Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 W - X - XY - Y - Z Kuşakları Nedir?
Yazar: RasitTunca - 06-26-2019, 08:17 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



W - X - XY - Y - Z  Kuşakları Nedir?

Kuşak, jenerasyon veya nesil farkları her zaman çatışmalara neden olmuştur. Bu çatışmaları bilimsel olarak açıklamak üzere de belli bir dönemde dünyaya gelen insanlar belli gruplarda toplanmaya çalışılmıştır. Önceleri sadece X, Y ve Z kuşaklarından bahsedilirken kapsam biraz daha genişletilmiştir ve bugün başlıca şu kuşaklardan söz edilmektedir:

   Sessiz kuşak
   BB kuşağı (Baby Boomers)
   X kuşağı
   Y kuşağı
   Z kuşağı

Her bir kuşak ait olduğu dönemin sosyal veya kültürel yapısını yansıtmaktadır. Bu kuşaklar arasındaki farklılıklar her dönemde veya her çağda belirgin olarak hissedilmektedir. Kuşaklar arası çatışmalar hep olmuştur. Ancak bir önceki kuşağın her zaman bir sonraki kuşağı anlamaya çalışması beklenmiştir.

Genel olarak yukarıda tanımlanan kuşaklar ait oldukları dönemlere göre konumlandırılır. Ancak burada alışılmışın dışına çıkılmış ve kuşaklar, teknoloji ile olan ilişkileri esas alınarak tanımlanmaya çalışılmıştır.

Sessiz Kuşak

Bu kuşak 1925 ile 1945 yılları arası dönemi kapsar. Bu yıllar savaşları ve yokluğun hüküm sürdüğü yıllardır. Bu kuşaktaki insanlar başarmak, güç kazanmak ve daha iyi bir sosyal statü elde etmek için fazlası ile hırslıdır. Ailevi ve milli duygular açısından tutucudurlar. Güven problemleri vardır. Kurallara uymak ve namuslu olmak çok önemlidir.

Sessiz kuşak, teknolojiye karşıdır ve her zaman geleneksel yapıyı savunur. Aslında büyük teknolojik gelişmeler henüz yoktur. Aydınlatmada gazlı lamba kullanılmaktadır. Böyle olunca bu kuşak için teknolojik gelişmeler çok da anlam taşımamaktadır.
BB Kuşağı (Baby Boomers, Nüfus Patlaması)

Bu kuşak 1946 ile 1964 yılları arası dönemi kapsar. Bu dönemde nüfus artmaya başlamıştır. Büyük savaşlar bitmiştir ama Soğuk Savaş dönemi başlamıştır. İnsan haklarının dillenmeye başlaması bu kuşak döneminde olmuştur. Diğer yandan ülkelerin ekonomik seviyeleri düzelmeye başlamıştır. Bu kuşağın en önemli özelliği, bütün dünyayı politik olarak etkileyen 68 kuşağını yaratmış olmasıdır. 68 kuşağı baş kaldıran, sesini yükselten, protesto eden, daha güzel bir dünya hedefleyen ve asi ruhlu bir kuşaktır.

Radyo, televizyon, gramofon, radyo ve buzdolabı gibi teknolojiler yeni yeni güçlenmeye başlamıştır ama bu teknolojilere BB kuşağı tam uyum sağlayamamıştır.

X Kuşağı

Bu kuşak 1965 ile 1979 yılları arası dönemi kapsar. Bu kuşak çoğu zaman kayıp kuşak olarak de değerlendirilir. Çünkü bu dönemde birçok ekonomik kriz yaşanmış ve sosyal sancılar çekilmiştir. Bu etkilenme yüzünden insanlar çocuk yapmaktan kaçınmış ve maddiyat ön plana çıkmıştır. Hep daha iyi bir yaşam standardı istenmiştir. Bu beklentiler paralelinde teknolojik gelişmeler, mecbur kalındığı için takip edilmeye çalışılmıştır. Transistörlü radyolar, kaset çalarlar, pikaplar ve merdaneli çamaşır makineleri bu dönemin teknolojileridir. Aynı zamanda bilgisayar sistemleri günlük yaşama girmeye başlamış ve işletmelerde iş yapış şekilleri değişmeye başlamıştır.

Y Kuşağı

Bu kuşak 1980 ile 2000 yılları arası dönemi kapsar. Bu dönemin insanları birlikte çalışmaya ve ekip çalışmasına önem vermişlerdir. Başkalarının görüşlerini almak, onların bakış açılarına değer vermek önemli olmuştur. Teknolojik gelişmeler bu kuşağın insanları için yaşamın temel aracıdır ve vazgeçilmez öneme sahiptir. Sosyal medya bu kuşağın eseridir. Sosyal medya, olumlu olumsuz yorumların yapıldığı, yenilikçi adımların atıldığı ve teknolojinin çok önemli olduğu bir alandır ve insanları interaktif hale getirmiştir.

Z Kuşağı

Bu kuşak 2000 yılından sonra doğan kişileri kapsar. Artık teknoloji yaşamın merkezindedir ve bu kuşak dijital kuşak olarak tanımlanır. Bilgisayarlar, tabletler, akıllı telefonlar ve bunlarla birlikte gelişen ve güçlenen iletişim teknolojileri, Z kuşağı insanlarının yaşamlarının temelidir. Bu sayede iletişim kanalları her zaman açıktır ancak bu kuşağı tehdit eden faktör yalnızlıktır.

Kuşakların Sosyal Medya Yaklaşımı

Şimdi kuşakların sosyal medya yaklaşımlarına bir göz atalım:

   Z kuşağının yüzde 79’u tam bir bilgisayar bağımlısıdır. Öyle ki bilgisayar yoksa bunalıma girebilirler.
   Y kuşağın insanları üç farklı ekran kullanır. Z kuşağı insanları ise laptop, kişisel bilgisayar, tablet, akıllı telefon ve televizyon olmak üzere beş farklı ekran kullanıyor.
   Z kuşağının yüzde 60’ı kitap, giyim ve elektronik başta olmak üzere alışverişlerini internet üzerinden yapıyor. 2020 yılında bu kuşağın bütün tüketicilerin yüzde 40’ına ulaşması bekleniyor.
   Z kuşağı Instagram ve Snapchat gibi sosyal ağları kullanıyor. Facebook giderek gözden düşüyor gibi. 13 ile 17 arası yaş grubunun yüzde 25’i Facebook’tan çıkıyor.
   Z kuşağı lise öğrencilerinin yüzde 72’si gelecekte kendi işlerini yapmak istiyor. Yüzde 76’sı ise hobilerini asıl meslekleri yapmak istiyor.
   Bilgiye hızlı erişim, kendini yetiştirme ve araştırma yapma konularında Z kuşağı çok iyi. Bu kuşağın yüzde 33’ü online ders alıyor, yüzde 20’si tabletlerden ders kitaplarını okuyor, yüzde 32’si ise arkadaşları ile internet üzerinden ders çalışıyor.
   Ancak Z kuşağının ortalama dikkat süresi sadece 8 saniyedir.
   Buna karşılık Y kuşağı insanları, zamanlarını daha çok medya ve iletişim teknolojileri ile geçiriyor. Basılı yayınlara ve televizyona fazla ilgi göstermiyor.
   Y kuşağının tek sosyalleşme amacı internet. Sosyal medyada olmaktan mutluluk duyuyorlar ve çok fazla paylaşım yapıyorlar.
   Z kuşağı insanları sosyal medyayı, aynı anda çok fazla kişi ile paylaşım imkanı verdiği için seviyor.
   Profil resmi olarak Y kuşağı havalı ve güzel fotoğraflar kullanır, Z kuşağı ise abartısız, gündelik ve olduğu gibi fotoğraflar kullanır. Kısaca Z kuşağı, sosyal medyada sadece kendisini yansıtır.
   X kuşağının tek sosyal medya aracı Facebook’tur. Ancak Y ve Z kuşakları insanları Facebook yanında başka sosyal ağları da kullanıyor.
   Facebook’un kullanıcı sayısı 1.5 milyar, Instagram’ın ise 400 milyon. Instagram X kuşağına pek hitap etmiyor. Daha çok Y ve Z kuşaklarının ilgisini çekiyor.

X, Y ve Z Kuşakları Nedir?

Günümüz toplumlarını var eden insan topluluklarına kuşak denir. Kuşaklar belirli özellikler doğrultusunda farklılıklar gösterir bu da kuşaklar arası çatışmalara sebebiyet vermektedir. Kuşaklar arası farklılıklar her yüzyılda, her dönemde, her çağda belirgin olarak hissedilmektedir. Kuşaklar arası çatışmalar toplumda önemli problemlere dönüşürken, eski kuşakların yenileri anlamaya çalışması toplumun gidişatı açısından son derece önemlidir. Günümüzde kuşaklar (jenerasyon) keskin çizgilerle 3’e ayrılır. X, Y ve Z kuşakları.

X nesli, 1965–1979 arası doğanlara denir. Teknolojiye adapte olmakta ciddi sorunlar yaşayan, değişimi kabul etmekte zorlanan, kurallara uyumlu, belirli bir disiplin çerçevesi içerisinde yetişmiş, sabırlı ve otoriteye saygılı kuşak X kuşağı olarak adlandırılmaktadır.

· X kuşağının en yaşlısı 44, en genci 30 yaşındadır.

· X kuşağı toplumsal sorunlara duyarlıdır.

· X kuşağı iş konusunda deneyimlidir ve çalışmayı seven yapıları vardır.

· X kuşağı para kazanabilmek için çalışır. Onlar için iş yerindeki huzur, güvensizlik ve iş yükü önemli değilken alacakları para büyük önem arz etmektedir.

· X kuşağı teknolojiyi eğlence amaçlı değil işlerini halletmek için kullanır. Bilgisayarda işini halleden X kuşağı, işini hallettikten sonra bilgisayarını kapatır ve işi düşene kadar açmaz.

· X kuşağı kendi problerini kendi başına çözmekte ustadır. Diğer kuşakların kendi problemlerini çözmelerinde X kuşakları onların en büyük yardımcısıdır.

Y nesli, 1980–1999 arası doğanlardır. Y kuşağı hiyerarşi içerisinde çalışmayı sevmeyen, iş hayatına atılır atılmaz kendi işinin patronu olmayı isteyen ve para harcamak için çalışan kuşaktır. Teknolojiye bağımlı ve X kuşağıyla da tamamen kopuk olmayan Y kuşağı; X ve Z kuşakları arasında tam bir köprü konumundadır. Y kuşağının ara bulucu ve iki kuşağa da ılımlı bir yapısı olmakla birlikte Y kuşağı parayı amaç olarak değil araç olarak görmektedir. Y kuşağına göre eğlence ve huzur ön planda ve bunları elde edebilmek için para sadece bir araç konumundadır. Y nesli Z kuşağına göre daha olgun, X kuşağına göre daha heyecanlı bir nesildir.

· Y kuşağının en yaşlısı 29, en genci 10 yaşındadır.

· Y kuşağı hayata gözlerini çok kanallı televizyonlarla açmış ve internetle büyümüştür.

· Y kuşağı sanal görüşmenin yanında yüz yüze görüşme yapmayı da benimsemiş durumdadır.

· Y kuşağı sabırsız olduğundan çabuk iş değiştirir. Bu nedenle sadakatsizdirler.

· Y kuşağı özgüveni yüksek ve kararlı bir yapıya sahiptir.

· Y kuşağı para için çalışmak yerine yaşamak için çalışır. Onlara göre iş huzurunun yanında para ikinci plandadır. Bu konuda X kuşağından keskin bir çizgiyle ayrılmaktadırlar.

· Y kuşağı genel olarak sosyal medya, pazarlama, bilişim ve iletişim sektörlerinde çalışmayı tercih etmektedir.

· Y kuşağı, kendisini iş yaşamında ispat etmek için yaratıcı işler ortaya koymaya oldukça hevesli durumdadır. Bu da iş yaşamında rekabeti artırmaktadır.

· Y kuşağı eğitime önem verir. Şirket içi eğitimlere katılım oranları oldukça yüksektir.

· Y kuşağı yüksek otorite ve hiyerarşik yapılardan nefret eder. Bu nedenle kendi işlerinin patronu olabilmek için ellerinde proje, yatırımcı yatırımcı dolaşırlar. Girişimci bir ruha sahiptirler.

Gelelim Z kuşağına. Z kuşağı kimi uzmanlara göre milenyum kuşağı olarak adlandırılmaktadır. 2000 yılı yakınlarında doğan bu kuşak artık sokaklarda yakan top oynamaz. Z kuşağı teknolojinin direkt kucağında doğan, teknolojiyle yaşayan bir kuşaktır. Mahalle arkadaşlığının yok olmak üzere olduğu bu dönemde Z kuşağı internet aracılığı ile sosyalleşmeyi tercih eder. İnternet sitelerinde arkadaş edinen bu kuşak, sanal alemi etkin bir şekilde kullanmaktadır.

· Z kuşağının en büyüğü 17 yaşındadır.

· Z kuşağı teknolojiye en kolay adapte olan kuşaktır.

· Z kuşağının dikkat süresi kısa ancak aynı anda birden fazla işi yapabilme yetenekleri yüksektir.

· Günümüzün eğitim sistemi Z kuşağının ilgisini çekmemektedir. Z kuşağı için alternatif eğitim sistemi geliştirilmeli, teknolojik ortamlarda bu kuşağın ilgisi eğitime çekilmelidir.

· X kuşağı ile en çok çatışan kuşak Z kuşağıdır. Y kuşağı arabulucudur.

· Z kuşağı yaşadığı her anı sosyal medyada paylaşmaktan çekinmez.

· Z kuşağı kompleksiz bir kuşaktır. Söylemek istediklerini karşı tarafa direkt söylemeleri, kuşak çatışmalarını artırmaktadır.

· Z kuşağı yabancı dile en çok aşina olan kuşaktır. Yakın zamanda hepsi en az 2 dil bilerek yetişecektir.

· Z kuşağı yaratıcılığı en yüksek olan kuşaktır.

· Z kuşağı çabuk sıkılan, çabuk tüketen ve hızlı yaşayan bir kuşak olduğundan markaların bu kuşağa hitap edebilmesi için sürekli yenilikler yapmaya ihtiyacı vardır.

· Z kuşağı azimli ve hırslı bir yapıya sahip değildir. Bu nedenle uzmanlar gelecekte iş hayatında sık sık kriz dönemleri yaşanacağını belirtmektedir.

· Z kuşağında şirket, takım ve birliktelik gibi kavramlar olmadığından markaların ileride sıkıntı yaşayacağı şimdiden ortadadır.

· Uzmanlara göre zaman ve emek gerektiren meslek dalları zamanla önem kaybedecek ve hatta yok olacaktır.

· Z kuşağı rutin işleri yapmayı sevmeyen, kılık kıyafet açısından rahat ve disiplinden uzak yaşamayı seven bir kuşak olacağından ileride meslek dallarında çok büyük esneklikler olacaktır.

------------------------

İletişimin en önemli kuralı karşısındakini olduğu gibi kabul etmektir. Ne yazıkki hepimiz hem iş hayatında hem de aile yaşantımızda diğerlerini kendimiz gibi görüyor, onlarda aynı düşünce yapısını ve performansı bekliyoruz. Göremeyince de çatışmaya başlıyoruz. Bu çatışmanın en önemli nedenlerinden biri de kuşakları anlamamaktan ve kuşak çatışmasından kaynaklanır. Peki kuşak nedir? Kuşak kavramının sözlük anlamı ‘yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğudur. Sosyolojik tanımlar incelendiğinde, kuşaklar, belli tarihlerde doğmuş, sosyalleşme sürecinde ortak sosyal, politik, ekonomik vb. olaylardan etkilenmiş, koşullar gereği benzer sorumluluklar yüklenmiş oldukları için ortak değer, inanç, beklenti ve davranışlara sahip gruplar olarak açıklanabilir.

Kuşakları sadece doğdukları zaman dilimleri baz alınarak sınıflandırmak doğru olmaz. Aynı zamanda kuşakları oluşturan topluluğun düşünceleri, hissettikleri ve deneyimlerinin tanımlanması da, onları sınıflandırmak için kullanılmaktadır. Önemli olaylar, toplumsal eğilimler ve örgüt kültürleri ile şekillenen çalışma tarzları kuşak farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte her kuşak o işin doğru ve yanlışının ne olduğunu kendi eşsiz bakış açısı ile geliştirir ve ona göre doğru ve yanlışlarını oluşturmaktadır. Bu durum örgütlerde bir arada çalışan kuşakların kültür farklılıkları ve iletişim sorunlarının temelini oluşturmaktadır.  Her bir kuşağın hayatı algılama biçimleri ve farklı iletişim tarzlarıyla mevcut yaşam ve çalışma alışkanlıklarının dışında davranış biçimleri gösteren kendine özgü özellikleri bulunmaktadır. Her kuşağın karakteristik özellikleri,  değer yargıları ve tutumları,  güçlü ve zayıf yönleri vardır.  Bu kuşakları doğduğu yıllara göre tanımlarsak;, 1946-1964 arasına “Patlama Kuşağı”, 1965-1979 arasına “X Kuşağı”,  1980-1999 arasına “Y Kuşağı” ve 2000-2021 arasında doğanlara ise “Z Kuşağı” denilmektedir. Her bir kuşaktan kısaca bahsedip biraza daha iş hayatında daha fazla içimizde olan Y Kuşağına daha detaylı değineceğim.

1927-1945 yılları arasında doğan Sessiz Kuşağa ait kişilerin yüzde 95’i emekli olmuştur ve çok kısa zamanda gerek endüstri gerekse diğer alanlarda çalışanları kalmayacaktır. Bu kuşağın kültürel öğeleri içinde geniş aileler, yerel sosyal gruplar ve yoğun komşuluk ilişkileri yer almaktadır. Toplumun temel değerleri ise otoriteye saygı, sadakat, çok çalışma ve toplumsal değerlere adanmışlıktır. Yaşam felsefeleri yaşamak için çalışmaktır.

Başka bir yaşamak için çalışmak felsefesine sahip kuşak ise 1946-1964 yılları arasında doğan Patlama Kuşağıdır.  İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonraki “nüfus patlaması” yıllarında doğan söz konusu 1 milyar bebekten ötürü “Baby Boomers” kuşağı olarak da isimlendirilmiştir. Bu dönemde dünyaya gelen bireyler Soğuk Savaş dönemi çocukları olarak adlandırılmaktadır. Dünyanın insan hakları hareketlerini, radyonun altın çağını, Türkiye’nin ise ihtilali ve çok partili dönem sancılarının yaşandığı yıllarda doğan kişilerin oluşturduğu kuşak olarak tanımlanabilir. Büyümenin, refahın, mal ve hizmetlere özlem duygusunun ağır bastığı bir kuşaktır. Bu nesil, “kuralcı” olarak tanımlanmaktadır. Sadakat duyguları yüksek, kanaatkâr ve aynı zamanda bir yerde uzun süre çalışabilen bir yapıya sahiptirler. Teknolojinin kimine yakın kimine göre ise uzak olduğu söylenebilir. Bu jenerasyon, çalışkan, idealist, kararlarında uyumlu bir yapıya sahiptir. Ayrıca bu jenerasyona atfedilen yetki duygusu, işkolik ve bencillik gibi bazı olumsuz özelliklere sahip olduğu ifade edilmektedir. Zor işe ve uzun saatler çalışmanın önemine inanan bu kuşak üyeleri uzun dönemli istihdam anlayışıyla çalışmaktadırlar. Kendi kendilerini motive edebilen ve takdir edilmekten hoşlanmayan bir yapıya sahip oldukları söylenebilir. Maaş öncelikli tercihleridir. Takım çalışmaları ve takım toplantılarına önem verirler.  Hikaye anlatmayı severler,  fonksiyonu ve faydası neler olduğunu sorarak satın alırlar, sen önemlisin ve sana ihtiyacım varı duymak onların en önemli motivasyonudur. TBMM’nin çoğunluğu bu kuşaktan oluşmakla birlikte şuan Türkiye nüfusunun %19’luk bir kısmını oluşturmaktadır.

Türkiye açısından ara kuşak anlamına gelen geçiş dönemi çocukları olarak da adlandırılan X Kuşağının geçiş dönemi olarak adlandırılmasının nedeni; sözkonusu yıllarda dünyanın önemli değişim ve dönüşümler yaşamaya başlamasından kaynaklanmaktadır. Sözkonusu dönemde yaşam şartlarında görülen olumlu gelişmeler, bireylerin davranışları üzerinde de etki yaratmış, bireylerin parasal konular dışında, sosyal yaşamla ilgili unsurlara önem vermelerini beraberinde getirmiştir. Değişen dünyanın dinamiklerinin acımasızca yüzlerine çarptığı, olabildiğince kanaatkar, toplumcu, sadık ve iadealist bir kuşak. İş hayatı açısından bakıldığında işyerlerine bağlı, kabul edilebilirlikleri yüksek ve aynı işte yıllar boyu çalışabilecek olmaları bu kuşağı oluşturan insanların benzer özellikleri arasında sayılmaktadır. Ancak sadakat duyguları daha iyi kariyer imkanları bulduğunda değişkenlik gösterebilir. Toplumsal sorunlara karşı duyarlı, iş motivasyonları yüksek otoriteye saygılıdırlar. X kuşağı insanları kendi sorunlarını kendileri çözmeye alışmıştır ve bu nedenle de kendilerine güvenleri ve iş yapabilirlikleri daha yüksektir. Hiyerarşiye sıkı sıkıya bağlı, otoritenin önemine inanan, değişimden hoşlanmayan önceki neslin aksine X’ler bağımsızlıkları ile tanınıyor. Paraya fazla odaklanmış bu kuşakta bireycilik ve rekabetçilik biraz daha önem kazanmıştır. Sen satmıyorsun ben alıyoruma önem veren bir satınalım şekli vardır.  İşe bakışları ise “Yaşamak İçin Çalışan” Bir Kuşaktır.İş dünyasında yer elde edebilmek için mücadele veren kadınların çocukları olan X’ler, “cinsiyet eşitliği” ile ilk tanışan nesil oldu. Bu jenerasyonun erkek temsilcileri babalarından farklı olarak aile hayatı ve çocuk bakımında daha fazla görev üstlendi. Bu kuşak Türkiye nüfusunun yüzde 22,21′ini teşkil ediyor.

Diğer kuşaklardan, yetiştikleri dönemin olumlu şartlar taşıması sebebiyle ayrılan Y Kuşağı, teknolojik imkanlar olarak da gelişme gösteren bir dünyada yetişmişlerdir. Türkiye’de 1980 sonrası olarak ifade edilen Y kuşağı, PC’nin ve GSM teknolojilerinin doğduğu, teknoloji dostu, bireysel, rahat ve küreselleşmeye başlayan dünyanın çocuklarıdır. Yaşam şartlarında meydana gelen değişim ve dönüşümler, Y kuşağının diğer kuşaklardan farklı beklentilere, ümitlere ve tercihlere sahip olmalarını beraberinde getirmiştir. Mevcut çalışma alışkanlıklarının dışında davranış biçimleri gösteren bu kuşak bir yönüyle organizasyonlara farklı değerler katarken bir yandan da eleştirilen, kuşkuyla bakılan bir kuşak olarak göze çarpıyor. 2025’te Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki işgücünün yüzde 60’a yakınının Y kuşağından olması öngörülmektedir. Günümüzde Y kuşağının eğlence, gezme, yaşama, yeni şeyler deneme, başarı, para, alışveriş, ne istediğini bilme, yoğun çalışma, hayallerinin peşinden koşma, sorgulama ve sevdiklerine zaman ayırma unsurlarına önem verdikleri dikkat çekmektedir. Narsist, bireyci ve girişimcilerdir. Teknoloji hayatlarında pek çok şeyin simgesi olup otoriteye saldırgan davranan bir kuşaktır. Özgür olmayı seviyorlar; sık iş değiştiriyorlar bu nedenle aidiyetleri zayıf, kendilerinin değil, yeteneklerinin yönetilmesinden hoşlanıyorlar. Kendi gibi insanların çalıştığı veya satın aldığı şeyler onlar için önemlidir.

İş ve yaşam dengesini kurarak çalışmak onlar için önemli olan konulardır. Kısa sürede yetki ve sorumluluk alıp, terfi etmek istiyorlar. Yöneticisinden veya ailesinden haddini bildirim değil, geri bildirim almak istiyorlar bunu da olumlu da olsa, olumsuz da olsa geri bildirimi herkesin önünde değil birebir almak istiyorlar. Mevkiye daha az, yeteneğe ve başarıya daha fazla saygı gösteriyorlar, Y Kuşağı için tecrübenizin ve mevkinizin ne olduğu çok önemli değildir. Mevki ve ünvan, yaş gibi şeyler gençleri pek etkilemiyor.Kendisine değer verildiğini hissettiği bir kurumda çalışmayı daha fazla ücret alacağı bir işe tercih edebiliyorlar. Çalıştığı şirkette kişisel gelişimine yapılacak yatırımı ve gelişim fırsatlarını alacağı ücretten daha fazla önemsiyorlar. Y Kuşağı’nın işe dair en büyük kaygısı takdir edilmemek.  Y Kuşağının yöneticiden beklentisi kendisini geliştirmesi. En az o kadar önemli bir diğer özellik de yaratıcı ve yenilikçi fikirlere açık olması. Y Kuşağı’nın ideal yönetici profili “emeği takdir eden, yol gösteren” insan olarak ortaya çıkıyor. Yöneticinin eğlenceli olması gençlerin pek umurunda değil.

Y Kuşağının en belirgin özellikleri 7×24 online yaşamaları olan, sosyal medyayı her anlamda çok etkin bir şekilde kullanan bu kuşağın temsilcileri, işverenlerinden de beklentileri bu yönde. Teknolojiyi yakından takip eden, internet üzerinden alışveriş  yapan, aynı anda birden fazla işi yapabilen, farklı kaynak ve araçlardan eş zamanlı gelen bilgileri kolaylıkla kavrayabilen, özgürlüğüne düşkün, öğrenmeye istekli, ailesine değer veren, ilişki odaklı, sosyal bilince sahip, işbirlikçi ve sabırsız bir kuşak. İyi bir işveren markasına sahip bir işte çalışmak onun için önemli bir göstergedir.

