 1. fıkrası 1. bendine göre hukuki konumu veya 51. maddenin fıkrasında belirtilen şartların mevcudiyetine ilişkin tespitin sona ermesi veya geçersiz olması hallerinde mümkündür.
2) 1. fıkranın 4. bendinde belirtilen durumlarda yabancı ile birlikte aynı evde yaşayan aile fertlerinin ikamet izinleri, kendileri için ikamet izni talep hakkı doğmamış olması halinde, iptal edilebilir
Madde 44
İkametin Yasallığının Sona Ermesi Kısıtlamaların Devam Etmesi
1) İkamet izni, geçerlilik süresinin dolması, iptal edilmesi ve bu izni sona erdiren bir nedenin ortaya çıkması hallerinin dışında, yabancının
1-Sınırdışı edilmesi
2-Tabiati icabi geçici olmayan bir nedenle ülkeden ayrılması,
3-Ülkeyi terk etmesi ve altı ay zarfinda veya yabancılar dairesi tarafından tespit edilen daha uzun bir süre içinde tekrar giriş yapmaması hallerinde de geçerliliğini kaybeder, birden fazla giriş veya üç aydan fazla süre için verilmiş bir vize 2. ve 3. bentlere göre geçerliliğini kaybetmez.
1a) İşçi veya serbest meslek sahibi olarak en az 15 yıl Federal Almanya'da ikamet etmiş olan bir yabancının süresiz ikamet izni veya ikamet hakkı, eğer1. yaşlılık, iş gücünün azalması, iş kazası veya mesleki hastalık nedeniyle, Federal Almanya'daki ikameti sırasında sosyal yardım almak zorunda kalmayacak miktarda bir aylık alıyorsa ve2. bütün riskleri kapsayan bir hastalık sigortasına sahipse,1. fıkranın 2 ve 3 nolu bentlerine göre iptal edilmez.1. cümlenin 1 nolu bendinde yer alan emekli aylığı yerine, kendi serveti ile geçimini karşılamak üzere bakmakla yükümlü kişilerin yaptıkları ilave geçim ödemeleri de kabul edilebilir. 1. ve 2. cümlelere göre süresiz ikamet izninin veya ikamet hakkının sürdüğüne delil olarak, son ikamet yerindeki yabancılar dairesi, müracaat üzerine bir belge tanzim eder.
1b) 44. maddenin 1a fıkrasından yararlanan bir yabancının eşinin süresiz ikamet izni veya ikamet hakkı, eş kendi emekli aylığı hakkıyla veya yabancının bakımıyla geçimini temin edebiliyorsa ve bütün riskleri kapsayan bir sağlık sigortasına sahipse, 1. fıkranın 2 ve 3 nolu bentlerine göre iptal edilmez.
2) İkamet izni; söz konusu sürenin, sadece askerlik yükümlülüğünün anavatanda yerine getirilmesi suretiyle asılması ve yabancının terhis oldugu tarihten itibaren üç ay içinde tekrar geri dönmüş olması kaydıyla, 1. fıkranin 3. bendi uyarınca geçerliliğini kaybetmez.
3) Yabancının tabiatı icabi geçici bir nedenle ülkeden ayrılmak istemesi ve süresiz oturma izni veya oturma hakkı hamili olması veya ülke dışındaki ikametinin F.Almanya'nın çıkarlarına fayda sağlaması hallerinde, kendisine kaideten 1. fıkranin 3. bendi uyarınca daha uzun bir süre tanınır.
4) Yabancının ikamet izni geçerliliğini kaybetmeden F.Almanya dışında altı aydan daha uzun bir süre kalmış olması halinde, oturma izninin süresiz uzatılması ve oturma hakkı verilmesi için gerekli görülen oturma izni süresine, yurt dışında kaldığı sürenin toplam altı aylik bölümü dahil edilir.
5) Sınırdışı edilen veya sınırdışına sürülen bir yabancının ikamet izni alma zorunluluğuna ilişkin muafiyeti ortadan kalkar; bu durumda 8. maddenin 2. fıkrası tatbik edilir. İkametin 3. maddenin 5. fıkrasına göre belirli bir süre ile kısıtlanmış olması durumunda, muafiyet bu sürenin dolmasından itibaren ortadan kalkar.
6) Bu kanun veya diğer kanunlar uyarınca yer itibariyle getirilmiş olan kısıtlamalar ve kayıtlar ile diğer kısıtlamalar ve kayıtlar; ikamet izninin veya ertelemenin ortadan kalkmasından sonra da, iptal edilmelerine veya yabancının terk yükümlülüğünü 42. maddenin 1.-4. fıkralarına göre yerine getirmesine kadar yürürlükte kalırlar.
Madde 45
Sınırdışı Edilme
1) İkameti ile kamu güvenliği ve düzenine veya F.Almanya'nın diğer önemli çıkarlarına halel getiren bir yabancı, sınırdışı edilebilir.
2) Sınırdışı etme kararı verilirken
1-Yabancının yasal ikamet süresi ile F.Almanya'daki korunmaya değer şahsi ekonomik ve diğer bağları,
2-Yabancının sınırdışı edilmesinin F.Almanya'da yasal olarak aile birliği içinde beraber yaşadığı aile fertleri üzerinde doğuracağı sonuçlar ve 3- 55. maddenin 2. fıkrasında ifade edilen erteleme nedenleri dikkate alınır.
3) Bir eyaletin, yabancıları veya belirli yabancı grupları 1.fıkra ile 46. maddede belirtilen nedenlerin veya bu nedenlerden bazılarının mevcudiyeti halinde sınırdışı etmemeye veya kaideten sınırdışı etmemeye ilişkin idari düzenlemesi, F.İçişleri Bakanlığı''nın mutabakatını gerektirir
Madde 46
Sınırdışı Edilmeye İlişkin Münferit Nedenler
1) F.Almanya'nin hür demokratik düzenini veya güvenliğini tehlikeye düşüren veya siyasi amaçlara ulaşılmasında siddet eylemlerine katılan veya şiddet kullanımı için alenen çağrıda bulunan veya şiddet kullanımı ile tehdit eden,
2)Münferit veya önemsiz olmamak kaydıyla, yasal düzenlemeleri veya mahkeme kararlarını veya idari kararlar ve tasarrufları ihlal eden veya F.Almanya'da kasti suç kabul edilen bir suçu ülke dışında işlemiş olan,
3) Fuhuşla ilgili yürürlükteki yasal düzenlemeyi veya idari tasarrufu ihlal eden,
4) Eroin, kokain veya benzeri zararlı uyuşturucu madde kullanan ve rehabilitasyonunu sağlayacak gerekli tedaviye hazır olmayan veya bundan kaçınan;
5) Davranışlarıyla kamu sağlığını tehlikeye düşüren veya uzun süreden beri meskeni bulunmayan;
6) Kendi geçimi, genelde bakmakla yükümlü olduğu F.Almanya'da ikamet eden aile fertlerinin veya bakımını üstlendiği veya bakma taahhüdünde bulunduğu evinde oturan kişilerin geçimi için sosyal yardım alan veya almak zorunda olan veya
7) Ebeveyni veya velayeti tek başına üstlenen ana veya babası yasal olarak F.Almanya'da ikamet eden reşit olmayan çocuk hariç tutulmak üzere; kendi ailesi dışında eğitim yardımı alan veya sosyal kanunun sekizinci cildine göre "reşit genç yardımı" alan kişi,45.maddenin 1. fıkrası uyarınca özellikle sınırdışı edilebilir.
Madde 47
Kişiye Özgü Tehlikelilik Nedeniyle Sınırdışı Edilme
1) Aşağıdaki durumlarda bir yabancı sınır dışı edilir:
1. Kasıtlı olarak işlenmiş bir veya birden fazla suçtan ötürü kesinleşmiş mahkeme kararıyla en az üç yıllık bir hapis veya gençlik cezasına çarptırılmışsa veya kasıtlı olarak işlenmiş suçlardan ötürü beş yıl zarfında birden fazla toplam en az üç yıl hapis veya gençlik cezasına çarptırılmış veya kesinleşmiş son mahkumiyet kararında ihtiyati tevkif kararlaştırılmışsa veya2. Uyuşturucu Maddeler Kanunu kapsamına giren kasıtlı olarak işlenmiş bir suçtan ötürü, Ceza Yasasının 125a maddesi,
2. cümlesinde belirtilen koşullar altında işlenmiş asayişi bozma suçu veya yasaklanmış bir aleni toplantı veya yasaklanmış bir yürüyüş çerçevesinde Ceza Kanununun 125. maddesine göre işlenmiş asayişi bozma suçu nedeniyle kesinleşmiş mahkeme kararıyla en az iki yıl gençlik cezasına veya hapis cezasına mahkum edilmişse ve cezanın infazı şartlı olarak ertelenmemişse.
2) Aşağıdaki durumlarda bir yabancı kural olarak sınırdışı edilir:
1. Kasıtlı olarak işlenmiş bir veya birkaç suçtan ötürü kesinleşmiş kararla en az iki yıl gençlik cezasına veya hapis cezasına mahkum edilmişse ve cezanın infazı şartlı olarak ertelenmemişse,
2. Uyuşturucu Maddeler Kanunu hükümlerine aykırı biçimde izinsiz olarak uyuşturucu madde eker, üretir, ithal eder, transit geçirir veya ihraç eder, satar, başka birine verir veya sair biçimde piyasaya sokarsa veya ticaretini yaparsa veya böyle bir fiile kışkırtır veya yataklık ederse veya3. yasaklanmış veya dağıtılmış aleni bir toplantı veya yasaklanmış veya dağıtılmış bir yürüyüş çerçevesinde, bir insan kalabalığı içinden kamu güvenliğini tehlikeye sokacak şekilde birleşmiş güçlerle gerçekleştirilen insanlara veya eşyalara yönelik şiddet eylemlerine fail veya katılımcı olarak iştirak ederse.
3) 48. maddenin 1. fıkrasında belirtilen sınırdışı edilmeye karşı özel himayeden yararlanan bir yabancı, 1. fıkrada belirtilen durumlarda kaideten sınırdışı edilir.2.fıkrada belirtilen durumlarda ise, yabancının sınırdışı edilmesi hakkında takdiren karar verilir.
Madde 48
Sınırdışı Edilmeye Karşı Özel Himaye
1) Bir yabancının
1-Oturma hakkı hamili olması
2-Süresiz oturma izni hamili olması ve F.Almanya'da doğmus veya F.Almanya'ya küçük yaşta gelmiş olması
3-Süresiz oturma izni hamili olması ve 1. ve 2. bentlerde belirtilen bir yabancı ile evlilik birliği içinde yaşaması,
4- Alman vatandaşı bir aile ferdiyle aile birliği içinde yaşaması
5- İltica hakkı tanınmış olması, F.Almanya'da bir yabancı mültecinin hukuki statüsüne sahip bulunması veya 23 Temmuz 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Anlaşma (BGBL-1953, II. S. 559) uyarınca kendisine bir Alman makamı tarafindan seyahat belgesi tanzim edilmiş olması, hallerinde,
6- 32 a maddesine göre istisnai oturma iznine sahipse sadece kamu güvenliği ve düzenini tehdit eden önemli nedenlerden ötürü sınırdışı edilebilir. 47. maddenin 1. fıkrasında belirtilen durumlarda genelde, kamu güvenliği ve düzenini ilgilendiren önemli nedenler mevcuttur.
2) Ebeveyni veya velayeti tek başına üstlenen ana veya babası yasal olarak F.Almanya'da ikamet eden reşit olmayan bir yabancı, mükerreren işlediği önemsiz sayılmayacak kasdi suçlardan, ağır suçlardan veya özellikle ağır bir suçtan ötürü kesin hüküm giymiş olması haricinde, sınırdışı edilmez. Aynı hüküm, F.Almanya'da doğmus veya büyümüş ve ebeveyni ile birlikte yaşayan bir genç için de geçerlidir.
3) Kabulü muhtemel bir iltica basvurusunda bulunan bir yabancı, sadece iltica işleminin iltica hakkı tanınmaksızın kesin olarak karara bağlanması şartı ile sınırdışı edilebilir.Bu şarttan;1
-1.fikraya göre sınırdışı edilme işlemini haklı kılan bir keyfiyetin mevcut olması veya
2-İltica Muhakeme Usul Kanunu'nun hükümlerine uygun olarak yürürlüğe girmiş olan sınır dışı etme ihtarı gerçekleştiği zaman sarfı nazar edilir.
4) Terk Yükümlülüğünün İcrası
Madde 49
Sınırdışına Sürülme
1) Ülkeyi terkle yükümlü bir yabancı; terk yükümlülüğünün kesinleşmiş olması ve bunun 42. maddenin 3.ve 4. fıkralarına göre şahsın kendi isteğiyle yerine getirilmesinin garanti edilmemiş olması veya kamu düzeni ve güvenliği açısından terkin, nezaret altında yapılmasının gerekli görülmesi hallerinde, sınırdışına sürülür.
2) Bir yabancının, hakim kararı ile tutuklu veya sair şekilde kamu gözetimi altında bulunması halinde, ülkeyi terkinin nezaret altında icrası gerekir.Aynı uygulama; yabancının
1- Kendisine tanınan süre içinde ülkeden ayrılmaması,
2- 47. madde uyarınca sınırdışı edilmiş olması
3- Hiçbir maddi imkanının olmaması,
4- Pasaportu bulunmaması,
5- Yabancılar dairesine karşı yanıltmak amacıyla gerçek dışı beyanda bulunmuş veya beyanda bulunma reddetmiş olması veya
6- Terk yükümlülüğünü yerine getirmeyeceğine dair intibalar yaratması hallerinde de geçerlidir.
Madde 50
Sınırdışına Sürülmeye İlişkin İhtar
1) Sınırdışına sürülme, belirli bir terk süresi verilmek suretiyle, yazılı olarak ihtar edilmelidir. İhtar, yabancıyı 42. maddenin 1.fıkrası uyarınca ülkeyi terkle yükümlü kılan idari tasarrufla irtibatlandırılmalıdır.
2) Yabancının, vatandaşı olduğu devlet dışında belirtilmek zorundadır. İdare Mahkemesi sınırdışına sürülmeyi engelleyici bir durum tespit etmesine rağmen ihtar hukuken geçerliliğini korumaktadır.
4) Terk mecburiyeti veya ihtar uygulanmadığında terk süresi kesintiye uğramaktadır. Bu sürenin tekrar uygulanmasında süre tespitine ihtiyaç duyulmaz.
5) 49. maddenin 2. fıkrasının 1. cümlesinde belirtilen hallerde, süre tespitine ihtiyaç duyulmaz; yabancı, tutuklu veya kamu gözetimi altında bulundurulduğu yerden sınırdışına sürülür. Sınırdışına sürülme en az bir hafta önce duyurulur.
Madde 51
Siyasi Takibata Uğrayanlar İçin Sınırdışına Sürülme Yasağı
1) Bir yabancı ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensup olması veya siyasi görüşlerinden ötürü hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunduğu bir devlete sürülemez.
2) 1. fıkrada belirtilen şartlar:
1- İltica hakkı tanınanlarda ve
2- F.Almanya yabancı mülteci statüsünü haiz veya Mültecilerin Hukuki Statasüne İlişkin Anlaşma'ya göre F.Almanya dışında yabancı mülteci olarak tanınan diğer yabancılarda söz konusu olur.Yabancının siyasi takibata uğradığını belirttiği diğer durumlarda Federal Mülteci Tanıma Dairesi, Iltica Muhakemeleri Usul Kanunu hükümlerine göre bir iltica işleminde 1. fıkrada belirtilen şartların mevcut olup olmadığını tespit eder. Bu karara, sadece İltica Muhakemeleri Usul Kanunu hükümlerine göre itiraz edilebilir.
3) Yabancı, bir suçtan veya ağır bir suçtan ötürü kesinleşmiş mahkeme kararıyla en az üç yıllık bir hapis cezasına mahkum edildiği için kamu açısından bir tehlike teşkil ediyorsa veya önemli nedenlerden ötürü Federal Almanya'nın güvenliği açısından bir tehlike olarak telakki ediliyorsa, 1. fıkra uygulanmaz.
4) Yabancının, önemli nedenlerle F.Almanya'nın güvenliği için bir tehlike olarak görülmesi veya işlediği ağır bir suçtan ötürü kesinleşmiş mahkumiyet kararı nedeniyle kamu için tehlike oluşturması halinde, 1. fıkra hükümleri tatbik edilmez.
5) 1. fıkrada belirtilen şartların mevcut olması halinde, sınır dışında sürülme ihtarından, uygun bir süre tanınmasından ve yabancının sürülemeyeceği devletlerin ihtarda belirtilmesinden sarfi nazar edilemez.
Madde 52
Muhtemel Siyasi Takibat Halinde Sınırdışına SürülmeKabulü muhtemel bir iltica başvurusunda bulunan yabancılar hakkında başvurunun itirazı kabul olmaksızın veya bariz olarak gerekçesizliği nedeniyle reddedilmediği veya geri alınmadığı sürece 51. madde tatbik edilir
Madde 53
Sınırdışına Sürülmeyi Engelleyici Nedenler
1) Bir yabancı, işkenceye tabi tutulacağı yolunda somut tehlikenin mevcut olduğu bir devlete sürülemez.Bir yabancı, işlediği herhangi bir suçtan ötürü aranmakta olduğu ve ölüm cezasına çarptırılma tehlikesinin bulunduğu bir devlete sürülemez. Bu durumlarda suçluların iadelerine ilişkin mevzuat tatbik edilir.Yabancı, başka bir devletin usule uygun iade talebinde veya iade talebi ile bağlantılı, bir tutuklama talebinde bulunması halinde, iade kararının alınmasına kadar bu devlete sürülemez.4 Kasım 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (RG 1952 11 S.686) sınırdışına sürülmeye cevaz vermediği sürece, yabancı sınırdışına sürülemez.
5) Başka bir devlette cezai takibata uğraması ve cezalandırılması yönünde genel bir tehlikenin var olması ve bu maddenin 1.-4. fıkralarından başka bir sonuç ortaya çıkmadığı takdirde bir başka devletin kendi hukuk düzenine göre yasal cezaya çarptırılmasına yönelik somut bir tehlikenin mevcut olması, yabancının sınırdışına sürülmesine engel teşkil etmez.
6) Bir yabancının vücut bütünlüğü, hayati veya özgürlüğünün önemli ve somut olarak tehlike altında bulunacağı bir devlete sürülmesinden sarfi nazar edilebilir. Bu devlette, yabancının mensubu bulunduğu halkın veya halk grubunun genel olarak tehlikelere mağruz kalması halinde, verilecek kararlarda 54. madde dikkate alınır.
Madde 54
Sınırdışına Sürülmenin TehiriEn yüksek eyalet makamı; devletler hukuku kaidelerinden veya insani nedenlerden ötürü veya F.Almanya'nın siyasi çıkarlarının korunması açısından belirli devletlerden gelmiş olan yabancıların veya sair şekilde belirlenmiş yabancı grupların, genel olarak veya belirli devletlere gönderilmek üzere sınırdışına sürülmelerinin en fazla altı ay süreyle tehir edilmesine karar verebilir. Sınırdışına sürülmenin 6 aydan daha fazla bir süre tehir edilmesi gerektiğinde buna ilişkin karar için F.İçisleri Bakanlığı'nın muvafakatına ihtiyaç vardır.
