Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen “subliminal” mesajlar
Yazar: RasitTunca - 06-13-2019, 02:14 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



ŞUUR ALTINA YÖNELİK MESAJLAR:

Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen mesajlar “subliminal” gizli mesajlar ,Kişinin şuuraltına ‘’subliminal’’ mesaj gönderme,mistik gizemler

Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen mesajlara “subliminal” adı verilir. Genel olarak “şuuraltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edebiliriz. Kişinin şuuraltına ‘’subliminal’’ mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor.

Bunlardan en çok kullanılanları :
1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yolları.
2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla şuur-altına itilen 25. kareler.

3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.

Bu yöntem, bir ürünün reklâmını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir yelpâzede kullanılmaktadır. Görsel ve işitsel olarak (şuurlu) algılananlar değil ; şuuraltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur.

Bunlardan en çok kullanılan Dijital ses dosyalarına gizlenen ses mesajlardır. Üzerinde oynanabilirliği ve işlenilmesi ve yayılması daha kolay olduğundan MP3 dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır diyebiliriz. Peki sistem nasıl işliyor?

İnsan kulağı sâdece belirli frekans aralıklarındaki sesleri duyabilir. Eğer siz bir müzik parçasını rahatça duyabiliyorsanız, bu sizin duyabileceğiniz frekans aralığında olduğunu gösterir. İnsan beyninin algısı ise, bundan daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir. Dikkat ediniz : “duyabilecek” demiyoruz, algılayabilecek diyoruz.

Yani, kulağımız ancak belirli bir frekans aralığındaki sesleri duyabilir. Fakat beynimiz bu aralığın çok daha ötesindeki sesleri algılar, hisseder.

Şuuraltı ve şuuraltının özelliklerini anlattığımız zaman, ne demek istediğimizi çok daha iyi anlayacaksınız. Ancak şimdi öncelikli olarak bu “subliminal mesajlar”ın neler olduğunu ve nasıl işlendiğini sizlere göstermemiz gerekiyor.

8-12 hertz dalga boyundaki Subliminal mesaj içeren bir MP3′ü kulağınızla dinlersiniz, ancak içindeki gizli-mesajı beyniniz dinler. Bu esnâda kulağınız hiçbir şey duymaz. İnternette ve paylaşım programlarında şuuraltı mesajları içeren MP3 dosyaları bulunmaktadır. Hatta bu gizli mesajları frekans aralıklarına göre analiz ederek ortaya çıkartan yazılımlar dahi vardır.

Mesela, en korkunç uygulamalardan sadece biri: “Amerika, Irak’ı işgal etmeden önce bir yıl boyunca (daha fazla da olabilir) Irak radyolarında Kur’an yayınının altından, çok düşük bir frekansta, kulakla duyulmayan, ancak dimağla algılanarak Iraklıların şuur-altına gönderilen: “Direnmeniz faydasız” gibi mesajlar verilmiş ve bir ülke işte bu şekilde şuuraltı mesajlar ile işgâle hazır edilmiştir.

25inci KARE

Kişinin şuur-altına subliminal mesaj göndermenin birçok yolu olduğunu söylemiştik. İşte bunlardan bir diğeri de 25inci Kare tekniğidir. Peki nedir bu 25inci Kare?

Gördüğümüz bir ânlık görüntü : 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika, sâniye olarak bir diziliş vardır. Sâniyeden sonra kare gelir ve bir sâniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de "control-track" denilen aralık vardır. İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25inci kare oluşturulur ve bu son kare olan 25inci kare ânlıktır. Yani görüntü sâniyede 1/24 olacakken, bu 1/25'e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve ânında kaybolur. Genellikle görünmez, daha doğrusu görülür ama şuuraltında kalır.

25 karenin temel mantığı da mesajı şuur-altına göndermek olduğu için, artık dünya sinema sanâyi’nde bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Yani sizler evlerinizde rahat koltuklarınıza oturup herhangi bir televizyon kanalındaki herhangi bir dizi/ film ya da bir belgeseli seyrederken aynı zamanda 25 karelerle şuur-altınıza gönderilen mesajlara/ telkinlere/ saldırılara ma’ruz kalabiliyorsunuz.

Göz bunları görmüyor ama sâniyenin 3 binde biri gibi bir zaman aralığında bu görüntü şuuraltına ulaşıyor. Bu gizli mesajlar sâyesinde, o reklâmı, diziyi, filmi ya da herhangi bir resmi hazırlayan kişi/ yapımcı/ yönetmen kendi hedefine, niyetine ve ideolojisine göre vermek istediği mesajı “25inci Kare”lerle şuuraltına göndermiş oluyor.

PEKİ, GÖREMEDİĞİMİZ HALDE NASIL ETKİLENİYORUZ BU 25inci KARELERDEN?

Bu adamlar zaten açıktan açığa bu işi yapıyorlar. Filmlerle, reklamlarla her türlü mesajı veriyorlar. Buna rağmen niçin böyle gizli bir kare uyguluyorlar?

Cevâbı çok basit : Çünkü, gördüğümüz zaman bu kadar etkili olmuyor. Çünkü, kişi, şuurlu bir tercih ile gördüklerini veya duyduklarını ya red ediyor ya da kabul ediyor. Çünkü baştan önüne seçenek olarak getirilmiş oluyor.

Fakat bu, öyle bir şey ki insan onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyor, yani bizlerin algı frekanslarımızın tamamen altında veya üstünde yer alıyor. Böyle bir şeyi kabul yahut red etme gibi bir imkânımız var mı? Elbette hayır.

İşte 25. karenin ve subliminal reklamların temel mantığı budur! Hedefteki kitlenin şuurlu tercih hakkını gasbederek, onları gizlice zehirlemek!

Bu işi yapanlar insanı ve insanın yaratılışını çok iyi biliyorlar. 1900’lü yıllara kadar uzanan bir geçmişi var bu tür çalışmaların. Psikolog ve psikanilistlerin insanla ilgili uyguladıkları, gözlemledikleri ve deneylerle ortaya koydukları bilgi ve bulgulardan yola çıkarak “İnsanı nasıl etkileyebiliriz” sorusuna cevap aradılar. İlk başta ticarî hedefler ve büyük şirketlerin mallarını halka pazarlamanın bir yolu olarak gördüler bu şuur-altı telkinleri. Daha sonra ise bu taktiği öğrenen her kişi ve her yapımcı kendi niyet, inanç ve ideolojisine göre vermek istediği mesajları bu yolla insanlara zerk etmeye başladılar.

25inci KARE NE ZAMAN ve NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?


Şuuraltının bütün görüntü, ses ve resimleri kaydetme özelliği 1900’lü yıllardan beri insanları yönlendirmek için kullanılmaktadır.

1900’lü yıllarda Knight Dunlap adında Amerikalı bir psikoloji profesörü ilizyon gösterisi yaparken şuur gücüyle algıalanmayan “hissedilemez gölgeler” kullanarak aynı uzunluktaki 2 çizgiyi seyircilerin farklı ölçülerde algılamasını sağlamıştı.

İşte buradan hareketle şuur-altını hedef alarak mesaj göndermeyi hedefleyen ve adına “Subliminal Mesajlar” denen bu tür reklamlar ilk kez 1950'li yıllarda Amerika'da ortaya çıktı.

James Vicary adlı reklamcılık uzmanı, sinema salonlarında yaptığı bir deney sonucu patlamış mısır ve kola satışlarının arttığını iddia etti. Bu deneyde film perdede oynarken, sâliselik görüntüler hâlinde gözle görülemeyen gizli kareler ve gizli mesajlarda : “patlamış mısır ye” ve “Kola iç” sloganları çıkıyordu. Seyirci bu sloganları şuurla algılayamadığı hâlde, şuuraltına hitap eden bu sloganlar neticesinde Kola satışlarının yüzde **.1, patlamış mısır satışlarının ise yüzde 57.7 arttığı görüldü.

Bu şekilde, şuur-altına yönelmenin reklamın etkinliğini artırmada daha işlevsel olduğu görülmüştür. İşte o gün bugündür uygulanan 25inci kareler sâdece bir insanı ya da bir topluluğu değil ; bütün insanlığı tehdit ede-gelmektedir.

Bir grup psikolog ve yazar bu konunun gündeme geldiği ilk yıllarda bu yöntemin uydurma ve efsâne olduğunu ve insanları etkilemeyeceğini söylediler. Ancak, beyin dalgalarını ölçen teknolojilerin gelişmesi ile gizli-mesaj içeren reklama beynin daha farklı ve fazla tepki verdiği gözlemlendikten sonra, bu yöntemin etkisi ispatlanmış oldu.

İşin en ilginç tarafı ise bu konuyu gündeme taşıyan, kitap, tez ve âile eğitim seminerlerinin yok denecek kadar az olmasıdır. Yıllardır uygulanan böyle ciddî ve hayatî bir konunun nasıl olup da bütün bir insanlık tarafından henüz bu şekilde yeni-yeni öğreniliyor olması düşündürücü olsa gerek.

Televizyon karşısında uyuyan/ uyutulan bir çağda yaşıyoruz!
Uyan ey toplum ve uyandırın uyuyan ruhları! Şuur-altımızı başkaları değil ; biz yönetelim!

ASIL HEDEF ÇOÇUKLAR

Subliminal teknolojisi maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklam panolarında, filmlerde yasal olmayan bir şekilde kullanılıyor. Çocuklara sevgiyi kardeşliği öğütleyen masum zannettiğimiz çizgi filmlerin arasına ****ografik resimler, şiddet unsuru içeren görüntüler bu teknolojiyle saklanıyor. Çocuğumuz fark etmeden o görüntüleri beynine konuk ediyor ve şahsiyetinin oluştuğu o en ciddî yaş dilimde (sıfır-yedi yaş arası) bu görüntüler içeride şuur-altında hapsoluyor. Artık siz siz olun her gördüğünüz ve duyduğunuza çok dikkat edin.

Özellikle Disney, yaptığı çizgi filmlerde ******lik temasını yıllardır çocuklarımızın şuur-altına kazımıştır.

“BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLÂM UYGULANMAKTADIR”

Sizler, televizyonlarınızın karşısında uyumaya devam eden ruhlar, koltuğunuza oturup en sevdiğiniz dizi ya da filmleriniz yayına başlarken : “BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLÂM UYGULANMAKTADIR” uyarısını görmediğinizi söyleyebilir misiniz?

Peki ne demek “Sanal Reklam?”
Sanayi Bakanlığına göre sanal reklamın tarifi aşağıdaki gibi :
"Sanal reklam"; hukûken kullanımı meşru görüntülerin, canlı veya banttan bilgisayar marifeti ile manipülasyonu ve söz konusu görüntülerde yer alan muhtelif unsurları reklam amacı ile, halihazırda kullanılan veya ileride geliştirilecek teknolojiler vasıtasıyla oyun sahası ve çevresi üzerine düşürülen tüm görüntüleridir.”

Televizyonda izlediğimiz pek çok dizide ya da filmde ya marka yerleştirme ya da sanal reklam uygulamaları ile karşılaşıyoruz. Bir dönem gişe rekorları kıran “Kurtlar Vadisi Irak” filmini hatırlayın. Film başlarken “Bu filmde sanal reklam uygulaması yapılmaktadır” uyarısı vardı. Ekranda bir ovada yol alan otomobili izlerken birden bir mimarlık firmasının reklam tabelası ve bir apartman beliriveriyor. Kerpiç evlerin üstüne getirilmek istenmiş ama başarılı olunamadığı için ortalık yerde duran uydu antenleri reklamları ve uyarı tabelalarının altında beliriveren markalar…

O halde en can alıcı soru şu : Niçin sanal reklam?
Çünkü, şuur-altına telkin göndermenin en iyi yolu da ondan.

25. karenin uygulandığı bir film :
DÖĞÜŞ KLÜBÜ / The Fight Club

Niçin bu film?
Bir kere adına bakarak bunun bir dövüş filmi olduğunu zannetmeyin.

“Gün gelir sâhip olduklarınız, size sâhip olmaya başlar!” sloganı ile Modern insanın tüketim merkezli hayat tarzını sorgulayan ve aynı zamanda şizofren (çift-kişilikli) bir şahsiyeti anlatan bir filmdir döğüş klübü.

Edward Norton ve Brad Pitt’in başrollerini paylaştığı ve David Fincher’in yönettiği bu film, 2000 yılında Empire Ödülü (İngiltere), 2001’de En iyi DVD, en iyi DVD anlatımı, en iyi DVD özel içerikleri ödülünü almış ve 2005 yılında Total Film magazin ödüllerinde (UK) “Dünyanın bu güne kadar gelmiş geçmiş en iyi film ödülü”ne lâyık görülmüştür.

Gerçekten çok etkileyici bir filmdir. Moderniteye karşı çıkarak :

“Gün gelir sâhip olduklarınız, size sâhip olmaya başlar”
“Her şeyi kontrol etmeyi bırak ve rahat ol…”
“Nefret ettiğiniz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyorsunuz.”
“Seyrettiğiniz reklâmlar yüzünden araba ve kıyafet değiştiriyorsunuz.”
“Sizler paranız kadar iyisiniz.”
“Siz işiniz değilsiniz…”
“Bindiğiniz araba değilsiniz.”
“Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz” diyordu.

Şimdi, “Dünyanın bu güne kadar gelmiş geçmiş en iyi film ödülü”ne lâyık görülen bu filmdeki 25inci kareleri yakalayabilmek ve filmdeki her sâniyeyi kare-kare izleyebilmek için önce :

1. Filmi bilgisayarınıza kaydedin.
2. Media player ile izlerken film sahnelerini 1/16 “Slov / yavaş” izleme modunda.
3. “klcodec” ile izlerken alttaki ok işaretlerinden “Decrease Speed”e üç kez tıklayıp filmi en yavaş haline getirmeniz gerekmektedir. Böylece her sâniyeyi yaklaşık 5 saniyede izleyecek ve her kareyi tek-tek yakalayabileceksiniz.

SONUÇ:
1. Araştırmalarımızın sonucunda filmin yönetmeninin cinsî sapık (***omaniac) olduğunu öğrendik.
2. Filmin (bizim yakalayabildiğimiz) 26 farklı yerinde 25inci kareler kullanılmış.
3. 25inci Kare tekniği ile elinde sigara olan Brat Pitt resmi filmin çeşitli yerlerine yerleştirilmiştir.
4. Yönetmen filmin 2 farklı yerinde 25inci kare tekniği ile erkek ****** organını yerleştirmiş.
5. Yine filmin 2 yerinde Çocuk ****osu şuur-altına yerleştirilmiş.
6. Unutmayın 25. karelerin yer aldığı her film gibi bu filmde de normal seyrinde görülmesi gerekenlerin dışında hiçbir şey görülmüyor. Aslında çok şey görülüyor ancak hiç kimse ne gördüğünü bilmiyor.

7. Uyanmayanlar ve hâlâ 25. karenin varlığına ihtimal vermeyenler, denesin ve görsün diye filmdeki en can alıcı karelerin sadece bir kısmının dakika ve saniyelerini aşağıya sırasıyla yazıyoruz. İsteyen filmdeki tespit ettiğimiz bu dakika ve saniyelerde filmi durdurup kare-kare izleyebilir.

06:02= elinde sigara olan Brat Pitt resmi,

31:07 = ****** öğeler erkek ****** organı,

31:14 = ****** öğeler,

46:41 =****** öğeler,

49:09 = ****** öğeler,

50:42 ile 50:52 = çocuk ****osu mesajları…

02:10:39= Film bitiyor binalar yıkılıyor ve yine erkek ****** organı filmin finali olarak 25. karede yer alıyor.

Filmin en tuhaf gelen bölümü ise Tayler’in işi sabun imalatçılığı olmasına rağmen, 30uncu dakikadan itibaren, Tayler’i anlatırken onun bir sinema yapımcısı olduğunu anlatmasıdır. (Filmin sadece bu 2 dakikalık bölümünde Tayler bir sinema yapımcısıdır)

Şu ifadeler 30uncu dakikadan sonra aynen filmde geçmektedir :

“Sinema filmleri tek bir makarada olmaz ; birkaç makarada olur ve bir kare bittiğinde diğer makaraya geçerken birisinin düğmeye basması gerekir. O an geldiği zaman projektörleri değiştirir ve film devam ettiği için kimse bir şey anlamaz. Çünkü bu iş beraberinde bir çok ilginç olanak da sunuyor. Bütün aile filmlerini kare kare görmüştür. Yani izleyici cesur köpek ile ünlü bir şahsiyeti aynı perdede izlerken neler gördüğünü bilmez.
KİMSE GÖRDÜĞÜNÜ BİLMİYOR AMA GÖRÜYOR” der ve sorar: “ACABA KAÇINIZ ONU İŞ BAŞINDA YAKALAYA BİLİRSİNİZ?”

DİKKAT : Adamlar yaptıkları işi aynı filmde anlatıyorlar!

REKLAMLARLA ŞUURU ÇALINAN İNSANLAR

İnsan beyninde şuur-altının tepki verdiği iki mühim olay var : “doğum” ve “ölüm”. Şuur-altımız bu 2 vak’aya çok daha fazla tepki veriyor. Bu 2 mesaja daha duyarlı.

“***” (******lik) mesajı doğum arketipinde, “kill” (öldürmek) mesajı da ölüm arketipinde karşılanıyor. Bu semboller verilmek istenen mesajın içine yerleştirildiğinde şuur-altı bunları öncelikli algılar olarak saklayabiliyor ve sıra kullanıma geldiğinde bu öncelikli depolanan veriler, davranış ve hareketlerimize yön çiziyor.

ŞUUR-ALTI MESAJLAR YASAK DEĞİL Mİ?

Şuur-altı reklamlarının etkisinin ispatlanmasının ardından bir yandan bu yöntemin kullanımı arttı ve diğer yandan da bu gibi yöntemlerin kullanılmasını önlemeye yönelik yasalar çıkartıldı. Ülkemizde RTÜK şuur-altı reklamı : “Teknik cihazlar vasıtasıyla televizyon yayınlarında çok kısa süreli görüntüler kullanarak, izleyicilerin ancak bilinçaltıyla algılayabilecekleri ürün veya hizmetlerin tanıtılmasına ilişkin mesajlar içeren reklamlar” olarak tanımlamıştır.

Yasalarımız tüketicinin korunması bakımından, gizli reklam ve şuur-altı reklamı da yasaklamıştır. 3984 sayılı yasanın 20. maddesi: "Reklamların, program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırdedilebilecek ve görsel ve işitsel bakımdan ayrılığı fark edecek biçimde düzenlenmesini, şuur-altı ile algılanan reklamlara izin verilmemesini" hükme bağlamıştır.

Radyo ve Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve Usulleri İle Reklam Gelirleri Üst Kurul Paylarının Ödenmesi Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesine göre de: "Yayınlarda gizli reklam yapılamaz. Programlarda açıkça reklam olduğu belirtilmedikçe ürün veya hizmetler reklam amacını taşıyan şekilde sunulamaz. Çok kısa sürelerle imaj veren, elektronik aygıt veya başka bir araç kullanılarak veya yapılarının ne olduğu konusunu izleyenlerin fark edemeyecekleri veya bilemeyecekleri bir biçime sokarak, bilinçaltıyla algılanmasını sağlayan reklamların yayınlanması yasaktır."

1964`te İngiltere, 1974`te ABD olmak üzere dünyadaki 55 ülke insanlarını bu tekniklere karşı korumaya almıştır. Rusyanın Ekatirinburg şehrinde yayın yapan ATN Televizyonun “Otur ve ATN izle” şeklinde bir gizli mesaj verdiği tespit edilmiş ve 2 ay yayın lisansının iptal edilmesine neden olmuştur.

Neticede, Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde şuur-altı reklam yasaklanmıştır ama bütün reklamları, dizi, film ve belgeselleri şuur-altı mesaj içerip içermediği noktasında denetleyecek bir yapı kurulamamıştır.

ŞUUR-ALTI VE GENEL ÖZELLİKLERİ

Günlük hayatımızda yaşadığımız bazı sorunların şuur-altımızdan kaynaklandığını hep söyleriz ama acaba kaçımız şuur-altımızın gücünün ve öneminin farkındayız?

