| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Adak ve Adak Kurbanı Hakkında Bilgi - Adak Hakkında Ayetler Hadisler |
|
Yazar: RasitTunca - 08-05-2019, 12:00 PM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Adak ve Adak Kurbanı Hakkında Bilgi - Adak Hakkında Ayetler Hadisler
İslamda Adak Kavramı Hakkında Bilgi Adak Nedir?
Allah'u Teâlâ'ya ibâdet maksadıyla mükellef olmadığı halde mübah olan bir işi yapmayı kararlaştırmak, kişinin öyle bir ameli kendisine vâcip kılması ve bunu yapacağına dair Allah'a söz vermesi.
Allah rızası için yapılan adaklar Allah katında geçerlidir. Yalnız Allah'ın rızası gözetilirse böyle bir ibâdetten sevap elde edilir. Sırf Allah rızası için oruç tutmak, sadaka vermek, Kur'an okumak namaz kılmak gibi. Ancak sırf dünyevî bir maksat uğruna yapılan adaklar geçerli değildir. "Falan bir işim olursa şu kadar oruç tutacağım", veya şu kadar sadaka vereceğim demek gibi. Buna benzer dünyaya yönelik isteklerin olması halinde yapılan adaklarda sırf dünyevî bir arzu taşıdığından ibâdetlerde aranan ihlâs* ve Allah rızası özelliği kaybolmuş oluyor. Aslında böyle bir adak Allah'ın takdirini değiştirmez. Mukadder ne ise o olur. Fakat her ne olursa olsun "falan işim olsun, şöyle böyle oruç tutacağım, sadaka vereceğim..." gibi adakları yaptıktan sonra mutlaka yerine getirmek vâcip olur.
Allah'ın rızasını ve yardımını istemek maksadıyla yapılan bu ibâdet genellikle bütün semâvî dinlerde vardır. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Meryem ile ilgili olarak anlatılan kıssada annesinin şöyle dediği ve adakta bulunduğu ifade edilmektedir : "Hani İmran'ın karısı şöyle demişti : 'Rabbim' karnımda taşıdığım çocuğu sadece sana hizmet etmek üzere adadım. Bunu benden kabul buyur Allah'ım sen her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi bilensin. " ( Âl-i İmrân, 3/35). Ve yine Hz. Meryem'e şöyle hitab edilmişti : "İnsanlardan birini görürsen "Rahman olan Allah'a konuşmama orucu adadım bugün kimseyle konuşmayacağım" de." ( Meryem, 19/26). Yalnız Semâvî dinlerde değil, kısmen semâvî din özelliği ve kalıntıları taşıyan bazı toplum ve dinlerde de adak inancına rastlanmaktadır. Yahudi ve Hristiyanların yanısıra eski Çin, Türk ve Arap toplumlarında adakların yapıldığı bilinmektedir.
Kur'an-ı Kerim'de adak ile ilgili olarak bazı hususlar zikredilmişse de bu konuda herhangi bir emir veya nehiy mevcut değildir. Fakat ileride de ele alınacağı gibi adaklar yapıldıktan sonra mutlaka yerine getirilmesi gerekmektedir.
Bazı hadislerde Rasûlullah ( s.a.s.), yapıldıktan sonra Allah'a itaat kabilinden olan adakların yerine getirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. ( Tecrid-i Sarih Tercüme ve Şerhi, XII, 226 vd.) Adağın Hz. Peygamber tarafından yasaklandığını ileri sürenler olmuşsa da, bu adaklar insanı kaderden müstağni kılmaya sürükleyen anlayışlara dayalı olan adaklardır. Çünkü yapıldıktan sonra mutlaka yerine getirilmesi kesin olarak emredildiğine ve bu konuda gayet açık hükümler bulunduğuna göre, yasaklanmış bir hususun yapıldıktan sonra yerine getirilmesi isteniyorsa bu yasak ne ile izah edilebilir?
Adak, yemin keffâreti*nde olduğu gibi yerine getirilmesi kişinin İslâmî hükümlere olan sadakatine bağlıdır. Böyle bir adağı yaptıktan sonra onu yapmaması halinde İslâm devleti yetkilileri ibâdeti ihmal ettiğinden dolayı onu bu konuda zorlayamazlar. Ancak Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Kerim'de "Nezirlerini edâ etsinler" ( el-Hacc, 22/29) buyurmaktadır.
Adak; Arapça ifadesiyle nezr sözünün tercümesidir. Sözlükte nezir; “İnsanın yerine getirmeyi kendisine borç ( vacip) kıldığı, vaat ettiği şey” manasına gelmektedir.
Dini terim olarak adak; “Dinen mükellef olmadığı halde, kişinin farz veya vacip türünden bir ibadeti yapacağına dair Allah’a söz vermesi” şeklinde tarif edilmiştir. Yani dinen mükellef tutulmadığı halde kişinin kendi vaadiyle üzerine vacip kıldığı bir ibadettir.
Adak, İslam’dan önceki dinlerde de vardı ve yerine getirilmesi gerekli bir ibadetti. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor :
اِذْ قَالَتِ امْرَاَتُ عِمْرٰنَ رَبِّ اِنّٖى نَذَرْتُ لَكَ مَا فٖى بَطْنٖى مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنّٖى اِنَّكَ اَنْتَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ
“Hani, İmran’ın karısı, “Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” demişti” ( Al-i İmran/35)
فَكُلٖى وَاشْرَبٖى وَقَرّٖى عَيْنًا فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَدًا فَقُولٖى اِنّٖى نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْمًا فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِيًّا
“Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahman’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de” ( Meryem/26)
Bir adağın dinen geçerli olabilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi gerekir. Adak ancak sözle olur. Yazı, işaret veya mücerret niyetle olmaz. Hanefi ve Malikilere mezheplerine göre adak sözünün şaka veya ciddi olarak söylenmesi sonucu değiştirmez. Adak vacip olur. Kişinin buna razı olması ve kendi tercihiyle olması da şart değildir. Tıpkı yemin gibidir. Şafiî’ye göre ise rıza şart olup ikrah ( baskı) altında yapılan adak geçersizdir.
Adağın geçerli olması için adamaya delalet eden bir sözün söylenmiş olması şarttır. Yani bir kimsenin “Allah için şunu yapmak üzerime borç olsun” “şu üzerime borç olsun” veya “üzerime adak olsun” yahut “şu işim olursa bir kurban keseceğim” şeklinde adamış olduğunu belirten bir sözü söylemiş olmalıdır. Bu emsal bir söz kullanmayıp sadece niyetinden bu şekilde geçirmesiyle herhangi bir şey vacip olmaz.
“Malım sadaka olsun” veya “malik olduğum her şey sadakadır” sözleri de birer adaktır.
Adağın Şartları
Adağın İslâmî hükümlere göre geçerli olabilmesinin çeşitli şartları vardır :
1- Adanan ibâdetin cinsinden mutlaka bir farz veya vâcibin olması gerekir. Örneğin "üç gün oruç tutacağım.", "Şu kadar namaz kılacağım", "Kurban keseceğim", diye adamak câizdir ve böyle bir adak sahihtir. Fakat "Filan hastayı ziyâret edeceğim", "Aldığım malları sermayesine satacağım", demek adak olmuyor. Dolayısıyla Allah rızası için adanan ibâdetin cinsinden farz ve vâcip olmayan hattâ İslâm dininde yapılması uygun olmayan, İslâm'ın emretmediği kötü geleneklerden ibaret olan türbelere, yatırlara mum yakmak, bu yatırların uğruna bir şeyler yapmak, yatırlara bazı eşyalar adamak câiz değildir. Hattâ bu gibi adaklar kesinlikle haramdır .
2- Adayanın akıllı, bülûğa ermiş yani ergin olması gerekir. Adağı yapan kimsenin aklından hasta olmaması, çocuk yaşta bulunmaması gerekir. Erginlik çağına ulaşmamış olanlarla delilerin* yaptığı adakların yerine getirilmesi zorunlu değildir.
3- Adanan ibâdet o anda veya gelecekte yapılması farz olan bir ibâdet olmamalıdır. Meselâ 'şu işim olursa öğle namazını veya yatsı namazını kılacağım', yahut 'Ramazan'da oruç tutacağım', veya zengin olduğu halde 'Kurban bayramında kurban keseceğim' gibi adaklar sahih değildir. Çünkü bu gibi ibâdetler zaten farz veya vâcip ibâdetler olup yerine getirilmesi gereken ibâdetlerdir. Buna göre bu tür adaklar geçerli değildir.
4- Adanan ibâdet ayrıca bir farz veya vâcip bir ibâdete sebep ve zemin türünden olmamalıdır. Örneğin abdest almayı veya tilâvet secdesi yapmayı adamak da sahih bir adak değildir. Zira bu gibi ibâdetler farz olan ibâdetlere vesiledir, onun için adanmaz.
5- Adanan şey Allah'ın razı olmayacağı, günah özelliği taşıyan türden de olmamalıdır. Meselâ "Şu işim olursa kendimi Allah rızası için kurban edeceğim" diye bir adak yapmak geçerli olmadığı gibi haramdır. Fakat aslında İslâm'ın emrettiği bir ibâdet iken yine İslâm'ın başka bir sebepten dolayı yasakladığı bir ibâdet türü ise geçerli olur. Meselâ bir kimsenin Ramazan Bayramı'nın birinci gününde veya Kurban Bayramı'nın ilk üç gününde oruç tutmayı adaması sahih bir adaktır. Ancak bu günlerde oruç tutmak haram olduğu için, başka bir zamanda bu adağını kaza eder.
6- Adanan şeyin yerine getirilmesi mümkün olmalıdır. Meselâ geçen falan günde yahut falanın geleceği günde oruç tutmak gibi. Geçen bir gün geri gelmeyeceği gibi, falan kimsenin gece veya gündüz zeval vaktinden sonra gelmesi halinde artık oruç tutulamayacağı bellidir. Çünkü oruç gündüz tutulduğu gibi fecirden başlanması gerekir. Dolayısıyla böyle bir adak olmaz.
7- Adanan şey bir malın sadaka* olarak verilmesi ise, adanan mal adağı yapanın malından ve servetinden fazla olmamalıdır. Çünkü adağı yapan kimse ancak mal varlığı kadar bir tasaddukta bulunabilecektir. Ayrıca başkasının malını tasadduk etmeyi adamak da câiz değildir.
Adağın Kısımları
Nezir'in şarta bağlı olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrıldığı gibi bu türler de ayrıca kendi aralarında çeşitli kısımlara ayrılmaktadırlar.
A- Şarta bağlı olan adaklar
Bunlara ıstılâhî olarak "Muallak Adaklar" denir. Muallak adaklar ikiye ayrılır :
1- Bazı hususların gerçekleşmesine ve yapılmasına bağlanan adaklar. Meselâ 'Hastalığım geçer ve iyileşirsem şu kadar oruç tutacağım' veya 'Şu kadar kurban keseceğim' şeklinde yapılan adak gibi. Bu hastalığı geçerse bu ibâdeti derhal yerine getirmek gerekir. Böyle bir adağı daha sonra yapmak her ne kadar câiz ise de hemen yerine getirilmesi daha sevaptır.
2- Bazı iyi ve güzel hususların gerçekleşmemesi ve yapılmaması için adanan adaklar. Örneğin, 'Falan kimse ile konuşursam şu ibâdeti yapmak üzerime vâcip olsun' şeklindeki adaklar gibi. Burada koşulan şart falan kimse ile konuşmamadır. Bu şarta rağmen o kimse ile konuşulursa adağı yerine getirmek yahut bunun yerine yemin keffâreti ödemek gerekir.
Genel olarak belli bir şarta bağlanan adaklar belirtilen şartın gerçekleşmesinden önce yapılmazlar. Örneğin 'Falan işim olursa şu kadar oruç tutacağım' diye adak yapılıp o işi gerçekleşmeden adadığı orucu tutarsa adağını yerine getirmiş olmaz. Adı geçen işi gerçekleşince yeniden o orucu tutması gerekir.
Aynı şekilde bu tür bir adak belirli bir zaman, yer ve kişilere yahut belli bir şekle bağlanırsa mutlaka bu belirlenen şekilde yapılması şart değildir. Meselâ 'Falan işim olursa falan gün veya falan ay oruç tutacağım, şu parayı falan adama vereceğim', yahut şu kadar namazı falan camide kılacağım' dese belirtilen işi gerçekleşince belirttiği gün veya ayda oruç tutması şart değildir. Zikrettiği kişiye belirlediği parayı vermesi yahut söylediği camide namaz kılması şartı aranmamaktadır. Orucunu istediği bir zamanda tutması, sadakasını istediği kimseye vermesi, namazını istediği herhangi bir camide kılması mümkündür.
B- Şarta bağlı olmayan adaklar
Bunlara da "Mutlak Adaklar" adı verilmektedir. Bu tür adaklar da ikiye ayrılmaktadır.
1- Belirli olan yani muayyen adaklar : Şarta bağlı olmadan yapılan adaklardır. Meselâ 'önümüzdeki perşembe günü oruç tutmayı adamak' gibi.
Belirli olmayan adaklar. Bunlara da 'Gayr-i Muayyen Adaklar' denir. Bu tür adaklar da hiçbir şart ve zamana bağlı olmayan adak türleridir. Meselâ "Şu kadar gün oruç tutacağım" diyerek hiçbir şart ve zamana bağlamadan bir müddet oruç tutmayı adamak gibi.
Bütün bu hükümlere göre Mutlak * yani bir şarta bağlı olmadan adanan oruçların kesin olarak yerine getirilmeleri gerekir. Belirli bir zamanda yapılması adanan adak başka bir günde kaza edilmelidir. Aynı şekilde bu tür mutlak adaklarda belirli bir yer ve kişi ile belirli bir miktar da önemli değildir. Mühim olan bu adakların yerine getirilmesidir. Belirlenen yer, kişi ve miktarlar değiştirilebilir.
Adak Kurbanı :
Adanılan şey bazen kurban* olabilir. Bu durumda şu iki hususa dikkat edilmelidir :
1- Kurban davar, sığır ve deve gibi dört ayaklı hayvanlardan olur. Tavuk, kaz ve hindi gibi iki ayaklı hayvanlardan kurban olmaz.
2- Kurbanın etinden onu adayan kimse ile usûl ve füru* yiyemezler. Kurbanın eti fakirlere tasadduk edilir. Şayet yerlerse yedikleri miktarın değerini fakirlere vermeleri gerekir.
DELİNİN VE ÇOCUĞUN ADAK ADAMASI GEÇERLİ MİDİR?
Delinin ve çocuğun adaması geçerli değildir. Çünkü adağın hükmü, adanan şeyin vacip olmasıdır. Deli ve mümeyyiz olmayan çocuk ise yükümlü değildir.
Mümeyyiz çocuk için de hüküm aynıdır. Çünkü ergenlik çağına ulaşmadıkça dinin doğrudan vacip kıldığı şeylerle yükümlü tutulamaz.
Müslüman olmayanın adakta bulunması geçerli değildir. Hatta Müslüman olmayan bir kimse adakta bulunduktan sonra Müslüman olsa adağından sorumlu tutulmaz. Çünkü adanan şeyin ibadet cinsinden olması adağın geçerli olmasının ön şartıdır. Müslüman olmayan ise ibadet yapmaya ehliyetli olmadığı için ibadet olan bir şeyi adamaya da ehliyet sahibi olamaz.
ADAKTA GÖNÜL RIZASI ŞART MIDIR?
Ayrıca adakta bulunanın gönül rızasıyla adakta bulunmuş olması da şart değildir. Dolayısıyla tehdit altında adakta bulunanın adağı geçerlidir. Aynı şekilde şaka ile adakta bulunmak da geçerlidir.
HARAM OLAN VEYA MÜMKÜN OLMAYAN ŞEYLERİN ADANMASI
Adağın geçerli olabilmesi için adanan şeyin gerçekte mümkün, dinen de makbul ve meşru olması gerekir; aksi halde adak geçersiz olur. Söz gelimi; “Gece oruç tutmak adağım olsun” veya kadın “hayız ve loğusa halimde oruç tutmak adağım olsun” diyecek olsa adak geçerli olmaz. Çünkü gece oruç tutmanın vakti değildir. Aynı şekilde hayız halindeki kadın, oruç tutamaz. Çünkü aybaşı ve lohusalıktan temiz olmak orucun varlığı için şarttır.
Adanan şeyin Allah rızasına vesile olacak bir davranış, bir ibadet çeşidi olması gerekir. Günah olan bir şeyi adamak, bütün âlimlere göre haram olup geçersizdir.
Sözgelimi; bir kimse “şarap içmek Allah için üzerime borç olsun” “filanı öldürmek Allah Teâlâ için üzerime borç olsun” “filanı dövmek veya sövmek Allah Teâlâ için üzerime borç olsun” diyerek adakta bulunsa, bu adakları geçerli olmaz. Çünkü Allah Teâlâ’ya isyan olan şeyi adamak geçerli değildir.
Bir de, adağın hükmü adanan şeyin vacip olmasıdır. Masiyet ( günah olan) fiilin vacip olması ise imkânsızdır.
Nitekim Allah Teâlâ’ya isyan konusunda adak adanamayacağı hadis-i şerifle açıkça belirtilmiştir.
عَنْ عَائِشَةَ رَضِىَ اللَّهُ عَنْهَا أَنَّهَا قَالَتْ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ : « لاَ نَذْرَ فِى مَعْصِيَةِ اللَّهِ وَكَفَّارَتُهُ كَفَّارَةُ يَمِينٍ »
Hz. Ayşe ( Allah ondan razı olsun)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir; Peygamber Efendimiz ( Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor : Allah Teâlâ’ya karşı isyan içeren bir adak geçerli değildir. ( bozulmalıdır) bozulunca kefareti, yemin kefaretidir[1].
Böyle bir adağın yerine getirilmesinin caiz olmayacağı icma ile sabittir. Ancak bu durumda, Hanefî ve Hanbelîlere göre yemin kefareti ödemek gerekir. Zikri geçen hadis-i şerif ve emsalini delil edinmişlerdir. Diğer mezheplere göre ise adak sahih olmadığından hiçbir şey gerekmez.
ADAK OLABİLECEK ŞEYLER
Adanan şey, farz veya vacip türünden bir ibadet olmalıdır. Buna göre namaz, oruç, hac, sadaka, itikâf, kurban, umre gibi ibadetler adak konusu olabilir. Bunlar dışında, sevaba vesile teşkil eden davranışlar olmakla birlikte bizzat maksut birer ibadet olmayan hasta ziyareti, cenazenin arkasından gitme, abdest alma, gusletme, mescide girme emsali şeyleri adamak sahih değildir. Çünkü bu gibi işler her ne kadar Allah Teâlâ’ya manen yaklaştırıcı ise de, maksat olarak gözetilen yakınlaştırıcı ibadetler değillerdir. Bu tür şeyler Allah Teâlâ’ya yaklaştırıcı olsalar da maksat olarak gözetilen ibadet türleri olmadıkları için adanmaları geçerli değildir.
Ancak namaz, oruç, hac, umre, kurban, itikâf ve bunlar gibi ibadetlerin adanması geçerlidir. Çünkü bu gibi şeyler maksat olarak gözetilen yakınlıklar yani Allah Teâlâ’ya manen yaklaştıran ibadetlerdir.
Peygamber Efendimiz ( Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor :
مَنْ نَذَرَ اَنْ يُطِيعَ اللهَ فَلْيُطِعْهُ
“Kim Allah Teâlâ’ya itaat etmeyi adarsa, ona itaat etsin[2]”
عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ رَجُلًا قَالَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ إنَّ أُخْتِي نَذَرَتْ أَنْ تَحُجَّ، وَأَنَّهَا مَاتَتْ قَبْلَ أَنْ تَحُجَّ، فَقَالَ عليه السلام : “لَوْ كَانَ عَلَيْهَا دَيْنٌ أَكُنْت قَاضِيَهُ؟ قَالَ : نَعَمْ، قَالَ : فَاقْضِ اللَّهَ، فَهُوَ أَحَقُّ بِالْقَضَاءِ
Said b. Cübeyr, İbn abbas’tan ( Allah onlardan razı olsun) rivayet ediyor : “
Birisi : Ey Allah’ın Elçisi! Kız kardeşim hac yapmayı adadı ama hacca gidemeden vefat etti. Ne yapacağım?” dedi. Peygamber Efendimiz ( Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular : “Onun başkasına borcu olsaydı ödeyecek miydin?” Adam : “Evet, tabi” deyince Peygamber Efendimiz ( Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) : “Allah, kendisine adanan şeyin ödenmesini daha çok hak edendir” buyurdular[3].
Şu kadar var ki; bu hadisi şerifin genelliğinden, asla ibadet olmayan şeyler ve maksat olarak gözetilmeyen yakınlıklar yani ibadet türleri çıkartılmıştır.
Bazı âlimler, bu hususta şöyle bir kural getirmiştir : Bir şey ki onun farzlarda aslı vardır, onu adamak geçerlidir. Şüphe yok ki, biraz önce zikrettiğimiz itikâfın dışındaki namaz, oruç ve benzeri şeylerin farzlarda aslı vardır. İtikâfın da farzlarda aslı vardır. O da Arafat’ta vakfe yapmaktır.
Bir şey ki, farzlarda aslı yoktur, onun adanması geçerli değildir. Bunlar da geride zikrettiğimiz hasta ziyaret etmek, cenazenin hazırlanması ve benzeri şeylerdir.
Bu kuralı koyan âlimler, gerekçe olarak şunu zikretmiştir; “Adakta bulunmak kulun vacip kılmasıdır. Bu da Allah Teâlâ’nın vacip kılmasına kıyas edilir. Dolayısıyla Allah Teâlâ’nın vacip kılmadığı bir şeyi kulun vacip kılması geçerli olmaz.”
Şafiî ve Hanbelîlere göre ise bütün müstehap fiiller adak konusu olabilir.
Adanan malın adama sırasında kişinin mülkiyetinde bulunması veya adağın mülke yahut da mülk sebebine izafe edilmiş olması gerekir.
İslâm âlimleri sahip olunmayan bir malı sadaka olarak adamanın geçersiz sayılacağı hususunda görüş birliğine varmışlardır. Bundan dolayı bir kimse malik olduğundan fazla bir malı adarsa, adak ancak sahip olduğu mal ölçüsünde geçerli olur.
Hanefiler “Satın alacağım, miras yoluyla elde edeceğim şeyi adadım” gibi mülk edinme sebebine veya “Gelecekte sahip olacağım şeyi adadım” şeklinde mülke izafede bulunularak yapılan adağın geçerli olacağını kabul etmişlerdir. Şafiilere göre ise böyle bir adak geçersizdir. Zira bir kimse malik olmadığı bir şeyi sadaka olarak vermeyi adasa, bu adağı geçerli olmaz. Çünkü Peygamber Efendimiz ( Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor :
لاَ نَذْرَ فِيمَا لاَ يَمْلِكُهُ ابْنُ آدَمَ
“Âdemoğlunun malik olmadığı şeyde adakta bulunması yoktur[4]”
Ancak, adağını mülk veya mülk sebebine bağlarsa Hanefi mezhebine göre geçerli olur. Şöyle ki : Bir kimse “gelecekte malik olacağım her şey sadakadır” dese bu mülke yani malik olmaya bağlamaktır.
Hanefilerin dayanağı şu ayeti kerimedir :
وَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللّٰهَ لَئِنْ اٰتٰینَا مِنْ فَضْلِهٖ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِحٖينَ
“İçlerinden, “Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse, mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz” diye Allah’a söz verenler de vardır”. ( Tevbe/75)
Adanan şey, kişinin yapmakla mükellef olduğu bir ibadet olmamalıdır. Adanan şey vakit namazları, zekât, Ramazan orucu, farz olan hac gibi farz-ı ayn veya cenaze namazı ve cihat gibi farz-ı kifâye; vitir namazı, fıtır sadakası, kurban gibi vâcib-i ayn veya ölüleri yıkama, selâma karşılık verme gibi vâcib-i kifâye bir amel olursa adak geçersiz olur. Ancak bu amellerden nafile olarak ifası mümkün olanlar adak yoluyla vacip hale dönüştürülebilir.
