Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Dini-1 Namazda Okunacak Dualar
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 06:46 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

NAMAZDA OKUNACAK DUALAR


Bilinmelidir ki, bu konu gerçekten geniştir _ve bununla ilgili çeşitli kı­sımlardan pek çok sahîh hadisler nakledilmiştir. Fıkıh kîtablarında bu ko­nuda fer´î meseleler çoktur. Biz burada, bu meselelerin esaslarına ve mak-sadlanna temas edeceğiz. Kısa yolu seçerek delillerin büyüğünü alıp dağınık ve ince meselelerden bahsetmeyeceğiz. Çünkü bu kitab, delilleri açıklamak için ele alınmamıştır, ancak kendisiyle amel edilecek işler için hazırlan­mıştır. Allah´dır muvaffak kılan...

Îhrâm İftitah (Namaza Giriş) Tekbîri


Namaz ister farz olsun, ister nafile olsun, ancak "İhram = tftitah = Namaza giriş" tekbîri ile sahîh olur. İmam Şafi´î ve alimlerin çoğuna göre, bu tekbîr namazdan bir cüzdür ve namazın erkânlarından da bir rükündür. Ebû Hanîfe´ye göre, bu şarttır, namazın zatından bir kısım de­ğildir.

Bilmiş ol ki, tekbîr lâfzı "Allahu Ekber" yahud "Allâhu´lEkber" de­mekten ibarettir. Bu iki lâfız, hem Şafi´î hem Ebû Hanife ve başkalarına göre caizdir. İmam Mâlik ikinci lâfzı kabul etmemiştir. İhtilâftan kurtul­mak için birinci lâfızla namaza girmek ihtiyattır. Bu iki lâfızdan başkası ile tekbîr caiz olmaz. Eğer tekbîr, "Allâhu´1-azîm, AUâhu´l-müteâl, Allahu a´zam, Allâhu e´azzü, Allahu ecellü", yahud bunlara benzer lâfızlarla ya­pılmış olsa, Şafi´îye ve çoğunluğa göre namaz sahîh olmaz. İmam Azam´a göre sahîh olur. Bizim (Şafiî) mezhebe göre, "Ekberu´Uahu", dense, ha-maz sahîh olmaz. Bizim bazı imamlarımız bu lâfızla da namaz caiz olur; nitekim namazın sonunda "Esselâmü Aleyküm" yerine çevirerek "Aleykümü´s-selâm" demek caizdir. (Allahu Ekber, yerine "Ekberu Allah" demek Şafi´î mezhebinde caizdir.)

İster Tekbîr lâfzı olsun, ister bundan başka zikirlerden biri olsun, in­san kendine işittirecek kadar telâffuz etmedikçe Tekbîr sahîh olmaz; yal­nız dilsizlik gibi bir engel bulunmadıkça... Biz bu konuyu kitabın başın­daki bölümlerde takdim ettik. İnsanda dilsizlik veya böyle bir kusur bulu­nursa, gücü yettiği kadar dilini depretir ve böylece namazı sahîh olur.

Arabca olarak tekbîr getirmeye gücü yeten kimsenin, yabancı bir dil ile tekbîr getirmesi sahîh olmaz. Fakat arabca söyleyemeyen için bu caiz olur; ancak arabcasını öğrenmesi ona vacib olur. Eğer öğrenmekte kusur yaparsa, namazı sahîh olmaz. Böylece, öğrenmekte yapmış olduğu kusur boyunca kılmış olduğu namazları kaza etmesi gerekir.

Bilinmelidir ki, sahîh ve muhtar olan mezhebde, İhram (iftitah veya namaza giriş) tekbîri uzatılmaz ve çekilmez; harfler arka arkaya eklenerek çabukça söylenir. Çekilir denmişse de, doğrusu evvelki sözdür. Diğer intikal tekbirlerine gelince, sahîh ve muhtar olan mezhebde bu tekbirlerin, ken­dilerinden sonraki rükne varıncaya kadar çekilişi müstehabdır. Bunlarda da tekbîrin çekilemeyeceği söylenmiştir. Eğer çekilmemesi gereken tekbîr uzatılır yahut çekilmesi gereken tekbîr çekilmezse, namaz batıl olmaz; lâkin fazilet kaçırılmış olur. Bilinsin ki, uzatma, lâfza-i Celâl´in "ALLAH" kelimesinin Iâm harfinden sonra olur, bundan başka yerde uzatma olmaz.

İmam için sünnet olan, cemaata işittirecek şekilde, hem ihram (iftitah) tekbirini, hem de diğer tekbirleri sesli olarak söylemektir. İmama uyanların da, yalnız kendilerine işittirecek şekilde gizlice tekbîr getirmeleri sünnettir. Eğer imama uyan, yüksek sesle tekbîr alsa, yahud imam gizlice tekbîr alsa, bunların namazları bozulmaz. Bununla beraber tekbîri tashîh etmeye gayret göstermeli ve çekilme yerinden başka bir yerde uzatılmamalıdır. Fakat "Allah" lâfza-i celâlinin başındaki hemze çekilip uzatılırsa yahud "Ekber" kelimesinin "ba" harfindeki fetha işba´ edilerek "Ekbâr" şeklinde okunsa, namaz sahîh olmaz.

Bil ki, iki rekât olarak kılınan namazda onbir tekbir vardır. Üç rekâtlı namazda onyedi tekbîr vardır. Dört rekâttı namazda da yirmi iki tekbîr vardır. Çünkü bir rekât içinde, rükû için bir tekbîr, iki secde ve secdeden kalkışta dört tekbîr ki, beş tekbîr olur. İkinci rekât da böyle beş tekbîr eder. Buna iftitah tekbîri eklendiği zaman onbir tekbîr olur. Dört rekât, bunun iki misli bulunduğundan onunda içinde yirmi iki tekbir bulunur. Ancak son iki rekât da iftitah tekbîri olmadığından bunun yerini, birinci tehiyyata oturuştan kalkarken alınan tekbîr doldurur ve böylece tüm tekbîr­ler dört rekâtlı namazlarda yirmi dört tane olur.

Yine bilinsin ki, İhram tekbîrinden başka alınan bütün tekbîrler sünnet­tir. Kasden veya yamlarak bunlar terkk edilirse, namaz bâtıl olmaz, haram da olmaz. Yanılma secdesi de yapılmaz. Fakat İhram (îftitah) tekbîri bunlar gibi değildir. Bunsuz namaz sahîh olmaz. Bunda ittifak var, ihtilâf yoktur. Daha doğrusunu Allah bilir.


İhram Tekbîrinden Sonra Okunacak Dualar


Bilinmelidir ki, bu konuda çok hadîsler vardır. Şöyle söyleyip zikir ve dua etmek, tümünü bir araya getirerek karşılar:

"Aîîâhv ekber kebîren ve´1-hamdü lillâhi kesîran ve sübhâneîlâhi bük-raten ve esîlâ. Veccehtü vechiyelillezî fetara´s-semâvâti ve´1-arza, hanîfen müslimen ve mâ ene mine´l-müşrikîn, Inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi´l-âlemîn. Lâ şerike lehu ve bizâlike ümirtü ve ene mine´l-müslimîn. Allâhümme ente´l-melikü lâ ilahe illâ ente rabbî ve ene abdüke zalemtü nefsi va ´tereftü bizenbî fağfirlîzünûbî cemî´an feinnehû lâ yağfirü´z-zünûbe illâ ente. Vehdinîliahseni´î-ahiâkı lâ yehdîli ahseni-hâ illâ ente. Vasrif annî seyyiehâ lâ yesrifu seyyieha illâ ente. Lebbeyke vesa´deyke ve´1-hayru küllühû fıyedeyk. Ve´ş-şerru leyseileyk. Ene bike veileyke. Tebârekte ve teâleyte. Estağfiruke ve etûbü ileyke... Allâhüm­me bâid beyni ve beyne hatâya kemâ bâatte beyne´1-meşrıkı ve´1-mağribi. Allâhümme nakkınîmin hatâyâye kemâ yunakka´s-sevbu´l-ebyazu mined´-dennesi allâhümmeğsilnî min hatâyâye bisseki ve´i-mâi ve´1-beredi."

(Allah her şeyden çok büyüktür. Allah´a çok çok hamd olsun. Sabah ve akşam Allah´ı noksanlıklardan tenzih ederim. Doğru yol üzerinde bu­lunarak ve müslüman olarak kendimi, gökleri ve arzı yaratana yönelttim ve ben, müşriklerden olmadım. Benim namazım ve ibâdetim, sağlığım ve ölümüm, âlemlerin Rabbı olan Allah içindir. O´nun ortağı yoktur ve ben bununla emrolundum ve ben müslümanlardamm. Allah´ım! Sen Meliksin; Senden başka ilâh yoktur, Rabbimsin. Ben Senin kulunum. Nefsime zul­mettim ve günahımı itiraf ettim; benim bütün günahlarımı bağışla. Çün­kü Senden başka, günahları bağışlayan yoktur. Beni ahlâkların en güze­line ilet; Senden başkası bu güzel ahlâka iletemez. Ahlâkın kötüsünü ben­den uzaklaştır; Senden başkası onun kötüsünü çeviremez. İcabet buyur­mana ısrar ediyorum ve Sana ibâdet üzere bulunmaktan haz duyuyorum. Bütün hayırlar Senin kudret elindedir. Kötülükler ise Sana nisbet edilmez. Ben Sana itimad ederim ve Sana sığınırım. Yüceldin ve (noksanlıklardan) münezzeh oldun. Senden mağfiret dilerim ve Sana tevbe ederim.

Allah´ım! Doğu ile batı arasını birbirinden uzaklaştırdığın gibi, be­nimle günahlarım arasını öylece uzaklaştır. Allah´ım! Beyaz elbisenin kir­den temizlenmesi gibi,beni günahlarımdan temizle. Allah´ım! Beni, kar ve dolu suyu (tertemiz su) ile günahlarımdan yıka)"

Bütün bunlar, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den sahîh ola-rak nakledilen hadîslerde vardır.

Bu konuda başka hadîsler nakledilmiştir; bunlardan bir kısmı:

112- Hazreti Aişe´nin (Radıyallahu Anha) hadîsi şöyle: "Peygamber (s.a.v) namaza başladığı zaman şöyle derdi:

"Sübhânekallâhümme ve bihamdike ve tebârakesmüke ve teâlâ ced-düke ve la ilahe ğayruke."

(Allah´ım! Sana hamdederek Seni (noksanlıklardan) tenzih ederim. Se­nin adın yücelmiştir ve şanın büyük olmuştur. Senden başka İlâh yoktur) [1]

113- Haris´den, o da Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet edil­diğine göre şöyle demiştir:

"Peygamber Sallaliahu Aleyhi ve Sellem, (tekbîr alıp) namaza giri­şinde şöyle buyururdu: "Lâ ilahe illâ ente, sübhâneke zalemtü nefsî ve amiltü sû´en fağfir lî; innehû lâ yağfirü´z-zünûbe illâ ente veccehtü vec-hî..."sonuna kadar."[2]

Peygamber Sallaliahu Aleyhi ve Sellem´in: "Veşşerrıı leyse ileyk" (Kö­tülük sana nisbet edilmez)" sözüne gelince, bil ki, ehli sünnet mezhebi üzere bulunan sahabî, tabiîn ve bunlardan sonra gelen müslüman alimler­den, kelâm, fıkıh ve hadîs alimlerinden sabit olmuştur ki, hayır ve şer, bütün olup bitenler, fayda ve zarar veren her şey, Azîz ve yüce olan Al-lah´dandır, O´nun irade ve takdiri iledir. Hüküm böyle olunca, hadisteki bu sözün te´vili gerekir. Alimler buna bazı cevablar vermişlerdir:

Bu cevabların birincisi ve en meşhuru, Nadir b. Şümeyl ve ondan sonra gelen alimlerin te´vilidir. Şu mana ile te´vil edilir: "(Ya Rabbi) kötülükle Senin rahmetine yaklaşılmaz."

İkincisi, kötülük Senin dergâhına yükselmez; ancak tevhîd kelimesi yükselir, şeklindeki te´vildir.

Üçüncüsü, edeb bakımından "Ey kötülüğü yaratan" denmez, her ne kadar kötülüğü yaratan ise de... Nitekim, ey hınzırları yaratan, denmez; her ne kadar hınzırları yaratıcı ise de...

Dördüncüsü, Senin hikmetine nisbetle kötülük yoktur; çünkü Sen boşuna bir şey yaratmazsın, diye yapılan te´vildir. Daha doğrusunu Allah bilir.

Bunlar, namaza giriş duasında nakledilen zikirler hakkındadır. Tek başına namaz kılan için bütün bu zikirleri söylemek müstehabdır; imama uyanlar eğer imama izin verirlerse, imamın da bunları söylemesi müste­habdır. Fakat irriama izin vermezlerse, imam dualarla namazı uzatmaz, bu dua ve zikirlerden bir kısmını okuyarak kısaltır. İmamın: "Veccehtü vechî"den itibaren Mine´l-Müslimîn"e kadar okuyup kısaltması güzel olur. Hafif kılmayı tercih eden münferid (tek başına namaz kılan) da böyle ya­par.

Bil ki, bu zikirler, farz ve nafile namazlarda müstehabdırlar. Eğer bi­rinci rekâtta kasden yahud yanılarak bunlar terk edilirse, okunuş yeri ka­çırıldığından, ondan sonra okunmazlar. Eğer okunursa, mekruh olur; fakat namaz batıl olmaz. Eğer birinci rekâtta tekbir alıp Kur´an okumaya baş­ladığı sırada yahud "EÛZÜ" yü çekince, zikirleri yapmadığını insan ha­tırlarsa, dua yerini kaçırdığından artık onları okumaz. Fakat burada da okumuş olursa, namazı batıl olmaz. (Şafi´î mezhebine göre), herhangi bir rekâtta imama kavuşan bir mesbûk (namazın başından rekât kaçıran), eğer zikirleri yaptığı takdirde fatiha okuyuşunu kaçıracağını kestirirse, Fatiha´yı okur; çünkü Fatiha´yı okumak vacib olduğundan daha kuvvet­lidir. Halbuki duayı okumak sünnettir. (Hanefi mezhebinde, imama uyan­lar Fatiha okumazlar, kıraat yapmazlar, İmamın okuyuşunu dinlerler. Eğer imam gizli okuyorsa, arkasında bulunan mesbûk, "Sübhâneke"yi oku­yabilir.)

Bir mesbûk, kıyam halinde değil de, ya rükû´, ya secde, ya da teşeh-hüd halinde imama yetişirse, ihram tekbirini alarak bu yerlerde imama uyar ve imamın getirmekte olduğu teşbihleri yapar. Iftitah duasını bura­da okumadığı gibi, daha sonra da okumaz.

Cenaze namazında Istiftah (namaza giriş) duasını okumak hususun­da alimlerimiz ihtilâf etmişlerdir. (Şafi´i mezhebine göre) en sahih olan bu duanın okunmayışıdır; çünkü cenaze namazının hafih olarak kılınması esastır. Hanefi´lerde istiftah duası olan "Sübhâneke" okunması evlâdır.)

Bil ki, istiftah duası sünnettir, vacib değildir. Bunun için terk edilirse, ondan dolayı sehiv (yanılma) secdesi yapılmaz. İstiftah duasında sünnet olan, gizli okunmasıdır. Eğer aşikâre olarak okunursa, namaz batıl ol­maz da mekruh olur.


İstiftah Duasından Sonra İstiâze (Eûzü Besmele) Çekmek


Bil ki, istiftah (Sübhâneke) duasından sonra "Eûzü´´ istiâze yapmak;

(Eûzü Billahi Mineşşeytanirracîm) demek ittifakla sünnettir. Bu da Kur´ân okunuşundan öncedir. Allah Teâlâ Hazretleri buyuruyor:

"Kur´ân okuduğun zaman koğulmuş şeytandan Allaıh´a sığın."[3]

Alimlerin çoğunluğuna göre bu ayeti kerimenin manası: "Kur´an oku­mayı dilediğin zaman (başlamadan önce) istiâze yap Eûzü Billahi Mineşşeytanirracîm" (Kovulmuş şeytandan Allah´a üiğımrım) söyle.

İstiâze için muhtar olan lâfız, "Eûzü billahi mineşşe-ytâni´rracîm"" dır. Ancak,

"Eûzü billahi´´ssemî´il-alîmi mineşşeytanVrracîm" şeklinde de nakledilmiştir. (Kovulmuş olan Şeytandan, Semi´ ve Alîm olan Allah´a sığınırım, demektir). Bu türlü istiâze yapmakta bir beis yok ise de, meşhur ve muhtar olan birincisidir.

114- Rivayetimize göre:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, namazda kıraetden önce:.

"Eûzü billahi mineşşeytâni´rracîm min nefhıhi ve mefsihi ve hemzihi" (Kovulmuş şeytandan, onun kibir vermesinden, sarmalatmasından, sar­hoşluk vermesinden Allah´a sığınırım)" derdi.[4]

Bir rivayette de istiâzesi şu idi:

"Eûzü billâhissemni-alîmimineşşeytânirracîmi, min hemzihi ve nef­hıhi ve nefsihi."

Bilinmelidir ki, istiâze yapmak (Eûzü´yü söylemek) imüstehabdır, vacib değildir. İnsan Kur´an okuyacağı zaman bunu terk ederse, günahkâr olmaz ve namazı batıl olmaz; ister kasden terk etsin, ister sehven... Sehiv için de secde yapmaz. Bütün farz ve nafile namazlarda "Eûzü-Taavvüz" getirilmesi müstehabdır. Cenaze namazında ise ihtilâf vardır. (Şafi´îlere göre) sahîh kabul edilen yine söylenmesinin müstehab oluşudur.

Namaz dışında her Kur´an okuyan için de, taavvüz getirilmesi ittifakla yine müstehabdır.

Bil ki, taavvüzü söylemek, birinci rekâtta ittifakla müstehabdır. Birinci rekâtta söylenmezse, ikinci rekâtta söylenir. Burada da yapılmazsa, ondan sonra söylenir. Birinci rekâtta taavvüz yapıldıktan sonra ikinci rekâtta yapılıp yapılmayacağı üzerinde iki görüş vardır. Bizim Şafi´î alimlerimizin bu iki görüşlerinden sahîh kabul edileni, ikinci rekâtta da getirilmesinin müstehab oluşudur; ancak ilk getiriliş daha kuvvetlidir.

Kıraat gizli yapıldığı bir namazda "Taavvüz" de gizli yapılır. Sesli ola­rak Kur´an okunan namazda "Taavvüzün" sesli veya gizli olacağı ihtilaflı­dır. Alimlerimizden bir kısmı, gizli yapar demiştir. Alimlerin çoğunluğu demişlerdir ki, bu meselede îmam ŞafiTnin iki görüşü vardır: Birincisi, gizli veya aşikâre getirilmesi eşittir, bir fark yoktur. "Ümm" kitabında hüküm budur.

İkincisi, aşikâre getirilmesi sünnettir. "El-İmlâ" kitabında da hüküm budur.

Alimlerimizden bir kısmı da iki görüş ileri sürmüştür: Birinci görüş aşikâre söylenmiştir ki, Şeyh Ebû Hamid El-İsferayini bunu sahîh kabul etmiştir. Bu zat Irak´lı alimlerimizin İmamıdır. Bunun arkadaşı el-Mehamilî ve başkaları da aynı görüşe katılmışlardır. Ebû Hüreyre´nin (Radıyallahu Anh) yaptığı da bu idi.

İkincisi de, îbni Ömer´in (Radıyallahu Anhüma) yapmış olduğu gizli taavvüz getirişidir ki, alimlerimizin çoğunluğuna göre en doğru ve muhtar olan budur. Allah daha doğrusunu bilir.


(Namazda) Taavvüzden Sonra Kur´an Okumak


Gerek bizim (Şafi´î) mezhebimizde ve gerekse diğer mezheblerde, na­mazda Kur´an okumak, açık ve kesin delillerle ittifak üzere farzdır. Ayrıca Fatiha´yı okumaya gücü yetenin de Fatiha´yı okuması, mezhebimizde farz­dır. (Hanefî´lerde vacibdir).

115- Sahih olan hadîsle sabittir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem şöyle buyurmuştur:

"kendisinde Kur´an´ın Fatiha´sı okunmayan bir namaz, yeterli değil­dir."[5]

116- Rasûlüllah (s.a.v)´den şöyle rivayet olunmuştur:

"Fatiha´sız namaz olmaz"[6] Bismillâhirrahmânirrahîm´i okumak da farzdır; çünkü Fatiha´nın başından tam bir ayettir. (Hanefî mezhe­binde, Fatiha´dan bir ayet olmadığı için ve teberrüken bulunduğu için okunması sünnettir). Yine Fatiha sûresini, mevcut ondört şeddenin hepsi ile okumak vacibdir. Bunların üçü besmelededir, diğerleri de sonraki ayet­lerdedir. Eğer namaz kılan kimse, bu şeddelerden birini terk ederse, oku­yuşu bâtıl olur. Bir de ayetleri sıra ile ve fasılasız okumak icab eder. Eğer sıra bozulur yahud fasıla verilirse, kıraat sahîh olmaz. Ancak nefes alacak kadar sükût etmek özür sayılır, zarar vermez.

İmama uyan kimse, okumakta olduğu Fatiha esnasında imam ile tilâvet secdesi yapsa, yahud imamın âmîn sözünü işiterek kendisi de "âmîn" dese, imamın okuduğu ayetler gereği oiarak Allah´dan rahmet dilese veya rahmet istese, iki görüşten sahîh olan görüşe göre kıraati bozulmaz; çünkü bunlar özür sayılır. (Bu hükümler de Şafi´î mezhebine göredir. Hanefîler için bahis konusu değildir. Çünkü imama uyanlar, hanefî mezhebinde, Fatiha oku­madıkları gibi kıraat da yapmazlar.)

Fatiha´yı okurken, mânâyı bozacak ve değiştirecek şekilde i´rab hatası yapan kimsenin namazı bâtıl olur. Eğer mânâ değişmiyorsa, okuyuşu sahîh olur. Mânâyı değiştiren okuyuş: "En´amte" kelimesi "en´amtü" şeklinde tâ´nın zammesi ile okunursa "sen nimet verdin" değişerek "ben nimet verdim" olur.

Yahud "En´amte" tâ harfinin fethası değiştirilerek "En´amti" bu har­fin kesresi ile okunursa, mana hanıma hitab olarak bozulur.

Yine "iyyâke na´büdü" ancak sana ibâdet ederiz, manası, kâf harfinin kesri ile "iyyâki na´büdü" şeklinde okunmakla, kadına hitab manasına dönerek, asıl mana değişmiş olur.

Manayı değiştirmeyen okuyuş:

"Rabbil´âlemîn" sözünü, "Rabbürâlemîn" veya "Rabbel´âlemm" olarak okumak. Yahud "Neste´înü"yü, "Neste´îne" yahud "Nesta´îni" şeklinde okumak.

Bir kimse, öğrenmeye çalıştıktan sonra «´ dad´´ harfini telâffuz etmekten aciz kalsa, özürlü sayılacağından

Veleddallîn" sözünü,

Ve lezzallallîn"

olarak okursa, namazı bâtıl olmaz. Aksi halde, bu şekilde yanlış telâffuz edenin namazı, tercih edilen görüşte bâtıl olur.

Fatiha´yı okuyamayan kimse, onun miktannea başka bir sûre okur. Kur´ân´dan herhangi bir sûre veya ayet okuyamayan, Fatiha miktannea tesbîh ve tehlîl gibi zikirleri söyler. Eğer zikirlerden de bir şey söyleyemeye­cek durumda olur ve öğrenmek için de vakit kalmayacak şekilde daraîmış-sa, kıraat miktarı ayakta durur sonra rükû yapar ve böylece namazı kifayet eder; eğer öğrenmede kusur yapmamışsa... Fakat öğrenmede ihmalkârlık veya kusur etmişse, namazı iade etmesi vacib olur. Hangi durumda olursa olsun, öğrenmeye imkân bulduğu zaman "Fatiha"yı öğrenmesi vacib olur.

´ ´Fatiha´ ´yi arabca lâfzı ile okumayı beceremeyen kimse, manasını ya­bancı bir dille okuyabilecek durumda olursa, bu aciz sayıldığı için, ya­bancı dil ile okuması caiz olmaz. Bunun yerine söylediğimiz şekilde hareket eder.

Fatiha okunduktan sonra bir sûre yahud sûrenin bir kısmı okunur ki, (Şafi´î mezhebinde sûre okumak) sünnettir, (Hanefî´lerde vacibdir). Sünnet terk edilirse, namaz sahîh olur ve sehiv (yanılma) secdesi gerekmez. Namaz­ların farz veya nafile olması da fark etmez.

İki görüşten sahîh olan görüşe göre, cenaze namazında sûre okunması müstehab değildir. Çünkü cenaze namazında hafiflik esastır.

Namazda insan muhayyerdir; isterse bîr sûre okur, isterse sûrenin bir kısmını okur. Kısa sûreyi okumak, uzun sûreden bu kısa sûre miktannea okumaktan daha faziletlidir. Sonra Mushaf´daki sıra üzere sûreleri okumak müstehab olduğundan, ikinci rekâtta, birinci rekâtta okunan sûreden sonra gelen sûre okunur; fakat buna riayet edilmemiş ise, namaz caiz olur.

Sûre Fatiha´dan sonra okunur ki, (Şafi´î mezhebinde sünnet, Hanefî­´lerde vacibdir). Eğer Fatiha´dan önce sûre okunursa, (Şafi´î mezhebine göre) bir daha sûre okumak müstehab olmaz. (Hanefî mezhebinde, Fatiha­´dan sonra sûre okumak vacib olduğundan, burada vacib terk edilmekle sehiv secdesi gerekir.)

Bu anlatılan müstehab işler, hem imam, hem münferid ve bir de imam gizli okurken imama uyanlar içindir. Amma imam aşikâre okurken ona uyan kimse, eğer imamın okuyuşunu işitiyorsa, Fatiha´dan başka bir şey okumaz; fakat imamın okuduğunu işitemiyor yahud okuduğunu anlamaya­cak şekilde mırıltısını duyuyorsa, sahîh olan görüşte, başkasının okuyuşunu karıştırmayacak şekilde sûre okuması müstehab olur. (Bu hükümler yine Şafi´î mezhebine göredir. Hanefi mezhebinde, imama uyanlar ne fatiha ve ne de sûre okurlar.)

Sabah ve öğle namazlarında, Tıval-i Mufassal´da (Burüc sûresinden, Hücurat´a kadar) olan sûrelerden okumak, ikindi ve yatsı namazlarında, Evsat-ı Mufassal´dan (Hücurat sûresinden Lem yekûn sûresine kadar) oku­mak, akşam namazlarında da Kisar-ı Mufassal´dan (Lem yekûn sûresinden Mushaf´ın sonuna kadar okumak sünnettir. îmam daha hafif namaz kıldı­rır; ancak cemaatın uzun okumayı tercih ettiklerini biliyorsa, o vakit imam da uzun okur.

Cuma günü sabah namazının birinci rekâtında, "Secde" sûresini, ikinci rekâtta "İnsan" sûresini tam olarak okumak sünnettir. Bir kısım insanların yaptığı gibi, bu sûrelerin bir kısmını okumak, sünnete aykırıdır.

Bayram ve yağmur duası namazlarının ilk rekâtlarında Fatiha´dan son­ra "Kaf" sûresini ve ikinci rekâtlarında da "Kamer" sûresini ve dilerse birinci rekâtta "A´lâ" sûresini, ikinci rekâtta "Gaşiye" sûresini okur ki, bunları okumak sünnettir.

Cuma namazının birinci rekâtında "Cuma" sûresini, ikinci rekâtın­da "Münâfikûn" sûresini okumak sünnettir. Birinci rekâtında "A´lâ" ve ikinci rekâtında "Gaşiye" sûrelerini okumak yine sünnettir. Bu yer­lerde, sûreleri tam okumayıp kısaltmaktan sakınmalıdır. Eğer namaz hafif­letilmek isteniyorsa, sür´at yapmaksızın arka arkaya okumalıdır.

Sabah namazının sünnetinde, birinci rekâtta Fatiha´dan sonra Bakara sûresinin 136. ayetini ve ikinci rekâtta da, AI-i İmrân Sûresinin 64. ayetini okumak sünnet olduğu gibi, birinci rekâtında "Kâfirûn" ve ikinci rekâtında "İhlâs" sûresini okumak da sünnettir. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in bu ikisini de yaptığı, Müslim´in Sahih´înde sahîh olarak vardır.

Akşamın sünnetinde ve tavaf namazında ve istihare namazında, iki rekâtın birincisinde "Kâfirûn" sûresi ve ikinci rekâtta "İhlâs" sûresi oku­nur. Üç rekât vitir namazı kılınınca, birinci rekâtta Fatiha´dan sonra "A´Iâ" sûresi, ikinci rekâtta "Kâfirûn" sûresi ve üçüncü rekâtta "ihlâs" sûresi (Şafi´îlere göre) Muavvizeteyn süreleriyle beraber okunur. Bütün bu söylenenler, Sahîh hadîs kitablarmda ve diğerlerinde meşhur olarak nakledilmiştir. Hadîslerin şöhretinden dolayı, biz onları burada anmadık. Daha doğrusunu Allah bilir.

Cuma namazının birinci rekâtında okunması sünnet olan "Cuma" sû­resi terk edilmiş olursa, (fazileti elde etmek için) ikinci rekâtta, "Cuma" sûresi ile "Munafikûn" sûreleri okunur. Bayram namazı, yağmur duası namazı, vitir namazı, sabahın sünneti ve anlattığımız diğer namazlarda da hüküm böyledir; birinci rekâtta sünnet olan okuyuş terk edilirse, ikinci rekâtta, birinci ve ikinci rekâtların sûreleri okunur. Böylece kişinin namazı iki sûreyi de içine almış olur. Eğer cuma namazının ilk rekâtında ´Münâfikûn" sûresi okunur, ikinci rekâtta "Cuma" sûresi okunur ve "Münâfikûn" sûresi iaede edilmez. (Buradaki hükümler de Şafi´îlere göre­dir.) Hanefi´lerde, imam kifayet miktarı okuyunca, artık sûre tekrar et­mez.)

Ben, bu meselelerin delillerini "Mühezzeb" adlı kitabın şerhinde uzun

boylu beyan ettim.

Sahîh hadîsde sabit: olmuştur ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sabah ve diğer namazların ilk rekâtlarında yapmış olduğu uzun okuyuşu, ikinci rekâtta yapmazdı. Alimlerimizin çoğu bunun te´vîline gitmişler ve şöyle demişlerdir: Birinci rekâttaki okuyuş, ikinciden uzun yapılmaz. Yi­ne bu alimlerden bir kısmı da, sahîh olan bu hadîsden dolayı demişlerdir ki, birinci rekâtı uzim yapmak müstehabdır. Üçüncü ve dördüncü rekât­ların, birinci ve ikinci rekâtlardan daha kısa olmasında alimler ittifak et­mişlerdir. Zaten sahih olan, dört rekâtlı namazların üç ve dördüncü re­kâtlarında sûre okjunmamasıdır.

Sabah namazımda, akşamın ve yatsının ilk iki rekâtlarında aşikâre ve öğle ile ikindi namazlarında, akşamın üçüncü rekâtında, yatsının üç ve dördüncü rekâtlarında gizli okumak hususunda alimler ittifak etmişlerdir. Bir de cuma namazında, iki bayram namazında, teravih ve arkasında kılı­nan vitir namazında da aşikâre okumak ittifak üzeredir. Tek başına namaz kılan kimse, cehri namazlarda gizli kıraat yapar, muhayyerdir.

Ay tutulması halinde aşikâre okumak, güneş tutulmasında gizli okumak sünnettir. Yağmur duası namazında aşikâre okunur, cenaze namazında gizli okunur. Anlattığımız bayram namazları ile yağmur duası dışında gün­düz kılınan nafile namazlarda aşikâre kıraat yapılmaz.

Geceleyin kılınan nafile namazlarda alimlerimiz ihtilâf etmişlerdir. Bir kısmı aşikâre kıraat yapılmaz, bir kısmı da yapılır, demiştir. Üçüncü görüş ise, her ikisini de yapabilir, şeklindedir. Sahîh olan da budur. Bu hükmü, Kadı Hüseyin ve Beğavî kesin kabul etmişlerdir.

Bir adam kaçırmış olduğu gece (farz) namazını gündüz kaza etse, yahud gündüz kaçırdığı namazı gece kaza etse, acaba kaçırma vaktini mi, yoksa kaza ettiği vakti mi itibar edecektir Burada iki görüş vardır:

Makbul olan görüş, kaza vaktini itibar etmektir.. İkinci görüşe göre, mutlak olarak gizli kıraat yapılır.

Bil ki, (Şafi´î mezhebinde) aşikâr yerinde aşikâre okumak, gizli yerinde gizli okumak sünnettir, vacib değildir. (Hanefî mezhebinde bu vacibdir). Gizli okunacak yerde aşikâre okunsa, yahud aşikâre okunacak yerde gizli okunsa namaz sahîh olur; fakat tenzihen kerahet işlenmiş olur. Bundan da sehiv secdesi gerekmez. (Hanefî mezhebinde vacib terk edildiğinden sehiv secdesi yapmak vacib olur.)

Kitabın başında beyan ettik ki, namazda meşru´ alan zikir ve okuyuşlar­da gizlilik ölçüsü, kendi nefsine işittirecek kadar olmaktır. Bir özür olmak­sızın kendine işittirmezse, onun hem Kur´ân okuması, hem de zikir yapması sahîh değildir.

Alimlerimiz demişlerdir ki, namazda dört sekte (duraklama) yapmak imam için müstahabdır: Bunlardan biri, ihram (iftitah) tekbiri arkasında yapılır ki, Sübhâneke duası okunsun. İkincisi, Fatiha sûresini tamamladık­tan sonra, Fatiha ile "Âmîn" arasında yapılan hafjif sektedir. Bu da, "Âmîn" sözünün Fâtiha´dan olmadığı bilinsin diiyej yapılır.

Üçüncüsü, (Şafi´î olanlar için) imama uyanlar Fâtirjıa okuyabilecek ka­dar bir müddet imam duraklama (sekte) yapar.

Dördüncüsü, imam sûreyi okuduktan sonra, rükûf a eğiliş tekbîri ile kıraat arasında biraz duraklama yapar.

Fatiha sûresi okunduktan sonra "Âmîn" demek müstehabdır. Bunu söylemede çok fazilet ve büyük sevab olduğuna dair sahîh ve meşhur hadîs­ler çoktur. İnsan ister namaz içinde olsun ve ister dışarda olsun, her oku­yucu için Fâtiha´dan sonra "Âmîn" demek müstehabdır.

"Âmîn" kelimesinin okunuşunda dört lügat vardır:

1- Âmîn = Aamîn, "a" harfini uzatarak ve "m" harfini şeddesiz oku­(Zeker) telâffuz etmektir ki, bu okuyuş, dört okuyuşun en fasîh (doğru) olanıdır.

2- "a" uzatılmayarak ve "m" yine şeddesiz olarak ´"Amîn" şeklinde okumaktır,

3- İmale ile okumaktır.

4- "a" yi uzatarak ve "m"yi şeddeleyerek "ÂMMîn" şeklinde oku­maktır.

İlk iki okuyuş meşhurdur. Üçüncü ve dördüncü şekil okuyuşları Vahidî, Basît adlı kitabın başında hikâye etmiştir. Makbul olan birinci oku­yuştur. Ben, "Tehzîbu´1-Esmâ ve´1-Lügat" adlı kitabda, bu lügatları açık­layan, şerh eden, manalarını bildiren, delillerini gösteren ve bunlarla ilgi­li bulunan hususları uzun boylu yazdım.

Namazda, imam, imama uyan ve yalnız başına namaz kılan kimseler için te´mîn (Âmîn) getirmek müstehabdır. Sesli okuyuş yapılan namaz­larda hem imam, hem de imama uyanlar sesli olarak (Şafi´î olanlar) "Âmîn" derler. (Hanefî´ler gizli te´mîn yaparlar).

İmama uyanların te´mîn´leri, imamın te´mîn´i ile beraber olması, ön­ce veya sonra olmaması yine müstehabdır. Namazda, te´mînden başka hiç bir yerde imamla beraber söylenecek şey yoktur; ancak "âmîn" de­mek vardır. Diğer söylenecek şeylerde imamdan geri kalınır.

Kur´ân okunurken bazı ayetlerin sonunda şu sözleri söylemek, her oku­yucu için hem namaz içinde, hem de namaz dışında sünnettir:

Rahmet ayeti okununca, Allah Teâlâ´nın fazlından istenir. Azab aye­ti okununca, ateşten, yahut azabdan, yahud kötülükten, yahud hoş ol­mayan şeylerden Allah´a sığınılır. Yahud:

"AUâhümme innî es´elüke´l-âfiyete"

(Allah´ım! Senden afiyet isterim)" denilir. Yahud bunun üzerine söylenir. Allah Teâlâ´yı tenzîh eden ayet okununca, Allah Teâlâ tenzîh edile­rek:

Sübhânehû ve Teâlâ" (O, bütün noksanlıklardan münezzehtir ve yücedir) yahud:

"Tebârekallâhu Rabbü´i-âîemîn"

(Âlemlerin Rabbı, her şeyden yücedir)" yahud:

"Cellet azametti Rabbinâ"

(Rabbımızın azameti çok büyüktür) yahud bunlara benzer ifade kullanılır. 117- Huzeyfe b. Yeman´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine gö re şöyle demiştir:

"Bir gece, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile namaz kıldım. O, Bakara sûresini okumaya başladı. (İçimden) dedim ki, yüzüncü ayette rükû eder. Sonra devam edip geçince, bu sûreyi bir rekâtta okuyacaktır, dedim. Sonra devam edince, sûrenin tamamında rükû edecektir, dedim. Sonra Al-i îmrân sûresine başlayıp onu okudu. Sonra Nisa Sûresine baş­layıp onu okudu. Peygamber ağır ağır okuyor ve içinde tesbîh olan ayete rastlayınca, tesbîh yapıyordu (Sübhânellah diyordu). Dua ayetine rastla­yınca, dua ediyor ve sığınma gerektiren ayete rastgelince de, istiâze ediyordu (kötülüklerden Allah´a sığınıyordu), "[7]

Alimlerimiz demişlerdir ki, bu şekilde tesbîh yapmak, duâ etmek ve İstiâze etmek, imam için, imama uyanlar için ve yalnız başına kılanlar için hem namaz içinde, hem de namaz dışında müstehabdır; çünkü bun­lar birer duadır; burada "Âmîn" de olduğu gibi hepsi eşit olurlar.

"(Allah, hakimlerin hakimi değil midir " ayetini okuyan herkesin: (Evet, ben buna şahidlik edenlerdenim)"[8] ve: (Şuna gücü yeten (insa­nı yoktan var eden), ölüleri diriltmeye kadir değil mi " ayetinde:[9] (Evet, şahidlik ederim)" ve: "Bundan (Kur´an´dan) sonra hangi söze iman ederler)"[10] ayetinde: "(Ben, Allah´a iman ettim)" ve: (Yüce Rabbının ismini tesbîh et)[11] ayetinde de: "(Yüce Rabbım, bütün noksanlardan münezzehtir)." söylemesi müstehabdır. Bunların hepsini namazda ve na­maz dışında söyler. Ben, bunların delillerini, "Et-Tibyan Fî âdâb-i Hamele-ti´1-Kurân" adlı kitabda açıkladım.


Rükû Zikirleri


Resûlüllah Saîlallahu Aleyhi ve Sellem´den nakledilen sahîh hadîsler­le ortaya çıkmıştır ki, Peygamber (s.a.v) rükû´a varmak için tekbîr alırdı ve bu sünnettir. Eğer tekbîr terk edilirse, tenzihen mekruh olur, namaz da bâtıl olmaz ve sehiv secdesi gerekmez. Namaz içinde olan diğer bütün intikal tekbirleri de böyledir; ancak ihram (iftitah) tekbîri rükündür, bunsuz namaz olmaz. Namaza giriş babının başında, namaz tekbîrlerinin sayısını biz bildirdik. İmam Ahmed´den rivayete göre, bunların hepsi vacibdir.

Tekbîri uzatmak müstehab olur mu Bu hususta Safi´î için iki hüküm vardır; bunlardan en sahîh olan ve kabul edilen, rükû yapanlar seviyesine ulaşıncaya kadar tekbîri uzatmanın müstahab oluşudur. Namazdan zikirsiz olarak boş zaman geçmesin diye böylece tekbîr arkasından rükû tesbîhlerine başlanır. Fakat İhram tekbîri böyle değildir; bunda sahîh olan, uzat­mayı terk edişin müstahab bulunuşudur. Çünkü tekbîr üzerinde niyete ihtiyaç vardır. Tekbîr uzatılınca, insana zorluk verir; kısaltılınca ona kolay gelir. Diğer ihramdan başka olan tekbirlerin izahı da hep böyledir. Bunların açıklaması "İhram Tekbîri" babında geçmiştir.


Rükü´da Okunacak Duâ Ve Zikirler


Rükû edenler seviyesine ulaşılınca (üç kerre):

"Sübhâne Rabbiye´î-Azîmi"

(Büyük Rabbım, noksanlardan münezzehtir.) söylenir.

118- Hüzeyfe´nin (rivayet ettiği) hadîsinde, Peygamber Sallallahu Aley­hi ve Sellem´in okumuş olduğu Bakara, Nisa ve Al-i İmrân sûrelerinden sonra yaptığı uzunca rükû´unda: "Sübhâne Rabbiye´l-Azîmi" demiştir.[12]

119- Peygamber (s.a.v)´in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Sizden biriniz, üç kerre: Sübhâne rabbiye´1-azîm dediği zaman onun rükû´u tamam olmuştur. "[13]

120- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu anha) sabit olmuştur ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, rükû´unda ve secdesinde şöyle derdi:

"Sübhânekellâhümme rabbenâ ve bihamdikelîahümme´ğfir lî" (Ey Rabbım iz olan Allah´ım! Sana hamd ederek Seni noksanlardan tenzih ederim. Allah´ım!, beni mağfiret buyur).[14]

121- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) sabit olmuştur ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem rükû yaptığı zaman şöyle derdi:

"Allâhümme leke rekâ´tü ve bike âmentü ve leke eslemtü haşe´a leke şem´î ve basarî ve muhhî ve azmi ve asabt"

(Allah´ım!, Senin için rükû ettim, Sana iman ettim, Sana teslim oldum. Kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve sinirim Sana huşu´ (tazim) etmiştir.)."[15]

Sünen kitablannda şu şekilde de naklolımmuştur:

"Kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve yürüyen ayağım, Alemlerin Rab-bı olan Allah´a huşu´ etmiştir."

122- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) sabit olmuştur: "Resûlül-Iah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Rükû´unda ve secdesinde şöyle söylerdi:

"Sübbûhun kuddûsün, rabbü´l-meîâiketi ve´r-rûhi"

(Cebrail´in ve meleklerin Rabbi SÜBBÛH´dur. (Kötü şeylerden mü­nezzehtir). KUDDÛS´dur (her noksan şeyden münezzehtir)."´[16]

123- Avf b. Malik´den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Ben Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir gece (namaza) kalktım. O da namaza durdu ve Bakara sûresini okudu. Rahmet âyetine her varışta durak­ladı ve duâ etti. Azab âyetine her varışında da durakladı ve Allah´a sığındı (Eûzü Billahi, dedi). Sonra kıyamı miktannca rükû yaptı. Rükû´unda şöyle diyordu:

"Sübhâne zi´l-ceberûü ve´1-melekûti ve´1-kibriyâi ve´1-azameti" (Üstünlük, izzet, ululuk ve azamet sahibi (yüce Allah) bütün noksanlık­lardan münezzehtir. Sonra secdesinde de aynı sözleri söyledi."[17]

124- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Rükû´a gelince, orada Rab Teâlâ´yı tazim ediniz "Sübhâne Rabbiyel´âzîm" (Yüce Rabbım, noksanlıklardan münezzehtir) deyiniz.""[18]

Bil ki, bu son hadîs, bu bölümün asıl maksadını teşkil eder. Bu maksad da, hangi lâfızla olursa olsun, rükûda, noksanlıklardan münezzeh olan Rab Teâla Hazretlerini tazim etmek, onu yüceltmektir. Ancak en faziletli olanı, bu zikirlerin hepsini bir araya getirip söylemektir. Bunu da başkasına eziyet vermemeye imkân bulunduğu zaman yapmalıdır. En önce teşbih yapılmalı, diğer duaları sonra okumalıdır. Kısaltmak isteniyorsa, yalnız tesbîh yapmalı. Teşbihin kemal bakımından en azı, üç teşbihtir. Eğer bir defa söylemek suretiyle tesbîh yapılırsa, tesbîhin aslı işlenilmiş olur. Bu teşbihlerin bir kısmı yapılırsa, diğer vakitlerde öteki teşbihleri yapmak müs-tehabdır. Böylece her vakitte değişik tesbîh ve dualar yapılarak bütünü söylenmiş olur. Böylece bütün bablardaki zikirleri yapmak uygundur.

Bize ve alimlerin çoğunluğuna göre, rükû´da zikir sünnettir. Bir kimse, kasden veya yamlarak bu zikri terk ederse, namazı bâtıl olmaz, günahkâr da olmaz ve sehiv secdesi de gerekmez.

İmam Ahmed b. Hanbel ve bir takım ulemâ, bu zikirlerin vacib olduğu­nu söylemişlerdir. Bu zikirleri yapmaya sahîh ve açık hadîslerle emredildiği için, namaz kılanın buna devam etmesi uygundur. Nitekim: "Rükûa gelin­ce, orada Rab Teâlâ´yı tazım ediniz," hadîsi bunu emretmektedir. Geçen diğer hadîsler de böyledir. Bunu yapmakla, alimlerin ihtilâfından çıkılmış olur. Allah o alimlere rahmet etsin. Daha doğrusunu Allah bilir.

Rükû´da ve secdede Kur*an okumak mekruhtur. Gerek Fatiha ve gerek­se ondan başka sûre veya âyetler okunursa, namaz bâtıl olmaz. Bazı alimler . ise, Fatiha okunmakla namaz bâtıl olur, demişlerdir.

125- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

"Rüküda yahud secdede iken, Kur´an okumamı, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana yasakladı."[19]

126- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Dikkat edin! Rükûda yahud secdede iken Kur´an okumam, bana ya­saklanmıştır. "[20]


Rükü´dan Başını Kaldırdığı Ve Doğrulduğu Vakit Okunacak Dualar Ve Zikirler


Rükû´dan başım kaldırırken:

"Semi´allâhü limen hamideh".

(Allah, hamdedenin hamdini kabul eder ve onu mükâfatlandırır)" demesi sünnettir. Eğer bunun yerine: "Men hamidellâhe semi´a lehu" (Kim Al­lah´a hamd ederse, Allah kabul eder ve onu mükâfatlandırır)" denirse caizdir. Ümm adlı kitabda Şafi´î bunu delillendirmiştir. Rükûdan kalkıp tam doğrulunca şöyle der:

"Rabbena îeke´l-hamdü haniden kesîran tayyiben mübâreken fîhi miî´-esşemâvâti ve miVeîarzı ve mil´e mâ beynehümâ ve miî´e mâ şi´te min şey´in ba ´du ehîessenâi ve´î-mecdi ehakku mâ kâîe´1-abdu ve küîîünâ leke abdun lâ mâni´a limâ a´tayte ve la mu´tıye Uma mena´te ve lâ yenfe´u zelceddi minke´l-ceddü."

(Ey Rabbimiz! Hamd sanadır. Öyle ki, gökler dolusu, arz dolusu, bun­ların ikisi arası dolusu ve bundan öte dilediğin şey dolusu bulunan ve ken­disinde bereket olan tertemiz, çok çok hamd olarak... Şeref ve övgü sahi­bi Allah, kulun dediğinden daha ziyadesine müstehakdır. Hepimiz, Sana kuluz. Verdiğini engelleyici yok, engellediğini de verecek kimse yok... Var­lık sahibine varlığı fayda vermez, varlık ve fayda Sendendir."

127- Ebû Hüreyre´den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir.

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, rükûdan belini kaldırdığı za­man:

"Semi´allâhu limen hamiden"

(Allah, kendisine hamd edenin hamdini kabul eder ve onu mükâfatlandı­rır) derdi. Sonra ayakta durunca:

´Rabbena leke´1-hamd"

(Ey Rabbimiz, hamd Sanadır) derdi."[21] Bir takım rivayetlerde de:

"Ve îeke´î-hamd" şeklindedir ve harfi ilâvesi vardır, ikisi de güzeldir. Bu şekil, Buharî ve Müslim´de, ashabdan çok kimseler tarafından nakledil­miştir.

128- Ali ve İbni Ebî Evfa´dan (Radiyallahu anhüma) şöyle rivayet edil­miştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, başını Çaldırdığı zaman:

"Semi´allâhu limen hamidehu rabbenâ îeke´l-hamdü mH´essemâvati ve mil´el-arzı ve mil´e mâ şi´te min şey´in ba´du" (Allah kendisine hamd edenin hamdini kabul eder ve onu mükâfatlandırır. Ey Rabbimiz, gökler dolusu, arz dolusu ve bundan öte dilediğin şey do­lusu hamd sanadır)" derdi.[22]

129- Ebû Sa´îd El-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, başını rükû´dan kaldırdığı zaman, şöyle derdi:

"Aîlâhümme rabbenâ leke´l-hamdü mil´essemâvâti ve´1-arzı ve mil´e mâ Şi´te min şey´in ba´du. Ehîessenâi ve´î-mecdi ehakku mâ kâîeî-abdu ve kulluna leke abdun. Aîlâhümme lâ mani´a limâ a´tayte ve lâ mu´tıye limâ mena´te velâ yenfa´u ze´î-ceddi minke´l-ceddü"

(Ey Rabbimiz, semavat ve arz dolusu, ve bundan öte dilediğin şey do­lusu hamd Sana´dir. Şeref ve övgü sahibi Allah, kulun dediğinden daha ziyadesine müstahaktır. Hepimiz Sana kuluz. Allah´ım! Senin verdiğini engelleyici yok; engellediğini de verecek kimse yok... Varlık sahibine varlığı fayda vermez; varlık ve fayda sendendir."[23]

130- İbni Abbas´ın (Radıyallâhu Anhüma) rivayetinden nakledildiğine göre şöyledir:

"Rabbena İeke´l-hamdü miî´essemâvâti ve mil´el-arzı ve mâ beynehumâ ve mil´e mâ şi´te min şey´in ba du."

(Ey Rabbimiz, gökler dolusu, arz dolusu ve ikisi arası kadar ve bun­dan öte dilediğin şey dolusu kadar hamd sanadır."[24]

131- Rifa´a b. Rafi´ Ez-Zurkî´den (Radıyallâhu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

"Birgün biz, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in arkasında na­maz kılıyorduk. Rek´attan başını kaldırınca şöyle dedi:

´Semi´allahu limen hamideh" (Allah, kendisine hamd edenin hamdini kabul eder ve onu mükâfatlandırır). Onun arkasında olan bir adam da şöyle dedi:

"Rabbena ve İeke´l-hamdü hamden kesîren tayyiben mübâreken fîhi" (Ey Rabbimiz! Kendisinde bereket olan, tertemiz çok çok hamd da

Sana´dır)... Peygamber namazdan dönünce; konuşan kimdir buyurdu.

Adam: Ben, dedi. Peygamber (s.a.v) buyurdu:

- Ben, otuz küsur melek gördüm ki, (sevabı) hangisi daha önce yazacak diye acele ediyorlardı."[25]

Rükûdaki zikirler babında beyan etmiş olduğumuz üzere, bu zikirlerin hepsini bir araya getirmek müstehabdır. Kısaltmak isteyen kimse: "Semi´al­lahu limen hamideh - Rabbena İeke´l-hamdü miî´essemâvâti ve mil´el-arzı ve mâ beynehumâ ve mil´e mâ şi´te min şey´in ba´du

Daha çok kısaltmak istiyorsa: "SEMİ´ALLÂHÜ LÎMEN HAMİDEH - RABBENA LEKELHAMD" kadarını söyler. Bundan daha azı yoktur.

Bil ki, bu zikirlerin hepsi, hem imam, hem cemaat ve hem de yalnız başına kılan için müstehabdırlar. Ancak imam, cemaatın uzatmaya rızası bulunduğunu biliyorsa bu zikirleri yapar; aksi halde kısaltır.

Daha önce söylendiği gibi, bu zikirler sünnettir; vacib değildir. Bunlar terk edilirse, tenzihen mekruh olur ve sehiv (yanılma) secdesi de yapılmaz. Rükûda ve secdede Kur´an okumak mekruh olduğu gibi, rükûdan kalkıp durulduğu zaman da mekruh olur. Daha doğrusunu Allah bilir.


Secdede Okunacak Dualar Ve Zikirler


Rükû´dan kalkıp doğrulunca, gereken zikirler tamamlanarak alın yere konuncaya kadar uzatılan bir tekbirle secdeye varılır. Bu tekbirin sünnet olduğunu daha önce söylemiştik. Bunu terk etmekle namaz bâtıl olmaz ve sehiv secdesi de gerekmez. Secdeye kapanınca, secde zikirleri yapılır ki, bunlar çoktur:

132- Bunlardan biri, daha önce Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem´in namazda rükû şekli ile ilgili Huzeyfe´den naklen rivayet edilen şu hadîstir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir rekâtta Bakara, Nisa ve Al-i îmrân Sûrelerini okurken, her rahmet âyetine gelince, duâ ederdi ve her azab âyetine gelince de istiâze yapardı (Eûzü billahi - Allah´a sığınırım) derdi. Huzeyfe dedi ki: Sonra Peygamber secde edip şöyle dedi:

"Sübhâne rabbiye´1-a´lâ" (Yüce Rabbim noksanlardan münezzehtir). Peygamberin secdesi, ayağa kalkmasına yakın olmuştu. "[26]

133- Hazreti Aişe´den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Rükû´unda ve secdesinde

şunu çok söylerdi:

"Sübhânekellâhümme Rabbena ve bihamdike allâhümmeğfir lî" (Rahmimiz olan Allah´ım! Sana hamd ederek Seni noksanlardan tenzih ederim; Allah´ım! Beni bağışla).. [27]

134- Hazreti Aişe´den (Radıyallâhu Anha) daha önce rükû babında zikrettiğimiz şu hadîs rivayet edilmiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, rükû´unda ve secdesinde:

"Sübbûhım kuddûsün rabbü´l-melâiketi verrûhi" (Meleklerin ve Cebrail´in Rabbi, noksanlardan, kötü şeylerden münez­zehtir)" söylerdi.[28]

135- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, secde yaptığı zaman şöyle derdi:

"Allâhümme leke secedtü ve bike âmentü ve leke eslemtü secede vechî lillezîhalekahu ve savverahu ve şakka sem ´ahu ve basarahu. Tebârekellâhu ahsenü´l-hâlikîn."

(Allah´ım! Sana secde ettim, Sana imân ettim, Sana boyun eğdim. Yü­züm, kendisini yaratana, kendisine şekil verene, kulağına ve gözüne duy­gu verene secde etti. Şekil verenlerin en güzeli olan Allah, ne yüce olmuş­tur!. .)[29]

136- Rükû bahsinde daha önce yazdığımız Avf b. Malik´den sü­nen kitablannda mervi şu sahîh hadîs naklolunmuştur:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, uzunca yapmış olduğu rükû´unda şöyle diyordu:

"Sübhâne zi´1-ceberûti ve´1-melekûti ve´1-kibriyâi ve´1-azameti (Üstünlük, izzet, ululuk, ve azamet sahibi (Allah), noksanlardan münezzehtir) sonra secdesinde aynı sözleri söyledi. "[30]

137- Sünen Kitablannda rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Sizden biriniz secde ettiği zaman, üç kez:

"Sübhâne rabbiye´1-a´lâ"

(Yüce Rabbım noksanlardan münezzehtir) desin. Bu kadarı (teşbihin) en azıdır. "[31]

138- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

"Bir gece Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i aradım. Sonra (ye­rinde bulamayınca) araştırdım. Bir de gördüm ki, rükûda yahud secdede şöyle diyor:

"Sübhâneke ve bihamdike lâ ilahe illâ ente" (Sana hamd ederek Seni teşbih ederim, Senden başka İlâh yoktur)."

Müslim´de diğer bir rivayet şöyledir:

"(Peygamberi arayıp yoklarken) elim ayaklarının iç kısmına dokundu ki, o esnada Peygamber secdedeydi* ayakları dikilmiş durumda idi, şöyle diyordu:

"Allâhümme eûzü binzâkemin sahatike ve bimuâfâtike min ukübetike ve eûzü bike minke. Lâ uhsîsenâen aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsike"

(Allah´ım! Senin gazabından rızâna, azabından afiyetine sığınırım. Yine Senden (intikamından) Sana sığınırım. Sana yaraşır şekilde Seni övemem, Sen kendini övdüğün şekilde övgüye müstehaksın."[32]

139- îbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Rükû´a ge­lince, orada Rab Teâlâ´yı tazim ediniz; secdede ise, tam bir gayretle duâ ediniz, çünkü duanız sizin için kabul olunmaya lâyıktır."[33]

140- Ebû Hüreyre´den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Kul secde halinde iken, Rabbının rahmetine en yakın bulunduğu hal­dir; o halde duayı çok yapınız. [34]

141- Yine Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine gö­re, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, secdesinde şöyle derdi:

"Allâhümmeğfir lî zenbî küllehu dikkahu ve cillehu ve evvelehu ve âhirahu ve al´âniyyetehu ve sirrehu"

(Allah´ım!Günahlarımın hepsini mağfiret buyur; azını ve çoğunu, ön­cekini ve sonrakini, gizlisini ve aşikârını.,.)[35]

Bilinmelidir ki, baştan beri kaydetmiş olduğumuz zikirlerin hepsini bir araya getirerek secdelerde onları söylemek müstehabdir. Eğer bir vakitte bunları söylemek mümkün olmazsa, muhtelif vakitlerde bunlar söylenir. Nitekim geçen bablarda bu hususu beyan etmiştik. İnsan bunlardan kı­saltma istediği zaman, az dua ile teşbihleri yerine getirir ve önce teşbihle­ri yapar, sonra duayı... Secde ile ilgili hükümler, rükû zikirlerinde anlat­tığımızın aynıdır. Yine secdede Kur´an okumak, rükûda olduğu gibi mek­ruhtur, diğer hususlar da aynıdır.

Namazda kıyam ve sucûddan hangisi daha faziletlidir konusunda alim­ler ihtilâf etmişlerdir, imam Şafi´î ve ona uyanların görüşü, kıyamın da­ha faziletli oluşudur. Çünkü Müslim´in Sahîh´inde Peygamberin (Sallal-lahu Aleyhi ve Sellem) şu hadîsi vardır:

"Namazın en faziletlisi, kıraati uzun olandır." Bunun manası, kıya­mın uzunluğudur. Çünkü kıyamın kunût ve zikri, Kur´an´dır. Secdenin zikri ise, tesbîhdîr; Kur´an, tesbîhden daha faziletlidir. O halde, Kur´an ile uzatılan kıyamda fazilet vardır.

Bazı alimler de, secdenin daha faziletli olduğu görüşündedirler. Çün­kü daha önce geçen hadîsi şerifte Peygamber Efendimiz Sallallahu Aley­hi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kulun Allah´a (rahmetine) en yakın bulunduğu hal, secde halidir."

İmam Ebû îsa Et-Tirmizî kitabında demiştir ki; Bu konuda ilim sa-hibleri ihtilâf etmişlerdir. Bir kısmı demiştir ki, namazda kıyamı uzatmak, rükû ve secdeyi çok yapmaktan daha faziletlidir. Bir kısmı da: Rükû ve secdeyi çok yapmak, kıyamı uzatmaktan daha faziletlidir, demişlerdir. İmam İbni Hanbel, bu konu ile ilgili iki ayrı hadîs rivayet etmişse de, bu hususta bir hüküm vermemiştir.

İshak (İbni Raheviye) demiştir ki: Gündüz Namazlarında, rükû ve sec­deyi çok yapmak, geceleyin ise kıyamı uzun yapmak daha faziletlidir. An­cak bir insanın gece namazında vird edindiği bir okuyuşu varsa, bu kim­se hakkında rükû ve secdeyi çok yapmak bana daha güzel gelir; çünkü âdeti üzerine ziyade yapmış olur. Rükû ve secde çokluğu ile kâr elde et­miş sayılır.

Buna karşı Tirmizî şöyle der: îshak bu sözü şundan söylemiştir: Çün­kü, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in gece namaz şeklini ve kı­yamın uzunluğunu anlatmıştır. Peygamberin gündüz namazına gelince, burada geceleyin olduğu gibi, kıyamın uzatıldığı vasfedilmemiştir.

İnsan tilâvet secdesi yaptığı zaman, namazın secdesinde yapılması olan anlattığımız teşbihleri yapması müstehabdır. Yine şöyle demesi de müs-tehabdır:

"Allâhümmec´alhâ lî indeke zühren va´zim lî bihâ ecren ve da´anni bihâ vizren ve tekabbeîhâ minnîkemâ tekabbeltehâ min dâvude aleyhis-selâm.

(Allah´ım! Bu secdeyi katında benim için makbul bir sevab kıl ve bu­nun sebebiyle bana büyük mükâfat ver, bu yüzden günahımı düşür ve Dâ­vud Aleyhisselâm´dan bunu kabul ettiğin gibi, benden de bunu kabul et)."

Şöyle de diyebilir, bu da müstehabdır: "Sübhâne rabbinâ in kâne va´dü rabbinâ lemef´ûlâ" (Rabbimiz, Seni tenzîh ederiz; Rabbimizin va´dı, mu­hakkak gerçekleşegelmiştir). "[36]

İmam Şafi´î bu son şekli de esas kabul etmiştir.

142- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Kur´an (tilâvet) secde­sinde şöyle derdi:

"Secede vechîlillezîhalekahu veşakka sem´ahu ve basarahu bihavli-hi ve kuvvetihi"

(Benim yüzüm (varlığım), O Allah´a secde ettti ki, kuvvet ve kudreti ile beni yaratmış, kulağımı işitir, gözümü de görür yapmıştır."[37]

Tirmizî demiştir ki, bu hadîs sahîhdir. Hakim, rivayetinde şu ziyade­yi yapmıştır:

"Fetebârekellâhu ehsenu´l-hâlikîn."

(Şekil verenlerin en güzeli olan Allah, bütün noksanlıklardan münez­zehtir)."

Bu ziyade, Sahîhayn´m (Buharı ve Müslim´in) şartlarına göre sahîh-tir. Daha önce naklettiğimiz şu hadîsi, Tirmizî hasen bir isnadla ibni Ab-bas´ın (Radıyalİahu Anhüma) rivayetinden merfû olarak bunu naklet-miştir. Hâkim de, bu sahîh hadîstir demiştir.


Secdeden Baş Kaldırılınca Ve İki Secde Arasındaki Oturuşda Okunacak Dualar Ve Zikirler


Secdede eller kaldırılmadan önce baş kaldırılırken tekbîre başlayıp tek­bîri oturma haline kadar uzatmak sünnettir. Biz, tekbîrlerin namazdaki sayısını, tekbîri uzatmadaki ihtilâfı ve onu batıl kılan şeyi, daha önce an­latmıştık.

İnsan tekbîri getirdikten sonra doğrulup oturunca, sünnet olan, Ebû Davud, Tirmizî, Nese´î, Beyhakî ve diğer sünenlerde rivayet edilen duayı okumaktır. Bu da, Hazreti Huzeyfe´den (Radıyalİahu Anh) rivayet edilen hadîstir ki, daha önce, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in gece na­maza kalkışında, Bakara, Nisa ve Al-i İmrân sûreleri ile uzun boylu kıyam ile kıldığı namazda, Rükû´u, secdesi ve kıyamı geçmişti.

143- (Huzeyfe Radıyalİahu Anh) demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, iki secde arasında (oturunca) şöyle buyururdu:

"Rabbî´ğfir lî, Rabbiğfir lî (Allah´ım beni bağışla, Allah´ım beni bağış­la...) secdesi kadar da otururdu. "[38]

144- îbni Abbas (Radıyalİahu Anhüma) teyzesi (ve müminlerin annesi) Meymûne´nin (Radıyallahu Anha) evinde gece kaldığı zaman, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in gece kıldığı namazını anlatırken şöyle de­miştir:

Peygamber, secdeden başını kaldırdığı zaman:

"Rabbîğfir lî, Verhamnî, vecbürnî, verfa´nî, verzuknî, vehdinî" (Rabbim,benİ bağışla! Bana merhamet et, beni düzelt, beni yükselt, bana nzik ver ve bana hidayet ihsan et...)" buyururdu. Ebû Davud´un rivayetinde ise, "Ve afinî" (Bana afiyet ver)" ilâvesi vardı. Bu hadîsin isnadı Hasen´dir. En doğrusunu Allah bilir.[39]

însan namazın ikinci secdesini yaptığı zaman, birinci secdede söylediği teşbihleri aynen söyler. îkinci secdeden tekbir ile başını kaldırdığı zaman, hareket halinde olan azalan sükûn bulacak şekilde, istirahat için hafif bir oturuş yapar sonra secdeden kalkarken aldığı tekbîri, tâ ayakta doğrulun-caya kadar ikinci rekâta kalkar. Bu tekbîri uzatma, "ALLAH" lâfza-i Celâl´in "L" harfinden sonra olur. Böyle yapılış bizim (Şafi´î) imamlarımı­za göre en sahih olanıdır. (Hanefî mezhebinde, ikinci secdeden baş kaldırıl­dıktan sonra doğrudan doğruya tekbîrle ikinci rekâta kalkılır, istirahat yapılmaz). Yine bizim (Şafiî) imamlarımızın ikinci bir görüşü var: Secdeden tekbirsiz baş kaldırılarak biraz oturulduktan sonra tekbîr getirilerek ayağa kalkılır.