Madde 55
Erteleme Nedenleri
1 ) Bir yabancının sınırdışına sürülmesine sadece 2.-4. fıkralar uyarınca süreli olarak ara verilebilir (erteleme)
2) Bir yabancıya; sınırdışına sürülmesi hukuki veya fiili nedenlerle imkansız olduğu veya 53. maddenin 6. fıkrasına veya 54. maddeye göre bunun tehir edilmesi gerektiği sürece, erteleme verilir.
3) Bir yabancıya, terk yükümlülüğü kesinleşmediği sürece veya acil insani veya şahsi nedenlerin veya önemli kamu çıkarlarının F.Almanya'da geçici bir süre daha kalmasını gerekli kılması hallerinde, erteleme verilebilir.
4) Sınırdışına sürülmesi yasal olarak hükme bağlanmış bir yabancıya; ancak sürülmenin hukuki veya filli nedenlerden ötürü imkansız veya 54. maddeye göre tehir edilmesinin gerekli olması hallerinde erteleme verilebilir. Sınırdışına sürme ihtarında belirtilmediği taktirde 53.maddenin 6.fıkrasının 1 cümlesinde belirtilen nedenlerden ötürü erteleme verilebilir.
Madde 56
Erteleme
1) Erteleme verilen bir yabancının terk yükümlülüğü saklı kalır.
2) Erteleme sürelidir; süre bir yıl aşmamalıdır. Sürenin sona ermesini müteakip erteleme, 55. madde uyarınca yenilenebilir.
3) Erteleme, yer itibariyle eyalet hudutları ile sınırlıdır. Başka şart ve kayıtlar konulabilir. Özellikle çalışma yasağı veya kısıtlamaları getirilebilir.
4) Erteleme, yabancının ülkeyi terk etmesi ile hükmünü kaybeder.
5) Erteleme, sınırdışına sürülmeyi engelleyen nedenlerin ortadan kalkması halinde, iptal edilir.
6) Yabancı Almanya'da kalmasına müsaade edilen (Duldung) sürenin bitiminden hemen sonra, sınır dışı edileceği yeniden bildirilmeksizin ve süre belirtilmeksizin sınır dışı edilir; bunun istisnası kendisinin Almanya'da kalmasına yeniden müsaade edilmesidir. Yabancının Almanya'da kalmasına bir yıldan fazla süre ile müsaade edilmişse, müsaadenin geçerlik süresinin bitmesi veya iptal edilmesi suretiyle kalkması halinde öngörülen sınırdışı etme işleminin en az bir ay önceden bildirilmesi gereklidir; müsaade bir yıldan fazla bir süre için yenilenmişse bildirimin tekrarlanması gereklidir.6) Yabancı; ertelemenin süresinin sona ermesi ve yenilenmemesi halinde tekrar bir ihtara ve süre tespitine gerek olmaksızın derhal sınırdışına sürülür. Yabancıya bir yıldan daha uzun bir süre için erteleme verilmiş olması halinde, diğer devletin kabul muvafakatının daha önce ortadan kalkması hariç olmak üzere, sınırdışına sürülme için üç ay önceden bildirimde bulunulur
Madde 57
Sınırdışına Sürmek Üzere Tutuklama
1) Yabancının sınırdışı edilmesine hemen karar verilememesi ve tutuklanmadan sınırdışına sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşma veya akamete uğrama ihtimalinin mevcudiyetinde, hakim kararı ile sınırdışı etmeye hazırlık gayesiyle, yabancı tutuklanır (Hazırlık Tutuklaması). Bu tutukluluk süresi altı haftayı geçmemelidir. Sınırdışı etme halinde belirlenmiş tutukluluk süresinin bitimine kadar, tutukluluk halinin devamı için yeni bir hakim kararına ihtiyaç yoktur.
2) Bir yabancı, sınırdışına sürülmesinin güvence altına alınması amacıyla
1. Ülkeye izinsiz girmesinden ötürü ülkeyi terkle yükümlü olması halinde
2. Ülkeyi terk etmesi için sürenin dolması ve yabancılar dairesine yeni ikamet adresini bildirmeden ikamet yerini değiştirmiş olması halinde
3. Sorumluluğu kendisine ait olan nedenlerden ötürü sınırdışı edileceği tarihte yabancılar dairesi tarafından belirtilen yerde bulunmaması halinde
4. Başka nedenlerden ötürü sınırdışı edilmekten kaçınması halinde 5. Sınırdışına sürülmekten kaçınacağı yolunda ciddi bir şüphenin mevcut olması halindehakim kararıyla tutuklanır (ihtiyaten tutuklama).Bu tutuklama, yabancının kendisinden kaynaklanmayan nedenlerle sınır dışına sürülmenin icrasının gelecek üç ay zarfında yerine getirilemeyeceğinin anlaşılması halinde, caiz değildir.
3) İhtiyaten tutuklama süresi, altı aya kadar belirlenebilir. Sınırdışına sürülmenin yabancı tarafından engellenmesi hallerinde, bu süre en fazla on iki ay uzatılabilir. Hazırlık tutukluluğun süresi ihtiyati tutukluluğun toplam süresine dahil edilir.
Sınırdan Geçiş
Madde 58
İzinsiz Giriş;
İstisnai Vize
1) Bir yabancının
1-Gerekli ikamet iznine sahip olmaması
2-Gerekli pasaportun hamili bulunmaması veya3-Giriş izni hamili olması (9. maddenin
3. fıkrası)veya girişine 9. maddenin
4. fıkrasında belirtilen tüzük uyarınca izin verilmiş olması haricinde, 8. maddenin 2. fıkrasına göre giriş yapamaması hallerinde F.Almanyaya girişi izinsiz sayılır.2) Sınır geçiş trafiğini polis marifetiyle kontrol etmekle görevlendirilmiş olan makamlar, F.İçişleri Bakanlığının verdiği yetki çerçevesinde istisnai vize ve pasaport yerine geçen belgeleri düzenleyebilirler.
Madde 59
Sınırdan Geçiş
1) Başka yasal düzenlemeler veya ikili sözleşmelerle istisnalara izin verilmediği takdirde, F.Almanyaya giriş ve F.Almanya'dan çıkış, sadece izin verilmiş sınır kapılarından ve belirlenmiş geçiş saatleri içinde yapılır ve yabancılar, ülkeye giriş ve çıkışlarında geçerli bir pasaport veya pasaport yerine geçen bir belgeyi yanlarında bulundurmak kimliklerini bunlarla ispat etmek ve sınır geçişlerinde polis kontrolüne tabi olmakla yükümlüdürler.
2) Bir yabancının geçiş izni verilen bir sınır kapısından ülkeye girmiş olması, ancak sınırı geçmesi ve sınır giriş kapısından içeri girmesi halinde gerçekleşir. Bunun dışında, bir yabancı sınırı geçtiği takdirde ülkeye girmiş sayılır.Sınır ötesi trafiğin polis tarafından denetimi ile görevli makamlar bir yabancının, sınırdan geri çevirme kararından (bu yasanın 60. maddesi, İltica İşlem Yasasının 18 ve 18a maddeleri) önce veya bu önlemin hazırlanması, sağlanması veya uygulanması sırasında geçici nitelikli belirli bir amaçla geçmesine izin verirlerse, yabancının ikametini denetleme olanakları olduğu sürece, 1. cümle anlamında giriş yapılmış sayılmaz
Madde 60
Sınırdan Geri Çevirme
1 ) Ülkeye izinsiz giriş yapmak isteyen bir yabancı sınırdan geri çevrilir.
2 ) Bir yabancı1-Sınırdışı edilmesini gerektiren bir nedenin mevcut olması,2-İkametin beyan edilen amaca uymadığı yolunda ciddi bir şüphenin mevcut bulunması hallerinde sınırdan geri çevrilebilir.
3) F.Almanya'da geçici ikamet için gerekli ikamet izni alma zorunluluğundan muaf tutulan bir yabancı, ikamet izninin reddedilmesine cevaz veren şartlar çerçevesinde, sınırdan geri çevrilebilir.
4) Yabancı, hangi devletten giriş yapmaya çalışıyor ise, o devlete geri çevrilir. Geri çevirme işlemi, yabancının, seyahatine başladığı, daimi ikametgahının bulunduğu, vatandaşı olduğu veya pasaportunun tanzim edildiği devlete veya girişine izin verilen bir başka devlete de yapılabilir.
5) Bu madde ile ilgili hususlarda 51. maddenin 1., 2. ve 4.fıkraları, 52. madde, 53. maddenin 1., 2. ve 4. fıkraları ile 57. madde hükümleri tatbik edilir.
Madde 61
Geri Gönderme
1) Ülkeye izinsiz giriş yapan bir yabancı, sınırı geçmesini müteakiben, altı ay içinde geri gönderilmelidir. Bir diğer devletin ikili kabul sözleşmesi gereği yabancıyı geri kabul etmekle yükümlü bulunması halinde, geri kabul yükümlülüğü devam ettiği sürece yabancının geri gönderilmesi caizdir.
2) Bir diğer devlet tarafindan iade edilen veya geri çevrilen terkle yükümlü bir yabancı, terk yükümlülüğünün henüz icra edilebilir olmaması haricinde, giriş yapabileceği bir devlete derhal gönderilir.
3) Bu madde ile ilgili hususlarda 51 maddenin 1., 2. ve 4. fıkraları, 52. madde 53. maddenin 1.-4. fıkraları ve 57.madde ile 60. maddenin 4. fikrası hükümleri tatbik edilir
Madde 62
Ülkeden Çıkış
1) Yabancılar F.Almanya'dan serbest olarak çık
abilirler.
2) Bir yabancının ülkeden çıkışı, 19 Nisan 1986 tarihli Pasaport Kanunu'nun (RG I S. 537) 10. maddesinin 1.ve 2. fıkralarının tatbiki ile yasaklanabilir. Ayrıca, yabancının F.Almanya�dan çıkışı, sadece, gerekli belge ve izinlerin hamili olmaksızın bir diğer devlete gitmek istemesi halinde, yasaklanabilir.Ülkeden çıkış yasağı, yasak konmasına ilişkin nedeninin ortadan kalkması ile kaldırılır.6. BölümUsul HükümleriMadde 63 Yetki1) Bu kanun ve diğer kanunlardaki yabancılar hukukuna ilişkin hükümler uyarınca, ikamet ve pasaport mevzuatı ile ilgili tedbir ve kararlarda yabancılar daireleri yetkilidir. Vatandaşlığa alınmada vatandaşlığa alma daireieri yetkilidir.
2) Federal İçişleri Bakanlığı, Eyalet Temsilciler Meclisinin onaylayacağı genel idari yönetmelikle,
1-Yabancının F.Almanya'da ikamet etmediği
2-Eyalet mevzuatlarına göre birden fazla eyaletin yabancılar dairelerinin yetkili olduğu veya her yabancılar dairesinin başka bir eyaletin yabancılar dairesinin yetkili olduğunu ileri sürerek kendi yetkisini kabul etmediği hallerde yetkili olarak yabancılar dairesini belirler.
3) Yurt dışında pasaport ve vize işlemlerinin yerine getirilmesinde, Dışişleri Bakanlığının görev verdiği dış temsilcikler yetkilidir.
4) Sınır geçiş trafiğini polis marifetiyle kontrol etmekle görevlendirilmiş makamlar1-Yabancıların başka devletlerden veya başka devletlere geri çevrilmesi, geri gönderilmesi, iade edilmesi ve bu tedbirlerin hazırlanması ve emniyete alınması için gerekli görülmesi halinde yabancının gözaltına alınması ve tutuklanmasının talep edilmesi 2- 58. maddenin 2.fıkrasına göre vize verilmesi ve pasaport yerine geçen belgenin düzenlenmesi ile 74.maddenin 2. fıkrasının 2. cümlesinin uygulanması
3-Vize vermiş olan dış temsilciliğin veya vize verilmesi için muvafakatına ihtiyaç duyulması halinde, vize verilmesine muvafakat etmiş olan yabancılar dairesinin talebi üzerine geri çevirme ve geri gönderme vakalarında vizenin iptal edilmesi,
4-Ülke dışına çıkışın yasaklanması ve 82. Maddenin 5.fıkrasına göre sınırda tedbirler alınmasi
5-Sehayat şirketleri ve diğer üçüncü şahısların bu kanunun hükümlerine ve bu kanuna istinaden yayınlanmış tüzük ve talimatlara riayet edip etmediklerinin sınırda kontrol edilmesi ayrıca,
6- F.İçişleri Bakanlığı'nca bu hususta genel olarak veya münferiden yetki verilmiş olması ve sınırda gereğinin ortaya çıkması halinde, yabancılar mevzuatına ilişkin sair tedbir ve kararların alınması ile yetkilidir.
5) Yabancılar daireleri, sınır geçiş trafiğini polis marifetiyle kontrol etmekle görevlendirilmiş makamlar ve 6. fıkradaki görevlerin ifasi için gerektiği takdirde eyaletlerin emniyet makamları, 41. maddenin 2. ve 3. fıkralarına göre kimlik tespit tedbirlerinin alınmasında yetkilidirler.
6) 36. maddede yer alan ülkeyi terketme yükümlülüğünün gerçekleştirilmesi ile geri gönderme ve sınırdışı etme işleminin uygulanması ve -bu önlemlerin hazırlanması ve sağlanması için gerekli olduğu takdirde- tutuklama ve hapsetme dilekçesi için
eyaletlerin emniyet teşkilatları yetkilidir.
Usul Hükümleri
Madde 63
Yetki
1) Bu kanun ve diğer kanunlardaki yabancılar hukukuna ilişkin hükümler uyarınca, ikamet ve pasaport mevzuatı ile ilgili tedbir ve kararlarda yabancılar daireleri yetkilidir. Vatandaşlığa alınmada vatandaşlığa alma daireieri yetkilidir.
2) Federal İçişleri Bakanlığı, Eyalet Temsilciler Meclisinin onaylayacağı genel idari yönetmelikle,
1-Yabancının F.Almanya'da ikamet etmediği
2-Eyalet mevzuatlarına göre birden fazla eyaletin yabancılar dairelerinin yetkili olduğu veya her yabancılar dairesinin başka bir eyaletin yabancılar dairesinin yetkili olduğunu ileri sürerek kendi yetkisini kabul etmediği hallerde yetkili olarak yabancılar dairesini belirler.
3) Yurt dışında pasaport ve vize işlemlerinin yerine getirilmesinde, Dışişleri Bakanlığının görev verdiği dış temsilcikler yetkilidir.4) Sınır geçiş trafiğini polis marifetiyle kontrol etmekle görevlendirilmiş makamlar
1-Yabancıların başka devletlerden veya başka devletlere geri çevrilmesi, geri gönderilmesi, iade edilmesi ve bu tedbirlerin hazırlanması ve emniyete alınması için gerekli görülmesi halinde yabancının gözaltına alınması ve tutuklanmasının talep edilmesi
2- 58. maddenin 2.fıkrasına göre vize verilmesi ve pasaport yerine geçen belgenin düzenlenmesi ile 74.maddenin 2. fıkrasının 2. cümlesinin uygulanması
3-Vize vermiş olan dış temsilciliğin veya vize verilmesi için muvafakatına ihtiyaç duyulması halinde, vize verilmesine muvafakat etmiş olan yabancılar dairesinin talebi üzerine geri çevirme ve geri gönderme vakalarında vizenin iptal edilmesi,
4-Ülke dışına çıkışın yasaklanması ve 82. Maddenin 5.fıkrasına göre sınırda tedbirler alınması,
5-Sehayat şirketleri ve diğer üçüncü şahısların bu kanunun hükümlerine ve bu kanuna istinaden yayınlanmış tüzük ve talimatlara riayet edip etmediklerinin sınırda kontrol edilmesi ayrıca,
6- F.İçişleri Bakanlığı'nca bu hususta genel olarak veya münferiden yetki verilmiş olması ve sınırda gereğinin ortaya çıkması halinde, yabancılar mevzuatına ilişkin sair tedbir ve kararların alınması ile yetkilidir.
5) Yabancılar daireleri, sınır geçiş trafiğini polis marifetiyle kontrol etmekle görevlendirilmiş makamlar ve 6. fıkradaki görevlerin ifasi için gerektiği takdirde eyaletlerin emniyet makamları, 41. maddenin 2. ve 3. fıkralarına göre kimlik tespit tedbirlerinin alınmasında yetkilidirler.
6) 36. maddede yer alan ülkeyi terketme yükümlülüğünün gerçekleştirilmesi ile geri gönderme ve sınırdışı etme işleminin uygulanması ve -bu önlemlerin hazırlanması ve sağlanması için gerekli olduğu takdirde- tutuklama ve hapsetme dilekçesi için eyaletlerin emniyet teşkilatları yetkilidir.
Madde 64
İştirakın Gerekli Olduğu Haller
1) Giriş izni (9. madde 3. fıkra) sadece, öngörülmüs ikamet yeri için yetkili olan yabancılar dairesinin muvafakatı ile verilebilir. Yabancıyı sınırdışı etmis veya sınırdışına sürmüş olan yabancılar dairesi bu karara kaideten iştirak eder.
2) Gerekli ikamet iznine sahip olmayan bir yabancıya karşı 8. maddenin 2. fıkrasının 2. cümlesi uyarınca konulan, yer sınırlamaları, kayıtlar ve şartlar, süre sınırlamaları, 37. maddeye göre alınan kararlar ve sair tedbirler; sadece tedbir uygulanması kararını alan yabancılar dairesinin mutabakatı halinde, başka bir yabancılar dairesi tarafından değiştirilebilir veya yürürlükten kaldırılabilir. Yabancının, Iltica Muhakemeleri Usul Kanunu'nun 22. maddesine göre alınmış bir dağıtım kararı sebebiyle başka bir yabancılar dairesinin bölgesinde ikamet etmesi halinde, 1. cümle hükmü tatbik edilmez.
3) Hakkında kamu davası açılmış veya cezai tahkikat başlatılmış olan bir yabancı, sadece, yetkili savcılığın mutabakatı ile sınırdışı edilebilir veya sınırdışına sürülebilir.
4) Federal İçişleri Bakanlığı, ilgili diğer makamların istirakını sağlamak amacıyla, Eyalet Temsilciler Meclisi'nin onaylayacağı bir kanun hükmünde kararname ile, vize verilmesi için hangi hallerde yabancılar dairesinin muvafakatının alınması gerektiğini belirleyebilir.
5) Sosyal Kanunu'nun 8.cildinin 45.maddesi , insani nedenlerden ötürü istisnai oturma izni veya erteleme verilen yabancıları geçici bir süre barındıran kuruluşlar için geçerli değildir.
