Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Willem Einthoven Kimdir? Biyografisi
Yazar: RasitTunca - 06-20-2019, 02:47 PM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



Willem Einthoven Kimdir? Biyografisi

Einthoven, Willem (d. 21 Mayıs 1860, Semarang, Cava, Hollanda Doğu Hint Adaları – ö. 29 Eylül 1927, Leiden, Hollan­da), HollandalI fizyoloji bilgini. Kendi bulu­şu olan elektrokardiyografi aygıtıyla kalbin elektrik etkinliğini saptamış, bu buluşuyla 1924 Nobel Fizyoloji ya da Tip Ödülü’nü almıştır. Einthoven’in klinik inceleme aracı olarak geliştirdiği elektrokardiyografin kalp hastalıklarının tanısında çok önemli bir yeri vardır.

Utrecht Üniversitesi’nde tıp öğrenimi gö­ren Einthoven, 1886’dan ölümüne değin Leiden Üniversitesi’nde fizyoloji profesör­lüğü yaptı. 1903’te kendi adıyla anılan ilk telli galvanometreyi tasarlayarak, kalp kası­nın kasılmasıyla ortaya çıkan potansiyel değişikliklerini bu aygıtla ölçmeyi ve kâğıt üzerine kaydetmeyi başardı. Bu yönteme elektrokardiyografi adını veren Einthoven, değişik kalp hastalıklarında elde edilen kayıtların (elektrokardiyogram) birbirinden farklı olduğunu gördü. 1908-13 arasında, sapmaları tam olarak belirleyip yorumlaya­bilmek için, sağlıklı kalpten elde edilen kayıtları inceledi. Elektrokardiyografide kullanılacak elektrotların vücudun hangi noktalarına yerleştirileceğini de araştıran Einthoven’in saptadığı kol-bacak elektrot­larının yerleri bugün de geçerlidir.

-----------------------

(21 Mayıs doğumlu, Java ile ilgili 1860 Semarang, Hollanda Doğu Hint Adaları, Leiden 29 † Eylül 1927) Willem Einthoven [1] Hollandalı doktor, nörofizyolog Nobel ödüllü oldu.

aile

Willem Einthoven altı çocuğun üçüncüsü olarak doğdu. Babası Jacob Einthoven bir askeri doktor ve halk sağlığı memuru, annesi (Louise de Vogel) sömürgelerin finans memurundan sorumlu bir kızdı. Babasının ölümünden sonra (1866), anne beş çocuğuyla birlikte Hollanda'daki Utrecht'e döndü.

1885 yılında kuzeni Frédérique Jeanne Louise de Vogel ile evlendi. Evlilik üç kız çocuğu ve bir oğul üretti.

Mezarı, Güney Hollanda eyaletindeki Oegstgeest'teki Reform Kilisesi mezarlığında yer almaktadır. 1960'tan beri, adını Antarktika'daki Brabant Adası'ndaki bir tepe olan Einthoven Tepesi'ne vermiştir.
Eğitim ve meslek

Einthoven, liseden 1879 yılında mezun oldu ve Utrecht Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi. Buradaki bağlantı mekanizmalarını öğreten anatomist Willem Koster'in (1834-1907) biçimlendirici bir etkisi oldu. ağırlıklı çalışma fizyolog Frans Cornelis Donders ve göz doktoru Herman Snellen (1834-1908) daha sonraki yıllarda, onun asistanı olarak, o Einthoven bilimsel ilgi etkilemiş, kısa bir süre için çalıştı. Doktora tezinin bir konusu olarak, fenomenlerini kırmızı ve mavi ışığın farklı dalga boylarından açıkladığı "renkli stereoskopi" sorununu seçti. 1885 yılında Frans C. Donders'dan (Ph.D.) doktora derecesini aldı. 1886'dan ölümüne kadar Leiden Üniversitesi'nde Fizyoloji Profesörü olarak görev yaptı. 1905 / 06'da üniversitenin rektörü olarak görev yaptı.
güç

Genç bir akademik öğretmen olarak o ilk solunum (1885-1894) fizyolojisi ele ve bronşiyal astım mekanizmaları yeni, devrimci bir kavram formüle. Einthoven konseptinin doğruluğu deneysel olarak ancak 1950'den sonra doğrulandı.

Einthoven, 1894'te Lippmann kapiler elektrometresi ile çalışmaya başladı. Aletin hassasiyeti ve kullanımından çok memnun olmamasına rağmen, normal deneklerde ve kalp hastalığı olan hastalarda farklı potansiyel eğrileri tespit edebildi (1900). Diğer bir başarı kalbin kayıt kılcal elektro grafik ve karotis nabız ve referans metotlar 1894th olarak tepe vurumu sesleri oldu

Ölçüm hassasiyetinin (taşıyıcı karbon sarımlarının) arttırılabileceğini keşfetti ve 1901'de yeni telli galvanometre ile elde edilen sonuçlar ve deneyimler hakkında rapor verdi. iki kol, II arasındaki bağlantı - - Bağlantı sağ / sol ayak, III kol - Bu çalışma EKG standart derivasyon (I olan ve sinyal uzak iletim klasik eseri, kadar biraz dikkat oldu ilk elektrografik kayıt 1903 yılında yapıldı sol kol / sağ ayak bağlama ) tarif edilmiştir. Klinik EKG'ler ilk olarak 1906'da Einthoven'ın laboratuarı ve Leiden Üniversitesi Hastanesi arasında bir kablo bağlantısı kullanılarak türetildi. [2] Norman J. Holter daha sonra bu fikri yakaladı ve telemetri yöntemini geliştirdi. 1908 yılına kadar Einthoven'in Almanya, Fransa, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yeni gelişiminin itibarı yayılmadı. Dünyanın her yerinden bilim adamları ve doktorlar Leiden'e geldi.

1913 yılında EKG temeli olarak "Einthoven üçgeni" açıklanmasına yol açan yorumlama kardiyak yüzey potansiyeli eğrileri, matematiksel ve teorik esaslarını kurmuşlardır.

nefes alma ve verme, kurşun III QRS morfolojisi, EKG'de kalp pozisyonunda etkisi sırasında sol veya sağ ventrikül genişlemesi, birçok aritmiler, kalp hızı: Einthoven sayısız EKG değişiklikleri anlattı.

Toplamda, başta EKG olmak üzere 127 makale yayınladı. Telli galvanometreyi [3] [4] geliştirdiği ve 1924 yılında Tıpta Nobel Ödülü'nü aldığı elektrokardiyogramın açıklaması için. 1923 yılında 1925 yılında seçildi [5] Leopoldina [6] bir üyesi olarak ve 1927 yılında Bilimler Göttingen Akademisi karşılık gelen üyesi olarak Fen Amerikan Akademisi.
yazı

    Quelques remarques sur le mécanisme de l'articulation du coude. 1882
    Stéréoscopie dépendant d'une couleur için fark. 1886
    Bronş kaslarının etkisi hakkında, yeni bir yöntem için incelenen ve astım nervozumu hakkında. In: İnsan ve Hayvanların Tüm Fizyolojisi Arşivi, Cilt 51 (1892), s. 367.
    İnsan elektrokardiyogramının şekli hakkında. In: İnsan ve hayvanların tüm fizyolojisi için arşiv, Cilt 60 (1895), s. 101-123.
    Un nouveau galvanomètre. Arch Sci Exp Nat 2 (1901) 40; ayrıca: Arşivler Néerlandais des Sciences titizlikle sonuçlandırılmıştır, Cilt 6 (1902), sayfa 625-633.
    Le Télécardiogramme. In: Archives internationals de physiologie ve de biochimie, Cilt 4 (1906), s. 132.

-------------------

Willem Einthoven (* 21. Mai 1860 in Semarang auf Java, Niederländisch-Indien; † 29. September 1927 in Leiden)[1] war ein niederländischer Mediziner, Neurophysiologe und Nobelpreisträger.

Familie

Willem Einthoven wurde als drittes von sechs Kindern geboren. Sein Vater Jacob Einthoven war Militärarzt und öffentlicher Gesundheitsbeamter, die Mutter (Louise de Vogel) war die Tochter eines für die Kolonien zuständigen Finanzbeamten. Nach dem Tod des Vaters (1866) kehrte die Mutter mit ihren fünf Kindern nach Utrecht in die Niederlande zurück.

1885 heiratete er seine Cousine Frédérique Jeanne Louise de Vogel. Aus der Ehe gingen drei Töchter und ein Sohn hervor.

Sein Grab liegt auf dem Friedhof der reformierten Kirche in Oegstgeest in der Provinz Südholland. Seit 1960 ist er Namensgeber für den Einthoven Hill, einen Hügel auf der Brabant-Insel in der Antarktis.
Ausbildung und Beruf

Einthoven schloss die Gymnasialzeit 1879 ab und immatrikulierte sich an der Universität Utrecht im Fach Medizin. Prägenden Einfluss hatte der Anatom Willem Koster (1834–1907), der dort die Mechanik der Gelenke lehrte. In den späteren Studienjahren beeinflussten hauptsächlich der Physiologe Frans Cornelis Donders und der Ophthalmologe Herman Snellen (1834–1908), als dessen Assistent er kurze Zeit arbeitete, Einthovens wissenschaftliche Interessen. Als Thema seiner Doktorarbeit wählte er das Problem der „Farbenstereoskopie“, deren Phänomene er aus den unterschiedlichen Wellenlängen des roten und blauen Lichts erklärte. 1885 wurde er bei Frans C. Donders cum laude promoviert (Ph.D.). Von 1886 bis zu seinem Tod war er Professor für Physiologie an der Universität Leiden. 1905/06 amtierte er als Rektor der Universität.
Leistung

Als junger akademischer Lehrer beschäftigte er sich zunächst mit der Physiologie der Atmung (1885–1894) und formulierte ein neues, revolutionäres Konzept der Mechanismen des Asthma bronchiale. Die Richtigkeit des Einthoven-Konzepts wurde erst nach 1950 experimentell bestätigt.

Einthoven begann ab 1894 mit dem Lippmann-Kapillar-Elektrometer zu arbeiten. Obwohl er mit der Empfindlichkeit und der Handhabung des Instruments sehr unzufrieden war, gelang ihm der Nachweis unterschiedlicher Potentialkurven bei Normalpersonen und Patienten mit Herzerkrankungen (1900). Ein weiterer Erfolg war die Registrierung der Herztöne mit dem Kapillar-Elektrograph sowie des Karotispulses und des Herzspitzenstoßes als Referenzmethoden 1894.

Er entdeckte, dass die Messempfindlichkeit (Trägerkohlen-Windungen) gesteigert werden konnte, und berichtete 1901 über die Ergebnisse und Erfahrungen mit dem neuen Saitengalvanometer. Die erste elektrographische Aufzeichnung erfolgte 1903. Diese Arbeit fand ebenso wenig Beachtung wie die klassische Arbeit über Signalfernübertragung, in der die EKG-Standardableitungen (I – Verbindung beider Arme, II – Verbindung rechter Arm/linker Fuß, III – Verbindung linker Arm/rechter Fuß) beschrieben wurden. Klinische EKGs wurden zuerst 1906 mittels einer Kabelverbindung zwischen Einthovens Labor und dem Leidener Universitätsklinikum abgeleitet.[2] Norman J. Holter griff diesen Gedanken später wieder auf und entwickelte seine Methode der Telemetrie. Erst ab 1908 verbreitete sich der Ruf von Einthovens Neuentwicklung in Deutschland, Frankreich, Großbritannien und den Vereinigten Staaten. Wissenschaftler und Mediziner aus aller Welt kamen nach Leiden.