Üçüncü bir görüş de şu; İkinci secdeden tekbir getirilerek kalkılıp biraz oturulur ve tekbîr kesilir. Sonra tekbîrsiz ayağa kalkılır, Bu yerde iki tekbîr getirilmemesi hususunda ihtilâf yoktur; ancak imamlarımız demişlerdir ki, birinci şekilde hareket etmek, namazın bir kısmı zikirden boş kalmaması İçin, daha iyidir.

Bilinmelidir ki, (Şafi´î mezhebinde) bu istirahat oturuşu, Buharf nin Sahîh´inde sabit olmuş sahîh sünnettir. Aynı zamanda, Resûlüllah SaHalla-hu Aleyhi ve Sellem´in işi olarak diğer kitablarda da vardır. Bu sahîh sün­netten dolayı, bizim mezhebimizde (Şafiîlerde) müstehab olmuştur. Sonra namazda ikinci secdeden ayağa kalkılacağı her namazda, bu secde arkasın­da bu istirahat müstahabdır; ancak namazda yapılan tilâvet secdesi arkasın­da bunu müstahab görmeyiz. En iyisini Allah bilir.


Namazın İkinci Rek´âtının Zikirleri


Anlattığımız şekilde birinci rekâtta yapılan zikirler, aynen ikinci rekâtta da, farz ve nafile namazlar için olduğu gibi yapılır; yalnız şunlar yapılmaz:

1- Birinci rekâtta namaza giriş için alınan tekbîr, rükündür: İkinci rekât­ta durum böyle değildir. İkinci rekâtın evvelinde tekbir yoktur. Bundan önce olan tekbîr, secdeden kalkmak içindir ve bu da sünnettir.

2- Birinci rekâtta okunan istiftah (sübhaneke) duası, ikinci rekâtta okunmaz.

3- Birinci rekâtta ihtilafsız olarak istiâze yapibr. (Eûzü çekilir). Halbuki ikinci rekâtta bunun getirilmesi ihtilaflıdır. Sahîh olan da (Şafi´i mezhe­binde) getirilmesidir.

4- Sahîh kabul edilen görüşe göre, ikinci rekâtta yapılan kıraat birinci rekâtta yapılandan daha az olmalıdır. Burada da, daha önce anlattığımız şekilde ihtilâf vardır.


Sabah Namazında Kunüt


Bil ki, sabah namazında kunût (rükûdan kalkışta duâ, Şafi´î mezhebine göre) şu hadîs-i şerife binaen sünnettir:

145- Enes´den (Radiyallahu Anh) rivayet edilmiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, dünyadan ayrılıncaya kadar, sabah namazında "KUNÛT" yapmıştır." Bunu, Hâkim Ebû Abdullah, "Kitab-ı Erba´în"de rivayet etmiş ve sahîh hadisdir, demiştir.[40]

Bil ki, bize göre (Şafi´î mezhebinde) sabah namazında "Kunût" meşru­dur ve müekked sünnettir. Bunu terk edenin namazı kabul olmaz; fakat kasden veya yanılarak terk edilmesiyle (Şafi´îlerce) sehiv secdesi yapılır.

Beş vakit namazdan sabah namazının dışındaki namazlarda "kunût" yapılır mı hususunda İmam Şafi´î için (Allah ona rahmet etsin) üç görüş vardır:

1- Bunlardan en sahîh ve meşhur olan birinci görüşe göre, müslümanlara umumî bir musibet geldiği zaman "Kunût" yaparlar, değilse yapmazlar.

2- Musîbet gelsin veya gelmesin mutlak olarak "kunût" yaparlar.

3- ister musîbet olsun, ister olmasın, sabah namazından başka diğer dört vakit namazda "kunût" yapılmaz. En doğrusunu Allah bilir.

Yine bize göre, ramazan ayının son yarısında, vitir namazının son re­kâtında "Kunût" yapmak müst.ehabdır. Şafiî mezhebinde başka bir gö­rüşte de, ramazan ayının tamamında vitir namazında "Kunût" yapılır. Üçüncü bir görüşte de, yıl boyunca kunût yapılır. Ebû Hanife´nin (Allah ona rahmet etsin) mezhebi de budur. Ancak Şafii mezhebinde âdet edini­len birinci görüştür. En iyisini Allah bilir.

Bize göre, sabah namazında "kunût" yapmanın yeri, ikinci rekâtta rükûdan kalktıktan sonradır. İmam Mâlik (Allah ona rahmet etsin) de­miştir ki, rükûdan önce "kunût" yapılır. İmamlarımız demişlerdir ki, bir Şafi´î, rükûdan önce kunût yapmış olursa, sahîh görüşe göre bu sayılmaz. Fakat sayıldığına dair mezhebimizde de bir görüş vardır. Bununla bera­ber en doğrusu, rükûdan sonra o kunût iade edilir ve yanılma (sehiv) sec­desi yapılır. Secde yapılmaz da denmiştir.

Kunût duasının lâfzına gelince; o da, sahîh bir isnadla Ebû Davud, Tirmizî, Nese´î, İbni Mace, Beyhakî ve bunlardan başka sünenlerde bize rivayet edilen sahîh hadîsdeki şu ifadedir:

146- Hasan İbni Ali´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine gö­re, şöyle demiştir: "Vitir namazında söylediğim şu sözleri, Resûlüllah Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem bana öğretti:

"Allahümmehdinîfîmen hedeyte* ve âfinî fîmen âfeyte. Ve tevellenî fîmen tevelîeyte ve bârik lî fîmâ a´tayte. Ve kmî şerre mâ kazayte. Fein-neke takzî ve lâ yukzâ aleyke ve innehû lâ yezillü men vâleyte. Tebârekte Rabbena ve teâleyte"

(Allah´ım! Beni, kendilerine hidâyet ihsan buyurduklarınla (Peygam­berler, salihler ve şehidlerle) beraber hidâyette daim kıl. O kendilerine (dün­ya ve ahirette) afiyet verdiklerinle beraber bana afiyet ver. Beni, koruduğun kimselerle bir arada koru. Verdiğin şeyde bana bereket ihsan et. Hük­mettiğin kötü şeyden beni koru; zira Sen hüküm verirsin, Senin hükmün üzerine çıkılmaz. Muhakkak ki, Senin himaye ettiğin zelil olmaz. Ey Rab-bımız! Yücesin, münezzehsin..."[41]

Beyhakfnin anlattığı bir rivayet de şöyle: Ebû Talib´in oğlu Alî´nin (Radıyallahu Anh) oğlu Muhammed bin Hanefiyye demiştir: Bu dua, o duadır ki, benim babam sabah namazının kunûtunda bunu okurdu.

Bu duanın sonunda: "AUahümme Salli Alâ Muhammedin ve ala âli Muhammedin ve sellem" (Allah´ım! Muhammed´c ve Muhammed´in âline rahmet et ve selâmet ver) demek, müstahabdır.

Neseî´nin, hasen bir isnadla bu hadîsi rivayetinde: "Ve Sallallahu Alen-nebiyyi (Allah Peygambere rahmet etsin)" şeklindedir.

Alimlerimiz demiştir ki, bir kimse, Ömer ibni Hattab´dan (Radıyalla-hu Anh) rivayet edilenle kunût yaparsa, güzel olur. O, sabah namazında rükûdan sonra kunût yaptı ve şöyle dedi:

"Allahiimme innâ n^steînüke venestağfirüke velânekfürüke venü´-minü bike venahle´umenyefcuruke. Allahümme iyyâke na´budü veleke nusallî ve nescüdü ve ileyke nes´â ve nahfidü. Nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne ^zâbekelcidde bllküffâri mülhikun. Allahümme azzibil ke-feretellezîne yesuddüne an sebîtike ve yükezzibûne rüsüleke ve yukâtilûne evliyâeke. Allâhümmeğfir lilmü´minine vel mü´minâti ve´1-müslimfne vel-müslimât. Ve aslın zâte beyninim ve ellif beyne kuîûbihim. Vec´al fî kulübihimu´î-îmâne ve´1-hikmete ve sebbithüm alâ milleti Resûlilîahi Sal­lallahu Aleyhi ve Seîleme ve evzi´hüm en yûfû biahdikelîezî âhedtehüm aleyhi Vensurhüm alâ adüvvike ve adüvvihim. İlâhelhakkı, vec´aînâ minhüm"

(Allah´ım! Biz, Senden yardım isteriz ve bağışlamanı dileriz, nimetle­rini inkâr etmeyiz. Sana iman ederiz, Sana isyan edeni terk ederiz. Al­lah´ım! Ancak Sana ibâdet ederiz, rızan için namaz kıiar ve secde ederiz. Rızan için çalışır ve koşarız. Senin rahmetini umarız ve azabından korka­rız. Gerçek Senin azabın elbette kâfirlere erişecektir.)

Allah´ım! Senin yolundan çeviren, peygamberlerini yalanlayan ve velilerini öldüren kâfirlere azab ver.

Allah´ım! Mü´min erkeklerle mü´min kadınları, müslüman erkekler­le müslüman kadınları bağışla ve aralarını düzelt, kalblerini birleştir, kalb-lerine imân ve hikmet ver, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in dini üzere onları sabit kıl, kendilerinden almış olduğun sözü yerine getirmeye dair kendilerine ilham ver; onları Senin düşmanlarınla kendi düşmanlan üzerine muzaffer kıl. Ey Hak olan Allah! Bizi onlardan yap...)"

Bil ki, Hazreti Ömer´den (Radıyallahu Anh) nakledilen bir rivayette: "Allah´ım! Ehli kitab kâfirlerine azab et" şeklindedir; çünkü o zaman­da, savaş bunlarla yapılıyordu. Bu zamanda ise: "Kâfirlere azab et" sö­zünü seçmek daha uygundur; zira daha umumî bir mana taşır.

Alimlerimiz demişlerdir ki, bu Hazreti Ömer´in kunûtu ile daha önce geçen kunûtu (duayı) birleştirmek ve beraber okumak müstahab olur. Eğer birleştirilecekse, Hazreti Ömer´in kunütunu sonraya almak daha doğrudur. Bunlardan bir tanesi okunacaksa, birinciyi seçmelidir. Ancak tek başına namaz kılan yahud belli bir cemaatı olup namazın uzatılmasına razı ge­lenler olursa, p zaman her iki duayı (kunûtu) okumak müstehab olur. En iyisini Allah bilir.

Şunu da bil ki, muhtar olan mezhebe göre, kunût için belirli bir dua yoktur; hangi dua ile dua yapılırsa, kunût olur. Dua manasını taşıyan Kur´-an´dan bir veya bir kaç ayet okunmuş olursa, kunût yapılmış olur. Fakat daha faziletlisi, sünnet olarak nakledilenleri okumaktır. Bununla beraber, Şafiî mezhebinde bazı alimler, kunût duası muayyendir, başkasını okumak yeterli değildir, demişlerdir.

Bil ki, namaz kılmakta olan imam ise, birinci kunût duasında geçen (Allâhümmehdinî) sözünü, çoğul manasında olan (Allâhümmehdinâ) şek­linde okuması müstahabdır. Diğer lâfızları da aynen çoğul olarak oku­malıdır. Çoğul olarak değil de, müfred (tekil) okursa, kunût hasıl olur; fakat imamın duayı yalnız şahsına tahsis etmesi mekruh olduğa için, bu da mekruhtur. Nitekim Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bu­yurmuştur:

147- Sevban´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir kul, cemaatı bırakıp da yalnız kendi nefsine duayı tahsis ederek cemaata imam olmasın; eğer bunu yaparsa, cemaata hainlik yapmış olur. [42]

Kunût duasında elleri kaldırmak ve onlarla yüzü meshetmek hususunda alimlerimiz üç görüş üzere ihtilâf etmişlerdir. Bunların en doğrusu, elleri kaldırmak müstahabdir; yüz meshedilmez. İkincisi, eller kaldırılır ve yüz meshedilir. Üçüncüsü ise, eller kaldırılmaz ve yüz meshedilmez. Yüzden başka göğüs veya diğer azaların meshedilmeyeceği hususunda alimler ittifak etmişlerdir. Daha doğrusu, bunu yapmak mekruhtur, demişlerdir.

Kunût´u (duayı) gizli ve aşikâr okuma işine gelince: Alimlerimiz de­mişlerdir ki, namaz kılan kişi, yalnız başına ise, bunu gizli okur. Eğer imam ise, çoğunluğun üzerinde bulunduğu sahîh ve muhtar görüşe göre, aşikâ­re okur.

İkinci görüşe göre, namazdaki diğer dualarda olduğu gibi, bu dua da gizli okunur.

İmama uyan kimse ise, imam aşikâre okumuyorsa, diğer dualar gibi, gizli okur. Böylece gizlilikte imama uymuş olur. Eğer imam kunûtu aşi­kâre okuyor da, imama uyan bunu işitiyorsa, imamın duasına "Âmîn" der ve övgü manasını taşıyan son kısmında imama iştirak eder. Eğer ima­mın okuyuşunu işitmiyorsa, gizlice kunût yapar. Bazıları da demiştir ki, yalnız "âmîn" der, yahud imamın okuyuşunu duyunca ona iştirak eder. Fakat muhtar olan, birinci görüştür.

Sabah namazının dışındaki namazlarda nasıl kunût yapılır Eğer kılı­nan namaz, akşam ve yatsı gibi, cehrî namaz ise, hüküm sabah namazı­nın aynıdır; nitekim geçmiştir. Eğer kılınan namaz, öğle yahud ikindi na­mazı ise, bir görüşe göre kunût gizli yapılır, diğer bir görüşe göre de sa­bah namazında olduğu gibi yapılır.

"Bi´ri Ma´ûne" denilen yerde pusuya düşürülüp şehid edilen yetmiş kadar hafız sahabînin katilleri olan kâfirler aleyhine Peygamber Sallalla-hu Aleyhi ve Sellem´in dua (kunût) etmelerine dair olan sahîh hadîsin za­hirine bakılırsa, bütün namazlarda aşikâre kunût yapmak gerekir. Buha-rî´nin Sahîh´inde, Ebû Hüreyre´den rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, musibetlerin inişi hallerinde, kunûtu aşikâre yapardı.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ebû Dâvud, Tirmizî. İbn-i Mâce.

[2] Beyhakî.

Bu zayıf, bir hadîstir. El-Haris El-A´ver demiştir ki, bunun za´fmda ittifak vardır. İmam Şa´bî derdi ki, El-Haris, yalancıdır. Daha doğrusunu Allah bilir.

[3] Kur´ân-ı Kerim, Nahl Sûresi: 98

[4] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. fbn-i Mâce. Beyhakî.

[5] îbn-i Huzeyme ve Ebû Hatem b. Hibban sahihlerinde sahîh isnadla rivayet etmişler ve hadîsin sahîh olduğuna hüküm vermişlerdir.

[6] Buhârî ve Müslim.

[7] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[8] Kur´ân-ı Kerim. Tîn Sûresi: 8.

[9] Kur´ân-ı Kerim. Kıyâme Sûresi: 40.

[10] Kur´ân-ı Kerim. A´raf Sûresi: 185.

[11] Kur´ân-ı Kerim. A´lâ Sûresi: 1.

[12] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[13] Sünen kitapları.

[14] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[15] Müslim.

[16] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[17] Ebü Dâvud. Nesâî. Tirmİzî. Sahih İsnadla.

[18] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[19] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[20] Müslim.

[21] Buhârî. Müslim.

[22] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[23] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[24] Müslim, Nesâî.

[25] Buhârî. Mtıvatta´. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[26] Müslim.

[27] Buhârî. Müslim

[28] Müslim.

[29] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[30] Ebû Dâvud. Nesâî. Tirmizî.

[31] Ebû Dâvud. Tirmizî. Ibn-i Mâce.

[32] Müslim. Muvatta´. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[33] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[34] Müslim.

[35] Müslim. Ebû Dâvud

[36] Kur´ân-ı Kerim. îsrâ Sûresi: 108.

[37] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. Hâkim, el-Müstedrek.

[38] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[39] Sünen-i Beyhafcî. EbÛ Dâvud. Tirmizî. Ibn-i Mâce. Hâkim.

[40] Hâkim, el-Müstedrek.

[41] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. îbn-i Mâce.

Tirmizî demiştir ki, bu, hasen hadîstir. Biz kunût hakkında Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den bundan daha güzel bir şey bilmiyoruz.

[42] Ebû Dâvud. Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki bu hasen bir hadistir.)


Namazda Okunacak Dualar Listesi

Îhrâm İftitah (Namaza Giriş) Tekbîri
İhram Tekbîrinden Sonra Okunacak Dualar
İstiftah Duasından Sonra İstiâze (Eûzü Besmele) Çekmek
(Namazda) Taavvüzden Sonra Kur´an Okumak
Rükû Zikirleri
Rükü´da Okunacak Duâ Ve Zikirler
Rükü´dan Başını Kaldırdığı Ve Doğrulduğu Vakit Okunacak Dualar Ve Zikirler
Secdede Okunacak Dualar Ve Zikirler
Secdeden Baş Kaldırılınca Ve İki Secde Arasındaki Oturuşda Okunacak Dualar Ve Zikirler
Namazın İkinci Rek´âtının Zikirleri
Sabah Namazında Kunüt

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Haccin Zikirleri Dualari
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 06:39 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

HACCIN ZİKİRLERİ

Bil ki, haccın zikir ve duaları çoktur; bunlar bir sayıya bağlanamazlar. Fakat biz maksadlarına göre önemlilerini göstereceğiz. Hac konusunda­ki zikirler iki kısımdır: Hac yolculuğundaki zikirler ve haccın kendisinde-* ki zikirler. Biz hac yolculuğundaki zikirleri, İnşaallah yolculuklarla ilgili bölümde anlatacağımız için, bunları sonraya bırakıyoruz.

Haccın kendisi ile ilgili zikirlere gelince, biz onları İnşaallah Tealâ hac işlerinin sırasına göre anlatacağız. Çoğunda da, kitabın uzamasından bun­ları inceleyenlerin usanmasından korkarak delilleri ve hadisleri kaldıra­cağım. Çünkü bu bölüm doğrusu çok uzundur. Bundan dolayı İnşaallah Tealâ kısaltmaya koyulacağım.

Bu zikirlerin ilki: İnsan hac için ihrama girmek istediği zaman gusle­der, abdest alır, izar ve ridasını giyer (İki parçadan ibaret dikişsiz alt ve üst elbisesine bürünür.) Daha önce, abdest alanın ve gusl edenin söyleye­ceği zikirleri ve elbise giyerken söyleyeceklerini bildirmiştik. Sonra iki re­kât namaz kılar. Namazın zikirleri de geçmişti. Birinci rekâtta Fatiha´-dan sonra "Kâfirûn" sûresini, ikinci rekâtta "İhlâs" süresini okur. Na­mazı bitirince, dilediği şekilde duâ etmesi müstahabdır. Zaten namaz ar­kasında yapılacak duâ ve zikirler daha önce geçmişti. İhrama girmeyi is­tediği zaman, kalbi ile ihramı niyet eder. Kalb niyetine dili ile söylemeyi eklemek müstahab olur. Şöyle der: Hacca niyet ettim ve Allah Azze ve Celle rızası için ihrama girdim. "Lebbeyk AUâhümme lebbeyke lebbeyke lâ şerîke Seke lebbeyk. İnne´l-hamde venniğmete leke velmülk lâ şerike lek." diyerek telbiyeyi getirir. Kalb ile niyet vacibdir. Dil ile söylemek ise sünnettir. Yalnız kalb ile niyet etmiş olsa kifayet eder. Yalnız dil ile söy­leyip kalb ile niyet etmemek caiz olmaz.

İmam Ebu´1-Feth Süleym İbnü Eyyûb El-Razî şöyle demiştir: Kalb ile niyeti kasdettikten sonra şöyle demesi güzel olur: Allah´ım! Benim vücu­dum, saçlarım, cildim, etim ve kanım senin rızan için ihrama girdi.

Bundan başkası da yine şöyle söyler demiştir: Allah´ım, ben hacca ni­yet ettim, onu başarmama bana yardım et ve benden onu kabul et. Sonra Telbiye getirmeye başlayıp şöyle söyler:

"Lebbeyk Alîahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerike leke îebbeyk. İnne´l-hamde vennîğmete leke ve´1-mülk. Lâ şerike lek."

"Allah´ım Sana itaat ve ibâdete hazırını, emrine boyun eğiyorum. Sa­na ibâdet üzereyim, Senin ortağın yoktur, emrine boyun eğiyorum. Hamd ve nimet gerçekte Senindir, mülk de Sana mahsustur. Senin ortağın yok­tur." Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seüem´İn Telbiyesi budur.

Yaptığı Telbiyenin başında: LEBBEYK ALLAHÜMME BİHACCE-TİN, demesi müstahab olur, eğer hac için ihrama girmişse... Eğer umre için ihrama girmişse, LEBBEYK BİUMR´ETİN demesi müstahabdır. Sa­hih ve muhtar olan mezhebe göre, diğer telbiyelerde hacc veya umre anıl­maz

Bil ki, Telbiye sünnettir. Bir kimse onu terk ederse, haccı ve umresi sa­hih olur ve üzerine bir ceza gerekmez; fakat büyük bir fazileti ve Resû­lüllah Sallallahu Aleyh ve Sellem´e uymayı kaçırmış olur, (Şafi´i) mezhe­bimizde ve alimlerin çoğunun mezhebinde sahih olan budur. Bazı alimle­rimiz Telbiyeyi vacib kılmıştır ve haccın sıhhati için de bazıları Telbiyeyi şart koşmuştur. Bize göre doğrusu evvelki sözdür; fakat muhalefetten çık­mak için ve Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seîlem´e uymak için Telbiye­yi bırakmamak müstahabdır Allah en doğrusunu bilendir.

Başkası adına ihram edince şöyle der: "Hacca niyet ettim ve falan adı­na Allah rızası için ihrama girdim. Lebbeyk an fülamn (an Bekrin) "Al­lah´ım! Filanın yerine da´vetine icabet ediyorum" diyerek, aslen kendisi için yaptığı telbiyeyi sonuna kadar aynen söyler.

Telbiye´den sonra Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e salât getir­mek, kendisi için ve dilediği kimse için dünya ve âhiret işleri ile ilgili duâ etmek, Allah´ın rızâsını ve Cennet´i istemek ve ateşden Allah´a sığınmak müstahabdır. Yine Telbiye´yi çok yapmak müstahab olduğu gibi, her halde: ayakta iken, otururken, yaya yürürken, binici iken, yaslanırken, inerken, dolaşırken, abdestsizken, cünüb iken, hayız iken telbiye yapmak müsta­habdır. Zaman ve yer bakımından durumların yenilenip değişmesi zama­nında da Telbiye getirilir. Gece ve gündüzün değişmesi hallerinde seher vakitlerinde, arkadaşların toplanma zamanında, kalkmak ve oturmak hal­lerinde, çıkış ve inişlerde, vasıtaya binip inmelerde, namazların arkasın­da ve bütün mescidlerde getirmek gibi... Sahih olan Tavaf ve Sa´y halle­rinde Telbiye getirmemektir. Çünkü bunlar için özel zikirler vardır. Ken­dine zorluk vermeyecek şekilde telbiyede sesi yükseltmek de müstahab­dır. Kadın için ses yükseltmek yoktur. Çünkü onun sesinden fitneye düş­mekten korkulur.

Her telbiye getirilişi üç defa veya daha çok yapmak da müstahabdır. Bu telbiyeler arka arkaya yapılır ve arada konuşulmaz ve başka bir iş se­bebiyle kesilmez. Bu telbiye halinde olana selâm vermek mekruhtur; fa­kat verilen selâmı almak gerekir.

Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yaptığına uyarak hoşuna gi­den bir şey gördüğü zaman şöyle der: "Lebbeyk inneVayşe ayşü´l-ahireti (Lebbeyk! Gerçek yaşayış ahiret yaşayışıdır.)"

Bil ki, Nahir günü (Kurban bayramının birinci günü) Akabe taşlarını atıncaya kadar yahut önceden farz tavafı yapmışsa, tavaf anına kadar tel­biye müstehaptır. Bunlardan birine başladığı zaman ilk anda Telbiye´yi keser ve tekbir getirmeye başlar.

İmam Şafi´i (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: Umre yapan kim­se, tavaf için Hacer-i Esved karşısına çıkıncaya kadar telbiye yapar.

Hac için ihramda olan kimse, Mekke´nin (Allah şerefini artırsın) Ha­rem bölgesine girdiği zaman, şöyle demesi müstahab olur:

("AlIâhümme hazâ haremüke ve emnüke feharrimnî minennâr ve em-minnîmin azâbike yevme tab´asü ibâdeke vec´alnîmin evliyâike ve ehli tâatike.")

"Allah´ım! Burası Senin (hürmete değer) Harem bölgendir ve Senin gü­ven yerindir. Beni cehennem ateşine haram kıl ve beni kullarını dirilttiğin kıyamet günü azabından koru. Beni velî kullarından ve Sana itaat eden kimselerden yap." Sonra istediği duayı yapar. Mekke şehrine girdiği ve gözü Kabe´ye bakıp Mescid´e ulaştığı zaman ellerini kaldırıp duâ etmesi müstahabdır. Kabe´yi gördüğü anda müslümanın ettiği duâ makbul ola­cağına dair nakil vardır. Şöyle duâ eder:

("Allâhümme zid hâzelbeyte teşrîfen ve ta´zîmen ve tekrîmen ve me-hâbeten. Ve zid men şerrefehû ve kerremehû mimnen haccehû ev i´teme-rehû teşrîfen ve tekrîmen ve ta´zîmen ve binen.")

"Allah´ım! Bu Beyt´e (Kabe´ye) şerefi, ululuğu, fazileti ve heybeti ço­ğalt. Bunu hac yahut umre için ziyaret eden kimselerden buna şeref ve fazilet dileyenlere şeref, fazilet, manevî büyüklük ve iyilik ver." Yine şöyle söyler:

(Allâhümme ente´s-selâmü ve min kesselâmü hayyinâ rabbenâ bisselâmL)

"Allah´ım, Sen noksanlıklardan beri (uzak) olup selâmet üzeresin. Se­lâmet vermek de Sendendir. Rabbimiz, bizi selâmetle dirilt." Sonra ahi-ret ve dünya hayırlarından dilediği şeyleri ister. Mescide girdiği zaman, kitabın başında bütün mescidler konusunda yazmış olduklarımızı söyler.


Tavafın Duaları Ve Zikirleri


İlk olarak Hacer-i Esved´in karşısında İstilâm yaptığı (kollarını kaldır­dığı) zaman ve ayrıca Tavafa başladığı zaman şöyle der:

(Bismillâhi vaîîâhu ekber. Allâhümme îmânen bike ve tasdîkan bikitâ-bike ve vefâen biahdike vettibâ´an lisünneti nebiyyjke (S.A.)

"Allah´ın adıyla (tavafa başlarım). Allah herşeyden büyüktür. Allah´­ım Sana îman ederek, kitabını tasdik ederek, Sana verdiğim îman sözüne bağlı kalarak ve Peygamberinin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sünnetine uyarak (tavaf ediyorum.)"

Her tavafta Hacer-i Esved´in hizasına geldikçe bu duayı tekrarlamak müstahabdır. Remel (süratle) yaptığı ilk üç şavtta şöyle der:

(AHâhümme´calhu haccen mebrûren ve zenben mağfûren ve sa ´yen meş-kûren.)

"Allah´ım! Tavafımı makbul yap, onu günahlarımın mağfiretine se-beb kıl ve tarafından kabul edilmiş bir ibâdet yap."

Geri kalan diğer dört şavtta da şöyle der:

(Allâhümme´ğfir verham va´fu amma ta´Iem ve ente´l-eâzzü´I-ekrem. Allâhümme rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve fi´l-âhireti haseneten ve kmâ azâbennâr.)

"Ey Allah´ım! Mağfiret buyur, marhamet et, bildiğin günahları afvet. Sen her şeye üstün gelen ikram sahibisin. Ey Rabbimiz olan Allah! Bize dünyada iyilik ver. Ahirette de iyilik ver. Cehennem azabından da bizi koru."

Allah kendisine rahmet etsin Şafi´i şöyle demiştir: Tavafta söylenen en sevimli duâ: "Allâhümme rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten..." sonuna kadar söylenen duadır.

Yine demiştir ki, bütün şavtlarda bunu söylemek benim için sevimli­dir. İnsanın tavaf esnasında din ve dünya işlerinden istediği duayı yap­ması da müstahabdır. Bir kişi duâ edip de cemaat amîn derse, güzel olur.

Allah kendisine rahmet etsin, Hasan Basrî´den hikâye edilmiştir: Hac­da onbeş yerde duâ kabul olunur: Tavaf içinde, Mültezem´de, oluk altın­da, Kabe içinde, Zemzem yanında, Safâ´da, Merve´de, Sa´y yolunda, Ma-kâm´ı İbrahim arkasında, Arafat meydanında, Müzdelife´de, Mina´da ve cemrelerin atıldığı üç yerde. Bu yerlerde duâ etmeye gayret göstermeyen mahrumdur.

Şafi´i mezhebinde ve ona bağlı alimlerin çoğunluğuna göre, tavaf es­nasında Kur´an okumak mastahab olur; çünkü tavaf zikir yeridir. Zikir­lerin en faziletlisi de Kur´an okumaktır.

Şafi´i alimlerinin büyüklerinden olan Ebu Abdullah El-Huleymî, tavafta Kur´anın müstahab olmadığını seçmiştir. Fakat sahih olan önceki sözdür. Alimlerimiz demiştir ki, Peygamberden ve ashabdan nakledilmeyen dua­lar yerine Kur´an okumak daha faziletlidir. Sahih olan görüşte ashabdan nakledilen duaları yapmak, Kur´an okumaktan daha faziletlidir. Kur´an okumanın bunlardan daha faziletli olduğunu söyleyen de vardır.

Allah kendisine rahmet etsin, Şeyh Ebû Muhammed El-Cüveyni şöyle demiştir: Hac günlerinde yapılan tavaflarda Kur´an okuyup bir hatim yap­manın sevabı büyük olur. En doğrusunu Allah bilir.

Tavafı tamamlayınca ve iki rekât tavaf namazını kılınca, istenilen dua­nın yapılması müstahabdır. Burada nakledilen dualardan biri şudur:

(Allâhümme ene abdüke vebnü abdike. Eîeytüke bizünûbin kesîretin ve a´mâlin seyyi´etin ve hazâ makâmu´l-âizi bike minennâr. Fağfir lî in-neke ente´l-ğafûru´r-rahîm.)

"Allah´ım, ben Senin kulunum ve kulunun oğluyum. Büyük günah­larla ve kötü işlerle Sana (ibâdete) geldim. Bu yer ateşten Sana sığınanla­rın makamıdır. Beni bağışla. Zira Sen, merhameti geniş, mağfireti bol olan­sın."


Mültezemde (Haceru´l-Esved İle Kabe Kapısının Arasında) Duâ


Kabe´nin kapısı ile Hacer-i Esved arasındaki yere Mültezem denilir. Az önde orada duanın makbul olduğunu söylemiştik. Ashabdan nakledilen dualardan biri şöyle:

"Allâhümme Lekelhamdü hamden yuvâfî niameke ve yükâfi´û mezî-deke. Ahmedüke bicemî´imehâmidikemâ aîimtü minhâ vemâîem a´Iem alâ cemî´i niamike mâ alimtü minhâ ve mâ îem a´lem. Ve ala külli hâlin. Allâhümme Salli ve Selîim alâ Muhammedin ve alâ âh Muhammedin. Al­lâhümme e´iznî mineşşeytânirracim ve e´izni min külli sû´in ve kanni´nî bimâ rezakteni ve bâriklî fîhi. Allâhümme´calni min ekremi vefdike aley-ke ve elzimnî sebîlel-istikâmeti hattâ elkâke ya Rabbel´aİemîn."

"Allah´ım senin nimetlerini ödeyecek ve ziyade ettiklerini karşılayacak olan hamd Sana mahsustur. Senin verdiğin nimetlerden bildiğim ve bil­mediğim bütün nimetlere karşılık bildiğim ve bilmediğim bütün övgüle­rinle Sana hamd ederim; her halde de Sana hamd ederim. Allah´ım! Mu-hammed´e ve Muhammed´in âline rahmet et ve selâmet ver. Allah´ım! Senin rahmetinden kovulmuş şeytanın kötülüklerinden beni koru. Her kö­tülükten de beni koru. Bana verdiğin rızıkla beni kanaattendir ve bana o rızıkta bereket ver. Allah´ım! Senin Beytini ziyarete gelenlerin en çok ikrama kavuşanlarından beni yap. Sana kavuşuncaya (ölünceye) kadar beni doğru yol üzerinde bulundur, ey alemlerin Rabbi!..."

Sonra istediği duayı yapar.


Hicr (Hatîm) De Duâ Etmek


Burası Kabe´den sayılır. Burada duanın makbul olduğunu daha önce söylemiştik. Burada yapıldığı nakledilen dualardan biri şöyle:

(Ya rabbi etey tüke min şukkatin baîdetin müemmîlen ma´rûfen fen-nilnî rnağ´rûfen min ma´rûftike tuğnînî bihî an mâruf i men sivâkeya ma´­rûfen bilma´rûf!...)

"Rabbim! Senin büyüklüğünden rahmet umarak uzak bir yoldan Sa­na (ibâdete) geldim. Büyük rahmetinden beni ihsana kavuştur; öyleki Sen­den başkasının ihsanına beni muhtaç bırakmazsın, ey büyük rahmeti ile bilinen ihsan sahibi Allah!,..


Kabe´nin İçinde Duâ Etmek


Orada duanın makbul olduğunu daha önce söylemiştik.

501- Üsâme İbni Zeyd´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine gö­re: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabe´nin içine girdiği zaman, Kabe kapısının arkasına düşen karşı tarafa doğru yürüyüp yüzünü ve ya­nağını duvar üzerine kor, Allah´a hamd ve sena ederdi. O´ndan ister ve mağfiret dilerdi. Sonra Kabe´nin bütün köşelerine döner, tekbir, tehlil, teşbih getirerek ve yüce olan Aziz Allah´a hamd ederek, dilekte buluna­rak ve mağfiret dileyerek köşeye karşı dururdu. Sonra (Kabe´den) çıkardı.


Sayin Zikirleri


Sa´y esnasında duanın makbul olduğu daha önce geçmişti. Sünnet olan, Safa tümseğinde Kabe´ye dönerek beklemeyi uzatıp tekbir almak ve şöy­le söyleyip duâ etmektir:

(Allâhu ekber, Allâhu ekber, Allâhu ekber ve lilîâhi´1-hamd. AHahu ek-beru ala mâ hedânâ. Ve´1-hamdü IHlâhi aîâ mâ evlâna. Lâ iiâhe illâllahu vahdehû lâ şerike lehu. Lehu´l-mülkü ve tehu´l-hamdü yuhyî ve yumîtü biyedihi´l-hayru ve hüve alâ külli şey´in kadîr. Lâ ilahe illâllahu enceze va´dehû ve nasara abdehû ve hezeme´î-ahzâbe vahdehû lâ ilahe illâllahu ve lâ na´budu illâ iyyâhu muhlisine lehu´ddîne ve lev kerihe ´1-kâfirûn. Al-îâhümmeinneke külte: ud´ûnîestecib ieküm. Veinneke lâ tuhlifu´1-mîâd. Veinnîes´elüke kemâ hedeytenîlil-islâmien lâ tenziahû minnihattâ tete-veffâni ve ene müslim.)

"Allah her şeyden büyüktür. Allah her şeyden büyüktür. Allah her şey­den büyüktür. Hamd Allah´a mahsustur. Bizi hidâyete ileten Allah bü­yüktür. Bize verdiği nimetten ötürü hamd Allah´a mahsustur. Ailah´dan başka hiç bir İlâh yoktur; yalnız O vardır, Onun ortağı yoktur. Bütün mülk Onundur, hamd O´nadır. Diriltir ve öldürür. Hayır O´nun kudret elindedir. O, her şeye kadirdir. Allah´dan başka hiç bir İlâh yoktur. (Di­ni üstün kılacağına dair) sözünü yerine getirdi. (Peygamber) kulunu za­fere ulaştırdı. Allah kendi kudreti ile (İslâmı yok etmek için birleşen) lıi-zibleri perişan etti. Allah´dan başka hiç bir İlâh yoktur. Allah´ın dininde ihlâs sahihleri olarak ancak O´na ibâdet ederiz, kâfirler hoşlannıasalar da... Allah´ım Sen buyurdun: Bana duâ edin sizden kabul edeyim. Mu­hakkak ki Sen verdiğin sözden caymazsın. Şimdi ben Senden istiyorum: Beni nasıl İslama ilettinse, ben müslüman olduğum halde beni Sen öldü-rünceye kadar onu benden ayırma."

Sonra dünya ve ahiretle ilgili Çayırlı şeyler ister. Bu zikir ve duaları üç kez tekrarlar, telbiye getirmez. Merve tümseğine vardığı zaman, Safâ´da söylediği zikir ve duaları söyler.

İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Safâ´da şöyle duâ ederdi:

(Allâhümme´simnâ bidînike ve tavâiyetike ve tavâiyeti resûlike (Sal-laîlahu Aleyhi ve Selîem). Ve cennibnâ hudûdeke. Allahümme´calnâ nu-hibbuke ve nuhibbu melâiketike ve enbiyâeke ve rusuleke ve nuhibbu ibâdeke´s-sâhhîne. Allahümme habbibnâ ileyke ve ilâ melâiketike ve ilâ en~ biyâike ve rusulike ve ilâ ibâdike´s-sâlihîne. Allahümme yessirnâ lilyüsrâ ve cennibne´lusrâ. Veğfir lenâ fil´âhirati ve´l-ûlâ. Vec´-alnâ eimmeti´l-muttakîn.)

"Allah´ım! Senin dininle, Sana ve Senin Peygamberin Sallallahu Aley­hi ve Sellem´e itaatle bizi koru ve yasaklarından bizi uzaklaştır. Allah´­ım! Bizi, Seni sevenlerden, meleklerini, peygamberlerini ve resullerini se­venlerden ve salih kullarını sevenlerden yap. Allah´ım! Bizi Sana sevdir; meleklerine, peygamberlerine, resullerine ve salih kullarına sevdir, Allah´­ım! Bizi hak olan güzel yola ilet ve bizi kötü yoldan uzaklaştır. Dünya ve ahirette bizi bağışla ve bizi takva sahibi olan kimselerden yap.**

Safa ve Merve arasında gidip gelirken şöyle duâ eder:

"Rabbi´gfir verham ve tecâvez amma ta´lem. İnneke ente´l-eâzzü´l-ekrem. Allahümme, itinâ fiddünyâ haseneten ve fi´I-âhirati haseneten ve kmâ azâbennâr."

"Rabbim, bağışla ve rahmet buyur, (hakkımda günah olarak) bildik­lerini ört; çünkü Sen her şeye üstün gelen en büyük ikram sahibisin. Ey Allah´ım! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş aza­bından koru.*´

Sa´y esnasında ve her yerde yapılması tercih edilen dualardan biri de şu:

(Allahümme ya mukallibe´l-kuîübi sebbit kalbîalâ dînike. Allahümme innî es´elüke mûcibâti rahmetike ve azâime mağfiretike vesselâmete min külli ismin. Velfevze bi´1-cenneti. Ve´n-necâte minennâri. Allahümme in­nî es´elüke´l-hüdâ vettükâ velafâfe ve´l-ğmâ. Allahümme e´innîalâ zikri-ke ve şükrike ve hüsni ibâdetike. Allahümme innî es´elüke mine´l-hayri küîlihi mâ alimtü minhu ve mâ lem a ´lem ve e´ûzü bike mine´ş-şerri külli-hîmâ alimtü minhu ve mâ lem a´lem ve es´elüke´l-cennete ve mâ karrabe ileyhâ min kavlin ev amelin. Ve eûzü bike mine ´n-nâri vemâ karrabe iley-hâ min kavlin ev amelin.)

"Ey kalbleri halden hale çeviren Allah´ım! Benim kalbimi Senin dinin üzere sabit kıl. ALLAH´ım! Rahmetinin gereği olan şeyleri ve mağfireti­nin büyüklerini, her günahdan selâmeti, cennete kavuşmayı, ateşten kur­tulmayı Senden istiyorum. Allah´ım! Senden hidâyet, takva, iffet ve ne­fis zenginliği istiyorum. Allah´ım! Seni anmaya, Sana şükretmeye ve Sa­na güzel ibâdet etmeye bana yardım et. Allah´ım! Hayırlardan bildiğim ve bilmediğim her şeyi Senden istiyorum. Kötülüklerden de bilmediğim ve bildiğimin hepsinden Sana sığınırım. Ben Senden cenneti ve söz ve iş­lerden cennete yaklaştıran şeyleri istiyorum. Ateşte ve ateşe yaklaştıran söz ve işlerden de Sana sığınırım."

Eğer Kur´an okunursa daha faziletli olur. Uygun düşen bu duâ ve zi­kirlerle Kur´an okumayı bir araya toplamaktır. Eğer kısaltmak gereki­yorsa önemli olanla yetinilir.


Mekke´den Arafata Çıkarken Okunacak Dualar Ve Zikirler


Mekke´den Mina´ya yönelerek çıkışta şöyle söylemek müstahabdır:

(Allâhümme iyyâke ercû ve leke ed´ûu, febelliğnî sâliha ameli vağfirlî zünûbi vemnün aieyye bimâ menente bihîala ehli tâatike inneke ala külli şey´in kadîr.) -

"Allah´ını! Senden ümid ediyorum ve Sana Duâ ediyorum. Beni ya­rarlı emellerine ulaştır, günahlarımı affet ve ehlî tâatine ettiğin şeyle ba­na iyilik et. Sen her şeye muktedirsin."

Minâdan Arafat´a yüründüğü zaman şöyle duâ etmek müstabdır:

(Allâhümme ileyke teveccehtü ve vecheke´l-kcrîmeerettü. Fec´al zenbî mağfûren ve haccî mebrûren verhamnî ve tuhayyibnî inneke ala külli şey´in kadîr.)

"Allah´ım! Sana ibâdete yöneldim ve kerem sahibi olan zâtının rızâsı­nı murad ettim. Benim günahımı bağışlanmış ve haccimi kabul edilmiş kıl. Bana rahmet et ve beni mahrum bırakma; çünkü Sen her şeye kadirsin.

Telbiye getirir, Kur´an okur ve diğer dualarla zikirleri çok yapar. Şu duayı da çok yapar:

"Allâhümme âtına fiddünya haseneten ve fil âhireti haseneten ve kmâ azâbennâr"

(Allah´ım, dünyada bize güzellik ver, âhirette de güzellik (rızâna uy­gun şeyler) ver ve bizi ateş azabından koru.)



Arafat´da Müstahab Olan Dualar Ve Zikirler


Bayram zikirleri bülümünde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şu hadîsini daha önce beyan etmiştik:

502- "Arafe gününde duaların en hayırlısı, benim ve benden önceki pey­gamberlerin söylediklerimizin en hayırlısı şu:

(Lâilahe illâllâhu vahdehû lâ şerîkelehu. Lehu´î-mulkü velehu´î-hamdü ve huve alâ külli şey´in kadîr.)

"Allah´dan başka hiç İlâh yoktur, yalnız O vardır. O´nun ortağı yok­tur, mülk O´nundur. Hamd O´na mahsustur. O, her şeye kadirdir".

Bu zikir ve duayı çok yapmak,buna gayret sarfetmek müstahabdır. Bu Arefe günü, duâ için yılın en faziletli günüdür. Bu Arafat vakfesi haccın en büyük rüknüdür, haccın maksadı ve dayanağıdır. İnsan için uygun olan gücünü duâ ve zikir, Kur´an okumaya vermek, çeşitli duaları okumak ve türlü zikirleri söylemektir. Ayrıca kendine duâ eder ve her yerde zikir ya­par. Hem tek başına, hem de topluca duâ eder. Şahsına, ana-babasma, yakınlarına, üstadlarına, dostlarına, arkadaşlarına, sevdiklerine, kendi­sine iyilik edenlere ve bütün müslümanlara duâ eder. Bunların hepsi hak­kında noksanlık yapmaktan çok sakınmalıdır. Çünkü bu günü kaçırmak fırsatı ele geçmez. Diğer günler böyle değildir. Duada kafiyeli konuşma­ya kendini zorlamaz; çünkü bu hareket kalbi meşgul eder, tevazu ve hu­zuru, acziyeti ve zilleti ve kalb duygusunu giderir. Kendisinin yahut baş­kasının hazırlayıp da ezberlemiş olduğu duaları okumakta bir sakınca yok­tur; fakat sıralanış ve okunuşlarında zorluğa düşmemelidir. Sünnet olan duada sesi alçaltmak ve istiğfarı çok yapmaktır. Kalb ile inanarak bütün muhalif işlerden dil ile tevbe edilir. Duâ üzerinde ısrarla durulur ve tek­rarlanır. Duanın kabulü acele olarak beklenmez.

Allah Sübhanehû ve Tealâ Hazretlerine hamd ve sena ile başlar ve onunla tamamlar ve Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e Salât ve selâm da getirerek yine bununla duasını bitirir. Abdestli olmaya ve Kabe´ye yöne­lik bulunmaya dikkat eder.

503- Hazreti Ali´den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Arefe günü vakfe yerinde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem´in çoğunlukla duası şu idi:

(Allâhümme leke´I-hamdü kellezînekûîü vehayren mimmânekûlü. Aİ~ lahümme leke salâtî ve nüsûkî ve mahyâye ve memâtî ve ileyke meâbi ve leke rabbi türâsî. Aüâhümme innî e´ûzü min azâbi´l-kabri ve vesveseti´s-sadri ve şetâti´l-emri. Allâhümme innî e´ûzü bike min şerri mâ tecî´û bihi´r-rîhu.)

"Allah´ım, dediğimiz gibi ve dediğimizden daha hayırlısı ile hamd Sa­na mahsustur. Allah´ım! Namazım, ibâdetim, hayatım ve ölümüm senin içindir. Dönüşüm de Sanadır. Bütün varlığım Senindir Rabbim. Allah´­ım, kabir azabından, kalb vesvesesinden ve (dünya ile ilgili) iş dağınıklı­ğından Sana sığınırım. Allah´ım! Rüzgârın getirdiği kötülükten ben Sana sığınırım."[1]

Arafat´da vakfe zamanlarında çok telbiye getirmek, Peygamber Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem´e fazlaca Salât ve Selâm eylemek müstahabdır. Zikir ve duâ ile ağlamayı çoğaltmalidır. Göz yaşları burada dökülür, gü­nahlar burada kaldırılır ve isteklerin elde edilmesi umulur. Çünkü orası büyük bir toplantı yeridir, yüksek bir toplama yeridir. Orada Allah´ın ihlâs sahibi seçkin kulları toplanır. Orası dünya toplanma yerlerinin en büyü­ğüdür.

Yine (Arafat) için tercih edilen dualardan:

(Allâhümme âtına fiddünyâ haseneten ve fi´1-ahirati haseneten ve ki-hâ azâbennâr. AHâhümme innî zalemtü nefsî zulmen kesîren ve innehu îâ yeğfiru´z-zünûbe illâ eme. Feğfir lî mağfireten min indike. Verhamnî inneke ente´l-ğafûru´r-rahîmu. Allâhümme´ğtir lî mağfireten tuslih bihâ şe´nî fiddâreyni. Verhamnîrahmeten es´adü bihâ fiddâreyn. Ve tüb aley-ye (evbeten nasûhan la enküsüha ebedâ. Ve elzimnîsebîle´l-istikâmeti lâ ezîğu anhâ ebeda. Allâhümme´´n-kulnîmin zülliîmâ´siyeti ilâ izzittaati ve eğnini bihalâlike an harâmike ve biîâatike an ma ´siyetike ve bifadlike am­men sivâke ve nevvir kalbi ve kabri ve e´iznî mineşşerri küiîihî vecma´lî-yelhayre küllehû.)

"Allah´ım! Bize dünyada iyilik ver, âhiretde de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru. Allah´ım! Ben kendime çok zulüm yaptım. Muhakkak ki Senden başka günah bağışlayan yoktur. Tarafından bir mağfiretle be­ni bağışla, bana merhamet et; çünkü Sen mağfireti bol olan merhamet sahibisin. Allah´ım! Bana öyle bir mağfiret ihsan et ki, dünya ve ahiret halimi düzeltmiş olsun. Bana bir rahmet ihsan et ki, onunla dünya ve âhi-rette mutlu olayım. Benden öyle kesin bir tevbe kabul et ki, asla hiç bir zaman ondan dönmeyeyim. Doğru yol üzere beni bulundur da ondan mey­letmeyeyim. Allah´ım! Beni masiyet zilletinden itaat izzetine çevir. Beni balalınla haramından koru, Sana itaat etmekle Sana günah işlemekten ko­ru. Bana ihsan etmekle Senden başkasına muhtaç etme. Kalbimi ve kab­rimi nurlarıdır. Bütün kötülüklerden beni koru ve benim için bütün ha­yırları topla."


Arafat´dan Müzdelife´ye Dönüşte Müstahab Olan Dualar Zikirler


Her yerde Telbiye´yi çok getirmenin müstahab olduğu daha önce geç­mişti. Bu dönüş esnasında telbiye, diğer yerlerin hepsinden daha kuvvet­lidir. Ayrıca Kur´an cok okunur ve dualar yapılır. Şöyle söylemek müs­tahabdır: (Lâ ilahe illâllâhu vallâhu ekber.) Ayrıca: "Allah´tan başka hiç bir İlâh yoktur ve Allah her şeyden büyüktür.

(İleykellâhümme ergâbu ve iyyakc ercû. Fetakabbel nüsükî ve veffıknî verzuknî fîhi mine´l-hayri eksere mâ etlubu ve lâ tuhayyibnî. înneke ente Allâhû el-cevâdü´Ukerîmu.)

"Allah´ını, ancak Sana, rağbet ederim ve yalnız Senden isterim. Be­nim hac ibadetlerimi kabul et ve beni başarıya ulaştır. Hacda bana istedi­ğimden daha çok hayırdan n/ık ver. Beni mahrum bırakma; çünkü Sen ikramı bol olan Allah´sın." demek de müstehabdır.

Bu Müzdelife gecesi, kurban bayramı gecesidir. Bayram gecelerini zi­kir ve namazla geçirmenin fazileti, bayram zikirleri bölümünde geçmişti. Burada gecenin şerefine ayrıca yerin şerefi de eklenmiştir. Yine Harem bölgesi olması, ihramda bulunulması, bu büyük hac ibadetinin arkasın­da hacıların toplanma yeri olması, bu iyi duaların o şerefli yerde yapılmış olması da birer şereftir.


Müzdelife´de Ve Meş´âru´l-Haramda Müstahab Olan Dualar Ve Zikirler


Allah Tealâ buyurmuştur:

"Arafat´dan dönüşünüzde (Müzdelife mevkiinde bulunan) Meş´aru´l-Haram´da Allah´ı zikredin. Allah sizi doğru yola ilettiği gibi, sîz de hak üzere O´nu anın. Gerçekten siz, bundan (Allah´ın hidâyetinden) önce, hak

yoldan sapanlardandınız."[2]

Müzdelife gecesinde orada duayı çok yapmak müstahabdır. Zikir yap­mak, Telbiye getirmek, Kur´an okumak gibi... Çünkü o gece fazileti çok büyük olan bir gecedir. Nitekim bundan önceki bölümde faziletini söyle­miştik. Orada söylenen dualardan biri şöyle:

(Allâhümmeinnîes´elükeen terzukanî fîhaza´I-mekâni cevâmi´al-hayri kiilühi ve en tusliha şe´ni küilehu ve en tasrife anni eşşerre küllehû. Fein-nehû lâ yef´alü zâlike ğayrüke ve lâ yecûdü bihi illâ ente.)

"Allah´ım! Ben bu yerde, hayır esaslarının tümü ile beni rızıklandır-manı, bütün hallerimi düzeltmeni ve her kötülüğü benden uzaklaştırma­nı Senden istiyorum; çünkü Senden başka bunu yapacak yoktur. Bu cö­mertliği ancak Sen yaparsın".

Sabahın ilk vaktinde sabah namazını kılar, erken vakit olmasına dik­kat eder. Sonra Müzdelife´nin sonunda bulunan ve "KUZAH" diye ad­landırılan Meş´aru´I-Harsama doğru yürümeye başlar. Eğer oraya çıkmak imkânı varsa, çıkar. Değilse Kabe´ye yönelmiş olarak tepenin altında du­rur. Allah Tealâ´ya hamd eder, tekbir getirir, tehlil yapar, tevhid yapar, tesbihde bulunur, telbiye ve duaları çok yapar. Şöyle demek müstahab olur:

(Allâhümme kemâ veggaftenâ fîhi ve ereytenâ iyyâhu feveffıknâ lizik-rike kemâ hedeytenâ. Vağfir lenâ verhamnâ kemâ vaadtenâ bikavlike ve kavlüke´l-hakku. Feizâ efaztüm min arafâtin fezkürullâheindel maş´aril harami vezkürûhu kemâ hedâküm ve in küntüm min kablihîîeminez zâl­im, sümme efîzû min haysü zennesi vestağfirullâhe innellâhe ğafû-rurrâhîm.)

"Allah´ım! Bize bu ibâdeti gösterip onu bizi muvaffak kıldığın gibi, bize hak yolu gösterdiğin şekilde Seni zikretmeye bize başarı ver ve "Ara-fat´dan dönüşünüzde Meş´arü´l-Haramda Allah´ı zikredin. Allah sizi doğru yola ilettiği gibi, siz de hak üzere O´nu anın. Gerçekten siz bundan önce hak yoldan sapanlardandınız. Sonra insanların (Mekke´ye doğru) dön­düğü yerden siz de dönün ve Allah´ın mağfiretini isteyin. Çünkü Allah´ın mağfireti boldur, merhameti geniştir." Hak olan sözünle bize söz verdi­ğin gibi, bizi bağışla ve bize merhamet buyur. Sonra Allah´ın şu âyetini tekrarlar ve duâ olarak okur:

"Rabbimiz, bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru."

Şöyle söylemek de müstahabdır:

(Allâhiimme leke´l-hamdü külîühû ve leke´î-kemâlüküllühu ve leke´l-, celâlüküllühû ve leke´t-takdîsu külîühû. Allâhümme´ğ-firlî cemîa mâ es-leftühû va´simnî fîmâ bakiye verzuknîamelen sâlihan terdâ bihîannîyâ zelfadli´î-azîmi. Allâhümme innı esteşfi´u ileyke biha vâssı ibâdike ve ete-vesseîü bike ileyke. Es´elüke en terzukanî cevâmia´l-hayri küîîihi ve en temünne aleyye bimâ menente bihî alâ evliyâike ve en tusliha hâli fi´1-âhirati veddünyâ. Yâ erhame´r-râhimîn.)

"Allah´ını! Bütün ha m d ler Sana mahsustur. Her türlü kemal Senin­dir. Yüceliklerin hepsi Sana mahsustur, kudsiyet tümüyle Sana mahsus­tur. Allah´ım! Geçmişte yapmış olduğum bütün günahları bağışla, geri kalanlarda da beni koru. Benden razı olacağın salih ameli bana rızık ola­rak ver, ey ihsanı büyük olan!... Allah´ını, Senin seçkin kullarınla Sen­den şefaat diliyorum ve Sana ibâdetle Sana yöneliyorum. Bütün hayırla­rın esaslarını bana rızık olarak vermeni Senden istiyorum. Veli kullarına ihsan ettiğin şeyleri bana da ihsan etmeni, dünya ve ahirette, durumumu düzeltmeni Senden diliyorum, ey merhamet edenlerin en merhametlisi!..."


Meş´arü´l-Haram´dan Mina´ya Dönüşte Müstahab Olan Dualar Ve Zikirler


Gün ağarınca, Meş´arü´l-Haram´dan Mina´ya doğru yönelir. Yapaca­ğı iş, Telbiye, zikir ve duaları çok tekrarlamaktır. Bu Telbiye zamanının sonu olduğu içinTelbiyeyeönem verir. Olabilir ki, ömründe bundan son­ra bir daha Telbiye mukadder olmaz.


Nahir (Kurban Bayram) Günü Mina´da Müstahab Olan Dualar Ve Zikirler


Meş´arü´l-Haram´dan ayrılıp Mina´ya ulaşınca şöyle demek müstahab­dır:

(Elhamdü lillâhi´llezî belleğanîhâ salimen muâfen. Allâhümme hazihî minen, kad eteytühâ ve ene abdüke ve fîkabzetike. Es´elüke en temünne aleyye bimâ menente bihî alâ evliyâike. Allâhümme innîe´ûzü bike mine´l-hirmâni ve´1-mus´îbeti fi dînî, yâ erhame´r-râhimîn.)

"Selâmet ve afiyetle beni Mina´ya ulaştıran Allah´a hamd olsun. Al­lah´ım burası Mina´dır. Senin kulun olarak ve kudretin altında buluna­rak buraya geldim. Velî kullarına ihsan ettiğini bana da ihsan etmeni Sen­den istiyorum. Allah´ım! Mahrumiyetten ve dinimde musibetten Sana sı­ğınıyorum, ey merhamet edenlerin en merhametlisi!..."

Akabe (Büyük Şeytan) taşlarını atmaya başlayınca ilk taşla Telbiye´yi keser. Orada duâ için beklemek sünnet değildir. Kurbanı varsa onu bo­ğazlar yahut keser. Kesim ve boğazlama zamanında şöyle der:

(Bismillâhhi vallâhu ekber. Allâhümme salli ala muhammedin ve ala âlihî ve sellim.. Allâhümme minke ve ileyke, tekabbel minnî )

"Allah´ın adıyla (kesmeğe) başlarım. Allah her şeyden büyükfür Al lah´ım! Muhammed üzerine ve ailesi üzerine rahmet el ve selâmet ve Allah´ım, Senden bana ulaşan Senin hediyendir. Benden (bu kurban ibâ detimi) kabul et" Eğer başkası adına hayvanı kesiyorsa "Falancadan ka"

bul et" söyler. Kurbanı kestikten sonra başını traş eder. Başını traş eder" ken eliyle alnını tutup tekbir getirmesini sonra şöyle demesini bazı alim lerimiz müstahab görmüşlerdir.

(Elhamdü lillâhi alâ mâ hedânâ, vclhamdü lillâhi alâ mâ en ´ame bihî aleynâ. Allâhümme hazihî nâsiyelî fetakabbel minnî veğfir lî zünûbî. Al-lâhümme´ğfir lî ve li´1-muhallikîne ve´1-mukassırîne yâ vâsia´l-mağfireti, amîn.)

"Bizi doğru yola ilettiğinden dolayı hamd Allah´a mahsustur. Bize ver­diği nimetlerden dolayı hamd Allah´adır. Şu benim alnımdır, benden ibâ­detimi kabul et, günahlarımı da bağışla. Allah´ım beni, traş olanları ve saçlarını kısaltanları bağışla, ey mağfireti geniş olan Allah!... Allah´ım kabul et."

Traşı tamamlayınca tekbir alıp şöyle der:

(Elhamdü Iillâhillezî kada annâ nüsükenâ. Allâhümme zidnâ îmânen ve yakînen ve tevfikan ve avnen veğfir lenâ ve liâbâinâ ve ümmehâtinâ ve´1-müslimîne ecnıaîn.)

"Bizim hac ibâdetimizi yerine getiren Allah´a hamd olsun. Allah´ım imanı, gerçek anlayışı, başarıyı ve yardımı bize artır. Bizi, babalarımızı, analarımızı ve bütün miislümanları bağışla."

504- Sahabî olan Nübeyşetü´1-Hayr El-Hüzelî´den yapılan rivayetde de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Teşrik günleri (bayram günü ile diğer üç gün) yemek içmek ve Allah Tealâ´yi zikretmek günleridir."[3]

Onun için zikirleri çok yapmak müstahabdır. Zikirlerin en faziletlisi de Kur´an okumaktır. Sünnet olan, taş atma günlerinde, (küçük Şeyta­na) taş attıktan sonra orada beklemektir. Kıbleye (Kabe´ye) döner, Allah Tealâ´ya hamd eder, tekbir getirir tehlil yapar (Lâ İlahe illallah, der), tes-bihde bulunur (Sübhânellah, der) ve kalb huzuru ile ve azaların vakan ile duâ eder. Bu şekilde Bakara süresini okuyacak kadar bir zaman bek­ler. İkinci (orta şeytana) taş atışda da aynen böyle yapar. Fakat üçüncü (Akabe-Büyük Şeytan) cemresinde beklemez.

Mina´dan ayrılınca, hac tamamlanmış olur. Artık hacla ilgili bir zikir kalmaz. Ancak bir müsafir hükmünde olur. Sadece müsafirler için müs­tahab olan Tekbir, Tehlil, Tahmid, Temcid ve bunlardan başka zikirleri yapması müstahab olur. Bunların açıklaması İnşaatları ileride gelecektir.


Zemzem Suyunu İçerken Okunacak Dualar


505- Câbir´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Zemzem su­yu hangi şey (niyeti) ile içilmişse onun içindir."[4]

Alimlerin ve seçkin kimselerin üzerinde yürüdüğü esas budur. Yüksek niyet ve arzuların gerçekleşmesi için Zemzem suyunu içtiler ve arzularına kavuştular.

Alimler demişlerdir ki, hastalıktan yahut başka bir şeyden şifa bulmak için yahut mağfirete kavuşmak için Zemzemi içen kimsenin içme anında şöyle demesi müstahab olur:

(Allahümme innehû belaganîenne resûlellâhi (Saüallâhu aleyhi ve sel-leme) kale: "Mâu zemzeme limâ şuribe lehû. " Allâhümme ve innî esra-buhû litağfire lî ve Htef´ale bî keza ve kezâ..,Fağfir lî ev îf´al ev: "Allâ­hümme innî eşrebuhû müsteşfiyen bihî feeşfinî.)

"Allah´ım! Resûlullah Sutlu I la hu Aleyhi Ve Sellem´in şöyle buyurdu­ğu bana ulaştı: "Zemzem suyu ne niyet için içilmişse onun içindir." Al­lah´ım, ben bunu, beni bağışlaman için ve bana şu şu ihsanlarda bulun­man için içiyorum. Beni bağışla, yahut şöyle ihsanda bulun, yahut: Al­lah´ım Senden şifa dileyerek içiyorum; bana şifa ver ve benzeri dualarda bulunur." Allah en doğrusunu bilendir.

Mekke´den çıkıp vatanına dönmek istediği zaman veda (ayrılış) için ta­vaf yapar. Sonra Mültezeme gidip orada bulunur ve duâ eder:

(Allâhümme, el-beytü beytüke. Ve´1-abdü abdüke vebnü abdike vebnü emetıke. Hameltenîalâ mâ sahharte lîmin halkike, hattâ seyyertenî fî bi-lâdike ve belleğtenî bini´metike hattâ eântenî ala kadâi menâsikike fein künte radîte annî fezded annî ndan ve illâ femine´1-âne, kabîe en yen´â ân beytike dârî. Hazâ evânü insırâfî in ezinte lî ğayre müstebdilin bike ve lâbibeytike ve lâ râğıbm anke ve la an beytike. Allâhümme feeshibnî el-âfiyete fî bedenî ve´1-ismete fî dînî ve ahsin münkalebî verzuknî tâate-ke mâ ebkayteni. Vecma´lîhayriyi´l-âhireti ve´d-dünyâ. İnneke ala külli şey´in kadîr.)

"Allah´ım, bu bey t Senin beytindir. Bu kul da Senin kulundur ve ku­tunun oğludur, kadın kulunun da oğludur. Yaratıklarından benim hiz­metime verdiğin vasıtada beni taşıdın; öyle ki beni memleketlerinde do- , .aştırdın ve nimetlerine ulaştırdın da hac ibâdetlerini yerine gtirinceye ka­dar bana yardım eltin. Eğer benden razı olmuş isen, benden rızânı ço­ğalt. Eğer razı olmamış isen, yerim Senin Bcyt´inden uzaklaşmadan önce şimdi razı ol. Sana ibâdetten ve Bcyt´inden yüz çc> irmeksizin. Senin rı­zândan ve Bcyt´inden ayrılmaksmn eğer bana izin verirsen bu benim dö­nüş /amammdır. Allah´ım, vücûdumda ve dinimin korunmasında afiyeti bende bulundur. Dönüş yerimi güzel yap. beni yaşattığın müddet Sana itaati bana rızık olarak ver. Dünya ve âhiret hayırlarını benim için topla. Muhakkak ki. Sen her şeye kadirsin."

Bu duayı okumaya başlar ve Allah Sübhânchû ve Tealâ´ya hamd ile, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Scllem´e salât ile tamamlar, diğer sözü geçen dualarda olduğu gibi...

Eğer Mekke´den ayrılacak olan hayız halinde bir kadın ise, Mescid´in kapısında durur ve bu duayı ovada yapar ki, bu da müstahabdır. Sonra döner ve ayrılır. Allah en iyi bilendir.


Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem´in Kabrini Ziyaret Ve Huzrunda Yapılacak Dualar


Bil ki, Hac yapan kimsenin, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Scllem´i ziyaret etmesi gerekir, isler yolu istikametinde olsun, ister olmasın. Çün­kü Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i ziyaret etmek, Allah´ın rıza­sına uygun olarak yapılan işlerin en önemlilerinden ve en kazançlı olan-lanndanchr. İstenen şeylerin de en fazUetlilcrindendir. Ziyarete yöneldiği zaman, yol esnasında Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem üzerine çok salât getirir. Gözü Medine´nin ağaç ve Harem bölgesine ulaştığı ve şehir tanındığı zaman, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem üzerine "salât ve selâmı" çoğaltır.-Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i ziyaretten dolayı Allah dan sevab ister ve bu sebeble dünya ve ahirette kendisini mutlu diler Şöyle der:

(Allâhümme´ftah aleyye ebvâbe rahmetike verzuknî fiziyareti kabri ne-biyyike (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mâ rezaktehö evüyâeke ve ehle tâa-tike. Vağfir lî verhamnî yâ hayre mes´ûlin.)

