| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
| Kurban Etini Tüketmeden Önce Mutlaka Bilmeniz Gereken Detaylar |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2019, 10:25 AM - Forum: Yemek Tatli Tarfileri
- Yorum Yok
|
 |
Kurban Etini Tüketmeden Önce Mutlaka Bilmeniz Gereken Detay
Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hayrettin Mutlu, kurban etinin ilk 12-24 saat dinlendirilmesinin çok önemli olduğunu söyledi. Mutlu, “Özellikle büyükbaş hayvan etinde ölüm sertliğinin geçmesi için 12-24 saat bekletilmesi gerekiyor. Etleri kesinlikle açıkta ve uzun süre buzdolabı dışında bırakmayın. Derin dondurucuda saklayacağınız etleri bir öğünlük parçalar halinde hazırlayın.” dedi.
Yaklaşan Kurban Bayramı’yla ilgili beslenme konusunda bilgi veren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hayrettin Mutlu, bayramın ilk günü kurban etine dokunulmamasını gerektiğini söyledi. Mutlu, “Özellikle büyükbaş hayvan etinde ölüm sertliğinin geçmesi için 12-24 saat bekletilmesi gerekiyor. Etleri kesinlikle açıkta ve uzun süre buzdolabı dışında bırakmayın. Derin dondurucuda saklayacağınız etleri bir öğünlük parçalar halinde hazırlayın. Etler derin dondurucuda -18 derecede uzun süre, buzdolabında ise -2 derecede bir hafta saklanabilir. Bayramın 2’nci günü dinlenmiş etlerinizi rahatlıkla tüketebilirsiniz. Etlerin yağlı kısımlarını kesinlikle tüketmeyin. Bayramın 3’üncü gününü çok hareketli geçirin.” önerilerinde bulundu. Bayram ziyaretlerinde 3 kilometreden kısa mesafelere yürüyerek gidilmesi tavsiyesinde bulunan Mutlu, şu ifadelere yer verdi:
* Bayramın son gününde 2 saat yürüyüş yapın.
* Egzersiz öncesi beslenmekten kaçının.
* Sık sık ama azar azar beslenin ve son günler diye kalan tatlıları bitirmeye çalışmayın.
* Yolculuğa çıkacaksanız yanınıza mutlaka atıştırmalık meyveler hazırlayın.
* Yolculuk yapmayacaksanız mutlaka 45 dakika tempolu yürüyüş yapın.
* Alışveriş merkezinde vakit geçirmek yerine piknik, spor aktiviteleri ve küçük geziler yapabilirsiniz.
* Ayrıca şişkinlik ve hazımsızlık için; 1-2 çay kaşığı kimyon, rezene, kişniş karışımı 20 dakika kaynatılmış suda bekletilerek sabah akşam tüketilebilir. Şişkinlik ve hazımsızlığı önleyen, sindirim sistemini rahatlatan bu çay karışımı özellikle et tüketilen öğünlerden 1-2 saat sonra içilebilir. Uykuyu açmada ve dinçlik meydana getirmede meyveler, çay ve kahveden 10 kat daha güçlüdür.
Birliğin ve beraberliğin paylaşıldığı bayramdır Kurban Bayramı. İkramlar çoğalır, ev bereketlenir, bayram kavurması ağır ağır pişirilir. Sohbet, muhabbet ve lezzet sofrada her daim yerini alır. Evdeki et oranı da birden bire artış göstermeye başlar. Birçok tarifte etleri kullanıyoruz ancak etleri birden tüketmek gibi bir durumumuz da olmuyor.
Bu aşamada geleneklerimiz devreye giriyor ve kavurmalar pişiriliyor. Kışlık enfes kavurmalardan pilavın yanına sıcacık yenecek kemikli kavurmalara kadar kavurma çeşitleriyle ilgili tüm sorularınıza yanıt olmaya geliyoruz. Dillere destan kavurmaların da püf noktaları mevcut. Onları da bilmek şart! Etleriniz hazırsa biz başlıyoruz kavurmaları anlatmaya.
Kuşbaşı et nasıl pişirilir?
Etin orta boylardaki, küp küp doğranmış haline kuşbaşı deniliyor. Kuşbaşı etleri pişirmek ise oldukça mühim. Etin en lezzetli hallerinden biri olan kuşbaşı, fazla pişse lastik gibi sert bir kıvama geliyor. Bazı etlerde hatalı pişirme sonucunda lezzetli bir kıvama gelmiyor. Bu nedenle kuşbaşı etleri pişirirken bilmeniz gerekenler var.
Kuşbaşı etleri yıkamamaya özen gösterin. Yüksek ısıda pişecekleri için içlerinde varsa zararlı maddeler yok olacaktır. Etlerinizi yanmaz yapışmaz, kalın tabanlı, mümkünse demir döküm bir tavaya ya da tencerenin içerisine alın. Az zeytinyağı ile birlikte yüksek ısıda mühürleyin. Mühürleme işleminden kasıt, arkasının ve önünün hızlı bir şekilde renk değiştirmesini sağlamak. Bu şekilde etin suyu içerisinde kalacaktır. Ardından eklemek istediğiniz diğer malzemeleri alın ve etinizi orta ateşte pişirin. Kuşbaşı etlerinizi en yumuşak bu şekilde pişirebileceğiniz gibi ocakta mühürlendikten sonra diğer malzemelerle buluşturup fırına da verebilirsiniz.
Et nasıl kavrulur?
Eti kavurmak için çok yanmaz ve yapışmaz, çiziği olmayan, kalın tabanlı bir tava ya da tencereye ihtiyacımız var yine. Kavurma işleminde mutlaka tereyağı ve sıvı yağ kullanmak gerekiyor. Kavurmak istediğiniz eti bu tavanızın ya da tencerenizin içerisine alın. Orta ateşte bir tahta kaşık yardımıyla karıştıra karıştıra pişirmeye başlayın. Etiniz suyunu salacak ve tekrar çekecektir. Bu aşamalarda karıştırma işlemine devam edin.
Etinizin rengi dilediğiniz kıvama gelince tuz, karabiberini ya da diğer malzemeleri de ekleyerek biraz daha kavurun ve ocaktan alıp servis edin.
Yumuşak kavurma nasıl yapılır?
En sevdiğimiz en kavurmaların yumuşacık olmasının sırları var. Önce güzelce mühürleyip lezzetini içinde bırakmak, tuzunu en son ilave etmek, içerisine mutlaka iç yağı ve kuyruk yağı ilave etmek bunlardan birkaçı. Hemen tüketmek istediğiniz sulu, sebzeli, kemikli kavurmalar hazırlamak istiyorsanız; kurban etinizi bir süre dinlendirdikten sonra pişirme işlemine geçebilirsiniz. Her tarifin içerisine mutlaka kuyruk yağı ya da iç yağı koymayı ihmal etmeyin. Bu şekilde lezzetlerine lezzet katmış olacaksınız.
Kışlık, dolaba koyacağınız kavurmaların yumuşacık olması için ise tuzunu son anda ilave etmeye ve bolca yağ kullanmayı ihmal etmeyin. Etlerinizi önce güzelce soteleyin. Ardından yağlarla birlikte kavurun ve etler yumuşayıp yağlarla özdeşleşince tuzunu ilave edip ocaktan alın. Bu şekilde oda sıcaklığında bekletin bir süre. Ardından kapların içerisine koyup buzdolabında kışlık kavurmalarınızı saklayabilir, dilediğiniz zaman çıkarıp tüketebilirsiniz.
Kurban eti buzdolabında kaç gün durabilir?
Kurban etleri oda sıcaklığında birkaç saat dinlendirildikten sonra kapların içerisinde üzeri kapalı bir şekilde 3 gün kadar saklanabilir. Buzlukta ise buzluğun sıcaklığı değişkenlik göstermediği sürece 5-6 aya kadar tazeliğini koruyabilir. Kavurma olarak buzluğa konulan etler ise yine 6-7 ay kadar kalabilir.
Şimdiden herkese afiyet olsun!
|
|
|
| Kavurma Hazırlarken Dikkat Etmemiz Gerekenler |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2019, 10:14 AM - Forum: Yemek Tatli Tarfileri
- Yorum Yok
|
 |
![[Resim: Kavurma%20Haz%C4%B1rlarken%20Dikkat%20Et...kenler.png]](https://efsane1turk.net/EfsaneUploads2/Kavurma%20Haz%C4%B1rlarken%20Dikkat%20Etmemiz%20Gerekenler.png)
Kavurma Hazırlarken Dikkat Etmemiz Gerekenler :
Bayramlık kavurmayı hazırlarken dana etinden hazırlıyorsak, kuşbaşı olarak doğradığımız eti
düdüklüye koyup, üzerini örtecek kadar su ilave edip, haşlıyoruz. Dana kavurmayı haşladıktan sonra
geniş ve yayvan bir tencereye alıp, kapağı açık bir şekilde pişmeye bırakıyoruz.
Doğradığımız kuyruk yağını tavaya alıyoruz. Kuyruk yağı eridikten sonra, kıkırdağını süzerek yağsız
olarak pişirdiğimiz dana kavurmanın üzerine boşaltıyoruz. Tuz ilave ediyoruz. Tane karabiberi
değirmenden çekiyoruz. Tahta kaşığımızla karıştırarak sıcak olarak servis ediyoruz.
Burada önemli bir ayrıntı kavurma yerken ve yedikten sonra soğuk bir şeyle içmeyin. Midenizin
rahatsız olmaması için mümkünse sıcak bir şeyler içmeliyiz. Bayramlık kavurmayı kuzu etinden
hazırlıyorsak; Kuzu etini küçük küçük kuşbaşı şeklinde doğruyoruz.
Tenceremize doğradığımız eti boşaltıyoruz. Yarım çay bardağı su ilave ederek tencerenin kapağı açık
şekilde pişmeye bırakıyoruz. Kuyruk yağını küçük küçük doğrayıp, başka bir tavaya alıyoruz. Kuyruk
yağı eridikten sonra, kıkırdağıyla birlikte etin pişmesine yakın tencereye boşaltıyoruz.
