| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Einstein'in Atatürk'e Yazdığı Mektup... |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2019, 12:36 AM - Forum: Mustafa Kemal ATATÜRK
- Yorum Yok
|
 |
Einstein'in Atatürk'e Yazdığı Mektup...
Berlin Üniversitesi’nde ders vermekte olan Einstein, Nazilerin etkilerini artırmalarının ardından Almanya’da daha fazla kalamayacağını görmüş ve Paris’e geçmişti. Radikal Gazetesi'nin 17 Eylül 1933’te Almanya’daki Yahudi profesörleri kurtarmak amacıyla bu mektubu Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’na gönderdi:
Altında imzası olmasına rağmen, mektubu kaleme alan Albert Einstein değil OSE yönetimiydi. Özel sekreterinin açıkladığına göre Albert Einstein 17 Eylül’ü kapsayan 10 gün boyunca Paris’te değildi. Ama OSE antetli boş kâğıtlara imzalar atmış, gerektiğinde kullanılması için OSE yönetimine bırakmıştı. Bu durumda bu belge bir Einstein mektubu sayılabilir miydi? Bence sayılırdı, çünkü birçok politikacının konuşmalarını ‘ghost writer’ların yazmasına rağmen, bunlar o liderlerin sözleri olarak kabul edilmiyor muydu? Bu da öyle bir şeydi. Kendisi Paris dışında olsa da, mutlaka bu mektupta neler yazıldığından haberdardı. Albert Einstein imzası ile gelen mektup, onun kişisel değil ama resmi bir mektubuydu. (...) O dönemde Başbakan İsmet Bey’di. Daha soyadı kanunu kabul edilmediği için henüz İnönü soyadını almamıştı. Başbakan, bu mektubu alınca kendi el yazısıyla kenarına bir not düşüp Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’e göndermişti. Ama sonra ortaya çıkan sonuç olumsuzdu. Başbakan İsmet Bey, Einstein’ın isteğini reddetmiş ve 14 Kasım 1933 tarihinde şöyle bir mektup göndermişti: ,
Başbakan’ın bu mektubu kapıları Alman bilim adamlarına kapatmış gibi görünüyordu ama sonuç öyle olmamıştı. Sadece Einstein’ın mektubunda teklif ettiği 40 bilim insanı değil 190 bilim insanı Türkiye tarafından kabul edilmişti. Bu bilim insanları önce Almanya’dan, 1938’teki Anschluss’tan sonra Avusturya’dan ve 1939’daki Nazi istilasından sonra Prag’dan gelmişlerdi. (...) Bu dönemde Türkiye’nin katkıları işe yaramış, mesela dokuz ay toplama kampında kaldıktan sonra kurtarılan diş hekimi Alfred Kantorowicz gibi bilim adamları İstanbul’da yeni bir hayat kurma olanağı bulmuşlardı. Başbakanın ve bakanlar kurulunun olumsuz tavrına rağmen, bu Türkiye’ye gelmelerini sağlayan güç neydi?
ATATÜRK BİLİM İNSANLARINA KAPILARI AÇTI
Bazı kaynaklar bunu o sırada Cumhurbaşkanı olan ve Türkiye’nin acilen modernleşmesini arzulayan Kemal Atatürk’e bağlıyorlardı. Bu araştırmacılara göre Atatürk devreye girmiş ve kapıları sonuna kadar açmıştı. İlk bilim insanı grubu geldiği zaman onları Dolmabahçe Sarayı’nda konuk İran Şahı şerefine verilen bir ziyafete davet eden de oydu. Hepsiyle tek tek görüşmüş, onlara hoş geldiniz demişti.(...)
Anladığım kadarıyla Anschluss, Avusturya’nın Nazi Almanyası tarafından işgal edilmesine verilen isimdi. 1806’da sona eren Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’ndan sonra Alman ırkını birleştirmek ideal haline gelmiş, Adolf Hitler de bunun ilk adımını Avusturya’yı ilhak ederek atmıştı. Konuyu kafama yerleştirebilmek için tarihi bilgilere kısaca göz attım. Türkiye İkinci Dünya Savaşı’na girmediği için bu konudaki bilgilerimiz kısıtlıydı. Almanya’da 1932 sonbaharında yapılan seçimleri, Adolf Hitler başkanlığındaki Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi kazanmıştı. Hitler 30 Ocak 1933 günü başbakan olmuştu. Nazilerin o günden sonraki hedefi Almanya’daki Yahudilerin kökünün kazınmasıydı. Aslında Nazilerin Yahudi karşıtı hareketi bu tarihten daha önceleri başlamıştı ama iktidara gelmeleriyle birlikte Yahudiler üzerindeki baskı çok artmıştı. Bunu üzerine birçok Yahudi ülkeyi terk etmeye başlamıştı.
EINSTEIN'IN MEKTUBU
“Ekselansları,
OSE Dünya Birliği’nin şeref başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesör ve doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler. Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. Bu bilim adamları, bir yıl müddetle, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler. Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum.
Ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan şeref duyan,
Prof. Albert Einstein”
İNÖNÜ'NÜN YANITI
“Saygıdeğer profesör,
İktidardaki hükümetin politikası gereği Almanya’da bilimsel ve tıbbi çalışmalarını yerine getiremeyen 40 profesör ve doktorun Türkiye’ye kabulünü dileyen mektubunuzu aldım. Bu beylerin hükümetimiz kuruluşlarında bir yıl ücretsiz çalışmayı kabul ettiklerini gördüm. Teklifiniz çok çekici olmasına rağmen ülkemiz kanun ve nizamları gereği size olumlu cevap verme imkânı göremiyorum. Saygıdeğer profesör, bildiğiniz gibi şu anda 40’tan fazla profesör ve doktor istihdam etmiş durumdayız. Çoğu benzer nitelik ve kapasitede olan bu şahıslar da aynı politik şartlar altındadırlar. Bu profesör ve doktorlar burada geçerli kanun ve şartlar altında çalışmayı kabul etmişlerdir. Şimdiki halde, çeşitli kültür, dil ve kökenlerden gelmiş üyelerle çok hassas bir oluşum geliştirmeye çalışıyoruz. O nedenle içinde bulunduğumuz şartlar gereği daha fazla personel istihdam etmemizin mümkün olmadığını üzülerek bildiririm.
Saygıdeğer profesör,
Arzunuzu yerine getirememenin üzüntüsünü ifade eder, en iyi duygularıma inanmanızı rica ederim.”
İsmet İnönü
|
|
|
Atatürk ile Hatıralar |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2019, 12:22 AM - Forum: Mustafa Kemal ATATÜRK
- Yorum Yok
|
 |
Atatürk ile Hatıralar
BÜYÜK ADAM ÖLÜNCE
Sene 1938ı 10 Kasım...
Istanbul Üniversitesiınde saat 9'u 5 geçenin meşum haberi duyulmuş... Bir alman profesör varı Hukuk Fakültesindeı o da duymuşı şaşırmış. Derse girsin miı girmesin mi bir türlü karar veremiyor. O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelir. Kalkarı yanına gider. Aralarında şu konuşma geçer:
- Efendimı mütereddidim. Acaba ne yapsam?
- Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsaı onu yapın.
Işte o zaman alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak:
- Bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki... der.
(Yücebaşı Hilmiı Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları, Hatıraları, Istanbul, Kültür Kitapevi, 1963ı Sh. 39)
MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN ANADOLU'YA GEÇIŞ HiKAYESI
Mustafa Kemal Paşa Sivas'ta Heyet-i Temsiliye (Temsilciler Kurulu ) Karargahı'ndaı Samsun'a gidişini Kılıç Ali'ye şöyle anlatmıştır (Ekim 1919):
- ıBen tasarladı ım programımı şişliıdeki evimin bir köşesinde oturarak ve birtakım pestenkerani anasırla görüşerek tatbik edebilece ime kani olmadı ım içindir ki do rudan do ruya milletle temasa gelmek istedim. Cevherini çok ala bildi im ve çok sevdi im milletimizin içinde ve onunla birlikte hareket etmeyi daha faydalıı hatta çok lüzumlu gördüm. Senelerden beri ıstırap içinde bulunan Anadoluınun derhal varlı ına karışmak elbette ki daha salim bir düşünce idi. Bundan dolayı 3. Ordu Müfettişli ine tayinimi temin ettim ve seyrisefainin küçük bir vapuruna binerek karargahımla birlikte alelacele yola çıktım. Bazı dostlarım bana Ingilizlerin yolda gemiyi batırması ihtimali oldu unu söyledikleri halde kulak asmadımı kıymet vermedim.
Hareketimiz gecesiniı Karadeniz'de büyük bir fırtına içinde geçirdik. Korkunç bir fırtına!küçük vapur bazen mukavemetini kaybediyorı sulara dalıp gidecekmiş tesirini veriyordu. Bir aralık kaptan köprüsüne çıktım. Kaptana "nasıl bir rota takip ediyorsunuz" diye sordum.
Kaptan bana:
- ımuntazam bir rota takip etmek imkanı yok. Allah'a sı ındıkı gidiyoruz!" deyince:
- Niçin böyle gidiyoruz diye sordum. Kaptan:
- ıPaşamı hareket için iki gün evvel emir verdiler. Gemiyi gözden geçirdim. Birçok noksanları vardır. Kalkamam dedim. Fakat kimseye dinletemedim. Pusulası yokı paraketesi bozukı bu vaziyette rota mevzubahis olabilir mi? Cevabını verdi."
Paşa bize bunları anlattıktan sonra şunları ilave etti:
- ıBizi böyle bir gemi ile yola çıkarmak bir cinayetti ve muhakkak bir ölüme göndermekti. Istanbul'daki temaslarımdanı gizli faaliyetlerimden ürkenı endişeye düşen Ferit Paşa hiç şüphesiz ki bu cinayeti bilerek intikap etmiştir. "
Hakikaten paşa bu görüşünde yerden gö e haklıydı. Nitekin Samsun'a ayak basar basmaz kendisine verilen telgraflarda bazı talimat olarak tekrar dönmek üzere Istanbul'a bir an evvel avdeti isteniyordu. Hatta bir bakımdan geminin rota takip etmeyişiı pusulasız oluşu hayırlı olmuştu. Çünkü geminin ya yede e alınıp getirilmesineı yahut batırılmasına memur edilen bir Ingiliz torpidosu sırf muntazam bir rota takip edilmemesi yüzünden gemi ile karşılaşamamışı izini kaybederek vazifesini yapamamıştı.
Mustafa Kemal Paşa Istanbul'dan Anadolu'ya geçişini bize anlatırken gözleri parlayarak bütün heybetiyle memleket için yegane kurtuluş çaresinin milli birli in muhafazası oldu unu ve içinde yaşanılan felaketlere bu birlikte mukavemet edilerek milletin ancak bu sayede kurtulabilece iniı milletle beraber behemehal ve mutlaka bu gayeye varaca ı kanaatini izhar ediyordu."
(Erendilı Muzafferı Ilginç Olaylar Ve Anektodlarla Atatürkı Ankara, Gn. Kur. Basımevi, 1988ı Sh. 9-10)
MUSTAFA KEMAL'CE BIR YANIT
Istanbul'un işgal günleri; başta General Harrington olmak üzere bir kısım işgal kumandanları Pera Palas Salonuınun bir köşesinde otururlar. Mustafa Kemal nedense dikkatlerini çeker. Kim oldu unu soruşturdular. Mustafa Kemal denir. Onlar için Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşıının en ünlü şahsiyetlerinden biridir. Yabancı dillerde Çanakkale Harpleriınden bahseden ve daima Mustafa Kemal'in isminde dü ümlenen kitapları yazıları o zaman bile bir kitaplı ı doldururdu.
Kendisine haber göndererek masalarına davet ederler. Ama Mustafa Kemal'in cevabı hem nazikı hem kesindir:
- Burada ev sahibi olan biziz. Kendileri misafirdirler. Onların bu masaya gelmeleri gerekir.
(Olaylar Ve Atatürk Ankara, T. S. K. Mehmetçik Vakfı Yayını, Gn. Kur. Basımevi, 1984ı Sh. 68-69)
SEN KIMSIN ?
Dumlupınar savaşı kazanılmıştır. Düşman askerleri geri çekilmektedir. Afyonkarahisar hatları çözülünce birkaç yunan esiri geceleyin Mustafa Kemalıin çadırına getirilmişti. Bunlardan biri zafer kazanmış kumandanın do up büyümüş oldu u Selanikıten gelmişti. Yüzü kendisine yabancı gelmemişti. Üniformasında hiç bir işaret yoktu. Mustafa Kemalıe sordu:
- Binbaşı mısınız?
- Hayır.
- Kaymakam mı?
- Hayır.
- Miralay mı?
- Hayır.
- Ferik mi?
- Hayır.
- Peki nesiniz o halde?
- Ben mareşal ve Türk Orduları Başkumandanı'yım. şaşkınlıktan a zı açık kalan Yunanı kekeler:
- Ben başkumandanın savaş hattına bu kadar yakın bir yerde dolaşmasını işitmiş de ilim de...
(Olaylar Ve Atatürk Sh. 67-68)
ZÜLÜFLÜ ISMAIL PAşA
Antalya'ya gidiş Yozgat'tan dönüşı karı kış...