Özetlersem Y Kuşağının iş ortamından beklentileri; Gelişebileceği bir pozisyon,  ne iş yapacağının ve rollerinin açık ve net olmasını, fikirlerinin ve önerilerinin dinlenmesini, tanınmayı ve takdir edilmeyi, şirkete sağladığı katkının görülmesini, kariyer basamaklarını hızlıca tırmanmayı, açık ve ölçülebilir strateji ve hedeflerin olmasını, üstün performans gösterdiğinde fark edilmeyi, düzenli geribildirim almayı ve takım çalışmalarına destek olunmasını bekliyor. Aidiyeti düşük olan ve ortalama çalışma kıdemi 2.5 yıllarda gezen bu kuşağın şirkete olan bağlılığını arttırabilmek için, şirketlerde performans odaklı kültür kurulmalı, yeteneklerine odaklanılmalı, beklentilerini açığa kavuşturmalı bunun içinde sürekli yakın iletişim içinde olunmalı, ilgilenilmeli ve sahip oldukları potansiyeli fark etmelerini sağlamalıdır.

Son olarak bahsedeceğim kuşak ise 2000-2021 yılları için tanımlanan Z Kuşağı. Z kuşağının pek çok özelliği GSM tabanlı bir kuşak olacağına işaret etmektedir. Z kuşağı, dünya zevklerine düşkün, teknolojiyi hızlı şekilde kavrayan, işlerini kısa sürede ve titiz biçimde yerine getiren davranış özellikleriyle dikkat çekmektedir. Teknolojiyi ileri derecede kullanan Z kuşağı, taşınabilen, hep yanlarında olan küçük aygıtları, bilgisayar, tabletler, MP4 çalar, i-Pod’lar ve cep telefonları ile büyümektedir. Tam teknoloji çağı çocukları olan Z Kuşağına  Digital yerlilerde diyebiliriz. İnsanlık tarihinin el, göz, kulak vb. motor becerileri senkronizasyonu en yüksek nesli. Yaratıcılığa izin veren aktivitelerden hoşlanıyorlar. Sonuç odaklılar. Çok diplomalı, uzman ve buluşçu olacaklar. Tatminsiz, kararsız ve doğuştan tüketiciler. Yalnız yaşamayı tercih ediyorlar. Adaleti, barış iklimini önemsiyorlar. Benzeşmek istiyorlar, farklılaşmak değil. Sorgusuz yaşayacaklar onların iş döneminde her şey sistemler tarafından yapılıyor, yapay zeka tarafında karar veriliyor olacak. Bu kuşağın spiritual ruhu yönetilmeli. Hayat standartlarında meydana gelen değişim ve dönüşümler Z kuşağı bireylerinin diğer kuşaklara nazaran apayrı bir dünyada yetişmelerini beraberinde getirmiş, özellikle teknolojide meydana gelen ilerlemeler sözkonusu kuşağın bireysel özelliklerinin diğer kuşaklardan ayrılmasına neden olmuştur. Bu kuşağın tarih boyunca en fazla eğitim almış kuşak olacağı tahmin ediliyor. Yaşlı, zengin ebeveynler ve az sayıda kardeşe sahip olacak bu kuşak için şimdiden materyalist olacakları yönünde tahminler yürütülüyor.

Özetle toplumların sahip olduğu kültürel yapı zaman içerisinde ekonomik, politik, sosyal ve teknolojik faktörlerden dolayı değişime uğramaktadır. Yetişkin kuşakların zaman içerisinde değişime uğrayan kültürel yapının unsurlarını yeni kuşaklar kadar kabul etmede istekli davranmamaları, kuşakların birbirlerini anlayamamalarını, görüş, düşünce ve kanaatlerinde birtakım farklılıkların oluşmasını beraberinde getirmektedir. Bunun da ötesinde her kuşağın içerisinde bulunduğu dönemin şartlarına göre farklı olanaklara sahip olması, zaman içerisinde bireylerin farklı olanaklarla yetişmesini beraberinde getirmiştir. Tüm bu düşünceler Türkiye koşullarında analiz edildiğinde sessiz kuşak çalışanlarının savaş yıllarını gördüğünü, Baby Boomers(Patlama) kuşağının ikinci dünya savaşından hemen sonra dünyaya geldiğini göstermektedir. Yapılan analizlerde sessiz kuşak ve Baby Boomers kuşağı diğer kuşaklara nazaran her yönden daha olumsuz şartlarda yetişmiş oldukları dikkat çekmektedir. Baby Boomers kuşağından sonra dünyaya gelen X kuşağı döneminde eğitim, sağlık ve teknoloji olanaklarında iyileşmelerin olduğu görülmektedir. X kuşağının teknoloji ile geç tanışmaları, onların teknolojiyi bünyelerine katmada engel teşkil etmemiştir. Y kuşağı ise her yönden gelişme gösteren bir dünyanın daha rahat şartlarında dünyaya gelmişler, teknoloji dostu, bireysel, rahat ve küreselleşmeye başlayan dünyanın çocukları olarak adlandırılmışlardır. Y kuşağı akabinde dünyaya gelen Z kuşakları ise dijital kuşaklar olarak adlandırılmışlar, teknoloji dostu olmalarının ötesinde, teknolojik, bireysel, zor beğenen, küresel dünya vatandaşları olmaları yönüyle dikkat çekmektedirler. Toplumsal yapılardaki hızlı veya yavaş olarak kendisini hissettiren sözkonusu değişimler, farklı kuşak türlerinin oluşmasını sağlamakta, farklı kuşakların bir şirket bünyesinde çalışmaya başlamalarıyla, yeni perspektiflerden bakış açılarının gündeme gelmesini sağlamaktadır. Çoğu zaman da kuşakların sahip olduğu farklı değer yargıları birbirleriyle iletişim kuramamayı ve birbirlerini anlayamamalarını gündeme getirmektedir.

Ancak gerçek olanda şirketlerde sadece Y kuşağı çalışanlar yok, X kuşağı ve yarın Z kuşağı da olacak. Yarın, değişebilecek şekilde uygulamalar yapmak, hatta ileride kişiye özel uygulamalar geliştirmek bile gerekebilir. Yani bütün şirketi bir kuşağa yönelik olarak değişime tabi tutmak pek akıllıca olmayacak gibi görünüyor. Y kuşağı ya da yeni kuşaklar bunu istiyor. Dünyadaki değişimi görmek önemli, eski kuşakları değişmez diye nitelemek de çok yanlış. Bu kuşak savaşlarını başlatıyor ve kaos oluşuyor. Amaç ve aracı karıştırmamak gerekiyor. Amaç: Çalışanların daha başarılı olmasını sağlamak. Araç: Kuşaklara özgü uygulamalar.

Çözüm için ise Yöneticilerin her kuşağa farklı özelliklerinin, birbirlerine göre olumlu veya olumsuz taraflarının olduğunu bilerek yaklaşması, tüm çalışanların motivasyonunu olumlu etkileyecek ve verimliliklerini yükseltecektir. Yöneticilerin kuşak farklılıklarını tanıması, iletişim becerilerine önem vermesi ve işlerin yapılış süreçlerine tüm çalışanları dahil etmesi, kuşakların birbirleriyle çalışmanın yolunu öğrenmelerini sağlayacaktır. Her kuşağın işlerin yapılış süreçlerinde tercih ettiği yöntemlere izin verilmesi, şirketlerde uyumlu çalışmanın ve esnek davranışların geliştirilmesi, kuşak çeşitliliklerinin şirkete daha faydalı, yaratıcı ve yenilikçi olmasıyla sonuçlanacaktır. Yeni kuşakları iyi yönetmek, onların önem verdiği; maaş, iş esnekliği ve sorumluluklar konusunda ciddi beklentilerini karşılamakla mümkündür. Şirketlerde görev yapan her kuşağın farklı değer yargılarına sahip olduğu göz önünde bulundurulmalı, sözkonusu farklılıkların koç’luk sistemleriyle etkili bir şekilde yönetilmesi sağlanmalıdır. Unutulmamalı “Ne kadar çok kuşak varsa o kadar zenginiz. Hepsine ihtiyacımız var.”

SİZCE BU CÜMLE HANGİ KUŞAK İÇİN SÖYLENMİŞ OLABİLİR?

“Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar…”

Bu cümle, 2361 yıl önce M.Ö. 350 yılında Aristotales tarafından söylenmiş. Yani o zamandan bu zamana değişen bir şey yok…

-----------------




Editör Karoglan Raşit Tunca  nın bu konuya yorumu

W, X, XY, Y, Z Vanelen kuşakları

W = Weibil Dişil Toplum
X = man Manlich Erkek Toplum
XY = Manlich und Weiblich  Dişil ve  Erkek Ortak Toplum

Y = çift cinsiyetli Toplum, Y zülfikar çift cinsiyetli ler vakti çatal zülfikar  yani iki penisli yada, hem penisi olan hem vaginasi olanlar, yada çift vaginali, yada çift anüslü, ve intizar ve ye  bülent rüzgar benzerleri o çagda çoktan bitti fatih yürekler vaktiyidi o furya o da geçti
Z = Dualite Toplumu, Double peneration zeki çocuklar çağı evvel ahir, rahman rahim, aci tatlı, soğuk sıcak, Raşidi tarikati tesbihdeki double penerations sebebi ve hikmeti Z vanelen çağı
ve sonunda SADNEES
cinsiyetsiz kalan insanlık, ve alfabenin sonu ve isa nın çarmihda kesilen ...... ve kendi sonunu kendi yaratan insanoğlu ve son doygun insan ve meleklik, ve o uzaydan geldiği varsayılan ve, düşen araçda bulunan insana benzemyen cinsiyetzsiz varlıklar, aslında onlarda bizlerin gelecekdeki hali sadece, oda insan amma, insalıkdan çıkmış ve yüzüklerin efendisi "KIYMETLiMiZ efendimiz" o çıplak ve hırslarına esir olmuş varlıklar ve kıyamet.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Van Allen kuşağı nedir?
Yazar: RasitTunca - 06-26-2019, 07:54 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Van Allen kuşağı nedir?

Van Allen Kuşakları, Güneş'ten ve diğer yıldızlardan yayılan zararlı ışınlara karşı kalkan işlevi gören tabakadır. Bu tabaka manyetizma sonucunda ortaya çıkmakta, Dünya'nın manyetik alanından kaynaklanmaktadır.

Van Allen radyasyon kuşağı, enerji yüklü parçacıkların bir bölgesi olup, bunların çoğunluğu, gezegenin manyetik alanı tarafından bir gezegenin yakaladığı ve etrafında tuttuğu güneş rüzgarından kaynaklanmaktadır. Dünya'nın böyle iki bandı vardır ve bazen başkaları da geçici olarak oluşur.

Kuşakların keşfi James Van Allen'a atfedildi ve bunun sonucu olarak Dünya'nın kuşakları Van Allen kuşakları olarak biliniyor. Dünyanın iki ana kuşağı, bölge radyasyon düzeylerinin değiştiği yüzeyin yaklaşık 500 ila 58.000 kilometre yüksekliğinden  yukarı uzanır. Kuşakları oluşturan parçacıkların çoğunun güneş rüzgarından ve diğer parçacıkların ise kozmik ışınlardan geldiği düşünülmektedir.  Güneş rüzgarını yakalayarak, manyetik alan bu enerjik parçacıkları saptırır ve Dünya'nın atmosferini yıkımdan korur.

Bantlar Dünya'nın manyetosferinin iç bölgelerinde bulunur ve enerji yüklenmiş elektronları ve protonları yakalarlar. Alfa parçacıkları gibi diğer çekirdekler daha az yaygındır. Bu kuşaklar ayrıca, uydulara zarar verir ve bu bölgelerde önemli zaman harcıyorlarsa, hassas bileşenleri yeterli kalkanla korunmalıdır. 2013'te NASA, Van Allen Probları'nın, Güneş'ten gelen gezegenler arası şok dalgası tarafından yıkılıncaya dek dört hafta boyunca gözlemlenen geçici bir üçüncü radyasyon kuşağını keşfettiğini bildirdi

Keşif

Kristian Birkeland, Carl Størmer ve Nicholas Christofilos, Uzay Çağı öncesinde yüklü parçacıkların yakalanma ihtimalini araştırmışlardı.  Explorer 1 ve Explorer 3, Iowa Üniversitesi'ndeki James Van Allen başkanlığında kemerin varlığını 1958'in başlarında doğruladı. Sıkışan radyasyon önce Explorer 4, Pioneer 3 ve Luna 1 tarafından haritalandı.

Van Allen kuşakları terimi, özellikle Dünya'yı çevreleyen radyasyon kemerlerini ifade eder; Bununla birlikte, benzer gezegen kemerleri diğer gezegenler çevresinde keşfedilmiştir. Güneş, istikrarlı, global bir dipol (çiftkutup) alanına sahip olmadığı için uzun vadeli radyasyon kemerlerini desteklemez. Dünya atmosferi kuşakların parçacıklarını, 200-1.000 km'nin üzerindeki bölgelere,  (124-620 mil) sınırlarken, kuşaklar 8 Dünya yarıçapını geçmemiştir. [5] Kuşaklar, gök ekvatorunun her iki yanında yaklaşık 65 °  uzanan bir hacimle sınırlandırılmıştır.

Araştırma Jupiter'in değişken radyasyon kuşağı

NASA Van Allen Probları misyonu, uzayda gözlemsel elektronların ve iyonların populasyonlarının güneş etkinliği ve güneş rüzgarındaki değişimlere tepki olarak nasıl oluştuğunu veya bunu nasıl değişeceğini (öngörülebilir noktaya kadar) anlamayı amaçlamaktadır. NASA İşeri Conceptler Enstitüsü tarafından finanse edilen çalışmalar, Van Allen kemerleri içerisinde doğal olarak bulunan antimaddeyi toplamak için manyetik kürekler önermiş olsa da, tüm kemerde sadece yaklaşık 10 mikrogram anti-proton varolduğu tahmin edilmektedir.

Van Allen Probes görevi 30 Ağustos 2012'de başarıyla başlatıldı.  Birincil görev iki yıla programlansa da 4 yıla kadar genişletilebilecek. NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi, Güneş Dinamikleri Gözlemevi (SDO) ile birlikte Van Allen Probları'nın bir projesi olan Living With a Star programını yönetmektedir. Uygulamalı Fizik Laboratuvarı, Van Allen Probları için uygulama ve aygıt yönetiminden sorumludur.

Radyasyon kuşakları, onları sürdürecek kadar güçlü manyetik alanları olan güneş sistemindeki diğer gezegenler ve ayların çevresinde bulunur. Bugüne kadar, bu radyasyon kuşaklarının çoğu yetersiz olarak haritalandırılmıştır. Voyager Programı (yani Voyager 2) sadece ismen Uranüs ve Neptün civarında benzer kemerlerin varlığını onayladı.

İç kuşak

Dünyanın iki radyayon kuşağının Kesit çizimi: iç kuşak (kırmızı) çoğunlukla protonlardan ve dış kuşak (mavi) çoğunlukla elektronlardan oluşur. çizim kredisi: NASA

İçteki Van Allen Kemeri, tipik olarak, Dünya üzerindeki 0.2 ila 2 Dünya yarıçapından (1 ila 3'lük L değerleri) veya 1,000 km'den (620 mi) 6,000 km'ye (3,700 mil) kadar uzanır.  Güneş etkinliğinin daha güçlü olduğu durumlarda veya Güney Atlantik Anomalisi gibi coğrafi bölgelerde iç sınır, Dünya yüzeyinin yaklaşık 200 kilometresine kadar  aşağı düşebilir. İç kemer, yüzlerce keV aralığında yüksek elektron konsantrasyonları ve enerjileri 100 MeV'ı aşan enerji yüklü protonları içerir, bu parçacıklar bölgedeki güçlü (dış kemere göre) manyetik alanlar tarafından yakalanmıştır.

Düşük irtifalarda alt kemerde 50 MeV'yi aşan proton enerjilerinin, üst atmosferdeki çekirdeklerle kozmik ışınların çarpışmalarıyla oluşturulan nötronların beta bozunumunun sonucu olduğuna inanılmaktadır. Daha düşük enerjili protonların kaynağının ise, jeomanyetik fırtınalar sırasında manyetik alan değişikliklerinden ötürü proton difüzyonu olduğu düşünülmektedir.

Kemerlerin Dünya'nın geometrik merkezinden hafif kayması nedeniyle, iç Van Allen kemeri, Güney Atlantik Anomalisinde yüzeye en yakın yaklaşımı yapar.

Mart 2014'te, radyasyon kayışlarında Van Allen Probları Üzerinde Radyasyon Kemeri Fırtınası Probları İyon Kompozisyon Deneyi (RBSPICE) tarafından 'zebra çizgileri'ne benzeyen bir desen gözlemlendi. Bildirilen neden, Dünya'nın manyetik alan eksenindeki eğim nedeniyle gezegenin dönüşü, tüm iç radyasyon kuşağına nüfuz eden titreşen, zayıf bir elektrik alanı üretti. [15] Zebra şeritlerinin aslında radyasyon kayışlarındaki iyonosfer rüzgarlarının bir izi olduğu gösterildi.

Dış Kuşak

Güneş rüzgarının Van Allen kuşağına etkisinin Laboratuvar simülasyonu; Bu kuzey ışıkları benzeri yapı laboratuvarda bilim insanı Kristian Birkeland tarafından oluşturulmuştur

Dış kemer, esasen dünyanın manyetosferi tarafından sıkışmış yüksek enerjili (0.1-10 MeV) elektronlardan oluşur. Güneş aktivitesinden daha kolay etkilendiği için iç kemerden daha değişkentir. Üçlü bir irtifada başlayıp, Dünya yüzeyinin 13.000 ila 60.000 kilometre (8.100 ila 37.300 mil) yukarıdaki on Dünya Yarıçapına (RE) uzanan, neredeyse toroidal bir şekle sahiptir. En büyük yoğunluğu genellikle 4-5 RE arasındadır. Dış elektron radyasyon kuşağı çoğunlukla ısının whistler-mode plazma dalgalarından radyasyon bandı elektronlarına aktarımı nedeniyle içe radyal difüzyon  ve lokal ivme  tarafından üretilir. Radyasyon bandı elektronları, Dünya atmosferi ile çarpışmalar, [19] manyetopozda kayıplar ve dışarıya doğru radyal difüzyonyondan dolayı sürekli olarak uzaklaşır. Enerjik protonların döngüsü, onları Dünya atmosferi ile temasa geçirecek kadar büyük olurdu. Bu bant içinde, elektronların yüksek akısı vardır ve jeomanyetik alan çizgilerinin jeomanyetik "kuyruk" a açıldığı dış kenarda (manyetopozun yakınında), enerjik elektronların akısı yaklaşık 100 km'lik seviyedeki düşük gezegenler arası seviyelere düşebilir (62 mil), yani 1.000 faktörlük bir azalma gösterir.

2014 yılında dış kemerin iç kenarının çok göreceli bir elektronun (> 5MeV) geçemeyeceği çok keskin bir geçiş ile nitelendirildiği keşfedildi.  Bu kalkan benzeri davranışın nedeni iyi anlaşılmamıştır.

Dış kemerde sıkışmış parçacık popülasyonu, elektronlar ve çeşitli iyonlardan dolayı çeşitlidir. İyonların çoğu enerji yüklü protonlar biçimindedir, ancak belli bir yüzde alfa parçacıkları ve O + oksijen iyonları bulunmaktadır. Bunlar iyonosferinkine benzer ancak çok daha enerjiktir. Bu iyon karışımı, halka akım parçacıklarının muhtemelen birden fazla kaynaktan geldiğini gösterir.

Dış kemer iç kemerden daha büyüktür ve parçacık popülasyonu büyük oranda dalgalanmaktadır. Enerjik (radyasyon) parçacık akıları, kendileri, Güneş tarafından üretilen manyetik alan ve plazma bozuklukları tarafından tetiklenen jeomanyetik fırtınalara tepki olarak dramatik bir şekilde artabilir veya azalabilir. Artışlar fırtınayla ilişkili enjeksiyonlardan ve manyetosfer kuyruğundaki parçacıkların hızlanmasından kaynaklanır.

28 Şubat 2013'te, yüksek enerjili ultra rölativisttik yüklü parçacıklardan oluşan üçüncü bir radyasyon kuşağının keşfedildiği bildirildi. NASA Van Allen Probe ekibinin düzenlediği basın toplantısında, bu üçüncü kemerin Güneş'ten gelen kütleli koronal çıkışın bir ürünü olduğu belirtildi. Dış Bandı bir bıçak gibi dış tarafından kesen bir oluşum olarak temsil edilmiştir ve Dış Kuşakla birleşmeden evvel bir ay kadar bir süreyle parçacıklara ev sahipliği yapmıştır.

Bu üçüncü geçici bandın alışılmadık istikrarı, dünyanın ikinci geleneksel dış kemerinden kayboldukları anda Dünya'nın aşırı derecede etkili olan manyetik alanının parçacıkları 'sıkıştırmasından' kaynaklandığı açıklanmıştır. Bir günde oluşup kaybolan dış bölge, atmosferle olan etkileşimler nedeniyle değişkenlik gösterirken, üçüncü kemerin aşırı-rölativisttik parçacıklarının düşük enlemlerde atmosferdeki dalgalarla etkileşim kurmak için çok enerjik oldukları ve bu nedenle atmosfere dağılmadığı düşünülmektedir.  Saçılmanın ve yakalanmanın yokluğu uzun süre varlıklarını sürdürmelerini sağladı ta ki Güneşten gelen bir şok dalgası gibi alışılmadık bir olayla tahrip olana kadar.

Akı değerleri

Kuşaklarda, verilen bir noktada belirli bir enerjide parçacık akısı enerjiyle birlikte keskin bir şekilde azalır.

Manyetik ekvatorda 500 keV'yi (5 MeV) geçen enerjilerin elektronları saniyede santimetre kare başına 1.2 x 106 (3.7 x 104) ila 9.4 x 109 (en fazla 2 x 107) parçacık arasında değişen çok yönlü akılara sahiptir.

Proton kemerleri kinetik enerjileri, yaklaşık 100 keV (0.6 μm'lik kurşuna nüfuz edebilen) dan 400 MeV'a kadar değişen (143 mm'lik kurşuna nüfuz edebilen) protonları içerir.

İç ve dış kuşaklar için en çok yayınlanan akı değerleri kayışlarda mümkün olan maksimum akı yoğunluğunu göstermeyebilir. Bu tutarsızlığın bir nedeni vardır: akı yoğunluğu ve zirve akısının yeri değişir (esas olarak güneş etkinliğine bağlı olarak) ve bantları gerçek zamanlı olarak gözlemleyen aletlerle yapılan uzay araçları sayısı sınırlıdır. Olayı izlemek için, uygun aletlerle uzay aracı mevcutken, Dünya'da Carrington olay yoğunluğu ve süresinde güneş fırtınası yaşanmamıştır.

İç ve Dış Van Allen kayışlarındaki akı düzeylerinin farklılıklarına bakılmaksızın, beta radyasyon seviyeleri insanların uzun süre maruz kalmaları durumunda tehlikeli olurdu. Apollon misyonları, üst kayışların daha ince bölgelerinden yüksek hızlarda uzay aracı göndererek ve iç kayışları tamamen atlayarak astronotlar için tehlikeleri en aza indirdi.

   Akı değerleri, ortalama Güneş aktivitesi olduğunda

   proton akısı (AP8 MIN omnidirectional)≥ 100 keV

   proton akısı (AP8 MIN omnidirectional)≥ 1 MeV

   proton akısı (AP8 MIN omnidirectional)≥ 400 MeV

Anti madde hapsi

2011 yılında yapılan bir araştırma, Van Allen kuşağının anti partikülleri sınırlayabileceği yönündeki spekülasyonları doğruladı. PAMELA deneyi, Güney Atlantik Anomalisinden geçerken normal parçacıkların bozulmalarında beklenenden daha büyük miktarda antiproton tespit etti. Bu, Van Allen kuşakları, Dünya'nın üst atmosferinin kozmik ışınlarla etkileşimiyle üretilen belirgin bir anti-proton akısı kısıtladığını göstermektedir  Anti protonların enerjisi 60-750 MeV aralığında ölçülmüştür.

Uzay yolculuğuna etkileri

Düşük Dünya yörüngesinin ötesine geçen uzay aracı Van Allen kayışlarının radyasyon bölgesine girer. Kemerlerin ötesinde, kozmik ışınlardan ve güneş parçacıkları olaylarından kaynaklanan ek tehlikelerle karşı karşıya kalır . İç ve dış Van Allen kuşakları arasındaki bölge, iki ila dört Dünya yarıçapında yatar ve bazen "güvenli bölge" olarak adlandırılır.

Güneş pilleri, entegre devreler ve sensörler radyasyondan dolayı zarar görebilir. Jeomanyetik fırtınalar bazen uzay aracındaki elektronik bileşenlere zarar verir. Elektronik ve mantık devrelerinin küçültülmesi ve dijitalleştirilmesi uyduları radyasyona karşı daha savunmasız hale getirdi, çünkü bu devrelerdeki toplam elektrik yükü, gelen iyonların yükleriyle karşılaştırılabilecek kadar küçük hale geldi. Güvenilir çalışması için uydulardan gelen elektronikler radyasyona karşı sertleştirilmelidir. Hubble Uzay Teleskobu, diğer uydular gibi sık sık yoğun radyasyon bölgelerinden geçerken sensörlerini kapatır.  Radyasyon kemerlerinden geçen eliptik bir yörüngede (200 x 20.000 mil (320 x 32.190 km)) 3 mm alüminyum ile korunan bir uydu, yılda yaklaşık 2,500 rem (25 Sv) alacaktır (karşılaştırma için, tam vücut için 5 Svd doz ölümcüldür). Hemen hemen tüm radyasyon, iç bandı geçerken alınacaktır.

Apollo misyonları, insanların görev planlamacılar tarafından bilinen birkaç radyasyon tehlikesinden biri olan Van Allen kemerlerinden seyahat ettiği ilk olay olarak tarihe geçti.  Astronotların, Van Allen kemerlerinde kısa süre boyunca uçtukları için maruz kaldıkları aradyasyon çok azdıı. Apollo uçuş yörüngeleri, iç kemerleri tamamen atladı ve sadece dış kemerlerin daha ince bölgelerinden geçti.