Etimiz piştikten sonra tuz serpip, karabiberi değirmenden çekiyoruz. Ve servise hazırlıyoruz.
Kavurma Hakkında Bilgiler:
Kıyma etini hazırlarken dananın döşünden seçiyoruz. Kıymanın içinde sırt kısmı olmamalıdır.
Üzerindeki sinirleri almalıyız. En iyi kıyma az yağlı olmalıdır.
Kavurma yapacağımız eti hazırlarken, butun iç kısmından seçiyoruz. Kavurma daha yumuşak
olacaktır. Antrikot eti ile ilgili olarak; Antrikot etinin ortası yağlıdır. Antrikot eti dövülmez ve ince
kesilmelidir.
Antrikot eti, bonfile etden daha lezzetlidir. Antrikot eti pişirilirken; iki taraflı tuz serpiyoruz. Tek taraflı
olarak bir tarafına tane karabiberi değirmenden çekiyoruz. Biberiye koyuyoruz. Ve ızgara tavaya
sıvıyağ dökerek pişiriyoruz.
Burada pişirme ile ilgili olarak da önemli bir nokta belirtmek isteriz ki; eti tavada tek taraflı olarak
pişiriyoruz. Yani ilk önce tavanın sağ tarafına ete tuz döktüğümüz yeri alta gelecek şekilde koyuyoruz.
Daha sonra eti tavanın sol tarafına alarak biberiye ve karabiber döktüğümüz yeri pişiriyoruz.
Ve bu şekilde tavanın bir sağ, bir sol tarafına alarak pişiriyoruz. Bu şekilde pişirdiğimizde etimiz daha
yumuşak olacaktır.
Misafirlerinizi Mest Edecek Harika Bir Kavurma Tarifi
Malzeme Listesi
3 Kg Dana Eti
300 Gram Kuyruk Yağı
Tuz
Tane Karabiber
Hazırlanışı:
Kuşbaşı olarak doğradığımız eti düdüklüye koyup, üzerini örtecek kadar su ilave edip, haşlıyoruz.
Dana kavurmayı haşladıktan sonra geniş ve yayvan bir tencereye alıp, kapağı açık bir şekilde pişmeye
bırakıyoruz. Doğradığımız kuyruk yağını tavaya alıyoruz. Kuyruk yağı eridikten sonra, kıkırdağını süzerek yağsız
olarak pişirdiğimiz dana kavurmanın üzerine boşaltıyoruz. 2 tatlı kaşığı kadar tuz ilave ediyoruz. Tane
karabiberi değirmenden çekiyoruz. Tahta kaşığımızla karıştırıp, servis tabağımıza alıyoruz. Sıcak olarak servis ediyoruz.
|
|
|
| Erkek Çocuk Annesi Olmak |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2019, 07:51 AM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Erkek Çocuk Annesi Olmak
Evlat sahibi olmak hayatta başınıza gelebilecek en güzel şey… Oğlum olmadan önce çocuk sesine tahammül edemeyeceğimi düşünürken oğlumun yeri gelip üstüme çiiş yaptığına, yüzüme kustuğuna, elime kaka yaptığına çok kez şahid oldum
Bunları çekinmeden yazıyorum çünkü sizde annesiniz ve eminim bunların bir çoğu başınıza gelmiştir.
Tabii bir de ‘oğlunuz’ varsa isterse tüm gün üstünüze çişini yapsın Kız anneleri alınmasın lütfen evlat ayrımcılığı yapmak değil asla ama erkek anneleri her yönden çok şanslı neden mi? Buyurun bu yüzden
- Hayatınızda babanızdan ve eşinizden sonra ki kahramanınız dır.
– Kız evlat büyüyüp yuvadan uçar ama erkek evlat hep yanınızdadır.
– Kız çocukları gibi sevgilerini pek gösteremeseler de erkek evlat daima annelerine aşıktır.
– Erkek annesi olmak içindeki erkeği keşfetmektir.
– Erkek annesiyseniz erkek oyunları oynamanız kaçınılmazdır.
– Daha 1 yaşında olmasına rağmen kıskanmaktır herkesten.
– Eşinize aşıkken bir gün onun sevgisinin önüne geçen tek varlıktır erkek evlat.
– Erkek annesiyseniz eğer bir gün ayakta işemeniz kaçınılmaz bir gerçektir
– Ve en acısı da şu ki; siz sevip öpmeye kıyamazken birgün biri çıkar gelir ve oğlunuzu alıp gider. O zaman oğlunuz artık bir başkasına ait olur ve artık sizin o top oynadığınız, birlikte araba yarışı yaptığınız oğlunuz artık başkasına ait olur her istediğinizde öpüp koklayamazsınız.
Yinede erkek annesi olmak ayrıcalıktır.
Oğullarımızın hayatına pek çok prenses girse de, her zaman kraliçe biz olarak kalacağız
Erkek annesi olmak gelecekte ki kaynanalığın ispatıdır…
Erkek çocuğu olan anneler için 8 altın öneri
Huzurlu, özgüveni yüksek, saygılı bir erkek çocuğu yetiştirmek isteyen ebeveynlere bazı tavsiyeler vereceğiz. İşte o tavsiyeler...
OĞLUNUZA SAKIN GÜLMEYİN!
Genel olarak erkeklerde bir kadının alay etmesi onlar için daima travmatiktir. Annenin alaycı olması ise erkek çocukalarda çok daha derin üzüntülere neden olabilir.
Çorabını ters giydiği için, kedilerden korktuğu ya da bir kızdan hoşlandığı için hiç fark etmez, aonunla alay etmeniz asla hafızasından silinmez.
SORULARINA HER ZAMAN CEVAP VERİN
Asla ‘çünkü öyle’ ya da ‘büyüyünce anlarsın’ diyerek geçiştirmeyin. Eğer ne söyleyeceğinizi bilmiyorsanız, önce kendiniz öğrenin ve sonra ona anlatın. Utanç verici sorular karşısında ise biraz zamana ihtiyacınız olduğunu söyleyin.
KARAR VERİRKEN ÖNERİDE BULUNMASINI İSTEYİN
Sizi çok zorlayan bazı konularda, akıl almaz tavsiyeleri ve çözümleri olabilir. Üstelik onu fikri sorulan bir insan ve erkek olarak büyüterek karakterini geliştirmesini sağlayabilirsiniz.
'SANA DEMİŞTİM' KALIBINI UNUTUN!
Bu kalıp annenin zaferini kutladığı sıfır toplamlı rekabettir. Çocuğa hiçbir şekilde yararı dokunmaz.
ONU ÖVÜN
“Güzel ama bunun düzeltilmesi gerekiyor”demek yerine “süper” deyin.
HAYALLERİNİ DESTEKLEYİN
İleride yapmak istediği mesleğe dair alanıyla ilgili şeyler alın. Eğer bir müzisyen olmak istiyorsa, ona hangi müzik aletini çalmak istediğini sorun.
Sonra resim yapmakta daha hevesli hissetmeye başladı. Bir kursa gitmek ister mi? Oğlunuz yirmili yaşlarına kadar asla net fikir veremez.
Pozitif ve sağlı iletişim kurabilen çocukların aynı zamanda mutlu ve neşeli olduğunu vurgulayan uzmanlar, mutlu çocukların sırrını açıkladı.
|
|
|
Kız Annesi Olmak |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2019, 07:39 AM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Kız Annesi Olmak
Daha önce ki yazımda erkek annesi olmanın yanlarını yazmıştım. Şimdiki konumuz ise kız annesi olmak. Ben henüz bir kız evlada sahip değilim o yüzden bir deneyimim yok. Alternatif Anne’nin konuk yazarının kaleminden okuyacağız kız annesi olmanın yanlarını…
Alternatif Anne’nin Konuk Yazarından Kız Annesi Olmak
- Anne olmak zor, bir çocuk yetiştirmek zor, ama kız annesi olmak daha zor. Hayır, hayır, çoğu kişinin düşündüğü gibi kız çocuğunun namusuna sahip çıkmak, adı çıkmasın diye onu sakınmak yüzünden değil.
-Birincisi kız çocuk büyürken, önce annesine hayran olur, ergenlik döneminde ise onu birinci düşmanı ilan eder, artık anne-kız arasında bir sidik yarışı başlamıştır, anne aslında hiçbir şey bilmiyordur, kız ise dünyalar yaratacak kadar her şeyi biliyordur, işte anne bu durumda dengeyi kurmak zorundadır, yoksa ergenlik tam bir savaş alanı haline dönüşüverir.
- Anne bir dişi olarak hayattaki yerini sağlam tutmalıdır ki kızına örnek olabilsin. Oturması, kalkması, yerinde davranması, sinirlenmesi, tepkileri, olayları çözmesi, organize olması, hayatın ve evin düzeni… her şeyiyle kızına örnek olur. Bu ne demektir? Kız çocuğunun ilerideki yaşamında hayatı ne kadar kolay ya da zor karşılayacağı ve yaşayacağı ile doğrudan orantı.
- Annenin bağımlılık potansiyelinin sevgiyle karıştırılması hayattaki en büyük handikaplardan biridir, kızını sevdiği için koruduğunu sanan, ama içinde aslında bağımlılık zincirleriyle kızını kendisine bağlamış olan anne, kızın geleceği için zehirli bir sarmaşıktır. 35 yaşına gelmiş kızının evlenme potansiyelleri karşısında sürekli hastalanarak, kızını eve bağlamaya çalışan anneden, 60 yaşına geldiği halde annesinden ve annesinin arkadaşlarından başka arkadaşı olmayan, annesinin yanında hala minik kız çocuğu gibi olan, hiçbir zaman anne olamamış bir kadına kadar türlü örnekler var çevremde.