1913 legte er die mathematisch-theoretischen Grundlagen der Interpretation kardialer Oberflächenpotentialkurven fest, was zur Beschreibung des „Einthoven-Dreiecks“ als Berechnungsgrundlage des EKGs führte.

Einthoven beschrieb zahlreiche EKG-Veränderungen: Herzkammervergrößerung links- bzw. rechts, zahlreiche Arrhythmien, Herzfrequenz bei Ein- und Ausatmung, QRS-Morphologie in Ableitung III, Einfluss der Herzlage auf das EKG.

Insgesamt publizierte er 127 Beiträge, vorwiegend zum EKG. Für seine Entwicklung des Saitengalvanometers[3][4] und die Beschreibung des Elektrokardiogramms erhielt er 1924 den Nobelpreis für Medizin. 1923 wurde er zum korrespondierenden Mitglied der Göttinger Akademie der Wissenschaften,[5] 1925 zum Mitglied der Leopoldina[6] und 1927 in die American Academy of Arts and Sciences gewählt.
Schriften

    Quelques remarques sur le mécanisme de l’articulation du coude. 1882.
    Stéréoscopie dépendant d’une différence de couleur. 1886.
    Über die Wirkung der Bronchialmuskeln, nach einer neuen Methode untersucht, und über Asthma nervosum. In: Archiv für die gesamte Physiologie des Menschen und der Thiere, Band 51 (1892), S. 367.
    Über die Form des menschlichen Electrocardiogramms. In: Archiv für die gesamte Physiologie des Menschen und der Thiere, Band 60 (1895), S. 101–123.
    Un nouveau galvanomètre. Arch Sci Exp Nat 2 (1901) 40; auch in: Archives Néerlandais des Sciences exactes et naturelles, Band 6 (1902), S. 625–633.
    Le Télécardiogramme. In: Archives internationales de physiologie et de biochimie, Band 4 (1906), S. 132.
    Die Registrierung der menschlichen Herztöne mittels des Saitengalvanometers. In: Archiv für die gesamte Physiologie des Menschen und der Thiere, Band 117 (1907), S. 461–472.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 “Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler” Diyen Kadın Fransa Kraliçesi Marie Antoinette
Yazar: RasitTunca - 06-20-2019, 02:33 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



“Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler” Diyen Kadın Fransa Kraliçesi Marie Antoinette

Fransa Kraliçesi meşhur Marie Antoinette, hemen hemen hepimizin ilkokul sıralarından beri kulaklarına çalınan meşhur “Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler” sözünü bundan tam 236 sene önce söylemedi. Aslında bu cümlenin yalnızca kuruluş tarihi değil varlığı da şüpheli.

18. yüzyıl Avrupası’nda ekonomik sıkıntılar, kıtlıklar, kıtanın dört bir yanını sarmışken, Fransa da bu sıkıntılardan nasibini alıyordu. Pek tabii ki Fransız Kralı ve sarayındaki kimseler bu sıkıntılardan çok fazla etkilenmezken halkın büyük bir çoğunluğunun evine ekmek götüremediği kara yıllar yaşanmaktaydı. İşte tam da bugünlerde Fransız halkının yaşadığı sıkıntılar sonucunda “ekmek bulamıyoruz” diyerek isyan etmesine bir asil prensesin –ki bu prenses çoğunlukla günümüze kadar Marie Antoinette olarak anlatılagelmiştir- “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” diyerek cevap verdiğini Jean-Jacques Rousseau İtiraflar adlı kitabında anlatmıştır.

Gelgelelim, Kraliçe Marie Antoinette’in bu sözü söylediğine dair bir kanıt dahi yoktur ki hangi gün söylediğini bilebilelim. Zaten Rousseau da kitabında Antoinette’in adını vermez. Rosseau’nun “Great Princess” diye Antoinette’ı ima ettiğini düşünenlerin bakması gereken bir nokta da kitabın yazımının bitirildiği tarihtir. Kitap her ne kadar 1780’lerde yayımlansa da yazımı 1765 yılında tamamlanmıştır. Bunu göz önünde bulundurduğumuz zaman, Marie Antoinette bırakın kraliçe olmayı, Rousseau kitabın ilk altı cildini tamamladığında sadece 9 yaşında küçük bir çocuktur. Bu nedenle böyle bir şey söylemiş olması da mümkün değildir.

Neresinden tutmaya çalışsan elinde kalan bir konu sonuç olarak. Bırakın söylendiği tarihi ve günü, kimin söylediği hatta gerçekten böyle bir şeyin söylenip söylenmediğini bile bilemiyoruz. Ancak tarih hakkında en naif tanımıyla mitler yaratmanın keyifli yanı ağır basmış olacak ki zavallı Kraliçe Marie Antoinette halkına karşı duyarsızlığı ile cihana nam saldı.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Katana (Samuray Kılıcı) Hakkında Temel Bilgiler
Yazar: RasitTunca - 06-20-2019, 02:22 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Katana (Samuray Kılıcı) Hakkında Temel Bilgiler

Tabanca mermisini ortadan ikiye ayıracak kadar keskin ve dayanıklı, aynı zamanda bir saç telini ortadan ikiye ayıracak kadar da hassas olan bu kılıç belki de Japon halkının dünyaya verdiği en muhteşem eserlerden biridir. Geçmişi 10. yy ve öncesine dayanan bu kılıç, Japon halkında gurur, ruhani güç ve itaatkârlığı temsil etmiş fakat birçok kişinin de korkulu rüyası olmuştur. Tek bir hamlede insan bedenini ortadan ikiye ayıran bu kılıcın üretimi günümüzde çok az miktarda yapılmakta olup, fiyatları beş bin dolar ile elli bin dolar arasında değişmektedir. Dünyanın en keskin kılıcı unvanına sahiptir. Fakat Katana kılıcı ile birlikte Avrupa’nın düz ağızlı kılıcı da bu yarışın içindedir. İki kılıcı kıyaslandığımızda kuşkusuz katana bu yarışı kazanacak özellikteki tek kılıçtır. Tarihe baktığımızda çoğu kaynak Japonların, Avrupa’nın düz ağızlı kılıcıyla dalga geçtiklerini yazmaktadır. Söylentilere göre katana uçak savar mermisini ve demiri rahatlıkla ortadan ikiye ayırabilmektedir. Bu söylenti çoğumuza mantıksız gelse de kılıcın yapım aşamasını anlattığımızda ne kadar emek sarf edildiğini ve ince bir işçilikle yapıldığını öğrenip düşünceleriniz değişecektir. Şimdi Katana (Samuray Kılıcı) ve tarihini inceleyelim.

Japon Kılıç Sanatı ve Gerçek Samuraylar

Katana, 10.yy da Japonya’da Japon savaşçıların feodallere karşı hizmetleri sonucunda ortaya çıkarılmış bir kılıçtır. Sadece samuraylara verilir ve samuraylar, Aristokratlar (soylu kişiler) arasından seçilirdi. Eğitimleri uzun yıllar süren Samuraylar için kılıçları ruhani bir güç, gurur ve onur anlamına gelirdi. Harakiri (Seppuku) denilen bir olgu vardı ki bu samurayın kendini intihara bilerek ve isteyerek götürmesiydi. Bir samurayın efendisinin ölümü, savaşta yenilgi ve Japon toplumda hoş karşılanmayan hatalar, bu gibi durumlar samurayın harakiri yapmasıyla son bulurdu. Samuraylar, gözetmen dahilinde ve dini bir ayinle harakiri yaparlardı. Samurayın ölümü onurlu olup bir bıçak vasıtasıyla karnını haç şeklinde deşmesiyle son bulurdu. Harakiri kelime anlamı olarak da “karın deşmek” manasına gelmektedir. Edo Döneminde sadece Samuraylar kılıç kullanır ve kılıç taşıyan köylüler öldürülürdü. Kılıç ilk yapıldığı zamanlarda kılıcın keskinliğini denemek maksatlı suçluların suç derecelerine göre ya kolu ya bacağı ya da boynu vurulurdu. Bir samuray, düşmanıyla savaşırken ilk olarak yay, mızrak ve en son Katana kılıcını kullanılırdı. Katana kullanmak düşmanına “seni öldürmek istiyorum” demekti.

Katana kıvraklık ve atiklik isteyen bir kılıç olup hızlı ve kesin ölüm getiren bir silahtır. İmparator Jimmu Japonya’yı ele geçirdiği bu dönemde kılıç yapımını Çinlilerden öğrenilmiştir. Kaşima Tapınağında geliştirilen kılıç teknikleri bir süre sonra Japonya’nın her yerine yayılmış ve geliştirilmiştir. Daha sonra Japonya’da çıkan iç savaş, kılıçların itibarlarını ve saygınlıklarını kaybetmelerine neden olmuştur. Bir anda oluşan silahlanma ihtiyacı ile basit yapım kılıçlar yapılmıştır. Bir ara korsanları engellemek için Ming Hanedanına yüz bini aşkın kılıç satılmıştır. Zamanla gelişen teknolojiyle Samuraylar ateşli silahlarla karşılaşmış ve bu onlara fazlasıyla zarar vermiştir. Barış dönemi geldiğinde tekrar kılıç için yeni tasarımlar ve formüller hazırlanmış ve o dönemlerin gelmiş geçmiş en iyi kılıçları barış döneminde yani Momoyama döneminde yapılmıştır. Zamanla eski kılıçlar etkisini yitirince bu kılıçlara Şinto, daha eskilere Koto (Eski kılıçlar) denilmiştir. Ama bir dönem var ki bu dönemde Japonya’da çok uzun yıllar hiç kimse ateşli silah görmemiştir. O dönemin güçlüleri barut ve ateşli silahları yasaklamışlardır. Bu dönem 18. yüzyılın tamamı olarak bilinmektedir. 19. yüzyılın başlarında tekrar nam salan kılıç yapımı eski kılıçların nasıl yapıldığının çözülmesiyle tekrar eski önemini kazanmıştır. Bu dönemde yapılan kılıçlara Şinşinto (yepyeni) adını vermişlerdir. 19. yüzyılının sonlarına geldiğimizde artık Japonya dış dünyayla tanışmış ve Meiji Devriminin  başlamasıyla birlikte Japonya büyük bir teknolojiyle sahip olmuştur. 20. yüzyıla geldiğimiz zaman yeni kılıçlar üretilmiştir. Gunto adı verilen bu kılıçlar kalitesiz olup seri numaralı kılıçlardır. Bir süre sonra Samuraylar dışında herkes Katana kullanmaya başlayınca polis de katana kullanmak zorunda kalmıştır.

