| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Katana (Samuray Kılıcı) Hakkında Temel Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 06-20-2019, 02:22 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Katana (Samuray Kılıcı) Hakkında Temel Bilgiler
Tabanca mermisini ortadan ikiye ayıracak kadar keskin ve dayanıklı, aynı zamanda bir saç telini ortadan ikiye ayıracak kadar da hassas olan bu kılıç belki de Japon halkının dünyaya verdiği en muhteşem eserlerden biridir. Geçmişi 10. yy ve öncesine dayanan bu kılıç, Japon halkında gurur, ruhani güç ve itaatkârlığı temsil etmiş fakat birçok kişinin de korkulu rüyası olmuştur. Tek bir hamlede insan bedenini ortadan ikiye ayıran bu kılıcın üretimi günümüzde çok az miktarda yapılmakta olup, fiyatları beş bin dolar ile elli bin dolar arasında değişmektedir. Dünyanın en keskin kılıcı unvanına sahiptir. Fakat Katana kılıcı ile birlikte Avrupa’nın düz ağızlı kılıcı da bu yarışın içindedir. İki kılıcı kıyaslandığımızda kuşkusuz katana bu yarışı kazanacak özellikteki tek kılıçtır. Tarihe baktığımızda çoğu kaynak Japonların, Avrupa’nın düz ağızlı kılıcıyla dalga geçtiklerini yazmaktadır. Söylentilere göre katana uçak savar mermisini ve demiri rahatlıkla ortadan ikiye ayırabilmektedir. Bu söylenti çoğumuza mantıksız gelse de kılıcın yapım aşamasını anlattığımızda ne kadar emek sarf edildiğini ve ince bir işçilikle yapıldığını öğrenip düşünceleriniz değişecektir. Şimdi Katana (Samuray Kılıcı) ve tarihini inceleyelim.
Japon Kılıç Sanatı ve Gerçek Samuraylar
Katana, 10.yy da Japonya’da Japon savaşçıların feodallere karşı hizmetleri sonucunda ortaya çıkarılmış bir kılıçtır. Sadece samuraylara verilir ve samuraylar, Aristokratlar (soylu kişiler) arasından seçilirdi. Eğitimleri uzun yıllar süren Samuraylar için kılıçları ruhani bir güç, gurur ve onur anlamına gelirdi. Harakiri (Seppuku) denilen bir olgu vardı ki bu samurayın kendini intihara bilerek ve isteyerek götürmesiydi. Bir samurayın efendisinin ölümü, savaşta yenilgi ve Japon toplumda hoş karşılanmayan hatalar, bu gibi durumlar samurayın harakiri yapmasıyla son bulurdu. Samuraylar, gözetmen dahilinde ve dini bir ayinle harakiri yaparlardı. Samurayın ölümü onurlu olup bir bıçak vasıtasıyla karnını haç şeklinde deşmesiyle son bulurdu. Harakiri kelime anlamı olarak da “karın deşmek” manasına gelmektedir. Edo Döneminde sadece Samuraylar kılıç kullanır ve kılıç taşıyan köylüler öldürülürdü. Kılıç ilk yapıldığı zamanlarda kılıcın keskinliğini denemek maksatlı suçluların suç derecelerine göre ya kolu ya bacağı ya da boynu vurulurdu. Bir samuray, düşmanıyla savaşırken ilk olarak yay, mızrak ve en son Katana kılıcını kullanılırdı. Katana kullanmak düşmanına “seni öldürmek istiyorum” demekti.
Katana kıvraklık ve atiklik isteyen bir kılıç olup hızlı ve kesin ölüm getiren bir silahtır. İmparator Jimmu Japonya’yı ele geçirdiği bu dönemde kılıç yapımını Çinlilerden öğrenilmiştir. Kaşima Tapınağında geliştirilen kılıç teknikleri bir süre sonra Japonya’nın her yerine yayılmış ve geliştirilmiştir. Daha sonra Japonya’da çıkan iç savaş, kılıçların itibarlarını ve saygınlıklarını kaybetmelerine neden olmuştur. Bir anda oluşan silahlanma ihtiyacı ile basit yapım kılıçlar yapılmıştır. Bir ara korsanları engellemek için Ming Hanedanına yüz bini aşkın kılıç satılmıştır. Zamanla gelişen teknolojiyle Samuraylar ateşli silahlarla karşılaşmış ve bu onlara fazlasıyla zarar vermiştir. Barış dönemi geldiğinde tekrar kılıç için yeni tasarımlar ve formüller hazırlanmış ve o dönemlerin gelmiş geçmiş en iyi kılıçları barış döneminde yani Momoyama döneminde yapılmıştır. Zamanla eski kılıçlar etkisini yitirince bu kılıçlara Şinto, daha eskilere Koto (Eski kılıçlar) denilmiştir. Ama bir dönem var ki bu dönemde Japonya’da çok uzun yıllar hiç kimse ateşli silah görmemiştir. O dönemin güçlüleri barut ve ateşli silahları yasaklamışlardır. Bu dönem 18. yüzyılın tamamı olarak bilinmektedir. 19. yüzyılın başlarında tekrar nam salan kılıç yapımı eski kılıçların nasıl yapıldığının çözülmesiyle tekrar eski önemini kazanmıştır. Bu dönemde yapılan kılıçlara Şinşinto (yepyeni) adını vermişlerdir. 19. yüzyılının sonlarına geldiğimizde artık Japonya dış dünyayla tanışmış ve Meiji Devriminin başlamasıyla birlikte Japonya büyük bir teknolojiyle sahip olmuştur. 20. yüzyıla geldiğimiz zaman yeni kılıçlar üretilmiştir. Gunto adı verilen bu kılıçlar kalitesiz olup seri numaralı kılıçlardır. Bir süre sonra Samuraylar dışında herkes Katana kullanmaya başlayınca polis de katana kullanmak zorunda kalmıştır.
Örnek verilirse tip 95, standart çelikten yapılan metal kabartmaları bulunan saplı “sukara”ya benzer bir kılıç olarak üretilmiştir. Gassan Sadakazu ve Gassan Sadakatsu adındaki ustalar bu dönemde en iyi kılıçları hazırlamış ve muhteşem öğrenciler yetiştirmişlerdir. 1934 yılında Japonya, ordusunu Şin-Gunto (Yeni Ordu Kılıcı) ile donatmıştır. Bu yıllarda Tip 94 katana ve birçok el yapımı Şinto yapılmış ve 2. Dünya Savaşında kullanılmıştır. ABD işgali sonrasında Katana üretimi yasaklanmış ve gerçek Katana üretmek ancak polis izniyle mümkün olabilmiştir. Daha sonrasında birkaç değerli ustanın yetkili kişilerle yaptığı görüşmeler neticesinde Gunto sınıfı yok edilerek tekrar değerli ve gerçek olan keskin Katana üretilmeye devam edilmiştir. Bu üretim artık herkesin Katana sahibi olabilmesine imkân tanımıştır ve bununla beraber çok ucuza satılan Katana kılıçlarının birçoğu çalınmıştır. 1958 de ordulara baktığımızda Japon silahlarının birçoğu (Gunto, Katana, Konto, Şinto, Şinşinto) savaş sonrası ABD askerlerinin eline geçmiştir. Daha sonrasında kılıçlar toplanarak koruma altına alınmıştır.
Katana Kılıcı’nın Özellikleri
Katana 60 cm den uzun bir Japon kılıcıdır. Bir diğer türü olana “Tachi” ise Katana kılıcından daha uzundur ve keskin kısmı yukarıdadır. Katana kılıcından daha zor bir işçiliği olmasına rağmen Katana kılıcı kadar iyi değildir. Bir de “vakizaşi” denilen Katana kılıcından daha kısa, en uzunu 50 cm olan bir kılıç vardır. Bu kılıç Katana kılıcının yardımcısı niteliğindedir. Bir samuray eğer ki Katana kılıcını kullanacak durumda değilse Vakizaşi’yi kullanırdı. Samuray bu kılıcı yan tarafındaki kınında taşırdı. Günümüzde Japonya’nın Güneybatısındaki bazı yerlerde Katana yapımı için mükemmel cevherler bulunmaktadır. “Tatara” adı verilen son geleneksel fırında, “Akira” adındaki son tatara ustası mesleğini halen devam ettirmektedir
Katana Kılıcı’nın Yapım Aşamaları
Şimdi bu mükemmel kılıcın yapım aşamalarından kısaca bahsedelim. Odun kömürü, karbon ve demir kumuyla birleştirilir. İçerisinde bulunan bu koyu maddeler 3 gün 3 gece eritilir. 36 saat boyunca 26 ton saf demir ve odun kullanılmaktadır. Amaç ise “tamagahane” denilen demiri ortaya çıkarmaktır. 1000 santigratta ısıtıldığında sert çelik ve yumuşak demir metal şeklini alır. Bu kılıcın karbon dengesini sağlamak için eşit miktarda karbon yayılır. İki metal element olan saf çelik ve saf demirden yapılır. Saf demir keskin bir uç için kullanılamayacağı için saf çelik kılıcın ucu için kullanılır. İçerisinde bulunan sülfür, demir ve karbon karışımı kılıca esneklik ve sertlik vermektedir. Kılıca başlamadan önce dualar edilir. 3 aydan fazla süren bu kılıç yapılırken demir parçaları ateşte eritilir ve paslanmaması için ıslak bir kağıt parçasının üzerine yerleştirilip ardından kağıdın üzerine kil ve kül sürülür. Buradaki amaç paslanma ve körelmeyi engellemektir. Katlama işlemi dediğimiz işlemde üst üste yerleştirilen demirler katlanarak birçok kez dövülür ve peş peşe “buda cihada” adı verilen kılıcın dış kısımlarını oluşturur. Sonrasında kil-kömür karışımı yüzey kısmına sürülür. Burada ustayı temsil eden bir çizgi oluşur. Sıra artık Katana kılıcının ne kalitede olduğunu öğrenmeye gelmiştir. Katana, orta seviyede bir ateşte bir dakika gibi bir sürede bekletilir ve hemen suya batırılır. Sonrasında dışa sürülen kül ve kil karışımı uçta daha ince ve ortada daha kalındır. Bunun sebebi ince sürülen kısım daha esnek olmalı ve kalın kısım daha sert kalmalıdır. Son aşama ciladır. Her bir Katana için özel taşlar mevcuttur. 10 gün süren cila işleminden sonra en zor ve en riskli cila olan “jizuya taşı” kullanılır. Bu taş pirinç taneleri kadardır. En son olarak uç kısımda beyazlama işlemi gerçekleştirilir ve katana kılıcı tamamlanmış olur.
|
|
|
Alak Suresi Arapça ve Türkçe Latince Yazılışı ve Okunuşu ve Meali ve Tefsiri |
|
Yazar: RasitTunca - 06-20-2019, 06:54 AM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Alak Suresi Arapça ve Türkçe Latince Yazılışı ve Okunuşu ve Meali ve Tefsiri
Alak Suresi Arapçası
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
(‘) اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ (‘) خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ (‘) اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ (‘) الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ (‘) عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ (‘) كَلَّا إِنَّ الْإِنسَانَ لَيَطْغَى (‘) أَن رَّآهُ اسْتَغْنَى (‘) إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى (‘) أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَى (‘) عَبْدًا إِذَا صَلَّى (‘) أَرَأَيْتَ إِن كَانَ عَلَى الْهُدَى (‘)أَوْ أَمَرَ بِالتَّقْوَى (‘) أَرَأَيْتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى (‘) أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى (‘) كَلَّا لَئِن لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ (‘) نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ (‘) فَلْيَدْعُ نَادِيَه (‘) سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ (‘) كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ
Alak Suresi Okunuşu
Bismillahirrahmânirrahîm.
1- Ikra’ bismi rabbikelleziy halak
2- Halekal’insane min ‘alak
3- Ikre’ ve rabbükel’ekrem
4- Elleziy ‘alleme bilkalem
5- Allemel’insane ma lem ya’lem
6- Kella innel’insane leyatğa
7- Erra a hustağna
8- İnne ila rabbikerrü’câ
9- Eraeytelleziy yenha
10- Abden iza salla
11- Eraeyte in kane ‘alelhüda
12- Ev emara bittakva
13- Eraeyte in kezzebe ve tevella
14- Elem ya’lem biennallahe yera
15- Kella lein lem yentehi lenesfe’an binnasıyeh
16- Nasıyetin kezibetin hatıeh
17- Felyed’u nadiyehu.