Çankaya köşkünün rahat ve sıcak salonlarına dönüşte Mustafa Kemal çevresindekilere şu hikayeyi anlatır:
"Biz Harbiye'de ö renci ikenı okulun sobaları yanmazdı. Bütün kışı titreşir dururduk. Nihayet bir gün arkadaşlar beni müdüre çıkmak için seçtiler. Müdür Zülüflü Ismail Paşa adında bir saray adamı idi. Müsaade aldıkı huzura çıktık; önce Padişah'a sonra müdüre dualarımızı arz ettik. Nihayetı maksada geldikı işi anlatmak istedik. Ama müdürı daha ilk cümlelerde kükredi:ne so u u be nankörler! Padişah nimeti gözünüze dizinize dursun. Görmüyor musunuz? Sobalar nasıl gürül gürül yanıyor. Defolun buradan! Gerçektenı müdürün sobası gürül gürül yanıyordu. Müdürı buram buram terliyorduı sıcaktanı gö sünü ba rını açmıştı ve zannediyordu kiı bütün okulun sobaları da böyle yanar... Çocukları biz bu Çankaya köşkündeı bazenı galiba bu zülüflü Ismail Paşa gibi kendimizi anlatıyoruz... "
Işte Mustafa Kemal sadece gerçekçi de ilı öz eleştiriden çekinmeyen açık sözlü bir gerçekçi idi.
Zaman zaman gerçektenı kendini çevresinde esen havaya kaptırmayan lider yoktur. Bütün liderlerin yaşamlarında bir an gelir kiı liderle gerçeklerin arasınaı her liderin bilinç altında yaşayan beşeri iç güdülerinin hatta beşeri zaaflarının perdesi girebilir. Ama gerçek lider odur kiı yapay olanı i reti olan perdenin arkasında kalmaz ve eriyip gitmez.
(Olaylar Ve Atatürk Sh. 39)
DOĞRUNUN AşIĞIYDI
Dil kurultayı toplanmak üzereydi. Kurultayı hazırlayanların ricası üzerineı Hüseyin Cahit de dil davasına dair fikirleriniı mütalaalarını yazmış göndermişti. Fakat bu fikirler aşırı kurultaycıların düşüncelerine uymuyordu. Hüseyin Cahitı öteden beri oldu u gibi Türkçeıyi sadeleştirmek ve konuşma diline yaklaştırmak gibiı özelleştirme zorlamalarınaı hele konuşma dili kelimelerine dokunulmasına taraftar de ildi.
Hüseyin Cahit'in bu yazısını Atatürk'e de okuyan kurultaycılar zaten bir takım siyasi sebeplerle aralarının açık oldu unu fırsat bilerek.
- ıIşte dil davasını baltalıyor. Dil meselesine askerlerin karışmaya hakkı yoktur!..." diyorı şeklinde kışkırtıcı telkinlerde bulunmuşlardı.
Bunun üzerine Atatürkı kurultaycılarlaı Hüseyin Cahit'in karşılaştırılmalarını ve büyük toplantıdaı iki tarafındaı davalarını savunmalarını istemişti.
Ve o günı kurultaycılarını Hüseyin Cahit karşısında bocaladıklarını gören Atatürkı bizzat kendisinin de benimsedi i davanın sarsılır gibi oldu unu görünceı Dolmabahçe sarayının bir odasında hasta yatmakta olan en kuvvetli taraftarlarındanı meşhur dilci Samih Rıfat'ı ça ırtarak: "bütün kuvvetini toplayıpı cevap vermesini" rica etmiştir.
Samih Rıfat daı kendine has kuvvetli belagatı ve olanca kuvvetiyle davayı müdafaa etmişı kurultaycılardaı mütemadiyen alkışlayarakı işin sonunu getirdiklerini kanaat ederek toplantı sonunda da Atatürk'e:
- ıPaşamı Hüseyin Cahit işte bu gün bitti. Artık öldü. Davayı kaybetti!... " diye sevinçlerini izhar etmişlerse deı Atatürk'ün hiç bir sesi çıkmamıştı.
Ancakı biraz sonraı kendi aralarında toplandıkları zamanı Atatürkı duvardaki karatahtayı göstererek kurultaycılara hitapla şöyle demişti:
- Hüseyin Cahit Bey ne yaptıı biliyor musunuz? Nasıl sınıfta hoca karatahta üzerine bir şeyler yazarı sonra onları silgiyle siler... Işteı hepimizi böyle silgiden geçirdi!...
Atatürk yenilmeyi hiç sevmeyen bir insandı. Fakatı do ru karşısındaı e rinin yenilmeye mahkum oldu unu kabul ederdi. Hatta yenen hasmı olsa bile...
(Nükte Ve Fıkralarla Atatürkı Sh. 75-76)
NAZIR BIRAZ BEKLESIN
Atatürk Anafartalar ve Arıburnu zaferlerinden sonra Istanbul'a gelmişti. Ataı Hariciye Nazırını (Dışişleri Bakanı) ziyaret ederek son durum hakkında konuşmakı mütelalarını bildirmek istiyordu. Nezaret binasına gelerek nazır beye haber gönderdi.
- Beklesinler... Buyrulmuş
Atatürk bir hayli beklemiş. Bir aralık kendisinden sonra gelenlerin de kabul edildiklerini farkedince müsteşar muavinine:
- Beyefendi hazretleri galiba beni unuttuları demiş. Müsteşar muavini tekrar içeri girerek Mustafa Kemal'i hatırlatmış ve yine:
- Beklesinlerı cevabını almış.
Atatürk ikinci "beklesinler" üzerine dayanamamış ve muavine:
- Sizin nazırınız bütün zamanlarını hep böyle manasız ziyaretler kabul ederek mi geçirir?
Muavin tabii buna bir cevap verememişı biraz sonra başka bir mevzu açılmış ve konuşmaya başlamışlar. Mevzunun en hareketli anında salon kapısı açılarak bir hademe:
- Mustafa Kemal Bey buyursunlar deyinceı Atatürk:
Nedir o? diye sormuş. Nazır beyefendinin kabul edece ini söylemiş. Mustafa Kemal hademeye:
- Beklesinler... Diyerek dönmüş. Muavin ile olan muhaveresine devam etmiş.
(Ilginç Olaylar Ve Anekdotlarla Atatürkı Sh. 122)
IşTE TÜRK ASKERI BUDUR!
Bir günı Atatürk'ten Türk askeri hakkında ne düşün dü ünü sormuşlar:
- Durun size bir hikaye anlatayımı dedi. Orduları kumandanı idim. Liman van Sanders Paşa da o sırada kıtalarımızı teftişe gelmişti. Hastaneden yeni çıkmış bazı askeri de her nasılsa bölüklerin arasına karıştırmışlar van Sanders:
- Canım böyle adamları ne diye buraya gönderiyorlar? diye söylenerek hasta ve cılız neferi gö sünden itti. Mehmetçik derhal yere yuvarlandı.
Alman generali davasını ispat etmiş olmanın gururu içinde:
- Işte gördünüz yaı dedi düşmek için bahane arıyormuş! Oracıkta van Sanders'e bir azizlik yapmak aklıma geldi neferin yanına sokularak;
- Ne kof şeymişsin sen... Dedim. Dikkat etsene seni yere yuvarlayan adam bizden de ildi. Ne diye karşı durmadın? şimdi tekrar yanına gelirseı sıkı dur. Gücün yetiyorsa bir kakma da sen ona vur.
Sonra van Sanders'e dönerek:
- Sizin takatsiz sandı ınız nefer boş bulundu u için yere yıkılmış. Türk askeri amir karşısındaı dünyanın en uysal insanı olur. Kendisine söyleyin:"hele gelsin bak bir daha beni yere yıkabilir mi?" diyor.
Van Sanders askerlerle şakalaşmasını severdi. Gülerek aynı askerin yanına geldi. Fakat eliyle dokunur dokunmaz o mecalsiz Mehmetıten öyle bir kakma yedi kiı derhal sırt üstü yuvarlandı. Van Sandersı Mehmetçik'in bu mukabelerine hiddet etmemiş bilakis Türk neferine karşı olan hayranlı ı artmıştı. O kadar ki yerden kalkınca ilk işi gidip hasta Türk neferinin elini sıkmak oldu.
Atatürk:
- Işte Türk askeri budur!diyerek sözlerini bitirmişti.
(Olaylar Ve Atatürk Sh. 70-71)
KIRK ASIRLIK TÜRK YURDU
1923 senesinin martının onbeşinci pazar günüydü. Atatürkı Adana istasyonunda trenden inmiş;sa ı solu dolduran halkın coşkun alkışları:"yaşaı varol!"sesleri arasında yaya olarak şehre gidiyordu.
Yarı yolda karalar giymiş bir kadını kalabalı ı göze çarptı;sonra onların arasından ikişer levha taşıyan dört genç kız çıktı; Atatürkıün önünde durduları arkalarında bir kız daha göründü ve önüne geçti. Hıçkırıkları iniltiler ve yalvarışlarla dolu bir nutuk söylemeye başladı. Bu genç kızın şahsın da henüz esir bulunan Iskenderunlu Antakyaının Türk olan bütün halkı; ıbizi de kurtar!”diye yalvarıyordu.
Herkesin gözleri yaşarmıştı; hıçkırıklarını tutamayanlar vardı.
Atatürk'ün de gözleri nemliydi ve başı e ilmiş gibiydi. Genç kızın nutku bitinceı anlı yükseldi; mavi gözlerinde ve pembe yüzünden bir çelik parıltısı görüldü. Her kelimesi üzerinde kuvvetle durarak:
- Kırk asırlık Türk yurdu yabancı elinde kalamaz! dedi.
On altı yıl sonra Hatay davasının en heyecanlı günlerinde hasta ve bitkin olmasınaı mutlak istirahat tavsiyesine ra menı Hatayıa yakın olmak için tekrar Adana'ya gitti. Dört saat ayakta durmak ve çalışmak gibi ola anüstü metanet gösterdi. Hatay kurtulduı fakat Atatürk'ü kaybettik.
Ismail Habib bu bahsi şöyle bitirir:
"Hatayı Hatay!... Seni kurtaran aynı zamanda senin şehidin oldu. "
(Nükte Ve Fıkralarla Atatürkı Sh. 97-98)
NEYE LAYIKSIN!...
Atatürk'ün Adana'da Hatay için:
- Kırkasırlık Türk yurdu yabancı elinde kalamaz!
Demesinden iki gün sonraydı. Mersin'de istasyondan şehrin içine do ru yavaş gidiyordu. Yolun üstüne siyahlar giyinmiş ve ellerinde büyük bir levha tutan bir kaç genç kız çıktı. Levhada şu yazı vardı: "Suriye hemşehrinizi de kurtarın!"
Suriyeı ancak din kardeşi olan bir milletin vatanıydı. Türkiyeıyse artık dinci de ilı milliyetçi bir devletti. Suriye içindeı bütün esir yurtlar için oldu u gibiı kurtuluş dilerdi. Lakin kurtarmaya kalkmak fuzili olurdu.
Etrafta hıçkırıklar ve göz yaşları yoktu; Atatürk'ün de gözleri ıslanmış de ildi. Suriyelilerin 1. Dünya Savaşıında Türk düşmanlarıyla birleştikleriniı Türk ordusunu arkadan vurmaya çabaladıklarınıı belki ihanet ettikleri için ihanete u radıklarını düşünüyordu.
- Her milletı layık oldu u yaşayışa erer!.. dedi ve yürüyüp gitti.
(Nükte Ve Fıkralarla Atatürkı Sh. 98)
BABASININ TARLASI
Bir gün bir köylü Atatürkıün orman çiftli i hudutları içindeki bir tarlayıı kendi tarlasıymış gibi sürüyordu. Onu gördüler. Ihtar ettilerı dinletemediler. Bunun üzerine Atatürkıe söylediler.
Atatürk teftişe çıktı ı zaman o tarafa gitti. Yanındakiler topra ı sürmekte olan köylüyü göstererek:
- Işte budur! dediler.
Atatürk yavaş yavaş ona do ru yürüdü. Yaklaşınca sordu:
- Burada ne yapıyorsun?
Köylü gülümsüyordu. Son derece sevip saydı ımızı fakat asla korkmadı ımız bir insan karşısında nasıl durursak köylü de öyle duruyordu. Sakin bir sesle cevap verdi:
- Tarlayı sürüyorum.
- Iyi amaı bu tarla senin midir?
- De ildir.
- Kimindir?
- Atatürk'ündür!.
Köylü bu cevabı vermekle suçu kabul etmiş oluyordu. Bu itibarla dava kaybolmuş demekti. Atatürkı kendi topra ına tecavüz edildi i için de ilı haksızlık yapıldı ı için sertlendi ve sordu:
- Iyi amaı sen başkasının topra ını ona sormadan ve izin alınmadan sürülüp ekilmeyece ini bilmiyor musun?
Köylü hiç telaş etmiyordu. Aynı sükunetle dedi ki:
- Biliyorumı fakat benim bu tarlayı sürüp ekmeye hakkım vardır!
Atatürk'ün kaşları çatıldı ve büyük bir merak ve hayretle ona sordu:
- Bu hakkı nereden alıyorsun?