Örnek verilirse tip 95, standart çelikten yapılan metal kabartmaları bulunan saplı “sukara”ya benzer bir kılıç olarak üretilmiştir. Gassan Sadakazu ve Gassan Sadakatsu adındaki ustalar bu dönemde en iyi kılıçları hazırlamış ve muhteşem öğrenciler yetiştirmişlerdir. 1934 yılında Japonya, ordusunu Şin-Gunto (Yeni Ordu Kılıcı) ile donatmıştır. Bu yıllarda Tip 94 katana ve birçok el yapımı Şinto yapılmış ve 2. Dünya Savaşında kullanılmıştır. ABD işgali sonrasında Katana üretimi yasaklanmış ve gerçek Katana üretmek ancak polis izniyle mümkün olabilmiştir. Daha sonrasında birkaç değerli ustanın yetkili kişilerle yaptığı görüşmeler neticesinde Gunto sınıfı yok edilerek tekrar değerli ve gerçek olan keskin Katana üretilmeye devam edilmiştir. Bu üretim artık herkesin Katana sahibi olabilmesine imkân tanımıştır ve bununla beraber çok ucuza satılan Katana kılıçlarının birçoğu çalınmıştır. 1958 de ordulara baktığımızda Japon silahlarının birçoğu (Gunto, Katana, Konto, Şinto, Şinşinto) savaş sonrası ABD askerlerinin eline geçmiştir. Daha sonrasında kılıçlar toplanarak koruma altına alınmıştır.

Katana Kılıcı’nın Özellikleri

Katana 60 cm den uzun bir Japon kılıcıdır. Bir diğer türü olana “Tachi” ise Katana kılıcından daha uzundur ve keskin kısmı yukarıdadır. Katana kılıcından daha zor bir işçiliği olmasına rağmen Katana kılıcı kadar iyi değildir. Bir de “vakizaşi” denilen Katana kılıcından daha kısa, en uzunu 50 cm olan bir kılıç vardır. Bu kılıç Katana kılıcının yardımcısı niteliğindedir. Bir samuray eğer ki Katana kılıcını kullanacak durumda değilse Vakizaşi’yi kullanırdı. Samuray bu kılıcı yan tarafındaki kınında taşırdı. Günümüzde Japonya’nın Güneybatısındaki bazı yerlerde Katana yapımı için mükemmel cevherler bulunmaktadır. “Tatara” adı verilen son geleneksel fırında, “Akira” adındaki son tatara ustası mesleğini halen devam ettirmektedir

Katana Kılıcı’nın Yapım Aşamaları

Şimdi bu mükemmel kılıcın yapım aşamalarından kısaca bahsedelim. Odun kömürü, karbon ve demir kumuyla birleştirilir. İçerisinde bulunan bu koyu maddeler 3 gün 3 gece eritilir. 36 saat boyunca 26 ton saf demir ve odun kullanılmaktadır. Amaç ise “tamagahane” denilen demiri ortaya çıkarmaktır. 1000 santigratta ısıtıldığında sert çelik ve yumuşak demir metal şeklini alır. Bu kılıcın karbon dengesini sağlamak için eşit miktarda karbon yayılır. İki metal element olan saf çelik ve saf demirden yapılır. Saf demir keskin bir uç için kullanılamayacağı için saf çelik kılıcın ucu için kullanılır. İçerisinde bulunan sülfür, demir ve karbon karışımı kılıca esneklik ve sertlik vermektedir. Kılıca başlamadan önce dualar edilir. 3 aydan fazla süren bu kılıç yapılırken demir parçaları ateşte eritilir ve paslanmaması için ıslak bir kağıt parçasının üzerine yerleştirilip ardından kağıdın üzerine kil ve kül sürülür. Buradaki amaç paslanma ve körelmeyi engellemektir. Katlama işlemi dediğimiz işlemde üst üste yerleştirilen demirler katlanarak birçok kez dövülür ve peş peşe “buda cihada” adı verilen kılıcın dış kısımlarını oluşturur. Sonrasında kil-kömür karışımı yüzey kısmına sürülür. Burada ustayı temsil eden bir çizgi oluşur. Sıra artık Katana kılıcının ne kalitede olduğunu öğrenmeye gelmiştir. Katana, orta seviyede bir ateşte bir dakika gibi bir sürede bekletilir ve hemen suya batırılır. Sonrasında dışa sürülen kül ve kil karışımı uçta daha ince ve ortada daha kalındır. Bunun sebebi ince sürülen kısım daha esnek olmalı ve kalın kısım daha sert kalmalıdır. Son aşama ciladır. Her bir Katana için özel taşlar mevcuttur. 10 gün süren cila işleminden sonra en zor ve en riskli cila olan “jizuya taşı” kullanılır. Bu taş pirinç taneleri kadardır. En son olarak uç kısımda beyazlama işlemi gerçekleştirilir ve katana kılıcı tamamlanmış olur.

Bu konuyu yazdır

Allah-Y Alak Suresi Arapça ve Türkçe Latince Yazılışı ve Okunuşu ve Meali ve Tefsiri
Yazar: RasitTunca - 06-20-2019, 06:54 AM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Alak Suresi  Arapça ve Türkçe Latince Yazılışı ve Okunuşu ve Meali ve Tefsiri

Alak Suresi Arapçası

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

(‘)  اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ (‘) خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ (‘) اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ (‘) الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ (‘) عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ (‘) كَلَّا إِنَّ الْإِنسَانَ لَيَطْغَى (‘) أَن رَّآهُ اسْتَغْنَى (‘) إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى (‘) أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَى (‘) عَبْدًا إِذَا صَلَّى (‘) أَرَأَيْتَ إِن كَانَ عَلَى الْهُدَى (‘)أَوْ أَمَرَ بِالتَّقْوَى (‘) أَرَأَيْتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى (‘) أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى (‘) كَلَّا لَئِن لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ (‘) نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ (‘) فَلْيَدْعُ نَادِيَه (‘) سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ (‘) كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

Alak Suresi Okunuşu

Bismillahirrahmânirrahîm.

1- Ikra’ bismi rabbikelleziy halak
2- Halekal’insane min ‘alak
3- Ikre’ ve rabbükel’ekrem
4- Elleziy ‘alleme bilkalem
5- Allemel’insane ma lem ya’lem
6- Kella innel’insane leyatğa
7- Erra a hustağna
8- İnne ila rabbikerrü’câ
9- Eraeytelleziy yenha
10- Abden iza salla
11- Eraeyte in kane ‘alelhüda
12- Ev emara bittakva
13- Eraeyte in kezzebe ve tevella
14- Elem ya’lem biennallahe yera
15- Kella lein lem yentehi lenesfe’an binnasıyeh
16- Nasıyetin kezibetin hatıeh
17- Felyed’u nadiyehu.
18- Sened’uzzebaniyete.
19- Kella la tütı’hü vescüd vakterib

Alak Suresi  Meali

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
1- Yaratan Rabbinin adıyla oku!
2- İnsanı bir kan pıhtısından yarattı!
3- Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.
4- O Rab ki kalemle yazmayı öğretti.
5- İnsana bilmediği şeyleri öğretti.
6- Hayır! Doğrusu (kâfir) insan azgınlık eder.
7- Kendisinin muhtaç olmadığını zannettiği için.
8- Muhakkak ki dönüş mutlaka Rabbinedir.
9-10 – Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü?
11- Gördün mü (ne dersin?), ya o (kul) doğru yolda olur,
12- Veya kötülüklerden sakınmayı emrederse?
13- Gördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar, yüzçevirirse,
14- O adam, Allah’ın kendini gördüğünü hiç bilmiyor mu?
15-16 – Hayır, hayır! Eğer o, bu davranışından vazgeçmezse, and olsun ki biz, onu perçeminden, o günahkâr ve yalancı perçeminden tutup cehenneme sürükleriz.
17- O zaman o taraftarlarını yardıma çağırsın.
18- Biz de Zebanileri çağıracağız.
19- Hayır, sakın onu dinleme de, secde et ve yaklaş!

Alak Suresi Faziletleri;

    Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim (sevabını umarak) Alak Suresini okursa, mufassal (Hucurat suresinden Büruc suresine kadar olan) surelerin hepsini okumuş gibi ona ecir verilir.”(1)
    Hangi mümin Alak Suresini bol bol zikrederse, Allahü Teala o mümine büyük derecede ecir ve sabır nasip eder,
    Her kim alak suresini günlük olarak ihlaslı şekilde zikrederse, hafızası kuvvetlenir.


Alak Suresi Bilgileri

Diğer ismi “İkra” olan, Alak Suresi ismini 2. ayette geçen “el-alak” kelimesinden almıştır. Alak kelimesi; yapışkan, asılıp tutunan anlamına gelmektedir. Burada ise, insanın ana rahminin duvarına yapışmış, döllenmiş bir hücreden yaratıldığı anlatılmak istenmiştir.

    Mekke’de nazil olmuştur.
    19 ayettir.
    Kelime sayısı 72’dir.
    Harf sayısı 281’dir.
    Sure numarası 96’dır.
    Kuran-ı Kerim’de 30. Cuzdadır.

Alak Suresi’nin İnişi

Alak Suresi iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısmı; “ikra”dan beşinci ayet olan “ ma lem ya’lem” e kadardır. İkinci kısmı ise; “Kella inne’l insane leyatğa”dan, surenin sonuna kadardır.

Hz Muhammed (s.a.v) taabbud etmek [1] amacıyla Hira Mağarası’na çekilirdi. Yine gittiği bir gün Cebrail Aleyhisselam gelerek Hz Muhammed’e (s.a.v) “Oku!” dedi. Peygamber Efendimiz(s.a.v) “Ben okuma yazma bilmem” diye cevap verdi. Cebrail Aleyhisselam, Peygamberiz’i (s.a.v) sıkarak Tekrar “Oku” demiştir. Peygamber Efendimiz(s.a.v) tekrar aynı cevabı vermiştir. Bu olay üç kere tekrarlandıktan sonra Cebrail Aleyhisselam “Bismi Rabbike’llezi halak “ (Yaratan Rabbi’nin adıyla oku.) Demiştir. Bu ayetten sonra “malem ya’lem ‘e kadar okumuştur. Sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v) titreyerek eve gelmiş, Hz Hatice’den üzerini örtmesini istemiştir. Durumu Hz Hatice’ye anlattığında Hz Hatice’nin amcasının oğlu Varaka B. Nevfel’e gitmişlerdir. Hz Musa’ya da gelenin aynı melek olduğunu bilen Varaka, vahiy geldiğini anlamıştır.

Surenin İkinci Kısmının İnme Zamanı

İkinci kısmın nazil zamanı ise Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) İslam’ı tebliğ etmeye başlamadan önce Harem-i Şerif’te namaz kıldığı zaman, Ebu Cehil’in ona engel olmaya çalıştığı dönemdedir. Bu zulümler karşısında surenin ikinci kısmı, “Kella inne’l insane leyatğa” ile başlayan kısmı nazil olmuştur. Sure’nin son ayeti olan,19. Ayeti okuyan kişinin secde etmesi sünnettir.

Surenin En Temel Mesajları

    Alak Suresi Allah’ın (c.c) Kuran’ı Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) indirmek suretiyle lütufta bulunduğunu belirtmektedir.
    Güç ve servetine güvenen insanların taşkınlık yaptığından Allah’a (c.c) isyanlarından bahseder. Aslında insanın yapması gereken verilen nimetler karşısında şükretmesidir.
    Hz Peygamberimiz’i (s.a.v) namazından alıkoymaya çalışan Ebu Celil’i lanetler. Bu sapkınlık ve taşkınlıkların devam ettiği sürece en şiddetli azapla cezalandırılacağını belirtir.
    Alak Suresi okumaya, öğrenmeye davetle başlayıp namaz ve ibadeti anlatmakla sona erer. Bu da ilim-amel ilişkisini bize anlatmaktadır.
    Allah’ın adı ile başlayan bu sure Allah’ın isminin tesbih edilmesinin önemini anlatmaktadır.