18- Sened’uzzebaniyete.
19- Kella la tütı’hü vescüd vakterib
Alak Suresi Meali
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
1- Yaratan Rabbinin adıyla oku!
2- İnsanı bir kan pıhtısından yarattı!
3- Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.
4- O Rab ki kalemle yazmayı öğretti.
5- İnsana bilmediği şeyleri öğretti.
6- Hayır! Doğrusu (kâfir) insan azgınlık eder.
7- Kendisinin muhtaç olmadığını zannettiği için.
8- Muhakkak ki dönüş mutlaka Rabbinedir.
9-10 – Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü?
11- Gördün mü (ne dersin?), ya o (kul) doğru yolda olur,
12- Veya kötülüklerden sakınmayı emrederse?
13- Gördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar, yüzçevirirse,
14- O adam, Allah’ın kendini gördüğünü hiç bilmiyor mu?
15-16 – Hayır, hayır! Eğer o, bu davranışından vazgeçmezse, and olsun ki biz, onu perçeminden, o günahkâr ve yalancı perçeminden tutup cehenneme sürükleriz.
17- O zaman o taraftarlarını yardıma çağırsın.
18- Biz de Zebanileri çağıracağız.
19- Hayır, sakın onu dinleme de, secde et ve yaklaş!
Alak Suresi Faziletleri;
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim (sevabını umarak) Alak Suresini okursa, mufassal (Hucurat suresinden Büruc suresine kadar olan) surelerin hepsini okumuş gibi ona ecir verilir.”(1)
Hangi mümin Alak Suresini bol bol zikrederse, Allahü Teala o mümine büyük derecede ecir ve sabır nasip eder,
Her kim alak suresini günlük olarak ihlaslı şekilde zikrederse, hafızası kuvvetlenir.
Alak Suresi Bilgileri
Diğer ismi “İkra” olan, Alak Suresi ismini 2. ayette geçen “el-alak” kelimesinden almıştır. Alak kelimesi; yapışkan, asılıp tutunan anlamına gelmektedir. Burada ise, insanın ana rahminin duvarına yapışmış, döllenmiş bir hücreden yaratıldığı anlatılmak istenmiştir.
Mekke’de nazil olmuştur.
19 ayettir.
Kelime sayısı 72’dir.
Harf sayısı 281’dir.
Sure numarası 96’dır.
Kuran-ı Kerim’de 30. Cuzdadır.
Alak Suresi’nin İnişi
Alak Suresi iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısmı; “ikra”dan beşinci ayet olan “ ma lem ya’lem” e kadardır. İkinci kısmı ise; “Kella inne’l insane leyatğa”dan, surenin sonuna kadardır.
Hz Muhammed (s.a.v) taabbud etmek [1] amacıyla Hira Mağarası’na çekilirdi. Yine gittiği bir gün Cebrail Aleyhisselam gelerek Hz Muhammed’e (s.a.v) “Oku!” dedi. Peygamber Efendimiz(s.a.v) “Ben okuma yazma bilmem” diye cevap verdi. Cebrail Aleyhisselam, Peygamberiz’i (s.a.v) sıkarak Tekrar “Oku” demiştir. Peygamber Efendimiz(s.a.v) tekrar aynı cevabı vermiştir. Bu olay üç kere tekrarlandıktan sonra Cebrail Aleyhisselam “Bismi Rabbike’llezi halak “ (Yaratan Rabbi’nin adıyla oku.) Demiştir. Bu ayetten sonra “malem ya’lem ‘e kadar okumuştur. Sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v) titreyerek eve gelmiş, Hz Hatice’den üzerini örtmesini istemiştir. Durumu Hz Hatice’ye anlattığında Hz Hatice’nin amcasının oğlu Varaka B. Nevfel’e gitmişlerdir. Hz Musa’ya da gelenin aynı melek olduğunu bilen Varaka, vahiy geldiğini anlamıştır.
Surenin İkinci Kısmının İnme Zamanı
İkinci kısmın nazil zamanı ise Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) İslam’ı tebliğ etmeye başlamadan önce Harem-i Şerif’te namaz kıldığı zaman, Ebu Cehil’in ona engel olmaya çalıştığı dönemdedir. Bu zulümler karşısında surenin ikinci kısmı, “Kella inne’l insane leyatğa” ile başlayan kısmı nazil olmuştur. Sure’nin son ayeti olan,19. Ayeti okuyan kişinin secde etmesi sünnettir.
Surenin En Temel Mesajları
Alak Suresi Allah’ın (c.c) Kuran’ı Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) indirmek suretiyle lütufta bulunduğunu belirtmektedir.
Güç ve servetine güvenen insanların taşkınlık yaptığından Allah’a (c.c) isyanlarından bahseder. Aslında insanın yapması gereken verilen nimetler karşısında şükretmesidir.
Hz Peygamberimiz’i (s.a.v) namazından alıkoymaya çalışan Ebu Celil’i lanetler. Bu sapkınlık ve taşkınlıkların devam ettiği sürece en şiddetli azapla cezalandırılacağını belirtir.
Alak Suresi okumaya, öğrenmeye davetle başlayıp namaz ve ibadeti anlatmakla sona erer. Bu da ilim-amel ilişkisini bize anlatmaktadır.
Allah’ın adı ile başlayan bu sure Allah’ın isminin tesbih edilmesinin önemini anlatmaktadır.
Alak suresi (arapçası, meali ve tefsiri)
ALAK SURESİ
اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذٖى خَلَقَ
1-İkra' bismi rabbikellezi halak.
İkra, Oku.
Okumak, anlamadan Arapçasını tekrar etmek olmasa gerek.
Kelimeleri yüzünden okumak, tekrar etmek bir anlamda telaffuz etmek, okumak olabilir mi?
Anlamını dahi bilmeden seslerin tekrarı ancak telaffuz olabilir.
Okumak, telaffuz edilen seslerin kelimelerin anlamını bilmeyi de gerektirir.
Oysa, ikrada bu da yetmez. Telaffuz edilenlerin anlamının düşünülmesi, ders çıkarılması, ibret alınması, yaşanılması, anlatılması elzemdir.
Zira, Kuran, akledenler, düşünenler için ibretler vardır; hala düşünmeyecek misiniz, böyle kolaylaştırdı ki düşünüp ibret alasınız; kafa patlatırcasına düşünmekten bahseder. Hatta tedebbür düşünmesine yer verir. Yani, temellerini, ilkelerini dikkate almayı, arka planını, satır aralarını düşünmeyi ister.
Öyle ki, Kuran, tertil okumasını; azar azar, yavaş yavaş, tek tek, tane tane, düşüne düşüne, hazmederek, sindirerek, muhakeme ederek, adeta suyunu çıkarırcasına okumayı över.
Aynı zamanda ikra okumasında; bu çıkarımların, elde edilen sonuçların, yaşanılması, hayata geçirilmesi, yaşama nakşedilmesi şarttır.
Böylece, telaffuz edilenlerin anlamının öğrenilmesi, düşünülmesi, ders çıkarılıp ibret alınması, bunların yaşanılması ve insanlığa anlatılmasıdır, ikra.
Takip etmek, ardından gitmek, aralarında hiç kimsenin bulunamayacağı kadar yakın bir şekilde izlemek, ona uymak, okumak ve manayı düşünmek, izlemek anlamına gelen tilavetten farkı da bu çıkarımları yaşamakla yetinmeyip insanlığa iletmektir, sunmaktır, tebliğ etmektir.
Bu nedenle, Kuranı ikra yapmak, ayetleri telaffuz etmenin yanı sıra, mealini anlamını okumak, bunları düşünmek, gerektiğince fikirlerden yararlanarak ibretler çıkarmak, bunları yaşama geçirmek ve insanlığa sunmak, anlatmaktır. Arı misali çiçeklerin özünü alıp, düşünüp, yoğurup Kuran potasında bal yapıp, yemek ve yedirmektir.
Bu amaçla Kurana yaklaşmaktır, yaşamaktır.
Kuranın hakikatlerine ulaşmak, özümlemek, yaşamak ve anlatmaktır.
Bu bağlamda kainat, kuran ve peygamber evrensel hakikatin, farklı tezahürleridir, ikra yapanlara.
Bismi Rabbikellezi Halak.
Rabbinin isimlerine yapışarak, tutunarak, teslim olarak, güvenerek ikra yapmaktır.
İkrayı, Onun terbiyesine girmek için yapmaktır.
Kuranın terbiyesinde yaşamak, hayat bulmak amacıyla gerçekleştirmektir.
Yeni bir ahlaka, Kuran ahlakına ulaşmak için ikra yapmaktır.
İkra yaptıkça eskiden ayrılmak yeni yepyeni bir ahlakla doğmaktır.
Kuran ahlakıyla yaratılmaktır, yoğrulmaktır.
Ayeti, baştan veya sondan okursak:Şayet, kuran ahlakıyla yaratılmak, yapılanmak istersen; Rabbin terbiyesine girmek, Ona yapışmak, aşkla bağlanmak, tutunmak gerektir. Bunun da tek yolu ikra yapmaktır.
Bilesin ki, ikra yaparsan Rabbin seni terbiye eder ve yeni, yepyeni bir ahlakla, Kuran ahlakıyla yaratır, yapılandırır, cennete layık insan eder.
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ
2-Halekal insane min 'alak.
İnsan alaktan Halak oldu.
Halak olması, ahlakın, hal, hareket, tavır, yaşam biçimi, programı, felsefesinin alakla ilgili, bağlantısı anlatılır.
Kim neye alaka duyarsa, alakasının derecesiyle paralel onun ahlakıyla Halaklanır.
Kuran ahlakında yaratılmak, doğmak; insanın alakına bağlıdır.
Alakası varsa, Kuran insanı terbiye eder ve yeni bir ahlaka ulaştırır.
Alakası ne ölçüde ise halakı, ahlakı, Kuranı yaşamı da o ölçüde olmaktadır.
Kurana sevgisi, ilgisi, alakası ahlakını belirlemektedir.
Alak gibi, döllenmiş yumurtanın, emriyonun rahim duvarına tutunurken gerçekleştirdiği gibi taa atardamarlarına kadar uzanıp, anasının en güçlü damarlarından beslenmesi misali, insan da Kuranın taa temellerine, ilkelerine, evrensel değerlerine, özüne, esasına, manasına ulaşacak şekilde alaka kurarsa, o nispette Kuranla beslenip, ahlaklanır.
Yoksa, ikrası, alakası sadece telaffuzda kalırsa, ahlakının da yüzeysel kalması kaçınılmazdır.
Oysa, öyle bir alaka isterki, tilaveti, tertili, ikra okumasını; tezekkürü, tedebbürü, taakulü, tefekkürü vb düşünmeleri bekler.
Bu alak, alaka, sevgi, istek ne ölçüde ise Kuranda o ölçüde ahlaklandırır.
Peygamber ve arkadaşlarının alakasının büyüklüğü, ahlakının da Kuran olmasını sağladı.
Şayet, Kuran ahlakı istiyorsak, önceliklerimizi ve önem verdiklerimizi sorgulayıp, Kurana alakamızı, ilgimizi, sevgimizi, gözden geçirmeliyiz.
Ahlakımızı Kuranlaştırmak için alaka duyduklarımızı ve alakamızın derecesini yeniden yapılandırmalıyız.
اِقْرَاْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُ
3-İkra' ve rabbukel'ekram.
İkra yapana Rabbi ikram eder.
Kuran ahlakına kavuşturur.
İkra ile ikramın paralelliği anlatılır.
Herneye ihtiyaç duyarsa onu sunar, lutfeder.
Gerekli bilgiye, hikmete, terbiyeye kavuşturur.
İkra yaptıkça, alakası arttıkça bu ikramlar da çoğalır.
Kuran ahlakına uygun yaşamayı ikram eder.
اَلَّذٖى عَلَّمَ بِالْقَلَمِ
4-Ellezî 'alleme bilkalem.
Şöyle ki, Kalemle öğretendir.
Kuranı, azar azar, kalem kalem, kısım kısım öğretendir.
Lif lif, ayrıntılarına kadar anlatandır.