- Kız annesi olmanın en zor yanı, aslında evlilik oyununu düzgün oynamak zorunda olmaktır, çünkü kadın olmak içinde şeytaniliği, manipülasyonu da barındırır, bunlar aslında hayatın tadı tuzu küçük oyunlardır, ama bazen evliliği ayakta tutar, bazen de yıkarlar. Bir annenin babayla olan ilişkisi kızın ilerideki kadın-erkek ilişkileri için temeli oluşturur. Annesi babası tarafından dayak yiyen bir kız çocuğu ileride erkek arkadaşının ya da eşinin kendisini dövmesini normal karşılayabilir, çünkü çocukluğunda gördüğü ve normal olarak beynine kaydedilen görüntü budur, bunu dönüştürmek mümkündür, ama güç ve cesaret ister.
- Kızının büyüdüğünü kabul etmek zordur bir anne için. Kız çocuğunun regl olması, artık geri dönülmez büyüme aşamasını gösterir ve kabullenmek zaman alır. Başkalarının kızları için normal karşılanılan bu durum, annenin kendi kızının başına gelince bambaşka bir hale bürünür, hele de annenin regl dönemi sancılı geçiyorsa, aynı acıları kızının yaşayacağını düşünmek bile insanı anında üzmeye yeter. Ve artık kızın bedenindeki değişikliklerin erkeklerin gözünde farklı bir yere konabileceği düşüncesi… artık sokakta yürürken, sadece vitrinlere değil, kızına bakan gençlerin ve yaşıtı erkek çocukların bakışları da izlenir olur.
- Sadece anne için değil, kız çocuk için de zorluklar vardır, anne giden gençliğini kızının bedeninde seyrederken, bir şeyleri kanıtlama çabasında kızıyla yarışa girebilir, giyim tarzı, gidilen yerler, programlar bir anda gençleşebilir, tabii artık botoks, vs sayesinde bu eskiye oranla çok daha kolay oluyor, bir o kadar da daha komik aslında.
- Velhasıl kelam zor şey kız annesi olmak, güçlü olmak gerekli, dengeli olmak gerekli, tutarlı olmak gerekli.
Aras’a hamileyken hep bir kızım olsun diye dua ederdim. Artık kendimi öyle kaptırmıştım ki adı bile hazırdı ”Defne”… Cinsiyetini öğrenmeye gittik ben hep kendimden emin bir şekilde ‘kız olacak’ diyordum, doktorum ”bu bebek erkek” deyince ağladım ne yalan söyleyeyim :) Oğlum doğdu ve ben iyi ki dedim, iyi ki oğlum olmuş. Şuan tam 14 aylık ve peşimde ‘anne anne’ diye geziniyor ve o her ”anne” deyişinde içim titriyor. İyi ki doğurmuşum seni canım oğlum…
İyi ki erkek annesiyim, ilerde kız annesi olmak dileğiyle
Sevgiler
Alintidir
|
|
|
Anneliğin Yüceliğini ve Değerini Anne Olmadan Anlayamazsın |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2019, 07:31 AM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Anneliğin Yüceliğini ve Değerini Anne Olmadan Anlayamazsın
”Anneliğin yüceliğini ve değerini anne olmadan anlamazsın” derlerdi inanmazdım… insanların hayatlarında öncesi ve sonrası vardır benim öncem belki çok asi belki vurdum duymaz belkide sabırsızlıklarla doluydu, fakat o minik bedeni içimde hissetmeye başladıktan sonra anneliğin bütün tanımı an ve an yerleşiyordu hücrelerime… 19nisan 2012 tarihinde anne olacağımı öğrenmiştim çift çizgi sayesinde eşiminde benimde yüzümüzde heyecanlı,korkulu ve bir o kadar da mutluluk dolu tebessüm belirmişti… inanmak istiyor fakat içimde bir canlının olduğuna inanamıyordum. İlk hastane randevusuna gittim o minik mucizeyi yakından tanımak için… gittik… içimde yinede bir şüphe vardı ya test yanlışsa diye,ultrason cihazında göründü o mucize artık emindim haykırmak istiyordum ”ben anne olacağım” diye 5. haftalıkmış bizimki doktorum diğer kontrolde kalp atışlarını duyabiliriz dedi şimdi kolaysa ikinci randevuyu bekle 19 nisan’la birlikte araştırmalarım hep annelik ve bebek üzerine oldu…
Ne güzelmiş hamilelik içinde kendi canından kanından birini 9 ay büyütmek onu daha cinsiyetini öğrenmeden benimseyip kabullenmek ve her zarar ve kötülükten korumak ne güzelmiş… Annemde beni böyle bu zamanlara getirmiş şimdi daha iyi anlıyorum annemi…
Günler aslında hızlı geçiyordu ama ben farkında değildim bebeğimin cinsiyetini öğrenmeye gidicektik benim hep isteğim kızdan yana olsada içimde o minik mucize erkekmiş… Ve erkek annesi olmak bir ayrı gururmuş bunuda doktor ”erkek” diyip pipisini gösterince anladım birden bire bir gurur ve koltuk altlarımda kabarma hissettim
Biz eşimle birbirimizi çok severek evlendik ve onu ilk tanıdığım gün ona ” mucizem” dedim. o zamanlar bilemezdim hayatıma ondan sonra bir başka mucizenin gireceğini hem duada etmişimdir gireceksede ondan olan bir mucizeye yer var artık kalbimde…. 1,5 sene içinde evlendik,evliliğimizin 7.ayında 3 kişilik aile olmaya karar verdik. 8 aralık 2012 tarihinde minik mucizem ARAS’ı dünyaya getirdim. iyikide getirdim… hayatım boyunca yaptığım en güzel ve en doğru şey oğlum. Rabbim bana anneliği nasip etti ne kadar şükretsem azdır…
Şuan oğlum 6 aylık,onun günden güne büyüyor olması beni çok mutlu ediyor. Bir insana sıfırdan şekil vermek,onu geleceğe sunmak ve yoğurmak muhteşem bir duygu. Allah isteyen herkese anneliği nasip etsin. bir kadını kadın yapan en güzel şeydir annelik…
Anne olmak her kadının merakla ve heyecanla beklediği bir duygu. Annelerimiz ne der; “Anne olmadan anlayamazsın”. İşte bu cümlenin bizler için ne demek olduğunu anlamak için bile anne olmaya değer bence.
Anne olmanın çok keyifli ancak zor olduğunun 20 kanıtı
1- "Ne zaman çocuk yapmayı düşünüyorsunuz?" sorusunu duymaktan bıkacaksınız. - - - - - -
2- Zaten bir çocukla evlendiğinizi unutmayın - - - - - -
3- Çocuğunuzun ne istediğini anlamak biraz zaman alacak, kabul. - - - - - -
4- Çocuk sizindir ancak onunla ilgili hiçbir şeye siz karar veremezsiniz. - - - - - -
5- Anneliğin ne demek olduğunu anladığınız anların çoğalmasıdır. - - - - - -
6- Her yere çocuğunuzla gitmektir - - - - - -
7- Sadece çocuğunuzla değil, bütün ev işleriyle ilgilenmeyi öğrenmektir. - - - - - -
8- 2 saat artık sizin için uzun bir zaman dilimi olacaktır. - - - - - -
9- Oyuncaklar sizin ezeli düşmanınız olacak. - - - - - -
10- Ama miss kokulu öpücükler, size her şeyi unutturur - - - - - -
11- Kendinize zaman yaratmak için elinizden geleni yapacaksınız. - - - - - -
12- Ağzından çıkacak her cümlenin, virgülüne kadar tanımaktır. - - - - - -
13- Kızgınlıklarınızı törpülemeyi öğrenirsiniz. - - - - - -
14- Eşinizi şaşırtmak hiç bu kadar keyifli olmamıştı - - - - - -
15- Ne ara büyüdüğünü anlamayacaksınız. Zaman onunla su gibi akıp, gidecek. - - - - - -
16- Artık en yakın arkadaşınız, çocuğunuz - - - - - -
17- "şişman mı görünüyorum?" Korkutucu sorular sormak . - - - - - -
18- Onunla ilgili konuşmaktan hiç bir zaman sıkılmayacaksınız. - - - - - -
19- Onu tanımak zaman alacaktır, sabırlı olmayı unutmayın. - - - - - -
20- Onun sevdiği şarkıyı ezberlemek hatta en sevdiğiniz şarkı artık onun en sevdiği kahvedir.
Sevgiyle Kalın…
Alintidir
|
|
|
Çocuk Psikiyatri Doktoru, Pedagog ve Psikolog Kimdir? Pedagog Kontrolü Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2019, 07:10 AM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Çocuk Psikiyatri Doktoru, Pedagog ve Psikolog Kimdir? Pedagog Kontrolü Nedir?
Pedagog Kimdir?
Bütün anne ve babalar; çocukları iyi beslensin, iyi okullara gitsin, iyi arkadaşları olsun ister. Aslına bakarsanız herşeyin en iyisi olması için ellerinden geleni yaparlar. Çocukların yaşam kalitesini belirleyen bu süreçte anne ve babalara destek olabilecek kişi, pedagogtur.
Eski Yunan’da zengin ailelerde birçok hizmetli bulunurdu. Hizmetlilerden biri çocukları korumak ve onlara eğitim veren öğretmene götürmekle görevliydi. Bu hizmetlilere paidagogos denilirdi. Pedagog kelimesi de buradan gelmektedir. Günümüzde pedagog, çocuk psikolojisi, eğitimi ve gelişimi üzerinde uzman olmuş kişilere denilmektedir. Pedagogların çocuklar üzerindeki en önemli rolü, ebeveynlerinin farkedemedikleri ya da önemsemedikleri semptomları belirleyerek, onları psikiyatriye yönlendirmesidir. Aynı zamanda bu süreçte çocuğa terapi desteği verirken, ailesini de bilinçlendirir. Çocuğun ailesiyle yaşadığı problemlerde ailesine rehberlik ederek çocuğun gelişimini kontrol altına alır.
Pedagog Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli?