Alak suresi (arapçası, meali ve tefsiri)

ALAK SURESİ

اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذٖى خَلَقَ
1-İkra' bismi rabbikellezi halak.
İkra, Oku.
Okumak, anlamadan Arapçasını tekrar etmek olmasa gerek.
Kelimeleri yüzünden okumak, tekrar etmek bir anlamda telaffuz etmek, okumak olabilir mi?
Anlamını dahi bilmeden seslerin tekrarı ancak telaffuz olabilir.
Okumak, telaffuz edilen seslerin kelimelerin anlamını bilmeyi de gerektirir.
Oysa, ikrada bu da yetmez. Telaffuz edilenlerin anlamının düşünülmesi, ders çıkarılması, ibret alınması, yaşanılması, anlatılması elzemdir.
Zira, Kuran, akledenler, düşünenler için ibretler vardır; hala düşünmeyecek misiniz, böyle kolaylaştırdı ki düşünüp ibret alasınız; kafa patlatırcasına düşünmekten bahseder. Hatta tedebbür düşünmesine yer verir. Yani, temellerini, ilkelerini dikkate almayı, arka planını, satır aralarını düşünmeyi ister.
Öyle ki, Kuran, tertil okumasını; azar azar, yavaş yavaş, tek tek, tane tane, düşüne düşüne, hazmederek, sindirerek, muhakeme ederek, adeta suyunu çıkarırcasına okumayı över.
Aynı zamanda ikra okumasında; bu çıkarımların, elde edilen sonuçların, yaşanılması, hayata geçirilmesi, yaşama nakşedilmesi şarttır.
Böylece, telaffuz edilenlerin anlamının öğrenilmesi, düşünülmesi, ders çıkarılıp ibret alınması, bunların yaşanılması ve insanlığa anlatılmasıdır, ikra.
Takip etmek, ardından gitmek, aralarında hiç kimsenin bulunamayacağı kadar yakın bir şekilde izlemek, ona uymak, okumak ve manayı düşünmek, izlemek anlamına gelen tilavetten farkı da bu çıkarımları yaşamakla yetinmeyip insanlığa iletmektir, sunmaktır, tebliğ etmektir.
Bu nedenle, Kuranı ikra yapmak, ayetleri telaffuz etmenin yanı sıra, mealini anlamını okumak, bunları düşünmek, gerektiğince fikirlerden yararlanarak ibretler çıkarmak, bunları yaşama geçirmek ve insanlığa sunmak, anlatmaktır. Arı misali çiçeklerin özünü alıp, düşünüp, yoğurup Kuran potasında bal yapıp, yemek ve yedirmektir.
Bu amaçla Kurana yaklaşmaktır, yaşamaktır.
Kuranın hakikatlerine ulaşmak, özümlemek, yaşamak ve anlatmaktır.
Bu bağlamda kainat, kuran ve peygamber evrensel hakikatin, farklı tezahürleridir, ikra yapanlara.
Bismi Rabbikellezi Halak.
Rabbinin isimlerine yapışarak, tutunarak, teslim olarak, güvenerek ikra yapmaktır.
İkrayı, Onun terbiyesine girmek için yapmaktır.
Kuranın terbiyesinde yaşamak, hayat bulmak amacıyla gerçekleştirmektir.
Yeni bir ahlaka, Kuran ahlakına ulaşmak için ikra yapmaktır.
İkra yaptıkça eskiden ayrılmak yeni yepyeni bir ahlakla doğmaktır.
Kuran ahlakıyla yaratılmaktır, yoğrulmaktır.
Ayeti, baştan veya sondan okursak:Şayet, kuran ahlakıyla yaratılmak, yapılanmak istersen; Rabbin terbiyesine girmek, Ona yapışmak, aşkla bağlanmak, tutunmak gerektir. Bunun da tek yolu ikra yapmaktır.
Bilesin ki, ikra yaparsan Rabbin seni terbiye eder ve yeni, yepyeni bir ahlakla, Kuran ahlakıyla yaratır, yapılandırır, cennete layık insan eder.

خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ
2-Halekal insane min 'alak.
İnsan alaktan Halak oldu.
Halak olması, ahlakın, hal, hareket, tavır, yaşam biçimi, programı, felsefesinin alakla ilgili, bağlantısı anlatılır.
Kim neye alaka duyarsa, alakasının derecesiyle paralel onun ahlakıyla Halaklanır.
Kuran ahlakında yaratılmak, doğmak; insanın alakına bağlıdır.
Alakası varsa, Kuran insanı terbiye eder ve yeni bir ahlaka ulaştırır.
Alakası ne ölçüde ise halakı, ahlakı, Kuranı yaşamı da o ölçüde olmaktadır.
Kurana sevgisi, ilgisi, alakası ahlakını belirlemektedir.
Alak gibi, döllenmiş yumurtanın, emriyonun rahim duvarına tutunurken gerçekleştirdiği gibi taa atardamarlarına kadar uzanıp, anasının en güçlü damarlarından beslenmesi misali, insan da Kuranın taa temellerine, ilkelerine, evrensel değerlerine, özüne, esasına, manasına ulaşacak şekilde alaka kurarsa, o nispette Kuranla beslenip, ahlaklanır.
Yoksa, ikrası, alakası sadece telaffuzda kalırsa, ahlakının da yüzeysel kalması kaçınılmazdır.
Oysa, öyle bir alaka isterki, tilaveti, tertili, ikra okumasını; tezekkürü, tedebbürü, taakulü, tefekkürü vb düşünmeleri bekler.
Bu alak, alaka, sevgi, istek ne ölçüde ise Kuranda o ölçüde ahlaklandırır.
Peygamber ve arkadaşlarının alakasının büyüklüğü, ahlakının da Kuran olmasını sağladı.
Şayet, Kuran ahlakı istiyorsak, önceliklerimizi ve önem verdiklerimizi sorgulayıp, Kurana alakamızı, ilgimizi, sevgimizi, gözden geçirmeliyiz.
Ahlakımızı Kuranlaştırmak için alaka duyduklarımızı ve alakamızın derecesini yeniden yapılandırmalıyız.

اِقْرَاْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُ
3-İkra' ve rabbukel'ekram.
İkra yapana Rabbi ikram eder.
Kuran ahlakına kavuşturur.
İkra ile ikramın paralelliği anlatılır.
Herneye ihtiyaç duyarsa onu sunar, lutfeder.
Gerekli bilgiye, hikmete, terbiyeye kavuşturur.
İkra yaptıkça, alakası arttıkça bu ikramlar da çoğalır.
Kuran ahlakına uygun yaşamayı ikram eder.

اَلَّذٖى عَلَّمَ بِالْقَلَمِ
4-Ellezî 'alleme bilkalem.
Şöyle ki, Kalemle öğretendir.
Kuranı, azar azar, kalem kalem, kısım kısım öğretendir.
Lif lif, ayrıntılarına kadar anlatandır.
Kalemle, yazarak, çizerek, not alarak, bağlantı kurarak, yaşama indirgeyerek, unutmamak için, Kuran ahlakından uzak düşmemek için çaba harcayanlara belletendir.
Yaşama kaydedenlere, hayata geçirenlere, ömürlerine nakşetmek isteyenlere öğretendir.
Hayatını, ahlakını Kuran yapandır.

عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
5-Allemel'insane ma lem ya'lem.
SA-İnsana bilmediğini öğretendir.
Bildiklerinden, önceki öğretilerden, atalar ahlakından vazgeçmeye niyetli olana öğretir.
Ezberini bozmaya, kendini değiştirmek isteyene yol gösterir.
Akledene, düşünene, ibret alıp ders çıkarana, yaşama kaydedene yardım eder.
Kuranı ikra yapana, alakası olana, hayata geçirene, Kuran ahlakını ve bilmediklerini öğretir.
Kuran ona rehber olur, yol gösterir, cennete layık insan yapar.
Hayatını, ahlakını cennet eder.

6-8
كَلَّا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰى
6-Kella innel'insane leyatğa.
Hayır; gerçekten insan, azar.
اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰى
7-Er raehusnağna.
A. Bulaç Kendini müstağni gördüğünden.
اِنَّ اِلٰى رَبِّكَ الرُّجْعٰى
8-İnne ila rabbikerruca'.
A. Bulaç Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir.
Hayır, Kuranı ikra yapmayan, alakası olmayan, kendini yeterli gören muhakkak ki azmaktadır.
İkraya, okumaya, anlamaya, düşünmeye, ders çıkarmaya, ibret almaya gerek görmeyenler, yaşamlarını Kuranın rehberliğinden kopuk sürdürenler, amaçları Kuranı bir hayat olmayanların azması, yoldan sapması, saptırılması kaçınılmazdır.
İkrayla, alakayla Kuran terbiyesine ulaşır. Bu dünyaya gelişinin gidişinin nedenini, niçinini, hikmetini anlar, yaşam amacını kavrar, alakını, önem ve öncelik vermesi gerekenleri belirler.
Kuranı rehber edinmeyen başkalarını rehber edinir.
Kurandan mahrumlaştıkça, tagutlaşmayı sürdürür.
Önem ve öncelik verdikleri, alaka gösterdikleri Kuranın yerini aldıkça, tabi olduğu tagutları olur. Kuran ahlakı yerini tagutların ahlakı hüküm sürmeye başlar. Önem ve öncelik verdiği Kuran dışındaki her şey yaşamını belirler. Zahiri farklı olsa da Ruhunu, özünü, amacını onlara teslim eder. Verilen her şey araç iken, amaçlaşınca, tagut olur, hükmeder. Azdırır.
Sonunda dönüş Rabbinedir.
Geç olmadan, ölüm çatmadan ikra yap, alakanı Kurana yönelt. Dünyadaki amacını hatırla önem ve öncelik verdiklerini gözden geçir, araçları amaç edinmekten vazgeçip kurtuluşa er.