Kalemle, yazarak, çizerek, not alarak, bağlantı kurarak, yaşama indirgeyerek, unutmamak için, Kuran ahlakından uzak düşmemek için çaba harcayanlara belletendir.
Yaşama kaydedenlere, hayata geçirenlere, ömürlerine nakşetmek isteyenlere öğretendir.
Hayatını, ahlakını Kuran yapandır.
عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
5-Allemel'insane ma lem ya'lem.
SA-İnsana bilmediğini öğretendir.
Bildiklerinden, önceki öğretilerden, atalar ahlakından vazgeçmeye niyetli olana öğretir.
Ezberini bozmaya, kendini değiştirmek isteyene yol gösterir.
Akledene, düşünene, ibret alıp ders çıkarana, yaşama kaydedene yardım eder.
Kuranı ikra yapana, alakası olana, hayata geçirene, Kuran ahlakını ve bilmediklerini öğretir.
Kuran ona rehber olur, yol gösterir, cennete layık insan yapar.
Hayatını, ahlakını cennet eder.
6-8
كَلَّا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰى
6-Kella innel'insane leyatğa.
Hayır; gerçekten insan, azar.
اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰى
7-Er raehusnağna.
A. Bulaç Kendini müstağni gördüğünden.
اِنَّ اِلٰى رَبِّكَ الرُّجْعٰى
8-İnne ila rabbikerruca'.
A. Bulaç Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir.
Hayır, Kuranı ikra yapmayan, alakası olmayan, kendini yeterli gören muhakkak ki azmaktadır.
İkraya, okumaya, anlamaya, düşünmeye, ders çıkarmaya, ibret almaya gerek görmeyenler, yaşamlarını Kuranın rehberliğinden kopuk sürdürenler, amaçları Kuranı bir hayat olmayanların azması, yoldan sapması, saptırılması kaçınılmazdır.
İkrayla, alakayla Kuran terbiyesine ulaşır. Bu dünyaya gelişinin gidişinin nedenini, niçinini, hikmetini anlar, yaşam amacını kavrar, alakını, önem ve öncelik vermesi gerekenleri belirler.
Kuranı rehber edinmeyen başkalarını rehber edinir.
Kurandan mahrumlaştıkça, tagutlaşmayı sürdürür.
Önem ve öncelik verdikleri, alaka gösterdikleri Kuranın yerini aldıkça, tabi olduğu tagutları olur. Kuran ahlakı yerini tagutların ahlakı hüküm sürmeye başlar. Önem ve öncelik verdiği Kuran dışındaki her şey yaşamını belirler. Zahiri farklı olsa da Ruhunu, özünü, amacını onlara teslim eder. Verilen her şey araç iken, amaçlaşınca, tagut olur, hükmeder. Azdırır.
Sonunda dönüş Rabbinedir.
Geç olmadan, ölüm çatmadan ikra yap, alakanı Kurana yönelt. Dünyadaki amacını hatırla önem ve öncelik verdiklerini gözden geçir, araçları amaç edinmekten vazgeçip kurtuluşa er.
9-13
اَرَاَيْتَ الَّذٖى يَنْهٰى
9- Eraeytellezi yenha.
A. Bulaç Engellemekte olanı gördün mü?
عَبْدًا اِذَا صَلّٰى
10- Abden iza salla.
A. Bulaç Namaz kıldığı zaman bir kulu.
اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰى
11- Eraeyte in kane 'alelhuda.
A. Bulaç Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise,
اَوْ اَمَرَ بِالتَّقْوٰى
12- Ev emara bittakva.
A. Bulaç Ya da takvayı emrettiyse.
اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى
13-Eraeyte in kezzebe ve tevella.
A. Bulaç Gördün mü? Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise.
Salla yapanı engelleyeni gördün mü, anladın mı?
Kuranı ikra yapanı, okuyanı, anlayanı düşüneni, yaşayanı, anlatanı, toplumu bu ahlaka davet edeni bu uğurda salla yapanı, destek olanı; engelleyeni, bu yoldan alıkoyanı, mani olanı anladın mı?
İnsanla Kuran arasına giren engeller, maniler neler. İçsel ve dışsal unsurları, bireysel ve toplumsal faktörleri, ulusal ve uluslar arası güçleri, bunların tağutlaşarak esir alışlarını düşünmek, tanımak, anlamak ve görmek ve kurtulmak gerekmektedir.
Zira, ikra yapmak, gereğince alaka göstermek, Allah’a, Kurana önem ve öncelik vermek olan takva, Kuran terbiyesindeki bir yaşamı sağlar. Kuran ahlakıyla boyar. Kuranı yaşama taşır. Hayata nakşeder, dantel gibi işler.
Bunun için, Kuranla bu denli alakamızı kesen, mani olan, Hakkı yalanlayan, yüz çeviren tüm söylemleri, öğretileri, kabullenim ve yargıları, gözden geçirmek, değiştirmek, terk etmek elzemdir.
Dünyadaki amacımızı unutturan, peşinde kullaşıp köleleştiğimiz tüm tutkuların, hedeflerin, gayelerin farkına varıp, kurtulmalıyız.
İlahlaştırdığımız; mal, mülk, makam, şöhret, para, pul, herneyse tüm araçları amaçlaştırarak girdiğimiz esaret girdabından ayrılmalıyız. Hele bir zengin olayım bak nasıl çalışacağım, destek olacağım diyerek araçları bilerek bilmeyerek amaç edinip de Kuran ahlakını öteleyenlerin kıssaları, farkına varmak için yetmez mi?
Oysa bunların amaç değil birer araç olarak ihtiyacımız kadar yaşamımızdaki yerini alması doğaldır. Dünyadaki yaşamın sürdürülmesi için gereklidir.
Öncelikle içimizdeki bu anlayış engellerini yok etmeliyiz. Atalar kültürünü bırakmalıyız. Kuranla aramıza giren tüm engelleri, perdeleri yırtıp atmalıyız.
Sonra toplumda var olan; Kuranı, ikra yapmayı, alakayı zorlaştıran tüm şartları değiştirmeliyiz.
14-16
اَلَمْ يَعْلَمْ بِاَنَّ اللّٰهَ يَرٰى
14-Elem ya'lem biennallahe yera.
A. Bulaç O, Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu?
كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ
15-Kella leil lem yentehi lenesfe'am binnasiyeh.
A. Bulaç Hayır; eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz;
نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ
16-Nasiyetin kezibetin hatieh.
A. Bulaç O yalancı, günahkar olan alnından.
Önem ve öncelik verdiğimiz, her gün aynı perçem, kakül gibi bakıp, gözettiğimiz bu geciçi dünyada araç iken Kuranı amaçlarımızın yerine baş tacı yaptığımız, mal, makam, şöhret vb hedeflerimiz yok mu?
Eğer farkına varıp vazgeçmezsek bu yalancı, aldatıcı, insanı yanlışa, günaha daldıran perçemlerimizden, amaç edindiğimiz, uğruna ne günahlara katlandığımız Kuran dışı gayelerimizden, ihtiraslarımızdan, yığma ve biriktirme hastalığından kurtulmazsak, bunların peşinde sürünmek mukadder olur.
Hele bir zengin olayım, şu olayım, bu olayım da bir gör ve benzeri perçemlerimiz, bizi aldatmıyor mu, Kurandan, ikradan uzaklaştırmıyor mu?
Araçken amaç edindiğimiz ve önümüze kızıl elma gibi koyduğumuz bitmez tükenmez, dipsiz, yalancı, günahkar perçemlerden vazgeçmezsek, o zaman da Sünnetullah gereği bu perçemlerin peşinde köleleşir, sürünür insan.
Oysa tüm nimetler, araçlar hayatı kolaylaştırmak, insana hizmet etmek için yaratılmış, ikram edilmişken, bunları amaç edinen insan bunların kölesi olur. Bunlara binmek, kullanmak varken, onlar insana biner, insanı hamal eder.
Atalar dininin efendileri olup toplumsal güçleri kullananlar, bu güçlerle tagutlaşanlar, zorbalık yapanlar, Hakka, Kurana ve Kurani ahlakın yayılmasına engel olmaya çalışanlar da, bu güçlerin, bu perçemlerin esiri olur, sürünür, süründürülür.
--------------
[1] Taabbud etmek: Hz Muhammed’in (s.a.v) Allah ‘ın (c.c) nasıl ibadet edeceğini öğretmeden önce, eda ettiği bir çeşit ibadettir.
|
|
|
Koordinat Sistemi Nedir? Günlük Hayatta Nerelerde Kullanılır? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-19-2019, 08:49 AM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Koordinat Sistemi Nedir? Günlük Hayatta Nerelerde Kullanılır?
Koordinat sistemi geometride herhangi bir düzlemdeki (çokkatlıdaki) bir nokta veya başka bir geometrik elemanın konumunu tam olarak belirlemek için bir veya daha çok sayı ya da koordinat kullanılan bir sistemdir. Koordinatlar basit matematikteki reel sayılardan oluşur. Fakat soyut cebir gibi bazı alanlarda karmaşık sayılar veya elemanlardan oluşabilir. Koordinat sisteminin kullanılması, geometrik problemlerin sayısal problemlere ve tersine dönüştürülmesini sağlar. Bu analitik geometrinin temelidir.
Sayı doğrusu
Bir koordinat sistemine en basit örnek, sayı doğrusunu kullanarak bir çizgi üzerinde bulunan noktaları tanımlanmasıdır. Bu sistemde çizgi üzerinde keyfi bir O (orjin) noktası seçilir. Bir P noktasının koordinatı, O'dan P'ye kadar olan işaretli mesafe ile belirtilir. Buradaki işaretli mesafe, P'nin doğru üzerinde bulunduğu tarafa göre pozitif veya negatif olabilir. Her bir nokta eşsiz koordinata sahiptir ve her bir reel sayı eşsiz bir noktanın koordinatıdır
Kartezyen koordinat sistemi
Koordinat sisteminin prototipsel örneği, kartezyen koordinat sistemidir. Düzlemde iki dik çizgi verilsin. Bu düzlemdeki bir noktanın koordinatları bu çizgilere göre işaretli mesafesi ile belirtilir.
Üç boyutlu uzaydaki üç dik düzlemde, bir noktanın her bir düzleme göre üç koordinatı vardır. Bu, n boyutlu Öklid uzayındaki bir noktanın n tane koordinatını hesaplamak için genelleştirilebilir.
Kutupsal koordinat sistemi
Kutupsal koordinat sistemi düzlem için ortak koordinat sistemidir. Kutup olarak bir merkez noktasına ışın kadar bir mesafedeki noktaya kutupsal eksen denir. Örneğin kutupsal eksenden θ açı r mesafesi kadar (aksi belirtilmediği müddetçe saat yönünün tersinde) uzaklıktaki bir noktanın koordinatlarından (r, θ)'dir. Bu sadece tek bir noktanın koordinatlardır. Fakat herhangi bir nokta birçok koordinat ile belirtilebilir. Örneğin (r, θ), (r, θ+2π) ve (−r, θ+π), aynı noktaya ait kutupsal koordinatlardır.
Silindirik ve küresel koordinat sistemleri
Kutupsal koordinat sistemini genişletip üç boyuta çıkarmanın ortak iki yöntemi vardır. Silindirik koordinat sistemi, kartezyen koordinat sistemi ile benzerdir, yalnızca r ve θ kutupsal koordinatlara z koordinatı ilave edilmiştir. Küresel koordinatlar bunu bir adım daha ileri götürür ve (r, z) silindirik koordinat çiftleri, (ρ, φ) kutupsal koordinatlarına dönüştürür ve (ρ, θ, φ) biçiminde üç kat olur.
Homojen koordinat sistemi
Düzlemdeki bir nokta homojen koordinat sisteminde (x, y, z) katlarıyla ifade edilebilir. Burada x/z ve y/z noktanın kartezyen kooordinatlarıdır. Bu, düzlemdeki bir noktayı ifade etmek için gereken "ek" bir koordinat ilavesidir. Fakat bu sistem sonsuzda olmayan izdüşümsel düzlemdeki herhangi bir noktayı ifade etmek için kullanılır. Genellikle bir homojen koordinat sistemi, yalnızca anlamlı olan, fakat gerçek değeri olmayan koordinatlardan oluşur.