Madde 65
Federal Makamların İştirakı,
Talimat Yetkisi
1) F.Almanya'nın siyasi çıkarlarının korunması için bir vize verilmesi, bu vizenin geçerlilik süresinin dolmasından sonra tekrar uzatılmasının ve ikamet izni veya erteleme verilmesinin, ayrica vize ile bağlantılı kayıt ve şartların vesair kısıtlamaların kaldırılması ve değiştirilmesinin, ancak F.İçişleri Bakanlığı veya onun belirleyeceği bir makam ile varılacak mutabakat veya anlaşmaya bağlı olarak gerçekleştirilmesi kaydıyla, mümkündür.Sınırdışına sürülmenin hukuki veya fiili nedenlerle imkansız olması halinde, erteleme verilmesi için iştirake gerek yoktur.
2) Federal İçişleri Bakanlığı
1-Federal Almanya'nın güvenliğinin veya sair önemli çıkarlarının gerekli kılması,
2-Yabancılar hukuku ile ilgili olarak bir eyalet tarafından alınan önlemlerin, bir diğer eyaletin önemli çıkarlarına halel getirmesi,
3- Yabancılar dairesinin, konsolosluk ve diplomatik temsilciliklerin ikamet izninden muaf tutulan mensuplarından birini sınırdışı etmek istemesi hallerinde, bu kanunun ve bu kanuna istinaden çıkarılacak tüzüklerin uygulanmasını teminen münferit talimatlar verebilir.
Berlin Eyaleti için verilidek münferit talimatların uygulanışı, Berlin Senatosunun mutabakatını gerektirir.
Madde 66
Yazılı Şekil;
ŞekilZorunluluklarından İstisna
1) Pasaport ve kimlik yerine geçen belgelerin veya ikamet izninin reddine, yer ve zaman açısından sınırlandırılmasına veya şart ve kayıtlar konulması ile sınırdışı edilmeye, ertelemeye ve ertelemenin sınırlandırılmasına ilişkin idari işlem yazılı şekle tabidir.Aynı husus, 3. maddenin 5. fıkrasına göre ikamet kısıtlamaları, 37. maddeye göre verilen talimatlar ve kanun uyarınca yapılan idari işlemlerin iptali için de geçerlidir.
2) Ülkeye girişten önce, pasaport yerine geçen belgenin ve vizenin sınırlandırılmasına veya reddine ilişkin olarak gerekçe göstermeye ve kanuni itiraz yolları hakkında bilgi verilmesine gerek yoktur; sınırda verilen red kararı da yazılı şekle tabi değildir.
Madde 67
İkamete Ilişkin Karar
1) Yabancıların ikameti hakkında F.'Almanya'da bilinen durumlar ve elde edilebilir bilgiler esas alınarak karar verilir. Yabancılar dairesi, 53: maddede belirtilen sınırdışına sürülmeyi engelleyen nedenlerin mevcudiyeti hakkında elindeki mevcut bilgiler ile F.Almanya'da elde edilebilir bilgilere ve münferit bir vakada gerekli görülmesi halinde yurtdışındaki Federal makamlarca elde edilebilecek bilgilere dayanarak karar verir.
2) İkamet izni verilmesini veya süresinin uzatılmasını talep eden bir yabancı aleyhine bir suç veya nizama aykırı bir davranış şüphesi ile tahkikat açılmış olması halinde, tahkikatla ilgili prosedürün sonucu dikkate alınmadan ikamet izni hakkında karar verilebilecek durumlar hariç olmak üzere, ikamet iznine ilişkin karar, prosedürün sonuçlanmasına; mahkumiyet halinde ise, mahkeme kararının kesinleşmesine kadar tehir edilir.
Madde 68
Reşit Olmayanların Fiil Ehliyeti
1) 16. yaşını doldurmuş ve Medeni Kanun hükümlerine göre medeni haklarını kullanmaktan yoksun bulunmayan veya küçük olduğu dikkate alınmaksızın da medeni haklarını kullanma ehliyeti sınırlandırılabilen bir yabancı da bu kanuna göre hukuki muamele ehliyetini haizdir.
2) Küçüğün fiil ehliyetinin sınırlı olması, huduttan geri çevrilmesine ve geri gönderilmesine engel teşkil etmez. Aynı durum, küçüğün kanuni temsilcisinin F.Almanya'da ikamet etmesi veya F.Almanya'daki ikametinin meçhul olması halinde, sınırdışına sürülmenin ihtar edilmesi ve bunun icrası için de geçerlidir.
3) Bu kanunun uygulanmasında bir yabancının reşit olup olmadığı belirlenirken, Medeni Kanun hükümleri esas alınır. Mensubu olduğu ülke mevzuatına göre reşit olan bir yabancının medeni haklarını kullanma ehliyeti ve sair hukuki fiil ehliyeti saklıdır.
4) Henüz 16. yaşını tamamlamamış bir yabancının kanuni temsilciler ve onların yerine küçüğün F.Almanya'daki bakımını üstlenen sair kişiler, küçüğe ikamet izni alınması ve süresinin uzatılması ve pasaportun, pasaport yerine geçen belgenin ve kimlik yerine geçen belgenin verilmesi ve bunların sürelerinin uzatılması için gerekli başvuruyu yapmakla yükümlüdürler.
Madde 69
İkamet İzni Başvurusu
1) 3. maddenin 3. fıkrasının 2. cümlesine istinaden çıkarılacak kanun hükmünde kararname uyarınca, F.Almanya'ya girişten sonra alınabilecek bir ikamet izninin, girişten sonra derhal veya kanun hükmünde kararname ile belirtilen süre içinde talep edilmesi gerekir. F.Almanya'da doğmuş olup, kendisine resen ikamet izni verilmesi mümkün olmayan bir çocuk için başvurunun, doğumundan itibaren altı ay içinde yapılması gerekir.
2) Yabancının, F.Almanyaya girişten sonra ikamet izni verilmesini veya yabancılar dairesinin muvafakatı alınmadan verilmiş olan vizesinin uzatılmasını talep etmesi halinde, ikamet izni alma zorunluluğundan muafiyetin veya vize süresinin son bulmasından itibaren, başvurusu hakkında yabancılar dairesinin karar vermesine kadar, yabancılar dairesinin görev bölgesi ile sınırlı olmak kaydıyla F.Almanya'daki ikameti müsaadeli sayılır.Yabancının
1-Ülkeye izinsiz girmesi,Sınırdışı edilmesi veya bir diğer idari işleme istinaden ülkeyi terk ile yükümlü olması ve henüz çıkıs yapmamış bulunması veya
3-Dilekçenin reddini müteakiben ülkeden çıkmadan önce yeni bir başvuru yapması hallerinde, ikamet izni talebinde bulunması yukarıda ifade edilen sonucu doğurmaz.
3) 1- Yabancılar dairesinin muvafakatı ile verilmiş olan bir vizeyle ülkeye girmiş bulunan veya
2-Yasal olarak altı aydan fazla bir süredir F.Almanya'da ikamet eden bir yabancının, ikamet izni verilmesini veya süresinin uzatılmasını talep etmesi halinde, ikameti, yabancılar dairesinin vereceği karara kadar, müsaadeli sayılır. Yabancının ikameti, 1. fıkrada belirtilen hallerde basvuru süresinin sona ermesine kadar ve dilekçenin verilmesinden itibaren yabancılar dairesinin vereceği karara kadar müsaadeli sayılır. 2. fıkranın 2. cümlesinin 2. ve 3. şıkları da aynı şekilde geçerlidir.
Madde 70
Yabancının Katılma Mükellefiyeti
1) Yabancı, açıkça belli olmaması ve bilinmemesi halinde, çıkarlarını ve kendisi için uygun olan durumları, tetkiki mümkün hal ve şartları belirtmek suretiyle, derhal bildirmek ve şahsi ahvaline ilişkin gerekli kanıtları, sair lüzumlu belgeleri ve müsaadeleri, ayrıca temin edebileceği diğer gerekli belgeleri vakit geçirmeden ibraz etmekle mükelleftir. Yabancılar dairesi, yabancıya bunun için uygun bir süre tanıyabilir. Sürenin bitmesinden sonra, bildirilen durumlar ve sunulan kanıtlar dikkate alınmayabilir.
Yabancının, 1. cümlede belirtilen mükellefiyetlerine dikkati cekilmelidir.Süre verilmesi halinde, sürenin geçirilmesinin doğuracağı sonuçlar hakkında yabancıya hatırlatmada bulunulmalıdır.
2) İtiraz prosedüründe 1. fıkra hükmü tatbik edilir.
3) Sınırdışına sürülme ihtarının kesinlik kazanmasından sonra yabancılar dairesinin sınırdışına sürülme veya sınırdışına sürülmenin tehirine ilişkin olarak alacağı müteakip kararlarda, sınırdışına sürülme ihtarında belirtilen devlete gönderilmeye engel teşkil eden ve ihtarın kesinlik kazanmasından önce ortaya çıkan durumlar dikkate alınmaz; yabancı tarafından öne sürülen, sınırdışına sürülmeye veya ihtarda belirtilen devlete sürülmeye engel teşkil eden durumlar dikkate alınmayabilir. Yabancının, 1. cümlede belirtilen durumları, dava açmak veya İdari Muhakeme Usul Kanunu'na göre geçici hukuki himaye yoluyla öne sürebilmesine ilişkin hükümler saklı kalır.
4) Bu yasaya ve diğer yasalarda yer alan yabancılar hukukuna ilişkin hükümlere göre alınacak tedbirlerin hazırlanması ve uygulanması için gerekli olduğu takdirde, yabancının yetkili makama ve vatandaşı olduğu tahmin edilen ülkenin temsilciliklerine bizzat gitmesi talimatı verilebilir. Yabancı 1. cümle uyarınca hazırlanmış bir talimata yeterli bir sebep olmaksızın riayet etmezse, bu talimat zorla gerçekleştirilebilir. Federal Sınır Koruma Yasasının 40. maddesi, 1. ve 2. fıkraları, 41. maddesi, 42. maddesi 1. fıkrası 1. ve 3. cümleleri buna uygun olarak uygulanır.
Madde 71
İtiraz İmkanının Kısıtlanması
1) Sınırda vize ve pasaport yerine geçen belgenin verilmemesine itiraz edilemez. Yabancıya, yetkili dış temsilcilikler nezdinde başvuruda bulunabileceği hatırlatılır.
2) 8.madde ile 13.maddenin 2.fıkrası 1.cümlesine göre ikamet izninin reddine karşı, yabancının ülkeden ayrılmasından önce yapılacak kanuni itirazlar, sadece, red nedeninin mevcut olmadığına isnat ettirilebilir. 8. Maddenin 1. fıkrasının 1. ve 2. bentleri ile 13. maddenin 2.fıkrasının 1. cümlesindeki hallerde, yabancının ülkeye giriş yaptığı sırada vize almakla yükümlü bulunduğu ve bu vizenin muvafakat gerektirdiği varsayılır.
3) Ertelemenin reddine karşı itiraz edilemez.
Madde 72
İtiraz ve Davanın Etkileri
1) İkamet izninin verilmesi veya süresinin uzatılmasına ilişkin bir talebin reddine karşı yapılan itiraz ve açılan dava, tehir edici bir etki yaratmaz.
2) İtiraz ve dava, tehir edici etkilerine hale gelmemek kaydıyla, sınırdışı etme ve ikametin yasallığını sona erdiren sair bir idari işlemin geçerliliğini etkilemez. İdari işlemin, bir idari karara veya kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla kaldırılması halinde ikametin yasallığı kesintiye uğramaz.
Madde 73
Sehayat Şirketlerinin Geri Götürme Yükümlülüğü
1) Hava, deniz veya kara taşıt araçlarıyla ülkeye girmek isteyen bir yabancının sınırdan geri çevrilmesi halinde, sehayat şirketi kendisini derhal ülke dışına götürmekle yükümlüdür.
2) 1. fıkrada belirtilen yükümlülük; gerekli pasaporta veya tabiiyetleri itibariyle gerekli vizeye sahip olmaksızın F.Almanya'ya getirilen ve siyasi takibata uğradıklarını veya 53. maddenin 1. veya 4. fıkralarında belirtilen durumların söz konusu olduğunu ileri sürdükleri için ülkeye girişte sınırdan geri çevrilmeyen yabancılar açısından üç yıllık bir süre için geçerlidir; bu yükümlülük, yabancıya bu kanun uyarınca ikamet izni verilmesi halinde, sona erer.
3) Sehayat şirketi sınır geçiş trafiğini polis marifetiyle kontrol etmekle görevli olan makamların talebi üzerine, yabancıyı, mensubu olduğu devlete veya pasaportunu tanzim eden veya getirildiği devlete geri götürmekle yükümlüdür.
Madde 74
a Havaalanı Şirketlerinin Yükümlülükleri
Bir havaalanı şirketi gerekli pasaporta veya gerekli vizeye sahip olmayan yabancılar için sınır polisinin ülkeye girişleri konusundaki kararlarının icrasına kadar havaalanında uygun barınma imkanlarını sağlamak zorundadır.
Madde 75
Şahsa Mahsus Bilgilerin Toplanması
1) Bu kanunun uygulanmasıyla görevlendirilmiş olan makamlar, bu kanun ve diğer kanunlardaki yabancılar hukukuna ilişkin hükümler uyarınca görevlerinin ifası için gerekli olması halinde, bu kanunun ve diğer kanunlardaki yabancılar hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanması amacıyla şahsa mahsus bilgileri toplayabilirler.
2) Bilgilerin toplanması ilgili kişi nezdinde yapılır. Ancak,
1- Bu kanunun veya bir başka yasal düzenlemenin öngörmesi veya zorunlu olarak şart koşması,
2- İlgilinin çıkarlarına uygun düşmesi ve ilgilinin kullanım amacını öğrendiğinde, buna muhtemelen izin verebileceği noktasından hareket edilebilmesi,
3-İlgilinin katkısının yeterli olmaması veya bu katkının olağanüstü bir harcamayı gerektirebilecek olması,
4- İfa edilecek görevin, özelliği itibariyie diğer şahıslar veya kuruluşlar nezdinde bilgi toplanmasını gerektirmesi veya5-İlgilinin verdiği bilgilerin tetkikinin gerekli olması hallerinde, ilgili kişinin katkısı olmaksızın da diğer resmi makamlar, yabancı makamlar ve resmi olmayan kuruluşlar nezdinde bilgi toplanabilir.Bilgiler, ancak ilgilinin, büyük ölçüde korunmaya değer çıkarlarına halel geleceğine dair emarelerin mevcut olmaması halinde, 2. cümlenin 3. veya 4. bentleri uyarınca toplanabilir.
3) Şahsa mahsus bilgilerin, ilgiliden, kendisini bilgi vermekle yükümlü kılan bir yasal düzenlemeye istinaden alınması halinde, bu yasal düzenleme hakkında ilgilinin dikkati çekilir. Şahsa mahsus bilgilerin resmi olmayan bir kuruluştan sağlanması halinde, bu kuruluşa bilgi toplanmasına esas teşkil eden yasal düzenleme hakkında bilgi verilmeli, aksi takdirde bilgi verip vermemekte serbest olduğu hatırlatılmalıdır.
Madde 76
Yabancılar Dairelerine Bilgi Verilmesi
1) Resmi kuruluşlar, yazılı olarak talep edilmesi halinde (75. madde 1. fıkra) bu kanunun uygulanmasıyla görevlendirilmiş olan makamlara, muttali oldukları hususları bildir mek zorundadırlar.
2) Resmi kuruluşlar,
1- Gerekli oturma iznine veya ertelemeye sahip olmayan bir yabancının ikametinden
2- Bir yer kısıtlamasının ihlalinden veya
3- Bir diğer sınırdışı edilme sebebinden haberdar oldukları takdirde, derhal yetkili yabancılar dairesine bilgi vermek zorundadırlar;1. ve 2. bentlerde belirtilen durumlar ile bu kanuna göre cezayı gerektiren diğer fiillerde, 63. maddenin 6. fıkrasında ifade edilen tedbirlerden birinin söz konusu olması halinde, yabancılar dairesi yerine yetkili emniyet makamı haberdar edilebilir; emniyet makamı, durumu derhal yabancılar dairesine bildirir.
3) Federal Hükümetin Yabancılar Sorumlusu, ancak, kendi görevlerinin ifasının tehlikeye düşmemesi kaydıyla, 1. ve 2. fıkralara istinaden bu gruba mensup bir yabancı hakkında bildirimde bulunmakla yükümlüdür. Eyalet hükümetleri; eyalet yabancılar sorumlusunun ve mahalli idarelerin yabancılar sorumlularının, bir eyaletin ve belediyenin sınırları içinde yasal olarak ikamet eden veya ikametinin yasallığını sona erdiren idari tasarrufta bulunulduğu ana kadar orada yasal olarak ikamet etmiş olan bir yabancı hakkında, sadece 1. cümle kapsamında 1. ve 2. fıkralar uyarınca bildirimle yükümlü olduklarını, bir kararname belirleyebilirler.
4) Hapis ve para cezasına yönelik bir işlemi başlatmak ve yürütmekle yetkili olan kuruluşlar, savcılıkta, mahkemede veya nizama aykırı bir fiilin takibi ve cezalandırılması ile yetkili olan idari makamda başlatılan işlem ile bunun sonuçları hakkında ilgili yabancılar dairesine derhal bilgi vermekle yükümlüdürler.1. cümle hükmü, bir yabancı aleyhine suçluların iadesi prosedürünün başlatılması için geçerlidir. 1. cümle hükmü yalnız bin DM'a kadar para cezasını gerektiren nizama aykırı bir fiil nedeniyle yapılan işlem için geçerli değildir.
5) Federal İçişleri Bakanlığı Eyalet Temsilciler Meclisi' nin onaylayacağı kanun hükmünde kararname,
1- Kayıt ve bildirim daireleri,
2- Vatandaşlık daireleri,
3- Pasaport ve kimlik dareleri,
4- Sosyal işler ve gençlik daireleri,
5- Adalet ve emniyet makamları,
6- Çalısma daireleri,
7- Maliye ve gümrük daireleri ile
8- Bağımsız çalışma ruhsatı veren dairelerin yazılıtalebe gerek kalmadan, bu kanun ve diğer kanunlardaki yabancılar hukukuna ilişkin hükümlere istinaden yabancılar dairelerinin görevlerinin ifasında gerekli olmak kaydıyla, yabancıların şahıslarına ait bilgileri, idari tasarrufları, yabancılar hakkında alınan diğer tedbirleri ve sair bilgileri yabancılar dairelerine bildirmekle yükümlü olduklarını belirler. Bu tüzük, verilmesi gereken şahsa mahsus bilgilerin türünü ve kapsamını, tedbirleri ve diğer bilgileri belirler.
Madde 77
Özel Kanuni Kullanım Düzenlemelerinde Bilgi Aktarılması
1) Özel kanuni kullanım düzenlemelerine aykırı olduğu sürece, şahsa mahsus bilgilerin ve sair verilerin 76. maddeye göre verilmesinden imtina edilir.