"Allah´ım rahmet kapılarını bana aç ve Peygamberin Sallallahu Aley­hi ve Sellem´i ziyaretten dolayı, velî kullarına ve Sana itaatkâr olanlara verdiğin rızıkla beni rızıklandır. Beni bağışla, bana merhamet et, ey di­lekte bulunulanların en hayırlısı!.."

Mescide gireceği zaman, diğer mescidlere girerken söylenenleri söyle­mek müstahab olur. Kitabın başında bunu söylemiştik. Mescid içinde iki rekât "Tahiyyatü´l-Mescid = Mescide hürmet" namazı kılınca Peygam­berin mükerrem kabrine gider. Kabri şerifirl duvarından üç metre kadar uzağında yüzü ona dönük ve arkası kıbleye doğru dönük olarak durur ve sesini yükseltmeyerek orta bir sesle selâm verir ve şöyle söyler:

(Esselamu aleyke yâ resûlellâh, esselâmü aleyke yâ hıyeretellâhi min hal­kını esselâmü aleyke yâ habîbellâh, esselâmü aleyke yâ seyyidel-mürselîne vetetemennebıyyîne, esselâmü aleyke ve ala âlike ve ashâbike ve ehli bey-tıke ve alennebıyyîne ve sâirissâlihme. Eşhedü enneke belleğternsâlete ve eddeyte 1-emanete ve nesahte´l-ümmete. Fecezâke´llâhu annâ efdale mâ, ceza resülen resülen an ümmetihî.)

"Sana selâm olsun ey Allah´ın Resulü, sana selâm olsun ey Allah´ın yaratıkları içinden Allah´ın seçkini, sana selâm olsun ey Allah´ın mahbu-ou, sana selam olsun ey peygamberlerin efendisi ve Resullerin sonuncu­su, sana ve ailene, ashabına ve ehli beytine, peygamberlere ve diğer salih kimselere selâm olsun.

Ben şahidlik ediyorum ki, elçiliği tebliğ ettin, emaneti yerine getirdin ve ümmete öğüt verdin. Bize doğru yolu gösterdiğin için Allah bir pey­gambere verdiği sevabdan daha üstünü ile seni mükâfatlandırsın."

Eğer bu ziyareti yapan bir kimse, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem´e selâm tavsiyesinde bulunmuşsa, ziyaretçi şöyle der: "Ey Allah´ın Resulü, falan oğlu falandan sana selâm olsun."

Sonra biraz geri çekilerek bir miktar sağa doğru gider. Ebû Bekire (Ra-diyallahu Anh) selâm verir. Sonra Ömer´e (Radıyallahu Anh) selâm ver­mek için biraz daha geri çekilir. Sonra Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yüzü karşısında olacak şekilde ilk durduğu yere döner de ken­disi için peygaberi vesile edinir. (Peygamberin yüksek makam ve fazileti­ne dayanarak Alîah´dan mağfiret ister." Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Rabbine yönelerek peygamberin şefaatçi olmasını ister. Hem kendi­sine, hem de ana-babasına, arkadaşlarına, dostlarına, kendisine iyilik eden­lere ve diğer müslümanlara duâ eder. Bu şerefli yeri ganimet sayarak du­ayı çoğaltmaya gayret gösterir. Allah Tealâya hamd eder, onu teşbihle yüceltir, tekbir ve tehlil getirir. Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e Salât getirir ve bunların her birini çok yapar. Sonra Kabri Şerif ile Min­ber arasındaki "Ravza" mahalline gelir, orada duayı çok yapar.

506- Ebû Hüreyre´den (Radıyailahu Anh) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim kabrim ile minberin arasında cennet bahçelerinden bir bahçe vardır. "[5]

Medine´den çıkıp yolcu olmayı istediği zaman, iki rekât namaz kılmakla Mescide veda etmesi ve istediği duayı yapması müstahab olur. Sonra Kabri şerife gider ve ilk verdiği selâm gibi selâm verir ve duayı tekrar eder. Böy­lece Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e veda eder ve şöyle söyler:

(Alîâhümme lâ hazâ âhire´1-ahdi biharemi resûlike ve yessir lî yelavde ile´l-haremeyni sebîlen sehleten bimennike ve fadlike ve´r-zukniye´1-afve ve´1-âfiyete fi´d-dünyâ ve´I-âhireti. Ve ruddenâ sâlimîne ğanimîne ilâ ev-tâninâ âmine.)

"Allah´ım! Bu ziyareti, Resulünün Haremini ziyaretin sonu yapma ve beni iki Harem´e (Mekke ve Medine´nin Harem bölgelerine) senin ihsan ve ikramın ile kolay bir yolla tekrar dönmeye beni muvaffak et. Dünya ve âhirette bana afv ve afiyeti rızık olarak ver ve güven içinde selâmet üzre manevî kazançlarla bizi vatanlarımıza döndür."

İşte bu zikirler, hac zikirlerinden Allah´ın toplanmasını bana muvaf­fak kıldıklarıdır. Her ne kadar bu kitabın hacmine nisbetle dualardan ba­zıları uzun ise de, bu konuda topladıklarımıza nisbetle kısa sayılırlar. Ke­rim olan Allah´dan, bizi kendisine itaate muvaffak kılmasını ve bizimle kardeşlerimizi Cennetinde bir araya toplamasını diliyoruz.

Ben "Menasik" kitabında bu zikirlerle ilgili konulan ek ve ilâvelerle genişçe açıkladım. En doğrusunu Allah bilir. Hamd, nimet, başarı ver­mek ve koruma O´na mahsustur.

Utbî´den rivayete göre, şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in kabri yanında oturuyordum. Bir Arabî geldi ve dedi: Esselâ-mu AleykeyaResûlellah! Allah´ın şöyle buyurduğunu dinledim:" "Eğer o günahkârlar, nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de günahla­rına Allah´dan mağfiret diîeseler, Peygamber de onlar için afv dileseydi, elbette Allah´ı çok tevbe kabul edici, çok esirgeyici bulacaklardı."[6]

İşte ben günahlarımdan tevbe ederek sana geldim, Rabbim´den senin şefaatini diliyorum. Sonra şu şiiri okudu:

Ey yeryüzünün düzlüğünde kemikleri gömülenlerin en hayırlısı!...

O kemiklerin pak ve hoşluğundan bütün yeryüzü ve tepeler pâk-ve hoş olmuştur.

İçinde bulunduğun kabre benim nefsim feda olsun... İffet de oradadır, cömertlikde oradadır, kerem de...

Sonra A´rabî dönüp gitti. Gözlerime uyku çöktü de rüyada Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Selîem´i gördüm, Bana dedi: "Ey Utbî! O A´ra-bî´ye yetiş de ona müjde ver ki, Allah Tealâ kendisini bağışlamıştır."


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Tirmizi

[2] Kur´anı Kerim, Bakara Süresi:198.

[3] Müslim.

[4] Ahmed b.Hanbet. Beyhakî.

[5] Buhârî. Müslim.

[6] Kur´anı Kerim, Nisa Süresi:64


HACCIN ZİKİRLERİ DUALARI LiSTESi

Tavafın Duaları Ve Zikirleri
Mültezemde (Haceru´l-Esved İle Kabe Kapısının Arasında) Duâ
Hicr (Hatîm) De Duâ Etmek
Kabe´nin İçinde Duâ Etmek
Sayin Zikirleri
Mekke´den Arafata Çıkarken Okunacak Dualar Ve Zikirler.
Arafat´da Müstahab Olan Dualar Ve Zikirler
Arafat´dan Müzdelife´ye Dönüşte Müstahab Olan Dualar Zikirler
Müzdelife´de Ve Meş´âru´l-Haramda Müstahab Olan Dualar Ve Zikirler
Meş´arü´l-Haram´dan Mina´ya Dönüşte Müstahab Olan Dualar Ve Zikirler
Nahir (Kurban Bayram) Günü Mina´da Müstahab Olan Dualar Ve Zikirler
Zemzem Suyunu İçerken Okunacak Dualar
Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem´in Kabrini Ziyaret Ve Huzrunda Yapılacak Dualar

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Orucun Zikirleri Dualari
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 06:35 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

ORUCUN ZİKİRLERİ

Hilali Ve Dolun Ayı Görenin Okuyacağı Dualar


486- Talha İbni Ubeydullah´dan rivayet edildiğine göre, Peygamber Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem hilâli (henüz doğan ayı) gördüğü zaman şöyle

buyururdu:

(Allâhümme ehillehû aleynâ bilyümni ve´l-îmâni vcsselânıeti ve´i-isiâmi. Rabbî ve rabbüke´IIâhu.)

"Allah´ım! bu hilâli üzerimize bereketle, imanda itminanla, selâmetle ve islâm üzere bulunmakla devam ettir. Benim Rabbim ve (ey hilâl) senin Rabbin Ailah´dır."[1]

487- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hilâli görünce şöyle bu­yurmuştur:

"Allâhu ekber. AHâhümme ehihehu aleynâ bi´I-emni ve´l-îmâni vesse-îâmetive´1-islâmivettevfîkiIimâtuhibbu veterdâ. Rabbena verabbüke´-Ilahu."

´Allah her şeyden büyüktür. Allah´ım! Bunu (hilâli) üzerimize güven­le, imanla, selâmetle, islâm ile, sevdiğin ve razı olduğun şeylerde başarı ile devam ettir. Bizim Rabbimiz ve senin Rabbin Allah´dır."[2]

488- Katâde´den rivayet edildiğine göre, kendisine şu hadis ulaşmıştır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem hilâli görünce şöyle buyururdu:

(Hilâlü hayrın ve rüşdin. Hilâlü hayrin ve rüşdin. Hilâli hayrin ve rüş~ din. Âmentü biHâhiîiezî halekake.)

Hayır ve hidayet hilâli olsun. Hayır ve hidayet hilâli olsun. Hayır ve hidayet hilâli olsun. Seni yaratan Allah´;), iman ettim.

"Bunu üç kez söylerdi sonra buyururdu: Falan ayı giderip falanca ayı getiren Allah´a hamd olsun."[3]

Katâde´den diğer bir rivayette: "Peygamber Sallalahu Aleyhi ve Sel­lem hilâli gördüğü zaman ondan yüzünü çevirirdi." bunları Mürsei hadis olarak Ebû Dâvud böylece rivayet etmiştir. Ebû Davud´un bazı nüshala­rında, Ebû Dâvud demiştir ki, bu konu ile ilgili senede dayalı sahih bir hadis yoktur.

489- Hazreti Aişe´den (Radiyallahu Anha) şöyle dediği rivayet edilmiş­tir: "Resûllüllah Sallalahu Aleyhi ve Sellem elimden tuttu. O anda ka­mer (ay) doğmuştu. Bana şöyle dedi: "Karanlığa gömüldüğü zaman bu kamerin (doğan) şerrinden Allah´a sığın"[4]

490- Hilyetü´I-Evliya kitabında Ziyad El-Nümeyri´den o da Enes´den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre Enes şöyle demiştir: "Recep ayı girdiği zaman, Resülüllah sallallahu aleyhi ve Sellem:

(Allâhümme bârik lenâ fî recebe ve şâ´bâne ve belliğnâ ramazâne). "Allah´ım! Bize Receb ayında ve Şaban ayına bereket ver. Bizi de Ra­mazan ayma ulaştır." buyurmuştur.[5]


Oruçta Müstahab Olan Dualar Ve Zikirler


Diğer ibâdetlerde olduğu gibi, oruç ibâdetinde de kalb niyetine dil ile söylemeyi eklemek müstahabdır. Yalnız kalb niyeti ile yetinilirse kâfi ge­lir. Eğer (kalb ile değil de) yalnız dil ile söylenirse, ihtilafsız caiz değildir. Eğer oruçlu kimseye kötü söylenir ve küçümsenirse, iki yahut daha çok defa: Ben oruçluyum, ben oruçluyum, demek sünnettir.

491- Ebu Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Re-sülullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Oruç (günah­lardan koruyan) bir kalkandır. Sizden biriniz oruç tuttuğu zaman kötü söylemesin ve boş konuşmasın. Bir kimse oruçlu olanla çatışırsa yahut ona çirkin söz söylerse, iki defa: Ben oruçluyum, ben oruçluyum, desin."[6]

Ben derim ki, oruçlu bu sözü dili ile söyler ve kendisine çirkinsözsöy­leyene duyurur. Böyle yapmakla belki adam kötü davranışından döner. Yine denmiştir ki bu sözü kalbi ile söyler ki, çekişmeden sakınmış ve oru­cunun sağlamlığını korumuş olsun. Fakat birinci söz daha kuvvetlidir. Allah her şeyi en iyi bilendir.

492- Ebu Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Üç kimse vardır ki, onların duası geri çevrilmez: İftar edinceye kadar oruçlunun duası, adalet üzre bulunan idarecinin duası, haksızlığa uğra­mışın duası..."[7]


İftar Zamanında Okunacak Dualar


493- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem iftar ettiği zaman şöyle derdi:

Susama gitti ve damarlar yatıştı. Mükâfat da inşa Allahu Tealâ sabit oldu."

Allah Tealâ buyurmuştur:

"Çünkü (Allah yolunda cihad edenlere) bir susama isabet etmez ki, onun mükâfatını bulmuş olmasınlar."[8]

494- Muaz İbni Zühre´den rivayet edildiğine göre, ona şöyle anlatılmış: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem iftar ettiği zaman şöyle derdi:

(Allâhümmc leke sumtü ve ala nzktke cftartü) "Allah´ım Senin için oruç tuttum ve Senin rızkınla iftar ettim."[9]

495- Yine Muaz İbni Zühre´den rivayet edildiğine göre, şöyle denmiş­tir: "Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iftar ettiği zaman şöyle derdi:

(Elhamdü lillâhillczî c´ânenî fesumtü ve razakanî feeftartü).

"Bana yardım edip de oruç tuttuğum ve bana rızık verip de iftar etti­ğim Allah´a hamd olsun."[10]

496- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğne göre, şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem iftar ettiği zaman şöy­le derdi:

(Allâhümme leke sumnâ ve alâ nzkıke eftarnâ. Fetakabbel minnâ in-

neke ente´s-semî´ul-alîm.)

"Allah´ım! Senin rızan için oruç tuttuk ve rızkınla iftar ettik. Bizden (orucumuzu) kabul et. Muhakkak Sen her şeyi işitensin, bilensin.)"[11]

497- Abdullah İbni Ebû Müleyke´den, o da Abdullah İbni Amr İbni´l-As´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resû-lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu işittim: "Ger­çekten oruçlunun iftarı anında bir duası vardır ki geri çevrilmez (kabul olunur."

İbnü Ebu Müleyke demiştir: Abdullah İbni Amr´dan işittim, iftar etti­ği zaman şöyle derdi:

(Allâhümmc innî es´elüke birahmetike´lletî vesi´ai külle şey´in en tağ-f´ire lî.)

"Allah´ım! Her şeyi kaplayan rahmetinle beni bağışlamanı Senden istiyorum."[12]


Başkasının Yanında İftar Edenin Okuyacağı Duâ


498- Sahih bir isnadla Enes´den rivayet edildiğine göre, demiştir ki: "Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Sa´d İbni Ubâde´nin yanına vardı. Ubâde ekmek ve zeytin yağı getirdi. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem yedi sonra şöyle dedi:

(Eftare indekümussâimûne ve ekele taâmekümü´l-ebrâru ve sallet aleykümü´l-melâiketü).

"Yanınızda oruçlular iftar etsin ve iyi kimseler yemeğinizi yesin. Me­lekler de size mağfiret dilesin."[13]

499- Enes´den rivayet edildiğine göre, demiştir ki: "Peygamber Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem bir toplum yanında iftar ettiği zaman, onlara (498) nolu hadisteki duayı aynen yapardı.[14]


Kadir Gecesinde Okunacak Dualar


500- Sahih isnadlarla Hazreti Aişe´den (Radiyallahu Anha) rivayet edil­diğine göre, şöyle anlatmıştır:

"Dedim, ey Allah´ın Resulü, Kadir gecesini bilirsem, o gece ne söyle­yelim Şöyle söyle, buyurdu:

(Allâhümme inneke afüvvün tühibbu´1-afve fa´f annî.)

"Allah´ım! Sen çok bağışlayansın, bağışlamayı seversin. O halde beni (günahlarımı) bağışla. "[15]

Alimlerimiz {Allah onlara rahmet etsin) demiştir: Kadir gecesinde bu duayı çok yapmak müstahabdır. Yine şerefli yerlerde Kur´an okumak ve müstahab olan diğer duâ ve zikirleri yapmak müstahabdır. Bu duâ ve zi­kirler daha önce topluca ve parça parça gösterilmişti.

İmam Şafi´i (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: Bir kimsenin Ka­dir gecesinde gösterdiği ibâdet gayretini gündüzünde de yapmasını iyi gö­rürüm. Onun ifadesi şöyle: Kadir gecesinde müslümanlann önemli işleri ile ilgili duaları çok yapmak müstahabdır. Salih kimselerin ve Allah´ın arif kullarının yolu budur. Başarı Allah´ın yardımıyladır.


İtıkaftaki Zikirler


İtikâfda Kur´an okumayı ve diğer zikirleri çok yapmak müstahabdır.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Dârimi. Tirmizi. (Tîrmizî, bu Hasen hadistir, demiştir.)

[2] Dârimî.

[3] Ebû Dâvud.

[4] İbni Sünnî. Tirmizî. Nesâî

[5] İbni Sünnî.

[6] Buhârî. Müslim.

[7] Tirmizî. İbni Mâce. Ahmed b. Hanbel. (Tirmizî demişlir ki, bu hadis Hasendir.)

[8] Kur´anı Kerim. Tevbe Suresi: 120

[9] Ebû Davud.

[10] îbni Sünnî.

[11] îbni Sünnî.

[12] İbni Mâce. İbni Sünnî, Sahih isnadia.

[13] Ebû Dâvud, Nesâî.

[14] îbni Sünnî.

[15] Tirmîzi. Nesâî. İhni Mâce. (Tirmîzi demiştir ki, bu lıasen hadisi ir, .sahilidir



ORUCUN ZİKİRLERİ LiSTESi

Hilali Ve Dolun Ayı Görenin Okuyacağı Dualar
Oruçta Müstahab Olan Dualar Ve Zikirler
İftar Zamanında Okunacak Dualar
Başkasının Yanında İftar Edenin Okuyacağı Duâ.
Kadir Gecesinde Okunacak Dualar
İtıkaftaki Zikirler

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Özel Namazlardaki Zikirler
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 06:32 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

ÖZEL NAMAZLARDAKİ ZİKİRLER

Cuma Gününde Ve Gecesinde Müstahab Olan Zikirler Ve Dualar


Cuma gününde ve gecesinde Kur´an okumayı, zikirler yapmayı dua­larda bulunmayı, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem üzerine Salavât getirmeyi çoğaltmak müstahabdir. Cuma gününde Kehif sûresini okumak da müstahabdır. İmam Şafi´î (Allah ondan razı olsun) El-Ümm adlı kita­bında demiştir ki, cuma gecesinde de, Kehif sûresini okumak müstahab­dır.

447- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre; Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, cuma günü zikirde bulunup şöyle dedi: "Cumada bir vakit vardır ki, müslüman bir kul, namaza dururken, Al-lah´dan bir şey ister de, o vakte rasgelirse, muhakkak O istediğini ona verir . [1] Sonra eliyle işaret ederek o vaktin çok az bir zaman olduğunu be­lirtti.

Duaların kabul edildiği bu vaktin ne zaman olduğu konusunda ilk de­vir alimleri ile sonrakiler ayrı görüşlerde bulunmuşlardır. Bu görüşler çok olup fazlaca yaygınlaşmıştır. Ben, bu husustaki görüşlerin hepsini, EI-Mühezzeb şerhinde topladım ve söz sahihlerini de açıkladım.

Ashabı kiramdan çok kimseler, bu vaktin (cuma günü) ikindiden son­ra olduğu görüşündedirler.

Metindeki "namaza dururken" sözünden maksat, namazı bekleyen, demektir. Çünkü bu kimse, namazda sayılır. Bu konuda varid olan hadîs­lerin en sahihi, Müslim´den rivayet ettiğimizdir.

448- Ebû Musa El-Eş´âri´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu işittim: "(Duaların kabul olduğu) o vakit, İmamın (minberde) oturduğu vakit ile namazı tamamlayıncaya kadar olan zamandır. [2]

Kehf sûresini okumak ve Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e Sa-lât getirmek hakkında pek çok meşhur hadisler nakledilmiştir. Bunlar bi­lindikleri için, kitab uzamasın diye onları nakletmedim. Kendi bölümün­de bunlar geçmişti.

449- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre Peygamber Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

"Kim, cuma günü sabahleyin sabah namazından önce şu sözleri üç defa söylerse, onun günahları deniz köpükleri kadar olsa bile, Allah onun günahlarını bağışlar:

"Estağfirullahellezîlâ ilahe illâ huve´l-hayyu´l-kayyûmu ve etûbu ileyhi."

"O Allah´dan mağfiret dilerim ki, O´ndan başka hiç bir ilâh yoktur, ebedî hayat sahibidir, her işi idare edip ayakta tutandır. Ben O´na dönüp tevbe ediyorum."[3]

450- Ebû Hureyre´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre şöy­le demiştir: Resûlüllah Saîlallahu Aleyhi ve Sellem cuma günü Mescid´e girdiği zaman kapının iki direğine tutunur sonra buyururdu:

"Allâhümme´c-alnî evcehe men teveccehe ileyke ve akrabe men tekar-rebe ileyke ve efdale men seeleke ve reğibe ileyke."

"Ya Rabbi! Beni, Sana yönelenlerin en yönelicisi, rahmetine yaklaşan­ların en yaklaşanı, Senden isteyip Sana rağbet edenlerin en faziletlisi yap. [4]

Ben derim ki, bizim şöyle duâ etmemiz müstahabdır:

Ya Rabbi! Beni, Sana yönelenin en yönelicisinden, rahmetine yaklaşa­nın en yakınından, Senden isteyip Sana rağbet edenlerin en faziletlisinden biri yap.

Cuma namazında ve cuma günü sabah namazında müstahab olan kı-raatların açıklaması "Namazın zikirleri" bölümünde geçti.

451- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim cuma namazından sonra yedi defa ihlâs sûresi ile Muavvizeteyn (Felâk ve Nâs) sûrelerini okursa, Allah onu diğer cumaya kadar kötülüklerden korur. [5]

Cuma namazından sonra Allah´ı zikretmeyi çoğaltmak müstahabdır. Allah Teâlâ buyuruyor: "Cuma namazı edâ edildiği zaman yeryüzüne da-ğıhn ve Allah´ın fazlından (helâl rızık) isteyin, Allah´ı çok anınız ki, kur­tulmuş olasınız,"[6]


İki Bayramda (Fıtır Ve Kurban Bayramlarında) Meşru Olan Zikirler Ve Dualar


Bayram gecelerini, Allah´ı zikretmek, namaz kılmak ve diğer ibâdet­lerle ihya etmek, bilindiği gibi müstahabdır. Bu hususta varid olan şu ha­dîs delildir:

452- "Kim bayram gecelerini (ibadetle) ihya ederse, (âhireti unutup dün­yaya bağlanmakla) kalblerin öldüğü gün onun kalbi ölmez."

Yine şu rivayet vardır: "Kim, iki bayram gecesinde Allah´dan sevab bekleyerek ibâdet ederse, kalbler öldüğü zaman onun kalbi ölmez"[7]

İmam Şafi´î ile İbni Mace´nin rivayetleri böyledir. Bu zayıf bir hadîstir. Ebu Ümâme´nin rivayetinden merfû ve mevkuf olarak bunu rivayet ettik.îki yönü ile de zayıftır; fakat faziletle ilgili hadîslerde müsamaha vardır. Ni­tekim kitabın başında bunu belirtmiştik.

Ne kadar bir zaman ibâdet etmekle gece ihya edilmiş olur, konusunda alimler ihtilâf etmişlerdir. Bu hususta en sağlam görüş, gecenin büyük bir kısmını ibâdetle geçirmektir. Muayyen bir vakit içerisinde geceleyin kal­kıp ibâdet etmekle o gece ihya edilmiş olur da, denmiştir.

İki bayram gecelerinde Tekbir getirmek müstahabdır. Fıtır (Ramazan) gecesi için, güneşin batışından itibaren imam bayram namazını kıldırma­ya kalkıp iftitah tekbirini alıncaya kadar geçen zaman içinde tekbir getir­mek müstahabdır. Ayrıca namazların arkasında ve diğer hallerde de tek­bir getirmek müstehaptır. İnsanların kalabahklaştığı yerlerde, yürürken, otururken, yatarken, yolda, mescidde ve yatarken çokça tekbir getirilir.

Kurban bayramı için, Arefe günü sabah namazından sonra başlayarak dördüncü günün ikindi namazının sonunda tamamlanmak üzere her farz namazdan sonra tekbir getirilir. (Hanefî mezhebinde bu tekbirlerin yapıl­ması vacibdir). Dördüncü günün ikindisinden sonra gelecek namazlar aka­binde tekbir getirilmez. Sahih olan ve uygulanan iş budur. Gerçi bu konu­da, hem bizim mezhebimizde, hem de diğerlerinde meşhur ayrılıklar var­dır; fakat endoğrusu, bizim söylediğimizdir. Bu hususta Beyhakî´nın Sü-nen´inden rivayet ettiğimiz hadîsler vardır. Ben bunların hepsini hadîs olarak ve mezheb görüşleri olarak "mühezzeb" şerhinde açıkça anlattım ve tek­birle ilgili işleri ayrmtılarıyle söyledim. Ben burada, özet olarak tekbirin esasına işaret ediyorum.

Bizim (Şafiî) alimlerimiz demişlerdir ki, tekbir sözü şöyle demektir:

"Allâhu ekber, Allâhu ekber, Alîâhu Ekber"

"Allah her şeyden yücedir, Allah her şeyden yücedir, Allah her şeyden yücedir" bu şekilde arka arkaya üç kez tekrarlanır. Her istenildiği zaman böyle söylenir.

İmam Şafi´î ve arkadaşları demişlerdir ki, şu sözler ilâve edilirse güzel olur:

"Allâhu ekber kebîri, ve´1-hamdü lillâhi kesîrâ, ve sübhânellâhi bük-raten ve esîlâ, lâilaheillâlîâhu velâ na´büdu illâ iyyâhu, muhlisinelehu´d-dîne ve lev kerihe´l-kâfirûn, Lâ ilahe illâllâhu vahdehû. Sadaka va´dehû ve nasara abdehû ve hezeme´l-ahzâbe vahdehû lâ ilahe illâllâhu vallâhu ekber."

"Allah yüceler yücesidir. Çokça hamd Allah´a mahsustur. Akşam sa­bah Allah´ı noksanlıklardan tenzih ederiz. Allah´dan başka İlâh yoktur. Müşrikler hoşlanmasalar da, dinde ihlâs sahihleri olarak yalnız O´na ibâ­det ederiz. Allah´dan başka ilâh yoktur; yalnız O vardır. Verdiği sözde sa­dık olmuştur, kuluna yardım etmiştir ve yalnız kendi kudreti ile düşman birliklerini perişan etmiştir. Allah´dan başka ilâh yoktur, allan her şeyden büyüktür."

âlimlerimizden bir kısmı demiştir; insanların âdet edindikleri şu şekil üzere tekbir getirmekte bir beis yoktur;

´´Allâhu ekber. Allâhu ekber (Allâhu ekber) lâ ilahe illâllâhu vallâhu ekber, alîâhu ekber ve lillâhi´1-hamd."

"Allah her şeyden büyüktür, allan her şeyden büyüktür (Allah her şey­den büyüktür). Allah´dan başka ilâh yoktur, Allah her şeyden büyüktür. Allah her şeyden büyüktür. Hamd Allah´a mahsustur."

(Hanefî mezhebinde, Kurban bayramının arefe sabahında başlayıp bay­ramın dördüncü günü ikindi namazının sonunda tamamlanmak üzere ge­çen yirmi üç vaktin farzlarından sonra tekbir getirmek vacibdir).

Tekbir getirilen yirmi üç vakta ait günlerde kılınan her türlü namazdan sonra tekbir getirmek (Şafi´î mezhebinde) meşrudur, kılınan namaz farz olsun, nafile olsun, cenaze namazı olsun, kaza namazı olsun, adak namazı olsun, hüküm aynıdır. Bu namazların bir kısmında ihtilâf varsa da, onları ayrıntılı olarak anlatma yeri değildir, burası. Ancak benim söy­lediğim sahîh olanıdır. Fetva bunun üzerinedir ve bununla amel edilir.

Eğer imam, kendisine uyanın görüşüne aykırı oîarak bu teşrik (tekbir getirme) günlerinde tekbir getirirse, yahud aksine olarak, kendisine uya­nın görüşüne zıt şekilde tekbir getirmezse, imama uymuş olan kimse, bu hallerde imamın yaptığını yapar mı Alimlerimiz bu hususta iki görüşe sahib olmuşlardır:

Bunlardan sahih olanı, imama uyan kimsenin kendi görüş ve inancına göre hareket etmesidir; çünkü imam selâm verdikten sonra, imamla ilgi kesilmiştir; artık ona uymak gerekmez. Fakat bayram namazı içinde imam ziyâde tekbir aldığı zaman, imama uyan kimsenin mezhebinde olmasa bi­le, ona tabî olması gerekir; çünkü namaz içinde imama uymak zorunluğu vardır.

(Hanefî mezhebinde, bayram namazlarının ilk farz tekbirlerinden sonra birinci rekâtta kıraattan önce üç tekbir ve ikinci rekâtta kıraattan sonra dört tekbir almak vacibdir. Şafi´î mezhebinde ise) bayram namazında, kı­raattan önce zaid tekbirleri getirmek sünnettir. Birinci rekâtta, iftitah tek­birinden başka yedi tekbir alınır.İkinci rekâtta, secdeden kalkma tekbirin­den başka, beş tekbir alınır.

Birinci rekâtın tekbirleri, istiftah (Sübhâneke) duasından sonra ve ki-raattan önce olur. İkinci rekâtta da, kıraata başlamadan önce tekbirler alınır. Her iki tekbir arasında:

"Sübhâneelîahi, velhamdü lillâhi ve lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber.", demek müstahabdır. Alimlerimizin çoğu böyle demiştir. Alimlerimizin bazısı da, şöyle söylenir, demişlerdir:

"Lâilahe illallâhu vahdehû. Lâ şerîke Iehu. Lehülmülkü ve lehülham-dü biyedihil-hayru ve hüve ala külli şey´in kadîr."

Alimlerimizden Ebû Nasır b. Sabba´ ve diğerleri demişlerdir:

İnsanların âdet edindikleri şu şekilde söylemek güzeldir:

"Allâhu ekber kebîra. Velhamdü lillâhi kesîrâ. Ve sübhânellâhi bükre-ten ve esîlâ."

Bütün bu sözler birer kolaylıktır, bunlardan biri üzerinde durmak ve ona bağlanmak yoktur. Bu zikirlerin tümü terk edilmiş olsa ve ayrıca yedi ve beş tekbir terk edilse, namaz sahih olur ve sehiv secdesi gerekmez; (çünkü Şafi´î mezhebinde bu tekbirler sünnettir. Fakat Hanefî mezhebinde vacib olan tekbirin terkinden sehiv secdesi gerekir.) ancak fazilet kaçırılmış olur. Sahîh olan görüşe göre, bayram namazının kıraatına unutarak tekbirleri almadan başlansa, tekbirleri almak için geri dönülmez. İmam Şafi´î Haz­retlerinden rivayet edilen zayıf bir görüşe göre, tekbirlere dönülür.

Bayram namazının hutbelerine gelince, ilk kısım hutbede dokuz ve ikinci kısmında yedi tekbîr getirmek müstahabdır.

Bayram namazlarında müstahab olarak okunacak surelere dair bilgi, "Namazın zikirleri" bölümünde daha önce açıklanmıştı. O da, şudur: Bi­rinci rekâtta, Fâtiha´dan sonra "Kâf" suresi, ikinci rekâtta "kamer" su­resi okunur yahud istenirse, ilk rekâtta "El´A´lâ" suresi ve ikinci rekâtta "Gâşiye" sûresi okunur ki, bunları okumak müstahabdır.

Zilhicce Ayının İlk On Gününde Okunacak Zikirler Ve Dualar


Cenabı Hak buyuruyor:

"(Hacılar) bilinen günlerde Allah´ın ismini ansınlar."[8] İbni Abbas, Şafi´î ve alimlerin çoğunluğu demişlerdir ki, "bilinen günler"zilhicce ayı­nın on günüdür.

Bu on gün içinde, diğer günlerden daha fazla olarak zikirleri çoğaltmanın müstahab olduğu bilinmelidir. Ayrıca Arefe gününde, bu zikirleri, diğer dokuz gündekilerden fazla yapmak da müstahabdır.

453- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

"Bu zilhicce (ilk on) günlerinde (yapılan salih) amelden daha faziletli amel, hiç bir günde yoktur. (Ashab) dediler ki;

- Allah yolunda cihad da mı (daha faziletli değildir) Buyurdular:

- Cihad da (daha faziletli değildir; ancak (Allah yolunda cihad için) çıkan bir adam, canını ve malını tehlikeye atıp bir şey (ganimet ve menfa­at) almadan dönerse, bu müstesnadır (bunun yaptığı amel daha üstün-dür)."[9]

Tirmizî´nin rivayetinde şöyledir: "Zilhiccenin on günlerindeki salih amelden daha sevimli Allah katında günler yoktur.Ebû Davud´un rivayeti, de bunun gibidir;

454- İmam Ebu Muhammed, Abdullah b. Abdurrahman Ed-Darimî´nin Müsned´inde, Sahîhayn´ın isnadıyla rivayetimizde, orada şöyle demiştir:

"Zilhiccenin on günündeki amelden daha faziletli günler yoktur. (As­hab tarafından) soruldu: Cihad da mı yoktur " sonra hadisin tamamını anlattı. Bir rivayette de: "Kurbanın on günü" şeklindedir.

455- Amr ibni Şuayb´dan babası yoluyla dedesinden rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Duanın hayırlısı, Arefe gününün duâsıdır.benim dediğim ve benden önceki peygamberlerin dediği hayırlı söz:

(Allah´dan başka ilâh yoktur, yalnız O vardır. O´nun ortağı yoktur. Mülk O´nundur, Hamd O´nundur ve O, her şeye kadirdir,sözüdür)"[10]

456- İmam Malik Hazretlerinin Muvatta´ında da aynı mürsel bir is-nadla ve daha noksan bir lâfızla rivayet ettik. Onun lâfzı şu:

"En faziletli duâ, Arefe günü duasıdir. Benim söylediğimin ve benden önceki peygamberlerin söylediği en faziletli söz şudur:

"La ilahe illallâhü vahdehû la şerike leh."

"Allah´dan başka ilâh yoktur, yalnız O vardır. O´nun ortağı yoktur).

457- Salim b. Abdullah b. Ömer´den (Radıyallahu Anhüm) nakledil­diğine göre, Arefe gününde bir dilencinin insanlardan dilenmekte oldu­ğunu Hazreti Ömer gördü de, ona şöyle dedi: "Ey biçare kimse! Bugün­de, Azîz ve Yüce olan Allah´dan başkasından istenir mi "

Hazreti Ömer (Radıyallahu anh, hac mevsiminde) Mina´daki çadırın­da tekbîr getirirdi de, Mescidde olanlar onu işitip tekbir getirirlerdi, So­kaklarda olanlar da, sokaklar çınlayacak kadar seslerle tekbir getirirlerdi.

Buharı söyler: İbni Ömer ile Ebû Hüreyre (Radıyallahu Anhüma), Zil-hicce´niin on gününde çarşıya çıkarak tekbir getirirler ve insanlar da tek­bir getirirlerdi.


Güneş Ve Ay Tutulmasında Meşru Olan Zikirler Ve Dualar


Güneş ve ayın tutulması hallerinde Allah´ı Teâlâ´yı zikretmeyi dua et­meyi çoğaltmak sünnet olduğu gibi, tutulmadan dolayı namaz da kılmak sünnettir. Bunun, müslümanlarm icmaı ile sabit olduğu bilinmelidir.

458- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Güneş ve Ay, Allah´ın (kudret ve azametine delâlet eden) alâmetle­rinden iki alâmettirler, hiç kimsenin ölümünden ve doğumundan dolayı tutulmazlar. Bunu (tutulma halini) gördüğünüz zaman, Allah Teâlâ´ya duâ edin, tekbir getirin ve sadaka verin."[11]

Yine Buharı ve Müslim´in bazı rivayetlerinde şu ifade vardır: "Bunu (tutulma halini gördüğünüz zaman, Allah Tealâ´yi zikredin."

Keza bunu, İbni Abbas´ın rivayetinden naklettik. Yine Buharî ve Müs­lim´in Sahîh´lerinde, Ebû Musa El-Eş´ârî´nin Peygamber Sallallahu Aley­hi ve Sellem´den şu naklini rivayet ettik: "Bu (ay ve güneş) tutulma halle­rinden bir şey gördüğünüz zaman, Allah´ı anmaya, ona duâ etmeye ve on­dan mağfiret dilemeye iltica edin."

Yine Buharî ve Müslim´in Sahîh´lerinde, Muğîre ibni Şube´den şu ri­vayet vardır: "Bunu (güneş ve ay tutulma hallerini) gördüğünüz zaman, Allah´a duâ edin ve namaz kılın." Buharî, yine bu rivvayetin aynısını, Ebû Bekre´nin rivayetinden nakletmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

459- Abdurrahman ibni Sümre´nin rivayetine göre, şöyle demiştir: "Gü­neş tutulmuşken Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanma vardım ki, namazda durulduğu gibi, ayakta ellerini kaldırarak teşbih ediyor, teh-Iil getiriyor, hamd ediyor, tekbir getiriyor ve duâ ediyordu! tâ güneş açı­lıncaya kadar... Güneş açılınca, iki sûre okudu ve iki rekât namaz kıldi"[12]

Güneş tutulması namazında kıraati (kur´an okumayı) uzatmak müs-tahabdır. Birinci rekâtta, Bakara sûresi kadar; ikincide ikiyüz âyet, üçün­cüde yüzelli âyet ve dördüncüde de yüz âyet kadar okunması müstahab olur. Birinci rekatın rükû´unda yüz âyet miktarınca, ikinci ve üçüncü rü-kûlarda yetmişer ve dördüncüde elli âyet miktarınca teşbih getirilir, secde de, rükû gibi uzatılır, birinci secde, birinci rükû kadar ve ikinci secde, ikinci rükû kadar uzatılır. Doğru olan budur. Bu konuda alimler arasında bili­nen ihtilâflar vardır. Benim anlattığım, secdeyi uzatmanın müstahab olu­şunda şüphe edilmesin. Bununla beraber, alimlerimizin kitablarmda meş­hur olan, uzatılma yapılmaz, hükmüdür. Fakat bu yanlıştır yahud zayıf­tır; doğrusu uzatılmasıdır. Bu husus, Buharî ve Müslim´in Sahîh´lerinde, çok yollarla Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den sabit olmuştur. Ben bunları delil ve şahidleriyle "Mühezzeb" şerhinde açıkladım; ve orada an­lattıklarıma burada işaret ettim ki, aykırı olan sözlere aldanılmasm.

İmam Şafi´î (Rahimehullah) da, bu namazın uzatılmasının müstahab olduğunu çok yerde göstermiştir. En doğrusunu Allah bilir.

Alimlerimiz demiştir: İki secde arasında oturma işi uzatılmaz; diğer namazlarda âdet olduğu gibi yapılır. Söyledikleri bu söz, sağlam değildir. Çünkü sahîh olan hadîste, uzatılması sabit olmuştur. İkinci rükûdan doğ­rulunca ve teşehhüdde oturulunca, bunlar uzatılmaz. En doğrusunu Al­lah bilir. Bütün bu uzatmalar terk edilip yalnız Fatiha okunsa, namaz sa­hih olur. (Hanefî´lerde bir sûre ilâvesi vacib olduğu İçin bu terk edilmez).

Rükûdan her kalkışta: "Semialîâhu limen hamideh, rabbenâ hkelhamd" "Allah´a hamd edenin Allah hamd ini işitir, rabbimiz hamd sanadır" demek müstahabdır. Biz bunu Buhârî´nin Sahih´inde rivayet ettik.

Ay tutulmasında kıraati aşikâre yapmak sünnettir. Güneş tutulmasın­da ise kıraati gizli yapmak müstahaptır.

Namazdan sonra imam iki hutbe irad eder. Bu hitabelerinde insanları Allah´ın kudret ve azameti ile korkutur ve onları Allah´a ibâdet ve itâata teşvik eder, sadaka vermeyi, köle âzâd etmeyi tavsiye eder. bu hususlar, sahîh olan hadîslerde sabit olmuştur. Ayrıca Allah´ın nimetlerine karşı şük-retmeye teşvîk eder, gaflet ve aldanmadan sakındırır. En doğrusunu Al­lah bilir.

460- (Hz. Ebû Bekir´in kızı) Esma´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seliem, güneş tutulmasında köle âzâd etmeyi emretmiştir."[13] En doğrusunu Allah bilir.


Yağmur Duasında Okunacak Dualar Ve Zikirler


Yağmur duasında, tevazu ve kalb huzuru ile çokça dua, zikir ve istiğ­far yapmak müstahabdir. Bu konuda edilen dualar meşhurdur. Onlar­dan biri şöyle:

"Allah´ım! Bize öyle bir yağmur ver ki, bereketli olsun, afiyetli olsun, bol olsun, her tarafa yayılmış olsun, gökten boşanircasına olsun, umumî olsun, yeryüzünü kaplasın. (İhtiyaç miktarı) devamlı olsun. Allah´ım! Te­pelere, ağaç diplerine ve vadilerin içine yağdır. Allah´ım! Biz Senden mağ­firet diliyoruz: çünkü Sen mağfireti bol olansın. Üzerimize yağmuru bol yağdır. Allah´ım! Bize yağmur yağdır ve bizi (rahmetinden) ümit kesen­lerden yapma. Allah´ım! Bize ekinleri bitir, sütleri bollat, gök bereketle­rinde bizi sula ve yerin bereketlerinden bize bitki bitir. Allah´ım! Bizden sıkıntıyı, açlığı ve çıplaklığı gider ve Senden başka biç kimsenin kaldıra­mayacağı belâdan üzerimizde olanı kaldır."

Yağmur duası yapanlar arasında iyi hal ile (takva ile) şöhret bulmuş bir adam varsa, onunla beraber dua edip şöyle derler:

"Allah´ım! Biz Senden yağmur istiyoruz ve falanca kulunla Senden şe­faat diliyoruz."

461- Kuraklığa düştükleri zaman, Ömer İbni´l-Hattab (Radryallahu Anh) Abdülmuttalib´in oğlu ABBAS ile yağmur duasına çıkardı ve şöyle duâ ederdi:

"Allah´ım! Biz peygamberimizle (Sallallahu Aleyhi veSellem) Sana te­vessül ederdik de, Sen bize yağmur yağdırırdın . Şimdi de peygamberimi­zin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcası ile Sana tevessül ediyoruz. Sen bize yağmur ver."[14] Böylece yağmura kavuşurlardı.[15]

İyi kimselerle yağmur duasının yapıldığı Muaviye´den ve başkasından nakledilmiştir. Yağmur duası için kılınan namazda müstahab olan bay­ram namazında okunan âyetlerdir. Biz bunu da açıklamıştık. Birinci re­kâta başladığı zaman yedi tekbir alır. İkinci rekât da beş tekbir alır bay­ram namazında olduğu gibi... Anlattığım bayram namazının yedi ve beş tekbiriyle ilgili bütün meseleler aynen burada da yapılır. Sonra iki hutbe okur ve bunlarda istiğfar ile duayı çok yapar.

462- Cabir İbni Abdullah´dan (Radiyallahu Anhüma) rivayet edildiği­ne göre şöyle demiştir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e (kuraklık ve kıtlık sıkıntısı yüzünden) ağlayanlar geldi. Bunun üzerine şöyle duâ etti:

(Allabümme´skma ğeysen muğîsen meriyyen serî´an nâfıan ğayre dâr-rin. Acilen gayre âcilin.)

"Allah´ım! Bize bir yağmur ver ki, bol olsun, afiyetli olsun, bereketli olsun, faydalı olsun, zararlı olmasın, hemen olsun gecikmesin." Bu duâ üzerine, yağmur bulutları üzerlerini kapladı."[16]

463- İbni Şuayb´dan, O, babasından, babası da dedesinden (Radıyal-lahu Anh) rivayet ettiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yağmur duası yaptığı zaman şöyle derdi:

(Allâhümmeskt ibâdeke ve behâimeke. Venşür rahmeteke ve ahyî bele-dekelmeyyite).

"Allah´ım! Kullarına ve hayvanlarına yağmur ver, rahmetini her tara­fa yay ve ölü olan beldeni (yeşilliklerle) dirilt."[17]

464- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) nakledilen sağlam bir isnadda, Hazreti Aişe şöyle demiştir: "İnsanlar kuraklıktan dolayı Resûlüllah Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem´e şikâyette bulundular. Bunun üzerine Peygam­ber bir minber hazırlanmasını emretti. Böylece namazgah yerine onun için minber kondu. Sonra duaya çıkacakları belli bir gün insanlara tayin etti. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Selem, güneşin ilk görün­düğü bir zamanda duaya çıkıp minberin üzerine oturdu. Sonra tekbir ge­tirdi, Aziz ve yüce olan Allah´a hâmd etti. Sonra:

"Siz, memleketinizin kıtlık ve kuraklığından ve yağmurun ilk geliş za­manından gecikmiş olduğundan şikâyet ettiniz. Noksanlıklardan münez­zeh olan Allah, kendisine duâ etmenizi size emretmiştir. Dualarınızı ka­bul edeceğini de size va´d etmiştir, dedi. Sonra şöyle duâ etti:

"Hamd O Allah´a mahsustur ki, Alemlerin Rabbi´dir, Rahman ve Ra­himdir, hesap gününün sahibidir. Allah´dan başka hiç bir İlâh yoktur. O, dilediğini yapar, Rabbimiz, Sen Allah´sın. Senden başka hiç bir İlâh yoktur; ancak hiç bir şeye muhtaç olmayan Sen varsın. Bizler ise muhtaç kimseleriz. Bize yağmur indir ve indirdiğin şeyde de bize uzun bir zama­na kadar (ecelimizin sonuna kadar) kuvvet ve kifayet ver.

Sonra Peygamberimiz ellerini kaldırdı. Böylece koltuklarının beyazlığı görülünceye kadar onları yukarı kaldırmaya devam etti. Sonra arkasını insanlara çevirdi ve hırkasını (kıtlık bolluğa dönsün diye,) tersine çevirdi yahut alt üst etti. O halde de elleri yukarıya kalkmış idi, Sonra insanlara karşı döndü ve minberden indi. İki rekât namaz kıldı. Arkasından Allah Azze ve Celle hazretleri bir bulut gönderdi. Gök gürledi ve şimşek çaktı. Sonra Allah Tealâ´nın izni ile yağmur yağdı. Peygamberimiz mescidine varıncaya kadar seller aktı. İnsanların barınaklara koştuklarını görünce, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, dişleri görünecek şekilde gülümseyip buyurdu: "Şahitlik ediyorum ki, Allah her şeye kadirdir. Ben de Allah´ın kuluyum ve O´nun peygamberiyim. "[18]

Bil ki, namazdan önce hutbe okunduğuna bu hadisi şerifde açık bir ifade vardır. Buharı ve Müslim´in Sahihlerinde de aynı şekilde açıklanmıştır. Böyle bir uygulama cevaze hamledilir-. Bizim Şafi´î alimlerimizin fıkıh ki-tablarında ve diğerlerininkinde, başka hadis rivayetlerine dayanarak na­mazı hutbeden önce yapmak müstahabdır. Çünkü diğer rivayete göre, Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, namazı hutbeden önce yapmıştır. En doğrusunu Allah bilir.

Yağmur duasında oldukça elleri yukarı kaldırarak gizli ve aşikâr ola­rak iki halde duâ etmek müstahabdır.

İmam Şafi´î (Rahimehullah) demiştir ki, insanlar ettikleri dualarında şöyle demelidirler:

(Allâhümme emertenâ biduâike ve vaadtenâ icâbeteke. Ve kad deav-nâke kemâ emertenâ, Feecibnâ kemâ vaadtenâ. AHâhümme´mnün aley-nâ bimağfireti mâ karefnâ ve icâbetike fi sukyânâ ve seati rizkınâ).

"Allah´ım! Sana duâ etmemizi bize emrettin ve duamızı kabul edece­ğine bize söz verdin. Bize emrettiğin gibi, şimdi Sana duâ ediyoruz. Bize söz verdiğin gibi, duamızı kabul et. Allah´ım! İşlediğimiz günahları ba­ğışlayarak bize ihsanda bulun ve yağmur ihtiyacımızı karşıla, rızkımızın genişlemesini ikram et."

Ayrıca mü´min erkeklerle mü´min kadınlar için duâ edilir, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e salât getirilir, bir yahut iki âyet okunur. İmam şöyle der:

Hem benim için, hem de sizin için Allah´dan mağfiret dilerim."

Yağmur duasında; Musîbetler halinde okunan dualar ve başka duaları okumak da uygun olur. Sahih hadislerde anlattığımız "Allâhümme âtinâ fiddünyâ haseneten..." duası ile bundan başka dualar gibi...

İmam Şafi´î (Rahimehullah, Ümm adlı kitabda şöyle demiştir: Yağmur duasında imam, bayram namazında olduğu gibi iki hutbe okur. İkisinde de (Allâhu Ekber, diyerek) tekbir getirir, hamd eder. Peygamber Sallal-lahu Aleyhi ve Sellem´e salât getirir iki hutbede de istiğfarı çok yapar, öyle ki sözünün çoğu istiğfar olur. Çokça şu ayeti okur;

"Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O, mağfireti çok olandır. Yağ­muru size bol bol gönderir."[19]

Sonra Hazreti Ömer´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir ki, yağ­mur için duâ etti de duasının çoğu istiğfar olmuştu.

İmam Şafi´î demiştir ki, duanın çoğu istiğfar olur. İnsan duasına istiğ­far ile başlar ve sözünün arasına da istiğfarı getirir ve sözünü istiğfar ile tamamlar. Böylece sözü kesilinceye kadar kelâmının çoğu istiğfar olur. İmam insanları tevbeye, ibâdete ve Allah Tealâ´ya itaat etmeye teşvik eder.


Şiddetli Rüzgar Estiği Zaman Okunacak Dualar

Fırtınanın Âfetinden Korunmak İçin Okunacak Dualar:



465- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, rüzgâr estiği zaman Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle derdi:

(Allâhümme innî es´elüke hayrehâ ve hayre mâ fîhâ ve hayre mâ ürsi-let bihî ve eûzü bike min şerrihâ ve şerri mâ fîhâ ve şerri mâ ürsilet bihî.)

"Allah´ım! Ben bu rüzgarın hayrını, ondan doğacak hayırları ve özel­likle gönderildiği şeyin hayrını istiyorum. Onun kötülüğünden, içinde taşıdığı kötülüklerden ve gönderilmiş olduğu kötülüğünden Sana sığınırım."[20]

466- Sağlam bir isnadla Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle dediğini işittim:

"Rüzgâr Allah Tealâ´nın rahmetindendir. Bereket de getirir azab da getirir. Estiğini gördüğünüz zaman ona sövmeyin. Onun hayrını Allah´-dan isteyiniz. Kötülüğünden de Allah´a sığının."[21]

467- Hazreti Aişe´den rivayet edildiğine göre, şöyle anlatmıştır:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem gök ufuğunda bir bulut par­çası gördüğü zaman, namazda olsa bile işi bırakırdı sonra şöyle derdi:

(Allâhümme innî E´ÜZÜ BİKE MİN ŞERRİHA)

"Allah´ım, bunun kötülüğünden sana sığınırım." Eğer yağmur yağarsa:

(Allâhümme Sayyiben henî´en).

"Allah´ım, bol olsun, bereketli olsun." derdi.[22]

468- Übeyy İbni Kâb´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu.:

"Rüzgâra sövmeyiniz; eğer hoşunuza gitmeyen şeyi görürseniz şunu de­yiniz:

(Allâhümme innâ nes´elüke min hayrı. Hâzihi´r-rîhî ve hayrı mâ fîha ve hayrı mâ ümiret bihî ve ne´ûzü bike min şerri hazihi´r-rîhi ve şerri mâ fîhâ ve şerri mâ ümiret bihî).

"Allah´ını! Biz bu rüzgârdan gelecek hayrı Senden istiyoruz, ondan do­ğacak hayj-ı istiyoruz, aslen emredilmiş olduğu hayri istiyoruz. Bu rüzgâ­rın kötülüğünden, ondan meydana gelecek kötülüklerden ve emredilmiş olduğu şeyin kötülüğünden Sana sığınırız."[23]

469- Sahih bir isnadla Seleme İbni´l-Ekve´den (Radiyallahu Anh) riva­yet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, rüzgâr şiddetli estiği zaman şöyle buyururdu:

(Allâhümme lakhan lâ akımen) "Allah´ım! Yağmurlu (rüzgâr) otsun, kavurucu olmasın."[24]

Musibet ve Fırtına Anında Okunacak Dualar

470- Enes İbni Malik´den ve Cabir İbni Abdullah´dan (Radıyallahu An-hüm) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöy­le buyurmuştur:

"Büyük bir musibet olduğu zaman, yahut korkunç bir rüzgar estiği za­man, tekbir getirmeye (Allâhu Ekber demeye) devam ediniz; çünkü tek bir, toz topraklı karanlığı giderir."[25]

471- İmam Şafi´î (Rahimehulfah) Ümm kitabında İbni Abbas´a (Radı­yallahu Anhüma) isnadla rivayet ederek demiştir:

"Rüzgâr estiği zaman muhakkak Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem iki dizi üzerine çöker ve derdi:

(Allâhümme´calhâ rahmeten ve lâ tec´alhâ azâben. Allâhümme´c-alhâ riyâhan ve la tec´alhâ rîhan.)

"Allâhım! Bu rüzgârı rahmet sebebi yap, onu bir azab yapma. Allah´­ım! Bunu bereketli rüzgâr yap, şerli rüzgâr yapma."

İbn-i Abbas bu hadisle ilgili Allah Tealâ´nm kitabından şu ayetleri oku­muştur:

"Biz, o inkarcılar üzerine kökleri söken bir rüzgâr gönderdik."[26]

"O Ad kavmi üzerine kasıp kavuran rüzgarı gönderdik.[27]

"Biz rüzgârları (bitkilerde çiftleşme sebebiyle ürün olsun diye) çiftleş­me için gönderdik."[28]

"Rüzgârları, (yağmurları) müjdeleyiciler olarak göndermesi Allah´ın (kudretini gösteren) alâmetlerdendir."[29]

472- İmam Şafi´inin,bir adamdan kesik bir rivayetle naklettiği hadisi şerife göre, adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e fakirlikten şi­kâyet etti. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bu­yurdu: "Rüzgâra sövmüş olmayasın!"

İmam Şafi´i demiştir: Rüzgâra sövmek (kötü söylemek) hiç kimseye uy­gun düşmez; çünkü o, Allah Tealânın bir yarattığıdır, İtaatkârdır ve O´-nun ordularından bir ordudur, dilerse onu rahmet yapar veya azab yapar.


Yıldız Düştüğü Zaman Okunacak Dua


473- İbni Mes´ud´dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: "Yıldız düş­tüğü zaman, gözlerimizle yıldızı takip etmemekle ve o vakit şöyle demek­le emrolunduk:

(Mâ şâeîlâh lâ kuvvete illâ bilîâh) "Allah´ın dilediği olur. Bütün kuvvet yalnız Allah´a aittir."[30]



Şimşeğe Ve Yıldıza (Parmakla) İşaret Etmeyi Ve Bakmayı Terk Etmek


Bundan önceki bölümde buna dair hadis geçmiştir.

474- İmam Şafi´i Ümm kitabında yadırganmayan bir kimseden, o da Urve İbni Zübeyr´den (Radıyallahu Anhüma) yaptığı bir isnadla rivayet ettiğine göre, Urve şöyle demiştir: "Sizden biriniz şimşeği yahut yağmu­ru gördüğü zaman onu (parmağı ile) göstermesin. Onun hal ve durumu­nu (azdır, çoktur, iyidir diyerek) anlatsın."

İmam Şafi´i demiştir: Arablar öteden beri parmakla şimşeği gösterme­yi hoş görmezlerdi.


Gök Gürültüsü İşitildiği Zaman Okunacak Dualar


475- Zayıf bir isnadla İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, gök gürültüsü ve şimşek sesini duyduğu zaman şöyle buyururdu:

(Allâhümme lâ taktüinâ bığadabike ve îâ tühliknâ biazâbike ve âfinâ kable zâlike).

"Allah´ım! Gazabınla bizi öldürme, azabınla da bizi helak etme. Bu­nun önünde olacak felâketten bize afiyet ver."[31]

476- Abdullah İbni Zübeyr´den (Radıyallahu Anhüma) sahih bir isnad ile rivayet edildiğine göre kendisi gök gürültüsünü işittiği zaman sözü ke­sip şöyle derdi: "Gök gürültüsünün Allah´a hamd ile, meleklerin de O´-ndan korkarak teşbih etmekte oldukları Allah (c.c), bütün noksanlıklar­dan münezzehtir. "[32]

477- İmam Şafi´î(RahimehuIlah) Ümm adlı kitabda sahih bir isnadla, Tabi´in imamlarından değeri yüksek Tavus (Radıyallahu Anh) den riva­yet ettiğine göre, Tavus gök gürültüsünü işittiği zaman şöyle derdi:

"(Gök gürültüsü ve meleklerin) kendisine tesbihde bulunduğu varlık, bütün noksanlıklardan münezzehtir."

Şafi´î der ki: Tavus bu sözü ile Allah Tealâ´nın (Gök gürültüsü hamd ederek O´nu teşbih eder)[33] ayetini kasdetmiş olmalı.

İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) anlattıklarına göre, o şöyle de­miştir: "Biz bir seferde Ömer ile (Radıyallahu Anh) beraberdik. Bize gök gürültüsü, şimşek ve dolu isabet etti. Kâb bize dedi ki: Kim gök gürültü­sünü işittiği zaman üç defa:

(Gök gürültüsünün Allah´a hamd ile, meleklerin de O´ndan korkarak teşbih etmekte oldukları Allah, bütün noksanlıklardan münezzehtir.) derse, o gök gürültüsünün afetinden kurtulur. Biz bunu söyledik de afiyet bul­duk."


Yağmur Yağınca Okunacak Dualar


478- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre "Re-sûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yağmuru gördüğü zaman:

(Allâhümme sayyiben nâfi´an) "Allah´ım, faydalı bol yağmur olsun." derdi. [34]


Duaların Kabul Edildiği Vakitler:


479- İmam Şafi´in Ümm kitabında mürsel bir isnadla Peygamber (s.a.v) den rivayet ettiği bir hadiste Peygamber şöyle buyurdu: "Savaş için or­dular karşılaşınca, namaz için ikamet getirilince ve yağmur yağınca dua­nın kabulünü isteyin." (Bu vakıflarda edilen duâ makbul olur.)

İmam Şafi´i diyor ki, bir çok kimseden duydum, yağmur yağdığı za­man ve namaz için ikamet yapıldığı zaman duâ makbul olur.


Yağmur Yağdıktan Sonra Okunacak Dualar


480- Zeyd İbni Hâlid El-Cühenî´den (Radıyallahu Ahn) rivayet edildi­ğine göre:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem geceleyin yağan bir yağmur­dan sonra bize namaz kıldırdı. Namazı tamamlayınca insanlara dönüp şöyle dedi:

Rabbiniz ne buyurdu, biliyor musunuz Ashab dediler ki;

Allah ve O´nun Resulü bilir. Peygamber dedi ki;

Allah şöyle buyurdu: (Kullarımdan bir kısmı Bana iman ederek, bir kısmı da kâfir olarak sabahladı. Kim ki Allah´ın ihsan ve rahmeti ile bize yağmur yağdırıldı demişse, işte o kimse Bana iman etmiş ve yıldızı inkâr etmiştir. Kim de şu ve bu yıldız sebebiyle bize yağmur yağdırıldı dedi ise, işte o kimse Beni inkâr etmiş ve yıldıza iman etmiştir.)[35]

Alimler şöyle demişlerdir: Eğer bir müslüman, yağmuru yaratıp mey­dana getiren yıldızlar diye İnanarak "falan yıldız tarafından bize yağmur yağdırıldı, derse kâfir olur. Şüphesiz dinden çıkmış (mürted) olur. Fakat yıldızı yağmurun yağacağını göstermesi bakımından bir alâmet olarak ka­bul ediyor ve o belirti zamanında yağmur yağıyorsa ve yağmurun yağma­sını Allah Tealâ´nın kudretine ve yaratmasına bağlıyorsa kâfir olmaz. Yine de böyle söylemenin keraheti üzerinde ihtilâf etmişlerdir. Doğrusu mek­ruh olmaktır; çünkü bu söz kâfirlerin sözlerindendir. Hadîsi şerifin anla­mına uygun söz budur. İmam Şafi´i Ümm ve ondan başka kitabda bunu . kesin olarak kabul etmiştir. En doğrusunu Allah bilir. Bu yağmur yağma nimetine karşı, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah´a şükretmek müstahabdır.


Yağan Yağmurun Zararından Korkulduğu Zaman Okunacak Dualar


481- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, şöyle anlat­mıştır:

Cuma günü Resûlüllah Sallalahu Aleyhi ve Sellem ayakta hutbe okur-larken bir adam Mescid´e girip dedi: Ey Allah´ın Resulü! (Kuraklık ve kıtlıktan) mallar helak oldu, yollar kesildi (sefere çıkılmaz oldu). Allah´a duâ et de bize yağmur versin. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elle­rini kaldırdı sonra buyurdu: (Allâhümme eğisnâ, Allâhümme eğisnâ, Al-lâhümme eğisnâ). "Allah´ım bize yağmur ver, Allah´ım bize yağmur ver, Allah´ım bize yağmur ver." Enes demiştir ki, biz gökte ne bir bulut ve ne de bir bulut parçası görmüş değildik. Bizimle Sel´ dağı arasında da bu­lutu gizleyecek bir ev ve bir bina da yoktu. (Sel´ Medine´ye yakın bilinen bir dağın ismidir.) Hemen o dağın arkasından kalkan şeklinde bir bulut çıktı. Göğü ortaladığı zaman yayıldı. Sonra yağmur yağdı. Vallahi asla bir hafta güneşi görmedik. Sonra ertesi cuma, bir adam aynı kapıdan içe­ri girdi. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta hutbe okuyordu. Adam dedi ki: Ey Allah´ın Resulü! (yağmur felâketinden) mallar helak oldu, yollar kesildi. Allah´a duâ et de yağmuru bizden kessin. Bunun üze­rine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ellerini kaldırdı, sonra şöyle buyurdu:

(Allâhümmehavâleynâ ve lâ aleynâ. Allâhümme ale´lâkâmi ve´zzirâbi ve butûni´l-evdiyeti vemenâbiti´ş-şeceri).

"Allah´ım! Üzerimize değil, çevremize yağdır. Allah´ım! Tepelere, dağ­lara, vadilerin yataklarına ve ağaçların diplerine olsun. Hemen yağmur kesildi. Biz de çıkıp güneşte yürümeye başladık. [36]


Teravih Namazının Duaları Ve Zikirleri


Bil ki, teravih namazı âlimlerin ittifakı ile sünnettir. Yirmi rekâttır ve her iki rekâtta selâm verilir. Esas itibariyle bu namazın kılınış şekli, daha önce anlattığımız diğer namazlar gibidir. Diğer namazlardaki bütün zi­kirler bunda da yapılır. İftitah duası, rükû ve sücud teşbihleri, teşehhüd ve ondan sonraki dualar gibi. Bunlar daha önce geçmişti. Bunlar her ne kadar bilinen meydandaki şeyler ise de, bunda insanların çoğu gevşeklik yaptıkları için ve bir çok zikirleri kaldırdıkları için bir uyarma olsun diye bunlara temas ettim. Doğrusu anlatılandır.


Hatimle Teravih Namazının Kılınmasına Gelince:


Çoğunluğun kabul ettiği ve insanların üzerinde ittifak ettiği işlem, ay boyunca teravih namazında Kur´am baştan sona hatmetmektir. Her gece otuz cüzden bir cüz kadar okunur. Kur´am açık ve seçik bir şekilde (tertib üzere) okumak müstahabdir. Teravih namazında bir cüzden fazla oku­(Zeker) namazı uzatmaktan sakınmalıdır. En´am süresi tüm olarak indiği­ni sanarak onu, Ramazan ayının yirmi yedinci gecesinde, cahil imamla­rın âdeti üzere, son rekâtta tamamen okumaktan büsbütün sakınmalıdır. Bunu yapmak çirkin bir bid´attır. Aynı zamanda bir çok bozuklukları kap­sayan açık bir cehalettir. Bunun açıklaması "Kur´an Okumak" bölümünde geçmişti.


Hacet (İstek) Namazının Duaları Ve Zikirleri


482- Abdullah İbni Evfâ´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Kimin Allah´dan bir dileği olursa, yahut insanoğullarmdan birinde görülecek bir ihtiyacı bulunursa, güzelce abdest alsın. Sonra iki rekât na­maz kilsin. Sonra Aziz ve yüce olan Allah´a hamd etsin ve Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e salât getirsin. Sonra şöyle desin:

(Lâ ilahe illâllâhıt´l-Halîmu´l-kerîmu. Sübhânellâhi Rabbi´1-arşi-azîmi. Elhamdü lillâhi rabbi´I-âlenıin. Es´elüke mücibâti rahmetike ve azâime mağfiretike. Veiganîmete min külli birrin. Vesselâmete min külli ismin. Lâ tedâ´ li zenben illâ ğafertehû velâ hemmen illâ ferrectehû. Velâhâce-ten hiye leke ridan illâ kazeytehâ, ya erhame´r-râhimîn.)