Adanan şeyin Allah Teâlâ’ya yakınlaştırıcı bir ibadet türü olması gerekir.
Yeme, içme, konuşma veya hanımına ilişkide bulunmak gibi mubah bir fiili işleme veya terk etme konusunda yapılan bir adak da geçersizdir. Zira Allah rızası için yapılan ibadetlerden başka şeyin adak konusu olamayacağı hadislerle belirtilmiştir. Ayrıca bunlarda ibadet vasfı yoktur. Bir insanın bu tür mubah olan fiilleri yapmasıyla yapmaması müsavidir. Aynı şekilde bir kimse “hanımımı boşamak üzerime borç olsun” dese, bu sözü adak olmaz. Çünkü boşamak ibadet olmadığı için adak da olmaz.
Türbelerde mum yakma, bez bağlama, horoz kesme, şeker ve helva dağıtma gibi halk arasında görülen adak âdetlerinin de dinde yeri olmadığı aşikârdır.
Adak olarak kesilen hayvandan kimler yiyebilir?
Kurban kesmeyi adayan kişi, bu adak kurbanından kendisi yiyemeyeceği gibi usulü, furuu ve hanımı da yiyemez.
Usulü/üstsoyu : Annesi, babası ve ne kadar yukarı çıkarsa çıksın dedeleri ve nineleridir.
Furuu/altsoyu : Oğlu, kızı ve ne kadar aşağı inerse insin erkek ve kız torunlarıdır.
Bu kişiler adak kurbanından yiyemezler. Yiyecek olurlarsa yedikleri miktarı fakirlere sadaka vermeleri gerekir.
Bir kimsenin yapmış olduğu adak sebebiyle üzerine almış olduğu sorumluluk tamamen bir ibadet ve Allah hakkıdır. Asla kul veya kamu hakkı değildir. Yani adak; Allah Teâlâ ile kul arasında olan, kulun Allah Teâlâ’ya karşı sorumluluğunu ilgilendiren bir yükümlülüktür.
Adak Nedir?
Adak’ın bir diğer adı da “nezir”dir. Adak, İslam dininde hiçbir zorunluluk olmamasına rağmen kişinin İslam sınırları içerisinde herhangi iyi bir şeyi yapacağına dair Allah’a söz vermesidir. Bu verilen sözler içerisinde namaz kılmak, oruç tutmak ve kurban kesmek bulunabilir. Biz yazımızda adak kurbanı konusunu ele alacağız.
Adak Kurbanı Nedir?
Adak kurbanı, herhangi bir dileğinin gerçekleşmesi halinde, gücünün yettiğince bir kurban kesip yoksullara dağıtmak adına niyette bulunmak demektir. Örnek verecek olursak, Kurban Bayramı dışında Allah için herhangi bir küçük baş ya da büyük baş hayvanın kurban edilmesi farz ve vacip değildir. Ancak, kişi çok sevinçli bir haber aldığı için Allah adına kurban kesmeyi vaat edebilir. Ya da, hiç çocuğu olmayan bir baba, “Allah’ım eğer bana çocuk nasip edersen ben de senin yoluna kurban keseceğim” diye bir vaatte bulunabilir. İşte bu türden, Allah’a verilen sözlere biz adak diyoruz.
Kuran-ı Kerim’de Adak Kurbanı Hakkında Ayetler
Bazen insanlar yanlışlıkla, bir adak sözünde bulunabilirler. Mesela, “Bir işe girersem ilk maaşımla Allah yolunda bir kurban keseceğim” diye adakta bulunurken yanlışlıkla “Bin kurban keseceğim” diyebilirler. Bugünkü şartlarda bin kurban kesmek elbette imkansız gibi bir şeydir. İşte bu durumlarda Allah, insanlara kolaylık sağlamaktadır. Konuyla ilgili ayet şu şekildedir :
“Allah sizi yanlışlıkla veya yanılarak ettiğiniz yeminlerden dolayı mesul tutmaz, fakat kalbinizle kazandıklarınızdan, yalan yere ettiğiniz yeminle ve yeminlerinizi yerine getirmemekle kazandığınız günahtan mesul tutar. Allah gafurdur, günahları çok bağışlar, halimdir, hemen ceza vermeyip tevbe etmeniz için size fırsat verir” ( Bakara Süresi 225. Ayet)
Ayrıca Kuran – ı Kerim’in pek çok yerinde Adak ile ilgili ayetler mevcuttur. Bu konuyu en birincil kaynağından , Kuran’dan öğrenmek için, bu ayetlere bakmamız bizim için yararlı olacaktır. Sizler için 2 tane Kuran ayetini aşağıda paylaşıyoruz :
Yaptığınız her harcamayı ve adadığınız her adağı muhakkak Allah bilir. Zalimler için hiç yardımcı yoktur. ( Bakara Süresi – 270. Ayet)
O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler. ( İnsan Süresi – 7. Ayet)
Hz. Muhammed ( SAV)’in Adak Kurbanı Hakkındaki Görüşleri
Hz. Muhammed ( SAV), insanları adak konusunda uyarmıştır. O dönem bazı Müslümanlar, verilen adak sözü sayesinde bazı sonuçların, kaderlerin değişeceğine inanıyordu. Ancak Hz. Muhammed ( SAV), yaptığı uyarıyla adağın yaşanılacak herhangi bir olayı erteleyemeyeceğini veya erkene alamayacağını belirtmiştir. Yalnız, İslam alimlerinin üzerinde tartıştığı bir nokta vardır. Bu da, Ebu Hureyre aracılığıyla bizlere iletilen bir hadistir. Bu hadise göre, Hz. Muhammed ( SAV), şöyle demiştir : “Adakta bulunmayınız çünkü adak kaderdeki hiç bir şeyi değiştirmez. Ancak adak sebebiyle cimri kimseden mal çıkar”
Bu hadisten yola çıkarak bazı İslam alimleri, adakta bulunmayı yasaklamışlardır. Ancak pek çok farklı hadislerde de Hz. Muhammed ( SAV), kendisine gelip verdikleri adak hakkında soru soran Müslümanlara, adaklarını yerine getirmelerini söylemiştir. Tarafsız bir açıdan bakarsak şu sonuca varabiliriz. Hz. Muhammed ( SAV), insanlara adakta bulunmayı önermemektedir. Ancak, ola ki bir durumda insanoğlu bir adakta bulunmuşsa da, imkanları dahilinde o adaklarını yerine getirmelerini tavsiye etmektedir.
Yalnız burada dikkat etmemiz gereken önemli bir nokta vardır ki, adak kurbanı Kurban Bayramı’nda kesilmez. Çünkü Kurban Bayramı’nda zaten herhangi bir kurban kesmek Müslümanlara vaciptir. İşte bu yüzden, Allah’a adanılan kurbanların, Kurban Bayramı dışında kesilmesi uygundur.
Adakta şart olan nedir?
Eskişehir’den Özkan Yakar : “Adağın sahih olması için gerekli şartlar nelerdir? Adak kurbanı kesilmeden, nakit para olarak, Kur’ân kursu veya hayır kurumlarına bağışlanabilinir mi? İllâki kan dökmek şart mı?”
Adakta illâki kan dökmek şart değildir.
Fakat kurban adamışsak, kan dökmeden kurban kesme şansımız yoktur.
Adakta şart olan, ne adamışsak, Allah’a ne söz vermişsek, verdiğimiz söze sadakattir.
Allah kurban adamaya bizi mecbur tutmuyor.
Pekâlâ, sadaka da adayabiliriz.
Fakat biz kurban adamışsak, adağımıza sadakat şarttır. Yani kurban keseriz.
Sadaka adamışsak sadaka veririz.
Adak konusu yaptığımız ibadeti yapmayıp, onu başka bir ibadete çeviremeyiz.
Namaz adamışsak namaz kılarız. Oruç adamışsak oruç tutarız. Hac adamışsak hac yaparız.
Meselâ, namaz adamışsak bunu hacca çeviremeyiz.
Yine meselâ, kurban adamışsak bunu sadakaya çeviremeyiz.
Ancak adadığımız ibadeti yerine getirdikten sonra, bir kez de o farklı ibadeti adak konusu yapabiliriz.
Meselâ, adadığımız kurbanı kestikten sonra bir kez de sadaka vermeyi adayabiliriz. Bu defa bu sadakayı Kur’ân Kurslarına veya hayır ve hizmet kurumlarına verebiliriz.
Bir adağın geçerli olması için şu şartlara dikkat edelim :
1- Adanan ibadetin cinsinden farz veya vacip bir ibadet bulunmalıdır. Meselâ oruç tutmak, kurban kesmek, namaz kılmak, hacca gitmek, sadaka vermek adanabilir; çünkü her birinin cinsinden farz veya vacip bir ibadet vardır.
Ancak meselâ mevlid okutmak, şeker veya helva dağıtmak, horoz kesmek gibi şeyler adak konusu olamazlar. Çünkü bunların cinsinden farz veya vacip bir ibadet yoktur.
2- Adak, kişinin zaten yapmakla yükümlü olduğu bir ibadet olmamalıdır. Meselâ “beş vakit namaz kılacağım” veya “Ramazan’da bir ay oruç tutacağım” ya da “Kurban bayramında kurban keseceğim.-bir kurban yükümlüsü için-” diye adakta bulunmak geçersizdir.
3- Adanan şeyin, yapılması mümkün ve meşrû olmalıdır. Meselâ, mülkiyetinde olmayan bir mal, sadaka olarak vermek üzere adanamaz. Hasta veya yaşlı olduğu için oruç tutamayan birisi, orucu adak konusu yapamaz. Geçen bir günde namaz kılmak adanamaz; adanırsa da yapmak imkân dışı olduğundan adak geçerli olmaz.
4- Adak bizzat ibadet cinsinden olmalıdır. İbadete vesile olan vecibeler, meselâ abdest almak, ezan okumak, mescide gitmek adanamaz.
5- Adanan iş, isyan, bid’at, günah ve mâsiyet içermemelidir.
Adak, zamana, mekâna, belli bir paraya, belli bir fakire, belli bir güne hasredilemez. Meselâ; “Allah rızası için, falanca fakire, şu kadar sadaka vereyim” diye adayan birisi; diğer bir fakire, düşündüğünden daha fazla veya daha az bir sadaka verdiğinde bu adağını yerine getirmiş olur. Ya da, “Allah rızası için mezbahada kurban keseyim” diye adayan birisi bu kurbanı başka bir yerde kestiğinde adağı yerine gelmiş olur. Veya, “Camide namaz kılayım” diyen birisi, bu namazı evinde kılabilir.
Mutlak olarak sadaka vermeyi adayan birisi, imkânları nispetinde gönlünün tatmin olacağı bir miktarı sadaka olarak verirse adağını yerine getirmiş olur. Adakta önemli olan, söz verilen ibadetin yapılmasıdır. İbadetin nerede, nasıl ve kimlerle yapıldığı veya yapılacağı önemsiz ayrıntılardır ve adağın konusu değildir.
Mekke fethedildiğinde birisi gelerek Allah Resûlü’ne ( asm), Mekke’nin fethedilmesi halinde Mescid-i Aksâ’da namaz kılmayı adadığını söyledi.
Allah Resûlü ( asm); “Burada kıl!” buyurdu.
Adam Mescid-i Aksâ’da kılmayı adadığını tekrarladı.
Resûlullah ( asm) yine, “Burada kıl!” buyurdu.
Adam sözlerinde ısrar edince de Peygamber Efendimiz ( asm); “Sen bilirsin!” buyurdu.1
Adakta, her ibadette olduğu gibi öncelikle Allah’ın rızasını kazanmak gaye edilir. Başka bir ifadeyle adağın Allah rızası için yapılması, olmazsa olmaz şartlarındandır. Aksi halde makbule şayan olmaz. Çünkü ibadetler doğrudan Allah’ın rızasına bakarlar. Adakların, dışarıdan her ne kadar bir şartın sonucu olarak yapıldığı gözükse de, neticesi Allah’ın rızasıdır. Nitekim Bedîüzzaman Hazretleri ibadetlerin illetinin dünyevî olarak menfaat sağlamak değil, Allah’ın emrini ifa etmek, neticesinde de Allah’ın rızasını kazanmak olduğunu kaydediyor.2
Adağa şöyle niyet edilir : “Şu işim olduğu zaman Allah rızası için ( meselâ) sadaka vermek adağım olsun” Yani birinci plânda amacı Allah’ın rızasını kazanmaktır; o işinin olması ise o ibadeti yapmaya yalnızca adi bir şarttır.
Adakların, Allah’ın takdirini değiştirmediği ve İlâhî takdirin bu şekilde değiştirilemeyeceği kesinlikle bilinmelidir.
Dolayısıyla adakta, şart meydana gelmez ise Allah’a sitem etmeye hakkımız yoktur. Bu, zaten kulluk edebine de aykırıdır.
Bir kimsenin, dileğinin, isteğinin yerine gelmesi veya bir bela ve musibetin giderilmesi maksadıyla, Allahü teala için; namaz kılmak, oruç tutmak, kurban kesmek gibi farz veya vacib cinsinden başlıbaşına ibadet olan bir şeyi yapmayı söz vermesi, vazife kabul etmesi. Adak kelimesinin Arapça karşılığı nezrdir.
Adağı yerine getirmek lazım olduğu, Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şerifte bildirilmiş ve icma-ı ümmet ( bu hususta Müslümanların söz birliği) hasıl olmuştur. Hac suresi yirmi dokuzuncu ayet-i kerimesinde mealen; "Adaklarını yerine getirsinler." buyrulmuştur. Peygamber efendimiz buyurdu ki : "Kim taat ( ibadet) olan bir şeyi nezr ederse ( adarsa) onu yapsın. Günah olan bir şeyi nezr ederse onu yapmasın." Bunun için adağı yerine getirmek vacibdir. Bazı alimler farzdır demişlerdir.
Adak edilen şeyin farz veya vacib olan bir ibadete benzemesi ve başlı başına bir ibadet olması lazımdır. Mesela; Abdest almak adak yapılmaz. Çünkü abdest başlı başına bir ibadet olmayıp, başlı başına ibadet olan namazın şartıdır. Yine adak yapılan şey günah olmamalıdır. Mesela; filan kimseyi öldürmek, Allah için adağım olsun deyince, öldürmeyip, yemin keffareti verir. Yapması kendine zaten farz olan bir şey de adak yapılmaz. Adak edilen şeyin, adayan kimsenin mülkü olması ve başkasının malı olmaması lazımdır.
Adak iki çeşittir :
1. Şarta bağlı olmayan adak ( Mutlak nezr) : Bir şarta bağlı değildir. Bunu söylerken kasd etmese de, söz arasında dilinden çıksa yapılması şart olur. Allahü teala için, bir Gün oruç tutmak üzerime borç olsun diyeceğine, bir Ay oruç tutmak diye ağzından çıksa, bir ay oruç tutması lazım olur. Şarta bağlı olmayan adağı fakir de olsa hemen yapması lazımdır.
Adak ( nezr) yemine benzemektedir. Bir kimse "Nezrim olsun" dese, neyi adadığını söylemezse ve niyet etmezse, yemin keffareti vermesi lazım olur. Allahü tealanın rızası için oruç tutayım dese, bir şey niyet etmese veya sadece nezre niyet etse, kaç gün olduğunu söylemese üç gün oruç tutması lazımdır.
2. Şarta bağlı olan adak ( Mutlak olmayan nezr) : Hastam iyi olursa, Allah için şu kadar sadaka vermek ve sevabını falan valiye bağışlamak adağım olsun diye bir şarta bağlanarak yapılan adaktır. İstenilen şart meydana gelince, adağı yerine getirmek lazım olur. Şarta bağlı olan adak, şart edilen şeye karşılık yapılmamalı, Allahü tealaya şükür olarak yapılmalıdır.
adak etinden kimler yiyemez
Adak olarak kesilen hayvanın etinden; fakir olsun, zengin olsun adak eden, anası, babası, evladı, hanımı veya kocası yiyemez.
Adak, ancak Allahü teala için yapılır. Evliya zatlardan birinin mezarına gidip; "Kaybolan malımı bulur veya hastamı iyi eder veya falan işimi görürsen, şu parayı, yemekleri senin için vereceğim, sana mum yakacağım." demek haramdır.
Ancak adak yapmak isteyen bir kimsenin; "Ya Rabbi! Hastamı iyi edersen, falan velinin türbesi yanındaki fakirlere şu parayı veya şu hayvanı vermeyi senin için adadım. Sadaka sevabını da bu velinin ruhuna bağışladım." demesi veya böyle niyet etmesi gerekir.
Cahil kimselerin ölüler için para, mum ve benzeri şeyler adamalarının, bu suretle büyük zatlara yaklaşmak istemelerinin İslam dininde yeri yoktur. Allahü tealadan ayrı olarak bir ölüden bir şey beklemek imanın gitmesine sebep olur. Kiliseye, ayazmaya, mezara, türbeye gidip hazret-i İsa'dan, Meryem Ana'dan, evliyadan bir şey isteyen, dinden çıkar.
Temel atılırken, hasta iyi olunca, Allah için hayvan kesmeği adayıp, etini fakirlere sadaka vermek caizdir. Sadaka sevabı hasıl olur.
--------------------
Adak yok mu?
Sual : ( Allah’ın adağa ihtiyacı yoktur. Adak adamak yanlıştır. Adak adamak, Allah ile pazarlık yapmak anlamına gelir) deniyor. Dinimizde adak yok mu?
CEVAP
Dinde adak vardır. ( Allah’ın adağa ihtiyacı yok) dendiği gibi, ( Allah’ın namaza, oruca da ihtiyacı yoktur) diyerek bu ibadetleri kaldırmak mı gerekir?
Adağın pazarlıkla da ilgisi yoktur. Bir işimizin olması için adak adamak, o işin olması için dua etmek gibidir.
Bekara suresinin 270. âyet-i kerimesinde mealen, ( Fakire verdiğiniz sadakaları ve yaptığınız adakları, Allahü teâlâ biliyor) ve Hac suresinin 29. âyetinde mealen, ( Adaklarını yerine getirsinler) buyuruldu. İnsan suresinin 7. âyetinde, ( Onlar adadıklarını yerine getirirler) buyurularak iyiler övülmektedir. Bu âyet-i kerimelerde, Allahü teâlâ, yaptığınızı bilirim diyor. Adak yapanları övüyor. Adağın fakirlere nafaka olduğunu bildiriyor. Adak hakkında hadis-i şerifler :
( Yaptığı adaktan dönen, dönüp kustuğunu yiyen köpeğe benzer.) [Müslim]
( Allahü teâlâ buyurur : “Benim için birbirini seven, benim için birbirini ziyaret eden, benim için birbirine yardım eden ve benim için adaklarına sadakat gösterenleri severim.) [Taberanî]
( Davete giden, Ramazan, kaza ve adak orucu değilse, [nafileyse]orucunu bozsun!) [Taberanî]
( Adak kurbanının eti yenmez.) [Buharî]
( Ahir zamana doğru öyle bir topluluk gelir ki, hıyanet ederler, kendilerine güvenilmez. İstenmeden, şahitlik ederler. Adakta bulunur, yerine getirmezler.) [Buharî]
Bu hadis-i şerifler adağın dinde olduğunu göstermektedir. Adağın ikinci bir faydası daha var. O da, adak sebebiyle cimriler mallarını hayra sarf ederler. İki hadis-i şerif meali şöyledir :
( Adak, Allah’ın takdirini değiştirmez; fakat adak bazen kadere uygun olur, bu da cimrinin esirgediği malını vermesine sebep olur.) [Müslim]
( Allahü teâlâ buyuruyor ki : “Adak, takdiri değiştiremez; fakat daha önce böyle bir hayır yapmazken, nezirle cimriden bir hayır çıkmış olur.) [Buharî]
( Adak takdiri değiştirmez) demek, adak lüzumsuz demek değildir. Namaz, oruç da takdiri değiştirmez. İnsan takdirde olanı işler. ( Falanca kişi adak adayacak ve o işi olacak) diye takdir edilmişse, o iş elbette olur.
Şarta bağlı olarak Evliyaya adak yapmak da, kendini günahı çok, dua etmeye yüzü yok bilerek, mübarek birini vesile edip, Allahü teâlâya yalvarmak demektir. Mesela, ( Hastam iyi olursa sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için bir koyun kesmek nezrim olsun) deyince, bu dileğin kabul olduğu çok görülmüştür. Burada, Allah için koyun kesip, sevabı evliyaya bağışlanmakta, onun şefaatiyle Allahü teâlâ, hastaya şifa vermekte, kazayı, belayı gidermektedir.
Bir şeyi adamak nasıl olur
Sual : Bir şeyi adamak nasıl olur?
CEVAP
Bir şeyi adamak iki türlü olur : Mutlak adak, şarta bağlı adak.
1- Mutlak adak :
( Allah için, bir yıl oruç tutacağım) demek gibidir. Bir şarta bağlı değildir. Bunu söylerken, kastetmese de, söz arasında dilinden çıkmış ise de, yapması vacib olur. Çünkü, adakta niyetsiz, düşünmeden söylemek, ciddi, isteyerek söylemek gibidir. Hatta, ( Allah için, bir gün oruç tutmak üzerime borç olsun) diyeceği yerde, ( bir ay oruç tutmak) diye ağzından çıksa, bir ay tutması gerekir.
Adak, yemine benzer. Bir kimse ( Adağım olsun) dese, neyi adadığını söylemese ve niyet etmese, yemin kefareti vermesi gerekir. Bir kimse, Allah rızası için oruç tutayım dese, kaç gün olduğunu söylemese ve bir şey niyet etmese veya yalnız adak için niyet etse, bu orucu adak olur ve üç gün oruç tutar. Bunu söylerken, adak olmayıp, yemin olmasını niyet etse, yemin olur. Orucu bozarsa, yemin kefareti gerekir. Hem adak, hem yemin olmasını niyet ederse, bu oruç, hem yemin, hem de adak olur. Bu orucu bozarsa, hem kaza, hem de yemin kefareti gerekir.
İbadet olması gerekir
Adak edilen şeyin, farz veya vacib olan bir ibadete benzemesi ve başlı başına bir ibadet olması gerekir. Mesela, abdest almak, ölü kefenlemek başlı başına ibadet olmadıklarından adak olamaz. Hasta ziyaret etmek, cenaze taşımak, gusletmek, cami içine girmek, Kur’an-ı kerimi tutmak, ezan okumak, cami bina etmek de ibadet ise de, başlı başına ibadet değildir.
Şarta bağlı olmayan adağı, fakir olsa da, hemen yapması gerekir.
2- Şarta bağlı olan adak :
Murat edilen şart hasıl olunca, adağı yerine getirmesi gerekir. Yerine getirmeyip, yemin kefareti yapmak caizdir.
Adak yapmak, istenilen bir şeyin hâsıl olmasına bağlanırsa, şart ettiği şey hasıl olunca, adak ettiği şeyi yapmak gerekir. Hâsıl olmasını istemediği bir şeyi şart ederse, istemediği şey hasıl olunca, hac, oruç, sadaka, nafile namaz gibi adaklarını, isterse yapar. İstemezse, yapmayıp, yemin kefareti verir. Mesela, Ali ile konuşursam, Allah için yüz lira sadaka adağım olsun der ve Ali ile konuşursa, isterse, sadakayı verir, isterse vermeyip, yemin kefareti verir.
Şarta bağlı olan adağı, şart hâsıl olmadan önce yapmak caiz değildir. Mesela, hastam iyi olursa, Allah için şu kadar sadaka vermek ve sevabını seyyid Ahmed Bedevi hazretlerine bağışlamak adağım olsun dense, hasta iyi olmadan önce adağı yapmak caiz olmaz. Hasta iyi olduktan sonra yapması gerekir. Şarta bağlı olan adağı yaparken de yeri, fakirin şahsını ve fakirlerin sayılarını ve paranın cinsini de söylediği gibi yapmak gerekmez.