Astronotların tüm maruz kalmaları Dünyanın manyetik alanı dışındaki güneş parçacıkları sebebiyle oldu. Astronotlar tarafından alınan toplam radyasyon görevden göreve değişmekle birlikte, Birleşik Devletler Atom Enerjisi Radyoaktivite ile Çalışan İnsanlar Komisyonu tarafından belirlenen yılda 5 rem (50 mSv) standardından çok daha düşük, 0.16 ve 1.14 rad arasında (1.6 ve 11.4 mGy) ölçülmüştür

Nedenler


Genellikle iç ve dış Van Allen kayışlarının farklı olaylardan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Esas olarak enerjik protonlardan oluşan iç kemer, üst atmosferdeki kozmik ışın çarpışmalarının sonucu olan "albedo" nötronların bozunumunun ürünüdür. Dış kemer daha çok elektronlardan oluşur. Jeomanyetik fırtınaları takiben jeomanyetik kuyruktan enjekte edilir ve daha sonra dalga-parçacık etkileşimleri vasıtasıyla enerji alırlar.

İç kayışta Güneş'ten oluşmuş parçacıklar Dünyanın manyetik alanına sıkışmıştır. Parçacıklar, bu çizgiler boyunca "uzunlamasına" hareket ettikçe manyetik akı hattı boyunca spiral oluştururlar. Parçacıklar kutuplara doğru ilerledikçe, manyetik alan çizgisi yoğunluğu artar ve parçacıkların "uzunlamasına" hızları yavaşlar. Bu yavaşlama nihayetinde hızları tersine de çevirip parçacığı yansıtabilir ve bu da parçacığın Dünyanın kutupları arasında bir ileri bir geri sıçramasını sağlar. Akı çizgileri boyunca spiral harekete ilâveten, elektronlar yavaşça doğuya doğru, iyonlar batıya doğru hareket eder.

İç ve dış Van Allen kayışları arasındaki boşluk, bazen güvenli bölge veya güvenli yuva olarak adlandırılır; parçacıkların atmosferde yükselme açısıya dağılmasını sağlayan Çok Düşük Frekans (VLF) dalgaları neden olur. Güneş patlamaları parçacıkları boşluğa pompalayabilir, ancak birkaç gün içinde tekrar dışa hareket ederler. Radyo dalgalarının başlangıçta radyasyon kayışlarında türbülans tarafından üretildiği düşünülüyordu, ancak Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nden James L. Green'in Microlab 1 uzay aracı tarafından toplanan yıldırım aktivitesi haritalarını IMAGE uzay aracı tarafından toplanan radyasyon kemer boşluğundaki radyo dalgaları ile karşılaştıran yakın zamandaki çalışması aslında Dünya atmosferi içindeki yıldırımdan kaynaklandığını göstermektedir. Buna göre Oluşturdukları radyo dalgaları, sadece yüksek enlemlerde geçebilmek için doğru açı ile iyonosfer vurmaktadır; boşlukların alt uçları üst atmosfere yaklaşmaktadır. Bu sonuçlar hala bilimsel olarak tartışılmaktadır.

Önerilen Kaldırma Yöntemleri

Yüksek Voltajlı Yörünge Uzun Tether veya HiVOLT, Rus fizikçi VV Danilov tarafından önerilen ve Robert P. Hoyt ve Robert L. Forward tarafından tasfiye edilen Dünyayı çevreleyen  Robert Allen radyasyon kemerlerinin radyasyon alanlarının boşaltılması ve çıkarılması için sunulmuş bir bir konsepttir. Önerilen bir uygulama, uydulardan dağıtılan beş 100 km uzunluğunda büyük voltajlara şarj edilmiş iletken tethere sahip bir sistemden oluşur. Bu, kirişlerle karşılaşan yüklü parçacıkların yükselme açısını değiştirmesine neden olur; Böylece zamanla iç kemerler çözülür. Hoyt ve Forward'un şirketi olan Tetherers Unlimited, 2011'de bir ön analiz simülasyonu gerçekleştirdi ve LEO nesnelerini tehdit eden iç kemerler için iki ay içinde teorik radyasyon akış azaltışını  mevcut seviyelerin%1'inden daha düşük bir seviyeye indiren bir tablo çizdi

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Dövüş Sanatlarından judo Hakkında Bilgiler
Yazar: RasitTunca - 06-25-2019, 08:30 PM - Forum: Hoby Bilgileri - Yorum Yok


[Resim: 50481124xb.png]


Dövüş Sanatlarından judo Hakkında Bilgiler

JUDO NEDİR?

JUDO, yumuşaklık yoludur. JU'nun içinde teknik ve fizik eğitim vardır. Binlerce kez tekrarlanan teknikler refleks hale gelmedikçe kolay uygulanamaz. Judo'da kaba kuvvete yer yoktur. DO, eğitimin tamamen felsefesidir. Ruh eğitimini içerir. Judo ustaları, öğrencilerine eğitimin süreci içinde doğruluk, nezaket, sabır, sevgi ve saygı kavramlarını öğretir. Sporcusunun zekasını geliştirir ve kendi başına hareket etme yeteneğini kazandırır.
Böylece kendine güven, nefse hakimiyet ve konsantre olabilme duyguları gelişir. Judo'da beden ve ruh gelişimi beraberce ele alınır. Teknik çalışmalarda başlıca prensip "rakibe mukavemet etmeme" ve "kuvvete karşı koymama"dır. Bu arada kaldıraç, merkezkaç, moment gibi az kuvvetle çok iş yapma esasına dayanan fizik kurallarından ve en önemlisi "denge bozma" ve "rakibin kuvvetinden yararlanma" kuralını uygulamaktır. Judo'da kuvvet yoktur.Bütün şiddet hareketleri yasaktır. Judoka, hasmına acı vererek değil, onu acı sınırının yanına getirerek üstünlük sağlar.
Judo'nun eğitimi belirli bir sıra takip eder. Önce, düşmeler ve alçak seviyeli düşüşlere dayalı atış teknikleri öğretilir. Duruş, yakalama, vücut dönüşleri ve hareketinden denge bozma ile 4 ana prensibe dayalı atışın şekilleri tamamen bilimsel yöntemlere dayalıdır.

JUDO'NUN TARİHÇESİ

Judo, Jujutsu'dan doğan spor dallarından biridir. Jujutsu ve Judo Çin karakteri ile yazılan kelimeler olup Juher ikisinde de 'Yumuşaklık' veya 'Yolverme', Jutsu 'Sanat Çalışma', 'Do' ise 'Prensip' veya 'Yol' anlamına gelmektedir. Jujutsu 'Yumuşaklık Yolu', Kodokan ise 'Yolu Çalışma Okulu' demektir.
Judonun amacı, zihinsel ve ahlaki disiplin yoluyla sağlam karakterli insan yetiştirirken vücudu kuvvetli, faydalı ve sağlıklı yapmaktır.
Judoda birinci kural, kuvvete karşı koymadan rakibin kuvvetinden yararlanmak, ikinci kural ise şiddet kullanmamaktır. Judo bu tür kuralları bedensel ve zihinsel enerjiden en üstün ve en uygun bir şekilde kullanabilme yöntemini öğretirken, bunu yaşamın her döneminde de kullanmasını sağlar.

Judo kökenleri 16 ila 17. yüzyıllar arasına dayanan çok eski bir Japon sporudur. Dünya tarafından Japonların milli sporu olarak da bilinen judo sadece bir savunma sporu değil aynı zamanda bir felsefe öğretisidir.

Esasında 1650’li yıllarda bir Çinli tarafından bulunmuş ve geliştirilmiş olsa da Japonlar tarafından benimsenmiş ve bir gelenek olarak yüzyıllardır sürdürülmüştür. Zaman içerisinde jujutsu öğretisinden esinlenilerek daha da geliştirilen judo günümüzdeki halini almıştır.

Jujutsu eğitimi yıllarca süren bir savunma ve dövüş sporudur. Asıl amaç rakibin hareketlerini önceden sezerek, savunma ile (bilek hareketleri, çeviklik vb.) rakibe en iyi karşılığı verebilmektir. Bu öğretideki hareket çeşitliliği hem judo hem de aikido sporuna esin kaynağı olmuştur.

Judo, bir dövüş sporu değil bir dövüş sanatıdır. Zaten kelime anlamı olarak bakıldığında da judo, nezaket yolu demektir. Kaba güç gösterisi olarak değil bir sanat olarak algılanmasının altındaki en temel sebep öğretinin dayandığı temellerdir.

Judonun sanat olarak adlandırılmasının en temel nedeni rakibe tekme ve yumruk atmanın yasak olmasıdır. Rakibin, sıkarak, boğularak veya domine edilerek yere serilmesi amaçlanır. Burada bahsedilen domine etmek işin felsefi öğretisi ile ilgili olan kısımdır. Fiziki güçten ziyade ruhsal bir güç devreye girer. Rakibe kendisinden daha güçsüz olduğu ve birazdan kendi kontrolünü karşısındakine teslim edileceği empoze edilmeye çalışılır. Çok üst seviye judo ilim alimlerinin tek bir bakışla karşılarındaki üzerinde hüküm kurabildikleri rivayeti vardır.
Judo kenarı 8 metre veya 10 metre olan kare şeklindeki bir alan içerisinde yapılır. Alan genellikle 3 – 4 metrekarelik koruyucu döşemeler ile kaplandıktan sonra zemin hazır hale gelir. Sporcular spora özel olarak hazırlanmış dayanıklı beyaz pantolon ve önü açık, beyaz bir ceket giyerler. Bellerinde bulunan kuşakların her birinin farklı bir anlamı vardır. Karşılaşma başladığında asıl amaç rakibe üstünlük kurmak olduğu için omuzdan veya belden kavranarak yere düşürülmeye çalışılır. Güreşten en büyük farkı judoda amaç, gelen hareketlere karşı cevap vermektir. Yani kişi önce rakibin hamlesini bekler ve oyununu karşısındakinin hamlesine göre kurar. Mantık olarak satranca benzetmek çok yanlış olmayacaktır, ikisinde de öngörü ve zeka şarttır.

Judo sporu, 1600’lü yıllardaki halinden, günümüzde herkes tarafından bilinen modern haline 1882 yılında Jigoro Kano tarafından getirilmiştir. Geleneksel judonun temellerini atan Kano, Japonyalı öğretmendir. Jigoro Kano jujutsuya 17 yaşındayken başladı. Edebiyat öğrenimi için gittiği üniversitede dövüş sanatı hakkında bilgi edindi. Burada Hachinosuke Fukuda’nın dövüş sanatıyla ilgili öğretilerini benimsedi. Yıllar içerisinde gönül verdiği dövüş sanatında hem başkalarından etkilendi hem de kendi stilini yansıttı. Judonun temel ilkelerini ve kurallarını geliştiren de Kano olmuştur. Dr. Jigoro Kano, 1882 yılında jujutsadan geliştirdiği judoyu hayata geçiren isimdir.

JUDO’NU ORTAYA ÇIKIŞI

Halihazırda Japonya’da ve dünya çapında uygulanan Judo türü ilk olarak 1882 yılında Tokyo’nun Kita inari-cho bölgesinde bulunan Eishoji Tapınağı’nda Judo eğitmenliği yapan Jigoro Kano tarafından ortaya konmuştur.

Jigoro Kano Judoyu geliştirirken işe Japonya’nın eski dövüş sanatlarından Jujutsunun farklı tekniklerini çalışmakla başladı. Bu araştırmanın ardından kendi yaptığı geniş çaplı iyileştirmelerin, eklediği yeni tekniklerin ve öğretinin sonucunda “Judo” adını verdiği kendi sistemini oluşturdu. Judonun temelinde sunduğu ruhani “yol” ve bu yolun getirdiği fiziksel “teknik” yatar.

JUDO’NUN YAYGINLAŞMA SÜRECİ

Judocuların sayısı arttıkça ve bu yapı genişledikçe, yavaş yavaş resmi etkinlikler düzenlenmeye başladı. 1887 yılı civarında Judo bazı okullarda okul sonrası program dahilinde öğrencilere sunulmaktaydı. 1931 yılına gelindiğinde ise artık okul müfredatına dahil edilmişti. Judo eğitimi, polis karakolları, askeriye, özel şirketler ve yerel spor eğitimi merkezleri tarafından benimsenmeye başladı. Okullar arası Judo müsabakaları gün geçtikçe popülerlik kazandı ve sonunda Japonya çapında bir furyaya dönüştü.

2. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA JUDO NASIL YAYILDI?

2. Dünya Savaşı’nın bitişini takip eden yıllardaki işgal sırasında dövüş sanatları yasaklanmıştı ve okullarda Judoya izin verilmiyordu. Bunlara karşın 1948 yılında Japonya Judo Şampiyonası tekrardan hayat buldu. Ertesi yıl Japon Judo Federasyonu kuruldu ve Judo eski itibarına kavuşmaya başladı. 1950 yılında ise artık okullarda Judo eğitimine izin veriliyordu. Bu durum Japonya çapında müsabakaların ortaya çıkmasını sağladı ve Judoya duyulan ilgi savaş öncesini aratmayacak kadar yüksekti.

Judonun savaş sonrasında denizaşırı yayılışına da değinmek önemli. 1956 yılında 1. Dünya Judo Şampiyonası düzenlendikten 8 yıl sonra 1964 Tokyo Olimpiyatlarında yer alan Judo erkeklerde resmi bir olimpik branş haline gelmiştir.


DÜNYA'DA JUDONUN GELİŞİMİ

Judonun Do'su, diğer Uzakdoğu sporlarındaki Do ile aynı anlamı taşır. Örneğin Aiki-Do, Taekwon-Do gibi. Bu bakımdan Do, tarihsel süreç içinde tek kökenden gelme felsefik bir sistemdir. Uzakdoğu'da Konfiçyüslük'e karşı LAOTZU tarafından TAOİZM olarak oluşturuldu. Tüm Uzakdoğu sporları kuşak renklerini, simgelerini, gelenek ve göreneklerini, disiplinini, TAOİZM'den aldı. Örneğin kuşak renkleri katedilen yolu, kırmızı kuşak iç aydınlatmayı, beyaz elbise saflığı ve dinginliği simgeler.
Judodaki katalar ise doğayı ve evreni yorumlar. Bu sistem Uzakdoğu'da belirli yörelerin ve inanç sistemlerinin etkisi altında kalarak Çin'de, Kore'de, Japonya'da değişikliğe uğradı. Örneğin Japonya'da Bushi-Do, Zen-Do, Çin'de Kung-Do ya da Kung-Fu, Kore'de Taekwon-Do gibi.
O dönemlerde Japonya'da feodal bir düzen söz konusuydu. Feodalite hem inançsal geleneğin sürdürülmesini isterken hem de hayatta kalabilme mücadelesinde kılıcın, ayak ve ellerin farklı tekniklerle gelişimini sağladı ve feodalitenin bu sisteminden SAMURAİ, Zen, Ken-Do gibi savaşçılar felsefi yapılar, kılıç ve döğüş sanatları ortaya çıktı. Bu sanatlardan biri de Jujutsu idi. Taijustu ve yawara olarak da bilinen jujutsu atış, vuruş, tekme, hançerleme, boğma, kol veya bacağı kıvırma gibi atak yapma ve bu ataklara karşı bir savunma sistemiydi.
Jujutsu teknikleri çok eski tarihlerde bilinmesine rağmen 16. yüzyılın son yarısında sistemli olarak çalışıp Edo döneminde (1603-1868) bir sanata dönüştü ve birçok okulda ustalar tarafından öğretildi. Ancak 1800'lü yıllarda Japonya'da feodalite yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlayınca, feodalitenin dövüş sanatlarından daha çok spora yönelik yeni sistemli teknikler oluşturuldu. Örneğin Jigaro KANO, yalnız atış, boğuş, kırış, tutuş, teknikleriyle JUDO'yu, VEŞİBA; hasmın oynak yerlerinden yararlanarak, etkisiz hale getirme tekniğiyle AİKİDO'yu kurdular. Böylece bu sistemden JUDO, AİKİDO, KARATE, SAWATE, KENDO, AİKİDO gibi sporlar icat edildi.
Prof. Jigaro KANO gençliğinde hocalarıyla Jujutsu çalışırken onların bilgilerinden yararlanıp, rakibine vururken ve onu atarken uygulanan kuralı aradı ve sonunda 'Zihni ve fiziksel enerjiyi en iyi şekilde kullanmak'temel prensibi keşfederek 1884 yılında KODOKAN Okulu'nu kurdu. 1887'lerde de judonun teknik formüllerini oluşturdu. 1922 yılında 'KODOKAN Kültür Toplumu Eğitim Cemiyeti' kuruldu. Jigaro KANO, yetiştirdiği öğrencilerini 1900'lü yıllarda Avrupa ve Amerika'ya göndererek judonun dünyaya yayılmasını sağladı.
Avrupa'da ilk judo karşılaşması 1918'de İngiltere'de yapıldı. 1951 yılında merkezi Paris'te olan Uluslararası Judo Federasyonu (IJF) kuruldu. 1956'da ilk Dünya Şampiyonası düzenlendikten sonra 1964 Tokyo Olimpiyatları'nda olimpik spor olarak kabul edildi. 1956, 1958 ve 1961 yıllarında düzenlenen Dünya Şampiyonaları yalnız erkeklerde ve açık sıklet olarak yapıldı. 1979'da Fransa'da yapılan Dünya Şampiyonası'nda ise bugünkü sıkletler kullanılmaya başlandı. Bayanlarda Dünya Şampiyonası ilk kez 1980 yılında New York'da düzenlenirken, 1992 Barcelona Olimpiyat Oyunları'nda müsabakalara ilk kez bayanlar da katıldı.
Tüm dünyada hızla yayılan judo, bilim adamları, pedagoglar ve doktorlar tarafından ailelere, çocuğun ruh ve fiziksel gelişimi açısından önemle tavsiye edilmektedir. 7'den 70'e kadar, herkesin kendisine göre oluşturulmuş teknik ve egzersizlerle yaptığı bu spor, olimpiyatlarda ülkelerarasında en fazla katılımın sağlandığı bir spordur.

JUDO DALLARI

Judo, kibarlık, nezaket yumuşaklık anlamına gelen bir spordur.
Erkeklerde uluslararası judo karşılaşmaları 8 farklı kilo kategorisinde yapılır.
60 kg
65 kg
71 kg
78 kg
86 kg
95 kg
+ 95 kg

Herhangi bir kiloda açık sıklet

Bayanlarda ise 7 kilo kategorisinde maçlar yapılır.

48 kg
52 kg
56 kg
61 kg
66 kg
72 kg
+72 kg

Judocular bilgi ve becerilerine göre sınıflara ayrılır.

a- Kyu (Sınıf)
b- Dan (Ustalık sınıfı)

Avrupa ve Türkiye'de uygulanan sisteme göre Kyu'lar

6 - Rok - Kyu (Beyaz Kuşak)
5- Go - Kyu (Sarı Kuşak)
4- Shi -Kyu (Turuncu Kuşak)
3- San -Kyu (Yeşil Kuşak)
2- Ni - Kyu (Mavi kuşak)
1 - Ik -Kyu (Kahverengi Kuşak)

Dan dereceleri

1 - Sho - Dan (Kara Kuşak)
2- Ni -Dan (Kara Kuşak)
3- San -Dan (Kara Kuşak)
4- Yo -Dan (Kara Kuşak)
5- Go- Dan (Kara Kuşak)
6- Roku - Dan (Kırmızı-beyaz kuşak)
7- Shichi -Dan (Kırmızı-beyaz kuşak)
8- Hachi - Dan (Kırmızı-beyaz kuşak)
9- Ku -Dan (Kırmızı Kuşak)
10- Ju -Dan (Kırmızı kuşak)

Derecelerin kazanılmasında savunma, teknik, stil, mücadele hırsı ve karşılaşmalarda kazanılan puanlar

JUDO'DA TEKNİKLER:

Ayaktan atış, yerde mücadele ve vuruş teknikleri olmak üzere, üç büyük grupta toplanır.
Ayaktan atış teknikleri; elle, kalça ile ve ayakla olmak üzere üç kısımdır. Bunun yanısıra, kendini yere atarak yapılan teknikler vardır.
Ayaktan atış teknikleri 40 adettir. 65adet olan yer teknikleri içinde hareketsiz bırakma, boyun ve kol kilidi teknikleri bulunmaktadır Ate Waza ismi verilen vuruş teknikleri içinde aşağı yukarı karate bünyesinde yer alan tüm vuruşlar yer almaktadır. Bu son bölüm, yarışmalarda kullanılmamaktadır.
Judo'nun kendini koruma kısmında ele alınmaktadır. Judo'nun bünyesinde Aikido'nun tüm duruş, tutuş, vücut dönüşü ve atışları da yer almaktadır. Ayrıca Jui Jutsu, Judo'nun bir nevi ilkel şekli olup, özellikle silahlı kuvvetler ve emniyet güçleri bünyesinde göğüs göğüse mücadele kapsamı içinde uygulanmaktadır.

Türk spor kültürünü inceleyecek olursak, Judo sporunun kökünü eski Türkler'de buluruz. Orta Asya'da Türk Devletleri tarafından yaygın olarak yapılan ve tüm dünyaya tanıtarak, artık dünya şampiyonaları düzenlenen Kuraş, Judo'nun atasıdır. Bu spor da judo elbisesine benzer bir elbise ile yapılır. Bunun örneklerini ülkemizin bazı yörelerinde de görmek mümkündür.

Bugünün modern judo sporu, Japon Jigaro Kano tarafından kurulmuştur. Kano, 1860 yılında Kobe kentinde doğmuş, siyasal bilgiler eğitimi almış, milli eğitimde görev yapmış, Japon rahipleri başkanlığı ve senatörlük gibi devlet işlerinde bulunmuş ve 1938 yılında ölmüştür. Jigaro Kano, 1882 yılına kadar uzun bir jui jutsu eğitimi almış, bu tarihten sonra Jui Jutsu'nun zararlı bulduğu teknikleri ayıklayarak, kendi deyimi ile JU JUTSU DO dediği JU DO'yu kurmuş, eğitim verdiği dojoya da KODOKAN ismini vermiştir.

Bu Orta Asya mücadele sporunun, Jui jutsu adı altında Japonya'ya gelişi ise 17. yüzyılda CHEN YUAN PİNG isimli bir Çinli usta eli ile olmuştur.


Judo felsefesi

Ju, yumuşaklık, esneklik, kibarlık, nezaket; Do, yol, prensip, düşünce anlamlarını taşır. Judo, bu iki küçük kelimecikten meydana gelmiş olup,esas karşılığı yumuşaklık yolu’dur. Ju’nun içindeki teknik ve fizik eğitimi vardır. Binlerce kez tekrarlanan teknikler refleks hale gelmedikçe kolay uygulanamaz. Kaba kuvvete yer yoktur.

Do, işin tamamen felsefesidir. Ruh eğitimini içerir. Judo ustaları (SENSEI)öğrencilerine, eğitim süreci içinde doğruluk, nezaket, sabır, sevgi ve saygı kavramlarını öğretir. Zekayı geliştirici eğitim verir, ahlak hislerini kamçılar. Böylece kendine güven, nefse hakimiyet ve konsantre olabilme (düşüncenin tek bir noktada toplanması) duyguları geliştirir. Judo’da beden ve ruh gelişimi beraberce ele alınır.
Teknik çalışmalarda başlıca prensip; “rakibe mukavemet etmeme” ve “kuvvete karşı koymama” dır. Bu arada kaldıraç, merkezkaç gibi az kuvvetle çok iş yapma esaslarına dayanan fizik kurallardan ve en önemlisi denge bozma işleminden yararlanılır.
Diğer önemli bir prensipde “şiddet kullanmama” dır. Bütün şiddet hareketleri Judo’da yasaktır. Judoka (judo yapan kişi) hasmına acı vererek değil, onu acı sınırının yanına getirecek üstünlük sağlar. Uzakdoğu sporlarının içinde tek olimpik spor olması nedeniyle, ülkelerin madalya stratejileri içinde önemli yer tutan Judo sporunda son yıllarda sporcularımızın aldığı madalyalarla birlikte Türkiye de bu sporda söz sahibi olması gurur kaynağımız olmuştur.

Judo sporunu ülkemizde ücretsiz ögrenme imkanı olduğundan, yaş sınırı tanımadığından ve hemen hemen tüm illerde kapalı spor salonlarında yapıldığından, yarışma ve hobi sporu olarak oldukça yaygındır. Bu sporu yapmak isteyen yada veli durumunda olan kişiler bulunduğu ildeki Gençlik ve Spor İl Müdürlükleri’ne başvurduklarında kendilerine gerekli izahat yapılacaktır.

Yıllardır tüm filmlerden ve popüler kültür öğesi olmasından da bilindiği gibi en yüksek mertebeli kuşak, siyah kuşaktır. Daha sonrasında ise en yüksek dereceden en düşük dereceye doğru; kahverengi, mavi, yeşil, turuncu, sarı ve beyaz olarak sıralanırlar. Öğrencilerin beyazdan başlaması ve siyah ile usta olmaları felsefik olarak çok benimsenen ve kültürlerde önemli yer tutan ying – yang öğretisi ile ilişkilidir.