"H;ılîni olan, Kerîm olan Allah´dan başka hiç bir İlâh yoktur. Büyük Arş´ın Rabbı olan Allah noksanlıklardan münezzehtir. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah´a mahsustur. Senden rahmetinin gereği olan iyi şeyleri istiyorum. Yine mağfiretinin çeşitlerini, her iyilikten elde edinmeyi ve her günahdan selâmeti de Senden isterim.. Bağışlamadığın bir günah ve gi-dermediğin bir üzüntü bende bırakma. Rızâna uygun olan benim dilek ve hacetimi de yerine getir, ey merhamet edenlerin en merhametlisi! "[37]

Ben de derim ki, musîbet halinde yapılan keder duası ile duada bulun­mak müstahabdır. Bu duâ da şudur:

(Allâhümme âtinâ fiddünya haseneten ve fi´1-ahirati haseneten ve kmâ azabennâr)

"Allah´ım! Bize hem dünyada, hem de âhirette iyilik ver. Ateş azabın­dan da bizi koru." Nitekim Buhârî ve Müslim´in rivayetlerine dayanarak daha önce bildirmiştik.

483- Osman İbni Hanif´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre; anadan doğma kör bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gelip dedi ki, bana afiyet vermesi için Allah Tealâ´ya duâ et. Peygamber bu­yurdu: İstersen duâ ederim, istersen sabredersin; sabretmen senin için daha hayırlıdır. Adam, Allah´a duâ et dedi. Bunun üzerine Peygamber ona güzel bir şekilde abdest almasını ve şu duâ ile duâ etmesini emretti:

(Allâhümme innîes´elüke ve eteveccehü ileyke binebiyyike muhamme-din nebiyyi´r-rahmeti (Salallahu Aleyhi ve Selleme). Yâ muhanımedü in-nî teveccehtü bike ilâ rabbî fî hâcetî hâzihi litukdâ lî Allâhümme fese ffi´hu fiyye).

"Alah´ım Senden istiyorum ve Senin Rahmet peygamberin olan Mu-hammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Sana teveccüh ediyorum. Ya Muhammed! Ben seninle şu işimin olması için Rabbime teveccüh ettim. Allah´ım! Onu bana şefaatçi kıl."[38]


Tesbîh Namazının Duaları Ve Zikirleri


Tirmizî kitabında demiştir ki, Tesbîh namazı hakkında Peygamber Sai-lallahu Aleyhi ve Sellern´den bir çok hadis rivayet edilmiştir. Bunlardan büyük bir kısmı sahih değildir. İbni Mübarek ve ondan başka ilim sahib-leri Teşbih namazını kabul etmişlerdir; ve faziletlerini anlatmışlardır.

Tirmizî şöyle devam etti: Bize Ahmed İbni Abede söyledi. O da dedi ki, bize Ebû Vehb söyledi. Ebû Vehb demiştir ki, ben içinde teşbih yapı­lan namazdan Abdullah İbni Mübarek´e sordum. Şöyle anlattı:

Namaz için tekbir alır sonra:

(Sübhânekellâhümme ve bihamdike ve tebârekesmüke ve teâlâ ceddü-ke ve lâ ilahe ğayruke)

"Allah´ım Sana İt a m d ederek Seni noksanlıklardan tenzih ederim. Se­nin adın yücedir ve Senin sânın yüksektir. Senden başka hiç bir İlâh yok­tur." der.

Sonra on beş defa:

(Sübhânellâhi velhamdü lilîâhi ve lâ ilahe illâllâhu vallâhu ekber)

"Allah noksanlıklardan münezzehtir. Hamd da Allah´a mahsustur. Al-lah´dan başka hiç bir İlâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür." der. Son­ra E´üzü çekip Bismillâhirrahmânirrahîm, der. Fatiha ile bir sûre okur.-Sonra on defa: Sübhânellâhi velhamdü lillahi ve lâ ilahe illâllâhu vallâhu ekber, der. Sonra rükû´a varır ve on defa bunları söyler. Sonra başını rü-kûdan kaldırıp on defa yine bunları söyler. Sonra secdeye varır ve bunla­rı on defa söyler. Sonra secdeden başını kaldırıp bunları on defa söyler. Sonra ikinci secdeyi yapar ve bu sözleri on defa söyler. Bu şekilde dört rekât kılar. İşte bunlar her rekâtta yetmiş beş teşbihtir. On bes teşbih ile rekâta başlar. Sonra kıraat yapar. Sonra on teşbih yapar. Eğer gece na­maz kılıyorsa, iki rekâtta selâm vermesi bana göre daha iyidir. Gündüz kılıyorsa, isterse iki rekâtta selâm verir, isterse selâm vermez."

Yine Abdullah İbni Mübârek´den bir rivayette de, şöyle demiştir: Rü-kû´da önce üç defa: "Sübhâne Rabbiyelazîm" ve Secde de önce üç defa: "Sübhâne Rabbiyel´a´lâ" dedikten sonra teşbihlere başlar.

Abdullah İbni Mübarek´e soruldu: Bir kimse teşbih namazında yanı-hrsa, sehiv secdesini yaptığı zaman bu secdelerde onar defa bu teşbihleri okur mu

Hayır cevabını verdi. Çünkü bu teşbihler tüm olarak üçyüz tesbih-n ibarettir

y den ibarettir.

484- İbni Râfi´den rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resülüllah Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem (amcası) Abbas´a şöyle buyurdu:

"Ey amca! Sana iyilik edeyim mi, sana ihsanda bulunayım mı, seni faydalandırayım mı Abbas;

Evet, yâ Resûlallah, dedi. Peygamber buyurdu:

Ey amca! Dört rekât namaz kıl. Her rekâtta Fatiha ve bir sûre okur­sun. Kıraat tamamlandığı zaman, rükuâ gitmeden önce on beş defa:

(Allâhu ekber, velhamdü lillâhi ve sübhânellâhi)

söyle. Sonra rükû yap da bunları on defa söyle. Sonra rükûdan başım kaldır ve bunları on defa söyle. Sonra, secde yap ve yine bu teşbihleri on defa söyle. Sonra ikinci secdeyi yap ve on defa söyle. Sonra başını secde­den kaldır ve bunları ayağa kalkmadan önce (biraz otur) on defa söyle. İşte bunlar her rekâtta yetmiş beş defa okunan teşbihlerdir. Bunlar dört rekâtta üçyüz tesbihdirler. Eğer senin günahların (kumlan bol) Âlic is­mindeki vadinin kumları kadar oisa, Allah Tealâ onları sana bağışlar.

Abbas sordu:

Ey Allah´ın Resulü! Bunları her gün kim söyleyebilir Peygamber buyurdu:

Her günde eğer bunları söylemezsen, bunları her cuma günü söyle. Her cuma bunları söyleyemezsen her ayda bir defa söyle. Peygamber böyle mesafeyi uzatarak söylemeye devam etti. Nihayet buyurdu ki, bunları bir sene içinde bir defa söyle."[39]

Tirmizî demiştir: Bu garib bir hadistir, ben de derim ki, Tirmizî´nin şerhi olan Ahvezi adlı kitabında İmam Ebû Bekir İbni Arabî şöyle demiş­tir: Ebû Rafi´in bu hadisi zayıftır. Ne sahih olma bakımından, ne de Ha-sen olma bakımından aslı yoktur. Tirmizî´nin bunu nakletmesi, sadece bununla aldanmamak içindir. Yine demiştirki İbni Mübârek´in sözü hüccet değildir. Bu söz, Ebu bekir İbni Arabi´nin kelâmıdır.

Ukaylî de şöyle demiştir: Teşbih namazı hakkında sağlam bir hadis yok­tur. Ebu´l-Ferec İbni´l-Cevzi ise, Teşbih namazı hadislerim ve rivayet yol­larını anlatmıştır. Sonra bunların hepsini zayıf göstermiş ve zayıf tarafla­rını da açıklamıştır. Bunu İbnü´l-Cezvi "EI-Mevzuat" adlı kitabında söy­lemiştir.

İmam EI-Haftz Ebu´l-Hasan El-Darakutnî´den (Allah ona rahmet et­sin) bize ulaştığına göre şöyle demiştir: Sûrelerin faziletleri hakkında en sahih olan şey İhlâs sûresinin faziletidir. Namazların faziletleri hakkında da en sahih olan rivayet Teşbih namazının faziletidir. Ben bu sözü, Tabakatü´l-Fukaha kitabında Ebu´l-Hasan Ali İbni Ömer El-Darekutnî´nin hal tecrümesine istinaden anlattım. Bu ifadeden, Teşbih namazına ait ha­disin sahih olması gerekmez. Çünkü alimler âdetlerinde şöyle derler: Bu hadis zayıf bile olsa. bu bölümde geçen hadislerin en doğrusudur.

Bu sözden maksadları, hadîsin en tercihlisi ve en az zayıf olanı belirt­mektir.

Derim ki, bu Teşbih namazının müstahab olduğu üzerinde mezheb imamlarımizmdan çok kimseler delil göstermişlerdir. Ebu Muhammed El-Begavî ve Ebu´l-Mehasin El-Rûyânî bu alimlerdendir.

EI-Rûyânî, "El-Bahr" adlı kitabında Cenazeler bölümünün sonunda şöyle demiştir: Bil ki, teşbih namazı, kendisine rağbet gösterilen bir na­mazdır. Her zaman onu âdet edinmek müstahabdır. Ondan gafil bulun­mamalıdır. Abdullah İbni Mübarek ve âlimlerden çok kimseler de böyle söylemişlerdir. Rûyânî diyor ki, Abdullah İbni Mübârek´e soruldu: Bir kimse Teşbih namazında (sehiv secdesini gerektirecek şekilde) yanılsa, sehiv için yapılan iki secdede (teşbih namazının) teşbihlerini onar onar yapa­cak mı O, hayır diye cevap verdi. Çünkü bu namazın teşbihleri üç-yüzden ibarettir.

Her ne kadar ben bu meseleyi daha önce sehiv secdesi münasebetiyle anlattımsa da, güzel bir fayda için yine ona temas ettim. O fayda şudur: Böylesine büyük bir imam bunu anlatırsa ve bunu hoş görürse, bundan ona muvafakat ettiği anlaşılır ve bu hükme inananlar çok olur. Bu Rûyâ­nî, araştırmacı fazıl âlimlerimizden biridir. En doğrusunu Allah bilir.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buharî. Müslim. Muvatta´. Nesâî.

[2] Mislim. Ebû Dâvud.

[3] İbn-i Sünnî. Zayıf isnadla

[4] İbn-i Sünnî. Zayıf isnadla.

[5] İbn-i Sünnî.

[6] Kur´ân-ı Kerîm. Cum´a Sûresi: 10.

[7] İbn-i Mâce.

[8] Kur´ân-ı Kerim, Hac Sûresi: 28

[9] Buharı. Tirmizî

[10] Kur´ân-ı Kerîm, Hac Süresi: 28

[11] Buharı. Müslim.

[12] Müslim.

[13] Buharî. Müslim. Muvatta´. Nesâî.

[14] Buhari.

[15] Duâ ve ibadet ancak Allah Tcalâ hazretlerine yapılır ve O´ndan rahmet ve yardım istenir. Bu­rada da müştereken Allah´a duâ ediliyor ve O´ndan rahmet isteniyor. Takva sahibi iyi kimsele­rin duası Allah katında daha makbul olduğu için onlarla duâ etmek müstahab görülmüştür.

[16] Sahih bir İsnad ile Ebû Dâvud.

[17] Sahih bir İsnad ile Ebû Dâvud. Mıtvattaa´.

[18] Ebû Dâvud.

[19] Kur´anı Kerim, Nuh Süresi: 10.

[20] Müslim. Buhari

[21] Ebû Dâvud, İbni Mâce.

[22] Ebû Dâvud, Nesaî. İbni Mâce.

[23] Tirmizî. Ahmed b. Hanbcl. Buharı, Edebii´l-Müfred´de. (Tirmizî demidir ki, bu hadisi şerif, sahilidir ve hasendir. Bu bölümle ilgiü olarak Hazreii Aişe´den, Ebû Hüreyre´den, Osman İb­ni Ebi´l-As´dan, Enes´den, Abbas´tan ve Cabîr´den rivayetler vardır, demiştir)

[24] İbni Sünnî. Bııhârî, Edebü´i-Miifred´de.

[25] İbni Sünnî.

[26] Kur´anı Kerim, Fussilet: 16

[27] Kur´anı Kerim, Zariyat: 41

[28] Kur´anı Kerim, Hicir: 22

[29] Kur´anı Kerim, Rum: 46

[30] İbni Sünnî

[31] Tirmızi.

[32] Muvatta. Buhârî, Edebü´l-Müfred´de.

[33] Kur´anı Kerim, Ra´d Suresi: 13.

[34] Buhârî. İbni Mâce,

[35] Buhârî. Müslim. Muvattaa´. Ebû Dâvud. Nesâî.

[36] Buhârî. Müslim. Muvattaa´. Ebû Dâvud. Nesâî.

[37] Tirmizî. İbni Mâce. Tirmizî demiştir ki, bu hadîsin isnadında zafiyet olduğu söylenmiştir.

[38] Tirmizî. İbni Mâce. Tirmizî demitir ki, bu sahih ve hasen bir hadistir.

ÖZEL NAMAZLARDAKİ ZİKİRLER Liste

Cuma Gününde Ve Gecesinde Müstahab Olan Zikirler Ve Dualar
İki Bayramda (Fıtır Ve Kurban Bayramlarında) Meşru Olan Zikirler Ve Dualar
Zilhicce Ayının İlk On Gününde Okunacak Zikirler Ve Dualar
Güneş Ve Ay Tutulmasında Meşru Olan Zikirler Ve Dualar
Yağmur Duasında Okunacak Dualar Ve Zikirler
Şiddetli Rüzgar Estiği Zaman Okunacak Dualar
Fırtınanın Âfetinden Korunmak İçin Okunacak Dualar
Yıldız Düştüğü Zaman Okunacak Dua
Şimşeğe Ve Yıldıza (Parmakla) İşaret Etmeyi Ve Bakmayı Terk Etmek
Gök Gürültüsü İşitildiği Zaman Okunacak Dualar
Yağmur Yağınca Okunacak Dualar
Duaların Kabul Edildiği Vakitler
Yağmur Yağdıktan Sonra Okunacak Dualar
Yağan Yağmurun Zararından Korkulduğu Zaman Okunacak Dualar.
Teravih Namazının Duaları Ve Zikirleri
Hatimle Teravih Namazının Kılınmasına Gelince
Hacet (İstek) Namazının Duaları Ve Zikirleri
Tesbîh Namazının Duaları Ve Zikirleri

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Hastalik Ölüm Ve Benzeriyle Ilgili Dualar
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 06:16 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

HASTALIK ÖLÜM VE BENZERİYLE İLGİLİ DUALAR

Ölümü Çok Anmak Müstahabdır


351- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) sahih isnadlarla rivayet edildi­ğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

"Lezzetleri kökünden yok edeni (ölümü) çok anın."[1]


Hastanın Ailesine Ve Yakınlarına Hastadansormanın Müstehablığı Ve Sorulardan Cevab Alma


352- îbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre: "Ebû Talib´in oğlu Ali (Radıyallahu Anh), Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in âhirete göç etmesine sebeb olan hastalığında, huzurlarından dışarı çıkınca, insanlar sordular: Ey Hasan´ın babası (Hz. Ali): Resûlül­lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem nasıl sabahladı Cevab verdi:

- Allah´a hamd ile, iyileşir durumda sabahladı."[2]


Hasta Ne Söyler, Yanında Ne Söylenir, Ona Ne Okunur, Hali Nasıl Sorulur


353- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, "Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yatağına girince, iki avucunu bir araya getirir sonra onlara üfürürdü de avuçlarına şunları okurdu: İhlâs, Muavvizeteyn (Felâk ve Nâs) sûrelerini... Sonra elleriyle bedeninden erişebildi­ği yerleri meshederdi. Elleriyle başından başlar, yüzünü, vücûdunun ön tarafını sıvardı. Bunu üç kez yapardı. Aişe (Radıyallahu Anha) anlatır:

- Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hastalanınca, kendisine böyle okumamı bana emrederdi."

Buharî´de diğer bir rivayet şöyle:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, vefat ettiği hastalığında, Ihlâs, Felâk ve Nâs sûreleri ile kendine üfürürdü. Hazreti Aişe (Radıyallahu An­ha) demiştir: (Peygamberin hastalığı) ağırlaşmca, ben bu sûrelerle ona üfü-rürdüm ve elinin bereketi sebebiyle onun eli ile meshederdim (üzerine sı-vardım)."[3]

Başka bir rivayet: "(Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hastala­nınca, kendine Muavvizati (İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini) okurdu ve üf-lerdi." . Bu hadîsin ravilerinden olan Zührî´ye soruldu:

- (Peygamber) nasıl üflerdi Cevap verdi:

- Ellerine üfîerdi sonra onlarla yüzünü sıvardı.

Ben, derim ki: Daha önce geçen bölümde bunamış (deli) olan kimse üzerine okunan Fatiha ve diğer sûreler, bu bölümde de vardır. (Burada da okunmalıdır.)


Hastalara Okunacak Şifâ Duaları


354- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

"İnsan, kendisinin bir şeyinden şikâyet edince (hastalığını söyleyince) yahut yara yahut bere olunca, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu parmağı ile şöyle söylerdi. Ravi (hadisi anlatan) Uyeyne oğlu Süfyan, işaret parmağını yere koydu sonra onu kaldırıp şöyle dedi:

"Bismillah! türbetü arzına birîkati ba ´zınâ yüşfâ bihî sakîmunâ biizni rabbinâ."

(Allah´ın adıyla; arzımızın toprağı ve birimizin (insanoğlunun) maya­sı karışımıyla şifa bulur hastamız, Rabbimizin izniyle...) Bir rivayet de:

"Türbetü arzına ve rîkatü ba´zmâ" şeklindedir. Ben de,

"Birîkati ba´zmâ" sözünün manası, İnsanoğlunun tükürüğü olduğunu alimler söylemiştir,

derim.

îbni Faris demiştir ki; "RÎK" insanların ve diğer hayvanların tükürü­ğüdür.[4]

355- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu anha) rivayet edildiğine göre: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sağ eliyle hastayı sıvayarak Allah´a dua eder ve şöyle derdi:

"Allâhümme rabbennâsi, ezhebi´I-be´se. İşfi, entc´ş-şâfî. Lâşifâeillâ şifâuke şifâen lâ yuğâdiru sekamen.

(Ey insanların Rabbi! Bu hastalığı gider, şifa ver; Sen şifa verensin. Senin şifandan başka bir şifa yoktur; öyle şifa ver ki, hiç bir hastalık bı­rakmasın.)

Diğer bir rivayette de, hastaya şunu okurdu:

"îmsehi´l-bâse, rabbennâsi; biyedike´ş-şifâu. Lâ kâşife lehû illâ ente.

(Bu hastaya şifa ver, ey insanların Rabbi! Şifa Senin (kudret) elinde­dir; Senden başka onu giderecek yoktur.)[5]

356- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, o, Sabit´e (Allah kendisine rahmet etsin) şöyle dedi:

Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Selîem´in hastaya okuduğunu sana oku­yayım mı Sabit, evet, oku dedi. Enes, şunları okudu:

"Allâhümme rabbennâsi, müzhibe´l-be´si işfı ente´ş-şâfî. Lâ şâfıye illâ ente şifâen lâ yuğâdiru sekamen.

(Ey insanların Rabbi, hastalıkların gidericisi olan Allah´ım! Şifa ver, şifa veren Sensin. Senden başka şifa veren yoktur; öyle şifa ver ki, hiç bir hastalık bırakmasın."[6]


Vücut Ağrılarına Karşı Okunacak Şifâ Duaları


357- Osman b. Ebi´l-Asî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, kendisi vücûdunda duyduğu bir ağrıdan Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e şikâyette bulundu. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ona şöyle buyurdu:

"Elini, vücudundan ağrıyan yere koy ve şöyle de:

"Bismillah" (üç defa), yedi defa da:

"Eûzü büzzetülâhi ve kudretihi min şerri ma ecidü ve uhâziru" söyle. (Allah´ın adıyla, korktuğum ve duyduğum şeyin kötülüğünden Al­lah´ın izzet ve kudretine sığımrım."[7]

358- Sa´d ibnİ Ebi Vakkas´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hastalığımda beni ziyarete gelip buyurdu:

"AMhümmeşfi sa´den, Allâhümmeşfi sa´den. Allâhümmeşfi sa´den." (Allah´ım Sa´d´a şifa ver, Allah´ım Sa´d´a şifa ver, Allah´ım Sa´d´a şifa ver.)"[8]

359- Sahih bir isnadla İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edilmiştir. O da, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyur­duğunu anlattı:

"Kim, henüz eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eder de, yedi defa şun­ları söylerse, Allah Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri o hastayı afiyete ka­vuşturur:

"Es´elüllâhe´l-azîme rabbe´î-arşi´l-azîmi en yeşfîyeke." (Büyük Arş´ın Rabbi olan büyük Allah´dan dilerim ki» sana şifa ver­sin.. .)"[9]

360- Abdullah ibni Amr ibni´l-As´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Bir hastayı ziyarete gelen adam şöyle desin:

"Allâhümmeşfi abdeke yenke´leke adüvven ev yemşî leke ilâ salâtin" (Allah´ım, Senin yolunda düşmanla savaşan yahud Senin nzân için cena­ze namazına giden kuluna şifa ver)"[10]

361- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Hastalıktan şikâyet ediyordum da, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem bana uğradı. Ben şöyle dua ediyordum: Allah´ım! Eğer ecelim gel­mişse, bana merhamet et ve eğer sonraya kalmışsa, beni (hastalıktan) kal­dır. Eğer bu bir belâ ise, bana sabır ver. Bunun üzerine Resûlüllah Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem sordu: "Nasıl söyledin " Hazreti Ali, söyledikleri­ni Peygambere tekrarladı. Peygamber de ayağı ile ona dokundu ve şöyle buyurdu: "(Allahümme âfihi) yahud (ravi Şübe´nin şübhesi olarak) (Al-lahümme´şfihi) (Allahım, buna afiyet ver yahud buna şifa ver)" Hazreti Ali der ki, artık bundan sonra ağrımdan şikâyet etmedim.[11]

362- Ebû Saîd El-Hudrî ve Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, her ikisi Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´­in şöyle dediğine şahid oldular:

"Kim,

´Lâ ilahe illâllâhu vallâhu ekber" derse, Rabbi onu doğrulayıp:

"La ilahe illa ene ve ene ek beru buyurur.

"Lâ ilahe illâllâhu vahdehû lâ şerike lehu" deyince, Allah:

"Lâ ilahe illa ene vahdî lâ şerike lî"

(Benden başka tlâh yoktur, yalnız ben varım, ortağım yoktur) buyu­rur.

"Lâ ilahe illâllâhu lehu´i-mülkü ve lehü´l-hamdü" deyince, Allah:

"Lâ ilahe itfa ene lî e´l-mülkü veliye´1-hamdü." (Benden başka ilâh yoktur, mülk de benimdir, hamd de banadır) bu­yurur.

"Lâ ilahe illâllâhu ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" deyince, Allah:

"Lâ ilahe ene veiâ Aavİe velâ kuvvete illâ bî."

(Benden başka ilâh yoktur, kudret ve kuvvetancak benimledir) buyurur.

Yine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyururdu:

"Kim bunları hastalandığında söyler de, sonra ölürse, ateşin acısını tadmaz."[12]

363- Ebû Saîd El-Hudrf den (Radıyallahu Anh) sahîh isnadlarla riva­yet edildiğine göre: "Cibril, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem´e ge­lip dedi ki:

- Ey Muhammed (A.S.), şikâyetin var mı (hasta mısın) Peygamber:

- Evet, dedi. Cibril, şunları söyledi:

"Bismillah! erkîke, min külli şey´in yü´zîke, min şerri külli nefsin ev aynin hâsidin. Aîlâhu yeşfîke, bismillâhi erkîke.

(Allah´ın adıyla, sana eziyet veren her şeyden, her canlının şerrinden yahud herhasedçinm gözünden seni Allah´a sığındırırım. Allah sana şifa verir. Allah´ın adayla seni Allah´a sığındırırım."[13]

364- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hasta olan bir A´rabiyi ziyaret için yanına vardı. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hasta ziyareti­ne gittiği zaman söylediği şu sözü ona da söyledi: "Lâ be´se tahûrun inşâellâh" (Üzüntü yok, İnşaallah günahları temizlemeye sebeb olur)"[14]

365- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre: "Resûlül-lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hasta olan bir A´rabiyi ziyaret için yanı­na vardı. O, sıtmalı idi. Peygamber buyurdu:

"Keffâretün ve tahûrun" (Hastalığın) günahları örter ve temizler."

366- Ebû Ümâme´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seîlem şöyle buyurdu: "Sizden birinizin, elini hastanın alnına yahud eli üzerine koyup da, nasıi olduğu­nu sorması, hasta ziyaretinin tamamındandır." Bu ifade, Tirmizî´nindir. İbni Sünnî´nin rivayeti ise şöyle: "Elini hastanın üzerine koyup da: Nasıl sabahladın yahud nasıl akşamladın diye sorman, hasta ziyaretinin ta-marmndandır."[15]

367- Selman´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, şöyle de­miştir: "Ben hasta iken, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni zi­yaret etti. Bana: Ey Selman! Allah senin hastalığına şifa versin, günahını bağışlasın ve ecelinin müddetince dinine ve bedenine afiyet versin, buyurdu."[16]

368- Osman Ibni Affan´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine gö­re şöyle demiştir:

"Hasta olmuştum da, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni Al­lah´a sığındırırdı (Allah seni hastalıktan korusun, derdi). Bir gün beni sı­ğındırıp şöyle dedi:

"Bismillâhirrahmânirrahîm, üîzüke billahi´l-ehadi´s-samedi ellezîlem yelid ve lem yûîed ve lem yekûn Jehû küfüven ehadün min şerri mâ tecidü.

(Bismillâhirrahmânirrahîm, duyduğun hastalığın şerrinden, doğmayan, doğrulmayan, kendisine hiç bir şey denk olmayan, her şey kendisine muhtaç olan eşsiz bir Allah´a seni sığındırırım). Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gitmek için ayağa kalkınca buyurdu: Sen bu sözlerle Allah´a sı­ğın. Siz bu sözlerin benzeri ile Allah´a sığınmadınız."[17]


Hastaya, Hasta Sahibinin Ve Ona Hizmet Edenin İyilik Tavsiye Etmesi, Zor Ve Zahmetli İşine Katlanıp
Sabretmesi



(Kısas yahud dayak yahud bunlardan başka sebeblerle ölümü yaklaşana da aynı tavsiye yapılır.)

369- îmran ibni Husayn´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiği­ne göre, Cüheyne kabilesinden bir kadın zinadan hamile olduğu halde Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gelip şöyle dedi: Ya Rasûlallah! Ben zina cezasına düştüm, cezasını bana uygula. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kadının velisini huzuruna çağırıp ona buyur­du: "Ona iyi muamele et. Doğurunca onu getir. Adam da emri yerine getirdi. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadın için ceza uygulan­masını emretti de, (üzeri açılmasın diye) elbiseleri üzerine bağlandı sonra recmedilerek emir yerine getirildi. Sonra cenaze namazı kılındı."[18]


Baş Ağrısı, Ateş Ve Bunlardan Başka Ağrılar İçin Okunacak Dualar


370- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Resûhıllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bütün ağrılardan ve ateşli hasta­lıktan dolayı şöyle demeyi kendilerine öğretirdi:

"Bismiîlâhi´l-kebîri, neûzü biMhi´l-azîmi min şerri ırkın ne´aarin ve min şerri harrin-nâri.

(Büyük Allah´ın adıyla, fışkıran damarın kötülüğünden ve ateşin ha­raretinin şerrinden yüce Allah´a sığınırız)"[19]

Bir de, insanın kendi üzerine Fatiha´yı, thlâs sûresini, Muavvizeteyni okuması ve ellerine üfürmesi uygundur; nitekim açıklaması geçmişti. Ayrıca musîbet duasını daha önce söylediğimiz gibi okumalıdır.


Kızgınlık Olmaksızın, Sabırsızlıkla Telaş Göstermeksizin Hastanın Halini Açıklamasında Ve Bende Ağrı
Var, Ateşim Var Yahud Bunlara Benzer Söz Söylemesi Caiz Olduğu Gibi, Kerahet De Yoktur.


371- Abdullah ibni Mes´ud´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ateşli bir hastalığa tutulmuş iken, yanına vardım. Ona elimle dokunup dedim ki: Sen de şiddetli bir şekilde ateşlenir misin Buyurdular:

- Evet, sizden iki erkek ateşlendiği gibi (ateşlenirim)."[20]

372- Sa´d İbni Ebi Vakkas´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

"Bende olan şiddetli ağrıdan dolayı Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni ziyarete geldi. Ben dedim ki: Gördüğün hal başıma geldi. Ben, mal sahibiyim; fakat bir kızımdan başka mirasçım yoktur." Sonra hadi­sin devamını anlattı ravi [21]

373- Kasım ibni Muhammed´den rivayet edildiğine göre şöyle anlat­mıştır: Hazreti Aişe (Radıyallahu Anha): "Vay başım!., dedi. Bunun üze­rine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: Daha doğrusu, vay be­nim başım! buyurdu." Sonra ravi hadisin tamamını anlattı. (Bu hadis, bu lâfızla Mürseldir).[22]


İnsanın Başına Gelen Bir Zarar İçin Ölümü İstemek Mekruh İse De, Dinindeki Bir Fitneden Korkunca
Onu İstemek Caizdir.



374- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Hiç biriniz, ken­disine isabet eden bir zarardan dolayı asla ölümü istemesin. Eğer çaresiz bir şey yapacaksa şöyle desin: Yaşamak benim için hayırlı ise bana sağlık ver. Ölüm benim için hayırlı ise, beni öldür." Arkadaşlarımızdan ve di­ğer alimlerden bir kısmı demiştir ki, eğer bir zarar veya musibetten dola­yı ölüm isteniyorsa, bu mekruhtur. Fakat zamanın bozukluğundan dola­yı dine gelecek noksanlıktan korkarak ölüm istenirse, bunda kerahet yoktur.[23]


Ölümün Kutsal Yerlerde Olması İçin Duâ Etmenin Müstehaplığı


375- Mü´minlerin annesi olan Hazreti Ömer´in kızı Hazreti Hafsa´-dan (Allah her ikisinden razı olsun) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Ömer (Radıyallahu anh) şöyle dua etti: Allah´ım! Senin yolunda şehidol-makla beni rızıklandır ve ölümümü de, Senin Peygamberinin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beldesinde yap. Ben (babama) sordum: Bu nasıl olur Bana cevaben: Allah dileyince onu bana verir, buyurdu.[24]


Hastanın Gönlünü Hoş Tutmak Müstehabdır


376- Ebu Saîd EI-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) zayıf bir isnadla riva­yet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Bir hastanın yanına vardığınız zaman, eceli hakkında güven verin (onu hoş tutup ona yaşama ümidi verin). Çünkü sizin bu tutumunuz, hiç bir şeyi geri çevirmez; fakat onun gönlünü hoş kılar. "[25]

HASTAYA NE SÖYLENİR, bölümünde îbni Abbas´dan rivayet edilen hadîs, bu hadîsin manasını kapsar. O da: "Zararı yok, günahları temizleyi­cidir, inşaallah" mealinde geçen hadisi şeriftir.


Hasta Kimse, Akıbetinden Korkunca, Onun Korkusunu Gidermek Ve Rabbına Karşı Zannını Güzel
Yapmak İçin Ona Güzel İş Ve Hallerinin Söylenerek Övülmesi


377- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Hazreti Ömer sû´i kasde uğrayıp yaralanınca, kendisi ondan korkuyu gider­meğe çalışarak ona şöyle demişti:

Ey mü´minlerin emiri! Bütün bunlar (Allah´a hesab verme korkusu yerinde) değil. Gerçekten sen, Allah´ın Resulüne (S.A.V) arkadaşlık et­tin; ve onunla arkadaşlığı güzel yaptın. Sonra Peygamber senden razı ola­rak ayrıldı. Sonra Ebû Bekir´e arkadaşlık ettin ve onunla arkadaşlığı gü­zel yaptın. Sonra o, senden razı olarak ayrıldı. Sonra müslümanlarla ar­kadaşlık ettin ve onlarla arkadaşlığı güzel yaptın. Eğer sen onlardan (ölür de) ayrıhrsan, muhakkak onlar senden razı olarak onlardan ayrılırsın.

Böylece ravi hadisin tamamım anlattı. Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) da, İbni Abbas´m şu sözlerine cevaben: Bu anlattığın hal, yüce Allah tarafındandır.[26]

378- İbni Şümâse´den rivayet ettiğimize göre şöyle anlatmıştır: Amr ibni´1-Âs, ölümüne yakın bir zamanda devamlı ağlarken biz onun yanın­da bulunduk. Başını duvara doğru çevirmişti. Oğlu şöyle demeğe başla­dı: Babacığım, Resülüllah Sallallahu Aleyli ve Sellem sana şöyle müjde vermedi mi Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seni şu şekilde müj­delemedi mi Bunun üzerine babası yüzünü çevirip şöyle dedi: Bizim en faziletli saydığımız şey "Lâ İlahe İllallah ve enne Muhammeden Resülül­lah (Allah´dan başka ilâh yoktur ve Muhammed Allah´ın resulüdür) sö­zünden ibarettir ve buna şahidlik etmektir. Sonra ravi hadisin tamamını anlattı.[27]

379- Kasım ibni Muhammed ibni Ebi Bekir (Radıyallahu Anhüm)den rivayet edildiğine göre, Hazreti Aişe (Radıyallahu Anha) hastalandı. îbni Abbas (Radıyallahu Anhüma) gelip dedi ki: Ey mü´minlerin annesi! Re­sülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir´in (Radıyallahu Anh) yanlarına (en şerefli yere) varıyorsun.

Bunu, yine Buharı, İbni Ebî Müleyke´nin rivayetinden şöyle anlatmıştır: Hazreti Aişe Ölüm döşeğinde iken, İbni Abbas onun ziyaretine girmek için izin istemesi üzerine, Hazreti Aişe buyurdu: Korkarım ki, gelir de beni över. Hazreti Aişe´ye: O, müslümanların ileri gelenlerinden Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in amcazadesidir, denildi. Hazreti Aişe: Ona izin verin gelsin, dedi. İbni Abbas (yanma varınca) sordu:

- Kendini nasıl buluyorsun Cevab verdi:

- Eğer müttakî isem, hayır üzereyim. İbni Abbas:

- İnşaallah hayır üzeresin: Sen Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in zevcesisin ve senden başka bakire ile deevlenmemiştir ve (uğradığın ifti­radan dolayı) Allah´dan beraatın nazil olmuştur, dedi.[28]


Hastanın İştahını Sormak


380- Enes´den (Radıyallahu Anh) zayıf bir isnadla rivayet edildiğine göre şöyle anlatmıştır:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hasta olan bir adamı ziya­ret için yanına vardı da ona sordu: Bir şey yemek ister misin, arzu eder misin Adam, evet, dedi. Peygamber de ona verilmesini istedi. [29]

381- Ukbe ibni Âmır´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

´´Hastalarınızı yemeğe zorlamayınız; çünkü Allah, onları yedirir ve içirir."[30]


Hastadan Ziyaretçilerin Dua İstemesi


382- Sahih yahud hasen bir isnadla Meymun ibni Mihran´dan, sonra Ömer îbni Hattab´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, (ilk ravi Hazreti Ömer) demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir hastayı ziyarete vardığın zaman, sana dua etmesini ondan iste; çünkü onun duası, meleklerin duası gibidir."[31]


Hastaya İyileştikten Sonra Öğüt Vermek Tevbe Ve Adak Gibi, Allah´a Verdiği Sözde Durmayı Ona
Hatırlatmak


Nitekim Cenab-ı Hak buyuruyor: "Verilen sözü yerine getirin, çünkü sözünden cayan sorumludur."[32]

Yine buyurmuştur: "Sözleştikleri zaman sözlerinde sadık kalanların... işleri hayırlıdır. "[33] Bu husustaki ayetler çoktur ve herkesçe bilinmek­tedir.

383- Havvât ibni Cübeyr´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ben hastalanmıştım da, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni ziyarete gelip buyurdu: "Ey Havvât! Sıhhatin iyileşti. Ben de: Senin be­denin de, ya Resûlallah!... dedim. Bana buyurdu: Allah´a verdiğin sözü yerine getir. Ben: Aziz ve Yüce Allah´a bir şey adamadım, dedim. O, ha­yır dedi: Allah Teâlâ, hastalanan her mü´min kula muhakkak bir hayır verir, (ona kusurlarını gösterip tevbe yollarını açar, adaklar yaptırır). O halde Allah´a verdiğin sözü yerine getir."[34]


Sağlığından Ümidini Kesenin Okuyacağı Dualar


384- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre şöyle anlatmıştır:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölüm halinde idi ve yanında, içinde su bulunan bir kab vardı, elini kaba koyuyor sonra yüzünü su ile siliyordu. Sonra şöyle buyuruyordu:

"Allâhümme e´innî aîâ ğamarâti´l-mevti ve sekerâti I-mevti."

(Allah´ım! Ölümün şiddetine ve ölümün dehşetine karşı bana yardım et.)[35]

385- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre şöyle anlatmıştır:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana yaslanmış bir halde iken şöyle buyurduğunu işittim:

"Allâhümmeğfir lî verhamnî ve elhıknî birrefîkıl-a´lâ.." (Allah´ım! Bana mağfiret et, bana rahmet et ve beni en yüce dosta kavuştur."[36]

Ölüm döşeğinde, çok Kur´an okumak ve zikir yapmak müstahabdır. Sabırsızlık tepkisi göstermek, huysuzluk yapmak, sövmek, münakaşa yap­mak ve din işi olmayan işler üzerinde çekişmek mekruhtur.

Yine hastanın hem kalbi, hem de dili ile Allah´a şükretmesi, yaşadığı anların dünya vakitlerinin sonu olduğunu düşünüp son zamanını hayırla tamamlamaya gayret etmesi, ödünç veya emanet aldığı şeyleri geri ver­mesi, hak sahîbleriyle, zevcesiyle, ebeveyni ile, çocuklarıyla, hizmetçile-riyle, komşularıyla, arkadaşlarıyla ve iş birliği yaptığı kimselerle, ilgi kur­duğu zatlarla da helallaşması müstahabdır.

Eğer çocuklarının dedesi yoksa, çocuklarının işleri için velayete yetki­li birine vasıyyette bulunmak uygundur. Hemen yapamayacağı işler İçin de vasıyyette bulunmalıdır: Borçları ödemek gibi...

Bir de, Allah´ın kendisine merhamet edeceği güzel bir inanç taşıması, Allah´ın yaratıkları arasında hakir bir kul olduğunu unutmaması, Allah´ın kendisine azâb etmekten müstağni olduğunu ve onun İbâdetine muhtaç olmadığını bilmesi, Allah´ın kulu olduğunu, yalnız Allah´dan af, ihsan, bağış istenebileceğini hatınnda tutması uygundur.

Kur´ân-ı Kerim´den müjde ayetlerini seçerek tatlı sesle okuması yahud başkasının okuyup onun dinlemesi mü stahab olduğu gibi, müjde ve­ren hadis-i şerifleri, iyi kimselerin hikâyelerini ve ölüm zamanındaki hal­lerini okuması da müstahabdır.

Hayırlarını çoğaltmalı, namazlara devam etmeli, din bakımından uy­gun olmayan işleri terk etmeli, güç işlere sabretmeli, din işlerinde gevşek­lik göstermemelidir; çünkü en çirkin şey, ahiretin tarlasından ibaret olan dünyadan kalan son vaktini, kendisine vacib yahud gerekli olan işlerde aşırılıkla geçirmektir.

Şu anlatılan hususlardan, kendisini alıkoyacak kimsenin sözünü ka­bul etmemek uygundur; çünkü bu gibilerle imtihan olunur. Böyle hare­ket eden, ya cahil arkadaştır yahud gizli bir düşmandır. Bunun sözünü kabul etmemelidir. Ömrünü en mükemmel hallerle tamamlamaya gayret göstermelidir.

Ailesine ve arkadaşlarına, hastalığı zamanında kendisine karşı sabırlı olmalarını, hareketlerine tahammül etmelerini tavsiye etmeli ve aynı za­manda ölümünden sonra sabır gösterip ağlamamalarını da onlara öğüt vermelidir. Onlara demelidir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´-den şu sahîh hadis varid olmuştur." "Ölü, üzerine ailesi tarafından yapı­lan ağlamaktan dolayı azab çeker." Bunun için, dostlarım, azabıma se-beb vermekten sakının. Ayrıca geriye bıraktığı çocuk ve yakınlarına yu­muşak muamelede bulunulmasını tavsiye etmeli, dostlarına da yakınları­nın iyi davranmasını yakınlarına öğütlemelidir. Yine Resülüllah Sallalla­hu Aleyhi ve Sellem´in şu sahih hadislerini onlara öğretmelidir: "İyilikle­rin en iyisi, baba dostlarının ehline ilgi gösterip iyilik yapmaktır."

Yine Sahîh olarak varid olmuştur: "Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hazreti Hatice (Radıyallahu Anha) vefat ettikten sonra, onun dost­larına ikram ederdi."

Bir de, cenazelerde bid´at haline gelen adetlerden sakınmalarını önemle tavsiye etmeli ve onlardan sağlam söz almalıdır. Öldükten sonra, arka­sından dua etmelerini ve zaman boyunca kendisini unutmamalarını iste­melidir. Zaman zaman ziyaretçilerine: Bende ne zaman bir kusur görür­seniz, beni iyilikle uyarınız ve bu hususta bana öğüt veriniz. Çünkü ben, gaflet, tenbellik ve ihmalkârlıkla karşı karşıyayım. Bir kusur işlediğim za­man bana neş´e verin ve bana bu dehşetli uzun yolculuğumda yardım edin.

Bu bölümle ilgili olarak anlattıklarımın delilleri, bilinen meşhur şey­lerdir. Bunlar ayrıca bir yekûn tutarlar.

İnsana can çekişme hali gelince:

"Lâ ilahe illallah"

Sözünü çoğaltmalı ki, bu, son sözü olsun.

386- Muaz ibni Cebel´den (Radıyallahu Anh) meşhur hadîs olarak ri­vayet edildiğine göre, demiştir ki, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Kimin son sözü:

"Lâ ilahe illallah"

(Allah´dan başka hiç bir ilâh yoktur) cümlesi olursa, Cennet´e girer. [37]

387- Ebu Said El-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine gö­re, demiştir ki, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Seîlem şöyle buyurdu: "(Ölüm döşeğinde olan) ölülerinize

"Lâ ilahe illallah" sözünü telkîn ediniz."[38]

Alimler demiştir ki, eğer hasta "Lâ ilahe illallah" demezse, yanında bulunan kimse ona bu tevhid sözünü telkîn etsin. Ancak onu daraltıp sö­zü reddetmemesi için, yumuşak şekilde telkîn yapmalıdır. Ölüm döşeğin­de olan hastaya bir defa tevhid kelimesi telkîn edilince, ona, başka bir söz araya girmeden telkîn tekrarlanmaz (ona: Lâ ilahe illallah, söyle diye ısrarda bulunulmaz.)

Telkîn edilen sözün hasta tarafından istekle benimsenmesine yardım olması için, telkîn yapan kimsenin emin bir şahıs olması müstehabdır.

Alimlerimizden olan bir gurup şöyle demiştir: Biz şu sözü söyleyerek telkîn yaparız:

"Lâ ilahe illallah muhammedün resûlüttâh"

Fakat çoğunluk bunu kısaltarak

"Lâ ilahe illâllah"

Sözü ile yetinmiştir. Ben "Mühezzeb" şerhinin cenazeler bölümünde, bu konuyu delilleriyle beraber uzun boylu anlattım.


Ölünün Gözü Kapatılınca Okunacak Dualar


388- Ümmü Seleme´den (Müminlerin annesi Hind´den Radıyallahu An­ha) rivayet edildiğine göre şöyle anlatmıştır:

"Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebû Seleme´nin yanına girdi (ki, o son nefeslerini vererek) gözünü dikmişti. Peygamber onu kapadı ve sonra buyurdu: Can alındığı zaman, göz onu takip eder. Sonra onun ailesinden bazı kimseler feryad edip ağlaştılar. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: "Kendinize hayırdan başka bir şey­le duâ etmeyiniz (bağırıp çağırmanız aleyhinizedir); çünkü melekler sizin söylediklerinize âmin derler (böylece iyi olmayan sözlerinize âmin derler de, aleyhinize duâ etmiş olursunuz). Sonra buyurdu:

- Allah´ım! Ebu Seleme´ye mağfiret et; onun derecesini, hidayete eren-lerinkine yükselt. Gelecek nesillerde onun yerine geçecek salih kimseler ver. Ey âlemlerin Rabbı! Bize ve ona mağfiret buyur. Onu, kabrinde ge­nişliğe kavuştur ve onu orada nurlandır."[39]

389- Büyük Tabi´i Bekir ibni Abdullah´dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ölünün gözünü kapadığın zaman şöyle söyle:

"Bismillâhi ve alâ milleti resûtillâhi"

(Allah´ın adıyla, Allah´ın Resulünün dini üzere (bulunasın)...) Cena­zeyi taşıdığın zaman, Bismillah, de sonra onu taşıdığın süre teşbih yap (Sübhânellah), söyle."[40]


Ölü Yanında Okunacak Dualar


390- Ümmü Seleme´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Hasta yahud ölü yanında bulunduğunuz zaman, hayır söyleyin (hem ona, hem de kendinize iyilik isteyiniz); çünkü melekler, sizin söyledikle­rinize âmîn derler, istediğinizin olması için AUah´dan kabul dileğinde bu­lunurlar.)"

Ümmü Seleme (R.A) devamla demiştir: (Kocam) Ebû Seleme ölünce, ben Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gittim de, dedim ki:

Ya Resûlallah, Ebû Seleme vefat etti. Bana buyurdular:

Sen şöyle söyle:

"Allâhiimme´ğfir lî ve lehû ve a´kıbnî minhu ukbâ haseneten" (Allah´ım, bana ve ona mağfiret et ve hana ondan daha hayırlısını ver.)

Ben de bunu söyledim de, Allah bana, ondan daha hayırlısı olan Muham-med Sallallahu Aleyhi ve Selîem´i (koca olarak) verdi.[41]

391- Sahabî olan Ma´kal ibni Yesar´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edil­diğine göre demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selîem şöyle bu­yurdu.

"Ölüleriniz üzerine Yâsîn (sûresini) okuyunuz."[42]

Ben derim ki, bunun isnadı zayıftır; isnadlarmda hali bilinmeyen kimse­ler vardır. Fakat Ebû Davud bunu zayıf saymamıştır. Ebû Davud´un oğlu Mücalid´den, o da Şâ´bî´yden rivayet ederek şöyle demiştir:

Ensar (Medîne´li ashab), ölü yanında bulundukları zaman (henüz can vermemişken yahud ölüp de gasledilmişse), Bakare Sûresini okurlardı. Mü-cahid, zayıf bir ravidir.


Ölü Sahiblerinin Okuyacağı Dualar


392- Ümmü Seleme´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu işittim: Hangi kula bir musibet gelir de, şunları söylerse, muhakkak ki Allah Teâlâ ona musibeti sebebiyle sevab verir ve onun yerine kendisine ondan daha hayırlısını ihsan buyurur. "Ümmü Seleme (Radıyallahu Anha) demiştir: (Zevcim) Ebû Seleme vefat edince, Resûlüllah bana emrettiği şekilde söyledim de, Allah Tealâ bana ondan daha hayırlısı olan Resûlül­lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i verdi:

"înnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Allâhümme´cürnî fî musibeti ve-hlif li hayren minhâ."

(Biz Allah´ın kullarıyız ve O´na döneceğiz. Allah´ım, musibetimde bana sevab ver ve ondan daha hayırlısını bana ihsan et.)"[43]

393- Ümmü Seleme´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seliem şöyle buyurdu:

"Sizden birinize, bir musibet (ölüm) gelince, şöyle desin:

"İnnâ lillâhi ve innâ üeyhi râciûn. Atiâhümme indeke ahtesibü musî betî fe´cürnî fîhâ ve ebdilnî bina hayran minhâ."

(Biz, Allah´ın kullarıyız ve O´na döneceğiz. Allah´ım! Musibetimin sevabını Senin katından istiyorum; ondan dolayı bana mükâfat ver ve on­dan ötürü, bana ondan daha hayırlısını ver.)"[44]

394- Ebû Musa EI-Eş´arf den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, ResûlüUah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Kulun çocuğu öldüğü zaman, Allah Teâlâ, meleklerine sorar: kulu­mun çocuğunu (canını) aldınızmı Melekler:

Evet, derler. Allah:

Onun kalbinin meyvasını aldınız buyurur. Onlar:

Evet, derler. Allah sorar:

Kulum ne söyledi Onlar derler ki:

Kulun Sana hamd etti ve istirca´ yaptı (İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râci-ûn, dedi). Allah Tealâ buyurur:

O kuluma Cennette bir ev yapın ve ona Hamd evi adım verin,"[45]

395- Ebû Hüreyre´den rivayet edilen bu hadîsi şerif, geçen hadîsin ma­nasını ifade eder. ResûlüUah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurmuştur: "Allah Tealâ şöyle buyurur: Hangi mü´min kulumun dünya ehlinden sevgi­lisini alırım da, sonra onun için sevab isterse, katımda onun mükâfatı cen­netten başkası değildir."[46]

Arkadaşının Ölüm Haberini Duyanın Okuyacağı Duâ


396- îbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, ResûlüUah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ölüm bir korkudur (sabır işidir). Sizden birinize, arkadaşının ölüm haberi gelince, şöyle desin)

"înnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn ve innâ ilâ rabbinâ lemunkalibûn."

(Biz Allah´ın kullarıyız ve O´na varacağız ve Rabbîmize döneceğiz. Allah´ım! Onu senin katında iyi kimseler arasında yaz ve onun kitabını en yükseklerdekiler arasında yap. Geride kalan ailesi içinde onun yerine geçecek kimse ver. (musibetine katlanma) sevabından bizi mahrum etme ve ondan sonra bizi fitneye düşürme.)"[47]


İslâm Düşmanı Birisinin Ölüm Haberini Duyanın Okuyacağı Duâ


397- îbni Mes´ud´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, şöy­le anlatmıştır:

"ResûlüUah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in huzuruna varıp dedim ki: Ey Allah´ın Resulü! Azız ve Yüce olan Allah, Ebû Cehil´i öldürdü. Bu­nun üzerine şöyle buyurdu:

"Elhamdüllâlillezî nasara abdehû ve eazze dinehû."

(Kuluna Peygamberine) yardım eden ve dînini yücelten Allah´a hamd olsun.)[48]


Ölü Üzerine Feryad Edip Ağlamak Ve Cahiliyet Duası İle Dua Etmek Haramdır


Musibet (Ölüm) zamanında, islâmla bağdaşmayan (islâmdan önceki âdetler üzere baş-saç yolarak, elbise yırtarak, bağırıp çağırarak) dualar­da bulunmanın haram olduğu üzerinde alimler ittifak etmişlerdir.

398- Abdullah ibni Mes´ud´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, ResûlüUah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"(Ölünün arkasından) yanakları tokatlayan, yakalan yırtan ve (islâm­dan önceki) cahiliyet duâsıyla duâ eden bizden değildir."

Müslim´in rivayetinde: "Yanakları tokatlayan yahud cahiliyet duâsıyla dua eden yahud yakaları yırtan bizden (bizim yolumuzda gidenlerden) de­ğildir." şeklindedir.[49]

399- Ebû Musa El-Eş´arî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, ResûlüUah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "ölü arkasından fer­yat edip çağıran kadından, saç yolandan ve elbise yırtandan kendini berî kılmıştır. "[50]

Bütün bunlar, alimlerin görüş birliği ile haramdır. Yine saçları dağıt­mak, yanaklara vurmak, yüzü tırmalamak, ah vah deyip felâket duala­rında bulunmak da haramdır.

400- Ümmü Atiyye´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ölü arkasında feryad ederek ağlamayacağımıza dair bizden söz aldı. [51]

401- Ebû Hüreyre´den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Resüîüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsan­larda iki şey vardır ki, onları bu iki şey küfre kadar götürür (yahud on­lar, kâfirlerin âdetlerindendir). Onlardan biri, nesebe (insanların şeref ve namuslarına) dil uzatmak, diğeri de, ölü arkasında feryad ederek ağla­maktır. "[52]

402- Ebû Saîd El-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine gö­re şöyle demiştir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ölü arkasından feryad ede­rek ağlayan kadına ve dinleyiciye lanet etmiştir."[53]

Bilinmelidir ki, ölü arkasından ağlama (niyahet), sesi yükselterek ölü­nün iyiliklerini sayma halidir. Bir de, ağlayarak onun iyiliklerini saymaktır, denmiştir.

Bizim (Şafi´î) alimlerimiz demişlerdir ki, ağlamada aşırı derecede sesi yükseltmek haramdır (Hanefî´lerde tahrimen mekruhtur.) Ancak feryad etmeyerek ve iyiliklerini saymayarak ölü üzerine ağlamak haram değildir.

403- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, "Resûiüllah Sallallahu Aleyhi ve sellem (hasta olan) Sa´d İbni Ubâde´yi ziyaret etti. Beraberinde Abdurrahman ibni Avf, Sa´d ibni Ebî Vakkas ve Abdullah ibni Mes´ud vardı. Resûiüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ağladı. însanlar, Resûiüllah Sallalahu Aleyhi ve Sellem´in ağlayışını gö­rünce, onlar da ağladılar. Bunun üzerine buyurdu:

- Dinleyiniz! Allah, gözün yaşarmasıyla ve kalbin üzülmesiyle azab etmez; fakat sununla (diline işaret etti) azab eder yahud merhamet eder, (Dil iyi söylerse, sevab alır, kötü söylerse azab çeker)"[54]

404- Üsâme ibni Zeyd´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre:

"Resûiüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in kızının (Zeyneb´in) oğlu ölüm halinde iken, çocuk Peygamberin huzuruna kaldırıldı. Resûiüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in gözlerinden yaş aktı. Bunun üzerine Sa´d, Peygambere sordu: Bu (ağlayışın) nedir, ey Allah´ın Resulü Buyurdu­lar: Bu bir acımadır ki, Allah onu, kullarının kalbine koydu. Allah da, kulları içinde merhametli olanlara rahmet eder. [55]

405- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet ediliyor ki: "Resûiüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, oğlu İbrahim´in ölümüne yakın bir zamanda ya­nına vardı da, Peygamber Sallalllahu Aleyhi ve Sellem´in gözleri yaşar­maya başladı. Bunun üzerine, Abdurrahman ibni Avf dedi ki: Sen de mi, ya Resûlallah (ağlıyorsun) Buyurdular:

Ey Avf´ın olu (Abdurrahman)! Ağlamak, merhamet gereğidir. Sonra arkasından bir söz söyledi (veya ikinci kez gözleri yaş akıttı) da şöyle buyurdu:

Göz yaşarır, kalb da üzüntü duyar. Biz ancak Rabbımızı razı kılacak şeyi söyleriz. Ey İbrahim, biz de senin ayrılmanla üzüntülüyüz."[56]

Anlattığım şekilde hadîsler çoktur ve meşhurdur.

Sahîh olan hadîslere gelince: "Ölü kendi ailesinin ağlamasından do­layı azab görür, "hadîsi şerifi, mutlak olarak zahirî manasında değildir, te´vil olunur. Bunun te´vilinde alimler birbirinden ayrı hükümler vermiş­lerdir. Allah bilir, bunların en uygunu şudur: Eğer ölü, ailesine ağlama­ları için vasiyet etmiş veya başka bir şekilde sebebiyet vermişse, o zaman azab çekmeye hak kazanır. Ben bütün bunları yahud bunların çoğunu "Mühezzeb" adlı kitabın cenazeler bölümünde anlattım. En doğrusunu Allah bilir.

Alimlerimiz demişlerdir ki, ölümden önce ve sonra ağlamak caizdir. Fakat şu sahîh hadîs-i şerifin delaletiyle, ölümden önce ağlamak daha iyidir: "Ağlamak gerekirse, asla ağlayıcı (kiralık kadın) ağlamasın. Allah ken­disine rahmet etsin, İmam Şafiî ve arkadaşları, öldükten sonra ağlama­nın tenzihen mekruh olduğuna hükmetmişlerdir, haram olmaz demişlerdir. Yukardaki hadîsi de, kerahete hamletmişlerdir.


Taziyede Bulunmak (Sabır Dileğinde Bulunmak)


406- Abdullah ibni Mes´ud´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallalluhu Aleyhi ve Selİem buyurdu: "Kim, bir musî-bete düşeni taziyede bulunursa, onun (sabır) mükâfatını alır."[57]

407- Ebû Berze´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

"Çocuğunu kaybedene kim taziyede bulunursa, ona cennette bir hır­ka giydirilir. [58]

408- Abdullah ibni Amr ibni´l-´s´dan (Radıyallahu Anhüma) riva­yet edilen uzun hadîste şu kısım vardır: Peygamber Saİlallahu Aleyhi ve Sellem Hazreti Fâtımâ´ya buyurdu:

"Ey Fâtıma, seni evinden çıkaran nedir Fatıma cevab verdi: Bu ölünün ailesine geldim de, ölülerine rahmet dileğinde yahud onlara sabır tav­siyesinde bulundum, ölüleri sebebiyle...´[59]

409- Amr ibni Hazm´dan (Radıyallahu Anh) güzel bir isnadla rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Hangi mü´min, kardeşine, musibetinden dolayı taziyede bulunursa, kıyamet gününde Allah ona keramet (iyilik) elbiselerinden giydirir."[60]

Bil ki, taziye, ölü sahibini teselli edecek söz söylemek ve ona sabır di­lemektir. Böylece üzüntüsü hafifletilir ve musibeti küçültülür. Bunu yap­mak müstahabdır. Çünkü bunda, iyiliği emretmek ve kötülükten alıkoy­mak vardır. Aynı zamanda Allah Tealâ´mn şu emri içine girer: "İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın."[61]

Taziyenin meşruiyyetine dair en güzel delil budur.

Sahîh bir hadîste, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle bu­yurduğu sabit olmuştur: "Kul, kardeşinin yardımında bulundukça, Al­lah da kulun yardımında bulunur."

Yine bilinmelidir ki, taziye, ölü gömüldükten sonra ve gömülmeden önce müstahabdır. Alimlerimiz demişlerdir ki, taziyenin vakti, ölüm anın­dan başlayıp definden üç gün sonraya kadar devam eder. Burada üç gün yaklaşık bir ifadedir, yoksa müddet olarak kesinleştirilmiş değildir. Ar­kadaşlarımızdan Şeyh Ebû Muhammed El-Cüveynî de böyle söylemiştir.

Diğer alimlerimiz demişlerdir ki, üç günden sonra taziye mekruhtur; çünkü taziye, musibet çekenin kalbini rahatlandırmak içindir. Çoğunlukla üç günden sonra kalb üzüntüden kurtulur. Artık bir daha kederi tazele­mek uygun düşmez. Alimlerimizin çoğunluğu böyle söylemişlerdir.

Alimlerimizden Ebu´l-Abbas ibn-i El-Kass demiştir ki, üç günden sonra taziyede bulunmakta bir beis yoktur. Zaman ne kadar uzasa taziye de­vam eder. Bunu, İmamı Haremeyn de, alimlerimizin birinden aynen hi­kâye etmiştir. Benimsenen şudur: Alimlerimizin yahud onlardan çoğunun istisna etmiş oldukları iki durum dışında, taziye üç günden sonra yapıl­maz. İki durum şudur: Defin zamanında taziye eden ile musibet sahibin­den biri bulunmaz da, üç günden sonra buluşurlarsa taziye edilir, bunda beis yoktur.

Yine alimlerimiz demişlerdir ki, ölüyü definden sonra taziyede bulun­mak, definden önce bulunmaktan daha faziletlidir; çünkü ölü sahibleri, ölüyü gömmek için hazırlık halindedirler, hem de definden sonra keder­leri ayrılığından dolayı daha çok olur. Eğer definden önce, ölü sahiblerinde şiddetli bir keder ve sabırsızlık görülürse, onları sükûnete kavuş­turmak için, definden önce taziye yapılır. En doğrusunu Allah bilir.


Taziyeyi Umumi Yapmak


Ölünün bütün ailesini, erkek olsun, kadın olsun akrabalarını umûmî olarak taziye etmek müstahabdır. Ancak genç kadınları yalnız mahrem­leri taziye eder. Alimlerimiz demiştir ki, salihleri, zayıfları ve çocukları taziye etmek daha Önemlidir.


Taziye İçin Oturup Beklemek Mekruhtur


îmam Şafi´î ve alimlerimiz (Allah onlara rahmet etsin) demişlerdir ki, taziye için oturup beklemek mekruhtur. Şöyle açıklamışlardır:

Mekruh olan, ölü sahihlerinin bir evde toplanarak kendilerini taziye­ye gelecek olanları beklemeleridir. Uygun olan, herkesin işine dönmesi­dir. Bu taziye için oturup beklemenin kerahetinde erkekle kadın arasında bir fark yoktur. El-Mehamilî, böyle açıklamış ve bunu, İmam Şafi´î´nin hükmü olarak nakletmiştir. Taziye için oturmanın keraheti, tenzîhidir; bunun yanında başka bir bid´at bulunmamak şartıyla... Eğer buna, ha­ram olan başka bir bid´at eklenirse, o vakit böyle bir taziye de haram olur; nitekim âdetlerin çoğunda böyle yasak bid´atlar vardır. Sahih olan ha­dîste şu gerçek sabit olmuştur; "Din işinde her yenilik bid´attır (uydur­madır) ve her uydurma şey de sapıklıktır."


En İyi Taziye Sözleri


Taziyenin sözünde bir kayıt yoktur; hangi sözle söylenirse olur. Müs-lümanın müslümanı taziye etmesinde: Allah mükâfatını büyütsün, sabrı­nı güzel yapsın, ölüne mağfiret etsin, demeyi alimlerimiz müstahab gör­müşlerdir. Müslüman kâfire şöyle demelidir: Allah ecrini büyütsün ve sab­rım güzel yapsın. Kâfir kimse, müslümana: Allah sabrını güzel yapsın ve ölüne mağfiret etsin, demelidir. Kâfirin kâfire sözü: Allah onun yerine geçecek birini sana versin, olmalıdır.

410- Kendisiyle taziye yapılan sözün en güzeli, Üsâme ibni Zeyd´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edilendir. Şöyle anlatmıştır:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in kızlarından biri, ölmek üze­re olan çocuğu veya oğlu için Peygamberi çağırmak ve haberdar etmek üzere Hazreti Peygambere bir elçi gönderdi. Peygamber Sallallahu Aley­hi ve Sellem elçiye şöyle buyurdu: "Kızıma dön ve ona bildir ki, aldığı şey de Allah Tealâ´nmdır, verdiği şey de O´nundur ve her şey O´nun ka­tında belli bir ecelledir (zamanladır). Ona söyle, sabretsin ve Allah´dan sevab beklesin, "[62]

Böylece hadîsin tamamını (geri kalan kısmını) anlattı.

Ben, derim ki: Bu hadîs, islâm esaslarının en büyüklerinden biridir. Dinî inançlardan ve hükümlerden çoğunu kapsadığı gibi, din edeblerini, musibetlere, üzüntülere, hastalıklara ve bunların benzerlerine sabretmeyi de ifade eder.

"Allah´ın aldığı şey O´nundur", sözünün manası şu: Bütün âlemler Allah´ın mülküdür. Size ait olan şeyi almaz, sizde ariyet manası ile bulu-´ nan (ödünç ve emânet olan) kendine ait şeyi alır.

"Verdiği şey, O´nundur", sözünün manası da şu: Allah´ın size ihsan ettiği şey, Allah´ın mülkünden hariç değildir. Yine O, Allah Teâlâ´nmdır; onda istediğini yapar. Her şey de onun katında belirli bir zamana bağlıdır; o halde sabırsızlaşip korkmaymız. Çünkü Allah´ın can aldığı kimsenin belirli olan eceli son bulmuştur. Artık o ecelin, belirli vaktinden Öne geçmesi yahut sonraya kalması mümkün değildir. Öyle ise, bu gerçekftrin hepsini bildiğiniz zaman, sabrediniz ve başınıza gelen musibetlere sabrediniz de, Allah´dan sevab bekleyiniz. En doğrusunu Allah bilir.