9-13
اَرَاَيْتَ الَّذٖى يَنْهٰى
9- Eraeytellezi yenha.
A. Bulaç Engellemekte olanı gördün mü?
عَبْدًا اِذَا صَلّٰى
10- Abden iza salla.
A. Bulaç Namaz kıldığı zaman bir kulu.
اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰى
11- Eraeyte in kane 'alelhuda.
A. Bulaç Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise,
اَوْ اَمَرَ بِالتَّقْوٰى
12- Ev emara bittakva.
A. Bulaç Ya da takvayı emrettiyse.
اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى
13-Eraeyte in kezzebe ve tevella.
A. Bulaç Gördün mü? Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise.
Salla yapanı engelleyeni gördün mü, anladın mı?
Kuranı ikra yapanı, okuyanı, anlayanı düşüneni, yaşayanı, anlatanı, toplumu bu ahlaka davet edeni bu uğurda salla yapanı, destek olanı; engelleyeni, bu yoldan alıkoyanı, mani olanı anladın mı?
İnsanla Kuran arasına giren engeller, maniler neler. İçsel ve dışsal unsurları, bireysel ve toplumsal faktörleri, ulusal ve uluslar arası güçleri, bunların tağutlaşarak esir alışlarını düşünmek, tanımak, anlamak ve görmek ve kurtulmak gerekmektedir.
Zira, ikra yapmak, gereğince alaka göstermek, Allah’a, Kurana önem ve öncelik vermek olan takva, Kuran terbiyesindeki bir yaşamı sağlar. Kuran ahlakıyla boyar. Kuranı yaşama taşır. Hayata nakşeder, dantel gibi işler.
Bunun için, Kuranla bu denli alakamızı kesen, mani olan, Hakkı yalanlayan, yüz çeviren tüm söylemleri, öğretileri, kabullenim ve yargıları, gözden geçirmek, değiştirmek, terk etmek elzemdir.
Dünyadaki amacımızı unutturan, peşinde kullaşıp köleleştiğimiz tüm tutkuların, hedeflerin, gayelerin farkına varıp, kurtulmalıyız.
İlahlaştırdığımız; mal, mülk, makam, şöhret, para, pul, herneyse tüm araçları amaçlaştırarak girdiğimiz esaret girdabından ayrılmalıyız. Hele bir zengin olayım bak nasıl çalışacağım, destek olacağım diyerek araçları bilerek bilmeyerek amaç edinip de Kuran ahlakını öteleyenlerin kıssaları, farkına varmak için yetmez mi?
Oysa bunların amaç değil birer araç olarak ihtiyacımız kadar yaşamımızdaki yerini alması doğaldır. Dünyadaki yaşamın sürdürülmesi için gereklidir.
Öncelikle içimizdeki bu anlayış engellerini yok etmeliyiz. Atalar kültürünü bırakmalıyız. Kuranla aramıza giren tüm engelleri, perdeleri yırtıp atmalıyız.
Sonra toplumda var olan; Kuranı, ikra yapmayı, alakayı zorlaştıran tüm şartları değiştirmeliyiz.

14-16
اَلَمْ يَعْلَمْ بِاَنَّ اللّٰهَ يَرٰى
14-Elem ya'lem biennallahe yera.
A. Bulaç O, Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu?
كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ
15-Kella leil lem yentehi lenesfe'am binnasiyeh.
A. Bulaç Hayır; eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz;
نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ
16-Nasiyetin kezibetin hatieh.
A. Bulaç O yalancı, günahkar olan alnından.
Önem ve öncelik verdiğimiz, her gün aynı perçem, kakül gibi bakıp, gözettiğimiz bu geciçi dünyada araç iken Kuranı amaçlarımızın yerine baş tacı yaptığımız, mal, makam, şöhret vb hedeflerimiz yok mu?
Eğer farkına varıp vazgeçmezsek bu yalancı, aldatıcı, insanı yanlışa, günaha daldıran perçemlerimizden, amaç edindiğimiz, uğruna ne günahlara katlandığımız Kuran dışı gayelerimizden, ihtiraslarımızdan, yığma ve biriktirme hastalığından kurtulmazsak, bunların peşinde sürünmek mukadder olur.
Hele bir zengin olayım, şu olayım, bu olayım da bir gör ve benzeri perçemlerimiz, bizi aldatmıyor mu, Kurandan, ikradan uzaklaştırmıyor mu?
Araçken amaç edindiğimiz ve önümüze kızıl elma gibi koyduğumuz bitmez tükenmez, dipsiz, yalancı, günahkar perçemlerden vazgeçmezsek, o zaman da Sünnetullah gereği bu perçemlerin peşinde köleleşir, sürünür insan.
Oysa tüm nimetler, araçlar hayatı kolaylaştırmak, insana hizmet etmek için yaratılmış, ikram edilmişken, bunları amaç edinen insan bunların kölesi olur. Bunlara binmek, kullanmak varken, onlar insana biner, insanı hamal eder.
Atalar dininin efendileri olup toplumsal güçleri kullananlar, bu güçlerle tagutlaşanlar, zorbalık yapanlar, Hakka, Kurana ve Kurani ahlakın yayılmasına engel olmaya çalışanlar da, bu güçlerin, bu perçemlerin esiri olur, sürünür, süründürülür.



--------------
[1] Taabbud etmek: Hz Muhammed’in (s.a.v) Allah ‘ın (c.c) nasıl ibadet edeceğini öğretmeden önce, eda ettiği bir çeşit ibadettir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Koordinat Sistemi Nedir? Günlük Hayatta Nerelerde Kullanılır?
Yazar: RasitTunca - 06-19-2019, 08:49 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Koordinat Sistemi Nedir? Günlük Hayatta Nerelerde Kullanılır?

Koordinat sistemi geometride herhangi bir düzlemdeki (çokkatlıdaki) bir nokta veya başka bir geometrik elemanın konumunu tam olarak belirlemek için bir veya daha çok sayı ya da koordinat kullanılan bir sistemdir. Koordinatlar basit matematikteki reel sayılardan oluşur. Fakat soyut cebir gibi bazı alanlarda karmaşık sayılar veya elemanlardan oluşabilir. Koordinat sisteminin kullanılması, geometrik problemlerin sayısal problemlere ve tersine dönüştürülmesini sağlar. Bu analitik geometrinin temelidir.

Sayı doğrusu

Bir koordinat sistemine en basit örnek, sayı doğrusunu kullanarak bir çizgi üzerinde bulunan noktaları tanımlanmasıdır. Bu sistemde çizgi üzerinde keyfi bir O (orjin) noktası seçilir. Bir P noktasının koordinatı, O'dan P'ye kadar olan işaretli mesafe ile belirtilir. Buradaki işaretli mesafe, P'nin doğru üzerinde bulunduğu tarafa göre pozitif veya negatif olabilir. Her bir nokta eşsiz koordinata sahiptir ve her bir reel sayı eşsiz bir noktanın koordinatıdır

Kartezyen koordinat sistemi

Koordinat sisteminin prototipsel örneği, kartezyen koordinat sistemidir. Düzlemde iki dik çizgi verilsin. Bu düzlemdeki bir noktanın koordinatları bu çizgilere göre işaretli mesafesi ile belirtilir.


Üç boyutlu uzaydaki üç dik düzlemde, bir noktanın her bir düzleme göre üç koordinatı vardır. Bu, n boyutlu Öklid uzayındaki bir noktanın n tane koordinatını hesaplamak için genelleştirilebilir.

Kutupsal koordinat sistemi

Kutupsal koordinat sistemi düzlem için ortak koordinat sistemidir. Kutup olarak bir merkez noktasına ışın kadar bir mesafedeki noktaya kutupsal eksen denir. Örneğin kutupsal eksenden θ açı r mesafesi kadar (aksi belirtilmediği müddetçe saat yönünün tersinde) uzaklıktaki bir noktanın koordinatlarından (r, θ)'dir. Bu sadece tek bir noktanın koordinatlardır. Fakat herhangi bir nokta birçok koordinat ile belirtilebilir. Örneğin (r, θ), (r, θ+2π) ve (−r, θ+π), aynı noktaya ait kutupsal koordinatlardır.

Silindirik ve küresel koordinat sistemleri


Kutupsal koordinat sistemini genişletip üç boyuta çıkarmanın ortak iki yöntemi vardır. Silindirik koordinat sistemi, kartezyen koordinat sistemi ile benzerdir, yalnızca r ve θ kutupsal koordinatlara z koordinatı ilave edilmiştir. Küresel koordinatlar bunu bir adım daha ileri götürür ve (r, z) silindirik koordinat çiftleri, (ρ, φ) kutupsal koordinatlarına dönüştürür ve (ρ, θ, φ) biçiminde üç kat olur.

Homojen koordinat sistemi

Düzlemdeki bir nokta homojen koordinat sisteminde (x, y, z) katlarıyla ifade edilebilir. Burada x/z ve y/z noktanın kartezyen kooordinatlarıdır. Bu, düzlemdeki bir noktayı ifade etmek için gereken "ek" bir koordinat ilavesidir. Fakat bu sistem sonsuzda olmayan izdüşümsel düzlemdeki herhangi bir noktayı ifade etmek için kullanılır. Genellikle bir homojen koordinat sistemi, yalnızca anlamlı olan, fakat gerçek değeri olmayan koordinatlardan oluşur.

Koordinat sistemleri arasındaki dönüşümler

Geometriksel şekli ifade eden çok farklı koordinat sistemi olduğundan dolayı, aralarındaki bağlantıyı anlamak önem arz eder. Bir sistemdeki koordinatların formülü, koordinat dönüşümleri vasıtasıyla başka bir sisteme dönüştürülerek aralarındaki bağlantı açığa çıkar. Örneğin düzlemde, (x, y) kartezyen koordinatları ile (r, θ) kutupsal koordinatları aynı orjinde ve kutupsal eksen, pozitif x ekseni olsun. Bu durumda kutupsal koordinatların kartezyen koordinatlarına dönüşümü x = r cosθ ve y = r sinθ'dir.

Koordinat sistemi nerelerde kullanılır?

1- Birinci dereceden bir bilinmeyenli denklemlerde
2- Birinci dereceden iki bilinmeyenli denklemlerde
3- Gemilerin hareket esnasına
4- Gemilerin yerleşim esnasında
5- Uçak kalkış ve inişlerde


Coğrafi Koordinat Sistemi Nedir?

Navigasyon uygulamaları, rota oluşturmak derken yön tayininin temelinde yer alan coğrafi koordinat sistemine de değinmek gerekli. Bulunduğumuz uzayda herhangi bir nokta x, y, z (Global Astronomik Dik Koordinat Sistemi veya Kartezyen Koordinat Sistemi) veya r, θ, φ (Küresel Koordinat Sistemi veya Kutupsal Koordinat Sistemi) ile gösterilmektedir. Bir noktanın koordinat değerleri bu sistemlerden herhangi birinde verilmişse, aynı noktanın diğer sistemdeki değerlere kolaylıkla dönüştürülebilir. Dünya üzerindeki bir yeri kutup açısı/enlem ve boylam açısının bilinmesiyle topografik bir nokta olarak tanımlayabiliriz. Küresel Koordinat Sistemi’ndeki üç bileşenden ikisi kullanılarak belirtilen Coğrafi Koordinat Sistemi (Yer’in Grid Sistemi) içerisinde unutmamak gereken dünyanın bir küre değil de (jeodezi) bağlamında yaklaşık olarak bir elipsoit ya da kutupları basık sferoit şeklinde olmasıdır. Coğrafi Koordinat Sistemi içerisinde yüzey üzerinde her noktada yarıçap aynı olduğundan enlem ve boylam bilgisi ile bir nokta kolaylıkla belirlenebilir.

r: Başlangıçtan olan uzaklık. Yarıçap.
θ: Kutup açısı. Enlem (Lat./Latitude). z-ekseni ve çap arasındaki açıdır. Polar açı olarak da anlandırılmaktadır.
φ: Boylam açısı. Boylam (Lon./Longitude). x-ekseni ile çapın xy- düzlemine izdüşümü arasındaki açıdır. Azimütal açı olarak da adlandırılmaktadır.

Koordinat Sistemleri Nelerdir?