Çocuğunuzun psikolojisini emanet edeceğinizin pedagogu seçerken ilk yapmanız gereken, diplomasına ve aldığı eğitimlere bakmaktır. Bu şekilde, sıradan bir pedagog mu yoksa alanında yeterli bir pedagog mu olduğuna karar verebilirsiniz. Sadece günlük katıldıkları seminerlerden sertifika alan, diplomasını para karşılığında elde etmiş olan fakat kendini uzman pedagog diye tanıtan kişilere dikkat edin. Birkaç seansta çocuğunuzu tedavi edeceğini söyleyenlere inanmayın. Çünkü klinik ortamda çocuğunuzun psikolojisi değerlendirilmeden bu tür söylemlerde bulunulması doğru değildir. Hiçbir pedagog ya da psikolog çocukların yaşadıkları ruhsal bozuklukları tek başına tedavi edemez ve ilaç yazamaz. Böyle durumlarda pedagogunuzun psikiyatristiyle iş birliği içinde çalışmak zorunda olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
Çoçuğunuzu yetiştirirken pedagoga gitmekten çekinmeyin. Etrafınızdakilerin çocuğunuzu problemli göreceği düşüncesinden kurtulun. “Çocuktur bu geçer.” gibi düşüncelere kapılmayın ve bu şekilde söyleyenlere aldırmayın. Unutmayın ki her anne ve baba farkında olmadan çocuğuna hatalı yaklaşımlarda bulunarak, psikolojisini olumsuz yönde etkileyebilir. Ancak erken farkedilecek sorunlar ileride ortaya çıkacak problemlerin önüne geçer. Çocuğunuzun gelişimini destekleyerek sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirebilirsiniz.
Aras’ın Pedagog Kontrolü
Uzun zamandır evimizde Aras’ın huysuzluğu baş roldeydi. Artık hem ben hemde o işin içinden çıkamaz olmuştuk. Bende tahammül kalmamıştı ve bir gün ailemizle toplandığımız gün sinir krizi geçirmemle artık bir uzmana görünmekte fayda olabileceğine karar verip hemen bir psikiyatr araştırmasıyla çocuk ve ergen psikoloğu Esra Bulanık’a randevu alıp gittik.
Detaylı bir şekilde sohbetimizi size anlatmak istiyorum;
Doktorun önünde iki sayfalık bir kağıt vardı. Öncelikle Aras’ın adını, yaşını, doğum şeklini sordu. Daha sonra benim ve eşimin yaşlarımızı, öğrenim durumumuzu, mesleğimizi sorup ailemizde ve Aras’ta herhangi bir hastalık olup olmadığını sordu. Notları alınca şikayetimizin ne olduğunu sordu ve anlattık. Açıkçası ilk gittiğimde kafamdaki soru işaretleri yanıtlarını bulmadı, yani pek bir sonuç alamadık. Esra hanım bizi perşembe günü (18 Eylül 2014) pedagog gözetiminde “Denver Testi” denilen diğer adı gelişim testine yönlendirdi. Ve şunu söyleyebilirim ki, bu Denver Testini her anne babanın çocuklarına mutlaka yaptırması gerekiyor.
İki gün bekledikten sonra Çocuk Gelişimi Uzmanı Buket Akın’a doğru yola koyulduk. Araştırdığımız kadarıyla nasıl bir test ile karşı karşıya kalacağımızı biliyorduk. Yine sorularla başladık konuşmaya. “Şikayetiniz nedir?” diye sordu ve huysuzluğunu anlattım doktora, oda “Aras’ın kaç aylık olduğunu” sordu ve “normal” dedi.
Kısaca bana sorduğu sorular şu yönde oldu;
Kullandığı kelimeleri, Ce ee oyununu biliyor mu?, Siz ev işi yaptığınızda sizi taklit ediyor mu?, Seslendiğinizde bakıyor mu? Vs. gibi. Daha sonra küçük bir çanta çıkartıp Aras’a “sandalyeye yanıma oturur musun?” dedi ve Aras’ta oturdu. Kare şeklinde ve değişik renklerde küpler çıkardı ve Aras’tan üst üste dizmesini istedi düzgün bir şekilde üst üste koydu ve babasıyla hayretle izledik çünkü, biz bu tarz sorular sorduğumuzda canı istemedikçe yapmıyor. Daha sonra çantadan bardak çıkardı ve küpleri içine atmasını söyledi onuda eksiksiz yaptı. Ufak bir şişe ve bir adet siyah kuru üzümü şişenin içine atıp Aras’tan üzümü çıkarmasını istedi onuda yaptı. Ufak bir et bebek çıkartıp Aras’tan bebeğin burnunu ve gözünü göstermesini istedi ve Aras orada tıkandı yapamadı. Tenis topuyla oynadılar. Zıpladılar ve kovalamaca oynadılar. Tek sorunumuz bebekteki duyu organlarını gösterememesi oldu. Çığlık atmasının sebebi konuşup derdini anlatamadığı için o şekilde ifade ediyor kendini dedi ve onunla sürekli oyun oynamamız gerektiğini söyledi.
Birkaç tavsiyede bulundu; yere örtü serip ufak kaplar ve kaşıkla bulgur,nohut gibi şeyleri bir kaptan bir kaba aktarma oyunu oynayabileceğimizi söyledi. Veya yine bir kaba su doldurup kaşıkla diğer kaba su aktarabilirsiniz gibi örnekler verdi.
Tam gün kreş için henüz erken olsa da yarım gün oyun gruplarına gönderebileceğimizi ve eğer okula adapte olup severek gidiyorsa 2,5 yaşında tam güne çıkarabileceğimizi söyledi. Her şeyden önemlisi televizyonu hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini söyledi, bu çocuklarda konuşma geriliği, sosyalleşememe ve algı eksikliğine yol açıyormuş. Test bitiminde dosyamıza sonucu ekleyip 3 ay sonra tekrar görüşüp gözlemleyelim dedi ve ayrıldık.
Gerçekten bunca zaman boşuna beklemiş ve sinir krizlerine girmişim. Çok şükür Aras’ta ciddi bir sorun yok sadece biraz fazla ilgi bekliyor. Gereken bütün ilgiyi vermeye hazırız. Tüm anne babanın mutlaka gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Huysuz çocuklara nasıl yaklaşmak gerektiği hakkında çok faydalı bilgiler veriyorlar. Biz artık televizyonu hayatımızdan yemek saatleri dışında çıkardık. Onun yerine bol bol vakit geçiriyoruz ve parka gidiyoruz. Bu aralar parmağıyla bazı nesneleri gösteriyor ve bende en ince ayrıntısına kadar ne olduklarını anlatıyorum. Hastane dönüşünün ertesinde bay bay yapmayı bile öğrendi
Çocuğum konuşamıyor, geç öğreniyor gibi şeylere takılmayın sevgili anneler, her çocuğun kendine özgü bir kapasitesi ve algılama gücü vardır. Veya ailenizden birinde genetik bir huyda olabilir. Eğer ayına göre belli hareketler yapmıyor, sesler çıkartamıyor ve kelimeler söylemiyorsa o zaman ciddiye alıp bir uzmana danışmakta fayda var. Azıcık sabır ve bir uzman yardımıyla bunun üstesinden gelmek çok basit.
Sağlıklı ve mutlu günler…
Sevgiler
|
|
|
Çocuk Gelişimi Uzmanı E E’den 2 Yaş Sendromu ve Özellikleri |
|
Yazar: RasitTunca - 06-29-2019, 06:55 AM - Forum: Sağlık Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Çocuk Gelişimi Uzmanı Emine Ergün’den 2 Yaş Sendromu ve Özellikleri
2 YAŞ SENDROMU VE ÖZELLİKLERİ
Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren anne baba bakımına muhtaçtırlar. Temel ihtiyaçları anne babaları ya da bakıcıları tarafından karşılanır. Genel gelişim özellikleri gereği bağımsız iş yapabilme ve kendini ifade edebilme becerisi kazanana kadar devam eden bu süreçte ciddi sorunlar yaşanmaz.
Ancak 2 yaş dönemi bu anlamda bir dönüm noktası niteliğindedir. Çünkü 2 yaşına gelmiş olan çocuk artık pek çok alanda kendini özgür hissediyor ve bu özgürlüğünü de sonuna kadar kullanmak istiyordur. İşte bu noktada çocuğu bu talebi ile anne babaların tepkileri çakışır ve “2 yaş sendromu” denilen dönem ortaya çıkar.
Aslında her çocuk 2 yaş sendromu yaşar diye bir kural yoktur. Her çocuk bu gelişimsel dönemden geçer fakat kimi çocuk bunu hafif şiddetli atlatır, kimi çocuk da sendrom niteliğinde atlatır. Bunun en büyük sebebi de anne baba tutumlarıdır.
Anne babaların bu dönemde çocuklarla girdikleri güç mücadelesi ve inatlaşma çocukların bu dönemi şiddetli geçirmesinin en önemli etkenlerinden biridir.
2 yaş sendromunda çocukta şu özellikler vardır:
Çocuk her şeyi ister ama aslında hiçbirşeyi de istemez
Genellikle anne babasının tersi düşünceyi savunur
Ağlama krizleri vardır
İsteklerini ağlayarak ifade eder
Her şeyi kendisi yapmak ister, yardım kabul etmez
Yaşıtlarıyla da pek anlaşamaz
Evde ve ev dışı ortamlarda uyumsuz davranışlar sergiler
Vurma, ısırma gibi davranışlar sergileyebilir
Kural ve sınır tanımaz
inatçıdırlar
Anne babalara öneriler:
Bu davranışların gelişimsel bir dönemden kaynaklandığını bilerek sakin ve sabırlı olmaya çalışın
Davranışlarınızda tutarlı olun, bugün izin verdiğiniz şeye yarın izin vermemeniz çocuğunuzu öfkelendirecek ve olumsuz davranışları artacaktır.