Kurban demek, bayramın ilk üç gününde zengin için vacib, fakir için ise nafile olarak kesilen davar, sığır veya deve demektir. Bu bakımdan adak yapılırken, kurban denilmişse, Kurban bayramında kesilir. Kurban denmeden, mesela bir koyun keseceğim denirse, gün ve yer belli etse bile, Kurban bayramı günleri dahil, istediği zaman ve istediği yerde kesebilir.
Adağı yerine getirmeli
Adağı yerine getirmek lazım olduğu, Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şerifte bildirilmiş ve icma-i ümmet hasıl olmuştur. Hac suresi, 29. âyet-i kerimesinde mealen, ( Adaklarını yerine getirsinler) buyurulmuştur. Bunun için, adağı yerine getirmek vacibdir. Farz diyen âlimler de olmuştur.
Kalbden yemin ve adak
Sual : Dille söylemeden, kalbden yapılan adak ve yemin geçerli olur mu?
CEVAP
Hayır, kalbden geçirmekle adak veya yemin olmaz. Dille söylenmesi gerekir.
Farz olan bir şeyi adamak
Sual : Bu imtihanı geçersem, Eyüp Sultan’da bir vakit ikindi namazı kılacağım diye adansa, evde veya başka camide kılınsa caiz olmaz mı?
CEVAP
Yapılması kendisine farz olan bir şeyi adamak sahih olmaz. İkindiyi kılmak zaten farzdır. Yani bu adak sahih değildir. Nafile namaz adanmış olsaydı, adak sahih olurdu; fakat Eyüp Sultan’da kılmak gerekmezdi, başka yerde de kılınabilirdi.
Şükür için kurban
Sual : Şükür niyetiyle, ( Hastalıktan kurtulan babam için bir kurban keseyim) demek adak olur mu?
CEVAP
Evet, olur.
Horozdan adak olur
Sual : Tavuktan, horozdan kurban olmaz, ama adak da mı olmaz?
CEVAP
Adak olur elbette. Kurban olmaz demek, adak da olmaz demek değildir. Adakta, yapılması adanan şeyin, farz veya vacib olan bir ibadete benzemesi ve başlı başına bir ibadet olması gerekir. Mesela sadaka vermek nafile bir ibadettir, ama farz olan zekâta benzediği için adak olabilir.
Canlı tavuk, horoz adamak caiz olduğu gibi, kesip etini fakirlere yedirmek de adanabilir. Hattâ bir yumurta bile adamakta mahzur yoktur. Adak fakirlere verilir.
Adak ile adak kurbanı ayrıdır
Sual : Adakla adak kurbanı arasındaki farklar ve dikkat edilecek hususlar nelerdir?
CEVAP
Maddeler halinde bildirelim :
1- Adakla adak kurbanı ayrıdır. ( Hastam iyi olursa, Allah rızası için bir horoz kesip etini fakire tasadduk edeceğim) diyen, horozu keser ve etini bir fakire verir. Fakire tasadduk edeceğim demese de, adak edilen şey, fakirlere verileceği için sahih olur. ( Horoz kesmek nezrim olsun) dese de adak sahih olur. Kurbanlık hayvanlar deve, sığır ve davardır. Bu hayvanlardan başkası kurban olarak adanmaz. Bunun için horozdan kurban adamak caiz değildir.
2- Fakir olsun, zengin olsun, adak eden, adak edilerek kesilen hayvanın etinden yiyemez ve zekât alması caiz olmayanlara yediremez. Ana babasına, evlatlarına, karı koca birbirine, fakir olsalar da yediremezler. Yerse veya bunlara yedirirse, yenilen etin kıymetini, fakirlere sadaka verir.
3- Adak kurbanını bayramdan önce kesen, daha sonra kurban dediği için Kurban bayramında kesileceğini öğrense, Kurban bayramında tekrar kesmesi gerektiği için, şimdi kestiği hayvanın etinden, adak olmadığı için yiyebilir. Adak hayvanının etini bir fakire verdikten sonra; fakir, bu etten zenginlere ve adak sahibine verebilir, çünkü mal kendisinindir. İstediğine verebilir.
4- ( Şu işim olursa, bir hayvan keseceğim) diye adakta bulunup, sonra adadığı hayvanın cinsini hatırlayamayan koyun keser. Adakta âdete bakılır. Adaklık hayvan dendi mi, genelde koyun anlaşılır. Hangi zaman keseceğini hatırlamayan kimse de, ihtiyaten Kurban bayramında keser.
5- Kurban mı, adak mı dediğini unutan, Kurban bayramında keser. Halk arasında teamül olan, kurban demektir. Adak demiş olsa bile, adağın Kurban bayramında kesilmesinde mahzur olmaz.
6- Koç adayanın, illa koç kesmesi şart değildir. Koyun, keçi, inek de kesebilir; ama inek adayan, bir koç kesemez. Yedi koç kesebilir. İki üç kişi, bir koçu adasa, sahih olmaz. Kurban da olsa, adak da olsa, bir koçu ancak bir kişi kesebilir. Bir yaşını doldurmuş iki küçük kuzu adayan, ikisinin değerinde büyük bir koç kesemez. İki hayvan kesmesi gerekir. Koyun adayan, bunun yerine keçi kesebilir.
7- Kurban adayan, bayramın ilk üç günü içinde keser. Bundan sonraya kalırsa, mevcutsa, diri olarak sadaka verir. Adak olan kurban kusurlu olursa, zengin de, fakir de onu keser. Adak ölürse, başka almaları gerekmez.
8- Şükür niyetiyle, ( Hastalıktan kurtulan babam için bir kurban keseyim) demek adak olur.
9- Zengin, ( Hastam iyi olursa, bir koç keseceğim) diye bir adakta bulunsa, hastası iyileşse ama fakirleşip adağını kesemese, maddi durumu düzelene kadar adağını geciktirmesi caiz olur.
10- Horozdan kurban olmayacağını bilmeden, ( Horoz kurban edeceğim) diye adakta bulunan kimsenin, adağını yerine getirmesi lazımdır. Horoz kurban olmazsa da, eti sadaka olarak veya diri olarak fakire verilir.
Adağın şartlara uygun olması
Sual : Yerine getirmek için adağın şartlara uygun olması mı gerekir?
CEVAP
Evet, adanan şeyin yapılmasının lazım olması için, adağın şartlara uygun olması gerekir. Örneklerle açıklayalım :
1- Bir farz-ı ayn veya vacib cinsinden olması gerekir. Mesela oruç, namaz, sadaka gibi. ( Şu işim olursa, yüz metre koşacağım) şeklinde bir adak sahih olmaz.
2- Başlıbaşına bir ibadet olması gerekir. Abdest almak başlıbaşına bir ibadet olmadığı için adak olmaz.
3- Kendisi günah olmamalıdır. Haram bir şeyi adamak yemin olur. Bunu yapması günah olur. Mesela birini öldürmeyi adayan, onu öldürmez, yemin kefareti verir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki :
( Günah işlemek için adak olmaz. Kefareti de yemin kefaretidir.) [Nesai]
Bayram günü oruç tutmak haramdır. Fakat orucun kendisi haram olmadığı için Kurban bayramı günü oruç adamak caiz olur. Başka gün tutması gerekir. [Bunun gibi nafile namazı cemaatle kılmayı adayan kimse, mekruh işlememek için, bu namazı yalnız başına kılar. ( Tesbih namazını cemaatle kılanları görürsem, mekruh işledikleri için dövmek nezrim olsun) diye adakta bulunsa, dediğini yapmaz. Yemin kefareti verir.]
4- Yapması kendine zaten farz olan bir şeyi adamak sahih olmaz. Mesela bu seneki Ramazan orucumu tutacağım demek adak olmaz.
5- Adanan şeyin mal olması, mülkünden çok olmaması ve başkasının malı olmaması gerekir. Mesela bir kimsenin, gözünü falanca kimseye vermek için adaması sahih olmaz. Bir lirası olan, bin lira sadaka vermek için adakta bulunsa, bir lira verir. ( Oğlum iyileşirse, onun maaşından bir hayvan keseceğim) diye adakta bulunmak sahih olmaz. Kendi malından adaması gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki :
( Allah’a masiyet olan veya malik olmadığı şeyde adak olmaz.) [Müslim]
6- Adak kurbanının, belli üç günde kesilmesi gerekir. Bu günler gelmeden önce kesilirse, kurban olmaz ve adak yerine getirilmiş olmaz. Adak kurbanı belli üç günde kesilemedi ise, altın veya gümüş olarak değeri veya diri olarak kendisi fakirlere verilir. Belli üç günden sonra kesilip de, eti fakirlere dağıtılırsa, etin değeri, diri kurban değerinden az olmamalıdır.
7- Adak kurbanını kesmeyip, bedelini tasadduk etmek caiz değildir. Çünkü adağı yerine getirmek vacib olduğu için, bedeli verilmez. Eğer Kurban bayramında kesilememişse, bedeli tasadduk edilir. Kurban denilmemişse, adak hayvanı her zaman kesilebilir. Gecikse de, yine bedeli verilmez, kesmek gerekir.
8- Kurban denmeden adanırsa, mesela bir koyun keseceğim denirse, gün ve yer belli etse bile, Kurban bayramı günleri dahil, istediği zaman ve istediği yerde kesebilir.
9- Sevabını ölüye göndermek için kesilecek kurban da, her kurban gibi, yalnız Allah rızası için kesilir. Kesilen kurbanın sevabı bütün ölülere gönderilebilir. Ölü için, vârisi veya başkaları, her zaman kendi malından hayvan kesip, sevabını o ölüye hediye edebilir. Bunların etinden, kesen de yiyebilir. Çünkü adak değildir.
10- Adak kurbanını, Kurban bayramında kesemeyen, bedelini altın olarak fakire verirken, “Bu kurban adağımın bedeli” demesi gerekmez. “Hediye” dense de caizdir.
11- Kurban adayan, bayramdan önce kesse, sonra da bayramda kesileceğini öğrense, bayramda da keseceği için, bunun etinden kendisi yiyebilir.
Adak sevabını evliyaya bağışlamak
Sual : Hastanın iyi olması için evliyaya adak yapmak caiz mi, caiz ise nasıl yapılır?
CEVAP
Evliyaya adak yapmak, şu işim olursa Allah rızası için bir koyun kesmek, sevabını falanca veliye göndermek istiyorum demek caizdir.
Hakiki İslam âlimleri buyuruyor ki :
Hiçbir veli, gaybı bilmez. Allahü teâlâ keşf ve ilham ile bildirirse, ancak onu söyleyebilir. "Evliya gaybı bilir" diyen kâfir olur. Evliya, yok olan şeyi var edemez. Var olanı yok edemez. Kimseye rızık veremez. Çocuk veremez, hastalığı gideremez. Bunun için hacetini direkt evliyadan bekleyerek, evliyaya adak yapmak caiz olmaz.
Ancak şarta bağlı olarak evliyaya adak yapmak, kendisini, günahı çok, dua etmeye yüzü yok bilerek, mübarek birini vesile edip, onun hürmetine Allahü teâlâya yalvarmak şeklinde olabilir. Mesela ( Hastam iyi olursa veya şu işim hasıl olursa, sevabı evliyadan ( Seyyidet Nefise) hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasin okumak veya bir koyun kesmek nezrim olsun) deyince, bu dileğin kabul olduğu çok tecrübe edilmiştir. Burada, Allahü teâlâ için koyun kesip, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine bağışlanmakta, onun şefaati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifa vermekte, kazayı, belayı ihsan edip gidermektedir.
İbni Âbidin hazretleri, ( Bir dilek için adak edilen bir ibadet, o dileği hasıl etmez. Bu ibadet, o dileğin hasıl olması için yapılmaz. Allahü teâlâ, o ibadetten dolayı veya sevdiği bir kuluna yapılan bir iyilikten dolayı, merhamet ederek, o dileği kabul ve ihsan etmektedir) buyuruyor.
Görüldüğü gibi, hayvan evliya için değil Allah rızası için kesilmekte, sevabı evliyaya bağışlanmaktadır. Allah’tan başkası için kurban kesilmez.
Evliya için kurban
Sual : Vefat etmiş bir evliya için kurban keserken, niyet nasıl olur?
CEVAP
Allah rızası için kurban kesmeye denir ve sevabı o evliyanın ruhuna hediye edilir.
Adak etinden kimler yiyemez
Sual : Adak etinden kimler yiyemez?
CEVAP
Fakir veya zengin, adakta bulunursa, adak hayvanın etinden yiyemez ve zekât verilmesi caiz olmayan anasına, babasına, dedesine, evladına, torununa, kocasına veya karısına, fakir olsalar da, yediremez. Yerse veya bunlara yedirirse, yenilen etin kıymetini, fakirlere sadaka verir. Yeniden hayvan kesmek gerekmez. Akrabasından ve evinde bulunanlardan, zekâtını vermesi caiz olan büyük, küçük herkes yiyebilir. Kardeş, kayınvalide, kayınpeder, gelin, üvey anne, üvey baba, üvey evlat, süt anne, süt baba, süt çocuk ve süt kardeş de yiyebilir. Bunların içinde zengin olanlar yiyemez. Yerlerse, adak sahibi, bunların yediklerinin kıymetini fakirlere verir. ( Hindiyye)
Sual : Fakir hanım, aldığı adak etini zengin kocasına yedirebilir mi?
CEVAP
Evet yedirebilir. Çünkü kendi mülkü olmuştur. Başka zenginlere de verebilir.
Sual : Adak hayvanını kesip, etini dağıtmak için vekil olan fakir, bu etten yiyebilir mi?
CEVAP
Yiyebilir.
Sual : ( İşe girersem koyun kesip eş dostla yerim demek) adak olur mu?
CEVAP
Adak olur. Etten kendisi, hanımı, çocukları, ana-babası ve zengin olan eş dost yiyemez.
Sual : Bir arkadaşa adağımı kesmek ve etini bildirdiği fakirlere vermek üzere vekil ettim. O da başka fakirlere vermiş. Bir mahzuru olur mu?
CEVAP
Vekil adağı hangi fakire verirse versin sahih olur. Zekât böyle değildir. Zekâtı zenginin bildirdiği fakirlere vermek gerekir. Eğer başka fakirlere verdikten sonra zengine durum bildirilir, o da kabul ederse, bir kavle göre bu da caiz olur.
Adak etinden yemek
Sual : Adak hayvanının etini bir fakire verdikten sonra; fakir, bu etten zenginlere ve adak sahibine verebilir mi?
CEVAP
Mal kendisinindir. İstediğine verebilir.
Adak ve yemin kefareti
Sual : Adak yerine yemin kefareti verilebilir mi? Bütün yatırların yanında Diyanetin bir yazısı var. İlk ikaz şöyle, türbelere adak adanmaz. Bu doğru mu? Beyheki’nin rivayet ettiği, ( Tayin etmediği nezirde bulunanın, günah olan veya gücü yetmeyecek şeyi nezredenin kefareti, yemin kefaretidir) mealindeki hadisi açıklar mısınız?
CEVAP
Hadis-i şerifte şu üç husus bildiriliyor :
1- Nezrim olsun der de, neyi adadığını söylemez ve niyet etmezse yemin kefareti verir.
2- İyileşirsem, bir şişe şarap içeceğim diyen, şarap içmez ve yemin kefareti verir veya filancayı öldürmek, Allah için nezrim olsun deyince, öldürmeyip, yemin kefareti verir.
3- Her sigara içişte bin dolar sadaka vereceğim diyen, bir defa yemin kefareti verir.
Bu konularla ilgili meseleler şöyledir :
Bir kimse, vallahi Allah rızası için oruç tutayım diyerek, hem adak, hem yemin olmasını niyet ederse, hem yemin, hem de adak olur. Bu orucu bozarsa, hem kaza, hem de yemin kefareti gerekir.
Hâsıl olmasını istemediği bir şeyi şart ederse, istemediği şey hasıl olunca, oruç, sadaka, nafile namaz gibi adaklarını isterse yapar. İstemezse, yapmayıp, yemin kefareti verir. Mesela, Ali ile konuşursam, Allah için yüz lira sadaka nezrim olsun der de, Ali ile konuşursa, isterse, sadakayı verir, isterse vermeyip, yemin kefareti verir. Yahut falancanın çantasını çalarsam, bir ay oruç nezrim olsun derse, çalmadan oruç tutar veya yemin kefareti verir. ( Tahtavi)
Hastam iyi olursa, Allah için şu kadar sadaka vermek ve sevabını seyyid Ahmed Bedevi hazretlerine bağışlamak nezrim olsun derse, hasta iyi olmadan önce nezrini yapması caiz olmaz. Hasta iyi olduktan sonra yapması lazım olur. ( Tahtavi)
Ya Rabbi, hastamı iyi edersen, şu türbenin yanındaki fakirlere şu parayı senin için adak ettim. Sadaka sevabını da bu Velinin ruhuna bağışladım, demek caizdir.
Diyanetin yazısı açık değil, tevile muhtaçtır. Yani kendilerine sorulsa, ( Biz; ey yatır, hastamı iyileştirirsen senin için bir adak keseceğim demenin uygun olmadığını söylüyoruz) diyebilirler.
Şarta bağlı olarak Evliyaya adak yapmak da, kendini, günahı çok, dua etmeye yüzü yok bilerek, mübarek birini vesile edip, Allahü teâlâya yalvarmak demektir. Mesela ( Hastam iyi olursa veya şu işim meydana gelirse, sevabı ( Seyyidet Nefise) hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasin okumak veya bir koyun kesmek nezrim olsun) deyince, bu dileğin kabul olduğu çok tecrübe edilmiştir. Burada, Allahü teâlâ için Kur’an-ı kerim okunup veya koyun kesip, sevabı seyyidet Nefise hazretlerine bağışlanmakta, onun şefaati ile, Allahü teâlâ, hastaya şifa vermekte, kazayı, belayı gidermektedir. Koyunu mezar başında kesmek haramdır. Hiçbir mezarın yanında kesmemelidir. Puta tapanların put yanında kesmelerine benzememelidir. İbni Âbidin’in, nafile namazları adak yaparak kılmayı anlatırken bildirdiği hadis-i şerife göre, bir dilek için adak edilen bir ibadet, o dileği hasıl etmez. Bu ibadet, o dileğin hasıl olması için yapılmaz. Allahü teâlâ, o ibadetten dolayı veya sevdiği bir kuluna yapılan bir iyilikten dolayı, merhamet ederek, o dileği kabul ve ihsan etmektedir. ( S. Ebediyye)
Sual : Hastalığım iyi olursa, ömür boyu Receb ayında oruç tutacağıma dair adakta bulundum. Oruç yerine yemin kefareti versem caiz olur mu?
CEVAP
Evet, yemin kefareti vermeniz caizdir. ( Redd-ül Muhtar)
Sual : ( Her sigara içişte on lira vereceğim) diye adadım. Caiz mi?
CEVAP
İmkansız şeyi nezretmek yemin olur. Kefaret verir.
Sual : ( Şu işim olursa her ay bir horoz kesip sadaka vereceğim) diye adakta bulundum. Ömür boyu mu kesmem gerekir?
CEVAP
( Her ay) denince kaç ay olduğu bilinmediği için, nezir olmaz, yemin kefareti verilir.
Sual : Nezrim olsun, yani adağım olsun dese, neyi adadığını söylemese, niyet de etmese, ne yapması gerekir?
CEVAP
Yemin kefareti vermesi gerekir.
Sual : Çocuğuma kızdım. Senin gözünü oymak Allah için adağım olsun dedim. Şimdi ne yapmam gerekir?
CEVAP
Haram bir şeyi adamak, yemin olur. Yemin kefareti verirseniz mesele kalmaz.
Adak yerine yemin kefareti
Sual : Sevmediği bir kimseyle konuşmak istemeyen kimse, onunla konuşursam bir yıl oruç tutacağım diye adakta bulunsa, oruç tutmayıp bunun yerine yemin kefareti verebilir mi?
CEVAP
Evet, verebilir. Çünkü olmasını istemediği bir şey için bir şey adayan kimse, isterse adağını yerine getirir, isterse de yemin kefareti verir.
Adak yerine yemin kefareti
Sual : S. Ebediyye’de, şarta bağlı olan adağı yerine getirmeyip yemin kefareti vermenin de caiz olduğu bildiriliyor. Aynı yerde, hâsıl olmasını istemediği bir şeyi şart ederse, şart hâsıl olunca, adağın yerine yemin kefareti vermenin de caiz olduğu bildiriliyor. İkincisinde ( İstemediği şey hâsıl olunca) diye ayrıca belirtilmiş. Birincisinde ise, ( istemediği) diye bir ifade yok. İstediğimiz bir şey hâsıl olunca da, adağı yerine getirmeyip yemin kefareti vermek yeterli oluyor mu?
CEVAP
Evet, yeterli olur.
Adak adamak ve mum dikmek
Sual : Türbelerde hayvan kesmeyi adamak ve orada mum dikmek hurafe midir?
CEVAP
Bunlar yeni çıkmış değildir. Fıkıh kitaplarımızda hepsi geniş olarak açıklanmıştır :
Bir adağı Allahü teâlâ için adamalı ve türbelerdeki fakirlere vermelidir. ( Ya Rabbi! Hastamı iyi edersen, falan Velinin türbesi yanındaki fakirlere şu parayı senin için adak ettim. Sadaka sevabını da bu Velinin ruhuna bağışladım) demelidir. ( Redd-ül-muhtar)
İmam-ı Sübki buyuruyor ki : ( Resulullah ile tevessül etmek yani ondan şefaat istemek, güzel bir şeydir. Yalnız İbni Teymiyye bunu inkâr etti. Böylece doğru yoldan ayrıldı. Resulullah hakkı için diyerek veya Resulullahın varisi olan Evliya hürmetine Allahü teâlâdan bir şey istemenin caiz olduğunu, Maruf-i Kerhi de bildirmektedir. Herhangi bir müctehidin caiz olur dediği bir şeyi yapana mani olmamalıdır. Bunun için, kabir ziyaret edenlere, Evliyanın mezarlarıyla teberrük edenlere, hastasının iyi olması için veya kaybolan şeyi bulmak için bunlara nezir yapanlara mani olmamalıdır. Adak yaparken, Evliyaya adak demek mecaz olup, türbeye hizmet edenlere adak demektir. Geçmiş Evliyaya dil uzatmak, öldükten sonra da keramet gösterdiklerine inanmamak, ölünce velilikleri biter sanmak ve onların kabirleriyle bereketlenenlere mani olmak haramdır. ( Hadika)
Ölmüş bir Veli için nezir eder ve adak ettiği malın ölünün olmasını niyet ederse, bu nezir sahih olmaz. Ölünün olmasını niyet etmezse, nezri sahih olur. Evliya için adak yapan hiç kimse, adak olunan malın ölüye verileceğini düşünmez. Ölünün bir şey almayacağını, bir şey kullanmayacağını, bu malların fakirlere veya türbede hizmet edenlere verileceğini bilmeyen yoktur. ( Tuhfe)
Hayvan kesmeyi, Allahü teâlâ için, şartsız olarak adamalıdır. Etleri fakirlere dağıtıp, bunların sevabını bir Veliye, büyük zata hediye etmek caiz olur. Sonra, bu nezrin ve sadakanın ve bu Velinin hürmetine muradın hâsıl olması için dua edilmelidir. Yahut, ( Filanca işim olursa, Allah için, mesela Eyyüb’de bir koyun kesip, etlerini Eyyüb Sultan hazretlerinin komşusu olan fakirlere dağıtıp, sevabını Onun ruhuna hediye edeceğim) diye adamalıdır. Böyle şartlı adak hayvanı, murat hâsıl olmadan önce kesilemez. Hayvanı mezarın yanında kesmemelidir. Türbelere bez, iplik bağlamak, mezarlara mum yakmak da, dinimizde yoktur. Bunları Hristiyanlar yapar. Mezara mum yakılmaz. Türbeye hizmet eden, orada ibadet eden fakirlere mum götürülürse, sadaka sevabı olur. Bu sevab ölüye bağışlanır. Ölüye mum lazım değildir. Müminin kabri, Cennet bahçesidir. Nur içindedir. Kâfirinki ise, Cehennem çukurudur. Azap doludur. Mum onu azaptan kurtarmaz. ( S. Ebediyye)
Mum adamak
Sual : Türbelerde veya mescitlerde kullanılmak üzere mum adamakta bir mahzur var mıdır? Türbenin veya mescidin aydınlanması için ampul adamaktan farkı nedir? Bazı kimselerin mum adamayı şirk gibi göstermelerinin sebebi nedir?