Temel tanımlamalardan önce, sanırım sıklıkla kullanılmakta olan koordinat sistemlerine de kısaca değinmek gerekiyor. Koordinat Sistemleri, bir noktanın üzerindeki yerinin enlemler ve boylamlar kullanılarak veya bu eksenlere uzaklığının metre cinsinden ifade edilmesi olarak tanımlanabilir. 4 çeşit koordinat sistemi bulunmaktadır. Bunlar;

   Coğrafi Koordinat Sistemleri
   Dik Koordinat Sistemi
   Kutupsal Koordinat Sistemleri
   Uzaysal Koordinat Sistemleri

Coğrafi Koordinat Sistemi

İlk izlerine Babilliler döneminde rastlanan, Batlamyus’un bir tam çemberin 360 derece (360°) olduğunun belirtilmesiyle daha da geliştirilmiş olan, sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan askeri ve ticari denizcilik gereksinimleriyle bir standart haline gelen sistem özellikle 1980 sonrası ihtiyaç duyulan bir çok standardın da temelini oluşturmuştur. Coğrafi Koordinat Sistemi içerisinde bahsi geçecek olan enlem, boylam, paralel ve meridyenlere de kısaca değinmek gerekirse;

Enlem (Latitude) Nedir?

Enlem (Lat.), yeryüzündeki herhangi bir noktanın ekvatordan uzaklığını derece, dakika ve saniye cinsinden belirtir. Bir noktanın enlemi, o yerle Ekvator arasındaki meridyen yayının derece, dakika ve saniye cinsinden açı değerini belirtir. Aynı enlem açılarını birleştiren paralel çizgilere enlem çizgileri ya da paralel denir. 0° paraleli ya da enlemi ekvator, 90°N Kuzey Kutbunu ve 90°S Güney Kutbunu gösterir. Görüldüğü gibi, ekvator yerküreyi kuzey ve güney olarak yarıkürelere bölmektedir.

Boylam (Longitude) Nedir?

Boylam (Lon.), yeryüzündeki bir noktadan geçerek iki kutbu birleştiren boylam çizgisinin ya da meridyenin Greenwich Gözlemevi ( İngiltere Kraliyet Rasathanesi)’nden olan uzaklığını ifade etmek için kul­lanılır ve dünya üzerindeki herhangi bir noktayla Başlangıç Meridyeni arasında kalan paralel yayının derece, dakika ve saniye cinsinden açı değeridir. Tüm meridyenler yarım çember şeklinde, 0 referans meridyeninin batısında 180 (W) ve doğusunda 180 (E) olmak üzere 360 adet yarım çemberden oluşur. Yani referans meridyenin tam karşısındaki simetriği, aynı zamanda 180°W ve 180°E meridyenidir. Kuzey ve güney kutup noktalarında birleşen bu meridyenler paralel değildirler.

Enlem ve Boylam Ölçü Birimi (Derece) ve Gösterim Biçimleri

Bir konum belirtilmek istendiğinde önce enlem, ardından boylam gelmek üzere bir değer çifti kullanılır. Kullanılan bu çift değer sistemi, geleneksel ölçü birimleri derece, dakika (1/60 derece) ve saniye (1/60 dakika) şeklinde olmakla birlikte ondalık sistemle de ifade edilebilmektedir.

DMS, Derece:Dakika:Saniye. Örneğin, bu yazıyı yazdığım SIXTY Beans adlı mekanı Derece:Dakika:Saniye olarak ifade edecek olursam paylaşacağım değerler şu şekilde olacaktır: 41°3’4″N, 28°59’43″E
DM, Derece:Dakika(ondalık). DMS örneğindeki mekan konumunu DM üzerinden ifade edecek olursak, elde edeceğimiz karşılık 41°3.066′, 28°59.716′
DD, Dakika(ondalık). Yine mekan konumu üzerinden belirtmek gerekirse, 41.05111°N, 28.99528°E DD olarak ilgili noktayı bize verecektir. DD, özellikle Google Maps ve GPS cihazlarının da yoğun bir şekilde kullandığı ifade biçimi olarak sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

Bu ifade biçimlerini birbirleri arasında dönüştürmek için directionsmag, pgc.umn.edu ve gps-coordinates web sayfalarını kullanabilir ya da aşağıdaki şekilde kendiniz dönüştürme işlemlerini gerçekleştirebilirsiniz.

1° (derece) = 60′ (dakika) = 3600″ (saniye)
1′ (dakika) = 60″ (saniye)
1/25000’lik paftalarda 1 derece dakikası enlemde 73,5mm ve 1 derece dakikası boylamda 57,5mm.’dir.

derece = tamsayı(ondalık derece)
dakika = tamsayı((ondalık derece – tamsayı derece) × 60)
saniye = (ondalık derece – tamsayı derece – dakika/60) × 3600

Örnek olarak 41.051111111° açısını derece, dakika ve saniye olarak ifade edelim.
d = tamsayı(41.051111111°) = 41°
m = tamsayı((ondalık derece – tamsayı derece) × 60) = 3′
s = (ondalık derece – tamsayı derece – m/60) × 3600 = 4″

Yani, elde edeceğimiz karşılık 41°3’4″ olacaktır.

Bir Noktanın Koordinatları Nasıl Belirlenir?

Koordinatını bulmak istediğimiz noktadan enlem ve boylama dikler çıkarak noktanın koordinatlarını bulabiliriz. Bu işlem için, çıkılan diklerin kendisine en yakın dakika işaretinden santimetre cinsinden mesafesi ölçülür ve yukarıdaki katsayılar kullanılarak dakika cinsinden değeri bulunur. X ve Y eksenlerinde noktaya soldan en yakın dakika değeri üzerine eklenerek noktanın coğrafi koordinatı belirlenmiş olur.

Ekvator Nedir?

Her iki kutuptan eşit uzaklıkta geçen daireye olarak ifade edebileceğimiz Ekvator aynı zamanda başlangıç paralelidir. Ekvator yeryüzünü kuzey ve güney olarak iki eşit yarım küreye ayırır. Güneş ışınlarını yılda iki kez (21 Mart, 23 Eylül) 90°, 21 Aralık ve 21 Haziran’da da en küçük değerlerle (66° 33′) alır. Buna bağlı olarak yıl boyu yaz mevsimi yaşanırken sıcaklık ortalamaları yüksek ve yıllık sıcaklık farkları çok azdır. Yine yeryüzünün formu dolayısıyla Ekvator çizgisel hızın en fazla olduğu ve gün doğumu ile gün batımının en hızlı gerçekleştiği yerdir.

Paralel Nedir?

Ekvatora paralel olarak geçen daireler Paralel olarak isimlendirilmektedir. Türkiye, bu tanım üzerinden ifade edildiğinde, konumu itibariyle 36° ile 42° Kuzey Paralelleri arasında yer almaktadır.

Meridyen Nedir?

Bir kutup noktasından başlayıp diğer kutup noktasında sonlanan ve ekvatoru dik açıyla kesen yaylar meridyen olarak isimlendirilmektedir. Türkiye, yine konumu itibariyle 26° ile 45° Doğu Meridyenleri arasında yer almaktadır.

Dönence Nedir?

Yerin eksen eğikliği nedeniyle oluşan dönenceler Yengeç Dönencesi (23°27′ Kuzey) ve Oğlak Dönencesi (23°27′ Güney) olarak adlandırılmaktalar. Güneş ışınlarının yeryüzünde en son dik geldiği noktalar olan dönenceler tropikal kuşağın sonu, orta kuşağın başlangıcı olan enlemlerdir.

Matematik ve Sıcaklık İklim Kuşakları

Güneş ışınlarının farklı açılarla yeryüzüne ulaşıyor olması nedeniyle iklim kuşakları oluşmaktadır. Bu ışınların geliş açılarına bağlı olarak matematik iklim kuşakları oluşurken kara ve denizlerin dağılımı, yükselti ve eksen eğikliği, hava kütlelerinin ve okyanus akıntılarının hareketleri gibi nedenlere ilişkili olarak da sıcaklık kuşakları meydana gelmektedir. Matematik iklim kuşaklarıyla sıcaklık iklim kuşakları birbiriyle tamamıyla çakışmazlar.

Galaksi koordinat sistemi

Gökada koordinat sistemi Güneş merkezli ve Samanyolu gökadasının görünen merkezine hizalanmış olan bir gökyüzü koordinat sistemidir. "Ekvator", gökada düzlemini hizalar. Coğrafik koordinata benzer şekilde gökada koordinat sistemi içindeki konumlamada da enlemler ve boylamlar kullanılır.

ℓ ve b sembolleri, sırasıyla gökada boylam ve enlemini ifade etmek için kullanılır. Gökada boylamı, Güneş'ten gökada merkezine doğru uzanan bir eksen düzleminde ölçülür. Gökada enlemi, Güneş'in vertex sapması kullanılarak gökada düzleminden nesneye doğru ölçülür.

[Resim: Koordinat%20sistemi-2.png]

Günlük hayatla oldukça iç içe olan kartezyen koordinat sistemi haritacılıkta, gemilerde, uçaklarda, hatta sinema salonlarındaki koltuklara numara verilmesinde bile kullanılan bir konudur. Başarılar dileriz.
8.Sınıf Kartezyen Koordinat Sistemi Konu Anlatımı

» Kartezyen koordinat sistemi birbirine dik olacak şekilde ve sıfır noktasında birbirini kesecek şekilde yerleştirilmiş iki sayı doğrusundan oluşur.


koordinatsistemi1» Bu sayı doğrularından yatay olanına; yatay eksen, apsisler ekseni, x ekseni denirken, dikey olanına; dikey eksen, ordinatlar ekseni, y ekseni isimlerinden herhangi biri söylenir.
» Bir yerin (noktanın) yatayda ve dikeyde karşılık geldiği sayının sıra ile yazılıp söylenmesiyle sıralı ikililer oluşur, her noktanın yeri bir sıralı ikili ile belirtilir.

» Bir noktanın yerinin sıralı ikililer ile yazılmasına yada söylenmesine noktanın siraliikililerkoordinatları denir.

» Noktaların koordinatları parantez içerisine yazılır. Bu yazılışta ilk sayı(virgülden önce yazılan) her zaman noktamıza yatayda karşılık gelen sayı olmalı, ikinci sayı (virgülden sonra yazılan) ise her zaman noktamıza dikeyde karşılık gelen sayı olmalıdır.