Koordinat sistemleri arasındaki dönüşümler
Geometriksel şekli ifade eden çok farklı koordinat sistemi olduğundan dolayı, aralarındaki bağlantıyı anlamak önem arz eder. Bir sistemdeki koordinatların formülü, koordinat dönüşümleri vasıtasıyla başka bir sisteme dönüştürülerek aralarındaki bağlantı açığa çıkar. Örneğin düzlemde, (x, y) kartezyen koordinatları ile (r, θ) kutupsal koordinatları aynı orjinde ve kutupsal eksen, pozitif x ekseni olsun. Bu durumda kutupsal koordinatların kartezyen koordinatlarına dönüşümü x = r cosθ ve y = r sinθ'dir.
Koordinat sistemi nerelerde kullanılır?
1- Birinci dereceden bir bilinmeyenli denklemlerde
2- Birinci dereceden iki bilinmeyenli denklemlerde
3- Gemilerin hareket esnasına
4- Gemilerin yerleşim esnasında
5- Uçak kalkış ve inişlerde
Coğrafi Koordinat Sistemi Nedir?
Navigasyon uygulamaları, rota oluşturmak derken yön tayininin temelinde yer alan coğrafi koordinat sistemine de değinmek gerekli. Bulunduğumuz uzayda herhangi bir nokta x, y, z (Global Astronomik Dik Koordinat Sistemi veya Kartezyen Koordinat Sistemi) veya r, θ, φ (Küresel Koordinat Sistemi veya Kutupsal Koordinat Sistemi) ile gösterilmektedir. Bir noktanın koordinat değerleri bu sistemlerden herhangi birinde verilmişse, aynı noktanın diğer sistemdeki değerlere kolaylıkla dönüştürülebilir. Dünya üzerindeki bir yeri kutup açısı/enlem ve boylam açısının bilinmesiyle topografik bir nokta olarak tanımlayabiliriz. Küresel Koordinat Sistemi’ndeki üç bileşenden ikisi kullanılarak belirtilen Coğrafi Koordinat Sistemi (Yer’in Grid Sistemi) içerisinde unutmamak gereken dünyanın bir küre değil de (jeodezi) bağlamında yaklaşık olarak bir elipsoit ya da kutupları basık sferoit şeklinde olmasıdır. Coğrafi Koordinat Sistemi içerisinde yüzey üzerinde her noktada yarıçap aynı olduğundan enlem ve boylam bilgisi ile bir nokta kolaylıkla belirlenebilir.
r: Başlangıçtan olan uzaklık. Yarıçap.
θ: Kutup açısı. Enlem (Lat./Latitude). z-ekseni ve çap arasındaki açıdır. Polar açı olarak da anlandırılmaktadır.
φ: Boylam açısı. Boylam (Lon./Longitude). x-ekseni ile çapın xy- düzlemine izdüşümü arasındaki açıdır. Azimütal açı olarak da adlandırılmaktadır.
Koordinat Sistemleri Nelerdir?
Temel tanımlamalardan önce, sanırım sıklıkla kullanılmakta olan koordinat sistemlerine de kısaca değinmek gerekiyor. Koordinat Sistemleri, bir noktanın üzerindeki yerinin enlemler ve boylamlar kullanılarak veya bu eksenlere uzaklığının metre cinsinden ifade edilmesi olarak tanımlanabilir. 4 çeşit koordinat sistemi bulunmaktadır. Bunlar;
Coğrafi Koordinat Sistemleri
Dik Koordinat Sistemi
Kutupsal Koordinat Sistemleri
Uzaysal Koordinat Sistemleri
Coğrafi Koordinat Sistemi
İlk izlerine Babilliler döneminde rastlanan, Batlamyus’un bir tam çemberin 360 derece (360°) olduğunun belirtilmesiyle daha da geliştirilmiş olan, sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan askeri ve ticari denizcilik gereksinimleriyle bir standart haline gelen sistem özellikle 1980 sonrası ihtiyaç duyulan bir çok standardın da temelini oluşturmuştur. Coğrafi Koordinat Sistemi içerisinde bahsi geçecek olan enlem, boylam, paralel ve meridyenlere de kısaca değinmek gerekirse;
Enlem (Latitude) Nedir?
Enlem (Lat.), yeryüzündeki herhangi bir noktanın ekvatordan uzaklığını derece, dakika ve saniye cinsinden belirtir. Bir noktanın enlemi, o yerle Ekvator arasındaki meridyen yayının derece, dakika ve saniye cinsinden açı değerini belirtir. Aynı enlem açılarını birleştiren paralel çizgilere enlem çizgileri ya da paralel denir. 0° paraleli ya da enlemi ekvator, 90°N Kuzey Kutbunu ve 90°S Güney Kutbunu gösterir. Görüldüğü gibi, ekvator yerküreyi kuzey ve güney olarak yarıkürelere bölmektedir.
Boylam (Longitude) Nedir?
Boylam (Lon.), yeryüzündeki bir noktadan geçerek iki kutbu birleştiren boylam çizgisinin ya da meridyenin Greenwich Gözlemevi ( İngiltere Kraliyet Rasathanesi)’nden olan uzaklığını ifade etmek için kullanılır ve dünya üzerindeki herhangi bir noktayla Başlangıç Meridyeni arasında kalan paralel yayının derece, dakika ve saniye cinsinden açı değeridir. Tüm meridyenler yarım çember şeklinde, 0 referans meridyeninin batısında 180 (W) ve doğusunda 180 (E) olmak üzere 360 adet yarım çemberden oluşur. Yani referans meridyenin tam karşısındaki simetriği, aynı zamanda 180°W ve 180°E meridyenidir. Kuzey ve güney kutup noktalarında birleşen bu meridyenler paralel değildirler.
Enlem ve Boylam Ölçü Birimi (Derece) ve Gösterim Biçimleri
Bir konum belirtilmek istendiğinde önce enlem, ardından boylam gelmek üzere bir değer çifti kullanılır. Kullanılan bu çift değer sistemi, geleneksel ölçü birimleri derece, dakika (1/60 derece) ve saniye (1/60 dakika) şeklinde olmakla birlikte ondalık sistemle de ifade edilebilmektedir.
DMS, Derece:Dakika:Saniye. Örneğin, bu yazıyı yazdığım SIXTY Beans adlı mekanı Derece:Dakika:Saniye olarak ifade edecek olursam paylaşacağım değerler şu şekilde olacaktır: 41°3’4″N, 28°59’43″E
DM, Derece:Dakika(ondalık). DMS örneğindeki mekan konumunu DM üzerinden ifade edecek olursak, elde edeceğimiz karşılık 41°3.066′, 28°59.716′
DD, Dakika(ondalık). Yine mekan konumu üzerinden belirtmek gerekirse, 41.05111°N, 28.99528°E DD olarak ilgili noktayı bize verecektir. DD, özellikle Google Maps ve GPS cihazlarının da yoğun bir şekilde kullandığı ifade biçimi olarak sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.
Bu ifade biçimlerini birbirleri arasında dönüştürmek için directionsmag, pgc.umn.edu ve gps-coordinates web sayfalarını kullanabilir ya da aşağıdaki şekilde kendiniz dönüştürme işlemlerini gerçekleştirebilirsiniz.
1° (derece) = 60′ (dakika) = 3600″ (saniye)
1′ (dakika) = 60″ (saniye)
1/25000’lik paftalarda 1 derece dakikası enlemde 73,5mm ve 1 derece dakikası boylamda 57,5mm.’dir.
derece = tamsayı(ondalık derece)
dakika = tamsayı((ondalık derece – tamsayı derece) × 60)
saniye = (ondalık derece – tamsayı derece – dakika/60) × 3600
Örnek olarak 41.051111111° açısını derece, dakika ve saniye olarak ifade edelim.
d = tamsayı(41.051111111°) = 41°
m = tamsayı((ondalık derece – tamsayı derece) × 60) = 3′
s = (ondalık derece – tamsayı derece – m/60) × 3600 = 4″
Yani, elde edeceğimiz karşılık 41°3’4″ olacaktır.
Bir Noktanın Koordinatları Nasıl Belirlenir?
Koordinatını bulmak istediğimiz noktadan enlem ve boylama dikler çıkarak noktanın koordinatlarını bulabiliriz. Bu işlem için, çıkılan diklerin kendisine en yakın dakika işaretinden santimetre cinsinden mesafesi ölçülür ve yukarıdaki katsayılar kullanılarak dakika cinsinden değeri bulunur. X ve Y eksenlerinde noktaya soldan en yakın dakika değeri üzerine eklenerek noktanın coğrafi koordinatı belirlenmiş olur.
Ekvator Nedir?
Her iki kutuptan eşit uzaklıkta geçen daireye olarak ifade edebileceğimiz Ekvator aynı zamanda başlangıç paralelidir. Ekvator yeryüzünü kuzey ve güney olarak iki eşit yarım küreye ayırır. Güneş ışınlarını yılda iki kez (21 Mart, 23 Eylül) 90°, 21 Aralık ve 21 Haziran’da da en küçük değerlerle (66° 33′) alır. Buna bağlı olarak yıl boyu yaz mevsimi yaşanırken sıcaklık ortalamaları yüksek ve yıllık sıcaklık farkları çok azdır. Yine yeryüzünün formu dolayısıyla Ekvator çizgisel hızın en fazla olduğu ve gün doğumu ile gün batımının en hızlı gerçekleştiği yerdir.
Paralel Nedir?
Ekvatora paralel olarak geçen daireler Paralel olarak isimlendirilmektedir. Türkiye, bu tanım üzerinden ifade edildiğinde, konumu itibariyle 36° ile 42° Kuzey Paralelleri arasında yer almaktadır.
Meridyen Nedir?
Bir kutup noktasından başlayıp diğer kutup noktasında sonlanan ve ekvatoru dik açıyla kesen yaylar meridyen olarak isimlendirilmektedir. Türkiye, yine konumu itibariyle 26° ile 45° Doğu Meridyenleri arasında yer almaktadır.
Dönence Nedir?
Yerin eksen eğikliği nedeniyle oluşan dönenceler Yengeç Dönencesi (23°27′ Kuzey) ve Oğlak Dönencesi (23°27′ Güney) olarak adlandırılmaktalar. Güneş ışınlarının yeryüzünde en son dik geldiği noktalar olan dönenceler tropikal kuşağın sonu, orta kuşağın başlangıcı olan enlemlerdir.
Matematik ve Sıcaklık İklim Kuşakları
Güneş ışınlarının farklı açılarla yeryüzüne ulaşıyor olması nedeniyle iklim kuşakları oluşmaktadır. Bu ışınların geliş açılarına bağlı olarak matematik iklim kuşakları oluşurken kara ve denizlerin dağılımı, yükselti ve eksen eğikliği, hava kütlelerinin ve okyanus akıntılarının hareketleri gibi nedenlere ilişkili olarak da sıcaklık kuşakları meydana gelmektedir. Matematik iklim kuşaklarıyla sıcaklık iklim kuşakları birbiriyle tamamıyla çakışmazlar.
Galaksi koordinat sistemi
Gökada koordinat sistemi Güneş merkezli ve Samanyolu gökadasının görünen merkezine hizalanmış olan bir gökyüzü koordinat sistemidir. "Ekvator", gökada düzlemini hizalar. Coğrafik koordinata benzer şekilde gökada koordinat sistemi içindeki konumlamada da enlemler ve boylamlar kullanılır.
ℓ ve b sembolleri, sırasıyla gökada boylam ve enlemini ifade etmek için kullanılır. Gökada boylamı, Güneş'ten gökada merkezine doğru uzanan bir eksen düzleminde ölçülür. Gökada enlemi, Güneş'in vertex sapması kullanılarak gökada düzleminden nesneye doğru ölçülür.
![[Resim: Koordinat%20sistemi-2.png]](https://efsane1turk.net/EfsaneUploads2/Koordinat%20sistemi-2.png)
Günlük hayatla oldukça iç içe olan kartezyen koordinat sistemi haritacılıkta, gemilerde, uçaklarda, hatta sinema salonlarındaki koltuklara numara verilmesinde bile kullanılan bir konudur. Başarılar dileriz.