- Çok basit... Atatürk bizim babamız de il mi? Insan babasının tarlasını sürüp ekerse kabahat mi işlemiş olur?
Atatürk'ün yüzünde takdir ve sevgi duygularının en coşkununu anlatan engin bir gülümseme olduı köylünün sırtını okşadı ve;
- Haklısın!.. diyerek uzaklaştı.
(Nükte Ve Fıkralarla Atatürkı Sh. 99-100)
ITALYAN SEFIRINE VERILEN DERS
Atatürk'e ihanet edenlerı o'nun birçok konuları içki sofrasında halletti ini iddia ederler. Yalnız aşa ıda nakledece im olay bile bu düşüncenin ne kadar yanlış oldu unu ispata yeter:
"Habeşistan savaşının başlamasından önceı Italya'nın Rodos'a askeri yı ınakta bulundu u günlerdeydi. Bir akşam yine Atatürkıün sofrasına ça rılanlar onu ayakta ve balkonda gezinmekte buldular.
- Tevfik Rüştü nerede?
- Ankara Palas'taı bazı sefirlere bir ziyafet veriyor.
- Biz de oraya gitsek olmaz mı?
Etrafındakiler beyhude Atatürk'ü buna protokolün müsait olmadı ına inandırmaya gayret ediyorlar. Fakatı o'nun kesin karar verdi i bir konudan geriye çevirmek kimsenin haddi de ildir.
Otomobillerı Ankara Palas'a vardı ı zaman Atatürkıün otelin merdivenlerini sallana sallana ve yanındakilerin yardımı ile çıktı ını görenler hayret ettiler. Çünkü Çankayaıda Atatürkıün bir yudum bile içmedi ini herkes biliyordu.
Sefire ziyafet verilen salona giren Atatürkı Arnavutluk Sefiriı Asaf Beyıin yakınında ve giriş çıkış kapısını iyi görebilecek bir yere oturuyor. O dakikadan itibaren salondan içeri ve dışarı kimsenin geçmesi mümkün de ildir. şimdi konuşulanları takip edelim:
Atatürk:
- Asaf Beyı gazetelerde bir takım resimler görüyorumı Arnavutlukla operet mi oynanıyor? diyor.
Bu sözleriyle o zamanlar yeni kral olan Zogo'nun sorguçlu resimlerini kastetti ini anlamakta gecikme yen sefir ne söyleyece ini şaşırıyor. Atatürk devam ediyor:
- Cumhuriyetten ne zarar görüldü kiı Arnavutluk'ta krallık ilan edildi? Hemı takip edilen politika da tehlikelidir. Italya'nın Arnavutlukıu Balkanlarıda bir basamak yapması ihtimalden uzak de ildir.
Bunu duyan Italyan Sefiriı mücadeleye kalkınca Ata:
- Haber aldı ıma göreı Roma'da bazı ö renciler sefaretimizin önünde mümayiş yapmışlar. Antalya'yı istemişler. Antalya sigara paketimidir kiı sefir cebinden çıkarıp atsın. Antalya buradadır. Buyurun alın!... Hem benim bir teklifim var. E er hakikaten böyle bir şey düşünülüyorsa Mussolini cenaplarına müsaade edelim. Antalya'ya asker çıkarsınlar. Bütün çıkarma tamam olunca savaşırız. Ma lup olan hakkına razı olur.
Sefir atılıyor:
- Ekselans bu bir savaş ilanımıdır?
Ata:
- Hayırı diyor. Ben burada bir fert olarak konuşuyorum. Türkiye savaş ilanı ancak büyük millet meclisi dahilindedir. Fakat unutmayınız kiı gerekti i zaman Büyük Meclis Türk Milletiınin hissiyatını tercüman olmakta gecikmez.
Konuşmasının bu hali olması üzerineı Ismet Paşa'ya telefon edilir ve Ankara Palas'a ça rılır.
Atatürk de bunu haber alınca etrafındakilere:
- Hükümet geliyorı biz gidelim! diyerek Ankara Palas'ı terk eder.
- Çankaya'ya dönüldü ü zaman herkes Atatürk'ün gayet normal oldu unu hayretler içinde seyrederken Ata:
- Artık Italya ile savaş tehlikesi yok. Rodos'a yapılan yı ınak Habeşistan'a dönecektir!
Hakikaten kısa bir süre sonra Habeşistan savaşı başladı.
(Nükte Ve Fıkralarla Atattürkı Sh. 308-309-310 )
ATATÜRK VE LIMAN VON SANDERS
Mustafa Kemal Arıburnu kumandanıdır. Ingilizler Anafartalar'a çıkmışlardı. Vaziyet buhranlı ve çok tehlikeli idi. Mustafa Kemalı Başkumandan Vekili Enver Paşa'ya do rudan do ruya müracaata mecbur kalıyor. Kendisini tatmin eden cevap alamıyor. O sırada karargahı Yalova' da bulunan Liman von Sanders Paşa telefonla Mustafa Kemalıi arıyor. Muhavereye delalet eden Erkan-ı Harbiye Reisi Kazım Bey'dir. Liman von Sanders'in sordu u sual şudur:
- Vaziyeti nasıl görüyorsunuzı nasıl bir tedbir-i tasarruf ediyorsunuz?
- Vaziyeti nasıl gördü ünüzü çoktan size ibla etmiştim. Tedbire gelince:bu dakikaya kadar çok müsait tedbirler vardı. Fakat bu dakikada bir tek tedbir kalmıştır.
Liman von Sanders Paşa soruyor:
- O tedbir nedir?
Cevap katidir:
- Bütün kumanda etti imiz kuvvetleri tahtı emrine veriniz. Tedbir budur.
Cevap müstehzidir:
- Çok gelmez mi?
- Az gelirı
Ve telefon kapanıyor.
Pek kısa bir zaman sonra hadiselerı Liman von Sanders Paşa'yı kumanda etti i kuvvetleri Mustafa Kemal'in emri altında vermeye mecbur etmiştir.
(Ilginç Olaylar Ve Anektodlarla Atatürkı Sh. 162)
MUSTAFA KEMAL PAşA VE YUNAN KUVVETLERI KOMUTAN TRIKOPIS
Bütün bu taarruz esnasında Gazi'nin yanında bulunan arkadaşları Yunan Kuvvetleri Komutanı General Trikopis'in başkumandan çadırına nasıl getirildi ini şöyle anlattılar.
Trikopisı di er esir kolordu ve fırka (tümen) kumandanları ile birlikte Gazi'nin huzuruna çıkarıldıkları vakitı hepsi çok heyecanlı ve bitkin halde imişler. Gaziı bunları oturtmuşı kendilerini teselli için bu gibi malubiyetlerin tarihte misalleri oldu unuı sevk ve idarede vazifesini bi hakkın yapmış iseler vicdanen müsterih olabileceklerini söyledi i zaman Trikopis:
- ıAskeri vazifemi tamamen yaptı ıma eminim. Fakat asıl vazifemi maalesef yapamadım." diye intahar edemedi ini anlatmak isterken Gazi:
- ıO size ait bir düşüncedir." diye sözünü kesmiş ve harita üzerinde:
- ışurada bir fırkanız vardı. Niçin onu şuraya almadınız. Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere süreydiniz daha iyi olmaz mıydı?" gibi bazı tenkitler yapmışı Trikopis:
- ıBen öyle hareket etmek için emir verdim. Fakat (yanındaki kolordu komutanını gösterirken) bu yapamadı!" demiş.
Bu görüşmeler olurken esir fırka kumandanı yavaşça yanında bulunan zabitlerimizden birine:
- ıBizim ile konuşan bu general kimdir?" diye sormuş zabit:
- ıBaşkumandan Mustafa Kemal" deyince adam hayrete düşmüş:
- ışimdi anladım biz niçin ma lup olduk! Bizim başkumandan Izmir'de vapurda oturuyordu!" diyerek derdini dökmüş.
(Ilginç Olaylar Ve Anektodlarla Atatürk Sh. 43)
ATATÜRK VE KÖYLÜ
Atatürkı sık sık memleketi dolaşan bir liderdi. Çiftçi ile konuşur; işçiı sanatkarı esnaf ile konuşur. Memleketin derdini arar bulur. Meclise getirirı milletvekillerindenı bakanlardan hesap sorardı.
Işte böyle yurt gezilerinden birinde orta Anadoluıda tarlasında çift süren bir çiftçi ile karşılaşmıştır.
- Kolay geleı bereketli ola a a.
- Allah razı olsun bey.
- Hayrola a aı öküzün teki ne oldu?
- Devlete borcumuz vardı beyı icra kapımızı çalınca çaresiz kaldıkı koca öküzü satıp borcumuzu ödedik.
- "Sa lık olsun a a" diyerek konuşmasını kısa kesmiştir.
Çiftçinin adı Halil A a idi. Atatürk'ün yanındakilerı Içişleri Bakanı şükrü Kayaı Salih Bozokı Kılıç Aliı Husrev Geredeı Emir Subayı Resuhi Beyı daha bir kaç yakını vardı. Yürüyorlardı. Atatürk düşünceli idi. Salih Bozok'u yanına ça ırdı. Salihı yarın sabah git Halil A ayı bulı bana getir. Benim kim oldu umu sorarsaı bizim bey seni bir kahve içmeye ça ırıyor de.
Ertesi gün; Salih Bozok Halil A ayı bulmuşı yanına getirmiştir. Atatürk aya a kalkarak; ıBuyur Halil A a” deyip bir sandalye göstermiştir. Zamanın başbakanı Ismet Inönü de salonda bulunuyordu ve olanlardan habersizdi. Atatürk Halil A aya dönerek; "Halil A aı anlat şu vergi işini bir daha" demişti.
Halil A aı vergi borcunuı icrayıı satılan öküzünü tekrar anlattı. Atatürk kaşlarını çatarak Ismet Paşa ve şükrü Kaya'ya dönerek; "Arkadaşları biz Istiklal Savaşı'nı Halil A aının öküzünü icra yoluyla satalım diye yapmadık. Bu memlekette adaletiı vatandaşı böyle mi koruyaca ız. Gerekirse vergi borcu ertelenebilir. Köylünün çift sürdü ü öküzü elinden alınmaz. "
Halil A a "Sen Atatürk paşamsın galibaı beni ba ışlaı kusur ettim" diye yalvaracak oldu.
"Sana güle güle Halil A aı sen bizim gözümüzü açtın" diye Halil A aıyı ayakta u urlamıştı. Atatürk Türk köylüsünün borcu konusunda çok titiz davranmıştır.
Olaylar Ve Atatürk Sh 41-42
YAVUKLUM GÖNDERDI
Bir akşamı uzun müddet didişenı u raşan iki erden birisinin yüzünü sildi i mendil gözüne ilişmişti. Bu işlemeli ve göz alıcı ya lı ı isteyerek sordu.
- Bunu nereden aldın ?
Bu ani soru karşısında şaşıran kahraman Türk çocu uı sıkılarak cevap verdi :
- Yavuklum gönderdiı Atam !
Büyük kayıplar karşısında bile a ladı ı görülmeyenı acı duygularını içinde gizleyen büyük şefı bilmem nedenı o anda sarsılmıştı; dolan mavi gözlerinden iri damlalı yaşlar dökülüyordu. Erinı demin yüzünden akan terleri sildi i bu mendile o da göz yaşlarını silmiştir.
Olaylar Ve Atatürk Sh 56
HACER NINE
Hacer Nine yine bunalmıştı. Içi içine sı mıyordu. Beş gözlü evinin içi yine birkaç gündür zindan kesilmişti. Düşündükçe yüre i yerinden kopuyordu. Yetmiş yaşındaki bu kimsesizlik ona büsbütün koymuştu.
Kocasını Yemen'de kaybetmişti. Bir o lu balkanlardaı ikisi de çöllerde kalmıştı. Bir gelini ile üç torunu vardı. Gelini hastalıktan öldüı torunlarının biri de büyük muharebede şehit düştü. Birisi Ikinci Inönü'den dönmedi.
En son torununu da Sakarya'ya gönderdi. Bir gün haber aldık ki en son delikanlısı da Duatepe Muharebesiınde öteki a alarının yanına göçüp gitmişti.
Çok a ladı. Fakat ıSakarya kazanıldı” haberi gelince a laması durduı gülmeye başladı.
Ondan sonra vakit vakit böyle bunalırdı. Ve her bunalışında çarıklarını çekerı de ne ini alırı Ankara'nın yolunu tutardı. Bu sefer de öyle yaptı. Saatlerce yürüdükten sonra ikindide Ankara'ya geldiı do ruca gittiı Büyük Millet Meclisi'nin kapısı önünde durup çömeldi.
Aradan biraz vakit geçtiı sordular:"
- Nine ne istiyorsun?
- Hiçı hiç bir şey. "
- Ya neden burada duruyorsun?
- Onun gözlerini görmek için çıkmasını bekliyorum.
- O dedi in kim?
- Gazi Paşa.
Sonunda hikayesini anlattıı sonunda dedi ki;
- Işte böyleı ara sıra çok bunaldıkça buraya gelirim. O Millet Meclisi'nden çıkarken gözlerine bakarım. Mavi bebeklerinde bütün ölenlerimin gözlerini görür gibi olurum. Sonra içime bir ferahlık doları kalkar köyüme giderim.