411- Muâviye ibni Kurre, ibni Iyâs´dan, o da babasından (Radıyallahu Anh) anlatarak, nakledildiğine göre şöyle demiştir:

´ ´Peygamber Sallaüahu Aleyhi ve Sellem, arkadaşlarından birini aradı da onu sordu. Ashab dediler ki: Ya Resulallah! Onun görmüş olduğun oğulcuğu öldü. Sonra Peygamber Sallalahu Aleyhi ve Sellem adamla karşı­laşınca, oğlundan sordu. Adam çocuğun öldüğünü Peygambere söyledi. Bunun üzerine Peygamber adama taziyede bulundu sonra buyurdu: Ey falanca! Hangisi sana daha sevimlidir: Ömrün boyunca dünyada onunla faydalanman mı, yoksa yarın kıyamette Cennet kapılarından bir kapıya senden önce o çocuk varıp da sana cennet kapısını açması mı Adam cevab verdi: Ey Allah´ın Peygamberi! Doğrusu, benden önce onun cennete gidip kapısını bana açması, bana daha sevimlidir. Peygamber buyurdu: İşte sana, bu vardır, "[63]

Beyhakî, îmam Şafi´î Hazretlerinin (Allah onlara rahmet etsin) menâ-kıbına isnadla anlatır:

Şafi´î Hazretlerine haber gelir ki, Abdurrahman ibni Mehdi´nin (Allah ona rahmet etsin) bir oğlu vefat etti de, bundan dolayı Abdurrahman şid­detli bir şekilde üzüldü. Bunun üzerine Şafi´î Hazretleri (Allah ona rahmet etsin) Abdurrahman´a şu haberi gönderir:

- Ey Kardeşim! Sen başkalarına yapmış oiduğun taziye ile kendine tâziyede bulun. Başkasına kötü gördüğün işi kendine de kötü gör. Bil ki, musi­betlerin acısı, sevinci kaybetmek ve sevabdan mahrum olmaktır. Bunlar, bir de günah kazanmakla bir araya gelirlerse, durum nasıl olur O halde, sen beklemeksizin sana gelen musibetin sevabını sabır göstererek al; zira yaptı­ğın bu sabırsızlık hareketiyle o sevabı kaybetmişsin. Allah sana, musibetler . zamanında sabır ilham etsin ve hem sana, hem de bize sabır sebebiyle sevab ihsan etsin. Bir de Abdurrahman´a şu şiiri yazdı:

Sana taziye eden, ebedîlik güveninde değil;

Fakat dinin sünnet olan âdetidir bu...

Taziye edilen, ölüsü arkasında bakî değil,

Taziye eden de değil, bir müddet yaşasalar bile...

Bir adam, oğlunu kaybeden kardeşlerinden birine şu taziyeyi yazdı: Bil ki, çocuk yaşadıkça babasına üzüntüdür ve bir fitnedir. Eğer çocuğu, kendinden önce gönderirse, bir rahmet ve lütuf olur. O halde, üzüntü ve fitnesinden kaybettiğine müteessir olma. Bunlara karşılık, onun sebebiyle Allah´ın sana ihsan ettiği lütuf ve rahmeti kaybetme...

Musa ibni´l-Mehdî, ibrahim ibn-i Salime, oğlundan ötürü taziyede bu­lunarak şöyle dedi: (Ölen çocuğun) başına bir musibet ve fitne olduğu için (kurtulduğuna) sevinirsin. (Ölümü) sana bir sevab ve rahmet vesilesi olduğu için de üzülürsün.

Bir adam, bir adama taziyede bulunarak dedi:

Allah´dan korkmaya ve sabretmeye bağlan ki, sevab bekleyen bununla kazanır ve akîbet ona kavuşur.

Yine bir kimse, bir kimseye taziyede bulunarak şöyle dedi: Âhirette senin için bir mükâfat oian, dünyada senin için bir sevinç olandan daha hayırlıdır.

Abdullah ibni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) nakledildiğine göre, bir oğlunu gömdükten sonra kabri başında güldü. Ona: kabrin başında nasıl gülersin denildi. Cevab verdi:

- Şeytanın burnunu yere sürtüp kırmak istedim.

İbni Cüreyc´den (Allah ona rahmet etsin) şöyîe dediği nakledilmiştir: Kim ki, uğradığı musibetten dolayı sevabı düşünerek sabretmezse, sonunda (alışarak) hayvanlar gibi teselli bulur.

Humeyd El-A´recMen şöyle dediği anlatılır:

- Saîd ibni Cübeyr´i (Allah ona rahmet etsin) gördümki, oğluna bakarak onun için şöyle diyor:

Ben burada daha hayırlı bir yol biliyorum. Kendisine soruldu: O bildi­ğin hal nedir Oğlum ölürde, onun sebebiyle sevap kazanırım. Hasan Basri´den (Allah ona rahmet etsin) rivayet edilir; Bir adam, Ölen çocuğundan dolayı çok üzülür ve halini Hasan Basrî´ye şikâyet eder. Hasan Basrî ona şöyle der:

Senin oğlun hayatta iken senden ayrılır, uzaklaşır mıydı Evet, onun gurbeti, yanımda bulunmasından daha çoktu, der. Hasan Basrî:

Onu gurbette say; çünkü dünyadaki gurbetinden aldığın sevab, bundan daha büyük değildir.Bunun üzerine adam dedi ki: Ey Eba Saîd (Hasan Basrî), benim oğlumdan dolayı olan üzüntümü hafiflettin.

Meymun ibni Mihran´dan şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Bir adam, Ömer ibni Abdülaziz´e, oğlu Abdülmelik´in ölümünden dola­yı taziyede bulundu (Allah her ikisinden razı olsun). Bunun üzerine Ömer ibni Abdülaziz şunu söyledi: Abdülmelik´in başına gelen iş, bildiğimiz bir iş olduğundan, bu iş gerçekleşince, onu tuhaf bulmadık.

Bişr ibni Abdullah´ın şöyle dediği nakledilmiştir:

Ömer ibni Abdülaziz, oğlu Abdülmelik´in mezarı başında durup dedi ki, Yavrum! Allah sana rahmet etsin. Ben senin dünyaya gelişinle sevindim, büyümenle mutlu oldum. Artık senden isteyecek bir dileğim yoktur.

Mesleme´den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Ömer ibni Abdülaziz´in oğlu Abdülmelik vefat edince, babası, onun yüzünü açarak dedi ki: Allah sana rahmet etsin, yavrum! Doğumunla müj-delendiğim gün, sevindim. Mutlu olarak seninle yaşadım. Benim için bu anımdan bana daha sevimli olduğun bir vakit olmamıştır. Vallahi, sen babanı cennete çağırıyorsun.

Ebu´l-Hasan El-Medâinî anlatır: Ömer ibni Abdülaziz, oğlunun hastalı­ğında onun yanma varıp dedi ki: Yavrum, kendini nasıl buluyorsun Kendi­mi ölüm üzere görüyorum, cevabını verdi. Babası:

- Yavrum, senin (vefatına sabrederek) alacağım sevab, senin benden dolayı (ölümümle) kazanacağın sevabdan bana daha sevimlidir, dedi. Ço­cuk cevab verdi:

- Babacığım, senin sevdiğin şey, benim sevdiğimden daha sevimlidir bana...

Esma oğlu Cüveyriye, amcasından rivayet ederek anlatılmıştır ki: Üç kardeş Tüster savaşında bulundular (İran´da bir yerin adı olan bu bölgede müslümanlar savaş yapmışlardı). Bu kardeşler, orada şehit düştüler. Birgün onların annesi, bir ihtiyacı için çarşıya çıkmış. Çarşıda, Tüster savaşında bulunan bir adam bu kadına rasgelmiş. Kadın, adamı tanı(Zeker) oğullarının durumlarından sormuş. Adam, onların şehid edildiklerini söylemiş. Kadın sormuş: Düşmana saldırırken mi, yoksa geri kaçarken mi, şehid oldular Adam cevab verdi: Düşmana saldırırlarken... Kadın:

- Allah´a hamd olsun! Kurtuluşa erdiler, namusu korudular. Benim de, kendilerinin de, babamın da, annemin de...

İmam Şafi´î Hazretleri vefat edince şu şiiri okudu:

"Felek, bundan başkası değil; sabret şunlara:

Mal hasretliğine, sevgili ayrılığına..."

Ebu´l-Hasan El-Medâînî anlatmıştır: Ubeydullah ibn-i Hasan´m babası vefat etti. Ubeydullah o gün, Basra kadısı ve Emîri bulunuyordu. Bunun için kendisini taziye edenler çok olmuştu. Bu arada sabredemeyip feryad koparmanın sebebi üzerinde konuştular. Sonunda şu fikir üzerinde birleşti­ler: İnsan alışageldiği bir şeyi terk ederse, feryadı basar. (İnsan beraber yaşadığı ve seviştiği bir kimseyi ölüme terk etmesiyle böylece feryad eder).

Derim ki: Bu konu ile ilgili haberler çoktur. Ben, bu kitabın, taziyeye işaret eden sözlerden boş kalmaması için bunların birkismmı anlattım. En iyisini Allah bilir.

Müslümanlar İçinde Ortaya Çıkan Bazı Taun (Veba) Hastalıkları


Burada, bu hastalığı anmakdan maksad, üzüntülere tahammül ve sab­retmeyi benimsetmektir. Bir de bilinmelidir ki, insanın başına gelen mu-sîbet, daha önce geçirdiği hallere nisbetle azdır.

Ebu´l-Hasan El-Medâinî şöyle demiştir: İslâm tarihinde beş büyük taun (veba) hastalığı olmuştur. Bunlardan birincisi, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in zamanında ve hicretin altıncı yılında "Medâin´de Şeyreviye bölgesinde olmuştur. Sonra Hazreti Ömer (Radıyallahu Anh) devrinde Şam´da "Amvâs Taunu" olmuştur. Bu olayda yirmibeş bin kişi ölmüştür. Sonra hicretin altmış dokuzuncu yılında şevval ayında ve İbni Zübeyr zama­nında taun olmuştur ki, üç gün içinde, her gün yetmiş bin kişi ölmüştür. Bu olayda Enes ibni Mâlik´in (Radıyallahu Anh) seksen üç oğlu ölmüş­tür. Yetmiş üç oğlu öldüğü de söylenir. Abdurrahman İbni Ebi Bekre´-nin de kırk oğlu ölmüştür.

Sonra Feteyat taunu, hicretin 87. yılı şevval ayında olmuştur.

Sonra yüz otuz bir yılı Receb ayı taunu olmuş ve ramazan ayında şid­detlenmişti. Her gün gasledilmek üzere bin cenaze birikiyordu. Sonra Şev­val ayında hastalık hafifleşti.

Kûfe´de de, ellinci yılda taun olmuştu. Muğîre ibni Şu´be orada vefat etti. Medâînî, böylece sözünü bitirdi.

İbni Kuteybe de, "Maarif" adlı kitabında, El-Esna´î´den naklen taun sayısını buna yakın olarak anlatmıştır.Orada bazı ziyadelik ve noksanlık vardır.

Seksen yedinci yıldaki hastalıkta çok miktarda genç kızlar öldüğü için buna "Feteyat Taunu" adı verildi. Bu hastalık, Basra, Vasıt, Şam ve Kûfe´de olmuştu. Aynı zamanda bu felâkette ileri gelen zevat öldüğü için bu olaya "Taunu´1-Eşraf" da denilir. Mekke ve Medine´de asla taun olma­mıştır. Bu konu geniştir. Ben, Müslim şerhinin başında genişçe anlattığım bu konudan bir kısmım burada belirtmiş oldum. Tevfik Allah´dandır.


Ölü Sahiblerine Ve Akrabasına Ölümü Bildirmenin Cevazı Ve Haberi Yaymanın Keraheti


412- Hüzeyfe´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir:

"Ben öldüğüm zaman, ölümümü kimseye ilân etmeyin. Çünkü, bunun bir çağırışına ve feryad olmasından ben korkarım. Zira Resûlüllah Sallal-lahu Aleyhi ve Seİlem´in bağırıp çağırma şekliyle ölümün ilân edilmesini yasakladığım kendisinden işittim."[64]

413- Abdullah ibni Mesud´dan rivayet edildiğine göre Peygamber Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Bağırıpçağırarak Ölümü yaymaktan sakınınız. Çünkü bu iş, cahiliyet (islâmdan öncekilerin) âdetlerindendir."[65]

414- Buharî ve Müslim´in Sahîh´lerinde rivayet edildiğine göre, Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Necaşî´nin (Habeşistan Meliki´rûn) ölü­münü ashabına ilân etmiştir.[66]

415- Buharî ve Müslim´in Sahîh´lerinde rivayet edildiğine göre, Pey­gamberin haberi olmaksızın geceleyin gömülen bir ölü hakkında, Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Onun ölümünü bana bildireydiniz ya ..."

Büyük alimler, mezheb alimlerimizin çoğu ve başkaları şöyle demişler­dir:

Bu iki hadîsi şeriften ötürü, ölü sahibleri ile yakınlarının ölüm habe­rini bildirmeleri müstahabdır. Yasaklanan ilân, cahiliyet âdetleri üzere olan âdetlerdir. Onlar, kabilelerinde şerefli bir kimse öldüğü zaman, diğer ka­bilelere bir atlı (süvari) gönderirlerdi ve o, şöyle seslenirdi: Falancanın öl­mesiyle arablar helak oldu!.. Bu ilân yanında da bağırıp çağınşma ve ağ­lama olurdu.

Ölüm haberini yaymanın ve ilân etmenin müstahab olduğu hususun­da Havî kitabının sahibi, imamlarımızın iki görüşünü, alimlerimizden nak-îetmiştir.

Bazı alimler, yakın ve uzakta olan ölüler için, bu ilânın müstahab ol­duğunu söylemişlerdir: çünkü namaz kılanlar ve ölüye duâ edenler çoğal­mış olur. Bir kısmı da demiştir ki, uzakta olanlar için bu ilân müstahab olur, başkası için müstahab olmaz. Ben de, derim ki, yalnız haberi du­yurmak suretiyle olursa, mutlak olarak ilân müstahabdır. Uzak ve yakında olmanın farkı yoktur.


Ölü Yıkanırken Ve Kefenlenirken Okunacak Dualar


Ölüyü yıkarken, Allah Tealâ´yı çok ziretmek ve ölüye duâ etmek müs­tahabdır. Alimlerimiz demiştir:

Ölüyü yıkayan kimse, ölünün yüzünde nur parıltısı ve bedeninde hoş koku gibi hoşuna giden bir hal gördüğü zaman, bu durumu insanlara anlat­ması iyi olur; fakat onda hoşa gitmeyen, yüz karalığı, koku ve şekil değiş­meleri gibi haller görünce, bunları herhangi bir kimseye anlatması ona haram olur. bu anlattıklarımıza delil olarak da, Ebû Dâvud ve Tirmizfnîn Sünenlerindeki rivayetleri göstermişlerdir.

416- îbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Re-sülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Ölülerinizin güzelliklerini söyleyin ve kötülüklerinden (onları anlat­maktan) kaçınınız. [67]

417- Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in azadlısı Ebû Râfi´den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyur­muştur:

"Kim bir ölüyü yıkar da, onun (çirkin olan) halini gizlerse, Allah o kimseye kırk defa mağfiret buyurur."[68]

İmamlarımızın çoğunluğu, anlattığım gibi, bu meseleyi mutlak şekil­de kabul etmişlerdir.

Ancak bu alimlerden Beyan sahibi Ebu´1-Hayr El-Yümnî şöyle demiştir: Eğer Ölü, sağlığında bid´at sahibi olup bunu açıkolarak yapıyordu ise, in­sanları bu bid´attan sakındırmak ve korumak kasdı ile, yıkayıcının Ölüde görmüş olduğu çirkin halini insanlara anlatması kaideye uygundur.



Cenaze Namazı Ve Duaları


Bilinmelidir ki, ölü üzerine namaz kılmak farzı kifâyedir. Ölüyü yıka­mak, kefenlemek ve gömmek de böyledir. Bunlar üzerinde imamların it­tifakı vardır. Cenaze namazının farzıyyetini düşüren durum hakkında dört görüş vardır:

1- Bir erkeğin cenaze namazını kılması ile farzıyyet düşer. Alimlerimizin çoğuna göre en doğrusu budur.

2- İki kişinin namaz kılması şarttır.

3- Üç kişinin namaz kılması şarttır.

4- Dört kişinin namaz kılması şarttır. İster bunlar cemaat olarak ce­naze namazını kılsınlar, ister teker teker kılsınlar, hüküm değişmez.

Namaz kılınış şekline gelince: Cenaze namazında dört tekbir getirilir. Bunları yapmak farzdır; bir tanesi yapılmazsa, namaz sahih olmaz. Eğer beşinci bir tekbir ziyade edilirse, namazın bâtıl olup olmaması üzerinde iki hüküm var ki, doğrusu bâtıl olmamaktır. İmam beşinci tekbiri almış olsa bile, ona uyanın bu tekbiri alması ile yine bâtıl olmaz. Beşinci tekbi­ri almakla namaz bâtıl olur, görüşüne göre, imam beşinci tekbiri aldığı zaman, ona uyanların tekbir almayıp namazı tamamlamaları gerekir ve böylece cemaatın namazı sahih olur. Tıpkı beşinci rekâta kalkan imama uyulmadığı gibi...

Beşinci rekât namazı bozmadığı görüşü kabul edildiği takdirde, ima­ma uyan kimse, bu beşinci tekbirde imama katılmaz ve ondan da ayrıl­maz, imamın selâmını bekleyerek onunla beraber selâm verir. Fakat imamı beklemeden selâm verir, diyen de vardır. Ben bütün bu meseleleri, "Mühezzeb" şerhinde açık ve geniş olarak delilleri ile anlattım.

Cenaze namazının her tekbirinde (Şafi´î mezhebinde) el kaldırmak müs-tahabdır. (Hanefî mezhebinde, yalnız ilk tekbirde el kaldırılır). Tekbir ge­tirme şekli ile bunda müstahab olan şeyleri, tekbiri iptal eden halleri ve diğer teferruatla ilgili meseleleri, daha önce namaz ve zikirlerle ilgili bölüm­de gösterdim.

Cenaze namazında, tekbirler arasında söylenen duâ ve zikirlere gelince:

Birinci tekbirden sonra (Şafi´î mezhebinde) Fatiha okunur. (Hanefî´ler­de, sübhâneke okunur). İkinci tekbirden sonra Peygamber Sallallahu Aley­hi ve Sellem üzerine Salât ve selâm getirilir. Üçüncü tekbirden sonra ölü­ye duâ edilir.Bunda gerekli olan duâ ismini alacak sözleri söylemektir. Dördüncü tekbirden sonra bir şey söylemek gerekmez. Fakat şu anlata­caklarımızı söylemek (Şafi´î mezhebinde) müstahabdır:

Bizim (Şafi´î) imamlarımız ilk tekbirden sonra Fâtiha´dan Önce eûzü çekip duâ etmek ve Fâtiha´dan sonra bir sûre okumanın müstahab olması üzerinde üç ayrı hükme varmışlardır:

1- Bütün bu söylenenleri yapmak müstahabdır.

2- Bunları yapmak müstahab olmaz.

3- Eûzü çekmek müstahab olur, Sûre ve duâ okumak müstahab değil­dir. Doğrusu da budur. Bir de, Fâtiha´dan sonra "Âmîn" getirmenin müs­tahab olduğunda ittifak etmişlerdir.

418- Buharî´nin Sahîh´inde, İbni Abbas´dan (Radıyallahu anhüma) ri­vayet ettik ki, kendisi bir cenaze üzerine namaz kılıp Fatiha sûresini oku­du ve: "Biliniz ki, bu Fatiha´yı okumak sünnettir, dedi. bir sahabînin "sünnettir" sözü, bu sünnettendir manasını taşır, yani Peygamberin işlediği sünnettendir, demektir. Nitekim Ebû Davud´un Sünen´inde: "Fatiha, Sünnettendir" şeklinde rivayet edilerek Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e kadar yükseltilmektedir. Hadîs ve Usûl kitablarında da böyle bi­linmekte ve sabit görülmektedir.

Alimlerimiz demişlerdir ki, cenaze namazı ister gündüz ve isterse gece kılınsın, sünnet olan, Fatiha´nın aşikâre değil gizli okunmasıdır. Alimle­rimizin çoğunluğunca benimsenen sahih ve meşhur mezheb budur. Yine alimlerimizden bir kısmı, eğer namaz gece kılmıyorsa, Fatiha aşikâre oku­nur; gündüz kılmıyorsa, gizli okunur, demişlerdir.

İkinci tekbire gelince, bu tekbir getirildikten sonra en az "Allahüm-me Sallı alâ Muhammedin" demek, vacibdir. Buna ilave olarak "ve aîâ âli muhammedin" demek müstahab olur. Alimlerimizin çoğunluğuna göre, bunu söylemek vâcib olmaz. Vacib olduğunu söyleyenler azdır ve bu zayıf bir hükümdür. (Yine Şafi´î mezhebinde) ikinci tekbirden son­ra, mümin erkeklere ve mümin kadınlara dua etmek, eğer zaman genişse, müstahabdır. Şafi´î alimlerinden Müzenî de nakletmiştir ki, Allah Tealâ Hazretlerine hamd getirmek de müstahab olur. Alimlerden bir topluluk bunun müstahab olduğunu kabul etmişlerse de, çoğunluk kabul etmemiştir. Müstahab olduğunu kabul ettiğimiz takdirde, önce Allah´a hamd ile baş­lanır, sonra Peygambere Salât getirilir,sonra mümin erkeklere ve mümin kadınlara dua edilir. Bu sıraya aykırı davramlırsa, caiz olur; fakat fazilet terk edilmiş sayılır.

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem üzerine Salât getirme konu­sunda hadîsi şerifler rivayet edilmiştir; biz bunları, Beyhakî´nin Sünen´­inde rivayet ettik. Ancak ben, bu bölümde kısaltmayı istedim; çünkü bu­nun ayrıntılı yeri, fıkıh kitablarıdır. Ben bu konuyu Mühezzeb Şerhinde açıkladım.

Üçüncü tekbîre gelince: Burada ölüye duâ okumak gereklidir. Bunun en azı, duâ ismini alacak sözdür. Allah ona rahmet etsin, Allah onu ba­ğışlasın, Allah´ım! Bunu bağışla, buna rahmet et, buna lütfet ve benzeri sözler gibi...

Okunması müstahab olan dualar üzerinde hadîsi şerifler ve haberler nakledilmiştir. Bu konudaki sahîh hadîsler, Müslim´de rivayet ettikleri-m izdir:

419- Avf ibni Malik´den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resu-lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir cenazeye namaz kıldı da ben onun duasından ezberledim, şöyle diyordu:

"Aîlâhümmeğfirlehû, verhamhu veâfihi, va´fu anhu ve ekrim nüzü-İehû ve vessi´medhalehû vağsilhu bihnâi vesselci velberedi venakkıhîmi-nelhatâyâ kemâ nakkayte´s-sevbel-ebyaza mine´d-denesi. Ve ebdimu di-ren hayren min dârihi ve ehîen hayren min ehtihî ve zevcen hayren min zevcihî. Ve edhilhu´l-cennete ve e´izhu min azâbi´l-kabri ve min azâbin-nâri.

(Allah´ım! Bu ölüye mağfiret et, ona merhamet et, onu bağışla, onun nasibini güzel yap, yerini genişlet, onu su ve kar ile, dolu ile yıka ve kir­den beyaz elbiseyi temizlediğin gibi temizle. Onu bulunduğu yerinden da­ha hayırlı bir yere, ailesinden daha hayırlı bir aile içine ve eşinden daha hayırlı eşe naklet.Onu cennete koy ve kabir azabı ite cehennem azabın­dan koru)."[69]

(Dua o kadar hoşuma gitti ki,) o ölünün ben olmasını temenni etmiştim.

Müslim´in bir rivayetinde de; "Onu, kabir fitnesinden ve kabir aza­bından koru..." şeklindedir.

420- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu anh) demiştir ki, peygamber Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem bir cenaze namazı kıldı da şöyle dedi:

"Allâhümmeğfir lihayyinâ ve meyyitini vesağîrinâ vekebîrinş ve ze­kerini ve ünsânâ ve şahidini vegiibini. Alîihümme men ahyeytehû minnâ feahyihî ale´l-islim ve men teveffeytehû minnâ feteveffehu alâ´I-îmân. Al-lihümme lâ tahrimni ecrehû veli teftinni ba´dehû.

(Allah´ım! Ölümüze ve dirimize, büyüğümüze ve küçüğümüze, erke­ğimize ve dişimize, hazırımıza ve gaibimize mağfiret buyur.

Allah´ım! Bizden dirilttiğini İslâm üzere dirilt ve bizden öldürdüğün kimseyi de İman üzere öldür. Onun sevabını (musibetine sabırdan dolayı ecirden) bizi mahrum etme ve ondan sonra da bizi imtihan etme (bizi fitneye düşürme)."[70]

421- Ebu Hüreyre´den rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle dediğini işittim:

"Ölü üzerine namaz kıldığınız zaman, ona içtenlikle (ihlâs ile) duâ edin. [71]

422- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, cenaze üzerine namazda şöyle duâ etmiştir:

"Alîihümme ente rabbuhâ ve ente halaktehi ve ente hedeytehâ li´l-islâmi ve ente kabazte rûhahâ ve ente a´lemu bisirriha ve aliniyyetihi. Ci nâ şüfeie fağfir lehû.

(Allah´ım! Sen bu cenazenin Rabbısın, onu Sen yarattın, onu İslama Sen ilettin, ruhunu Sen kabzettin (aldın), onun gizli ve aşikâr işlerini en iyi bilensin. Biz, şefaatçiler olarak geldik; onu bağışla."[72]

423- Vasile ibni El-Eska´ (Radıyallahu Anh) şöyle anlatmıştır:

Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bize, müslümanlardan bir ada­mın namazını kıldırdı. Onun şöyle söylediğini (duâ ettiğini) işittim:

"Allâhümme inne fülânebne fulânete fîzimmetike ve habü civarike, fekıhi fitnete´l-kabri ve azâbennâri ve ente ehlü´l-vefâi velhamdi. Allâ­hümme fağfir lehû verhamhu inneke ente´l-ğafûru´r-rahîm."

(Allah´ım! Falanca hanımın oğlu falanca, Senin ahdin üzeredir (Sana verdiği iman sözüne bağlıdır) ve Senin himayen altındadır. Onu kabir fitne­sinden ve cehennem azabından koru. Sen, hamd ve vefa ehlisin. Allah´­ım, onu bağışla ve ona rahmet et, muhakkak ki sen, çok bağışlayansın, çok merhametlisin). "[73]

îmam Şafi´î Hazretleri, bu sayılan hadiselerle diğer hadîsler toplulu­ğundan bir duâ seçmiş ve şöyle demiştir:

"Allâhümme hazâ abdükebnü abdike harace min ravhi´d-dünyâ ve se´atihâ ve mahbûbuhû ve ahibbâuhû fîhâ, ilâ zulmeti´1-kabri ve mâ hü-ve lâkîhi. Kâne yeşhedü en la ilahe illâ ente ve enne muhammeden abdü-ke ve resûlüke ve ente a ´lemu bihî. Allâhümme innehû nezele bike ve ente hayru menzûlin bihi ve asbaha fakîren ilâ rahmetike ve ente ğaniyyun an azâbihi. Ve kad ci´nâke rağibîne ileyke şüfeâe lehû. Allâhümme in kâne muhsinen fezid fi ihsânihî ve in kâne müsîen fetecâvez anhu ve lakkihî birahmetike rızâke ve kıhî fitnete´l-kabri ve azâbehû vefsah lehû fîkabri-hî ve câfi´1-arza an cenbeyhi ve lakkihî birahmetike´1-emne min azâbike hattâ teb´asühû ilâ cennetike, yâ erhame´r-râhimîn.

(Allah´ım! Bu (ölü), Senin kulundur ve kulunun da oğludur. Dünya rahatlığından ve genişliğinden çıkarak kabrin karanlığına ve kavuşacağı şeylere gitti; halbuki, sevgilisi ve dostları dünyada bulunuyor. O, dünyada şehâdetlik ediyordu ki, Senden başka İlâh yoktur ve gerçekten Mıı-hammed Senin kulundur ve Senin Peygamberindir. Sen bunu en iyi bi­lensin. Allah´ım! Bu kimse, Sana konuk olmuştur ve Sen de kon tıklayan­ların en hayırlısısm. Senin rahmetine muhtaç olmuştur; Sen ise, ona azâb etmekten müstağnisin. Biz ona şefaat dileğinde bulunarak Sana iltica edi­yoruz. Allah´ım! Eğer iyi bir kimse ise, onun iyiliğini ziyadeleştir ve eğer kötü kimse ise, onu bağışla ve rahmetinle onu rızâna kavuştur ve kabir fitnesinden ve azabından onu koru. Kabrinde ona genişlik ver ve etrafın­dan yeri ona genişlet. Tâ onu cennete koyuncaya kadar, azabından onu koruyarak rahmetinle onu güvene kavuştur, ey merhamet edenlerin en

merhametlisi!.."

Bu dua, Müzenî´nin Muhtasar kitabında mevcut îmam Şafi´î Hazret­lerinin (Allah her ikisine rahmet etsin) tespit ettiği ifadedir.

Alimlerimiz demiştir ki, eğer ölü çocuk ise, cenaze namazını kılan kim­se, ölünün ana-babasına duâ eder ve şöyle der:

"Allâhümme´c-alhu lehumâ feratan ve´c-alhu lehumâ selefen ve´c-alhu lehumâ zühran ve sakkıl bihîmevâzînehümâ ve efriği´s-sabra alâ kulûbi-himâ ve lâ teftinhümâ badehu ve lâ tahrimhümâ ecrehû.

(Allah´ım! (Ölen bu çocuğu âhiret için) ana ve babasına bir ecir sebe­bi kıl ve bunu, onlara sevab vesilesi yap. bununla onların iyilik tartılarını ağırlaştır, kalbi eri ne sabır doldur, bundan sonra onları fitneye düşürme ve onun sevabından kendilerini mahrum etme)."

Bu ifade, alimlerimizden abdullah El-Zübeyrî´nin, El-Kâfî adlı kitabın­da zikretmiş olduğu sözdür. Diğer alimler de, bunu aynı mânâda ve ben­zeri şekilde söylemişler ve demişlerdir ki, çocuğun namazını kılan, bu ifa­deye ilâve olarak:

"Allâhümmeğfir lihayyinâ ve meyyitinâ." (Allah´ım! Ölümüze de, dirimize de mağfiret buyur) diyerek sonuna

kadar duayı okur.

Yine Zübeyrî demiştir: Eğer ölü kadın ise,:

"Allâhûmme hazihî emetüke"

(Allah´ım! bu kadın kulundur)" diyerek söze devam eder. En doğrusunu Allah bilir.

Cenaze namazının dördüncü tekbirine gelince: Alimlerin ittifakı üze­re, bu tekbirden sonra bir şey söylemek gerekmez. Ancak Buveytî´nin ki­tabında, imam Şafi´î Hazretlerine göre dördüncü tekbirde şöyle demek müstahab olur:

"Allâhümme lâ tahrimnâ ecrehû ve lâ teftinnâ ba´dehû."

(Âllh´ım! (Musibete sabır) ecrinden bizi mahrum etme ve ondan sonra da bizi fitneye düşürme)."

Alimlerimizden Ebû Hüreyre´nin oğlu Ebû Ali demiştir: Bizden ön­cekiler, dördüncü tekbirde şu duayı okurlardı:

´´Rabbena âtinâ fi´d-dünyâ haseneten ve fi´1-âhirati haseneten ve kı­na azabe´n-nâr."

(Rabbımız, bize hem dünyada iyilik ver, hem de âhirette iyilik ver ve bizi Cehennem azabından koru)."[74]

Yine Ebû Ali demiştir ki, bu duanın okunuşu, Şafi´î´den hikâye edii- memiştir. Bununla beraber söylenirse iyi olur.

Ben de derim ki, musibet zamanında okunacak duâ bölümünde Enes´in (Radıyallahu Anh) hadîsinde gösterdiğimiz duayı okumak güzel olma ba­kımından yeterlidir. En doğrusunu Allah bilir.

Derim ki: Dördüncü tekbirde duâ için, Beyhakî´nın Sünen´inde riva­yet ettiğimiz hadîs deül olarak gösterilir.

424- Abdullah ibni Ebî Evfâ´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildi­ğine göre, kendisi, kızının cenaze namazında dört tekbir aldı. Sonra iki tekbir arasındaki bekleyiş kadar durup ölüye mağfiret diledi ve duâ etti. Namazdan sonra dedi ki, Resûlüllah Salîallahu Aleyhi ve Seilem,böyle yapardı.

Diğer bir rivayet de şöyle: Dört tekbir alıp bir müddet bekledi; öyle ki, beşinci bir tekbir alacağını sandık. Sonra sağına ve soluna selâm verdi. Namazdan ayrıldıktan sonra biz ona dedik ki:

- Bu yaptığın ne Cevab verdi:

- Ben, Resülüllah Salîallahu Aleyhi ve Sellem´in yaptığını gördüğüm şeyden başkasını size ziyade etmedim. Yahud dedi ki: Resülüllah Salîallahu Aleyhi ve Sellem böyle yapıyordu.[75]

Cenaze namazının tekbirleri tamamlandıktan sonra, diğer namazlarda olduğu gibi, iki selâm verilir .Nitekim bunu, Abdullah ibni Evfâ´nm hadî­sinde belirttik. Buradaki selâmın hükmü, diğer namazlarda anlattığımız selâm verme şekli üzeredir. Muhtar olan sahih mezheb budur.

Mezhebimizde bu mesele üzerinde zayıf bir muhalefet vardır. Bu ki-tabda buna ihtiyaç olmadığından onu zikretmedik.

Cenaze namazının başında imama yetişemeyip namazın diğer tekbirleri­ne kavuşan kimse, imamla tekbir alır ve bildiği gibi, namazı tamamlar; artık imamın okuyuşuna bağlı kalmaz ve ona uymaz.

îmam selâm verdikten sonra, üzerinde kalan tekbirleri .sırası üzere ta­mamlar ve selâm verir. Bize göre sahih olan mezheb budur. Yine bizim mezhebimizde bir zayıf görüş vardır. Buna göre, mesbuk durumunda olan kişi, yetişemediği tekbirleri, duaları okumadan arka arkaya getirip tamam­lar. En dorusunu Allah bilir.


Cenaze İle Yürüyen Kimsenin Okuyacağı Dualar


Cenaze arkasında yürüyen kişinin Allah Teâlâ Hazretlerini zikretme­si, ölümün başına geleceğini düşünmesi ve dünyadakilerin nihayet göç ede­ceğini tefekkür etmesi müstahabdır. Faydası olmayan sözden kesinlikle kaçınmalıdır. Çünkü bu an, düşünce ve zikir zamanıdır: böyle bir vakitte gaflet, eğlence ve gereksiz söz çirkindİT. Aslında her zaman boşuna ve fay­dasız söz konuşmak yasaktır; böyle bir zamanda nasıl olmasın

Bil ki, doğru olan ve ihtiyar edilen yol, selefin (ilk müslümanlarm) ettikleri gibi, cenaze ile yürürken sükût etmek ve okurken, zikir yaparken veya duada bulunurken sesi yükseltmemektir. Bundaki hikmet açıktır. Bu hikmet de, cenaze ile ilgili işler üzerinde hafızasını toparlayıp kalbine on­ları yerleştirmektir. Bu halde istenen şey de budur. Hak olan da budur; asla bu hale aykırı davrananların çokluğu seni aldatmasın, bu manaya uygun olarak Ebû AH El-Fudaly tbni lyaz (Radıyallahu Anh) şöyle de­miştir;

"Hidayet yollarını tut, buna uyanların azlığı sana zarar vermez. Sapık­lık yollarından da sakın ve helak olanların çokluğuna aldanma..."

Biz, bu anlattıklarımıza uygun hadîsi, Beyhakî´nın Sünen´inde rivayet ettik.Amma Şam ve diğer ülkelerde, kelâmı aslından çıkaracak şekilde uzatma ve nağmelerle Kur´an okuyuşları, alimlerin icmaı ile haramdır. Ben bu işin çirkinliğini ağır şekilde haram olduğunu ve bunu inkâra kalkı­şanın günah işlemiş olacağını, "Kitâbu Adabi´l-Kur´an" isimli eserimizde açıkladık. Yardım istenen Allah´dır.


Cenazeyi Gören Yahud Cenaze İle Karşılaşanların Okuyacağı Dualar


Cenazeyi gören veya onunla karşılaşan kimsenin:

"Sübhâne´î-hayyillezî lâ yemütu" (Ölmeyen ebedî hayat sahibi (Allah) noksanlıklardan münezzehtir)"

demesi müstahabdır. İmamlarımızdan Ebu´l-Mehâsin El-Rûyanî, El-Bahr adlı kitabında der ki, insanın duâ edip şöyle demesi müstahabdır:

"Lâ ilahe illâllâhu e´1-hayyüllezî lâ yemütü," (Ölmeyen hayat sahibi Allah´dan başka hiç bir İlâh yoktur)" Ayrıca ölü için duâ etmek ve öğülmeğe değer kimse ise iyiliklerini söylemek de müstahabdır.Öğmekte aşırı gidilmez.


Ölüyü Mezara Koyanın Okuyacağı Dualar


425- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre; "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ölüyü kabre koyduğu zaman şöyle buyururdu:

"Bismillâhi ve alâ sünneti resûlilîâhi (Sallalîahu Aleyhi ve Sellem)" (Allah´ın adıyla ve Peygamberin yolu üzere (seni tevdi ediyorum)."[76]

İmam Şafi´î ve ona bağlı imamlar (Allah hepsine rahmet etsin) demiş­lerdir: Bununla beraber ölüye duâ etmek müstahabdır. Müzem´nin Muhta-sar´ında zikredilen İmam Şafi´î Hazretlerinin şu ifadesi güzel dualardan­dır:

"Allahümme esîemehû ileykel-eşihhâu min ehlihî ve veledihî ve karâ-betihi ve ihvânihî ve firaka men kâne yuhibbu kurbehû ve harace min sa´atiddünyâ veîhayâti ilâ zulmetilkabri ve dîkihî ve nezele bike ve ente hayru menzûlin bihî. în âkabtehu febizenbin. Ve in afevte anhu feente ehlül-avfi. Ente ganiyyun an azâbihî ve hüve fakîrun ilâ rahmetike allâ-hümmeşkürhasenetehû vağfirseyyietehû vea´izhu min azâbilkabri vecma´ lehu birahmetike eî-emne min azâbike vekfihî külle hevlin dûnelcenneti. Allâhümmahlüfhu fî teriketihî filğâbirîne verfa´hu fîilliyyîne ve ud aley­hi bifadh rahmetike yâ erhamerrâhimîn."

(Allah´ım! Bunu, sana, ailesinden çocuğundan, yakınından ve kardeşle­rinden üzerine düşkün olanlar teslim etti ve bu kimse, yakınlığını sevdiği kimselerden ayrıldı, dünya ve bayat genişliğinden çıkıp, kabir karanlığına ve darlığına girdi. Komıklayanların en hayırlısı olduğun halde Sana ko­nuk oldu. Eğer ona azâb edersen, bir günahı sebebiyledir. Eğer onu ba­ğışlarsan, Sen bağışa ehilsin. Ona azâb etmekten müstağnisin; o ise, Se­nin rahmetine muhtaçtır. Allah´ım! Onun iyiliklerini kabul buyur, günah­larını bağışla, onu kabîr azabından koru ve rahmetinle ona azabından ko­runma güveni ver ve cennet önünde olan bütün korkulardan onu kurtar. Allah´ım! Geride bıraktığı varlıklarında ona yar olacak halef ver ve onu cen­netin en yüksek makamlarına yükselt ve ey merhamet edenlerin en mer­hametlisi! Rahmetinin bereketi ile ona ihsan et...)"


Ölü Gömüldükten Sonra Okunacak Dualar


Mezar başında bulunan kimsenin, iki eliyle ölünün baş tarafından me­zara üç kez toprak dökmesi sünnettir. Alimlerimizden bir kısmı demiş­lerdir ki, toprağın ilk dökülüşünde:

(Sizi topraktan yarattık)", ikincisinde:

(Sizi toprağa çevireceğiz", üçüncüsünde:

(Son kez de, sizi topraktan çıkaracağız) mealinde olan "Tâ-Hâ" sû­resinin 56. ayetini okumak müstahabdır.

Gömüldükten sonra, bir deve kesilip eti bölününceye kadar, mezar yanında oturmak yine müstahabdır. Orada oturanlar, Kur´an okumak, ölüye duâ etmek,ö ğüt vermek, hayır sahihlerinin işlerini ve iyi kimsele­rin hallerini anlatmakla meşgul olurlar.

426- Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, şöyle demiş­tir: Biz, Bakî´ul-Garkad (Garkad ağacının bulunduğu meydanın) mezar­lığında idik, Bir de, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza ge­lip oturdu; biz de onun etrafında oturduk, beraberinde bir çomak vardı. Eğilip çomağı ile toprağı eşelemeğe başladı. Sonra şöyle buyurdu: "Siz­den hiç biriniz yoktur ki, onun cehennemdeki yeri ve cennetteki yeri ya­zılmış (kesinleşmiş) olmasın." Ashab dediler ki: Ey Allah´ın Resulü! Biz yazımıza (kaderimize) tevekkül etmeyelim mi Bunun üzerine Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Siz çalışınız, herkes kendisi için hazırlanan şeye kavuşturulmuş olur."[77]

Böylece hadîsin tamamını anlattı.

427- Amr İbni´l-Âs´dan (Radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

Beni gömdüğünüz zaman, bir deve boğazlanıp eti bölününceye kadar bir müddet, kabrimin etrafında bekleyin; tâki, sizin varlığınızla yabancı­lık duymayayım ve Rabbimin elçilerine (sual meleklerine) nasıl müracaat edeceğime bakayım.[78]

428- Hasen bir isnadla Osman´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildi­ğine göre, Demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir ölüyü gömdükten sonra, onun baş tarafında durup şöyle buyururdu: "Kardeşi­niz için mağfiret dileyin (günahlarının bağışlanmasını Allah´dan isteyin) ve onun tevhîd (hak din) üzere sabit kalmasını da isteyin; çünkü şu anda (kabir melekleri tarafından) sorguya çekiliyor."[79]

İmam Şafi´î ve arkadaşları demişlerdir ki, mezar yanında Kur´andan bir kısım okumak müstahabdır. Eğer Kur´anm tümü hatmedilirse, daha güzel olur, demişlerdir.

429- Hasen bir isnadla rivayet edildiğine göre, İbni Ömer (Radıyal­lahu Anhüma), ölü gömüldükten sonra kabri yanında Bakara sûresinin başını ve sonunu okumayı müstahab görmüştür.


Gömüldükten Sonra Ölü Üzerine Yapılan Telkin


Alimlerimizden büyük bir topluluk, ölü üzerine telkinde bulunmanın müstahab olduğunu söylemiştir. Şu kimseler, bu işin müstahab olduğu­nu söyleyenlerdir: El-Kadî Hüseyin (Ta´lık adlı kitabında), arkadaşı Ebû Sa´d El-Mütevellî (Et-Tetimme adlı kitabında), büyük zahid imam Ebû´l-Feth Nasr ibni îbrahim ibni Nasr El-Makdisî, İmam Ebu´l-Kasım El-Rafi´î ve başkaları... EI-Kadî Hüseyin, Telkîn yapılma işini ashabdan naklet-miştir.

Telkinde söylenen sözlere gelince: El-Şeyh Nasır demiştir ki, defin ta­mamlandıktan sonra, baş tarafında durulup şöyle denilir:

Ey falan oğlu falan!

Dünyadan ayrılırken üzerinde bulunduğun (Lâ ilahe illallâhu vahde-hû lâ şerike lehû ve enne muhammeden abduhû ve resûlühu (Allah´dan başka bir ilâh yoktur: yalnız o vardır, ortağı yoktur; Muhammed O´nun kuludur ve O´nun peygamberidir), Kıyamet gelecektir, onda şübhe yok­tur. Allah kabirlerde olan kimseleri diriltecektir, ahdini hatırla... De ki: Rab olarak Allah´a, din olarak İslama, peygamber olarak Muhammed´e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), kıble olarak Kabe´ye, imam olarak Kur´-ân´a ve kardeş olarak müslümanlara rıza gösterdim. Rabbım, kendisin­den başka ilâh olmayan Allah´dır. O, büyük Arş´ın Rabbıdır."[80]

Eğer ölü kadın ise, ibn´in yerine bint sözü kullanılır.)

Büyük İmam Ebu Amr İbni´s-Salah´a (Allah ondan razı olsun) bu tel­kinden sorulunca, fetvalarında şöyle dedi:

"Biz telkin yapılmasını seçeriz ve onunla amel ederiz, bizim Horasan alimlerinden bir topluluk böyle anlatmıştır. Ebû Ümâme hadîsinden bu hususta rivayet ettiğimiz hadîsin isnadı tam değilse de, öteden beri Şam halkının bununla amel etmesini şahid kabul ederek buna dayanırım.

Süt emme çağındaki çocuğa telkîn hakkında güvenilir bir dayanak yok­tur ve ben de bunu gerekli görmem; en doğrusunu Allah bilir."

Ben de derim ki: Çocuk ister süt emme çağında olsun, ister buluğ ça­ğına (mükellefiyet yaşma) henüz ermemiş büyük çocuk olsun, mutlak ola­rak bunların ölüsü üzerine telkîn yapılmaz. En doğrusunu Allah bilir.


Ölünün Vasıyyeti:

Belirli Bir İnsanın Kendi Namazını Kıldırmasını Va­sıyyeti Yahud Özel Bîr Yerde Ve Özel Birşekilde Gö­mülmesini İstemesi Veya Buna Benzer Kefen Ve Diğer İşlerden Yapılması Yahud Yapılmaması Gerekenler:


430- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "(Babam) Ebû Bekir (Radıyallahu Anh) hasta iken yanma var­dım. Bana sordu:

- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i kaç kefen içine koydunuz Ben dedim ki:

- Üç kefene (üç parça elbiseye) koyduk. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi -ve Sellem, hangi günde vefat etti. dedi. Hazreti Aişe:

- Pazartesi günü, dedi. Ebû Bekir:

- Bugün hangi gündür dedi. Aişe de:

- Pazartesi, dedi, Ebû Bekir:

- İsterim ki, şu anımla gece arasında öleyim, deyip hastalığından beri giymiş olduğu üzerindeki elbiseye baktı. Elbise üzerinde zâferandan (sarı renkten) bir leke vardı.Sonra şöyle dedi:

- Bu elbisemi yıkayın ve buna iki kat daha elbise ilâve edin, sonra bunla­rın içinde beni kefenleyin. Ben dedim ki, bu elbisen eskidir (size uygun olmasa gerek). Şu cevabı verdi.

- Diri insan, yeni elbiseye, ölüden daha lâyıktır. Bu elbise, artık be­den çürüntüsü içindir. Sonra çarşamba gecesi olunca vefat etti ve saban­dan önce defnedildi. "[81]

431- Rivayet edildiğine göre, Ömer ibni´l-Hattab, yaralandığı zaman (oğlu Abdullah´a vasiyet edip) şöyle dedi:

"- Ben ölünce beni (Hazreti Aişe´nin evine) götürün, sonra selâm verip de ki, Ömer, (Resûlüllah Sallahu Aleyhi ve Sellenı´in yanına gömülmek için sizden) izin istiyor. Eğer (Hazreti Aişe) bana izin verirse, beni içeriye koyun. Eğer beni kabul etmezse beni müslümanlann mezarlığına (gömül­mek üzere) geri götürün."[82]

432- Âmir ibni Sa´d ibni Ebî Vakkas´dan rivayet edildiğine göre, Sa´d Hazretlerinin şöyle vasiyet ettiğini Âmir anlatmıştır: "benim için (meza­rımda) bir lahd (kıble tarafında ve mezarın dibinde bir çukurcuk) yapı­nız. Sonra Resûlüllah Sallahu Aleyhi vje Sellem´e yapıldığı gibi, üzerime kerpiçler dikip döşeyiniz."[83]

433- Amr ibni´l-Âs´dan (Radıyallahu; Anh) rivayet edildiğine göre, ölüm döşeğinde iken şöyle demiştir:

"Ben öldüğüm zaman, beraberimde ağlayıcı ve bir de ateş bulunmasın (ölü taşınırken arkasında, içinde ateş yanan buhurdanlıkla gidilmesin). Beni gömünce de, üzerime azar azar toprak dökün. Sonra bir deve bo­ğazlanıp eti bölününceye kadar bir müddet mezarımın çevresinde bekle­yin ki,sizinle alışkanlık kazanmış olayım; ve bir de bakayım ki, Rabbi-min elçilerine (sual meleklerine) ne ile karşılık vereceğim."[84]

Derim ki! Ölünün her vasıyyetini yerine getirmek ve ona uymak uy­gun değildir. Doğrusu ölünün vasıyyetini (istediği şeyleri) ilim sahibi olan ehil bir kimseye iletmelidir. Yapılmasını hoş gördüğü iş yapılmalı, hoş gör­mediği yapılmamalıdır. Ben bu konuda bazı örnekler vereceğim:

Bir kimse bulunduğu şehrin mezarlıklarından birinde gömülmesini va-sıyyet ederse ve bu yer de, iyi kimselerin gömülmüş olduğu yer ise, onun vasıyyetine uymak uygun olur. (Tabut içinde gömülmesini vasıyyet etse, yerine getirilmez; çünkü bid´attır. Ancak zaruret halinde olabilir.)

Cenaze namazını velilerinden ve yakınlarında biri değil de, yabancı bir mü´minin kıldırmasını vasıyyet edenin isteği yerine getirilir mi Bu ko­nuda alimlerin ihtilâfı vardır. Bizim (Şafi´î) mezhebimizde doğru olan, ölünün yakını, namaz kıldırmaya daha lâyıktır,, Ancak kendisine vasıy­yet edilen şahıs, ilim ve güzel hal sahibi, sevilen ve güvenilen iyi bir kimse olur da, bu vasıflar ölünün yakını olanda bulunmazsa, ölü sahibinin o iyi kimseyi namaza geçirmesi müstahab olur. Böylece ölünün hakkı göz­etilmiş olur.

Tabut içinde gömülmesini vasıyyet edenin isteği yerine getirilmez; an­cak toprak gevşek veya sulu olursa veya gömülece´k kadının mahremi yoksa, bu gibi hallerde vasıyyeti yerine getirilir ve bu husustaki harcama ölü­nün kendi malından yapılır, kefen işinde olduğu gibi..

Cenazesinin başka bir şehire nakledilmesini vasıyyet eden kimsenin is­teği yerine getirilmez. Çünkü başka bir memlekete cenazeyi nakletmek, sahih kabul edilen mezhebe göre haramdır. Çok alimler böyle söylemiş­ler ve ehli sünnet alimleri de böyle açıklamışlardır. Bu görüşe göre de bu nakil işi mekruhtur. Allah kendisine rahmet etsin, İmam Şafi´î Hazretle­ri demiştir ki, Eğer Mekke´nin yahud Medine´nin yahud Beytül-Makdis´in (Kudüs´ün) yakınında ise, bu yerlerin bereketi dolayısıyla buralara (va­sıyyeti üzere) nakil yapılır.

Yanında kılıçla yahud başı altında-yastıkla yahud bunlara benzer şey­lerle gömülmesini vasiyet edenin vasıyyeti yerine getirilmez; Yine ipek el­bise içerisinde gömülmesini isteyenin vasiyyeti yerine getirilmez; çünkü ipekle erkekleri kefenlemek haramdır. Kadınları ipekle kefenlemek ise, mekruhtur; haram değildir. Hünsa olanlar, bu gibi işlerde erkeklere kı­yas edilirler. (Erkek veya dişi mi olduğu bilinemeyen kimselere hünsa denilir).

Bir kimse, meşru´ olan kefen adedinden daha fazlasıyla kefenlenme-sini yahud vücûdunu örtemiyecek bir elbise ile kefenlenmesini vasiyet et­miş olursa, bu vasıyyet de yerine getirilmez.

Mezarı başında Kur´an okunmasını yahud kendisi için sadaka veril­mesini yahud bunlardan başka çeşitli hayır işlerinin yapılmasını vasıyyet ederse, bunlar yerine getirilir; ancak bu işler yapılırken şeriatın yasak et­tiği bir şey olmamalıdır.

Kim, cenazesinin, meşru olan zamandan fazla geciktirilmesini vasıy­yet ederse, bu da yerin.e getirilmez.

Bir mezarlıkta, mezarı başında müslümanlann faydalanacağı bir hayrat bina edilmesine dair vasıyyet yerine getirilmez; bunu yapmak haramdır.


Ölünün Ardından Yapılan Duanın Ölüye Fayda Vermesi


Alimler ittifak etmişlerdir ki, ölülere duâ etmek, onlara fayda verir ve sevabı onlara ulaşır. Buna da delil olarak Allah Tealâ Hazretlerinin şu âyeti ile bu manadfa bilinen diğer âyetlere getirdiler:

"Onlardan sonra gelenler (vefat eden Muhacirlerle Ensardan sonra­kiler) derler ki: Ey R.abbimiz! Bizi ve iman ile bizden önce göçmüş din kardeşlerimizi bağişleı; iman etmiş olanlar için, kalblerimizde bir kin bı­rakma. Ey Rabbimizü Muhakkak ki, Sen Rauf´sun (çok şefkatlisin), Rahîm´sin (Çok merhametlisin)."[85]

Meşhur olan hadîslerde de varid olmuştur:

"Allah´ım! Bakî´ul-Garkad (adlı mezarlıktaki) ölülere mağfiret bu­yur (onları bağışla)."[86]

"Allah´ım! Hem dirimize, hem de ölümüze mağfiret buyur..." Bun­lardan başka benzer hadîsi şerifler vardır.[87]

Kur´ân okuma sevabının ölülere ulaşması konusunda alimler ihtilâf etmişlerdir. Şafi´î mezhebinden ve bir takım alimlerden meşhur olan hü­küm, Kur´an sevabının ölüye ulaşmamasidır.

Ahmed ibni Hanbel ile diğer alimler topluluğu ve Şafi´î ashabından bazı alimlere göre, Kur´an sevabı Ölüye ulaşır. Kur´an okuyan kimsenin, okuma işi tamamlandıktan sonra şöyle duâ etmesi uygundur: "Allah´­ım! Okuduğum Kur´anın sevabını falana (ruhuna) ulaştır." En doğrusu­nu Allah bilir. Ölüyü övmek ve iyiliklerini anlatmak müstahabdır.

434- Enes´den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki: Ashab, bir cenazeye rasgeldiler ve onu hayırla övdüler. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

- "Vacib oldu", buyurdu. Sonra başka bir cenazeye uğrayınca, onu kötülükle andılar. Buna da Hazreti Peygamber yine:

"Vacib oldu", buyurdu. Ömer ibni Hattab (Radıyallahu Anh) sor­du:

- Vacib olan nedir Peygamber Sallallahu Aleyhi ye Sellem buyurdu: "Şu hayırla andığınız kimseye Cennet vacib oldu. Şu kötülükle andı­ğınız kimseye de Cehennem vacib oldu. Siz, yeryüzünde Allah´ın şahidle-risiniz."[88]

435- Ebu´l-Esved´den rivayet edildiğine göre şöyle anlatmıştır: Medi­ne´ye vardım ve (halife) Ömer ibni Hattab´ın huzurunda oturdum. Ora­da bulunanların yanından bir cenaze geçti. O cenaze hayırla anıldı.ömer:

- Vacib oldu, dedi.Sonra başka bir cenaze geçti. Yine, o da hayırla anıldı. Ömer:

- Vacib oldu, dedi. Sonra üçüncü bir cenaze geçince, kötü bir insan olmakla anıldı. Buna da Ömer:

- Vacib oldu, dedi. Ebu´l-Esved der ki, ben sordum:

- Ey müminlerin Emîri, vacib olan nedir Hazreti Ömer Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şu sözüne dayanarak söyledim:

"Hangi müslümana dört kişi hayırla şahidlik ederse, Allah onu Cen­nete kor." Biz sorduk:

- Üç kişi şahidlik ederse de mi Peygamber buyurdu:

"Üç kişi de (şahidlik ederse, cennetlik olur)... Biz yine sorduk:

- İki kişi (şahidlik ederse de mi) Peygamber:

iki kişi de" buyurdular. Sonra biz ona bir kişinin şahidliğinden sorma­dık. "[89]

Bu anlattığımız hadîslerin benzeri çoktur. En doğrusunu Allah bilir.


Ölülere Sövmenin Yasaklığı


436- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Ölülere sövmeyiniz; çünkü onlar yaptıklarına kavuşmuşlardır. "[90]

437- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) Tirmizî´nin zayıf gördü­ğü bir isnadla rivayet edildiğine göre, demiştir ki,Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ölülerinizin iyiliklerini anlatın; onla­rın kötülüklerinden (onları söylemekten) kaçının. [91]

Derim ki, alimler şöyle söylemiştir: Fışkı ortaya çıkmamış olan bir müs-lünıan ölüye sövmek haramdır. Amma kâfirin ve fışkı meydana çıkmış müslümanm ölüsüne sövmek konusunda selef (önceki) alimlerin ihtilâfı vardır ve karşılıklı deliller ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak bu bölümde an­lattıklarımızla ölülere sövmek yasaklanmıştır.

Kötü insanlara sövmeye ruhsat hakkında çok şeyler nakledilmiştir. Bun­lardan bir kısmım Cenabı Hak Kur´anı Kerimde bize beyan buyuruyor, okunmasını ve okutulmasını bize emrediyor.

Bunlardan bir çokları da hadîsler olup Buharî´nin Sahîh´inde vardır. Nitekim, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in anlattığı Amr ibni Lü-hayy hakkındaki hadisi (ki, Hazreti ibrahim´in dininden ilk olarak dön­mekle kötülenene dair hadîs), hacılara çomağı ile kötülük yapan Ebû Riğâl´ın kıssası, yine AHah´dan mağfiret dilemeyip iman etmeyen İbni Cud´-an´ın kıssası ve bunlardan başka kıssalar.

Bir de, daha önce anlattığımız, ashabın rasgelip de kötülükle andıkla­rı ve Peygamberin ashabı yasaklamadığı sahîh hadis de, bunlardandır. Yasaklamak şöyle dursun, "Cehennem ona vacibdir" buyurdu.

Bu delilleri bir araya getirip hüküm vermek hususunda alimler bir takım görüşler üzerinde ihtilâf etmişlerdir. Bunların en sahih ve en güvenileni şu:

Kâfirlerin kötülüklerini söylemek caiz olur. Ama müsiümanlardan fışkı, yahud bid´atı yahud bunlara benzer halleri açık olanlardan ibret almak ve insanları korkutmak için, onların kötülüklerini söylemek yine caizdir. Bu, ihtiyaç duyulan bir hal karşısında, ya söylediklerinden kaçındırmak, yaptıkları işe uymaktan sakındırmak için caiz olur. Eğer böyle bir gerek yoksa, müslüman ölülerin kötülüklerini söylemek caiz olmaz. îşte bütün deliller bu açıklamaya göre değerlendirilir. Zaten sağlam olmayan riva­yetlerin kabul edilmemesi üzerinde alimler ittifak etmişlerdir. En doğ­rusunu Allah bilir.


Mezarları Ziyaret Edenin Okuyacağı Dualar


438- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem evimde bulunduğu her gece, gecenin son kısmında Bakî´ mezarlığına çıkıp şöyle derdi:

"Esselâmu aleyküm dârekavmin mü´minîn veetâküm mâ tûadûn, ğa-den müecceîûn, ve innâ in şâellâhu biküm lâhikûn. Aİlâhümmeğfîr H ehli bakî´il-ğarkadi,´´

(Selâm üzerinize olsun, ey mü´minler topluluğu! Vadedildiğinize ka­vuştunuz. Ecriniz yarına (kıyamete) ertelenmiştir. Biz de Allah dilediği zaman size kavuşacağız. Allah´ım! Bakî´ul-Ğarkad mezarlığında yatan­lara mağfiret buyur. "[92]

439- Yine Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine gö­re, o şöyle demiştir: (Sordum), ey Allah´ın Resulü! Mezarları ziyarette nasıl söyleyeyim Buyurdular ki, şöyle söyle:

"Esselâmu ala ehli´d-diyâri mine´1-mü´minine ve´1-müslimîne veyer-hamullâhu el-müstakdimîne minküm ve minnâ ve´1-müsta´hırîne ve innâ in şâelîâhu biküm lâhikûn."

"(Mezarlarında yatan) müzminlerle müslümanlar topluluğuna selâm olsun. Dünyadan göçüp giden siz ölülere ve ölmeyip geride kalan bizlere Allah rahmet etsin. Allah dilediği zaman, biz de size kavuşacağız."[93]

440- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) sahîh isnadlarla rivayet edil­diğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem mezarlığa çıkıp şöyle dedi:

"Esselâmü aleyküm dâre kavmin mü´minîn veinnâ in şâellâhu biküm

lâhikûn."

(Selâm üzerinize olsun, ey mü´minler topluluğu!. Allah dilediği za­man, biz de size kavuşacağız)."[94]

441- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre şöyle anlatmıştır:

Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medîne mezarlarına uğradı da yüzünü onlara çevirerek şunu söyledi:

"Esselâmü aleyküm yâ ehh´I-kubûri. Yeğfirullâhu lenâ ve leküm. En-tüm selefunâ ve nahnü bi´1-eseri."

"Allah´ın selâmı üzerinize olsun, ey mezarlarda yatanlar! Allah bize ve size mağfiret buyursun. Siz bizim öncümüzsünüz; biz de izinizdeyiz (ar­kanızdan geleceğiz)."[95]

442- Büreyde´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, o şöyle an­latmıştır: "Ashabı Kiram, mezarları ziyarete çıkıp gittikleri zaman, şöyle demelerini, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara öğretirdi:

"Esselâmü aleyküm ehle´d-diyâri mine´l-mü´minîne. Ve innâ inşâellâ-hu biküm lelâhikün. Es´eîüllâhe lenâ ve leküm e´1-âfiyete."

"Selâm üzerinize olsun, ey mü´minlerden ibaret mezar halkı! Muhak­kak biz de, Allah dilediği zaman size kavuşacağız. Allah´dan bize ve size afiyet dilerim."[96]

Biz, nese´î ve îbni Mace´nin kitablarında da böyle rivayet ettik. Ancak "size kavuşacağız" sözünden sonra şu ifade ilâve olarak vardır:

"Entüm lenâ feretun ve nahnü leküm tebe´ûn"

"(Sizin acınıza sabretmekle) siz, bize bir mükâfat sebebi oldunuz. Biz de, sizin arkanızdan geleceğiz."

443- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre: "Pey­gamber sallallahu Aleyhi ve Sellem, Bakî´ mezarlığına varıp şöyle dedi:

"Esselâmü aleyküm, dâre kavmin mü´minîn. Entüm lenâ feretun ve innâ biküm lâhikûn."

"Selâm üzerinize olsun, ey (mezarlardaki) mü´minler topluluğu. Siz, bize mükâfat sebebisiniz (çünkü sizin acılarınıza sabrederek sevab aldık). Biz de size kavuşacağız. Allah´ım! (Onların yüzünden kazanılacak) sevab-dan bizi mahrum etme ve onlardan sonra da bizi sapıtma."[97]

Mezarlıktaki ölülere, diğer ölülere ve bütün müslüman Ölülere çokça duâ etmek, Kur´an okuma ve zikir yapma sevabını iletmek ziyaretçi için müstahabdır. Yine ziyareti çok yapmak, hayırlı ve faziletli kimselerin me­zarları yanında fazla beklemek müstahabdır.



Bir Mezar Başında Çırpınarak Ağlayanziyaretçiyi Bir Kimsenin, Onu Engellemesi, Sabrı Tavsiye Etmesi Ve Yine Dine Aykırı Şeylerden Alıkoyması.


444- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, şöyle anlat­mıştır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir mezar yanında ağlamakta olan bir kadına rasgeldi. (Ona), Allah´dan kork ve Sabret, dedi [98]

445- İbni Hasâsiye diye tanınan Beşir ibni Ma´bed´den (Radiyallahu Anh) hasen bir isnadla rivayet edildiğine göre, şöyle anlatmıştır:

"Ben, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile yürürken bir de bak­tı ki, adamın biri, mezarlar arasında ayakkabılarıyla dolaşıyor, Hazreti Pey­gamber ona şöyle dedi: Ey Sibtiyyeteyn (adındaki lüks ayakkabılar) sahi­bi, ayakkabılarını (çıkarıp) bırak; (çünkü orası öğünme ve kibirlenme yeri değildir.)"[99]

(Mezhebimizde, (Hanefilerde) ayakkabılarla mezarlıklarda gezmek ya­sak değildir, buradaki yasaklık, ya ayakkabılardaki pislikten, ya da kibir ve azamet belirtisi taşıyan gösterişli ayakkabılardan dolayıdır. Mezar zi­yareti, insana tevazu ve mahviyeti yaşatmayınca, mezar ziyaretindeki maksat elde edilememiş demektir. -Mütercim-)

İyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymak işinin farz olduğu üzerinde imamların ittifakı vardır. Bunların delilleri, Kur´anda ve hadîslerde her­kes tarafından bilinmektedir. En doğrusunu Allah bilir.



Zâlimlerin Mezarlarına Ve Helak Edildikleri Yere Uğrayınca Ağlamak, Allah Teâlâ Hazretlerine İhtiyaç Göstermek Ve Bundan Gafil Olmaktan Sakınmak


446- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre; Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, (Tebük savaşında) Semûd diyarında-ki Hicir bölgesine vardıkları zaman, ashabına şöyle buyurdu: "Şu azab çekenlerin yanına ağlayarak girin. Eğer ağlamayacaksanız onların yanına

gitmeyin. Çünkü ağladığınız takdirde, onlara isabet eden musibet size isabet etmez."[100]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Tirmizî. Nesâî. İbn-i Mâce. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadîstir.)

[2] Buhârî.

[3] Buhârî. Müslim. Muvatta´. Ebü Dâvud. Tirmizî.

[4] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud.

[5] Buharı. Müslim

[6] Buhari

[7] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[8] Müslim.

[9] Ebû Dâvud. Tirmizî. Hâkim. Ahmed b. Hanbel. Tirmizî demiştir ki, bu hadiss hasendir. Et-Hakim Ebû Abdullah Sahîhayn üzerine yazdığıkitabında demiştir ki ,Buhari nin şartı üzere bu hadis sahihdir.

[10] Ebü Dâvud.

[11] Tirmizî. (Tirmizî der ki, bu hadîs hasendir, sahîhdir.)

[12] Tirmizî. İbn-i Mâce. Nesâî. Hâkim. (Tirmizî, bu hasen hadistir, demiştir.

[13] Müslim. Tirmizî. Nesâî. ibn-İ Mâce. (Tirmizî demiştir ki, bu sahih olan hasen bir hadistir.)

[14] Buhârî!

[15] İbn-i Sünnî.

[16] İbn-i Sünnî.

[17] İbn-i Sünnî.