8.Sınıf Kartezyen Koordinat Sistemi Konu Anlatımı
» Kartezyen koordinat sistemi birbirine dik olacak şekilde ve sıfır noktasında birbirini kesecek şekilde yerleştirilmiş iki sayı doğrusundan oluşur.
koordinatsistemi1» Bu sayı doğrularından yatay olanına; yatay eksen, apsisler ekseni, x ekseni denirken, dikey olanına; dikey eksen, ordinatlar ekseni, y ekseni isimlerinden herhangi biri söylenir.
» Bir yerin (noktanın) yatayda ve dikeyde karşılık geldiği sayının sıra ile yazılıp söylenmesiyle sıralı ikililer oluşur, her noktanın yeri bir sıralı ikili ile belirtilir.
» Bir noktanın yerinin sıralı ikililer ile yazılmasına yada söylenmesine noktanın siraliikililerkoordinatları denir.
» Noktaların koordinatları parantez içerisine yazılır. Bu yazılışta ilk sayı(virgülden önce yazılan) her zaman noktamıza yatayda karşılık gelen sayı olmalı, ikinci sayı (virgülden sonra yazılan) ise her zaman noktamıza dikeyde karşılık gelen sayı olmalıdır.
» Yandaki resimde A, B, C ve D noktalarının koordinatları yazılmıştır. Sıralı ikililerin yazılışlarına dikkat ediniz.
bolgeler
» Sayı doğruları kartezyen koordinat sistemini 4 farklı bölgeye ayırır.
» Bu bölgeler 1.Bölge, 2.Bölge, 3.Bölge ve 4.Bölge olarak isimlendirilir.
» Yandaki resimde bu bölgeler gösterilmiştir.
» 1.Bölgede bulunan noktaların yatayda ve dikeyde karşılık geldiği sayıların her ikisi de pozitiftir.
» 2.Bölgede bulunan noktaların yatayda karşılık geldiği sayılar negatif, dikeyde karşılık geldiği sayılar pozitiftir.
» 3.Bölgede bulunan noktaların yatayda ve dikeyde karşılık geldiği sayıların her ikisi de negatiftir.
» 4.Bölgede bulunan noktalar ise yatay eksende pozitif, dikey eksende negatif bir sayıya karşılık düşer.
baslangicnoktasi» İki sayı doğrusunun birbirini dik olarak kestiği nokta başlangıç noktası olarak adlandırılır.
» Başlangıç noktasının koordinatları (0,0) dır.
» Başlangıç noktasının bir diğer adı da orijindir.
|
|
|
WBB de Grup Online Renkleri |
|
Yazar: RasitTunca - 06-18-2019, 06:08 AM - Forum: Webmaster Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Grup online renkleri ve isiklari
Admin
Kod: <I> <b><font color="red" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/51bp93.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/51bp93.gif" border="0"></b></I></font>
Webmaster
Kod: <I> <b><font color="red" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/51bp93.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/51bp93.gif" border="0"></b></I></font>
Süper Mod
Kod: <I> <b><font color="green" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/51bp93.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/51bp93.gif" border="0"></b></I></font>
Moderator
Kod: <I> <b><font color="skyblue" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"></b></I></font>
Test Mod
Kod: <I> <b><font color="white" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"></b></I></font>
Grafiker
Kod: <I> <b><font color="yellow" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"></b></I></font>
S Grafiker
Kod: <I> <b><font color="orange" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"></b></I></font>
Film Mod
Kod: <I> <b><font color="orange" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"></b></I></font>
Mp3 Mod
Kod: <I> <b><font color="#00CC00" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"></b></I></font>
VIP uye
Kod: <I> <b><font color="violet" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/yildiz1.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/yildiz1.gif" border="0"></b></I></font>
Üye
Kod: <I> <b><font color="#F5DEAC" > %s </b></I></font>
Banlandi
Kod: <I> <b><font color="black" > %s </b></I></font>
|
|
|
Gecikmiş Konuşma Problemi Olan Çocuklara Güvercinli Tedavi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-13-2019, 02:43 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
Gecikmiş Konuşma Problemi Olan Çocuklara Güvercinli Tedavi
Merhaba sevgili anneler ve anne adayları.
Bundan böyle Çocuk Gelişimi Uzmanı Emine Ergün’ün yazılarına sık sık yer vereceğim. Benimle birlikte bu yolda yürüdüğü için kendisine çok teşekkür ederim. Daha önce kreş ile ilgili yazısına yer verdiğim Emine Ergün’ün bugünkü yazısı ben dahil olmak üzere bir çok anne-babanın kaygılandığı konu olan çocuklarda konuşma gecikmesi olacak. Keyifli okumalar.
Gecikmiş Konuşma
Anne ve babalar için çocuk sahibi olmanın en güzel ve özel taraflarından biri de onların konuşmaya başlaması ve ilk kelimelerini söylemesidir. İlk olarak anne mi baba mı diyecek diye iddialara bile girilir.
Konuşması bu kadar sabırsızlıkla beklenen çocuğun bir türlü konuşmamamsı ise anne baba için kaygı verici bir durumdur. Günümüzde oldukça sık rastlar olduğumuz bu durum “Gecikmiş Konuşma” olarak adlandırılmaktadır.
Bazı çocuklar yaşıtlarına kıyasla daha geç konuşmaya başlayabiliyor. Bu, her zaman konuşma bozukluğu sorunu veya ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Ancak, onu iyi gözlemlemeli ve ciddi sorun olasılığını düşündüren durum fark edildiğinde de hemen bir uzmana başvurulmalı
Gecikmiş konuşma probleminin bazı sebepleri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.
Çocukta var olan bir gelişim problemi ( otizm, öğrenme güçlüğü vb)
Genetik yatkınlık
İşitme problemi
Görme problemi
Uyaran eksikliği
İletişim azlığı
Fazla televizyon izleme (özellikle klipler ve reklamlar)
Epilepsi gibi nörolojik hastalıklar
Sık sık havale geçirme
Konuşma gecikmesi olan çocuklarda eğer eşlik eden başka bulgular da varsa o zaman farklı bir gelişimsel problemden söz edilebilir.
Bu bulgular şunlar olabilir:
Konuşma problemine ek olarak öğrenme problemi de varsa
Anlaşılmaz sesler çıkarıyorsa
Çevresine karşı isteksiz ve ilgisizse
Yeni ortam ve durumlara uyum sağlamakta güçlük çekiyorsa
Yalnız kalmayı tercih ediyorsa
İsteklerini öfkeli davranışlarla anlatmaya çalışıyorsa
Göz kontağı kurmuyorsa
İsmi ile seslenildiğinde tepki vermiyorsa bu çocukta sadece gecikmiş konuşma problemi değil, gelişimsel bir sorun da olduğu düşünülebilir
Böyle bir durumda bir uzman desteği alınıp çocuğun gelişimsel taraması yapılmalı, gerek görülürse özel eğitim ya da konuşma terapisi süreci başlatılmalı. Her konuda olduğu gibi bu konuda da erken tanı ve erken müdahale çok önemlidir.
Anne babalara öneriler
Çocuğunuza sevgi ve ilgi gösterin, sık sık konuşun onunla.
Ona hitap ederken tane tane ve anlaşılır konuşun.
Ona sık sık soru sorup konuşması için fırsat yaratın
Çocuğunuz bazı sözcükleri akıcı söyleyemediğinde sabırlı davranın, onu zorlamayın
Daha ilk hece ve sesleri çıkartmaya başladığında, söylediği sesleri ona tekrarlatın.
Onu mümkün olduğunca çok sosyal ortamlara sokun, fazla kendi başına kalmasına izin vermeyin.
Mümkün olduğunca yaşıtlarıyla oyun oynamasını sağlayın.
Kreş yaşantısı onun için çok faydalı olacaktır.
Bir nesneyi eline aldığında, baktığında onunla ilgili ona bir şeyler anlatın.
Nasıl olsa konuşur deyip 4-5 yaşına kadar beklemeyin
Özellikle 0-3 yaş döneminde mümkün olduğunca televizyon izletmeyin. Eğer bebek ya da çocuk kanalı izliyorsa, gördükleri hakkında açıklama yapın.
Görüntü geçişinin çok fazla olduğu klip yayını yapan kanalları izletmeyin
Onun işaretle gösterip de istediklerini hemen yerine getirmek yerine konuşarak yönlendirin, anlatmasını sağlayın.
Ona kitap okuyun, masal anlatın,şarkı söyleyin.
Size bir şey söylediğinde karşılık verin.
Onunla yaratıcı oyunlar oynayın.
DiKKAT EDiTÖRÜN (Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca nın) BU KONUDAKI YARDIMI VE AÇIKLAMASI
Konuşma gecikmesi olan çocukları olan aileler, evlerinde bir çift güvercin beslerlerse, yakın zamanda çocuklarının konuşmaya başladıgını göreceklerdir inşallah.
selam ve sevgilerimle.
Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 13.06 2019
Original Kar©glan
Bu konun üst tarafındaki Kaynak Makale :
Çocuk Gelişimi Uzmanı
Aile Danışmanı
Emine Ergün den alıntıdır
|
|
|
Beyin Gücü Nedir - Beyin Gücü Nasıl Geliştirilir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-13-2019, 02:27 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Beyin Gücü Nedir - Beyin Gücü Nasıl Geliştirilir?
Beyin gücü nasıl geliştirilir?, beyin gücü nedir, beyin gücünü kullanma, beyin gücü, beyin gücü düşünce gücü, düşünce gücü, beyni hükmetme, hipnoz, telekinezi, pozitif düşünce, negatif düşünce, beyin gücü hareketleri,
Daha anlayışlı bir şekilde konuşmak, hesapları hızla yapabilmek, çocuğunuzun verdiği cevabın arkasında ne olduğunu hemen anlayabilmek ve ona göre davranabilmek... Küçük de olsa, bu ayrıntıların hayatımızı değiştirebileceğini unutmayın. Bunun içinde beyninize yaptıracağınız ufak egzersizler yeterli olacak. Bir de yediklerinize biraz dikkat etmeniz gerekiyor. Beynin ihtiyacı olan besinlerin başında makarna, pirinç, patates ve ekmek gibi karbonhidratlar geldiğini unutmayın .
Dünyanın IQ'su en yüksek insanı, 228 puan ile Guinness rekorlar kitabına giren Marilyn Vos Savant. Bunu nasıl başardığını ‘‘Beyin Jimnastiği: Beynin Gücünü Artırmak ve 12 Haftada IQ'nuzu Geliştirmek’’ adını verdiği kitapta anlatıyor. Savant, ‘‘Beyin jimnastiği aklınızın sınırsız kapasitesini öğrenmenizde, günlük hayatta karşılaştığınız problemleri çözmenizde, etrafınızdaki kişilerle iyi ilişkiler kurmanızda yardımcı olacak’’ diyor. İşte beyninizi geliştirmek için uygulayabileceğiniz programın başlıca etapları:
Daha zeki olmak için neler yemeli?
Beyin daha iyi çalışmak için 100 milyar hücresini besleyebilen yakıta ihtiyaç duyuyor. Bunun için de doğru diyeti uygulamak gerekiyor. Beynin ihtiyacı olan besinlerin başında karbonhidratlar geliyor; makarna, pirinç, patates ve ekmek. Bitkisel yağlarda ve yumurtanın sarısında bulunan E vitamini, magnezyum, çilek, domates ve sebzelerdeki C vitamini, bira mayasında karşılaşacağınız B1 vitamini, ıspanak ve muzdaki B6 vitamini, ayrıca D vitamini, kalsiyum bu yakıtı oluşturan başlıca maddeler.
Kelime dağarcığınızı hergün biraz daha geliştirin
Günlük hayatta karşılaştığınız her kelimenin tam karşılığını biliyor musunuz? Bu soruya kesin olarak cevap veremiyorsanız kısıtlı bir sözlük bilgisine sahipsiniz demektir. Halbuki insanlarla ilişkilerinizi belli bir düzeyde tutmak ve anlaşabilmek için geniş bir sözlük bilgisine sahip olmalısınız. Toplumun büyük bir kısmı günlük hayatta 6 bin kelime kullanıyor. Bu sayı içinde tekrarlar da bulunuyor. Aşağıda sözlük bilginizi genişletmek için birkaç öneri bulacaksınız:
- Yeni duyduğunuz ya da okuduğunuz kelimelerin tam anlamlarını öğrenmek için sözlüğe bakın
- Karşınızdaki kişi bilmediğiniz bir terim ya da deyim kullandığında ona anlamını sormaktan çekinmeyin
- Argo kelimeleri kullanmaktan kaçının, konuşurken anlamlı ve kesin kelimeler seçin.