Şuur-altı çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavramdır. Bu kavram şuurumuzun farkında olmadığı ama davranışlarımızın yönlendirilmesinde önemli rol oynayan bir yapıyı belirtiyor. Şuuraltı, alt benlik, şuur-dışı olarak da adlandırılan şuur-altı kişiliğimizin farkında olmadığımız, kontrolümüz dışındaki parçasını temsil etmektedir. Diğer bir deyişle bu, buzdağının görünmeyen kısmıdır.

Otomatik bir pilot gibi bütün tecrübelerimizi depolar. Bir hâfıza deposudur. Tecrübelerinizi hâtıralar şeklinde depolar. Şuur-altı heyecanlarımızı, sezgilerimizi, alışkanlıklarımızı ve güdülerimizi depoladığı gibi, bunların faaaliyete dökülmesinden de sorumludur.

Şuuraltımız, zihin telkin yoluyla iknâ olunmaya müsâittir. Şuurlu zihnin aksine, sorgulamadan tekrarla gelen teklifleri kabul eder, pekiştirir. Bütün otomatik davranışlarımız, alışkanlıklarımız ve heveslerimiz haâfızada kayıtlı bilgiler arasındadır. En önemli vazifesi ise depoladığı verilere dayanarak mutluluğu sağlamaktır.

Şuuraltı zihin delillerle ne iknâ edilebilir, ne de aldatılabilir. Fikirlere ve imajlara karşılık verir. Şuur-altının en mühim özelliği ise : şuurumuzun farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesidir. Siz 5 katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama şuur-altınızda bu sayı biliniyor ve kaydediliyor. Aynı şekilde bebekliğimize dair hâtıralar şuur-altı kayıtlarının arasında bulmak pekâlâ mümkündür.

Şuur aynı anda 3 ilâ 7 işi yapabilir. Daha fazla görev yüklendiğinde kilitlenir. Bu yüzden dikkatimizi yönlendirmediğimiz, bizi o anda ilgilendirmeyen birçok veri bu filtreden süzülür. Beş duyumuzun karşılaştığı çok sayıda duyum, algılanmadan şuur-altı hafıza deposuna aktarılır.

Demek ki duyduğumuz, gördüğümüz ama kavrayış olarak algılayamadığımız her şey şuur-altına ileride tekrar kullanılmak üzere veri olarak depolanır ve gelecekteki hareketlerimize yön çizer. İşte tam da bu aşamada şuura değil ama şuur-altına hitap eden bütün propaganda ve veriler, bizim davranışlarımıza yön çizen güdüler olarak karşımıza çıkar. Zira sıklık arz eden tekrarlar derûnî algılarımıza yöneliktir.


GERÇEK : GÖRMEDİKLERİMİZ Mİ?

Şuur-altı dediğimiz şey, şuurun binde 999'unu oluşturuyor. Yani biz şu anda bu yazıyı, binde 1 seviyesinde görüyor, dinliyor ve okuyoruz.

Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor? Gözde bilimsel olarak “fovea hareketleri” olarak isimlendirilen, gözün fovea hareketleri sizin şu anda görmediğiniz şeyleri de görüyor. Göz devamlı bir tarama içinde. Tarıyor ve aldığı bilgileri şuur-altına atıyor. Bu söylediklerimiz bilimsel verilerdir.

Biz, normal şartlarda gözümüzün fovea hareketleriyle beynimizde depolanan şeylerin çok azını hatırlıyoruz. Ama mesela markete gittiğimizde 10 tane deterjan arasından 1 tanesini çekip alıyoruz. Yani gördüğümüzün ve de duyduğumuzun farkında olmadığımız şeylerin, şuur ortamına çıkarak bize o malı satın aldırması söz konusu oluyor.

Yani biz görmediğimizi zannettiğimiz şeyleri aslında görüyoruz ve şuur-altımıza gönderilen verilerin karar verme ya da faaliyete geçme aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı doğrudan etkiliyor....


Bu konuyu yazdır

Oku-1 Öksürüğünüz İçin Bunları Deneyin
Yazar: RasitTunca - 06-13-2019, 02:02 PM - Forum: Sağlık Bilgileri - Yorum Yok



Öksürüğünüz İçin Bunları Deneyin

Öksürük kış aylarının yaklaştığı şu günlerde çoğu kişinin şikayeti. Hastalığınız geçse dahi gıcık şeklindeki bu öksürükten kurtulamıyorsanız birde doğal yöntemleri deneyin.

İşte size birkaç öneri…

Karabiber Çayı

Karabiber , dolaşımı ve balgam akışını hareketlendirir. Bal , katıldığında ise bu karışım, öksürüğü tamamen yatıştırır ve doğal bir antibiyotik niteliğindedir.

Bir çay kaşığı kadar taze çekilmiş karabiber , 2 yemek kaşığı kadar bal ile bir fincanda karıştırılır. Üzerine kaynar su dökülür. 15 dakika kadar demlendikten sonra süzülür ve içmeye hazır hale gelir. Balgamlı halde gelen öksürüğü geçirmek için ideal bir içecektir.

Kekik – Bal

Üst solunum yolları enfeksiyonlarına , bronşit gibi hastalıklara çok iyi gelir. Bu hastalıklar öksürük yapan hastalıklar olduğu için , bu öksürüğü geçirmek için kekik kullanılır. Kekik yaprağı , ispatlanmış bir öksürük ilacıdır. İçine bal katılmış kekik çayı daha faydalı olacaktır.


Limon – Karabiber – Tuz

Bir limonu dörde bölün. Böldüğünüz parçalardan birinin üzerine karabiber ve tuz atın. İyileşmenin hızlanması için limonu yiyin. C vitamini ile bağışıklığınız güçlenirken , nefes alışınız da rahatlar. Öksürük için ideal bir yiyecektir.

Ilık Süt – Bal

Bal katarak içtiğiniz ılık süt , öksürüğünüzü alır ve boğazınızı tamamen rahatlatır. Boğazınızdaki gıcığı ve öksürüğün gelmesini engeller.

Badem – Portakal Suyu

Bademleri rondo yardımıyla parçalayın. Bir kaç çay kaşığı parçalanmış bademi , bir fincan portakal suyu ile karıştırın. Öksürüğünüze çok iyi gelecek bir karışımdır…

Editörün tavsiyesi

1-tereyag yada margarinin icine karabiber katip topcuk yapin ve yutun
2-Ayva cekirdegini bir kaba icine su katarak  islatin  bir gün sonra o jel haline galir onu  için yiyin.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ayva Reçeli Hazırlamanın İncelikleri
Yazar: RasitTunca - 06-13-2019, 01:44 PM - Forum: Yemek Tatli Tarfileri - Yorum Yok



Ayva Reçeli Hazırlamanın İncelikleri

Kahvaltı sofralarımızdan eksik olmayan ayva reçelinin tam zamanı. Kıvamını ve rengini tutturmak da bir o kadar zor.
Kış mevsiminin meyvesi olan ayvanın reçeli hem çocuklarınız için çok sağlıklı hem de kahvaltı sofralarının vazgeçilmez lezzetlerinden.
İşte ayva reçeli yaparken ayvanın yumuşak olması için size minik bir ipucu…
Ayva reçeli yaparken eğer ayvanın yumuşak ve suyunun pelte gibi olmasını isterseniz; kaynayan şeker suyunu iyice çekmeden ayvalar içine atılmalıdır. Veya ayvaları önceden pişirip yumuşadıktan sonra şekerini atıp, hafif ateşte iki saat pişirilmelidir. Bu sayede rengi de güzel olacaktır.

Ayva reçeli nasıl yapılır?


MALZEME:
2 Kg Ayva
2 Kg Toz şeker
1 Limon
1 çorba K. Karanfil
2 Su B. Su



HAZIRLANIŞI:
Ayvaları soyuyoruz ve tencerenin içine rendeliyoruz. Üzerine suyunu koyup pişirmeye başlıyoruz. Ayvaların çekirdeklerini çıkarıyoruz.

Karanfilleri ve ayva çekirdeklerini küçük temiz bir bez parçasına koyarak ağzını bağlıyoruz ve tencereye ilave ediyoruz. Biraz pişirdikten sonra üzerine şekeri döküyoruz. Karıştırmadan kapağı açık bırakıyoruz. şeker erimeye başlayınca karıştırıyoruz. Reçelimiz kısık ateşte sürekli kaynayarak pişirmeye devam ediyoruz. Kıvamı koyulaşıp pişince dinlenmeye alıyoruz.


Bu konuyu yazdır

Oku-1 Karnabahar ve Lahanayı kötü koku çıkartmadan pişirmenin püf noktası
Yazar: RasitTunca - 06-13-2019, 01:32 PM - Forum: Yemek Tatli Tarfileri - Yorum Yok



Karnabahar ve Lahanayı kötü koku çıkartmadan pişirmenin püf noktası

Karnabaharın haşlama suyuna bir miktar süt katarsanız kar gibi beyaz olduğunu, hem de kötü kokmadığını fark edeceksiniz.

Kereviz pişirirken de kokusunu almak için içine biraz lahana turşusu koyabilirsiniz.

Lahananın da pişerken pek hoş olmayan bir kokusu vardır. Bunu önlemek için, lahanayı pişireceğiniz tencerenin içine, biraz ekmek içi koymak yeterlidir. Yemeğe karışmaması için, ekmek içlerini küçük, temiz bir bez ya da kumaş torba içinde koymanız, sonra alıp atmanız da size büyük kolaylık sağlayacaktır.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Çakra nedir? Çakralarınızı açmak için ne yapabilirsiniz?
Yazar: RasitTunca - 06-13-2019, 01:19 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Çakra nedir? Çakralarınızı açmak için ne yapabilirsiniz?

Çakralarınızı açmak için ne yapabilirsiniz? Çakra nedir? çakraları açmanın yolları, çakra hint felsefesi, vücudumuzda kaç çakra vardır, çakraları açmanın yolları, Aura ve Çakra nedir, temel çakralar, çakraların görevleri

Çakralarınızı açmak için ne yapabilirsiniz

Vücudumuzun hayatta kalması için kan dolaşımına ihtiyacımız olduğunu biliyoruz da can dolaşımı nedir bunu bilmiyoruz.

Gerçekten de bir can dolaşımımız var mı ve varsa ne işe yarıyor? Kozmik enerji nedir, aura neye benzer, çakralar nedir ve nasıl açılır? İnsanın kendi içine yolculuğu hızlandıkça, kendi güçlerini keşfettikçe bu soruların cevabını buluyor.

Son zamanlarda şarkılara bile konu olan çakralar, doğaldır ki birçok kez yazıldı çizildi. Artık neredeyse çocuklar bile çakraların ne olduğunu biliyor, bilmeseler de az çok fikir sahibi olmuş durumdalar. Herkes bilmesine biliyor da, bu çarka adı verilen güç merkezleri nasıl kapanır, kapanırsa açılaması nasıl mümkün olur, işte bunu herkes bilmiyor.

Bu bilgeleri almak için, Psikolog Dr. NLP ve Bioenerji Uzmanı Davut İbrahimoğlu ile görüştük. İbrahimoğlu yıllardır bioenerji üzerine çalışmalar yaptığı için bir uzman yardımı olmadan tek başına insanın kendi güçlerini nasıl kullanabileceğine dair ipuçları verdi bize.

İbrahimoğlu, çarka ve aura bilgilerinden önce bioenerjinin ne olduğunun bilinmesi gerektiğini belirtiyor. Çünkü bioenerji her canlıda var ve o, olmadığında hayat da olmaz. Bio hayat, enerji zaten enerji demek. Yani bioenerji, hayat enerjisi demek. İbrahimoğlu, konuyu daha iyi anlamak için kan ve can dolaşımı konusunda bilgi sahibi olmak gerektiğini vurguluyor ve "Bizlerin kan dolaşımı var, bunu biliyoruz bir de can dolaşımımız var. Bu can dolaşımı ise şöyle anlatılabilir. Vücudumuzda can dolaşımını sağlayan kanallar var ve kozmik enerji tepeden girdikten sonra bu kanallar vasıtasıyla vücudumuza dağılıyor. Dağılım görevini ise çakralar yapıyor. Çarka bir Sanskritçe kelime, yani güç merkezi demek. Sonuçta enerji tepeden giriyor ve güç merkezleri vasıtasıyla organlara dağılıyor, hayat devam ediyor. Herhangi bir sebepten dolayı o çarkalar kapanırsa o çakranın hizmet ettiği bölge enerji almıyor. Enerji almayan bölge de fonksiyonunu yerine getiremiyor ve hastalıklar meydana geliyor" diyor.

Çakra sistemi nedir?

İbrahimoğlu'na göre; Çakralar vücutta sürekli olarak dönen enerji merkezleri olarak kabul ediliyor. Vücudun fiziksel , duygusal ve ruhsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için ihtiyaç duyduğu enerjilerin dağılımı , çakralar tarafından gerçekleştiriliyor. Yedi büyük çakra bedenimiz içindeki elektromanyetik aktivitelerin toplandığı yerlerde bulunuyor. Başın hemen üzerinde bulunan komuta merkezi , alın çakrası , boğaz çakrası , kalp çakrası, güneş sinirağı çakrası , sakral çakra ve temel-kök çarka adı verilen yedi çakranın her biri maddi varlığın iç salgı bezlerinden bir tanesiyle çalışıyor.

Çakralar tamamen ya da kısmen tıkanabiliyor. Böyle olunca salgı bezleri tam kapasiteyle çalışmadıkları için vücutta çeşitli hastalıklar meydana gelebiliyor.

Çakralar neden kapanır?

Beyinsel çatışmalardan, stresten, kötü düşüncelerden, psikolojik baskılardan, affetmemeyi bilmemekten dolayı çakralar rahatlıkla kapanabiliyor. Çakraların kapanmasında, günlük stresler, ses ve hava kirliği, kötü beslenme gibi durumlar da etkili olabiliyor. İbrahimoğlu, "Bunun manası şu; Çakraların kapanmaması için mümkün olduğu kadar yaşantımızı sükunetle devam ettirmemiz gerekiyor. Sizde iç huzur yoksa, hoşgörü yoksa, kendinizle barışık değilseniz, eğer kendinizi sevmiyorsanız kesinlikle enerji akışınızda muhakkak sorun vardır. O zaman kendimizde değişiklik yapmamız gerek. Yoksa çakralar açılsa bile iki günde yine aynı hale gelir. Bunu başarmak için sakin ortamlarda bulunmak, iyimser olmak gerekiyor. Bugünlerde kimileri su orucu yapıyor ve vücudunun direncine göre 20 güne kadar, sadece su içerek yaşıyor. Su orucu tutuyorlar yani. Günde üç dört kere duş alıyorlar. Yeşillikte dolaşıyorlar.Bu sayede mevcut toksinler tamamen atılıyor. Çünkü biz zihinsel olarak değişmediğimiz sürece hiçbir şey değişmez. O zaman kendimizden başlayacağız değişime.
Bu işte ilk aşamada da meditasyonu hayatımıza yerleştirmemiz gerekiyor" diyor.

Zihnimizi dingileştirmenin en etkili yolu olan meditasyon tüm Uzakdoğu felsefelerinin teme taşı adeta. Zihni bir havuz gibi niteleyen bu öğretilere göre, havuza taş atıldığında nasıl ki dibini göremezsek, akla takılan sorular, sorunlar da zihnimizi bulandırıyor. Dolayısıyla insan kendi derinliklerini göremiyor. Kendi yeteneklerinizi de fark edemiyor. O zaman ya geçmişin esiri ya geleceğin kölesi oluyor. Bugünü ıskalıyor…

Çakralarımızı nasıl açabiliriz?

Bionereji uzmanlarına göre; Eğer çakralarımızın kapandığını öğrendiysek ve açmaya niyetliysek, o günlerde beslenmemizde biraz rahatlama yaşamamız, kırmızı et yemekten kaçınmamız ve sebzeli yemeklere ağırlık vermemiz, artı bol su içmemiz gerekiyor. Doğada olmak, mesela, çimlerde yürümek de çok etkili. En önemlisi, eğer sık sık denize giremiyorsak, leğene ılık su koyup, içine beş çorba kaşığı tuz, bir çorba kaşığı elma sirkesi ekleyip, ayaklarımızı o suyun içinde on dakika dinlendirmemiz gerçekten işe yarıyor. Aynı suyu dizlerden aşağı doğru masaj yaparak negatif enerji atılıyor.

İnsan vücudunda 7 ana çakra olduğunu belirten Davut İbrahimoğlu, çakraları açmak için insanın öncelikle alfa aşamasına geçmesi gerektiğini belirtiyor ve şunları söylüyor. "En zoru olan alfa aşamasına geçmeyi öğreneceksiniz. Alfa aşamasına ise beyin jimnastiğinden sonra geçiyorsunuz. Ve Alfa aşamasına geçmek için de en az kırk gün, sabah ve akşam olmak üzere bir öğün, beyin jimnastiği yapıyorsunuz. Yataktan kalkıp elinizi yüzünüzü yıkayıp, tekrar yatağa yatıyorsunuz. Uyku halinde yatar gibi bacaklar ve eller yanda uzanıyorsunuz. İlk on gün, 100'den 1'e kadar derin nefes alıp vererek sayıyorsunuz, ikinci on gün 50'den 1'e sayıyorsunuz aynı şekilde. Üçüncü on gün 25'den 1'e ve son on gün ise 10'dan 1'e sayıyorsunuz. Bundan sonra sizin beyniniz alfa aşaması için hazır alıyor. Bu aşamaya geçince çakralarımızı rahatlıkla açabiliriz. Ancak bunun için hangi çakramız açık, hangisi kapalı, bunu öğrenmeliyiz. Bu işlemi ise rahat bir şekilde, bir sarkaçla ya da alyansa ip bağlayarak yapabiliriz. İçimizden diyoruz ki, çarka açıksa saat istikametinde, kapalı ise ters istikamette dönsün. Bu bizi zihinsel olarak etkiliyor ve doğanın pozitif yönü saat istikametinde olduğu için, eğer çarka açıksa o istikamette dönüyor. Kapalı ise ters istikamette dönüyor. Tars istikamette döndüğü durumda o çarka kapalı anlamına geliyor ve açılması gerekiyor. Bu durumda yapılacak işlemler var. Bunun için beynimizi kullanıyoruz. Vücudumuzda bulunan güç merkezlerinden en önemlileri olan dalak-kalp ve beyin üçlüsünden en çok beyni kullanıyoruz. Sol eli alına koyup sağ elimizi ise kapanan çarka üzerine koyuyoruz. Bu sırada 5'ten 1'e kadar rakamları sesli olarak söyleyip her sayıdan sonra derin bir nefes alıyoruz. Tabii ki sadece bunu yapmak yetmiyor. Meditasyon da çakraların açık tutulması ve açılmasında çok faydalı. Formül ise basit. 4-8-16**2 formülünü buldum. Herkes uygulayabilir. Bunu yapmak için rahat bir durumda bağdaş kuruyorsunuz. Kuyruk sokumunuz yerle temasta olsun. 4 saniye nefes alıyorsunuz, aldığınız nefesi 8 saniye içinizde tutuyorsunuz, tuttuğunuz nefesi 16 saniyede dışarı veriyorsunuz 2 saniye de bu işleme ara veriyorsunuz ve bunu 10 kere yapınca, beş dakika meditasyon yapmış oluyorsunuz."