2) Bir hekim veya Ceza Kanunu'nun 203. maddesinin 1. fıkrasının 1., 2., 4.-6. bentleri ile 3. fıkrasında belirtilen kişiler tarafindan bir resmi kuruma iletilmiş olan şahsa mahsus bilgilerin;
1-Yabancının kamu sağlığını tehlikeye düşürmesi ve tehlikenin ortadan kaldırılması için özel koruyucu önlemlerin alınmasının mümkün olmamas veya yabancının alınan önlemlere riayet etmemesi veya
2- 46. maddenin 4. bendinde belirtilen şartların mevcut olup olmadığının tespiti için bu bilgilere gerek duyulması hallerinde, bu kurumca aktarılması mümkündür.
3) Yabancının, gümrük ve tekel veya dış tiicaret mevzuati dahil olmak üzere vergi hukuku hükümlerini veya ithalat ihracat, transit geçiş yasak ve sınırlamalarını veya anayasaya aykırı propaganda araçlarının ithaline ilişkin yasak ve sınırlamaları ihlal etmesi ve bu fiiller nedeniyle hakkında cezai tahkikat açılmış olması veya en az 1000.- DM tutarında para cezasına çarptırılmış olması hallerinde, Vergi Nizamnamesinin 30. maddesindeki vergi sırları kapsamına giren şahsa mahsus bilgiler aktarılabilir.1. cümlede belirtilen durumlarda, 62. maddenin 2. fıkrası 1. cümlesi uyarınca yurtdışına çıkışın yasaklanmasının gerekmesi halinde, sınır geçiş trafiğini polis marifetiyle kontrol etmekle görevlendirilmiş olan makamlara da, bilgi verilebilir.
4) Bu kanunun uygulanmasıyla görevlendirilmiş olan makamlar ve resmi olmayan diğer kuruluşlar vasıtasıyla yapılan bilgi aktarılmasında 1.-3. fıkraların hükümleri uygulanır,
Madde 78
Kimlik Tespit Tedbirlerinde Usul
1) Federal Güvenlik Dairesi, 41. maddenin 2. ve 3. fıkraları uyarınca temin edilen belgelerin değerlendirilmesinde idari yardımda bulunur.
2) 41. maddenin 2. ve 3. fıkraları uyarınca temin edilmiş olan belgeler, Federal Güvenlik Dairesi tarafindan kimlik tespitine yönelik diğer belgelerden ayrı olarak muhafaza edilir.
3) 41. maddenin 2. ve 3. fikraları uyarınca temin edilmiş olan belgelerin kullanılmasına; kimliğin tespiti veya cezai takibat ve kamu güvenliğı ve düzenine yönelik tehlikelerin emniyet makamlarınca önlenmesi çercevesinde delillerin toplanması amacıyla da, izin verilir. Bu belgeler, gerekli olduğu takdirde ve sürece, bu gibi önlemleri almakla yetkili olan makamlara teslim edilebilir.
4) 41. maddenin 2. ve 3. fıkraları uyarınca elde edilen belgeler;
1- Yabancıya geçerli bir pasaport veya pasaport yerine geçen bir belgenin tanzim edilmiş olması ve kendisine yabancılar dairesi tarafından ikamet izni verilmiş bulunması veya
2- Yabancının, yurtdışına son çıkışından ve son izinsiz giriş yapma teşebbüsünde bulunduğu tarihten itibaren on yıllık bir sürenin geçmiş olması hallerinde,
3- 41.maddenin 3.fıkrasının 2.cümlesi uyarınca yabancının sınırdan geri çevrilmesinden veya geri gönderilmesniden sonra 3 yıl geçmiş isebunları muhafaza etmekte olan makamlar tarafindan imha edilir.Ancak, açılan bir ceza davası veya kamu güvenliğine ve düzenine yönelik bir tehlikeyi önleme çercevesinde bu belgelere ihtiyaç duyulduğu takdirde ve sürece yukarıda belirtilen hüküm geçerli değildir. İmhaya ilişkin olarak bir tutanak düzenlenir.
Madde 79
Yabancılar Dairelerince Bilgi Aktarılması
1) Bu kanunun uygulanmasıyla görevlendirilmiş olan makamlar,
1- Yabancıların, Sosyal Kanunun 3.cildinin 284. maddesinin 1.fıkrasının 1. 1.cümlesine istinaden gerekli çalışma izni olmadan bir işte calışmaları ve istihdam edilmelerine,
2- Sosyal Kanunun 1. cildi'nin 60. maddesinin 1. fıkrasının 2. bendine istinaden Federal Çalışma Kurumu'nun bir hizmet birimine karşı katılma yükümlülüğünün ihlal edilmesine,
3- Sosyal Kanunun 3.cildinin 308. maddesinin 2.fıkrasının 1.cümlesinin 1.-3.bentlerine istinaden belirtilen ihlallere, ilişkin olarak münferit durumda somut emarelerin ortaya çıkması halinde 1.-3. bentlerde ihlallerin takibi ve cezalandırılması ile yetkili olan makamlara bilgi verirler.
2) Bu kanuna karşı yapılan ihlallerin takibi ve cezalandırılmasında, bu kanunun uygulanmasıyla görevlendirilmiş olan makamlar, özellikle Çalışma Daireleri, Gümrük Baş Müdürlükleri ve Sosyal Kanunun 3.cildinin 304.maddesinin 2.fıkrasının 1., 5. ve 6. bentlerine istinaden belirtilen makamlarla hastalık sigortasının taşıyıcıları ile işbirliği içinde çalışırlar.
Madde 80
Şahsa Mahsus Bilgilerin Hafızaya Alınması ve Silinmesi
1) Federal İçişleri Bakanlığı Eyalet Temsilciler Meclisi'nin onaylayacağı tüzükle,
1- Her yabancılar dairesinin, kendi görev bölgesinde ikamet eden veya etmiş olan, daireye başvuran veya giriş ve ikamet bildiriminde bulunan yabancılar hakkında ve ayrıca yabancılar hukukuna istinaden bunların lehinde ve aleyhinde alıınan önlem ve kararlara ilişkin olarak bilgi işlem kaydı tutmasını,
2- Dış temsilciliklerin vermiş oldukları vizelere ilişkin bilgi-işlem kayıtları tutmalarını ve
3- Bu kanunun uygulanmasıyla görevlendirilmiş olan makamların, görevlerinin ifasına ilişkin olarak gerekli sair bilgi-işlem kayıtlarını tutmalarını, öngörebilir.1.cümlenin 1. ve 2. bentleri uyarınca tutulacak kayıtlarda; yabancının tabiiyetine ve adresine, pasaportuna, yabancılar hukukuna göre alınan önlemlere ve Yabancılar Merkezi Kayıt Dairesindeki kayıtlara ve ayrıca yabancının önceki ikamet adreslerine yetkili yabancılar dairesi ile evrakların başka bir yabancılar dairesine intikaline ilişkin bilgiler dahil olmak üzere, şahsa mahsus bilgilere yer verilebilir. Yabancılar dairelerinin diğer ahvali şahsiye bilgilerini bilgisayara kaydetme yetkisi, eyaletlerin ahvali şahsiye bilgilerini korumayla ilgili mevzuatına göre düzenlenir.
2) Sınırdışı edilme ve sınırdışına sürülme ile ilgili belgeler, 8. maddenin 2. fıkrasının 2. cümlesinde belirtilen sürenin dolmasından on yıl sonra imha edilir. Diğer yasa hükümleri gereği artık yabancının aleyhine kullanılamayacak bilgileri ihtiva etmesi halinde, bu belgeler belirtilen süreden önce imha edilir.3) Yabancılar hukukuna ilişkin olarak, alınmakta olan bir karar bakımından önem taşımayan ve ileride alınacak bir karar açısından da önemli olmayabilecek nitelikteki -76. maddenin 1. fıkrası uyarınca yapılan bildirimler derhal imha edilir.
Madde 81
Masraf ve Harçlar
1) Bu kanun ve bu kanunun uygulanmasına ilişkin olarak çıkartılan kanun hükmünde kararnamenin hükümlerine göre yapılan resmi işlemler için masraf tahakkuk ettirilir (harç ve masraflar)
2) Federal Hükümet Eyalet Temsilciler Meclisi'nin onayIayacağı kanun hükmünde kararname ile, harca tabi işlemler ile harç miktarlarını ve özellikle muhtarlık halleri için olmak üzere harçtan muafiyet ve indirimleri, belirler. İşbu kanun aykırı hükümler içermediği takdirde İdari Masraflar Kanunu tatbik edilir.
3) Kanun hükmünde kararname ile belirlenen harçlar, aşağıda belirtilen azami miktarları geçemez:
1- Süreli oturma izni verilmesi için: 150.- DM.
2- Sınırli oturma izni ve istisnai oturma izni verilmesi için:
100.- DM.Süresiz oturma izni ve oturma hakkı verilmesi için:
250.- DM,Oturma izninin, sınırlı oturma izninin ve istisnai oturma izninin sürelerinin uzatılmasi için; bunların verilmesi için belirlenen harçların yarısı tutarında,
5- Vize ve erteleme verilmesi ile pasaport ve kimlik yerine geçen belgenin tanzimi için: 50.- DM,
6- Sair resmi işlemler için: 50.- DM,
7- Reşit olmayan çocuklar yararına yapılan resmi işlemler için; bu işlemler için belirlenen harcın yarısı tutarında.
4) Yurtdışında yapılan resmi işlemler için, paranın alım gücündeki farkları eşitlemek üzere, yukarıda belirtilen harç tutarları artırılabilir. Sınırda verilecek olan bir vize ve pasaport yerine geçen bir belge için en fazla 25.- DM tutarında bir fark alınabilir. Dilekçe sahibinin talebi üzerine mesai saatleri dışında yapılan bir resmi işlem için en fazla 50.- DM tutarında bir fark alınabilir. 'Ülkesinde benzeri resmi işlemler için Alman vatandaşlarından 2. fikrada belirtilen harçlardan daha fazla harç alınan bir yabancı için yapılan resmi işlemlerde zamlı harç alınabilir. Bu zamların tespitinde, 3. fikrada belirtilen azami miktarların üzerine de çıkılabilir.
5) 2. fikra uyarınca çıkarılan kanun hükmünde kararname, harca tabi resmi bir işlemin yapılmasının talebi halinde bir işlem harcının alınmasını öngörerebilir. Bu işlem harcı resmi işlem için alınacak harcın en fazla yarısı tutarında olabilir. Bu harç resmi işlem için alınacak harca ilave edilir. Bu harç, başvurunun geri alınması ve talep edilen resmi işlemin reddedilmesi hallerinde geri ödenmez.
6) 2. fikra , uyarınca çıkarılan kanun hükmünde kararname bir itirazın yapılması halinde, harç alınmasını öngörebilir; bu harç asağıda belirtilen azami miktarları geçemez:
1- Harca tabi resmi bir işlemin yapılmasını içeren bir talebin reddine karşı yapılan itiraz için; bu işlem için öngörülen harcın yarısı tutarında,
2- Sair resmi işlemlere karşı yapılan itirazlar için: 100.-DM.İtirazin olumlu sonuçlanması halinde, alınmış olan itiraz harcı, yapılacak resmi işlem için ödenmesi gereken harca mahsup edilir ve sair hallerde iade edilir.
Madde 82
Masraf Borçlusu; Teminat
1) Yabancı, sınır dışına sürme, geri çevirme veya geri gönderme işlemlerinden doğan masrafları karşılamakla yükümlüdür.
2) 1. fikrada belirfilen masraflardan, yabancının sehayatmasraflarını karşılamak üzere yabancılar dairesi veya dış temsilcilikler nezdinde taahhütte bulunan kişi de yabancı ile birlikte, sorumludur.
73. maddenin 1. ve 2. fikralarında belirtilen hallerde, yabancının geri götürülme masrafları ile sınır kapısına varışından, sınır geçişinde yapılan polis kontrolünün tamamlanmasına kadar doğacak masraflardan, yabancı ile birlikte sehayat şirketi de sorumludur.74. maddenin 1. fıkrasının 2. cümlesi veya 2. fıkrasının 1. cümlesinin 1. bendinde belirtilen emredici hükümleri kendi kusurlu davranışlarıyla ihlal eden bir sehayat şirketi; 73. maddenin 1. fıkrasına istinaden sınırdan geri çevirme ve 73. maddenin 2. fıkrasına istinaden sınırdışına sürme işlemlerinden doğacak diğer masraflardan yabancı ile birlikte sorumludur.
4) Çalışmasına bu kanun veya Sosyal Kanunun 3.cildi uyarınca izin verilmemiş olan bir yabancıyı işçi olarak çalıştıran kişi, sınırdışına sürme veya sınırdan geri gönderme masraflarından sorumludur. 92.a veya 92.b maddelerinde belirtilen durumlara göre cezai gerektiren bir fiili işleyen kişi de aynı şekilde sorumluluk taşır. Diğer masraf borçlusundan tahsil edilememesi halinde, masraflardan tek başına yabancı sorumludur.
5) Masraf borçlusunun bir teminat yatırması talep edilebilir. Yabancının teminat yatırmasını öngören karar; bu kararı veren makam tarafından, teminatın tahsilinin aksi takdirde tehlikeye düşecek olması halinde, önceden bir ödeme emri göndermeksizin ve süre vermeksizin uygulanır. Sehayat masraflarını güvence altına almak üzere, geri çevrilecek, geri gönderilecek, sınırdışı edilecek veya sınırdışına sürülecek olan veya sadece iltica başvurusundan ötürü girişine ve ikametine izin verilen bir yabancıya ait geri dönüş uçak biletlerine vesair biletlere el konulabilir.
Madde 83
Masraf Sorumluluğunun Kapsamı; Zaman Aşımı
1) Sınırdışına sürülme, geri gönderiIme ve geri çevrilme masrafları,
1- Yabancının, F.Almanya içinde ve F.Almanya dışında varacağı yere kadar ortaya çıkan taşıma ve sair sehayat giderlerini;Yabancının sınırdışına sürülmek üzere göz altına alınma ve tercüme giderleri ile iaşe, ibate ve sair bakım giderleri dahil, alınacak tedbirlerin hazirliğı ve uygulanması sırasında ortaya çıkan idari harcamaları veYabancıya resmi refakatin gerekli görülmesi durumunda ortaya çıkan personel giderleri dahil tüm harcamaları ihtiva eder.
2) Sehayat şirketinin, 82 maddenin 3. fikrası 1. cümlesine göre, sorumlu olduğu masraflar;1-1. fıkranın 1. bendinde belirtilen giderleri,2- Sınır geçişinde yapılan polis kontrolünün tamamlanmasına kadar ortaya çıkan idari masraflar ile yabancı için yapılan iaşe, ibate ve sair bakım giderlerini ve3- Taşıyıcı firmanın yabancı için gerekli görülen refakati bizzat üstlenmemesi halinde, 1. fıkranın 3. bendinde belirtilen masrafları ihtiva eder.
3) Masraf borçlusunun, F.Almanya'da ikamet etmediği veya bildirim ve kayıt yükümlülüğünü yerine getirmemesinden ötürü, F.Almanya'daki ikameti tespit edilemediği sürece, 81. ve 82 maddeler uyarınca doğan alacakların zaman aşımı kesintiye uğrar.
4) 1.ve 2.fıkralarda belirtilen giderler 63.maddeye göre yetkili makam tarafından ortaya çıkan gerçek masraflar düzeyinde tespit edilmektedir. Personel masraflarının hesaplanmasında kamu hizmetinde bulunan personel masraflarının hesaplanmasındaki temel prensipler esas alınmaktadır. Alacaklılık durumu vadesinden sonraki 6 yıl sonra zaman aşımına uğrar.
Madde 84
Geçim
Yabancılar dairesi ve dış temsilcilikler nezdinde bir yabancının geçim masraflarını karşılamayı taahhüt eden kişi; yabancının geçimi için konut temini ile hastalık ve bakıma muhtaçlık halinde sağlanan yardımlar da dahil olmak üzere kamu tarafından yapılan tüm harcamaları, bunların yapılması yabancının yasal talep hakkına dayandırılmış olsa dahi, geri ödemek zorundadır. Bir prim ödenmesine bağlı olarak sunulan hizmetlere ilişkin harcamaların geri ödenmesine gerek yoktur.
2) 1. fıkranın 1. cümlesinde belirtilen taahhüt yazılı şekle tabidir. Bu taahhütname, İdari Kararların İcrasına İlişkin Kanun Hükümleri uyarınca işleme konur. Harcamaların geri ödenmesini talep hakkı, bunları kamu adına yapmış olan kamu kurumuna aittir.
3) Dış temsilcilik 1. fıkranın 1. cümlesine istinaden yapılan taahhüt hakkında ilgili yabancılar dairesine derhal bilgi verir.
4) Yabancılar dairesi, yazılı talep üzerine veya 1. fıkraya göre geri ödenmesi gereken kamu yardımlarına ilişkin harcamalardan haberdar olduğu taktirde yazılı talebe gerek kalmadan, geri ödemeyi talep etme hakkı olan resmi kuruluşa derhal, 1.fıkranın 1. cümlesinde belirtilen taahhüt hakkında bilgi verir ve geri ödemenin nasıl ve ne şekilde talep ve takip edileceğine ilişkin tüm gerekli bilgileri de bu kuruma iletir. Alacaklı kurum, kendisine intikal ettirilen bilgileri, sadece yabancı için yapılan kamu harcamalarının geri ödenmesi ve müteakip yardımların reddi amacıyla, kullanabilir.7. BölümVatandaşlığa Kabulün Kolaylaştırılması
Madde 85
Genç Yabancıların Vatandaşlığa Kabullerinin Kolaylaştırılması
16.yaşını doldurduktan sonra ve 23. yaşını bitirmeden önce vatandaşlığa kabul başvurusunda bulunan bir yabancı,
1-Bu güne kadar sahip olduğu vatandaşlıktan çıkması veya vatandaşlığını kaybetmesi,
2- Sekiz yıldan beri F.Almanya'da ikamet etmesi,
3- En az dört senesi genel eğitim kurumlarında olmaküzere F.Almanya'da altı yıl okula devam etmiş olması,
4- Herhangi bir suçtan ötürü hüküm giymemiş olması hallerinde, kaideten vatandaşlığa kabul edilir.
2) Bir yabancı oturma izni veya oturma hakkına sahip olmaması hallerinde vatandaşlığa kabul edilmez. 46.maddenin 1.bendi uyarınca sınırdışına sürülme sebebinin mevcut olması halinde, yabancı vatandaşlığa kabul edilmeyebilir.
Madde 86
Uzun Süredir ikamet Eden Yabancıların Vatandaşlığa Kabullerinin Kolaylaştırılması
1) Mutat ikamet yeri 15 yıldan beri yasal olarak F.Almanya'da olan bir yabancı,
1- Bu güne kadar sahip olduğu vatandaşlıktan çıkması veya vatandalığını kaybetmesi,
2- Herhangi bir suçtan ötürü hüküm giymemiş olması ve
3- Sosyal yardım veya işsizlik yardımı almaksızın kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin geçimini sağlamış bulunması hallerinde kaideten vatandaşlığa kabul edilir;Yabancının, kendisinden kaynaklanmayan bir sebeple, geçimini sosyal yardım veya işsizlik yardımı almaksızın sağlayamaması halinde, 3. bendde belirtilen şarttan sarfı nazar edilir.
