| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Karıncaların Boğulmaması |
|
Yazar: RasitTunca - 01-12-2020, 10:27 AM - Forum: Duymadiklarimiz
- Yorum Yok
|
 |
Karıncaların Boğulmaması
Bir karıncayı alın, suyun içine batırın, saatlerce tutun ölmez. Sudan çıkardığınızda ölü gibi görünür ama birkaç saat içinde kendine gelir. Biz insanlar böyle suya batırılsak, nefes alamadığımız için oksijensizlikten ölürüz ama su karıncaların çok ince olan nefes tüplerinden içeri giremez. Karbondioksitten narkoz yemiş gibi olurlar. Tabii ki bu süre çok uzarsa onlar da ölürler ama dayanma süreleri inanılmazdır.
Ne var ki, karıncalar yağmur ve seller altında bu şekilde nefeslerini tutarak mücadele vermiyorlar. Yağmuru hissedince yuvalarına giriyorlar ve giriş yollarını tıkıyorlar. Ateş karıncası denilen bir türünde ise karıncalar birbirlerine tutunarak sel sularının üstünde yüzüyorlar. Bir yerde karaya vurup çıkıyorlar. Tabii kraliçe karınca ortada, yüksekte ve mümkün olduğunca kuru tutuluyor.
Karınca yuvaları inşaat tekniği olarak örnektirler. Yuvanın girişine bağlı ve buradaki suyu alıp başka tarafa verebilen birçok tünel daha inşa ederler. Bazıları ise yuvalarının üstünü öyle sağlam kapatırlar ki, sel sularının bir evin çatısının üstünden aşması gibi geçip giderler.
Yine de bir aksilik olur, yuva su ile dolarsa, karıncalar çöp ve yaprak parçalarına veya yukarıda belirtildiği gibi birbirlerine tutunup yüzebilirler. Çok şiddetli yağmurdan sonra oluşan çamur tünellerini kapattığı zaman ise yuvalarını yeniden inşa etmek zorunda kalırlar.
Gündelik hayatta artık yaygın olarak kullanılan mikrodalga fırınların kapaklarında kaçak yapmamaları, insanlara zarar vermemeleri için özel tedbirler alınır. Ancak bir mikrodalga fırınına girmiş karıncaya, fırın çalıştığı sürece bir zarar gelmeyeceğini biliyor muydunuz?
Mikrodalga fırınlarında ışın yoğunluğu bir noktaya göre ayarlıdır. Bu nokta hemen hemen fırının ortasıdır. Bu nedenle yiyecek, her tarafı eşit pissin diye ortada dönen bir tabla üzerine konulur. Karıncalar fırında ışınların daha az yoğun olduğu bölgeleri hissederler. Zaten sıcak bölgelere girseler de, vücut yüzey alanlarının hacimlerine oranla yüksek olması nedeni ile ılık bölgeyi bulana kadar kendilerine zarar gelmez.
|
|
|
Dünyanın en büyük çiçeği Rafflesia Ceset Çiçeği |
|
Yazar: RasitTunca - 01-12-2020, 10:16 AM - Forum: Duymadiklarimiz
- Yorum Yok
|
 |
Dünyanın en büyük çiçeği Rafflesia Ceset Çiçeği
Fotoğraftaki çiçek, Endonezya’da Bukit Daun’da çekildi. Endonezya’da Sumatra’da endemik bir tür olan bu dev çiçek, dünyada sadece 4 yerde yetişiyor.
Rafflesia çiçeği, aslında kökü ve yaprakları bulunmayan bir parazit bitki. Rafflesia’nin tek görünen kısmı kırmızı renkli çiçekleri. Kötü kokusundan dolayı “Ceset Çiçeği” olarak da adlandırılıyor.
Ceset çiçeği olarak da bilinen Titan Arum dünyanın en büyük ama aynı zamanda en kötü kokulu çiçeği olarak nitelendiriliyor.
Dört yılda bir açan çiçeğinin beslendiği sinek, arı ve böcekleri kendisine çekmek için bu kötü kokuyu yaydığı belirtiliyor. Ziyaretçilerse bu nadir çiçeği görmek için kokusuna da katlanıyor.
Rafflesia Arnoldii nedir?
Rafflesia arnoldii bitkisi, bir diğer yazımı ile rafflesiaceae olan Rafflesia’nın en büyük çiçekli olan türüdür ve dünyanın en uzun çiçeğidir. Kaynaklarda Rafflesia hakkında bilgi kısıtlıdır. Bunun sebebi bitkinin çok ender olması ve de hala gizemini koruyan özelliklerinin olmasıdır.
Rafflesia,1818 yılında bir doğa bilimci olan Joseph Arnold’ın ekibi tarafından Endonezya Yağmur Ormanlarında bulunmuştur. Özellikleri şu şekilde sıralanabilir;
Boyutuna nazaran ömrü kısa olan bu bitkinin yaşama süresi ise yalnızca 2 haftadır.