Judo karşılaşmaları genellikle 3 ile 20 dakika arasında sürer. Eğer taraflardan birisi, diğerini sırt üstü olarak yere yatırmayı başarırsa rakibin yerden kalkmak için 30 saniyesi vardır, yoksa yenilmiş sayılır. Bir diğer galibiyet yöntemi de rakibin kollarını ve dizini bükerek veya boynunu kavrayıp boğarak rakibin pes etmesini sağlamaktır. Ate – Waza isimli kol ve bacak kullanarak rakibin bazı bölgelerine vurma hareketi tüm yarışmalarda yasaklanmıştır. Judo, boks gibi ağır yaralanmalı veya bol kan olan bir spor değildir. Eğitimleri çok uzun yıllar süren, öğretisi bir ömür boyunca tamamlanamayan bir sanattır.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Dövüş Sanatlarından Taekwondo Hakkında Bilgiler
Yazar: RasitTunca - 06-25-2019, 08:14 PM - Forum: Hoby Bilgileri - Yorum Yok

[Resim: 50481125rs.png]

Dövüş Sanatlarından Taekwondo Hakkında Bilgiler

Tekvando dünyanın en eski savunma sporlarından biri. Kendini savunma, savaşçı sanatı olarak bilinir. Çin Kung-fu'sundan ve Japon karatesinden farklı bir spordur. En eski olarak, KoreYarımadasının kuzey bölgelerinde M.Ö. 37'de kurulmuş olan Kogoryo Hanedanlığına ait mezar duvar resimlerinde tekvando izlerine rastlanmıştır. Kore halkı, tekvandoyu saldırganlara ve vahşi hayvanlara karşı savunma, savaşçı sanatı olarak kullandığı gibi, güç ve çeviklik kazanma, zihni ve fiziki sıhhati muhafaza etmek ve geliştirmek maksadıyla bir eksersiz olarak da yapmışlardır.

Tekvando, teknik ve maharetten başka Doğu kültürüne ait bazı sosyal değerleri de aksettirir. Tekvando eğitimi, kişiye kendine güven, soğukkanlılık, fedakarlık ve alçak gönüllülük öğretir.

Koryo tarihinde tekvando “subak” olarak anılmıştı. Bu dönem hanedanları subakı, sadece sıhhati geliştirmek için bir hüner sporu olarak değil aynı zamanda yüksek bir harp sanatı olarak teşvik etmişler, subak müsabakaları tertip etmişlerdir. Tekvando, Kore'de başlamakla kalmamış Kore tarihi boyunca gelişimini sürdürmüştür. Subak müsabakaları sivil halk arasında da büyük ilgi görmüştür. Orduya girmek isteyen kimseler subak bilmek zorundaydılar. Çünkü müracaatçıların imtihanlarında subak önemli bir yer işgal etmekteydi.

Yi Hanedanlığının çöküşüyle Japonlar Kore'yi işgal etmeye başladılar. Tekvandocular saldırganlara karşı uzun süre mücadele ederek zorluklar çıkardılar. Kore, 1945 yılında bağımsızlığına kavuştu. Bu zamana kadar Kore'de Japon Karatesi ve Kung-fu yayıldı. Sonraki yıllarda bazı Koreli antrenörler, tekvando oyunlarını sistemleştirip geliştirmek için gayret sarfettiler. 16 Eylül 1961 tarihinde “Kore Tekvando Birliği” kuruldu ve bu birlik 25 Haziran 1962'de “Kore Amatör Sporlar Birliği” ile birleşti. 1962 Ekiminde 43. milli oyunlar kapsamına alındı.

30 Kasım 1972'de Dünya Taekwon-do Şampiyonası yapıldı. 25 Mayıs 1973'teki şampiyonaya 17 ülke katıldı. 15 Mayıs 1974'te Kukinon'da ilk “Dünya Tekvando Hakem Semineri” düzenlendi. Buna 10 ülkeden 46 takım iştirak etti.

Türkiye'nin tekvando sporuyla tanışması 1964 yıllarına rastlar. Bu yılda Koreli general Choi-Honghi'nin başkanlığındaki bir tekvando ekibi çeşitli ülkeleri dolaşarak gösteriler sundular. Bu iyi niyet gezisinde Türkiye'ye de uğrayarak tekvando gösterileriyle bu sporu tanıttılar. Şükrü Gençel ve Nazım Canca'nın gayretleriyle bu spor ülkemizde gelişmeye başladı. 16 Haziran 1970 tarihinde Güney Kore'den Mr. Cho Soo-Se'nin Türkiye'ye gelmesiyle tekvando hızla gelişmeye başladı. Ülkemizde dünya çapında başarılı birçok tekvandocu yetişti ve yetişmektedir. Başarılı bayan tekvandocularımızdan Tennur Yerlisu, Züleyha Tan, erkeklerden de Nusret Ramazanoğlu, Turgut Uçan ve Şakir Bezci gibi sporcularımız dünya çapında çeşitli madalyalar kazandılar.
Çiplak el ve ayakla yapilan savunma sporudur.
Taekwondo'nun kelime anlami nedir?
Tae:Ayak teknigi
Kwon:El teknigi
Do:iyi niyete giden dogru yoll
Taekwondo Bedeni kaça böler?Olgul:Yüz Momtong:Gövde Are:Belden asagisi

Taekwondo Tarihi

Yaklasik 2000 yil önce Kore'de askerlerin savunma sanati olarak ortaya çikmisti

Taekwondo'nun "do" prensipleri


Terbiye ,Nezaket, Saygi ,Disiplin

Taekwondo sporcusunu uymasi gereken 8 do felsefesi

Dogru konusmak
Dogru dinlemek
Dogru bakmak
Dogru düsünmek
Dogru hareket etmek
Dogru emir vermek
Dogru emir almak
Dogru hizmet etmek


Taekwondo Nedir?

Taekwondo fiziksel dövüş yeteneklerinin ötesini öğreten daha çok sistematik ve bilimsel olan Korenin geleneksel dövüş sanatlarından biridir. Beden ve akıl eğitimi yoluyla ruhumuzu ve yaşantımızı güzelleştirmemizi sağlayan bir disiplindir. Bugün Taekwondo, global bir spor olup dünyaca bir üne sahip olmuştur ve Olimpiyat oyunlarındaki yerini almıştır.

"Tae", "Kwon", "Do" kelimelerinin anlamına daha derinsel bir açıdan bakalım. İngilizce 3 heceden oluşmasına rağmen Taekwondo kelimesi Kore dilinde tek bir kelimedir. "Tae" ayak, bacak, üzerine basmak ; "Kwon" yumruk, dövüş ; "Do" yol veya disiplin anlamı taşır. Eğer bu 3 bölümü bir bütün olarak ele alacak olursak Taekwondo'nun arkasında iki önemli genel kavramı fark etmiş olacağız.

1) Taekwondo Tae ve Kwon'nun yani yumrukların ve ayakları doğru kullanmanın yoludur veya bütün bedenin ayak ve el ile betimlemesidir.

2) Barışı sağlamanın ve dövüşleri kontrel etmeyi ve sakin olmayı becerebilmenin yoludur. Bu genel kavram Tae Kwon'nun " yumrukları kontrol altına alma anlamından gelir. Böylece taekwondo dövüşleri engellemek için bedenin tüm bölümlerini kontrol edebilme yeteneği ve daha güzel ve barış dolu bir dünya kurma anlamı taşır.

Taekwondo Korede farklı isimler altında 5000 yıllık bir gelişim süreci yaşadı. Korede, " Subak" veya " Taekkyon" adı altında savunma amaçlı bir dövüş sanatı olarak başladı ve "Sunbae" adı altında bedeni ve aklı zinde tutma yolu olarak çok eski bir krallık olan Kogurya'da gelişti. Shilla döneminde, ülkeye liderler yetiştirmeyi amaçlayan Hwarangdoların belkemiği haline geldi.

Bugün Taekwondo doğudaki ülkelerdeki dövüş sanatlarına benziyor ve onların bazı özellikleri almış durumda. Çünkü, bu yöndeki gelişimde Taekwondo Korenin yakınındaki Çin ve Japonya gibi ülkelerdeki dövüş sanatlarından olan çok farklı stilleri kazanmıştır.

Ama Taekwondo diğer doğu ülkerindeki dövüş sanatlarına göre çok farklıdır. İlk olarak, çok aktif olağanüstü ayak teknikleri ve çok aktif hareketler dahil, fiziksel olarak çok dinamiktir. İkincisi, fiziksel hareketler prensibi bedensel ve zihinsel olarak bir bütün olarak estetiktir. Üçüncüsü, başka bir açıdan yaklaşırsak çok dinamik duruşlara sahiptir.

Taekwondo birlik olarak karakterize olabilir : Beden birliği, akıl birliği, yaşam birliği ve poomse birliği ve karşılaşma ve vuruş. Taekwondo yaptığınız zaman zihninizi huzurlu ve hareketlerinizle bir uyum halinde tutmanız gerekir ve bu uyumu sosyal yaşamınıza taşımanız gerekir. Bu taekwondoda nasıl fiziksel hareketlerin prensibi, zihinsel çalışma prensibi ve yaşama prensibi sahip olmanızdır. Diğer bir yandan,doğru poomse sizi büyük yok edici bir güce ulaşma olasılığı verir.

Taekwondo'nun bütünlüğüne nasıl ulaşabiliriz? Taekwondo yaşamın yoludur. Daha çok bir iş sahibi olmak gibi, aile yetiştirme gibi, bir neden için dövüşmek gibi. Taekwondoyu bu yaşam mücadelesi içinde son derece tehlikeli olan durumlardan farklı kılan nedir? Birileri her zaman zarar vermek isteyen bir düşmanı yenmek zorundadır. Ama bir dövüşü kazanmak birilerini güvenliği kılmaya yetmez. Çünkü, düşman iyileşip yeniden saldırabilir. Üstelik, az önce yenilen düşmanda farklı düşmanlar olabilir. Biri asla bir diğeri sürekli huzura kavuşmadan kendini güvende hissedemez. Bu sürekliliğe ulaşmak için veya dayanıklılığa, birine birlik gerekir. Bu Taekwondonun amacıdır. Başka türlü olsaydı Taekwondo diğer sokak dövüşlerinden farksız olurdu.

Taekwondo hayatın içinde olan eşsiz sürecin gelişimindeki ahenki yakalar. Bu Taekwondo hayatın anlamıdır diyebilmektir. Taekwondo'nun derinklerinde saklı olan yaşam prensiblerini bulduğumuz zaman, değerli bir hayat yaşamayı olanaklı kılarız.

Taekwondo, uzak doğu ülkelerinden KORE’ nin Milli sporu olup, bu ülkede doğmuş, gelişmiş ve zamanla Dünya’ya yayılmıştır. Geçmişi 13 Asır öncelerine dayanmaktadır. Nitekim o çağlarda KORE’de yaşayan insanlar doğaya, vahşi hayvanlara ve haydutlara karşı kendilerini savunmak için tamamiyle ayak tekniklerini içeren bir savunma sistemi geliştirmişler ve buna “TAEGYON” yani “Ayak Sistemi” adını vermişlerdir. Yine aynı çağlarda KORE’ de uygulanmakta olan “KWONPOP” yani “Yumruk Metodu” olarak isimlendirilen sadece el tekniklerini içeren bir sistem daha bulunmakta idi. Bu arada 600’lü yıllarda KORE Yarımadası 3 Krallığa bölünmüş ve bu krallıkların en küçüğü olan SİLLA Krallığının genç asilleri ve savaşçıları kullandıkları çeşitli savaş silahlarının yanısıra yukarıdaki el ve ayak tekniklerini geliştirerek bir savaş aracı olarak kullanmak suretiyle silahsız savaş çalışmalarına da önem verip kendilerini düşmanlara karşı daha güçlü duruma getirmişlerdir. İşte bu insanlar el ve ayakla yaptıkları savunma tekniklerini, zamanla sistemleştirerek adına Taek-Kyon demişlerdir. Böylece de Taekwondo’ nun ilk temelleri oluşmuştur.

Taekwondo 20. Yüzyıla gelene kadar geçirmiş olduğu evrimler sonucunda bu günkü şekline dönüşmüş, 1905 yılında da bir yarışma sporu olarak kabul edilmiştir. Nihayet 1966 yılında Uluslar arası Taekwondo Federasyonu kurulmuştur. 179 Ülke bu Federasyona üye olup, bu gün Taekwondo milyonlarca insanın yaptığı bir spor dalı haline gelmiştir.

Taekwondo sporunun Ülkemize gelişi de 1960’lı yıllara rastlamaktadır. 1968 yılında resmi olarak Judo Federasyonu bünyesinde faaliyetlerini sürdürmeye başlamış ilk defa 1976 yılına resmi olarak Avrupa Şampiyonasına katılmış ve Ülkemiz takım halinde Avrupa İkincisi olmuştur.

1981 yılında Judo Federasyonundan ayrılarak müstakil Federasyon olan Taekwondo Federasyonu Başkanlığına Mithat KOR getirilmiştir. Mithat KOR’ un Başkanlığı kısa sürmüş (12.01.1981-22.02.1982) 1982-1995 yılları arasında da Taekwondo Federasyonu Başkanlığını Prof. Dr. Esen BEDER yapmıştır. 1982 yılında Prof.Dr.Esen BEDER Başkanlığında oluşan Federasyon Kurullarının çalışmaları başarı grafiğini arttırmış bu çalışmada Teknik Direktör olarak görev üstlenen Sayın İsmet IRAZ’ın bilinçli, disiplinli çalışma ve isabetli karar görüşleri ile ülkemizde Taekwondo’nun yapılması hızla devam etmiş, Uluslararası alanda da bir çok başarılara imza atılmıştır.

Taekwondo, uzak doğu ülkelerinden KORE’ nin Milli sporu olup, bu ülkede doğmuş, gelişmiş ve zamanla Dünya’ya yayılmıştır. Geçmişi 13 Asır öncelerine dayanmaktadır. Nitekim o çağlarda KORE’de yaşayan insanlar doğaya, vahşi hayvanlara ve haydutlara karşı kendilerini savunmak için tamamiyle ayak tekniklerini içeren bir savunma sistemi geliştirmişler ve buna “TAEGYON” yani “Ayak Sistemi” adını vermişlerdir. Yine aynı çağlarda KORE’ de uygulanmakta olan “KWONPOP” yani “Yumruk Metodu” olarak isimlendirilen sadece el tekniklerini içeren bir sistem daha bulunmakta idi. Bu arada 600’lü yıllarda KORE Yarımadası 3 Krallığa bölünmüş ve bu krallıkların en küçüğü olan SİLLA Krallığının genç asilleri ve savaşçıları kullandıkları çeşitli savaş silahlarının yanısıra yukarıdaki el ve ayak tekniklerini geliştirerek bir savaş aracı olarak kullanmak suretiyle silahsız savaş çalışmalarına da önem verip kendilerini düşmanlara karşı daha güçlü duruma getirmişlerdir. İşte bu insanlar el ve ayakla yaptıkları savunma tekniklerini, zamanla sistemleştirerek adına Taek-Kyon demişlerdir. Böylece de Taekwondo’ nun ilk temelleri oluşmuştur.

Taekwondo 20. Yüzyıla gelene kadar geçirmiş olduğu evrimler sonucunda bu günkü şekline dönüşmüş, 1905 yılında da bir yarışma sporu olarak kabul edilmiştir. Nihayet 1966 yılında Uluslar arası Taekwondo Federasyonu kurulmuştur. 179 Ülke bu Federasyona üye olup, bu gün Taekwondo milyonlarca insanın yaptığı bir spor dalı haline gelmiştir.

Taekwondo sporunun Ülkemize gelişi de 1960’lı yıllara rastlamaktadır. 1968 yılında resmi olarak Judo Federasyonu bünyesinde faaliyetlerini sürdürmeye başlamış ilk defa 1976 yılına resmi olarak Avrupa Şampiyonasına katılmış ve Ülkemiz takım halinde Avrupa İkincisi olmuştur.

1981 yılında Judo Federasyonundan ayrılarak müstakil Federasyon olan Taekwondo Federasyonu Başkanlığına Mithat KOR getirilmiştir. Mithat KOR’ un Başkanlığı kısa sürmüş (12.01.1981-22.02.1982) 1982-1995 yılları arasında da Taekwondo Federasyonu Başkanlığını Prof. Dr. Esen BEDER yapmıştır. 1982 yılında Prof.Dr.Esen BEDER Başkanlığında oluşan Federasyon Kurullarının çalışmaları başarı grafiğini arttırmış bu çalışmada Teknik Direktör olarak görev üstlenen Sayın İsmet IRAZ’ın bilinçli, disiplinli çalışma ve isabetli karar görüşleri ile ülkemizde Taekwondo’nun yapılması hızla devam etmiş, Uluslararası alanda da bir çok başarılara imza atılmıştır

Taekwondo, uzak doğu ülkelerinden KORE’ nin Milli sporu olup, bu ülkede doğmuş, gelişmiş ve zamanla Dünya’ya yayılmıştır. Geçmişi 13 Asır öncelerine dayanmaktadır. Nitekim o çağlarda KORE’de yaşayan insanlar doğaya, vahşi hayvanlara ve haydutlara karşı kendilerini savunmak için tamamiyle ayak tekniklerini içeren bir savunma sistemi geliştirmişler ve buna “TAEGYON” yani “Ayak Sistemi” adını vermişlerdir. Yine aynı çağlarda KORE’ de uygulanmakta olan “KWONPOP” yani “Yumruk Metodu” olarak isimlendirilen sadece el tekniklerini içeren bir sistem daha bulunmakta idi. Bu arada 600’lü yıllarda KORE Yarımadası 3 Krallığa bölünmüş ve bu krallıkların en küçüğü olan SİLLA Krallığının genç asilleri ve savaşçıları kullandıkları çeşitli savaş silahlarının yanısıra yukarıdaki el ve ayak tekniklerini geliştirerek bir savaş aracı olarak kullanmak suretiyle silahsız savaş çalışmalarına da önem verip kendilerini düşmanlara karşı daha güçlü duruma getirmişlerdir. İşte bu insanlar el ve ayakla yaptıkları savunma tekniklerini, zamanla sistemleştirerek adına Taek-Kyon demişlerdir. Böylece de Taekwondo’ nun ilk temelleri oluşmuştur.

Taekwondo 20. Yüzyıla gelene kadar geçirmiş olduğu evrimler sonucunda bu günkü şekline dönüşmüş, 1905 yılında da bir yarışma sporu olarak kabul edilmiştir. Nihayet 1966 yılında Uluslar arası Taekwondo Federasyonu kurulmuştur. 179 Ülke bu Federasyona üye olup, bu gün Taekwondo milyonlarca insanın yaptığı bir spor dalı haline gelmiştir.

Taekwondo sporunun Ülkemize gelişi de 1960’lı yıllara rastlamaktadır. 1968 yılında resmi olarak Judo Federasyonu bünyesinde faaliyetlerini sürdürmeye başlamış ilk defa 1976 yılına resmi olarak Avrupa Şampiyonasına katılmış ve Ülkemiz takım halinde Avrupa İkincisi olmuştur.

1981 yılında Judo Federasyonundan ayrılarak müstakil Federasyon olan Taekwondo Federasyonu Başkanlığına Mithat KOR getirilmiştir. Mithat KOR’ un Başkanlığı kısa sürmüş (12.01.1981-22.02.1982) 1982-1995 yılları arasında da Taekwondo Federasyonu Başkanlığını Prof. Dr. Esen BEDER yapmıştır. 1982 yılında Prof.Dr.Esen BEDER Başkanlığında oluşan Federasyon Kurullarının çalışmaları başarı grafiğini arttırmış bu çalışmada Teknik Direktör olarak görev üstlenen Sayın İsmet IRAZ’ın bilinçli, disiplinli çalışma ve isabetli karar görüşleri ile ülkemizde Taekwondo’nun yapılması hızla devam etmiş, Uluslararası alanda da bir çok başarılara imza atılmıştır.

1982 yılında ilk bayan Avrupa Şampiyonluğu ile 1987 yılında da ilk bayan Dünya Şampiyonluğunu Taekwondocularımız Ülkemize kazandırmışlardır. 1988-1990 yıllarında Taekwondo Milli Takımımız iki kez üst üste takım halinde Avrupa Şampiyonluğunu elde etmiştir. 1995 yılında Filipinler’de yapılan Büyükler Dünya Şampiyonasında kazanılan 2 altın madalya ile Dünya ikinciliği elde eden takımımız Ülkemizi Avrupa ve Dünya Ülkeleri arasında en iyi şekilde temsil etme başarısını göstermiştir. 1998 yılında Taekwondo Milli Takımımız Avrupa Şampiyonu olmuştur. Uygulamaya konulan planlı, disiplinli ve sistemli çalışmalar neticesinde 1999 yılı sonu itibari ile ; 1999 yılı tescilli lisanslı sporcu sayısı 34.723 Erkek- 5.309 Bayan olmak üzere toplam 40.032 kişidir. Antrenör sayısı olarak Monitör 73, Birinci Kademe 484, İkinci Kademe 81, Üçüncü Kademe 56 olmak üzere toplam 694 Antrenörümüz bulunmaktadır. Hakem sayısı olarak Namzet 1444, Bölge 564, Milli 280, Uluslararası 27 olmak üzere toplam 2315 Hakemimiz bulunmaktadır. Türkiye genelinde Kulüp sayısı 246 dır. 1982-1999 yılları arasında iştirak edilen Uluslar arası Müsabakalarda elde edilen madalyalar 522 Altın, 336 Gümüş, 288 Bronz olmak üzere toplam 1146 dır.

Elde edilen bu madalyalar arasında 52 Avrupa Şampiyonluğu, 8 Dünya Şampiyonluğu, 26 Balkan Şampiyonluğu bulunmaktadır. Taekwondo sporu 2000 yılında yapılan olan Olimpiyat oyunlarında Olimpik spor dalı olarak yarışmalara dahil edilmiştir.2000 yılı Olimpiyat Oyunlarına Resmi Spor Dalı olarak ilk defa katılan Taekwondo da gerek siklet sayısının azaltılması gerekse de ülkelere konulan kota gereğince sadece 2 bayan sporcu ile katılarak Oyunlarda Hamide Bıçkın TOSUN’la ülkemize Bronz madalya kazandırılmıştır.

1996-2003 yıllarında başkanlık görevini yürüten Cengiz YAGIZ’ın görevden alınmasıyla yerine Yrd. Doç. Dr. Metin ŞAHİN Federasyon Başkanlığına seçilmiştir.

2004 yılı Atina Olimpiyat Oyunlarına yine ülkelere verilen kota nedeniyle 1 sporcu ile katılınmış, sporcumuz Bahri TANRIKULU Olimpiyat İkincisi olmuştur.

2004 yılı Aralık ayında yapılan Federasyon Başkanlığı seçimlerinde kazanan Yrd. Doç. Dr. Metin ŞAHİN yeniden Federasyon Başkanlığına seçilmiştir.

Ülkemizde düzenlenen 23. Dünya Üniversiteler Yaz Spor Oyunlarında (Universiade 2005) kazanılan 10 adet madalyanın 5’ini sporcularımız kazanmışlardır.

Ayrıca Milli Takımımız 2005 yılında Azerbaycan’da düzenlenen Gençler Avrupa Şampiyonasında 4 altın, 4 gümüş ve 4 bronz madalya ile Avrupa İkinciliği Letonya da düzenlenen Büyükler Avrupa Şampiyonasında 3 altın, 3 gümüş ve 1 bronz madalya ile Avrupa Şampiyonluğu, İtalya da düzenlenen Yıldızlar Avrupa Şampiyonasında 4 altın, 4 gümüş ve 6 bronz ile Avrupa Şampiyonluğu Finlandiya da düzenlenen Avrupa Poomse Şampiyonasında 4 Altın, 2 gümüş ve 3 bronz madalya ile Avrupa Şampiyonluğu kazanarak ülkemizi Avrupa arenasında en iyi şekilde temsil etmiştir.

Tekvandonun Teknikleri Nelerdir?


İzin verilen teknikler ayak ve yumruk tekniğidir.

Yumruk Tekniği: İşaret ve orta parmağın ön kısmını kullanarak, diğer parmaklar sıkıca kapalı olarak uygulanan tekniktir. Orijinal Kore tekniklerine göre yumruk sıkılı olarak vuruş yapılmalıdır. Bu nedenle, orta ve işaret parmağın önünü kullanarak vurma ile parmağın eklem yerleri açı, yörünge oluşturmayacak şekilde yapılan vuruş kabul edilmektedir. El ve kol tekniklerinden bazıları; nervo-jurigi, yop-jurigi, digeut-jurigi’dir.

Ayak Tekniği:
Bilek kemiğinin altındaki kısmı kullanarak yapılan tekniktir. Bilek kemiği altında ayakla yapılacak her vuruş geçerli sayılır. Bununla birlikte bilek kemiğinde yukarı ile yapılacak vuruşlara izin verilmemiştir. Tekvandoda kullanılan başlıca ayak teknikleri; apcha-olligi, yop-changi- neorvo-chagi, dollvo-chagi olarak sayılabilir.

Eğer bir tekvando kursuna gitmek isterseniz, hijyen, malzeme yeterliliği, kurumun kalitesi gibi noktalara dikkat etmelisiniz. Doğru eğitim almış kişi en hızlı metotlarla öğrenme olanağına sahiptir. Kurs fiyatları aylık ortalama 100-200 TL arasında değişmektedir. Kurs ücretleri il ve ilçelere göre farklılık gösterebilir.

Tekvando Nasıl Yapılır?

Tekvando müsabakaları, 2’şer dakikalık 3 devreden oluşmaktadır. Devre aralarında 1 dakika dinlenme molası verilir. Bu molada sporcular dinlenirken bir yandan da sıvı ihtiyaçlarını giderip hocalarından uyarı ve taktikleri alır. Maçlar, sporcuların birbirlerine ve hakemlere selamı ile başlar ve biter. 3 devrenin sonunda eşitlik varsa, üçüncü devrenin sona ermesinden sonra bir dakikalık dinlenme süresi verilir ve daha sonra altın vuruş denilen son vuruşların yapılacağı iki dakikalık dördüncü devre başlar veya ceza puanları değerlendirilerek maç sona erer.

Kural dışı hareketler yapan, kafa atan, yere düşen sporcuya vuran ya da komutlara aykırı hareket eden sporcu eksi puan alır. 3 eksi puan almış olan oyuncu hükmen yenik sayılır. Belden yukarı olması şartıyla vücuda ve kafaya tekme atmak serbesttir. Kafaya yapılan darbeler çok zor, riskli fakat daha etkilidir. Tekvando müsabakalarının belirli kuralları vardır. Bu kurallar; belden aşağı vurmak, kafaya ve yüze yumruk atmak, rakibin arkasına ya da sırtına vurmak, rakibi tutmak, itmek veya çekmek, çizginin dışına çıkmak, rakibe çelme takmak, kasıtlı olarak yere düşmek veya yaralıymış gibi davranmaktır.