» Yandaki resimde A, B, C ve D noktalarının koordinatları yazılmıştır. Sıralı ikililerin yazılışlarına dikkat ediniz.

bolgeler

» Sayı doğruları kartezyen koordinat sistemini 4 farklı bölgeye ayırır.
» Bu bölgeler 1.Bölge, 2.Bölge, 3.Bölge ve 4.Bölge olarak isimlendirilir.
» Yandaki resimde bu bölgeler gösterilmiştir.
» 1.Bölgede bulunan noktaların yatayda ve dikeyde karşılık geldiği sayıların her ikisi de pozitiftir.
» 2.Bölgede bulunan noktaların yatayda karşılık geldiği sayılar negatif, dikeyde karşılık geldiği sayılar pozitiftir.
» 3.Bölgede bulunan noktaların yatayda ve dikeyde karşılık geldiği sayıların her ikisi de negatiftir.
» 4.Bölgede bulunan noktalar ise yatay eksende pozitif, dikey eksende negatif bir sayıya karşılık düşer.

baslangicnoktasi» İki sayı doğrusunun birbirini dik olarak kestiği nokta başlangıç noktası olarak adlandırılır.
» Başlangıç noktasının koordinatları (0,0) dır.
» Başlangıç noktasının bir diğer adı da orijindir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 WBB de Grup Online Renkleri
Yazar: RasitTunca - 06-18-2019, 06:08 AM - Forum: Webmaster Bilgileri - Yorum Yok

Grup online renkleri ve isiklari

Admin

Kod:
<I> <b><font color="red" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/51bp93.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/51bp93.gif" border="0"></b></I></font>


Webmaster

Kod:
<I> <b><font color="red" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/51bp93.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/51bp93.gif" border="0"></b></I></font>


Süper Mod

Kod:
<I> <b><font color="green" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/51bp93.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/51bp93.gif" border="0"></b></I></font>



Moderator

Kod:
<I> <b><font color="skyblue" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"></b></I></font>


Test Mod

Kod:
<I> <b><font color="white" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"></b></I></font>


Grafiker

Kod:
<I> <b><font color="yellow" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"></b></I></font>


S Grafiker

Kod:
<I> <b><font color="orange" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"></b></I></font>



Film Mod

Kod:
<I> <b><font color="orange" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"></b></I></font>


Mp3 Mod

Kod:
<I> <b><font color="#00CC00" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/1scaz8.gif" border="0"></b></I></font>


VIP uye

Kod:
<I> <b><font color="violet" ><img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/yildiz1.gif" border="0"> %s <img src="https://webmasterresimleri.de/rutberesimleri/yildiz/yildiz1.gif" border="0"></b></I></font>


Üye

Kod:
<I> <b><font color="#F5DEAC" > %s </b></I></font>


Banlandi

Kod:
<I> <b><font color="black" > %s </b></I></font>

Bu konuyu yazdır

  Esma-ül Hüsna Hakkında Konuşuyoruz
Yazar: RasitTunca - 06-17-2019, 07:29 AM - Forum: Allahu Teala Hakkında Bilgiler - Yorum (15)

[Resim: Allah-affedicidir-affedenleri-sever-v2.jpg]

Allah Ğafurur Rahimdir Affedip Bağışlayandır.
ve

Affedip Bağışlayanları Sever.

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Gecikmiş Konuşma Problemi Olan Çocuklara Güvercinli Tedavi
Yazar: RasitTunca - 06-13-2019, 02:43 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok



Gecikmiş Konuşma Problemi Olan Çocuklara Güvercinli Tedavi

Merhaba sevgili anneler ve anne adayları.

Bundan böyle Çocuk Gelişimi Uzmanı Emine Ergün’ün yazılarına sık sık yer vereceğim. Benimle birlikte bu yolda yürüdüğü için kendisine çok teşekkür ederim. Daha önce kreş ile ilgili yazısına yer verdiğim Emine Ergün’ün bugünkü yazısı ben dahil olmak üzere bir çok anne-babanın kaygılandığı konu olan çocuklarda konuşma gecikmesi olacak. Keyifli okumalar.

Gecikmiş Konuşma

Anne ve babalar için çocuk sahibi olmanın en güzel ve özel taraflarından biri de onların konuşmaya başlaması ve ilk kelimelerini söylemesidir. İlk olarak anne mi baba mı diyecek diye iddialara bile girilir.

Konuşması bu kadar sabırsızlıkla beklenen çocuğun bir türlü konuşmamamsı ise anne baba için kaygı verici bir durumdur. Günümüzde oldukça sık rastlar olduğumuz bu durum “Gecikmiş Konuşma” olarak adlandırılmaktadır.

Bazı çocuklar yaşıtlarına kıyasla daha geç konuşmaya başlayabiliyor. Bu, her zaman konuşma bozukluğu sorunu veya ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Ancak, onu iyi gözlemlemeli ve ciddi sorun olasılığını düşündüren durum fark edildiğinde de hemen bir uzmana başvurulmalı

Gecikmiş konuşma probleminin bazı sebepleri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.

Çocukta var olan bir gelişim problemi ( otizm, öğrenme güçlüğü vb)
Genetik yatkınlık
İşitme problemi
Görme problemi
Uyaran eksikliği
İletişim azlığı
Fazla televizyon izleme (özellikle klipler ve reklamlar)
Epilepsi gibi nörolojik hastalıklar
Sık sık havale geçirme

Konuşma gecikmesi olan çocuklarda eğer eşlik eden başka bulgular da varsa o zaman farklı bir gelişimsel problemden söz edilebilir.
Bu bulgular şunlar olabilir:

Konuşma problemine ek olarak öğrenme problemi de varsa
Anlaşılmaz sesler çıkarıyorsa
Çevresine karşı isteksiz ve ilgisizse
Yeni ortam ve durumlara uyum sağlamakta güçlük çekiyorsa
Yalnız kalmayı tercih ediyorsa
İsteklerini öfkeli davranışlarla anlatmaya çalışıyorsa
Göz kontağı kurmuyorsa
İsmi ile seslenildiğinde tepki vermiyorsa bu çocukta sadece gecikmiş konuşma problemi değil, gelişimsel bir sorun da olduğu düşünülebilir

Böyle bir durumda bir uzman desteği alınıp çocuğun gelişimsel taraması yapılmalı, gerek görülürse özel eğitim ya da konuşma terapisi süreci başlatılmalı. Her konuda olduğu gibi bu konuda da erken tanı ve erken müdahale çok önemlidir.

Anne babalara öneriler

Çocuğunuza sevgi ve ilgi gösterin, sık sık konuşun onunla.
Ona hitap ederken tane tane ve anlaşılır konuşun.
Ona sık sık soru sorup konuşması için fırsat yaratın
Çocuğunuz bazı sözcükleri akıcı söyleyemediğinde sabırlı davranın, onu zorlamayın
Daha ilk hece ve sesleri çıkartmaya başladığında, söylediği sesleri ona tekrarlatın.
Onu mümkün olduğunca çok sosyal ortamlara sokun, fazla kendi başına kalmasına izin vermeyin.
Mümkün olduğunca yaşıtlarıyla oyun oynamasını sağlayın.
Kreş yaşantısı onun için çok faydalı olacaktır.
Bir nesneyi eline aldığında, baktığında onunla ilgili ona bir şeyler anlatın.
Nasıl olsa konuşur deyip 4-5 yaşına kadar beklemeyin
Özellikle 0-3 yaş döneminde mümkün olduğunca televizyon izletmeyin. Eğer bebek ya da çocuk kanalı izliyorsa, gördükleri hakkında açıklama yapın.
Görüntü geçişinin çok fazla olduğu klip yayını yapan kanalları izletmeyin
Onun işaretle gösterip de istediklerini hemen yerine getirmek yerine konuşarak yönlendirin, anlatmasını sağlayın.
Ona kitap okuyun, masal anlatın,şarkı söyleyin.
Size bir şey söylediğinde karşılık verin.
Onunla yaratıcı oyunlar oynayın.

DiKKAT EDiTÖRÜN (Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca nın) BU KONUDAKI YARDIMI VE AÇIKLAMASI

Konuşma gecikmesi olan çocukları olan aileler, evlerinde bir çift güvercin beslerlerse, yakın zamanda çocuklarının konuşmaya başladıgını göreceklerdir inşallah.
selam ve sevgilerimle.


Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 13.06 2019
Original Kar©glan

Bu konun üst tarafındaki Kaynak Makale :
Çocuk Gelişimi Uzmanı
Aile Danışmanı
Emine Ergün den alıntıdır

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Beyin Gücü Nedir - Beyin Gücü Nasıl Geliştirilir?
Yazar: RasitTunca - 06-13-2019, 02:27 PM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Beyin Gücü Nedir - Beyin Gücü Nasıl Geliştirilir?

Beyin gücü nasıl geliştirilir?, beyin gücü nedir, beyin gücünü kullanma, beyin gücü, beyin gücü düşünce gücü, düşünce gücü, beyni hükmetme, hipnoz, telekinezi, pozitif düşünce, negatif düşünce, beyin gücü hareketleri,



Daha anlayışlı bir şekilde konuşmak, hesapları hızla yapabilmek, çocuğunuzun verdiği cevabın arkasında ne olduğunu hemen anlayabilmek ve ona göre davranabilmek... Küçük de olsa, bu ayrıntıların hayatımızı değiştirebileceğini unutmayın. Bunun içinde beyninize yaptıracağınız ufak egzersizler yeterli olacak. Bir de yediklerinize biraz dikkat etmeniz gerekiyor. Beynin ihtiyacı olan besinlerin başında makarna, pirinç, patates ve ekmek gibi karbonhidratlar geldiğini unutmayın .

Dünyanın IQ'su en yüksek insanı, 228 puan ile Guinness rekorlar kitabına giren Marilyn Vos Savant. Bunu nasıl başardığını ‘‘Beyin Jimnastiği: Beynin Gücünü Artırmak ve 12 Haftada IQ'nuzu Geliştirmek’’ adını verdiği kitapta anlatıyor. Savant, ‘‘Beyin jimnastiği aklınızın sınırsız kapasitesini öğrenmenizde, günlük hayatta karşılaştığınız problemleri çözmenizde, etrafınızdaki kişilerle iyi ilişkiler kurmanızda yardımcı olacak’’ diyor. İşte beyninizi geliştirmek için uygulayabileceğiniz programın başlıca etapları:

Daha zeki olmak için neler yemeli?

Beyin daha iyi çalışmak için 100 milyar hücresini besleyebilen yakıta ihtiyaç duyuyor. Bunun için de doğru diyeti uygulamak gerekiyor. Beynin ihtiyacı olan besinlerin başında karbonhidratlar geliyor; makarna, pirinç, patates ve ekmek. Bitkisel yağlarda ve yumurtanın sarısında bulunan E vitamini, magnezyum, çilek, domates ve sebzelerdeki C vitamini, bira mayasında karşılaşacağınız B1 vitamini, ıspanak ve muzdaki B6 vitamini, ayrıca D vitamini, kalsiyum bu yakıtı oluşturan başlıca maddeler.

Kelime dağarcığınızı hergün biraz daha geliştirin

Günlük hayatta karşılaştığınız her kelimenin tam karşılığını biliyor musunuz? Bu soruya kesin olarak cevap veremiyorsanız kısıtlı bir sözlük bilgisine sahipsiniz demektir. Halbuki insanlarla ilişkilerinizi belli bir düzeyde tutmak ve anlaşabilmek için geniş bir sözlük bilgisine sahip olmalısınız. Toplumun büyük bir kısmı günlük hayatta 6 bin kelime kullanıyor. Bu sayı içinde tekrarlar da bulunuyor. Aşağıda sözlük bilginizi genişletmek için birkaç öneri bulacaksınız:

- Yeni duyduğunuz ya da okuduğunuz kelimelerin tam anlamlarını öğrenmek için sözlüğe bakın

- Karşınızdaki kişi bilmediğiniz bir terim ya da deyim kullandığında ona anlamını sormaktan çekinmeyin

- Argo kelimeleri kullanmaktan kaçının, konuşurken anlamlı ve kesin kelimeler seçin.

Hesap işlerinde samimi olun


12 bölü 1/2 kaç ediyor? Eğer bu soruya cevap veremiyorsanız (ki sonuç 24 ediyor) hesap konusunda egzersiz yapmanız gerekiyor demektir. Matematik konusunda pratik olmak düşünceleri daha iyi kavrayabilmenizi, doğru kararlar alabilmenizi sağlıyor. Bunun için aşağıdaki tavsiyelere uyabilirsiniz:

- Rakamları hiçbir zaman düşman gibi görmeyin, matematik soyut bir kavram değildir, her rakam belli bir niceliğe sahip ve bu nicelik üzerine düşünmek gerekiyor

- Matematiğin sizi eğlendireceğini unutmayın, öğretmenlerle olan sorunlarınızı matematiğin üzerine atmayın;

- Beyninizi kullanmayı öğrenin hesapları aklınızdan yapın, özellikle küçük işlemler için hesap makinası kulanmaktan kaçının.