Psikolog Dr. Davut İbrahimoğlu, işlevleri farklı olsa bile bütün çakraların aynı şekilde açıldığına dikkat çekiyor. Her çarkanın bir salgı bezine tekabül ettiğini belirten İbrahimoğlu, "Çakralar; kök çakrasından(kuyruk sokumunda) başlar. Kök çakrası renk olarak kırmızıdır. Organ olarak ****** organlara ve aşağıya doğru gider ve biz üç tür enerji, yer enerjisi, kozmik enerji ve besinlerden enerji alırız. Kök çakrası kapalı olunca yerden enerji alamayız. Ve kök çakrası kapalıysa fiziksel olarak kendimizi aşırı yorgun, sevgi kaynağımızı yoksun hissederiz, aşırı halsizlikle birlikte ****** ihtiyaçlarımızı azalmış hissederiz. Depresif oluruz. İkinci çakramız haç çakrasıdır. Renk olarak turuncu bez olarak böbrek üstü ve yer olarak bağırsaklarımızdır. Bu kapanınca neşemiz kaybolur. Kabız oluruz. Üçüncü çarka midedir, renk olarak sarı, bez olarak pankreastır. Bunun kapanması bizim yaratıcılık gücümüzü azaltır. Kalın bağırsakta sorun, midede yanma olur. Dördüncü çarka kalp çakrasıdır, rengi yeşildir. Bezi timüs bezidir, kapanması kalp ve ciğerlerde rahatsızlıklara neden olur, kendimize hakimiyeti kaybederiz. Beşinci çarka gırtlaktır, yeri troid bezidir, renk olarak mavidir. Dünyaya açılan pencere de diyebiliriz, boğazımızı kollarımızı sarar. Bu kapalı olunca insanlara iletişim kurmakta zorluk çekilir. Boyun ve sırt ağrısı olur. Altıncı çarka alın çakrasıdır, iki kaşın arasındadır, üçüncü gözdür, renk olarak çivit mavisidir, bez olarak hipofizdir, yer olarak göz kulak ve alnın bir bölgesini ihtiva eder. Bunun kapanması durumunda ön sezileriniz zayıflar. Kulak ve baş ağrısı yapar. En son çarka ise tepe çakrası, başın biraz üzerinde bulunur, rengi mordur. Mor rengin yüksek olması, ruhsallığınızın güçlü olmasıdır. Kapanması halinde migren ağrıları olur. Ruhsal dünya kıt olur. Fiziksel dünyaya bağlılık artar.. Çakraların açılması insanın yeteneğine ve ne kadar kapandığına bağlıdır. Günlük meditasyon hayatımıza sokulursa kapanması zor olur. Bunlarla beraber sağlıklı düşünme de olmalı."

Çakralar

1.Kök çakrası: Üreme organlarıyla ilgilidir. Bu çakra belkemiğimizin sonuna bağlı olup, bacaklarımızın arasından yere doğru yönelir. Rengi kırmızıdır. Bağlantılı olduğu element "toprak"tır ve yaşama içgüdüsü, bedene ve fizik plana bağlılık eğilimi ile alakalıdır. Yaşama isteğimizi ve canlılığımızı destekler. Dengeli çalışması, bedensel sağiık, güvenlik duygusu ve yaşama sevinci olarak tezahür eder. Bu çakra ****** beze tekabül eder.

2.Haç çakrası: Böbreküstü bezleriyle alakalıdır. Rengi turuncudur. Karın bölgesinin alt kısmında yer alır. Bağlantılı olduğu element "su"dur ve ******lik duyumları ile alakalıdır. Dengeli çalışması, duyumsal yoğunluk, ****** doyum ve değişimi kabul etme becerisi olarak tezahür eder.

3.Güneş sinir ağı: Pankreas bezini yönetir. Rengi sarıdır. Duygusal bedenimizle bağlantılı olup, arzularımızı, yaratıcılığımızı ve ilişkilerimizi yönlendirir. Kişisel güç, irade, özsaygı duygularımız bu çakra ile ilintilidir.
Bağlantılı olduğu element "ateş"tir. Dengeli çalışması, enerji, verimlilik, çabuk karar verebilme ve güç faktörünü baskıcı olmadan kullanabilme yetisi olarak tezahür eder.

4.Kalp çakrası: Timus bezi ile ilgilidir . Dokunma duyumuzu kontrol eder. Sevgi ve şefkat duygularımız ile ilintilidir.
Bağlantılı olduğu element "hava"dır. Sağlıklı çalıştığında, sevgi, şefkat, barış ve güçlü bir adalet anlayışı olarak tezahür eder.

5.Gırtlak çakrası: Tiroid bezini yönetir. beşinci çakramız boğazımızdadır. Rengi parlak mavidir. Sanatsal yaratıcılığımız ve kendimizi ifade etmemiz için gereken enerjiyi sağlar. Bu çakra dünyaya açılan penceredir.

6.Alın çakrası(Üçüncü göz):Hipofiz bezi ile bağlantılıdır. Rengi çivit mavisidir. Aynı zamanda "üçüncü göz çakrası" olarak da bilinen bu çakra, iki kaşın ortasında yer alır.Sezgilerimiz, durugörü, hayalgücümüz için gereken enerjiyi sağlar.

7. Tepe çakrası: İpofiz bezi ile alakalıdır . yedinci çakramız başımızın tepesinde tam ortasındadır. Rengi mordur. Taç çakra olarak da bilinen bu çakra, saf farkındalık olarak bilinen bilinç seviyesine karşı gelir.Beş duyunun algılayamadığı, zaman - mekan ötesi birlik alemiyle bağlantı noktamızdır. Bilgelimizin ve ruhsallığımızın gelişmesi ve anlayışlılığımızın artması için gereken enerjiyi sağlar.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Babil'in Asma Bahçeleri Efsanesi
Yazar: RasitTunca - 06-13-2019, 01:08 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Babil'in Asma Bahçeleri Efsanesi

Babilin Asma Bahçeleri, dünyanın 7 harikasından biri olarak gösterilmektedir; ancak bulunduğu yer, net bir şekilde ortaya konulamamaktadır. Genel kanı ise, Irakın Babil ismiyle geçmiş dönemde tanınmış, bugünün Hillah yakınlarında söz konusu bahçenin yer aldığı iddia edilmektedir. Çoğu kaynakta, bahçelerin 2. Kral Nebukadnezar ile ilişkilendirildiği görülse de, bahçelere dair bulunmuş bir arkeolojik kanıt yoktur.

Konu hakkında çeşitli efsaneler anlatılmaktadır. Bir efsaneye göre, Babilin Asma Bahçeleri, Kraliçe Amytisin yeşillikleri ve vadileri özlemesinden kaynaklı olarak, eşi Nebukadnezar tarafından inşa ettirilmiştir. Kral 2. Nebukadnezar, The Morvel of the Mankind (İnsanlık Harikası) şeklinde bilinen devasa sarayı da inşa ettirmiş olduğu için, efsanelerde bu bahçelerin de kendisine bağlanması olağan olarak görülebilmektedir. Hakkında hiçbir ispatın olmaması, gözle görülen bir buluntunun sergilenememesi, harika olarak betimlenen bu bahçelerin sadece efsane olarak kalmasına sebep olmaktadır. Bir başka teori de, eski Yunan ve Roma filozoflarının, doğunun verimliliğini ve romantikliğini anlatmak için, böyle bir yapının olduğunu hayali olarak tasarlayıp öğrencilerine anlatmalarından ileri gelmektedir.

Babilİn Asma Bahçelerine alternatif olarak, Asur Kralı Sanherib tarafından Musulun yakınlarındaki Dicle Nehri üzerine yaptırdığı Ninova sunulmaktadır. Bilimsel ve tarihi kaynaklarda, Babilİn Asma Bahçeleri ile ilgili herhangi bir kanıtın yer almayışı, yine bu bölgedeki herhangi bir doğal güzellik sahibi yapının Nebukadnezarın eşi ile ilişkilendirilmemiş olması, muazzam güzellikte olduğu anlatılan Babilin Asma Bahçelerinin aslında hiç var olmadığına işarettir. Heradobus, Nebukadnezar yönetimindeki Babili eserlerine taşımış; ancak asma bahçelerinden tek satır söz etmemiştir. Her ne kadar günümüze kadar 1 adet bahçe taşı bile bulunamasa da, bir takım bilim adamları, kanıtların Fırat Nehrinin altında kaldığını da savunmaktadırlar. Ancak, bu kanıtlar olsa bile, nehrin altından yapı için kazı çalışması yapmak çok güvenli olmayacaktır.

Süryani kralı Sanheribin, Ninovadaki sarayı için yaptırdığı bahçeler ise, kimi zaman Babilin Asma Bahçeleri ile karıştırılabilmekte, kimi zaman da aslında birbirlerine alternatif nitelikte oldukları söylenmektedir. Araştırmacı Dalley, bu konu hakkında, Ninovadaki bahçelerin, Babilin Asma Bahçelerini hatırlatması için inşa ettirildiğini savunmaktadır. Dalley, savunduğu argümanlarını, çözülerek pek çok olaya kaynaklık eden Akad yazıtlarına dayandırmaktadır.

Bu argümanların içlerindeki, konu ile alakalı önemli noktalar ise şunlardır;

– Babil ismi, Tanrının Kapısı anlamına gelmektedir. Mezopotamya uygarlığına dahil olan pek çok toplumda, Babil ismi birkaç kez kullanılmış bir şehir ismidir. Sanheribin de şehrini bu şekilde anmak istediği bilinmektedir.

– Babilin Asma Bahçeleri ile ilgili anlatılan birçok kaynak, dönemin kralı Nebukadnezarı işaret etse de, kralın bıraktığı hiçbir yazıtta bahçe ya da mühendislik çalışmalarının geçmemesi, konu ile ilgili şüphe uyandırmaktadır. Ancak Sanherib, su mühendisliği ve bahçe işleri ile ilgili yaptığı çalışmaları yazıtlara döktürmüştür. Sanheribin torunu Assurbanipal, Sanheribin sarayının duvarındaki bir oyuğa, bahçe temalı çizimler yapmıştır.

– Yine Sanherib, yeni yaptırdığı sarayını ve sarayının bahçesini, tüm insanlar için bir mucize şeklinde tanımlamıştır. Bahçedeki suyu yükselten mekanizmaları da anlatan Sanheribin, Babilin Asma Bahçeleri kavramına daha yakın durduğu açıktır.

ALINTI

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Said Nursi Neden Sakal Bırakmadı Neden Evlenmedi?
Yazar: RasitTunca - 06-13-2019, 12:58 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Said Nursi Neden Sakal Bırakmadı?

Bu konuda önce Bediüzzamanı dinleyelim: “…bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmi hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir İnayet-i ilahiye olduğunu ispat etti.  Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur’a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.

Bazı alimler “sakalı tıraş etmek caiz değildir” demişler. Muratları sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terk etmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-i kebireden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil,  Risale-i Nurun irşadıyla, yirmi sene haps-i münferit hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşallah o sünnetin terkine bir kefarettir.” Demiş. (1)

Sakal bırakmak dinimizde sünnettir. Farz veya vacip gibi bir mecburiyeti yoktur. Terkinde de günah yoktur. O zaman sakal bırakmak veya bırakmamakla kişi serbesttir. Yalnız bıraktıktan sonra kesilmesi haramdır. Üstadın sakal bırakmadığı için herhangi bir haram veya günahkarlık durumu söz konusu değildir. Belirtildiği sıkıntılardan dolayı ve harama düşmemek için sakal bırakmamıştır. Hikmetine de karışmamak lazımdır.

Hatta, aynı mazeretlerden dolayı da evlenmemiştir. Üstad bekarlar için evlenmeyi tavsiye etmiş, yalnız evlenmede acele edilmemesini, dindar ve aile saadetini kurabileceklerle evlenmeyi önermiştir. Görüldüğü üzere üstadın evlenmeme gibi bir tavsiyesi yoktur. Bilakis evlenmemeyi bir noksanlık olarak görmüştür.

Ancak, bazı hususi durum ve şartlarda bir hadis-i şerifte: “ Allah bir kulunu severse o kulu, Zat-i Uluhiyetine (dinine) hizmet için seçer,(dünyevi iştahlardan) imsak ettirir. O kulu, kadın ve evlat ile meşgul ettirmez.” denilmektedir. Bu da kamil insanlara mahsus istisnai bir durumdur.(2)

Dolayısıyla şartlar elverirse elbette sakal bırakmak ve evlenmek sünnettir. Ancak bir kaderin cilvesi olsa gerek. Nur talebelerinin çoğu sosyal ve içtimai hayatın içinde kimi memur, kimi akademik alanlarda aktif görevlerde çalışıyorlar, görevleri itibariyle sakal bırakmaları elvermiyor.

Üstat sakalını bırakmamış, onun için Nurcular da sakal bırakmıyorlar gibi bir düşünce yoktur ve olamaz da. Üstadın şu anda hayatta olan şakirtlerinden Sait Özdemir, Abdullah Yeğin ve Mehmet Kırkıncı ağabeyler gibi birçok sakallı talebeleri vardır. İmkanı ve durumu müsait olan elbette sakalını bırakır.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin tüm hayatı sırat-i müstakim üzere geçmiş, doğru istikameti takip etmiş, dinin bir muhafızı olarak çekinmeden daima efkarını beyan etmiş, neyin nasıl yapılacağını çok iyi bilen bir mücedid, müellif ve müçtehittir. Elbette sakal konusunda onun da bir fetvası ve görüşü vardır.

Bediüzzaman, sakal bırakmamış fakat İmanı, Kur’an’ı ve dini için yirmi sekiz sene sürgünde kalmış, on dokuz defa vücuduna zehir şırınga edilmiş, “Başımdaki saçlarım adedince başım olsa, her gün biri kesilse, imana ve Kur’an’a feda olan bu baş, zındıkaya eğilmeyecektir.  …milletimin imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül-gülistan olur.” diyen böyle bir İslam kahramanı için sakal bırakmış veya bırakmamış, konuyu medar-i bahis etmek lüzumsuz olsa gerek…

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Sünnet-i Seniyye'ye ittiba, uyma konusunda çok hassasiyet göstermiştir. 
Ancak bunlar arasında evlilik ve sakal bırakmak sünnetleri hariç. Yıllarca sürgünlerde, hapishanelerde ve takip altında yaşayan Bediüzzaman Hazretlerinin evlenmeyi düşünecek fırsatı dahi olmamıştır. 
Sarık gibi bir sünneti asla terk etmeyen Bediüzzaman Said Nursi, neden sakal bırakmadığını Emirdağ Lahikası adlı eserinde şöyle açıklıyor:
"Bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmî hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inayet-i İlâhiye olduğunu ispat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur’a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.
Bazı âlimler “sakalı tıraş etmek caiz değildir” demişler. Muradları, sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terk etmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-ı kebîreden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nur’un irşadıyla, yirmi sene haps-i münferit hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşaallah o sünnetin terkine bir kefarettir. Kaynak:

Said Nursi: Neden mi sakal bırakmadım?

Bediüzzaman bütün sünnetlere uyan dini bir lider olmasına rağmen sünnet olan sakalı bırakmaması, Bediüzzaman’ın değişimci ve dönüşümcü bir liderlik içeren yeni gelenekçiliğin bir örneği olarak , modernizmin günümüz insanlarını şekilci, önyargılı hale getirdiğini görmüştür.

Hedef kitle olarak seçtiği kimselerin “sakallı hoca” algılarına etiketleme, damgalama gibi özellikleri fark etmiştir. Zahirperest bu insanların, Orta Çağ hocası gibi gördüğü bu kişilerden gelecek bütün bilgilerden kendilerini kapatarak hakikatlerden uzak kaldıklarını gözlemlemiştir.

Kur’an-ı Kerim’de şekilciliğin esas olmadığını, özün esas olduğunu göstermek için, o konuda fedakarlıkta bulunmuştur. Sakal bırakmayı istemiş fakat takipçilerini düşünerek, şekilperest insanlarla aralarında duvar oluşmaması için o sünnete uymamanın üzüntüsünü yaşayarak uygulamamıştır.

Hedef kitle ve muhatap olarak zor durumdaki insanları seçmiştir !

Modernist akımın oluşturduğu önyargılı zahirperest insanlara karşı özün önemli olduğu vurgusunu yapmıştır. “Sevad-ı azama ittiba edilmeli” diyen Bediüzzaman dini hakikatlerin ulaştırılması gereken kitlenin yüzde 90’ının sakalsız olduğunu görerek, önyargıları harekete geçirmemek için sakal bırakma sünnetinden feragat etmiştir.

Benim görüşüme göre burada hedef kitle olarak sadece dindar insanları değil, bütün insanlığı seçtiği anlamı söz konusudur. Hedef kitle ve muhatap olarak bu zor durumdaki insanları seçmiştir ve bunları çekebilmek için sakalı bırakmamayı tercih etmiştir.

Bediüzzaman şekli dindarlığı değil, içsel dindarlığı birinci planda tutmuştur !

Bu davranışında da bir bütünlük paradigması olduğunu görürüz. İslam’ın özünü ön plana çıkararak ahlaklı olmayı, sözünde durmayı, iyi insan olmayı önemle vurgulayarak şekli dindarlığı değil, içsel dindarlığı birinci planda olduğu mesajını vermiştir. Bediüzzaman takipçilerinde, farz sınırları içerisinde dış görünüş olarak modern , iç görünüşte dindar bir rol model tipinin mümkün olabileceği mesajını vermeye çalışmıştır.” Dindar insanın muhakkak sakal bırakması gerekir” gibi önyargıyla hareket edilmemesi mesajının verildiğini anlayabiliriz.

Said Nursi eğer sakal bırakmış olsaydı yine dine hizmet ederdi, ama modernistlerin önyargılarını dağıtmakta zorlanırdı. Şu anda eserlerini takip edenlerin büyük kısmı okunmazdı. Özellikle batı kültürüyle yetişenler uzak dururdu.

Mesela Yusuf İslam’ın hiçbir siyasi faaliyeti olmadığı halde, sadece kıyafeti Usame b. Ladin’e benzediği için ABD’ye giriş vizesi verilmedi. Bediüzzaman’ın modernistlere öykünmek, hoş görünmek gibi bir niyeti asla yoktu eğer öyle birisi olsaydı onların fikirlerine karşı ölümüne mücadele etmezdi.

Bediüzzaman gibi bir dini liderin sakal bırakmaması ve evlenmemesi onun içini yakan büyük bir fedakarlıktır. Modernizmin fırtınasına maruz ve bu yüzden mağdur olan genç kuşakların zihinsel kalıplarını, düşüncelerini, değer yargılarını aşıp elindeki gerçekleri onlara sunmak için istemeye istemeye bu sünnetten vazgeçmiştir. Kendi kemalatı, tefeyyüzü, manevi makamlarda ilerlemesi için değil, genç kuşakların elindeki hakikatleri alıp kabullenmesi için çabalamıştır.

Said Nursi neden evlenmedi?