Işte siperlerde evlatı torun gömmüş Türk Ninesi buna derler.
Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları Sh 29-30
DINLEMEKTEN ZEVK ALIRIM
Neşeli bulundu u bir zamanı seçerek:
- Paşam... Demiştimı şu danıştıklarının içinde bazen öyleleri var kiı şaşırıyorum. Bunların mütalalarına nasıl olsa sonunda iştirak etmeyeceksin. Kararını önceden vermiş oldu un da malum... O hal deı ne diye onları birer birer ça ırıp karşısında söyletirsin?
Atatürkı yüzüne alaycı bir eda ile bakıp şu cevabı vermişti:
- Bazen hiç umulmadık adamdan ben çok şeyler ö renmişimdir; hiç bi kanaatı hakir (de ersiz) görmemek lazımdır. Neticedeı kendi fikrimi bile edecek olsamı herkesi ayrı ayrı dinlemekten zevk alırım.
Olaylar Ve Atatürk Sh 58
IKIMIZ DE "GAZI"YIZ...
Bir tarihte Eskişehirıi ziyaretinde; yakın köylerde gezinti yaparkenı asırlık çınarların gölgesine sı ınmış bir köy kahvesi önünde otomobili durdurdu. Salih Bozok'a;
- Bu çınarları hatırlıyorum... Dedi; zaferden sonra bir gün yolum düşmüştü!... Eski hatıraları bir an tekrar yaşatmak için; araba dan inipı büyük bir tevazuuyla köy kahvesinin harap iskemlesine oturdu.
Biraz sonra kahveci onaı köyünün yegane ikramı olan ayranı temiz bardaklar içinde getirince ıGazi” pek memnun oldu. Yaşlı kahveciye sordu:
- Adın ne?...
- Yusuf!...
- Buralarda geçmiş harbi hatırlar mısın?...
- Nasıl hatırlamamı paşam?... Maiyetinde çavuştum!...
- Maiyetimde mi...
Bütün kuvvetlerin baş kumandanı de il miydinı paşam!... Hep emrinde savaştık.
Büyük kurtarıcı zeki köylüyü takdir etmişti. Aferin; Gazi Yusuf Çavuş!... deyinceı eski asker el bu uladı:
- Esta furullahı paşam!... Gazi sizsiniz!...
- Rütbe başka... Fakat harpten dönmüş iki asker olmamız sıfatıyla ikimiz de "Gazi"yiz!...
Ve tepside duran ayran bardaklarından birini bizzat eliyle çavuşa vermek lütfünü göstererekı ilave etti:
- şerefine Gazi Yusuf Çavuş!...
- şerefte daim ol paşam!...
A lamaktan ayranı içemeyen kahveciyeı o zamanın çok parası olan bir yüzlük verip gülümsedi:
- Allahaısmarladıkı silah arkadaşım!...
Atatürkıün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları, Sh 50-51
KONYA ISYANINDA
Konya Isyanı'nı müteakip Konya'ya gelen Atatürk sinirli ve üzgündü. şehrin ileri gelenleriyle belediye salonunda konuşurken elindeki yanar sigarayı bir aralık iki parma ı arasına almış ve ateşi parmakları arasında ezerek söndürmüş ve şöyle demişti:
Ateş nerede çıkarsa çıksını iki parma ımın arasında böyle ezece im!...
Nükte Ve Fıkralarla Atatürkı Sh 41
|
|
|
Bir Deha Komutan Portresi M. Kemal Atatürk |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2019, 12:00 AM - Forum: Mustafa Kemal ATATÜRK
- Yorum Yok
|
 |
Bir Deha Komutan Portresi M. Kemal Atatürk
57 Yıla Sı an Bir Ömür: Dehanın Tescili
Türkiye Cumhuriyeti Devleti,nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, baba soyu itibarıyla, hem Anadolu,nun, hem de Rumeli,nin Türkleşmesinde de önemli roller üstlenmiş bulunan ve Karaman,dan Makedonya,ya göç ettirilen “Kızıl O uz Yörükleri/Türkmenleri” (Kocacıklar),ndendir. Anne soyu itibarıyla da Rumeli,nin Türkleşmesinde yine etkin rol oynamış bulunan ve göç ettikleri Konya/Karaman yöresinden dolayı Rumeli,de “Konyarlar” olarak anılan Yörük/Türkmenlerdendir. Dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi,nin köyü “Kocacık” bugünkü Makedonya Cumhuriyeti,nde Debre şehrine ba lı Türklerin yaşadı ı bir köydür.
“Hayatta yegâne fahrim (övüncüm) Türk yaratılmamdır” diyerek Türklü ü ile övünen M. Kemal Atatürk, soyca ve kültürce Türk olan, orta halli bir Türk ailesinin dördüncü çocu u olarak dünyaya gelmiş, ilk çocukluk ve gençlik yıllarını Selanik gibi her bakımdan kozmopolit bir şehirde geçirmiş, dönemin en iyi e itim kurumları sayılan askeri okullarında e itimini tamamlamıştır. O, genç bir kurmay subay olarak da ılmakta olan bir imparatorlu un bütün yükünü omuzlayarak meslekî deneyimlerini, arkadaşları gibi, ço u zaman acı olaylarla kazanmıştır.
Tarih Mustafa Kemal,e Türklü ün kaderinde adeta bir dönüm noktası olan 20. Yüzyılın ilk çeyre inde büyük bir sorumluluk yüklemiş; O, bu tarihî sorumlulu u bütün olumsuzluklara ra men cesurca üstlenmiş ve milletiyle birlikte başarıya ulaşmıştır. Merkezi/Milli (Üniter), tam ba ımsız, milli egemenli e dayanan, demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti,ni kurmuştur. “Türk kimli ini koruyarak ça daşlaşma” projesi ile Türk milletine ça daş medeniyet seviyesinin üzerine çıkmayı hedef olarak göstermiştir.
Atatürk şüphesiz çok yönlü bir liderdi. Özellikle yaptıkları ve söyledikleri de erlendirildi inde; ça daşı liderlerle mukayese yapıldı ında O,nun “dahi bir lider” oldu u görülmektedir. Deha; dikkat, hafıza, heyecan, muhakeme, muhayyile, idrak ve irade gibi psikolojik özelliklerin birleşmiş bir üstünlü üdür. Büyük adamların en temel özelliklerinden biri, düşünce hürriyeti, olayları müşahede etmek ve bu müşahedelerden do ru dürüst sonuçlar çıkarmak, yani gerçekçiliktir. Dehanın vasıflarından biri de önceden seziş ve ona dayanan uza ı görüştür. Bu özellik bugün “vizyonerlik” olarak ifade edilmektir. Atatürk,te dehanın bütün bu özelliklerini görmek mümkündür.
Atatürk,ün dehası, zamanında onunla kıyasıya mücadele etmiş bulunan devlet adamları tarafından da teslim edilmiştir. ıngiltere,nin “Türk düşmanı” olarak bilinen Başbakanı Lloyd George de bunlardan biridir. Türk ıstiklâl Harbi sırasında ıngilizlere Yunanlıları destekleme siyasetini benimseten ve bunun sorumlulu unu üstlenen Lloyd George,tur. Eylül 1922,de Türk orduları, Yunan ordularını ızmir,de denize dökünce ıngiliz ışçi Partisi Lideri Mc. Donald, parlamentoda devrin başbakanı için; “hazineden bu kadar para harcandı, hani Anadolu taksim edilecek, hani Bo azlar bizim olacaktı? Gelsin hesap versin” demişti. Güneşi batmayan imparatorlu un Türk düşmanı Başbakanı Lloyd George şu sözlerinden sonra istifa etmek zorunda kalmıştır:
“Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. şu talihsizli imize bakın ki, o büyük dahi ça ımızda Türk milletine nasip oldu. Mustafa Kemal,in dehasına karşı elden ne gelirdi?”
Atatürk, çok yönlü bir dehaya sahiptir. O,nun dehasının çeşitli alanlardaki belirtileri, O,nun üstün kişili ini bütünü ile ortaya koymaktadır. Atatürk dehasının bazı temel yönlerini şu şekilde de erlendirmek mümkündür:
Komutan (Asker) Atatürk
Sistemli bir askeri e itim gören, önemli bütün rütbelerini muharebe meydanlarında alan, kazandı ı askeri başarılarla I. Dünya Harbi,nin akışını ve süresini de iştiren, ıstiklal Harbi ile ba ımsız Türkiye Cumhuriyeti,nin kurulmasını sa layan ve bütün mazlum milletlerin kaderini etkileyen bir askerin; Mustafa Kemal,in özellikle “askerlik” veya “komutanlık” kimli i şüphesiz kişili inin en önemli boyutunu oluşturmaktadır.
Atatürk askerli e bütün ilgi, etki ve hatta yankı alanları ile birlikte bakmıştır. O, usta bir uygulayıcı ve aynı zamanda büyük bir teorisyendir. Bundan dolayı O, ıstiklal Harbi içerisinde teşkilat, silah sistemi ve askeri düşünce arasında çok iyi bir uyum gerçekleştirmiştir. Nitekim ıstiklal Harbi, askeri düşüncenin insanı silah, araç ve gereç etrafında ve amaca yönelik olarak nasıl teşkilatlandırıp bütünleştirdi inin adım adım gerçekleştirilmesini anlatan en iyi örneklerinden biridir.
Atatürk her rütbede komuta etti i birliklerin ruhuna nüfuz edebilmiş ve her rütbenin başarılı komutanı olmuştur. Çanakkale,de kahramanlık destanını yazan Mehmetçi e, “ben size taarruzu de il, ölmeyi emrediyorum” demiştir. Sakarya,da ise vatan savunmasının önemini belirterek, “hattı müdafaa yoktur, saşı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış topra ı vatandaş kanı ile ıslanmadıkça terk edilemez” demek kudretini göstermiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, başta “askeri e itim” olmak üzere; strateji ve taktik uygulamaları, harekât ve taarruz, savunma, inisiyatif, disiplin vs. gibi askerlik mesle inin bütün alanlarında çok başarılı düşünce ve uygulamaları ile tanınmıştır. Türk milleti de ona rütbelerin ve unvanların en büyü ünü vermiştir. Kırık kaburgalarıyla 22 gün 22 gece savaşarak kazandı ı Sakarya Zaferi (23 A ustos-13 Eylül 1921),nin ardından 19 Eylül 1921,de Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal,e “Müşirlik” (Mareşallik) rütbesini ve “Gazi” unvanını vermiştir.
Fikir Adamı Atatürk
Atatürk dehasının en iyi ortaya çıktı ı alanlardan bir tanesi de O,nun “düşünce adamlı ı”, ya da “fikir adamlı ı” yönüdür. E er biz bir “Atatürkçü Düşünce Sistemi”nden veya “Atatürkçülük”ten bahsediyorsak, Atatürk,ü, öncelikle bir fikir adamı olarak ele almak zorundayız. Fakat yıllarca ülkemizde Onun bu yönü hep eksik bırakılmış ve hatta “eylem adamı oldu u, fikir adamı olmadı ı” yazılıp çizilmiştir. Halbuki, Atatürk,ün “fikir adamlı ı” yönü hem çok güçlüdür, hem de tarihi-felsefi temellere dayanır. Atatürk, ilmi en hakiki mürşit kabul ederek okuyan, araştıran, düşünen ve sentezlere varan, bunları pratik olaylara uygulayarak problemlerin çözümünü gösteren bir fikir, bir düşünce adamıdır.
Atatürk inkılâpları, sosyal muhtevaları ve Türk milletini hedefleyen karar ve uygulamaları yönünden kesinlikle, uzun ve derin düşünce, analiz ve sentezin sonucudur. Felsefi, fikri, ilmi ve ideolojik bir temelin olmaması mümkün de ildir. Bundan dolayı, Atatürk karşımıza güçlü bir fikir adamı olarak çıkmaktadır. Ça daşı liderlerle yapılan fikri mukayese de onu düşünce adamı, fikir adamı olarak büyütmektedir.
Okumayı başlıca u raş, kitabı da arkadaş edinen M. Kemal Atatürk, saatlerini hatta günlerini okumakla geçiren bir insandı. Görev yaptı ı cephelere giderken bavullarla ve sandıklarla kitap taşıdı ını, savaş şartlarında bile okudu unu bildi imiz M. Kemal Paşa,nın özel kütüphanesinde sayı olarak, 4.289; bibliyografik künye olarak da 10.000 civarında kitap vardı. Bu kitapların sayıca durumu aynı zamanda onun ilgi alanını veya u raştı ı konuların önem derecesini de göstermektedir. Bu anlamda bakıldı ında, “tarih” ve bunun içinde de “Türk Dünyası Tarihi” ilk sırada yer almaktadır. Kitaplar, “askerlik”ten, “ekonomi”ye; “edebiyat”tan, “Türk dili”ne 20 konu başlı ında toplanmaktadır. Birçok kitabı okumuş, altını çizmiş ve notlar almıştır.