Mantığınıza güvenin

Mantık, problemleri analiz etmede ve çözüme ulaşmada size yardımcı olacak. Mantığınızı geliştirmek ve kullanabilmek içinse yapabilecekleriniz şunlar:

- Problemler karşısında aklınızı kullanmaya, sakin olup, çözüm için en iyi yolu bulmaya çalışın. Annenizin, arkadaşlarınızın ya da eşinizin olaya karışmasına izin vermeyin

- Eleştirel olmayı öğrenin, toplumun yüzde 50'sinin hükümetten memnun olduğunu duyduğunuzda geri kalan yüzde 50'nin de memnun olmadığını açıkça söyleyin

- Kişilerin söylediklerine körü körüne inanmayın, dışarda yağmur yağıyor cümlesini duyduktan sonra, yanınıza şemsiye almadan önce bir kere de pencereden kendiniz bakın.

Gözlem ruhunuzu geliştirin

Bir inek ile bir ananas arasındaki ortak özellik nedir? Bu soruya hiçbir cevap bulamıyorsanız gözlemlerinize güvenmemelisiniz demektir. Çünkü bu sorunun birçok cevabı bulunabilir, en azından ikisinin de birer canlı oldukları söylenebilir. Gözlem gücünüzü geliştirmek için:

- Çevrenizdeki eşyalara ya da canlılara dikkatle bakın, yaşanmış olaylardan da yararlanabilirsiniz

- Testleri çözün

- Günlük hayatta karşılaştığınız reklam panolarına eleştirel gözle yaklaşın, hedefe ulaşmak için kullanılmış araçlara dikkat edin.

Konsantrasyon oranını arttırın


Konsantrasyonunuzu ve dikkatinizi geliştirmek için aşağıdaki yollara başvurabilirsiniz:

- Her seferinde bir tek iş yapın

- Fazla zaman istemeyen işlerinizi çabucak yapın, böylece daha önemli işlerinize vakit ayırabilirsiniz

- Televizyonu kapatın, televizyon ritmi dikatinizin dağılmasını sağlayacak

- Yaptığınız işlerde sona ulaşmayı başarın, başladığınız işleri yarım bırakmak, özellikle de hiçbir neden yokken, zaman kaybından başka birşey değil.

Zihinsel zekâ; okuma, öğrenme, araştırma yapma ve yazı yazmak gibi zihinsel etkinliklerle geliştirilir.
Öğrenmemek, zihni nadasa bırakmaktır.
İnsan hafızası da beslenmeye ve güçlendirilmeye muhtaçtır.
İşleyen demir ışıldır, atasözü beyin ve hafıza için de geçerlidir.
Zihin ve hafıza kasları; vücut kaslarına benzer.
Spor yapanların vücut kasları nasıl güçleniyorsa öğrenenlerin de hafıza ve zihinleri güçlenir. Spor yapmayanların vücut kasları nasıl zayıplar ve güçsüz kalırsa öğrenmeyenlerin de beyin kasları güçsüz kalır.

Bir bütün olan beynin yansını yoğun olarak kullanıp diğer yarısını ihmal eden insanların performanslarında yetersizlikler, kusurlar görülür. Fakat, diğer yarının da geliştirilmesi, son derece ilginç, harika sonuçları beraberinde getirir. İki lobun birlikte çalışmasıyla 1**1=2 şeklinde aritmetik bir artış olmaz; verim kat be kat artar.


TABLOYA BAKIN ve RENKLERİ SÖYLEYİN! KELİMELERİ DEĞİL…

SARI MAVİ TURUNCU SİYAH YEŞİL KIRMIZI MOR YEŞİL MAVİ

YEŞİL MAVİ SİYAH

YEŞİL SARI MOR

Neden zorlanıyorsunuz?


“Sağ ve Sol Beyin Çakışması!”


Sağ beyniniz rengi söylemeye çalışırken, sol beyniniz otomatik olarak onları okumaya çalışıyor.


Beynin İki Yarısı

Bir bütün olan beynin yansını yoğun olarak kullanıp diğer yarısını ihmal eden insanların performanslarında yetersizlikler, kusurlar görülür. Fakat, diğer yarının da geliştirilmesi, son derece ilginç, harika sonuçları beraberinde getirir. İki lobun birlikte çalışmasıyla 1**1=2 şeklinde aritmetik bir artış olmaz; verim kat be kat artar…
Bir örnek verecek olursak; futbol dünyasında sağ ayağını ya da sol ayağını çok iyi kullanan futbolcular var. Örneğin, her iki ayağını da son derece iyi kullanan Hagi´nin futbol dünyasındaki yeri çok farklı, değil mi?
Çocuklar, beynin iki yansını beraber kullandıkları halde, onlara hayâl gücü ve hafıza gibi sağ beyin fonksiyonlarıyla ilgili eğitimden çok, mantık ve ezbere dayanan eğitim verilmesi sonucunda bu yetenekleri büyük ölçüde yok olmaktadır.

SAĞ BEYNİN ÖNEMİ

Klâsik eğitim sisteminde daha çok sol lob ağırlıklı akademik bilgilere prim verilmekte, sağ lobun faaliyetleri ise maalesef ihmal edilmektedir.
Beynin, farklı fonksiyonlara sahip iki lobu olduğu keşfedilen günümüzde, eğitim sistemi hâlâ sadece beynin mantık, matematik, analiz, konuşma, yazma, listeleme gibi fonksiyonları olan sol lobunu kullanmaya devam etmektedir.
Oysa, gelişen bilimin ışığında, mantık ağırlıklı sol lobla beraber, hayâl gücü, renk, şekil, ritim, bütünü görme gibi fonksiyonları olan sezgisel, üretken sağ lob da kullanılsa, insanların üretkenlik potansiyellerinin kat kat artacağı aşikârdır.
Zaten, tarihte büyük sıçramalar yapan insanlar da, bilerek ya da bilmeyerek, beynin her iki lobunu da birlikte kullanan insanlardır.
Mantığın âdeta tek başına gittiği yerle, sezgi, hayâl ve renklerle el ele gittiği yer bir olur mu?
Sağ lobun da devreye sokulması, insana aynı zamanda duyusal keskinlik kazandırmakta, hedefini sürekli ve herşeyiyle canlı tutan o insana müthiş bir motivasyon kazandırmaktadır.
Bilgisayarların bile matematik ve mantık işlemlerini yapabildiği günümüzde, bunlardan daha önemli bir özellik çıkıyor karşımıza: Üretken düşünce, üretken zekâ.
Hayâl gücü, yeni fikirler oluşturma, orijinalite gibi değerler, insan zihninin üretkenliğini ortaya koyar. Bilgi dünyasına uçtuğumuz günümüzde asıl fark, işte bu noktadadır. Yâni, geleceğin başarılı insanları, üretken zekâya, hayâl gücüne, esnekliğe ve güçlü vizyona sahip insanlar olacaktır.

sistemi ise, bu hedefe ulaştırmak bir yana, insanları yalnızca sol lobun fonksiyonları içine âdeta hapsetmektedir.
İlkokul birinci sınıf öğrencilerinin resimleri incelendiğinde, her birinde orijinalite ve üretkenliğin izleri açıkça görülmektedir. Aynı öğrenciler dördüncü sınıfa geldiklerinde ise, tek düzeliğin ve kendini birilerine beğendirme arzularının yoğunlaştığı, elma şekerine benzer, tek tip ağaçlar, tek tip evler, aynı tür insan resimlerinin ortaya çıktığı görülmektedir.
Okul öncesi çocuklar daha çok renkler ve görüntülerle düşünmek gibi, dış etkilere daha açık ve çok farklı fantezilere sahiptir. Fakat, okulda bu özellikler bastırılınca, sol beyin, sağ beynin de bazı fonksiyonlarını yüklenmek zorunda kalıyor ve aşırı derecede zorlanıyor. Bu arada, zayıf kalan sağ beyin hırçınlaşınca, çocuklarda birtakım ruhsal dengesizlikler de görülebiliyor.
Aynı zamanda, bu tek yönlü, yâni yanlış ve aşırı bilgi yüklenmesi sonucunda beyinler köreliyor, çocuklarda üretkenlik, merak ve öğrenme istekleri yok oluyor.
Bu çocuklar büyüdüklerinde, özellikle sağ beynin gerekli olduğu durumlarda dâima başarısız oluyorlar.

DENGELİ KULLANIMININ SONUÇLARI

Prof. Orstein, iki beyin işbirliği içinde çalıştığı zaman, genel yetenek ve etkide çok büyük artış olduğunu ortaya koydu. Çünkü, beynimiz, standard matematikten farklı bir şekilde çalışıyor; sağ ve sol beyin birlikte çalıştığı zaman, iki kat değil, beş-on kat daha etkili sonuçlar ortaya çıkıyordu.
Buraya kadar söylediklerimizin ışığında, artık şunları rahatlıkla söyleyebiliriz: Belirli konularda gerçek anlamda uzmanlaşmak, ancak bu iki beynin işbirliği ile mümkün olabilir.
Tarihteki bütün dehâlar, büyük buluş yapanlar, üstün kişiler, hep beyninin iki yarısını da mükemmel bir işbirliği içinde kullanan kimselerdir.
Örneğin Fatih Sultan Mehmet, İstanbul´u almak için gerekli bütün planları, hazırlıkları yaptı, uygulamaya geçti. Bunlar için daha çok, beyninin mantık ağırlıklı sol lobunu kullandı. Fakat, Bizanslılar´ın Haliç´e zincir gerip Osmanlı gemilerinin önünü kesmeleri üzerine hemen sezgi ağırlıklı sağ lob evreye girdi ve tarihte ilk defa, gemiler karada yürütülerek, bir gecede Kasımpaşa´dan Haliç´e indirildi. Sonuç malum.
Evet, dünyamızdaki karmaşa ve problemleri çözmek için, beynimizin iki yarısını birlikte kullanmamız gerekiyor.
Özellikle karmaşık sorunların çözümünde, geniş ve uzun vadeli olabilecek kararlarda sağlıklı sonuçlara ulaşabilmek için, beynin her iki yanının işbirliği içinde çalışması şarttır.
Öğrenilen bilgilerin, geçici bir ezber olarak kalmayıp kalıcı hafızada dosyalanması ve ömür boyu kullanılabilmesi, her iki beynin de öğrenme işine aktif olarak katılmasıyla mümkündür.
Beynimizdeki zincirleri kırıp, beynimizi tutsaklıktan kurtarıp, orada uyuyan dâhiyi uyandırmak için yapmamız gereken en önemli şeylerden biri, ciddi bir hafıza eğitimiyle fotoğrafik bir belleğe sahip olmaktır.
Temel hafıza tekniklerini öğrenip kullandığınızda,
* Sadece hafızanız güçlenmekle kalmayacak, üretkenliğiniz de müthiş bir şekilde artacaktır.
* Bilgiyi öğrenme hızınız artacak, zihinsel fonksiyonlarınız güçlenecektir.
* Sağ ve sol beyinleriniz arasından müthiş ve dinamik bir potansiyel ortaya çıkacaktır.
* Elbette ki, bütün bunlar, iş ve sosyal yaşantınızdaki problemlerin çözümüne büyük katkılar sağlayacaktır.


alıntıdır

Bu konuyu yazdır