Bilindiği gibi evlenmek Peygamberimizin (asm) bir sünnetidir. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, sünnet-i seniyyeye çok bağlı bir İslam alimi olduğu ve insanları sünneti yaşamaya, eserlerinde çokça teşvik ettiği bilindiği halde neden evlenmemiştir?
Hayatta iken bu sual kendilerine sorulmuş ve şöyle cevaplamıştır:
(Başka hariç memlekette mühim yerlerde ceridelerle sorulan "Neden sünnet-i seniyeye muhalif olarak mücerred (bekar) kaldın?" sualine bir cevabdır.)
Evvelâ: Kırk seneden beri gayet dehşetli bir zındıka (dinsizlik) hücumu karşısında, (dine hizmet için) her şeyini feda edecek hakikî fedakârlar lâzım geldiği bir zamanda, Kur'an-ı Hakîm'in hakikatına, değil dünya saadetimi, belki lüzum olsa âhiret saadetimi dahi feda etmeye karar verdim.
Değil bir sünnet olan muvakkat dünya zevcelerini almak, belki bu dünyada on huri de bana verilse idi, bırakmaya mecburdum ki; ihlas-ı hakikî ile hakikat-ı Kur'aniyeye hizmet edebileyim.
Çünki bu dehşetli dinsizlik komiteleri, öyle dehşetli hücumları ve desiseleri yapıyorlardı ki, bunlara karşı gelmek için a'zamî fedakârlık yapmak ve harekât-ı diniyesini (dinî hareketlerini) rıza-i İlahî'den başka hiç bir şeye âlet yapmamak lâzım geliyordu.
Bîçare bir kısım âlimler ve ehl-i takva insanlar, çoluk-çocuğunun maişet derdi için bid'alara fetva verdiler veya taraftar göründüler.
Hususan din derslerini kaldırıp Ezan-ı Muhammedî'yi kaldırmak gibi dehşetli hücumlara karşı, a'zamî fedakârlık ve a'zamî sebat ve metanet (yılmamak ve sağlamlık) ve herşeyden istiğna etmek (uzak durmak) lüzumu karşısında, ben bir sünnet-i seniye olan evlenmek âdetini terkettim ki; tâ çok haramlara girmeyeyim ve çok vâcibleri ve farzları yapabileyim. Bir sünnet yüzünden yüz günaha girilmez.
Çünki o kırk sene zarfında birtek sünneti (evlenmeyi) yerine getiren bazı hocalar, on kebaire (büyük günaha) ve haramlara girmeye, bir kısım sünnet ve farzları bırakmaya kendilerini mecbur bildiler.
Saniyen: Âyet-i kerimede (Size helal olanlarla evlenin) ve hadîs-i şerifteki (evleniniz, çoğalınız) gibi emirler emr-i daimî ve vücubî (süreklilik ifade eden ve farz olan emirler) değildirler. Belki istihbabî (müstehab) ve sünnet emirleridir. Hem şartlara bağlıdır. Hem de herkes için her vakit değildir.
Hem de... "Ruhbaniyet İslâmiyette yoktur." manası, ruhbanîler gibi tecerrüd (bekar kalmak) merduddur (reddedilmiştir), hakikatsızdır, haramdır demek değildir. Belki (insanların enhayırlısı onlara en faydalı olandır) hadîsinin sırrı ile hayat-ı içtimaiyeye (topluma) hizmet etmek için, içtimaî bir âdet-i İslâmiyeye terviçtir (topluma bakan bir İslami adet olan evliliğe teşviktir).
Yoksa selef-i sâlihînden binlerle ehl-i hakikat inzivaya, mağaralara muvakkaten (belirli bir süre için) girmişler. Dünyanın fâni müzeyyenatından (süslerinden) istiğna ve tecerrüd etmişler (uzak durup bekar kalmışlar); tâ ki, hayat-ı ebediyelerine tam hizmet etsinler.
Madem şahsî ve hususî kemalât-ı bâkiyesi (ebedi ahiretini kurtarmak) için dünyayı terkedenler, selef-i sâlihînden çok var. Elbette hususî değil, küllî ve umumî olarak (şahsı için değil toplum için) çok bîçarelerin saadet-i bâkiyeleri için (ahiret saadetleri için) ve dalalete düşmemeleri ve imanlarını takviye edip kurtarmaları için ve hakikat-ı Kur'aniye ve imaniyeye tam hizmet etmek ve hariçten (dışarıdan-Avrupa'dan) gelen, dâhilde (içerden) çıkan dinsizlere karşı dayanmak için, zâil (geçici) ve fâni dünyasını terketmek, elbette sünnet-i seniyeye muhalefet değil; belki hakikat-ı sünnete mutabakattır. Ve Sıddık-ı Ekber'in (Hz. ebu Bekir'in) "Cehennem'de vücudum büyüsün, tâ ehl-i imana yer bulunmasın." diye fedakârlıkta a'zamî sadakatın bir zerresini kazanmak fikriyle, bîçare Said bütün ömründe tecerrüdü (bekar kalmayı), istiğnayı (kimseye muhtaç olmamayı) ihtiyar etmiş (seçmiş).
Salisen: Risale-i Nur'un talebelerine "Başkaları evleniyorlar, siz tezevvüçten (evlenmekten) vazgeçiniz" denilmemiş, denilmez. Fakat talebeler birkaç tabakadır. Bir tabakanın hakikî ihlası kaybetmemek ve hakikî fedakârlık ve a'zamî bir sadakat taşımak için, dünya ihtiyaçlarına mümkün olduğu kadar ömrünün muvakkat bir kısmında bağlanmaması bu zamanda lâzım geliyor.
Eğer hizmet-i Kur'aniye ve imaniyede yardımcı bir hanım bulsa alır. Hizmetine zarar vermez. Lillahilhamd bu neviden çok Nur talebeleri var, zevceleri onlardan geri kalmıyorlar. Belki kadınlardaki şefkatten gelen ücretsiz fıtrî kahramanlık ve hakikî ihlas cihetiyle zevcinden daha ileri gidebilir.
Nur talebelerinin yetişmiş kısımlarından ekserisi evlenmişler, bu sünneti yerine getirmişlerdir. Risale-i Nur onlara der ki: Haneniz (eviniz) bir küçük Medrese-i Nuriye (Nur Medresesi), bir mekteb-i irfan (ilim okulu) olsun ki; bu sünnet (evlenme sünneti) tam yerine gelsin. Sünnet-i seniyenin meyvesi olan çocuklar âhirette size şefaatçı olsunlar. Dünyada da iman dersini alıp size hakikî evlâd olsunlar.
Yoksa bu otuz senede kısmen olduğu gibi, o çocuklara yalnız terbiye-i medeniye verilse, bir cihette o çocuklar dünyada faidesiz ve âhirette davacı olarak "Ne için imanımı kurtarmadınız?"diyeceklerinden peder ve vâlidelerini mahzun etmek, sünnet-i seniyenin hikmetine münafî olur." Kaynak: Said Nuesi neden evlenmedi

ALINTI

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Tarikatı Dusukiye i Muhammediye
Yazar: RasitTunca - 06-03-2019, 02:35 PM - Forum: Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Tarikatı Dusukiye i Muhammediye

Tarikatin Şeyhi Şeyh Muhtardır

Tarikat MISIRDA olup Arka resimdeki Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani inin (Sudanli(Tarikati Burhamiye))yolundan gelen
Şeyh Muhtar (Siyah Takim elbiseli)MISIRDA Keram Vadisinde (Karınca Vadisinde) dergaha sahip olup sevenleri ve
müridleri MISIRDAN etrafındaki memleketlerden olup Avusturyadada bir kolu olup sofileri vardır
Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki nin silsilede olması hasbiyle Tarikatin Yeni Adı Dusukiyeyi Muhammediye dir .

Tarikat Almak isteyenler yani tarikata katilmak isteyenler bu bölümün altinda mesaj birakip alacaklari talimat dogrultusunda Tarikata katilabilirler

Günlük Çekilmesi Gereken Dusukiye Evradı(Dusikiye Tarikatinin Evradi)
(Tarikat almak isteyenler

Bu bölüme mesaj biraksinlar)


Her Sabah ikindiye kadar 1 defa ve ikindiden sonra tekrar bir defa aşağıdaki evradı zikirler yanındaki adedince çekilir

    Bismillahirrahmenirrahim (100 Defa)
    Estağfurullahul ayızmu Hüvet Tevvabürrahim (100 Defa)
    La ilahe illallah (100 Defa)
    Ya Daayim (300 Defa)
    Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin ve alaa eelihi ve sahbihi ve selleme (100 Defa)

ve bunlar okunduktan sonra zaman varsa meşayıhı Kebire 3 kulhu bir fatiha hediye edilir eger fazla zaman yoksa 3 kulhu bir fatiha meşayıhı Sağıra hediye edilir veya eger zaman dahada kısıtlı ise o zaman 13 kulhu 7 fatiha Şeyh Muhtara ve 13 kulhu 7 fatiha peygamberimiz muhammed mustafa S.A.V e hediye edilir veya daha kısıtlı zaman var ise o zaman sadece 13 kulhu 7 fatiha Şeyh Muhtara hediye edilir


Meşayıhı Sağır (Kısaltılmış Şeyhler Zinciri)

    Şeyh Muhtar
    Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani
    Şeyh Ahmed Arabiş Şernubi
    Şeyh Muhammed Sehavi
    Şeyh Musa Ebil imran
    Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki
    Şeyh Ebul Hasaniş Şazili
    Şeyh Adusselam ibni Beşişe
    Seyyidina ve Mevlana imami Hüseyin
    Seyyidina ve Mevlana imami Ali
    Ziyadeten fi Şerefil Mustafa S.A.V


Meşayıhı Kebir Tarikatin Büyük Şeyhler Zinciri

    Şeyh Muhtar
    Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani
    Şeyh Ahmed Arabiş Şernubi
    Şeyh Muhammed Sehavi
    Şeyh Musa Ebil imran
    Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki
    Seyyidatina Fatimatiş Şazili
    Şeyh Abdülazizil Mekni bi Ebil Mecid
    Şeyh Ebul Hasaniş Şazili
    Şeyh Adusselam ibni Beşişe
    Şeyh Ahmed El Bedevi
    Şeyh Seyyid Abdükadiri Geylani
    Şeyh Ahmet Errufai
    Seyyid Ali Zeynel Abidin
    Seyyidatina Zeynep
    Seyyidina ve Mevlana imami Hüseyin
    Seyyidina ve Mevlana imami Hasan
    Seyyidatinas Seyyidete Fatimatüz Zehra
    Seyyidina ve Mevlana imami Ali R.A
    Seyyidina ve Mevlana imami Osman Bin Afvan R.A
    Seyyidina ve Mevlana imami Ömer ibnul Hattab R.A
    Seyyidina ve Mevlana imami Ebu Bekri Sıddık R.A
    Ziyadeten Fi Şerefil Mustafa S.A.V

Dusukiye Tarikati almış olan birinci Sınıf sofilerin Zikiri

Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda
Estağfurullahul ayızmu Hüvet Tevvabürrahim
zikri 70000 defa olasıya kadar çekilir
70000 tamam olunca yükseltme ve ikinci sınıf için başvuru yapılır

Tarikat almak isteyenler bu bölüme mesaj biraksinlar

Dusukiye Tarikati almış olan ikinci Sınıf sofilerin Zikiri


Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda
La ilahe illallah
zikri 70000 defa olasıya kadar çekilir
70000 tamam olunca yükseltme ve üçüncü sınıf için başvuru yapılır

Tarikat almak isteyenler bu bölüme mesaj biraksinlar

Dusukiye Tarikati almış olan üçüncü Sınıf sofilerin Zikiri


Günlük evradın haricindeki boş zamanlarda

Allah Zikri 6666 defa çekilir

Zikre başlamadan önce
aşağıdaki giriş duası yapılır

(Amin amin Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin
Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun ve selamün alel mürselin ve eelihim velhamdülillahi rabbil alemin
eşrafil halga seyyidina muhammed )
ve Sonra Zaman müsaid ise Meşayıhı Sağır için 3 kulhu bir fatiha hediye edilir veya 13 kulhu bir fatiha Şeyh Muhtar a hediye edilir

    Bismillahirrahmenirrahim (10 Defa)
    Estağfurullahul ayızmu Hüvet Tevvabürrahim (10 Defa)
    La ilahe illallah (10 Defa)
    Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin ve alaa eelihi ve sahbihi ve selleme(10 Defa)


ve ondan sonra Allah zikrine başlanır ve 6666 adet tamam olunca
10 defa Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin ve alaa eelihi ve sahbihi ve selleme zikredilir

eger zamaniniz az ise o zaman Allah zikri 6666 adet yerine sadece 666 adet olarak çekilir

Tarikat almak isteyenler bu bölüme mesaj biraksinlar


Mürakabe Nedir

Tarikat Alan kişiler için Akşam namazını kıldıktan sonra kıbleye karşı oturulur
Gözler yumulur ve :


(Amin amin Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin
Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun ve selamün alel mürselin ve eelihim velhamdülillahi rabbil alemin
eşrafil halga seyyidina muhammed ) denilir
ve Sonra Zaman müsaid ise Meşayıhı Sağır için 3 kulhu bir fatiha hediye edilir veya 13 kulhu bir fatiha Şeyh Muhtar a hediye edilir

1. Bismillahirrahmenirrahim (10 Defa)
2. Estağfurullahul ayızmu Hüvet Tevvabürrahim (10 Defa)
3. La ilahe illallah (10 Defa)
4. Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin ve alaa eelihi ve sahbihi ve selleme(10 Defa)

daha sonra Gözler kapalı olarak şeyh muhtar yani tarikatın şeyhi görülmeye çalişılır
ve görmek için uğraşırken dil ilede devamlı olarak Allah Allah zikredilir sesli olarak.
ve bu zikir nefes alırken Allah denilir ve nefes verilirken yine Allah denilir
eğer şevk ve iştah üstünse kafa sağa ve sola hareket ettirilir zikir esnasında
ve bu on dakika veya onbeş dakıka devam ettirilir
ve mürakabeden çıkmak için 10 defa
Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin ve alaa eelihi ve sahbihi ve selleme
denilir ve gözler açılır
buna her gün akşam namazından sonra devam edilir

Meşayıhı Kebir Tarikatin Büyük Şeyhler Zinciri



    Şeyh Muhtar
    Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani
    Şeyh Ahmed Arabiş Şernubi
    Şeyh Muhammed Sehavi
    Şeyh Musa Ebil imran
    Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki
    Seyyidatina Fatimatiş Şazili
    Şeyh Abdülazizil Mekni bi Ebil Mecid
    Şeyh Ebul Hasaniş Şazili
    Şeyh Adusselam ibni Beşişe
    Şeyh Ahmed El Bedevi
    Şeyh Seyyid Abdükadiri Geylani
    Şeyh Ahmet Errufai
    Seyyid Ali Zeynel Abidin
    Seyyidatina Zeynep
    Seyyidina ve Mevlana imami Hüseyin
    Seyyidina ve Mevlana imami Hasan
    Seyyidatinas Seyyidete Fatimatüz Zehra
    Seyyidina ve Mevlana imami Ali R.A
    Seyyidina ve Mevlana imami Osman Bin Afvan R.A
    Seyyidina ve Mevlana imami Ömer ibnul Hattab R.A
    Seyyidina ve Mevlana imami Ebu Bekri Sıddık R.A
    Ziyadeten Fi Şerefil Mustafa S.A.V

Meşayıhı Sağir (Kısaltılmış Şeyhler Zinciri)



    Şeyh Muhtar
    Şeyh Muhammed Osman Abdühül Burhani
    Şeyh Ahmed Arabiş Şernubi
    Şeyh Muhammed Sehavi
    Şeyh Musa Ebil imran
    Şeyh ibrahim Gurşud Dusuki
    Şeyh Ebul Hasaniş Şazili
    Şeyh Adusselam ibni Beşişe
    Seyyidina ve Mevlana imami Hüseyin
    Seyyidina ve Mevlana imami Ali
    Ziyadeten fi Şerefil Mustafa S.A.V



İbrahim Düsûki'den Öğütler

ŞEYH ÂRİF-İ BİLLÂH İBRÂHİM DÜSÛKÎ (K.S.) HAZRETLERİ
Kısa Hayatı
Hicrî 633'te aşağı Mısır'da doğdu. Ömrünün çoğunu orada geçirdi ve bundan dolayı Düsûkî diye tanındı. Babası Ebü'l-Mecd Abdülaziz, Rifâî tarîkatında önemli bir mevki sahibi idi. Şeceresi Zeynelâbidin, Hz. Hüseyin ve Hz. Fatıma ile Hz. Peygamber'e ulaştığı için, seyyittir.
İbrâhim Düsûkî eğitimine Düsûk'ta başladı; Kur'an'ı ezbeledi; Şafiî fıkhında derinleşti, fakîh oldu. Sonra babasından Rifâiyye hırkasını giydi. Daha sonra Sühreverdî şeyhlerinden Necmeddin Isfahanî'ye intisap etti. Şâzeliyye tarîkatına da bağlıydı.
Düsûkî hazretleri mutasavvıflar tarafından dört büyük kutuptan biri kabul edilir. Diğer üçü ise Abdülkadir Geylânî, Ahmed er-Rifâî ve Ahmed el-Bedevî'dir. İbrâhim Düsûkî yirmi yıl kadar halvethânesinde mücâhede ve tefekküle meşgul oldu. Halvethâneden ancak babasının cenaze namazını kılmak için çıktı. Tekrar buraya dönmek istediyse de dostlarının recâsı üzerine vazgeçti.


Hicrî 676 yılında kırk üç yaşında iken vefât etti, kendisinden sonra vazifeyi kardeşi Şeyh Mûsâ'ya devretti, o da Düsûkî'nin yolunu bir tarikat haline getirdi. Vefât ettiğinde halvethanesine defnedildi.1
Düsûkî hazretleri şeriata çok bağlı idi. "Müidin her konuda şeyhine bağlı olması gerektiği gibi, şeyhin de müidine evlâdı gibi muamele etmesi gerekir" derdi. Helâl yemeye, hak-hukûku gözetmeye ve şeriatın hükümlerine bağlı kalmaya büyük önem verirdi. Şeriatla hakîkatı, zâhirle bâtını birleştirmenin gerekli olduğunu söylerdi. Hakikatı, tasvir ve ifâde olarak değil, zevk ve yaşama olarak kabul ederdi.
Düsûkî hazretlerinin esrarengiz yönleri de vardı. Nitekim onun Süyânî, İbrânî, ve eski Mısır dillerini bildiği, hayvanların ve kuşların lisanından anladığı rivâyet edilir. İmam Şarânî (k.s.), et-Tabakâtü'l-kübrâ adlı eserinde onun hangi dille yazıldığı belli olmayan bir kaç mektubunu nakletmektedir .
İmam Şarânî bu büyük zâtı şu sözleriyle metheder:
"Himmete muhtaç olanların şeyhlerinden ve mukarrabînin önde gelenlerinden idi. Açık kerâmetleri vardı. Üstün basîret ve makama, yüce himmetlere, büyük rutbelere, melekûtî sırlara ve ulvî kelamlara sahipti.
O marifet ilminde yüksek dereceye, hakîkat ilminde üstün makama, yüce âlemde büyük rutbeye, kaynak ilimlerde güçlü bir bilgiye, tasarrufta büyük yetkiye, âyetlerin hakîki manalarını çözmede keşfe, müşâhede âlemine ait sırları anlamada kat kat bilgiye sahipti.
O, Yüce Allah'ın yarattığı müstesnâ bir insandı. Allah onu adetâ insanlara rahmet olarak yaratmış; gerek avâm, gerek havâs herkese sevdirmiş, kendisine tasarruf yetkisi ve velâyet sırrı vermiş, bütün gözleri ona çevirmiş, marifet ilmiyle kendisini konuşturmuştur. Allah kendisinden razı olsun. Onun, tarîkat ehlinin dilinden düşümediği pek çok yüce kelâmları vardır".

Hakîki müşid

Müşid müctehid değilse, onun müidi iflâh olmaz. Çünkü kendisi uyursa müidi de uyur, kendisi ibâdet ederse müidi de ibadet eder. İnsanlara ibâdeti emreder, kendi ibâdeti ise bâtıldır, onları bâtıldan sakındırır, kendisi bâtıl işlerin peşinden koşar. Böyle yapan bir kimseye gülerler, sözlerine kulak asmazlar.
İnsanlar kendisine gelip "Bize nasîhat et, bir-iki misâl ile bizi irşat et" dediklerinde onlara şöyle derdi:
Kendisi himmete muhtaç bîdede
Nerde kaldı gayrıya himmet ede
Müidin şeyhine karşı tutumu
Müid, şeyhinin huzurunda bulunursa onun emri ile konuşmalıdır. Onun izni olmadan aslâ konuşmamalıdır. Şayet şeyhinin huzurunda bulunmazsa, kalbiyle ondan izin istemelidir. Ancak bu şekilde vuslat makamına ve Allah'a ulaşılabilir. Şeyh, müidinin bu edeplere riâyet ettiğini görünce, onu terbiye eder, terbiye suyundan ona kana kana içirir, ilâhî ve manevî sırlarla kendisini gözetir.
Müşidine karşı güzel edebe riâyet etmek ne büyük saâdet!
Bu edeplere riâyet etmemek ne kötü şekâvet!
Allah gizli olarak ibâdet edeni, gizli-açık her şeye muttali kılar.
Kim istikâmet yolunu tutarsa, her çeşit şüpheden ve ihtilafdan kurtulur.
Kim Rabb'inin huzurunda kalbiyle gaybet âlemine dalarsa, gayâleminde bulunduğu bu müddet içerisinde mükellef tutulmaz. Şehâdet âlemine çıktığı zaman, kaçırdığı ibâdetlerini kazâ eder. Bu, mübtedîlerin yani daha işin başında olanların halidir. Müşid-i kâmillere gelince, bu hüküm onlar için geçerli değildir. Onlar, ibâdetlerini edâ etmek için Allah tarafından serbest bırakılırlar.