Hesap işlerinde samimi olun
12 bölü 1/2 kaç ediyor? Eğer bu soruya cevap veremiyorsanız (ki sonuç 24 ediyor) hesap konusunda egzersiz yapmanız gerekiyor demektir. Matematik konusunda pratik olmak düşünceleri daha iyi kavrayabilmenizi, doğru kararlar alabilmenizi sağlıyor. Bunun için aşağıdaki tavsiyelere uyabilirsiniz:
- Rakamları hiçbir zaman düşman gibi görmeyin, matematik soyut bir kavram değildir, her rakam belli bir niceliğe sahip ve bu nicelik üzerine düşünmek gerekiyor
- Matematiğin sizi eğlendireceğini unutmayın, öğretmenlerle olan sorunlarınızı matematiğin üzerine atmayın;
- Beyninizi kullanmayı öğrenin hesapları aklınızdan yapın, özellikle küçük işlemler için hesap makinası kulanmaktan kaçının.
Mantığınıza güvenin
Mantık, problemleri analiz etmede ve çözüme ulaşmada size yardımcı olacak. Mantığınızı geliştirmek ve kullanabilmek içinse yapabilecekleriniz şunlar:
- Problemler karşısında aklınızı kullanmaya, sakin olup, çözüm için en iyi yolu bulmaya çalışın. Annenizin, arkadaşlarınızın ya da eşinizin olaya karışmasına izin vermeyin
- Eleştirel olmayı öğrenin, toplumun yüzde 50'sinin hükümetten memnun olduğunu duyduğunuzda geri kalan yüzde 50'nin de memnun olmadığını açıkça söyleyin
- Kişilerin söylediklerine körü körüne inanmayın, dışarda yağmur yağıyor cümlesini duyduktan sonra, yanınıza şemsiye almadan önce bir kere de pencereden kendiniz bakın.
Gözlem ruhunuzu geliştirin
Bir inek ile bir ananas arasındaki ortak özellik nedir? Bu soruya hiçbir cevap bulamıyorsanız gözlemlerinize güvenmemelisiniz demektir. Çünkü bu sorunun birçok cevabı bulunabilir, en azından ikisinin de birer canlı oldukları söylenebilir. Gözlem gücünüzü geliştirmek için:
- Çevrenizdeki eşyalara ya da canlılara dikkatle bakın, yaşanmış olaylardan da yararlanabilirsiniz
- Testleri çözün
- Günlük hayatta karşılaştığınız reklam panolarına eleştirel gözle yaklaşın, hedefe ulaşmak için kullanılmış araçlara dikkat edin.
Konsantrasyon oranını arttırın
Konsantrasyonunuzu ve dikkatinizi geliştirmek için aşağıdaki yollara başvurabilirsiniz:
- Her seferinde bir tek iş yapın
- Fazla zaman istemeyen işlerinizi çabucak yapın, böylece daha önemli işlerinize vakit ayırabilirsiniz
- Televizyonu kapatın, televizyon ritmi dikatinizin dağılmasını sağlayacak
- Yaptığınız işlerde sona ulaşmayı başarın, başladığınız işleri yarım bırakmak, özellikle de hiçbir neden yokken, zaman kaybından başka birşey değil.
Zihinsel zekâ; okuma, öğrenme, araştırma yapma ve yazı yazmak gibi zihinsel etkinliklerle geliştirilir.
Öğrenmemek, zihni nadasa bırakmaktır.
İnsan hafızası da beslenmeye ve güçlendirilmeye muhtaçtır.
İşleyen demir ışıldır, atasözü beyin ve hafıza için de geçerlidir.
Zihin ve hafıza kasları; vücut kaslarına benzer.
Spor yapanların vücut kasları nasıl güçleniyorsa öğrenenlerin de hafıza ve zihinleri güçlenir. Spor yapmayanların vücut kasları nasıl zayıplar ve güçsüz kalırsa öğrenmeyenlerin de beyin kasları güçsüz kalır.
Bir bütün olan beynin yansını yoğun olarak kullanıp diğer yarısını ihmal eden insanların performanslarında yetersizlikler, kusurlar görülür. Fakat, diğer yarının da geliştirilmesi, son derece ilginç, harika sonuçları beraberinde getirir. İki lobun birlikte çalışmasıyla 1**1=2 şeklinde aritmetik bir artış olmaz; verim kat be kat artar.
TABLOYA BAKIN ve RENKLERİ SÖYLEYİN! KELİMELERİ DEĞİL…
SARI MAVİ TURUNCU SİYAH YEŞİL KIRMIZI MOR YEŞİL MAVİ
YEŞİL MAVİ SİYAH
YEŞİL SARI MOR
Neden zorlanıyorsunuz?
“Sağ ve Sol Beyin Çakışması!”
Sağ beyniniz rengi söylemeye çalışırken, sol beyniniz otomatik olarak onları okumaya çalışıyor.
Beynin İki Yarısı
Bir bütün olan beynin yansını yoğun olarak kullanıp diğer yarısını ihmal eden insanların performanslarında yetersizlikler, kusurlar görülür. Fakat, diğer yarının da geliştirilmesi, son derece ilginç, harika sonuçları beraberinde getirir. İki lobun birlikte çalışmasıyla 1**1=2 şeklinde aritmetik bir artış olmaz; verim kat be kat artar…
Bir örnek verecek olursak; futbol dünyasında sağ ayağını ya da sol ayağını çok iyi kullanan futbolcular var. Örneğin, her iki ayağını da son derece iyi kullanan Hagi´nin futbol dünyasındaki yeri çok farklı, değil mi?
Çocuklar, beynin iki yansını beraber kullandıkları halde, onlara hayâl gücü ve hafıza gibi sağ beyin fonksiyonlarıyla ilgili eğitimden çok, mantık ve ezbere dayanan eğitim verilmesi sonucunda bu yetenekleri büyük ölçüde yok olmaktadır.
SAĞ BEYNİN ÖNEMİ
Klâsik eğitim sisteminde daha çok sol lob ağırlıklı akademik bilgilere prim verilmekte, sağ lobun faaliyetleri ise maalesef ihmal edilmektedir.
Beynin, farklı fonksiyonlara sahip iki lobu olduğu keşfedilen günümüzde, eğitim sistemi hâlâ sadece beynin mantık, matematik, analiz, konuşma, yazma, listeleme gibi fonksiyonları olan sol lobunu kullanmaya devam etmektedir.
Oysa, gelişen bilimin ışığında, mantık ağırlıklı sol lobla beraber, hayâl gücü, renk, şekil, ritim, bütünü görme gibi fonksiyonları olan sezgisel, üretken sağ lob da kullanılsa, insanların üretkenlik potansiyellerinin kat kat artacağı aşikârdır.
Zaten, tarihte büyük sıçramalar yapan insanlar da, bilerek ya da bilmeyerek, beynin her iki lobunu da birlikte kullanan insanlardır.
Mantığın âdeta tek başına gittiği yerle, sezgi, hayâl ve renklerle el ele gittiği yer bir olur mu?
Sağ lobun da devreye sokulması, insana aynı zamanda duyusal keskinlik kazandırmakta, hedefini sürekli ve herşeyiyle canlı tutan o insana müthiş bir motivasyon kazandırmaktadır.
Bilgisayarların bile matematik ve mantık işlemlerini yapabildiği günümüzde, bunlardan daha önemli bir özellik çıkıyor karşımıza: Üretken düşünce, üretken zekâ.
Hayâl gücü, yeni fikirler oluşturma, orijinalite gibi değerler, insan zihninin üretkenliğini ortaya koyar. Bilgi dünyasına uçtuğumuz günümüzde asıl fark, işte bu noktadadır. Yâni, geleceğin başarılı insanları, üretken zekâya, hayâl gücüne, esnekliğe ve güçlü vizyona sahip insanlar olacaktır.
sistemi ise, bu hedefe ulaştırmak bir yana, insanları yalnızca sol lobun fonksiyonları içine âdeta hapsetmektedir.
İlkokul birinci sınıf öğrencilerinin resimleri incelendiğinde, her birinde orijinalite ve üretkenliğin izleri açıkça görülmektedir. Aynı öğrenciler dördüncü sınıfa geldiklerinde ise, tek düzeliğin ve kendini birilerine beğendirme arzularının yoğunlaştığı, elma şekerine benzer, tek tip ağaçlar, tek tip evler, aynı tür insan resimlerinin ortaya çıktığı görülmektedir.
Okul öncesi çocuklar daha çok renkler ve görüntülerle düşünmek gibi, dış etkilere daha açık ve çok farklı fantezilere sahiptir. Fakat, okulda bu özellikler bastırılınca, sol beyin, sağ beynin de bazı fonksiyonlarını yüklenmek zorunda kalıyor ve aşırı derecede zorlanıyor. Bu arada, zayıf kalan sağ beyin hırçınlaşınca, çocuklarda birtakım ruhsal dengesizlikler de görülebiliyor.
Aynı zamanda, bu tek yönlü, yâni yanlış ve aşırı bilgi yüklenmesi sonucunda beyinler köreliyor, çocuklarda üretkenlik, merak ve öğrenme istekleri yok oluyor.
Bu çocuklar büyüdüklerinde, özellikle sağ beynin gerekli olduğu durumlarda dâima başarısız oluyorlar.
DENGELİ KULLANIMININ SONUÇLARI
Prof. Orstein, iki beyin işbirliği içinde çalıştığı zaman, genel yetenek ve etkide çok büyük artış olduğunu ortaya koydu. Çünkü, beynimiz, standard matematikten farklı bir şekilde çalışıyor; sağ ve sol beyin birlikte çalıştığı zaman, iki kat değil, beş-on kat daha etkili sonuçlar ortaya çıkıyordu.
Buraya kadar söylediklerimizin ışığında, artık şunları rahatlıkla söyleyebiliriz: Belirli konularda gerçek anlamda uzmanlaşmak, ancak bu iki beynin işbirliği ile mümkün olabilir.
Tarihteki bütün dehâlar, büyük buluş yapanlar, üstün kişiler, hep beyninin iki yarısını da mükemmel bir işbirliği içinde kullanan kimselerdir.
Örneğin Fatih Sultan Mehmet, İstanbul´u almak için gerekli bütün planları, hazırlıkları yaptı, uygulamaya geçti. Bunlar için daha çok, beyninin mantık ağırlıklı sol lobunu kullandı. Fakat, Bizanslılar´ın Haliç´e zincir gerip Osmanlı gemilerinin önünü kesmeleri üzerine hemen sezgi ağırlıklı sağ lob evreye girdi ve tarihte ilk defa, gemiler karada yürütülerek, bir gecede Kasımpaşa´dan Haliç´e indirildi. Sonuç malum.
Evet, dünyamızdaki karmaşa ve problemleri çözmek için, beynimizin iki yarısını birlikte kullanmamız gerekiyor.
Özellikle karmaşık sorunların çözümünde, geniş ve uzun vadeli olabilecek kararlarda sağlıklı sonuçlara ulaşabilmek için, beynin her iki yanının işbirliği içinde çalışması şarttır.
Öğrenilen bilgilerin, geçici bir ezber olarak kalmayıp kalıcı hafızada dosyalanması ve ömür boyu kullanılabilmesi, her iki beynin de öğrenme işine aktif olarak katılmasıyla mümkündür.
Beynimizdeki zincirleri kırıp, beynimizi tutsaklıktan kurtarıp, orada uyuyan dâhiyi uyandırmak için yapmamız gereken en önemli şeylerden biri, ciddi bir hafıza eğitimiyle fotoğrafik bir belleğe sahip olmaktır.
Temel hafıza tekniklerini öğrenip kullandığınızda,
* Sadece hafızanız güçlenmekle kalmayacak, üretkenliğiniz de müthiş bir şekilde artacaktır.
* Bilgiyi öğrenme hızınız artacak, zihinsel fonksiyonlarınız güçlenecektir.
* Sağ ve sol beyinleriniz arasından müthiş ve dinamik bir potansiyel ortaya çıkacaktır.