POOMSE

Poomseler asla gösteri amaçlı değildir.Taekwondonun kendisi için çok gerekli olan çalışma kalıpları ve şablonlarıdır.Bu konunun niye önemle altını çizdiğimi anlamışsınızdır.Çoğu taekwondo çalışanı poomseleri şuursuz bir şekilde sadece gösteri hareketleri zannederek çalışmaz ve üzerinde durmazlar.Bu nedenlede poomseleri yapamaz ve gerçek anlamlarını bilemezler.Zannederim bu yüzdende iyi bir müsabıkta olamazlar.
Poomse nedir? Poomse beceriler üzerine odaklanmış modeller kalıplar oluşturarak ,beceri ve hareketlerin geliştirilmesini sağlayan standardize edişmiş kalıp hareketlerdir.Her taekwondocu bu standart hareketleri takip ederek ve uygulayarak daha zor becerileri yapma yeteneği kazanabilir
Bu nedenle poomse bir çalışma metodudur.Ve parçaları taekwondodaki temel beceri hareketleridir.Temel dövüşme tekniklerinin kalıpları ,örnekleridir.Bu nedenle taekwondodaki beceri ve teknikleriniz güzel değilse bilin ki daha işin başından poomsenin önemini anlayamamış ve çalışmamışsınız demektir.

TAEGEUK

1 Jang :

BTCB –Poomsae

Taegeuk 1 Jang “Keon” sembolü ile temsil edilir, 8 Kwaes ( kehanet işaretleri ) anlamına gelen bu sembol cennetteki mutluluk ve Çin felsefesine göre hayatın aslını oluşturan eril eleman olarak Taegeuk 1 Jang’ı tasvir eder. Keon sembolü evrendeki bütün her şeyin yaradılış başlangıcı olarak kabul edilir, Taekwondo eğitimi kapsamında Taegeuk 1 Jang uygulaması yaptırılır.

Bu eğitimde poomsae’in özelliklerini sıralamak gerekirse pratikte kolayca uygulanabilir olması, uzunca bir yürüyüşten oluşması ve basit hareketlerden meydana gelmesidir, bu özelliklere benzer olanları sıralamak gerekirse arae -makki, momtong - makki, momtong - jireugi ve ap - chagi. Bu poomsae, sekizinci kademe öğrencilerine uygulanır.

2 Jang :

Sekiz kehanet işaretlerinden biri olan “Tae” Taegeuk 2 Jang’ı sembolize eder.İçteki ruhani sebatlılık ve dıştaki yumuşaklık anlamına gelen işaretleri gösterir. Taegeuk poomsae yeni gelişmiş bir olgul- maki sunumudur.Ap-chagi hareketleri Taegeuk 1 Jang’dan daha fazla sıklıkta görülür.Bu poomsae yedinci kademe öğrencilerine uygulanır.

3 Jang :

Sekiz kehanet işaretlerinden biri olan “Ra” Taegeuk 3 Jang’ı sembolize eder.Sıcak ve aydınlık görünümü temsil eder. Bu sembol, eğitim için gerekli olan bir kısım adaleti ve gayreti barındırmak, eğitilenleri de buna teşvik etmektir. Bir başarıyı tamamlayana poomsae kuralına göre eğitilenlere terfi olarak mavi bir kuşak verilir. Taegeuk 3 Jang’ı içeren yeni hareketler sonnal-mok-chigi, sonnal-makki ve dwit-kubi duruşudur.Poomsae özellikleri ile birbirini izleyen maki ve chigi, süreklilik gösteren jireugis’dir.Üzerinde durulan nokta, şiddet veya kuvvetin, mukabil hücum karşısında, karşı tarafın

( karşı kuvvetin ) chigi olma durumudur.Bu poomsae altıncı kademe öğrencilerine uygulanır.

4 Jang :

Sekiz kehanet işaretlerinden biri olan “ Jin” Taegeuk 4 Jang’ı sembolize eder. Büyük bir güç ve itibarı ( şerefi ), gök gürlemesine benzeterek temsil eder. Taegeuk 4 Jang’ı içeren yeni hareketler sonnal-momtang-makki, pyon-son-kkeut-jireugi, jebipoom-mok-chigi, yop-chagi, momtong-bakkat-makki, deung-jumeok-olgul-apchigi ve mikkeurombal ( serbest adım ) yeni tekniklerdir. Kyorugi ve dwit-kubi için hazırlanmış olan değişik hareketler yeni tekniklerin özelliği durumundadır. Bu poomsae, beşinci kademe öğrencilerine uygulanır.

5 Jang :

Sekiz kehanet işaretlerinden biri olan “Son” Taegeuk 5 Jang’ı sembolize eder. Her ikisinin de rüzgarı temsil eden anlamlarıyla kuvvet (kabiliyet,olabildiğince güçlü ) ve durgunluk , ona nazaran da güç ve iradesizlik ( zayıflık ) bunları birbirine ölçüt olarak gösterir. Taegeuk 5 Jang’ı içeren yeni hareketler me-jumeok-maeryo-chigi, palkup-dollyo-chigi, yop-chagi&yop-jireugi, palkup-pyo-jeok-chigi ve karşı duruşları da kkoa-seogi, wen-seogi ve oreun-seogi’dir.Birbirini izleyen bu özellikler makkis’e kadar, area-makki ve momtong-makki , aynı zamanda chigi koşmadan sonra yapılması gerekendir.

Bu poomsae, dördüncü kademe öğrencilerine uygulanır.

6 Jang :

Sekiz kehanet işaretlerinden biri olan “Kam” Taegeuk 6 Jang’ı sembolize eder, sürekli akış ve yumuşaklık anlamına gelen suyu temsil eder.Taegeuk 6 Jang’ı içeren yeni hareketler han-sonnal-olgul-bakkat-makki, dollyo-chagi, olgul-bakkat-makki ve batang-son-momtong-makki ayrıca pyonhi-seogi (rahat duruş) sayılabilir.Bu hareketlerden birini uygularken mekan üzerinde yeniden ayakları üstüne düşerken çok dikkatli olmaları tavsiye edilir. Sonra dyollyo-chagi ve eli hafifletmek ile avuç içinin ayrımını serbest bırakmak esnasında bir batang-son momtong-makki, palmok-makki içinden daha aşağıdadır.Bu hareket üçüncü kademe öğrencilerine uygulanır.

7 Jang :

Sekiz kehanet işaretlerinden biri olan “Kan” Taegeuk 7 Jang’ı sembolize eder, zihninde tartmak ve dayanıklılık anlamına gelen dağı temsil eder. Taegeuk 7 Jang’ı içeren yeni hareketler sonnal-arae-makki, batangson-kodureo-makki, bo-jumeok-kawi-makki, mureup-chigi, momtong-hecho-makki, jechin-du-jumeok-momtong-jireugi, otkoreo-arae-makki, pyojeok-chigi, yop-jireugi ve beom-seogi, juchum-seogi gibi duruşlardır.Düzgün bağlantılı hareketler eğitim için önemlidir. Bu poomsae, ikinci kademe öğrencilerine uygulanır.

8 Jang :

Sekiz kehanet işaretlerinden biri ve sonuncusu olan “Kon” Taegeuk 8 Jang’ı sembolize eder, Çin felsefesinde evrenin dişil öğesini ve evreni temsil eder, temel kaynak ve barınma hem de başlangıç ve son anlamına gelir. Bu işaret, sekiz Taegeuk poomsae’nin sonuncusudur.Öğrencilerin siyah kuşağa sahip olabilmeleri için terfi ya da atlama sınavını geçmeleri gerekmektedir. Taegeuk 8 Jang’ı içeren yeni hareketler dubal-dangsong-bakkat-palmok-momtong-kodureo-bakkat-makki, twio-chagi ve palkup-dollyo-chigi’dir. Güç, doğruluk üstüne kurulmuş bir basamak, farklı bir jumping-over vuruşu ve dubal-dangsong ( alternatifi havada atlama veya sıçrama vuruşu ) arasında teşvik edici olmak zorundadır. Bu poomsae, birinci kademe öğrencilerine uygulanır.

POOMSAE KORYO

Koryo poomsae, alim ya da bilgili bir adam anlamına gelen “seanbae” ile sembolize edilir,bu adamın güçlü, hareketli bir savaşçı ve bir o kadar da dürüst, erdemli, iyimser özelliklere sahip biri olarak anlatılır.Hareketlilik, kalıtımla geçen özellikleri, Koryo’nun çağını meydana getirir. Koryo’nun çağlar boyunca kalıtımla geçmiş özelliklerini çok hareketlilik tamamlar. Palhae ve uygulanabilir Koryo poosae , geçmişten günümüze kolayca organize edilebilinmiştir. Bu poomsa’de görünen yeni teknikler kodeum-chagi, poeun-sonnal-bakkat-chigi, sonnal-arae-makki, khaljaebi-mureup-nullo-kkokki, momtong-hecho-makki, jumeok-pyojeok-jireugi, pyonson-kkeut-jecho-jireugi, batang-son-nullo-makki, palkup-yop-chagi,me-jumeok-arae-pyojeok-chigi,v.s. bu teknikleri sadece siyah kuşaklar uygulayabilir. Jumbi-seogi ve tong-milgi akla ait ya da zihinsel, eldeki bir durumu birleştirerek, tıpkı karnın üst kısmı ile karnın daha aşağısı arasındaki bütünlük gibi “Sin” (ilahi, tanrısal hak ) ve “Jeong” (ruh) arasında da ortak bir nokta ile yakınlaşır. Poomsae’nin ana çizgisi, Kore dilinde alim bir adam (“seonbae”) ya da erdemli bir adam (“seonbi”) anlamına gelen Çin yazıtında tasvir edilmiştir.

POOMSAE KEUMGANG

Keumgang, kelime anlamı mücevher ; sertlik ve düşünceleri birleştirme anlamında kullanılan, Kore yarımadasının üstünde Keumgang Dağı’nda, ulusal ruhun merkezi olarak kutsallaşmıştır ve “Keumgang Yeoksa” (Keumgang Savaşçısı) Buddha ile adlandırılmıştır.Buddha, en güçlü ve en kuvvetli savaşçı kişiyi tanımlar.Bu poomsae’nin içeriğini oluşturan yeni teknikler batangson-teok-chigi, han-son-nal-momtong-an-makki, Keumgang-makki, santeoul-makki, kheun dol-tzogi (büyük destek) ve hak-dari-seogi.Poomsae çizgisi, Çin yazıtının sembolüdür.Hareket, kuvvetli ve tamamen dengeli olmalı bu yüzden de siyah kuşağın itibarına ve şerefine uygun olmalıdır.

POOMSAE TAEBAEK

Taebaek bir dağın ismi ile anılarak Tangun’da “aydınlık dağ” adını almıştır.Tangun’da Koreliler’in kurucusu, ülkenin hükümdarı ve aydınlık dağın kutsal ruhunu temsil eden kişidir ve Tangun’un düşüncesinde “hongik ingon”(hayırsever fikir) yer alır.Kalabalık gruplarda ve merkezi alanlarda Taebaek düşüncesi yaygındır.Fakat Mt. Paektu,tipik Kore insanı geçmişinde Taebaek poomsae’si gibi düşünce yaygınlaşmamıştır. Poomsae Taebaek’deki yeni teknikler sonnal-arae-hecho-makki, sonnal-opeo-japki (tutunma), japhin-son-mok-ppaegi, Kumkang-momtong-makki,deung-jumeok-olgul-bakkat-chigi, dol-tzeogi (destek) v.s. Poomsae çizgisi tıpkı bir Çin yazıtındaki sembol gibi cennet ve dünya arasındaki bağ, köprüye benzetilen, dayanağını insanoğlunun varoluşuna bağlayan cennetin düzenini tasvir eder.Poomsae hareketlerinin büyüklerinden olan momtong-makkis ve chigis’dir.

POOMSAE PYONGWON

Pyongwon, geniş ve engin bir alanda, bir düzlükte yürümeye alışma (ayakları üstünde durabilme) anlamına gelir.Bütün yaratıklar için hayatın kaynağı Pyongwon’dur.Ve insanoğlu hayatını, o sahaya yerleşerek sürdürür. Poomsae pyongwon, huzurlu düşünceye dayalı ve mücadele ilkelerinden mütevellit başlangıcı kullanır. Yeni teknikleri içeren bu poomsae palkup-ollyo-chingi, kodureo-olgul-yop-makki, dangkyo-teok-jireugi, meongye-chigi, hecho-santeul-makki, vs. Jumbi-seogi, moa-seogi-wen-kyop-son teknikleridir.Bunlar sağlam bilgi toplamaya ihtiyaç duyulan başlangıç ve insan yaşamının kaynaklarıdır.Değişime açık bir nesil ve dönüşümü kolay poomsae çizgisi anlamındadır.

POOMSAE SIPJIN

“Sipjin”geçmişten günümüze kadar gelen düşüncelerin kelime karşılığı “Sipjin”’dir.Uzun ömürlü on tane canlı topluluğudur.Şöyle ki, güneş,ay,dağ,su,taş,çam ağacı,ezeli gençliğin şifa otu, kaplumbağa,geyik ve turna kuşu.Onlar iki cennet vücudu,üç doğal kaynak,iki bitki ve üç hayvan bütün hepsi insanoğlu inancı ya da itikatıdır,umut ve sevgi.Bunlar poomsae sipjin’i sembolize eder.Yeni teknikleri içeren bu poomsae hwangso-makki,son-badak-kodureo-makki,opeun-son-nal-jireugi,son-nal-arae-makki,bawi-milgi,son-nal-deung-momtong-hecho-makki,kodeo-olligi,chettari-jireugi, son-nal-otkoreo-arae-makki,son-nal-deung-momtong-makki on tanesi sayılabilir.Çin yazıtında yer alan bu on hareket sonsuz veya mutlak bir numaralama yani ondalık sistem formatında kullanılır.Sonu gelmeyen büyümeyi gösterir.

POOMSAE JITAE

Jitae’nin kelime anlamı el ve ayakları üstünde durarak gökyüzüne bakmak.Yeryüzünde yaşamak için vuruş yaparak mücadele veren değişimeyi ve atlamayı denemek.Bu nedenle, poomsae sembolleri çeşitli beden hareketlerini meydana çıkartır.Varoluş için insanoğlunun gücü, insana yön verir. Yeni teknikler içeren bu poomsae,han-son-nal-olgulmakki,keumkang-momtong-jireugi ve mejumeok-yop-pyojeok-chigi hareketleri sayılabilir.Poomsae çizgisi, cennete karşı insanın ayakta durmasıdır.

POOMSAE CHONKWON

Chonkwon’ın kelime anlamı cennetin en büyük gücü, bütün canlıların yaşam kaynağı ve kendi kendinin kainatı. O’nun yaradılışı sonsuz yeteneğin gücü ile değişimi tamamlamasıdır.

İnsanoğlu cennetteki bütün toprak şekillerinin isimlerini ve anlamlarına sahip olmuştur.Çünkü onlar cennetin kudretinden korkmuşlardır. 4000 yıl önce Koreliler’in lideri “Hwanin” Cennet Kralı seçilmiştir.O, merkezin yakınında bir kasabada cennette yaşar, cennet denizi ve cennet dağı, yalın,gösterişsiz olmasına rağmen göksel bir yarış başlatır ve kaynağı Taekwondo’dan gelir.Poomsae Chonkwon, yüce tarihi bir geçmişe ve bugüne kadar gelebilen toplanmış bilgiye dayanır. Yeni teknikler içeren bu poomsae, nalgae-pyogi, bam-jumeok-sosum-chigi, hwidullo-makki, hwidullo-jabadangkigi, keumgang-yop-jireugi, taesan-milgi vs.ve yere çökerek yürüyüş hali.

Eylemlerin özellikleri büyük hareketler ve kolun bölümlerinin oynak yerlerinin(dirsek) yumuşak vaziyet halini almasıdır.Böylece Chonkwon düşüncesinde büyüklük sembolleşir.Poomsae çizgisi “T”, cennetten gelen bir adamı sembolize eder, cennetin geleceğini beyan eder.Tapınma yeri olan cennet, yüce bir güçle meydana gelmiş ve insan ile donatılmış topluluk arasında birlik oluşturmuştur.

POOMSAE HANSU

“Hansu”nun kelime anlamı, bütün canlıların gelişiminde önemli yere sahip olan

yaşamın kaynağı suyu temsil eder.Hansu sembolü hayatın başlangıcı olan doğumu ve yetişkinliği,barışçıl&zayıflık,alicenaplık&ahenk ve elverişli şartlara uyum sağlama gibi çeşitli özellikte anlamlara “han”gelebilir.Yani bir ülke adı,topluluk adı,büyüklük,düzlük,uzunluk ve cennetin varlıkları ve gecenin ilk saatleri,uzman kişi adları gibi olabilir.Hele ki,bu anlamlar geçmişte kalmış ve organize olmuş grup adlarını da alabilirse …

Yeni teknikler içeren bu poomsae,son-nal-deung-momtong-hecho-makki,me-jumeok-yang-yopkuri-chigi,kodureo-khaljaebi,an-palmok-arae-pyojeok-makki,son-nal-keumgang-makki,vs. ve aynı zamanda modum-bal duruşu.

Hareketler,su gibi yumuşak uygulanmalı fakat hiç durmayan bir damla su gibi toplanarak bir okyanus yapar.Bu poomsae çizgisi Çin yazıtındaki su anlamını sembolize eder.

POOMSAE ILYEO

Ilyeo, büyük bir Budist Rahibi olan Silla Dynasty’i temsil eder.Ünlü filozof düşünürü Saint Wonhyo,poomsae ilyeo özelliklerini ve bedeni bu kademe de öğretir.Bu özellikler bir kademe,bir çizgi ya da bir işaret olabilir ve sonunda içinden biri seçilir.Bu nedenle poomsae ilyeo ruh ve beden uyumunu düzenler.Savaşa ait sanatçı ruhu ve özveriyi,uzunca bir eğitim sonrası çeşitli teknikler ve ruhsal kültürle birlikte tamamlayarak Taekwondo için pratik eder.

Yeni teknikler içeren bu poomsae,son-nal-olgul-makki,wesanteul-yop-chagi,du-son-pyo (iki elin açılması) bitureo-jabadangkigi,twio-yop-chagi ve ogeum duruşu-hakdari-seogi.Jumbi-seogi bo-jumeok-moa-seogi’dir.Bu poomsae çizgisi mükemmel Budizm içinde uyum sağlar.

Kısaca Taekwondo Tarihi :

Taekwondo, uzak doğu ülkelerinden KORE’ nin Milli sporu olup, bu ülkede doğmuş, gelişmiş ve zamanla Dünya’ya yayılmıştır. Geçmişi 13 Asır öncelerine dayanmaktadır. Nitekim o çağlarda KORE’de yaşayan insanlar doğaya, vahşi hayvanlara ve haydutlara karşı kendilerini savunmak için tamamiyle ayak tekniklerini içeren bir savunma sistemi geliştirmişler ve buna “TAEGYON” yani “Ayak Sistemi” adını vermişlerdir. Yine aynı çağlarda KORE’ de uygulanmakta olan “KWONPOP” yani “Yumruk Metodu” olarak isimlendirilen sadece el tekniklerini içeren bir sistem daha bulunmakta idi. Bu arada 600’lü yıllarda KORE Yarımadası 3 Krallığa bölünmüş ve bu krallıkların en küçüğü olan SİLLA Krallığının genç asilleri ve savaşçıları kullandıkları çeşitli savaş silahlarının yanısıra yukarıdaki el ve ayak tekniklerini geliştirerek bir savaş aracı olarak kullanmak suretiyle silahsız savaş çalışmalarına da önem verip kendilerini düşmanlara karşı daha güçlü duruma getirmişlerdir. İşte bu insanlar el ve ayakla yaptıkları savunma tekniklerini, zamanla sistemleştirerek adına Taek-Kyon demişlerdir. Böylece de Taekwondo’ nun ilk temelleri oluşmuştur.

Taekwondo 20. Yüzyıla gelene kadar geçirmiş olduğu evrimler sonucunda bu günkü şekline dönüşmüş, 1905 yılında da bir yarışma sporu olarak kabul edilmiştir. Nihayet 1966 yılında Uluslararası Taekwondo Federasyonu kurulmuştur. 208 ülke bu Federasyona üye olup, bu gün Taekwondo milyonlarca insanın yaptığı bir spor dalı haline gelmiştir. Taekwondo sporunun Ülkemize gelişi de 1960’lı yıllara rastlamaktadır.

Taekwondo Nedir ?

Taekwondo el ve ayaklarla yapılan savunma ve vuruş tekniklerinden oluşan, sporcuda ahlaki değerlerin yüceltilmesine katkıda bulunan bir spor dalıdır.

Tae Kwon Do ‘yu oluşturan Üç Kelimenin Anlamları :

TAE: Ayak,

KWON: El anlamına gelmektedir.

DO: Prensipler, kurallar, İzlenilmesi gereken yol.

Taekwondo Branşları Nelerdir?

Gyorugi: Karşılıklı mücadele.

Poomsae: Temel el ve ayak teknikleriyle yapılan kompozisyonlar. Hayali mücadele.

Gyok Pa: Kırış.

Hosin Sol / İlbo Taeryon: Yakın savunma.

Taekwondo’nun Kurucusu Kimdir ?

Taekwondo’nun dünya üzerindeki son halini belirleyen, sistem olarak kurucusu Kore’li bir asker olan “General Choi Hong Hee”dir.

WTF – ITF Nedir ?


WTF: World Taekwondo Federation / Dünya Taekwondo Federasyonu; Taekwondo’nun en yaygın, evrensel geçerliliği dünyadaki tüm kıtalarda kabul edilmiş, akademik olarak araştırma geliştirmeleri, çağa uygun güncellemeleri,  sayesinde Taekwondo’nun Dünya Olimpiyat Oyunlarına Kabul edilmesini sağlayan sistemdir.

“Gyorugi”de koruyucu sistemi vardır, Olimpiktir.

“Poomse” yarışmaları vardır.

“Gyok Pa” yarışmaları vardır.

“İlbo Taeryon” vardır.

ITF: International Taekwondo Federation / Uluslararası Taekwondo Federasyonu; Taekwondo’nun geleneksel tarzını devam ettiren bir sistemdir. Her ülkede geçerliliği yoktur. Dünya Olimpiyat Oyunlarında yer almaz.

“Gyorugi”de koruyucu sistemi yoktur (çıplak el ve ayak), Olimpik değildir.

“Hyong” yarışmaları vardır.

“Gyok Pa” yarışmaları vardır.

“İlbo Taeryon” vardır.

Taekwondo Bir Dövüş Sporu mudur ?

Taekwondo öncelikle ruh ve beden sağlığı için yapılan bir “Savunma Sporu”dur, Mücadele Sporudur. Sporcuda; Saygı, Özgüven, Cesaret, Sabır, Çalışma, Azim, Kararlılık, Ani Karar Verme, Hazır Bulunuşluluk ve Dinç Kalmak gibi kavramlar ister. Bunlar, sporcuda zamanla gelişen özellikler/kazanımlardır. Taekwondo’da rakibe zarar vermek için değil; rakipten puan alabilmek, puan üstünlüğü elde edebilmek için kontrollü-mantıklı-doğru el ve ayak vuruşları yapılır.  (Mesela futbolcularda, futbol topuna; zarar vermek, patlatmak amacıyla vurmazlar. Ama topun ilerlemesi hedefe ulaşması için mantıklı ve doğru vuruşlar gerekmektedir.)

Dünya’da Bağlı Olduğumuz Taekwondo Kuruluşları Nelerdir ?

WTF – KUKKIWON – ETU – WTE

WTF : THE WORLD TAEKWONDO FEDERATION

KUKKIWON :  THE WORLD TAEKWONDO HEADQUARTERS

ETU : EUROPEAN TAEKWONDO UNION

WTE : WORLD TAEKWONDO EUROPEAN

WTF Başkanı Kimdir?

WTF Başkanı : Sayın “Dr. Chongwon CHOUE” dur.

   Türkiye Taekwondo Federasyonu Başkanı Kimdir ?

TTF Başkanı : Sayın “Doç.Dr.Metin ŞAHİN” dir.

   Türkiye Taekwondo Federasyonu Muğla İl Temsilcisi Kimdir ?

Muğla Taekwondo İl Temsilcisi : Sayın “Uğur GÖKTAŞ”dır.

   Bağlı Bulunduğunuz Spor Teşkilatları Hangileridir ?

* Gençlik ve Spor Bakanlığı / Spor Genel Müdürlüğü

* Türkiye Taekwondo Federasyonu Başkanlığı

* Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü

* Federasyon İl Temsilciliği

* ………………………Spor Kulübü Başkanlığı

   Taekwondo Antrenörünüz Kimdir ?

Sayın “………………………………………………”

   Türkiye’nin Kadınlarda Taekwondo’da ilk Dünya Şampiyonu Kimdir ?

Kadınlarda İlk Dünya Şampiyonumuz : Sayın “Tennur YERLİSU” dur.

   Türkiye’nin Erkeklerde Taekwondo’da ilk Dünya Şampiyonu Kimdir ?

Erkeklerde İlk Dünya Şampiyonumuz : Sayın “Yılmaz HELVACIOĞLU” dur.

   Türkiye’nin  Taekwondo’da ilk Olimpiyat Şampiyonu Kimdir ?

İlk Olimpiyat Şampiyonumuz : Sayın “Servet TAZEGÜL” dür.

   Taekwondo’da “Do Prensipleri” Nelerdir ?

Do; Ahlak ve fazilete ulaşmak için takip edilmesi gereken yol anlamına gelen, içeriği oldukça fazla dolu bir kelimedir.

Kısaca;

* Saygı * Sevgi * Sabır * Nezaket * Alçakgönüllülük * İyi niyet * Birlik * Dinç kalmak gibi prensipleri vardır.

   Taekwondo’da “8 Do Prensibi ve Öğretisi”

1- Doğru konuşmak
2- Doğru dinlemek
3- Doğru bakmak
4- Doğru düşünmek
5- Doğru hareket etmek
6- Doğru emir vermek
7- Doğru emir almak
8- Doğru hizmet etmek

  Bir Taekwondocu Kısaca Nasıl Olmalıdır ?