Müridlere tavsiye

Her kim şeriatle amel eden, hakîkat ehli, temiz, nâmuslu ve şerefli bir müslüman olmazsa, sulbümden gelen oğlum bile olsa, evlâtlarımdan değildir. Müidlerimden her kim de şeriate, hakîkate, tarîkate, diyânete, kendini maddî-manevi günahlardan korumaya, zühde, veraya ve aza kanaate sımsıkı sarılırsa, en uzak memlekette bile olsa, evlâtlarımdandır.
Bir defasında kendisine "Ne istersin?" diye soruldu,
"Allah Teâlâ ne isterse ben de onu isterim" diye cevap verdi.
Allah'a kulluk eden herkes, gereği gibi bu kulluğun tadını alamaz. Her hizmet eden de gereği gibi âdâbıyla hizmet edemez. Bundan dolayı çoğu müid, gayret etmesine rağmen, bu yolda mesâfe alamadı.
Ey evlatlarım! Size daima Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Zira siz, kurbanlık koç gibi bu dünyayı terketmek zorundasınız.
Ey alev alev ateşin derilerini yakacağı insanlar!
Ey kendileri için bıçağın bilendiği kimseler!
Kendinizi ve ailenizi cehennem ateşinden koruyunuz.
Bütün insanlara karşı şefkat ve merhamet
Bir kimse bütün insanları sevmedikçe, onlara karşı şefkatli davranmadıkça ve onların ayıplarını örtmedikçe kâmil bir insan olamaz. Bunlara dikkat etmeyen ve kâmil olduğunu iddia eden kimse yalancıdır.
Hiçbir kimseyi hareketlerinden, elbisesinden, yemesinden ve içmesinden dolayı kınamayın. Çünkü, şeriatın açıkça nehyettiği yasakları çiğneyenin dışında, kimse kınanamaz, ayıplanamaz. Zira bu kınama yalnızlığa, yalnızlık da kulun, Rabb'inin lütfundan uzak kalmasına sebep olur.

İnsanlar kısımlara ayrılırlar:

1) Yola yeni girmiş olanlar (mübtedî),
2) Seçkin (hâss) kullar,
3) Seçilmişlerin seçilmişi olan (havâssulhâs) kullar
4) Allah'a vâsıl olanlar.
Yüce Allah bazı insanlara, bazıları sebebi ile rahmet eder.
Bu yolda kuvvetli ile zayıf yarışamaz.
Allah'ın veli kulları bazen yağmur gibidir, bu onların merhametli olduklarını gösterir; bazen de kılıç gibidir, bu da onların gazap taraflarının olabileceğine işaret eder. Bundan dolayı bir Allah dostu yüzünüze güldüğü zaman ona karşı saygıyı terkedip şımarmayın, ciddiyet ve edebinizi muhafaza edin.

Şeriat-Hakîkat

Şeriat kök, hakîkat ise onun dalıdır. Şeriat meşru olan bütün ilimleri içerisinde toplar. Hakîkat ise gizli ilimleri câmidir. Bütün makamlar şeriat ve hakikatte gizlidir.
Müid farz, vâcip ve sünneti edâ edecek kadar ilim öğrenmelidir. Bütün işi fesâhat ve belâgatla uğraşmak olmamalıdır. Zira bunlar asıl maksada ulaşmaya mani olabilirler. Buna mukabil müid, sâlihlerin yollarını araştırmalı, onlara uymalı ve zikre devam etmelidir.
Erkeklerden tam erkekler bulunduğu gibi, yarım ve dörtte bir olan erkekler de vardır. Yine onlar arasında kemâle ermiş ve Allah'a ulaşmış olanlar da vardır.

Havâssın tevbesi

Havâssın yani Allah'ın en seçkin kullarının tevbesi, mâsivâyı gönülden çıkarmaktır. Havâss olanlar, tevbe ederek terk ettikleri bir davranış ve söze dönüp bakmazlar. Çünkü onlar, tevbe etmekle içlerine benlik duygusu girmesinden korkarlar. Yine onlar "ben, ben" demekten son derece sakınırlar.
Hülâsa onlar bütün hareketlerini kontrol altında bulundururlar.
Ey müidim! Himmetini cem et, dikkatini topla. Tarîkatı ancak bu yolla tanıyabilirsin. Hangi makamda bulunursan bulun, önüne bir perde gerilebilir, ancak sen bütün bu perdeleri yırtmalısın. Zira Allah'tan başka her şey boştur.
Sen bir kimseden yüz çevirirsen o da senden yüz çevirir. Eğer Allah'tan yüz çevirirsen, Allah da senden yüz çevirir.
Ey oğulcuğum! Beni boş şeylerle meşgul etme. Kalıbından kalbine geç. Ona göre hareket et.


Seher vakti

Kim seher vakitlerinde kalkar ve istiğfara devam ederse, Allah ona bütün nur pencerelerini açar, yakınlık (kurbiyet) âleminden kendisine manevî lezzetler tattırır, kalbinde mana âlemine ait güneşler ve aylar doğar.
Ey gönlümün yavrusu! Sana söylediklerimi yap ki, kurtulanlardan olasın.

İsm-i azam

Nice insan vardır ki, ism-i a'zamı okur da manasını anlamaz. Halbuki Allah dostlarından biri bir ağaca dokunur da ağaç meyve verirse ancak o ismin hümetine verir, yalçın kayalardan su akarsa ancak onun hümetine akar, vahşî bir hayvan bir Allah dostuna teslim olursa ancak onun hümetine olur, bir velî yağmur ister ve yağmur da yağarsa ancak onun hümetine yağar.
Bir müid Allah'tan başka hatırına gelen her şeyi terketmedikçe, bu yolda mesâfe katedemez.
Ah aradaki perde bir kaldırılsa da a'mâ harf ve zarf olmayan harfi bir okusa, kendisine kapalı olan sırları ve düğmelenmiş düğmeleri bir çözebilse, kilidi bir açabilse!... Şevkim daha ilerisini arzu etse de, istediğim işte bu zâtlardır.
Yaptığı iş ve söylediği söz Allah'ın rızasına uygun olmayan kimseye, tevhid makamı kapalıdır.
Hiçbir velî, makam arzusu dahil, mâsivâyı terketmedikçe Rabb'ine varamaz.
Eğer Rabb'in ile birlikte olmak istersen, bütün insanlar için iç âlemini kötü düşünce ve kötü niyetten temizle.

Azîmet-Ruhsat

Ey oğlum! Şeytanın ruhsatlarla ilgili verdiği fetvâlardan ve azîmetle amel ederken seni ruhsatla amel etmeye sevketmesinden sakın. Çünkü o, ruhsatın meşrû olduğunu fısıldayarak, azgınlığa ve isyana sevkeder. Özellikle şeytan seni mahzurlu şeyelere soktuktan sonra şöyle der: "Bu iş senin için mukadderdir, sen kim oluyorsun ki, her şey Allah'ın elindedir?". Bu sözlerle Allah'ın yolundan saptırmak ister. Eğer onun dediklerini yaparsan külliyyen helâk olursun.
Ey oğulcuğum! Bil ki: Yüce Allah sana ancak Nebî (s.a.v.)'e tâbi olmanı emretti, dünya ve âhirette zarar verecek her şeyi yasakladı. Bütün bunlara rağmen neden hâlâ O'na muhalefet ediyorsun?

İcâzet hakkında

Ey oğulcuğum! Eğer bir kâğıt parçasından ibâret olan olan icâzet ile iktifâ ediyorsan, şunu bil ki, senin icâzetin ancak güzel hâlin ve ihlâsındır. İcâzet almış bir kimse, insanların günahlardan en çok uzak duranı, en çok namaz kılanı, en oruç tutanı ve Allah'ı en çok zikredeni olmalıdır. Kul hizmete devam ettiği müddetçe, Rabb'i onu diğer kullarına tercih eder. İşte hakiki icâzet budur. Eğer şeyhlik iddia eder ve Rabb'ine isyan edersen, Rabb'in sana şöyle der: "Yazıklar olsun sana, haya etmiyor musun, nerde kaldı senin bize yakınlık sözün, bizimle birlikte olabilmek için neden kirli elbiselerini yıkamadın (neden tevbe etmedin)? Ne kadar da mideni haramla doldurmuş, günah işlemek için adımlar atmışsın, beni sevenler saf halinde geceleri geçirirken, ne kadar da uyumuşsun, sen ancak bir iddiacı ve bir yalancısın".
Yolumuzda nefsini meşhur eden, yolumuzun hakkını yerine getirmeyen ve bizimle alay eden herkesin Allah hasmıdır.
Kim bu yolda hâinlik ederse helâk olur. Kim de sözlerimizden ibret almazsa, kervanımızda yüüyemez, bizi hakkıyle bilemez. Biz, evlâtlarımızdan ancak kâmil Hakk yolcusu ve iyi huylu olanları severiz. Böyle olan evlâdımıza sır da veririz.
Ey evlâtlarım! Allah'ınızı severseniz yolumuzu kötülemeyin, bu hakîkatlerle oynamayın, hilekârlık yapmayın, hakk ile bâtılı karıştırmayın, ihlâslı olun ki, kurtulabilesininz. Sizi sevdikçe ve diğer insanlardan sizi seçtikçe siz de bizi üzmeyin, yolumuza kötü söz atmayın. Terbiye ve nasîhat konusunda nasıl size hakkınızı ödüyorsak, siz de dinleyerek ve öğüt alarak bizim hakkımızı yerine getirin. Ben size ancak Rabb'inizin emrettiklerini emrediyorum. Bunlar benim değil, Allah'ın emirleridir. Eğer ahdinizi bozarsanız bilin ki, bu bozduğunuz ahd Allah'ın ahdidir. Bizden sadece icâzet belgesi alma niyetinde iseniz, bizim size ihtiyacımız yoktur. İstediğiniz yere gidebilirsiniz

Karşılıksız irşat

Ey evlâtlarım! Mallarınıza dokunmama, mîrâsınızı almama, ellerinizde bulunan dünyalık ile elbisemi kirletmeme konusunda Allah'a bey'at ettim. Dinleyiniz ve itaat ediniz. Mallarınız konusunda benden ve cemaatim içerisinde ihlâslı olanlardan emin olabilirsiniz. Allah'tan, diğer evlâtlarımın da ihlâslı olmasını istiyorum. Onlar da böyle ihlâslı olurlarsa kardeşlerine şefkatte ve nasîhatte bulunurlar, mallarına da dokunmazlar
Her kim ölümünün itaat üzere olmayacağını ümit ederse helâk olmuştur. Zira bütün taatlarımız Allah'ın ihsanı cümlesindendir. Bizim ortada hiçbir katkımız yoktur.
Ey oğulcuğum! İnsanların ve cinlerin ameli kadar amelin olsa bile "ben" demekten sakın, zira Allah ben iddiasında bulunanları acz içerisinde bırakır. Benlik davasında isen maddî-manevî derecen düşer, bunu unutma.

Halvet

Bir yolunu bulsaydık, insanların gözünden kaybolmak için, halvete girerdik. Zira zamanımızda kalpler hasta, ciğerler parça parçadır. Dedi-kodunun çoğaldığı bu zamanda sığınılacak ve kaçacak yer lâzımdır. Fakat bu zamanın insanları ile bizi imtihan eden Allah işlerimizi düzenliyor, sonsuz güç ve kudretiyle yardımını eksik etmiyor.
Her kim nefsini hesaba çekmekten gâfil olursa telef olur, eğer nefsini hesaba çekmekte acele etmezse hezimete uğrar.
Allah Teâlâ bir velî kulunu belâ ile imtihan ederse, onu mânâ erleri derecesine yükseltmek ister. Eğer Allah dostu sabreder, kızmaz, yumuşak huylu, cömert ve affedici olursa Allah onu daha yüksek derecelere yükseltir. Bunlara riâyet etmezse onu bulunduğu yerde bırakır, derecesini yükseltmez.

Kerâmet

Allah'a âsî olmayan bir insan kerâmet eseri olarak vahşî hayvanların sırtında gezmeye başlasa, onun bu hareketi Allah'ın rızasına uygun degildir. Bundan dolayı bu hayvanlar, o insanı sımsıkı yakalayıp eziyet etmek için, Allah'ın kendilerine kuvvet vermesini isterler. Bu insan kuşlara ve vahşî hayvanlara uğrasa bu hayvanlar onu görmekten Allah'a sığınırlar, suya uğrasa su da bu insanın kendisinden içmesini istemez, hülâsa her şey ondan kaçar, Allah'a iltica eder.
Ümmet-i muhammede kılıç çeker ve harbelerinizi onların kanı ile kirletirseniz, Allah'ın sizin için ekin bitirmesini ve mememlerin süt vermesini nasıl talep edebilirsiniz?
Bir Allah dostu Allah'a yönelişinde sadâkat üzere devam ederse, artık ona buğz eden sevmeye, onunla ilişkide bulunmayan kendisini ziyaret etmeye ve ondan hoşlanmayan övmeye başlar. Ama mücrim ve münâfik hâlâ onu sevmemeye devam eder.

Günlük dersi terketmek

Bir müid bir gün virdini bırakırsa Allah da o gün ona yardımını keser.
Ey evlâtlarım! Biliniz ki: Yolumuz hakîkate erme, tasdîk, doğru sözlülük, çalışma, amel, maddî-manevî temizlik, gözleri haramdan sakınma, eli, edep yerini ve dili koruma yoludur. Her kim bunlara riâyet etmezse, istese de istemese de yolumuz onu reddeder.
Kur'an'ı ezberlemek ve hükmü ile amel etmek
Ey Kur'an'ı ezberlemiş olan Kur'an hâmili! Onunla amel etmiyorsan sırf ezberlemekle sevinme. Zira Allah (c.c.) "Tevrat'ı ezberleyip içindekilerle amel etmeyenlerin durumu, kitapları yüklenmiş merkeplerin durumu gibidir" (Cuma, 62/5) buyurmaktadır. Sen, Kur'an'da bulunan bütün hükümlerle amel etmedikçe merkep olmaktan kurtulamazsın ve onda bulunan bütün harfler aleyhinde şâhitlik eder.
Ey evlâtlarım! Bu kadar aldanma, aldatma, oyun, eğlence, cehâlet, hevâ, iftirâ, cimrilik, sözünde durmama, yanılgı, unutma, gaflet, hata, günah, yalan, bıkkınlık nedendir? Nice nasîhatlar dinlersiniz, ibret alıp düzelmezsiniz. Sanki ölüler gibi olmuşsunuz.
Eğer Hakk Teâlâ hazretleri kalplerinizdeki kilidi açsaydı, Kur'an'daki hayret uyandıran hususları, hikmetleri, manaları ve ilimleri anlar, onun dışındakilerden müstağnî olurdunuz. Çünkü mevcûdatla ilgili bütün hususlar onda yazılmıştır. Yüce Allah şöyle buyurur: " Biz bu Kitap'ta hiç bir şeyi eksik bırakmadık" (En'âm, 6/38). Allah her kime bu Kitap hakında bir anlayış verirse her harfin manasını, sebebini, sıfatını da kendisine öğretir. Bu kimse bu harflerle ulvî ve süflî âlemlere ait bilgilerin yanında Arş, Küsü, semâ, su, yıldızlar, hava ve yeryüzü ile ilgili ilimleri de öğrenir.
Şeriata ve Kitab'a tâbi olan kimse eğer emir ve yasaklara vâkıf ise anlayışı da hakîki olur. O bu hakîki anlayışı ile bütün müşkülleri çözer, bütün rumuzları halleder ve bütün kapalılıkları açar. Ama onun anlayışı sadece söz ezberlemek ve bazı zâtların makamını öğrenmekten ibaret ise, bu hakîki anlayış sayılmaz; aksine hakîki anlayışa ve hakîki ilimleri öğrenmeye perde olur. Bütün işi sadece laf üetmekten ibaret olan kimse anlayan, amel eden ve irfan lisânı ile konuşan kimse gibi değildir. Müşâhede makamına ulaşan bir çok insan vardır ki, kendisinden o makamın anlatılması istendiğinde anlatamaz, o ancak yaşanır.
Bütün bunlardan kastım tüm evlâtlarımın laf üeten değil, tadan ve hakîkatı yaşayan kimseler olmaları; ilimleri sadırlardan ve satırlardan değil, rabbânî kaynaktan almalarıdır. Çünkü Allah dostları ancak tattıkları şeyleri söylerler. Onların kalpleri Allah'ın lütfu ve ihsanı ile doludur. O kalplerden âb-ı hayat damlaları akar. İşte, Allah dostlarının ilimleri bütün ilimlerin kaynağı olan ilâhî kaynaktan gelir.
Laf üetene gelince o sadece başkasından hikâye eder, Allah dostlarının yaşadığı zevkten bir nokta veya bir zerre istifâde edemez. Ona şöyle nidâ idilir: "Bu o kimsedir ki, bu aldanma dünyasında kabukla (kışırla) yetindi, halbuki biz öyle insanlar gördük ki, testere ile biçilseler bile ulaşamadıkları makamları aslâ anlatmazlardı".

Tasavvuf konusunda söz söylemek

Ey evlâtlarım! Size birisi tasavvuf, marifet ve muhabbetten sorarsa, Allah dostlarınınki gibi işleriniz düzgün olmadıkça ona dilinizle cevap vermeyiniz. Sizden biriniz dînî emirleri yerine getirip amelde de sâdık olduğu zaman, dili faydalı şeyler söylemeye başlar. İşte bu onun sadâkatinin bir semeresidir. Kim özünde ve sözünde dosdoğru ve ihlâslı olduğunu iddia edip de kendisinde edeb ve tevâzuun semeresi görülmezse yalancıdır, ameli riyâ ve gösteriştir. Onun bu kötü ameli, kendisi istese de istemese de ancak kibir, ucub, nifak ve kötü ahlâka sebep olur. Allah muhafaza buyursun.
Tasavvuf sadece yün giymekten ibaret değildir. Yün, belki tasavvufun alâmetlerinden biridir. Tasavvufun asıl önemli yönü, tasavvuf ehlinin, tasavvufun ince noktalarına ve güzelliklerine uymasıdır. Bu da hemen olmaz, tedrîcen olur. Sûfi, tasavvufun hakîkatına ulaştığı zaman, sert elbise giyemez. Çünkü o, letâfet makamına ulaşmış, iç âlemine dönmüştü. Onun için ayrılık da bitmiştir.
Müid ise böyle değildir. O, nefsini terbiye etmek ve onu Mevlâ'ya boyun eğdirmek için, sert elbise giyebilir, lâtif olmayan gıdalardan yiyebilir. Böylece müid yüksek makamlara hazırlık yapmış olur. Manevî perde inceldikce, elbise de incelmeye başlar.


Hakiki müşidin özellikleri

Allah dostunda haset, gıybet, isyan, aldatma, kendini beğenme, gösteriş, başkalarının önünde eğilme, yalan, kibir, ucub, şımarıklık, övünme, boş söz, nefsin gayr-ı meşrû isteklerine uyma, meclislerde en önde oturma, kendinin de var olduğunu gösterme, münakaşa, başkalarını imtihan etme, onların noksanlarını söyleme, sû-i zanda bulunma gibi hususlar bulunmaz. O güzel ve gösterişli elbise giyen kimseler hakkında kötü zanda bulunmaz, bu yolda hırka giyerek kendini belli edeni ayıplamaz. Ancak bilerek şeriata muhâlefet edenler olursa onlara karşı ilgisiz de değildir.
Allah'ın velî kulu mahlûkâtın kendisine hümet etmesine, ona saygı duymasına, onun için ayağa kalkıp oturmasına, onu kabul veya reddetmesine ve buna benzer zâhirî hallere iltifat etmez. O, yalnız Allah Teâlâ'dan gelecek iltifatı ister.

Muhabbet

Sen ve ben maddî olarak bir araya gelmekle muhabbet oluşmaz. Muhabbet ancak, ruhlarımızın cesetlerimiz ile tek mizac haline gelip kaynaşmasıyla oluşur.
Allah dostlarından hiçbiri bid'at ehli değildir. Onlar edep konusunda sadece Allah Rasûlü (s.a.v.)'i takip ederler. O da bu edebi Kur'an-ı Kerîm'den almıştır. Bir edep kuralı olarak Kur'an'da şöyle buyrulur: "Ey Mü'minler! Sizin eviniz olmayan evlere izin alıp ev halkına selâm vermeden girmeyin" (Nûr, 24/27). İşte Allah dostları bir yere gittikleri zaman üç defa izin isterler. Şayet kendilerine izin verilirse girerler, aksi halde dönüp giderler.