CEVAP
Aydınlatmak maksadıyla, mescide veya türbeye mum koymak veya adamakta hiç mahzur yoktur. Aynen ampul koymak veya adamak gibidir. Selefi denilen kimseler türbe adını duyunca, tepeleri atıyor, hemen şirk damgasını basıyorlar. Türbeye veya mescide mum bağışlamayı bid’at olarak görmek Vehhabi propagandasının tesiri altında kalmayı göstermektedir. Eskiden elektrik ampulü yoktu, ışık olarak mum kullanılırdı. Şimdi türbelerin veya mescitlerin aydınlanması için ampul bağışlamanın bir mahzuru yoktur. Ölü için mezarda mum yakmak dinde yoktur. Türbeye mum bağışlamakla, mezarda mum yakmak birbirine karıştırılmamalıdır.
Mezarlara mum yakmak dinimizde yoktur. Ölüye, mum lazım değildir. Türbeye hizmet eden fakirlere aydınlanmaları için mum bağışlamakla, sadaka sevabı hâsıl olur. ( S. Ebediyye)
Görüldüğü gibi aydınlanması için türbeye mum koymakla, mezarlarda mum yakmak farklıdır. Bu inceliği bilmeden, türbedeki mumları görüp, ( Bunlar bid’at ve şirktir) demek çok yanlıştır. Günümüzde, mum yerine ampul veya türbenin ihtiyacı olan başka bir şey bağışlanabilir. Aydınlatmak niyetiyle mum da bağışlanabilir. Elektrikler kesilince onu yakarlar.
Türbe ve mum
Sual : Emekli bir asker, ( Türbeye mum koymak şirktir) diye şiir yazmış. Mum dikmenin şirkle ne ilgisi var?
CEVAP
Aydınlatmak maksadıyla, mescide veya türbeye mum koymanın hiç mahzuru yoktur. Aynen ampul koymak gibidir. Selefî denilen kimseler türbe adını duyunca, tepeleri atıyor, hemen şirk damgasını basıyorlar. Türbeye veya mescide mum bağışlamayı bid’at olarak görmek Necdî propagandasının tesiri altında kalmayı göstermektedir. Bu şair de demek onların etkisinde kalmış. Eskiden elektrik ampulü yoktu, ışık olarak mum kullanılırdı. Şimdi türbelerin veya mescitlerin aydınlanması için ampul bağışlamanın bir mahzuru yoktur.
Türbeye hizmet eden fakirlere aydınlanmaları için mum bağışlanırsa, sadaka sevabı hâsıl olur. ( S. Ebediyye)
Günümüzde, mum yerine ampul veya türbenin ihtiyacı olan başka bir şey bağışlanabilir. Aydınlatmak niyetiyle mum da bağışlanabilir. Elektrikler kesilince onu yakarlar. Mum yakmanın şirkle ilgisi yoktur.
Adak düşmanlığı
Sual : Diğer mezhepsizler gibi, dinin emirlerini sorgulamayı âdet hâline getiren bir yazar, dünya menfaatine dayalı bir şey için, ( Şu işim olursa, hastam iyileşirse üç gün oruç tutacağım diye adakta bulunmak makbul değildir. Böyle bir adak kaderi de değiştirmez) diyor. Sanki kaderi değiştiren bir ibadet olduğu mu anlatılmak isteniyor?
CEVAP
( Böyle bir adak kaderi değiştirmez) demek, başka türlü adağın veya başka işlerin kaderi değiştirdiğini söylemek olur ki, çok yanlıştır. Kaza-i muallak olanlar hariç kader değişmez, kimse de değiştiremez. İki âyet-i kerime meali şöyledir :
( Benim sözümde değişiklik olmaz. Kullara zulmedici değilim.) [Kaf 29]
( Her ümmetin bir eceli vardır, gelince ne bir an geri kalır, ne de bir an ileri gider.) [Araf 34] ( Bu iki âyette bildirilen hüküm kaza-i mübremdir, asla değişmez. Kaza-i mübrem, kesin olan, hiç değişmeyecek olan hükümdür.)
Eğer başımıza gelen iş, kaza-i muallak ise, kabul olan dua veya hayırlı bir iş ile önlenebilir. Bir işin kaza-i muallak mı, kaza-i mübrem mi olduğunu bilemediğimiz için tedbirli olmayı ihmal etmememiz gerekir. İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki :
Kaza, yani Allahü teâlânın yaratacağı şeyler, iki kısımdır : kaza-i muallak ve kaza-i mübrem. Birincisi, şarta bağlı olarak, yaratılacak şeyler demektir ki, bunların yaratılma şekli değişebilir veya hiç yaratılmaz. İkincisi, şartsız, muhakkak yaratılacak demek olup, hiçbir suretle değişmez, muhakkak yaratılır. Kaf sûresinin, ( Sözümüz değiştirilmez) mealindeki 29. âyet-i kerimesi, kaza-i mübremi bildirmektedir. ( 1/217)
Tedbir, takdiri değiştirmez
Adak, kaza-i mübremi yani kaderi değiştirmek için değildir. Namaz kılmak, oruç tutmak ve zekât vermek gibi bütün ibadetler de böyledir. Hiçbiri kaderi değiştirmek için yapılmaz. Dinin emrine uyularak yapılır.
Alınan tedbirler takdiri değiştirmez. Fakat biz kaza ve kaderimizi, başımıza gelecekleri bilmediğimiz için, bizimki sadece tedbir almaktır. Tedbir almak, sebeplere yapışmak ise dinimizin emridir. ( Redd-ül-muhtar, Dürer, Kudurî, Mebsut)
( Şu işim olursa, hastam iyileşirse…) diye adakta bulunmanın hiçbir mahzuru yoktur.
Şarta bağlı olarak evliya zatlara adak yapmak da, kendini, günahı çok, dua etmeye yüzü yok bilerek, mübarek birini vesile edip, Allahü teâlâya yalvarmak demektir. Mesela ( Hastam iyi olursa veya şu işim hâsıl olursa, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasin okumak veya bir koyun kesmek nezrim olsun) deyince, bu dileğin kabul olduğu çok tecrübe edilmiştir. Burada, Allahü teâlâ için Kur’an-ı kerim okuyup veya koyun kesip, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine bağışlanmakta, onun şefaatiyle, Allahü teâlâ, hastaya şifa vermekte, kazayı, belayı gidermektedir. ( S. Ebediyye)
Seyyid Ahmet Tahtâvî hazretleri buyuruyor ki : Adak yapmanın caiz olduğu âyet ve hadislerle sabittir. Şarta bağlı olan nezir, şart hâsıl olmadan önce yapılmaz. Mesela, ( Hastam iyi olursa, Allah için şu kadar sadaka vermek ve sevabını Seyyid Ahmed Bedevî hazretlerine bağışlamak nezrim olsun) deyip, hasta iyi olmadan önce nezrini yapması caiz olmaz. Hasta iyi olduktan sonra yapması lazım olur. Şarta muallak olan nezir, şart edilen şeye karşılık olarak yapılmamalı, şükür secdesi gibi, Allahü teâlâya şükür olarak yapılmalıdır. ( İmdad haşiyesi)
( Yâ Rabbî, eğer hastama şifa verirsen Seyyidet Nefise hazretlerinin veya İmam-ı Şâfiî hazretlerinin türbeleri kapısında bulunan fakirleri doyurmak nezrim olsun) denirse sahih olur. ( Nimet-i İslâm)
( Ey Allah’ım, hastama şifa verirsen, falanca yerdeki fakirlere ikramda bulunacağım) derse yani nezir Allah için, nezredilen şeyin faydası da fakirler için olursa ve nezredilen şey hak sahibi olan fakirlere verilirse bu şekilde yapılan adak caiz olur. ( Hindiyye)
( Hastalıktan kurtulursam, Allahü teâlânın rızası için bir koyun kesmek nezrim olsun) denince, nezir sahih olup, kesmesi lazım olur. ( Dürer ve Gurer)
Görüldüğü gibi dünya menfaati için yapılan adakların sahih olduğu bütün kitaplarda yazılıdır. Aksini bildiren muteber hiçbir kitap yoktur.
Adakla ilgili çeşitli sual cevaplar
Sual : Kurban bayramı günü oruç tutacağım diye adakta bulundum. Bayramda oruç tutulmayacağına göre başka gün mü tutmam gerekir?
CEVAP
Evet, başka gün tutması lazım olur.
Sual : Bir kimse, Allahü teâlânın rızası için oruç tutayım dese, kaç gün olduğunu söylemese, oruç tutması gerekir mi?
CEVAP
Evet, bu orucu adak olur ve üç gün oruç tutması gerekir.
Sual : İki ay önce bir erkek çocuğumuz dünyaya geldi. Bu çocuk için ihtiyar babaannesi, çocuk sağ salim doğarsa üç gün oruç tutacağım demiş, şimdi de hastalandığı için oruç tutamıyor, ne yapması lazım?
CEVAP
İyileşinceye kadar bekler. Şayet hiç iyileşme imkanı yoksa yemin kefareti vermesi lazım.
Sual : İki kişinin bir koyunu kurban adaması caiz midir?
CEVAP
İki kişinin bir koyunu adaması caiz olmaz. İki kişi bir koyunu kurban da edemez. Bir kişi bir tavuk veya bir yumurta bile adayabilir. Ama kurban kesecekse, kurbanlık vasfı olan bir hayvan kesmesi gerekir.
Sual : Kalbimden "Annem hastalıktan kurtulursa Allah rızası için bir koyun keseceğim" dedim. Böyle söylemek adak olur mu?
CEVAP
Kalben söylemekle adak olmaz. Dil ile söylemek gerekir.
Sual : Zenginin, hayatının nimetine şükür olarak kesmeyi niyet ettiği hayvanı kesmesi vacib olur mu?
CEVAP
Evet, vacib olur.
Sual : Adağımızı kesmeyip, parasını ablamın oğluna verebilir miyiz?
CEVAP
Adağı kesmek şarttır. Yeğeniniz zengin değilse, etini ona verebilirsiniz. Adağı yerine getirmek vacib olduğu için, bedeli verilmez. Eğer Kurban Bayramında kesilememişse, bedeli tasadduk edilir. Kurban denilmemişse, adak hayvanı her zaman kesilebilir. Gecikse de, yine bedeli verilmez, kesmek gerekir.
Sual : Şu işim olursa sevabını imam-ı Rabbani hazretlerine bağışlamak üzere 3 Yasin-i şerif okumak nezrim olsun, dediğimizde Yasin-i şerifleri üçünü peş peşe, hiç ara vermeden mi okuyacağız yoksa ayrı zamanlarda okusak olur mu?
CEVAP
Peş peşe okumak iyi olur. Ayrı zamanlarda da okumak caizdir.
Sual : Şu işim olursa filana şunu vereceğim diye, yani isim söyleyerek adak yapıldığında o söylediğimiz kişiye değil de başkasına vermek caiz olur mu?
CEVAP
O kişinin fakir olması gerekir. Fakir değiştirilebilirse de, para miktarı ve verilecek şey değiştirilemez.
Sual : Eğer bir daha sigara içersem bir altın bir fakire vermek nezrim, yani adağım olsun dedim. Sigara içersem fakire altın vermek zorunda mıyım?
CEVAP
Adak, murat edilen şey için yapılır. Mesela, ( Falanca ile evlenirsem, fakire bir altın vermek nezrim olsun) denirse, evlenince adağını yerine getirmek zorundadır. Sigara içmemek için yemin edilebilir. Mesela ( Eğer bir daha sigara içersem bir altın bir fakire vereceğim) diye yemin ederseniz, sigara içtiğiniz zaman bir altını bir fakire vermek zorundasınız.
Sual : On kişi cemaatle nafile namaz kılmayı adadık. Ayrı mı kılınır?
CEVAP
Evet.
Sual : Benim bir nezrim var fakat bu nezrim daha hasıl olmadı. Ben bu nezrimi şimdiden yaparsam, nezrim hasıl olduktan sonra yeniden tekrarlamam gerekir mi?
CEVAP
Nezrin gerçekleşmeden nezir yerine getirilmez. Getirilse bile, tekrar yenilemek gerekir.
Sual : ( İyi olursam, zengine şunu vereceğim) dense, adak olur mu?
CEVAP
Olmaz.
Sual : Fakir, ( İnşallah kurban keseceğim) dedi. Ama kesemedi. İnşallah dediği için adak olmaz mı?
CEVAP
Adak olur.
Sual : ( Orucu Mekke’de tutacağım) diye nezreden, Mekke’de mi tutar?
CEVAP
Hayır. O şarta uymak şart değildir. Dilediği yerde tutar.
Sual : ( İşim olursa, tavuk kesip fakire vereceğim) demek adak mı?
CEVAP
Evet.
Sual : Bir koyun adamıştık. Bunun yerine bir inek kessek adağımız yerine gelmiş olur mu?
CEVAP
Evet.
Sual : Bir inek adayan, bunun yerine 7 koyun kesebilir mi?
CEVAP
Evet.
Sual : ( İnşallah onun yerine hacca giderim) demek adak olur mu?
CEVAP
Adak değil, temennidir.
Sual : ( Yemek var mı, yarın oruç tutacağım) demek adak olur mu?
CEVAP
Haber vermek olur, adak olmaz.
Sual : ( Hastam iyi olursa, şu kadar şeftali vereceğim) diye adakta bulunulsa, hasta iyileşince şeftaliyi vermek vacib olur mu?
CEVAP
Elbette.
Sual : Adak hayvanının hepsini fakir misafirlere yedirmek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual : ( Şu iş olursa, kellemi keserim) demek adak olur mu?
CEVAP
Olmaz.
Sual : Mevlit okumak adamıştım. Kur'an okusam caiz olur mu?
CEVAP
Kur'an-ı kerim okumak tercih edilir.
Sual : 7 koyun adayan bunun yerine bir inek kesebilir mi?
CEVAP
Kesemez.
Sual : Param yokken, koyun kesmeyi diye nezrettim. Bana bir koyun hediye edildi. Bunu kesmem lazım mı?
CEVAP
Nezr sahih olmamıştır. Sahih olmayan nezri kasten yapmak günahtır. Nezirden önce şartlarını öğrenmek lazımdı.
Sual : Başıma gelecek belalardan kurtulmak niyetiyle, ( Bir koyun kesip müslümanlara yedireceğim) demek adak olur mu?
CEVAP
Allah rızası için diye niyet etmişse, adak olur.
Sual : Evimin önüne cami yapılırsa, evdeki halıyı sereceğimi nezrettim. Cami yapıldı. Bu halıyı fakire verebilir miyim?
CEVAP
Caminin ihtiyacı yoksa, fakire verilebilir.
Sual : Nezrimi zekât olarak verebilir miyim?
CEVAP
Kadihanda diyor ki : Bir kimse nezr yapsa sonra bu malı zekât olarak vermek istese, bu zekâtı kabul olmaz. Bu malı nezr olarak vermesi lazımdır.
Sual : ( Hastam iyi olursa, bir koyun kesmek veya yüz bin lira tasadduk nezrim olsun) denince, ikisinden birini yapmak kâfi mi?
CEVAP
Veya denince biri kâfidir.
Sual : ( Sabah namazını her kaçırışta, üç gün oruç tutmak nezrim olsun) dedim. Nezrimi yerine getirmem gerekir mi?
CEVAP
Namazı kaza etmek kâfidir.
Sual : Parası varken bir hayvan kesmeyi adayanın, sonra parası kalmasa, bunun için ödünç alması gerekir mi?
CEVAP
Hayır. Parası olunca keser.
Sual : Üç sene önce adadığım koyunu, şimdi kessem caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual : Nezri, birkaç sene geciktirmek, günah mı?
CEVAP
Hayır. Fakat sevabı azalır.
Sual : Adak kesilirken, yanlışlıkla vacib kurban denilse caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual : ( Bir haftada Kur'anı hatmedeceğim) diye nezredince, bir haftada bitirmek gerekir mi?
CEVAP
Hayır. Daha az veya daha fazla zamanda da bitirilebilir.
Sual : ( Şu günahı işlersem, koç keseceğim) demek nezir olur mu?
CEVAP
Hayır. Murad edilen şey için nezir yapılır.
Sual : ( Sabah namazına kalkamadığım her sefer için bir gün oruç tutacağım) diye nezretmek caiz mi?
CEVAP
Hayır.
Sual : ( İyi oldum şükür. Bir kurban keseyim) dedim. Bu adak mı?
CEVAP
Evet.
Sual : Rüyamda ( Kurban kesin) dediler. Uyanınca kocama anlattım. ( Peki keselim) dedi. Böyle söylemesi adak olur mu?
CEVAP
Hayır.
Sual : ( Oğlum iyi olursa, bin lira sadaka vereceğim) diye nezrettim. Para yerine aynı değerde eşya vermem caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual : Yarın zengin olacağım. Şimdi mülkümden çok nezr sahih mi?
CEVAP
Sahih olmaz.
Sual : Üç koç adamıştım. Yerine bir inek kesmem caiz mi?
CEVAP
Hayır.
Sual : Koyun adamıştım. Soranlara aynı hayvanı kastedip kurban keseceğim dedim. Hangisi muteberdir?
CEVAP
Satın alırken yaptığı niyeti muteberdir.
Sual : Kurbanlık vasfı olmayan kuzu, sadaka olarak adanır mı?
CEVAP
Evet. Haram olmayan her mal sadaka olarak adanır.
Sual : Bir kimse, beş günah ismini sayıp ( Bu günahları işlersem şu parayı tasadduk edeceğim) diye nezretse, o günahlardan birini veya ikisini işlese, nezrini yani adağını yerine getirmesi lazım mıdır?
CEVAP
Bu nezr olmaz. Murad edilen şey için nezr yapılır.
Sual : Annemin adak kurban borcu var. Vakti geçmiş. Değerini nasıl hesaplayabiliriz? Oğluna ya da damadına verebilir mi?
CEVAP
Bugün piyasaya gidilir, ortalama bir kurban kaça alınıyorsa, o değerde altın verilir. Fakirse damadına verebilir. Oğluna veremez.
Sual : Adak kurbanının sakatatları dahil her şeyi dağıtılır değil mi?
CEVAP
Evet dağıtılır.
Sual : Bir kimse bir adak adıyor, şöyle; "Eğer torunum okulunu bitirirse Allah rızası için bir kurbanlık koyun keseceğim" diyor ve torunu okulunu bitiriyor. Kurban adanan kimsenin yani torunun, kurban kesilirken adak kurbanın başında olmasına gerek var mıdır?
CEVAP
Hayır. Ne adayanın ne de torunun başında bulunması gerekmez.
Sual : Adak kurbanının kanını adanan kişinin alnına vuruyorlar. Doğru mudur?
CEVAP
Yanlış. Uygun değil.
Sual : Benim adak borcum var. Ayrıca kurban bana vacib olursa, bu durumda önceliği vacib olan kurbana mı vermeliyim?
CEVAP
Adaklar her zaman kesilir, kurban bayramını beklemek gerekmez. Para elinize geçince kesersiniz. Kurban size vacib oluyorsa bayramda kurbanınızı kesersiniz.
Sual : Benim adak borcum var. ( Geçen sene benim bir işim olursa bir kaç kurban kesecektim ve belirli bir yerlere ( Çeçenistan ve saire) gönderecektim). Bu işimin olmasını Allahü teâlâ nasip etti. Yalnız, kaç kurban ve nereye olduğunu bir türlü hatırlayamıyorum. Ne yapmam gerekir?
CEVAP
Kurban denilince kurban bayramında kesilmesi gerekirdi. Eğer üzerinden bir kurban bayramı geçmişse, artık kesemezsiniz, bedelini, yani değerini altın olarak bir fakire vermeniz gerekir.
Nereye olması önemli değildir. Yani denilen yere vermek şartı yoktur. Fakat kurbanın adedi önemlidir. Zannınız ne ise ona göre hareket etmeniz gerekir, bir mi dediniz iki mi dediniz, hatırınızda kalan ne ise ona göre hareket edersiniz.
Sual : Eşim, isteğim yerine geldiği an Silsile-i aliyye büyüklerinin ruhlarına, hediye etmek için 3 kurban keseceğini vaad etmiş. Bu adak mıdır, yoksa dilek midir?
CEVAP
Bu adaktır. Yerine geldiği zaman, kurban bayramında kesmeniz veya kestirmeniz gerekir. Adak, fakirin hakkıdır. Eşiniz de yiyemez siz de yiyemezsiniz. Ancak bir fakire verdiğinizde, o fakir, zengin fakir istediğine yedirebilir, o zaman sizler de yiyebilirsiniz.
Sual : Okulu bitirirsem bir hayvan keseceğim dedim. Bu hayvan adak mı olmuş oluyor?
CEVAP
Evet adak oluyor. Etinden sen ve ailen yiyemez. Zenginler de yiyemez. Kardeşiniz yiyebilir.
Sual : Ünye’li bir arkadaşımız var. Seneler önce bir sıkıntısı varmış. Bu giderse bir öküz keseceğim ve Ünye’de bir yemek vereceğim diye adak adamış. Şu anda ise İstanbul’da çalışıyor. İsteği olunca öküzü İstanbul’da kesiyor ve yemeği İstanbul’da veriyor. Şimdi ise aklı başına geliyor bunu Ünye’de mi yapmam gerekirdi diyor. Bu arkadaşın adağı ödenmiş midir?
CEVAP
Ünye’de kesmesi gerekmez, istediği yerde kesebilir. Adağı yerine gelmiştir.
Sual : Kayınbiraderimin her inşaata başlamadan önce kesmeyi âdet haline getirdiği hayvanın etinden zenginlerin yemesi caiz midir?
CEVAP
Zenginler ve hanımı ve çocukları yiyemez. Normal işçiler yesin diye kesmişse, yani kasaptan et alır gibi daha ucuz olur, daha uygun diye almışsa adak olmaz, herkes yiyebilir
Sual : Oğlum askerden gelince kurban kesmeyi adadım. Askerden gelince mi, yoksa kurban bayramında mı kesmem lazım?
CEVAP
Kurban bayramında kesmek lazımdır.
Sual : Arkadaş ev almış, cenab-ı Hakka şükür için acaba kurban mı kessek, yoksa bir kaç fakire bedelini sadaka olarak mı versek daha iyidir. Hangisi daha evladır diye soruyor.
CEVAP
Vacib sevabı nafile sevabından çok büyüktür, mukayese bile kabul etmez. Alınan arabaya, eve şükür için hayvan kesmeye niyet edince adak olur. Adağı da kesmek vacib olur. Etinden kendisi ve zenginler yiyemez.
Kurban lafzı geçerse kurban bayramında kesmesi gerekir, daha önce kesilse adak yerini bulmaz. Kurban lafzı geçmezse istediği zaman kesebilir. Adak ayrı, adak kurbanı ayrıdır.
Bedelini vermek daha kolay olabilir. Onun için üç beş fakire şu kadar para vereceğim diye adar ve verir. Böylece de vacib sevabı alınır.