Anne baba olarak da birbiriniz ile tutarlı olun
Çocuğunuzdan beklentileriniz üst düzey olmasın, o daha bir çocuk
Uymasını istediğiniz kuralların sınırlarını ona siz çizin, kendiliğinden sizin istediğiniz gibi davranmasını beklemeyin, ona model olun
Çocuğunuzun inadını inat ile çözmezsiniz. Bu sadece işleri çıkmaza sürükler ve aranızdaki iletişim ve ilişki zarar görür
Çocuğunuzu başkaları ile kıyaslamayın
Ona davranışları için yaptırım uygularken adaletli olun. Yaptığı davranıştan daha büyük bir ceza vermeyin
Vurma, ısırma gibi davranışlarına karşılık olarak gülmeyin ya da siz de ona vurmayın. Bu, davranışın pekişmesine sebep olur.
Çocuğunuzla konuşun. Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren bizi duyar ve anlarlar. Ondan ne beklediğinizi, ne istediğinizi, olumsuz davranışlarını neden onaylamadığınız, doğruyu yanlışı anlatın.
Çocuk Gelişimi Uzmanı
Emine Ergün
|
|
|
Rita Ora – Ritual Şarkısı Sözleri ve Sözlerinin Türkçe Çevirisi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-27-2019, 04:23 PM - Forum: Şiirler Şarkılar
- Yorum Yok
|
 |
Rita Ora – Ritual Şarkısı Sözleri ve Sözlerinin Türkçe Çevirisi
[Verse 1]
(1. Versiyon)
Too high, too deep
Çok yüksek, çok derin
It’s you, it’s me
Bu sensin, bu ben
Too wide, too steep, oh yeah
Çok genis, çok dik, ah evet
One thing to me
Bana dair tek sey
Three words, I speak
Üç kelime, söyledigim
When you’re with me, babe
Sen benimleyken, bebegim
[Pre-Chrous]
(Koro Hazirlik)
Oh come on, come on
Ah hadi, hadi
However I act you know how much I care
Ancak ne kadar umursadigimi bilirsin
Come on, come on
Hadi, hadi
You know what I want now meet me if you dare
Bilirsin ki su an istedigim sey cesaret edebiliyorsan benimle bulusman
Now run, now run, now run, now run, now run
Simdi kaç, simdi kaç, simdi kaç, simdi kaç
To anything to be there, be there
Orada olmak için her seyinle, orada olmak için
[Chorus]
(Koro)
And I’ll always be singing it like a prayer
Ve ben her dair bir inanan gibi bunu çalacagim
Oh, when you touch me there
Ah, sen bana dokundugunda
Oh, you’ll always be my ritual
Ah her daim benim ritualim olacaksin
Always, love you all through the night and
Her zaman, tüm gece düsüncelerinde seni sevmek ve
Be there when the sun is rising
Günes dogdugunda (da hâlâ) orada olmak
Oh, you’ll always be my ritual
Ah, benim her zaman ritualim olacaksin
[Post-Chorus]
(Çikis Korosu)
Oh, you’ll always be my ritual
Ah, sen her zaman benim rituelim olacaksin
Oh, you’ll always be my ritual
Ah, sen her zaman benim rituelim olacaksin
[Verse 2]
(2. Versiyon)
Your worry should be
Senin endisen
Beneath the sheets
Carsaflarin altinda kalmali
All love unique, and even when
Tüm askin süphesiz, ve
You’re in my bed, you’re in my head
Sen benim yatagimda, aklimda oldugunda bile
You’re all I need
Sen benim tüm ihtiyacim olansin
|
|
|
W - X - XY - Y - Z Kuşakları Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-26-2019, 08:17 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
W - X - XY - Y - Z Kuşakları Nedir?
Kuşak, jenerasyon veya nesil farkları her zaman çatışmalara neden olmuştur. Bu çatışmaları bilimsel olarak açıklamak üzere de belli bir dönemde dünyaya gelen insanlar belli gruplarda toplanmaya çalışılmıştır. Önceleri sadece X, Y ve Z kuşaklarından bahsedilirken kapsam biraz daha genişletilmiştir ve bugün başlıca şu kuşaklardan söz edilmektedir:
Sessiz kuşak
BB kuşağı (Baby Boomers)
X kuşağı
Y kuşağı
Z kuşağı
Her bir kuşak ait olduğu dönemin sosyal veya kültürel yapısını yansıtmaktadır. Bu kuşaklar arasındaki farklılıklar her dönemde veya her çağda belirgin olarak hissedilmektedir. Kuşaklar arası çatışmalar hep olmuştur. Ancak bir önceki kuşağın her zaman bir sonraki kuşağı anlamaya çalışması beklenmiştir.
Genel olarak yukarıda tanımlanan kuşaklar ait oldukları dönemlere göre konumlandırılır. Ancak burada alışılmışın dışına çıkılmış ve kuşaklar, teknoloji ile olan ilişkileri esas alınarak tanımlanmaya çalışılmıştır.
Sessiz Kuşak
Bu kuşak 1925 ile 1945 yılları arası dönemi kapsar. Bu yıllar savaşları ve yokluğun hüküm sürdüğü yıllardır. Bu kuşaktaki insanlar başarmak, güç kazanmak ve daha iyi bir sosyal statü elde etmek için fazlası ile hırslıdır. Ailevi ve milli duygular açısından tutucudurlar. Güven problemleri vardır. Kurallara uymak ve namuslu olmak çok önemlidir.
Sessiz kuşak, teknolojiye karşıdır ve her zaman geleneksel yapıyı savunur. Aslında büyük teknolojik gelişmeler henüz yoktur. Aydınlatmada gazlı lamba kullanılmaktadır. Böyle olunca bu kuşak için teknolojik gelişmeler çok da anlam taşımamaktadır.
BB Kuşağı (Baby Boomers, Nüfus Patlaması)
Bu kuşak 1946 ile 1964 yılları arası dönemi kapsar. Bu dönemde nüfus artmaya başlamıştır. Büyük savaşlar bitmiştir ama Soğuk Savaş dönemi başlamıştır. İnsan haklarının dillenmeye başlaması bu kuşak döneminde olmuştur. Diğer yandan ülkelerin ekonomik seviyeleri düzelmeye başlamıştır. Bu kuşağın en önemli özelliği, bütün dünyayı politik olarak etkileyen 68 kuşağını yaratmış olmasıdır. 68 kuşağı baş kaldıran, sesini yükselten, protesto eden, daha güzel bir dünya hedefleyen ve asi ruhlu bir kuşaktır.
Radyo, televizyon, gramofon, radyo ve buzdolabı gibi teknolojiler yeni yeni güçlenmeye başlamıştır ama bu teknolojilere BB kuşağı tam uyum sağlayamamıştır.
X Kuşağı
Bu kuşak 1965 ile 1979 yılları arası dönemi kapsar. Bu kuşak çoğu zaman kayıp kuşak olarak de değerlendirilir. Çünkü bu dönemde birçok ekonomik kriz yaşanmış ve sosyal sancılar çekilmiştir. Bu etkilenme yüzünden insanlar çocuk yapmaktan kaçınmış ve maddiyat ön plana çıkmıştır. Hep daha iyi bir yaşam standardı istenmiştir. Bu beklentiler paralelinde teknolojik gelişmeler, mecbur kalındığı için takip edilmeye çalışılmıştır. Transistörlü radyolar, kaset çalarlar, pikaplar ve merdaneli çamaşır makineleri bu dönemin teknolojileridir. Aynı zamanda bilgisayar sistemleri günlük yaşama girmeye başlamış ve işletmelerde iş yapış şekilleri değişmeye başlamıştır.
Y Kuşağı
Bu kuşak 1980 ile 2000 yılları arası dönemi kapsar. Bu dönemin insanları birlikte çalışmaya ve ekip çalışmasına önem vermişlerdir. Başkalarının görüşlerini almak, onların bakış açılarına değer vermek önemli olmuştur. Teknolojik gelişmeler bu kuşağın insanları için yaşamın temel aracıdır ve vazgeçilmez öneme sahiptir. Sosyal medya bu kuşağın eseridir. Sosyal medya, olumlu olumsuz yorumların yapıldığı, yenilikçi adımların atıldığı ve teknolojinin çok önemli olduğu bir alandır ve insanları interaktif hale getirmiştir.
Z Kuşağı
Bu kuşak 2000 yılından sonra doğan kişileri kapsar. Artık teknoloji yaşamın merkezindedir ve bu kuşak dijital kuşak olarak tanımlanır. Bilgisayarlar, tabletler, akıllı telefonlar ve bunlarla birlikte gelişen ve güçlenen iletişim teknolojileri, Z kuşağı insanlarının yaşamlarının temelidir. Bu sayede iletişim kanalları her zaman açıktır ancak bu kuşağı tehdit eden faktör yalnızlıktır.
Kuşakların Sosyal Medya Yaklaşımı
Şimdi kuşakların sosyal medya yaklaşımlarına bir göz atalım:
Z kuşağının yüzde 79’u tam bir bilgisayar bağımlısıdır. Öyle ki bilgisayar yoksa bunalıma girebilirler.
Y kuşağın insanları üç farklı ekran kullanır. Z kuşağı insanları ise laptop, kişisel bilgisayar, tablet, akıllı telefon ve televizyon olmak üzere beş farklı ekran kullanıyor.
Z kuşağının yüzde 60’ı kitap, giyim ve elektronik başta olmak üzere alışverişlerini internet üzerinden yapıyor. 2020 yılında bu kuşağın bütün tüketicilerin yüzde 40’ına ulaşması bekleniyor.
Z kuşağı Instagram ve Snapchat gibi sosyal ağları kullanıyor. Facebook giderek gözden düşüyor gibi. 13 ile 17 arası yaş grubunun yüzde 25’i Facebook’tan çıkıyor.
Z kuşağı lise öğrencilerinin yüzde 72’si gelecekte kendi işlerini yapmak istiyor. Yüzde 76’sı ise hobilerini asıl meslekleri yapmak istiyor.