* Elbette ki, bütün bunlar, iş ve sosyal yaşantınızdaki problemlerin çözümüne büyük katkılar sağlayacaktır.
alıntıdır
|
|
|
Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen “subliminal” mesajlar |
|
Yazar: RasitTunca - 06-13-2019, 02:14 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
ŞUUR ALTINA YÖNELİK MESAJLAR:
Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen mesajlar “subliminal” gizli mesajlar ,Kişinin şuuraltına ‘’subliminal’’ mesaj gönderme,mistik gizemler
Şuuraltını etkilemeyi hedefleyen mesajlara “subliminal” adı verilir. Genel olarak “şuuraltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edebiliriz. Kişinin şuuraltına ‘’subliminal’’ mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor.
Bunlardan en çok kullanılanları :
1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yolları.
2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla şuur-altına itilen 25. kareler.
3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.
Bu yöntem, bir ürünün reklâmını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir yelpâzede kullanılmaktadır. Görsel ve işitsel olarak (şuurlu) algılananlar değil ; şuuraltı seviyesinde algılanan söz, resim, görüntü ve şekillerden oluşur.
Bunlardan en çok kullanılan Dijital ses dosyalarına gizlenen ses mesajlardır. Üzerinde oynanabilirliği ve işlenilmesi ve yayılması daha kolay olduğundan MP3 dosyaları gizli mesaj için biçilmiş kaftandır diyebiliriz. Peki sistem nasıl işliyor?
İnsan kulağı sâdece belirli frekans aralıklarındaki sesleri duyabilir. Eğer siz bir müzik parçasını rahatça duyabiliyorsanız, bu sizin duyabileceğiniz frekans aralığında olduğunu gösterir. İnsan beyninin algısı ise, bundan daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir. Dikkat ediniz : “duyabilecek” demiyoruz, algılayabilecek diyoruz.
Yani, kulağımız ancak belirli bir frekans aralığındaki sesleri duyabilir. Fakat beynimiz bu aralığın çok daha ötesindeki sesleri algılar, hisseder.
Şuuraltı ve şuuraltının özelliklerini anlattığımız zaman, ne demek istediğimizi çok daha iyi anlayacaksınız. Ancak şimdi öncelikli olarak bu “subliminal mesajlar”ın neler olduğunu ve nasıl işlendiğini sizlere göstermemiz gerekiyor.
8-12 hertz dalga boyundaki Subliminal mesaj içeren bir MP3′ü kulağınızla dinlersiniz, ancak içindeki gizli-mesajı beyniniz dinler. Bu esnâda kulağınız hiçbir şey duymaz. İnternette ve paylaşım programlarında şuuraltı mesajları içeren MP3 dosyaları bulunmaktadır. Hatta bu gizli mesajları frekans aralıklarına göre analiz ederek ortaya çıkartan yazılımlar dahi vardır.
Mesela, en korkunç uygulamalardan sadece biri: “Amerika, Irak’ı işgal etmeden önce bir yıl boyunca (daha fazla da olabilir) Irak radyolarında Kur’an yayınının altından, çok düşük bir frekansta, kulakla duyulmayan, ancak dimağla algılanarak Iraklıların şuur-altına gönderilen: “Direnmeniz faydasız” gibi mesajlar verilmiş ve bir ülke işte bu şekilde şuuraltı mesajlar ile işgâle hazır edilmiştir.
25inci KARE
Kişinin şuur-altına subliminal mesaj göndermenin birçok yolu olduğunu söylemiştik. İşte bunlardan bir diğeri de 25inci Kare tekniğidir. Peki nedir bu 25inci Kare?
Gördüğümüz bir ânlık görüntü : 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika, sâniye olarak bir diziliş vardır. Sâniyeden sonra kare gelir ve bir sâniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de "control-track" denilen aralık vardır. İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25inci kare oluşturulur ve bu son kare olan 25inci kare ânlıktır. Yani görüntü sâniyede 1/24 olacakken, bu 1/25'e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve ânında kaybolur. Genellikle görünmez, daha doğrusu görülür ama şuuraltında kalır.
25 karenin temel mantığı da mesajı şuur-altına göndermek olduğu için, artık dünya sinema sanâyi’nde bu tekniği kullanmayan yok gibidir. Yani sizler evlerinizde rahat koltuklarınıza oturup herhangi bir televizyon kanalındaki herhangi bir dizi/ film ya da bir belgeseli seyrederken aynı zamanda 25 karelerle şuur-altınıza gönderilen mesajlara/ telkinlere/ saldırılara ma’ruz kalabiliyorsunuz.
Göz bunları görmüyor ama sâniyenin 3 binde biri gibi bir zaman aralığında bu görüntü şuuraltına ulaşıyor. Bu gizli mesajlar sâyesinde, o reklâmı, diziyi, filmi ya da herhangi bir resmi hazırlayan kişi/ yapımcı/ yönetmen kendi hedefine, niyetine ve ideolojisine göre vermek istediği mesajı “25inci Kare”lerle şuuraltına göndermiş oluyor.
PEKİ, GÖREMEDİĞİMİZ HALDE NASIL ETKİLENİYORUZ BU 25inci KARELERDEN?
Bu adamlar zaten açıktan açığa bu işi yapıyorlar. Filmlerle, reklamlarla her türlü mesajı veriyorlar. Buna rağmen niçin böyle gizli bir kare uyguluyorlar?
Cevâbı çok basit : Çünkü, gördüğümüz zaman bu kadar etkili olmuyor. Çünkü, kişi, şuurlu bir tercih ile gördüklerini veya duyduklarını ya red ediyor ya da kabul ediyor. Çünkü baştan önüne seçenek olarak getirilmiş oluyor.
Fakat bu, öyle bir şey ki insan onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyor, yani bizlerin algı frekanslarımızın tamamen altında veya üstünde yer alıyor. Böyle bir şeyi kabul yahut red etme gibi bir imkânımız var mı? Elbette hayır.
İşte 25. karenin ve subliminal reklamların temel mantığı budur! Hedefteki kitlenin şuurlu tercih hakkını gasbederek, onları gizlice zehirlemek!
Bu işi yapanlar insanı ve insanın yaratılışını çok iyi biliyorlar. 1900’lü yıllara kadar uzanan bir geçmişi var bu tür çalışmaların. Psikolog ve psikanilistlerin insanla ilgili uyguladıkları, gözlemledikleri ve deneylerle ortaya koydukları bilgi ve bulgulardan yola çıkarak “İnsanı nasıl etkileyebiliriz” sorusuna cevap aradılar. İlk başta ticarî hedefler ve büyük şirketlerin mallarını halka pazarlamanın bir yolu olarak gördüler bu şuur-altı telkinleri. Daha sonra ise bu taktiği öğrenen her kişi ve her yapımcı kendi niyet, inanç ve ideolojisine göre vermek istediği mesajları bu yolla insanlara zerk etmeye başladılar.
25inci KARE NE ZAMAN ve NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?
Şuuraltının bütün görüntü, ses ve resimleri kaydetme özelliği 1900’lü yıllardan beri insanları yönlendirmek için kullanılmaktadır.
1900’lü yıllarda Knight Dunlap adında Amerikalı bir psikoloji profesörü ilizyon gösterisi yaparken şuur gücüyle algıalanmayan “hissedilemez gölgeler” kullanarak aynı uzunluktaki 2 çizgiyi seyircilerin farklı ölçülerde algılamasını sağlamıştı.
İşte buradan hareketle şuur-altını hedef alarak mesaj göndermeyi hedefleyen ve adına “Subliminal Mesajlar” denen bu tür reklamlar ilk kez 1950'li yıllarda Amerika'da ortaya çıktı.
James Vicary adlı reklamcılık uzmanı, sinema salonlarında yaptığı bir deney sonucu patlamış mısır ve kola satışlarının arttığını iddia etti. Bu deneyde film perdede oynarken, sâliselik görüntüler hâlinde gözle görülemeyen gizli kareler ve gizli mesajlarda : “patlamış mısır ye” ve “Kola iç” sloganları çıkıyordu. Seyirci bu sloganları şuurla algılayamadığı hâlde, şuuraltına hitap eden bu sloganlar neticesinde Kola satışlarının yüzde **.1, patlamış mısır satışlarının ise yüzde 57.7 arttığı görüldü.
Bu şekilde, şuur-altına yönelmenin reklamın etkinliğini artırmada daha işlevsel olduğu görülmüştür. İşte o gün bugündür uygulanan 25inci kareler sâdece bir insanı ya da bir topluluğu değil ; bütün insanlığı tehdit ede-gelmektedir.
Bir grup psikolog ve yazar bu konunun gündeme geldiği ilk yıllarda bu yöntemin uydurma ve efsâne olduğunu ve insanları etkilemeyeceğini söylediler. Ancak, beyin dalgalarını ölçen teknolojilerin gelişmesi ile gizli-mesaj içeren reklama beynin daha farklı ve fazla tepki verdiği gözlemlendikten sonra, bu yöntemin etkisi ispatlanmış oldu.
İşin en ilginç tarafı ise bu konuyu gündeme taşıyan, kitap, tez ve âile eğitim seminerlerinin yok denecek kadar az olmasıdır. Yıllardır uygulanan böyle ciddî ve hayatî bir konunun nasıl olup da bütün bir insanlık tarafından henüz bu şekilde yeni-yeni öğreniliyor olması düşündürücü olsa gerek.
Televizyon karşısında uyuyan/ uyutulan bir çağda yaşıyoruz!
Uyan ey toplum ve uyandırın uyuyan ruhları! Şuur-altımızı başkaları değil ; biz yönetelim!
ASIL HEDEF ÇOÇUKLAR
Subliminal teknolojisi maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklam panolarında, filmlerde yasal olmayan bir şekilde kullanılıyor. Çocuklara sevgiyi kardeşliği öğütleyen masum zannettiğimiz çizgi filmlerin arasına ****ografik resimler, şiddet unsuru içeren görüntüler bu teknolojiyle saklanıyor. Çocuğumuz fark etmeden o görüntüleri beynine konuk ediyor ve şahsiyetinin oluştuğu o en ciddî yaş dilimde (sıfır-yedi yaş arası) bu görüntüler içeride şuur-altında hapsoluyor. Artık siz siz olun her gördüğünüz ve duyduğunuza çok dikkat edin.
Özellikle Disney, yaptığı çizgi filmlerde ******lik temasını yıllardır çocuklarımızın şuur-altına kazımıştır.
“BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLÂM UYGULANMAKTADIR”
Sizler, televizyonlarınızın karşısında uyumaya devam eden ruhlar, koltuğunuza oturup en sevdiğiniz dizi ya da filmleriniz yayına başlarken : “BU FİLMDE / DİZİDE SANAL REKLÂM UYGULANMAKTADIR” uyarısını görmediğinizi söyleyebilir misiniz?
Peki ne demek “Sanal Reklam?”
Sanayi Bakanlığına göre sanal reklamın tarifi aşağıdaki gibi :
"Sanal reklam"; hukûken kullanımı meşru görüntülerin, canlı veya banttan bilgisayar marifeti ile manipülasyonu ve söz konusu görüntülerde yer alan muhtelif unsurları reklam amacı ile, halihazırda kullanılan veya ileride geliştirilecek teknolojiler vasıtasıyla oyun sahası ve çevresi üzerine düşürülen tüm görüntüleridir.”
Televizyonda izlediğimiz pek çok dizide ya da filmde ya marka yerleştirme ya da sanal reklam uygulamaları ile karşılaşıyoruz. Bir dönem gişe rekorları kıran “Kurtlar Vadisi Irak” filmini hatırlayın. Film başlarken “Bu filmde sanal reklam uygulaması yapılmaktadır” uyarısı vardı. Ekranda bir ovada yol alan otomobili izlerken birden bir mimarlık firmasının reklam tabelası ve bir apartman beliriveriyor. Kerpiç evlerin üstüne getirilmek istenmiş ama başarılı olunamadığı için ortalık yerde duran uydu antenleri reklamları ve uyarı tabelalarının altında beliriveren markalar…
O halde en can alıcı soru şu : Niçin sanal reklam?
Çünkü, şuur-altına telkin göndermenin en iyi yolu da ondan.
25. karenin uygulandığı bir film :
DÖĞÜŞ KLÜBÜ / The Fight Club
Niçin bu film?
Bir kere adına bakarak bunun bir dövüş filmi olduğunu zannetmeyin.