Sual : Zenginler adak kurbanının etinden yiyemez diye yazılarınız sayesinde yeni öğrendik. Seneler evvelinde, eniştem sağ salim arabayla Türkiye’ye varınca bir koç keseceğim diyerek adak adamış, bunu yerine getirdi, kendisi adak etinden satın alıp yedi, fakat bizler bilmediğimiz için dinen zengin olduğumuz halde, yedik. Şimdi bunu nasıl düzelteceğiz? Vefat etmiş annem için de bunu düzeltebilir miyim?
CEVAP
Yenilen etin parası kadar bir para bir fakire sadaka olarak verilir.
Sual : Annem bir torunum olursa Allah rızası için 2 kurban keseceğim dedi ve bir torunu oldu. Fakat bir kurban bayramı geçti, 1 tanesini kurban bayramından sonra kesti, diğer kurbanını kesemedi bu kurbanda kurbanı kesmesi mi lazım ve ne yapması lazım? Kesilen kurban etinden kimler yiyemez?
CEVAP
Kurban bayramında kesmesi gerekirdi. Öteki de zamanında kesilmemiş oldu. Yani iki tane borcu var. Bu bayramda ikisini de kesse borç yerine gelmez. İki kurban parasını altın olarak fakir birine bu niyetle verirseniz borçtan kurtulursunuz.
Adak etinden kesenin kendisi ana babası ve çocukları ve torunları yiyemez. Bir de zenginler yiyemez. Zengin dediğim de borçlarını çıktıktan sonra, 96 gram altını veya bu değerde parası olan kimse demektir.
Sual : Bizim bir adak kurbanı vardı, fakat zamanı geçti. Yani ilk kurban bayramı geçti. Değerini altın olarak vermek şart mı?
CEVAP
Vacibdir.
Sual : Adak adamak diye bir şey var mı?
CEVAP
Elbette var. Mesela kardeşim, namaz kılmaya başlarsa, yedi Yasin okuyup sevabını Ubeydullah-i Ahrar hazretlerine bağışlayacağım demek bir adak adamak olur.
Yahut falanca ile evlenirsem, Allah için bir kurban keseceğim demek adak adamak olur.
Sual : Büyük miktarda borcu olan bir tanıdığım var. Peyderpey borçlarını ödüyor. İşler de fena değil ve dışardan biraz göz ediyorlarmış. Allah için kan akıtıp etleri işçilerine vermek istiyor. Hem de Allah’ın izniyle nazardan, kazadan beladan korunmuş oluruz diyor. Sorum şu : Borcu olanın sadaka vermesi uygun mu? Kurban parası dokunmaz diyor. Bu tip sadakalardan alacaklının hukukuna girilir mi? Sadaka vermenin de bir derecesi var mı?
CEVAP
Hemen vermesi gereken ödünç borç ile, taksitli borçların hükmü farklıdır. Taksitli borçları olan her sadakayı verir. Adak keser. Ama adak hayvanını sadece fakir olan işçiler yiyebilir, içlerinde nisabı bulan işçi varsa yiyemez. yerse onun parasını da bir fakire vermesi gerekir. Acil verilmesi gereken ödünç borcu olan bile, miktarı az olan sadaka verebilir.
Sual : Amerika’da yaşıyorum. Adak kurbanım var. Vekaletle Türkiye’de kestirebilir miyim? Yoksa bizzat benim mi kesmem gerekiyor?
CEVAP
Evet vekalet verince olur. Bizzat sizin kesmeniz gerekmez. Vekiliniz kesip fakirlere dağıtabilir.
Sual : Allahü teâlânın rızası için kurban keseceğim. Adak değil. Ev aldık, araba aldık bunun için keseceğiz. Kendimiz aile efradı bunun etinden yiyebilir mi?
CEVAP
Aldığımız evden veya arabadan dolayı Allah rızası için hayvan denilince adak olur. Başıma gelecek belalardan kurtulmak niyetiyle, Allah rızası için bir koyun keseceğim demek de adak olur. Kurban denilince hem adak olur hem de bu adağı kurban bayramında kesmek gerekir. Etinden kesenler ve zenginler yiyemez. Eti fakirlere verilir.
Sual : Yeni araba alınca arabanın tekerleği yanında veya temel atılırken temelin içinde kurban kesmek uygun mudur?
CEVAP
Yolcusu veya sevip saydığı kimse gelince, o insan için saygı hayvanı veya şükür hayvanı kesmek caiz değildir. Yolcu gelmeden veya gelince adak edilir ve adak olarak, yani Allahü teâlâ için kesilir ve etleri fakirlere yedirilirse caiz olur.
Allahü teâlânın rızası için olmayıp, yalnız hacdan gelen için ve gelen reisi karşılamak için kesilen hayvan leş olur. Kesmesi ve yemesi haram olur. Gelene ziyafet için kesmekte ise hiç mahzur yoktur.
Bir araba alınca, temel atılırken veya hasta iyi olunca, Allah için hayvan kesmeyi adayıp, etini fakirlere sadaka vermek caizdir.
Bir kimse, kestiği hayvanı Allah için kesiyorsa, ister arabanın tekerleği yanında, ister arabanın üstünde kessin mahzuru olmaz. Adak edilen hayvan yalnız Allah rızası için kesilmelidir. İnsan için, put için kesilenler yenmez.
Fakir olsun, zengin olsun, adak eden, adak edilerek kesilen hayvanın etinden yiyemez ve zekât vermesi caiz olmayanlara yediremez.
Ana-babasına, evlatlarına, karı-koca birbirine, fakir olsalar da yediremez. Yerse veya bunlara yedirirse, yenilen etin kıymetini, fakirlere sadaka verir.
Sual : Kurban kesecek misin desek, fakir de evet dese adak olur mu?
CEVAP
Adak olmaz.
Adak kurbana dâhil edilir
Sual : Biri adak, biri akika, biri vacib olan bayram kurbanı, biri nafile, biri ölü için, biri de Peygamber efendimiz için olmak üzere kurban kesmek istense, bir inek kesilebilir mi?
CEVAP
Evet, kesilebilir. Yedi kişiye kadar ortak olmak caizdir.
Sual : Adak etinden süt anne, süt baba ve süt kardeş yiyebilir mi?
CEVAP
Fakir veya zengin, adakta bulunursa, adak hayvanın etinden yiyemez ve zekât verilmesi caiz olmayan anasına, babasına, dedesine, evladına, torununa, kocasına veya karısına, fakir olsalar da, yediremez. Yerse veya bunlara yedirirse, yenilen etin kıymetini, fakirlere sadaka verir. Yeniden hayvan kesmek gerekmez.
Akrabasından ve evinde bulunanlardan, zekâtını vermesi caiz olan büyük, küçük herkes yiyebilir. Kardeş, kayınvalide, kayınpeder, gelin, üvey anne, üvey baba, üvey evlat, süt anne, süt baba ve süt kardeş de yiyebilir. Bunların içinde zengin olanlar yiyemez. Yerlerse, adak sahibi, bunların yediklerinin kıymetini fakirlere verir. ( Hindiyye)
Sual : Adak orucu arka arkaya mı tutulur?
CEVAP
Nasıl niyet etmişse öyle tutar. Şu kadar gün oruç tutacağım demişse, yani peş peşe tutacağım dememişse, muhayyerdir, dilediği gibi tutar.
Sual : Senelerdir yerine getiremediğimiz bir kurban adağımız vardır. Kesilemeyen bu kurbanın parasını, beyim, fakir ablasına verse olur mu?
CEVAP
Bir kimse, "Bir hayvan keseceğim" diye adakta bulunursa, dilediği zaman dilediği yerde keser. Bedelini vermesi caiz olmaz.
Niyet ederken hayvan demeyip de kurban diyen kimse, kurban bayramında kesmesi gerekir. Bütün kurbanlar, kurban bayramında kesilir. İlk kurban bayramında kesilmeyen kurbanlar, başka zaman veya ondan sonraki kurban bayramında kesilmez. Yani zamanında kesilmeyen kurbanların kazası, kurban olarak değil, bedeli altın olarak bir fakire verilir.
Beyiniz de, kurban bayramını geçirdiği için, bedelini herhangi bir fakire vermesi gerekir. Fakir akrabaya vermek daha iyidir. Zekâtı da yakın akrabaya vermek iyi olur.
Altın olarak vermek zor olursa, bunun da kolayı var. Adak beyinizin ise, ablasına telefon ederek, yahut mektup yazarak veya yakında ise söz ile vekalet alırsınız. Mesela, ( Sana verilecek kurban bedelini almak ve kullanmak üzere beni vekil et!) dersiniz. O da ( Vekil ettim) derse, beyiniz bir kurban bedeli altını size verir. Siz de altının tutarı kadar parayı beyinizin ablasına verir veya gönderirsiniz. Altın sizin olur.
Sual : "Şu işim olursa Allah rızası için Eyüp sultanda bir koyun adağım olsun" diyen, bu adağını başka yerde kesebilir mi?
CEVAP
İstediğiniz yerde kesmeniz caizdir. Etini siz yiyemezsiniz, fakirlere vermeniz gerekir. ( Hidaye)
Sual : Adadığım kırk Yasini başka birine okutmam caiz olur mu?
CEVAP
Caizdir. ( Redd-ül muhtar)
Adağın bedelini vermek
Sual : Horoz adayan kimsenin, horozu kesmesi şart mı?
CEVAP
Hayır, kesmesi şart değildir. Horozu diri olarak bir fakire verebilir; çünkü horozdan kurban olmaz. Koyun kesmek adansaydı bedeli verilmez, herhangi bir zamanda kesmek gerekirdi.
Eğer koyun kurban olarak adanırsa, isteği gerçekleşince, ilk kurban bayramının ilk üç gününde kesmek gerekir. Kesilemezse, bedeli altın olarak bir fakire verilir.
İki hayvan adayan
Sual : Bir yaşını doldurmuş iki küçük kuzu adayan, ikisinin değerinde büyük bir koç kesebilir mi?
CEVAP
Hayır, kesemez. İki hayvan kesmesi gerekir.
Koyun yerine keçi
Sual : Koyun adayan, bunun yerine keçi kesebilir mi?
CEVAP
Evet.
Sual : Şu işim olursa, bir hayvan keseceğim diye adakta bulundum. Fakat şimdi, koyun mu, keçi mi diye, adadığım hayvanın cinsini hatırlamıyorum. Hangi hayvanı, ne zaman kesmem gerekir?
CEVAP
Adakta âdete bakılır. Adaklık hayvan dendi mi, genelde koyun anlaşılır. Hangi zaman keseceğini hatırlamayan kimse, ihtiyaten Kurban bayramında keser.
Sual : Bir kimse, ( Bu iş şöyle olmazsa, şunu yapacağım) dese ve o iş öyle olmasa adadığı şeyi yapması gerekir mi?
CEVAP
O iş olmadıktan sonra, yapacağını yapması gerekmez.
Allah rızası için
Sual : Adak adarken, ( Allah rızası için) demeden, sadece, namaz kılmayı, oruç tutmayı veya kurban kesmeyi adayanın adağı sahih olur mu?
CEVAP
Evet, sahih olur. Bunlar zaten Allah rızası için yapılır. Allah rızası için denmese de, adak sahih olur.
Adak kurbanı önceden kesilse
Sual : Adak kurbanını bayramdan önce kesen, daha sonra kurban dediği için Kurban Bayramında kesileceğini öğrense, Kurban Bayramında tekrar kesmesi gerektiği için, şimdi kestiği hayvanın etinden yiyebilir mi?
CEVAP
Evet, adak olmadığı için yiyebilir. Ancak, bayramda keseceği adak olduğu için, kendisi yiyemediği gibi, fakir olsalar da zekât verilmesi caiz olmayan anası, babası, dedesi, çocukları, torunları ve eşi yiyemez. Yabancı da olsa zenginlere veremez.
Sual : Bir şarta bağlı adakta, mesela hastam iyi olursa bir koç keseceğim diyen kimsenin, adarken adağını yerine getirecek imkânı olmayıp, hasta iyi olduğu zaman koç kesecek imkânı varsa, adağı sahih olup, yerine getirmesi gerekir mi?
CEVAP
Evet.
Koç adamak
Sual : Koç adayan kimsenin, illa koç mu kesmesi gerekir? Başka hayvan kesemez mi?
CEVAP
Koç kesmesi şart değildir. Koyun, keçi, inek de kesebilir; ama inek adayan, bir koç kesemez. Yedi koç kesebilir.
Adağı geciktirmek
Sual : Zengin, ( Hastam iyi olursa, bir koç keseceğim) diye bir adakta bulunsa, hastası iyileşse; ama fakirleşip adağını kesemese, maddi durumu düzelene kadar adağını geciktirmesi caiz olur mu?
CEVAP
Evet, caizdir.
Horoz kurban olmaz
Sual : Horozdan kurban olmayacağını bilmeden, ( Horoz kurban edeceğim) diye adakta bulunan kimsenin, bir horoz kesmesi gerekir mi?
CEVAP
Horoz kurban olmazsa da, eti sadaka olarak veya diri olarak fakire verilir. Adağını yerine getirmesi lazımdır.
Oruç adamak
Sual : ( Hastam iyi olursa Allah rızası için oruç tutacağım) diyenin, hastası iyi olunca, kaç gün tutması gerekir?
CEVAP
Üç gün oruç tutması gerekir. Bir kimse, ( Allah rızası için oruç tutayım) dese, kaç gün olduğunu söylemese, bu orucu adak olur ve üç gün oruç tutar. ( S. Ebediyye)
Sadaka adayan
Sual : Adadığımız bir para, âkıl baliğ olmayan çocuğa verilebilir mi?
CEVAP
Evet, çocuk ve babası fakirse adak sahih olur.
Adak parası ve zekât
Sual : Şu işim olursa şu kadar parayı şuraya vereceğim, diye adakta bulunmuştum. O işim oldu. Bu parayı zekât olarak versem, adak borcundan kurtulur muyum?
CEVAP
Adak borcundan kurtulmuş olunmaz. Adağı da vermek gerekir. ( Kadıhan)
Para yerine değeri
Sual : Şu kadar para vereyim diye adakta bulundum. Para yerine altın veya aynı değerde herhangi bir eşya vermek caiz olur mu?
CEVAP
Evet, caiz olur.
İki kişi bir adak
Sual : İki kişinin bir koyun kurban etmeleri caiz olmadığı gibi, iki kişinin bir koyunu adaması da mı sahih olmaz?
CEVAP
Evet, sahih olmaz.
Sadaka adamak
Sual : Bir kimse 100 lira sadaka adasa, bunu zekât vermesi gereken maldan mı vermesi gerekir?
CEVAP
Evet, zekât malından vermek gerekir. Ticaret malı yoksa, altın verir. Başka maldan veremez. ( İhtiyar - İslam Ahlakı)
Kan adamak
Sual : ( Şu işim olursa, şu kadar kan vereceğim) diye adakta bulununca, işimiz olunca, adağımızı yerine getirmemiz gerekir mi?
CEVAP
Öyle adak sahih olmadığı, günah olduğu için, adanan kanı vermek gerekmez. Adanan şeyin, farz veya vacib olan bir ibadete benzemesi yahut başlı başına bir ibadet olması gerekir. Kan dahil, insanın hiçbir organı mal olmadığı için, adak yapılamaz. Mesela, ( Şu işim olursa, böbreğimin birini bir böbrek hastasına bağışlayacağım) demek sahih olmaz. Mal olmayan şey, bağışlanmaz ve ibadet olmadığı için adak olmaz. Ancak kendisinden kan alınmasına veya bir organın başka hastaya verilmesine izin vermekte mahzur olmaz. İzin vermekle bağışlamayı birbirine karıştırmamalıdır.
Günah olan şeyi adamak
Sual : Günah olan bir şey adansa, onu yapmak gerekir mi? Gerekmezse ne yapılır? Mesela bir kimse Kurban Bayramı'nda oruç tutmayı adasa, ne yapması lazım? On kişi, birlikte nâfile bir namazı, mesela tesbih namazını cemaatle kılmayı adasalar, ne yapmaları gerekir?
CEVAP
Kurban Bayramı günü oruç adamak caiz olur. Çünkü orucun kendi haram değildir. Başka gün tutması lazım olur. Nâfile namaz kılmayı adamak da caizdir, ama cemaatle kılmayıp tek başına kılmaları gerekir. Haram bir şeyi adamak, mesela, ( Filanı öldürmek, Allah için nezrim olsun) dense, bu adağı yapmak haram olur, büyük günah olur. Öldürmeyip, yemin kefareti vermesi gerekir.
Sahih olmayan adak
Sual : Hayvan kesecek gücü olmadığı hâlde ( Şu işim olursa, Allah rızası için bir koyun kesmek nezrim olsun) diyen kimsenin işi olunca, adağı kesmesi vacib olur mu?
CEVAP
Vacib olmaz. Böyle sahih olmayan nezri kasten yapmak günahtır.
Yitikten adak
Sual : Bir koçum çalındı. Ben de, ( Şayet çalınan koçum elime geçerse, o koçu kesip fakirlere yedireceğim) diye adakta bulundum. Tanıdıklar koçu bulup getirdiler. Bu koçu kesmem lazım mıdır?
CEVAP
İnsan, ancak kendi mülkü olan hayvanı adak edebilir. Çalınınca sizin mülkünüzden çıkmış olur. O koçu adamanız sahih olmaz. Sahih olmadığı için de şimdi o koçu kesmeniz gerekmez. Yanlış adak yaptığınız için tevbe istigfar etmeniz yeter.
Adağı önceden yapmak
Sual : ( Bir ay sonra bin lira sadaka vereceğim) diye adayan, bir ayı beklemeden hemen verse veya birkaç ay yahut birkaç yıl geciktirse caiz olur mu? Fakirse, bin lirası yoksa, yine yerine getirmesi lazım olur mu?
CEVAP
Şarta bağlı olmayan adağı, tayin ettiği zamandan önce yapmak caizdir. Fakat şarta bağlı, yani ( Şu işim olursa…) diyerek adanan adağın ise, şart hâsıl olmadan yerine getirilmesi caiz olmaz. Yerine getirirse, şart hâsıl olunca, tekrar yapması gerekir.
Şarta bağlı olmayan adağı, yani ( Falanca fakire veya filanca vakfa şunu vermeyi adadım) denirse, fakir olsa da, hemen yerine getirmesi lazım olur. Özürsüz geciktirmek caiz olursa da, sevabı azalır. Fakir kimse, gücünün yetmediği şeyi adamamalıdır.
Allah'a su-i zan
Sual : TV baykuşu bir hoca, ( İşin olsa da, olmasa da, adadığın koçu hemen kesip Allah'ı borçlandır! Allah, borçtan kurtulmak için isteğini yerine getirir) diyor. Böyle söylemek uygun mu?
CEVAP
Allah’ı borçlandırma tâbiri, hem edeb, hem de ilim bakımından yanlıştır. Bir kul, Allah’ı bir şey yapmaya nasıl mecbur eder ki?
Adak için söylediği şart gerçekleşmeden, adak edilen koç kesilmez. Eğer kesilirse, adak gerçekleşince, yeniden başka bir koç kesmek gerekir.
Zengin fakirleşse
Sual : Zengin bir kimse, ( Şu işim olursa, Allah rızası için bir koyun keseceğim) dese, sonra fakirleşse, o işi olunca da fakirliği devam etse, adağını yerine getirmeyi, zengin olana kadar geciktirebilir mi?
CEVAP
Evet, geciktirebilir.
Abdestsiz namaz kılmak
Sual : Abdestsiz namaz kılmak her durumda küfür müdür? ( Abdestsiz iki rekât namaz kılacağım) diye adakta bulunan kimsenin, bu namazı abdestsiz mi kılması lazımdır?
CEVAP
Abdestsiz namaz kılmanın, duruma göre küfür olduğunu söyleyen olduğu gibi, küfür olmadığını söyleyen âlimler de vardır. ( Berîka)
Sırf namazla alay etmek için abdestsiz namaz kılınırsa küfür olacağı, fakat başka sebeplerle kılınırsa küfür olmayacağı açıklanmıştır. Bu konuda, din kitaplarımızda deniyor ki :
Kasten, hiçbir mazeret olmadan abdestsiz namaz kılan kâfir olur. ( Hindiyye)
Abdest almak için su bulamayan ve teyemmüm için toprak da bulamayan kimse, kendini namaz kılanlara benzetir. Bu niyetle kasten abdestsiz namaz kılması küfür olmaz. ( Dürr-ül muhtar)
Abdestsiz namaz kılmayı adamak geçersizdir. ( Hindiyye)
Abdestsiz olarak iki rekât namaz kılmayı adamak, İmam-ı Muhammed'e göre geçersizse de, İmam-ı Ebu Yusuf'a göre, abdest alarak o namazı kılmak lâzımdır. ( Halebî)
Bir rekât namaz kılmayı adayanın, iki rekât, üç rekât adayanın ise, dört rekât kılması gerekir. ( İbni Âbidin)
Bu ifadelerden anlaşılıyor ki, yanlış bir şey adayanın, o işin doğrusu ne ise, onu yapması lazımdır. Mesela cemaatle namaz kılmayı adayan kimsenin, o namazı yalnız kılması lazımdır. Çünkü cemaatle namaz kılmayı adamak yanlıştır. Abdestsiz namaz kılmayı adayanın da abdest alarak kılması lazım. Gündüz iki rekât namazı sesli olarak kılmayı adayanın da sessiz olarak kılması lazımdır. Orucunu içkiyle açacağını adayan da içkiyle orucunu açmaz.
Adak Hakkında
Evliyânın büyüklerinden Muhammed Zuğdân ( rahmetullahi teâlâ aleyh) şöyle anlatır : Bir gece rüyâmda, Resûlullah efendimiz buyurdular ki : Bir ihtiyâcın var ise ve onun yapılmasını diliyorsan, Seyyidet Nefîse ye ( Resûlullah´ın pak neslinden gelen bir veli hanıma) bir kuruş bile olsa adakda bulun. O zaman senin ihtiyâcın giderilmiş olur.
Âriflerin ve evliyânın büyüklerinden ve meşhûrlarından Yâkût-i Arşî ( rahmetullahi teâlâ aleyh) Habeşistan da büyüyüp yetişti. Bir zaman köle oldu. Mısırlı bir tüccâr bunu satın alıp, memleketi olan Mısır a götürmek üzere yola çıktı. Gemi ile gelirken, denizde bir fırtına çıktı. Gemi batacak hâle geldi. Ebü´l-Abbâs-ı Mürsî hazret- lerinin büyük bir zât olduğunu duymuş olan tüccâr, Allahü teâlâya duâ edip; Yâ Rabbî! Eğer sağ sâlim karaya çıkarsak, köle olarak aldığım bu genci ( Yâkût u) Ebü l-Abbâs hazretlerine hibe edece- ğim diye nezretti ( adadı). Allahü teâlânın izni ile fırtına sâkinleşti. Selâmetle karaya çıktılar. İskenderiyye ye gelen tüccâr, nezrettiği şeyi yerine getirecekti. Fakat, Yâkût ismindeki bu köle de çok kıy- metli idi. Kendi kendine; Ben Ebü l-Abbâs hazretlerine Yâkût u vermeyi adamıştım. Bu Yâkût ismindeki genç çok kıymetli olduğu- na göre, ben, çarşıdan kıymetli bir yâkût taşı alıp, Ebü l-Abbâs a hediye ederim.