Bilgiye hızlı erişim, kendini yetiştirme ve araştırma yapma konularında Z kuşağı çok iyi. Bu kuşağın yüzde 33’ü online ders alıyor, yüzde 20’si tabletlerden ders kitaplarını okuyor, yüzde 32’si ise arkadaşları ile internet üzerinden ders çalışıyor.
Ancak Z kuşağının ortalama dikkat süresi sadece 8 saniyedir.
Buna karşılık Y kuşağı insanları, zamanlarını daha çok medya ve iletişim teknolojileri ile geçiriyor. Basılı yayınlara ve televizyona fazla ilgi göstermiyor.
Y kuşağının tek sosyalleşme amacı internet. Sosyal medyada olmaktan mutluluk duyuyorlar ve çok fazla paylaşım yapıyorlar.
Z kuşağı insanları sosyal medyayı, aynı anda çok fazla kişi ile paylaşım imkanı verdiği için seviyor.
Profil resmi olarak Y kuşağı havalı ve güzel fotoğraflar kullanır, Z kuşağı ise abartısız, gündelik ve olduğu gibi fotoğraflar kullanır. Kısaca Z kuşağı, sosyal medyada sadece kendisini yansıtır.
X kuşağının tek sosyal medya aracı Facebook’tur. Ancak Y ve Z kuşakları insanları Facebook yanında başka sosyal ağları da kullanıyor.
Facebook’un kullanıcı sayısı 1.5 milyar, Instagram’ın ise 400 milyon. Instagram X kuşağına pek hitap etmiyor. Daha çok Y ve Z kuşaklarının ilgisini çekiyor.
X, Y ve Z Kuşakları Nedir?
Günümüz toplumlarını var eden insan topluluklarına kuşak denir. Kuşaklar belirli özellikler doğrultusunda farklılıklar gösterir bu da kuşaklar arası çatışmalara sebebiyet vermektedir. Kuşaklar arası farklılıklar her yüzyılda, her dönemde, her çağda belirgin olarak hissedilmektedir. Kuşaklar arası çatışmalar toplumda önemli problemlere dönüşürken, eski kuşakların yenileri anlamaya çalışması toplumun gidişatı açısından son derece önemlidir. Günümüzde kuşaklar (jenerasyon) keskin çizgilerle 3’e ayrılır. X, Y ve Z kuşakları.
X nesli, 1965–1979 arası doğanlara denir. Teknolojiye adapte olmakta ciddi sorunlar yaşayan, değişimi kabul etmekte zorlanan, kurallara uyumlu, belirli bir disiplin çerçevesi içerisinde yetişmiş, sabırlı ve otoriteye saygılı kuşak X kuşağı olarak adlandırılmaktadır.
· X kuşağının en yaşlısı 44, en genci 30 yaşındadır.
· X kuşağı toplumsal sorunlara duyarlıdır.
· X kuşağı iş konusunda deneyimlidir ve çalışmayı seven yapıları vardır.
· X kuşağı para kazanabilmek için çalışır. Onlar için iş yerindeki huzur, güvensizlik ve iş yükü önemli değilken alacakları para büyük önem arz etmektedir.
· X kuşağı teknolojiyi eğlence amaçlı değil işlerini halletmek için kullanır. Bilgisayarda işini halleden X kuşağı, işini hallettikten sonra bilgisayarını kapatır ve işi düşene kadar açmaz.
· X kuşağı kendi problerini kendi başına çözmekte ustadır. Diğer kuşakların kendi problemlerini çözmelerinde X kuşakları onların en büyük yardımcısıdır.
Y nesli, 1980–1999 arası doğanlardır. Y kuşağı hiyerarşi içerisinde çalışmayı sevmeyen, iş hayatına atılır atılmaz kendi işinin patronu olmayı isteyen ve para harcamak için çalışan kuşaktır. Teknolojiye bağımlı ve X kuşağıyla da tamamen kopuk olmayan Y kuşağı; X ve Z kuşakları arasında tam bir köprü konumundadır. Y kuşağının ara bulucu ve iki kuşağa da ılımlı bir yapısı olmakla birlikte Y kuşağı parayı amaç olarak değil araç olarak görmektedir. Y kuşağına göre eğlence ve huzur ön planda ve bunları elde edebilmek için para sadece bir araç konumundadır. Y nesli Z kuşağına göre daha olgun, X kuşağına göre daha heyecanlı bir nesildir.
· Y kuşağının en yaşlısı 29, en genci 10 yaşındadır.
· Y kuşağı hayata gözlerini çok kanallı televizyonlarla açmış ve internetle büyümüştür.
· Y kuşağı sanal görüşmenin yanında yüz yüze görüşme yapmayı da benimsemiş durumdadır.
· Y kuşağı sabırsız olduğundan çabuk iş değiştirir. Bu nedenle sadakatsizdirler.
· Y kuşağı özgüveni yüksek ve kararlı bir yapıya sahiptir.
· Y kuşağı para için çalışmak yerine yaşamak için çalışır. Onlara göre iş huzurunun yanında para ikinci plandadır. Bu konuda X kuşağından keskin bir çizgiyle ayrılmaktadırlar.
· Y kuşağı genel olarak sosyal medya, pazarlama, bilişim ve iletişim sektörlerinde çalışmayı tercih etmektedir.
· Y kuşağı, kendisini iş yaşamında ispat etmek için yaratıcı işler ortaya koymaya oldukça hevesli durumdadır. Bu da iş yaşamında rekabeti artırmaktadır.
· Y kuşağı eğitime önem verir. Şirket içi eğitimlere katılım oranları oldukça yüksektir.
· Y kuşağı yüksek otorite ve hiyerarşik yapılardan nefret eder. Bu nedenle kendi işlerinin patronu olabilmek için ellerinde proje, yatırımcı yatırımcı dolaşırlar. Girişimci bir ruha sahiptirler.
Gelelim Z kuşağına. Z kuşağı kimi uzmanlara göre milenyum kuşağı olarak adlandırılmaktadır. 2000 yılı yakınlarında doğan bu kuşak artık sokaklarda yakan top oynamaz. Z kuşağı teknolojinin direkt kucağında doğan, teknolojiyle yaşayan bir kuşaktır. Mahalle arkadaşlığının yok olmak üzere olduğu bu dönemde Z kuşağı internet aracılığı ile sosyalleşmeyi tercih eder. İnternet sitelerinde arkadaş edinen bu kuşak, sanal alemi etkin bir şekilde kullanmaktadır.
· Z kuşağının en büyüğü 17 yaşındadır.
· Z kuşağı teknolojiye en kolay adapte olan kuşaktır.
· Z kuşağının dikkat süresi kısa ancak aynı anda birden fazla işi yapabilme yetenekleri yüksektir.
· Günümüzün eğitim sistemi Z kuşağının ilgisini çekmemektedir. Z kuşağı için alternatif eğitim sistemi geliştirilmeli, teknolojik ortamlarda bu kuşağın ilgisi eğitime çekilmelidir.
· X kuşağı ile en çok çatışan kuşak Z kuşağıdır. Y kuşağı arabulucudur.
· Z kuşağı yaşadığı her anı sosyal medyada paylaşmaktan çekinmez.
· Z kuşağı kompleksiz bir kuşaktır. Söylemek istediklerini karşı tarafa direkt söylemeleri, kuşak çatışmalarını artırmaktadır.
· Z kuşağı yabancı dile en çok aşina olan kuşaktır. Yakın zamanda hepsi en az 2 dil bilerek yetişecektir.
· Z kuşağı yaratıcılığı en yüksek olan kuşaktır.
· Z kuşağı çabuk sıkılan, çabuk tüketen ve hızlı yaşayan bir kuşak olduğundan markaların bu kuşağa hitap edebilmesi için sürekli yenilikler yapmaya ihtiyacı vardır.
· Z kuşağı azimli ve hırslı bir yapıya sahip değildir. Bu nedenle uzmanlar gelecekte iş hayatında sık sık kriz dönemleri yaşanacağını belirtmektedir.
· Z kuşağında şirket, takım ve birliktelik gibi kavramlar olmadığından markaların ileride sıkıntı yaşayacağı şimdiden ortadadır.
· Uzmanlara göre zaman ve emek gerektiren meslek dalları zamanla önem kaybedecek ve hatta yok olacaktır.
· Z kuşağı rutin işleri yapmayı sevmeyen, kılık kıyafet açısından rahat ve disiplinden uzak yaşamayı seven bir kuşak olacağından ileride meslek dallarında çok büyük esneklikler olacaktır.
------------------------
İletişimin en önemli kuralı karşısındakini olduğu gibi kabul etmektir. Ne yazıkki hepimiz hem iş hayatında hem de aile yaşantımızda diğerlerini kendimiz gibi görüyor, onlarda aynı düşünce yapısını ve performansı bekliyoruz. Göremeyince de çatışmaya başlıyoruz. Bu çatışmanın en önemli nedenlerinden biri de kuşakları anlamamaktan ve kuşak çatışmasından kaynaklanır. Peki kuşak nedir? Kuşak kavramının sözlük anlamı ‘yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğudur. Sosyolojik tanımlar incelendiğinde, kuşaklar, belli tarihlerde doğmuş, sosyalleşme sürecinde ortak sosyal, politik, ekonomik vb. olaylardan etkilenmiş, koşullar gereği benzer sorumluluklar yüklenmiş oldukları için ortak değer, inanç, beklenti ve davranışlara sahip gruplar olarak açıklanabilir.