2) Yabancının eşi ve reşit olmayan çocukları, henüz 15 yıldan beri yasal olarak F.Almanya'da ikamet etmemiş olmaları halinde de, kendisi ile birlikte 1. fıkra uyarınca vatandaşlığa kabul edilebilirler.
3) 85.maddenin 2.fıkrası aynı şekilde geçerlidir.
Madde 87
Birden Fazla Tabiiyetliliği Kabullenerek Vatandaşlığa Alma
1) Yabancının, sahip olduğu vatandaşlıktan çıkamaması veya ancak çok zor şartlarda çıkabilmesi hallerinde 85.maddenin 1. bendi ile 86. maddenin 1. fıkrasınınbendinde belirtilen şartlardan sarfi nazar edilir. Böyle bir durumun varlığı
1-Yabancının vatandaşı olduğu devletin mevzuatının vatandaşlıktan çıkmayı öngörmüyor olması,
2- Yabancının vatandaşı olduğu devletin, vatandaşlıktan çıkma isteğini sürekli olarak reddetmesi ve yabancının, Vatandaşlığa Alma Dairesine, vatandaşı olduğu devlete resmi yoldan iletilmek üzere vatandaşlıktan çıkmak istediğine ilişkin bir dilekçeyi vermiş olması.
3-Yabancının vatandaşı olduğu devletin, vatandaşlıktan çıkmayı keyfi olarak reddetmesi veya tam ve usulüne uygun olarak yapılan çıkış talebini makul bir süre içinde karara bağlamamış olması,
4- Belirli gruplara mensup kişilerin, özellikle siyasi mültecilerin sahip oldukları vatandaşlıktan çıkmalarının istenmesinin, kendilerinin ağır mağduriyetlerine yol açabilecek olması hallerinde kabul edilir.
2) Yabancının vatandaşı olduğu devletin, vatandaşlıktan çıkmayı askerlik hizmetinin yapılmış olması şartına bağlaması ve yabancının okul eğitiminin büyük bir kısmını Alman okullarında tamamlamış ve F.Almanya'da yaşam şartlarına uyum sağlayarak askerlik çağına gelmiş olması hallerinde 85. maddenin 1. bendi iie 86. maddenin 1. fıkrasının 1. bendinde belirtilen şartlardan sarfi nazar edilebilir.
3)Yabancının sahip olduğu vatandaşlıktan çıkmasının reşit olması şartına bağlı bulunması ve ülkesinin mevzuatına göre henüz reşit olmaması halinde, kendisine vatandaşlığa kabul garantisi verilir.
Madde 88
Suçluluk Halinde Karar
1) 85. Maddenin 4. bendi ile 86. maddenin 1. fıkrasının 2. bendine göre,
1-Gençlik Mahkemeleri Kanunu'na göre verilen eğitim tedbirleri veya islah tedbirleri uygulanmasına ilişkin karar,
2- 180 güne kadar hapis cezasına mütekabil para cezasına mahkumiyetler ve
3- Tecil edilmiş ve tecil süresinin bitiminde kaldırılmış 6 aya kadar hapis cezalarına mahkumiyetler dikkate alınmaz.Yabancının daha ağır bir cezaya çarptırılmış olması halinde, suçun dikkate alınıp alınmayacağına münferit vakaya göre karar verilir
2) Bir yıla kadar gençlik cezası verilmiş ve bu cezanın tecil edilmiş olması halinde yabancı tecil süresinin bitiminde cezasının kaldırılacak olması hali için vatandaşlığa kabul garantisi alır.
3) Vatandaşlığa kabulü için talepte bulunan bir yabancı hakkında bir suç şüphesi ile tahkikat yapıldığı taktirde, talebiyle ilgili karar ceza hukukuna ilişkin prosedürün neticelendirilmesine, mahkumiyet halinde ise verileri kararın kesinleşmesine kadar tehir edilir. Aynı uygulama; Gençlik Mahkemeleri Kanunu'nun 27. maddesine göre bir gençlik cezası verilmesinin tehirinde de geçerlidir.
Madde 89
ikametin Yasallığının Kesintiye Uğraması
1) F.Almanya'daki daimi ikamet, F.Almanya dışında geçen altı aya kadar ikamet süresi nedeniyle kesintiye uğramaz. Yabancının tabiatı icabi geçici bir nedenden ötürü F.Almanya dışında altı aydan daha uzun bir süre ikamet etmiş olması halinde, bu sürenin de bir yıla kadarı vatandaşlığa kabul için gerekli olan ikamet süresine dahil edilir.
2) Yabancının tabiatı icabı geçici olmayan bir nedenden ötürü F.Almanya dışında altı aydan daha uzun bir süre ikamet etmiş olması halinde, F.Almanya'da geçen önceki ikamet süresinin beş yıl kadarı vatandaşlığa kabul için gerekli olan ikamet süresine dahil edilir.
3) Yabancının, ikamet izninin ilk defa verilmesinde veya ikamet izninin süresinin uzatılmasında zamanında talepte bulunmamasından veya geçerli bir pasaporta sahip olmamasından kaynaklanan kesintiler, ikametin yasallığının kesintiye uğraması olarak dikkate alınmaz.
Madde 90
Vatandaşlığa Kabul Harcı
85.-89. maddeler uyarınca vatandaşlığa kabulde alınacak harcın tutarı 100.-DM'dir.Madde 91Genel Hükümlerin GeçerliliğiYer bakımından yetkinin tayini de dahil olmak üzere vatandaşlığa kabul işlemlerinde Vatandaşlık Hukukuna ilişkin hükümler geçerlidir. 68. madde hükmü uygulanmaz.
Yabancılar Sorumlusu
Madde 91a
Görevlinin Makamı
(1) Federal Hükümet, yabancı konuları için bir görevli atayabilir. Makam ünvanı müzekker şekilde de kullanılabilir.
(2) Görevlinin makamı Federal Çalışma ve Sosyal Düzen Bakanlığı nezdinde kurulur. Görevli Federal Alman Meclisi üyesi olabilir.
(3) Görevliye, görevlerinin yerine getirilmesi için gerekli personel ve donanım tahsis edilir. Bunun için gerekli tahmini meblağ Federal Çalışma ve Sosyal Düzen Bakanlığının münferit bütçe planında ayrı bir bölümde gösterilir.
(4) Görevlinin görev süresi, azletme dışında, yeni bir Federal Meclisin toplanmasıyla sona erer.
Madde 91b
Vazifeleri Görevlinin vazifeleri:
1. Daimi olarak Federal Almanya'da ikamet eden yabancı nüfusun entegrasyonunu teşvik etmek ve özellikle Federal Hükümeti, iş piyasası ve sosyo politik yönler açısından da, entegrasyon politikasını geliştirmede desteklemek ve Avrupa çerçevesinde de entegrasyon politikasının daha da geliştirilmesi için önerilerde bulunmak;
2. Yabancılar ve Almanlar arasında ve çeşitli yabancı gruplar arasında mümkün olduğu kadar gerilimsiz bir birarada yaşam koşullarını geliştirmek, karşılıklı anlayışı teşvik etmek ve yabancı düşmanlığına karşı etkide bulunmak;
3. Yabancılara yönelik haksız farklı muamelelere karşı etkide bulunmak;
4. Federal Almanya'da bulunan yabancıların menfaatlerinin uygun şekilde dikkate alınmasına yardımcı olmak;
5. Alman vatandaşlığına geçme konusundaki yasal imkanlar hakkında bilgi vermek;
6. Federal Almanya'da yaşayan Avrupa Birliği mensubu ülke vatandaşlarının serbest dolaşım haklarının korunmasına dikkat etmek ve daha da geliştirilmesi için önerilerde bulunmak;
7. Sürekli olarak Almanya'da yerleşik yabancı nüfusun entegrasyonu amacıyla eyaletler ve yerel kurumlar ile toplumsal gruplar nezdinde girişimler önermek ve desteklemek;
8. Federal Almanya'ya ve Avrupa Birliği'ne göçü ve diğer ülkelerde göç hareketinin gelişimini gözlemlemek;
9. 1-8 nolu bentlerde belirtilen vazifelerde, yerel idarelerin, eyaletlerin, diğer Avrupa Birliği ülkelerinin ve Avrupa Birliği'nin benzer vazifelere sahip makamlarıyla işbirliği yapmak;
10. 1-9 nolu bentlerde belirtilen görevler konusunda kamuoyunu bilgilendirmek.
Madde 91c
Yetkileri
1) Görevli, Federal Hükümetin veya münferit federal bakanlıkların hukuki tasarılarına ve görevlinin görev alanını ilgilendiren sair konulara mümkün olduğu kadar erken dahil edilir. Görevli Federal Hükümete önerilerde bulunabilir ve görüş iletebilir. Federal bakanlıklar görevliyi görevinin ifası sırasında desteklerler.
2) Görevli Federal Alman Meclisine en az iki yılda bir Almanya'daki yabancıların durumu hakkında bir rapor verir.(
3) Federal Hükümetin resmi makamlarının madde 91b, 1. fıkrası 3 nolu bendi anlamında ihlallerde bulundukları veya sair bir şekilde yabancıların yasal haklarını korumadıkları yolunda görevlinin elinde yeterli ipuçları mevcutsa, mütalaa talep edebilir. Bu mütalaaya kendi değerlendirmesini ekleyerek resmi makama ve onun amiri makama iletebilir. Federal Hükümetin resmi makamları, bilgi vermekle ve soruları cevaplandırmakla yükümlüdür. Resmi makamlar ahvali şahsiye bilgilerini ancak, ilgilinin bizzat kendisi konuyla ilgili olarak resmi makam nezdinde girişimde bulunması ricasıyla görevliye başvurduysa veya yabancının mutabakatı başka şekilde ispatlanmışsa iletirler.
Madde 92
Cezai Hükümler1)
1- 3. maddenin 1. fıkrasının
1. cümlesini ihlal ederek ikamet izni almadan F.Almanya'da ikamet eden ve 55. maddenin 1. fikrasına göre ertelemesi bulunmayan,
2- 39. maddenin 1. fıkrası ile bağlantılı olarak 4. maddenin 1. fıkrasını ihlalen, pasaportu ve kimlik yerine geçen belgesi olmadan F.Almanya'da ikamet eden,
3- 14. maddenin 2. fıkrasının 2. cümlesine veya 56. maddenin 3. fıkrasının 3. cümlesine göre, her biri 44. maddenin 6. fıkrası ile de bağlantılı olarak konulan icrası kabil bir kayıtı veya 62. maddenin 2. fıkrasına istinaden alınan icrası kabil bir kararı ihlal eden,
4- 37. maddeye istinaden alınan icrası kabil bir kararı ihlal eden
5- 41. maddenin 4. fıkrasını ihlalen kimlik tespitine ilişkin bir tedbire rıza göstermeyen,
6- 58. maddenin 1. fıkrasını ihlalen F.Almanya'ya izinsiz giren,
7-Varlığı, amacı veya faaliyeti, yasaklanmasını önlemek amacıyla, resmi makamlardan gizlenen ve çoğunluğu yabancılardan oluşan F.Almanya'daki bir birliğe veya bir gruba mensup olan bir kimse bir yıla kadar hapis veya para cezasına mahkum edilir.
2)1-Bir yabancının, 8.maddenin 2.fıkrasının 1. cümlesini ihlal edereka) Federal Almanya'ya geldiklerinde veyab) Federal Almanya'da bulunduklarındafiilleri yapmasını teşvik eden veya ona bu hususta yardımcı olan ve
2- Kendisine veya bir başkasına ikamet izni veya erteleme alabilmek için doğru olmayan veya tam olmayan beyanlarda bulunan veya bunlardan yararlanan veya bu şekilde temin edilmiş olan bir belgeyi hukuki işlemlerde yanıltmak amacıyla bilerek kullanan bir kimse üç yıla kadar hapis veya para cezasına mahkum edilir2a) 1. fıkranın 6 nolu bendinde ve 2. fıkranın 1 nolu bendi a harfinde belirtilen durumlarda teşebbüs cezalandırılır.
3) 2. fıkranın 2. bendinde belirtilen bir suçla ilgili eşyalara el konulabilir.4) Mültecilerin Hukuki Statülerine İlişkin Anlaşma'nın 31. maddesinin 1.fıkrası hükmü saklıdır.
Madde 92 a
Yabancıların Kaçak Olarak Ülkeye Sokulmaları
1) 92.maddenin 1.fıkrasının 1., 2.veya 6.bMadde 92 a Yabancıların Kaçak Olarak Ülkeye Sokulmaları1) 92.maddenin 1.fıkrasının 1., 2.veya 6.bendinde veya 2.fıkrasında belirtilen durumlara göre bir başkasını suç işlemeye teşvik eden veya ona yardım eden ve1. bunun karşılığında para alan veya onun sözünü alan 2. bunu mükerrer olarak yapan veya birkaç yabancının lehine hareket eden bir kimse beş yıla kadar hapis veya para cezasına mahkum edilir.
2) 1.fıkrada belirtilen hallerde 1. ticari olarak veya2. bir çetenin üyesi olarak bu tür suçları sürekli işleyenbir kimse 6 ay ile 10 yıl arası hapis cezasına çarptırılır.
3. Suça teşebbüs cezayı gerektiren bir haldir.
4) Yabancıların, 19 Haziran 1990 tarihli Şengen Anlaşmasına üye olan devletlerden birisinin Avrupa'daki egemenlik alanına gelişlerini ve ikamet etmelerini düzenleyen kanun hükümlerine aykırı davranan kimselere karşı1. 92.maddenin 1.fıkrasının 1. veya 6 bendi veya 2.fıkrasının 1.bendinde belirtilen durumlara uygunsa ve2. Suçlunun Avrupa Birliği'ne üye devletlerden birisinin veya Avrupa Ekonomi Alanı Anlaşmasına üye başka bir devletin vatandaşlığını almamış olan bir yabancıya yardım ettiğinde 1.fıkranın 1.bendi , 2.fıkranın 1.bendi ve 3.fıkra uygulanır.
5) 2.fıkranın 1.bendindeki ve bağlantılı olarak 4.fıkradaki durumlarda Ceza Kanunu'nun 73 b maddesi uygulanır. 2.fıkranın 2. bendindeki durumlarda Ceza Kanunu'nun 43 a ve 73 d maddeleri uygulanır.
Madde 92 b
Yabancıların Ticari Amaçla Ve Çeteler Tarafından Kaçak Olarak Ülkeye Sokulmaları
1) 92 a maddesinin 1.fıkrasına ve bağlantılı olarak 4.fıkrasında belirtilen durumlara göre, bu tür suçları sürekli olarak işleyen bir çetenin üyesi olarak bu işleri ticari amaçla yapan bir kimse 1 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasına mahkum edilir.
2) Daha hafif suçlarda hapis cezası 6 aydan 5 yıla kadardır.3) Ceza Kanunu'nun 43a ve 73 d maddeleri uygulanır
Madde 93
Para Cezasına İlişkin Hükümler
1) 92. maddenin 1. fıkrasının 92. maddenin 1. fıkrası 1-4 nolu bentleri veya 2.fıkranın 1.bendinin b şıkkında belirtilen hallerde kusurlu davranan, nizama aykırı hareket etmiş olur.
2) 1- 40. maddenin 1. fıkrasını ihlalen bu fıkrada belirtilen bir belgeyi ibraz etmeyen, vermeyen veya bırakmayan veya2- 59. maddenin 1. fıkrasını ihlalen sınır geçiş trafiğinde polis kontrolünden kaçan bir kimse nizama aykırı hareket etmiş olur.
3) Kasdi veya kusurlu olarak,
1- 44. maddenin 6. fıkrasıyla bağlantılı olarak, 3. maddenin 5. fıkrası, 14. maddenin 2. fıkrası 1. cümlesi, 3. fıkrası veya 56. maddenin 3. fıkrası 2. cümlesine göre uygulanabilir bir şarta veya 12. maddenin 1. fıkrası 2. cümlesi veya 56. maddenin 3. fıkrası 1. cümlesine göre mekan bakımından konulan bir sınırlamaya veya 69. maddenin 2. fıkrası 1. cümlesine göre mekan bakımından konulan bir sınırlamaya aykırı hareket ederse,1-3. maddenin 5. fıkrasına, 14. maddenin 2. fıkrasının 1. cümlesi ile 3. fıkrası veya 56. maddenin 3. fıkrasının 2. cümlesine göre, her biri 44. maddenin 6. fıkrası ile de bağlantılı olarak, icrası kabil bir kayıtı ihlal eden,
2- 74. maddenin 1. fıkrasının 2. cümlesine veya 2.fıkrasının 1. cümlesinin 1. bendine göre alınmış olan icrası kabil bir kararı ihlal eden,
3- Belli bir fiil için bu maddede belirtilen para cezasına ilişkin hükme atıfta bulunması halinde, 38. maddede veya 40. maddenin 2. fıkrasında öngörülen bu kanun hükmünde kararnameyi ihlal eden,
4- 59. maddenin 1. fıkrasını ihlalen, izin verilen bir sınır kapısı dışındaki bir yerden veya tespit edilen geçiş saatleri haricinde giriş veya çıkış yapan veya geçerli bir pasaportu veya pasaport yerine geçen bir belgeyi yanında bulundurmayan veya5- 68. maddenin 4. fıkrasını ihlalen bu fıkrada belirtilen başvurulardan birini yapmayan bir kişi nizama aykırı hareket etmiş olur.
4) 2.fıkranın 2. bendi ve 3. fıkranın 4. bendinde belirtilen durumlarda nizama aykırı harekete teşebbüs cezalandırılabilir.
5) Nizama aykırı hareket; 1. fıkra ile 2. fıkranın 1. bendi ve 3. fıkranın 4. bendinde belirtilen hallerde 5.000.-DM'a; 2.fıkranın 2. bendinde belirtilen hallerde 10.000.-DM'a; 3. fıkranın 1., 3. ve 5. bentlerinde belirtilenhallerde 1.000.-DM'a ve 3. fıkranın 2. bendinde belirtilen hallerde 20.000.-DM'a kadar para cezası ile cezalandırılabilir.6) Mültecilerin Hukuki Statülerine İlişkin Anlaşma'nın 31. maddesinin 1. fıkrası hükmü saklıdır
Madde 94
İkamete İlişkin Mevcut Hakların Geçerliliklerinin Devamı
1) Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce verilmiş olan bir oturma hakkı,
1- Yabancıya Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) İkamet Yasasi'na istinaden serbest dolaşım hakkı tanınması halinde, Avrupa Toplululuğu (AT)-Süresiz Oturma izni,
2- Sair bir yabancıya verilmiş olması halinde, bu kanuna istinaden Oturma Hakkı olarak geçerliliğini sürdürür.
2) Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce verilmiş olan bir süresiz oturma izni
1- 1. fıkranın 1. bendinde belirtilen şartların mevcudiyeti halinde, AT-Süresiz Oturma İzni,
2- Sair bir yabancıya verilmiş olması halinde, bu kanuna istinaden süresiz oturma izni olarak geçerliliğini sürdürür.
3) Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce verilmiş olan bir süreli oturma izni
1- 1. fıkranın 1. bendinde belirtilen şartların mevcudiyeti halinde, AT-Oturma İzni,
2- Tabiatı icabi sadece geçici bir ikameti gerektiren bir amaç için yabancıya veya böyle bir yabancının ailelerine verilmiş olması halinde sınırlı oturma izni,
3-İnsani veya siyasi nedenlerden veya sınırdışına sürülmeye engel teşkil eden bir durumdan ötürü bir yabancıya veya böyle bir yabancının aile fertlerine veya İltica Muhakemeleri Usul Kanunu'na göre ikametine müsaade edilen veya erteleme hamili olan bir yabancının aile fertlerine verilmiş olması halinde, istisnai oturma izni,
4- Sair bir yabancıya verilmiş olması halinde, bu kanuna istinaden süreli oturma izni olarak geçerliliğini sürdürür.
4) Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce verilmiş olan vize şeklindeki oturma izni, bu kanuna göre vize olarak geçerliliğini sürdürür.
Madde 95
Yabancılar Hukukuna İlişkin Sair Tedbirlerin Geçerliliklerinin Devamı
1. Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce alınmış olan yabancılar hukukuna ilişkin sair tedbirler, özellikle süre ve yer kısıtlamaları, şartlar ve kayıtlar, siyasi faaliyet yasakları ve kısıtlamaları, hukuki neticeleri ve etkilerinin süre bakımından sınırlandırılması da dahil olmak üzere sınırdışı edilme işlemleri, sınırdışına sürülme ihtarları ve sınırdışına sürülme işlemleri, ayrıca erteleme ve himaye edici diğer tedbirler geçerliliklerini sürdürürler.
2) Oturma hakkına konulan kayıtlar başvuru halinde kaldırılır. Bu işlem harçtan muaftır.
Madde 96
Genç Yabancıların Hukuki Statülerinin Korunması
1) Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 16.yaşını henüz doldurmamış olan ve F.Almanya'da yasal olarak ikamet eden yabancılara, başvuruları üzerine bu kanun hükümleri uyarınca ikamet izni verilir. İkamet izni verilmesi için gerekli şartların bu kanuna göre mevcut olmaması halinde dahi,ikamet izni, 7. maddenin 2. fıkrası ve 8. maddenin 1. fıkrasından farklı olarak verilebilir.
2) İkamet izni verilmesine ilişkin bavurunun, bu kanunun yürürlüğe girişinden itibaren 1 yıl içinde yapılması gerekir. Bu kanun yürürlüğe girmesinden önce tanınmış olan ikamet izni alma zorunluluğundan muafiyet yabancının bir idari tasarrufa istinaden terk ile yükümlü olması haricinde, başvuru süresinin dolmasına ve başvurudan sonra yabancılar dairesinin kararına kadar geçerliliğini sürdürür.
3) Bir hakkın kazanılmasında veya kullanılmasında veya bir imtiyazın tanınmasında ikamet iznine sahip olunan sürelerin esas alınması halinde, 16. yaşın doldurulmasından önce F.Almanya'ya gelmiş olan yabancılar için bu kanunun yürürlük tarihinden önceki yasal ikamet ve 2. fıkranın 2. cümlesinde belirtilen yasal ikamet, ikamet iznine sahip olunan süreler olarak dikkate alınır. Bu hüküm, aynı zamanda, bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra bir tüzük veya başka bir yasal düzenleme uyarınca yaşlarından ötürü ikamet izni alma zorunluluğundan muaf olan yabancılar için de geçerlidir.
4) 16 yaşından küçük ve 15 Ocak 1997 tarihinden önce ikamet izni yükümlülüğünden muaf olup, yasal olarak Federal Almanya'da ikamet eden, Bosna ve Hersek, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti, Hırvatistan, Fas, Makedonya, Slovenya, Türkiye ve Tunus vatandaşlarına, 17. maddenin 1. fıkrası esas alınarak, 17. maddenin 2. fıkrası 2 ve 3 nolu bentleri ile 8. maddenin 1. fıkrası 1 ve 2 nolu bentlerinden farklı olarak bir ikamet izni verilir.
Madde 97
İkametin Yasallığının Kesintiye Uğramasıİkametin yasallığında bir yıla kadar olan kesintiler dikkate alınmayabilir.
Madde 98
Oturma İzni Hamili Olanlar Için Geçici Düzenleme
1) 7. maddenin 2. fıkrasının 1. ve 2. bentleri; bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte gelişma izni ve süreli oturma izni bulunan yabancılara, yabancının işsizlik parası veya işsizlik yardımı talep hakkı olduğu sürece, ek sosyal yardım alması dikkate alınmaksızın da oturma izninin süreli olarak uzatılabileceği esas alınmak suretiyle, tatbik edilir.
2) Kendisine bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce oturma izni verilen ve oturma izni bu kanuna göre de geçerli olan bir yabancının eşine, 18. maddenin 1. fıkrasının 3. bendinden farklı olarak 17. madde ve 18. maddenin 5. fıkrası uyarınca oturma izni verilir.
3) Yabancının, bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce oturma izninin uzatılması için başvuruda bulunmuş olması ve uzatma işleminin bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yapılması halinde, 1. ve 2. fıkra hükümleri uygulanır.
Madde 99
İstisnal Oturma İzni Hamili Olanlar İçin Geçici Düzenleme
1) 94. maddenin 3. fıkrasının 3. bendinde belirtilen hallerde istisnai oturma izni, 34. maddenin 2. fıkrasından farklı olarak, uzatılabilir. 35. maddenin uygulanmasında, bu kanunun yürürlük tarihinden önceki oturtna iznine sahip olunan süre, istisnai oturma izni sahibi olmak için gereken süreye dahil edilir. 3 Ekim 1990 tarihinden önce yasal olarak Birleşme Anlaşmasının 3. maddesinde belirtilen alanda ikamet etmiş olan yabancılarda, oturma yetkisi (Aufenthaltsbefugnis) verilmesinden önce meşru ikamet süresinin yarısı, 35. maddenin 1. fıkrası 1. cümlesinde öngörülen süreye mahsup edilir.2) 1. fıkranın uygulanması için en yüksek eyalet makamı tarafindan 32. madde uyarınca alınacak bir karar, Federal İçişleri Bakanlığı'nın mutabakatini gerektirmez.
Madde 100
Daha Önce Iltica Talebinde Bulunanlar İçin Geçici Düzenleme
1) Bir yabancıya
1- İltica işleminin kendisine iltica hakkı tanınmaması sureti ile kesin olarak neticelenmesi,
2- İlgili eyaletin bir idari yönetmeliğine veya geldiği ülkedeki ortam nedeniyle hukuki ve insani sebeplerden ötürü münferit bir vakada verilen karara istinaden sınırdışına sürülmemiş olması veya
3- Kendisinden kaynaklanmayan sair bir terk ve sürülme engelinden ötürü ikametine son verilememesi hallerinde, İltica Muhakemeleri Usul Kanunu uyarınca verilen bir ikamet müsaadesine veya ertelemeye istinaden bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte F.Almanyada en az sekiz yıldan beri ikamet etmiş olması kaydıyla, istisnai oturma izni verilebilir; iltica başvurusundan önceki ikamet süreleri dikkate alınmaz. 30. maddenin 5. fıkrasının 2. cümlesi hükmü tatbik edilmez.
2) 1. fıkra uyarınca istisnai oturma izni verilen bir yabancının eşine ve bekar çocuklarına, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, İltica Muhakemeleri Usul Kanunu uyarınca verilen bir ikamet müsaadesine veya ertelemeye istinaden F.Almanya'da ikamet etmeleri kaydıyla, istisnai oturma izni verilir.
3) 1. ve 2. fıkralar, sınırdışı edilen veya kasten işlediği bir suçtan ötürü 6 aydan fazla kesinleşmiş hapis cezasına veya 180 günden fazla hapis cezasına mütekabil para cezasına çarptırılmış olan yabancılara uygulanmaz.4) 1. ve 2. fıkraların uygulanmasına ilişkin olarak, en yüksek eyalet makamının 32. maddeye istinaden alacağı bir karar, Federal İçişleri Bakanlığı'nın mutabakatını gerektirmez.
Madde 101
Askerlik Hizmeti Yapanlar İçin İstisnai Düzenleme
1) Mutat ikamet yeri yasal olarak F.Almanya'da bulunan ve bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yasal askerlik hizmetini yerine getirmek üzere F.Almanya'da değil de kendi ülkesinde bulunan yabancıya,
1- Çalışacağı bir işyerinin hazır olması veya
2- Mutat ikamet yeri yasal olarak F.Almanya'dabulunan eşinin, reşit olmayan bekar çocuğunun, ana ve babasının veya bunlardan birinin yanına geri dönmek istemesi hallerinde, 16. madde hükmü saklı kalmak kaydıyla ve 10. maddeden farklı olarak F.Almanya'ya geri dönebilmesi için kaideten oturma izni verilir.
2) Oturma izni, sadece, yabancının terhisini müteakiben üç ay içinde başvuruda bulunması ve ikamet izninin münhasıran geçerlilik süresinin dolması veya ikamet izninin F.Almanya dışında geçirilen ikamet süresinden ötürü sona ermesi veya sona ermiş olması hallerinde verilir.
Madde 102
Tüzükler ve Harçlara İlişkin Geçici Düzenleme
1) Son olarak 3 Mayıs 1989 tarihli Tüzükle (RG 1. S. 881) değiştirilen, Yabancılar Kanunu'nun uygulanmasına ilişkin 29 Haziran 1976 tarihli Tüzük (RG 1. S. 1717) metninde yer alan "Oturma !zni" tabirinin yerini her defasında "İkamet İzni" tabiri alır.
2) Yabancılar Kanunu'na ilişkin 20 Aralık 1977 tarihli Harçlar Tüzüğü (RG 1.S.2840), 2. maddesinin 2. fıkrası ile 3. ve 4. maddeleri hariç tutulmak üzere, yürürlükten kalkar. 81. maddenin 2. fıkrasına istinaden çıkartılacak harçlar yönetmeliğinin yürürlüğe girmesine kadar, 81. maddenin 3. fıkrasının 1.-5. bentlerinde belirtilen idari işlemler için bu maddede yer alan azami harç miktarlarının yarısı kadar, reşit olmayanlar için yapılan resmi işlemlerde ise bunun dörtte biri nispetinde harç alınır.
Madde 103
Temel Hakların Kısıtlanması
1) Vücut bütünlüğünün dokunulmazlığına ilişkin temel haklar (Anayasa: 2. madde, 2. fıkra, 1. cümle) ve kişi özgürlüğüne (Anayasa: 2. madde 2. fikra, 2. cümle) ilişkin temel haklar, bu kanun uyarınca kısıtlanır.2) Hürriyetin kısıtlanması işlemi, son olarak 16 Mart 1976 tarihli Kanunun (RG 1. S. 581) 185. maddesi ile değiştirilen ve Resmi Gazete'nin III.Bölüm 316-1 numarasında tashihli olarak yayınlanan Hürriyet Kısıtlamalarında Mahkeme işlemlerine İlişkin Kanun hükümlerine göre yapılır.
Madde 104
Genel İdari YönetmellklerFederal İçişleri Bakanlığı, Eyalet Temsilciler Meclisinin onayı ile bu kanuna ve bu kanuna istinaden çıkartılan tüzüklere ilişkin olarak yönetmelikler yayınlar.
Madde 105
Şehir Eyaletleri İçin Özel HükümBerlin, Bremen ve Hamburg senatoları bu kanunun, makamların yetkilerine ilişkin hükümlerini, eyaletlerin özel idari yapısına uyarlamakla yetkili kılınmıştır.
Madde 106
Berlin Özel HükmüBu kanun, 3. İrtibatlandırma Kanunu'nu
n 13. maddesinin 1. fıkrası uyarınca Berlin Eyaleti için de geçerlidir. Bu kanuna istinaden çıkartılan tüzükler, 3. İrtibatlandırma Kanunu'nun 14. maddesine göre Berlin Eyaleti için de geçerlidir.
Kaynak : Türkiye Cumhuriyet Berlin Büyük Elciligi
|
|
|
Çini Yapımı Hakkında Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 04-12-2019, 06:59 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Çini Yapımı Hakkında Bilgiler
Çininin kısa tarihi
Çini ilk Asya’da yapıldı. Önceleri toprak sırsız ve cilasızdı. İçindeki sıvının sızmasını önlemek için ve daha temiz olmasını sağlamak amacıyla cam gibi bir madde ile sıvanması düşünüldü. Bu kaplar maden oksiti ve cam gibi maddelerle sıvanarak pişirilince sırlı kaplar, dayanıklı ve cilalı tuğlalar elde edildi. Tuğlayı dış etkilerden korumak için veya süslemek için ilk olarak Sümerler sırlamışlardır. Sümer ve Asur anıtları cilalı (sırlı) tuğlalalrla kaplıdır. Mısırlılar duvarları,İran’da Dara Sarayı’ndaki duvarlarda bu tuğlalardan kullanılmıştır.Babil Srayalarını süslemede yine bu kalaylı sır tabakası kullanılıyordu. Tuğla da alınan verim sonucunda teknik iyi sonuç verince İran’a sıçradı
Çini yapımının safhaları
1- Şekillendirme: Tornada şekillendirme,elle serbest şekillendirme ve sıvı haldeki çamurun alçı kalıplara dökülmesi suretiyle parçaların şekillendirilmesi.
2- İlk Pişirme: Sırlanmamış parçaların 1000 ile 1040 ºC arasında pişirilmesi.
3- Sırlama: Daldırma, sulama, püskürtme yoluyla veya fırça ile parçaların sırlanması.
4- Dekorlama:Bisküvilerin üzerinin süslenmesi
5- Sırlı Pişirim : Sırlanmış çinilerin 885-940ºC arası,seramiklerin ise 1000-1040ºC arası pişirilmesi
Başka bir yapım şekli de ince çini beyaz sırla kaplanıp süslenmeden pişirilir ve sonradan üzeri mat renklerle boyanır; ikinci pişirme “döner alevli izabe fırınlarında” ve daha düşük bir sıcaklıkta yapılır. Bu daha çok Marsilya ve Strasburg’da uygulanır.
Kalaylı sır genellikle, kurşun ve kalay çift oksidi, kuvarslı kum, kaolin ve feldispat, kırmızı kurşun oksit, sodyum karbonat ve deniz kumunun özel fırınlarda ergitilmesiyle elde edilir. Kurşun kalay çift oksidi yerine, miktarları iyice hesaplanarak kırmızı kurşun oksit ve kalay oksit de koyulabilir.
Türklerde çinicilik
Abbasiler döneminde canlanan teknik 12.yy. da sonra Türklerin egemen olduğu topraklarda daha da gelişmiştir.Orta Asya Türkleri de çiniyi süsleme unsuru olarak kullandılar. İran’ın 1255′te Moğol istilasına uğraması üzerine birçok sanatçı .Selçuklular’a sığındı ve çiniciliğin Selçuk Türkleri’nde gelişmesinde etkili olmuşlardır..
Beyşehir Kubadabad Sarayı
Sivas Gökmedrese
Erzurum Çifte Minare
Yakutiye Medresesi
12 ve 15 .yy. arası yapılmış en iyi örneklerdir.
Ünlü Arap coğrafyacısı Yakut Hamavi (13.yy.da) en güzel çinilerin Türkistan’da Kaşan şehrinde yapıldığını söyler.
Osmanlılar döneminde yeni çini merkezleri kurulunca (İznik ve Kütahya); Selçuklu çini merkezi Konya önemini yitirdi.
Osmanlı çini sanatı 16.yy. da en yüksek düzeyine erişti: İznik çini ocaklarında kırmızının en parlak tonu elde edildi.
Yapımı 1561 de tamamlanan Mimar Sinan’ın yapıtı Rüstem Paşa Camii’nde kubbeye kadar bütün yüzeyler çini kaplanmıştır. Dönemin en görkemli örneğidir.
Türk çinicilk sanatı 16.yy da Osmanlılarda mozaik çini yerine levha çinileri tercih ettiler.Bu dönemde Bursa, Kütahya ve İznik’te taklidi imkansız çiniler yapıldı.
– Daha sonraları hem sanat hem de teknik açıdan gerilemeye yüz tutan çinicilik gün geçtikçe önemini yitirmeye başladı. 1716 da İznik atölyeleri kapandı ve ertesi yıl Damat İbrahim Paşa İznik’teki çini ustalarını İstanbul’da Tekfur Sarayı çevresinde kurulan imalathanelerde görevlendirmesi çini sanatının eski parlak günlerine dönmesini sağlayamadı.
– Abdülmecid zamanında Beykoz’da
– II.Abdülhamid zamanında Yıldız’da.
çini atölyeleri kuruldu
İznik atelyelerinin kapanmasıyla eski usuller büsbütün unutuldu, teknik bozuldu. Yapılan döşemeler fırında eğriliyor ve pişirme sırasında renkler şeffaflığını kaybediyordu.
Evliya Çelebi (1611-1682) İznikte 9 çini atelyesi bulunduğunu yazar. oysa I.Murat (1360-1389) devrinde atelye sayısı 300 ü bulmuştu.
İlk Bursa çinileri ince bir kaolin tabakasıyla kaplıydı.Kullanılan toprak iyi çini yapmak için gerekli özelliklere sahipti. Sonradan bölmeli denen çiniler yapıldı. Bu metoda göre çini levhalar üstüne bir cila ile çizgi ve işaretler çizilir, pişirilir. Bölmeler renkle doldurularak tekrar pişirilirdi. Çini yapımında gerekli kaolin Kütahya’da bol olduğu için çinileriyle tanınmıştır.
Sultan 3.Murat (1574-1595) döneminde bütün yapılarda İznik çinileri kullanıldığı için ihtiyaç çok fazlalaşmış, saray baş mimarı Davut Ağa, özel kişilere çini satılmasını yasaklamak zorunda kalmıştır.Çinicilik en yüksek seviyesine Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) döneminde ulaşmıştır.
16.yy.’ın sonu ile 17.yy.’ın başkalarında üretilen çini ve seramiklerde, renk sayısının arttığı gözlenir. En belirgin özellikleri de, sırlatında hafif kabarık mercan kırmızısı kullanılmış olmasıdır. Osmanlı süsleme sanatının en üstün yaratıcılığına örnek sayılan üst düzeyde bir çiçek üsluplaştırılması gelişmiştir. Lale, karanfil, sümbül, menekşe, nar çiçekleri, bahar dalları, üzüm salkımları ve asma yapraklarının desen olarak kullanıldığı çini ve seramikler, doğadan bir kesit yansıtırlar. Ayrıca hayvan figürlü çiniler de bu dönemde üretilmiştir. Bezemeler çoğunlukla siyah kenar çizgileriyle çevrilidir. Ayrıca bu dönemde tabak, kase, vazo, kandil, kupa, sürahi, ibrik gibi değişik türden eşyalar da aynı özelliklerde üretilmişlerdir.