“Gün gelir sâhip olduklarınız, size sâhip olmaya başlar!” sloganı ile Modern insanın tüketim merkezli hayat tarzını sorgulayan ve aynı zamanda şizofren (çift-kişilikli) bir şahsiyeti anlatan bir filmdir döğüş klübü.
Edward Norton ve Brad Pitt’in başrollerini paylaştığı ve David Fincher’in yönettiği bu film, 2000 yılında Empire Ödülü (İngiltere), 2001’de En iyi DVD, en iyi DVD anlatımı, en iyi DVD özel içerikleri ödülünü almış ve 2005 yılında Total Film magazin ödüllerinde (UK) “Dünyanın bu güne kadar gelmiş geçmiş en iyi film ödülü”ne lâyık görülmüştür.
Gerçekten çok etkileyici bir filmdir. Moderniteye karşı çıkarak :
“Gün gelir sâhip olduklarınız, size sâhip olmaya başlar”
“Her şeyi kontrol etmeyi bırak ve rahat ol…”
“Nefret ettiğiniz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyorsunuz.”
“Seyrettiğiniz reklâmlar yüzünden araba ve kıyafet değiştiriyorsunuz.”
“Sizler paranız kadar iyisiniz.”
“Siz işiniz değilsiniz…”
“Bindiğiniz araba değilsiniz.”
“Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz” diyordu.
Şimdi, “Dünyanın bu güne kadar gelmiş geçmiş en iyi film ödülü”ne lâyık görülen bu filmdeki 25inci kareleri yakalayabilmek ve filmdeki her sâniyeyi kare-kare izleyebilmek için önce :
1. Filmi bilgisayarınıza kaydedin.
2. Media player ile izlerken film sahnelerini 1/16 “Slov / yavaş” izleme modunda.
3. “klcodec” ile izlerken alttaki ok işaretlerinden “Decrease Speed”e üç kez tıklayıp filmi en yavaş haline getirmeniz gerekmektedir. Böylece her sâniyeyi yaklaşık 5 saniyede izleyecek ve her kareyi tek-tek yakalayabileceksiniz.
SONUÇ:
1. Araştırmalarımızın sonucunda filmin yönetmeninin cinsî sapık (***omaniac) olduğunu öğrendik.
2. Filmin (bizim yakalayabildiğimiz) 26 farklı yerinde 25inci kareler kullanılmış.
3. 25inci Kare tekniği ile elinde sigara olan Brat Pitt resmi filmin çeşitli yerlerine yerleştirilmiştir.
4. Yönetmen filmin 2 farklı yerinde 25inci kare tekniği ile erkek ****** organını yerleştirmiş.
5. Yine filmin 2 yerinde Çocuk ****osu şuur-altına yerleştirilmiş.
6. Unutmayın 25. karelerin yer aldığı her film gibi bu filmde de normal seyrinde görülmesi gerekenlerin dışında hiçbir şey görülmüyor. Aslında çok şey görülüyor ancak hiç kimse ne gördüğünü bilmiyor.
7. Uyanmayanlar ve hâlâ 25. karenin varlığına ihtimal vermeyenler, denesin ve görsün diye filmdeki en can alıcı karelerin sadece bir kısmının dakika ve saniyelerini aşağıya sırasıyla yazıyoruz. İsteyen filmdeki tespit ettiğimiz bu dakika ve saniyelerde filmi durdurup kare-kare izleyebilir.
06:02= elinde sigara olan Brat Pitt resmi,
31:07 = ****** öğeler erkek ****** organı,
31:14 = ****** öğeler,
46:41 =****** öğeler,
49:09 = ****** öğeler,
50:42 ile 50:52 = çocuk ****osu mesajları…
02:10:39= Film bitiyor binalar yıkılıyor ve yine erkek ****** organı filmin finali olarak 25. karede yer alıyor.
Filmin en tuhaf gelen bölümü ise Tayler’in işi sabun imalatçılığı olmasına rağmen, 30uncu dakikadan itibaren, Tayler’i anlatırken onun bir sinema yapımcısı olduğunu anlatmasıdır. (Filmin sadece bu 2 dakikalık bölümünde Tayler bir sinema yapımcısıdır)
Şu ifadeler 30uncu dakikadan sonra aynen filmde geçmektedir :
“Sinema filmleri tek bir makarada olmaz ; birkaç makarada olur ve bir kare bittiğinde diğer makaraya geçerken birisinin düğmeye basması gerekir. O an geldiği zaman projektörleri değiştirir ve film devam ettiği için kimse bir şey anlamaz. Çünkü bu iş beraberinde bir çok ilginç olanak da sunuyor. Bütün aile filmlerini kare kare görmüştür. Yani izleyici cesur köpek ile ünlü bir şahsiyeti aynı perdede izlerken neler gördüğünü bilmez.
KİMSE GÖRDÜĞÜNÜ BİLMİYOR AMA GÖRÜYOR” der ve sorar: “ACABA KAÇINIZ ONU İŞ BAŞINDA YAKALAYA BİLİRSİNİZ?”
DİKKAT : Adamlar yaptıkları işi aynı filmde anlatıyorlar!
REKLAMLARLA ŞUURU ÇALINAN İNSANLAR
İnsan beyninde şuur-altının tepki verdiği iki mühim olay var : “doğum” ve “ölüm”. Şuur-altımız bu 2 vak’aya çok daha fazla tepki veriyor. Bu 2 mesaja daha duyarlı.
“***” (******lik) mesajı doğum arketipinde, “kill” (öldürmek) mesajı da ölüm arketipinde karşılanıyor. Bu semboller verilmek istenen mesajın içine yerleştirildiğinde şuur-altı bunları öncelikli algılar olarak saklayabiliyor ve sıra kullanıma geldiğinde bu öncelikli depolanan veriler, davranış ve hareketlerimize yön çiziyor.
ŞUUR-ALTI MESAJLAR YASAK DEĞİL Mİ?
Şuur-altı reklamlarının etkisinin ispatlanmasının ardından bir yandan bu yöntemin kullanımı arttı ve diğer yandan da bu gibi yöntemlerin kullanılmasını önlemeye yönelik yasalar çıkartıldı. Ülkemizde RTÜK şuur-altı reklamı : “Teknik cihazlar vasıtasıyla televizyon yayınlarında çok kısa süreli görüntüler kullanarak, izleyicilerin ancak bilinçaltıyla algılayabilecekleri ürün veya hizmetlerin tanıtılmasına ilişkin mesajlar içeren reklamlar” olarak tanımlamıştır.
Yasalarımız tüketicinin korunması bakımından, gizli reklam ve şuur-altı reklamı da yasaklamıştır. 3984 sayılı yasanın 20. maddesi: "Reklamların, program hizmetinin diğer unsurlarından açıkça ve kolaylıkla ayırdedilebilecek ve görsel ve işitsel bakımdan ayrılığı fark edecek biçimde düzenlenmesini, şuur-altı ile algılanan reklamlara izin verilmemesini" hükme bağlamıştır.
Radyo ve Televizyon Kuruluşları Reklam Yayın İlkeleri ve Usulleri İle Reklam Gelirleri Üst Kurul Paylarının Ödenmesi Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesine göre de: "Yayınlarda gizli reklam yapılamaz. Programlarda açıkça reklam olduğu belirtilmedikçe ürün veya hizmetler reklam amacını taşıyan şekilde sunulamaz. Çok kısa sürelerle imaj veren, elektronik aygıt veya başka bir araç kullanılarak veya yapılarının ne olduğu konusunu izleyenlerin fark edemeyecekleri veya bilemeyecekleri bir biçime sokarak, bilinçaltıyla algılanmasını sağlayan reklamların yayınlanması yasaktır."
1964`te İngiltere, 1974`te ABD olmak üzere dünyadaki 55 ülke insanlarını bu tekniklere karşı korumaya almıştır. Rusyanın Ekatirinburg şehrinde yayın yapan ATN Televizyonun “Otur ve ATN izle” şeklinde bir gizli mesaj verdiği tespit edilmiş ve 2 ay yayın lisansının iptal edilmesine neden olmuştur.
Neticede, Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde şuur-altı reklam yasaklanmıştır ama bütün reklamları, dizi, film ve belgeselleri şuur-altı mesaj içerip içermediği noktasında denetleyecek bir yapı kurulamamıştır.
ŞUUR-ALTI VE GENEL ÖZELLİKLERİ
Günlük hayatımızda yaşadığımız bazı sorunların şuur-altımızdan kaynaklandığını hep söyleriz ama acaba kaçımız şuur-altımızın gücünün ve öneminin farkındayız?
Şuur-altı çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavramdır. Bu kavram şuurumuzun farkında olmadığı ama davranışlarımızın yönlendirilmesinde önemli rol oynayan bir yapıyı belirtiyor. Şuuraltı, alt benlik, şuur-dışı olarak da adlandırılan şuur-altı kişiliğimizin farkında olmadığımız, kontrolümüz dışındaki parçasını temsil etmektedir. Diğer bir deyişle bu, buzdağının görünmeyen kısmıdır.
Otomatik bir pilot gibi bütün tecrübelerimizi depolar. Bir hâfıza deposudur. Tecrübelerinizi hâtıralar şeklinde depolar. Şuur-altı heyecanlarımızı, sezgilerimizi, alışkanlıklarımızı ve güdülerimizi depoladığı gibi, bunların faaaliyete dökülmesinden de sorumludur.
Şuuraltımız, zihin telkin yoluyla iknâ olunmaya müsâittir. Şuurlu zihnin aksine, sorgulamadan tekrarla gelen teklifleri kabul eder, pekiştirir. Bütün otomatik davranışlarımız, alışkanlıklarımız ve heveslerimiz haâfızada kayıtlı bilgiler arasındadır. En önemli vazifesi ise depoladığı verilere dayanarak mutluluğu sağlamaktır.
Şuuraltı zihin delillerle ne iknâ edilebilir, ne de aldatılabilir. Fikirlere ve imajlara karşılık verir. Şuur-altının en mühim özelliği ise : şuurumuzun farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesidir. Siz 5 katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama şuur-altınızda bu sayı biliniyor ve kaydediliyor. Aynı şekilde bebekliğimize dair hâtıralar şuur-altı kayıtlarının arasında bulmak pekâlâ mümkündür.
Şuur aynı anda 3 ilâ 7 işi yapabilir. Daha fazla görev yüklendiğinde kilitlenir. Bu yüzden dikkatimizi yönlendirmediğimiz, bizi o anda ilgilendirmeyen birçok veri bu filtreden süzülür. Beş duyumuzun karşılaştığı çok sayıda duyum, algılanmadan şuur-altı hafıza deposuna aktarılır.
Demek ki duyduğumuz, gördüğümüz ama kavrayış olarak algılayamadığımız her şey şuur-altına ileride tekrar kullanılmak üzere veri olarak depolanır ve gelecekteki hareketlerimize yön çizer. İşte tam da bu aşamada şuura değil ama şuur-altına hitap eden bütün propaganda ve veriler, bizim davranışlarımıza yön çizen güdüler olarak karşımıza çıkar. Zira sıklık arz eden tekrarlar derûnî algılarımıza yöneliktir.
GERÇEK : GÖRMEDİKLERİMİZ Mİ?
Şuur-altı dediğimiz şey, şuurun binde 999'unu oluşturuyor. Yani biz şu anda bu yazıyı, binde 1 seviyesinde görüyor, dinliyor ve okuyoruz.
Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor? Gözde bilimsel olarak “fovea hareketleri” olarak isimlendirilen, gözün fovea hareketleri sizin şu anda görmediğiniz şeyleri de görüyor. Göz devamlı bir tarama içinde. Tarıyor ve aldığı bilgileri şuur-altına atıyor. Bu söylediklerimiz bilimsel verilerdir.
Biz, normal şartlarda gözümüzün fovea hareketleriyle beynimizde depolanan şeylerin çok azını hatırlıyoruz. Ama mesela markete gittiğimizde 10 tane deterjan arasından 1 tanesini çekip alıyoruz. Yani gördüğümüzün ve de duyduğumuzun farkında olmadığımız şeylerin, şuur ortamına çıkarak bize o malı satın aldırması söz konusu oluyor.
Yani biz görmediğimizi zannettiğimiz şeyleri aslında görüyoruz ve şuur-altımıza gönderilen verilerin karar verme ya da faaliyete geçme aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı doğrudan etkiliyor....
|
|
|
|