[18] Müslim

[19] İbn-i Sünnî. Tirmizî. Ahmed b. Hanbel. İbn-i Mâce.

[20] Buhârî. Müslim.

[21] Buhârî. Müslim.

[22] Buhârî.

[23] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[24] Buhârî.

[25] Tirmizî. İbn-i Mâce.

[26] Buhârî.

[27] Müslim.

[28] Buhârî.

[29] İbn-i Mâce. İbn-i Sünnî.

[30] Tirmizî. İbn-i Mlce. (Tirmizî demiştir ki, bu haais, hasendir.

[31] İbn-i Mâce. İbn-i Sünnî.

[32] Kur´ân-ı Kerim, İsrâ Sûresi: 34

[33] kur´ân-ı Kerim, Bakara Sûresi: 177

[34] İbn-i Sünnî.

[35] Tirmizî. İbn-i Mâce, Nesâî

[36] Buhârî. Müslim. Muvatta. Tirmizî.

[37] Ebû Dâvud. Hâkim.

Ebû Hakim Ebû Abdullah, Sahİhayn üzerine yazmış olduğu "El-Müstedrek" adlı kitabında demiştir ki, bu, isnadı sahih bir hadistir.)

[38] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadîs hasendİr, sahihdir).

[39] Müslim, Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[40] Beyhakî.

[41] Müslim. Tirmizi. Ebû Dâvud.

[42] Ebü Dâvud. İba-i Mâce.

[43] Müslim. Ebû Dâvud. Ahmed b. Hanbel. Tirmizî. İbn-i Mâce. Nesâî.

[44] Ebû Dâvud. İbn-i Mâce. Nesâî.

[45] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadîs hasendir.)

[46] Buhârî.

[47] İbn-i Sünnî.

[48] İbn-i Sünnî. Nesâî. Ahmed b. Hanbel

[49] Buhâri. Müslim. Tirmizî. Nesâî.

[50] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[51] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[52] Müslim. Tirmizî.

[53] Ebû Dâvud.

[54] Buhârî. Müslim.

[55] Buhârî. Müslim. Nesâî.

[56] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud.

[57] Tirmizî. Beyhakî. (Bunun İsnadı zayıftır.)

[58] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bunun isnadı kuvvetli değildir.)

[59] Ebû Dâvud. Nesâî. Ahmed b. Hanbel. Nesâî. Hâkim.

[60] İbn-i Mâce. Beyhakî

[61] Kur´ân-ı Kerim, Mâide Sûresi: 2

[62] Buhârî. Müslim.

[63] Nesâî.

[64] Tirmizî. İbn-i Mâce. (Tirmizi deca;şth ki, bu hadis hasendir.)

[65] Tirmizi. Yine AbduIIah´dan bir rivayet vardır ki, orada hadis Peygambere kadar yükseltihnemiştir. Tirmizi der ki, bu hadis, merfu ciandan daha sahlhdir. Tirmizî her iki rivayeti de zayıf gör­müştür.)

[66] Buhari Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. Muvatta´

[67] Ebû Dâvud. Tirmizî. (Tirmizî, bunu zayıf görmüştür.

[68] Beyhakî. Sünen-i Kebîr. Hâkim, El-Müstedrek.

[69] Müslim.

[70] Ebû Dâvud. Tirmizî. Beyhakî. Hâkim Ebu Abdullah demiştir ki, Buharı ve Müslim´in şanı üzere tu hadis sahihtir.

[71] Ebû Dâvud. İbn-i Mâce.

[72] Ebû Dâvud. İbn-i Mâce.

[73] Ebû Dâvud. İbn-i Mâce. Sahih İsnadla.

[74] Kur´ân-ı Kerîm. Bakara Sûresi: 201.

[75] Beyhakî. Sünen-i Kebîr. Hakîm. Tahâvî. (Hâkim Ebû Abdullah, bu sahih hadistir, demiştir.)

[76] Ebû Dâvud. Ttrmizî. Beyhakî. Hâkim. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis hasendir.)

[77] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[78] Müslim.

[79] Ebû Dâvud. Beyhakî.

[80] Beyhakî.

[81] Buhârî. Muvatta´.

[82] Buhârî.

[83] Müslim.

[84] Müslim.

[85] Kur´an-ı Kerim, Haşir Sûresi: 10

[86] Müslim.

[87] Ebû Dâvud.

[88] Buharı. Müslim. Tirmizî. Nesâî.

[89] Buhârî, Tirmizı. Nesâî.

[90] Buhârî. Ebû Dâvud. Nesâî.

[91] Ebû Dâvud. Tirmizî.

[92] Müslim. Nesâî.

[93] Müslim

[94] Ebû Davut. Nesaı. İbn Mâce, Müslim.

[95] Tirmizi. Tirmizî demiştir ki, bu hadis hasendir.

[96] Müslim. Nesaî. İbni Mâce

[97] İbni Sünnî. Ahmed b. Hanbel. İbni Mâce.

[98] Buhârî. Müslim.

[99] Ebû Dâvud. Nesâî. İbni Mâce.

[100] Buhârî. Müslim.


Ölümü Çok Anmak Müstahabdır
Hastanın Ailesine Ve Yakınlarına Hastadansormanın Müstehablığı Ve Sorulardan Cevab Alma
Hasta Ne Söyler, Yanında Ne Söylenir, Ona Ne Okunur, Hali Nasıl Sorulur
Hastalara Okunacak Şifâ Duaları
Vücut Ağrılarına Karşı Okunacak Şifâ Duaları
Hastaya, Hasta Sahibinin Ve Ona Hizmet Edenin İyilik Tavsiye Etmesi, Zor Ve Zahmetli İşine Katlanıp
Sabretmesi
Baş Ağrısı, Ateş Ve Bunlardan Başka Ağrılar İçin Okunacak Dualar
Kızgınlık Olmaksızın, Sabırsızlıkla Telaş Göstermeksizin Hastanın Halini Açıklamasında Ve Bende Ağrı
Var, Ateşim Var Yahud Bunlara Benzer Söz Söylemesi Caiz Olduğu Gibi, Kerahet De Yoktur
İnsanın Başına Gelen Bir Zarar İçin Ölümü İstemek Mekruh İse De, Dinindeki Bir Fitneden Korkunca
Onu İstemek Caizdir
Ölümün Kutsal Yerlerde Olması İçin Duâ Etmenin Müstehaplığı
Hastanın Gönlünü Hoş Tutmak Müstehabdır
Hasta Kimse, Akıbetinden Korkunca, Onun Korkusunu Gidermek Ve Rabbına Karşı Zannını Güzel
Yapmak İçin Ona Güzel İş Ve Hallerinin Söylenerek Övülmesi
Hastanın İştahını Sormak
Hastadan Ziyaretçilerin Dua İstemesi
Hastaya İyileştikten Sonra Öğüt Vermek Tevbe Ve Adak Gibi, Allah´a Verdiği Sözde Durmayı Ona
Hatırlatmak
Sağlığından Ümidini Kesenin Okuyacağı Dualar
Ölünün Gözü Kapatılınca Okunacak Dualar
Ölü Yanında Okunacak Dualar
Ölü Sahihlerinin Okuyacağı Dualar
Arkadaşının Ölüm Haberini Duyanın Okuyacağı Duâ
İslâm Düşmanı Birisinin Ölüm Haberini Duyanın Okuyacağı Duâ
Ölü Üzerine Feryad Edip Ağlamak Ve Cahiliyet Duası İle Dua Etmek Haramdır
Taziyede Bulunmak (Sabır Dileğinde Bulunmak)
Taziyeyi Umumi Yapmak
Taziye İçin Oturup Beklemek Mekruhtur
En İyi Taziye Sözleri
Müslümanlar İçinde Ortaya Çıkan Bazı Taun (Veba) Hastalıkları
Ölü Sahihlerine Ve Akrabasına Ölümü Bildirmenin Cevazı Ve Haberi Yaymanın Keraheti
Ölü Yıkanırken Ve Kefenlenirken Okunacak Dualar
Cenaze Namazı Ve Duaları
Cenaze İle Yürüyen Kimsenin Okuyacağı Dualar
Cenazeyi Gören Yahud Cenaze İle Karşılaşanların Okuyacağı Dualar.
Ölüyü Mezara Koyanın Okuyacağı Dualar
Ölü Gömüldükten Sonra Okunacak Dualar
Gömüldükten Sonra Ölü Üzerine Yapılan Telkin
Ölünün Vasıyyeti:
Belirli Bir İnsanın Kendi Namazını Kıldırmasını Vasıyyeti Yahud Özel Bîr Yerde Ve Özel Birşekilde Gömülmesini İstemesi Veya Buna Benzer Kefen Ve Diğer İşlerden Yapılması Yahud Yapılmaması Gerekenler
Ölünün Ardından Yapılan Duanın Ölüye Fayda Vermesi
Ölülere Sövmenin Yasaklığı
Mezarları Ziyaret Edenin Okuyacağı Dualar.
Bir Mezar Başında Çırpınarak Ağlayanziyaretçiyi Bir Kimsenin, Onu Engellemesi, Sabrı Tavsiye Etmesi Ve Yine Dine Aykırı Şeylerden Alıkoyması
Zâlimlerin Mezarlarına Ve Helak Edildikleri Yere Uğrayınca Ağlamak, Allah Teâlâ Hazretlerine İhtiyaç Göstermek Ve Bundan Gafil Olmaktan Sakınmak.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Başa Gelen Ve Gelecek Işler Için Yapilacak Dua
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 06:06 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

BAŞA GELEN VE GELECEK İŞLER İÇİN YAPILACAK DUA


Bil ki, daha önceki bölümlerde anlattığım duâ ve zikirler, her gün sıra üzere tekrarlanan şeylerdir. Fakat şimdi söyleyeceğim duâ ve zikirler, bir takım sebeb ve olaylar üzerindeki vakitler içindir. Bu itibarla bunlarda bir sıra gözetmesi yoktur.


İstihare Duası


312- Câbir ibni Abdillah´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiği­ne göre şöyle demiştir:

"Resülüllah sallallâhu Aleyhi ve Sellem, her işimizde, bize Kur´an-dan sûre Öğretir gibi, îstihâre´yi öğretir, buyururdu:

Sizden biriniz, bir işi tasarladığı zaman (kararsızlık halinde iken), farz namazdan başka iki rekât namaz kılsın, sonra şöyle duâ etsin.

"Allâhümme innî estehîruke bi ılmike ve estakdiruke bikudretike ve es ´elüke min fazlike ´Lazım. Feinneke tagdîru ve lâ agdiru ve ta ´lem u velâ a´lemü ve ente allâmü´l-ğuyûb. Allâhümme in künte ta Iemü enne hâzel emra hayrım lîfîdînî ve meaşî ve âgıbeti emrî, âcili emrî ve âcilihî fagdür-hü lî ve yessirhü lî sümmebârik lîfîhi ve in künte ta ´îemü enne hâzel emra şerrun lifi dînî ve meaaşî ve aagıbeti emrî aadli emrî ve âciîihî, feasrifhü annî vagdürliyel hayra haysü kâne sümme razzınî bihî.

(Allah´ım! Senin ilminle Senden hayır istiyorum. Senin kudretinle Sen­den güç istiyorum ve Senin büyük fazlından Senden istiyorum: çünkü Se­nin gücün yeter, benim gücüm yetmez; Sen bilirsin, ben bilmem ve Sen gayıblan hakkıyla bilensin. Allah´ım! Eğer bu işin, dinim, geçimim ve işi­min sonu için hayırlı olduğunu biliyorsan, (yahud işimin dünya ve âhiret için hayırlı olduğunu biliyorsan) onu bana takdir et. Sonra da onda bana bereket ver. Eğer bu işin, dinim için, geçimim ve işimin sonu için kötü olduğunu biliyorsan (yahud dünya ve âherit İşim için kötü olduğunu bili­yorsan), onu benden sav ve bana hayır nerede ise onu takdir et. Sonra da o işe beni razı kıl). Bu duayı yaparken dileğini de insan söyler (diye Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, buyurmuştur). [1]

Alimler demiştir ki, şu anılan duâ ve iki rekât namazla istihare yap­mak müstahabdır. Nafile namazla olduğu gibi, müekked sünnetlerle, Tahiyye-i Mescid namazı ile ve diğer nafilelerle de olur. Birinci rekâtta Fatiha´dan sonra "Kâfirûn" ve ikinci rekâtta "îhlâs" sûreleri okunur. Eğer namaz kılamıyacak bir durum olursa, yalnız duâ ile istihare yapılır. Bu duaya, Allah´a hamd ederek, Peygambere de Salâtü Selâm getirerek başlayıp yine bunlarla bitirmek müstahabdır.

Zikredilen sahîh Hadîsin açık ifadesinden anlaşıldığı üzere, her iş için istihare yapmak müstahabdır. istihare yapıldıktan sonra da, kalbe gelen ferahlık uyarınca iş yapılır. En iyisini Allah bilir.

313- Ebu Bekir´den (Radiyallahu Anh) zayıf bir isnadla rivayet edildiği­ne göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir iş yapmak istediği za­man şöyle buyururdu:

"Allah´ım, bana (bu işi) hayırlı yap ve hayırlı olanı takdir et."[2]

314- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:" Ey Enes! Bir iş tasarladığın zaman, o iş için yedi defa Rabbine İstihare et sonra, kalbine geçene bak; çünkü hayır oradadır."[3]


Şiddet Sıkıntı Ve Felâket Anlarında Okunacak Dualar Ve Zikirler


315- Ibni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sıkıntı anında şöyle derdi:

"Lâ ilahe illâllâhu´l-azîmu´l-halîmü. Lâ ilaheillâllâhu rabbü´l-arşi´i-azıtni. Lâ ilahe illâllâhu rabbü´s-semâvâti ve rabbu´1-arzı. Rabbu´I-arşi´l-kerîm"

(Halım olan, büyük olan ANah´dan başka ilâh yoktur. Büyük Arş´in Rabbi olan Allah´dan başak ilâb yoktur. Göklerin ve yerin Rabbı olan Allah´dan başka ilâh yoktur; O, kerîm olan Arş´ın Rabbıdır)." Müslim´­in rivayetinde: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e Üzüntü veren bir iş geldiği zaman bu duayı okurdu," şeklindedir.[4]

316- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e üzüntü ve keder veren bir iş geldiği zaman şöyle derdi:

"Ya hayyu yâ kayyûmu birahmetike estağîsü." (Ey Hayy ve Kayyûm olan (ölmeyen ve her şeyi idare eden Allah), rah­metinle Senden yardım istiyorum...)"[5]

317- Ebû Hüreyre´den (Radıyaiîahu Anh) rivayet edildiğine göre, Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e bir iş üzüntü verdiği zaman, başını göğe kaldırıp buyururdu:

"Sübhânellâhi´l-azîmi."

(Yüce olsm ARah, sütün noksanlıklardan münezzehtir)" Fazla duâ edince de:

"Yâ hayyu, yâ kayyûmu" der idi.[6]

318- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in en çok yaptığı duâ şu idi:

"Allâhümme âtinâ fi d-dünyâ haseneten ve fi´1-ahirati haseneten ve kına azâbe´n-nâr."

(Allah´ım! Bize hem dünyada iyilik ver, hem âhirette iyilik ver ve bizi ateş azabından koru!)

Müslim, rivayetinde ziyade yaparak demiştir ki: Enes, bir davet ve iş için duâ etmek istediği zaman bu duayı yapardı.[7]


Şiddet, Sıkıntı Ve Hastalar İçin Okunacak Duâ


319- Abdullah ibni Cafer´den, o da Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet ettiğine göre, şöyle demiştir: "Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem, bana şu sözleri telkin etti ve bana şiddet ve sıkıntı hali geldiği zaman onları söylememi bana emretti:

"Lâ ilahe fflâüâhu´l-kerîmu el-anmü sübhânehu tebârekellâhu rabbu´l-arşi´l-azîmi. Eihamdü lilîâhi rabbi´î-âlemîn.

(Büyük olan, Kerîm olan Allah´dan başka ilâh yoktur. O, noksanlık­lardan münezzehtir. Büyük Arş´ın Rabbı olan Allah her şeyden yücedir Hamd, âlemlerin Rabbı Allah´a mahsustur)." Abdullah ibni Cafer, bu sözleri telkin edip öğrettirdi ve ateşli hastaya bunları üfürürdü. Ayrıca kızlarından yabancılarla evlenene bunları öğretirdi.[8]

320- Ebû Bekre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

"Üzüntü ve sıkıntılı kimsenin duaları şunlardır:

Allâhümme rahmeteke ercû, felâ tekilnîiîâ nefsî tarfete aynin ve as-Hh lî şe´nî küllehû. Lâ ilahe illâ ente.

(Allah´ını! Senin rahmetini istiyorum; göz kırpması kadar bir zaman beni nefsime bırakma ve bütün halimi düzelt. Senden başka ilâh yoktur)"[9]

321- Ümeys´in kızı Esma´dan (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana buyurdu: "Sıkıntı ve üzüntü zamanında söyleyeceğin sözleri sana öğreteyim (Şöyie dersin):

"Allahu Allâhu rabbî, lâ üşrikü bihî şey´en."

(Benim Rabbîmdir Allah Allah, O´na hiç bir şeyi ortak koşmam) "[10]

322- Ebû Katade´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sıkıntı ve musibet anında, âyetelkürsiyyi ve bakare süresinin son ayetlerini oku­yan kimseyi, Allah Azze ve Celle kurtarır."[11]

323- Sa´d ibni Ebî Vakkas´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle dediği-ni işittim.

"Ben bir söz biliyorum; onu söyleyen bir dertliden muhakkak sıkıntı açılır gider. Bu da, kardeşim Yunus´un (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

"Lâ ilahe illâ ente sübhâneke innî küntü mine´z-zâlimîn." diye yutulduğu balığın karanlık karnındaki duâsıdir. (Senden başka bir ilâh yoktur; sen bütün noksanlıklardan münezzehsin. Ben, nefsine zul­medenlerden oldum). "[12]

Bu hadîsi Tirmizî, Sa´d Hazretlerinden rivayet etti ve Sa´d dedi ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Zü´n-Nûn (Yûnus Aleyhisselâm), balığın karnında iken Rafebine et­miş olduğu dua şu idi:

"Lâ ilahe illâ ente sübhâneke innî küntü mine´z-zâlimîn."

(Senden başka ilâh yoktur; sen bütün noksanlıklardan münezzehsin. Ben, nefsine zulmedenlerden oldum.) Herhangi bir şey hakkında bu dua­yı yapan müslüman bir adamın, muhakkak duasını Allah kabul eder."


İnsan Korktuğu Yahud Korkutulduğu Zaman Okuyacağı Dualar


324- Sevban´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i bir şey korkuttuğu zaman buyururdu:

"Hüvellâhu, Allâhu rabbî lâ şerîke leh." (Büyük Allah, Rabbimdir Allah. Onun ortağı yoktur)."[13]

325- Amr b. Şuayb´ın dedesinden rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, korkudan korunmak için şu sözleri onlara öğretirdi:

"Eûzü bikelimâtillâhi-ttâmmeti min gazabihi ve şerri ibâdihi ve min hemezâti´ş-şeyâtîni ve en yahdurûni,"

(Allah´ın gazabından, kul Sarının şerrinden, şeytanların dürtüşlerinden ve yanımda bulunmalarından Allah´ın tam kelimelerine (Kur´an´ına) sığınırım)"[14]

Abdullah ibni Amr, bu kelimeleri olgunluk çağındaki oğullarına öğre­tirdi ve küçükler için de onları yazıp üzerlerine takardı.


Üzüntü Yahud Bir Keder İsabet Edince Okunacak Dualar


326- Ebû Musa Ei-Eş´ârî´den (Radıyalîahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seîlem şöyle buyurdu: "Kime bir keder yahud bir üzüntü İsabet ederse, şu kelimelerle duâ edip söylesin.

"Ene abdüke ibnüabdike, ibnü emetike, fîkabzatike. Nâsiyetî biyedike. Mazın fiyye hükmüke. Adlün fiyye kazâuke. Es´elüke bikülli İsmin huve leke, semmeyte bihînefseke ev enzeîtehû fîkitâbike evallemtehû ehaden min halkıke ev iste´serte bihî ilmi´1-ğaybi indeke en tec´ale´î-kur´âne nura sadrı ve rebîa kalbî ve celâe hüznf ve zehâbe hemmî.

(Senin kudretin altında, ben Senin kulunum, erkek kulunun ve dişi kulunun da oğluyum. Boynum Senin kudret elindedir. Hükmün bana ge­çerlidir. Hakkımdaki hükmün adalettir. Kendim adlandırdığın özüne has bütün isimlerle, yahud kitabında indirdiklerinle yahud yaratıklarından bi­rine öğrettiğin isimlerle yahud katında seçtiğin gayb ilmindeki isimlerle Senden istiyorum ki, Kur´ân´ı göğsümün nuru, kalbimin n eş´esi, kederi­min izalesi, üzüntümün gidişi yapasın.) Peygamberin bu sözleri üzerine meclisteki adamlardan biri:

- Ey Allah´ın Resulü! Asıl aldanmış olan, bu sözleri söylemediğinden aklanandır.

Peygamber:

- Evet,´ bunları söyleyiniz ve onları öğretiniz; çünkü bunları, taşıdıkları manalardaki şeyleri isteyerek söyleyenin, Allah üzüntüsünü giderir ve ferah­lığını uzatır, buyurdu."[15]


Bir Tehlikeye Düşünce Okunacak Duâ


327- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Resûlüllah buyurdu:

"Ey Ali! Bir tehlikeye düştüğün zaman söyleyeceğin bir takım sözleri sana öğreteyim mi Ben dedim ki:

- Evet; Allah beni sana feda kılsın... Buyurdular:

- Bir tehlikeye düştüğün vakit şunları söyle:

"Bismillâhi´r-rahmâni´rrahîm, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi´l-aîıyyi´1-azîm."

(Rahman ve Rahîm olan Allah´ın adıyla... İbâdetlerde başarı ve kö­tülüklerden korunma ancak yüce ve büyük olan Allah´ın kuvvet ve kud­ret iyled ir.) Bu sözler sebebiyle Allah Teâlâ, dilediği belâ çeşitlerini uzak­laştırır. "[16]



Bir Toplumdan Korkanın Okuyacağı Duâ


328- Sahîh bir isnadla Ebû Musa El-Eş´ârî´den (Radıyallahu Anh) ri-

vayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir toplum­dan (bir kavmin şerrinden) korktuğu zaman buyururdu:

"AUâhümme innâ nec´alüke fınuhûrihim ve neûzü bike min şurûrihim." (Allah´ım! Düşmanların kötülüklerini defetmeni Senden istiyoruz ve kötülüklerden Sana sığınıyoruz.)"[17]


Saltanat Sahibinden Korkanın Okuyacağı Duâ


329: İbni Ömer´den (Radıyailahu Anhüma) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir sal­tanat sahibinden yahut başkasından korktuğun zaman söyle:

"Lâ ilahe illâllâhu el-halîmu el-hakîmu sübhâneüâhi rabbi´s-semâvâti´s-seb´i rabbi´l-arşi´l-azîmi lâ ilahe illâ ente azze cârüke ve ceîle senâüke.

(Hafim ve Halân olan Allah´dan başka ilâh yoktur. Büyük Arş´in Rab-bı olan, yedi göğün Rabbi olan Allah, bütün noksanlıklardan münezzeh­tir. Senden başka ilâh yoktur. Sana sığınan azizdir ve Senin övgün bü­yüktür.) "[18]

Bundan önceki bölümde geçen Ebû Musa´nın naklettiği hadîsi söyle­mek müstahabdır.


İnsanın Düşmanına Bakınca Okuyacağı Dua


330: Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir savaşta idik. Düşmanla karşı­laşınca, onun şöyle buyurduğunu işittim:

"Yâ Mâlike yevmi´d-dîn. İyyâke a´budu ve iyyâke esta´înu" (Ey hesab gününün sahibi! Ancak Sana ibâdet ederim ve ancak Senden yardım isterim)" Ben bir takım erkekler gördüm ki, yere seriliyorlardı. Onlara önlerinden ve arkalarından melekler vuruyordu.

Aynı zamanda geçen Ebû Musa´nın (Radıyallahu Anh) hadîsini oku­mak müstahabdır.


İnsanın Karşısına Şeytan Göründüğünde Yahud Ondan Korktuğunda Okuyacağı Dualar


Allah Teâlâ buyurur: "Şeytandan bir vesvese seni dürtüklerse, Allah´a sığın. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir."[19]

Yine Allah Teâlâ buyurur: "Sen Kur´ân´ı okuduğun zaman, ahirete iman etmeyenlerle senin aranda engel olan bir perde yaparız."[20]

Uygun olan, istiâze yapmak (Eûzü Billahi Mineşşeytânirracîm, demek) sonra Kur´ân´dan kolaya geleni okumaktır.

331- Ebu´d-Derdâ´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem namaza durdu. Biz şöyle dediğini işittik:

"Eûzü billahi minke"

(Senden Allah´a sığınırım). Sonra üç defa buyurdu:

"El´anüke bilânetillâhi"

(Seni Allah´ın laneti ile lanetlerim). Sonra eliyle bir şey alır gibi elini açtı. Namazı bitirip namazdan çıkınca sorduk:

- Ey Allah´ın Resulü! Bundan önce, söylediğini duymadığımız bir şeyi namazda söylediğinizi işittik Bir de elinizi açtığınızı gördük Buyurdular: - Allah´ın düşmanı İblis, yüzüme atmak için bir ateş parçası ile geldi. Ben üç defa, senden Allah´a sığınırım, dedim. Sonra şöyle söyledim: Al­lah´ın noksansız laneti ile seni lanetlerim. O üç defa duraklayıp geri çekildi. Sonra ben onu yakalamak istedim. Vallahi, kardeşim Süleyman´ın (aley-hisselâm) duası olmasaydı, o bağlı kalacaktı da, Medine halkının çocuk­ları onunla oynayacaklardı."[21]

Ben derim ki: Şeytanla karşılaşma halinde, ezan okumak uygun olur; çünkü Müslim´in Sahihinde, Ebû Salih´in oğlu Süheyl´den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Babam (Ebû Salih), beni Harise oğullarına gönderdi. Yanımızda da bir arkadaşımız yahud bir kölemiz vardı. Arkadaşımıza, çit arkasındaki bostandan biri, adını vererek seslendi. Yammdaki arkadaş dönüp çit üzerinden baktı, bir şey göremedi. Ben bu olayı babama anlattım. Babam şöyle dedi: Senin böyle bir şeyle karşılaşacağını bileydim, seni gön­dermezdim. Ancak, sen böyle bir ses işitirsen, ezan oku; çünkü Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatan bir hadîsi, Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) işittim: "Şeytan, ezan okunduğu zaman dönüp kaçar."


İnsanın Mağlüb Olduğu (Yenildiği) Bir İşte Okuyacağı Duâ


332- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: "Kuvvetli olan mümin, zayıf müminden daha hayırlıdır ve Allah Teâlâ´ya daha sevimlidir. Bununla beraber her birinde hayır vardır. Sen kendine fayda vereni iste ve Allah´dan yardım dile, asla acizlik gösterme. Başına bir iş gelirse: Ben şöyle yapmış olsaydım, şu ve bu olurdu, deme. Ancak de ki, Allah takdir etti ve dilediği oldu. Çünkü "Eğer" sözü, şeytanın işini açar."[22]

333- Mâlik oğlu Avf´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre; "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki adam arasında (bir dava için) hüküm verdi. Aleyhine hüküm verilen adam dönünce:

"Hasbiyeîlahu ve nîğme´l-vekîl"

(Allah bana yeter; O ne güzel vekil..,) dedi. Bunun üzerine Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: Allah Teâlâ, acizliği kötüler; ancak sen tedbirli ol (gayretli ol). Bir işte yenildiğin zaman:

"Hasbiyellâhu ve m´me´l-vekîl" de..."[23]


Zor Bir İşle Karşılaşınca Okunacak Dua


334- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

"Allâhümme lâ sehle illâ mâ cealtehû sehlen ve ente tecalü´l-hazne izi şi´te sehlen"

(Allah´ım! Senin kolay kıldığından başka bir kolay yoktur. Sen dilediğin zaman, zor (sert ve katı) oianı, kolay ve yumuşak yaparsın."[24]


Geçim Sıkıntısında Okunacak Duâ


335- îbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

"Birinizde geçim darlığı olunca, evden çıktığı zaman şöyle demekten sizi alıkoyan nedir (neden bunları söylemiyorsunuz)

"Bismillâhi ala nefsî ve mâlî ve dînî. Allâhümme raddinî bikazâike ve bâriklîfîmâ kuddirelîhattâ lâ uhibbe ta´cîlemâ ahherte velâ te´hîre mâ accelte."

(Nefsim, malım ve dinim için Allah´ın adıyla yardım Merim. Allah´­ım! Senin kazana (hükmüne) beni razı kıl ve bana takdir edilende bana bereket ver ki, geciktirdiğini ivedilemeyi ve ivedilediğini de geciktirmeyi istemeyeyim."[25]


Afetleri Defetmek İçin Okunacak Duâ


336- Mâlik oğlu Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: "Allah Azze ve Celle bir kula, ehli, malı ve çocuğu hakkında bir nimet vermiştir de, o kul:

"Mâ şâallâhu îâ kuvvete illâ biîlâh."

(Allah´ın dilediği olur, kuvvet ancak Allah´ındır) demiştir; artık o ku­lun, onlar hakkında ölümden başka bir âfet görmesi olamaz."[26]


Az Yahud Çok Bir Musibete Uğrayanın Okuyacağı Duâ


Allah Teâlâ buyurur: "Kendilerine bir musîbet değdiği zaman, Biz al-lah´dan geldik ve ona döneceğiz, söyleyen sabredicileri müjdele: Onlara, Rablerinden mağfiret ve rahmet vardır. Onlar, hidayete erenlerdir. "[27]

337- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Her fe­na işten dolayı, her biriniz istirca yapsın (Innâ lillah ve innâ ileyhi râci´ûn (Biz Allah´dan geldik, yine O´na döneceğiz, desin). Öyle ki, ayakkabısı­nın (kopan) bağına varıncaya kadar... Çünkü bunlar, musibetler­dendir. "[28]


Borcunu Ödemekten Aciz Olan Kimsenin Okuyacağı Duâ


338- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, bir, mükâteb (borçlu köle) kendisine gelip şöyle dedi: Ben azad olma karşılığı olarak ödeyeceğim borcumdan acziyete düştüm; bana yardım et. Hazreti Ali: Resûlüllah Sallalîahu Aleyhi ve Sellem´in bana öğretmiş olduğu bir takım sözleri öğreteyimmi ki, senin üzerinde dağ kadar borç olsa dahi, Allah onu sana Ödetir. Şöyle söyle:

"Allâhümmekfinî bihalâlike an harâmike ve ağninî bifadlike ammen sivâke."

(Haramına karşı beni halâlin ile yetindir, Allah´ım ve Senden başka­sından da, fazlınla beni müstağni kıl (Senden başkasına beni muhtaç etme)."[29]

Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir. Biz daha önce "Sabah ve Ak­şam Ne Söylenir ´ bölümünde, Ebû Davud´un, Ebû Sa´îd El-Hudrî´den rivayet ettiği bir hadîsi anlatmıştık. Ebû Ümame adındaki sahabî´ye, Re-sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurmuştu: Böyle namaz vakti dı­şında mescidde oturup ne düşünüyorsun buyurmuş ve o da: Ya Resûlal-Iah! Dertlerim ve borçlarım, demişti.(Bak. Hadis: 206) Onun içindeki duâ da bu münasebetle okunur.


Yalnızlıkta Okunacak Dualar


339- Velid b. Velid´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki: Ya Resûlallah! Ben kendimde yalnızlık hissediyorum (yalnız ba-şımayım) Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:

"Yatağına girdiğin zaman

"Eûzü bikelimâtiîlâhit´tâmmeü min ğadabihi ve ikâbihi ve şerri ibâdihi ve min hemezâti´ş-şeyâtîni ve en yahzurûni."

(Allah´ın gazabından ve azabından, kullarının şerrinden ve şeytanların dürtüşlerinden ve benimle bulunmalarından, Allah´ın kitabına sığınırım.)

Artık (bunları söyleyince) kötü şeyler sana zarar vermez, yahud sana yak-Iaşmaz."[30]

340- Berâ b. Âzib´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre demiştir ki, yalnızlıktan Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e şikâyet eden bir adam, Peygamberin huzuruna geldi. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ona, şu sözleri çok söyle, buyurdu:

"Sübhâne´I-meliki´l-kuddûsi rabbi´l-melâiketi verrûhi. Cellelte´s-semâ-vâti ve´1-arzı bi´î-ızzeti ve´1-ceberûti

(Meleklerin ve Cebrail´in Rabbı olup noksanlıklardan münezzeh Allah, her şeyin sahibidir, her şeyden yücedir. Göklerle yer, O´nun kudret ve azameti ile yükselmiştir). Adam bu sözleri söyledi de, ondan vahşet git­ti. "[31]


Vesveseye Kapılan İnsanın Okuyacağı Dualar


Allah Teâlâ buyurur:

"Şeytandan bir dürtüş seni dürterse, hemen Allah´a sığın. Allah, her şeyi işitendir; her şeyi bilendir."[32] Allah´ın bize emrettiği ve edeb olarak öğrettiği en güzel Allah´a sığınmadır bu... (Euzü billahi mineşşeytânirra-cîm).

341- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiş­tir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: "Şeytan birinize gelip der ki: Şunu kim yarattı, bunu kim yarattı; hatta Rabbmi kim yarattı diyesiye kadar... (Şeytanın vesvesesi bu duruma ulaşınca, o insan, şey­tandan Allah´a sığınsın (Eûzü billahi mineşşeytânirracîm, desin) ve bu dü­şünceden kaçınsın," Sahîh´deki diğer bir rivayet şöyle: "İnsanlar birbirleri­ne sorup dururlar: Bu yaratıkları Allah yarattı, Allah´ı kim yarattı denilin-ceye kadar... Kim, kendinde böyle bir hal sezerse:

"Amentü billahi ve rusulihi" desin. (Ben Allah´a ve Peygamberlerine îman ettim, desin)."[33]

342- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: "Kim bu şey­tandan bir vesvese kendinde bulursa, üç defa:

"Amenna billahi ve birusulihi."

(Biz, Allah´a ve Peygamberine îman ettik) desin. Çünkü bunu söyle­mek, ondan vesveseyi giderir. "[34]

343- Osman ibni Ebi´l-Âsî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle anlatmıştır: Dedim ki, Ya Resûlallah! Şeytan, benimle namaz ve okuyuşum arasına girerek benim ibâdetimi karıştırıyor Resûlüllah Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: "Bu şeytandır, ona "Hınzeb" denilir.

Bunu hissettiğin zaman, ondan Allah´a sığın ve (Euzü billâhimineşşeytânir-racîm, de) ve üç defa soluna tükür." Ben bunu yaptım da, Allah o şeytanı benden giderdi. Derim ki: Hınzeb yahud Hanzeb, bir şeytan adıdır. As­len, kokmuş bir et parçasına denilir.[35]

344- Güzel bir isnadla Ebû Rumeyl´den rivayet edildiğine göre şöyle anlatmıştır: İbni Abbas´a kalbimde hissettiğim şey nedir dedim. Bana:

- Nedir o dedi. Vallahi onu söyleyemiyorum, dedim. Bunun üzerine bana şöyle buyurdu: Şübheden bir şey mi ve güldü". İlâve etti:

- Allah Teâlâ şu âyeti indirinceye kadar bundan kimse kurtulamamıştır: "Ey Peygamber, sana indirdiğimiz kıssalardan ve haberlerden bilfarz

şübhede isen, senden önce kitab okuyanlara sor. Yemin olsun ki, Rabbin-den sana hak gelmiştir. O halde sakın şübhe edenlerden olma."[36] Sen, kendinde böyle bir şey (şübhe) hissedersen, şu ayeti oku:

"Hüve´l-evvelü ve´1-âhiru ve´z-zâhiru ve´1-bâtmü vehüve bi külli şey´in alîm.

(O, her şeyin evvelidir, her şeyin âhiridir, eserleriyle meydandadır, zatı ile gizlidir. O, herşeyi bilendir)[37]

Üstad Ebu´l-Kâsım El-Kuşeyrî´nin (RahimehuIİah) risalesinde, Ahmed b.Atâ El-Rüzbarî´den (büyük imamdan Radıyallahu Anh) sahîh isnadla rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

Temizlikte (abdest ve taharet işinde) çok titizlikle aşırı gidiyordum. Bir gece, çok su kullanıp döktüğüm halde kalbim yatışmadı ve içim sıkıldı. Dedim ki: Ya Rabbi! Afvını isterim, afvıni... Arkasından hafiften birinin şöyle dediğini işittim: "Bağışlamak ve afvetmek, gerçek olan bir şeyde olur (senin halin bir vesveseden ibarettir)." Bunu duyunca, o hal benden gitti.

Alimlerden biri de şöyle demiştir: Abdest, namaz yahud bunlar gibi işlerde vesveseye düşmüş olan bir kimsenin

"Lâ ilahe illallah"

demesi müstahabdır, çünkü şeytan bu zikri işitince, geri çekilip uzaklaşır. Zira:

"Lâ ilahe illallah"

zikrin başıdır. Bundan dolayıdır ki, hak yola girmeyi isteyenlerin terbiye­cisi olan bu ümmetin seçkinlerinden büyük şahsiyetler, "Lâ ilahe illallah" sözünü, zikir ehline tavsiye etmişler ve buna devam etmeyi emretmişler­dir. Ayrıca demişlerdir ki: Vesveseyi gidermekte en faydalı ilâç, Allah´ı zikre yönelmek ve bunu çok yapmaktır.

Büyük alim, Ahmed b.Ebû´l-Havarî demiştir ki, ben vesveseden, Sü­leyman Darânî´ye şikâyette bulundum. Bana şöyle dedi: Eğer vesvesenin senden kesilmesini istiyorsan, hangi vakitte kendinde onu hissediyorsan ferahlanıp rahat et. Zira sen ferahlanınca o hal senden kesilir. Çünkü mü­minin sevinmesinden daha çok şeytanı kızdıran şey yoktur; eğer vesvese edip kederlenirsen, sana keder ve vesveseyi çoğaltır.

Ben de derim ki, bu söz, bazı alimlerin söylediği şu sözü kuvvetlendi­rir: İmanı kemale eren kimse, vesvese ile müptelâ olur; çünkü hırsız, ha-rab bir eve girmez.


Delirene (Bunamışa) Ve Yılan Kırılana Okunacak Dualar

Fatiha Sûresinin Faziletleri:


344- Ebû Saîd El-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine gö­re şöyle anlatmıştır:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in ashabından bir gurup se­ferlerinden bir sefere çıktılar. Nihayet Arab kabilelerinden bir kabileye indikleri zaman, onlardan misafir kabul edilmelerini istediler. Fakat ka­bile, onları misafir kabul etmedi. O kabilenin reisi de bir yılan tarafından ısırılmış bulunuyordu. Onun tedavisi için her türlü çareye baş vurdularsa da, hiç bir şey ona fayda vermedi. O kabile adamlarından biri dedi ki, şu misafir olmak isteyen adamlara gideydiniz, belki onlarda fayda vere­cek bir şey bulunur. Bunun üzerine adamlara gidip dediler ki: Ey cema­at! Bizim reisimiz yılan tarafından ısırıldı. Onun için her türlü çareye baş vurduk; fakat hiç bir şey ona fayda vermiyor. Acaba sizden birinizde fayda verecek bir şey var mı Ashabdan biri: Vallahi ben, okurum; fakat biz sizden misafir kabul edilmemizi istedik de, vallahi bizi konuklamadımz. Onun için bize bir mükâfat (ücret) vermedikçe size okuyuculuk yapmam, dedi. Bunun üzerine bir bölük koyun vermeleri şartı ile anlaştılar. Sonra adam gitti. Fâtiha´y* okuyup üfledi. Adam bağdan çözülür gibi huzura kavuştu ve yürümeğe başladı. Hiç bir ağrısı kalmadı. Onlar da, anlaştık­ları üzere ücretlerini (bir bölük koyunu) ashabı kirama verdiler. İçlerinden biri: bunları bölün, dedi. Hastayı okumuş olan: Hayır, yapmayın. Biz Pey­gamber Sallaîlahu Aleyhi ve Setiem´e gidelim de, olanı ona anlatalım. Bize ne emir buyuracak ona bakalım, dedi. Onlar topluca Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Seîlem´e vardılar ve ona olayı anlattılar. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurdu: O Fatiha Sûresinin rukye (şifa ayetleri) olduğunu sana kim bildirdi Sonra devam etti: isabet ettiniz, koyunları bölün ve sizinle beraber bana da bir pay ayırın; ve Peygamber Sallalahu Aleyhi ve Sellem gülümse­di." Bu rivayet Buharî´nin lâfzıdır ve rivayetlerin en mükemmelidir.

Bir rivayette şu lafız vardır: "Fatiha´yı okuyordu ve tükrüğü toplayıp (hastaya) püskürtüyordu. Adam da iyileşmişti."[38]

345- Abdurrahman b. Ebî Leylâ´dan rivayet edildiğine göre, demiştir ki: "Bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gelip demiştir: - Benim kardeşimde ağrı var Peygamber buyurdu:

- Kardeşinin ağırısı nedir

- Onda inme (bir nevi delilik) var, dedi. Peygamber:

- Onu bana gönder, dedi. Adam gelip Peygamberin önünde oturduktan sonra, Peygamber Salllalahu Aleyhi ve Sellem ona şunları okudu:

Fatiha sûresi, Bakara sûresinin başından dört ayet, Bakara sûresinin ortasından iki ayet (163,164. ayetler), Âyete´1-Kürsî, Bakara sûresinin so­nundan üç ayet (284, 285 ve 286. ayetler), Âl-i îmrân sûresinin başından bir kaç ayet ve aynı sûreden 18. ayet, ´raf sûresinden 54. ayet, Mü´minün sûresinden 116. ayet, Cin sûresinden 3. ayet, Saffat sûresinin başından on ayet, Haşir sûresinin sonundan üç ayet, İhlâs sûresi, Felâk ve Nâs sû-releri."[39]

346- Harice b. Salt´den, o da amcasından yapılan sahih bir isnadla rivayet edildiğine göre, Harice´nin amcası şöyle anlatmıştır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e varıp müslüman oldum. Sonra geri döndüm ve bir kabileye uğradım. Yanlarında demir zincire bağlı deli bir adam vardı. Kabile halkı bana dediler ki, bize anlatıldığına göre senin bu arkadaşın (Peygamber) hayır üzere geldi. Sende bu hastayı tedavi edecek bir şey var mı Bunun üzerine, ben de ona Fâtiha´yı okudum. Adam da kurtuldu. Bana (tedavi karşılığı) yüz koyun verdiler. Ben Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gidip durumu anlattım (bu koyunlara sahib olabilir miyim, dedim). Bana şöyle buyurdu:

"- Sen, ancak bunu mu söyledin " Bİr rivayette de: Bundan başka şey söylemedin mi " buyurdu. Ben:

- Hayır, başka şey söylemedim, dedim. Peygamber buyurdu: "Onları al (ye); ömrüm hakkı için batıl afsun ile yiyen kim. Sen hak

olan bir Rukye (tedavi) için yemiş oluyorsun."[40]

347- Diğer bir rivayete göre, Ebû Davud Harice´den, o da amcasından anlatarak şöyle demiştir:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in huzurundan döndük de, bir arab kabilesinden birine vardık. Bize dediler ki, acaba sizde bir deva bulu­nur mu Yanımızda, bağlı bir akılsız vardır. Sonra bağlı olarak o akılsızı getirdiler. Ben de, üç gün sabah-akşam ona Fatiha sûresini okudum. Tük-rüğümü (ağzımda) topluyordum sonra (ona) püskürtüyordum. Sonunda bağdan çözülmüş gibi iyileşti. Buna karşılık bana mükâfat (ücret) verdi­ler. Ben, hayır, olmaz dedim. Onlar:

- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e sor, dediler. Ben de ona sorunca, şöyle buyurdu:

"- Ye (hediyeyi kabul et). Ömrüm hakkı için, bâtıl afsun ile kim yiyor; sen hak olan bir rukyeden (tedaviden) yiyorsun."[41]

348- Abdullah ibni Mes´ud´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, kendisi bir hastanın kulağına okudu da, hasta iyileşti. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona sordu:

"- Onun kulağına ne okudun "

Abdullah ibni Mes´ud dedi ki: Mü´minün sûresinin 115. âyetinden sûre­nin sonuna kadar (dört ayeti) okudum. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buna şöyle buyurdu:

"-Eğer bir adam tam bir inanç ve kesin bir bilgi ile bunları bir dağ üzerine okusaydı, dağ yok olurdu."[42]


Nazar, Büyü Ve Zehirli Haşerâta Karşı, Çocukları Ve Başkalarını Koruyucu Dualar


349- İbni Abbas´dan (Radiyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu kelimelerle istiâze ederek (kötülüklerden torunları) Hasan ve Hüseyin´i korurdu:

"Ü´îzükümâ bikelimâtillâhi´ttâmmeti min külli şeytanin ve himmetin ve min külli aynin lâmmetin."

(Her şeytandan ve zehirli haşerattan sizi Allah´ın kitablan ile koru­rum) Sonra derdi ki: İkinizin büyük dedesi (İbrahim Aleyhisselâm) da, bu kelimelerle İsmail´i ve îshak´ı kötülüklerden korundururdu." Allah´­ın Salât ve Selâmı hepsinin üzerine olsun..."[43]


Çıban, Sivilce Ve Bunların Benzerine Karşı Okunacak Dualar


350- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in zevcelerinden birinden rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Parmağımda bir sivilce çıkmış olduğu bir zamanda Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana geldi. (Parmağımdan şikâyetimi dinleyince, bana) dedi ki: "Sende zerire (bir nevi kamış kırpıntısı) var mı " Sonra onu sivilcenin üzerine koydu ve ba­na, şöyle söyle dedi:

"Allâhümme musağğıre´i-kebîri ve mükebbire´s-sağîri. Sağğir mâ bî." (Ey büyüğü küçülten ve küçüğü büyülten Allah´ım! Bende olanı kü­çült) Sonra (sivilcem) sönüp gitti, "[44]

Zerire: Hindistan´dan tıb için getirilen bir nevi kamışın kırpıntısıdır.





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buhârî. Ebü Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[2] Tirmizî. İsnadı zayıftır.

[3] İbn-i Sünnî. (Bunun isnadı garîbdir; raviler arasında tanınmayanlar vardır.

[4] Buhârı. Müslim. Tirmizi. Nesâî.

[5] Tirmizî.

[6] Tirmizî.

[7] Buharî. Müslim.

[8] Nesâî. îbn-i Sünnî. Ahmed b. Hanbel. îbn-i Hibbân.

[9] Ebû Dâvud.

[10] Ebû Dâvud. İbn-i Mâce.

[11] îbn-i Sünnî.

[12] ibn-i Sünnî. Nesâî. Tîrnıİzî. Hâkim, el-Müstedrek.

[13] îbn-i Sünnî. Nesâî.

[14] Ebû Dâvud. Tirmİiî. (Tirmizî, bu hadis hasendir, demiştir.)

[15] lbn-i Sünnî.

[16] İbn-i Sünnî.

[17] Ebû Dâvud. Nesâî.

[18] ibn-i Sünnî.

[19] Kur´ân-i Kerim, A´raf Sûresi, 2OO.

[20] Kur´ân-ı Kerim, İsrâ Sûresi, 45

[21] Müslim.

[22] Müslim, Nesâî.

[23] Ebü Dâvud, Nesâî.

[24] İbn-i Sünnî, tbn-i Hibbân.

[25] İbn-i Sünnî.

[26] İbn-i Sünnî.

[27] Kur´ân-ı Kerim, Bakara Sûresi, 155-156.

[28] İbn-i Sünni.

[29] Tirmizî. Hâkim.

[30] İbn-i Sünnî.

[31] İbn-i Sünnî. Zayıf isnadla.

[32] Kur´ân-i Kerim, Fussilet Süresi: 36

[33] Buhârî. Müslim. Ebü Dâvud.

[34] İbn-i Sünnî. Zayıf isnadla.

[35] Müslim.

[36] Kur´ân-ı Kerim, Yûnus Sûresi: 94

[37] Kur´ân-ı Kerim, Hadîd Süresi: 3. Ebû Dâvud.

[38] Buhârî- Müslim.

[39] İbn-i Sünnî Zayıf jsnadla.

[40] Ebû Dâvud. İbn-i Hibbân.

[41] İbn-i Sünnî. Ebû Dâvud.

[42] İbn-i Sünnî. Ebû Dâvud.

[43] Buhârî. Nesâî. İbn-i Mâce.

[44] İbn-i Sünnî. Nesâî. Ahmed b. Hanbel

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Gece ve Gündüz Okunabilecek Seçme Dualar
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 06:01 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Gece ve Gündüz Okunabilecek Seçme Dualar


Uykadan Uyanınca Okunacak Dualar


35-Muhaddis iki İmam Buharı ve Müslim´in Sahîh´lerinde, (Allah ken­dilerinden razı olsun) bize rivayet edildiğine göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Sizden biriniz uyuduğu zaman, Şeytan onun ensesinde üç düğüm bağ­lar, her düpümü yerinde sağlamlaştırarak der ki, gecen uzun olsun, uyu... Eğer insan uyanır da (Hangi zikirle olursa olsun) Allah´ı zikrederse bir düğüm çözülür. Eğer abdest alırsa, bir düğüm daha çözülür. Eğer namaz kılarsa, bütün düğümleri çözülür ve gönlü hoş neş´eli olarak sabahlar. Böyle (uyanınca zikir, abdest, namaz) yapmazsa, gönlü berbat, sıkıntılı ve tenbel olarak sabahlar."[1]

36) Huzeyfe b. Yeman´dan (Radıyallahu anhüma) ve Ebû Zerr´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine şöyle demişlerdir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yatağına girdiği zaman:

"Bismîkeîlâhümme ehyâ ve emûtü (Allah´ımı Senin adınla dirilirim ve ölürüm) derdi. Uyandığı zaman da:

Elhamdü lillâhillezî ehyânâ ba´de mâ emâtenâ ve ileyhinnüşûr

(Bizi öldürdükten sonra) bizi dirilten Allah´a hamd olsun; (Kıyamet­te) dirildikten sonra varış O´nadır) derdi,,[2]

37- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahü Ânh) rivayet edildiğine göre Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Sizden biriniz uykudan uyanınca şöyle desin:

Elhamdü lillahillezi redde aleyye ruhî ve âfânî fî cesedi veezine îî bi-zikrihi

(Hamd, O Allah´a olsun ki, ruhumu bana iade etti, bedenimde bana afiyet verdi ve kendisini zikretmek için bana izin verdi)"[3]

38- Hazreti Aişe´den (Radıyallahü Anha) Peygamber Sallalîahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

"(Allah (c.c), Hangi kulun ruhunu geri verir (onu salimen uykudan uyandırır) de, o vakit (kul) şunları söylerse, günahları deniz köpüğü ka­dar olsa bile Allah Teâlâ onun günahlarını bağışlar:

Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerikelehu, lehü´l-mülküveiehü´l-hamdü ve hüve ala külli şey´in kadîr.

(Allah´dan başka İlâh yoktur, yalnız O vardır. O´nun ortağı yoktur. O´nundur mülk ve O´nundur hamd, O her şeye kadîrdir."[4]

39- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahü Anh) bize rivayet edildiğine göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Hangi bir adam uykusundan uyanır da:

Elhamdü lillâhillen halekannevme velyakazete, elhamdü lillâhillezî be-asenî salimen seviyyen. Eşhedü enneÜâhe yuhyilmevtâ ve hüve ala külli şey´in kadîr,

(Uyku ve uyanıklığı yaratan Allah´a hamd olsun. Beni selâmet içinde ve dimdik uyandıran Allah´a hamd olsun. Allah´ın ölüleri dirilteceğine ve her şeye muktedir olduğuna şahitlik ederim.)

derse; Allah Tealâ: Kulum doğru söyledi, der."[5]

40- Hazreti Aişe´den (Radıyallahü Anha) rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece uykudan uyanınca on defa tekbir getirirdi (Allâhü Ekber - Allah en büyüktür, derdi, on defa hamd ederdi (Elhamdü liliâh - Hamd Allah´a mahsustur, derdi), on defa (Sübhânellahi ve bihamdihî- Allah´a hamd ederek O´nu noksanlıklardan tenzih ederim), on defa (Sübhânelkuddûsi - Yüce Allah noksanlıklardan münezzehtir), derdi. On defa istiğfar ederdi (Estağfirullâh - Allahdan mağ­firet dilerim, derdi). On defa Tehlîl getirirdi (Lâ ilahe illallah - Allah´dan başka İlâh yoktur, derdi). Sonra on defa şöyle buyururdu: (Allâhümme innî eûzü bike min dîkı ´d-dünyâ ve dîkı yevmi´1-kıyâmeti - Allah´ım! Dün­yanın darlığından ve kıyamet gününün darlığından sana sığınının), der­di. Sonra namaza başlardı."[6]

41- Yine Hazreti Aişe´den (Radıyallahü Anha) rivayet edildiğine gö­re, o şöyle demişti:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, geceden uyandığı zaman şöyle derdi:

Lâ ilahe illâ ente sübhâneke. Allâhümme estağfiruke lizenbî ve es´e-lüke rahmeteke. Allâhümme zidnîilmen ve lâ tüziğ kalbî ba´de iz hedey-tenî ve heb lî min ledünke rahmeten inneke ente´l-vehhâb

(Senden başka İlâh yoktur, Seni noksanlıklardan tenzih ederim. Al­lah´ım, günâhım için senden mağfiret dilerim ve Senden rahmetini iste­rim. Allah´ım bana ilim ziyâde et ve bana hidâyet verdikten sonra kalbi­mi kaydırma. Yüce katından bana rahmet ihsan et. Muhakkak ki sen, çok bağış yapansın)"[7]


Elbise Giyilirken Okunacak Dualar


Elbise giyerken "Bismillah´´ demek müstahab olduğu gibi, bütün (hayırlı) işlerde de besmele getirmek müstahabdır.

42- Ebû Sa´îd El-Hudrî´den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiğine gö­re şöyle demiştir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gömlek, bir hırka (cüb-be) yahud bir sarık gibi bir elbise giydiği zaman şöyle duâ ederdi:

"Allâhümme innîes´elükemin hayrihîvehayrimâ hüveleh, ve eûzü bike min şerrihî ve şerri mâ hüve İehû"

(Allah´ım! Bu elbisenin h ayırım ve içinde yapılan şeyin hayırlı olanını Senden isterim; ve bunun (verebileceği gurur-kibir gibi) kötülüğünden ve altında yapılan günâhın şerrinden Sana sığınırım)´´[8]

43- Muaz b.Enesden (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Re-sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim yeni bir elbise giyer de:

"Elhamdü lilîâhilîezî kesânî hazâ ve rezekânihî min gayri havlin min-nî ve lâ kuvvetin"

(O Allah´a hamd olsun ki, benden bir kudret ve kuvvet olmaksızın bu elbiseyi bana giydirdi ve bunu bana nzik olarak verdi) derse, Allah onun geçmiş günahlarını (kul hakkına ait olmayan küçük günahlarını)ba­ğışlar."[9]


Yeni Bir Elbise, Ayakkabı Ve Benzeri Bir Şey Giyen Kimsenin Okuyacağı Dualar


(Bundan önceki kaydettiğimiz duaları söylemek müstahabdır)

44- Ebû Saîd EI-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre; şöyle demiştir:

"ResûlüIIah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yeni bir elbise edindiği za­man, sarık olsun, gömlek olsun, hırka olsun, onun cinsini adlandırır (bu yün hırkadır yahud bu keten sarıktır, bu pamuk gömlektir, der) sonra şöyle buyururdu:

"Allâhümmeleke´I-hamdüentekesevtenîhi, es´elükehayrehû vehayre ma sunia İehû ye eûzü bike min şerrihî ve şerri ma sunia İehû"

(Allah´ım hamd Sana mahustur, Sen bunu bana giydirdin, bunun hay­rım ve kendisinde yapılan hayri Senden isterim. Bunun şerrinden (verece­ği gurur ve kibirden) ve onunla yapılacak kötülükten de Sana sığını­rım)"[10]

45- Hazreti Ömer´den (Radıyalîahu Anh) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den işittim:

"Kim yeni bir elbise giyer de:

Elhamdü lilîâhilîezî kesânî mâ uvârî bihî avretî ve etecemmelü bihî fî hayatî

(O Allah´a hamd olsun kî, avretimi ve hayatımda kendisi ile güzelleşe-ceğim elbiseyi bana giydirdi) derse, sonra da eskitmiş olduğu elbiseyi ni­yetlenerek onu sadaka olarak verirse, hem hayatta, hem ölü iken o kimse Azîz ve yüce Allah´ın yolunda bulunur, himayesinde ve yolunda olur."[11]


Arkadaşının Üzerinde Yeni Bir Elbise Gören Kimsenin Okuyacağı Dualar


46- Ümmü Halid´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre şöy­le demiştir.

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e elbiseler getirildi. Bunların içinde ipekten veya yünden yapılmış nakışlı siyah bir giysi vardı. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:

- Bu giysiyi giydireceğimiz hangi hanımı (uygun) görüyorsunuz (Ce-vab vermeyip orada bulunan) insanlar sustular. Bunun üzerine Peygam­ber (s.a.v):

- Beni Halid´in annesine (Ümmü Halid´e) götürün, Sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana getirildi ve o giysiyi eli ile bana giydirdi ve iki defa: EBLÎ VE AHLİKÎ (Eskit ve yıprat) buyurdu. "[12]

47- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazreti Ömer´in (Radıyallahu Anh) üzerinde bir elbise gördü ve şöyle buyurdu:

- Bu elbise yeni midir, yoksa yıkanmış mıdır Hazreti Ömer cevab verdi:

- Yıkanmıştır. Bunun üzerine Hazreti Peygamber (s.a.v.):

"îlbes cedîden ve iş hamiden ve mut saîden (Yeni olarak giy, hamdederek yaşa ve mutlu şehîd olarak öl) dedi."[13]


Elbise, Ve Ayakkabı Giyme Ve Çıkarma Şekilleri


Elbise, ayakkabı, don ve benzerleri olan giysileri giymekte sağ kollardan ve sağ paçalardan işe başlamak ve önce solu, sonra sağı çıkarmak müsta-habdır. Göze sürme çekmek, misvak (özel dış fırçası) kullanmak, tırnak­ları kesmek, bıyıkları kısaltmak, koltuk altını yolmak, başı traş etmek, namazdan çıkışta selâm vermek, mescide girmek, heladan çıkmak, ab-dest almak, gusletmek, yemek-içrnek, musafaha etmek, Hacer-i Esved´e d sürmek, bir insandan bir şey almak ve ona vermek ve bunlara benzer işleri yapmak da sağ (el veya ayak) ile olur. Bu işlerin zıddı da sol ile yapılır.

48- Hazreti Aişe´nin (Radıyallahu Anha) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in bütün işlerinde -temizlenme­sinde ve taranmasında- sağ ile iş yapmak onun hoşuna giderdi:"[14]

49- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) sahih bir isnadla rivayet edildi­ğine göre, şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu aleyhi ve Sellem´in sağ eli, temiz işleri ve yemeği içindi. Sol eli de, istincası (tuvalet temizliği) ve bedene eziyet veren (sümkürmek gibi) şeyler içindi."[15]

50- Hazreti Hafsa´dan (Radıyallahu Anha) rivayet edilmiştir ki: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sağ elini yemesi, içmesi ve

giyinmesi için kullanırdı: sol elini de bunlardan başka şeyler için kulla­nırdı."[16]

51- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Elbise giydiğiniz zaman, abdest aldığınız zaman sağlarınızla işe baş-laymız."[17] Bu konuda çok hadisler vardır; Daha doğrusunu Allah (c.c) bilir.



Yıkanmak, Uyumak Yahud Bunlara Benzerişler İçin Elbisesini Çıkaran Kimsenin Okuyacağı Dualar


52- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Saüaliahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Müslüman kişinin elbisesini çıkarmak istediği zaman, Cinlerin gözleri arasında ve insano-ğullannın avretleri arasında engel olan perde, şöyle demesidir.

Bismillâhillezî îâ ilahe illâ hû

(Kendisinden başka hiç bir ilâh olmayan Allah´ın ismi ile (elbisemi çı­karmaya) başlarım."[18]


Evden Çıkarken Okunacak Dualar


53- (Adı Hind olan müminlerin annesi) Ümmü Seleme´den (Radıyallahu Anha) rivayet edilmiştir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinden çıktığı zaman şöyle derdi:

Bismillâhi tevekkeltü ahîlâhi. Allahümme innî cüzü bike en edılleev udalle ev ezille ev uzelle ev ezlime ev uzleme ev echeîe ev yüchele aleyye

(Allah´ın adıyla (çıkarım), Allah´a tevekkül ettim. Allah´ım sığınırım Sana, hakdan sapmamdan yahud saptırılmamdan, ayağımın kaymasından ya Ihı d kaydırılmasından, zulmetmemden yahud zulmedilmemden, bilme­memden yahud bana bilgisizlik isnad edilmekten."[19]

Ebû Davud´un rivayetinde, (Ümmü Seleme Radıyallahu Anha´dan Ha­dîsi şerifin başı şöyle) nakledilir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim evimden her çıkışında, gözünü göğe doğru kaldırıp dua ederdi: Al­lah´ım, ben Sana sığınırım...." Başkasının rivayetinde de: "Evinden çık­tığı zaman şu duayı edirdi...." şeklinde başlayarak anlatılan duayı yapardı. Daha doğrusunu Allah bilir.

54- Enes´den (Radiyaîlahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim evinden çıktığı zaman:

"Bismillâhi tevekkeltü alellâhi ve Iâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" (Allah´a tevekkül edip Allah´ın adıyla çıkarım. İbâdete güç yetirmek ve günahlardan korunmak ancak Allah´ın kuvvet ve kudreti iledir), derse; (Melek tarafından) ona şöyle söylenir: Her kederden emin kılındın, mu­hafaza altına alındın ve doğru yola iletildin. Ayrıca şeytanlar ondan uzak­laşır."[20]

Ebü Davud da rivayetinde şunu ilâve etmiştir: "Bir şeytan diğer şeytana der ki: Hidayete iletilen, her kederden emin kılman ve muhafaza altına alman bir adamla nasıl uğraşacaksın (onu nasıl kaydıracaksın) "

55- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinden çıktığı zaman şöyle bu­yururdu:

"Bismillâhi, ettükiânü alellâhi, lâ havle ve lâ kuvvete illâ. billahi (Allah´ın adıyla (çıkıyorum), tevekkül Allah´adır. İbâdete güç yetirmek ve günahlardan korunmak ancak Allah´ın kudret ve kuvveti iledir"[21]


Eve Girerken Okunacak Dualar

Evde insan bulunsun veya bulunmasın, içeri girildiği zaman BÎSMİLLÂH demek ve Allah Teaiâ´yi çok zikretmek ve selâm vermek müstahab-dır; çünkü Allah Tealâ şöyle buyurmuştur):

"Evlere girdiğiniz zaman, Allah katından tespit edilmiş bereketli ve çok hoş sağlık dileyişi ile kendinizden olanlara selâm verin (evdeki mü´min-lere yahud evde kimse yoksa: Esselâmu Aleyna, diyerek kendinize selâm verin)."[22]

56- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Enes (Radıyal­lahu Anh) demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle dedi:

"Yavrum! Ailenin yanma girince selâm ver; çünkü bu, hem sana, hem de ev halkına bereket olur."[23]

57- Ebû Malik El-Eş´arî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir. (Ebû Malik´in adı El-Haris´dir. Ubeyde, Kâ´b, Amr olduğu da söylenmiştir.) Ebû Malik demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bu­yurdu:

"İnsan evine girdiği zaman şöyle söylesin:

"Allâhümme innîes´elüke hayre´l-mevleci ve hayre´I-mahreci, BismiM-hi velecnâ ve bismillâhi harecnâ ev aîellâhi rabbinâ tevekkelnâ.

(Allah´ım! Ben, girilen yerin hayırlısını ve çıkılan yerin de hayırlısını Senden isterim. Allah´ın adıyla girdik ve Allah´ın adıyla çıktık, Rabbimiz olan Allah´a tevekkül ettik. Sonra ailesine selâm versin. "Esselâmu aleyküm desin)[24]

58- Ebû Ümame El-Bahilîden rivayet edilmiştir. (Bunun adı, Sudeyy b. Aclân´dır.) Demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur.

"Üç kimse vardır ki, bunların hepsi Azız ve Yüce olan Allah´ın teminatı altındadır:

a) Azîz ve Yüce olan Allah yolunda savaş için çıkan bir adam: bu kimse Azîz ve yüce Allah´ın teminatı altındadır, tâ onu öldürüp de cennete koyun-caya yahud da kazandığı sevab ve ganimetle (evine) onu döndürünceye kadar..

b) (Namaz kılmak için) mescide giden bir adam; bu kimse, Allah Tea-lâ´nın teminatı altındadır, tâ onu öldürüp cennete koyuncaya yahud elde ettiği sevab ve mükâfatla onu eve döndürünceye kadar..

c) Evine" selâm vererek giren bir adam, bu da, noksanlıklardan münez­zeh olan Allah Teâlâ´nın himaye ve teminatı altındadır. "[25] Geniş ma­nası ile bu üç kimse, Allah´ın gözetim ve muhafazası altında bulunurlar. Bu ne büyük bir ihsandır!.. Allah´ım, bize bu rızkı ver.