Böylece adağımı yerine getirmiş olurum. diye dü- şündü. Dediği gibi yaptı. Çarşıdan kıymetli bir yâkût taşı alarak Ebü l-Abbâs ın huzûruna vardı. Bunu kendisine hediye getirdiğini bildirdi. Ebü´l-Abbâs-ı Mürsî ona; Bize bu yâkûtu değil, bizim için vâdettiğin asıl Yâkût u getir! Sözünden dönme! buyurunca, tüccâr hatâsını anladı ve gidip Yâkût u getirerek teslim etti. O da bunu ta- lebeliğe kabûl etti. Habeşistan, Mısır a çok uzak olduğu için, her- kes bu yeni arkadaşlarını merak ettiler. İsmini ve memleketini öğ- renince, hocalarının yıllarca önce verdiği doğum yemeğini hatır- ladılar. Tuttukları târihe baktılar. Yeni gelen arkadaşlarının doğum târihi, aynen hocalarının bildirdikleri gündü. Hocalarının senelerce önce gösterdiği bir kerâmetini böylece anlamış olan talebelerin, Ebü l-Abbâs a olan muhabbet ve bağlılıkları daha da arttı. Yeni ge- len arkadaşlarını da çok sevdiler. Yâkût-i Arşî, Ebü´l-Abbâs-ı Mürsî hazretlerinin sohbetlerinde, huzûrunda ve hizmetinde bulundu. İlim öğrenmek arzusu pek fazlaydı. Bunun için gece-gündüz çalışırdı. Kısa zamanda çok yükselip, ilim ve velîlik bakımından çok üstün derecelere kavuşarak, o büyük zâtın en büyük talebesi oldu. Kalbi, dâimâ Allahü teâlânın Arş-ı âlâsında olur, yeryüzünde sâdece cis- mi bulunurdu ve Hamale-i Arş ın ( Arş-ı a lâyı taşımakla vazifeli olan meleklerin) okudukları ezanları işitirdi. Bunun için kendi hocası bu zâtı, Yâkût-i Arşî diye isimlendirdi. Yâkût-i Arşî hazretleri bundan sonra Mısır dan ayrılmadı. Hocasının vefâtından sonra, onun yolunu yaymaya devâm etti.
Evliyânın büyüklerinden Safiyyüddîn Erdebilî ( rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri zamânında Şeyh Sâdüddîn Basra´da deniz kenarında bulunuyordu. Bir geminin sâhile yaklaştığını gördü. Bu sırada tâcir olduğu hâlinden belli birinin başında kıymetli bir sandığı dışarı çıkardığını gördü. O sandığa gâyet îtinâ gösteriyordu. Onda kıymetli bir şey bulunduğunu tahmin etti. Bu sebeple onu tâcirden satın almak istedi. Tâcire; “O sandıkta ne var ki, öyle ba- şında dikkatle taşıyorsun.” diye sordu. “Bunda Şeyh Safiyyüddîn hazretlerine âit bir hediye var.” deyince, hediye getirmesinin sebe-bini sordu. Tâcir şöyle anlattı : Bu gemi ile giderken, deniz birden kabardı. Gemi battı, batacaktı. Bu sırada Safiyyüddîn Erdebilî´den cân u gönülden yardım istedim. Ansızın Safiyyüddîn hazretlerini karşımda gördüm. Mübârek eli ile gemiyi çekip, selâmetle sâhile ulaştırdı. Bunun için ben bu sandığı ve içindekileri ona hediye etmeyi adadım. İşte sandığa bu kadar kıymet vermemin sebebi budur.” dedi.
![[Resim: 149485894191281.jpg]](https://image.1trk.net/uploads/149485894191281.jpg)
------------------
Dipnotlar :
[1] Tirmizî bab; en la nezre mi masiyetillah
[2] Muvatta bab : ma la yecuzu mine’Nesâî-nezri fi masiyetillah; Buhari bab : men intezere hatta yudfen
[3] Buharî, bab : men intezere hatta yudfen
[4] Müslim
Dipnotlar2 :
1- Ebû Dâvûd, Eymân, 20.
2- Lem’alar, s. 136.
------------------
Kaynaklar :
Darusselam
Bilgihanem
Mumsema
Fikih info
Diyadinnet
Dinimizislam
---------------------
Etiketler : Adak, ve, Adak Kurbanı Hakkında, Bilgi , Adak Hakkında, Ayetler ,Hadisler,Adak Hakkında Ayetler,Adak Hakkında Hadisler,Hadisler,Ayetler,Adak adamak,kurban,
|
|
|
Akika Kurbanı Nedir, Niçin ve Ne Zaman Kesilir? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-05-2019, 11:54 AM - Forum: ibadetlerimiz Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Akika Kurbanı Nedir, Niçin ve Ne Zaman Kesilir?
Yeni doğan çocuğun başındaki tüye “akîka” denir. Bu çerçevede yeni doğan erkek veya kız çocukları için Allah’a şükür amacıyla kesilen kurbana da “akîka” denmiştir. Başka bir ifadeyle akika, yeni doğan çocuğun, saçlarının kesilmesi ile eş zamanda kesilen hayvandır. Sağlık ve sıhhat içinde çocuk gibi bir meyve lütfetmesinden dolayı Allah’a şükrü ifâde eder.
Akika kurbanının hükmü sünnettir. Kesilmesinde sevap ve feyiz vardır; kesilmemesi halinde ise günah ve vebal yoktur. İmam-ı Muhammed : “İsteyen keser” demiştir.1 Diğer üç mezhepte de sünnettir. Peygamber Efendimiz ( asm), torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için birer koçu akîka kurbanı olarak kesmiş ve ümmetine de tavsiye etmiştir.
Hanefî mezhebinde Resul-i Ekrem Efendimizin ( asm) bu tavsiyesi bir vecibe olarak değil; doğum ve düğün gibi mutlulukların ve sevinçlerin yakın çevre ile paylaşılması ve bu vesileyle sosyal bünye ile bütünleşmenin ve kaynaşmanın sağlanması için güzel bir nafile ibadet olarak algılanmış ve akika kurbanı kişinin ihtiyarına bırakılmıştır. Erkek çocuğa iki, kız çocuğa bir kesmek şeklinde erkek çocuğun kız çocuktan ayrı tutulması ise, dini bir anlayış değildir. Bu anlayış bidattir.
Akîka kurbanı çocuğun doğduğu günden ergenlik çağına kadar kesilebilir. Tavsiye edilen, doğumun yedinci günü kesilmesidir. Yedinci gün akika kesmek, aynı gün çocuğa isim vermek ve saçı kesilerek ağırlığınca altın tasadduk etmek bu işin en hayırlı zamanıdır. Fakat bu şart değildir; bunun ergenlik dönemine kadar zamanı vardır.
Kurban edilebilecek her hayvan, akîka kurbanı olarak da kesilebilir. Kesilen bu kurbanın etinden kurban sahibi yiyebileceği gibi, aile fertleri, yakın dostları ve çevre komşuları da yiyebilirler.
Akîka kurbanını kesmemek günah değildir. Bu hususta, imkânlar ölçüsünde hareket edilmesi uygun olur. Peygamber Efendimiz ( asm), “Bir çocuğu doğan kimse, ondan dolayı kurban kesmek isterse kessin.” buyurarak, 2 tercihi ebeveyne bırakmıştır.
SORU :
Yeni doğan çocuklar için kesilen akîka kurbanının hükmü nedir?
CEVAP :
Çocuğun doğumu sebebiyle Allah’a şükür için kesilen kurbana “akîka kurbanı” denir.
Akîka ( العقيقة), Arapçada yeni doğan çocuğun başındaki saçın adıdır. Akîka kurbanı kesildiği gün çocuğun başı tıraş edildiği için kurban bu adı almıştır. Nebîmiz, bir şükür ifadesi olarak kesilen bu kurban için “itaat ve ibadet” anlamına gelen “nüsük” kökünden türetilmiş “nesîke” tabirini kullanmayı tercih etmiştir. ( Muvatta, Akika, 1; Nesâî, Akika, 1; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/182)
Âişe validemizin rivayetine göre, Resûlullâh, torunları Hasan ile Hüseyin’in doğumlarının yedinci günü akîka kurbanlarını kesmiş ve adlarını koymuştur. ( Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, c : 11, s : 401)
O, Cahiliye döneminde sadece erkek çocukları için kesilen bu kurbanın kız çocukları için de kesilmesini tavsiye etmiştir.
Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre bu kurbanı kesmek sünnettir. Hanefi mezhebine göre mubah, bazı kaynaklara göre ise mendubtur. Bu bilgilere göre akîka kurbanını kestirmeyen kişi günahkar olmaz.
Akîka kurbanı çocuk doğduğu günden bulûğ çağına kadar kesilebilirse de ilk günlerde özellikle de doğumunun yedinci gününde kesilmesi müstehab kabul edilmiştir.
Akîka kurbanı, eşe-dosta, konu-komşuya dağıtılabileceği gibi kesen kişi ve ailesi tarafından da yenilebilir.
Akika kurbanı nedir
Sual : Akika kurbanı nedir?
CEVAP
Akika, çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek için hayvan kesmektir. Akika hayvanı, kurbanlık hayvan gibi olmalıdır.
Sonra da kesilebilir. Her zaman kesilebilir. Kurban bayramında da kesilebilir. Resulullah efendimizin nübüvvetten sonra, kendisi için akika kestiği ( Şir’a)da yazılıdır.
Akika kurbanı akikanın adı olduğu için akika kurbanı denilince kurbanda kesilmesi lazım değildir. Onu da kurban olarak söylenirse o zaman kurbanda kesmek gerekir. Akika kurbanını kurban edeceğim derse kurbanda keser.
Akika, çocukları belalardan, hastalıklardan korur. Kıyamette, anaya, babaya, ayrı bir şefaat ederler. Erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir akika hayvanı kesilir. Kesilen akikadan kendisi ve zengin fakir herkes yiyebilir, pişmiş veya çiğ olarak zengin fakir herkese verebilir.
Akikayı kesmeyip bedelini fakire tasadduk etmek, akika yerine geçmez. Akika bedeli kadar din kitabı tasadduk etmek, akika yerine geçmez.
Şefaat etsin diye ölmüş çocuk için, torun için, hatta yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Peygamber efendimiz de, kendisi için akika kesmiştir. Bunun için hangi mezhepten olursa olsun, herkesin akika kesmesi çok iyi olur.
Adak, akika veya ölüler için kesilecek kurban da, ilim neşri ile meşgul bir vakfa kestirilebilir. Böylece ilim neşrine katkımız olduğu için farz sevabı alırız. İlim tahsili yapılan yerlere, zekat, fıtra, adak, akika veya sadaka şeklinde yapılan yardım, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve afiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Ayrıca farz olan ilim yayma sevabına kavuşulur.
Sual : Ölmüş olan çocuk için de akika kesilir mi?
CEVAP
Kesilirse iyi olur, şefaat etmesine sebep olur.
Sual : Akikayı kesmeyip, bedelini fakire tasadduk etmek, akika yerine geçer mi?
CEVAP
Hayır geçmez. Ancak farz olan ilimleri neşreden kurumlara vermek caiz olur. Çünkü akika müstehabdır, ilim neşri ise farzdır. Farz, müstehaba tercih edilir.
Sual : Çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek için, kesilen akika hayvanı, çocuk baliğ olduktan sonra da kesilebilir mi?
CEVAP
Evet, kesilebilir. Hatta şefaat etsin diye ölmüş çocuk için yahut yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Peygamber efendimiz de, kendisi için akika kesmiştir. Bunun için herkesin akika kesmesi çok iyi olur.
Sual : Çocukları belalardan, kazalardan korumak maksadıyla, erkek çocuk için, iki akika hayvanı kesmek gerekiyor. Durumu müsait olmayan kimse, bir tane de kesse mahzuru olur mu?
CEVAP
Fakir olan, bir tane de kesebilir. Yahut ikincisini daha sonra da kesebilir. Yani ikisini aynı anda kesmesi şart değildir.
Akika kurbanı
Sual : Akika kesmek isteyen kimse, ( Allah rızası için akika kurbanı keseceğim) dese, kurban kelimesini kullandığı için kurban bayramında mı kesmesi lazımdır?
CEVAP
Akika kurbanı, akikanın adı olduğu için, akika kurbanı denilince kurban bayramında kesilmesi gerekmez. Eğer ( Allah rızası için akika hayvanını kurban edeceğim) denirse, o zaman kurban bayramında kesmek gerekir.
Şafiî mezhebine göre akika kurbanının etinden aile yiyebilir mi?
Açıklama : Yurtdışında yaşıyorum ve bir kız çocuğum dünyaya geldi. Akika kurbanı kestirmek istiyorum. Türkiye’deki birine vekalet vererek kestirebilir miyim? Etinden ailem ve yakın çevrem yiyebilir mi? Çocuğun saçları ağırlığınca sadakayı yakınım olan öğrenciye para olarak verebilir miyim?
Cevap : Akika kurbanı çocuğun doğumundan itibaren ergenlik çağına girmesine kadar geçen zaman içinde kesilebilirse de yedinci gününde kesilmesi müstehaptır. Yedinci günde çocuğun başının traş edilmesi, ona güzel bir isim verilmesi, kesilen saçlarının ağırlığınca altın veya gümüş sadaka verilmesi müstehaptır. Akika kurbanını çocuğun babasının kendi imkanlarıyla temin edip kesmesi sünnettir. Kurban olma vasıflarını taşıyan her hayvan akîka kurbanı olarak kesilebilir. Erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir davar kesilir. Peygamberimiz’in torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için bir koç kurban ettiğine dair rivayetler de vardır. ( Ebû Dâvud, Dahâyâ 21). Buna göre yeni doğan erkek çocuğu için bir davar kesmekle de akîka sünnetini yerine getirmiş olur. Akîka kurbanını eti, udhiyye kurbanın da olduğu gibi yenilir, sadaka olarak dağıtılır ancak asla satılamaz. Çocuğun kazasız belâsız bir hayat sürmesine vesile olsun diye bu kurbanın kemiklerini kırmadan etlerini ve organlarını kesip parçalamak müstehaptır. ( Mehmed Keskin, Büyük Şafiî İlmihali, Çağrı Yayınları, s. 405-406)
Kurbanda vekalet geçerli olduğu için Türkiye’den bir kimseye vekalet vererek bu kurbanı kestirebilir ve yukarıda ifade edildiği üzere aile ve yakın çevrenize bu kurbanın etini dağıtabilirsiniz. Bunun yanında çocuğunuzun saçları ağırlığınca imkanınıza göre altın veya gümüş olarak sadaka verebilirsiniz. Bunun para karşılığını yakınınız olan muhtaç öğrenciye de verebilirsiniz. Allah hayırlı mübarek etsin…
Akîka kurbanı, kurban bayramında kesilebilir mi?
Kurban bayramı udhiyye kurbanlarının kesildiği günlerdir ancak bu günlerde diğer nafile kurbanlarının kesilmesine mani bir durum yoktur. Buna göre akîka kurbanı kurban bayramı günlerinde kesilebilir.
Bazı yerlerde akika erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir tane kesilir diyorlar. Bu doğru mudur?
Erkeğe iki tane akika kurbanı kesildiğine dair hadisi şerifler vardır. ( Ebû Dâvud, Edâhî 21; Tirmizî, Edâhî 17)Ancak erkeğe de kıza da birer tane kurban kesildiğine dair de rivayetler mevcuttur. ( Ebû Dâvud, Edâhî 21)Demek ki, gücü yeten erkeğe iki tane keser, gücü yetmeyen bir tane keser. Akika kurbanı kesmek, Hanefilerde mübah, diğer mezheplerde ise sünnettir. Dolayısıyla da gücü kurban kesmeye yetmeyen insanlar, kesmezler. Kesenler ise bir sünnet sevabı kazanmış olurlar.
Bir kurban üzerine iki ayrı niyet geçerli midir?
Kurban bayramında hem vacip kurban niyeti hem de akika kurbanı niyeti ile kurban kesen kimsenin vacip kurban niyeti geçerli olur. Mesela ramazan ayında hem farz oruca hem de nafile oruca niyet eden kimsenin sadece ramazan orucu geçerlidir. Dolayısıyla tek hisse olarak kesilen kurbanda hem vacip kurban hem de akika kurbanına niyet edilemez.
Akika kurbanı hükmü nedir?
Yeni doğan çocuğun başındaki tüye “akîka” denir. Bu çerçevede yeni doğan erkek veya kız çocukları için Allah’a şükür amacıyla kesilen kurbana da “akîka” denmiştir. Başka bir ifadeyle akika, yeni doğan çocuğun, saçlarının kesilmesi ile eş zamanda kesilen hayvandır. Sağlık ve sıhhat içinde çocuk gibi bir meyve lütfetmesinden dolayı Allah’a şükrü ifâde eder.
Akika kurbanının hükmü sünnettir. Kesilmesinde sevap ve feyiz vardır; kesilmemesi halinde ise günah ve vebal yoktur. İmam-ı Muhammed : “İsteyen keser” demiştir.1 Diğer üç mezhepte de sünnettir. Peygamber Efendimiz ( asm), torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için birer koçu akîka kurbanı olarak kesmiş ve ümmetine de tavsiye etmiştir.
Hanefî mezhebinde Resul-i Ekrem Efendimizin ( asm) bu tavsiyesi bir vecibe olarak değil; doğum ve düğün gibi mutlulukların ve sevinçlerin yakın çevre ile paylaşılması ve bu vesileyle sosyal bünye ile bütünleşmenin ve kaynaşmanın sağlanması için güzel bir nafile ibadet olarak algılanmış ve akika kurbanı kişinin ihtiyarına bırakılmıştır. Erkek çocuğa iki, kız çocuğa bir kesmek şeklinde erkek çocuğun kız çocuktan ayrı tutulması ise, dini bir anlayış değildir. Bu anlayış bidattir.
Akîka kurbanı çocuğun doğduğu günden ergenlik çağına kadar kesilebilir. Tavsiye edilen, doğumun yedinci günü kesilmesidir. Yedinci gün akika kesmek, aynı gün çocuğa isim vermek ve saçı kesilerek ağırlığınca altın tasadduk etmek bu işin en hayırlı zamanıdır. Fakat bu şart değildir; bunun ergenlik dönemine kadar zamanı vardır.
Kurban edilebilecek her hayvan, akîka kurbanı olarak da kesilebilir. Kesilen bu kurbanın etinden kurban sahibi yiyebileceği gibi, aile fertleri, yakın dostları ve çevre komşuları da yiyebilirler.
Akîka kurbanını kesmemek günah değildir. Bu hususta, imkânlar ölçüsünde hareket edilmesi uygun olur. Peygamber Efendimiz ( asm), “Bir çocuğu doğan kimse, ondan dolayı kurban kesmek isterse kessin.” buyurarak, 2 tercihi ebeveyne bırakmıştır.
Akika kurbanının hükmü nedir ve bu kurban fakir olandan düşer mi?
Allah Teâlâ bana bir erkek çocuğu verdi. Kocamın, bu erkek çocuğu için iki koyun kesmesi, çok borçları olduğundan dolayı maddî imkânları elverişli değil ise, sadece bir koyun kesmesi gerektiğini işitmiştim. Gerçekten ( bu sebepten dolayı) Akika kurbanı kocamdan düşer mi?
Akika kurbanın hükmü konusunda âlimler üç görüşe ayrılmışlardır :
Bazı âlimler, Akika kurbanının farz olduğu görüşüne varmışlardır.
Bazı âlimler, Akika kurbanının müstehap olduğu görüşüne varmışlardır.
Başka âlimler ise, Akika kurbanının müekked sünnet olduğu görüşüne varmışlardır. Sanırım en tercihli görüş, bu görüştür ( müekked sünnetir).
İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi âlimleri şöyle demişlerdir :
"Akika kurbanı, müekked sünnettir.Erkek çocuk için, Kurban bayramında kesilmesi geçerli olan iki koyun veya iki keçi, kız çocuğu için ise bir koyun veya bir keçi, doğduktan sonra yedinci günde kesilir.Bir kimse, Akika kurbanını yedinci günden sonraya ertelerse, herhangi bir zamanda kesmesi câizdir ve ertelemesinde kendisine hiçbir günah yoktur. Fakat en fazîletlisi; mümkün olduğunca bir an önce kesmesidir." ( İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi Fetvâları; c : 11, s : 934)
Fakat âlimler, borçlu olan kimseyi bir tarafa bırakın, fakir kimseye, Akika kurbanının gerekip-gerekmediği konusunda ihtilaf bile etmemişlerdir. Ayrıca Akika kurbanından daha önce gelen ve daha büyük ibâdet olan hac farizası gibi bir ibâdet bile, borcu ödemekten önceye alınmaz ( borç ödenmeden hac farizası yapılmaz).
Bu sebeple, kocanızın mâddî şartları uygun olmadığından dolayı size Akika kurbanı gerekmez.
İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi âlimlerine :
"Bana birden fazla evlat verildiği halde, maddî zorluklar sebebiyle -ki ben, devlet memuruyum, maaşım sınırlıdır ve sadece aylık masraflarıma yetmektedir-, hiçbir çocuğum için Akika kurbanı kesmemişsem,İslâm'a göre çocuklarımın Akika kurbanları hakkında bana düşen görev nedir ( ne yapmam gerekir)?"
Diye sorulmuş, bunun üzerine İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi âlimleri şöyle cevap vermişlerdir :
"Durum, sizin de zikrettiğiniz gibi maddî zorluklar sebebiyle ve aldığınız maaşınızın sadece size ve âilenize yetiyorsa, çocuklarınız için Akika kurbanları kesmek sûretiyle Allah Teâlâ'nın rızâsına yakınlaşmamanızda ( bunu terk etmenizde) size bir günah yoktur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur :
( ( لاَ يُكَلِّفُ اللهَ نَفْساً إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا...)) [ سورة البقرة من الآية : 286 ]
"Allah, bir kimseye gücünün üzerinde yük yüklemez."( Bakara Sûresi : 286)
Yine şöyle buyurmuştur :
( ( ... وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ ...)) [ سورة الحج من الآية : 78 ]
"O ( Allah), dînde sizin için bir zorluk kılmamıştır." ( Hac Sûresi : 78 ) ( İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi Fetvâları; c : 5, s : 411)
Başka bir âyette şöyle buyurmuştur :
( ( فَاتَّقُوا اللهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ...)) [ سورة التغابن من الآية : 16 ]
"( Ey mü’minler!) O halde gücünüz yettiği kadarıyla Allah’tan korkun ( Allah’tan korkmada güç ve takatinizi harcayın)." ( Teğâbun Sûresi : 16)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den de sâbit olduğuna göre o şöyle buyurmuştur :
( ( إِذَا أَمَرْتُكُمْ بِأَمْرٍ فَأْتُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ، وَإِذَا نَهَيْتُكُمْ عَنْ شَيْءٍ فَاجْتَنِبُوهُ.))[ رواه البخاري ومسلم ]
" Size bir şeyi yapmanızı emrettiysem, ondan gücünüz yettiği kadarını yapın ( yerine getirin).Sizi bir şeyden de yasakladıysam, ondan sakının. " ( Buhârî; hadis : 7288. Müslim; hadis no : 1337)
Ne zaman bir kolaylık bulursanız, o fiile başlarsınız." ( İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi Fetvâları; c : 11, s : 436-437)
Yine İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi âlimlerine :
"Bir kimsenin çocukları dünyaya gelmelerine rağmen, fakir bir halde olduğundan dolayı onlar için hiçbir Akika kurbanı kesmedi.Uzun bir aradan sonra Allah Teâlâ onu lütfundan zenginleştirince, çocukları için Akika kurbanı kesmesi gerekir mi?"
Diye sorulmuş, bunun üzerine İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi âlimleri şöyle cevap vermişlerdir :
"Durum, zikredildiği gibi ise, bu kimse hakkında meşrû olan; her erkek çocuk için iki koyun kesmesidir." ( İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi Fetvâları; c : 11, s : 441-442)
Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn'e -Allah ona rahmet etsin- :
"Bir kimsenin birden fazla erkek ve kız çocukları bulunmaktadır. Ya bilgisizliğinden ya da hafife aldığından ( tembellikten) dolayı hiçbirisi için Akika kurbanı kesmemiştir.Bu çocuklarından kimisi büyük ise, şimdi bu kimseye ne gerekir?"