Kuşakları sadece doğdukları zaman dilimleri baz alınarak sınıflandırmak doğru olmaz. Aynı zamanda kuşakları oluşturan topluluğun düşünceleri, hissettikleri ve deneyimlerinin tanımlanması da, onları sınıflandırmak için kullanılmaktadır. Önemli olaylar, toplumsal eğilimler ve örgüt kültürleri ile şekillenen çalışma tarzları kuşak farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte her kuşak o işin doğru ve yanlışının ne olduğunu kendi eşsiz bakış açısı ile geliştirir ve ona göre doğru ve yanlışlarını oluşturmaktadır. Bu durum örgütlerde bir arada çalışan kuşakların kültür farklılıkları ve iletişim sorunlarının temelini oluşturmaktadır. Her bir kuşağın hayatı algılama biçimleri ve farklı iletişim tarzlarıyla mevcut yaşam ve çalışma alışkanlıklarının dışında davranış biçimleri gösteren kendine özgü özellikleri bulunmaktadır. Her kuşağın karakteristik özellikleri, değer yargıları ve tutumları, güçlü ve zayıf yönleri vardır. Bu kuşakları doğduğu yıllara göre tanımlarsak;, 1946-1964 arasına “Patlama Kuşağı”, 1965-1979 arasına “X Kuşağı”, 1980-1999 arasına “Y Kuşağı” ve 2000-2021 arasında doğanlara ise “Z Kuşağı” denilmektedir. Her bir kuşaktan kısaca bahsedip biraza daha iş hayatında daha fazla içimizde olan Y Kuşağına daha detaylı değineceğim.
1927-1945 yılları arasında doğan Sessiz Kuşağa ait kişilerin yüzde 95’i emekli olmuştur ve çok kısa zamanda gerek endüstri gerekse diğer alanlarda çalışanları kalmayacaktır. Bu kuşağın kültürel öğeleri içinde geniş aileler, yerel sosyal gruplar ve yoğun komşuluk ilişkileri yer almaktadır. Toplumun temel değerleri ise otoriteye saygı, sadakat, çok çalışma ve toplumsal değerlere adanmışlıktır. Yaşam felsefeleri yaşamak için çalışmaktır.
Başka bir yaşamak için çalışmak felsefesine sahip kuşak ise 1946-1964 yılları arasında doğan Patlama Kuşağıdır. İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonraki “nüfus patlaması” yıllarında doğan söz konusu 1 milyar bebekten ötürü “Baby Boomers” kuşağı olarak da isimlendirilmiştir. Bu dönemde dünyaya gelen bireyler Soğuk Savaş dönemi çocukları olarak adlandırılmaktadır. Dünyanın insan hakları hareketlerini, radyonun altın çağını, Türkiye’nin ise ihtilali ve çok partili dönem sancılarının yaşandığı yıllarda doğan kişilerin oluşturduğu kuşak olarak tanımlanabilir. Büyümenin, refahın, mal ve hizmetlere özlem duygusunun ağır bastığı bir kuşaktır. Bu nesil, “kuralcı” olarak tanımlanmaktadır. Sadakat duyguları yüksek, kanaatkâr ve aynı zamanda bir yerde uzun süre çalışabilen bir yapıya sahiptirler. Teknolojinin kimine yakın kimine göre ise uzak olduğu söylenebilir. Bu jenerasyon, çalışkan, idealist, kararlarında uyumlu bir yapıya sahiptir. Ayrıca bu jenerasyona atfedilen yetki duygusu, işkolik ve bencillik gibi bazı olumsuz özelliklere sahip olduğu ifade edilmektedir. Zor işe ve uzun saatler çalışmanın önemine inanan bu kuşak üyeleri uzun dönemli istihdam anlayışıyla çalışmaktadırlar. Kendi kendilerini motive edebilen ve takdir edilmekten hoşlanmayan bir yapıya sahip oldukları söylenebilir. Maaş öncelikli tercihleridir. Takım çalışmaları ve takım toplantılarına önem verirler. Hikaye anlatmayı severler, fonksiyonu ve faydası neler olduğunu sorarak satın alırlar, sen önemlisin ve sana ihtiyacım varı duymak onların en önemli motivasyonudur. TBMM’nin çoğunluğu bu kuşaktan oluşmakla birlikte şuan Türkiye nüfusunun %19’luk bir kısmını oluşturmaktadır.
Türkiye açısından ara kuşak anlamına gelen geçiş dönemi çocukları olarak da adlandırılan X Kuşağının geçiş dönemi olarak adlandırılmasının nedeni; sözkonusu yıllarda dünyanın önemli değişim ve dönüşümler yaşamaya başlamasından kaynaklanmaktadır. Sözkonusu dönemde yaşam şartlarında görülen olumlu gelişmeler, bireylerin davranışları üzerinde de etki yaratmış, bireylerin parasal konular dışında, sosyal yaşamla ilgili unsurlara önem vermelerini beraberinde getirmiştir. Değişen dünyanın dinamiklerinin acımasızca yüzlerine çarptığı, olabildiğince kanaatkar, toplumcu, sadık ve iadealist bir kuşak. İş hayatı açısından bakıldığında işyerlerine bağlı, kabul edilebilirlikleri yüksek ve aynı işte yıllar boyu çalışabilecek olmaları bu kuşağı oluşturan insanların benzer özellikleri arasında sayılmaktadır. Ancak sadakat duyguları daha iyi kariyer imkanları bulduğunda değişkenlik gösterebilir. Toplumsal sorunlara karşı duyarlı, iş motivasyonları yüksek otoriteye saygılıdırlar. X kuşağı insanları kendi sorunlarını kendileri çözmeye alışmıştır ve bu nedenle de kendilerine güvenleri ve iş yapabilirlikleri daha yüksektir. Hiyerarşiye sıkı sıkıya bağlı, otoritenin önemine inanan, değişimden hoşlanmayan önceki neslin aksine X’ler bağımsızlıkları ile tanınıyor. Paraya fazla odaklanmış bu kuşakta bireycilik ve rekabetçilik biraz daha önem kazanmıştır. Sen satmıyorsun ben alıyoruma önem veren bir satınalım şekli vardır. İşe bakışları ise “Yaşamak İçin Çalışan” Bir Kuşaktır.İş dünyasında yer elde edebilmek için mücadele veren kadınların çocukları olan X’ler, “cinsiyet eşitliği” ile ilk tanışan nesil oldu. Bu jenerasyonun erkek temsilcileri babalarından farklı olarak aile hayatı ve çocuk bakımında daha fazla görev üstlendi. Bu kuşak Türkiye nüfusunun yüzde 22,21′ini teşkil ediyor.
Diğer kuşaklardan, yetiştikleri dönemin olumlu şartlar taşıması sebebiyle ayrılan Y Kuşağı, teknolojik imkanlar olarak da gelişme gösteren bir dünyada yetişmişlerdir. Türkiye’de 1980 sonrası olarak ifade edilen Y kuşağı, PC’nin ve GSM teknolojilerinin doğduğu, teknoloji dostu, bireysel, rahat ve küreselleşmeye başlayan dünyanın çocuklarıdır. Yaşam şartlarında meydana gelen değişim ve dönüşümler, Y kuşağının diğer kuşaklardan farklı beklentilere, ümitlere ve tercihlere sahip olmalarını beraberinde getirmiştir. Mevcut çalışma alışkanlıklarının dışında davranış biçimleri gösteren bu kuşak bir yönüyle organizasyonlara farklı değerler katarken bir yandan da eleştirilen, kuşkuyla bakılan bir kuşak olarak göze çarpıyor. 2025’te Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki işgücünün yüzde 60’a yakınının Y kuşağından olması öngörülmektedir. Günümüzde Y kuşağının eğlence, gezme, yaşama, yeni şeyler deneme, başarı, para, alışveriş, ne istediğini bilme, yoğun çalışma, hayallerinin peşinden koşma, sorgulama ve sevdiklerine zaman ayırma unsurlarına önem verdikleri dikkat çekmektedir. Narsist, bireyci ve girişimcilerdir. Teknoloji hayatlarında pek çok şeyin simgesi olup otoriteye saldırgan davranan bir kuşaktır. Özgür olmayı seviyorlar; sık iş değiştiriyorlar bu nedenle aidiyetleri zayıf, kendilerinin değil, yeteneklerinin yönetilmesinden hoşlanıyorlar. Kendi gibi insanların çalıştığı veya satın aldığı şeyler onlar için önemlidir.
İş ve yaşam dengesini kurarak çalışmak onlar için önemli olan konulardır. Kısa sürede yetki ve sorumluluk alıp, terfi etmek istiyorlar. Yöneticisinden veya ailesinden haddini bildirim değil, geri bildirim almak istiyorlar bunu da olumlu da olsa, olumsuz da olsa geri bildirimi herkesin önünde değil birebir almak istiyorlar. Mevkiye daha az, yeteneğe ve başarıya daha fazla saygı gösteriyorlar, Y Kuşağı için tecrübenizin ve mevkinizin ne olduğu çok önemli değildir. Mevki ve ünvan, yaş gibi şeyler gençleri pek etkilemiyor.Kendisine değer verildiğini hissettiği bir kurumda çalışmayı daha fazla ücret alacağı bir işe tercih edebiliyorlar. Çalıştığı şirkette kişisel gelişimine yapılacak yatırımı ve gelişim fırsatlarını alacağı ücretten daha fazla önemsiyorlar. Y Kuşağı’nın işe dair en büyük kaygısı takdir edilmemek. Y Kuşağının yöneticiden beklentisi kendisini geliştirmesi. En az o kadar önemli bir diğer özellik de yaratıcı ve yenilikçi fikirlere açık olması. Y Kuşağı’nın ideal yönetici profili “emeği takdir eden, yol gösteren” insan olarak ortaya çıkıyor. Yöneticinin eğlenceli olması gençlerin pek umurunda değil.
Y Kuşağının en belirgin özellikleri 7×24 online yaşamaları olan, sosyal medyayı her anlamda çok etkin bir şekilde kullanan bu kuşağın temsilcileri, işverenlerinden de beklentileri bu yönde. Teknolojiyi yakından takip eden, internet üzerinden alışveriş yapan, aynı anda birden fazla işi yapabilen, farklı kaynak ve araçlardan eş zamanlı gelen bilgileri kolaylıkla kavrayabilen, özgürlüğüne düşkün, öğrenmeye istekli, ailesine değer veren, ilişki odaklı, sosyal bilince sahip, işbirlikçi ve sabırsız bir kuşak. İyi bir işveren markasına sahip bir işte çalışmak onun için önemli bir göstergedir.