Bu dönem çinilerinin yer aldığı Rüstem Paşa Camii (1561) çini bezemelerinde , ilgi çekici bir uygulama görülür. Bizans yapılarında çini mozaikler yalnızca bütün bir yüzeyi kaplarken, bu camide kaplama kubbeye kadar sürdürlmüş böylece Osmanlı mimarisinde çininin, bütün bir yapıyı bir renk cümbüşü içinde kuşattığı yeni bir süsleme oluşturmuşturulmuştur. Bu türde bir uygulama hiçbir dinsel yapıda yenilenmemiştir.
17.yy. da egemen olan renk hafif maviye çalan bir yeşildir. Dönemin sonuna doğru belirginlik kazanan motifse servidir.
Avrupa’ya gönderilen ,Türk çinileri batının seramik sanatını büyük çapta etkilemiştir. Çinilerin rengi solgun sarı-badem yeşili iken bu ihraç döneminde çimen yeşili ile Türk kırmızısı denilen domates kırmızısına dönüşmeye başlamıştır. Süleymaniye ve Rüstempaşa Camii Türk çiniciliğinin en güzel örneklerini sergiler.
Osmanlılarda seramik iki kısma ayrılır.
1. pişmiş topraktan yapılmış sırsız veya cilasız seramik (çömlek)
2. kaşi veya çini denilen sırlı, cilalı çini.
Türk çiniciliğinin uzantısı sayılan Kütahya’da iç ve dış pazara yönelik üretim yapılmaktadır.
Çini yapımında kullanılan teknikler
a-) Teknolojik Çini hamuru:, yaklaşık %40 kaolin (arıkil), %40kuvars ve %20 kireçten meydana gelir. Pişirme
1000 ºC de yapılır.Sır tabakası ise feldispatlı kumla bileşiminde %20 kalay bulunan bir kalay-kurşun alaşımının hacada oksitlenmesiyle hazırlanmış bir ciladır.
b-) Feldispatlı ince çini : Proselen gibi beyaz ve parlaksa da sır geçirmez ve saydam değildir. Bu çini dört maddenin karışımından meydana gelir:
1. Piştikçe beyzalaşan ve çamura esneklik veren kil %20-30
2. Beyazlığı sağlayan kaolin %25-30
3. Çakmaktaşı gibi yağ emici silisli bir madde%25-35
4. Feldispatlı bir madde%15-20
Bu karışıma göre hazırlanan çini hamurunda %75 silis, %20 alumin ve %5 alkaliler bulunur.1000-1040 ºC de yapılan birinci pişirmeden sonra genellikle ikinci bir pişirilmiş çini, püskürtme ile sırlanır; sırın pişirilmesi ile harmanlama fırınlarında veya sürekli fırınlarda 1000 ºC de yapılır. Sır kaplamadan önce ince çini üzerine zengin süslemeler işlenir.
c-) Kalkerli ince çini: Günden güne daha az uygulanan bir çini çeşididir.
Yüzyıllara göre çininin önemi
– 15..yy ın ikinci yarısında büyük gelişme gösteren Kütahya çiniciliği kendine özgü motifleriyle İznik’ten ayrılmıştır.
– 17.yy ın en iyi örneği Sultan Ahmet Camii’dir. Mercan kırmızısı renk yerini tatlı yeşile bırakmıştır.
– 17.yy daki mimarlık alanındaki durgunluk çiniciliğinde gerilemesine neden olmuştur. İznik ve Kütahya’da kurulmuş olan çini atelyelerinin üretimi azaldı, çinilerin niteliği bozuldu,
– 18.yy da yapılmış olan çeşme ve camilerin bazılarında solgun renkli, bozuk sırlı çinilerden gerileme farkedilmektedir.
– 18.yy ın başında İstanbul Tekfur Sarayı’nda kurulan çini atelyesinin çiniciliğe bir katkısı olmamıştır. Çinicilikteki bu gerileme çeşitli Avrupa ülkelerinden getirtilen yabancı çinilerin rekabetinin de etkisi olmuştur.
– 19.yy. ın başlarında gerileme sürmüştür. Haliç’te kurulan çini fabrikasının üretimi buna engel olamamıştır.19.yy ın sonlarında I.Ulusal Mimari dönemi ile mimarideki eskiye dönüş nedeniyle yeniden çininin kullanıması çiniciliğe kısa süren bir canlılık getirmiştir.
– Günümüzde çini sanatı eski renk ve desenleri yeniden ele almakta, bu yolda arayışlarını sürdürmektedir. Türkiye’de Kütahya çiniciliğin tek merkezidir.
|
|
|
Berat Gecesi - Leyle-i Berat Nedir Hakkında Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 04-12-2019, 11:19 AM - Forum: Fıkhi Konular Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Berat Gecesi - Leyle-i Berat Nedir Hakkında Bilgiler
Berat: Kelime olarak nişân, rütbe, imtiyaz ve taltif için verilen resmi kâğıt anlamlarına geliyor.
Bu gecede bütün mahlukatın bir yıllık amelleri, ömürleri ve rızıkları bir bilanço şeklinde çıkarılıp yeniden tanzim edilir. Allah bu mübarek gecede mahlukatının başına gelecek bir yıllık hadisatı meleklere talim edip tanzim ettiriyor. Nasıl küçücük çekirdek içine koca ağacın tarihçe-i hayatı dürülüp program şeklinde istif ediliyor ise, bu mübarek gece de bir çekirdek hükmüne geçip başa gelecek bir yıllık hadisat tanzim ediliyor.
Biz bu geceyi güzel değerlendirirsek o yılki ömrümüz güzel ve bereketli düşebilir. Yani berat nişanesini alabilirsek, o yılki maddi ve manevi musibet ve hasatlıklardan azade kalabiliriz. Risale-i Nur'da "berat" şeklinde ifade ediliyor.
Müjdeler Gecesi
Hadislerde “Nısf-u Şaban” olarak ifadesini bulan mübarek bir gün daha kapımıza dayandı. Nısf-u Şaban, üç ayların ikincisi olan Şaban ayının ortası. Berat Gecesi ile başlayan gün. Kurtulmak isteyen için, beratını almak isteyenler için büyük fırsatlardan birisi daha!
Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) Şaban ayının on üçüncü gecesi geldiğinde mübarek başını secdeye koydu. Ümmeti için af istedi. Kendisine ümmetinin üçte birinin bağışlandığı müjdelendi. Resul-i Ekrem (asm), on dördüncü gece tekrar secdedeydi. Ümmetinin üçte ikisinin mağfiret edildiği müjdelendi. Ve on beşinci gece yeniden o mübarek baş Allah’ın huzurunda secdeye kapandı. Allah Resulü (asm) ümmetinin tamamının bağışlanmasını istiyordu. Bu gece, Allah’tan yüz çevirenler dışında, ümmetinin tamamının bağışlandığı müjdelendi.
AZABINDAN AFFINA SIĞINIRIM
Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) Şaban’ın on beşinci gecesinde:
“Ya Aişe, bu gece nasıl bir gece, bilir misin?” buyurdu. Hz. Aişe (ra):
“Allah ve Resulü daha iyi bilir.” dedi.
Peygamber Efendimiz (asm):
“Bu gece Nısf-u Şaban’dır. (Şaban ayının yarısıdır.) Dünya işleri ve kulların işleri bu gece Yüce Hakka arz edilir. Bu gece Cehennemden azat edilenlerin sayısı; kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısından daha fazladır. Bu gece bana ibadet yapmam için izin verir misin?”
Hazret-i Aişe (ra):
“Olur ya Rasulallah!” dedi.
Peygamber Efendimiz (asm) kalkıp namaza durdu. Ayakta durması uzun sürmedi. Fatiha Sûresi’ni okudu; sonra küçük bir sûre okudu. Ardından secde yaptı. Gecenin yarısına kadar secdede kaldı. Daha sonra ikinci rekâta kalktı. Ayakta iken, birinci rekâtta okuduğu kadar bir şey okudu. Sonra yine secdeye vardı. Bu defa da tan yeri ağarıncaya kadar secdede kaldı. Secdede o kadar kaldı ki, Hazret-i Aişe Resulullah’ın (asm) ruhunun kabzolunduğunu sandı. Secdeden kalkması uzayınca, Hazret-i Aişe (ra) telâşlandı. Mübarek ayaklarına dokundu. Hareket ettiğini görüp canlılık hissedince rahatladı.
Kulak verdi. Peygamber Efendimiz (asm) secdesinde şöyle yalvarıyordu: “Allah’ım! Azabından affına sığınırım. Gazabından rızana sığınırım. Senden Sana sığınırım. Şanın yücedir. Sen kendi zatını övdüğün gibi, seni övmeye güç yetiremem!”
Sonra Hazret-i Aişe (ra):
“Ya Resulallah, bu gece secdende bir şeyler okuduğunu duydum. Bunları daha önce okuduğunu hiç duymamıştım.” diye sordu.
Peygamber Efendimiz (asm):
“Sen onları işittin mi?” buyurdu. Hazret-i Aişe (ra):
“Evet ya Resulallah!” deyince, Peygamber Efendimiz (asm) bundan hoşlandı:
“Ya Aişe! Onları öğren, başkalarına da öğret.” buyurdu.
BU GECE HER BİR HARFE YİRMİ BİN SEVAP!
Peygamber Efendimiz (asm) devamla: “Şâban’ın 15. gecesi geldiğinde geceyi uyanık ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin.
O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir: ‘İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim! Başına bir musîbet gelen yok mu, sağlık ve afiyet vereyim!’ Tan yerinin ağarmasına kadar bu böylece devam eder.”
Bir mektubunda hizmet ehlinin her bir gecesinin, Leyle-i Mi’rac, Leyle-i Berat ve Leyle-i Kadir kadar kıymettar olmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz eden Bediüzzaman Hazretleri4, berat gecesinin mahiyetini ve bu gecede neler yapacağımızı şöyle ifade eder: “Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev’inden olması cihetiyle Leyle-i Kadr’in kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle-i Kadir’de otuz bin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat’ta her bir amel-i sâlihin ve her bir harf-i Kur’ân’ın sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyali-i meşhurede on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur’ân’la ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır.”
Cenâb-ı Hak, bu gecede elli senelik ibadete denk kılacak ameller yapmayı bütün ümmete müyesser kılsın.
Aziz ömürlerimiz rüzgâr gibi geçiyor, yıllar sular gibi akıyor, hayat sermayemiz gittikçe azalıyor, her gün ayrılık ve kavuşma zamanı biraz daha yaklaşıyor: Dünyadan, akrabadan, dostlardan, meşgalelerden, yorgunluklardan, kederlerden, imtihandan ayrılma, âhiret dostlarına, Peygamberimize, Cenâb-ı Hâlik’ın didarına kavuşma zamanı…
Yüce ve pak dinimiz, her güzel buyruğunu tatbiki kolay ve basit birtakım pratik çarelere bağlamış, böylece herkesin az bir çabayla onu icra edebilmesini mümkün kılmıştır. Hidayet ve tevbe, yani doğru yola dönüş için de durum aynıdır. Bunun için birtakım pratik fırsatlar hazırlanmıştır. İşte 3 aylık olan kutlu mevsim, bu fırsatların en başta gelenidir.
Fert ve İslâm toplumu, daha iki ay öncesinden, Receb ve Şaban ayları boyunca, Regaip kandili, Miraç gecesi, Berat kandili gibi vesilelerle uyarılır, tevbeye, ibadetlere, fazladan oruçlara teşvik edilir.
Mübarek Ramazan da yaklaşıyor; şu sıralar üç ayların ikincisi olan ve sevgili Peygamberimiz Muhammed-i Mustafa (sas) Efendimizin “benim ayım” dediği Şâban-ı şerîfin başlarındayız. Sakın, ona çok çok salât u selâm getirmekten, rızasını kazanmaya çalışmaktan, sünnet-i seniyesine sımsıkı sarılmaktan, ümmetine faydalı hizmetler yapmaya koşmaktan geri durulmasın, gaflet olunmasın!
Bu Şaban ayının ortasındaki Berat kandilini, Müslümanların hakiki ve mânevî yılbaşları olarak değerlendirmek lazım. Geçmiş günlerin incelenmesi ve muhasebesi, gelecek günlerin düşünülmesi ve planlanması yapılmalı… Çünkü müteakip bir yıllık zamanın, olayları, ahkâmı, mukadderatı bu mübarek gecede Levh-i Mahfûz’dan, semâ-i dünyâya nüzul ediyor; kulların bir yıllık rızıkları, ecelleri, amelleri, âkıbetleri belirleniyor. Ne kadar müthiş ve mühim!
Bu ay ve günlerde mü’minler çok oruç tutmalı, ibadet etmeli, sadaka vermeli, günahlarını affettirecek, derecesini yükseltecek işler yapmalı, ölüme kalıma iyi hazırlanmalı. Allah’a çok tazarru ve niyaz eylemeli, duayla, zikirle çok meşgul olmalı, özellikle Berat gecesini ihyaya çalışmalı; ‘eşkiya’ ve ‘bedbaht’ defterinden ismi silinip, ‘süedâ’ ve ‘evliyâ’ divanına kaydı yapılsın diye yalvarmalı. “Ya bu gelen sene içinde, benim de ecelim gelir, âhirete bana da yol görünürse ne yaparım, halim nice olur, neler tedarik etmem lazım?” diye düşünmeli, ciddi teyakkuza geçmeli!
Ramuz el Ehadis 6028.nolu hadisi şerifi İbn-i Mesud (ra) rivayet ediyor ki Peygamber efendimiz (sas) şöyle buyuruyor:
“Şaban ayının yarı gecesinde (yani 15.gecesi ki berat gecesi oluyor) “Lailahe illallah” sözünü Allah’tan hiçbir şey men edemez. Ancak içki içenin veya gözünü dünya hırsı bürümüş olanın ağzından çıkan kelime-i tevhid müstesna!..”
Böyle olup, istiğfar etmeyenin sözü perdelenir. Yani Hak katına ulaşmaz, eğer istiğfar etmemişse. Çünkü kırk gün günahkâr, bir gün tevbekâr. Tevbe kapıları daima açıktır ve Allah (c.c) insanlara bu güzel günleri ve geceleri fırsat olarak vermiştir. Receb, Şa’ban bu aylardaki kutsal gecelerde melekleşme talimleri yapar Müslüman… Artık Ramazan geldiği zaman ise hakikaten melekleşmiş bir vaziyettedir.
Evliyaullahın bu gecelerde bazı kayıtlara göre yüz rekat namaz kıldığı, bu namaza Salatul Hayr denildiği rivayet edilir. Fatiha’dan sonra ise zamm-ı sure olarak yüz veya on İhlas-ı şerif okudukları kaydediliyor. Bu namazı kılarlardı ve kılınmasını da tavsiye ederlerdi. Allah (c.c) rızası için ecrine sevabına erebilmek için niyet edilir.
Eserlerde varid olan budur. Kendileri kılarlar ve kılınmasını da bütün ümmete tavsiye etmişlerdir.
Cenabı Hak gece istirahat zamanı olarak buyurmuş ama bütün geceyi uykuyla geçiriniz buyurmamış. O vuslat anıdır. İnsan vuslat anını kaçırdığı an çok şey yitirmiştir.
Şöyle bir mısra vardır, Eşrefoğlu Rumi hazretlerinin:
Eğerçi, uykuya Hak dedi rahat
Velâkin demedi, subha değin yat!
Hz. Ali (ra) ‘den rivayet edilen bir hadiste Efendimiz(sas) berat gecesiyle ilgili şöyle buyuruyor: “Şa’ban ayının on beşinci gecesi olunca, o geceyi ibadetle ve gündüzünü de oruçla geçiriniz.”
Berat gecesi neden açıktır, neden bilinir? Cuma’daki eşref saati gizlidir. Kadir gecesini arayın denmiş son on günde. Berat gecesi ise açıktır. Şöyle buyruluyor: “ O gece mahlûkat hakkında hüküm kaza ve rıza gecesidir. Red ve kabul gecesidir. Ayrılık ve vuslat gecesidir.”
Efendimiz (sas)’e soruyorlar, ashab-ı kiram ve ezvâcı tahirat (ra): “Ey Allah’ın Rasulü! Bu mübarek aya itibarınız neden fazla?”
Çünkü recebi şerifte de oruç tutardı ama Şaban-ı Şerifte daha çok oruç tutardı. Aişe-i Sıddıka (ra) validemiz diyor ki: “O kadar çok oruç tutuyordu ki, hiç bozmayacak zannediyorduk, biteviye tutuyordu.”
Şöyle buyurdu (sas) Efendimiz: Bir senenin içinde öleceklerin isimleri, Şa’ban ayında özel defterden silinip Azrail (as)’a teslim edilir. Ben de oruçlu olduğum halde, ismimin özel defterden silinip diğer deftere naklini arzu ederim. Şa’ban ayına muhabbetim bundandır.”
Efendimiz (sas) şu duayı berat gecesindeki kıldığı namazda okumuştur. Aişe-i Sıddıka Validemizden de rivayet edilmiştir. Efendimiz (sas): Bu duayı secde de okumamı bana kardeşim Cibril (as) öğretti. Siz de namazları secdelerinde okuyunuz, öğreniniz ve öğretiniz,” diye tavsiye buyurmuştur.
“Azabından affına sığınırım. Dargınlığından rızana sığınırım. Senden sana sığınırım. Şanın yücedir. Sen kendi zatını övdüğün gibi, seni övemem…”
Tevbenizi aşk ile yenileyin, Cenâb-ı Hakk’a gözyaşları içinde pek çok yalvarın ki sizi ve bizi saidler zümresinden eylesin, şakilerden değil; bir dahaki Berat’a kadar bahtınızı hoş, rızkınızı bol, sıhhat ve afiyetinizi tam ve mükemmel kılsın; acı ve kötü günler göstermesin!
Ümmet-i Muhammed için çok hayr dua edin; Allahu Teâlâ belaları, fitneleri, musibetleri, gamları, kederleri, şerleri cümlemizin üzerinden def edip hayırları, lütufları, nimetleri, nusretleri, fetheylesin; aradan tefrika, adavet, husumet, rekabet kalksın; birlik, beraberlik, sevgi, saygı, dostluk, kardeşlik gelsin!
Yâ Rabbi! Esmâ-yı Hüsnâ’n hürmetine, Habîb-i Edîb’in hürmetine, mübarek aylar, kandiller, geceler hürmetine sen iyi kullarına kuvvet, cesaret, metanet, izzet, hürmet, nusret ve galibiyet ihsan eyle.
Ümmet-i Muhammed’e genel bir basiret bahşeyle ki aldanmasınlar, hakkı hak olarak görebilsinler; zalimlere, fasıklara, kâfirlere değil, muttakilere, salihlere, âlimlere, kâmillere ittiba edebilsinler; doğru yolda, yüce gayeler uğrunda, rızana uygun tarzda has mü’minlere yakışır şekilde çalışabilsinler; insanlığa çok özledikleri huzur, sulh, sükûn, refah ve saadeti getirsinler.
Gönüllerimize, gerçek sevginin tadının tattırılmasını yüce Mevla’mızdan niyaz ederim.