Başta Nutuk olmak üzere eserleri ve konuşmaları incelendi i zaman, Atatürk,ün bir düşünce adamı olarak çok sa lam bir zihin disiplini ve çok güçlü bir muhakeme yetene ine sahip oldu unu görüyoruz. Kelime ve kavram hazinesinin genişli i, fikirleri arasındaki tutarlılık ve ifade gücü dikkatleri çekecek kadar belirgindir.
Devlet Adamı Atatürk
Merhum Hocamız Prof. Dr. Aydın TANERı, “Türk Devlet Gelene i” isimli, alanında ilk çalışma olan önemli eserinde; “Türklerde devlet ve hükümet başkanlarının kişilikleri”ni anlatırken bir devlet adamında şu dört niteli in bulunması gerekti ini belirtmektedir: “Kültür, mantık, erdem ve cesaret.” Ona göre, “bu niteliklerden yalnız birinin yoklu u halinde ‘devlet adamı, gerçe i düşünülemez. Devlet yüksek kademelerindeki her görevli ‘devlet adamı, de ildir. Devlet adamlı ı, belki de görevden uzaklaştıktan sonra, kamuoyunun ve araştırıcıların sorumlu posttaki kişi hakkında verdikleri hükümlerle kazanılır.”
Bu çerçevede M. Kemal Atatürk,ü de erlendirdi imiz zaman O, daha Göktürk Kitabeleri,nden itibaren tanımlanan ve tasvir edilen, Kutadgu Bilig ve Siyaset-namelerle fikriyatı sürdürülen geleneksel Türk devlet adamı tipi içinde bir insandır. Türk devletlerinin tamamında gördü ümüz tarihi Türk devlet anlayışının bütün temel ilkeleri ve devletin halkına dönük politikaları Atatürk tarafından takip edilmiştir. Geleneksel Türk devlet de erleri Atatürk tarafından modern de erler ile örtüştürülerek hayata geçirilmiştir.
Atatürk,ün devlet adamlı ı kişili i, öncelikle “devlet kuran bir devlet adamı” kimli i ile ortaya çıkmaktadır. Kurdu u devlet her bakımdan modern bir devlettir, merkezi/milli (üniter) bir devlettir, demokrasiyi hedefleyen laik bir cumhuriyettir, gerçekleştirmeye çalıştı ı amaç bakımından bir hukuk devletidir. Yeni Türk devletinin ça daş bir devlet oluşu onun saygınlı ını sa lamış, milli ve milletlerarası hayatta de erini artırmıştır.
Milletlerarası camiada yeni bir devletin ortaya çıkması, kurulması sık sık rastlanan ola an şeylerden de ildir. Yeni bir devletin kuruluşu hukuki ve siyasi yönden bir takım şartların gerçekleşmesini gerektirir. Öncelikle devletin unsurları bakımından de erlendirecek olursak; toprak unsuru (ülke), insan unsuru (millet), politik örgütlenme (hükümet) ve hâkimiyet (iç ve dış) unsurlarının tam olarak varlı ı yeni bir devlete hayatiyet kazandırır. Milletlerarası camianın bir üyesi olabilmesi ve milletlerarası hukuktan yararlanması da onun di er devletler tarafından tanınmasına ba lıdır.
Yeni Türk devleti, çok zor şartlar altında kurulmuştur. Zorlukların başında devletin bir unsuru olması bakımından “ülke”nin sınırlarını tayin ve tayin edilen sınırlar içindeki ülkenin düşman işgalinden kurtarılması gelmektedir. Önce Erzurum ve Sivas Kongrelerinde ve sonra da Misak-ı Milli ile çizilen sınır, yeni kurulan devletin ülkesini; tarihi ve şerefli mazisi ile Türk milletinin “vatanını” ortaya çıkarmıştır. Bu sınırın gerçek ihtiyaçlara cevap verecek şekilde “Türklü ün Ata Yurdu” olarak belirlenmesi ve kurulmasında Atatürk başrolü oynamıştır.
Devletin insan unsurunu inceledi imizde, yeni Türk devletinin kuruluşunda “millet” önemli rol oynar. Yeni kurulan devlet, Türk milletine dayanan, milli bir devlettir. ınsan unsurunda tam bir kaynaşma, birlik ve dayanışma vardır. Atatürk, Türk milliyetçili ini, Türk milli davasının temel taşı yaparak, milli duygu ve hasletleri tam bir olgunlu a eriştirmiştir. Türk milletin milli şuur, benlik ve kimli ini hissettirerek milli bir devlet kurmuştur.
Devletin düzen ve disiplinin sa layan; toplumu hukuk ilkeleri ile yönetmeyi düzenleyen ve devletin bütün unsurları ile uygulamalarının halka yansıyan yüzünü oluşturan “politik örgütlenme” kavramı bakımından Atatürk, yine yeni bir başlangıcı oluşturmuştur. O, “merkezi” bir devlet kurmuştur ki, bu tarihi, co rafi ve jeopolitik şartlara uygun bir tercihtir. Milli devletin tabii bir destekleyicisidir.
Devletin hukuki ve siyasi bir varlık olarak üstün bir iktidara veya otoriteye sahip oluşunu ifade eden “hâkimiyet” (egemenlik) unsuru bakımından ise tamamen yeni ve ça daş bir yapı ile karşı karşıya kalıyoruz. Çünkü padişah tarafından temsil edilen hâkimiyet, bu defa millileştirilmiştir ve millete ait olmuştur. Atatürk, devlet kuran bir lider olarak milli hâkimiyet prensibinin ilk işaretlerini veren, bunu Milli Mücadele,nin temel esası haline getiren insandır.
Devlet sahip oldu u bu üstün iktidarı kullanırken yanı başında bu iktidara “ortak” veya iktidarını sınırlayıcı “başka bir varlık” tanımaz. Devlet iktidarının başka bir varlık (devlet veya milletlerarası teşekkül) tarafından sınırlandırılması veya bu iktidara ortak olma, devlet hâkimiyetinin dış görünüşü olan “ba ımsızlıkla” ba daşmaz. Osmanlı Devleti, yabancılara tanıdı ı imtiyazlarla ve kapitülasyonlarla yarı ba ımlı bir devletti. Ayrıca, Birinci Dünya Savaşı,nın ma lubiyeti devlet iktidarını da ortadan kaldırmıştı. Ülke parçalanmış ve işgal edilmişti. Milli Mücadele sonucu kazanılan zafer, ba ımsız bir Türkiye gerçe ini bütün dünyaya kabul ettirmiştir. Vatan yabancı işgalinden kurtarılmış, yabancı imtiyazları kaldırılmış, kapitülasyonlar tarihe intikal ettirilmiştir. Lozan,da milletlerarası hukuk bakımından tanınan Türkiye Cumhuriyeti Devleti “tam ba ımsız” bir devlet olmuştur.
şüphesiz, Atatürk,ün üstün dehasının en iyi yansıdı ı alanlardan biri olan “devlet adamı” kimli i, sadece devlet kuruculu undan ibaret de ildir. Onun bir “dönüştürücü lider” olarak “devrimci” kimli i de yani de işimci, dönüşümcü, yenilikçi kişili i de ön plana çıkmaktadır. Çünkü bu yönü; hem düşünce sisteminin, hem de kurdu u devlet sisteminin ça a ayak uydurmasını sa layan en temel esastır.
Atatürk,ün devlet adamlı ının yansıdı ı bir di er alan da “siyaset kurumu”dur. O, Büyük bir “siyaset adamı” olarak ortaya çıkmaktadır. Büyük siyasetçi, ba ımsız bir devlette halkın huzur ve refahı ile o devletin devletlerarası güvenli ini sa lamak için tutulan yolu en başarılı bir şekilde yöneten devlet adamıdır. Bu görüş açısından büyük siyaset adamı iç politikada ve dış politikada üstün başarıların sahibidir.
Atatürk,ün büyük siyasetçi olarak üstün başarısı, karşılaştı ı en çetin ve zor sorunlar karşısında, en do ru ve memleket için en hayırlı olan yolu görebilmesi, imkânları seçebilmesidir. Atatürk, iç siyaset ve dış siyasetteki uygulamaları ile de büyük bir siyaset adamı, daha geniş bir ifade ile büyük bir devlet adamı olarak ortaya çıkmaktadır. Prof. Dr. Fahir ARMAOÐLU, onun bu alandaki dehasını şu şekilde de erlendirmektedir:
“O, kendisini olayların akışına uymaya zorunlu gören ve buna göre davranan bir ‘oportünist, (fırsatçı) de il, olayların dışına ve üstüne çıkıp, olaylara kendi görüşünün, kendi inanışının biçimini veren bir insandır. O,nun diplomasisi, olaylarla beraber bir sürükleniş de il, olayları, kendi azim ve iradesi ile, haklı ve do ru bir inanışın tabii sonucuna sürükleyiştir.”
|
|
|
Atatürk'ün Türk Dünyası ile ilgili Öngörüsü |
|
Yazar: RasitTunca - 08-02-2019, 11:55 PM - Forum: Mustafa Kemal ATATÜRK
- Yorum Yok
|
 |
Atatürk'ün Türk Dünyası ile ilgili Öngörüsü
BıR ÖNSEZi, BıR TALiMAT
Düşün bir kere, Osmanlı ımparatorlu u ne oldu? Avusturya-Macaristan ımparatorlu u ne oldu? Dünyayı ürküten Almanya’dan bugün ne kaldı: Demek hiçbir şey sürekli de ildir. Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az şey kalacaktır. Devletler ve Milletler, bu idrakin içinde olmalıdırlar. Bugün Sovyet Rusya, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostlu a ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olaca ını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı ımparatorlu u gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan ımparatorlu u gibi parçalanabilir. Bugün elinde tuttu u milletler, avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşır. O zaman Türkiye ne yapaca ını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, öz kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.
Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek de ildir, hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprülerini sa lam tutarak!
Dil, bir köprüdür;
ınanç, bir köprüdür;
Tarih, bir köprüdür.
Bugün biz bu kitlelerden dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uza a düşmüşüz. Bizim bulundu umuz yer mi do ru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli… Köklerimize inmeli ve olayların böldü ü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Tarih ba ı kurmamız lazım, folklor ba ı kurmamız lâzım… Bunları kim yapacak? Elbette biz! Nasıl yapaca ız? ışte görüyorsunuz, dil encümenleri, tarih encümenleri kuruluyor… Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya ve böylece birbirimizi daha kolay anlar hale gelmeye çalışıyoruz… Tarihimizi ona yaklaştırmaya çalışıyoruz, ortak bir mazi yaratmak peşindeyiz. Bunlar açıktan yapılmaz, adı konarak yapılmaz, bunlar devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir.
Mustafa Kemal ATATÜRK
29 Ekim 1933
|
|
|
Ey Büyük Ata |
|
Yazar: RasitTunca - 08-02-2019, 11:51 PM - Forum: Mustafa Kemal ATATÜRK
- Yorum Yok
|
 |
Ey Büyük Ata
"Ey yükselen yeni nesil! Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizlersiniz." M.KEMAL ATATÜRK.
Ey Büyük Ata,
Varlı ımızın en kutsal temeli olan, Türk ıstiklâl ve Cumhuriyetinin sonsuz bekçisiyiz. bu karar, de işmez irademizin ilk ve son anlatımıdır. istikbâlde, hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir.
Bizler, bütün hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez inanç ateşinden alıyoruz. senin kurdu un güçlü temeller üzerinde attı ımız her adım sa lam, yaptı ımız her atılım bilinçlidir.
En kıymetli emanetimiz olan, Türk ıstiklâl ve Cumhuriyeti, varlı ımızın esası olarak, e ilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde sonsuza dek yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir.
ıstiklâl ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar, en modern silahlarla donanmış olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, ulusal birli imizi ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaktır.
Çünkü, bu aziz vatanın toprakları üzerinde yetişen azimli ve inançlı Türk gençli i, dökülen temiz kanların ve Cumhuriyet devrimlerimizin aydın ürünleridir. Vatanın ve Milletin selameti için her zorlu a iman dolu gö sümüzü germek, gerçek amacımızı olacaktır.
Ey Türk'ün Büyük Ata'sı !
ıstiklâl ve Cumhuriyetimizi korumak gerekti i zaman, içinde bulunaca ımız durumlar ve şartlar ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp her güçlü ü yenmek azmindeyiz.
Türk gençli i olarak özgürlü ün, ba ımsızlı ın, egemenli in, cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz. her zaman, her yerde ve her durumda atatürk ilkelerinden ayrılmayaca ımıza, ça daş uygarlı a geçmek için bütün zorlukları yenece imize, namus ve şeref sözü verir, kendimizi büyük Türk ulusuna adarız.