Dünyada sadece Endonezya’nın Sumatra ve Borneo adaları ve Tayland’daki Khao Sok Milli Parkı’nda görülür.
1 metreye kadar büyüyebilen Rafflesia’nın ağırlığı ise 11 kilograma kadar çıkabiliyor.
Rafflesia’nın gelişimi ise şu şekilde oluyor; Bitki ilk hafta çiçek açıyor ikinci haftada ise ölüyor.
Taç yapraklarının uzunluğu 1 m civarında olan Rafflesia, tohumu olmayan bir çiçektir ve ağaçların kökleri üzerinde parazit olarak yeterli ısı ve suyu bulunca oluşur.
Oluşumu oldukça zor olduğu için çiçeğin görülmesi de aynı oranda zordur.
Rafflesia çiçeğinin sevgilinize bir buket olarak sunmanız imkansızdır. Bunun en önemli sebebi boyutu gibi dursa da esas sebep korkunç bir kokuya sahip olmasıdır.
Rafflesia aslında çok kötü kokar. Bu sebeple bir diğer adı da “Ceset Çiçeği” olarak geçer.
Rafflesia her ne kadar hoş bir kokusu olmasa da dünyanın en büyük çiçeği olma özelliğinden dolayı insanların oldukça ilgisini çekiyor.
Rafflesia çiçeğinin yaprak, dal ve kökü yoktur. Yalnızca bir çiçektir.
Ömrü sadece 2 hafta olan Rafflesia, bir hafta içinde çiçek açıp ikinci haftada da solarak çamur gibi bir görünüm alıp çürür ve de ölür.
[attachment=22866]
|
|
|
Neden 'Çok yaşa' denir ? |
|
Yazar: RasitTunca - 01-12-2020, 09:57 AM - Forum: Duymadiklarimiz
- Yorum Yok
|
 |
Neden 'Çok yaşa' denir ?
Hapşıran bir kişiye 'çok yaşa' demek adeti hemen hemen her kültürde vardır. Anlam olarak biraz değişik de olsalar sonuçta aynı kapıya çıkarlar. Hapşıranlara İngilizlerin 'God bless you', Almanların 'gesundheit', İtalyanların 'felicita' deme adetlerinin kökeni, hapşırmanın kişi için önemli bir tehlike olduğuna inanılan çok eski zamanlara gider.
İnsanlar asırlar boyu yaşamın sebebinin ruh olduğuna, ruhun ise insanın başı içinde olduğuna, hapşırmanın bu hayati güce zarar verebileceğine inandılar. Hapşırmanın soğuk algınlığı ile ilişkili olması bu inanış; güçlendirdi. İnsanlar hapşırıklarını tutabilmek için her yolu denediler.
Milattan önce dördüncü yüzyılda Aristo ve tıbbın babası sayılan Hipokrat'ın öğretileriyle insanlar, hapşırmanın başın yabancı maddelere karşı bir savunma refleksi olduğunu öğrendiler. Hapşırma bir hastalığın başlangıcı olduğundan hastalığın sonunun kötü bitmemesi için hapşırana 'uzun yaşa', 'sağlıklı yaşa' gibi sözlerin söylenmesi adeti bu zamanlarda başladı.
Yaklaşık yüz yıl sonra Romalılar hapşırmanın iyi bir şey olduğuna, insanı hastalıktan koruduğuna, hapşırığı tutmanın hastalığın kuluçkaya yatmasına belki de ilerde ölüme sebep olabileceğine inandılar. Artık hapşıranlara 'tebrikler' veya 'iyi şanslar' deniliyordu.
Hapşırana 'çok yaşa' denilmesinin kökeni birçok kültürde bu şekilde olmasına rağmen bir Hıristiyanlık deyimi olan 'God bless you' (Tanrı seni takdis etsin) cümlesinin kökeni ayrıdır. Altıncı yüzyılda İtalya'da bulaşıcı ve öldürücü veba hastalığının tüm şiddeti ile başlaması ve bu hastalığın belirtisinin kronik hapşırma olması nedeniyle, hapşıranlara 'God bless you' denilmesi Papa tarafından yasa olarak yayınlanmış ve mecbur kılınmıştır.
Bu yasa ile ayrıca hapşıranın çevresinde 'God bless you' diyecek kimse yoksa, o kişinin kendi kendisine 'God help me' (Tanrı yardımcım olsun) demesi de tavsiye edilmiştir.
Genelde 'çok yaşa' diyene 'sen de gör' yani 'sen de benim yaşamımı görecek kadar çok yaşa' denilmesi de adettendir. Hapşırana 'çok yaşa' deyince hapşırmanın kesileceğine inananlar da vardır.
|
|
|
|