59- Cabir b.Abdullah´dan (Radiyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurdu­ğunu işittim:

"İnsan evine girerken ve yemek yerken Allah Teâlâ´yı anarsa, şeytan (arkadaşlarına) şöyle der:

(Burada) size gecelemek yok, aş yok... Fakat adam evine girerken Allah Teâlâ´yi anmazsa, Şeytan şöyle der:

(Arkadaşlar), gecelemek imkânına kavuştunuz. Yemeği zamanında Al­lah Tealâyi anmazsa, Şeytan şöyle der:

Geceleme yerine ve aşa kavuştunuz. "[26]

60- Abdullah b. Amr b. El-As (Radıyallahu Anhüma) rivayetinde de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gündüz evine döndüğü zaman şöyle derdi:

"Elhamdü lillâhilîezîkefânî ve âvânî, ve´1-hamdü îiîiâhilîezîet´amenî ve sekânî, ve´1-hamdü Îiîiâhilîezî menne aleyye, es´eîüke en tücîrenî minen-nâr.

(Beni barındıran ve himaye eden Allah´a hamd olsun. Beni yediren ve içiren Allah´a hamd olsun, bana ihsan eden Allah´a hamd olsun. Ateşten beni korumanı Senden istiyorum)."[27]

61- Malik´in Muvatta´ından rivayet edildiğine göre, içinde insan bulun­mayan bir eve girildiği zaman şöyle demek müstahabdır:

"Esselâmü aleynâ ve ala ibâdillâhissâlihîn . (Selâm bize ve Allah´ın sâlih kullan üzerine olsun).


Gece Uykusundan Uyanıp Evinden Çıkan Kimsenin Okuyacağı Dualar


İnsan geceleyin uyanıp evinden çıktığı zaman, göğe bakarak Âl-i îmrân Sûresi´nin 190. âyetinden sonuna kadar okuması müstehabdır:

(Gerçekten göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için (Allah´ın kudret ve azametine delâlet eden) çok büyük alâmetler var...)"[28]

62- Buharî ve Müslim´de, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in böyle yaptığı sabittir; ancak "göğe bakmak" hususu, Buharî´nin Sahîh´in-de vardır, Müslim´de yoktur.

63- Ibni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) sabit olmuştur ki, Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem geceleyin kalkıp teheccüd namazı kılacağı zaman şöyle derdi

"Allâhümme rabbenâ îeke´l-hamdü, ente kayyimussemâvâti ve´l-arzı ve men fîhmne, ve Îeke´l-hamdü, leke mülkü´s-semâvâti ve´1-arzı ve men fîhinne, ve leke´l-hamdü ente nûrussemâvâti ve´1-arzı ve men fîhmne ve îeke´l-hamdü ente´l-hakku veva´düke´l-hakku, ve likâuke hakkun, vekav-lüke hakkun, ve´1-cennetü hakkun, vennâru hakkun, ve Muhammedün hak-kun, vessâatü hakkun, alîâhümme leke esîemtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve lleyke enebtü, ve bike hâsamtü, ve ileyke hâkemtü, fağfirlî mâkaddemtü vemâahhartü vemâesrertü vemâa´lentü, ente´l-mukaddimu ve ente´l-muehhiru, lâ ilahe illâ ente.

(Allah´ım! Hamd, Sana mahsustur. Sen göklerin, yerin ve onlarda olan­ların idarecisisin. Hamd, Sana mahsustur. Göklerin ve yerin ve onlarda olanların mülkü Senindir. Hamd, Sana mahsustur. Sen göklerin ve yerin ve onlarda olanların nurusun. Hamd, Sana mahsustur. Sen haksin, va´dın haktır, Sana kavuşmak haktır, sözün haktır, Cennet haktır, Cehennem hak­tır, Muhammed haktır, Kıyamet haktır, Ya Rab! Sana teslim oldum, Sana îman ettim, Sana tevekkül ettim, (ibâdet ve tevbe ile) Sana döndüm. Senin delillerinle, düşmanlarım yere serdim. Senin hükmüne razı oldum. Yapmış olduğum ve geriye bıraktığım (ölümden sonra da devam edecek) günahları­mı bağışla. Gizliden yaptığım ve alenen yaptığım günahları da bağışla. Sen her şeyin evveli ve her şeyin sonusun (varlığın ezelî ve ebedîdir). Sen­den başka hiç bir İlâh yoktur."[29]

Bazı raviler, bu duaya "VE LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE ÎLLÂ BİLLÂH" sözünü de eklemişlerdir.


Tuvalete Girerken Okunacak Dualar


64- Enes´den (Radıyallahu Anh) sabit olmuştur ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Helaya gireceği zaman şöyle söylerdi:

"Allâhümme innî eûzü bike minelhubsi ve´1-habâisi" (Allah´ım! Şeytandan ve zararlı şeylerden sana sığınırım)."[30]

65- Buharı ve Müslim´in Sahihlerinden başka yerde, (yukarda geçen hadîs) şöyle rivayet edilmiştir:

"Bismillâhi alîâhümme innî eûzü bike mine´Uhubsi ve´1-habâisi´.´

(Bismillah, Allah´ım, Şeytandan ve zararlı şeylerden Sana sığı-

nınm)."[31]

66- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) bize rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"İnsan helaya girdiği zaman, cinlerin gözleri ile insanoğullanmn avret yerleri arasında perde: BİSMİLLAH, demektir."[32]

Bu hadîsi Tirmizî rivayet etmiştir ve demiştir ki, bunun isnadı kuvvetli değildir. Biz daha önce kitabımızın önsözünde faziletle ilgili işlerde zayıf hadîslerle amel etmenin caiz olduğunu söylemiştik

Alimlerimiz de demişlerdir ki, insan ister binalar içinde bulunsun, is­ter açık sahrada olsun, bu zikri yapmak müstahabdır. Yine alimlerimiz (Allah onlara rahmet etsin) demişlerdir ki, önce: "BİSMİLLAH" sonra:

"´Allâhümme innî eûzü bike mine´l-hubsi ve´1-habâisi" demek müsta-

habdır.

67-İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, helaya girerken şöyle derdi

"Alîâhümme innî eûzü bike minerricsi´nnecisi, el habîsi´l-muhbisi, eşşeytânirracîmi.´´

(Allah´ım, ben pisleten pislikten, zarar verenin /uranından, kovulmuş olan şeytandan Sana sığınırın)."[33]


Helada Konuşmak Ve Zikretmek Yasaktır


Bütün zikir çeşitleri ile her türlü konuşma, helada ihtiyaç giderme es­nasında mekruhtur. İnsan ister binalar dahilinde, ister açıkta sahralarda bulunsun, hüküm değişmez. Ancak zaruret gereği olarak konuşulabilir. Bu hususta alimlerimizden bazısı demiştir ki, insan aksırdiğı zaman bu halde iken Allah Tealâ´ya hamd getirmez, aksırana da "Yerhamükellah" demez, selâmı almaz, ezan okuyan müezzine icabet etmez (sözlerini tek­rarlamaz). Selâm veren, verdiği selâmla yetinir ve helâdakinden karşılık almaya hak kazanmaz. Burada bütün sözler tenzihen mukruhtur, haram değildir. Eğer aksırır da kalbi ile Allah Tealâ´ya hamd ederse ve dilini dep-retmezse, bunda bir sakınca yoktur. Cima halinde de insan yine böyle dav­ranır.

68- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve sellem idrarını yaparken ona bir adam tesadüf etti de selâm verdi. Peygamber onun selâmına mukabe­le etmedi."[34]

69- Muhacir b.Kunfüz´den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem idrarını yaparken yanına var­mış oldum da ona selâm verdim, abdest alıncaya kadar benim selâmıma mukabele etmedi. Sonra benden özür dileyerek şöyle buyurdu:

O durumda Allah´ın adını anmayı hoş görmedim, ancak taharet veya temizlik halinde söylenmesini istedim, "[35]


Abdest Bozmak İçin Oturana Selam Verilmemesi


Alimlerimiz demişlerdir ki, buna selâm verilmesi mekruhtur. Eğer se­lâm veren olursa, cevab almaya hak kazanmaz; çünkü bu hususta îbni Ömer ve El-Muhacir´in rivayet ettikleri hadîs geçmiştir.


Tuvaletten Çıkarken Okunacak Dualar


Tuvaletten çıkan Şöyle söyler:

Ğufrâneke, elhamdü HHâhillezî ezhebe annî el-eza ve âfânî"

(Allah´ım) Senin mağfiretini dilerim. Benden eziyeti gideren ve bana afiyet veren Allah´a hamd olsun."[36]

70- Ebû Davud ve Tirmizi´nin sünenlerinde sahîh hadîs olarak sabit­tir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (heladan çıktığı zaman) "ĞUFRÂNEKE (Senin mağfiretini dilerim)." söylerdi. Hadisin geri ka­lan kısmını Nese´î ve îbni Mace rivayet etmişlerdir.

71- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüliah Sailallahu Aleyhi ve Sellem helâden çıktığı zaman şöyle buyururdu:

"Elhamdü lillâhillezî ezâkanî lezzetehû ve ebkâ fiyye kuvvetehû ve defea annî ezâhu

(Nimetin lezzetini bana taddıran, onun kuvvetini bende bırakıp eziyetini benden gideren Allah´a hamd olsun)[37]


Abdest Alırken Okunacak Dualar


Abdest almak için su kabına suyu dökmek veya kuyudan abdest suyu çekmek istendiği zaman "BÎSMÎLLÂH" demek müstahabdir. Abdestin başında

´ ´Bismillâhirrahmânirrahîm

(Rahman ve Rahîm olan Allah´ın adıyla başlarım)." demek müsta­habdir. Eğer yalnız "BİSMİLLAH" denirsede kâfi gelir. Âlimlerimiz de­mişlerdir ki, eğer bir kimse abdestin başında besmele getirmeyi terkederse, abdest arasında onu söyler. Fakat abdesti tamamlayıncaya kadar terk et­miş olursa, besmele yerini geçirmiş sayılır, onun için besmele getirmez, ancak abdesti yine sahîh olur; ister kasden, ister sehven terk etmiş olsun...

Bu görüş, bizim mezhebimizin ve alimler çoğunluğunun mezhebidir. Abdest alma sırasında besmele getirilmeyeceğine dair zayıf hadîsler nak­ledilmiştir. Ahmed b.Hanbel´den sabit olduğuna göre, demiştir ki, Ab­dest almada besmele getirilmesine dair sabit olmuş bir hadîs bilmiyorum.

72- Ebû Hüreyre (Radıyallahu Anh) Hazretlerinin Peygamber SallalIahu Aleyhi ve Sellem´den rivayet ettiği şu hadîs, bu cümledendir:

"Allah adını anmayan (Besmele getirmeyen) kimse için abdest yoktur."[38]

Âlimlerimizden biri olan Şeyh Ebu´1-Feth Nasru´l-Makdisî El-Zahid demiştir ki, abdestin başında besmele getirdikten sonra: Eşhedü En Lâ îlâhe İllallâhu Vah Vahdehû Lâ Şerîke Leh. Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abduhû ve Resûîühu. (Allah´dan başka İlâh olmadığına yalnız O var ol­duğuna ve O´nun ortağı bulunmadığına şâhidlik ederim. Yine şâhidlik ede­rim ki, Muhammed O´nun kuludur ve Peygamberidir) demek müstehap-tır."

Şeyh Ebû´l-Feth´in söylediği budur; böyle söylemekte bir sakınca yok­tur; fakat sünnet olma bakımından bunun aslı da yoktur. Âlimlerimizden ve başkalarından da bunu söyleyen hiç bir kimseyi bilmiyoruz. Daha doğru­sunu Allah bilir.


Abdesti Tamamladıktan Sonra Okunacak Dualar


"Eşhedü en lâ ilahe illâîlâhu vahdehû lâ şerîke lehu ve eşhedü enne Muhammeden abduhû verasûlühu. Alîâhümme´c-aîmminettevvâbîne vec-alnîmine´l-mütatahhirîne sübhânekellâhümme ve bihamdike. Eşhedü en lâ ilahe illâ ente estağfiruke ve et´ubü ileyke.

(Allah´dan başka bir İlâh olmadığına yalnız O´nun var olduğuna şâhid­lik ederim. O´nun ortağı yoktur. Yine şâhidlik ederim ki Muhammed O´­nun kuludur ve Peygamberidir. Allah´ım! Beni tevbe edicilerden kıl ve beni temizlenip pâk olanlardan yap. Sana hamd ederek Seni noksanlıklar­dan tenzih ederim. Şâhidlik ederim ki, Senden başka İlâh yoktur. Senden mağfiret dilerim ve Sana sığınıp tevbe ederim."

73- Ömer b.EI-Hattab´dan (Radıyaîlarm Anh) bize rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Kim abdest alır da:

"Eşhedü en lâ ilahe illallâhu vahdehû lâ şerîke lehu ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühu"

(Allah´dan başka İlâh olmadığına, yalnız O var olduğuna şâhidlik´ede­rim. O´nun ortağı yoktur. Ve Şâhidlik ederim ki, Muhammed O´nun kulu­dur ve Peygamberidir)[39] derse, Cennetin sekiz kapısı ona açılır, hangisin­den isterse (cennete) girer."

74- Yukarki hadîsi Tirmizî rivayet etmiş ve:

"Allâhümmec´alnî minettevvâbîne vec´alnî minelmütatahhirîne

(Allah´ım! Beni tevbe edicilerden kıl ve beni temizlenip pâk olanlardan yap) "sözlerini ilâve etmiştir. Nese´î de," Gece-gündüz İşleri" bölümünde ve başkası zayıf bir isnadla:

"Sübhânekellâhümme ve bihamdike. Eşhedü en îâ ilahe illâ ente estağ­firuke ve etûbu ileyk

(Allah´ım, Sana hamd ederek Seni noksanlıklardan tenzih ederim. Sen­den başka İlâh Yoktur. Senden mağfiret dilerim ve Sana tevbe ederim), şeklinde rivayet etmişlerdir.

75- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anh) bize rivayet edildiğine göre Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim abdest alır da sonra:

Eşhedü en lâ ilahe illâlîahu ve eşhedü enne muhammeden abduhû ve rasûlühu

(Allah´dan başka ilâh olmadığına şâhidlik ederim ve yine şâhidlik ede­rim ki, Muhammed Allah´ın kuludur ve Peygamberidir), sözlerini konuş­madan önce söylerse, iki abdest arasındaki günahları bağışlanır."[40]

76- Enes´den bize rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aley­hi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim abdesti güzelce alır da ve sonra üç defa:

Eşhedü en lâ ilahe illâllahu vahdehû lâ şerike lehu ve eşhedü enne mu-hammeden abduhû ve rasûlühu

(Şahidlik ederim İd, Allah´dan başka Üâh yoktur, yalnız O vardır O´nun ortağı yoktur. Yine şahidlik ederim ki Muhammed Allah´ın kuludur ve Peygamberidir) derse, Cennet kapıları ona açılır ve hangisinden dilerse girer"[41]

"Eşhedü en lâ ilahe illallah" sözünün üç defa tekrar edilmesi, İbni Sünnî´nin kitabında, Osman b.Affan´dan (Radıyallahu Anh) zayıf bir is-nadla rivayet edilmiştir.

Şeyh Nasru´l-Makdisî şöyle demiştir: İnsan bu anılan zikirlerle beraber: "Allâhümme saîii vesellim ala muhammedin ve ala âli muhammedin" (Allah´ım, Muhammed´e ve O´nun âline rahmet et ve selâmet ver) söy­ler, tnsan bu zikirleri kıbleye dönük olarak ve abdesti tamamladıktan sonra söyler.


Abdest Azalarını Yıkarken Okunacak Dualar


Abdest azaları üzerine duaya gelince, bu hususta Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den herhangi bir rivayet gelmemiştir. Ancak fıkıh âlimleri demişlerdir ki, Selef den gelen duaları yapmak müstahab olur. Onlar bu dualar üzerinde uzatmalar ve kısaltmalar yapmışlardır. Onların söyledikleri duaların özü şudur:

Abdest almaya başlarken Besmele getirdikten sonra:

Eîhamdü lillâhillezî ceale´1-mâe tahûren (Suyu temiz yaratan Allah´a ha m d olsun) der.

Ağzı çalkaladığı zaman:

"Allâhümmeskmîmin havzı nebiyyike sallaîlahu aleyhi ve selleme ke´-sen lâ ezmeu ba´dehu ebeden

(Allah´ım! Bana Peygamberinin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) havu­zundan öyle bir Cennet içkisi içir ki, artık ondan sonra susamayayım)"

söyler.

Buruna su verdiği zaman:

"Allâhümme lâ tüharrimnî râihate naîmike ve cennâtike (Allah´ım! Cennetlerinin ve nîmetlerinin kokusundan beni mahrum etme)" söyler.

Yüzünü yıkadığı zaman:

"Allâhümme beyyiz vechî yevme tebyezzu vücûhun ve tesveddü vücûhun"

(Allah´ım!, bazı yüzlerin karardığı ve bazı yüzlerin beyazladığı günde (kayâmette) benim yüzümü ağart)" söyler.

Kollarını yıkadığı zaman:

"Allâhümme a´tınî kitabî biyemînî, Allâhümme lâ tu´tınî kitabî bişimâlî (Allah´ım!, amel defterimi sağ elime ver, Allah´ım, amel defterimi sol elime verme)" der.

Başı meshettiği zaman:

"Allâhümme harrim şa ´n ve beşerîaîennâri ve ezıîlenî tahte arşike yev~ me lâ zille illâ zıllüke

(Allah´ım, saçımı ve derimi ateşe haram kıl ve Senin gölgenden (hi­mayenden) başka bîr gölge olmayan günde, beni Arş´ımn altında gölge­lendir)" der.

Kulaklarını meshederken:

"AUâhümmec´alnî minellezîne yestemi ûnelkavle ve feyettebiûne ahsenehu"

(Allah´ım, hak sözü işitip de onun en güzeline uyanlardan eyle beni)"der.

Ayakları yıkarken:

"Allâhümme sebbit kademeyye alessırâtı"

(Allah´ım, benim ayaklarımı sırat (köprüsü) üzerinde sabit eyle)" der. Daha doğrusunu Allah bilir.

77- Ebû Musa Eî-Eş´arî´den (Radıyallahu Anh) sahîh bir isnadla riva­yetlerine göre şöyle demiştir:

"Ben, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e abdest suyu getirdim de o abdest aldı. Onun şöyle diyerek dua ettiğini işittim:

"Allâhümmeğfir lî zenbî ve vessi lî fî darı ve bârik lî fi nzkî" (Allah´ım, benim günâhımı bağışla, evimde bana genişlik ver, rızkım­da bana bereket ver)."

Ben dedim ki: Ey Allah´ın Peygamberi! Senin şöyle şöyle dua ettiğini işittim. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- O dualar herhangi (noksan) bir şey bıraktı mı"[42]


Gusül Ederken Okunacak Dualar


Abdest hakkında anlattığımız besmele ve ondan başka bütün duaları gusül yaparken de söylemek müstehabdır. Cünüb, hayız ve bunlar dışın­daki yıkanma hallerinde fark gözetilmez. Bazı alimlerimiz demişlerdir ki, gusleden kimse cünüb yahud hayız ise, Besmele getirmez. Fakat meşhur olan, Besmeleyi, diğer dualar gibi söylemektir. Ancak cünüb ve hayız olan­ların Besmele ile Kur´an´ı kasdetmeleri caiz olmaz.


Teyemmüm Yaparken Okunacak Dualar


Teyemmümün başında "BİSMİLLAH" demek müstehabdır. Teyem­müm alan kimse, cünüb yahud hayız ise, durum değişmez, gusülde zik­rettiğimiz gibi hareket eder. Ancak Besmele´den sonra kelime-i şehâdet getirmek, abdest kısmında geçen zikirleri, yüz ve eller üzere söylenen du-âları yapmaya dair âlimlerimizden ve başkalarından nakledilen bir şey gör­medim. Bu husustaki açık hüküm, abdest hakkında söylediklerimizi uy- . gulamaktır; çünkü teyemmüm, abdest gibi bir taharettir (temizliktir).



Mescide (Camiye) Gitmek İçin Evinden Çıkan Kimsenin Okuyacağı Dualar


İnsan evinden hangi yere çıkarken ne söyleyeceğini daha önce anlat­mıştık. Ancak cami ve mescide gitmek üzere evden çıkarken (öncekilerine) şu duaları da eklemek müstehab olur:

78- Bu dualardan biri de, İbni Abbas (Radıyallahu Anhüma) teyzesi (ve müminlerin annesi) Meymûne´nin (Radıyallahu Anha) evinde gecelediğin­de, Peygamberin teheccüdü (gece namazı) ile ilgili olarak uzunca anlattığı şu hadîstedir:

İbni Abbas demiştir ki: "... Nihayet müezzin ezan okudu, yani sabah ezanını okudu. Peygamber de şöyle söyleyerek namaza çıktı:

"AHâhümmec´aJ fî kalbînûren, ve fîHsânînûren, vec´al fî sem´î nû-ren, vec´aî fî basarî nûren, vec´al min hal fî nûren, ve min etnâmînûren,vec´al min fevkînûren, ve min tahtı nûren. Allâhümme a´tinî nûren." tahtı nûren."

(Allah´ım! Benim kalbime nur,lisânıma da nur ver. Kulağıma nur ver, gözüme de nur ver. Arkamdan nur, önümden de nur ver. Üzerimden nur, altımdan da nur ver. Allah´ım´ Bana nur ver)"[43]

79- Bilâl´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seılem namaza çıktığı zaman şöyle derdi:

"Bismiîlâhi âmentü billahi, tevekkeltü alellâhi. Lâ havle ve lâ kuvvete il­lâ billahi. Allâhümme bi hakkı´s-sâilîne aleyke ve bihakkı mahreci hazâ feinnîlem ahruchu eşeren ve lâ betaren ve lâ riyâen ve lâ süm´aten. Harectü ibtigae merzâtike vettikâe sehatıke. Es´elüke en tüîzenîminennâri ve tüdhilenî´l-cennete.

(Bismillah, Allah´a iman ettim, Allah´a tevekkül ettim. İbâdete güc yetirmek ve günahlardan sakınmak, ancak Allah´ın kudret ve kuvveti ile­dir. Allah´ım! Senden isteyenlere olan va´dın hakkı için ve benim bu (iba­dete rızan için) çıkışım hakkı için, ben ne azgın, ne taşkın kimse olarak, ne de gösteriş ve riya sahibi olarak çıkmadım; Senin rızânı kazanmak için ve Senin gazabından korunmak için çıktım. Senden, beni ateşten koru­manı ve beni cennete koymanı istiyorum"[44]


Mescide Girerken Ve Oradan Çıkarken Okunacak Dualar


Mescide girerken şöyle demek müstehab olur:

"Eûzü billahi´1-azîmive bivechihilkerîmi ve suîtânihi´l-kadîmi mineşşey-tânirracîmi. Elhamdü lillâhi. Allâhümme salli ve settim alâ muhammedin ve alâ âli muhammedin. Allahümmeğfir lî zünûbî veftah lî ebvâbe rah­metike.

(Allah´ın rahmetinden kovulmuş olan Şeytandan, yüce Allah´a, kerîm zatına ve daimî olan kudretine sığınırım. Hamd Allah´a mahsustur. Al­lah´ım! Muhammed´e ve Muhammed´in Ailesine rahmet et ve selâmet ver. Allah´ım! Benim günahlarımı bağışla ve rahmetinin kapılarını bana aç)"

Sonra içeri girerken "Bismillah" deyip sağ ayağını ileri atarak. Çıkışta ise, sol ayağını ileri atar ve yukardaki duayı tekrar aynen okur. Yalnız

"Ebvâbe rahmetike" (Senin rahmet kapılarını) yerine "Ebvâbe fadîike" İhsanının kapılarını (bana aç)" def.

80- Ebû Humeyd yahud Ebû Üseyd´den (Radıyallahu Anhüma) Re-sûlüllah Sallallahü Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sizden biriniz mescide girerken Peygambere Salâtü selâm getirsin, sonra şöyle desin:

"Allâhümmeftah lî ebvâbe rahmetike"

(Allah´ım! Bana rahmetinin kapılarım aç). Çıkarken de:

"Allâhümme innî es´elüke min fadlike"

(Allah´ım! Senin ihsanından Senden isterim) söylesin.´´[45] Müslim´in rivayetinde: "Peygambere Salâtü Selâm getirsin" sözü yoktur. Bu diğerleri­nin rivayetinde vardır.

îbni Sünnî de rivayetinde: "Çıkarken peygambere salâtü selâm getirsin

ve:

"Allâhümme e´izni mineşşeytânirracîm"

(Allah´ım! Beni koğulmuş şeytandan koru) desin." sözlerini ilave etmiş­tir. Bu ziyadeleri, îbni Mace, Ibni Huzeyme, Ebû Hatem b. Hibban, sahih­lerinde rivayet etmişlerdir.

81- Abdullah b. Amr b. El-As, Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem´den rivayet ettiğine göre, Peygamber mescide girerken şöyle buyu­rurdu:

"Eûzü billahi* 1-azîmi ve bivechihi´î-kerîmi ve suîtânihi´l-kadîmi mineş-şeytânirrâcîmi."

(Allah´ın rahmetinden kovulmuş olan Şeytandan, Yüce Allah´a, kerîm zatına ve daimî olan kudretine sığınırım)" Peygamber buyurdu ki: "însan bu sözleri söydeği zaman, Şeytan: Bu adam diğer günlerde de benden ko­rundu. "[46]

82- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

"Resûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Mescide girdiği zaman:

"Bismillâhi, Allâhümme salli alâ Muhammedin" (Allah´ın adıyla, Ey Allah´ım! Muhammed´e rahmet et) derdi. Mescid-den çıktığı zaman da yine:

"Bismillâhi, Allâhümme sallı alâ Muhammedin" derdi"[47] Mescide girerken ve mescidden çıkarken Peygambere Salât getirmekle ilgili bu hadîsi, yine biz İbni Ömer´in rivayetinden naklettik.

83- Hazreti Hasan´ın oğlu Abdullah annesinden, annesi de Abdullah´ın büyük annesinden (Hazreti Fatıme´den Radıyallahu Anha) yapılan rivayette, Hazreti Fatıme şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mescide girdiği zaman Allah Tealâ´ya hamd ederdi ve Besmele getirirdi ve şöyle derdi:

"Allâhümmeğfir lî veftah lî ebvâbe rahmeüke" (Allah´ım! Beni bağışla ve rahmetinin kapılarım bana aç) Dışarı çıkınca da bunun gibi söyler ve şöyle bitirirdi:

"Allâhümmeftah lî ebvâbe fadlike" (Allah´ım! Bana ihsanının kapılarını aç)"[48]

84- Ebû Ümâme´den (Radıyallahu Anhu), o da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den rivayet ettiğine göre, Peygamber (s.a.v) şöyle bu­yurdu:

"Sizden biriniz mescidden çıkmak istediği zaman, İblis´in askerleri çağ­rışırlar ve onları, arılar anaları etrafında toplandığı gibi bir araya getirip toplanırlar. Bunun için sizden biriniz mescidin kapısında durduğu zaman:

"Allâhümme innî eûzü bike nıin iblise ve cünûdihi" (Allah´ım! Ben, İblis´den ve askerlerinden Sana sığınırım) desin; çünkü bunu söylerse, artık ona zarar veremez.´´[49]


Mescidde Okunacak Dualar


Mescid içinde Allah´ı zikretmeyi çoğaltmak, tesbîh, tehlîl, tahmîd, tek­bîr ve bunlardan başka zikirlerde bulunmak müstehabdır. Yine çok Kur´ân okumak, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in hadîslerini okumak, fıkıh iimini ve diğer şeriat ilimlerini öğrenmek müstehabdır.

Allah Tealâ şöyle buyurur:

"Bu nûr, o mescidlerde yakılır ki, onların yüce tamnmasını ve içlerinde isminin anılmasını Allah emretmiştir. Bu mescidlerde sabah ve akşam (mü­minler) Allah´ı tesbîh ederler, (beş vakit namaz kılarlar). Nice adamlar vardır ki, ne bir ticaret, ne de bir ahş-veriş, Allah´ı anmaktan, namazı gereği üzere kılmaktan ve zekât vermekten kendilerini alıkoymaz. Onlar bir günden korkarlar ki, o günde (kıyamette) kalbler ve gözler korkudan halden hale döner kıvranır."[50]

Yine Allah Teâlâ buyurur ki:

"...Kim Allah´ın alâmetlerim (din işlerini) büyük tanırsa, muhakkak ki bu kalblerin takvâsındandır."[51]

Yine Allah Teâlâ buyurur:

"Kim, Allah´ın korunmasını emrettiği şeylere hürmet gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için mutlak hayırlıdır."[52]

85- Büreyde´den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallalîahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Mescidler, bina edildikleri şey (zikir ve Kur´ân okumaktan ibaret iba­detler) için esastırlar."[53]

86- Enes´den (Radıyallahu Anh):

´ ´Mescid içinde idrar yapan bir Bedeviye, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu mescidler, ne bu idrar ve ne pisliklerden ibaret hiç bir şey için mahal olamaz. Mescidler ancak Allah´ı zikretmek ve Kur´ân okumak içindir."[54] Yahud Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun benzerini söylemiştir. (Namazda hem zikir, hem de Kur´an okumak olduğu için, camide namaz kılınmakla her iki ibâdet yapılmış olur.)

Mescidde oturana, îtikâfı (ibâdet niyeti ile beklemeyi) niyet etmek uygun düşer. Az bir zaman beklese dahi, bizim mezhebimizde (şafii) îtikâf olur. Öyle ki, alimlerimizden bir kısmı: Yürüyüp geçmek suretiyle mescide gi­ren kimse, beklemese dahi, onun îtikâfı sahîh olur, demiştir. Bu görüş sahibine göre, îtikâf faziletini elde etmek için, mescide uğrayıp geçenin îtikâfa niyet etmesi uygun olur. Bunun da en faziletlisi, kısa bir müddet bekleyip sonra geçip gitmektir.

Yine mescidde oturan kimsenin iyi gördüğü şeyleri tavsiye etmesi, kötü gördüğü şeylerden insanları alıkoyması uygundur. Böyle hareket etmekle, mescidler dışında olan insanlar görevli iseler de, mescidlere tazim, hürmet ve saygı gösterme bakımından buralarda görev daha kuvvetleşir.

Alimlerimizden biri demiştir ki, mescide girip de, ya abdestsizlikten, ya meşguliyetten ya da benzeri hallerden dolayı orada "Tahiyye-i Mescid Namazı (îki rekât mescide hürmet namazı) kılmak imkânını bulamayan kimsenin, dört defa:

"Sübhânellâhi ve´î-hamdü lillâhi ve lâ ilahe illâhu vellâhu ekber" (Allah noksanlıklardan münezzehtir. Hamd, Allah´a mahsustur. AI-lah´dan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür) demesi müstehabdır. Selefden (önceki alimlerden) bir kısmı da bunu söylemiştir. Bunu söylemek­te bir beis yoktur.


Mescid İçinde Yitiğini Bağırarak Arayan Yahut Satış Yapan Kimsenin İşini HoşGörmemek Ve Ona Beddua Etmek


87- Ebû Hureyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Bir kimse, mescid içinde yüksek sesle yitiğini arayan adamı işit­tiği zaman:

"Lâ reddehaüahu aleyke"

(Allah onu sana geri vermesin) desin. Çünkü mescidler bu mak-sad için yapılmamıştır, "[55]

88- Büreyde´den (Radıyaliahu Anh) rivayet edilmiştir: "Mescidde bir adam bağırıp şöyle dedi: Kırmızı deveyi bulup da sahibi­ni arayan kim Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: LA VE-CEDTE (Aradığını) bulmayasın; mescidler, ancak ibâdet için yapılmıştır.»[56]

89- Ebû Hureyre´den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Re-sülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Mescid içinde satan yahut satın alan bir kimseyi gördüğünüz zaman:

"La erbahallâhu Ticâreteke"

(Allah ticaretine kâr vermesin) deyin. Yine orada yitiğini çağırarak arayan kimseyi gördüğünüz zaman:

"Lâ reddellâhu aleyke"

(Allah (onu) sana geri vermesin) deyin."[57]



İçinde Ne İslâmı Öven, Ne Takvayı Öğreten, Nede Ahlakın Güzelliklerine Teşvik Eden Sözbulunmayan Bir Şiir; Mescidde Okuyan Kimseye Beddua Edilmesi


90- (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlül­lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Mescidde şiir okuyan kimseyi gördüğünüz zaman ona üç defa:

"Faddellâhu fâke" .

(Allah dişlerini kırsın) deyin."[58]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buhârî. Müslim.

[2] Buhârî.

[3] İbn-i Sünnî, Sahih bir isnadla Ebû Hüreyre (r.a.)´den. Nesâî. Tirmizî.

[4] ibn-i Sünnî.

[5] İbn-i Sünnî.

[6] Ebû Dâvud. Nesâî.

[7] Ebû Dâvud. Nesâî. Hâkim, el-Müstedrek.

[8] İbn-i Sünnî. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[9] İbn-i Sünnî.

[10] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadîs Hasen´dir.)

[11] Tirmizî.

[12] Buhârî.

[13] İbn-i Mâce. İbn-i Sünnî. Nesâî.

[14] Buhârî. Müslim.

[15] Ebû Dâvud ve başka Sünen sahipleri.

[16] Ebû Dâvud. Beyhakî

[17] Ebû Dlvud ve Tirmİzî, Ebû Hureyre (r.a)´den. lbn-i Mâce. Beyhakî. Bu hadiss hasendir.

[18] İbn-i Sünnî, Enes (r.a)´den.

[19] Tirmizî. Ebû Dâvud. İbn-i Mâce. Nesâî, Ümmü Seleme (r.anhâ)´den. (Tirmizî demiştir ki bu sa­hih bir hadistin)

[20] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî ve başka sünen sahipleri. Tirmizî: "Bu hadis Hasen´dir.1´

[21] Ibn-i Mâce, İbn-i Sünnî.

[22] Kur´ân-ı Kerim, Nûr Sûresi: 6

[23] Tirmizî (Tirmizî demiştir ki bu hadîs Hasen´dir Sahîh´tir.

[24] Ebû Dâvud.

[25] Ebû Dâvud. Hasen bir isnadla. Hâkim, el-Müstedrek.

[26] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[27] İbn-i Sünnî. Bu hadisin isnadı zayıftır.

[28] Kur´ân-ı Kerim, Âl-İ İmrân Sûresi: (190-200).

[29] Buhârî. Müslim.

[30] Buhârî. Müslim.

[31] Tirmizî. Ebû Dâvud. Nesâî.

[32] Tirmizî.

[33] Ibn-i Sünnî. İbn-i Mâce.

[34] Müslim. Nesâî.

[35] Ebû Dâvud. Nesâî. İbn-i Mâce. Sahih isnadlarla rivayet etmişlerdir.

[36] Ebû Dâvud. Tirmizî. İbnî Mâce. Nesâî. Hz. Aişe (r.anhâ)´den.

[37] Ebû ibn-i Sünnî. Taberânî.

[38] Bunu Ebû Davud ve ondan başkası rivayet etmiştir. Yine Saîd b. Zeyd, Ebû Sâid, Aişe, Enes b. Malik ve Sehl b. Sa´d Radıyallahu Anhüm Hazretlerinden bize bu şekilde rivayet edilmiştir. Bu hadîslerin hepsi Beyhakî ve ondan başkasının sünenlerinde bize rivayet edilmişse de bu ha­dislerin tümünü Beyhakî ve ondan başka alimler zayıf görmüşlerdir.

[39] Müslim. Tİrmizî. Ibn-i Mâce. Nesâî.

[40] Sünen-i Dârekutnî. Bu hadisin isnadı zayıftır.

[41] Ahmed ibn-i Hanbel. İbn-i Mâce. îbn-i Sünnî. Bu hadîsin isnadı zayıftır.

[42] Neseî. İbn-i Sünnî.

[43] Müslim, Ebû Dâvud. Ncsâî.

[44] Bu hadis zayıftır. Bunun ravilerinden biri, El-Vazi´ b. Nafi´ El-Ukaylî´dir. Bu kimsenin zayıf bir ravi olduğunda ittifak vardır ve bu Münker bir hadîs´tir. (Ravisi zayıflar). İbn-İ Sünnî´nin kitabında, Ebû Saîd El-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) Atıyyetü´l-Avf´ın aynı manada naklettiği hadis bize rivayet edilmiştir. Ancak Atıyye de zayıf bir ravidir.

[45] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî. tbn-i Sünnî. İbn-i Mâce. Hâkim.

[46] Ebû Dâvud. Bu hadis hasendir. Ebû Davud, sağlam bir isnadla bunu rivayet etmiştir.

[47] îbn-i Sünnî.

[48] İbn-i Sünnî. Tirmizî. İbn-i Mâce. Müsned-i Ahmed b. Hanbel.

[49] İbn-i Sünnî.

[50] Kur´ân-ı Kerim, Nûr Sûresi: 36-37.

[51] Kur´ân-ı Kerim, Hac Süresi: 32

[52] Kur´ân-ı Kerim, Hac Sûresi: 30

[53] Müslim.

[54] Müslim. Buhârî. Nesâî. İbn-İ Mâce.

[55] Müslim. Ebû Dâvud. Tİrmizî.

[56] Müslim.

[57] Tirmizî, (Tirmizî demiştir ki, bu hadis hasendir.)

[58] İbn-i Sünnî

Bu konuyu yazdır

Dini-1 İmâmı Nevevî´nin Hayâtı Ve Eserleri (H.631-676)
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 05:54 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler - Yorum (1)



İmâmı Nevevî´nin Hayâtı Ve Eserleri (H.631-676)


Nesebi:


O, İmam El-Hafız, Şeyhu´l-İslâm Muhyiddin Ebû Zekeriy-ya, Yahya b. Şeref b. Murrî b. Hasan b. Hüseyin b. Muhamrned b. Ce-maa b. Hizam El-Nevevî´dir. Neva köyüne nisbet edilir. Neva, Suriye´de Havran köylerinden bir köydür. Sonra Dimaşk´lıdır. Şafiî´dir. Zamanı­nın büyük fıkıh âlimlerindendir ve Mezheb -şeyhidir.

Doğumu ve Büyümesi: Nevevî, (Yüce Allah ona rahmet etsin) hicretin 631 yılında muharrem ayı içinde Neva köyünde salih ana-babadan dün­yaya geldi. On yaşına geldiği zaman buradaki âlimlerden Kur´am ezber­lemeye ve Fıkıh okumaya başladı. Bu köye uğrayan Şeyh Yasin b. Yusuf El-Merakeşi gördü ki, çocuklar onu oyun oynamaya zorluyor, O kaçıyor ve çocukların zorlamasından ağlı(Zeker) Kur´an okuyor. Hemen çocuğun babasına giderek çocuğu ilme adamasını öğütledi. Çocuğun babası da, Şeyh Yasin´in bu öğütünü kabul etti. Hicri 649 yılında Şam´daki Ha­dis Medresesinde ilmini tamamlamak için babası ile Şam´a gitti. Emevî. Mescidinin doğusunda bulunan Revaniye medresesine yerleşti. 651 yılın­da da babası ile hacca gitti. Sonra Şam´a döndü.


İlmî Hayatı:


Nevevî Şam´a gittikten sonra ilmî hayatında şu üç şeyde kendisini gösterdi:

1- Çocukluğunda ve gençliğinde ilim elde etmek için gayret edip çalış­ması: Her ilmi kendi kaynağından aldı ve ilimden aldığı lezzeti, başka bir şeyden tadmadı. Kıraat ilminde ve Kur´am ezberlemede çok gayretli idi. "Tenbih" kitabım dört buçuk ayda ezberledi. Yılın geri kalan kısmında da "El-Mühezzeb" kitabından ibâdetlerin dörtte birini ezberledi. Kısa bir zaman içinde hocası Ebu İbrahim İshak b. Ahmed El-Mağribi´in sevgi ve takdirlerini kazanmış olduğundan hocası onu, ders arkadaşları arasın­da asistan yaptı. Sonra "Dâr-i Hadisi´Î-Eşrefiye" medresesi ile başka med­reselerde ders okuttu.

2- İlmî ve Kültürünün genişliği: Çalışmalarıyla ilmin derinliğine ulaş­mayı ve çeşitli kültürleri bir araya getirmeyi başardı. Talebesi Alâüddin b. El-Attar onun ilim yolundaki çalışmasını şöyle anlatır: O hergün ho­calarından şerh ve tashih olmak üzere On iki ders okurdu. İki ders "Va-sıt"dan, üç ders "Eî-Mühezzeb" den, bir ders "El-Cem´u Beynessahiheyn" kitabından, beşinci ders olarak da "Sahihi Müslim"den bir ders İbni Cin-nî´nin nahiv üzerindeki "El-Lema"ından, bir ders lügat üzerinde îbni Sek-kit´in "Islahu´l-Mantık" kitabından, bir ders Sarf dan, bir ders UsûIü´I-Fıkh´dan, bazan Ebu İshak´ın "El-Lema"ından bazan Fahri Razi´nin "EI-Müntahab"ından, bir ders "Esmâü´r-Ricar´dan, bir ders de "Usûlü´d-Din"den okurdu. Bütün bu derslerle ilgili zor meseleleri, Iügatları ve açık­lamaları yazardı.

3- Bol eser verişi: Eser yazmaya önem verdi. Hicretin 660 yılında eser yazmaya başladı. O zaman otuz yaşında idi. Allah onun vaktine bereket vermiş ve ona yardım etmişti. Bütün düşünce gücünü dehşetli ve büyük kitablar üzerinde kullanıp harcadı. Yazılarında kolay ifade yolunu seçti. Delilleri parlak, fikirleri açık, fıkıh âlimlerinin fikirlerine karşı insaflı bir tutum üzere idi. Zamanımıza kadar her müslüman onun eserlerine özen göstererek onlardan faydalanmıştır. Diğer ülkelerde de eserlerinden fay­dalanılmaktadır.

Üsnevî, onun verimi ve eserlerinin çokluğu üzerinde güzel bir yorum ya­parak şöyle der: "Şeyh Muhyiddin (Allah ona rahmet etsin), fikir ehliye­tine ve ilmin özünü kavrama haline erişince, en hayırlı işi yapmayı uygun gördü. Böylece elde ettiği ve üzerinde durduğu ilimleri isteyen kimseler için yararlanılacak eser haline koyduda, yazdığı kitabı tahsil, tahsilini de kitab haline getirdi. Bu çok doğru bir gaye ve çok güzel bir maksaddır. Eğer böyle yapmasaydı başardığı işleri yapma imkânına sahib olamazdı."

Önemli Kitabları:


Şerhu Sahih-i Müslim, El-Mecnıu´, Şerhu´I-Mühezzeb, Riyazu´s-Salihin, Tezhibu´1-Esma ve´1-Lügat, Eî-Ravze, Ravzetü´t-Talibine ve Umdetü´l-Müftîn, Fıkıh konusunda "El-Minhac", El-Erbainü´n-Neveviye, Et-Tibyan Fi Âdabı Hameleti´I-Kur´an, El-Ezkâr, "Hilyetü´l-Ebrar ve Şiaru´I-Ahyar fi Telhısi´d-Deavati ve´1-Ezkâri´I-Müstahabbeti fi´I-Leyli ve´n-Nehar" ve hac menasiki üzerine "El-İzah".


Hocaları

Fikıhda Hocaları:



1- Abdurrahman b. İbrahim b. Ziyau´l-Fezarî Tacü´d-Din. Ferkâh di­ye meşhurdur. Hicretin 690 yılında vefat etmiştir.

2- İshak b. Ahmed El-Mağribî. El-Kemal Ebû İbrahim. Revahiye Med­resesi hadis hocası. Hicretin 650 yılında vefat etti.

3- Abdurrahman b. Nuh b. Muhammed b. İbrahim b. Musa El-Makdisî sonra Şam´h. Şam müftüsü Ebu Muhammed. 624 H.yılında vefat etti.

4- Sellar b. El-Hasen El-İrbilî, sonra Haleb´li, sonra Şam´h. Asrın da şafi´i Mezhebinin İmamı. H. 670 yılında vefat etti.


Hadis İlminde Hocaları:


1- İbrahim b. İsa el-Muradî el-Endülüsî, sonra Mısırlı sonra Şamlı, el-İmam el-Hâfız. H. 668 yılında vefat etti.

2- Halid b. Yusuf b. Sa´d El-Nablusi, Ebu´1-Beka Zeynu´d-Din El-İmamu´l-Müfid El-Muhaddisu´I-Hafız. H. 663 yılında vefat etti.

3- Abdülaziz b. Muhammed b. Abdülmuhsin El-Ensari, El-Hamevî, El-Şafî, Şayhu´ş-Şuhuh. H. 662 yılında vefat etti.

4- Abdurrahman b. Ebu Ömer Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Kudâme EI-Makdisî Ebu´l-Ferec. Asrının hadis imamlarından. H. 682 yılında vefat etti.

5- Abdülkerim b. Abdüssamed b. Muhammed El-Haristanî, Ebu´l-Fedail İmadüddin, Kadı´l-Kuzat ve Şam hatibi. H. 662 yılında vefat etti.

6- İsmail b. Ebu İshak İbrahim b. Ebu´1-Yüsr El-Tenuhî, Ebu Muham­med Takıyyüddin, hadis âlimlerinin büyüğü ve dayanağı. H. 672 yılında vefat etti.

7- Abdurrahman b. Salim b. Yahya El-Enbarî. Sonra Şamlı ve Hanbe-Iî El-Müfti Cemalüddin. H. 661 yılında vefat etti.

Diğer hocaları: El-Rıza b. El-Bürhan, Zeynüddin Ebu´I-Abbas b.Ab-düddaim El-Makdisî, Cemaleddin Ebu Zekeriyya Yahya b. Ebu´I-Feth El-Sayrafî El-Harranî, Ebu´1-Fadl Muhammed b. Muhammed El-Bekrî El-Hafız, Eî-Ziya b. Temmam El-Hanefî, Şemsüddin b. Ebu Amr ve bu asırdaki başka âlimler.

Usul ilmine gelince: Bunu bir çok alimlerden okudu. Onların en ünlü­sü Ömer b. Bendar b. Ömer b. Ali b. Muhammed El-Tiflisî El-Şafiî, Ebu´I-Feth. H. 672 yılında vefat etti.

Nahiv ve Lügat ilmini şunlardan okudu:

Şeyh Ahmed b. Salim El-Mısrî El-Nahvî EI-Lügavî, Ebu´l-Abbas. H. 664 yılında vefat etti.

El-Fahru´1-Malikî ve El-Şeyh Ahmed b. Salim El-Mısrî.


Dinlediği Eserler:


Neşe´inin sünenini, İmam Malik´in Muvatta´mı, Şafi´inin Müsned´ini, Ahmeb İbni Hanbel´in Müsned´ini, Darimî´yi, İsfiranî´yi, Ebu Ya´lâ El-Musıllî´yi, Süneni İbni Mâce´yi, Dârekutnî´yi, Beyhakî´yi, Bagavî´nin Şerhu´s-Sünne´sini, yine onun tefsirden Mealimu´t-Tenzirini, Zübeyr İbni Bekkâr´m Kitabu´l-Ensab´ım, El-Htabu´1-Nebatiye´yi, Risaletü´l-Kuşeyriye´yi, İbni Sünni´nin Amelü´l-Yevmi ve´I-Leyleti kitabını, Hatib Bağdadî´nin Adabu´s-Sami´ ve´r-Ravi kitabını ve bunlardan başka çok risaleleri talebelerinden dinledi.


Talebeleri:


Rendesinden ilim alan kimselerden bir kısmı şunlardır: Alâuddin b. At-tar, Şemsuddin b. El-Nakıb, Şemsuddin b. Ca´van, Şemsuddin b. Kam-, mah, Hafız Cemalüddin EI-Müzzi, Kadı´l-Kuzat Bedruddin b. Cemaa, Re-, şidüddin El Hanefi, Ebu´l-Abbas Ahmed b. Ferhu´I-Işbili ve çok kimseler...


Ahlakı Ve Özellikleri:


Hal tercemesi yazarlarının hepsi şu görüş birliğine varmışlardır: Zühd yönü ile Nevevî başta gelen bir alimdi, takvada öncü idi. Hakimlere öğüt vermek, iyiliği emredip kötülüklerden alıkoymakta eşi yoktu.

Nevevî´nin hayatından özellikle bu zühd yaşayışı üzerinde bu kısa ya­zımızla durmayı hoş buluyoruz:


Zühd Yönü:


İmam Nevevî, Yemek, elbise ve evlenme isteklerinden uzak kaldı. Bütün bunlara karşı, ilim lezzetini yeterli buldu. Bakıldığı zaman görülür ki, O basit bir mekândan Şam gibi nimet ve bereketleri çok olan bir yere göç etti. O zamanda da gençliğin olgunluk çağındaydı. Bununla beraber şehevî arzularından ve lezzetlerinden yüz çevirmiş, yaşam sıkın­tısı ve darlığını kabullenmişti.


Vera´ Yönü:


Onun hayatında, kuvvetli bir vera´a delâlet eden pek çok örnekler vardır. Onlardan bir kısmı: Şam bölgesinin meyvalarından

yemezdi. Bunun sebebi kendisine sorulduğu zaman derdi ki, Şam´ın va­kıf yerleri çoktur. Mülkler de şer´an hacir altında bulunanlarındır. Bu gi­bi yerlerden faydalanmak caiz değildir, ancak ekinleri sulamak ve topla­yıp biçmek gibi hizmetler karşılığında ihtiyaç miktarı onlardan faydala­nılabilir. Burada da alimler arasında ihtilâf vardır. Bunlardan faydalan-mavi caiz gören, üzerine hacir konulan kimsenin ve yetimin yararına olan hizmetin bulunmasını şart koşmuştur. İnsanlar ise mülk sahibinin ürün­lerinin ancak binde birini korumaktadırlar. Benim nefsim bunu nasıl hoş görür

Nevevî, Revahiye Medresesindeoturmayı diğer medreseler üzerine ter­cih etti. Çünkü o medrese, tüccarlardan birinin binası idi.

Hadis Medresesinde hocalara büyük bir ikramiye verilirdi. Ondan bir kuruş bile almamıştır. O parayı Medrese Amirinin yanında toplar, sonra bir yıllık ikramiyesi birikince, o para ile bir mülk satmalıp onu Hadis med­resesine vakfederdi; yahut o para ile kitaplar satın alarak onları hadis med­resesinin kütübhanesine vakfederdi. Böylece o paralarla başka bir şey al­mazdı. Bir ihyitacı olmadıkça va adamın din inancı hakkında kesin bir bilgisi olmadıkça, hiç kimseden bir hediye veya bağış kabul etmezdi. An­cak ana-babasından ve akrabalarından yardımı kabul ederdi. Annesi ona giymesi için gömlek ve benzeri elbiseler gönderirdi. Babası da ona yiye­cek gönderirdi. Şam´da Revahiye Medresesinde konukladığı odasında uyur ve bundan başka bir şey istemezdi.


Ölümü:


Hicretin 676 yılında, Evkaf´dan emanet olarak almış olduğu kitabları geri verdikten sonra Neva köyüne döndü. Hocalarının mezarla­rını ziyaret etti. Onlar için duâ etti ve ağladı. Hayatta olan dostlarını da ziyaret ederek onlarla vedalaştı. Babasını ziyaret ettikten sonra, Beytül-Makdisî ve Halil İbrahim´in makamını ziyaret etti. Sonra Neva köyüne döndü ve orada hastalandı. Receb ayının yirmi dördünde vefat etti. Ölüm haberi Şam´da ve çevresinde yayılınca, oralar ağlamakla inledi. Öİümüa-den dolayı müslümanlar son derece üzüldüler. Kadı´l-Kuzat İzzuddin Mu-hammed b. Eî-Saiğ ve arkadaşlarından bir cemaat onun kabri üzerinde namaz kılmak için Nevâ´ya gittiler. Onun arkasından çok kimseler mer­siye okudu. Muhammed b. Ahmed b. Ömer El-Hanefi El-İrbilî, mersiye okuyanlardan biridir. Otuz üç beyte varan kasidesinden şu beyitleri ben seçtim:

Musîbet ağır geldi,.olay büyük kitleye yayıldı

Senin uzun yaşamını istemek ölümle yıkıldı

Ölüme yakınlık kazandıktan sonra yalnızlığa çekildin

Senin yokluğun hem geceyi, hem de gündüzü üzmüştür

Sen din için aydınlanılan bir nur kaynağı idin

Söz ve amel senin nurundan kaynaklanıyordu

Bu dünyadan ve süslerinden uzak kaldın

Öyle bir azim ve kudretle ki, dillere destan oldun

Dünyayı küçümseyip zevklenmeyerek ondan yüz çevirdin

Gerçek şu ki, ahiretin için çalışıp onunla zevklendin.

İşte müslümanların ilim sancaklarından bir sancak böyle durulmuş ol­du. Bu da, ilim yolunda cihad yaptıktan ve müslümanlara büyük ilim ha­zineleri bıraktıktan sonra olmuştur. İslâm alemi onun hayır ve bereketini anmaya devam edecektir. Daima müslümanlar Yüce Allah´dan onu rah­met ve rızasına gark etmesini dileyeceklerdir.

Allah İmam Nevevî´ye bol bol rahmet etsin ve onu Allah kendilerine ihsan buyurduğu peygamberlerle, sıddıklarla, şehidleıie ve salih kimse­lerle hasretsin. Bunlar ne güzel arkadaşlar!... Allah bizi peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in sancağı altında onunla bir arada toplasın.

Bu konuyu yazdır

Allah-Y Elmalılı Hamdi Yazır Kuran-ı Kerim Tefsiri FETİH suresi Tefsiri
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 12:19 PM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Elmalılı Hamdi Yazır Kuran-ı Kerim Tefsiri FETİH suresi Tefsiri

Elmalılı Hamdi Yazır
Kuran-ı Kerim Tefsiri
48-FETİH:



--------------------------------------------------------------------------------

sûresinin indirildiğini haber verdi. Ahmed, Buhâri, Tirmizî, Nesai, İbnü Mâce ve İbnü

Merdûye de Ömer b. Hattâb (r.a.)'da şöyle rivayet etmişlerdir: Demiştir ki; Resulullah (s.a.v.) ile seferde idik, ona bir şeyden üç kere sual ettim, cevab vermedi ben de devemi sürdüm, sonra topluluğun önüne geçtim ve hakkımda Kur'an indirilmesinden korkmuştum, çok durmamıştım bir bağıran işittim, bana bağırıyordu korktu, zannediyordum ki hakkımda bir şey indirildi, vardım Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "B u gece üzerime bir sûre indirildi, bana dünya ve onun içindekilerden daha sevgili: "Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik. Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar." (Fetih, 48/1-2). Yine Ahmed, Ebû Dâvud ve başkalarının Müc'mi b. Câriyete'l-Ensârî'den rivayet ettikleri bir sahih hadiste Peygamber (s.a.v.)'in Hudeybiye'den hareketinden sonra indirilmesini ve bunun "Küraülğamim" yanında olduğunu Peygamber (s.a.v.)'in onu bineği üzerinde insanlara okuduğunu ifade eder. İbnü Sa'd'ın ondan rivâyetinde de bunun Decnân'da olduğuna delâlet vardır. Ve bu Bikai'den rivayet olunmuştur. Dacnan, Kamus'ta bildirildiği üzere Mekke yakınında bir dağdır. Bunlar gösteriyor ki indirilmesi Mekke ile Medine arasında olmuştur. Böyle olanlara da Medenî denildiği bilinmektedir. Zirâ Medenî hicretten sonra indirilendir ki gerek Medine'de olsun gerek Mekke'de, gerek seferde; Mekkî de hicretten önce indirilendir.

Âyetleri : Yirmi dokuzdur.

Kelimeleri : Beşyüz altmıştır.

Harfleri : İkib in dörtyüz otuzdur.

Fâsılası : Hep ( ) harfidir.

İki sûre arasındaki ilgi de baştan sona apaçıktır: Biri önce sunulan, diğeri sonra gelendir. Zira yardım ve zafer mânâsına fetih, gönlü iyileştirme ile savaşa gereken hazırlıktır. Orada tevbe ve istiğfar ile emredilmiş, burada mağfiretin olacağı haber verilmiş, ona değiştirme ihtarıyla son verilmiş, buna zaferler müjdesiyle başlanılmıştır.

İbnü Sâ'd'ın rivâyet ettiği Mücmi' b. Câriye hadisinde geçmiştir ki, Cebrail Aleyhisselâm, bu sûre ile indiği zaman, "Tebrik ederiz seni ey Allah'ın Resulü!"

demiş; Cibril tebrik edince müslümanlar da tebrik etmişlerdir. Bu sûrede İslâm'ın bütün dinlere galip geleceği de vaad edilmiştir.

Meâl-i Şerifi

1- Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsâ n ettik.

2- Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir.

3- Ve sana Allah, şanlı bir zaferle yardım eder.

4- İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, herşeyi hikmetle yapandır.

5- Mümin erkeklerle mümin kadınları, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyması, onların günahlarını örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur.

6- Ve o Allah hakkında kötü zanda bulunan münâfık erkeklere ve münâfık kadınlara, Allah'a ortak koşan erkeklere ve ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük onların başlarına gelmiştir. Allah onlara gazap etmiş, lânetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Orası ne kötü bir yerdir!

7- Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

8- Şüphesiz biz seni, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

9 - Ki, Allah'a ve Resulüne iman edesiniz, ve bunu takviye edip, O'na saygı gösteresiniz ve sabah akşam O'nu tesbih edesiniz.

10- Herhalde sana bey'at edenler ancak Allah'a bey'at etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.

Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik. Geleceği açan; ileride meydana gelecek bir çok fetihlerin başlangıcı olan bir fetih. Bazı müfessirler bunu, Mekke'nin fethini vaad diye almışlarsa da çoğu müfessirler bunun Hudeybiye antlaşmasını haber verdiğini söylemişler. İbnü Abbas, Enes, Şa'bi ve Zühri'den de böyle haber vermişlerdir. İbnü Atıyye buna "Bu doğrudur." de m iştir. Bilinmektedir ki, fetih aslında açmak yani kapalılığı gidermektir. Bir memleketi fetih de, Keşşâf'ın açıkladığı üzere harpli veya harpsiz, zorla veya barışla zafer kazanmaktır ki zafere erişmedikçe kapalıdır. "Sakın gevşemeyin, üstün olduğunuz h a lde barışa davet etmeyin." (Muhammed, 47/35) âyetine ters gibi görünen Hudeybiye antlaşmasının bir fetih olması sahâbeden bazılarına bile gizli kalmıştı. Cenâb-ı Allah, bunun açık bir fetih olduğunu açıklamıştır. Önce bir fetih olması gerçi peygamber bun d a bir savaş için değil, bir umre niyetiyle hareket etmiş ve kurbanlıklar göndermişti fakat müşrikler çarpışmayı kurmuşlardı, şiddetli bir savaş olmamış, fakat iki taraftan ok ve mancınık atışılmış "O sizi, onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra Mekke'ni n göbeğinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendir." (Fetih, 48/24) buyurulduğu üzere müslümanlar müşrikleri mağlûb edip diyarlarına sokulmuşlardı ve barış yapmaya müşrikler istekli olmuşlardı. İkinci olarak bunun apaçık bir fetih ol m asına gelince bu barış ile ilk önce müslümanlığın dünyada bir devlet olarak varlığı düşmanları tarafından dahi tasdik edilerek bir anlaşmaya bağlanmış bulunuyordu. Böylece bu, daha sonra meydana çıkacak devam edecek fetihler zincirinin başı ve açıcısı olm u ş ve bundan sonraki İslâm fetihlerinden herbiri bunun altında bir şubesi sayılacak bir şekilde vaad edilmiş oluyordu ki sûrenin başı bunu ilâhî bir dil ile açıklamaktadır. Aslında yine sûrenin içinde Feth-i karîb, (yakın fetih) diye işaret edildiğinden bu n u pek yakından Hayber fethi takip etmiş, sonra da Mekke fetholunmuş, sonra da İslâm'ın bütün dinlere galip gelmesi vaad buyurulmuştur. Zührî demiştir ki: Hudeybiye fethinden büyük bir fetih olmamıştır. Bu sayede müşrikler müslümanlarla bira araya gelmeye v e sözlerini işitmeye başlamış ve bu onların kalplerinde yer etmiş ve bunun üzerine üç sene içerisinde bir çok kimse müslüman olarak İslâm'ın çoğalmasına sebep olmuştur... Bütün bunlar Muhammed Sûresi'nin başında geçen âyetlerin hükmünün feyzidir.

2-M ÜBİN, açık, parlak, yahut ilerisini açan gösteren demektir. Cenâb-ı Allah bu fethin "mübin" olmasının hikmetini şu dört yönü birleştirerek açıklıyor: 1) Mağfiret, 2) Nimetin tamamlanması, 3) Bir doğru yola ulaştırma, 4) Benzersiz

bir yardım, yani bunların herbirini ayrıca değil hepsini birden bir hikmet olmak üzere bir "lâm-ı akıbet" ile şöyle buyuruyor: ki Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Kâdı Beydâvî der ki: "Fetih kâfirlere karşı cihad ile şirkin def edilmesine ve dinin yükseltilmesine ve noksan şahısların yavaş yavaş kendi arzu ve istekleriyle olgunlaşabilmeleri için şiddetle yönlendirilmesine ve zavallı kimseleri zâlimlerin elinden kurtarmaya çalışmanın bir neticesi olduğu için mağfiret fethe sebep kılınmıştır ki maksat illet-i gâiyye, yani hikmettir. Demek olur ki buradaki fetih ve mağfiret Muhammed Sûresi'ndeki "Hem kendinin, hem mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahının bağışlanmasını dile!" (Muhammed, 47/19) emrine uymanın cevabı ve neticesi olmuştur. Âlûsî der ki: "Fetih "Doğrusu biz fetih ihsan ettik." diye azamet nûnu ile isnâd olunduktan sonra mağfiretin "Allah senin (günahlarını) bağışlar." diye ism-i celâl ile isnad olunması şu inceliğe işaret olabilir ki, fethi yüce Allah birçok vasıtalar ile mümkün kılarsa da "m a ğfireti" yüce zâtı doğrudan doğruya kendisi yapar. Bazıları şunu izah etmişlerdir ki, büyüklerin kendilerinden biz diye mütekellim maalgayr sigası ile ifade âdetleri, kendilerinden meydana gelen fiillerin çoğunlukla hizmetkâr çalıştırmak şeklinde olmasınd a ndır. Buna yardımın "Allah sana yardım eder." diye ism-i celâle isnad olunmasıyla itiraz da edilmez. "Zâten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir." (Âl-i İmrân, 3/135) ve "Yardım ancak Allah katındadır." (Enfâl, 8/10) gerçeklerine işaret o lunmuş demek daha açık olacaktır. Günahın, geçmişi ve geleceği hepsini kapsamasından kinâyedir. Bu şekilde peygambere bütün günahlardan mağfiretle temizlenme ve aklanma tebliğ edilmiştir. Ancak geçmiş tabiri farz olduğunu hatırlatır. Bunun için burada pey g amberden işlenmiş olması mümkün olan günahın ne olabileceği hakkında görüş bildirilmiştir. Muhyiddîn-i Arabî gibi bazıları, maksadın ümmetin günahları olduğunu kabul etmişlerdir. Nitekim "Sen bir şüphedeysen" (Yunus, 10/94), "Eğer Allah'a ortak koşa r san, amelin boşa gider." (Zümer, 39/65) âyetlerinde kastedilen, Peygamber'e değil, dolayısıyla ümmete hitap olunduğunda görüş birliği vardır. Ancak bu tevil, "Hem kendinin hem mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahının bağışlanmasını dile." âyeti n e yaraşmaz. Bazıları da demişlerdir ki, günahın işlenmesi kastedilmeyerek terkibin bütünü muahaze olunmamaktan kinâyedir Çoğu müfessirlerin

görüşüne göre ise vahiy inmeyen konulardaki ictihadında makamına göre daha uygun olanın tersi şeklinde olan seçmeleridir ki "Allah seni affetsin, onlara niçin izin verdin?" (Tevbe, 9/43) gibi ilâhî hitap ile ihtar edilmiştir. Buna günah denilmesi peygamberlik makamına göredir. Çünkü "İyilerin iyiliği, Allah'a yakın olanların kötülüğü (gibi)dir." Buradan, bundan b ö yle peygamberlik vazifesinin yerine getirilmesinde önceki meşakkat ve zorlukların ağırlığının kalmayacağına da delil getirilebilir. Nitekim İnşirah Sûresi'nde "Ağırlığından dolayı belini büken yükünü senden alıp atmadık mı?" (İnşirah, 94/2-3) buyurulm u ştur. Sonuçları ve meyveleri toplanmaya başlayan görevlerin zorlukları başarı neşeleriyle örtülmüş olur. Ve üzerindeki nimeti tamamlar. Peygamberlikteki başarısına bir de mülk eklenilmek gibi dinî ve dünyevî nimetler ihsan eder. Ve seni bir doğru yol a eriştirir Gerek peygamberliğin yerine getirilmesinde ve gerek devlet başkanlığının resmî işlerini yerine getirmede doğrudan doğruya Allah'ın rızasına ulaştıran bir doğru yola çıkarır ki bu yol "İşte böylece sizin insanlar üzerinde şahit olmanız, Resul ü n de sizin üzerinizde şahit olması için sizi orta (dengeli) bir millet kıldık." (Bakara, 2/143) âyetine göre bütün insanlığın örnek nümunesi olmak üzere İslâmî işlerin düşman etkilerinden uzak olarak yalnız hakkın uygulaması ve kanunu içerisinde hür irâd e yle idaresi yoludur. Gerçi istikâmet yani doğruluğun aslı fetihten önce de var ve gidilen yol o yol ise de, fetihten sonra egemenliğin resmen dışarda ve içerde tanınmasıyla hidayet ve ilâhî muvaffakiyet başkaca bir açıklık ve renklilik kazanmıştır ve bund a n böyle "Biz onlara âyetlerimizi ufuklarda ve nefislerinde göstereceğiz." (Fussılet, 41/53) âyetine göre büyüyüp gelişmek dönemine girmiştir.