Ben kardeşiniz, şimdiden hepinize en derin sevgi ve selamlarımı arz eder, tebriklerimi sunarım. Bu mübarek aylar ve günlerin, cümle müslümanlara hayırlar ve uğurlar getirmesini, böyle nice nice kutlu ve mutlu gün ve gecelere, nice nice yıllar, sevdiklerinizle birlikte, sıhhat ve afiyetler, huzur ve saadetler ile ulaşmanızı Cenâb-ı Hak ve Feyyâz-ı Mutlâk hazretlerinden dua ve temenni, tazarru ve niyaz eylerim!
Yüce Mevlâmız hepimize tevfîkini refîk eylesin, dünya ve âhiretin her türlü hayır ve güzelliklerini sizlere ihsan ve ikram buyursun, her türlü elem ve kederden, bela ve şerden cümlenizi korusun. Âmîn, bi-hürmeti Seyyidi’l-mürselîn ve şefîi’l-müznibîn!
“Allahım, azabından affına sığınırız.
Dargınlığından rızana sığınırız.
Senden sana sığınırız.
Şanın yücedir.
Biz seni hak ettiğin gibi övemeyiz!
Sen kendi zatını övdüğün gibisin…”
Berat Geceniz mübarek olsun. Âmin.
|
|
|
Tevafuk Ne Demektir - Tesadüf ile Tevafuk Arasındaki Fark |
|
Yazar: RasitTunca - 04-12-2019, 10:54 AM - Forum: Fıkhi Konular Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Tevafuk Ne Demektir - Tesadüf ile Tevafuk Arasındaki Fark
Mana Olarak Tesadüf
Tesadüf sözlükte “rastlantı, rast gelmek, kendiliğinden olmak” gibi manalara gelir. Tevafuk ise, İlâhî iradenin bir şeyi diğer bir şeye denk getirmesi, Allah’ın bir şeyle diğer şeyleri hoş ve zarif biçimde uyumlu kılması gibi manalara geliyor.
Tesadüfte bir başıboşluk ve başıbozukluk vardır. Tevafukta ise İlâhî kudrete sımsıkı bağlılık esastır.
“Tesadüf nedir? Tevafuk nedir? Arasındaki farklar nelerdir?”
Tesadüf, felsefede her şeyin bir rastlantı sonucu meydana geldiğini, İlâhî iradenin söz konusu olmadığını savunan ateist görüşün en temel kavramıdır. Tevafuk ise her şeyin İlâhî iradeye bağlı olarak meydana geldiğini, hiçbir şeyin rastlantı olmadığını, kâinatta rastlantıya ve tesadüfe asla yer olmadığını ifade eden Kur’ân hikmetine bağlı bir kavramdır.
Tesadüf ayyaşlığı, serseriliği, hedefsizliği, kararsızlığı, rast geleliği ifade eder.
Tevafuk ise İlâhî iradeyi tanımayı, inanmayı ve teslim olmayı ifade eder.
Tesadüf, Tabiat ve Şirk
Bizim bilincimiz dışında olmakla beraber, Allah’ın iradesi çerçevesinde gelişen olaylar serisinin bir tanesine bile “tesadüf” denmesine Risale-i Nur şiddetle karşı çıkar; bunu küfürle eş sayar ve böyle tesadüfe ancak “serseri” lâkabını uygun bulur.1 Âlemde her şey o kadar Allah’ın iradesine bağlıdır ki; hiçbir şekilde “âlemde tesadüfe yer yoktur.”
Bediüzzaman (ra); “tesadüfü, tabiatı ve şirki” aynı paralelde ele alır; bu üç mücrim kavramı bir fesat şebekesi olarak değerlendirir ve bu şebekenin İslâm âleminden ihraç edilmesi ile ilgili verilen kararı Risale-i Nur’un infaz ettiğini beyan eder.2 Tesadüfün yalnızca bir vehimden ibaret olduğunu, Sâniin kast ve iradesi ispat edildiği takdirde ise bu vehmin ortadan kalkacağını; tabiat olaylarının hiçbir şekilde tesadüf oyuncağı olamayacağını3; Kadîr, Hakîm, Basîr ve Alîm olan Cenâb-ı Hakk’ın işine “tesadüf”ün karışamayacağını4 yine Risale-i Nur izah ve ispat eder.
Tesadüf Bir Perdeden İbarettir
Bediüzzaman’ın zengin dağarcığında, İlâhî iradeye teslimi ifade eden tevafuk kelimesi aynen kabul görmüş, tesadüf kelimesi ise ihtida etmiştir.
Risale-i Nur’da tesadüf tarifi şöyledir: “Tesadüf ise; cehlimizi örten gizli bir hikmet-i İlâhiye’nin perdesidir.”5
Demek tesadüf kelimesini, İlâhî hikmeti ve iradeyi reddeden bir kavram olarak değil; bizim cahilliğimizi örten bir perde olarak kullanabiliriz.
Çünkü bizim “tesadüf” diye nitelediğimiz şey, Allah’ın iradesiyle kuşatılmış ve yaratılmıştır. Esbab nasıl Allah’ın kudretine perdeden başka bir şey değilse6; tesadüf de Allah’ın hikmetine perdeden başka bir şey değildir.
O halde; “tesadüf” veya “rastlamak” kelimesini tamamen bizim bilinç kapsamımız çerçevesinde, bizim boyutlarımız içinde kalmak şartıyla kullanabiliriz. Ancak hiçbir şekilde eşyanın bir başıbozuk düzenin eseri olduğu manasında kullanmamalıyız.
Meselâ, arkadaşımız ile bir caddede bilincimiz dışında karşılaşmak, Allah’ın iradesi çerçevesinde meydana gelmesine karşılık; bizim irademize göre bir tesadüftür. Burada; bize göre tesadüf olan karşılaşmanın, Allah’ın iradesiyle tanzim olunan bir tevafuktan başka bir şey olmadığını bilerek ve iman ederek, “arkadaşıma rastladım” diyebiliriz.
Nitekim Risale-i Nur’da, “tesadüf” kelimesi, bizim kendi irademize nispet edilerek günlük dilde kullanılmıştır.
Meselâ; Emirdağ Lâhikasında: “Ehl-i siyasete hiç bakmadığım halde, bu gün tesadüfen kulağıma girdi ki; bazı camileri kaldırmak için bir mecliste, bir kısım dinsiz mebuslar çalışmışlar.”7;
Mesnevî’de: “Pek çok belâlara ve düşmanlara tesadüf ettim.”8 Sadece iki örnektir.
Bu durumda; tesadüf kelimesini günlük dilimizde kullanırken “Tevhid inancını” örselememeye dikkat etmemiz yeterlidir.
Dipnotlar:
1- Bakınız: Şuâlar, s.142, 522; Lem’alar, s. 335; Mesnevî-i Nuriye, s. 205.
2- Mesnevî-i Nuriye, s. 152.
3- Sözler, s. 157.
4- Sözler, s. 180.
5- Sözler, s. 619; Mesnevî-i Nuriye, s. 13.
6- Sözler, s. 619; Mesnevî-i Nuriye, s..13.
7- Emirdağ Lâhikası, s. 166, 2. haşiye.
8- Mesnevî-i Nuriye, s. 44.
|
|
|
Abdestli Olduğunu Unutmak Abdesti Bozar mı? |
|
Yazar: RasitTunca - 04-12-2019, 05:15 AM - Forum: Fıkhi Konular Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Abdestli Olduğunu Unutmak Abdesti Bozar mı?
Abdestte şüphe ne demek
Sual: Hanefi’de ve Maliki'de abdesti bozan şüphe nedir? Hangi şüpheler abdesti bozmaz? Abdestinin bozulduğunda şüphe eden veya abdestli olduğunu unutan kimse, daha sonra abdestinin olduğunu hatırlasa yine önceki şüpheden dolayı abdesti bozulmuş olur mu?
CEVAP
Daha sonra bozulmadığını hatırlarsa Maliki’de de bozulmamış olur.
Hanefi’de, abdest aldığını bilip, sonra bozulduğunda şüphe ederse, abdesti var kabul edilir. Abdesti bozulduğunu bilip, sonra abdest aldığında şüphe ederse, abdest alması gerekir.
Maliki’de, abdest alıp almadığını hatırlamazsa, abdesti yok kabul edilir. Daha sonra abdesti olduğunu hatırlarsa yine abdesti var demektir. Yani abdestli olduğunu unutmak abdesti bozmuş olmaz. Yine Maliki’de abdestini bozup bozmadığını kesin olarak bilemiyorsa, şüphe içinde ise yeniden abdest alması gerekir.
Abdestli olduğunu unutmak
Sual: Abdestli olduğumuzu hep hatırda tutmak mı gerekir? Bir işle meşgul olunca abdestli olduğumuzu da unutuyoruz. Unutunca abdestimiz bozulmuş mu olur?
CEVAP
Hayır, unutmakla abdest bozulmuş olmaz. Zaten hep hatırda tutmak imkânsızdır.
Bir kimse, abdest aldığını bilip, sonra bozulduğunda şüphe ederse, abdesti var kabul edilir. Abdestini bozduktan sonra abdest aldığını hatırlamasa, abdest alması gerekir.
Unutmak bozmaz
Sual: Bir kimse abdest aldığını biliyor. Aradan saatler geçiyor. Sonra diyor ki ben abdestimi unuttum. Hanefi ve Maliki’de bu kimsenin abdesti var mıdır?
CEVAP
Abdestli olduğunu unutmak her iki mezhepte de abdesti bozmaz. Yani o kimse abdest aldığını hatırlıyorsa ve abdestini bozmadığını biliyorsa, abdestli olduğunu unutmuş olması Hanefi’de de, Maliki’de de abdestine zarar vermez.
Abdest aldığında şüphe eden
Sual: Abdest alırken, bazı yerleri yıkamadığı hatırına gelen, elbisesine, bedenine idrar sıçradığını, kullandığı eşyanın pis olduğunu zanneden ve abdestinin olup olmadığında şüphe eden kimse, nasıl hareket eder?
Cevap: Konu ile alakalı olarak Halebî-i kebîrde deniyor ki:
“Abdest aldığını bilip, sonra bozulduğunda şüphe ederse, abdesti var kabul edilir. Abdesti bozulduğunu bilip, sonra abdest aldığında şüphe ederse, abdest alması lazım olur. Abdest arasında, bazı yerini yıkadığında şüphe ederse, sadece orasını yıkar. Abdest aldıktan sonra şüphe ederse, yıkamak lazım değildir. Abdest aldıktan sonra, üzerinde yaşlık gören, idrar mı, su mu şüphe etse, ilk olarak başına geldi ise, yeniden abdest alır. Birkaç defa, böyle şüphe etti ise, şeytanın vesvesesi olduğu anlaşılır ve abdesti tazelemez. Vesveseyi önlemek için, abdest aldıktan sonra, donuna, peştamalına su serpilmesi Kimyâ-yı saâdet kitabında da yazılıdır. Kap, kacak, elbise, bedenin, suyun, kuyunun, havuzun ve cahillerin, kafirlerin hazırladığı yağ, ekmek, elbise, yemek vesairenin pis olmasında şüphe etse, temiz kabul edilir.”
Abdest aldığını hatırlayan ama bozulup bozulmadığını hatırlamayan kimse, abdestli mi sayılır, yoksa abdest alması gerekir mi?
Hanefi ve Şafi mezhebine göre hüküm nedir?
İster Hanefi ister Şafi olsun, Abdest aldığını kesin olarak bilen, ancak aldıktan sonra hades (abdestsizlik) halinin meydana gelip gelmediği hususunda şüpheye düşen kişinin bu şüpheden dolayı abdesti bozulmaz ve abdesti var demektir.
Diğer taraftan, bir kimse abdestinin bozulduğunu kesin olarak hatırlar da bozulduktan sonra abdest alıp almadığı hususunda tereddüt ederse, abdestsiz sayılır ve abdesti yok demektir.
Bu durumların özeti aslında kısaca şudur; kesin olarak bilinen bir şey, şüphe ile ortadan kalkmaz.
Demek ki, her iki mezhebe göre de, bir kimse abdest aldığını hatırlıyorsa ve abdestini bozduğunu bilmiyorsa, abdestli olduğunu unutmuş olması abdestine zarar vermez.
“Unutmak abdesti bozar mı? Neden?”
Unutmak abdesti bozmaz. Abdest aldığını kesin bilen birisi, abdestli iken abdestini bozmadığını hatırlıyorsa, abdesti var demektir. Bu abdestle namaz kılabilir.
Fakat abdest alıp almadığını hatırlamayan birisinin abdesti yok hükmündedir; bu kişi abdest alması gerekir.
|
|
|
Mahşerde insanlar çıplak mı olacaklar? |
|
Yazar: RasitTunca - 04-12-2019, 05:06 AM - Forum: Fıkhi Konular Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Mahşerde insanlar çıplak mı olacaklar?
1- Mahşerde insanlar çıplak mı olacaklar?
2- Cehennem şu an mevcut mudur? Yoksa sonradan, dünya sekenesi ile birlikte içindeki Cehennem-i sugrayı dökünce mi yaratılacaktır?”
Mahşerde Kıyafetimiz
Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurdu: “Sizler kıyamet günü ayakkabısız, çıplak ve sünnetsiz olarak haşir meydanında toplanacaksınız.”
Bunun üzerine Hazret-i Âişe (ra) sordu:
“Birbirimize bakmaz mıyız?”
Peygamber Efendimiz (asm) Abese Sûresi’nde geçen bir âyeti okudu:
“O gün herkesin işi başından aşkındır.”1 buyurdu.2
Bu hadiste geçen çıplaklık terimini Bediüzzaman sun’î elbiselerden çıplak olmak, yani dünyada giydiği kumaş veya deri elbiseden üryan olmak olarak yorumluyor. Bediüzzaman kıyamet günü için fıtrî elbise mefhumu üzerinde duruyor. Nasıl ki ağaçların kabuk gibi kendi cinsinden, hayvanların da deri, kuyruk, kıl ve yün gibi kendi cinsinden fıtrî elbiseleri vardır. Ağaçlar ve hayvanlar sun’î elbiselerden üryandırlar; ama fıtrî elbiseleriyle yaratılırlar. İnsanların da kıyamet günü sun’î elbiselerden üryan olacağı, ama fıtrî elbiselerle yaratılacağı anlaşılıyor.
Bu durumu, hikmetiyle beraber Bediüzzaman şöyle izah ediyor: “Cenâb-ı Hak, insandan başka zîruh mahlûkatına fıtrî birer libas giydirdiği gibi, meydan-ı haşirde sun’î libaslardan üryan olarak, fakat fıtrî bir libas giydirmesi, ism-i Hakîm muktezasıdır. Dünyada sun’î libasın hikmeti, yalnız soğuk ve sıcaktan muhafaza ve ziynet ve setr-i avrete münhasır değildir. Belki mühim bir hikmeti, insanın sair nevilerdeki tasarruf ve münasebetine ve kumandanlığına işaret eden bir fihriste ve bir liste hükmündedir. Yoksa kolay ve ucuz, fıtrî bir libas giydirebilirdi. Çünkü bu hikmet olmazsa, muhtelif paçavraları vücuduna sarıp giyen insan, şuurlu hayvanatın nazarında ve onlara nispeten bir maskara olur, manen onları güldürür. Meydan-ı haşirde o hikmet ve münasebet yok; o liste de olmaması lâzım gelir.”3
Cehennem Şu An Mevcut mudur?
Cennet de, Cehennem de yaratılmışlardır ve şu an mevcutturlar. Kur’ân şu an var olan bir Cennet’ten ve Cehennem’den bahsediyor. “Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten sakının.”4 Âyetinde geçen “üıddet” (=hazırlandı) fiilinin mazi sığasında gelmesi İmam-ı Gazali’ye ve birçok Ehl-i Sünnet ulemasına göre bunun bir delilidir.5
Ehl-i Sünnetin görüşü böyledir. Mutezile gibi bazı batıl fırkalar ise Cehennem’in sonradan yaratılacağı görüşündedirler. Mutezilenin yanlış kanaatte olduğunu söyleyen Bediüzzaman, bu alanda net bir keşif de ortaya koyar: Gökyüzündeki yıldızlar nur’u Cennet’ten, nar’ı da Cehennem’den alıyorlar.6 Yani yıldızlar hem Cennet’e, hem Cehennem’e bakıyorlar.7 Dolayısıyla şu an bize ulaşan aydınlık Cennet’ten, ateş de Cehennem’den geliyor denilebilir.
Ancak Bedîüzzaman (ra), Cehennem’in şu an son şeklini almadığını; 8 kâinatın, zıtlıkları sebebiyle kıyamet kopmasıyla tasfiye ve arındırma ameliyatına uğrayacağını; kötülük, karanlık ve şerlerin bir tarafa çekilmesiyle Cehennem’in; iyilik, nur ve hayırların diğer tarafa çekilmesiyle de Cennet’in tamamlanacağını ifade ediyor.9
Cehennem-i Suğra Gerçeği
Dünyanın çekirdeğinde Cehennem-i Suğra bulunmaktadır. Cehennem-i suğranın gazabı bazen yeryüzünde bize kadar ulaşılabilmektedir. Yani yeryüzü halkının ateşle, yangınla, sıcakla, hararetle, volkanik lavlarla, yazın şiddetli sıcağıyla cezalandırılması ve kimi ehl-i kabrin uğradığı azap Cehennem-i suğra’nın eliyle olmaktadır. Tarihte Hazret-i Salih (as) kavmi olan Semudluların ateş cezasına uğraması, Pompei’nin ve Hazret-i Lut (as) kavminin volkanik lavlarla ceza görmesi Cehennemin dünyaya ulaşan nefesi olmuştur. Hadiste yazın şiddetli sıcağı bile Cehennemden bir nefes10 olarak ifade edilmiştir.
Bediüzzaman diyor ki: “Cehennem-i Suğrâ, Cehennem-i Kübrâya ait çok vezâifi, dünyada ve âlem-i berzahta görmüş ve ehâdislerle işaret edilmiştir.”11
Âhiret âleminde ise dünya küresi, üzerinde yaşayan insanları haşir meydanına; içinde kaynayan Cehennem-i suğrayı ise Cehennem-i kübraya teslim edecek; kendisi de âhiretten bir menzil olacaktır.
DUÂ
Allah’ım! Beni, annemi, babamı, sevdiklerimi, kardeşlerimi, şu an bu duâyı okuyup âmin diyenleri ve bütün mü’minleri Cehennem’in suğrasından da, kübrasından da muhafaza eyle! Günahlarımızı bağışla! Bizi kulluğundan ırak eyleme! Âmin.
Dipnotlar:
1- Abese Sûresi, 37.
2- Tirmizî, Tefsir, Abese, (3329.
3- Mektubat, s. 373.
4- Âl-i İmrân Sûresi, 131.
5- İhyâ, 1/296.
6- Mektûbât, s. 15.
7- a.g.e. s. 25.
8- Mektûbât, s. 15.
9- İşârâtü’l-İ’câz, s. 194.
10- Buharî, 1:142,162.
11- Mektubat, s. 15.
|
|
|
|