Bir Taekwondocu; saygılı, sabırlı, iyi niyetli, güleryüzlü, hoşgörülü, alçakgönüllü, yardımsever, dürüst, ahlaklı, çalışkan, doğa sevgisi ve hayvan sevgisi olan, dayanıklı, uyanık ve her an herşeye hazır ve dinç olmalıdır.

   Taekwondo Elbisesine Ne Denir ?

Taekwondo elbisesine DOBOK Denir? Dobok Beyazdır, Beyaz; Barışı, Saflığı, Temizliği, Her An Öğrenmeye Hazır oluşu simgeler.



   Taekwondo’da Kuşaklar ve Anlamları Nelerdir ?

Taekwondo’da Kuşakların Dereceleri, Anlamları ve Poomseleri;

10.Gıp – BEYAZ: Tohum, Başlangıç / Teguk Chrigi-Chagi (Temel 12 Teknik)

9.Gıp – Beyaz Sarı / Teguk Sa Chrigi (Temel 4 Bölge Hareketleri)

8.Gıp – SARI: Tohumun toprağa düşmesi / Teguk İl Jang (1. Poomsae)

7.Gıp – Sarı Yeşil / Teguk İ Jang (2. Poomsae)

6.Gıp – YEŞİL: Tohumun filizlenmesi / Teguk Sam Jang (3. Poomsae)

5.Gıp – Yeşil Mavi / Teguk Sa Jang (4. Poomsae)

4.Gıp – MAVİ: Göğe doğru yükseliş / Teguk O Jang (5. Poomsae)

3.Gıp – Mavi Kırmızı / Teguk Yuk Jang (6. Poomsae)

2.Gıp – KIRMIZI: Olgunluk, dikkat, tehlike / Teguk Chil Jang (7. Poomsae)

1.Gıp – Kırmızı Siyah / Teguk Pal Jang (8. Poomsae)

1.Dan – SİYAH: Varoluş, yeni tohumlar / Koryo Poomsae

   Gıp ve Dan Nedir ?

Gıp : Renkli kuşak dönemi olan Öğrencilik Seviyesini belirtir.

Dan : Siyah Kuşak dönemi olan Ustalık Seviyesini, kıdemini belirtir.

   Taekwondo’da Vücudun Seviyeleri:
   Are: Aşağı seviye (Kuşaktan aşağısı)
   Momtong: Orta seviye (Kuşak ile boyun arasında kalan bölge)
   Olgul: Üst seviye (Boyundan yukarısı)

  Bazı Ayak Teknikleri :

Tae Ayak – Ba Tekme – Chagi Ayak Teknikleri anlamına gelir.
Bal Dıng Chagi:
Bandal Chagi:
Bitro Chagi:
Yop Chagi:
Ahp Chagi:
Dollyo Chagi:
Bande Dollyo Chagi:
Naeryo Chagi:

   Bazı El Teknikleri :

Kwon El – Jumok Yumruk – Chrigi El Teknikleri Anlamına gelir.
Jumok Chrigi:
Dıng Jumok Chrigi:
Bakkat Chrigi:
Sonnal Chrigi:
Son Kıt Chrigi:
Agum Son Chrigi:

   Taekwondo Yemini

Bizler Atatürk yolunda müşterek gayede birleşmiş bulunuyoruz.
Bizler ruh ve vücutlarımızı DO Prensiplerine göre eğitiyoruz.
Bizler yönetmelik ve kurallara uyacak, bağlı bulunduğumuz spor teşkilatına ve hocalarımıza itaat edeceğiz.

   Bazı Güzel ve Özlü Sözler :

“Birlikte Rahmet, Ayrılıkta Azap Vardır.”

“Ben Sporcunun; Zeki, Çevik ve Aynı Zamanda Ahlaklısını Severim.”

“Taekwondocu Herşeyi Kırabilir, Fakat Bir İnsan Kalbini Asla”

“Saygı Duymazsanız, Saygınlığınız Olmaz”

“Ben Hocamın Gölgesine Dahi Basmam”

“Kuşak Belde Değil, Beyindedir”

“Antrenmanda Terlemeyen Müsabakada Ağlar”

“Başarıya Giden Yol; İstemek, İnanmak ve Azimle Çalışmaktan Geçer.”

   Taekwondo’da Terminoloji / Komutlar:

* Charyot : Esas duruş. (Ayaklar birleşik, eller yanlarda yumruk)
* Könye : Selam Ver. (Baş ve gövde ile öne doğru eğilerek)
* Guki : Bayrak  –  Dehayo :  için (Bağlaç)
* Sabom : Hoca
* Jeja : Taekwondo Öğrencisi
* Dobok : Beyaz Taekwondo Elbisesi
* Heye : Bele Takılan Kuşak
* Do Jang / Dojo
* Guki Dehayo Könye : Bayrak İçin Selam
* Sabo(m) Dehayo Könye : Hoca İçin Selam
* Moyo : Sıraya Geç
* Cumbi : Gereken Duruşa Geç (Poomsae veya Gyorugi için)
* Şiyo : Rahat
* Dıng : Çift Uygula
* Torama : Dönerek Uygula
* Teodora : Geriye Dönüş
* Shijak : Başla
* Kalyo : Ayrıl
* Gıman : Bitti
* Chonk : Mavi
* Hong : Kırmızı

KORUYCU EKİPMANLAR

* Hogu : Koruycu Yelek
* San Bo Jang Kap :  El üstü Koruyucuları
* Palmok Bode : Ön Kol Koruyucu
* Jung Kang Yi Bode : Ön Bacak (Kaval) Koruyucu
* Nang Shim Bode : Kasık Koruyucu
* Muh Ree Bode : Kafa Koruyucu (Kask)
* Eep Bode : Dişlik

SAYILAR

– Hanna : Bir
– Dul : İki
– Set : Üç
– Net : Dört
– Dasot : Beş
– Yesot : Altı
– İlgop : Yedi
– Yeodol : Sekiz
– Ahop : Dokuz
– Yeol : On

SIRA SAYILAR

– İl : Birinci
– İ: İkinci
– Sam : Üçüncü
– Sa : Dördüncü
– O : Beşinci
– Yuk : Altıncı
– Chil : Yedinci
– Pal : Sekizinci
– Ko : Dokuzuncu
– Şip : Onuncu

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Dövüş Sanatlarından Karate Hakkında Bilgiler
Yazar: RasitTunca - 06-25-2019, 07:51 PM - Forum: Hoby Bilgileri - Yorum Yok


[Resim: 50481126ip.png]

Dövüş Sanatlarından Karate Hakkında Bilgiler

Karate Nedir? Nasıl Yapılır? Kuşakları, Teknikleri Ve Kuralları Hakkında Bilgi

Karate Nedir Nasıl Yapılır Kuşakları, Teknikleri Ve Kuralları Hakkında BilgiKarate, “boş el” anlamına gelen bir Japon savaş sanatıdır. Çin dövüş tekniklerinden türetilen karatede eller, kollar, dirsekler, dizler, ayaklar ve baş kullanılır. Karateka olarak da bilinen karate sporcularının kendilerini geliştirmek için kullanıllandıklan geleneksel temel ilkeler savunma, bedensel sağlık ve (ruhani) farkındalıktır. Çıraklık sırasında, temel nefes, tekme, yumruk, blok teknikleri ve denge ya da hareketlilik noktası sağlayabilecek çeşitli duruşları öğrenirler. Karate’nin üç ana öğesi kata (bir dizi hareket), kumite (bir eşle alıştırma yapmak) ve kobododur (silah türleri), 1970 ve 1980’lerde karate yarışma halini alarak dünya şampiyonaları olan bir spora dönüştü.

Karate, Asya kökenli dövüş sporlarının en yaygınıdır. Yetmişin üzerinde farklı stil vardır. Karate, kickboksa oldukça yakındır ve uzun yıllar aynı yönetim tarafından denetlenmiştir. Karate, 17. yüzyılda Okinava’da ortaya çıktı. 20. yüzyılda Shotokan stilini yaratan Funakoshi Gichin, günümüz karatesinin babası sayılır.

Dövüşçü Profili

Karatekalar, güçlü gövde ve bacak kaslarıyla yapılı, atletik bireylerdir. Karateka, kumite için yüksek bir acı eşiğine ihtiyaç duyar. Önde gelen karatekalar yüksek bir öz disiplin ve yaşamlarını karate koduna (dojo kun) göre yaşamalıdır.

Dövüş Alanı


Kumite (sınama) karşılaşmaları bir grup yetkilinin, yarışmacıların kuralları ihlal etmesini önlemek ve uyguladıkları doğru teknikleri sayıyla ödüllendirmek için çevrelediği kare bir minderde yapılır. Karate görgü ve kurallarına uyulur. Örneğin yarışmacılar belden öne eğilerek, ancak sürekli tetikte ve ileri bakarak birbirini selamlar.

Karete Giysileri


Karateka ceket, pantolon ve kuşaktan oluşan beyaz bir üniforma ya da giysi giyer. Judo kıyafeti gibi, karate giysisi de aşırı yıpranmaya dayanıklı keten türü bir kumaştan dikilir ve karatekanın hareketini engellemez. Gi hafif, orta ve ağır olabilir. Karateka çoğunlukla koruyucu giysiler giyer. Erkekler kasık ve kadınlar göğüs koruyucusu kullanır. Doldurulmuş eldivenler, tozluk, ayak koruyucular ve dişlikler gibi diğer donanımlara da izin verilir.

Karate Yasası:
Karate, karetekaların gündelik hayatlarında ve odada ya da karatenin öğretildiği alan olan dojoda takip ettiği “dojo kun” denilen bir takım prensiplere sahiptir. Bu karate yasası beş komutla özetlenebilir: Karakterde mükemmeli aramak, inançlı olmak, çaba göstermek, diğerlerine saygı duymak, saldırgan tavırlardan uzak durmak.
Karete Stilleri

Japon Karate-clo Örgütleri Federasyonu başlıca dört karate stilini tanır —Goju-ryu, Shito-ryu, Shotokan ve Wado-ryu. Aslında, Shorin-ryu, Uechi-ryu ve Kyokushinkai’nin de içinde bulunduğu 70’in üzerinde stil vardır. Bu ekollerden birine ait olmayan stillerler gayri meşru sayılmaz. Ekollerin çoğu bu geleneksel stillerden biri veya birkaçı ile bağlantılı ya da büyük etkisi altındadır.

Shotokan :
Shotokan, usta Gichin Funakoshi (1868-1957) tarafından çeşitli savaş sanatlarından geliştirilmiş bir karate ekolüdür. Katadaki teknikler dengeli, güçlü hareketler sağlayan ve bacakları güçlendirmeye yardımcı olan uzun, derin duruşlarla tanımlarıır. Yavaş ve akıcı hareketler yerine güç ve dayanıklılık sergilenir.

Wado-Ryu :
Hironori Ohtsuka, Funakoshi ve Okinavalı diğer ustalardan aldığı eğitimin ardından, Shindo Yoshin Ryu’yu Okinava Karatesiyle birleştirmek için yola koyuldu ve Wado-Ryu’yu geliştirdi. Bu bire bir “arıenk” olarak tercüme edilir.

Shito-Ryu :
1931’de Kenvva Mabuni tarafından geliştirildi. Karatenin türlü köklerini birleştirmeye çalışan karma bir stildir.

Goju-Ryu : Sert ve yumuşak tekniklerin birleşimini kullanan bu stilin uzmanlığı dar (kapalı) alan dövüşüdür. Doğru nefes ve kondisyona büyük önem verilir.

Kumite : Kumite karşılaşmaları yaş, cinsiyet ve deneyime göre düzenlenir. Her dövüş iki ya da üç dakika sürer. iki yarışmacı minderdeki başlangıç çizgilerinde durur, selamlaşır ve dövüşe başlamak için hakemin işaretini bekler. Kumite karşılaşmalarında yumruk, tekme, diz/ dirsek vuruşları, açık el teknikleri, kilitler, fırlatmalar ve yakalama görülür. Karateka bir tekniği uygularken yüksek sesle “kiai” ya da “ruh haykırışı” narası atar. Kusursuzca gerçekleştirilen bir vuruş, darbe ya da fırlatma ippon ya da puan alır. Eğer vuruş biraz kusurlu ise hakem waza-ari ya da yarım puan verebilir. Üç puan alan ilk karateka yarışmayı kazanır.

Temas Kuralları

Kumitede, temas düzeyi, karatekaların stili ve ölçülerine göre değişir. Tüm teknikler, özellikle başa ve boyna yöneltilenler, kontrollü olmalı ve aşırı güç kullanmadan uygulanmalıdır. Boğaz, kasık, şakaklar, omurga, ayağın üstü ve başın arkasına saldırmaya izin verilmez. Hakem ihlalleri cezalandırabilir.

Puanlama Ölçütleri

Kumitede puanlandırma, bir hamlenin doğru uzaklıktan yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi kadar, biçimde, zamanlamada ve tutumdaki kusursuzluğu da tartması gereken hakemin kişisel değerlendirmesine dayanır. Hakem, tekniğin gerçek bir dövüşte etkili olabilirliğine karar verir.

Hakemin İşaretleri

Bir dövüş sırasında hakem, kareteka ve yan hakemlerle iletişim kurmak için çeşitli el işaretleri kullanabilir. Bunlar karşılaşmayı başlatmak, durdurmak ve devam ettirmek kadar, verilen puanlar, aynı anda uygulanan teknikler, yapılan ihlaller ve ölçüyü aşan temaslara verilen uyarıları da kapsar.

Puan Vermek: Hakem puan verildiğini, elini ters omzuna yerleştirip, kolunu sayı alanın tarafında yere doğru 45 derecelik bir açıyla açarak belirtir.

Asla İlk Saldıran Olma

Shotokan karatesinin kurucusu gichın funakoshi karatenin sadece savunma için kullanımına inanıyordu. Saldıranın her zaman kaybettiği bir savunma sanatı olduğu için “karatede ilk saldırı yoktur”u ilan etti.

Temel Kavramlar

Sensei            : Usta/ Hoca

Kyu                  : Siyah kuşak öncesi farklı kuşak renklerinden oluşan öğrenci derecesi

Dan                : Siyah Kuşak/ Ustalık Dercesi

Karateka        : Karate sporunu icra eden sporcu

Dojo                : Eğitim alanı, salonu

Karategi          : Karate elbisesi

Kiai                  : İtme ve tahammül etme anlamına gelmektedir. Çok güçlü ve duyulacak bir şekilde nefes verilir

Ki                    : Zihin, ruh, enerji

Kime              : Tekniklerin uygulanması esnasında vücudun en üst düzeyde odaklanması gerilmesi/ kilitlenmesi

Kihon              : Temel Karate teknikler

Kata                : Özel bir ritim ve zamanlama ile uygulanan, kurgulanmış teknikler silsilesi

Bunkai            : Kata esnasında kurgulanmış tekniklerin, eşlerle uygulanması şeklinde ifade edilebilir.                                  Bunkai’i uygulayabilen Karateci, Kata’yı tam manasıyla  anlayabilecektir.

Kumite            : Karate’nin müsabakaya uyarlanmış şekli

Obi                  : Karate kuşağı/ kemeri

Kumite esnasında puanı ifade eden komutlar

Yuko              : 1 Puan

Waza-Ari        : 2 Puan

İppon              : 3 Puan

Sayılar

İchi                  : Bir

Ni                    : İki

San                  : Üç

Shi                  : Dört

Go                  : Beş

Roku              : Altı

Shichi              : Yedi

Hachi              : Sekiz

Kyu                  : Dokuz

Ju                    : On

Genel Komutlar

Rei                  : Selam

Hajime        : Başla

Mawate        : Dön / dönüş

Yame            : Dur, başlangıç konumuna dön

Yoi                  : Dikkat

Kamae          : Hazırlan / hazır ol

Hantai          : Sondan başa doğru

Narande        : Tek sıra ol

Selamlaşma Komutları

Seiza              : Japonların geleneksel, dizlerinin üzerine oturma şeklidir. Komut üzerine idmanın                                          başında ve sonunda karşılıklı selamlaşmada uygulanır.

Mokuso          : Gözleri kapatarak meditasyon sürecinin başlaması

Mokuso Yame: Gözleri açarak meditasyon sürecini sonlandırmak

Shome ni Rei  : Dojonun ön tarafına bayrakların asılı olduğu istikamete selam verilir, bu selam aynı                                      zamanda atalara saygı gösterme/ selamlama olarak da kabul edilir

Sensei ni Rei  : Ustaya/ Hocaya selam verilir

Otagai ni Rei  : Karşılıklı verilen selam

Senpai ni Rei  : Kıdemli sporcuya verilen selam

Oss                    : Dojolarda selamlaşmak, onay, teşekkür, anlaşıldı, baş üstüne, lütfen vb. anlamlarda                                      muhatabı karşısında hafif eğilerek kullanılan bir ifade şeklidir.

Kiritsu            : Kalk komutu

Saldırı ve Savunma Seviyeleri

Jodan              : Üst seviye hizası (Baş seviyesi)

Chudan          : Orta seviye hizası (Kemerden-Gırtlak seviyesine kadar)

Gedan            : Alt seviye hizası (Kemer seviyesine kadar)

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Dövüş Sanatlarından Kung Fu Hakkında Bilgiler
Yazar: RasitTunca - 06-25-2019, 07:09 PM - Forum: Hoby Bilgileri - Yorum Yok


[Resim: 50481127ij.png]

Dövüş Sanatlarından Kung Fu Hakkında Bilgiler

Kung Fu (Gong Fu, Wu Shu, Vuşu)

Kung Fu Nedir?

Kung Fu (Çince: 功;;夫;;, Pinyin: gōngfu), savunma sanatlarının temeli olan, en eski ve en zengin bilgiyi içeren Shaolin Kung Fu'dan doğmuş, sonradan değişik coğrafyalar ve milletler tarafından farklı stiller kazanmış olan bir spordur.

Çin'deki dövüş sanatları, "Internal arts" (İç) ve "External Arts" (Dış) olmak üzere ikiye ayrılır. İç sistemlere "Tai Chi", "Sheng-I" ve "Pa-Qua" stilleri dahildir. Dış sistemlere örnek olarak "Shao Lin", "Long Fist", "Southern Fist", "Karate", "Wu-Shu-Kung Fu" stilleri verilebilir.

Çin dilinde Kung Fu, "savaş sanatı" anlamına gelmektedir. Fakat Çin savaş sanatı ustalarına göre Kung Fu, çok teknik bir terimdir ve savaş sanatının özel bir bölümüne karşılık gelmektedir. Çincede savaş sanatına tam karşılık gelen kelime, "Wu Shu"dur.

Gong sözcüğündeki o, u harfine yakın bir sesle, kapalı okunur. Kısaca Gong, "emek"; fu "zaman" demektir. Gong-funun uzun anlamı, bir işe, sanata, uğraşa ya da bilime uzun süreli emek vererek beceri geliştirmektir; kararlılıkla çalışıp beceri geliştirmek bu kavramın anahtar düşüncesidir. Gong-fu, kısaca Gong olarak seslendirilir. Başına konulan ön ek, emek ve zamanın hangi alanda ya da ne üzerinde harcandığını anlatır. Çigong sözcüğü, bu biçimde türetilmiştir. Çi canlılık, yaşam gücü ya da enerjisi anlamına gelir. Çigong, böylece yaşam enerjisi üzerinde kararlılıkla çalışarak çeşitli alanlarda yetenek geliştirmek demek olur.

"Kung Fu" adıyla bildiğimiz "Wu-Shu" (Vuşu) sporu, Çin'in ulusal sporudur. Kaynağı ve çıkış yeri, Çin'dir. Uzakdoğu'da oldukça yaygın bir spor türü olan Wu Shu'da Tao'lu (Talou) denilen jimnastik hareketler ve Sanshou (Sun ha) olarak adlandırılan dövüş teknikleri olmak üzere 2 kategoride yarışmalar yapılmaktadır.

"Wu-Shu", Çin savunma sanatlarının genel adıdır. Çin dışında genelde "Kung Fu" olarak tanımlanan spor türleri de buna dahildir. Çince Kung Fu terimi, "beceri" anlamına gelir; savaş sanatlarının dışında da herhangi bir alanda kullanılabilir. Buna karşılık Wu-Shu, "Savaş Sanatı" anlamına gelir.

Gerçekte saldırı ve savunmanın yanında, akrobasi ve baleye benzer kareografik hareketler ve Uzakdoğu felsefesi, "Wu-Shu" altında toplanır. Bununla beden ve ruhun uyumu sağlanır. İnsan karakterlerinin geliştirilmesi, idârenin ve öğrenme kabiliyetinin güçlenmesi ve hoşgörülü davranış biçimi sağlanır. Wu-Shu uygulaması, sadece yarışma öğretmez. Pratik zeka ile başarıyı sağlayan, ruh ve moral gücü veren bir sistem olup; aynı zamanda da konsantrasyonu geliştiren bir antrenman türüdür.

Wu Shu, geçmişi çok eski tarihlere dayanan geleneksel bir spor türüdür. İnsanların keşif gücü, savaş ve yaşamın gelişmesi ve değişmesinin etkisine paralel olarak, Wu Shu'da zaman içerisinde gelişmiştir. İlkel insanlar yaşam için mücadele ederken, tarım aletleriyle hem kendi yaşamlarını sürdürüyor, hem de kendilerini bu aletlerle hayvanlara karşı koruyorlardı. Bu aletlerle birbirleriyle ve diğer insan gruplarıyla mücadele ediyorlardı. Mücadele esnasında kullandıkları aletler ve uyguladıkları hareketler, Wu Shu'nun temelini oluşturdu. Tarihin ilerleyen dönemlerinde ilkel savaşın ortaya çıkması, askeri savaş yeteneğinin ortaya çıkmasını sağladı. Kabilelerin birbiri ile olan mücadelelerinde başarı kazanmak için yüksek savaş tekniğine ihtiyaç duyuldu. Bunun sonucunda; çıplak el ve değişik aletlerle çeşitli egzersiz form teknikleri (Taolu Teknikleri), yavaş yavaş oluşmaya başladı. Bunlar, Wu Shu'nun temel tekniklerini oluşturdu.

Wu Shu Sanatı, daha çok Çin'de gelişmiş ve Çin yazısıyla kayıt altına alındığı için dünya üzerinde hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Çin, bu savaş tekniğini dünya üzerinde yaymış, bu yüzden bu sanatın adı Çin'ce "Wu Shu" olarak tüm dünyaya yayılmıştır. Bu sporu Çin'deki millerler geliştirdiği için "Çin Halkı'nın sporu" olarak da adlandırılmıştır. Bu yüzden "Wu Shu", "Taolu Form" ve "Wu Shu" teknik isimleri, hep Çinceden alınmıştır.

Wu Shu sporu, Çin devletinin değişik bölge ve hanedanları arasında geliştiği için Taolu formların adı, keşfedildiği diyarın ve keşfeden kişinin adı ve soyadı ile adlandırılmıştır. Bir de hayvanları birbirleri ile yaptıkları mücadelelerdeki hareketler izlenmiş ve örnek olarak alınmış, ortaya konan formlar taklit formu olarak gelişmiş ve bu formlara hayvanların adı konulmuştur. Örneğin diyar ismi ile söylenilen formların adı, "Chanquan"(Çan çuen)'dir. Bu formu Çin'in kuzeybatı bölgesindeki insanlar keşfetmiştir. Bu insanlar, uzun boyludur. O yüzden bu formu uzun boylu insanların yapması daha uygundur. Chanquan stili, "kuzey dövüş formu" olarak tanınmıştır. Chan, "kuzey"; quan, "yumruk" anlamındadır. Nanquan (Nen Çuen) formunu Çin'in güney bölgesindeki kısa boylu insanlar keşfetmiştir. Nen, "güney"; Chuen, "yumruk" veya "dövüşmek" anlamına geliyor. Bu formu kısa boylu insanların kullanması daha uygundur.

Taijiquan (Tey ci Çuen) stili, 17. yüzyılda modernize edilmiş bir stil olup, kökeni Chi Gong çalışma sistemine dayanır. Bu spor, 7'den 70'e her yaştan insanın çalışması için uygun bir sistemdir. Bu stilde şu ana kadar çok sayıda form geliştirilmiştir. Örneğin "Yang Chi Taijiquan" formundaki "Yang", bir kişinin soyadıdır. Kendisi, keşfettiği bu forma kendi soyadını vermiştir.

Wu Shu'da kullanılan aletlerin bazıları şunlardır: Changquan sitilinin kullandığı silahlar; Daoshu (Eğri Kılıç), Jianshu (Şemşir), "Gunshu" (Uzun sopa) ve "Qiangshu" (Mızrak) dur. Nanquan stilinin kullandığı silahlar ise; "Nandao" (Geniş kılıç) ve "Nangun" (Uzun sopa)'dur. Taiji sitilinde uygulanan silah ise "Taijijian" (Taiji Şemşir)'dır

Wu Shu'nun taklit imitasyon stilleri ise hayvanların isimleri ile tanınmıştır. Örneğin; kaplan stili, yılan stili, maymun stili gibi... Tarihin değişmesi ve insan hayatının gelişmesi ile Wu Shu'nun çeşitleri de çoğalmıştır.

Wu Shu, daha önce 3 büyük mezhep halinde ortaya çıkmıştır. Bunlar; Shaolin Mezhebi, Wudang Mezhebi ve Nan mezhebidir. Shaolin mezhebi, Shaolin tapınağının ismi olup, bu tapınaktakilerin çalışmış olduğu stile Shaolin stili denilmektedir. Shaolin, Wu Shu'yu Çin'de yayan ve ilk Shaolin Manastırının yapılmasını sağlayan Bodidharma adında bir Hintli keşiştir. Bodhidharma yaklaşık 440-528 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen Zen okulunun Çin'deki kurucusudur. Zen, Budizm'in ilk piri olarak kabul edilir. Wudang mezhebi, adını Wudang adındaki bir dağdan almıştır. Bu dağ, Budizm'in merkezi olup, bu mezhebin çalıştığı stile "Wudang stili" denmiştir. Nan Mezhebine mensup Çin'in güney bölgesinde yaşayan kısa boylu insanların keşfetmiş olduğu stile "Nan stili" denmektedir. Çin'in güney bölgesinde daha çok yaygınlaştığı için Nan, güney stili olmuştur. Mezhepler, bu stilleri kendi vücut yapılarına ve dinlerinin kurallarına uygun olarak geliştirmişlerdir.