Türk Gençli i
AB'nin bol yıldızlarının oldu u de il, bir tek Ay-Yıldızımızın oldu u nice yıllara...
|
|
|
Mustafa Kemalin iletişim Dehası |
|
Yazar: RasitTunca - 08-02-2019, 11:47 PM - Forum: Mustafa Kemal ATATÜRK
- Yorum Yok
|
 |
Mustafa Kemalin iletişim Dehası
Olağanüstü yeteneklerle donatılmış, karizma sahibi, çekici ve etkileyici insanlar do anın insanlı a arma anlarıdır. Bu insanların yaşamlarındaki parıltı, görkem aslında zorlu bir çilenin, eme in ve çabanın üzerine örülmüş yaldızlı bir kılıftır. Onların eserlerindeki ihtişam, ideallerindeki yücelik, do alarındaki de erli hammaddeden çok; bu hammaddeyi işleyen keskin zeka, yüksek bilgi düzeyi ve deneyimin sonucudur. Bu insanlar çok nadiren insanlık tarihinde görülürler ve daha yaşarken kahramana dönüşürler. Öldükten sonra da efsaneleşirler. Eserleri sonsuza dek yaşar. Onların başarıları çok geniş kitleler tarafından onaylanır, benimsenir, savunulur. Çünkü bu insanlar, yakın ya da uzaktaki bütün insanlarla çok yo un, olumlu ve başarılı iletişim süreçleri yaşamışlardır. ınsanları anlamışlar ve kendilerini onlara anlatabilmişlerdir.
Hem tek tek bireylerle hem de gruplarla iletişimi kapsayan bireyler arası iletişim, en yaygın ve gerekti i biçimde gerçekleşti inde en etkili olabilen iletişim türüdür. Bir kişinin bireyler arası ilişkilerdeki niteli i ve başarısı, o kişinin yaşamının ve kişili inin kalitesini, içinde yaşadı ı toplumdaki konumunu ve de erini belirler.
Adı övgüyle anılan bütün insanlar gibi Mustafa Kemal Atatürk ün başarılarının, mucizelerinin ve görkeminin temelinde, onun çevresindeki insanlarla, halkıyla kurdu u yo un iletişim süreçleri yatmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk üzerinde yaşadı ı co rafyanın, içinde yaşadı ı toplumun durumunu anlama, halkın sıkıntılarını kavrama, onlara, özgürlükleri için yapmaları gerekeni anlatma, halkı örgütleme, savaş stratejileri geliştirme, devrimler için zemin hazırlama, devlet yönetimi gibi konularda deha sahibi idi. Bütün bu alanları ustaca kavrayıp başarıya ulaşmasının temelinde ise, bireylerarası iletişimdeki dehası vardır.
Çevremizdeki di er insanlarla iletişim kurmak, hem insan olmanın bir gere i hem de bir toplumun bireyi olmanın zorunlulu udur. Bireylerarası iletişimde başarılı olabilmek ve amaçlanan hedefe ulaşabilmek; mesajın verilece i alıcıyı iyi tanımak, iletişim dillerini bilmek ve mesajları do ru kodlamakla olasıdır.
Mustafa Kemal Atatürk, bireylerarası iletişim dillerini kullanma ve mesajları kodlama konusunda bir uzman kadar bilgili ve deneyim sahibiydi. Ondaki bu üstün özellik büyük olasılıkla sıkı gözlem ve zihin sürecinin sürekli de erlendirme yapmasından kaynaklanmaktadır. Ancak Mustafa Kemal in iletişim alanında gösterdi i uzman performansı, öncelikle mesajlarını verece i halkını ve düşmanlarım çok iyi tanımasına ba lıdır. ıletişim süreçlerinde mesajın gönderilece i alıcının konumunun, özelliklerinin, yaklaşımlarının iyi bilinmesi, iletişim sürecinin sonucunu etkileyen birinci faktördür. Mustafa Kemal in iletişim konusunda gösterdi i başarı, bilgilerinin yanı sıra onun do al yapısı, mizacı, aldı ı e itim, sahip oldu u kültür ve kişili iyle do rudan ilgilidir.
Mustafa Kemal Atatürk Osmanlı ülkesinde, Grek kültürüyle Türk kültürünün harmanlandı ı bir Osmanlı şehrinin, Türk ailelerinin oturdu u mahallesinde, bir Türk anne babanın çocu u olarak dünyaya gelmiştir. Do up büyüdü ü mahalleden Osmanlı kültürü, okudu u okullardan Osmanlı e itimi almıştır. Çocuklu undan itibaren de insan psikolojisine, davranışlarına, toplumsal olaylara, politikaya, devlet yönetimine ilgi duymuş, karşılaştı ı her insanın davranışlarını, toplumsal devinimleri dikkatle incelemiş, kişiliklerin muhasebesini yapmış, tepkileri de erlendirmiş, sürekli okumuştur.
Onun ilgisi genellikle sıradan olaylardan uzak kalmış, her zaman zihninde yo unlaşan özel ideallerle meşgul olmuştur. Bu yüzden çocuklu unda yaşadı ı bazı özel durumlar onu fazla etkilememiştir. Fakat duyarlılı ı nedeniyle, tepki göstermesi gerekti i bütün durumlarda verdi i kararlı tepkiyi de göstermiştir. Babası Ali Rıza efendinin ölümünden sonra annesi Zübeyde hanımın evlendi i üvey babası Ragıp efendiye karşı duydu u tepkiyi bir başka akrabasının yanına sı ınarak göstermiş, fakat bu olayı büyüterek kendi kendine fazla sorun etmemiştir.
Mustafa Kemal in kişili inde ve davranışlarında belirginleşen ve ön plana çıkan, onu kahramanlaştıran resmi çizen bazı temel özellikler vardır: Kararlılık, hedef belirleme, alçakgönüllülük, direnme...
Mustafa Kemal, Avrupa, Asya ve Afrika da önemli bir co rafyaya yayılmış, ama her yanı gün be gün işgal edilen, üzerinde oyunlar oynanan, hızla çöken ve halkı tutsaklı a sürüklenen bir ülkenin vatandaşıdır. Onun ufuklardaki hedefi, ulaşmak istedi i amacı çocuklu undan beri bellidir: Parçalanan, da ılan, yok olan ülkesinin varlı ı ve özgürlü üdür. O hep ülkesini düşünmüş, mensubu bulundu u ulusun yaşadı ı sıkıntılara, onları yöneten, daha do rusu yönetemeyen başarısız yöneticilere kafa yormuştur. Mustafa Kemal planlarının zihinsel aşamalarında ço unlukla tek başına, uygulama aşamalarında ise halkla beraber hareket etmiştir. Çünkü besledi i ideale tek başına de il, ancak aynı ideali paylaşan insanlarla birlikte varılabilece inin bilincindedir.
Mustafa Kemal toplum içindeki konumunu, di er bireylerle ilişkilerini söz de il eylem temeli üzerine oturtan birisidir. Bu nedenle insanların, konuştukları cümlelerden çok yaptıkları işlere önem verir. Kendisi de yaşamı boyunca konuşmaktan çok düşünür ve çalışır. Nitekim Ekim 1919 da yaveri Cevat Abbas a yazdırdı ı özgeçmişinde de, kişili ini anlatan süslü cümleler yerine, kısa ifadelerle hangi tarihlerde, nerede ne yaptı ı yer almıştır.
Mustafa Kemal hiçbir zaman mutantan, gösterişli tarzlar içinde yaşayıp hareket etmemiş, her zaman sadelik içinde olmuş, yalınlı ı ye lemiştir. Alçakgönüllülük, onun en fazla ve ilk dikkat çeken özelliklerindendir. Mustafa Kemal in hiçbir zaman günümüz aristokrat politikacıları gibi lüks makam arabaları olmamış, otomobillerin arka koltuklarına tek başına de il, ço unlukla ön sa koltu a oturmuştur.
Onun yüre indeki en şiddetli duygu ve özlem özgürlüktür. Bu duygu mutlaka, her yandan kuşatılan ve özgürlü ü elinden alınan bir halkın bireyi olmasından kaynaklanmıştır. Yaşamı boyunca da tek amacı ve ideali özgürlük olmuştur. 1905 te sürgün olarak gönderildi i şam da yaptı ı ilk eylemlerden biri; yakınındaki arkadaşlarına özgürlü ün anlamını ve gücünü anlatarak Vatan ve Hürriyet Cemiyeti nin nüvesini oluşturmak olmuştur. Çünkü ona göre; “ancak hür fikirli insanlardır ki vatanlarına faydalı olabilirler.
Mustafa Kemal deki özgürlük duygusu öylesine coşkulu ve karşı konulmazdır ki, özgürlü e ulaşamayaca ı bir yerde kalması olanaklı de ildir. Bu nedenle Vatan ve Hürriyet Cemiyeti ni kurduktan sonra, özgürlük tohumunun o topraklarda fazla yeşermeyece inin farkına varmış; bir yolunu bularak, görevli bulundu u Yafa dan, idealine daha kolay ulaşabilece i Makedonya ya geçmiştir.
Mustafa Kemal in kişili inde ön plana çıkan ve bütün başarılarının temelinde yatan bir di er özellik disiplindir. Disiplin, Mustafa Kemal in kişili inin do asında vardır. Onun disiplinin formülü; her hareketini ve eylemini, uygulamadan önce zihninde geliştirip, biçimlendirip düzenleyerek bütün ayrıntılarıyla tamamlamaktır. Mustafa Kemal in keskin zekası, eylemleri kısa sürede ve ustaca planlamasını kolaylaştırmıştır. Onun her zaferi, öncelikle zihin sürecinde parlayıp kazanılmıştır.
1912 yılında Libya ıtalyanlar tarafından işgal edildi inde Mustafa Kemal Trablus Cephesi ndedir. Osmanlı ülkesi her yandan çatırdamakta, çökmektedir. Trablus ta askerlerin başarılı olaca ına kanıt olabilecek hiçbir belirti ve umut yoktur. Fakat Mustafa Kemal ve arkadaşları, hayal bile edilemeyecek bir disiplin içinde çalışırlar. Sonuçta askeri olarak galip gelemezler, ama onların o karmaşık ortam içindeki disiplinini ıtalyanlar bile takdir ederler.
A ustos 1909 da Köprülü civarında süvari alayları arasında bir tatbikat yapılmaktadır. 3. Ordu Kurmay Başkanı Ali Paşanın denetiminde yapılan tatbikatta Mustafa Kemal de Paşaya refakat etmektedir. Tatbikat 1 Eylül de sona erdi inde, Mustafa Kemal gördü ü hataları çok sert biçimde, a ır ifadelerle eleştirerek, disiplin olmadan hiçbir çabanın başarıya ulaşamayaca ını vurgulamıştır.
Ola anüstü özen ve disiplin içinde yaptı ı çalışmalarda işini hiçbir zaman şansa bırakmayan Mustafa Kemal olayların akışını sürekli denetleyerek sonuca ulaşmaya çalışır, kendisine verilen bilgilerin do rulu undan emin olmak ister, her söylenene inanmaz. 1919 da ızmit te bulundu u sırada kendisine, Sadrazam Ferit Paşanın sa lık gerekçesiyle istifa etti ine dair bir telgraf ulaşır. Mesajın kimden geldi ini sorar; kayna ın ve mesajın do rulu undan emin olmadıkça hareket etmez.
Mustafa Kemal, tutsaklı a, sömürüye, yobazlı a karşı direnmenin simgesidir. Onun direncine karşı gelebilecek hiçbir güç yoktur. Birinci Dünya Savaşı sonunda Suriye deki Osmanlı orduları yenilmiş ve darmada ın olmuşlardır. Fakat Mustafa Kemal, hükümet işgalcilere boyun e me e iliminde oldu u halde bir avuç askerle birlikte sınırda direnmiştir. Mustafa Kemal deki öyle bir kendine güven ve ondan kaynaklanan dirençtir ki, en tehlikeli zamanda ortaya çıkar, yol bulur, fakat uçurumun kenarında durmasını bilir.
Mustafa Kemal in, başkalarına ulaşılmaz emeller gibi görünen ideallerinde hedefe ulaşması ve bir kahramana dönüşmesi, onun, içinde bulundu u ortamı, ülkesini, halkını ve karşılaşaca ı durumları çok yakından tanıması ve deneyimleriyle kavramasıyla ba lantılıdır. Mustafa Kemal her zaman üzerinde çalıştı ı, kafa yordu u, ilgi duydu u konuya ve duruma hakimdir. şubat 1916 da Genelkurmay, onun Do u Anadolu ya hareketini ister. Bu yolculu a çıkarken Mustafa Kemal vatanın koşullarını, ülkeyi yönetenlerin aczini, halkın perişan halini bütün ayrıntılarıyla bilmektedir. Yıllardır Osmanlı ülkesinin dört bir yanında dolaşmakta ve bütün gelişmeleri yakından izlemektedir.
Halkını çok yakından gözlemlemesi ve iyi tanıması, halkı, işgalcilere karşı örgütlemeyi de kolaylaştırmıştır. Mükemmel bir örgütleyici olması, onun üstün özelliklerinden biridir. Mustafa Kemal, bütün koşulları dikkate alarak örgütledi i insanların nabızlarına göre şerbet vermiş, kendisiyle birlikte onları hoşnut etmenin de yollarını bulmuş, hedefe birlikte ulaşmışlardır. Milli Mücadele yolculu unda tek tek köyleri dolaşmış, halkla konuşmuştur. Her köyde direniş komiteleri kurmuştur. Yıllardır savaşmaktan yorulmuş ve köylerine hüsranla dönmüş halk perişandır, umutsuzdur. Ama Mustafa Kemal onları ikna etmiş ve örgütlemiştir. Halk Mustafa Kemal e inanmıştır. Çünkü Mustafa Kemal onları anlamaktadır.