Özetlersem Y Kuşağının iş ortamından beklentileri; Gelişebileceği bir pozisyon, ne iş yapacağının ve rollerinin açık ve net olmasını, fikirlerinin ve önerilerinin dinlenmesini, tanınmayı ve takdir edilmeyi, şirkete sağladığı katkının görülmesini, kariyer basamaklarını hızlıca tırmanmayı, açık ve ölçülebilir strateji ve hedeflerin olmasını, üstün performans gösterdiğinde fark edilmeyi, düzenli geribildirim almayı ve takım çalışmalarına destek olunmasını bekliyor. Aidiyeti düşük olan ve ortalama çalışma kıdemi 2.5 yıllarda gezen bu kuşağın şirkete olan bağlılığını arttırabilmek için, şirketlerde performans odaklı kültür kurulmalı, yeteneklerine odaklanılmalı, beklentilerini açığa kavuşturmalı bunun içinde sürekli yakın iletişim içinde olunmalı, ilgilenilmeli ve sahip oldukları potansiyeli fark etmelerini sağlamalıdır.
Son olarak bahsedeceğim kuşak ise 2000-2021 yılları için tanımlanan Z Kuşağı. Z kuşağının pek çok özelliği GSM tabanlı bir kuşak olacağına işaret etmektedir. Z kuşağı, dünya zevklerine düşkün, teknolojiyi hızlı şekilde kavrayan, işlerini kısa sürede ve titiz biçimde yerine getiren davranış özellikleriyle dikkat çekmektedir. Teknolojiyi ileri derecede kullanan Z kuşağı, taşınabilen, hep yanlarında olan küçük aygıtları, bilgisayar, tabletler, MP4 çalar, i-Pod’lar ve cep telefonları ile büyümektedir. Tam teknoloji çağı çocukları olan Z Kuşağına Digital yerlilerde diyebiliriz. İnsanlık tarihinin el, göz, kulak vb. motor becerileri senkronizasyonu en yüksek nesli. Yaratıcılığa izin veren aktivitelerden hoşlanıyorlar. Sonuç odaklılar. Çok diplomalı, uzman ve buluşçu olacaklar. Tatminsiz, kararsız ve doğuştan tüketiciler. Yalnız yaşamayı tercih ediyorlar. Adaleti, barış iklimini önemsiyorlar. Benzeşmek istiyorlar, farklılaşmak değil. Sorgusuz yaşayacaklar onların iş döneminde her şey sistemler tarafından yapılıyor, yapay zeka tarafında karar veriliyor olacak. Bu kuşağın spiritual ruhu yönetilmeli. Hayat standartlarında meydana gelen değişim ve dönüşümler Z kuşağı bireylerinin diğer kuşaklara nazaran apayrı bir dünyada yetişmelerini beraberinde getirmiş, özellikle teknolojide meydana gelen ilerlemeler sözkonusu kuşağın bireysel özelliklerinin diğer kuşaklardan ayrılmasına neden olmuştur. Bu kuşağın tarih boyunca en fazla eğitim almış kuşak olacağı tahmin ediliyor. Yaşlı, zengin ebeveynler ve az sayıda kardeşe sahip olacak bu kuşak için şimdiden materyalist olacakları yönünde tahminler yürütülüyor.
Özetle toplumların sahip olduğu kültürel yapı zaman içerisinde ekonomik, politik, sosyal ve teknolojik faktörlerden dolayı değişime uğramaktadır. Yetişkin kuşakların zaman içerisinde değişime uğrayan kültürel yapının unsurlarını yeni kuşaklar kadar kabul etmede istekli davranmamaları, kuşakların birbirlerini anlayamamalarını, görüş, düşünce ve kanaatlerinde birtakım farklılıkların oluşmasını beraberinde getirmektedir. Bunun da ötesinde her kuşağın içerisinde bulunduğu dönemin şartlarına göre farklı olanaklara sahip olması, zaman içerisinde bireylerin farklı olanaklarla yetişmesini beraberinde getirmiştir. Tüm bu düşünceler Türkiye koşullarında analiz edildiğinde sessiz kuşak çalışanlarının savaş yıllarını gördüğünü, Baby Boomers(Patlama) kuşağının ikinci dünya savaşından hemen sonra dünyaya geldiğini göstermektedir. Yapılan analizlerde sessiz kuşak ve Baby Boomers kuşağı diğer kuşaklara nazaran her yönden daha olumsuz şartlarda yetişmiş oldukları dikkat çekmektedir. Baby Boomers kuşağından sonra dünyaya gelen X kuşağı döneminde eğitim, sağlık ve teknoloji olanaklarında iyileşmelerin olduğu görülmektedir. X kuşağının teknoloji ile geç tanışmaları, onların teknolojiyi bünyelerine katmada engel teşkil etmemiştir. Y kuşağı ise her yönden gelişme gösteren bir dünyanın daha rahat şartlarında dünyaya gelmişler, teknoloji dostu, bireysel, rahat ve küreselleşmeye başlayan dünyanın çocukları olarak adlandırılmışlardır. Y kuşağı akabinde dünyaya gelen Z kuşakları ise dijital kuşaklar olarak adlandırılmışlar, teknoloji dostu olmalarının ötesinde, teknolojik, bireysel, zor beğenen, küresel dünya vatandaşları olmaları yönüyle dikkat çekmektedirler. Toplumsal yapılardaki hızlı veya yavaş olarak kendisini hissettiren sözkonusu değişimler, farklı kuşak türlerinin oluşmasını sağlamakta, farklı kuşakların bir şirket bünyesinde çalışmaya başlamalarıyla, yeni perspektiflerden bakış açılarının gündeme gelmesini sağlamaktadır. Çoğu zaman da kuşakların sahip olduğu farklı değer yargıları birbirleriyle iletişim kuramamayı ve birbirlerini anlayamamalarını gündeme getirmektedir.
Ancak gerçek olanda şirketlerde sadece Y kuşağı çalışanlar yok, X kuşağı ve yarın Z kuşağı da olacak. Yarın, değişebilecek şekilde uygulamalar yapmak, hatta ileride kişiye özel uygulamalar geliştirmek bile gerekebilir. Yani bütün şirketi bir kuşağa yönelik olarak değişime tabi tutmak pek akıllıca olmayacak gibi görünüyor. Y kuşağı ya da yeni kuşaklar bunu istiyor. Dünyadaki değişimi görmek önemli, eski kuşakları değişmez diye nitelemek de çok yanlış. Bu kuşak savaşlarını başlatıyor ve kaos oluşuyor. Amaç ve aracı karıştırmamak gerekiyor. Amaç: Çalışanların daha başarılı olmasını sağlamak. Araç: Kuşaklara özgü uygulamalar.
Çözüm için ise Yöneticilerin her kuşağa farklı özelliklerinin, birbirlerine göre olumlu veya olumsuz taraflarının olduğunu bilerek yaklaşması, tüm çalışanların motivasyonunu olumlu etkileyecek ve verimliliklerini yükseltecektir. Yöneticilerin kuşak farklılıklarını tanıması, iletişim becerilerine önem vermesi ve işlerin yapılış süreçlerine tüm çalışanları dahil etmesi, kuşakların birbirleriyle çalışmanın yolunu öğrenmelerini sağlayacaktır. Her kuşağın işlerin yapılış süreçlerinde tercih ettiği yöntemlere izin verilmesi, şirketlerde uyumlu çalışmanın ve esnek davranışların geliştirilmesi, kuşak çeşitliliklerinin şirkete daha faydalı, yaratıcı ve yenilikçi olmasıyla sonuçlanacaktır. Yeni kuşakları iyi yönetmek, onların önem verdiği; maaş, iş esnekliği ve sorumluluklar konusunda ciddi beklentilerini karşılamakla mümkündür. Şirketlerde görev yapan her kuşağın farklı değer yargılarına sahip olduğu göz önünde bulundurulmalı, sözkonusu farklılıkların koç’luk sistemleriyle etkili bir şekilde yönetilmesi sağlanmalıdır. Unutulmamalı “Ne kadar çok kuşak varsa o kadar zenginiz. Hepsine ihtiyacımız var.”
SİZCE BU CÜMLE HANGİ KUŞAK İÇİN SÖYLENMİŞ OLABİLİR?
“Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar…”
Bu cümle, 2361 yıl önce M.Ö. 350 yılında Aristotales tarafından söylenmiş. Yani o zamandan bu zamana değişen bir şey yok…
-----------------
Editör Karoglan Raşit Tunca nın bu konuya yorumu
W, X, XY, Y, Z Vanelen kuşakları
W = Weibil Dişil Toplum
X = man Manlich Erkek Toplum
XY = Manlich und Weiblich Dişil ve Erkek Ortak Toplum
Y = çift cinsiyetli Toplum, Y zülfikar çift cinsiyetli ler vakti çatal zülfikar yani iki penisli yada, hem penisi olan hem vaginasi olanlar, yada çift vaginali, yada çift anüslü, ve intizar ve ye bülent rüzgar benzerleri o çagda çoktan bitti fatih yürekler vaktiyidi o furya o da geçti
Z = Dualite Toplumu, Double peneration zeki çocuklar çağı evvel ahir, rahman rahim, aci tatlı, soğuk sıcak, Raşidi tarikati tesbihdeki double penerations sebebi ve hikmeti Z vanelen çağı
ve sonunda SADNEES
cinsiyetsiz kalan insanlık, ve alfabenin sonu ve isa nın çarmihda kesilen ...... ve kendi sonunu kendi yaratan insanoğlu ve son doygun insan ve meleklik, ve o uzaydan geldiği varsayılan ve, düşen araçda bulunan insana benzemyen cinsiyetzsiz varlıklar, aslında onlarda bizlerin gelecekdeki hali sadece, oda insan amma, insalıkdan çıkmış ve yüzüklerin efendisi "KIYMETLiMiZ efendimiz" o çıplak ve hırslarına esir olmuş varlıklar ve kıyamet.
|
|
|
|