Diye sorulmuş, bunun üzerine o şöyle cevap vermiştir :
"Bu kimse, bilgisiz olduğundan veya yarın keserim diyerek hep erteleyip üzerinden uzun zaman geçtiğinden dolayı çocukları için Akika kurbanını şimdi keserse, güzel olur. Akika kurbanını kesmek meşru olduğu ( çocukları doğduğu) zaman fakir idi ise, kendisine bir şey gerekmez." ( "Açık Kapı Görüşmesi"; c : 2, s : 17-18 )
Doğan çocuğu için eşinin ( hanımının), kocasının yerine Akika kurbanını kesmesi gerekmez. Ama eğer Akika kurbanını keserse, bu câizdir.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- iki torunu Hasan ve Hüseyin'in yerine ikişer koyun kesmiştir.
İbn-i Abbas'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir :
( ( أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَقَّ عَنِ الْحَسَنِ، وَالْحُسَيْنِ كَبْشَيْنِ كَبْشَيْنِ.)) [ رواه أبو داود والنسائي وصححه الألباني في صحيح أبي داود ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Hasan ve Hüseyin için ( Akika olarak) ikişer ikişer koç kesti." ( Ebu Davud; hadis no : 2841. Nesâî; hadis no : 4219. Elbânî; "Sahih-i Ebî Davud"; hadis no : 2466'da "hadis sahihtir," demiştir.)
İkincisi :
Eğer hac farizanız ile Akika kurbanı çakışırsa ( aynı zamana denk gelirse), kesinlikle hac farizası öne alınır.Çocuklarınız büyümüş olsalar bile onların her birisi için Akika kurbanı kesmeniz câizdir. Dâvetlilere : "Bu ziyâfet, Akika kurbanı yemeğidir" demeniz gerekmez. Dâvetlilerin de sizin bu fiilinizle alay etmesi câiz değildir. Çünkü siz, doğru olanı yaptınız. Akika kurbanının etini pişirmeniz ve bunun için insanları dâvet etmeniz şart değildir.Aksine Akika kurbanının etini çiğ olarak dağıtmanız da câizdir.
İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi âlimleri şöyle demişlerdir :
"Akika : Çocuğun doğumundan dolayı yedinci günde, erkek veya kız olsun, onu kendisine bahşettiğinden dolayı Allah Teâlâ'ya şükrün bir ifâdesi olarak kesilen kurbandır.
Akika kurbanı sünnettir. Çünkü bu konuda birçok hadis gelmiştir.
Çocuğu için Akika kurbanı kesen kimsenin, onun etinden yemeleri için insanları evine veya başka bir yere dâvet edebilir veya etini pişirmeden çiğ olarak dağıtabilir veyahut da pişirdikten sonra onu fakirlere, akrabalarına, komşularına, arkadaşlarına veya başka kimselere dağıtabilir." ( İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi Fetvâları; c : 11, s : 442)
Akika kurbanını kesmemek veya geciktirmekle günahkâr olunur mu?
Allah Teâlâ bana bir kız çocuğu verdi ve kızım şimdi üç aylık oldu. Fakat ben kızımın Akika kurbanını kesmedim, Akika kurbanının yerine sadaka da vermedim. Bundan dolayı bana bir günah var mıdır? Bu konuda çözüm nedir?
Akika kurbanı müekked sünnettir ve bu kurbanı kesmeyene bir günah yoktur.
Bunun sebebi; Amr b. Şuayb'ın, babasından, o da dedesinden rivâyet ettiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur :
( ( مَنْ وُلِدَ لَهُ وَلَدٌ فَأَحَبَّ أَنْ يَنْسُكَ عَنْهُ فَلْيَنْسُكْ، عَنِ الْغُلَامِ شَاتَانِ مُكَافِئَتَانِ، وَعَنِ الْجَارِيَةِ شَاةٌ.)) [ رواه أبو داود وحسنه الألباني في صحيح أبي داود ]
"Her kimin bir çocuğu dünyaya gelir de onun için kurban ( Akika kurbanı) kesmek isterse, onu kessin. Erkek çocuğu için birbirine denk iki koyun, kız çocuğu için ise tek koyun kessin." ( Ebu Davud rivâyet etmiş, Elbânî de "Sahîh-i Ebî Davud"da hadis hasendir" demiştir.)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Akika kurbanının işini onu kesecek olanın sevmesine/istemesine bağlamıştır. Bu ise, Akika kurbanının müstehap olduğuna, farz veya vâcip olmadığına delâlet eder.
Bu konuda bkz : İbn-i Kayyim; "Tuhfetu'l-Mevdûd", s : 157.
Fakat Akika kurbanı konusunda ihmalkâr davranmamak gerekir. Çünkü Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur :
( ( كُلُّ غُلَامٍ رَهِينٌ بِعَقِيقَتِهِ تُذْبَحُ عَنْهُ يَوْمَ سَابِعِهِ وَيُحْلَقُ رَأْسُهُ وَيُسَمَّى.)) [ رواه النسائي والترمذي وابن ماجه وصححه الألباني في صحيح أبي داود ]
"Yeni doğan her çocuk, akikası karşılığında rehindir ( Akikası kesilmeden ölürse, kıyâmet günü anne ve babasına şefaat etmekten men edilir). Akikası doğumunun yedinci gününde kesilir, o günde başı tıraş edilir ve ona isim verilir." ( Nesâî; hadis no : 4220. Ebu Davud; hadis no : 2838. Tirmizî; hadis no : 1522. İbn-i Mâce; hadis no : 3165. Elbânî; 'Sahîh-i Ebî Davud'da "hadis sahihtir," demiştir.)
Şimdi sizin kız çocuğunuz için, Akika kurbanı niyetiyle bir koyun kesmeniz gerekir.
İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi'nin fetvâların şöyle gelmiştir :
"Akika kurbanı, müekked sünnettir.Erkek çocuk için, Kurban bayramında kesilmesi geçerli olan iki koyun veya iki keçi, kız çocuğu için ise bir koyun veya bir keçi, doğduktan sonra yedinci günde kesilir.Bir kimse, Akika kurbanını yedinci günden sonraya ertelerse, herhangi bir zamanda kesmesi câizdir ve ertelemesinde kendisine hiçbir günah yoktur. Fakat en fazîletlisi; mümkün olduğunca bir an önce kesmesidir." ( İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi Fetvâları; c : 11, s : 934)
Not :
Soruda zikrettiğiniz : "Akika kurbanının yerine sadaka da vermedim" sözünüz için bilinmesi gerekir ki, Akika kurbanının yerine mal infak etmek, Akika kurbanının yerine geçmez.Çünkü Akika kurbanından maksat; bu kurbanı keserek Allah Teâlâ'nın rızâsına yakınlaşmaya çalışmaktır.
Bu konuda ( 34974) nolu sorunun cevabına bakabilirsiniz.
Allah Teâlâ en iyi bilendir.
---------------------
Dipnotlar :
1- F. Hindiye, 12/147,
2- Ebû Dâvûd, 2842,
------------------
Kaynaklar :
Hikmet net
Dinimizislam
Fikih info
islamqa
Fetva net
-------------------
Etiketler : Akika Kurbanı Nedir, Niçin, ve ,Ne Zaman Kesilir?, akika kesmek,akika kesmek gerekli mi,akika kurbanı,akika kurbanı farz mı,akika kurbanı nedir,akika kurbanı sünnet mi,akika kurbanının hükmü,akika nedir,akika nesike,akika neye denir,bebek için akika,çocuk için akika,Hanefi mezhebinde akika kurbanı,mezheplere göre akika kurbanı,Peygamberimiz akika kesti mi,Peygamberimiz ve akika kurbanı,yeni doğan çocuklar için akika
|
|
|
Sela Sözleri - Arapça Yazılışı - Türkçe Latince Okunuşu - Türkçe Anlamı |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2019, 04:38 PM - Forum: Dini Genel Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Sela Sözleri - Arapça Yazılışı - Türkçe Latince Okunuşu - Türkçe Anlamı
Selâ (salât) Arapça’da “duâ” ve “namaz” anlamlarına gelir. Selâ; Hz. Muhammed’e (s.a.v.) Allah’tan rahmet ve selâm temenni eden, onu metheden, onun şefaatini dileyen, aile fertlerine ve yakınlarına duâ ifadeleri içeren, çeşitli şekillerde tertiplenmiş hürmet ve duâ cümlelerini ihtiva eden, belirli bestesiyle veya serbest şekilde okunan güftelerin genel adıdır.
Sela, cuma namazından yaklaşık 1 saat önce ve bir kişi vefat ettiğinde onun haberini vatandaşlara iletmek için okunmaktadır. Ayrıca perşembe günü yatsı namazından 15 dakika önce de okunmaktadır. Ek olarak perşembe günleri yatsı namazından 15 dakika önce okunan selalar, 15 temmuz ve diğer tüm şehitlerimiz(Allah onlardan razı olsun mekanları cennet olsun) için son zamanlarda hemen hemen tüm camilerde okunmaktadır. 5-10 yıl kadar önce bildiğimiz kadarıyla her camide okunmuyordu.
Sela duyulduğu zaman Müslümanların manevi atmosfer içerisinde değişik duygular hissettiği bir güzel sesleniştir. Genel itibari ile Peygamber Efendimize yapılan medhu senalardan oluşmaktadır.
Bu güzel sesleniş genellik ile müezzin tarafından bir Müslümanın cenaze duyurusundan önce veya her haftanın cuma günü Cuma namazının vaktinden kırk beş dakika kadar öncede insanları bir nevi uyarmak, haberdar etmek maksadı ile okunan güzel bir duadır. Bu güzel duanın içeriğine aşığı da yer verilmiştir.
Cuma ve Cenaze Namazlarından Önce Okunan Selanın Arapçası
Selâ Duasının Arapçası
أصلاة وسلام عليك يا رسول الله
أصلاة وسلام عليك يا حبيب الله
أصلاة وسلام عليك يا نور عرشي لله
أصلاة وسلام عليك يا ځير ځلق لله
أصلاة وسلام عليك يا سيدان اولین و آخرين
والحمد لله رب العالمين
Cuma ve Cenaze Namazlarından Önce Okunan Selanın Türkçe Latince Okunuşu
Sela duasının Arapçasının Türkçe okunuşu şöyledir.
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Rasulallah!
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Habiballah!
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Nûre Arşillah!
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Hayra Halgillah!
Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Seyyidel Evveline Vel Ahirin!
Vel Hamdü Lillahi Rabbil Alemin!”
Cuma ve Cenaze Namazlarından Önce Okunan Selanın Anlamı
Efendimize medhu sena dolu bu güzel duanın anlamı ise şöyledir.
Ey Allah’ın Resulü, salat ve selam senin üzerine olsun!
Ey Allah’ın Habibi, salat ve selam senin üzerine olsun!
Ey Allah’ın Arşının nuru, salat ve selam senin üzerine olsun!
Ey Allah’ın mahlukatının en hayırlısı, salat ve selam senin üzerine olsun!
Öncekilerin vede sonrakilerin Efendisi, salat ve selam senin üzerine olsun!
Hamd alemlerin Rabbi olan Allah mahsustur!”
|
|
|
Kedilerde 10 Davranış Problemi ve Çözüm Yolları |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2019, 04:02 PM - Forum: Bitkiler ve Hayvanlar
- Yorum Yok
|
 |
Kedilerde 10 Davranış Problemi ve Çözüm Yolları
Kedilerin davranışları hiçbir zaman yüzde 100 çözümlenemese de, kedilerde davranış sorunları kolayca gözlemlenebilir.
“Kedim tuvaletini yapmıyor, kedim idrar püskürtüyor, kedim evin her yerini tırmalıyor, kedim sert oynuyor, kedim beni sık boğaz ediyor, kedim sürekli miyavlıyor” gibi sorularınız varsa bu durum son derece doğal.
Kedilerde 10 davranış problemi ve çözüm yolları şöyle:
♦ Kum kabından kaçınmak
Kediniz kum kabını boykot mu ediyor? Bu durum genellikle kumunu ya da kum kabını sevmediğinden meydana gelir.
♦ İdrarla işaretleme ya da püskürtme
Kediler idrarlarını diğer kedilerden kaçınmak için kullanabilirler. Başka bir kediyle kavga ettiklerinde, kendilerini güvende hissetmediklerinde ya da bir dost aradıklarında bu yola başvururlar.
♦ Tırmalama
Kediler oyun oynamak, gerinmek, pençelerini keskinleştirmek ve kendi alanlarını işaretlemek için tırmalama yoluna giderler.
Peki, içeride yaşayan kediler nasıl mutlu edilir? Yanıtını da sizler için araştırdık.
♦ Kediler ve ‘sert’ oyun
Kediler oynamaya başladıklarında bunun bir oyun ya da gerçek olduğunu söylemek zordur. Üzerinize atlarlar, size vururlar, tırnaklarıyla çizerler ve ısırırlar.
♦ Sınırlarınızı zorlayıcı davranışlar
Bazen kediniz bir şeyi sürekli ve sürekli yaparak sizin canınızı sıkabilir. Bu durum genellikle normaldir.
♦ Hiperaktif geceler
İnsanların uykusunun en ağır dönemleri olan geceler, kedinizin en hareketli zamanları olabilir. Oradan oraya zıplarlar ve genellikle uykunuzu bölmenize yol açarlar. Kedinizin sizi uyandırmasını engellemek için ne yapmalısınız? Siz uyumadan önce kedinizi besleyebilir ve / veya kedinizi yorulana kadar oynatabilirsiniz fakat aşırıya kaçmamanız gerekir.
♦ Sürekli miyavlama
Kediler en çok insanlara miyavlar. Kedilerin miyavlaması ne anlama gelir? Size merhaba diyebilirler, mama isteyebilirler ya da ilgi isterler.
♦ Ayrılık endişesi
Kediler oldukça sosyal hayvanlardır. Etrafınızda gezmenizden hoşlanırlar. Yalnız bırakıldıklarında sinirlenebilir ya da evi spreyleyebilirler.
♦ Takıntılı derecede bakım
Güzel görünmek ve sakinleşmek için kendilerine sürekli bakım yaparlar.
♦ Saldırganlık
Kediniz saldırganlaşırsa hemen veteriner hekiminize durumu bildirin. Ayakta sert biçimde durup püskürtme yaptığında, gözleri genişlediğinde ya da kediniz hırladığında ona yaklaşmayın.
|
|
|
Benjamin Franklin Kimdir? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2019, 03:46 PM - Forum: Biyografiler
- Yorum Yok
|
 |
Benjamin Franklin Kimdir?
Benjamin Franklin (17 Ocak 1706, Boston - 17 Nisan 1790[1] Philadelphia), Amerikalı yayımcı, yazar, mucit, felsefeci, bilim insanı, siyasetçi ve diplomattır.
Yaşamı
On yedi çocuklu bir sabun ve mum imalatçısının onuncu oğlu olarak dünyaya geldi. On yaşında okulu bıraktı. 12 yaşındayken basımevi yöneten ve liberal bir gazete yayınlayan ağabeyi James'in yanına çırak olarak girdi. Basımcılık mesleğini öğrendi ve edebiyat çalışmalarına başladı. 1730'da Philadelphia'da bir basımevi ve gazete kurdu. Poor Richard’s Almanac'ı (Fakir Richard'ın Almanak'ı) yayınlamaya başladı. 1732-1757 yılları arasında yönetmenliğini yaptığı Almanac'da Richard Sounders imzasıyla yazılar yazdı. Siyaset, felsefe, bilim, iş ilişkileri gibi konuların tartışıldığı Junto adlı bir kulüp; kütüphane, hastane ve yangına karşı sigorta şirketi kurdu. Basımevlerini çoğalttı.
Franklin, 1736'da Philadelphia meclis sekreteri oldu ve siyasete atıldı. 1750'de Pensilvanya meclisine seçildi, arazi vergisine karşı olan büyük ailelerle mücadele etti. İngiliz Amerika'sı postalarının genel müdürlüğüne getirildi. Posta servisinde çeşitli düzenlemeler yaptı. Özellikle elektrik olaylarıyla ilgili araştırmalar yapan Franklin, elektrik yüklerindeki artı ve eksi uçlarını keşfetti ve elektrik yükünün korunumu ilkesini ortaya attı. Fırtınalı bir havada uçurtma uçurarak gerçekleştirdiği deneyi sonunda şimşeğin elektriksel bir olay olduğunu keşfetti. Elektrikten etkilenmeleri sebebiyle kendisinin kurtulmasına rağmen iki yardımcısının öldüğü bu deneyden yola çıkarak paratoner'i keşfetti, güneş ışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını başlattı.
1757'de Kuzey Amerika Sömürgeler isyanının başlangıcında sömürgelerde yaşayanlar Franklin'i, şikayetlerini Londra'ya iletmekle; 1765'te de damga resmi kanununa karşı itirazları William Grenville'e bildirmekle görevlendirdi. 1772'de Massachusetts Valisi Hutchinson'un sömürge halkına karşı hakaretlerle dolu mektuplarını ele geçirerek yayınladı. Sömürge halkı karşısındaki itibarı arttı. Amerikan Kongresi'ne milletvekili seçildi. 1776'da Thomas Jefferson ve John Adams ile birlikte bağımsızlık bildirgesini hazırladı. Eylül 1776'da kongre, ekonomik ve askeri yardım istemek üzere aralarında Franklin'in de bulunduğu üç kişilik bir komisyonu Fransa'ya gönderdi. Franklin, Fransız dışişleri bakanı Charles Gravier ile görüşmelerinde çok başarılı oldu. 1775-1783 Amerikan Bağımsızlık Savaşı sonunda İngiltere ile barış görüşmelerini sürdürmek üzere seçilen diplomatlardan birisi olarak İngiltere'ye gitti. İngiltere ile barış antlaşmasının imzalanmasından sonra 1785'te Amerika'ya döndü. 1787'de Philadelphia Anayasa Kurultayının çalışmalarına katıldı. Bir müddet sonra da öldü. Onun renkli yaşamı, bilimsel ve politik başarıları Amerika'nın en etkili Kurucu Babaları olarak, Franklin para ve onur gördü; savaş gemileri; birçok şehir, ilçe, eğitim kurumları, namesakes bir isim ve şirketler ve ölümünden sonra en fazla iki yüzyıl, sayısız kültürel referanslara onun adı verildi.
Biyografi
Ataları
Franklin'in babası bir iş adamı olan Josiah Franklin idi. Annesi Abiah Folger ise Püriten bir ailenin çocuğuydu.
Püritenlik İngiltere Protestan hareketinin ilk adımı Roma'daki Katolik, din elemanlarını temizlemek oldu.
Benjamin Franklin'in annesi Abıah Folger, Kral Charles zamanında dini özgürlük eziyeti başladığında en iyisinin kaçmak olduğu, bir zamanda ve bir püriten ailenin çocuğu olarak doğdu.
Buluşları ve bilimsel araştırmaları
Franklin'in birçok buluşları oldu. Bunlar; yıldırımsavar (paratoner), Cam Armonica, Franklin sobası, bifokal gözlüktü.
Cam Armonica
Posta müdürü yardımcısı olarak, Franklin Kuzey Atlantik Okyanusu'na ilgi duydu. Franklin 1768 yılında posta işleri için ortalama bir tüccar gemisi aldı ve uzun İngiltere'den New York'a ulaşmak için paketlerin birkaç hafta zamanı vardı. Newport'a, Rhode Island'a ulaşabildi.Yani paketleri yerine ulaştırabilmişti.
Su konulu Franklin bildirisinden bir çizim.
1743 yılında Franklin bilimle ilgilenen erkeklere kendi buluşları hakkında ve teoriler ile bilgilerde yardımcı olmak için Amerikan Felsefe Derneği'ni kurdu. O elektrik araştırmaları ve diğer bilimsel araştırmaları ile birlikte hayatının geri kalan kısmı için, siyasetin ve para kazanmanın onu işgal edeceğini anladı. Franklin enerjilerin pozitif ve negatif olarak ikiye ayrıldığını fark etti. Ayrıca yıldırımın elektrikten oluştuğunu keşfetti.Franklin elektrikle ilgili deneylerinden dolayı yıldırımsavarı buldu.
Müzik çabaları
Franklin, keman ve gitar çalabilen biriydi. Kendi icat ettiği Cam Armonica'yı ve onun birçok geliştirilmiş sürümlerini çalardı.
Satranç
Franklin, satranca büyük ilgi duyan biriydi. Çok iyi bir satranç oyuncusu idi. Onun satranç oynaması üzerine Amerikan Colombian Dergisi, Franklin'in ABD'de 2. satranç bilen kişi olduğunu yazmıştı. Franklin'in ABD'de beğenilen bir satranç oyuncusu olduğu 1999 yılında ortaya çıkmıştır.
Genel yaşamı
Franklin, 1736 yılında Amerika'nın ilk gönüllü itfaiye şirketlerini kurdu. Franklin, kamu işleri için gittikçe daha fazla endişe etmeye başladı. 1743 yılında 4. Akademisi'ni açtı ve 13 Kasım 1749'da akademi başkanlığına atandı. Franklin, siyasete girmiş ve hızla gelişmişti. Siyasette hep barışçıl bir tutum içinde olmuştur.
Masonluk yılları
Benjamin Franklin, 1730 yılında Philadelphia'da St. Johns Locası'na katıldı, 1732'de Pennsylvania Kolonisi Büyük Locası'nın Büyük İkinci Nazırı oluşundan iki yıl sonra Haziran 1734'te de Pennsylvania Bölge Büyük Locası'na Büyük Üstat olarak seçildi. 1735-38 yılları arasında Loca Sekreterliği'ni yürütmüştür.
1734 ve 1735 yıllarında inşa edilen Philadelphia Devlet Başkanlığı ve Özgürlük Hol'ü Benjamin Franklin'in Büyük Üstatlık dönemine rast gelmektedir. Benjamin Franklin, 1752 yılında Philadelphia Büyük Loca binasının inşaatını başlattı ve üç yıl sonra yapının tamamlanmasıyla 1755 yılında, Amerika'daki ilk masonik bina olarak sayılan Philadelphia Büyük Loca'sının tahsis merasimini düzenledi. Bir dönem Benjamin Franklin'in oğlu da Büyük Sekreter görevinde bulunmuştur. ABD'de ilk halk kütüphanesini organize edenlerden biri olarak bilinen Franklin, aynı zamanda ABD'deki ilk masonik kitabı yayımlayan kişidir.
Ölümü
Franklin, 17 Nisan 1790 tarihinde, 84 yaşında hayatını kaybetti. Onun cenazesine yaklaşık 20.000 kişi katıldığı söyleniyor. Onun ölümü Benjamin Franklin of Dr. John Jones ve hesabından aktardığı kitapta açıklanmıştır:
Ne zaman ağrı ve nefes darlığı başlarsa ve akciğerlerinde bir imposthume, aniden tüm umut ve gururunu kaybediyordu. Yine de epeyce gücü vardı; ama solunum organları yavaş yavaş gördüğü baskıya dayanamadı. 17 Nisan 1790 tarihinde bir gece vakti usulca, Franklin'in seksen dört yıl ve üç aylık ömrü sona erdi.
Benjamin Franklin'in, Philadelphia'daki mezarı
Franklin miras olarak Boston ve Philadelphia şehirlerine 1000'er poundluk para bırakmıştı. Ancak ölümünden sonra 200 yıl boyunca bu paraya herhangi bir şekilde dokunulmamasını ve faizde bekletilmesini şart koşmuştur. 1990'larda Boston ve Philadelphia için bırakılan para milyonlarca dolara ulaşmıştır.