Toplu halde bulunmanın tehlikeler

Bizden önce gelip geçmiş zâtlar, toplu halde bulunmanın tehlikelerinden korkarlar ve bundan dolayı uzleti tercih ederlerdi. Ancak Cuma namazı için dışarı çıkarlardı. Bir de hiçbir riyâ, yersiz münakaşa, ucub ve aldatmanın bulunmadığı ilim meclislerine katılırlardı. Zamanımızda kötü hasletlerden sakınan azdır. Sen, Allah Teâlâ'nın vâcip kıldıklarını öğrendikten sonra yalnızlığı tercih et.
Daha sonra Düsûkî hazretleri hicrî yedinci asrın bazı tehlikelerine dikkat çekerek şöyle der:
Ey yavrucuğum! İnsanların çoğunun Allah'ın şeriatına zarar verdiği ve hakîki muhabbeti bid'at saydığı bir asırda bulunuyorsun. Bu insanlar Allah'ın lütuf ve ihsanlarını, mu'cizevî fiillerini bilmiyor, lütuf ve ihsan kapısının kapandığına inanıyorlar. Kim buna inanırsa Allah'ın irâdesine karşı çıkmış olur, bundan Allah'a sığınırız. Bundan dolayı Allah dostlarının böyle kimselerden uzak durması lâzımdır.
Allah dostlarının kıymetini bilememek cehâlet ve basîretsizliktir. Allah'ın sevgili kulları hakkında kötü söz söylenemez. Bir müslümanın onları reddetmesi aslâ düşünülemez.
Bir defasında Cüneyd (r.a.)'a şöyle dendi: "Bazı evliyâullah vecd hali gösteriyor ve öteye-beriye sallanarak yüüyorlar. Onlar hakkında ne dersiniz?" Bu soruya o şöyle cevap verdi: "Onları kendi haline bırak, Allah ile rahata kuvuşsunlar. Şeriatın açıkça yasakladığı hususlar hariç onların bu hallerini kınama. Dikkat et! Bu yol onların ciğerlerini parçalamış, sa'y ve gayret kendilerini yormuş ve bir çok zorluklara katlanmışlardır. İçerisinde bulundukları halleri aşmak için böyle yaparlar. Bunda da bir mahzur yoktur".
Ey Kardeşim! Sen onların tattıklarını tatsaydın, bağırmalarını ve elbiselerini yırtmalarını mazur görüdün. Allah'tan dileğim odur ki, bütün evlâtlarımı doğru yola iletsin. Çünkü o, herşeyi işiten ve dualara karşılık verendir.
Allah dostlarının ahlâkını öğrenmemek mahrumiyete sebep olur. Onlara karşı edebe riâyet etmemek ise helâke götüü. Allah'ın rahmet kapısı açıktır ve hiç bir zaman kapanmamıştır. Allah dostları daima Allah'ın rahmet kapısında durup yalvarırlar.

Tefsir ilmi

En sağlam tefsir selef-i sâlihînden rivâyet edilen tefsirdir. Sağlam olmayan tefsir de her asırda değişen tefsirdir. Şayet mecbur kalmasaydık ancak selef-i sâlihînden rivâyet edilen tefsiri naklederdik.
Bir âyet hakkında kalbimize bir şüphe geldiği zaman, Rabb'imizin kapısına müacaat eder, ondan izin alır, bu kelâmından muradının ne olduğunu sorar ve bize bildirdiği kadarıyla konuşuruz.
Sözün özü şudur: Bize teslimiyet göterin, kurtulursunuz. Biz ancak Allah'tan aldığımız ilmi söyleriz. Çünkü ilim O'nundur.
Rubûbiyet feyzi taştığı zaman kul fazla gayrete ihtiyaç duymaz.
Gayret sarfeden kimse, manevî âleme ait sayfalardaki ilâhî sırları okumadıkça, eksiktir. Ancak Yüce Allah, bu eksik kuluna, ilmiyle âmil olmayana vermediği hikmetler verir. İşte Allah dostlarının arzusu da bundan başka bir şey değildir. Onlar, marifet ilmini elde ettikleri zaman, zahmet çekmeden onunla her şeyi tanırlar, aradan perde kaldırılır.
Ancak Allah isterse marifet bilgisini alır. Bundan da Allah'a sığınırız.
Kim fâni dünyada fenâ makamına ererse, bâki âlemde sonsuza kadar yaşar. Fâni dünyanın Hakk'a vâsıl olmada bir perde olduğu bilinmelidir. Bâtıl yolda fâni olunmamalıdır. Bazıları fenâ haline Mûsa (a.s.)'ın Sina dağında fâni oluşunu misal verirler .1

Şefkat ve merhamet

Kim Allah'ın yarattıklarına şefkatli davranmazsa, Allah dostu olamaz. Rivâyete göre Mûsâ (a.s.) koyun güderdi. Fakat koyunlardan hiç birine bir değnek bile vurmadı, onları aç bırakmadı, eziyet de etmedi. Allah Teâlâ da onu İsrailoğullarına peygamber olarak gönderdi, onunla konuştu. Mûsâ (a.s.) peygamberliğinden sonra da çobanlığa devam etti ve milletini bir çok kötülüklerden korudu.
Başka söze hacet yok; kim Allah'ın yarattıklarını aziz tutar, onlara şefkatle muamele ederse, Hakk ehlinin ulaştığı derecelere ulaşır.

Müşidin lüzûmu

Eğer insanlar tamamiyle kötülüklerden vazgeçseler ve Allah'ın emri altına girselerdi, şeyhlere ihtiyaç duyulmazdı. Fakat onlar bu yola bir çok illet ve hastalıkla girdiler, manevî bir hekime ihtiyaç duydular.
Bir kimse huzuruna gelip bu yola girmeye karar verince ona şöyle derdi:
Ey falan! Senden, Allah'ın Kitab'ına, Hz. Peygamber'in Sünnet'ine tabi olmanı, namaz kılmanı, oruç tutmanı, haccetmeni, bütün emirlere uymanı ve güzel işlere sarılmanı, söz, fiil ve itikat olarak Allah'a itaatla meşgul olmanı istiyorum.
Ey oğulcuğum! Dünyanın süsüne, bineklerine, giyim-kuşamına ve hazzına bakma. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ahlâkına tâbi ol. Eğer buna muktedir değilsen müşidine tabi ol. Bunu da yapmazsan helâk olursun.
Ey yavrucuğum! Bil ki, tevbe ne kitap sahifelerinde yazıldığı gibidir, ne de amelsiz sözden ibarettir. Tevbe, ölünceye kadar, yaptıklarını bir daha yapmamaya kesin azmetmektir. Bundan dolayı ey oğlum! Karanlık gecelerde ayaklarını sağlam yere bas, boş işlerle uğraştığın halde kendini tarîkat ehli sanma. Bu yol alay etme ve eğlenme yolu değildir. Unutma ki, alay edenle, alay edilir.

Şeyhlik pâyesi

Bir gün Düsûkî hazretlerine bir derviş gelir ve kendisine şeyhlik pâyesi verilmesini ister. Düsûkî (k.s.) bu zâta bakıp şöyle der:
Ey oğulcuğum! Şeyhlik pâyesi ancak uzun müddet çalışan, bu yolda yorulan, bütün işlerinde ihlâslı olan, Allah dostlarının işaretlerindeki manaları sezen, onların hallerine ait haberleri gözeten, yine onların hareketlerinde, duruşlarında, yolculuklarında, halvet ve celvet hallerinde maksatlarını anlayan kimselere verilir. Eğer sâdık bir insan isen utanılacak işler yapma, oyun ve eğlence ile meşgul olma, çocuk gibi davranma.
Kulun kalpten değil de sadece dil ile tevbe ittim demesi tevbe değildir. Kitap yazmak ve bilgi toplamakla da tevbe olmaz. Tevbe, kulun bütün kâinattakileri tevbesinda anması, Mevlâsından başka her şeyi kalbinden çıkarmasıdır. Bu söylenenler bir Hakk yolcusunda bulunursa, Allah dostlarının ulaştığı makamlara ulaşması mümkün olur.

Allah dostlarının yoluna yeni girenler

Bu yola yeni girenin gıdası açlık, yağmuru gözyaşı, ihtiyacını arzedeceği yer Allah Teâlâ'dır. Bu mübtedî zayılayıncaya kadar oruç tutar, böylelikle kalbine incelik girer, kalp gözü açılır, kulağındaki manevî ağırlık kalkar. Bundan sonra o, Kur'an'ı ve onun öğütlerini hem kulak, hem de kalp ile duyar. Buna mukabil kim boş sözler konuşur, ruhsatların peşinde koşar, haddinden fazla yer, içer ve uyur ve "bunları yapanı kimse kınayamaz" derse, ondan hayır gelmez.
Yolumuzda şiddetli deniz dalgaları, ateş, açlık ve yorgunluk gibi bir çok zorluklar bulunmaktadır. Bu yol, manasız ve maksatsız değildir, Allah'a ulaşma yoludur.
Şunu söylemek gerekir ki, maalesef evlâtlarımdan bir tanesini bile hakîki manada, Allah dostlarının izlerini takip ettiğini ve kendilerine sır verilecek kadar derece katettiklerini göremedim. Bu aldatıcı zamanın şerrinden, bütün güç ve kuvvet elinde olan Allah'a sığınırım.


Allah`ı Zikir Hakkında Kırk Hadis


Allah`ı Zikir Hakkında Kırk Hadis

(1.Hadis) -“Kim Allah`ı çok zikrederse nifaktan beri (uzak kalmış) olur.” (Feyz`ül-kadir c.6,s.82)


Açıklama:Nifak denilen kalbi marazdan zulmet doğar.Bu hastalık, kalbi tamamen işgal ettiğinde, kalp sarayında iman sultanını sürüp çıkarır.Zikrullah, imana kuvvet kazandıran bir nurdur.Nurun hakim olduğu kalpte zulmete yer yoktur.

(2.Hadis) -“Şayet kucağında paralar bulunan bir adam, bunları dağıtsa; diğeri de Allah`ı zikretse, Allah`ı anan daha faziletli bir iş yapmış olur.” (Feyz c.5,s.309)


Açıklama:Kucak dolusu parayı Allah yolunda dağıtan kimse, malından bir parçasını Allah için sarf etmiş olur.Fakat zikre oturan kimse, kendini tamamen Allah`a vermiş olacağından daha üstün bir iş yapmış sayılmaktadır.
Bu hadis-i şeriften sadakanın değersiz olduğu manasını çıkarmak doğru olmaz .Ancak zikrin sadakadan farklı ve üstün olduğu açıklanmış bulunmaktadır.

(3.Hadis) -Ehl-i cennet dünya ile alakalı bir şeye üzülmez.Ancak,orada iken Aziz ve Celil olan Allah`ı zikretmeksizin geçen bir saate yanar (üzülür)” (Feyz`ül-kadir c.5,s.390)


Açıklama:Zikir ehli, cennette kendisine ihsan edilecek rütbenin yüceliği ve nimetin bolluğu karşısında, zikirden uzak olarak geçirdiği zamanlarına üzülecek ve yanacaktır.Allah`ı hiç anmayanlar, o gün, ne kadar üzülecekler acaba?

“Zayi olmuş, anladık sessiz geçen evkaatımız.”

(4.Hadis) -“Zikir için tek başına bir köşeye çekilenler, derecelerinin yükselmesinde başkalarından öne geçtiler.Ashap onlar kimlerdir? deyince Resul-i Ekrem devamla Zikrullaha düşkün olanlardır.Zikir, onlardan günah yükünü indirecek de kıyamet günü hafiflemiş bir halde huzur-i ilahiye gelecekler.” (Feyz`ül-kadir c.4,s.92)
Moderatöre rapor et Kayıtlı
"El-mücâhid fî sebîlillâh, el-müştâk ilâ cemâlillâh, hüve ünvânüküm"

("Ünvanı: Cemal-i ilâhiye âşık, Allah yolunda mücahit")

"İtikaden Ehl-i Sünnet, Amelen Hanefi, Meşreben Nakşî-yi Müceddidî"

(5.Hadis) -“Gafiller içinde (bulunduğu halde) Allah`ı (unutmayıp) zikreden kimse, savaşta kaçanlar içinden ayrılıp sebat ve savaşmaya devam eden mücahid gibidir.” (Feyz`ül-kadir c.3,s.558 )


Açıklama:Gafil bir topluluk içinde bulunan kimse, onların gözü ve sözünün tesiri altında kalır da Allah`ı hatırlamaz ve anmaz olur.Onların ayıplayacağından çekinir veya nefsani noktadan gereksiz endişelere kapılır ve Allah`ın adını anamayacak kadar korkar ve idraksiz bir hale gelir.Bu engeli aşan ve Mevla`yı anan kimse, harp meydanından bazı askerlerin kaçtığı sırada, yerinden ayrılmayan bahadırın gösterdiği kahramanlığa benzetilmektedir.

(6.Hadis) -“Kim Allah`ı zikreder de Allah korkusundan iki gözü yaşarır ve sonunda göz yaşı yere damlarsa, Allah da onu kıyamet günü azaba uğratmaz.” (Feyz`ül-kadir c.6,s.128 )


Açıklama:Yüce halikımız, bir atom çekirdeğinde güneşin hareketini gizlediği gibi, Allah aşkı ve korkusundan dolayı akan göz yaşında cehennemi söndürecek okyanusların tesirini gizlemiştir.O yaş, sahibinin azaptan kurtulmasına vesile alacaktır.
Cenab-ı Hak, kendisinden korkarak dünyada göz yaşı dökeni ahirette ağlatmaz.

(7.Hadis) -“Tenha bir yerde Allah`ı zikreden, yanında kimse bulunmadığı halde saflar arasından çıkıp düşmana saldırmak kahramanlığını gösteren kimse gibidir.” (Feyz`ül-kadir c.3,s.559)


Açıklama:Nefs-i emmare düşmanına zikir kılıcı ile savaş açan kimse, büyük bir kahramandır.Halikın adını anmaktan korkan, en yüreksiz bir kimsedir.
Zikri, tenhada yapan;tek başına düşmana saldıran bahadır kadar şanlı ve manen nişanlarla mücehhezdir.

(8.Hadis) -“Zikir, Allah`tan kula ihsan edilmiş bir nimettir.Bu sebeple, onun şükrünü ödeyiniz.” (Feyz`ül-kadir c.3,s.569)


Açıklama:Allah Teala, o güzel ismini sevdiklerinin ağzına layık görür.Bu nimete mazhar olan, zikrin sonunda Allah`a şükretmelidir.


(9.Hadis) -“Kıyamet günü, Allah katında kulların derece itibariyle en üstün olanı, Allah`ı çok zikredenlerdir.” (Fyez`ül-kadir c.2,s.43)


(10.Hadis) -“Allah`ı zikretmeyi o kadar çoğaltınız ki münafıklar sizlere mecnun diyecek kadar ileri gitsinler.” (Feyz`ül-kadir c.2,s.84)


Açıklama:Kalbinde küfür gizleyip, halkın arasında mümin görünmek isteyen kimselerin ruh yapısı, zulmete dönük, kalbi küfürle kapkaradır.Bunlar ne Allah`ı anmak ne de başkalarının andığını duymak isterler.Gönlü ilahi aşkla dolmuş kimseler Allah`ı zikrederken bunların kalbi sıkıntı duyar.Bu gibi kimseleri delilikle suçlamaya çalışarak onları zikirden vazgeçirmeye çalışırlar.Nifak ehli hoşlanmasa ve hatta deli deseler bile gen Allah`ın adını anmaktan vazgeçmemelidir.Yarasanın gözü ışıktan, pislik böceği de gül kokusundan rahatsız olur.Nifak ehlinin de Allah`ın zikredilmesinden huzuru kaçar.

(11.Hadis) -“Zikrin hayırlısı, gizli olanı; rızkın hayırlısı ihtiyaca yetenidir.” (Feyz`ül-kadir c.3,s.472)


Açıklama:Zikrin gizli olması noktasında iki ihtimal akla gelmektedir:Ya halkın bulunmadığı tenha yerlerde kendini gizleyip Allah`ı anmaktır veya açıktan zikir yerine zikr-i kalbiyi tercih etmektir.Hadis-i şerifin ifadesi mutlak olup her iki ihtimali de kuşatmış bulunmaktadır.Ancak akli ve nakli deliller karşısında “Gizli olan zikir” den kalp ile yapılan zikrin olacağı ihtimali akla daha süratle gelmektedir.Zira bu tarz da yapılacak bir zikri değil insanlar, melekler ve cinler bile duyamazlar.Gizliliğin derecesi, kalbi zikirde daha kamil olarak mevcuttur.

(12.Hadis) -“Bir kul, kendisini zikrullahtan daha fazla azab-ı ilahiden kurtaracak bir iş yapmış değildir.” (Feyz`ül-kadir c.5,s.457)


Açıklama:Zikrullah; kalbin gıdası, ruhun devası ve fikrin cilasıdır.İnsan, ceset ve ruhun imtizacı ile meydana gelmiş, bütün canlıların fevkında akıllı bir varlıktır.Cesedin gıdası ekmek ve su, kalbin gıdası ise zikrullahtır.
Allah`ın zikri ile kalp rahat, yüz nurlu ve gözler aydındır.Ruhsuz ceset nasıl kokup dağılmaya mahkum ise, zikirden mahrum kalan bir kalp de; ızdırap, heyecan,gadap,kin ve kötü düşüncelerle perişan olur.


(13.Hadis) -“İçinde Allah`ın ismi zikredilen ev ile,Allah`ın anılmadığı evin benzeri, diri ile ölü misalidir.” (Feyz`ül-kadir c.5,s.506)


(14.Hadis) -“Bir topluluk Allah`ı zikretmek üzere toplanmaya görsünler, ille kendilerine “Yarlığanmış olarak kalkınız” denilir de oradan öyle dağılırlar.” (Feyz`ül-kadir c.5,s.409)


Açıklama:Zikre oturan topluluğu melekler çepeçevre kuşatırlar.Onların zikrinden aldıkları feyz, duydukları memnuniyeti ifade için, kendilerine “Yerinizden Yarlığanmış olarak kalkınız” diye dua ederler.Ehli zikir için meleklerin yaptığı bu dua,Allah tarafında kabul olunur.



(15.Hadis) -“Hiçbir sadaka, yüce Allah`ı zikretmekten daha faziletli değildir.” (Feyz`ül-kadir c.5,s.451)


(16.Hadis) -“Zikir ehlinin oturdukları yerin ganimeti (kazancı), cennettir.” (Feyz`ül-kadir c.4,s.407)


(17.Hadis) -“Zikir meclislerinde bulunan kimseler üzerine sekinet iner, onları melekler kuşatır, ilahi rahmet örter ve Allah onları arşının üstünde bulunan meleklere anar.” (Feyz`ül-kadir c.5,s.518 )


Açıklama:Bal arısı nasıl çiçekleri ve tatlı maddeleri severse ve bunların bulundukları yerlerde dolaşırsa, melekler de zikir meclislerine rağbet gösterirler.Allah`ı zikreden bir topluluğun ağzından çıkan esmanın nuru ve rahmani koku, hale hale etrafa yayılınca onların meclisini dört tarafından melekler kuşatır.


(18.Hadis) -“Bir topluluk, serilmiş minderler üzerinde, aziz ve celil olan Allah`ı zikredeler.Allah`da onları yüce dereceli cennetlere koyar.”


(19.Hadis) -“Allah`ın hayırlı kulları; Allah`ı zikretmek, onun azamet ve kudretini hatırlamak için güneşi, ay`ı, yıldızları ve gölgeleri tarassut edenlerdir.” (Feyz`ül-kadir c.2,s.448 )


(20.Hadis) -“İnsanlardan bir kısmı zikrullah`ın anahtarlarıdır.Onlar görüldüğünde Allah`ı anmak hatıra gelir.” (Feyz`ül-kadir c.2,s.528 )


Açıklama:İnsanlardan öyle kimseler vardır ki, Allah`da fani olmuş ve “Üns billah” derecesine ulaşmış bulunur.O Allah`tan gayrisi ile meşgul olmaz.Ağzını açtığı zaman Hakkı hatırlar ve hatırlatır.Onun nazar-ı nafizi, muhatabını da tesir altına alır ve onun da Allah ı anmasına vesile olur.Bu gibi kimselerin meclislerinde daima Cenab-ı Haktan bahis açıldığından ve Mevlanın mübarek ismi zikredildiğinden kendileri zikrin anahtarı olmak şerefini kazanırlar.