Wu Shu'daki antrenmanlarda esas olan, vücudun her bölümünü ayrı ayrı çalıştırmaktır. Wu-Shu'da denge solunum egzersizleri, esneklik düşünce pratik zeka ve meditasyon önemlidir. Bu, beden sağlığını en iyi şekilde etkiler. Wu-Shu'nun bugün 116 ülkede federasyonu bulunmaktadır. 2002 Yılında Dünya Olimpiyat komitesi tarafından tanınarak 2004 Atina Olimpiyatlarında son kapanış günü gösteri olarak tüm dünyaya sunulmuştur.

Çalışmanın uygun gelişimi için Wu Shu, 7 bölüme ayrılır:

    Teknik serisi (Chuean Thau)
    Kombine Çalışmaları (Tuyi Cher)
    Özel Teknikler (San Suau)
    Kuvvet Çalışmaları (Kung Fu)
    Müsabaka (Poa Chik)
    Silahlar (Wu Chi)
    Kurallar (Chuean Li)

"Kung Fu" ismi, günümüzde Wu Shu ile anılır hale gelmiştir. Wu Shu, kısaca Modern Kung Fu anlamına gelmektedir. Belki binlerce sayıya ulaşan farklı Kung Fu stil ve sistemlerini tek çatı altında toplayan ve kelime anlamı "savaş sanatları" olan Wu Shu, Çin devletinin öncülüğünde dünya ve Avrupa federasyonlarını oluşturarak uluslararası arenada en büyük federasyonlardan biri haline gelmiş durumdadır. Ancak Wu Shu'ya karşı çıkan binlerce usta da mevcuttur

Wu-Shu müsabakaları, Taolu ve Sanshou olmak üzere iki ana başlık altında 11 ayrı bölümde yapılmaktadır:

    A. Taolu

    8x14 metre genişliğindeki halı üzerinde müsabakaları yapılır. Basit anlamda Hayali Dövüş anlamına gelir. Saldırılara karşı savunmayı amaçlayan, koreografik hareketler bütünüdür. Tao teknik özelliklerinde, teknik, ritim, esneklik, akıcılık, denge, kuvvet, sıçrama, sunum ve estetik en çok göze çarpan özelliklerdir.

    Çıplak elle, kısa silah ve uzun silah sınıflandırılmalarıyla 10 ayrı bölümde yapılmaktadır:

    Çıplak Elle

        1. Changquan (Uzun Yumruk)

        2. Nanquan (Güney Yumruğu)

        3. Taijiquan (Tai Chi Yumruğu)

  Kısa Silahlar

        4. Daoshu (Kuzey Kılıcı)

        5. Jianshu (ince kılıç)

        6. Taijijian (Tai Chi kılıcı)

        7. Nandao (Güney kılıcı)

    Uzun Silahlar

        8. Gunshu (Kuzey Sopası)

        9. Qiangshu (Mızrak)

        10. Nangun (Güney Sopası)

    B. Sanshou (Sanda)


    Sanshou Müsabakaları, 8 x 8 metrelik 80 cm. Yükseklikteki ipsiz bir platformda yapılır. Kask, eldiven, dişlik, kogi gibi koruyucu malzemelerle müsabakalar gerçekleşir. Tekme, yumruk ve düşürme teknikleri uygulanarak yapılır.

Kung Fu 'nun asıl doğum yeri Çin'in Henan eyaletinde bulunan Shaolin tapınağıdır. (Şaolin olarak okunur) Bu yer bu yüzdendir ki dünyada Dövüşen Rahiplerin yeri olarak ün salmıştır.

Shaolin, yaklaşık 40 okuldan oluşuyor ve bu okullardan en büyüğü olan Tagou'da yaklaşık olarak 10.000 öğrenci bulunuyor. Öğrencilerin bu kadar çok oluşunu garipseyecekler için de bir de dipnot düşeyim; Çin'de özellikle eskiden imkanı olan birçok aile çocuklarını daha çok küçük yaşlarından itibaren (4-10 yaş arası) Shaolin tapına dövüş eğitimi için gönderir burada hayatı öğrenmesini sağlardı. Çocuklar burada sabah 5:30 da kalkıp kahvaltı eder, ardından akşam 6'ya kadar sürecek olan uzun bir eğitime katılırlardı. Akşam yemeğini yedikten sonra hala enerjisi kalan öğrenciler ise 9 olan yatma saatine kadar ek eğitim alarak (yada cezaları var ise bunları alarak) günü noktalarlardı. Öğrenciler senenin 11 ayı bu okulda kalır, kalan 1 ayı ise aileleri ile geçirmek için evlerine dönerlerdi. Bu okullar günümüzde dünyanın dört bir tarafından öğrenci alsa da okula gitmiş öğrencilerin yaptıkları yorumlar bu eğitim kamplarının geçen zamana rağmen zorluğundan hiçbir şey kaybetmediğini kanıtlıyor.

Okula giden öğrencilerden biri şöyle diyor; "Daha önce ilgi duyduğumdan Kung Fu'yu öğrenmek için Shaloin tapınağına gitmeye karar verdim. Buradaki eğitimi tek bir kelime ile anlatabilirim o da İşkence. Evet, burada kendinize işkence etmeyi öğreniyorsunuz. Sabah çok erken saatte kalkıp tuvalet ihtiyacınızı gidermek için tıka basa olan tuvalette yer kapmak için neredeyse dövüşüyorsunuz; çünkü başlayacak olan derse 1 dakika bile geç kalmak kesinlikle hoş görülmüyor ve tapınağın merdivenlerini çıkmakla cezalandırılıyorsunuz, 1000 basamağı olan tapınağı inip çıkmakla. Eğitimde olabildiğince hızlı koşmalısınız, eğer hoca yeterince hızlı koşmadığınız kanaatine varırsa elinde sopa ile sizin arkanızdan koşmaya başlıyor, eğer size yetişirse size vuruyor. Acı çekmemek için daha hızlı koşmalısınız."

Kung Fu öğrencilerinin Shaolin tapınağındaki eğitimleri şu şekildedir:

1. Yıl: Basit Kung Fu tekniklerinin öğrenimi, demir mınçıka kullanımı, kılıç kullanımı, düşme teknikleri, basit box teknikleri ve ayak hareketleri, kısa vuruş teknikleri.

2. Yıl: 3 parçalı sopa kullanımı, demir mınçıka kullanımı, kılıç kullanımı, diğer öğrencilerle dövüşme / pratik yapma, diğer silahlarla dövüş teknikleri.

3. Yıl: Bu seviyede öğrenciler her bir alanın en yüksek seviyelerini görüyorlar. Hareketlerin yüksek beceri gerektiren formları, tek el ile düşmanı hareketsiz hale getirme, mızrak, çubuk, demir çember kullanımı, diz ve dirsekle vurma, hızlı saldırma teknikleri.

4. Yıl ve Sonrası: 3. yılın sonunda öğrenciler Shaolin okulunda verilen Kung Fu eğitiminde "orta derece'ye sahip oluyorlar. Bu üçüncü, dördüncü ya da beşinci seviye olabiliyor. Bundan sonra ulaşılabilecek en yüksek seviye ise dokuzuncu seviye ve Kung Fu ustası seviyesine erişmek.

Tarihçe

Kung Fu M. Ö. 4.. yüzyılın sonunda büyük düşünür Konfiçyüs ile arkadaşı Lao-CHE düşünceleri ile meydana gelmiştir. Bu düşünceleri sonunda meydana gelen Taoizm'i canlandırıp etrafına yaymak ve de bunu halka sevdirebilmek için ilk olarak etrafındaki çırak ve gençlere öğretip yaymak istediler. Bu durumu benimseyen ve de çok seven imparator Han-Wu-Ti, bu spor dalına o zaman “Uzun el dövüşü” adını verdi. Bu teknik, daha sonraki yıllarda çok iyi hocalar yetiştirerek bütün Çin'e yayılmasına sebep oldu. Daha sonraki yıllarda ise büyük bilgin kıymetli hekim Hua-Ta tarafından bir çok yenilikler getirilip herkesin tanımış olduğu 5 büyük hayvanın adını ve stillerini ilave ederek bu spora ayrı bir renk kattı. Kaplan, ayı, yılan, aslan ve turna kuşunun hareketlerinden birer bölümünü alıp bu spor dalına katmış oldu ve de böylece Ta-Mo-SHaolin sistemi, bütün Çin'e yayıldı. Daha sonraları buna bir çok yenilikler de ilave edilerek neticesinde "Chang-Chuan" sistemi doğmuş oldu. Çin'de Budizm dinini yayan Buda rahipleri kendi aralarında Vahşi hayvanların dövüş ve kendilerini savunma hareketlerini inceleyip bunlardan yeni bir çok teknik daha alarak bunların hepsini 5 büyük stil içerisinde topladılar. Nihayet Shaolin Manastırı Çin halkına açılıp buraya yeni genç nesilden öğrenciler alınmaya başlandı. Daha ziyade halkın içinden kısa boylu ve cesur olanları seçildi.

Ardından geçen uzun yıllar sonunda bütün Çin'de Budizm dinini yayan rahipler bir taraftan da El, Ayak, Sopa, Kılıç, yakın dövüşü öğrettiler. Daha sonraları bu sporu bir dövüş ve savunma tekniği haline getirdiler. Tao-Chi-Chun-Fa adını verdiler. Bu spor, Leopar – Kartal pençesini ilave ederek Nei-Chia-Tai-Chi-Wai-Chia, Chuan-Shu-Kua-Shu gibi bir çok yeni adlar takıp bunları sınıflara ayırdılar. 1300 yıllarında bu spor yırtıcılıktan kurtarılıp yumuşatılarak saygılı ve sevimli hoca “Tai-aist Cheng Saim Fung” tarafından geliştirilen (Tai-Chi-Chuan) sistemi çok geliştirilip Kung Fu yeni ismi (Chueh-YUAN) oldu. 170 civarında olan teknik sayısı 300 rakamına ulaşmış oldu.

1400 yıllarında bu spor, Pa-Kua, Wu-Shu, Wing-Chun ve Tai-Chi olmak üzere dört ana bölüme ayrılıp: Sert ve yırtıcı dövüşlere (Pakua), silahlı ve vurucu dövüşlere (Wu-Shu), el ve ayak dövüşlerine (Wing-Chun), iç kuvvete ve yaşlı dövüşlerine ise (Tai-Chi) adı verildi.

Nihayet buda rahipleri, Shaolin manastırında son şekle getirilen bu dört yeni modeli tek bir isim ve çatı altında toplayıp buna yeni bir isimle bütün Çin halkına öğretilmeye başlandı. Bu yeni isim ise o günden bu güne kadar devam edip gelen Kung Fu dur.

Konfüçyüs, M. Ö. 6 ve 5. yüzyıllarda şiddetin ve toplumsal düzensizliğin hakim olduğu bir çağda uyum ve düzen için atılması gereken adımları öğretmişti. Değişimlerle birlikte Çin'de Tai Chi görüntülerinin yanı sıra Kung Fu yapanların görüntüleri de daha fazla görülmeye başlandı. Çünkü ortaya çıkan yeni zenginlerin korunması yeni bir istihdam alanı yarattı. Bir zamanlar Şaolin Tapınağı'nda imparatorları korumak için özel muhafızlar yetiştiriliyordu. Günümüzde ise yeni zenginleri koruyanlar, Kung Fu öğreniyor. Ancak Kung Fu, modern adıyla Wu Shu, günümüzde yalnızca bir dövüş sanatı değil, aynı zamanda olimpiyatlara da giren bir spor dalıdır

Budist rahipler, manastırlarını hırsızlardan ve çeşitli diğer saldırılardan korumak amacıyla bir savaş sanatı ortaya çıkardılar. Hiçbir canlıya zarar vermemek, “Buda”
felsefesinin temel taşlarındandır. Budist rahipler, insanlara gösterdikleri saygının aynısını hayvanlara da gösteriyorlardı. Saygı gösterdikleri bu hayvanların düşmanlarına karşı kendilerini ustalıkla savunmaları “Kung Fu” adını verdikleri bu savaş sanatının ortaya çıkartılmasında ilham kaynağı olmuştur. Kung Fu, öyle bir savaş sanatıydı ki, vücudun hassas noktaları hedef alındığından tekniği uygulayan kişinin tek bir darbesi bile öldürücü olabiliyordu. Dolayısıyla böylesi bir savaş sanatının disiplin ve kontrol altında tutulması gerekiyordu. Aksi takdirde önü alınamaz olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilirdi. Budist rahipler, bu kontrol mekanizmasını oluşturmak adına Buda'nın fiziksel ve ruhsal kontrol yolunu Kung Fu'ya uyguladılar. Daha sonra geliştirilen savaş sanatları da bu felsefeyi izleyerek adlarının sonuna “yol” anlamına gelen “do” kelimesini eklediler.

İlk Kung Fu Ustası Yip-Man

Yip-Man, Wing-Chun dövüş sanatını açık bir şekilde dış dünyaya öğreten ilk Kung Fu ustasıdır. Aralarında Bruce Lee'nin de bulunduğu, daha sonradan kendileri de birer usta ve öğretmen olarak dövüş sanatları dünyasında söz sahibi olan birçok kişiyi yetiştirmiştir. Chan Wah-Shun'un son öğrencisi olan Yip-Man, 13 yaşındayken Wing-Chun çalışmaya başladı. Yip-Man, ustasının ilerlemiş yaşından dolayı çalışmalarının çoğunu Wah-Shun ustanın ikinci yardımcısı Ng Chung-Sok'la yapardı. Üç yıl sonra Chan Wah-Shun öldü, fakat ölmeden önceki isteklerinden birisi Ng Chung-Sok'un Yip-Man'ın Wing-Chun eğitimine devam etmesiydi.

Yip-Man, 16 yaşındayken kısa süreliğine Japonya'ya gitti ve sonra Hong-Kong'da üst sınıf ailelerin çocuklarının ve yabancıların okuduğu St. Stephen Koleji'nde derslere katıldı. Bir hikâyeye göre sınıf arkadaşlarından birisi onun dövüş sanatlarındaki bilgisini kendisinden büyük bir adam üzerinde denemesini ister. Yip-Man'ın meydan okuduğu adam onu birkaç darbede yere devirir ve sonradan anlaşılır ki kavga ettiği yaşlı kişi kendi ustasının asistanlarından Leung Bik'tir. Bu karşılaşmadan sonra Leung Bik'ten dersler almaya başlar. 24 yaşında Yip-Man Foshan'a döner ve memleketinden uzakta geçirdiği yıllarda Wing-Chun bilgisi inanılmaz ölçüde ilerlemiştir. Kendi akranları onun bu üstün yeteneklerini görünce uzakta olduğu yıllarda başka bir dövüş sanatı çalışarak Wing-Chun'a ihanet ettiğini söylerler.

Yip-Man Foshan'da resmi bir Wing-Chun okulu çalıştırmadı, fakat arkadaşlarının ve akrabalarının çocuklarına Wing-Chun dersleri verdi. Bunların arasında, Chow Kwong-Yue, Kwok Fu, Lun Kai, Chan Chi-Sun ve Lui Ying en tanınanlarındandır. Bu öğrencilerin en iyisi olduğuna inanılan Chow Kwong–Yue ilerleyen yaşamında ticarete atılmış ve dövüş sanatlarından uzaklaşmıştır. Kwok Fu ve Lun Kai, Foshan ve Guandong bölgelerinde öğrencilerine Wing-Chun öğretmeye devam etmişler ve bu ustaları takip eden öğrenciler sanatın eğitimini sürdürmüşlerdir. Diğer öğrencilerinden Chan Chi-Sun genç yaşta ölür ve Lui Ying Hong Kong'a gider.

Çin'in Japon istilası sırasında Yip-Man Japon askeri birliklerini eğitme tekliflerini geri çevirmiştir. Sonrasında Hong-Kong'a gitmiş ve orada açtığı dövüş sanatları okulunda Wing-Chun eğitimi vermeye devam etmiştir. Okulu açtığı ilk zamanlarda işler iyi değildir çünkü öğrencileri birkaç ay orada kalıp ayrılıyorlardır. Yip-Man okulunu Sham Shui Po'daki Hoi Tan Caddesine, oradan da Yau Ma Tei'deki Lee Tat Caddesine taşımıştır. Bu zaman içerisinde bazı öğrencileri ustalık seviyesine ulaşmış ve kendi okullarını açmışlardır. Yip-Man'ın bazı öğrencileri, diğer dövüş ustalarına karşı değişik karşılaşmalarda zaferler kazanmış ve bu Yip-Man'ın ününe ün katmıştır. 1967'de Yip-Man ve birkaç öğrencisi Hong-Kong Wing-Chun Athletic Association'ı kurmuştur.

Yip-Man'ın en ünlü öğrencilerinden biri olan Bruce Lee 1954'ten 1957'e kadar onunla birlikte çalışmıştır. Yip-Man emekliye ayrıldığında William Cheung, Lo Man Kam (Yip-Man'ın yeğeni), Moy Yat ve iki oğlu Ip Chun ve Ip Ching Wing-Chun eğitimi vermeye devam etmişlerdir. 1972'de gırtlak kanseri olan Yip-Man, aynı yılın 2 Aralık günü Hong-Kong'daki kariyerinin 30 yıllık döneminin sonrasında ölümünden sonra tüm dünyaya da yayılacak olan bir Wing-Chun sistemini öğretecek ustaları miras bırakarak yaşama gözlerini kapamıştır.

Türkiye'de Kung Fu

Türkiye, tam olarak Kung Fu'nun ne olduğunu 70'li yıllarda yayınlanan "Kung Fu" adlı diziyle tanımıştır. O döneme kadar tüm branşların temeli olarak bilinen bu sistemi çalışanlar, oldukça azınlıktaydı ve genel olarak da Kung Fu, kulaktan dolma bilgilerle biliniyordu. Başrolünü David Carradean'ın oynadığı bu dizide Amerikalı bir baba ve Çinli bir anneden doğan Kwai Chang Caine, Shaolin Tapınağı'na Kung Fu öğrenmesi için yerleştirilen bir "Çekirge'yi canlandırmış; dizi, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de epey popüler olmuştu.

Yine 1970 yıllarda Amerika'dan ortaya çıkan Çinli büyük Kung Fu ustası Bruce Lee sayesinde tüm dünyada Kung Fu filmleri patlama yaşadı. Başta Bruce Lee olmak üzere Gizemli Shaolin manastırlarını ve rahiplerini anlatan Çin filmleri, kısa zamanda tüm sinemalarda gösterime girdi. Beyazperdenin bu gücü, Türkiye'de Kung Fu'nun önlenemez yükselişini sağlayarak kısa zamanda spor salonlarında en fazla öğrenci çalıştıran branş oldu.

80'li yıllara gelindiğinde ise siyah elbiseli ve oldukça gizemli olan bu sistemi çalışan binlerce sporculuk bir potansiyel oluşmuştu. Ülkemizde sistemleşen Taekwon-do, Karate-do ve Judo çalışanları, kendilerine rakip gelen ve salonlarda öğrencilerini kendisine çeken bu sisteme toplu bir tepki gösterdiler. Hatta bu tepkiler, bir dönem resmi federasyonu bulunmayan Kung Fu sisteminin ülkemizde çalışılmasının yasaklanmasına sebep oldu. Ancak bu gizemli sistem, her türlü engellemeye rağmen çığ gibi büyüyecek ve 1998 yılında resmî federasyona dahi kavuşacaktı.

Öncelikli olarak İstanbul başta olmak üzere hemen hemen her ilin neredeyse her sokağına bir Kung Fu salonu açıldı. Öte yandan sinemalarda en çok seyredilen filmler Kung Fu filmleriydi. Bu filmlerin video kasetleri de yok satıyordu. Bu müthiş rağbetin nedeni ölümü çeşitli söylentiler yüzünden bir sır olan Bruce Lee efsanesiydi. Beyninde oluşan bir ödem sonucu öldüğü açıklansa da sevenleri onun bir suikast neticesinde hayatını kaybettiği inancını hâlâ koruyor.

1975'lerde başlayan Kung Fu'nun bu maratonu, 1998 yılına kadar yüzlerce stil ve sistem adı altında gayri resmi olarak çalışılarak devam etti. Takvim yaprakları 1998 yılını gösterdiği dönemde de Karate federasyonuna bağlanarak resmiyete kavuştu. Kaderin ne acı cilvesidir ki, Kung Fu Wu Shu adı altında ilk resmiyetini kendisine en fazla antipati duyan sistem olan Karate federasyonu çatısı altında gerçekleşmişti. İlerleyen yıllarda Judo, Aikido, Kuraş sistemleri ile ortak bir federasyon dönemi yaşadı. Şimdi ise T.C.Wu Shu federasyonu adı altında bağımsız olarak faaliyetlerine devam etmekte. Wu Shu sistemi kurulduğu tarihten günümüze kadar uluslar arası alanda ülkemize önemli başarılar kazandırdı. Yeni bir federasyon olmasına rağmen ciddi dereceler alarak ülkemizi yurtdışında temsil ettiler ve bu başarılara da devam ediyorlar.

Türkiye'de 1970'li yıllardan beri Kung Fu adı altında çalışılmış; 1990 yılından itibaren dünyada yapıldığı şekliyle ülkemizde Modern Wu-Shu çalışılmaya başlanmış; 1999 yılında Federasyonu kurulmuştur. 1999 yılında katıldığımız Hong Kong Dünya Şampiyonası'nda ilk derecemiz olan Dünya ikinciliği İbrahim Özcan tarafından ülkemize getirilmiştir. 2002 yılında Portekiz'de yapılan Avrupa şampiyonasında 1 Avrupa Şampiyonluğu, 1 Avrupa ikinciliği, 2 Avrupa üçüncülüğü; 2003 yılında Azerbaycan'da yapılan 14 ülkenin katıldığı Uluslararası Turnuvada 11 madalya kazanılmış; 2003 Yılında Çin'de yapılan Dünya Şampiyonasında 4 Dünya üçüncülüğü kazanılmış; 2004 Yılı Moskova'da yapılan Avrupa şampiyonasında 3 Avrupa şampiyonluğu, 2 Avrupa ikinciliği 1 Avrupa üçüncülüğü kazanılmış; 2004 yılı Moskova'da yapılan Avrupa gençler kupasında Taolu dalında 9 madalya kazanılmış ve Ülkemize Avrupa üçüncülük Kupası getirilmiştir. 2005 yılı Vietnam'da yapılan 8.Wu-Shu Dünya Şampiyonasında 3 bronz madalya, 2006 3.Wu-Shu Dünya Kupasında 3 bronz madalya, 2006'da İtalya'da yapılan 11.Avrupa Wu-Shu Şampiyonasında 4 altın 1 gümüş 3 bronz madalya alınmıştır. 2007 yılında 52 kg'da Hüseyin Dündar Türkiye'ye ilk Dünya Şampiyonluğunu kazandırmıştır.

Kung Fu'nun Amaçları ve Kuralları

Geliştirildiği zamanlarda Kung Fu'nun üç amacı vardı. Bunlar: Fiziksel vücut sağlamlığını sağlamak. Kendini savunmayı öğrenmek ve ruhi gelişimi sağlamak. Bugün için bazı değişik kutuplaşmalar vardır. Bazı Kung Fu Hocaları Kung Fu'yu sadece kendini savunmayı öğretmek amacı ile çalıştırmakta, bazıları ise Kung Fu ile vücudu sağlıklı kılacağını öne sürerek savunma amacını dışlamaktadır. Halbuki savunma amacı olmaksızın Kung Fu artık bir jimnastik hareketleri serisidir.

Kung Fu çalışmalarında öncelikle kişi gerektiğinde kendini ya da bir yakınını koruyabileceği formunu bulması ve bunu koruması gereklidir. Daha sonra Kung Fu'nun vücudun fiziksel yönüne katkıları gelir. Düzenli Kung Fu çalışmaları ileri yaşlarda bile canlı ve atletik bir vücut sağlar. Kung Funun üçüncü bir özelliği kişilik gelişimine yardım etmesidir. Yıllar süren çalışmalar esnasında iyi bir Kung Fu'cu sabır, ileriyi görme ve sakinlik niteliklerini geliştirir. Bu özellikler iyi bir Kung Fu'cu olmak için gereklidir. Güç ve teknik gelişimi için gerekli olan şey sabır Kung Fu kurallarını iyi anlamak için gerekli olan şey ileriyi görme; müsabaka esnasında rakibin açıklarını görerek saldırı düzenleme ise sakinlik ile olur. Bu özellikler çok zor anlarda bile bir Kung Fu'cuya dikkatli düşünme ve soğuk kanlılıkla durur.

Kung Fu'da Teknik

Kung Fu, Uzakdoğu'nun dövüş ve savunma tekniğinin en büyüğü, en gelişmişi gerçek yaşamdaki yeri ise tam uygulandığı zaman en soylusu ve en çok sevilenidir. Kung Fu sporu, başladığından bugüne kadar bir çok değişikliklere uğramış amma hiçbir zaman savunma sanatının dışına çıkmamıştır. Gelmiş geçmiş bütün büyük hocaların da Kung Fu sporuna centilmenlik hareketlerini çıkmamasına bütün tekniklerine sahip çıkılmasına önem gösterip bu sporun halk tarafından çok sevilip, saygınlığını kaybettirmemek için büyük uğraşı göstermişlerdir.

Kung Fu bugün çok sert, seri vurma ve ayak tekniğine dayanan sakin dövüş olarak bilinen Wing-TSUNG tekniğidir Kung Fu sporu ayrıca hiçbir zaman vur, kır, öldür yok et, gibi vahşet aracı değil de, yalnız şiddeti yenmek ve onu zararsız hale getirmek sporu ve tekniğidir. Bu teknik sayesindeki bütün iç organların sinir ve eklemlerin bu sporla daha sağlıklı ve daha da kuvvetli olması sağlanmış bütün Çin!de kabullenmiş ve batı fikirlerine göre ayrı bir önem kazanmıştır. Bugün Çin'de kalp hastalarına Kung Fu egzersiz tavsiye edilir ve bunu uygulayan hastalar üzerinde yapılan testler sonunda hastaların daha çabuk iyileştikleri kanıtlanır.