Halkı örgütledi i gibi, halkın temsilcilerini ikna etmede de ustadır Mustafa Kemal. Yeni ülkenin meclisi kurulduktan sonra hiçbir toplantıyı kaçırmadı. Daha tartışmaya geçilmeden önerilerin açıklamasını yapar, kabul ya da reddi halinde kendi görüşünü belirtirdi. Bir defasında, kabul edilmesini istemedi i bir önerinin kabul edildi ini görünce arkadaşlarına; “galiba bu noktayı size pek iyi açıklayamadım” der ve konunun ayrıntılarını anlatır. Öneri ikinci oylamada reddedilir.
Ülkenin durumunu de erlendirme ve bazı yargılara ulaşma konusunda Mustafa Kemal in 4 şubat 1923 te ızmir de ıktisat Kongresi nin açış nutkunda söyledi i şu sözler önemlidir: “Bir devlet ki, kendi tebeasına koydu u vergiyi ecnebilere koyamaz; gümrük muamelelerini, gümrük resim ve vergilerini memleketin ve milletin ihtiyaçlarına göre düzenlemekten men edilmiştir; bir devlet ki, fazla olarak yabancılar üzerinde yargı hakkını uygulamaktan mahrumdur; böyle bir devlete müstakil denilemez”.
Kararlılık, Mustafa Kemal i hedeflerine ulaştıran bir başka önemli özelli idir. Mustafa Kemal, her zaferden önce başarmaya karar vermiştir. Bu yüzden de hep kazanmıştır. Karar vermeden önce yaşadı ı zihin süreci kuşkusuz daha önemlidir. Onu kararındaki hedefe ulaştıran, zihin sürecindeki netliktir, kesinliktir. Mustafa Kemal bir kere karar verdi mi, hedefe ulaşmadan geri dönmez. Kararlılık, hedefe ulaşma yolunda onun ilk zaferidir. Kararlılı ı onu yılmazlaştırır.
1908 de Osmanlı topraklarında Meşrutiyet in ilan edilmesi, onun özledi i ufuklardan çok uzaktır. Gelişmelerden memnun de il kuşkuludur. Meşrutiyet in yeterli çözüm olmadı ını, yeni yönetim biçiminin, köhnemiş bir imparatorlu un hasta gövdesi üzerinde de il, aksine Türk milletinin yaşadı ı topraklar üzerinde kurulması gerekti ini düşünmektedir. Ona göre yeni yönetim, milletin yönetimi ve devlet Türk devleti olmalıdır. Mustafa Kemal in yolculu u bu hedefe do rudur ve o son noktaya ulaşmakta kararlıdır.
1915 yılında işgalci güçler Çanakkale yi geçmeye çalıştıkları sırada Mustafa Kemal 19. Tümen komutanıdır. Conkbayırı nda bazı gözcü erlerin kendilerine do ru kaçtı ını görür. Onların önüne geçerek, neden kaçtıklarını sorar. Erler, düşmanın geldi ini söylerler. Mustafa Kemal düşmandan kaçılmayaca ım söyler. Askerler, cephanelerinin kalmadı ını belirtirler. Mustafa Kemal o anda da kararlılı ın getirdi i yılmazlık içinde “cephaneniz yoksa süngünüz var” der ve askerleri düşmanın karşısına gönderir. Çatışmalar başladı ı zaman da askerlere; “size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” diyerek zafer yolundaki kararlılı ını bir kez daha vurgular.
13 Kasım 1918 de Haydarpaşa iskelesinde, işgalci ülkelerin 53 gemilik filolarının ıstanbul önlerine gelişini gördü ünde, o ünlü, ama çok kararlı ve iddialı sözünü söylemiştir: “Geldikleri gibi giderler”. Yaşanılan bulanık, bunalımlı karışık ortam içinde hangi kapının nereye açılaca ı belli de ildir. Ancak Mustafa Kemal in kararlılı ı gelece i netleştirmekte, açıkça göstermektedir. Nitekim işgalciler bir süre sonra geldikleri gibi gitmişlerdir.
5 A ustos 1921 tarihli kanunla Başkomutanlık ve Meclis yetkilerini alan Mustafa Kemal Meclis kürsüsünden yaptı ı konuşmada hem kendi kararlılı ını bir kez daha vurgularken hem de kendisiyle aynı amacı paylaşanları cesaretlendirir: “Zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları behemehal ma lup edece imize dair olan emniyet ve itimadım, bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada bu güveni, yüksek toplulu unuza karşı, bütün millete karşı ve bütün aleme karşı ilan ederim.
Yalnızca bir hedef belirleyip, o hedefe do ru kararlılıkla yürümek de ildir Mustafa Kemal i başarıya ulaştıran. O bir hedef için yola çıktı ında, hedefi avuçlarının içine alır. Çünkü katedece i yoldaki bütün ayrıntılar önceden düşünülmüş, önlemler alınmış, sa lam adımlarla yola çıkılmıştır. Anadolu yu işgal eden güçlere karşı verilecek mücadele için öncelikle üç unsurun hazır olması gerekti ini söyler: Milletin kendisi, milleti temsil eden meclisin kararlılı ı ve ordu. ınsan ilişkilerinde de onun ilk düşündü ü, iletişim ortamının temelini, gerekli koşulları hazırlamaktır.
Mustafa Kemal, ülkesini işgalcilerden kurtarıp halkını özgürlü e kavuşturmanın yolunun, halkı kendi ideali etrafında birleştirip örgütlemekten geçti ini bilmektedir. ılk defa 1919 da halkın arasına karışır. Askere, emredilmesi gerekti inin, halkı ise inandırarak kazanmak gerekti ine inanır. Bu yüzden Havza da halka kendisi hitabetmek yerine, halkın kendisine itibar etti i ulemadan Sıtkı Hoca yı konuşturur. Böylece hem Sıtkı Hoca yı kazanır, hem halka gerekli mesajları verir. ıçinde bulundu u ortamın koşullarını çok iyi gözlemleyip de erlendirerek, oradaki davranışlarını buna göre belirlemek, onu başarıya taşıyan özelliklerinden biridir.
Osmanlı Hükümeti Mustafa Kemal le aynı ideali paylaşmamaktadır. Ama Mustafa Kemal in planları ve saldırısı hiçbir zaman hükümete karşı olmamıştır. Hiçbir mecliste, toplantıda ya da görüşmede Osmanlı Hükümeti ni aşa ılayıcı, hedef alıcı, kötüleyici biçimde konuşmamıştır. Ancak zaman zaman türlü biçimlerde düşüncelerini dile getirmiştir. 3 Haziran 1919 da Van, Diyarbakır, Konya, Ankara bölgelerine çekti i telgrafta şöyle der: “Milletin arzusu ile bugünkü hükümetin içtihadında mutabakat yoktur”. Ona göre görevde olan hükümet artık halkın ihtiyaçlarına cevap verememekte, halkı anlayamamaktadır ve halkla anlaşamamaktadır. Mustafa Kemal böyle bir durumda halkın da yönetimin de ferahlaması için çözüm yolları bulmanın kararlılı ı içindedir.
Mustafa Kemal, hedefine giden yolda mevcut yönetimle birlikte çalışamayaca ını anladı ında, Erzurum da iken ordudan istifa eder. Aynı günlerde ıstanbul hükümeti de onu görevden alır. Fakat Mustafa Kemal hala kararlıdır ve inandı ı idealde yürümektedir. Ülkesini ve halkını özgürlü e kavuşturma kararında inançlı ve yılmazdır. Ne için yola çıktıysa, aynı kararlılıkla hedefine ulaşacaktır. Hiçbir engel ve neden onu, hedefe giden yoldan geri döndüremez, durduramaz.
Haziran 1919 da Sivas tan Erzurum a gidece i gün bir dini bayram günüdür. Halkın önderi konumundaki bir kişinin, halkın dini de erlerini de dikkate alarak zaman zaman onlara saygı duydu unu göstermesi gerekmektedir. Fakat o, bayram namazına giderek halka dinci bir gösteri yapmak gibi yapmacık bir tavır içine girmez. Erkenden Sivas tan ayrılır, Erzurum a gider. Onun için daha kutsal olan bir görev vardır çünkü.
Mustafa Kemal, hedef belirlemeden yola çıkmaz. Amacına en uygun hedefi seçer, hedefe giden yolun bütün ayrıntılarını düşünür ve hedefe ulaşmadan asla geri dönmez. 30 A ustos 1924 te Başkumandanlık Muharebesi nin yıldönümünde verdi i söylevde kendisiyle birlikte Türk halkının hedefini ortaya koymaktadır:” Milletimizin hedefi, milletimizin mefkuresi, bütün cihanda tam manasıyla medeni bir içtimai heyet olmaktır”.
Alçakgönüllülük, Mustafa Kemal in kişili indeki en önemli özelliktir denilebilir. Çünkü bu, onun, halkın önderi olmasını sa layan özelli idir. Alçakgönüllülük büyüklenmenin tersidir; fakat büyük olmanın da ilk koşuludur. Görüntüsü ve kibri, idealleri ve cesareti kadar büyük olmayan Mustafa Kemal i büyük yapan da budur.
Kibirli insanların arasında Mustafa Kemal in yeri yoktur. 1918 de Almanya seyahatinden döndükten sonra, Sultan Vahidettin in musahibi ıbrahim Bey onun evine gelerek, veliahtın kızı Sabiha Sultan ile Mustafa Kemal i evlendirmek istedi ini söyler. Mustafa Kemal in bazı arkadaşları da, bunun önemli bir fırsat ve az bulunan bir şans oldu unu belirterek Sabiha Sultan la evlenmesi için ısrar ederler. Fakat Mustafa Kemal bu evlili in getirece i büyük fırsatları ve gelecek güvencesini bir kenara iterek, biraz da aristokrat bir çevreye girmenin a ırlı ıyla hareket alanının kısıtlanaca ını düşünerek bu evlili i reddeder.
Cumhuriyet kurulduktan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanını seçer. Oylamaya 159 kişi katılır. 158 kişi Gazi Mustafa Kemal için oy kullanır. Yalnızca bir oy çekimser çıkar. O tek çekimser oy da Mustafa Kemal e aittir.
4 Ekim 1921 de yaptı ı konuşmada da Mustafa Kemal, savaşta kazanılan zaferi kendisine de il millete mal eder ve milletin temsilcisi olan Meclisi kutlar.
Mustafa Kemal alçakgönüllülü üyle çok fazla kişiyi şaşırttı ı gibi pek çok kişinin de kalbini kazanır. Kurtuluş Savaşı sona erip Mustafa Kemal muzaffer olarak mücadeleyi kazandıktan sonra, 18 Eylül 1922 de Fransız amirali, Mustafa Kemal i köşkünde ziyarete gider. Kapıyı Mustafa Kemal kendisi açar. Çok sade giyimli ve sakin tavırlıdır. Muzaffer bir kumandanın gururu, kasveti, kibri yoktur üzerinde. Oysa başka ülkelerde çok daha küçük başarılar kazanan kişiler, çevresindekilere karşı, özellikle de düşmanlarına karşı “küçük da ları ben yarattım” havasındadırlar.
Mustafa Kemal, bulundu u ortam içinde kendi özelliklerine ve yeteneklerine sahip tek insandır. Çevresinde, onun zekasına, cesaretine, sabrına, kararlılı ına sahip başka birisi yoktur. Fakat buna ra men o, hedeflerine ulaşmak için bütün yetkileri kendi üzerine alıp bir monark olarak diktatörlük yapmayı düşünmez. Bu şekilde de mükemmel bir yönetim dersi verir.
Cumhuriyet in ilanının ertesi günü, yürütme kurumunun yetki ve sorumlulu unu alacak bir isim gerekmektedir. ıstese, bu yetkiyi ve görevi almaya da hakkı oldu u ve hiç kimsenin buna karşı koymayaca ını bildi i halde bu görevi kendisi üstlenmez. ısmet ınönü Başbakan seçilir. 1924 teki Dumlupınar söylevinin sonunda da Cumhuriyet in yetki ve sorumlulu unu gençlerle paylaşır: “Yeni nesil, Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz”. Mustafa Kemal, gücün ve onurun, her şeyi tek başına sahiplenmekte de il, her şeyi paylaşmakta oldu unu bilmektedir.
Mustafa Kemal in başarılı bir örgütleyici ve yönetici olmasının bir nedeni de, onun, konulan ya da sorunları hep en yukarıdan gözlemleyip, denetleyip, ayrıntılarla kendisinin u raşmamasıdır. Aslında başarıyı yakalamak, ayrıntılarla u raşmayı gerektirir. Fakat Mustafa Kemal bir sorunun ana çizgisini kavradıktan sonra ayrıntılarla ilgilenmeye gerek kalmaz. O, bir işi hep en üstten gözlemleyen ve denetleyen bir şef olarak kalmıştır. Bu özelli i, yaşadıklarım di er insanlara kolaylıkla ve açık bir dille anlatmasını sa lamıştır.