(21.Hadis) -Abdullah b.Büsr`den rivayet edilmiştir:Bir adam “Ey Allah`ın Resulü, İslami vazifeler oldukça çoğaldı.Bana bir şey haber veriniz ki ona sıkıca yapışayım” dedi.Resul-i Ekrem:
“Dilin zikrullah ile yaşarmaktan ayrılmasın buyurdu.” (Ahvezi c.9,s.314)

(22.Hadis) -Resulullah (s.a.v) vakitlerin hepsinde Allah`ı zikrederdi. (Tuhfet`ül-ahvezi c.9,s.325)


(23.Hadis) -“Hiçbir kul yoktur ki her günün sabahında, her gecenin evvelinde üç defa “BİSMİLLAHİLLEZİ LA YEDURRU MAASMİHİ ŞEY`ÜN FİL`ARDİ VELA FİSSEMAİ VE HÜVESSEMİUL`ALIIM” desin de ona her hangi bir şey zarar vermesi kaabil olsun.” (Tuhfet`ül-ahvezi c.9,s.331)

(24.Hadis) -“Allah`ın ism-i azamı şu iki ayettedir:”Hepinizin Tanrısı zatinde ve sıfatlarında asla benzeri bulunmayan bir tek Tanrıdır.Ondan başka hiçbir Tanrı yoktur.O, hem Rahmandır hem Rahimdir ve sure-i Al-i İmranın`ın başlangıcındaki “Allah o Allahtır ki kendinden başka hiçbir Tanrı yoktur.O; zati, ezeli ve ebedi hayat ile diri ve bakiydir.Zatiyle, kemaliyle kaimdir.Yarattıklarının her an tedvir-u hıfzında yegane hakimdir.Her şey onunla kaimdir.” (İbni Mace,c.2,s.1267)


(25.Hadis) -“Peygamber (s.a.v), bir adamı “Allahümme inni es`elüke bi enneke entAllahü el-ahadüs-samedü lem yelid ve lem yuled ve lem yekün lehü küfüven ehadün” diye dua ederken işitmişti.Bunun üzerine: “Ant olsun ki o, Allah`a istenildiği zaman vereceği; dua edildiğinde kabul edeceği ism-i azamı ile duada bulundu” dedi.


(26.Hadis) -“Zikrin faziletçe en üstünü, LA İLAHE İLLAllah, duanın en faziletlisi de ELHAMDÜ LİLLAH demektir.” (Tuhfet`ül-ahvezi,c.9,s.325)

(27.Hadis) -“Resulullah büyük bir tasası olduğunda şöyle dua ederdi: “Büyük ve hilim sahibi bulunan Allah`dan başka hiçbir ilah yoktur.Arş-ı azim`in Rabbi olan Allah`dan gayri hiçbir ilah yoktur.Göklerin ve yerin Rabbi ve Arş-ı kerim`in Rabbi olan Allah`dan başka hiçbir mabud yoktur.” (Buhari c.7,s.154)

(28.Hadis) “Kim sokağa çıktığında, LA İLAHE İLLAllahÜ VAHDEHÜ ŞERİKE LEH.LEHÜL-MÜLKÜ VE LEHÜL-HAMDÜ YUHYİ VE YÜMİTÜ VE HÜVE HAYYÜN LA YEMUTÜ Bİ YEDİHİL-HAYRU VE HÜVE ALA KÜLLİ ŞEY`İN KADİİR Derse Allah da ona bir milyon iyilik sevabı yazar.Bir milyon mahv-ü afv eder ve onu bir milyon derece yüceltir.” (Tuhfet`ül-ahvezi c.9,s.386)

(29.Hadis) -“Kim on defa, LA İLAHE İLLAllahÜ VAHDEHÜ ŞERİKE LEH, LEHÜL MÜLKÜ VE LEHÜL-HAMDÜ VE HÜVE ALA KÜLLİ ŞEY`İN KADİİR derse İsmail aleyhisselam`ın çocuklarından dört kişiyi azad etmiş kimse gibi sevap kazanmış olur.” (Müslim c.8,s.69)


(30.Hadis) “-Kim sabaha girdiği ve akşama erdiğinde yüz defa “SÜHANELLAHİ VE Bİ HAMDİHİİ” derse hiçbir kimse bundan daha üstün bir sevap getiremez.Meğer ki o, bunun kadarını veya daha fazlasını söylemiş olsun” (Müslim c.8,s.69)


1-) Manası: “Allah`ı hamdiyle tespih ve noksan sıfatlardan tenzih ederim.”
2-) Manası: Tek olan Allah`dan başka hiçbir ilah yoktur.Onun ortağı da yoktur.Mülk onundur, hamd da ona mahsustur.O, her şey`e gücü yetendir.


(31.Hadis) -“Birbiri peşine söylenecek kelimeler vardır ki onları okuyan mahrum kalmaz.Her namaz ardından otuz üç defa Allah`ı tespih ve tenzih edersin,otuz üç kere ona hamd edersin, otuz dört defa da onu tekbir edersin.” (Ahvezi c.9,s.358 )

(32.Hadis) -“Sübhanellahi vel-hamdü lillahi ve lailahe illAllahü vellahü ekber” demekliğim, üzerine güneşin doğup battığı şeylerden bana daha sevimlidir.” (Müslim,c.8,s.70)

(33.Hadis) -“Dile hafif, mizanda ağır ve Rahman olan Allah`a sevimli bulunan iki kelime, “SÜBHANELLAHİ VE Bİ HAMDİHİ SÜBHANELLAHİL AZİİM” demektir.” (Buhari c.7,s.168; Müslim c.8,s.70)

(34.Hadis) -“Kim SÜBHANELLAHİL-AZİM VE Bİ HAMDİHİ derse onun için cennette bir hurma dikilir.” (Ahvezi,c.9,s.433)


(35.Hadis) -“Kim yüz defa SÜBHANELLAHİ VE Bİ HAMDİHİ derse günahı, deniz köpüğü kadar çok olsa bile, yarlığanır.” (Tuhfet`ül-ahvezi c.9,s.434)

(36.Hadis) -“Kim günde yüz defa SÜBHANELLAHİ VE Bİ HAMDİH derse hataları, deniz köpüğü kadar çok olsa bile, aşağı düşürülür.” (Buhari,c.7,s.168 )


Manası: “Allahì hamdiyle tespih ve büyük olan Allah`ı tenzih ederim.”

(37.Hadis) -“Abdullah b.Ömer (r.a)`dan rivayet edilmiştir:Ben, Resulullah`ı okuduğu tespihleri sayıp hesaplarken gördüm.” (Ebu Davud c.2,s.81)


(38.Hadis) -“Resul-i Ekrem, yatağına geldiği vakit “Elhamdü lillahillezi et`amena ve sekaana ve kefana ve avana fe kem mimmen la kafiye lehü vela mü`viye” diye hamd-ü sena ederdi.” (Müslim,c.8,s.79)


Manası: "Bize yiyecek ve içecek veren, bize yeten ve yetişen, bizi barındıran Allah`a hamd olsun.Yetip yetişeni olmayan, barındıranı bulunmayan ne kadar kimse vardır."

(39.Hadis) -Ebu Musa el-Eş`ari (r.a)`den şöyle dediği rivayet olunmuştur:Resulullah (s.a.v), bana hitaben: “Sana cennet hazinelerinden bir hazineye öncülük edeyim mi? buyurdu.Ben:

“Evet” dedim.Bunun üzerine Resulullah (s.a.v):

“La Havle ve la kuvvete illa billah`dır buyurdu” (Müslim c.8,s.74)

(40.Hadis) -“Benim kalbime nurani bir perde arız olur da bir günde yüz kere Allah`tan mağfiret dilerim.” (Müslim c.8,s.72)


Hadislerde Zikirler



HADİSLERDE ADI GEÇEN ZİKİRLERİ BAŞKA KAYNAKLARLA NAKLETMEYE DEVAM… AŞAĞIDAKİ BİLGİLER YİNE TAMAMEN SAHİH HADİSLERDİR…

Birkimse günde yüz kere: “Lâ ilâhe illallâhu vahdehû Lâ şerîke leh, Lehül mülkü ve Lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr” derse, bu onun için on köle azadına bedeldir. Ve ayrıca kendisine yüz hasene yazılır, yüz günahı silinir ve bu sözler kendisi için o gün akşama kadar şeytandan korunmaya vesile olur. Hiç bir kimse o gün ondan daha efdal bir amelle gelemez, meğer ki onun yaptığından daha fazlasını yapmış bir kimse ola. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Bir kimse günde yüz kere: “Sübhanellahi ve bi hamdihi” derse, deniz köpüğü kadar günahları olsa da yine silinir. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Bir kimse Cuma namazından sonra yerinden kalkmadan evvel otururken yüz defa: “Sübhanellahi ve bihamdihi Sübhanellahil azim ve bi hamdihi estağfirullah” derse, Allah onun yüz bin günahını, ebeveyninin de yirmi dört bin günahını affeder. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Bir kimse sabaha çıktığında bin kerre: “Sübhanallahi ve bi hamdihi” derse, nefsini Allah Teala’dan satın almış olur. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Bir kimse: “Lâ ilâhe illallâhu vahdehû Lâ şerîke leh, Lehül mülkü ve Lehül hamdü bi yedihil hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr” derse, bu sözler onun için on köle azad etmeye bedel olur. Ravi: Hz. Ebû Eyyüb (r.a.)
Bir kimse: “Rabbimin Allah olduğuna, dinimin İslam olduğuna, Peygamberimin (ve Resulumun) Hz. Muhammed (s.a.s.) olduğuna razı oldum” derse, Cennet ona vacib olur. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Bir kimse akşam üzeri üç kere: “Bismillahillezî lâ yedurru me’asmihî şey’ün fil ardı ve lâ fissemâ ve hüves semî’ul alîm” derse, akşama kadar ona ani bir bela isabet etmez. Ravi: Hz. Osman (r.a.)
Bir kimse evinden çıktığında: “Bismillahi tevekkeltü alellahi lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” derse, ona: “Sen tekeffül olundun ve korundun” denir ve şeytan ondan uzaklaşır. Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Bir kimse on kere: “Eşhedü en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, ilâhen vâhiden ehaden sameden lem yettahiz sâhibeten ve lâ veleden velem yekün lehû küfüven ehad” derse, Allah onun için kırk milyon sevab yazar. Ravi: Hz. Temim Eddari (r.a.)
Bir kimse günde yüz kere, “Lâ ilahe illallâhül melikül hakkıl mübîn” derse bu, onun için fakirlikten eman ve kabir yanlızlığından kendisine yoldaş olur ve bununla zenginliği celb etmiş ve Cennetin de kapısını çalmış olur. Ravi: Hz. Ali (r.a.)
Bir kimse sabahleyin.”Eûzu billahis semîül alîmi mineşşeytânirracîm” derse sabahtan akşama kadar şeytandan emin olur. Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Bir kimse her gün sabah akşam yedi kere, “Hasbiyellahu Lâ ilahe illâ hû aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azîm” derse Allah onun dünya ve ahiret işlerinden ehemmiyet verdiklerine kafi gelir. İster dilden söylesin ister kalbden. Ravi: Hz. Ebû Derda (r.a.)
Bir kimse, “La ilahe illallâhu vahdehû lâ şerîkeleh, lehül mülkü ve Lehül hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadîr.” Derse, bu sözü hiç bir sevab geçemez ve kendisinde de hiç bir günah kalmaz. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Bir kimse yatağına gireceği zaman üç kere, “Estağfirullah ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyum ve etûbü ileyh” derse, Allah onun günahlarını, deniz köpüğü kadar da olsa ve ağaçların yaprakları adedince de olsa “Alic” in kumları miktarınca da olsa ve dünya günleri sayısınca da olsa mağfiret eder. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Birkimse yatağına girerken temiz olarak, “Elhamdü lillahillezî alâ fekahera, velhamdu lillahillezî yuhyil mevta ve hüva ala külli şey’in kadir.” Derse, günahlarından anasından doğduğu günkü gibi çıkar. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Bir kimse, “Cezallahu anna Muhammeden ma hüve ehlüh” derse, yetmiş katibi bin sabah yormuş olur.(Sevap yazmaktan) Ravi: Hz. Âişe (r.anha). (Mecmau’z Zevaid 10/163. Ravi: Hz Abdullah. B. Abbas)
Bir kimse, “Allahümme einnî alâ şükrike ve zikrike ve hüsnü ibâdetik” derse duada lazım gelen gayreti yapmış olur. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Bir kimse, “Lâilâhe illâ ente sübhâneke amiltü sûen ve zalemtü nefsî fetüb aleyye inneke entet’ tevvabür rahim” diye tevbe ederse, cepheden kaçmış bile olsa günahları mağfiret olur. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Bir kimse Lâ yı uzatarak (hakkını vererek) “Lâ ilahe illallah” derse onun dörtbin büyük günahı yıkılır. Ravi: Hz. Enes (r.a.)
”Kim Lamelifi çekerek Laaaa İlahe İllallah derse, dört bin büyük günahı bir anda yıkılıverir.” (Müslim)
Bir kimse üç kere, “La ilahe illallahül halimül kerim, subhanellahi Rabbis semavatis seb’î ve Rabbil Arşil Azim” derse, Kadir gecesine erişmiş gibi olur. Ravi: Hz. Zuhri (r.a.)
Bir kimse muhlisen, “Lâ ilahe illallah” derse Cennete girer. Denildi ki: “Halka söyliyeyim mi?” Buyurdu ki, Ben tembelliğe düşmelerinden korkuyorum. Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Bir kimse, “Lâ ilahe illallah” derse Allah indinde bu kelime sebebiyle ona “bir ahid” yazılır. Kim de , “Subhânallahi ve bi hamdihi” derse ona da yüzyirmi dört bin hasene yazılır. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Bir kimse her gün üç kere, “Selavatullahu ala Ademe” derse, günahları deniz köpüğünden daha çok olsa da Allah onun günahlarını mağfiret eder ve kendisi Cennette Adem (a.s)a arkadaş olur. Ravi: Hz Ali (r.a.)
Bir kimse sabah kalkınca, “Euzu bi kelimatillahi tammati elleti la yücavizühünne berrün vela facirün min şerri ma haleka ve berac ve şera’e derse akşama kadar ins ve cinin şerrinden muhafaza olunur. Sokulsa ona bir şey zarar vermez. Eğer bu sözü akşamleyin söylerse bu husus sabaha kadar devam eder. Ravi: Hz. Abdurrahman (r.a.) Aynı hadis ” Euzü Bi kelimatillahit-tammeti min şerri ma halak”şeklinde Riyazüs Salihinde yazılıdır. Yıalanların ve zehirli hayvanların şerrinden korur.
Bir kimse yahudi, hıristiyan, mecusi ve yıldıza tapanların toplantılarında, “Eşhehüenla ilahe illallah ve enne ma dünellahi merkubun makhurun” derse, allah ona o taifenin sayısınca sevap verir. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Bir kimse güneş doğmadan yüz defa, “Sübhanellahi ve bihamdihi” derse, ve güneş batmadan evvel de gene yüz kere “Subhanellahi ve bi hamdihi” derse bu onun için yüz deve kurban etmesinden daha efdal olur. Ravi: Hz. Abdullah İbni amr (r.a.)
Bir kimse on bir kere, “Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerike lehu ilahen vahiden sameden lem yelid velem yûled velem yeküllehu küfüven ehad” derse kendisine iki milyon sevab yazılır. Kim artırırsa Allah da ona artırır. Ravi: Hz. Ebû Evfa (r.a.)
Bir kimse sabahleyin üç kere “Eûzu billahissemi il alîmi mineşşeytânirracîm” der de “Haşr” süresinin sonundan üç ayet okursa Allah ona yetmiş bin melek vekil eder ki; onlar akşama kadar kendisine dua ederler. Eğer o gün ölürse şehid olarak ölür. Akşamleyin söylerse yine bu menzilede olur. Ravi: Hz. Ma’kil ibni Yesar (r.a.)
Bir kimse sabah ve akşam, “Allahümme ente Rabbî lâ ilahe illâ ente halaktenî ve ene abduke ve ene alâ ahdike ve vaadike mesteta’tü euzü bike min şerri mâ sana’tü ebuu leke bi niğmetike aleyye ve ebuu bizenbî fağfirlî fe innehu la yağfiruz zünûbe illâ ente” derse ve o günü veya gecesi ölürse Cennete girer. Ravi: Hz. Abdullah Ubni Büreyde (r.a.)
Bir kimse akşamladığında, “Sallallahu alâ Nûhin ve alâ Nuhin esselam” derse o gece onu akreb sokmaz. Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.)
Bir kimse ihlasla, “Lâ ilahe illallah” derse Cennete girer. Dediler ki, “Ya Rasulallah burada ihlas nedir?” Buyurdu ki, Allah’ın sizi haram kıldığı her şeyden sizi men etmesidir. Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Bir kimse müezzinin okuduğu ezanı işittiğinde, “Doğru söyliyenlere merhaba, merhaba ve hoş geldin namaz” derse, Allah ona iki milyon hasene yazar, iki milyon günahı ondan siler ve onu iki milyon derece yükseltir. Ravi: Hz. Musa İbni Cafer (r.a.)
Bir kimse, “Lâ ilahe illallah kable külli şey’in, Lâ ilahe illallah ba’de külli şey’in, Lâ ilahe illallah yebga Rabbüna ve yefna külli şey’in” derse kederden ve kaygıdan kurtulur. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Bir kimse, “Allahümmeğfirli ve lil mü’minine vel mü’minat” derse her mü’min adedince sevap alır. Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.a.)
Bir kimse akşamleyin, “Radiytü billahi Rabben, vebil İslami dînen ve bi Muhammedin Resulen” derse imanın hakikatine ermiş olur. Ravi: Hz. Ata İbni Yesar (r.a.)
Bir kimse, “Subhanallahi, ve bi hamdihî ve estağfirullahe ve etubu ileyh” derse söylediği gibi yazılır. Sonra bu söz Arşa asılır ve o kimse Allah’a kavuşuncaya kadar sahibinin işlediği hiç bi günah onu silmez ve o, söylediği gibi mühürlü olarak kalır. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
Bir kimse, “Elhamdülillahillezî tevadaa kulli şey’in li azametihi, velhamdülillahillezî zelle kulli şey’in li izzetihi, velhamülillahillezi hadaa külli şey’in li mülkihi, velhamdulillehillezi istesleme külli şey’in li kudretihi” der de bununla Allah indindeki fazlı keremi taleb ederse, Allah ona bir milyon sevab yazar, bin derece terfi verir ve kıyamete kadar onun için istiğfar edecek yetmiş bin melek tevkil eder. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Bir kimse, “Lâ ilahe illallah” derse bu söz göğe çıkar ve Allah’a varıncaya kadar buna hiç bir hicab mani olmaz. Allah’a ulaşınca Allah sahibine nazar eder ve “Tevhid edene ancak Rahmet nazarı ile bakmak” Allah üzerine haktır. Ravi: Hz. Said İbni Zeyd (r.a.)
Bir kimse, “Subhanellahi ve bi hamdihi” derse, Allah bu sebeble onun için Cennette bin ağaç diktirir ki kökleri altından, dalları inciden, meyvaları da bakire kızların göğüsleri gibidir ve kaymaktan yumuşak , baldan tatlıdır. Her alındığında yerine yenisi gelir. Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Bir kimse sabahleyin, “Maşaallahu ha havle velâ kuvvete illa billah, Eşhedü ennallahe alâ külli şey’in kadir” derse o günü hayrından nasibdar olur ve şerrinden kurtulur. Bunu akşemleyin söylerse o gecenin hayrından merzuk olur, şerrinden kurtulur. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Bir kimse secdede üç kere, “Rabbiğfirlî” derse başını secdeden kaldırmadan mağfiret olunur. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.)
Bir kimse her gün bir kere, “Subhanellahil kaimid daim, Subhanellahil hayyil kayyum, Subhanellahil Hayyillezi Lâ yemûtu, Subhanellahil azimi bi hamdihi, Subbûhun, kuddûsun Rabbül Melaiketi verruhi, Subhanel aliyyil a’la, subhanehu ve teala” derse Cennetten yerini görmeden veya onun için başkası görmeden vefat etmez. Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Mavi renkte yazdığım hadisler için Kaynak: Ramuz El-Hadis 432,433,434,435,436 sayfalar.. Not: Hadislerin başındaki numaralar, kitab içerisinde bulundukları sayfadaki sıralarına göredir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 İslamda Yasaklanmış Gıdaların İnsan Davranışları Üzerindeki Etkileri
Yazar: RasitTunca - 06-01-2019, 09:11 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok

İslamda Yasaklanmış Gıdaların İnsan Hormonları ve Davranışları Üzerindeki Etkileri

Takdim:
İlahî yasaklar için bir müminin ,her zaman bilimsel bir gerekçe bulması gerekmemektedir. Mamafih,bir mümin, böyle bir bilimsel gerekçeyi görmüş ve bulmuşsa, imanlarını artırmaya vesile olacağını düşündüğü bu bilgiyi diğer müminlerle paylaşmalıdır. Böyle yapılırsa, Kuran’ın güvenirliliği daha da güçlendirilmiş olacaktır.