Sergiler
"The Princess and the Patriot: Ekaterina Dashkova , Benjamin Franklin and the Age of Enlightenment" sergisi Şubat 2006'da başlayıp Aralık 2006'da bitti. Benjamin Franklin ve Dashkova yalnızca bir kez, Paris'te 1781 yılında bir araya geldi. Franklin 75 ve Dashkova 37 yaşında idi. Franklin ve tek kadın Amerikan Felsefi Toplumu'na katılan ilk kadın olması için Dashkova'yı davet etti. Daha sonra, Dashkova'yı Rus Bilimler Akademisi'ne ilk üye yaptı.
|
|
|
Musevi Takvimi - Yahudilerde Bayram ve Kutlama Günleri |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2019, 02:56 PM - Forum: Peygamberler Tarihi Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Musevi Takvimi - Yahudi Bayram Günleri
Yahudi kutlamalar ve bayramlar 2019: Esther-Lent, Purim ve Passover için şu anki tarihler ne zaman?
Yahudilik, dünya çapında iş gören Hanuka veya Fısıh gibi bayram ve bayramlarla doludur. Her yıl aynı tarihte düşmezler - en azından her takvimde değil. Yahudi takvimi ve Yahudi festivalleriyle ilgili tüm bilgileri bir bakışta burada bulabilirsiniz.
Yahudilik , 21 Mart 2019'da kutlanan Esther oruç (20.03.2019) veya Purim gibi, her zaman aynı tarihte olan çok sayıda festival ve bayram bilir. Ancak tarihler her zaman aynı değildir ve takvimde her yıl değişir. Ama neden bu?
Yahudilikte takvim ve dönüşümü
Bunun nedeni aslında oldukça basittir. Yahudilikte, Yahudi takviminde bayram günleri ve yıldönümleri için sabit tarihler olması için farklı bir takvim sistemi kullanılıyor, ancak bunlar farklı hesaplamalar nedeniyle takvimimizle uyuşmuyor.
Çünkü Yahudi takvimi güneşe değil, aya yöneliktir ve bu nedenle ay takvimidir. Bu nedenle, yıl bir güneş takviminde olduğundan on bir gün daha az sayılır. Bunu telafi etmek için, tatiller her zaman aynı mevsimde olur, her iki veya üç yılda bir artık ay vardır. Adar'ın altıncı ayından Şubat / Mart aylarında Adar Rishon, 30 günlük bir 13. ay eklenir. Öyleyse birinci ve ikinci Adar var.
Yahudi takvimindeki aylar ve zamana göre cari yıl
Yahudi takviminde her biri 29 veya 30 gün süren aylar, Gregoryen takvimindeki aylarla tam olarak örtüşmüyor. Ve yeni yıl 1 Ocak'ta başlamaz, sonbaharın ortasında ve eylül sonu arasında başlar. Bu nedenle, Yahudi Yeni Yılı kutlamaları Rosh Hashanah 1. ve 2. Tishri'ye yeni bir yıl girdi .
Yahudi takviminde aylar genel olarak:
1. Tishri, eylül-ekim ayları arası
2. Heshvan, Ekim-Kasım
3. Kislew, Kasım-Aralık
4. Tewet, aralık-ocak arası
5. Schwat, Ocak-Şubat
6. Adar, Şubat-Mart
7. Nissan, mart-nisan ayları arası
8 temmuz, nisan-mayıs arası
9. Siwan, mayıs-haziran arası
10. Tammuz, haziran-temmuz arası
11. Aw, Temmuz-Ağustos
12. Elul, Ağustos-Eylül
Aylara ek olarak, dönem Yahudilikte de farklılaşıyor. Yahudi inancına göre, dünyayı MÖ 3761'de yarattı.
Yahudi festivalleri ve resmi tatiller - Yom Kippur, Hanuka ve Fısıh ne zaman?
Yahudilikte en önemli günler, her haftanın yedinci günü olan Sabbath veya Sabbath sorusudur. Haftanın diğer günlerinin aksine sıra numarası değil, isim taşır. Dinlenme günü olarak kabul edilir ve cumadan cumartesi akşamına akşama doğru çalışır. Ancak bu tek tatil değil. Yahudilikte en yüksek tatiller arasında Yeni Yıl Günü Roş Aşana ve Kefaret Günü Yom Kippur vardır.
5780 yılına ait genel Yahudi bayram takvimi
Diğer önemli kutlamaların, bayramların ve anma günlerinin hâlâ Yahudilikte olduğunu, alttaki tabelada görebilirsiniz.
Diğer önemli kutlamalar
![[Resim: Musevi-Bayram-Gunleri2.PNG]](https://efsane1turk.net/EfsaneUploads2/Musevi-Bayram-Gunleri2.PNG)
|
|
|
Peygamberlerin Geliş Sıralaması Nasıldır? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2019, 01:38 PM - Forum: Peygamberler Tarihi Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Peygamberlerin Geliş Sıralaması Nasıldır?
1. Âdem (as).
2. Şit (as): Babası: Âdem Aleyhisselâm, Annesi de, Hz. Havvâ'dır.
3. İdris (as): İdris (as)'ın soyu, Yerd (yahud Yarid) b. Mehlâil b. Kaynarı (yahud Kaynen) b. Enuş, b. Şit, b. Âdem Aleyhisselâm.
4. Nuh (as): Nuh b. Lemek (veya Lemk), b. Mettu Şelah, b. Ahnuh (veya Uhnuh) (Yani İdris Aleyhisselâm), b. Yerd (veya Yarid), b. Mehlâil, b. Kayn (veya Kaynarı), b. Enuş, b. Şis, b.Âdem Aleyhisselâm.
5. Hud (as): Hûd (Âbir) b. Abdullâh, b. Rebah, b. Halud b. Âd, b. Avs, b. İrem, b. Sâm, b. Nuh Aleyhisselâmdır.
6. Salih (as): Salih b. Ubeyd, b. Esif veya Asit, b. Kemaşic b. Ubeyd, b. Hadir b. Semud, b. Âbir b. İrem, b. Sâm, b. Nuh Aleyhisse!amdır.
7. İbrahim (as): İbrahim b. Târah (Âzer), b. Nahor, b. Sarug (Şarug) b. Rau (Ergu), b. Falığ, b. Âbir, b. Şalıh, b. Erfahşed, b. Sâm, b. Nuh Aleyhisselâmdır.
8. İsmail (as): İsmail Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın, Hz. Hâcer'den doğan ilk ve büyük oğludur.
9. İshak (as): İshak Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın ikinci oğlu olup Hz. Sâre'den doğmuştur.
10. Lut (as): Lût b. Hâran, b. Târah, b. Nahor, b. Saruğ'dur. Lût Aleyhisselâm; İbrahim Aleyhisselâmın Yeğeni, yani kardeşi Haran'ın oğlu idi.
11. Yakub (as): Yâkub b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. Yâkub Aleyhisselâmın Annesi: Refaka'dır.
12. Yusuf (as): Yûsuf b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. Yûsuf Aleyhisselâmın annesi: Râhıl bint-i Leban'dır.
13. Eyyub (as): Eyyûb b. Mûs, b. Ra'vil, veya Razıh b. Ays b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlardır. Eyyûb Aleyhisselâmın annesi Lut Aleyhisselâmın kızı idi.
14. Zülkifl (as): Bişr (Zülkifl) b. Eyyûb Aleyhisselâm'dır.
15. Şuayb (as): Şuayb b. Mîkâil, b. Yeşcür, b. Medyen, b. İbrahim Aleyhisselâmdır. Şuayb Aleyhisselâmın annesi: Lut Aleyhisselâmın kızı Mîkâil'dir. Şuayb Aleyşhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâmın Kayınpederi idi.
16. Musa (as): Mûsâ b.İmran, b.Yashür, b.Kahis, b.Lâvi, b.Yâkub, b.İshak, b.İbrahim Aleyhisselâm'dır. Mûsâ b.İmran Aleyhisselâmla Hârûn b.İmran Aleyhisselâm, Ana-Baba bir kardeş idiler. Harun Aleyhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâmdan bir yaş büyüktü.
17. Harun (as): Musa (as)'ın kardeşidir.
18. Hızır (as): Rivayete göre: Hızır Aleyhisselamın soyu: Belya (veya İlya) b. Milkân, b.Falığ, b.Âbir, b.Salih, b.Erfahşed, b.Sâm b.Nuh Aleyhisselam olup babası, büyük bir kraldı. Kendisinin; Âdem Aleyhisselamın oğlu veya Ays b. İshak Aleyhisselamın oğullarından olduğu veya İbrahim Aleyhisselama iman ve Babil'den, Onunla birlikte hicret edenlerden birisinin ya da Farslı bir babanın oğlu olduğu, kral Efridun ve İbrahim Aleyhisselam devrinde yaşadığı, büyük Zülkarneyn'e Kılavuzluk ettiği, İsrailoğulları krallarından İbn. Emus'un zamanında İsrailoğullarına peygamber olarak gönderildiği, halen, sağ olup her yıl, Hacc Mevsiminde İlyas Aleyhisselamla buluştukları da rivayet edilir.
19. Yuşa (as): Yûşa' b. Nûn, b. Efrâim, b. Yûsuf, b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâm'dir.
20. Kâlib b. Yüfena (as): Kâlib b. Yüfena, b. Bariz (Fariz), b. Yehuza, b. Yâkub b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmdır. Kâlib b. Yüfenna Aleyhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâmın kız kardeşi Meryem'in kocası veya Mûsâ Aleyhisselâmın damadı idi.
21. Hızkıl (as): Hızkıl b. Nûridir. Hızkıl Aleyhisselâmın annesi yaşlanıp çocuk doğurmaz hale geldikten sonra, Yüce Allâh'dan bir oğul dilemiş ve Hızkıl Aleyhisselâm, ihsan olunmuştur. Bunun için, Hızkıl Aleyhisselâm (İbnül'acûz = Koca Karının Oğlu) diye anılmıştır.
22. İlyas (as): İlyas b. Yasin, b. Finhas, b. Ayzar, b. Hârûn, b. İmran (as)'dır.
23. Elyesa (as): Elyesa' b. Ahtub, b. Adiy, b. Şütlem, b. Efrâîm, b. Yûsuf, b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâm'dır. Elyesa Aleyhisselâm'ın, İlyas Aleyhisselâm'ın amcasının oğlu olduğu da söylenir.
24. Yunus (as): Yûnus b. Matta; Bünyamin b. Yâkub b. İshâk, b. İbrahim Aleyhisselâm oğulları soyundandı. Matta, Yûnus Aleyhiselâmın annesi idi. Peygamberlerden, Yûnus b. Matta ile İsâ b. Meryem Aleyhisselâmlardan başka hiçbiri, annesine nisbetle anılmamıştır.
25. Şemûyel (as): Şemûyel b. Bali, b. Alkama, b. Yerham, b. Yehu, b. Tehu, b. Savf'dır. Şemuyel Aleyhisselâm, İsrailoğullarından ve Hârûn Aleyhisselâmın zürriyetindendi. Şemuyel Aleyhisselâmın annesi Hanne olup Lâvi b.Yâkub Aleyhisselâmın Hanedanına mensuptu.
26. Davud (as): Dâvûd b. İşâ Aleyhisselâm; Yehûza b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmın soyundandır.
27. Süleyman (as): Dâvûd b. İşa Aleyhisselâmın oğlu olan Süleyman Aleyhiselâmın da soyu, Yehûza b. Yâkub, b. İshak, b. İbrahim Aleyhisselâmlara dayanır.
28. Lukman (as): Lukman b. Sâran, b.Mürîd, b. Savun. Lukman Aleyhisselâm; Dâvûd Aleyhisselâmın devrinde yaşamıştır. Kendisi; Mısır Nub kabilesine mensubtu. Medyen ve Eyke halkındandı. İsrailoğullarından bir adamın kölesi iken, onun tarafından âzâd edilmiş ve kendisine ayrıca mal da, verilmişti.
29. Şâ'yâ (as): Şâ'yâ b. Emus veya Emsıya'dır.
30. İrmiya (as): İrmiya b. Hılkıya; Lavi b. Yâkub Aleyhisselâm'ın soyundan gelen Hârûn b. İmran Aleyhisselâmın soyundandı.
31. Danyal (as): Danyal b. Hızkıl'ül 'asgar, Peygamber oğullarından, Süleyman b. Dâvud Aleyhisselamların soyundandı.
32. Uzeyr (as): Uzeyr b. Cerve Hârûn Aleyhisselâmın zürriyetindendir.
33. Zulkarneyn (as): Zülkarneyn Aleyhisselâmın ismi, soyu ve Peygamber olup olmadığı... Hakkında birçok ve çelişkili rivayetler bulunmaktadır. Kendisinin, Sa'b b. Abdullah'ülkahtânî olduğu söylendiği gibi, babasının Hımyerîlerden olduğu da ileri sürülmektedir.
İbn. Habîb de Hımyer krallarının isimlerini Hişam b. Kelbî'den sırasıyla kitabına geçirirken, Sa'b b. Karîn b. Hemal'ı, -Yüce Allah'ın, Kitabında- Zülkarneyn diye anmış olduğunu kayd ettikten sonra, kral Zeyd b.Hemal'ı kayd edip ona da Yüce Allah'ın Tübba' adını vermiş olduğunu açıklar.
Zülkarneyn Aleyhnisselâm hakkında: "Hem Nebi idi, hem Resul idi." diyenler olduğu gibi, "Hayır! O, Resul olmayan bir Nebi idi. Resul olmayan bir Nebî oluşu, inşâallâh, Sahih'dir!" diyenler de vardır. Hz. Ali'ye göre, Zülkarneyn Aleyhisselâm: Ne bir Nebi, ne de, bir kraldı. Fakat, Allan'ın Salih bir kulu idi ki, o, Allâhı, sevmiş, Allah da, onu, sevmişti.
34. Zekeriyya (as): Zekeriyyâ b. Berahyâ Aleyhisselâmın soyu, Süleyman b. Dâvûd Aleyhisselâmlara, Süleyman b. Dâvûd Aleyhisselâmların soyu da, Yehûza b. Yâkub Aleyhisselâma dayanır.
35. Yahya (as): Yahya (as), Zekeriyya (as)'ın oğludur.
36. İsa (as): Hz. Meryemin oğludur ve bir mucize olarak babasız dünyaya gelmiştir. Hz. Meryem'in babası İmran b.Mâsân olup Hub'um b. Süleyman Aleyhisselâmın soyundandı.
37. Hz. Muhammed (asm): Muhammed b. Abdullah, b. Abdulmuttalib, b. Hâşim, b. Abdi Menaf, b. Kusayy, b. Kilab, b. Mürre, b. Ka'b, b. Lüey, b. Galib, b. Fihr, b. Mâlik, b. Nadr, b. Kinane, b. Huzeyme, b. Müdrike, b. İlyas, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan. Bütün kaynaklar Muhammed (a.s.)ın, Adnan'a kadar olan atalarının gerek isimlerinde, gerek sıralarında, ittifak halinde bulundukları gibi, Adnan'ın da İsmail (a.s.) b. İbrahim (a.s.)ın öz be öz soyundan geldiğinde de müttefiktirler.
Kaynak:
(M. Asım KÖKSAL, Peygamberler Tarihi)
|
|
|
Amenerrasulünün - Türkçe Okunuşu - Arapça Yazılışı - Türkçe Anlamı |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2019, 01:35 AM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler
- Yorum (1)
|
 |
Amenerrasulünün - Türkçe Okunuşu - Arapça Yazılışı - Türkçe Anlamı
Arapça Yazılışı
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ ۚ وَقَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۚ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا ٱكْتَسَبَتْ ۗ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَآ إِن نَّسِينَآ أَوْ أَخْطَأْنَا ۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَآ إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِنَا ۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦ ۖ وَٱعْفُ عَنَّا وَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَآ ۚ أَنتَ مَوْلَىٰنَا فَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ
Türkçe Latince Okunuşu
Bismillahirrahmanirrahim
Amenerrasûlü bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn, kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih, lâ nüferrigu beyne ehadin min rusulih, ve gâlû semi’nâ ve eta’nâ ğufrâneke Rabbenâ ve ileykel masîr. Lâ yükellifullâhu nefsen illâ vüs’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min gablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih, va’fu annâ, vağfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel gavmil kâfirîn.
Türkçe Anlamı
"Rahman ve rahim olan Allah' ın Adıyla"
"Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.” Bakara 285 Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”
(Bakara Suresi 285 ve 286 ayetler)
|
|
|
Atatürk ve Çevrecilik ve Yürüyen Köşk |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2019, 12:50 AM - Forum: Mustafa Kemal ATATÜRK
- Yorum Yok
|
 |
Atatürk ve Çevrecilik ve Yürüyen Köşk
Yürüyen Köşk
Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü arazisi içinde bulunan iki katlı dörtgen planlı, ahşap karkas küçük bir yapıdır. Deniz tarafından 11 sütun ile çevrili mermer tabanlı açık bir alana ve 30 metre uzunlu unda ahşap bir iskeleye sahiptir. Köşkün giriş katında, küçük bir çay oca ı, küçük bir oturma odası ve üç cephesi kristal camlarlar kaplı toplantı salonu ile tuvalet ve duş bulunmaktadır. Ahşap bir merdivenle çıkılan ikinci katta ise dinlenme odası ile küçük bir yatak odası, tuvalet ve banyo bulunmaktadır. Bu küçük Köşk'e Atatürk'ün iste i ile mutfak yapılmamıştır.
Ahşap olan bölüm, iki katlı, üstü Marsilya tipi kiremitle örtülü oturma çatılıdır. Cepheler ahşap kaplamalı olup kat arasında profilli kat silmesi ve de işik süslemeli tahtalarla kaplanmıştır. Pencereler ve pencere kepenkleri klasik yapılı katlanır kanatlıdır. Kat döşemeleri girişi karo mozaik ve mermerdir. Üst kat ise normal ahşap döşemelidir. Duvarlar, Ba dadi üzeri çimento harçlı sıvalı ve sıvanın üstü boyalıdır. Merdiven altına yarı bodrum şeklinde, dışarıdan girilen su ısıtma merkezi bulunmaktadır. şu, burada ısınmakta, ısınan su, borularla yukarı katlara çıkarak duş ve banyonun sıcak suyu elde edilmektedir.
Betonarme olan kısım ise, üç taraflı camekanlı olup camlar kristal, do ramaları ahşap, döşemesi mermer kaplama ve üstü yine mermer kaplama olup, teras olarak kullanılmaktadır. Binanın etrafı, mermer kaplamalı iki kollu merdivenle mendire e inilmektedir. Mendire in iskeleti betonarme, üstü a ırlıklı ahşap latalarla kaplıdır. Bahçenin etrafı güzel süslemeli babalar ve babaların üstünde aydınlatma elemanları bulunmaktadır.
Ayrıca, Köşk'ün içinde Atatürk'ün kullandı ı özel eşyaları ile son derece mütevazi oda takımları bulunmaktadır.
Atatürk tarafından sahilde, çınar a acının hemen yanında yapılması istenen Köşk'ün yapımı 1929 Eylülünde bitirilmiştir.
13 Eylül 1929 tarihli gazetede "Atatürk'ün Millet Çiftli i'ndeki inşa edilen Köşk'ü bugün ikmal edildi" haberi yer almaktadır.
"Bina kaydırılacak"
Atatürk bir gün çiftli e gitti inde, Köşk'ün hemen yanındaki Ulu Çınar a acının dallarını kesmeye çalışan bir bahçıvan ile karşılaşır. Hemen bahçıvanı yanına ça ırarak bunun nedenini sorar. Görevli bahçıvanın cevabı şöyledir: A acın dalları uzamış binanın duvarlarına dayanmıştır. Aldı ı cevaptan tatmin olmayan Atatürk, düşünülmesi bile imkansız olan bir emir verir:
"Ağaç kesilmeyecek, bina kaydırılacak."
Görev ıstanbul Belediyesi'ne intikal eder. Belediye Fen ışleri Yollar-Köprüler şubesi sorumlulu unu üstlenir. Ünlü bestecimiz Ferit Alnar'ın kardeşi olan Başmühendis Ali Galip Alnar (bazı kaynaklarda Ali Nuri Alnar olarak geçer) yanına aldı ı teknik elemanlarıyla Yalova'ya gelerek çalışmalarına başlar.
8 A ustos 1930 tarihinde önce bina çevresindeki toprak büyük bir dikkatle kazılıp yapının temel seviyesine inilir. ıstanbul'dan getirilen tramvay rayları döşenir. Santim, santim çalışılarak bina yapı altına sokulan raylar üzerine oturtturulur. Artık binanın raylar üzerinde kaydırılarak Ağaçtan uzaklaştırılması aşamasına gelinmiştir.
Güzel ve sıcak bir yaz akşamında Büyük Atatürk ile birlikte, kardeşi Mahbule Atadan, Vali vekili Muhittin Bey, Emanet Fen Müdürü Ziya bey ve Cumhuriyet Gazetesi Başmuhabiri Yunus Nadi nezaretinde bina 4.80 m. civarında kaydırılır. Bu ola anüstü ve riskli iş 10 A ustos 1930 tarihinde tamamlanır ve Ulu Çınar A acı'da kesilmekten kurtulur.
Atatürk ve Yalova konusunda önemli araştırmalara imza atan Araştırmacı-Yazar Ahmet Akyol'a göre, Köşk'ün yürütülmesi işlemi iki safhada yapılır. 8 A ustos 1930 tarihinde öncelikle yapının teras bölümü (toplantı salonu olarak kullanılan, üç yanı camlarla kaplı bölüm) kaydırır. Geri kalan iki gün içerisinde de ana binanın raylar üzerinde yürütülmesi işlemi tamamlanır. Ahmet Akyol'un bu görüşünün do ru olabilece i bazı resimlerden anlaşılmaktadır.
Köşk kaydırılması olayı 10 A ustos 1930 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde aynen şu şekilde yer almıştır.
"Gazi Hazretlerinin Köşkü nakledildi.
Gazi Hazretlerinin Yalova'daki köşkünün yürütülme ameliyesi dün muvaffakiyetle icra ve ikmal edilmiştir.
Kendileri de bu ameliyeye bizzat nezaret etmişlerdir."
10 A ustos 1930 tarihli gazetedeki bu haberi okuyanlar ülkenin içinde yaşadı ı onca önemli meseleler arasında, bu olayın o tarihte ne ifade etti ine belki bir anlam veremediler. Belki de, bir çınar a acının bir metrelik dalının kesilmemesi için bir köşkün kaydırılmasını hayretle karşıladılar.
Çünkü, o devirde ne ozon delinmesi vardı, ne global kirlilik, ne asit ya murları, ne orman katliamı... Dünyada hiçbir ülkenin hiçbir devlet başkanının gündeminde dahi yoktu, ÇEVRENıN ÖNEMı. Yalnızca bir ülkenin kurtarıcısı milletini özgürlü e, ba ımsızlı a kavuşturmak için mücadele veren, bir karış topra ını, bir tutam yeşilini koruyan tek bir liderdi Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK.
Bu lider, Dünya ülkelerinin henüz 1970'li yıllardan sonra anlayıp düşünmeye başladı ı çevrenin önemini 1930'lu yıllarda benimsiyor, "Çevreyi korumak aklın gere idir" özdeyişi ile yalnızca Türk insanına de il, tüm dünya ülkelerine çok önemli bir mesaj veriliyordu.
ınsan sevgisinin yanısıra do a tutkusu, do a sevgisiyle dopdolu bir Liderin bir dehanın, çevre duyarlılı ı, tüm dünya insanları için örnek olacaktır.
2 Mart 1998 tarihinde ulusal televizyonlarda yer alan Amerika'da tarihi bir müzikholün raylar üzerinde elli metre kaydırdı ı haberi yayınlandı. 68 yıl önce Atatürk'ün gerçekleştirdi i bir olay 1998 yılında, 2000 li yılların teknolojisi ile ancak uygulanabiliyordu. Üstelik bu olay bir a acı, bir canlıyı kurtarmak amacıyla de ildi...
Ne mutlu ki, Atatürk gibi bir yol göstericimiz, bir önderimiz var. Bir Ağaç dalı için verilen bu emek aslında tüm dünya insanları duyurulmak istenen bir çevre anlayışının göstergesidir.
|
|
|
|