3-Onun için de buyuruluyor ki: Ve Allah seni şanlı bir zaferle yani benzeri bulunmaz bir yardım ve zafer ile muzaffer ve güçlü kılar. Bu da "Bütün dinlerden üstün kılmak için" (Tevbe, 9/33, Fetih, 48/28) ifadesiyle açıklanacaktır. İşte bu fetih böyle apaçık bir fetihtir.

4- O Allah o yüce zattır ki müminlerin kalplerine o sekineti indirdi.

SEK İNET, sükûn ve güven, rahat ve ağırbaşlılık mânâsına masdardır ki, nefisteki telaş ve heyecanın kesilmesiyle meydana gelen ve kalp oturması, yürek ısınması, gönül rahatı denilen huzur ve sükûn hâline veya onun kaynağına isim

dahi olur. Sekinetin inmesi yar atılması ve meydana gelmesi demektir. Şanının yüksekliğine işaret için inzal denilmiştir. Rağıb der ki: "Allah Teâlâ'nın kuluna nimetini indirmesi ihsanı demektir ki ya o şeyin kendisini indirmekle olur, Kur'ân'ın indirilmesi gibi yahut da sebeplerini ind i rip ona yol göstermekle olur. Demiri vesâireyi indirmek gibi... Bununla beraber burada kondurmak, kalplerini sekînete konak ve karargah yapmak mânâsına da olur. Hz. Ali'den rivâyette de denilmiştir ki "Sekînet müminin kalbine sakin olup onu güvenli kılan m elektir." Sekine hakkında Fütühât-ı Mekki'yenin şu düşüncesi hoştur: Sekinetin başlangıcı, emri bir yönüyle kapsama yoluyla düşünmektir. Böyle olmayınca sekinet tam olmaz. İbrahim (a.s.) "Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, (demişti). Rabbi ona "Yoksa inanmadın mı?" deyince, "Hayır! inandım, Lâkin kalbimin mutmain olması için görmek istedim, dedi." (Bakara, 2/260) itminânı yanı kat'i güvenmeyi sekine'ye başlangıç yaptı, çünkü ona diriltmenin yönleri çeşitli gelmişti, kendisini her taraftan ç ekiştiriyordu. Allah Teâlâ ona nasıl olduğunu gösterince o çeşitli yönlerden gelen çekiştirmelerle duyduğu acı ve sıkıntıdan sekinete eriverdi. İşte bu şekilde istenilenin meydana gelmesi veya elde edilmesinden duyulan kaygı o istenilen şey hakkında sekin e tin başı olduğu gibi korkulan şeylerde de tam mânâsı ile böyle olur. İnsan böyle imanın şartlarını tamamlayıp yerine oturtunca haktan o müminin kalbine bir doğuş meydana gelir ki, o doğuşa zevk denilir. O sekineti o vasıftaki müminin kalbinde o meydana ge t irmiştir ki, o sekinet onun için iman edilecek gâib emrin meydana gelmesine bir kapı ve bir merdiven olsun da onun beraberinde önceki emrin mânâsına dönerek sükûn yüz gösterip sebeplere alışmış olan kimselerin sebeplere sükûn ve güveni gibi alışılmış bir sükûn halini alsın. Bu ise asla gayb'den olmaz; belki zevkten yani müşahededen olur. Meselâ insanın yanında bir günlük yiyeceği bulunursa o günün vereceği sıkıntı ve acıya karşı nefis, bir güven bulur. Çünkü yiyeceğinin kendi mülkünde mevcut olduğunu bizz a t müşahede ile görmektedir. İşte iman bu derecede kendinde mevcut olmuş ise, o sekinet sahibidir. Ve eğer insan, imanın hükmü altında iken kesin belirlilik kendisi ile çekişiyorsa onda sekinet meydana gelmemiştir. Şu da bilinmeli ki, kalplerin nitelendiği mânâlar; bazen Allah Teâlâ onların, kullarından dilediği kimselerin nefislerinde oluşmasına dışardan bir işaret yapar o işarete de nefiste oluşan mânânın ismi verilir. Ki o, onun kalbinde meydana geldiğine işaret olduğu bilinsin. Nitekim İsrailoğulları'nı n tâbutunda böyle bir sekine konulmuştu ki, o bir şekil, o bir sûret idi, ihtilâflı olan açıklamasına

gerek yok, o suretin bir halinden veya hareketinden yardım mânâsı anlayarak kalpleri onu görünce sükûnet bulurdu, âlâmet olan o surete de sekine denilmişti. Fakat bilinen sekine'nin yeri ancak kalptir. Allah Teâlâ, bu ümmet için sekinetin oluşmasına kendilerinin dışında bir alâmet yapmamıştır. Onlar için, onun kalplerinde oluşmasından başka bir alâmet yoktur. Bu ümmetin sekineti İsrailoğulları'nda olduğu gi b i dışardan bir delile muhtaç olmaksızın bizzat kendi nefsinde kendine delildir. Sekinetin kaynağı anlaşıldıktan sonra kendisine gelelim: Sekinet şu iştir ki, nefis onunla kendisine yapılan vaade veya kendisinde oluşan bir isteğe gönül hoşluğu ile razı olu r ve o konuda sükûnet bulur. Buna sekine veya sekinet denilmesi şunun içindir ki, bu meydana gelince nefsin diğer bir yöne olan esintilerini keser atar, nitekim bıçağa sikkin denilmesi onunla sahibinin kesecek şeyleri kesmesinden dolayıdır. Ve bu kelime sü k ûn'dan alınmadır. Sükûn ise hareketin zıddı olan sabitliktir. Çünkü hareket bir nakil'dir. Sekinet ise nefsin doyum duyduğu şey üzerine sübut verir ki, isterse hareket olsun farketmez. İşte sekinetin hakikati budur. Ve bu ancak bir yoklama veya bizzat gör m ekle olabilir. Bu sebeple müminlerin üzerine iner ve inmesiyle onları bulundukları iman mertebesinden müşahede makamına nakleder. Ve böyle müşahede ile imanlarını katlar. Ki imanlarına iman katsınlar diye, basit olan imanın aslında fazla veya noksan ol m asa bile yaptırımları arttıkça aslı tevhid olan iman, bir ağaç gibi kol ve dallarını artıra artıra büyüyüp serpilerek sonunda istenilen meyvelerini verir. İmanın aslına göre ise fazlalık ve eksiklik kuvvetlilik ve zayıflık ile açıklanır çünkü asıl tasdik k emiyet gibi değildir. Ve göklerin ve yerin orduları hep Allah'ındır. Sekinetin kaynağı olan geniş görgü ile bütün eşyayı Allah Teâlâ'ya teslime işârettir. Yani gökleri ve yeri tutan yukarda ve aşağıda var olan bütün kuvvetler O'nundur. Dilediğine diled i ği gibi yardım eder ve işte müminlerin kalbine indirdiği sekinet de O'nun ordularından biridir. O'nunla cahiliyyenin verdiği öfkeler defedilerek imanlar artırılır, o sayede haller, iyilikler muvvaffakiyetlerle öyle büyük fetihler kazanılır. Ve Allah bi l endir herşeyi hikmetle yapandır. Her şeyi ve bütün işleri yüksek ilmi ile bilir ve hikmet ile takdir edip yönetir.

5- Bundan dolayı gökteki ve yerdeki bütün orduları da ilim ve hikmetiyle dilediği gibi kâh birbirine düşürerek, kâh aralarında barış yaptırarak sevk ve idare eder, şunun için ki "Müminleri... (cennete) koyar." Buradaki 'ın gibi fetha yahut 'ye veya 'ye bağlı olması ihtimalleri de söylenmiş ise de Zemahşerî gibi araştırmacıların görüşüne göre 'den anlaşılan ilim ve hikmetin, mak ama

uygulanmasına ve detaylandırılmasına bağlıdır ki şöyle demek olur: O orduları yöneten ilim ve hikmetin kollarından birisi de müminlerin kalplerine sekineti indirip Hudeybiye Andlaşması'na ısındırarak büyük fetihlere hazırlamasıdır. Bunu böyle yapması da şu hikmet içindir ki, müminlere ondaki nimetleri tanıtsın, şükrünü yerine getirsinler, sevaba hak kazansınlar da onları cennetlerine koysun, büyük bir saadet olan en büyük murada erdirsin.

6-Bundan hoşlanmayan münafıkları ve müşrikleri de "Münafık erkeklere ve münafık kadınlara azab eder." buyurduğu üzere azablandırsın. Münâfıkların müslümanlara zararı müşriklerden daha çok olduğu için önce onların azaplandırılması söylenmiştir. Allah'a kötü zanda bulunanlar ki Allah, peygamberine ve müminlere ya r dım etmez sanırlar, peygambere ve müminlere kötülük gözetirler, geleceği üzere "Peygamber ve müminler, ailelerine bir daha dönmeyecekler." (Fetih, 48/12) derler, hatta kendi haklarında da iman edip güzel himmet besleyip de Allah'tan hayır ve rahmet ist e mezler. Netice olarak Allah'a karşı doğru zanda bulunmazlar. Kötülük dairesi, yani fesat girdabı veya kasırgası başlarına dönesiceler!

7- Evet göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Bunu iki defa hatırlatmanın hikmeti hakkında demişlerdir ki, Allah Teâlâ'nın hem rahmet orduları hem de azap orduları bulunduğuna dair bir uyarıdır. Bu ikincisinden maksat azap ordularıdır. Nitekim izzet sıfatını hatırlatma ile "azizen hakimen" buyurulmuştur. Evvelkisi müjde, ikincisi korkutma olarak zikredilmiştir.

8- Onun için her iki tarafı toplamakla buyuruluyor ki: Şüphesiz biz seni bir şahid olarak gönderdik. Fahruddin Râzî der ki: Burada müfessirler "Resulün de sizin üzerinize şahit olması için" (Bakara, 2/143) âyetine göre ümmetin fiil ve hareketlerine şahi t demişlerdir. Lâkin uygun olan "Allah, melekler ve adalette sebat eden ilim adamları şahitlik etmiştir ki..." (Âl-i İmrân, 3/18) buyurulduğu üzere "Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur."' (Muhammed, 47/19) emri gereğince Allah'ın birliğine şahid d e mek olmasıdır. Hem de bir müjdeleyici, hem bir uyarıcı; o şehadeti kabul edip gereğince amel edenlere müjdeci, etmeyenlere de uyarıcı.

9-Bu şekilde peygamber gönderilmenin faydasını açıklamak için de Peygamber'e ve ümmetine hitaben buyuruluyor ki " Allah'a ve Resulü'ne

iman edesiniz ve bunu takviye edip O'na saygı gösteresiniz ve sabah akşam O'nu tesbih edesiniz." burada bir kaç yönden mânâ vardır: Bu dört emrin her biri elçilik, şahitlik, müjdeleyicilik ve uyarıcılıktan her birine terettüp etmesidir. Şöyle ki; peygamber olarak gönderilme, Allah'a Resulüne imanı gerektirir, şehadet ta'zizi yani dinine yardım ile güçlendirmeyi; müjdeleme, güzel karşılamayı ve saygıyı; uyarma da azabdan korunmak için tenzih ve tesbihi gerektirir veya herbiri bu dördün ü gerektirir. Bunların dördünün toplamı birden öncekilerin herbirine terettüp eder ki bu da ikinci mânâdır. Bu iki takdirde zamirler hep Allah'a yöneliktir. Diğer bir ihtimâle göre de zamirleri Peygamber'e zamiri Allah'a yöneliktir ki bu şekilde ü z erinde vakıf vardır yani okurken burada durulur. Mushaflarımızda da buraya mutlak vakıf işareti olan konulması da bu mânâya göredir.

10- Muhakkak ki o sana bey'at edenler yalnız Allah'a bey'at ederler. Çünkü Resule resul olması yönüyle boyun eğmek, gönderene itaat edip boyun eğmektir. "Kim peygambere itâat ederse, Allah'a itaat etmiş olur." (Nisa, 4/80) yine Tevbe Sûresi'nde "Allah müminlerden mallarını ve canlarını... satın almıştır." (Tevbe, 9/111) âyetlerinin tefsirine bkz.) Bunun indirilm e si biraz sonra geleceği üzere Hudeybiye'de ağacın altında yapılan rıdvân bey'atı hakkındadır. Kaçmamaya veya ölüme söz vererek bey'atleşmiş idiler. Fakat mânânın genel olması gerekir. Allah'ın eli onların elleri üzerindedir, yani bey'atleşme bir alım s a tım gibi elele vererek karşılıklı bir antlaşma ve şartlaşma halinde ise de hakikatta bundan faydalanacak olanlar onlardır. Çünkü Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. İbnü Cerir tefsirinde der ki; bunda iki vecih vardır, birisi: Bey'at yaparlarken A l lah eli onların ellerinin üzerinde demektir. Çünkü onlar Allah'ın peygamberine bey'at etmekle Allah'a bey'at etmiş oluyorlardı. Birisi de: Allah'ın kuvveti onların kuvvetinin üzerindedir, demektir. Birincisine göre cümle, bey'atı tasvir halinde bir te'kid olarak peygamber, Allah Teâlâ'nın bir elçisi, hükümlerini uygulamaya memur bir aleti olmak itibariyle Allah'ın bir eli tasvir edilmiş, bir hayal ettirilmiştir. Çünkü Allah Teâlâ, kendisinden bir cüz olmak mânâsına uzuvlardan berîdir. İkinci mânâya göre is e istinaf (başlangıç) cümlesi olarak "yed" kuvvet ve kudret veya nimet mânâsına tevil olunmuştur ki ikisinin de sonucu bu bey'attan oluşan asıl faydanın bey'at edenlere ait olacağını açıklamaktır. O'nun için buna ilişkin olarak buyuruluyor ki: Bunun üze r ine her kim cayarsa yalnız kendi aleyhine caymış olur,

her kim de Allah'a verdiği ahde vefa gösterirse O, ileride ona büyük bir mükâfaat verecektir ki Cennet ve rızasıdır. Orada gözlerin görmediği kulakların işitmediği ve insan kalbine henüz düşmemiş şeyler vardır.

Meâl-i Şerifi

11- yakında a'râbilerden geri kalmış olanlar sana diyecekler ki, "Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile." Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse O'na karşı kimin bir şeye gücü yetebilir? Hayır! Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

12- Aslında siz Peygamber ve müminlerin, ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize güzel göründü de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak etmiş bir topluluk oldunuz.

13- Kim Allah'a ve Rasulüne iman etmezse şüphesiz biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.

14- Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar dilediğini azaplandırır. Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.

15- Siz ganimetleri almak için gittiğinizde geri kalanlar: "Bırakın biz de arkanıza düşelim." diyeceklerdir. Onlar, Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: Siz bizimle gelemeyeceksiniz. Allah daha önce böyle buyurmuştur. Onlar size: "Bizi kıskanıyorsunuz." diyeceklerdir. Bilakis onlar, pek az anlayan kimselerdir.

16- A'rabilerin geri bırakılmış olanlarına de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız. Onlarla savaşırsınız veya

müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.

17- Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. Bununla beraber kim Allah'a ve peygamberine itâat ederse, Allah onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.

11-14- "Yakında a'rabilerden geri kalmış, olanlar sana diyecekler." A'rab: Bedevi'ler. Tevbe Sûresi'ndeki "A'rabiler küfür ve nifak bakımından daha şiddetlidir." (Tevbe, 9/97 âyetinin tefsirine bkz.) Rasulullah (s.a.v) Hudeybiye senesi Umre için Mekke'ye gitmek istediği sırada Kureyş'in bir hücumu veya mani olması ihtimal i ne karşı Cüheyne, Müzeyne, Gıfâr, Eşca, Düil, Eslem kabilelerinin dahi seferber olarak beraber hareket etmesini istemiş ve maksadı harp olmadığını anlatmak için yanında kurbanlık hayvanlar da götürmüştü. Bu adı geçen bedevi kabileler karşısında Kureyş, Sa k if ve Kinâne ve Mekke'ye komşu Ehâbîş denilen kabileler gibi büyük bir düşman görerek gitmekten çekindiler, henüz iman kalplerinde yerleşmemiş olduğu için Resulullah ile beraber gitmeyip kaldılar, Muhammed ve Ashabı bu seferden geri dönmez dediler. İşte b u rada Cenâb-ı Allah bunların bu sözlerini ve edecekleri itirâzı Resulüne, henüz kendilerine ulaşmasından önce bildirmiş ve öyle de olmuştur.

15- O geri kalanlar yani yine o adı geçen bedevîler siz ganimetleri almak için gittiğinizde, diyecekler. Rivayet edilir ki Allah Teâlâ peygamberine Hayber Gazâsı'nı emredip fethini vaad etmiş ve oraya giderken o A'râbîlerin şöyle diyeceklerini de haber vermiş ve öyle de olmuştur. Önce gitmediklerine pişman olarak a'râbiler o vakit diyecekler bırakın bizi s i ze ittibâ edelim ardınızca gidelim, böyle demekle Allah'ın kelâmını değiştirmek isteyecekler. Çünkü Allah Teâlâ o ganimetleri bilhassa Hudeybiye'de bulunanlara vaad etmiş iken onlara katılmaya kalkışarak Allah'ın vaadini değiştirmek isteyecekler. D e ki siz bize asla ittibâ etmeyeceksiniz, yani biz o ganimetlere giderken asla arkamızdan gelmeyin bundan önce yani siz ittibâ'ya hazırlanmadan önce Hudeybiye dönüşünde Allah hakkınızda böyle söyledi buna karşı da diyecekler ki hayır bize haset ediyorsunuz, size ganimette ortaklık edeceğiz, diye kıskanıyorsunuz. Hayır iyice anlamıyorlar, ancak pek az bir anlayışları var, meselenin fıkhını,

ilâhî yönünü anlayacak bir halde değiller, ancak dünyaya ait az bir anlayışları var, ganimet denilince gelmek isterler de ganimete ne ile, ne hak ile erişilir, peygambere karşı nasıl bir lisan kullanılır, bilmezler; cehâletle haset ediyorsunuz derler. Tekid-i nefi şeklinde ile tabi olmayı yasaklayan "Bize tabi olmayacaksınız." yasaklamasının ebedi o lmadığına ve ganimete ermek hakkının ancak Allah yolunda çarpışmakla elde edileceğine tenbih ve gelecekteki olayları haber vermek için buyuruluyor ki:

16- De ki o geri kalan A'râbilere: Siz ileride şiddetli güç sahipleri yani kuvvetli harp ehli çetin bir kavme karşı davet olunacaksınız, onlarla harp için çağrılacaksınız. Bazıları bu kavmin, Müseyleme'nin kavmi olan Beni Hanife olduğunu rivâyet etmişlerdir ki bu davet, Hz. Ebû Bekir zamanında oldu. Bazıları da Fürs diye rivayet etmişlerdir ki; Hz. Ö mer Medine, Cüheyne, Müzeyne A'rabını Faris harbine davet etmişti, diğer bazıları da Rum demişlerdir ki bu davet de Mute ve Tebük gazvelerinde Hz. Peygamber tarafından başlamıştır. Ebû Hayyân der ki, bu görüşler hasr için değil, misal yoluyla söylenmiştir.

17-Önce ve sonra uygunsuzluk konusunda mazereti olanlar için de buyuruluyor ki âmâya, yani köre vebal yoktur yani gitmek için sıkıştırma yoktur kör, topal, hasta geri kalabilir, bunlar özürlüdürler. Bununla beraber yasaklanmış da değillerdir. Kendi arzularıyla gidebildikleri takdirde kendilerine mâni de olunmaz. Başkalarına yük olacak derecede olmamak şartıyla karşı koymak yönünden sevaba bile erişirler. Nitekim İbnü Ümmi Mektûm (r.a.) hazretleri a'mâ olmakla beraber Kadisiyye savaşlarının bazısın d a bulunmuş, bayrak tutmuştu. Ebû Hayyân Bahir'de der ki: Eğer müslümanların etrafı çevrilirse cihâdın farziyyetinde güç ve yeteri kadarıyla onlar da görevlidir.

Geri kalanları ve özürlüleri andıktan sonra samimi müminlerin halini açıklamakla buyuruluy or ki:

Meâl-i Şerifi

18- Andolsun o ağacın altında (Hudeybiye'de) sana bey'at ederlerken Allah, müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş onlara güven indirmiş ve onları pek yakın bir fetih ile mükâfatlandırmıştır.

19- Allah onları elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükâfatlandırdı. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

20- Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir ki bu, müminlere bir işaret olsun ve Allah sizi doğru yola iletsin.

21- Bundan başka sizin güç yetiremediğiniz, ama Allah'ın sizin için kuşattığı ganimetler de vardır. Allah herşeye kâdirdir.

22- Eğer kâfirler sizinle savaşsalardı arkalarına dönüp kaçarlardı. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamazlardı.

23- Allah'ın öteden beri gelen kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.

24- O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra Mekke'nin göbeğinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı görendir.

25- Onlar inkâr eden ve sizin Mescid-i Haram'ı ziyaretinizi ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını men edenlerdir. Eğer kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle, mümin kadınları bilmeyerek ezmek suretiyle bir vebalin altında kalmanız ihtimali olmasaydı, Allah savaşı önlemezdi. Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık.

26- O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, câhiliyet taassubunu yerleştirmişlerdi.

Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takva sözü üzerinde durdurdu. Zaten onlar buna pek layık ve ehil kimselerdi. Allah herşeyi bile ndir.

18- "Andolsun ki o ağacın altında sana bey'at ederlerken Allah, müminlerden razı olmuştur." İşte yukarıda adı geçen bu bey'at, Hudeybiye de yapılan ve bu âyet sebebiyle Allah Teâlâ'nın rızasıyla müjdelenmiş olduğundan dolayı Bey'atü'r-Rıdvân ismi verilmiş olan bey'attır. Kıssayı tefsirciler şöyle özetlemişlerdir. Resül-i Ekrem (s.a.v.), Hudeybiye'ye indiğinde Huzâîler'den Hıraş b. Ümeyye'yi Sa'leb adındaki devesine bindirip Mekke'lilere gönderdi. Harp niyetinde olmayıp yalnız Kâbe'yi ziyaret v e Umre için geldiğini bildiriyordu, bunu varıp onlara söyleyince deveyi vurdular, kendisini de öldürmek için hücum ettiler fakat Ehâbiş araya girip kurtardılar. O da gelip durumu Resulullah'a haber verdi, Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v) Hz. Ömer'i gö n dermek için çağırdı: Hz. Ömer (r.a.) ya Rasulullah! dedi; onlar benim kendilerine olan hiddet ve düşmanlığımı bilirler. Ben onlara güvenemem, şayet bir ezaya uğrarsam Mekke içinde beni savunacak hısımlarım Adiy oğullarından kimse yoktur. Bundan dolayı Osm a n b. Affân'ı gönderseniz, orada onun akraba ve taallukatı çoktur, hem onu severler, irâdenizi o bildirebilir. Bunun üzerine Resulullah Hz. Osman'ı çağırdı, Kureyş'e gönderdi "Biz onlarla muharebeye gelmedik, yalnız ziyaret ve Umre için geldik, bunu haber v er ve kendilerini İslâm'a davet eyle!" dedi ve Mekke'de imana gelmiş bir kısım erkeklere ve kadınlara varıp fethi müjdelemesini ve Allah Teâlâ'nın dininin yakında Mekke'de ortaya çıkacağını haber vermesini de emretti. Bu suretle Hz. Osman, Kureyş'e gitti, kendisini Ebân b. Said b. Âs karşıladı, hayvanından indi, onu bindirdi ve kayırdı (himayesine söz verdi) böylelikle Kureyş'e vardı, emrolunduğu haberi bildirdi, dediler ki: "İstersen sen beyti tavâf et fakat hepinizin üzerimize gelip girmeniz olmaz ona yo l yok!" Hz. Osman (r.a.) "Resul-i Ekrem (s.a.v.) tavaf etmedikçe ben tavaf edemem." dedi. Bunun üzerine onu alıkoydular, göz hapsinde tuttular, beriden ise Resulullah'a ve müslümanlara "Osman katlolunmuş." diye duyuldu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), "O kavimle çarpışmadan gitmeyiz." dedi ve Peygamber (s.a.v.)'in nidâcısı şöyle çağırdı: Haberiniz olsun ki Resulullah'a Rûhu'l-Kudüs indi de ona bey'ati emretti, hemen çıkın Allah Teâlâ adına Peygamber'e bey'at edin. Derhal müslümanlar

fırladılar ve Resulullâh'a bey'at ettiler. Bu bey'at bir ağacın altında olmuş idi ki bir "semûre" ağacı idi. Denilmiştir ki, Resulullâh ağacın dibine oturmuştu dallarından bir dal sırtının üzerine geliyordu, Abdullah b. Mugaffel (r.a) demiştir ki: Ben baş ucunda dikiliyordum v e elimde ağaçtan bir dal vardı, koruyordum dalı sırtından kaldırdım. Önünde ölmek ve kaçmamak üzere kendisine bey'at ettiler, Resulullah onlara "Siz bugün dünya ehlinin en hayırlısısınız." buyurdu. Müslim ve diğerlerinde rivayet edildiği üzere Cabir b. Abd u llah (r.a.) "Biz Resulullah'a bey'ati kaçmamak üzere yaptık, ölüme bey'at etmedik." demiştir. Buhari'de Seleme b. Ekvâ (r.a)'tan da şöyle rivayet edilmiştir: Ben Resulullah'a ağacın altında bey'at ettim, demiş ne üzerine bey'at ettiniz denildiğinde de, ka ç mamak üzere demiştir. Müslim, Ma'kıl b. Yesâr'dan da: Bey'at ederlerken Resulullah'ın yüzünden ağacın dallarını tuttuğunu rivayet etmiştir. İlk bey'at eden Ebu Sinan-ı Esedî olmuştur ki Ukaşe b. Muhsin'in kardeşi Vehb b. Muhsin'dir. Beyhakî'nin Delâil'ind e, Şa'bi'den rivayetine göre, bu zat Hz. Peygamber'e "Elini uzat sana bey'at edeyim" dedi. Hz. Peygamber "Ne üzerine bey'at edeceksin." buyurdu. "Nefsindeki ne ise onun üzerine." dedi. Müslim'in rivayet ettiği Cabir hadisinde: Hz. Câbir: "Biz Peygamber (s. a.v)'e bey'at ettiğimizde mübarek ellerini Ömer (r.a.) tutuyordu" demiştir. Fakat bu, bey'atın sonlarına doğru olduğu anlaşılıyor. Zira Sahih-i Buhari'de Nafi'den: Ömer (r.a.) Hudeybiye günü oğlu Abdullahı, Ensar'dan bir kimsenin yanında bulunan atını, üze r inde savaş yapmak üzere getirmeye göndermişti, Resulullah (s.a.v.) ağacın yanında bey'at alıyor, Ömer bilmiyordu, Abdullah bey'ati yaptı, sonra gitti, atı getirdi, Ömer (r.a.) savaş için zırh giyiyordu. Kendisine Resulullah'ın ağaç altında bey'atleştiğini haber verdi, hemen beraber gitti Resulullah'a bey'at etti." diye de rivayet edilmiştir. Demek ki ondan sonra Hz. Ömer, Resulullah'ın yorulmaması için mübarek elini tutmuştu. Bir de Resul-i Ekrem (s.a.v.)

sağ elini öbür eline vurup bu da Osman'ın bey'ati demişti, müşrikler bu bey'ati işitip korktular ve Hz. Osman ile müslümanlardan bir topluluğu da salıverdiler, bu Bey'at-i rıdvan'ı yapan müminlerin adedi en sahihi rivayete göre bin dört yüzdür. Binbeşyüz kadar ve daha fazla rivayetleri de vardır. Denilmişt i r ki birinde küçükler ve tabiler sayılmamış, diğerinde hepsi sayılmıştır, orada olanlardan hiç bey'at etmeyen kalmamış yalnız Cedd b. Kays adında bir münafık devesinin karnı altına gizlenmiş kalmış idi. Nâfi'den rivayet edildiğine göre altında bey'at yapı l an semüre ağacına daha sora insanlar gidip yanında namaz kılar olmuşlardı. Hz. Ömer işitti, o ağacın kesilmesini emrediverdi, henüz cahiliyye âdetini unutmayanların fitneye tutulup Allah'tan başkasına ibadet etmesinden sakınmıştı. Hz. Peygamber (s.a.v.)'d e n hadiste geçmiştir ki; "Rıdvan bey'atinde bulunan kimse ateşe girmez." Bu âyette de yemin ile "Allah razı oldu." buyurmuştur. Ebu Hayyân der ki: Burada rıza üzerlerine nimetlerin açıklanması manasına ilâhî sıfattır. Zati sıfat değildir. Çünkü "Sana b ey'at ettikleri zaman..." diye zaman ile kayıtlanmıştır. Netice olarak; ism-i celiline yemin olsun ki Allah, o müminlerden hoşnut oldu o ağacın altında sana bey'at ederlerken çünkü kalplerindekini bildi, doğruluk ve samimiyetlerini ve müşriklerin har e ketlerine karşı üzüntü ve heyecanlarını bildi de üzerlerine o sekineti indirdi, sulha yatıştırdı. Ve onları yakın bir fetihle mükâfatlandırmıştır. Mekke'den dönüşte Hayber'in fethini kendilerine bir mükâfat olarak vaad etti. Bir de harpsiz olarak He c r arazisi fetholunmuştu ki, bir çok zaman hâsılâtından faydalandıkları güzel bir fetihtir. Hasan-ı Basrî; "yakın fetih"ten maksadın, bu olduğunu söylemiştir. Diğerleri ise Hayber demişlerdir.

19- Elde edecekleri bir çok ganimetler de mükâfat verildi. B u çok ganimetler, Hayber ganimetleridir ki atlıya iki hisse yayalara bir hisse, olarak paylaştırılmıştır.

20- Daha Allah sizlere bir çok ganimetler vaad buyurdu ki onları alacaksınız. Bunlar da kıyamete kadar müslümanların fetihleri ve alacakları ganimetlerdir. Şimdilik bunu size peşin verdi. Vaad edilen birçok ganimetlerden önce Hayber ganimetlerini acilen verdi. Ve sizden insanların ellerini çekti. Hayberliler'in müttefikleri olan Eset ve Gatafan kabileleri onlara yardım etmek istediler de korkup k açtılar. Hudeybiye andlaşması ile Kureyş'in de eli çekildi, Hendek vakasında olduğu gibi müslümanlara saldırmak isteyen düşmanların güçleri kırılıp bundan sonra İslâm devletinin güvenlik bölgesine girdi. Hem de müminlere bir işaret, gelecekte vaad edile n fetihler ve savaş

ganimetlerinin gerçekleşmesine bir görüntü ve işaret olsun ve sizi doğru bir yola iletsin, muvaffak kılsın ki o yol tek başına ve bağımsız olarak Allah'a ve Allah'ın nimetine güvenme yoludur.

21- Bu peşin'den başka diğer bir ganimeti daha isabet ettirdi ki ona henüz gücünüz yetmedi, yani daha elinize geçmedi Fakat Allah onu muhakkak surette kuşattı, yani zaferinizi takdir etti ve kesin olarak vaad etti, müminler için korumaktadır ki bu da Havazin veya Faris ganimetleridir. Daha da Allah herşeye kadirdir. Onu verdikten sonra daha neler neler verebilir.

22- Ve eğer o küfredenler sizinle savaşsalardı, yani Mekkeliler andlaşma yapmayıp sizinle savaşsalardı. Muhakkak arkalarına dönüp kaçacaklardı, çünkü Allah, sizin bey'atinizden hoşnut olmuş ve topluluğunuzu takdir etmiş idi, onun için kaçacaklardı. Sonra da ne koruyacak bir dost ne de öc alacak bir yardımcı bulamayacaklardı.

23- Allah'ın öteden beri süregelen kanunu, adeti böyle yani O'nun peygamberi'nin galip gelmesi eski ümmetlerden beri cereyan edegelen bir adetidir. Sen de Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın, fakat sulh sayesinde onlardan da bir çoğuna iman nasip olarak kurtulacaklardır.

24- Mekke'nin göbeğinde size onların üzerine bir zafer verdikten sonra ellerinizi çekti. Bu zafer nasıldı? Önce: Müslümanların Hudeybiye'ye kadar varıp da orada ordu kurmaları bile bir zaferdi. Çünkü Halid b. Velid iki yüz kadar Kureyş atlısının kumandanı olarak Kürâi Gamim'e kadar gelmişti, ashaba yaklaşmak istedi, Resulullah, Abbâd b. Bişr'i görevlendirdi o da atlıları ile ileri vardı, karşılarında saf tuttu, öğle vakti olmuştu, Resulullah korku namazı kıldı, Halid çekildi, gitti, Resulullah da yolu sağ tarafta yokuşa durup Hudeybiye'ye kadar vardı, diye h a ber verilmiştir. İkinci olarak; Tirmizî ve daha başkaları Hz. Enes'ten rivayet etmişlerdir ki; seksen kişi sabah namazı vakti, peygamberi öldürme niyetiyle Ten'im dağı tarafından peygamber ve ashabının üzerine inmişlerdi, yakalandılar sonra da Peygamber o n ları serbest bıraktı. Bir de bu âyetin Mekke fethi hakkında olduğuna dair İmam-ı Âzam Ebu Hanife hazretlerine dayandırılan bir söz vardır.

25-Öyle zafer elvermişken el çektirmenin hikmeti açıklanmak üzere buyuruluyor ki: Onlar o kimselerdir ki küfredip sizleri Mescid-i Haram'dan ve bekletilen o kurbanlık hediyeleri, yerine

yani kurban edilmesi helal olan yerine, Minâ mevkiine varmaktan men ettiler. Bundan dolayı azab ve kötü akıbete layık idiler, bu hediyeler yetmiş adet kadar vardı. El çektiren sebebe gelince Eğer onların arasında bir kısım imân etmiş erkekler ve imân etmiş kadınlar bulunmasa idi ki siz onları bilmiyordunuz, şahıslarıyla tanımıyordunuz. Eğer onları bilmeyerek çiğnemeniz çiğneyip, de o yüzden size bir vebal gelecek olmasa idi; müminin hata ile öldürülmesinden dolayı keffâret ve diyet gibi bir sorumluluk veya dindaşı öldürmek gibi düşman nazarında ününüze leke getirecek veya vicdan azabı verecek bir gürültü patırdı veya günah olmasa idi...

MEARRE: Uyuz hastalığı gibi rahatsız eden maddi veya mânevî dert ve zorluk veya borç ödeme ve günah demektir. Burada bazıları diyet, bazıları keffâret, bazıları günah, bazıları da kâfirlerin serzenişi veya vicdanda acı ve sıkıntı ile tefsir etmişlerdir. İbnü Atıyye der ki; günah ve di y et sözleri zayıftır, çünkü dar-ı harp'de imanı gizli olan bir müminin öldürülmesinde günah ve diyet yoktur... Keffâret hakkında da imamların ihtilâfı vardır. Âlûsî şunları kaydetmiştir: Fusûl-i İmâdiye'de Fıkıh'a dair Te'sisü'n-Nazar'dan naklen şöyle zikr e der: Bizim ashâbımız yani Hanefiler demişlerdir ki, dâr-ı harb, şüpheler ile düşenlerin vücubunu men eder, zira bizim hükümlerimiz onların yurdunda geçmez, onların yurtlarının hükmü de bizde geçmez. Şâfiîlere göre ise dâr-ı harb "Şüphe ile düşen şeylerin" varlığına mani olmaz. Bunun açıklaması: Bir harbî dâr-ı harb'de Müslüman olsa da eman ile kendi yurtlarına girmiş olan bir müslümanı öldürse bize göre kısas da, diyet de yoktur. Şâfiîlere göre ise kısas vardır. Bunun gibi iki müslüman eman sahibi olarak dâr-ı harb'e girseler de birisi diğerini öldürse yine hüküm böyledir: bizce kısas yok, Şâfiîlerce vardır. Sonra Ebû Hanife, Ebû Yusuf ve Muhammed arasında ihtilaflı bir mesele de zikretmiş de demiştir ki, iki esirin birisi arkadaşını dâr-ı harb'te öldürse Ebû Hanife ve Ebû Yusuf'a göre ona keffâretden başka bir şey gerekmez. Çünkü esir onların elindedir, ehl-i harb'ten birisi gibi olmuştur. Fakat İmâm-ı Muhammed'e göre diyet vacip olur. Zira esire kendi nefsinin hükmü vardır. Yalnızca kendi nefsindeki hükm e itibar olunur... Kâfi'den de şu meseleyi nakleder: Bir kimse dâr-ı harp'te müslüman olmuş da bize hicret etmemiş bir müslüman da onu bilerek veya hata ile öldürmüş ve onun orada müslüman varisleri de bulunmuş olsa eğer kasten öldürmüş ise bir şey ödemeye mecbur olmaz,

hata ile öldürmüş ise keffâreti ödemesi gerekir, diyeti değil. Zemahşerî şöyle der: Onları bilmeyerek öldürdüklerinde isabet edecek vebal ve zarar nedir? dersen derim ki: Diyet ve keffâretin vücubu ve dindaşlarını bilip ayırmayarak bize yaptıklarını yaptılar, diye kâfirlerin kötü sözleri, bir de biraz kusur var ise günah var, demektir. Ancak diyetin vacip olması dâr-ı İslâm'da veyahut "Eğer kendileriyle aranızda andlaşma bulunan bir toplumdan ise..." (Nisâ, 4/92) kaydıyla kayıtlı olduğ u unutulmaması gerekir.

Tefsirciler derler ki, burada icaz hazif vardır. 'nın cevabı kelâmın delâletiyle hazfedilmiştir ki demektir. Yani o iman edenler olmasa idi "onlardan ellerinizi çekmezdi." Bununla beraber Zemahşerî der ki: ile bir mânâya yönelik olmak itibarıyla bir tekrar gibi olup 'nın cevab, olması da caiz olur... Keşşaf'ın haşiyecisi İbnü Münir Ahmed de bunu teyid ederek şöyle der gerçi bir vücuddan dolayı çekinmeye delâlet etmek itibarıyla aralarında zıtlaşma varsa da burada ya d ahil olmuş, çekilme de olmamaya dönük olduğundan mânâ yönünden birleşmiş olurlar. Dedem merhum bu ikinci vechi uygun bulur ve buna "tatrie yani tazelemek" derdi ve çoğunlukla söz uzayıp öncesi uzaklaşarak sonunun başlangıca reddine ihtiyaç meydana geldiği zaman yapılır. Bazan aynı lafız ile bazan da onun mânâsını yerine getirecek diğer bir lafızla tazelenir. Bunun bir çok misâli geçmiştir... Bu vecih, haziften kurtulduğu için bizim de hoşumuza gider gibi ise de çokları öncekini tercih ediyorlar. Aslında şu cümlenin cevab ile bağlantısı da tercihin sebeplerinden sayılır. Allah dilediğini rahmetine eriştirmek için, bu cümle sözün gelişinden anlaşılan ve âyetin konusu olan mânâya bağlıdır ki mantık tabirine göre kaziyye-i şartıyyesi'nin istisnai mukaddi m esine illettir. Bu istisnâya mahzuf olan cevabın zıddını istisnâ eden hükmü kaldırıcı bir mukaddimedir. Mânâ şöyle demek olur: Yani "O iman eden erkek ve kadınlar... bulunmasa idi ellerinizi ondan çekmezdi fakat ellerinizi onlardan çekti, çünkü Allah d ilediğini rahmetine koyacaktır." Bu mânâya göre cevabın burada takdir edilmiş olması gerekir. Bizim bir düşüncemize göre ise burada sözün asıl konusu olan istisna edilmiş

olan tali derecedeki mukaddimenin değil de mukaddemin zıddını istisna ederek mânâda hüküm koyucu mukaddimeye yönelik bir hükmü kaldırıcı mukaddime olmak üzere takdir etmek 'nın konulmasına daha uygun olacaktır. Çünkü geçtiği üzere 'nın konulması dahil olduğu şeyin varlığından dolayı cevabının çekinmesini ifade etmektir. Buna göre mânâ şu olur: Eğer o iman edenler... mevcut olmasa idi.. fakat mevcut oldular, çünkü Allah dilediğine rahmetine koyacağı için onların imanlarını dilemiş idi. Dolayısıyla o yüzden size bir vebal gelmesin diye ellerinizi onlardan çekti. Kadı Beydâvî'nin burada " Y ani bunlar, Allah'ın dilediği kimseyi rahmetine sokması için oldu." diye tefsir etmesi bu mânâyı andırır. Bu mânâya göre cevap, sonraya bırakılmış olacaktır. Şu da bir tekrarlama değil, daha çok bir açıklamadır: "Çekilebilselerdi" cemi' müzekker zamir l eri, erkek ve kadının birarada olması halinde ikisini de kapsadığından burada da mümin erkek ve mümin kadınların hepsi kastedilmiştir. Bununla beraber, müminler ve kâfirlerin hepsine hitap olması ihtimali de söylenmiştir. Tezeyyül, fark ve temyiz yani ayrılıp seçilmek demektir. Yani o mümin erkeklerle mümin kadınlar, kâfirlerin içinden ayrılıp da çekilebilseler, çiğnenmeksizin oradan ayrılıp sizden tarafa geçebilselerdi, yahut kâfirlerle müminler fark edilebilselerdi onlardan yani Mekke halkı içinden kü f redenleri elbette acı bir azab ile azablandırırdık; ya öldürülürlerdi ya da esir edilirlerdi.

26- O vakit ki o küfredenler kalplerinde o taassubu kaynatmıştı. Burada in yukarıdaki ya veya mukadder kelimesine taalluku dahi uygun bulunmuş ise de görünen ve yakın olan ya müteallik olmasıdır.

HAMİYYET, namus gayretiyle kızmak, bir şeyden arlanarak vazgeçmek, demektir. Ragıb der ki: Öfke kuvveti kabarıp çoğaldığı zaman hamiyyet denilir. "Filana karşı hamiyyete geldim." kızdım demek, ona öfkelendim demektir... O cahiliyye hamiyyeti, cahiliyye milletinin hamiyyeti veya cahiliyyet hamiyyeti yani cahillik hamiyyeti veya cahilane hamiyyet ki, yerinde olmayan mânâsız hamiyyet yahut hakkı kabule mani olan hamiyyet. Nitekim yazılmasını i stememişler. "Allah'ım senin adınla." yazılsın demişlerdir. "Resulullah denilmesini kabul etmemişler, Kâbe'nin ziyaretini bu sene için durdurup gelecek seneye bırakmak istemişlerdi de ona karşı Allah, gerek Resulünün üzerine ve gerekse müminlerin ü zerine sekînetini indirdi. Sûrenin başında açıklandığı üzere hak inancı ile kalplerdeki heyecanı sükûnete erdirip

hilim ve vakar verdi. Rivayet olunur ki, Kureyş, Süheyl b. Amr el-Kureyşi'yi ve Huveytıb b. Abdiluzza'yı ve Mükriz b. Hafsı Ahyef'i, gelecek yıl Mekke Kureyş tarafından üç gün boşaltılmak üzere bu senelik geri dönmesini Resulullah'a bildirmek için göndermişlerdi. Resulullah da kabul etti, aralarında bir andlaşma metni yazdılar. Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Hazret-i Ali (r.a.)'ye yaz, buyurdu Sühey l e ve arkadaşları biz onu tanımıyoruz yaz dediler. Sonra yaz: "Bu, Resulullah'ın Mekke'lilere yaptığı andlaşma şartlarıdır." buyurdu buna da: Biz senin Allah'ın elçisi olduğunu bilsek seni Beytullah'tan men etmez, harbe kalkışmazdık fakat "Bu, Muh a mmed b. Abdullah'ın yaptığı andlaşmadır." yaz dediler, Peygamber Efendimiz: Ben şehadet ederim ki, ben Allah'ın elçisiyim ve ben Muhammed b. Abdulah'ım, yaz arzularını buyurdu. Müslümanlar bundan üzüntü duydular, onların tekliflerini kabul etmek istemedi l er, herifleri tutuvermeyi kurdular, derken yüce Allah üzerlerine sekînetine indirdi de hilm ve vakar ile yumuşadılar, yatıştılar... İbnü Cerîr'in zikrettiğine göre; Resulullah tavaf etmek için Kâbe'nin boşaltılması şartını teklif etmişti, Süheyl, sıkışmış l ar diye Arab'a söz ettirmeyiz, bu sene olmaz fakat gelecek sene dedi, yazıldı; sonra Süheyl şu şartı teklif etti: Bizden sana bir adam gelirse senin dininde dahi olsa bize geri gönderirsin, dedi. Müslümanlar: Sübhanallah, müslüman olarak gelen bir adam m ü şriklere nasıl geri gönderilir? dediler. Bunun görüşülmesi sırasında Süheyl'in oğlu Ebû Cendel kendisine vurulmuş olan ayak zincirleriyle sekerek Mekke'nin altından çıkmış, kendisini müslümanların arasına atmıştı, babası Süheyl, Ya Muhammed! ilk önce ben bunun bize geri verilmesini isterim, dedi. Resulullah, gel bunu benim için kurtar, buyurdu. Senin için kurtarmam, dedi. Etme yap! buyurdu. Yapmam dedi, arkadaşı Mükriz yanında idi, biz senin için müsaade ederiz dediler, Ebû Cendel de öteden, ey müslümanla r! Ben size müslüman olarak gelmişken müşriklere geri mi iade edileceğim? Görmüyor musunuz ne haldeyim? dedi, Allah yolunda çok azab çektirilmişti, bu noktada Hz. Ömer dayanamamış, Hz. Peygamber'e gelmiş, demişti ki: Biz hak üzere değil miyiz? Resulullah, e vet buyurdu, o halde niçin dinimizde bu zillete söz veriyoruz? dedi. Ben Allah'ın Resulüyüm, O'na asî olmam, O benim yardımcımdır buyurdu. Ya sen bize Beytullah'a varacağız, onu tavaf edeceğiz demiyor muydun? dedi. Evet ama, bu sene varacağız dedim mi san a? buyurdu. Hayır dedi. Öyleyse yine varacaksın, tavaf edeceksin, buyurdu.

Sonra Ebû Bekir'e varıp: Bu gerçekten Allah'ın Peygamberi değil mi? dedi,

Ebû Bekir evet dedi. Biz hak üzere değil miyiz? dedi, Hakk üzereyiz dedi, o halde dinimizde bu zillete niçin söz veriyoruz? dedi. Ebu Bekir demişti ki: Be hey adam, o Allah'ın Resulüdür, Rabbine isyan etmez, sen ölünceye kadar onun eteğine iyi yapış, vallahi o şüphesiz hak üzerindedir. Ya bize Beytullah'a varacağımızı ve tavaf edeceğimizi söylemiyor muydu? dedi. Evet ama sana bu sene varacaksın dedi mi? Hayır dedi. O halde varacaksın ve tavaf edeceksindir, dedi. Hz. Ömer bunu kendisi nakletmiş ve Peygamber'e karşı müslüman oluşundan beri bir kere olmak üzere yaptığı bu kusurdan dolayı da daha sonra keffaret olmak üzere bir çok ameller yapmıştır ki, onları Hadis ve Siyer kitapları anlatırlar. Muhammed Sûresi'nin 35. âyetinde "Gevşeklik etmeyin ve daha üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın." buyurulmuş olduğundan dolayı, müslümanların ve Hz. Ömer'in bu hey e canları, zâhire göre bir vazife demektir. Rıdvan Bey'ati de böyle bir heyecanla yapılmıştır. Fakat Allah Teâlâ bu barışı yaptırmakla bir çok erkek ve kadın müminleri kurtaracak ve bunu apaçık bir fethin başlangıcı yapacaktır. Bunun için o kâfirlerin hamiy y eti, cahiliyye dürtüsü ile İslâm'a karşı gösterdikleri inada karşı Yüce Allah, hem Resulünün hem müminlerin üerine sekînetini indirerek bu heyecanları yatıştırdı, görülüyor ki burada hamiyyet, halkın fiili gösterilmiş; sekînet, Allah'a ait kılınmıştır. Bu n unla o cahilane hamiyyetin, yapılmış kötü bir fiil, buna karşı sekînetin ise ilâhî ve kutsî bir ihsan olduğu anlatılmıştır. Bir de "Peygamberinin üzerine ve müminlerin üzerine kendi sekinetini." (Fetih, 48/26) buyurulmuş "Resulünün ve müminlerin üzerin e" denilmekle yetinilmemiştir. Bunda da sekinetin her birine layık bir şekilde indirilmiş olduğuna bir işaret vardır. Bu şekilde Allah Teâlâ sekinetini hem Resülünün üzerine hem de müminlerin üzerine indirdi ve onları takva sözü üzerinde durdurdu, beni msetti.

TAKVÂ, Allah'ın korumasına girmek, emrini tutup azabından korunmaktır. "Kelime-i takvâ" tamlaması, ihtisas veya ednâ mülâbese veya beyâniyye olabilir: Birincisi, sebebin müsebbebine izâfeti şeklinden olarak: Takva için şart olan, gerekli olan kelime, korunmak için zarurî olan kelime; İkincisi, takva ehlinin kelimesi, konunanların alameti olan kelime. Üçüncüsü, takva kelimesi, takvanın aslı demek olur. Bir çokları takva sözünden maksat, kelime-i tevhid ve kelime-i

şehadet olduğunu söylemişlerdir. Zira bütün takvanın baş ve esas şartı odur. O'nun için Muhammed Sûresi'ndeki "Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur! (Ey muhammed!) Hem kendinin, hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahının bağışlamasını dile!" (Muhammed, 47/119) buyurulmuş idi. Tirmizî ve Abdullah b. Ahmed ve Dârekutni ve diğerleri Übeyy b. Kaab'dan merfu olarak rivayet etmişlerdir ki, takva kelimesi 'dır. İbnü Merdüye dahi Ebû Hüreyre'den ve Seleme b. Ekvâ'dan öyle rivayet etmiştir. Ebû Hüreyre'den bir rivayette berabe r dir. Ahmed ve İbnü Hıbbân ve Hâkim de Humrân'dan rivayet etmişlerdir ki: Osman b. Affan (r.a.); Resulullah (s.a.v.)'den işittim, buyuruyordu: "Ben bir kelime bilirim ki onu kalbinden inanarak söyleyen kul, ateşe haram olur." dedi. Bunun üzerine Ömer b. Ha t tab (r.a.) da dedi ki: Ben size söyleyeyim nedir o? O ihlas kelimesidir ki Allah Teâlâ onu Muhammed'e ve ashâbına gerekli kıldı ve o takva kelimesidir ki Peygamber (s.a.v.) amcası Ebû Talib'e vefatı esnasında telkin etmişti: Ebû Hayyan'ın nakline göre H z. Ali'den ve İbnü Ömer ve İbnü Abbas'tan rivayet olunmuştur. Hz. Ali'den ve İbnü Ömer'den diye, Misvet b. Mahreme'den diye, Atâ b. Ebî Rebâh'tan ve Mücâhid'den diye rivayet de olunmuştur. Hasan-ı Basrî'den nakledildiğine göre bazıları da sebat ve a hde vefa demişlerdir yani barış andlaşmasında sebat ile andlaşma hükümlerini yerine getirmeyi kabullenmişlerdir. Buna göre takva kelimesi barış akdi, diğer bir tabirle barış andlaşması demek olur. Çünkü bununla erkek ve kadın müminler korunacak, ilerisi i ç in hazırlanacaktı. Bunu da önceki mânâda bulmak mümkün ise de bu mânâ, âyetin ifade şekline daha yakındır. Nitekim şöyle buyuruluyor: Ve onlar buna pek lâyık ve ehil kimselerdi. O müminler ilm-i ilâhîde o kelimeye daha lâyıktılar ve hem de ehildiler, ö yle bir kelimeyle korunmak, diğerlerinden daha çok onların hakları idi, hem de onu korumaya ve ona uymaya ehil olan, müşrikler değil, onlar idi, çünkü Allah onlardan razı olmuştu, o cahiliyyet taassubu sahibi

müşrikler, korunmaya lâyık olmadıkları gibi, onu koruma ve devam ettirme ehliyetine de sahip değildiler. Nitekim öyle oldu; müminler korundu ve güzel âkıbet onların oldu. Burada zamirlerini yukarıda sözü edilen Mekke'ye gönderenler de olmuştur. Yani müminler o Mekke'ye müşriklerden daha layık ve eh i l oldukları halde, Allah o hikmete uygun olarak böyle, takvaya sarılmayı emir buyurup harb ettirmedi. Ve Allah herşeyi bilendir. Gerçekte bu barış müslümanlar için apaçık bir fethin başlangıcı olmuş ve çok geçmeden müslümanlar öyle çoğalmıştır ki bu sefer Hudeybiye'ye yalnız bin beş yüz kişi ile gelebilen müslümanlar, iki sene sonra onbin kişilik desteklenmiş bir ordu ile Mekke'nin fethine gitmişlerdir.

Meâl-i Şerifi

27- Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinzi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.

28- Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter.

29- Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.

27- Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını gerçek çıkardı. Hak olarak yahut imanında sabit olanlarla olmayanları ayırdetmek gibi hak bir sebep ve hikmet ile doğru gösterdi, yahut doğru çıkardı, yalan çıkarmadı. Resulullah, Hudeybiye'ye çıkmazdan önce görmüştü ki: Kendisi ve ashabı güvenlik içinde başlarını kazıtmış ve kırkdırmış o larak Mekke'ye girmişlerdi. Bunu ashabına söylemiş onlar da peygamberin rüyasının hak olduğunu bildiklerinden sevinmişler, müjdelenmişler ve bu sene gireceklerini zannetmişlerdi; nitekim Hz. Ömer'in söyledikleri yukarıda geçmişti. Halbuki o daha sonra ola c aktı, onun için geri kalarak Medine'ye dönülünce münâfıklardan Abdullah b. Übeyy, Abdullah b. Nüfeyl ve Rifâa b. Haris: Vallahi ne kazıttık, ne kırkdırdık, ne de Mescid-i Haram'ı gördük, diye dokunmak istemişler onun üzerine bu âyet nazil olmuştur. Demek k i bu âyet Medine'ye döndükten sonra indirilmiştir. Bu sebeble peygamberin o rüyası yemin ve te'kidlerle kuvvetlendirilmiş sözle ve fiille tasdik ve teyid edilerek açık bir vahiy ile beyan ve kesin bir vaadle ilân edilmek üzere buyuruluyor ki: Bu hem

rüy ayı açıklama, hem de açık bir vahiy ile yeni baştan müjde ve ilândır. kasem yani yemin, tekid'dir. Âyetin mânâsı demektir. Yani siz müminler vallahi, o Mescid-i Haram'a kati olarak gireceksiniz inşaallah. "İnşâallah" kaydında da bir kaç incelik vardır: Birincisi; bu gibi vaad yerlerinde talim içindir. İkincisi; o giriş kendi güçleriyle değil, Allah'ın dilemesiyle olduğuna dikkat çekmek içindir. Üçüncüsü; muhataplar içinde o zamana kadar vefat edecekler bulunabileceğine işaret olmak üzere cemaati n mevcut fertlerine göre bir ihtimale işaret içindir. İnşaallah öyle gireceksiniz ki güvenlikler içinde, rahat rahat başlarınızı kazıtmış ve kırkdırmış olarak yani kiminiz kazıtmış kiminiz kırkdırmış bir halde, İhram'dan çıkarken tıraş olmak hacc veya u m re'nin menâsikindendir. Buradan anlaşılır ki kazıtmak vacip değildir. Taksir, yani kırkmak, kısaltmak da caizdir. Şu kadar var ki, önce ifade edildiğinden dolayı kazıtmak daha iyidir. Haber'de geçende öyledir. Buhârî, Müslim ve diğerlerinde rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) "Allah'ım başını kazıtanları mağfiret et" buyurdu. "Ya Resulullah! ya kısaltanlar?" dediler. Hz. Peygamber: " Allah'ım, başını kazıtanları mağfiret et!" buyurdu. Üç kere yine "Ey Allah'ın Resulü! ya kısaltanla r?" dediler. "kısaltanları da" buyurdu. Kadınlara gelince Ebû Dâvud ve Beyhakî, sünnette "kadınlara kazıtmak yoktur" demişlerdir. Korkunuz olmayarak yani girerken emin emin girdikten sonra da korkmayacaksınız, güvenli tam bir fethe erişeceksiniz, bu m uhakkaktır. Allah bunu gerçek olarak dosdoğru gösterdi. Fakat sizin bilmediğiniz bir şey, bir hikmet bildi de ondan önce, o girişten önce yakın bir fetih yaptı. Hudeybiye barışını elde ederek Hayber fethini yaptı ve bunu o rüyanın doğruluğuna bi r delil ve alâmet kıldı. Hem bu açık fetih, Mekke'nin fethi ile kalacak da değil.

28- O Allah'tır ki, Resulünü hidayetle ve hak din ile gönderdi. Resulü şimdi geleceği üzere Muhammed (s.a.v.)'dir. Hüdâ, doğru yol gösteren delil, "Müttakiler için yol gösterici." (Bakara, 2/2), "İnsanlar için yol gösterici ." (Al-i İmran, 3/4) olan Kur'an.

HAK, Allah'ın güzel isimlerinden, DİNİ'L-HAK, hakkın dini, bütün insanlığın

hukukunu yüklenen, Hak Teâlâ'dan başkasına ibadeti kabul etmeyen İslâm dini ki onu dinin hepsinin üzerine hakim ve galip kılmak için, din denilen herşeyin üzerine çıkarmak hepsine galip ve üstün kılmak için ki bu üstünlük iki yönlüdür: Birisi ilim yönünden delil ve vesikada üstünlüktür ki "hidayetle" buna işarettir. Birisi de, amel yönünden fiiliyatta üstünlük ve hakimiyettir ki, dini'l-hak, tabirinde de bunun gerçekleşmesine işaret vardır. İslâm ile çarpışmak isteyen dinlerin, hepsi muhakkak mağlub olacaktı. Bunlardan birincisinin tamamen ortaya çıktığında şüphe yoktur. İs l âm dini, ilim yönünden her dine galiptir; ikincisi ise tarihte bir dereceye kadar gerçekleşmiş ve bir zamanlar müslümanlar her kavme galip olmuş ise de bunun tamamı daha çok geleceğin gelişmelerinin bağrındadır. Bazıları bunun İsâ'nın inmesinde olacağını s öylemişlerdir. Daha iyisini Allah bilir.. (Tevbe Sûresi'nde bu âyetin benzeri olan 33. âyetin tefsirine bkz.) Şahid olarak da Allah yeter.

29-O indirdiği âyetler ve fiilen ortaya koyduğu mucizeler ile şehadet eder, ki Muhammed Allah'ın resulüdür. Bundan dolayı, ona olan vaadlerini fiilen gerçekleştirerek ispat edecek olan da O'dur. Allah'ın bu şehadetine karşı Muhammed Allah'ın Resulüdür demek istemeyen kâfirler gerçekte kendileri zarar etmiş olurlar. Onunla beraber olanlar da kâfirlere ka r şı çok çetin, çok şiddetlidirler, onların küfürlerine karşı zayıflık, yılgınlık göstermez, sert ve güçlü davranırlar. Onun için barış görüşmeleri sırasında kâfirlerin sözlerine karşı galeyana gelmişlerdi. Fakat kendi aralarında merhametlidirler. Birbir l erine karşı çok yumuşak çok nazik, merhametli hareket ederler. Onun için aralarında hak sözü üzerinde toplanmaları da kolay olur. Onları hep rükû ve secde halinde görürsün, o kadar namaz kılarlar, öyle itaatkâr ve ibadetlerine düşkündürler. Allah't a n lütuf ve rıza isterler, daha fazla sevab ve hoşnutluğunu isterler, öyle çalışırlar ve daima Allah'ın rızasına doğru ilerlemeyi düşünürler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Allah için ihlas ile secde edip durdukları yüzlerinin temiz ve parlayan nûrânîliğinden bellidir. Bir Hadis-i Şerif'te "Gece namazı çok olanın, gündüz yüzü güzel olur." Ebû's-Suûd tefsirinde der ki: "Çok secde etmekten meydana gelen izdir." Hz. Peygamber (s.a.v.)'den rivayet olunan "Yani suratlarınızı sertleştirmey i niz, sertlikle damgalamayınız." hadisi ile geçen yasaklama, alınlarını yere sürterek o simaları meydana

getirmeye çalışanlar hakkındadır ki o sırf gösteriş ve fitnedir. Buradaki söz ise yalnız Allah için secde eden tam samimi secde edenlerin yüzlerinde meydana gelen izdir. Mücâhid'den rivayet edildiğine göre: İbnü Abbas demiştir ki: âyetindeki iz, göreceğiniz iz değil fakat İslâm çehresi, karakteri, tavrı, vakar ve tevazuudur. Bazı müfessirler de bunu dünyadaki secdelerinden, namazlarından kıyamet günü y üzlerinde meydana çıkacak nur diye rivayet etmişlerdir. "Yüzlerinde refahın parıltısını tanırsın." (Mutaffifîn, 83/24), "Birtakım yüzlerin ağardığı gün.." (Al-i İmran, 3/106) o zikredilen özellik onların Tevrat'taki vasıflarıdır. Tevrat'ta mis a l olarak zikredilen hayret edilecek sıfatlarıdır. İncil'deki sıfataları da şudur: Bir ekin gibi ki filizini çıkarmış, yani çimi sürgünü yarmış, çatallanmış derken onu kuvvetlendirmiş, başak çıkarmaya başlamış derken kalınlaşmış derken safları üzere bir düzeye dizilmiş gövdelerinde zayıflık yok, yatık değil, dik ve düzgün, öyle güzel bir terbiye ile muntazam bir şekilde yetişmiş, öyle düzgün, öyle dolgun, öyle bereketli öyle ki ekincilerin hoşuna gider, toprak sahipleri ve eğitim öğ r etim üstadları onları gördükçe imrenir. İşte Resulullah ve ashabı böyle hoş, mükemmel, intizamlı, güzel bir ekin gibi yetiştirilmiş bir ordudur. Burada Resulullah'ın ahlâkının bereketi, eğitim ve öğretimiyle ümmetine ruh ve cisim yönlerinden verilen hayat i düzen ve neşenin bir ifadesi ve Mekke fatihlerinin bir geçit resmi vardır. Katâde ve Dahhâk'tan rivayet olunan tefsire göre bu tasvir Muhammed ümmetinin İncil'de zikrolunan sıfatlarıdır. İncil'de bir kavim çıkacak ki ekin yetişir gibi yetişecekler, onların içinden de bir kavim çıkacak iyilikleri emredecek ve kötülüklerden nehyedecekler, diye yazılmış olduğu da nakledilmiştir. Fakat diğer bir kısım müfessirlere göre üzerine atfedilerek yukarının kaydıdır yani "O Tevrat'taki ve İncil'deki sıfatla r ıdır." demektir. Allah tarafından yeni bir temsildir. Keşşaf sahibi, şöyle der: Bu bir misaldir ki yüce Allah bunu İslâm milletinin başlayışı ile gelişme şekli hakkında getirmiştir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) yalnız olarak kıyam etti, sonra Allah T e âlâ onu ekinin ilk çivi ondan doğarak etrafını saran filizlerle katlanıp kuvvetlendiği gibi yanındakilerle takviye etti. Zira bunun görünen şekliyle zeri'i Peygamber, şat'i ise ashabıdır. Şu halde bu yalnız ashâbın değil, Peygamberle beraber ashabının bir temsili olmuş olur. Bunların ne için böyle yetiştirildiğine gelince onlarla kâfirleri öfkelendirmek için, yetiştirilmişlerdir.

Veya önce geçen cümleye bağlı olarak, onlarla kâfirleri öfkelendirmek için Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vaad etmiştir. Buradaki zamirini müfessirlerden çoğu öbür zamirler gibi 'ya göndermişler 'in beyaniyye olduğunu söylemişlerdir ki hepsinin "iman edip salih amel işleyenler" sıfatıyla sıfatlanmış olduğunu ifade etmiş olur. Bu şekilde teb'ıziyye olamaz. Fakat İbnü Cerîr işbu zamirinin mânâsına dönük olduğunu açıklamıştır. Yani o ekinin çıkardığı filizlerden iman edip Allah ve Resûlünü tasdik eyleyip de Allah'ın emrettiği güzel işleri işleyen kimselere bağışlanma ve büyük sevap vaad etti demek olur ki bunlar İslâm'a girenlerdir. Yukarıda diye özellikleri açıklanan topluluktan sonra kıyamete kadar Hz. Muhammed'in dinine girecek olanların hepsi kastedildiği için burada filiz zamiri çoğul olarak getirilmiştir... Biz c e bu mânâ diğerinden daha güzeldir. Bununla beraber, bu şekilde zamirinin kâfirlere gönderilmesi öfke illetine daha uygun olacağı görüşündeyiz. Yani Allah Teâlâ, Resulünün yanındaki ashâbı ile kâfirlere hiddet vermek için onlardan; o kâfirler içinden i mana gelip de iyi ameller yapan kimseler bağışlanma ve büyük sevap vaad buyurdu, şüphe yok ki bu şekilde imana davet, cahiliyye taassublarına dokunur, onları kızdırır. Nitekim oğlu Ebû Cendel'in imana gelmesi babası Süheyl'i ne kadar kızdırmıştı. bu sebep t en burada hem ashaba hiddet gösterenlerin kâfirler olduğu anlatılmış, hem Ebû Cendel ve Ebu Nasîr vak'aları gibi kâfirleri kızdıran olaylara işaret edilmiş olduğu gibi geleceğin fetihleriyle İslâm'a girip güzel hizmet edeceklerin bağışlanması, mükafat ve s evapları da ayrıca anlatılmış oluyor. İşte Allah Teâlâ, Peygamberine başı ve sonu mağfiret ve nimet olan bu sûre ile böyle apaçık, böyle parlak ve etraflı bir fethi temin etmiştir. Bu şekilde "Fetih Sûresi"nin sonu özellikle terbiye ve intizâmın önemine işaret ettiği için bunun üzerine iç terbiye ve islahatın tamamlanması hususunda "Hucurat Sûresi" başlayacaktır.

Bu konuyu yazdır