Çevresindeki her bireyi en duyarlı noktasından kavrayıp onu kazanabilmek ya da istedi ini elde edebilmek için çevresindekilere sık sık sorular soran Mustafa Kemal, onların zekalarını sınamaktan hoşlanmaktadır. Bazen yanındakilere, zor yanıtlanabilecek “iktisat, liberalizm, şiir” gibi kavramların tanımlarını sorar. Bir defasında birlikte geziye çıktı ı Milli E itim Müfettişi Hasan Ali ye; “sıfırı tarif edebilir misiniz?” Diye sorar. Daha sonraki tarihlerde Milli E itim Bakanı olarak atanacak olan Hasan Ali de; “sıfır, efendimizin solunda olan bendenizim” diye yanıt verir.
Bireylerarası iletişimde mesajları iletmek için kullanılan önemli bir dil de kıyafet ve beden dilidir. Mustafa Kemal iletişimin bu kodlama sistemlerini de bir uzman titizli i ve özeni içinde başarıyla kullanmıştır. Hangi ortamda ne giyinece ini ve nasıl hareket edece ini büyük bir isabetle belirlemiş, halka vermek istedi i mesajları, sözleri kadar kıyafetleri ve hareketleriyle de vermiştir.
Temmuz 1919 da, Erzurum da ilk ziyaretini yaptı ı Müdafai Hukuk Cemiyeti ne giderken en yeni üniformalarını giymiştir. Padişahın büyük yaveri kordonlarını ve bütün nişanlarını takar. Çünkü Erzurum halkını mücadeleye inandırmak, cesaretlendirmek ve yanına almak zorundadır. Bunun için de güçlü, kararlı ve etkileyici görünmek zorundadır.
ıtalya nın Akdeniz bölgesine göz dikti i sıralarda ıtalyan elçisi Mustafa Kemal in huzurunda, Mussolini nin bazı savlarından söz etmek cesaretini gösterir. Mustafa Kemal bir süre elçiyi dinledikten sonra konuşmayı keser, birkaç dakika sonra devam edeceklerini söyler, di er odaya geçer. Geri döndü ünde üzerinde, en zorlu savaşlarda giyindi i, onu kahramanlaştırıp yücelten askeri kıyafeti vardır. Elçiye; “şimdi istedi iniz gibi konuşabiliriz” der. Ama elçinin artık konuşacak hali kalmamıştır.
A ustos 1925 te Gazi yeni Türk toplumuna medeni kıyafeti tanıtacaktır. ınebolu da, Türk Oca ı na yollardan yaya geçerek, siyah renkli sivil bir elbise ve elinde şapkasıyla gelir. Böylece bütün halk, yeni ülkenin yeni insan modelini görmüş olur. Mustafa Kemal, yaşamı boyunca giyindi i giysiler ve elit tavrıyla çevresindekilere, güçlü ve kararlı bir insan oldu u mesajını vermiştir.
Ça daş bir ülkenin ancak, yöneticileri, halkı, dili, giysileri, e lenceleri, her şeyiyle ça daş olan unsurlarla oluşabilece ine inanmaktadır o. Ça daş olmak için de hiçbir şeyin, dinin bile bir engel olmadı ına inanır. Eylül 1925 te ızmir de bir balo düzenler. Orada yalnızca Müslüman kadın ve erkeklerin bulunmasını ister. Müslüman Türk halkını, uygar ülkelerin alışkanlıklarıyla tanıştırmayı amaçlamaktadır. O akşam vali yardımcısının kızıyla kusursuz bir fokstrot yapar.
Mustafa Kemal yalnızca bir kumandan, devlet adamı, devrimci de ildir. O öncelikle bir insandır. Yorulur, acıkır, üşür, uyumak ister, ba ırmak ister, şakalaşmak, gülmek, e lenmek ister. Yine ınebolu da bulundu u günler halkın arasına karışır. Gemicilerle beraber şarkı söyler, gemici oyunlarına katılır. Böylece onlarla gönül birli i yapar, kalplerini kazanır.
Muharebe bittikten sonra da ızmir de, Selanik teki Beyaz Kule Meydanına benzetti i kordon boyundaki Kramer Palas Oteli ne gitmiştir. Yanındaki birkaç arkadaşıyla beraber rakı içerler. Fakat Mustafa Kemal, biraz kendinden geçip rahat hareket etmeye başladı ı anlarda bile çevresindekilerle arasında daima mesafe bırakır.
Keskin zeka, Mustafa Kemal de de ço u zaman esprinin kayna ıdır. Mart 1916 da Diyarbakır da iken tu generalli e terfi eder. Ezeli rakibi Enver Paşa, haberi duyunca; “siz onu bilmezsiniz. O hiçbir şeyle memnun olmaz. Korgenerallik, Orgenerallik, Müşirlik hatta Padişahlık ister” der. Bu sözler Mustafa Kemal e iletilince o da aynı a ırlıkta bir espriyle cevap verir: “Enver in bu kadar zeki ve ileri görüşlü oldu unu bilmezdim”.
Mustafa Kemal, insanın do al bir gereksinimi ve yaşamın renkli bir parçası olan mizahı savaş sırasında bile ihmal etmemektedir. Afyon daki Büyük Taarruz öncesinde, Ankara dan hareket edece i günün akşamı yakın arkadaşlarına; “taarruz haberini alınca hesaplayınız. Onbeşinci günü ızmir deyiz” der. Taarruzun ondördüncü günü çatışmalar bitmiş, Mustafa Kemal ızmir e ulaşmıştır. Karşılayıcılar arasında Ankara da birlikte oldu u arkadaşlarından biri de vardır. Ona; “bir gün yanılmışım, ama kusur bende de il, düşmanda” der.
|
|
|
Atatürk Diyor ki |
|
Yazar: RasitTunca - 08-02-2019, 07:32 PM - Forum: Mustafa Kemal ATATÜRK
- Yorum Yok
|
 |
Atatürk diyor ki....
Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz.
Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.
Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerdeki cephenin suskunluğudur.
Basın milletin müşterek sesidir. Başlıbaşına bir kuvvet, bir okul, bir öncüdür.
Bence diktatör, başkalarını isteklerine boyun eğdirendir. Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim.
Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.
Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.
Benim hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir. Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
Benimsenen ehven-i şer, kötülüklerin en büyüğüdür.
Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar.
Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.
Bir millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak eğitim ordusuyla mümkündür.
Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.
Bir millet varlığını ve istiklalini temin için tasavvuru kabil olan teşebbüs ve fedakarlığı yaptıktan sonra başarılı olur. Ya başarılı olamazsa demek, o milletin öldüğüne hükmetmek olur. millet hayatta oldukça başarısızlık düşünelemez.
Bir milletin başarısı, mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette oluşmasıyla mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güç birliği etmesinden, ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı başarı ve zaferleri gelecekte de tekrarlamak istiyorsak, ayni esasa dayanalım ve aynı şekilde yürüyelim.
Biz barış istiyoruz dediğimiz zaman tam bağımsızlık dediğimizi herkesin anlaması gerekir.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz.
Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.
Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.
Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasde ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.
Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.
Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.
Bizim milletimiz, vatanı için, hürriyeti ve egemenliği için fedakar bir halktır.
Bombasırtı olayı çok önemli ve Dünya savaş tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir olaydır. Karşılıklı siperler arası 8 metre, yani ölüm kesin. Birinci siperdekilerin hepsi kurtulmamacasına düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerlerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğuk kanlılıkla biliyormusunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir cekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur' an-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse Kelime-i şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur.
Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, Doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu... Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
Bu millet kılı kıpırdamadan dava uğruna canını vermeye razı olmasaydı ben hiç birşey yapamazdım.
Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.
Bu ulusa ve ülkeye hizmet görevi bitmeyecektir.
Bütün dünya bilsin ki, benim için bir yandaşlık vardır: Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı. Bu noktada yeni Türkiye topluluğunda, bir bireyi bunun dışında düşünmek istemiyorum.
Bütün ümidim gençliktedir.
Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana gelir.
Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir?
Büyük şeyleri büyük milletler yapar.
Cevheri gösterebilmek için çamuru atmak lazımdır.
Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.
Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur.
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir.
Devrim yasası, eldeki yasaların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki akımı boğmadıkça, başladığımız devrim ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki dönemlerde de böyle olacaktır.
Bizim başka milletlerden hiç bir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, Yüksek amaçlar uğrunda ölmesini biliriz.
Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir.
Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.
Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.
Egemenlik verilmez, alınır.
Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.
Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.
Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk, O'nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.
Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.
Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız.
Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.
Gerektiğinde vatan için bir tek fert gibi yekpare azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet elbette büyük bir geleceğe layık ve aday olan bir millettir.
Giriştiğimiz büyük işlerde, milletimizin yüksek kabiliyet ve yüksek sağduyusu başlıca rehberimiz ve başarı kaynağımız olmuştur.
Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.
Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem (dünya) doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına bir zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.
Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.
Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle, düşünüp çalışmayı görev edinmelidir.
Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak!
Hiçbirulus yoktur ki ahlak temellerine dayanmadan yükselsin.
Hiçbir zafer amaç değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük bir amacı elde etmek için belli başlı bir vasıtadır.
Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır. Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir.
İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu ben kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!
İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?
İstiklal, istikbal, hürriyet, herşey adaletle kaimdir!
Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.
Kanunlar, duygulara dayanılarak ve uyularak yapılamaz.
Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.
Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.
Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.
Memleket işlerinde, millet, işlerinde, hakiki işlerde hatıra, kardeşliğe bakılmaz.
Memleket mutlaka modern medeni ve yeni olacaktır. Bizim için bu hayat davasıdır.
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneği kazanmamıştır.
Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.
Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.
Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur.
Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.
Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.
Milletin fertleri, yalnız düşmanın karşısında bulunanlar değil, köyde, evinde, tarlasında bulunan herkes, silahla vuruşan savaşçı gibi kendini görevli hissederek, bütün varlığıyla mücadele verecektir.
Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı... Gerçek zaferi siz kazanacak ve devam edeceksiniz ve mutlaka başarılı olacaksınız.
Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.
Ne mutlu Türküm diyene !
Okul, genç beyinlere insanlığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir.
Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.
Öğretmen, yıllar sonra ödülünü alır.
Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.
Öğretmenler! Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.
Öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.
Öğretmenler; Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri, yeni nesli sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin beceriniz ve fedakarlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir... Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır.
Önder olacakların, her ne olursa olsun, tutulan yoldan dönmemeleri, yurtta barınabildikleri son noktada, son nefeslerini verinceye değin amaç uğrunda özveriyi sürdüreceklerine işin başında karar vermeleri gerekir. Yüreklerinde bu gücü duymayanların işe girişmemeleri çok daha iyi olur. Çünkü, böyle bir durumda, hem kendilerini, hem de ulusu aldatmış olurlar.
Öyle istiyorum ki, Türk Dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.
Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.
Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
Söz konusu olan vatansa, gerisi teferruat.
Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.
Tarihte, bütün bir vatanı üstün düşman kuvveteri karşısında son toprak parçasına kadar karış karış kahramanca ve namuslu bir şekilde savunmuş ve yine varlığını koruyabilmiş ordular görülmüştür. Türk ordusu, o cevherde bir ordudur. yeter ki ona komuta edenler komutanlık şartlarını taşıyor olsun!
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Türk milletinin istidatı ve kati kararı medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.
Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir.
Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.
Türkiye'nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.
Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.
Tarih bir milletin kanını, varlığını hiçbir zaman inkar edemez
Toplumdaki başarısızlığın sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan doğmaktadır.
Tüketici yaşamak iyi değildir. Üretici olalım.
Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.
Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir... Türk milleti milli birlik ve beraberlik içerisinde güçlükleri yenmesini bilmiştir… Türk milletinin tarihi bir niteliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır...
Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk esirlik kabul etmeyen bir millettir.
Türk kuvvet ve zekasının yenmediği ve yenemeyeceği güçlük yoktur.
Türk milleti güzel her şeyi her medeni şeyi, her yüksek şeyi sever, takdir eder. Fakat muhakkaktır ki, her şeyin üstünde taktir ettiği bir şey varsa o da kahramanlıktır.
Türk milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar Tam Bağımsızlık ve Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlikten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir...
Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir. Milletimizde bu kabiliyet ve tekamül var olmasaydı, onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret yeterli olamazdı.
Türk’ün haysiyeti, onuru ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür.
Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.
Ulusların siyasında ancak çıkarlar vardır. Kimsenin kimseye dost olamayacağını bileli.
Ya başaramazsa demek, o milletin ölmüş olduğuna hükmetmek demektir. Bu sebeple millet hayatta oldukça ve fedakarca çalışmaya devam ettikçe başarısızlık söz konusu olamaz.
Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline değiştirmektir.
Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.
Yeni Türkiye Devleti temellerini süngüyle değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kuracaktır. Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır.
Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabii bir halettir, fakat insanda yorgunluğu yenebilecek mânevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür.
Yurtta sulh, cihanda sulh.
Zafer, bir fikrin istihsâline (elde edilmesine) hizmeti nispetinde kıymet (değer) ifade eder. Bir fikrin istihsâline dayanmayan bir zafer pâyidar olamaz (yaşayamaz). O, boş bir gayrettir.
Zafer, Zafer benimdir diyebilenindir. Başarı ise, Başaracağım diye başlayarak sonunda Başardım diyebilenindir.
|
|
|
|