Çin'de Kung Fu okullarında yetiştirilen genç öğrenciler tam bir birlik ve saygınlık içerisinde çalışıp ilk önce iç organlarının kuvvetlendirilmesini ve sağlıklı olmalarını sağlarlar. Bu sporun bütün inceliklerini öğrenip yaşlı olanlara ise daha sağlıklı ve düzenli yaşam ve tekniğini öğretirler. Belirli bir yaştan sonra ise bu öğrendiklerini öğretmekle yükümlü olup topluma karşıda sorumludur. Bunların hepsi yıllar sonra gerçek birer Kung Fu ustası olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

Kung Fu ve Sağlık

Eski Çin uygarlığının günümüz tıbbına en önemli katkısı, Kung fu gibi grup sporları şeklinde uygulanan solunum egzersizleridir. Bugün solunum egzersizleri, akciğer hastalıklarının tedavisinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

Shaolin Kung Fu

Doğusu yüzyıllar öncesine dayanan bu sanat, Shaolin Rahipleri tarafından kendilerini yaşamın tüm kademelerinde güçlü kılabilmesi adına geliştirdikleri insanoğlunun içinde var olan gücün dışa yansımasıdır. Örneğin; bir aslanın yaşamında neler olduğunu, gün boyunca nasıl yaşadığını, nasıl hayatta kalabildiğini, hedefine ulaşmadan önce ne gibi hazırlıklar yaptığını, harekete geçeceği zaman ne tür davranışlar sergilediği, nasıl galip geldiği konusundan tutunda, çıkan bir fırtınada devasa gövdelerine rağmen köklerinden sökülen koskoca ağaçlarla, en güçlü rüzgarlarda bile sağladığı uyum ve denge sayesinde ayakta kalmayı başarabilen buğday başağının öyküsünden çıkarılan dersleri insanoğlunun mücadeleci kimliğinde buluşturmayı başarmak gibi.

Shaolin Kung Fu teknikleri, 550 ana hareketten oluşur. Bu sayı, insan anatomisinin mantıklı olarak üretebildiği maksimum limittir. Oldukça kapsamlı olan bu tekniklerle binlerce farklı kombinasyon oluşturulabilir. Yeryüzünde var olan savaş sanatlarının atası olup tümünün birleşik gücünü temsil eder. Yani diğer savunma sanatları, Kung Fu'nun sadece belirli kesitlerini oluşturur. Her insanın doğasında var olan bu sanatı ortaya çıkartmak hiç de kolay olmamıştır. Shaolin rahipleri, oldukça uzun bir zaman boyunca insan doğası kadar tabiatta var olan diğer canlıların da doğasını, yaşam şeklini sürekli gözlemlemişlerdir. İnsanoğlunun bu canlılardan farkını, üstün ve zayıf yanlarını, analiz ederek tüm bunları akıl ve mantık süzgecinden geçirmişler, ortaya çıkan sonucu insan ruhu ve bedeni ile bütünleştirerek, inanılması güç bir başarı elde etmişlerdir.

Başarılı bir Shaolin Kung Fu uygulayıcısı;

    Sürekli olarak pratik yapmalıdır.
    Bildiklerini sadece kendini savunmak amacıyla kullanmalıdır.
    Kendinden üst kademedeki ustalarına karşı daima ölçülü, saygılı ve nazik olmalıdır.
    Kurs arkadaşları ile iyi geçinmeli, her zaman dürüst ve anlayışlı olmalıdır.
    Bulunacağı her ortamda iradesine hakim olmalı, bildiklerini asla gösteri amaçlı kullanmamalı ve dövüşmekten daima kaçınmalıdır.
    Asla aksi ve itici davranışlarda bulunmamalıdır.
    Dövüşmenin en son çare olduğunun bilincinde olarak insanlara centilmenliği, sevecenliği ve hoşgörülü olmayı aşılamalıdır.
    Açgözlü, böbürlenen ve saldırgan bir insan olmamalıdır.

Gerçek Shaolin Kung Fu sanatını bilen usta sayısı, bugün Çin'de dahi çok azdır. Bunun nedeni, Shaolin Rahipleri'nin bu sanatı inançları gereği çok gizli tutmuş olmaları, dış dünyadan saklayarak sadece bu sanatı hak ettiğine inandıkları insanlara öğretmelerinden kaynaklanmıştır. Günümüzde son derece özünden uzak ve yozlaşmış bir şekilde Shaolin ya da farklı isimler adı altında birçok Kung Fu stili mevcuttur. Bunların büyük bölümü akrobasi ve gösteriye dayalı olup, gerçek Kung Fu Sanatı'nı yansıtmamaktadır.

Shaolin Kung Fu'da Vuruş Stilleri


Kısa vuruşlar

Bir Kung Fu ustası iç enerjisini (chi), beyin ve ruh gücü ile birleştirmeyi başarabildiğinde 40 cm ve daha üstü mesafeden uygulayabileceği bir vuruşu, 3-5 cm gibi çok kısa sayılabilecek bir mesafeden de aynı şiddette uygulayabilir.

Hayvan Stilleri

Kung Fu'nun gücüne güç katan bu stiller; Aslan, Kaplan, Yılan, Kartal ve Kuğu stilleridir. Shaolin Rahipleri, bu canlıların en güçlü taraflarını insanoğlunun üretebildiği maksimum sayıdaki hareketlerle uyumlu hale getirerek müthiş bir başarı sağlamışlardır.
İnsan Davranış Biçimlerinden Uyarlanan Sarhoş, Çapulcu ve Bıçak Stilleri

Shaolin rahipleri, sarhoş bir insanın fiziki görüntüsüne bürünerek son derece kurnazca tasarlanmış bir stilin yanı sıra, kendini koruyamayacak kadar aciz ve yetersiz görünümlü insanların beklenmedik saldırılarla düşmanlarını şaşkına çevirip gafil avlamalarından uyarlanmış olan "Çapulcu Stili'ni geliştirmişlerdir. Bıçak stili de ellerin özel çalışmalarla son derece sert ve güçlü bir hale getirilerek tıpkı bir bıçak gibi etkili ve ölümcül olarak kullanılabilmesine imkan sağlayan çok etkili bir stildir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 En Kolay Göbek Eritme Nasıl Olur? Göbeğimi Nasıl Zayıflatırım?
Yazar: RasitTunca - 06-20-2019, 04:04 PM - Forum: Sağlık Bilgileri - Yorum Yok



En Kolay Göbek Eritme Nasıl Olur? Göbeğimi Nasıl Zayıflatırım?

En kolay göbek eritme nasıl olur, Sadece göbek eritmek istiyorum, göbeğimi nasıl zayıflatırım

Göbeği eritmek için mucize bir ilaç olmasını gerçekten bende isterdim ancak henüz böyle bir ilaç bulunmadı. Göbek ve bel çevresi yağlanması özellikle erkeklerde kalp ve damar hastalıklarını tetikleyen bir durum olduğu için bu bölgedeki yağlar sadece görüntüsü nedeniyle değil sağlık açısından da bir an önce azaltılmalı. Göbek eritmenin en kolay yolu, gün gün kalori hesabı yapacağınız bir diyet programı uygulamak yerine, beslenme alışkanlıklarınızı değiştirerek bundan sonraki hayatınızda boş kalorilerden oluşan besinler değil, size gerçekten faydası olan, besin değeri yüksek gıdalar tüketmeniz. Buna bir de düzenli egzersizi eklerseniz göbek yağlarından kurtulmamanız için bir sebep yok.

Yağ Tüketimini Azaltmak

Kilo vermek için yağı aldığınız kaynaklar önemli. Çünkü bazı yağlar sistem için gerekliyken bazıları kilo almanızı hızlandıracak şekilde direk yağ olarak depolanır. Tükettiğiniz gıdaların az yağlı veya yağsız olmasına özen gösterin. Eti yağsız, sütü ve peyniri az yağlı veya yağsız tüketmeniz ve fast-food ürünlerden uzak durmanız iyi bir başlangıç olabilir.

Şekeri Azaltmak

İşlenmiş beyaz şekeri kesinlikle beslenmenizden çıkarın. Gün içinde çay içme alışkanlığınız varsa ve çayı şekersiz içemiyorsanız organik balla tatlandırabilirsiniz. Ayrıca vitamin ve mineral yönünden zengin meyvelerden de vücudunuzun ihtiyaç duyduğu şekerin tamamını alabilirsiniz. Çikolata veya hamur işi tatlılar yerine yine meyve tüketebilirsiniz.
Egzersiz Programına Bağlı Kalmak
Kendinize gerçekçi bir egzersiz programı oluşturun. Eğer daha önce spor yapma alışkanlığınız yoksa bir anda sokağa çıkıp 5 kilometre koşmanız mümkün değil ayrıca sağlıklı da değil. Kendinize göre, yapabileceğiniz kadar ve sizi biraz zorlayacak egzersizlerden oluşan bir program hazırlayın. Örneğin ilk hafta 1 saat tempolu yürüyüş yapabilirsiniz. Sonra yavaş yavaş egzersizlerde harcadığınız enerjiyi arttırmaya başlayın. Mesela 1 saatlik yürüyüşü yokuş yukarı yaparsanız düz yolun yaklaşık 2 katı kalori yakabilirsiniz.

Sindirim Sistemini Geliştirmek

Kötü bir sindirim sistemi gaz ve şişkinliğe yol açabileceğinden mevcut göbeğinizin olduğundan daha da büyük görünmesine neden olabilir. Bu yüzden sindirim sisteminin düzgün çalışması önemlidir. Kolay tuvalete çıkabilmek için lif yönünden zengin sebzeleri, tam tahıllı besinleri yiyebilirsiniz. Bu tip gıdalar daha yavaş sindirildiği için tokluk hissiniz daha uzun sürecektir.

Sonuç olarak göbek eritmenin en kolay yolu beslenmenize dikkat etmek ve hareketi arttırmaktır. Bunun için profesyonel sporcular gibi antrenman yapmanıza ya da mankenler gibi günde 3 adet elmayla beslenmenize gerek yok. Hazırladığınız diyet ve egzersiz programları size özel ve uygulanabilir olmalı. Böylece sıkılmadan, yemek için gözünüz kararmadan, üstelik kalıcı olarak kilo verebilirsiniz.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Kuzey Kutbunda 6 ay gece, Güney Kutbunda 6 ay gündüz - Dönence
Yazar: RasitTunca - 06-20-2019, 03:13 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Kuzey Kutbunda 6 ay gece, Güney Kutbunda 6 ay gündüz - Dönence

Sonbahar Ekinoksu neden doodle oldu? Sonbahara girdik mi? Ekinoks ne demek? İlkbahar Ekinoksu ve Sonbahar Ekinoksu mu var? 23 Eylül'de ne oluyor? 21 Mart durumu nedir? SONBAHAR NEDİR?

SONBAHAR NEDİR? Gece ve gündüz birbirine eşit mi? Kuzey ve Güney kutbunda neler oluyor? 23 Eylül durumu nedir? Sonbahar Ekinoksu neden doodle oldu? Sonbahara girdik mi? Ekinoks  ne demek? İlkbahar Ekinoksu ve Sonbahar Ekinoksu mu var? 23 Eylül'de ne oluyor? 21 Mart durumu nedir?

Sonbahar Ekinoksu, bugün Google anasayfasına logo oldu. Sonbahar Ekinoksu ile ilgili ayrıntıları bu sayfalarda bulabilirsiniz. Ekinoks (gün tün eşitliği ya da ılım olarak da bilinir), Güneş ışınlarının Ekvator'a dik vurması sonucunda aydınlanma çemberinin kutuplardan geçtiği an. Gündüz ile gecenin eşit olması durumudur. Yılda iki kez tekrarlanır - İlkbahar Ekinoksu ve Sonbahar Ekinoksu.

23 Eylül durumu: Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator'a 90°'lik açı ile düşer. Gölge boyu Ekvator'da sıfırdır. Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre'ye dik düşmeye başlar. Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre'de gündüzler, gecelerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre'de ise tam tersi olur. Bu tarih Güney Yarım Küre'de İlkbahar, Kuzey Yarım Küre'de Sonbahar başlangıcıdır. Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür. Dünya'da gece ve gündüz birbirine eşit olur. Bu tarih Kuzey Kutup Noktası'nda altı aylık gecenin, Güney Kutup Noktası'nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.

21 Mart durumu: Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator'a 90°'lik açı ile düşer. Gölge boyu Ekvator'da sıfırdır. Güneş ışınları bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre'ye dik düşmeye başlar. Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre'de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre'de ise tam tersi olur. Bu tarih Güney Yarım Küre'de Sonbahar, Kuzey Yarım Küre'de İlkbahar başlangıcıdır. Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür. Dünya'da gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olur. Bu tarih Güney Kutup Noktası'nda altı aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası'nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.

SONBAHAR NEDİR? Sonbahar yaz ile kış mevsimleri arasındaki mevsimdir. Kuzey yarım kürede eylül, ekim ve kasım güney yarım kürede ise, mart, nisan ve mayıs aylarına denk gelir sonbaharın belirtileri sonbaharda ağaçların yaprakları sararır ve dökülür sonbaharda, bir kayın türü olan Fagus sylvatica yaprakları Gündüzler kısalır, geceler uzar. Güneş, erken batar. Daha az ısı ve ışık verir. Serin, yağmurlu ve rüzgarlı günlerin sayısı artar. Kış mevsiminin habercisidir. Ağaçların yaprakları sararmaya ve dökülmeye başlar. iğne yapraklı ağaçlar Çam, ardıç, zeytin vb. yapraklarını dökerler. Çiçeklerdeki çiçek sayısı azalır. Etraftaki otlar ve çimenler kurur. Göçmen kuşlar Leylek Soğuklar başladığı için kışlık giysiler çıkarılır, kalın ve kapalı giysiler Yağmurluk, bot, şapka, ceket, şemsiye, kazak vb. giyilir. Sonbaharda, ağaçlar sarıyı renk değistiryorlar ve yaprakları kaybediyorlar.

Dönenceler coğrafi bir terim olup iki tanedir, bunlardan kuzey yarımkürede bulunan Yengeç dönencesi, Güney yarımküre de bulunan ise oğlak dönencesidir. Aşağıda bu iki dönence hakkında kısa bir bilgi verilerek bu dönencelere güneşin dik gelmesi yani yön değiştirdiği tarihte dünyada ne gibi değişiklikler olmaktadır o konuya değinilecektir.

Dönence nedir?

Dönence güneş ışınlarının belli bir zamandan sonra tersi istikametine hareket etmeye başlamasına verilen isimdir. Genel mantık budur fakat coğrafi olarak ne anlama geldiğini de söyleyecek olur ise Güneş ışınlarının yılda her birine birer kez dik açı ile geldiği, sıcak kuşağın hem güney hem de kuzey sınırlarını oluşturan ve ekvatordan 23 derece ve 27 dakikalık uzaklıktan geçtiği varsayılan enleme verilen isimdir.

Dönencelerin özellikleri nelerdir?

-Dönence sayısı 2 tane olup, yukarda değinmiş olduğumuz gibi kuzey yarımkürede bulunan dönenceye “Yengeç dönencesi”  güney yarımkürede bulunan dönenceye ise “Oğlak Dönencesi” adı verilmektedir.

-Ekvatora uzaklığı 23 derece 27 dakikadır.

-Dönenceler arasındaki noktaya tropikal kuşak adı verilmekte olup dönenceler arasındaki her noktaya Güneş ışınları yılda iki kez dik gelir iken dönencelere ve dönencelerin dışında bulunan noktalara sadece 1 kez dik gelmektedir.

-İki dönence arasındaki mesafe yaklaşık olarak 5106 kilometre civarındadır (Arasında 46 meridyen bulunduğundan ve her meridyen arası 111 kilometre olduğundan çarpımı bu sayıya yakın bir sayıyı vermektedir)

-Güneş ışınları bir dönenceden bir dönenceye yaklaşık 6 ayda gitmektedir.

Yengeç dönencesiYengeç dönencesine güneş dik geldiği zaman yani 21 Haziran tarihinde şu olaylar meydana gelmektedir:

-Kuzey yarımküre de yaz, güney yarımküre de kış mevsimi başlar.

-kuzey yarımkürede gündüzler kısalmaya başlarken, güney yarımkürede gündüzler uzamaya başlar.

-Yine kuzey yarımkürede geceler uzamaya başlarken, güney yarımkürede geceler kısalmaya başlar.

-Kuzey yarımkürede en uzun gündüz yaşanırken, güney yarımkürede en uzun gece yaşanmaktadır.

-Yengeç dönencesinde gölge boyu sıfır değerini gösterir.


Dönenceler, Yengeç ve Oğlak Dönencesi, Gündönümü ve Ekinoks

Dönencelerden kuzeyde olanı Yengeç, güneyde olanı Oğlak dönencesidir.

Dönence veya Tropika, yeryüzü üzerinde, güneş ışınlarının yılda iki kez dik açı ile geldiği, sıcak kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluşturan ve Ekvator’un (Eşlek’in) 23° 27′ kuzey ve güneyinden geçtiği varsayılan iki enlemden her biri.
Bu enlemlerden yeryüzününün kuzey yarısında olanına Yengeç Dönencesi, güney yarısındakine de Oğlak Dönencesi adı verilir. 21 Haziran’da güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne dik gelir. Bu gün, yeryüzününün kuzey yarısında yazın, güney yarısında da kışın başlangıcı olarak sayılır. Bugünden sonra yeryüzünün kuzeyinde günler kısalmaya, güneyinde ise uzamaya başlar ve buna Yaz Gündönümü adı verilir. Benzeri biçimde, güneş ışınlarının Oğlak Dönencesine dik geldiği 21 Aralık, kuzey yarıyuvarlakta kışın, güney yarıyuvarlakta da yazın başlangıcıdır.
Ayrıca matematik iklim kuşağı olan Tropikal kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluştururlar.
Yengeç dönencesi, yeryüzünün kuzey yarıyuvarlağında Ekvator’un (Eşlek’in) 23° 27′ kuzeyinden geçtiği varsayılan enlem. Genellikle haritalarda gösterilen belli başlı enlemlerdendir.
Yengeç Dönencesi’nin üzerinden geçtiği ülkeler, doğudan batıya sırasıyla, Meksika, Bahamalar, Batı Sahra, Moritanya, Mali, Cezayir, Nijer, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Hindistan, Bangladeş, Miyanmar, Çin ve Tayvan’dır.
21 Haziran’da güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne dik gelir. Bu gün, yeryüzününün kuzey yarısında yazın, güney yarısında da kışın başlangıcı olarak sayılır. Bugünden sonra yeryüzünün kuzeyinde günler kısalmaya, güneyinde ise uzamaya başlar ve buna yaz gündönümü adı verilir.
Oğlak Dönencesi, yeryüzünün güney yarıyuvarlağında Ekvator’un (Eşlek’in) 23° 27′ güneyinden geçtiği varsayılan enlemdir. Genellikle haritalarda gösterilen belli başlı enlemlerdendir.
Oğlak Dönencesi’nin üzerinden geçtiği ülkeler, doğudan batıya sırasıyla, Brezilya, Arjantin, Paraguay, Şili, Polinezya, Melanezya, Avustralya, Madagaskar, Mozambik, Güney Afrika, Botsvana ile Namibya’dır.
21 Aralık’ta güneş ışınları Oğlak Dönencesi’ne dik gelir. Bu gün, yeryüzününün güney yarısında yazın, kuzey yarısında da kışın başlangıcı olarak sayılır. Bugünden sonra yeryüzünün güneyinde günler kısalmaya, kuzeyinde ise uzamaya başlar.
Gündönümü, yılda iki kez tekrarlanan ve güneşin dünyaya (ekvator çizgisine) en uzak mesafede olduğu ana verilen addır. Günlerin ve gecelerin kısalmaya veya uzamaya başladığı andır.
Yaz Gündönümü`nde (yaklaşık 21 Haziran), güneş ışıkları Yengeç Dönencesi`ne dik gelir. Kuzey yarıkürede günler kısalmaya, güney yarıkürede uzamaya başlar. Bu tarih bazı ülkelerde kuzey yarıkürede yazın, güney yarıkürede kışın başlangıcı sayılır. Bununla beraber bazı ülkelerde de yazın veya kışın tam ortası kabul edilir.
Kış Gündönümü`nde (yaklaşık 21 Aralık), güneş ışıkları Oğlak Dönencesi`ne dik gelir. Kuzey yarıkürede günler uzamaya, güney yarıkürede kısalmaya başlar. Bu tarih bazı ülkelerde kuzey yarıkürede kışın, güney yarıkürede yazın başlangıcı sayılır. Bununla beraber bazı ülkelerde de yazın veya kışın tam ortası kabul edilir.
Ekinoks ya da gün tün eşitliği, güneş ışınlarının ekvatora dik vurması sonucunda aydınlanma çemberinin kutup dairelerinden geçtiği an. Gündüz ile gecenin eşit olması durumudur. Yılda iki kez tekrarlanır.
Kuzey Yarıkürede yaklaşık olarak 21 Mart İlkbahar Ekinoksu – 23 Eylül Sonbahar Ekinoksudur.
Güney Yarıkürede yaklaşık olarak 21 Mart Sonbahar Ekinoksu – 23 Eylül İlkbahar Ekinoksudur.

GMT’ye göre Gündönümü ve Ekinokslar

Ekinoks ya da gün tün eşitliği, güneş ışınlarının ekvatora dik vurması sonucunda aydınlanma çemberinin kutuplardan geçtiği an. Gündüz ile gecenin eşit olması durumudur. Yılda iki kez tekrarlanır.

* Kuzey Yarıkürede yaklaşık olarak 21 Mart İlkbahar Ekinoksu – 23 Eylül Sonbahar Ekinoksudur.

* Güney Yarıkürede yaklaşık olarak 21 Mart Sonbahar Ekinoksu – 23 Eylül İlkbahar Ekinoksudur.


----------------

Dünyanın şekli ve güneşe olan konumu itibari ile 21 Haziran yaz gündönümü yarın yeniden yaşanacak. Yarım kürelere göre gece gündüz süresinin ve mevsim değişikliklerinin yaşandığı gün olarak bilinen 21 Haziran yaz gündönümü, güneş ışıklarının açısındaki değişikliğin yaşandığı gün olarak da belirtilir.

Aynı zamanda 21 Haziran yaz gündönümü Google'a da Doodle oldu. Google tarafından hazırlanan görsele tıkladığınızda 21 Haziran gündönümü hakkında ayrıntılı tüm bilgiye ulaşmak mümkün.

Yaz gündönümü nedir?


21 Haziran tarihinde gerçekleşen yaz gündönümünde Yengeç Dönencesi güneş ışınları dik açı ile alır. Dünyanın şekli, hareketleri ve eğik yapısı sonucu oluşan bu döngü sonucunda gece gündüz sürelerinde değişiklikler yaşanır. Yani bu tarih itibari ile örneğin kuzey yarım kürede en uzun gündüz yaşanırken güney yarım kürede de en uzun gece yaşanır. Bugünden sonra da kuzey yarım kürede gündüzler kısalmaya, güney yarım kürede de geceler kısalmaya başlar.

21 Haziran Yaz gündönümünde neler olur?

21 Haziran Yaz gündönümünde kuzey yarım kürede Yengeç Dönencesine güneş ışınları dik açı ile gelir. Ayrıca o gün kuzey yarım kürede en uzun gündüz yaşanır. Yaz gündönümünü ayrıca bir nevi güneş ışınlarının geliş açısı itibari ile kuzey yarım kürede yazın başlangıcı olarak kabul edilir. 21 Haziran Yaz gündönümünde güney yarım kürede de kuzey yarım kürede yaşananların tam tersi gerçekleşir. Oğlak Dönencesine güneş ışınları bu tarihte en eğik açı ile ulaşır. Bundan sebep 21 Haziran kışın başlangıcı olarak kabul edilir. En uzun gece yaşanır ve gündüzler uzamaya başlar.

21 Haziran Yaz gündönümünde dönenceler haricinde kurup dairelerinde de 24 saatli gece gündüz yaşanır. Kuzey kutbunda 24 saat gündüz yaşanırken Güney kutbunda 24 saat gece yaşanır.

21 Haziran Yaz gündönümünde saat 12’yi gösterdiğinde Yengeç Dönencesine güneş ışınları en dik açı ile ulaşır. Oğlak Dönencesine ise en eğiş açı ile ulaşır. Buna ek olarak Yengeç Dönencesinde saatler 12’yi gösterdiğinde gölge boyu sıfıra iner.

Türkiye’de ise 21 Haziran Yaz gündönümünde Sinop'ta en uzun gece yaşanır.

Diğer gündönümleri ne zaman?

    21 Mart: Gece ve gündüz eşit olur, bizim bulunduğumuz kuzey yarım kürede ilkbahar başlar.
    21 Haziran: En uzun gündüz, en kısa gece. Yaz mevsimi başlar (Kuzey yarım kürede)
    23 Eylül: Gece ve gündüz eşit olur. Yaz biter, sonbahar başlar. (Kuzey yarım kürede)
    21 Aralık: En uzun gece, en kısa gündüz. Kış mevsiminin başlangıcı. (Kuzey yarım kürede)

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Arapça Sayılar – Arapça Rakamlar – Arapça Rakamların Yazılışı ve Okunuşu
Yazar: RasitTunca - 06-20-2019, 02:56 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Arapça Sayılar – Arapça Rakamlar – Arapça Rakamların Yazılışı ve Okunuşu

ARAPÇA SAYILARIN TÜRKÇE OKUNUŞU

Nısf نصف Yarım

Sülüs ثلث Üçte Bir

Rubuğ  ربع  Dörtte Bir

. : Sıfır-0
١ : Vahid -1
٢ : İsnan – 2
٣ : Selase – 3
٤ : Erbea – 4
٥ : Hamse – 5
٦ : Sitte – 6
٧ : Seb a – 7
٨ : Semaniye – 8
٩ : Tis’a – 9

Bir vahid واحد

İki isnân اثنان

Üç selâse ثلاثة

Dört erbea اربعة

Beş hamse خمسة

Altı sitte ستة

Yedi seb a سبعة

Sekiz semâniye ثمانية

Dokuz tis a تسعة

On aşera عشرة

Bu konuyu yazdır