Biz inanıyoruz ki, tüm Kuranî ifadeler doğrudur ve eğer bilim henüz onları tasdik etmemişse, bugün, verilerini dikkatle gözden geçirmek için daha derin ve tecrübeyi tekrarlama ihtiyacında olabilir. Gelecekte bu ihtiyacını giderdiği zaman tasdik edeceğine inanıyoruz. Tıb kökenli olmayan okuyuculara faydalı olabilmesi için, yasaklanmış gıda, sarhoşluk vericiler ve katkı maddelerinin hormonal ve davranış üzerindeki etkilerinin söz konusu olduğu konuyu anlatmadan önce, bazı tıbbî terimleri ve aralarındaki ilişkileri tanımlamalıyım.

Hormonlar:
Bunlar, Endokrin(içe ait) bezlerinin güçlü salgılarıdır. Bütün organların ve hatta her bir hücrenin fonksiyonlarını kontrol ederler. Proteinler(peptidler) ve doğadaki sterollerden yapılırlar. Endokrin bezlerinin en önemlileri; hipofiz için serbest hale gelmiş muhtelif hormonları salgılayan hipotalamus ve hedef endokrin bezleri için hormon salgılayan hipofizdir. Her ikisi de beyinin içindedir. Hedef endokrin bezler ise şunlardır, troid bezleri, troid hormonlarını salgılarlar.Troid hormonları, metabolizmamızı, enerji seviyemizi ve sıcaklık toleransımızı kontrol eder.
Bunların yanında, kalsiyum metabolizmamızı kontrol eden paratroid bezleri yer alır. Karın boşluğunun böbrek üstünde kortizon salgılayan böbreküstü( adrenal)bezleri bulunur. Bu hormonlar, yaşamı koruyan temel hormanlardır. Adrenal bezlerinin ürettiği katekolaminler ve aldosteron kalp hızı ve kan basıncını kontrol ederler. Steoridler ve katekolaminler kolesterolden türetilirler.
Karın içerisinde bir de pankreas vardır ki, kan şekerini düşürmk için ünsilin, düşük kan şekerini yükseltmek için glukogon salgılar. Biraz daha aşağıdaki alt karın boşluğunda bulunan üreme (yumurtalık ve erbezi) organlar ki, sırayala estrojen, progesteron ve testosteron salgılarlar.
Bütün bu hormonlar içsel kontrola sahiptirler ve herbiri diğerini etkiler. Bunlar bizim büyümemizi, kas yapımızı, kemik gelişimimizi, ısı toleransımızı, kan basıncımızı, enerjimizi, doğurganlığımızı, cinsel arzumuzu, susama ihtiyacımızı ve genelde sağlık içinde olmamızı kontrol ederler.

Hormonlar davranışlarımıza nasıl etki ederler?
Serbest hale gelen hormonların salgılama yeri ile beyindeki sinir sistemi arasındaki iletişimi sağlayan kimyasal taşıyıcıların yeri, hipotalamik alan içerisinde aynıdır. Pisikotropik ilaçların çoğu, hipotolamik alanın içindeki epinefrin, norepinefrin, serotonin, dopamin veya endorfin seviyelerini ifade eden kimyasal taşıyıcıların seviyelerini ya artıran veya düşüren etki yapar.
Benzer şekilde, kimyasal taşıyıcılar, hormonal salgılamayı etkiler. Klinik olarak, endokrin bozukluklarında davranışla ilgili çeşitli kanıtlar görüyoruz.
Hipoglisemik hastalar (düşük kan şekeri), depresyona ve zayıf zihinsel konsantrasyona uğrarlar ve düşük trioidli hastalar güçsüzlüğe ve deprasyona düçar olabilirler. Buna karşın yüksek trioidli hastalar heyecan, asabiyet ve uykusuzluk rahatsızlıklarına düçar olurlar. Düşük kortizonlu hastalar (Edison hastalığı) şiddetli depresyona uğrayabilirler, buna karşın yüksek kortizonlu hastalar halusinasyon ve psikoz rahatsızlıkları ile karşılaşabilirler.

Yüksek testosteronlu hastaların suç işlemeye meyil göstermesine karşın, düşük testosteronlu hastalar adaptasyonda davranış bozuklukları gösterirler.
Fizyolojik olarak, erkek ve kız çocukları oyun oynama davranışında farklıdırlar. Meselâ, ergenlik öncesi yaşlarda dahi cinsel hormonlarındaki farktan dolayı pasifliğe karşılık atılganlık davranışları görülür. Cinsel farklılığın tamamlanmasından sonra bu davranış şekilleri daha açık bir şekilde yerleşir. Aslında, belirli bir cinsiyetin cinsel hormon seviyesinin değişimi ile sadece o cinsin cinsel davranışı değiştirilmez, fakat cinsiyete özgü kuvvetlilik de değişime uğrar.
Bir denemede, annelerine hamile iken testosteron hormonu uygulanmış dişi farelerde, müşahade altındaki fareye nazaran cinsel etkinliklerinin arttığı, kaba güce dayalı oyunlar ve baskıcı akranlarının erkek davranış örnekleri görülmüştür. Bu, testosteron uygulama- sının, sadece uygulanana değil, ondan doğacak bireylere de etki ettiğini göstermektedir.
Hormonlar, doğrudan değil, ancak dolaylı olarak, şeker, kasiyum, sodium dengesini kontrol etmekle, genelde öfke, sevgi, şüphe, panik atak ve heyecan içeren davranışı etkilemektedir. Çocuklardaki hiperaktivite düşük kan şekerinden veya pekçok gıda koruyucuları, nitratlar ve DyeNo.5 gibi renk ajanları tarafından tetiklenebilmektedir. Hormon ve davranışlar üzerinde bu kadar uzun durmamızdan sonra, ana konumuza dönmek istiyorum.

Domuz etinin ve yağının hormonal ve davranışsal etkileri
Domuz eti ve yağı, sadece Müslümanlara yasak değildir, fakat “domuz leşle beslenerek ve pislik yiyerek şekillendiği” sebebiyle Musevilere ve Hıristiyanlara da yasak edilmiştir. Eski Ahit’ te ” o(domuz) size temiz değildir. Onun etini yemiyeceksiniz.” şeklinde bahsedilmekte, İncil’de de Hz. İsa(as)’ın hayatında domuz yediğine dair herhangi bir ifade bulunmamaktadır.

Domuzun Hayatı
İlk elden fikir almak için, Domuz yetiştiren İndiana’ya bağlı Fisher’in çiftçileri ile bir mülakat yaptım. Bu çiftçilere göre, otlak ihtiyacı olmadığı gibi gübrenin ve diğer ölmüş etlerin artıklarının da bulunduğu maddelerin üzerinde yaşayabildiği için, domuz besiciliği daha ucuzdur. Hatta kendi dışkısını da yiyebilmektedir. Cinsel davranışları da sığır, koyun ve keçi benzeri diğer hayvanlardan farklıdır. Herhangi bir zaman ve herhangi bir yerde cinsel ilişki ile meşgul olmasında domuz çok az çekinir. Dişi domuz, cinsel ilişkilerde çok agresiftir. Cinsel ilişkiye hazır olduğu zaman, ilişkiye girene kadar başka hiçbir şeyle ilgilenmez. Domuzlar da köpekler gibi cinsel ilişkiden sonra birbirlerinin cinsel organlarını yalarlar. Halbuki, sığır, koyun ve keçi gibi diğer memelilerde böyle bir davranış görülmez.

Domuz yağı, diğer hayvan yağlarından niçin farklıdır?
Bir enerji kaynağı olan yağlar lipidlerdir. Bunlar bitki kökenli veya hayvan kökenli olabilirler.Trigliseridler 1 molekül gliserol ve 3 molekül yağ asidinden oluşan doğal bir yağdır. Yağ asitleri doymuş veya doymamış olabilirler. Daha fazla doymamış yağlar yüksek erime noktasına sahiptirler. Yağın iyot değeri doymamışlığın derecesini verir. Domuzyağı’nın iyod değeri 65, sığıryağı’nın 45 ve koyunyağı’nın 32 dir. Yeme işleminden sonra, yağın emulsifikasyonu mideye ait lipasla birlikte mide içinde meydana gelir. Pankreatik lipas tarafından trigliseridin gliserol ve yağ asitlerine hidrolizi oluşur. Yağ asitleri ve gliserol, kas, kalp, böbrek ve karaciğer gibi çeşitli dokular tarafından enerji kaynağı olarak kullanılır.
Otobur hayvanlar,trigliserid molekül yapısında doymamış yağ asitlerine sahip olmalarına karşın, etobur hayvanlar doymuş yağ asitlerine sahiptirler. Pankreatik lipaz eğer doymuş yağ asitleri yapısında ise trigliserid molekülüne hidroliz olamaz. Köpek, fare, kedi ve domuz gibi etobur hayvanların yağları doymuş yağ asitlerine sahiptirler ve bu sebeple trigliserid molekülüne hidrolize edilemez.
Eğer bir kimse otobur hayvanın yağını yerse, yağ hidroliz olabilir,barsakta emilebilir ve daha sonra yeniden sentezlenerek insan yağı olarak depolanabilir olduğu halde, etobur hayvanların ve domuzun yağı hidrolize yapılamaz ve bu sebepten dolayı insan vücudundaki adipoz dokularda etobur hayvanların yağı ve domuzyağı olarak depolanır.

Domuz yağının depolanmasının insan hormon ve davranışları ile ilişkisi nedir?
Vücutta kanla beraber dolaşan hormonlar, proteine bağlı veya serbest formlardadır. Serbest formdaki hormonlar, aktif olabilmek için önce yağ dokusundaki alıcıya bağlanmak zorundadır.Şişmanlık, yağ dokusundaki alıcılar(reseptörler)’in sayısını azaltır, bu sebeple hormonlar faydalı olamazlar. Mesela, hormon insulin ise, şeker hastalığına yol açar, hormon testosteron ise, adet görememe ve doğurganlıkta azalmaya yol açar. Yağ miktarı hormonun salgılanmasını da kontrol eder.
Bundan dolayı az yağlı atletik kızlarda aybaşılarının geciktiğini, aşırı kilolu az hareketli kızlarda ise erken oluştuğunu görüyoruz. Domuz yağı depo edilmiş insanlarda hormonların bağlarında düzensizliğin olduğu kabul edilebilir. Bu sebeple, onlar kan dolaşımları içinde daha yüksek seviyede aktif hormona sahiptirler. Mümkündür ki, domuz yiyen toplumların cinsel hayatlarındaki sapkınlık ve anormal cinsel ilişki pratikleri ne yedikleri ile bağlantılıdır. Bunlardan sonra, beslenme uzmanları tarafından “ Siz ne yiyorsanız osunuz.” denebilir. Buraya kadar, domuzun hormonlar ve davranışlarımız üzerindeki etkileri anlatılmaya çalışıldı. Domuzun kolesterol, sodyum ve kalp hastalıkları ile ilişkisini görüşme imkânı olmadı.

Ölü eti ve kan yemenin etkileri
Ölü eti, kesimi yapılmadan ölmüş ve kanı dışarı akıtılmamış bir hayvanın etidir. Kan yeme, sadece cahiliye devrinde Arabistan’da veya hatta Afrika’da yaygın olan kan içme değildir. Fakat, hayvanın usule uygun öldürülmemesinden dolayı içerde kalmış kan da aynı durumdadır. Bütün hormonlar ve antikorlar kanda tutulur. Virüsler de dahil bütün bulaşıcı organizmalar, kanda gelişme imkânı bulur. Bu sebeple bu tür şeylerin yenmesi tehlikelidir. Köpek, kedi ve aslanlar gibi etobur hayvanlarda bulunan hayvan içgüdülerine de neden olabilir.

Alkolün Hormonal Etkileri

Akut ve kronik alkolizmin her ikisinde de endokrin bezleri etkilenir. Akut alkolizm kan şekeri düşüklüğüne sebep olabilir ki, şiddetli ve komaya götürücü sonuç verebilir. Bu, teşhis edilmeli ve glikojene tepki vermeyebileceğinden damar içi dekstrosla tedavi edilmelidir. Düşük kalsiyum sonucunda oluşan düşük magnezyum konsantrasyonun bir diğer etkisi, kas kasılmaları ve hatta felçdir. İdrar çıkışındaki artış, antidiüretik hormonun baskısı ile alakalıdır. Kronik alkolizm, pankreasın iltihabına ve yetmezliğine yol açar. Pankreatik endokrin sisteminin yetersizliği sonucu bazen diabet’e ve bazen de ekzokrin bezi yetersizliği sonucu besinlerin emiliminde bozulmaya yol açar. Bu, testosteron üretiminin düşmesine yol açan protein eksikliğine götürür. Erkeklerde memelerin anormal büyümesine, kısırlığa, kadınlarda da aybaşının kesilmesine yol açar. Karaciğer hastalığı ile bağlantısı olan alkol, testislerin aktivitesinin tam olarak düşmesine yol açan testislerin dumura uğraması ile testosteronun yok olmasının hızlanmasına neden olur. Sperm formasyonu da kısırlığa yol açar. Alkolik annelerden doğan bebeklerde, keseye inmeyerek karın içinde kalan testisler ve noksan uzuvlar olabilir.



Alkolün davranışlar üzerindeki etkileri

Bir santral sinir sistemi( SSS) baskılayıcısı olan alkol, hareketlerimizi kolaylaştıran ve engelleyen yolların her ikisini de bastırır. İnsanı utanma duygusundan soyutlayan ve kontrolden çıkaran ikincisinin baskısıdır. Bu sebeple, alkollü kişi normal bir insanın yapamayacağı ne gibi davranışlar varsa, mesela küfürlü kaba konuşmayı kullanır, her kesin içinde alenen soyunur vs. gibi davranışları alkolün etkisi ile pervasızca yapar. Beyin fonksiyonunun %50-70 devre dışı kaldığı tanımlanmış daha önemli davranış bozuklukları vardır ki bunlar: hafıza kaybı, depresyon, (akut, kronik ve her ikisi), yüksek intihar sıklığı, ruhsal iniş çıkışlar, ara verme durumunda deliriyum gerginliği ve akut içimlerde baygınlık nöbetleri. Bütün bu arazların sebebinin üçte biri alkolizmle ilgilidir. Alkol sarhoşluğu altında, zihinsel doğru düşünme ve motor beceri zarar görür. Bazen bilinç seviyesi de zarar görebilir. Alkol, aile içi şiddet, cinsel şiddet, tecavüz, saldırı ve çocuğa dönük kötü muamele olaylarının kökenlerinde de bulunabilir. Alkol iddia edildiği gibi cinsel arzuyu tahrik etmez. Alkol, sadece merkez sinir sisteminin libido üzerindeki etkisini bastırmakla kalmaz, seks organlarına giden kan akışını ve buna bağlı olarak setleşmeyi de önemli ölçüde düşürür ve o sebeple cinsel performansı azaltır.
Narkotiklerin(Kokain ve marijuana) hormonlar ve davranışlar üzerindeki etkileri
LSD ve kokainin her ikisi de testosteron ve LH kan düzeylerinde azalmaya neden olurlar. Afrodizyak etkilerinin sebebi bölgesel olarak his kaybından dolayıdır. Buna bağlı olarak, uzun süreli ereksiyon ve merkezi uyarı sebebi ile genel bir keyif hali sağlanır. Bastırılmanın bastırılmasıyla, depresyon, anksiyete ve ajitasyonun tetiklemiş olduğu neşenin(mutluluğun)yanlış bir algılaması olarak anormal cinsel ilişkiye girmeye cesaretlendirirler. Panik ataklar, intihar etme eğilimi, şiddet davranışları az değildir. Kronik kullanım, şizofreniye, paranoyaya ve çeşitli psiyatrik bozukluklara sebep olur. Hatta kokainman annelerden doğan bebekler geri zekâlılık alametleri gösterirler.

Katkı maddelerinin hormonlar ve davranışlar üzerindeki etkileri
Eğer, domuz, domuz yağı, alkol, kakoin gibi yasaklanmış Katkı maddeler tüketilmiş ise, etkileri erkenden ortaya çıkmayabilir. Buna karşılık, küçük miktarlarda kullanılmaları sebebi ile etkileri de yavaş yavaş ve birikerek olacaktır. Esasında, düşük kan şekerine neden olan şeker gibi, hipertansiyona neden olan sodyum gibi, et ve unlu gıdalarda kullanılan ve kanserle bağlantılı nitritler, nitratlar, sülfitler, sülfatlar gibi, kobay farelerde mesane kanserine neden olan sakkarinler, beyin hasarı ile ilgili olduğu söylenen aspartam yapay tatlandırıcılar gibi ve kadında vajinal ve rahim kanserine neden olabilen DES(dietylstilbestrol, yağ ve kas kitlesini artırmak için sığırlara verilen kadınlık hormonu) gibi şeyler daha büyük önem taşımaktadırlar.

Sonuç
Yukarıda anlatılan tüm alanların üzerinde daha kapsamlı araştırmalar yapılmalıdır. Bilhassa Müslümanların hayatına zarar verecek olanların, verecekleri zararları daha doğru olarak tayin ve tesbit edebilmek için bu araştırmalar çok önemlidir.
Her ne kadar Müslümanlarda yasaklanmış şeylerin kullanımı bulunmazsa da, batının rock müzüği, testislerin hararetine zarar veren tayt biçimi kıyafetler gibi yasaklanmamış şeylerin etkileri ile sağlık ve ruhlarına gelebilecek tehlikeler, gayri meşru cinsel uygulamalar ve sigara da önem arzederler.

*Dr.SHAHID ATHAR KİMDİR?
Dr. Shahid Athar, halen İndiana Üniversitesi, School of Medicine’de klinik associate profesör. İndiana polisde St. Vincent Hospital’de Endokrinoloji bülüm şefi. Islamic Medical Association of North America(IMANA)’ın seçilmiş başkanı. 6 kitab yazdı. 120 cıvarında İslami konularda makaleleri yayınlandı

Kaynaklar:
1. – Qur’an;2:173,5:4,6:145,16:115,2:219,4:43,5:98,5:91.

2. – Yusaf Al Qardawi; The Lawful and Prohibited in Islam: 39-61.

3. – Hussaini, M.M. and A.H. Sakr. 1983, Islamic Dietary Laws and
Practices, Published by the Islamic Food and Nutiition Council of
America, Chicago, Illinois U.S.A.

4. -William,R.H.;Test Book of Endocrinolocy. 6th edition:chapter on
Psychoendocrinology.

5. – Felig & Baxter; Endocrinology and Metabolism.

6. – Goodart & Shils; Modern Nutrition in Health And Disease: 6th edition.

7. -Badri,M.B.; Islam and Alcoholism: ATP Publication, lndianapolis.

8. -Saud, M.A.; Sex Roles in Muslim Families in U.S.A.; Published in Al-ittihad.

9. -Drucker, WM.; Endocrinc Abnormalities caused by Alcobolism;
Medical Aspect of Human Sexuality-Vol. 16, No. 12, Dec. 1982.
10. -Eckardt et a]; Health Hazard Associated with Alcohol Consumption: JAMA 1981.

11. -Washton and Stone; Human Cost of Cocaine Use; Medical Aspects
of Human Sexuality-Vol. 18, No. II, Nov. 1984.



DR. SHAHID ATHAR*

Bu konuyu yazdır