Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Dini-1 Doğan Çocuğa Ad Koymak ve ismlerle ilgili Hadisler ve Dualar
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 09:46 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Doğan Çocuğa Ad Koymak ve ismlerle ilgili Hadisler ve Dualar


İSİMLER

Doğan Çocuğa Ad Koymak



Sünnet olan, doğan çocuğa yedinci günde yahut doğum gününde ad vermektir. Yedinci günde isim vermenin sünnet oluşu, şu rivayet ettiği­miz delile dayanır:

733- Amr İbni Şuayb´dan, o babasından, babası da dedesinden şöyle rivayet etmiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, doğan çocu­ğun yedinci gününde adlandırılmasını, ondan eziyet verici şeyleri gider­meyi (saçlarını kesmeyi, temizlik yapmayı, sünnet etmeyi) ve akıka kur­banı kesmeyi emretti."[1]

734- Sahih isnadlarla Semüre İbni Cündüb´den (Radıyallahu Anh) ya­pılan rivayete göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Her oğlan akîka kurbanı karşılığında bir rehindir. (Akıka kurbanı kesi­lince Şeytan tasallutundan kurtulur). Yedinci gününde onun kurbanı ke­silir, traş edilir ve adlandırılır. "[2]

Doğum gününde çocuğa ad vermenin dayanağına gelince, önceki bö­lümde rivayet ettiğimiz Ebû Musa´nın hadisidir.

735- Enes´den (Radıyallalahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu gece bir oğlan çocuğum doğdu. Ona (asıl soyum olan büyük) babam İbrahim´in (Aley-hisselâm) adını verdim."[3]

736- Enes´den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayetde o şöyle anlatmış­tır: "Ebû Talhâ´nın bir oğlu doğdu. Ben onu Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e götürdüm de, Peygamber (s.a.v) onun damağına mama çaldı ve ona Abdullah ismini verdi."[4]

737- Selh İbni Sa´d El-Saîdî´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Ebû Üseyd´in oğlu Münzir doğduğu zaman Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e götürüldü. Peygamber (s.a.v) onu dizinin üzerine koydu. Ebû Üseyd de oturmaktaydı. O sıra Peygamber Sallalla­hu Aleyhi ve Sellem bir şeyle meşgul oldu. Ebû Üseyd oğlunun geri götü­rülmesini emretti. Böylece Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in di­zinden alınıp eve döndürüldü. Peygamber (s.a.v) meşguliyetinden kurtu­lup çocuğu hatırlayınca: Çocuk nerededir buyurdu. Ebû Üseyd: Onu eve geri çevirdik, ey Allah´ın Resulü, dedi. Peygamber (s.a.v) sordu: İsmi ne­dir Babası (ismi) falandır, dedi. Peygamber, hayır, onun ismi Münzir´-dir, dedi. Böylece ogün çocuğa Münzir ismini verdi."[5]


Düşük Çocuğa İsim Koymak



Düşük çocuğa isim koymak müstehabdır. Erkek yahut dişi olduğu bi­linmiyorsa, her ikisi için kullanılabilecek bir ad verilir. Esma, Hind, Hü-neyde, Hârice, Talhâ, Umeyre, Züraa ve benzerleri gibi...

İmam Beğavi demiştir ki, düşük hakkında hadis varid olduğundan ona isim vermek sünnettir. Onun arkadaşlarından başkası da böyle demiştir. Bizim Şafi´i âlimlerimiz: Doğan bir çocuğa ad vermeden ölürse, ona isim vermek müstahab olur, demişlerdir.


Güzel İsim Vermenin Müstahablığı


738- Güzel bir isnadla Ebu´d-Dardâ´dan (Radıyallahu Anh) yapılan ri­vayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyur­du: "Siz kıyamet gününde isimlerinizle ve babalarınızın isimleri ile çağrı­lırsınız. Onun için isimlerinizi güzel koyun."[6]


Aziz Ve Yüce Allah Yanında İsimlerin En Sevimli Olanı


739- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Aziz ve yüce olan Allah yanında isimlerinizin en sevimlisi Abdullah ve Abdurrahman´dır.[7]

740- Câbir´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır: "Bizden bir adamın oğlu doğdu da ona Kasım adını verdi. Biz (ona) de­dik: Ebû´l-Kasım diye künyelendirmeyiz. (Çünkü bu, Peygamberin kün-yesidir.) Senin bunda bir kerametin olmaz. Bu hal Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e bildirildi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v): Oğluna Abdurrahman ismini ver, buyurdu."[8]

741- Sahabî olan Vüheyb İbni Cüşemî´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Pey­gamberlerin isimleri ile adlanın. Allah Tealâ yanında isimlerin en sevim­lisi Abdullah ve Abdurrahman´dır. İsimlerin en doğrusu da Haris ve Hemmâm´dir. İsimlerin en çirkini ise, Harb ve Mürre´dir."[9]


Doğumu Tebrik Etmek Ve Tebrike Cevab Vermek Müstahabdır


Çocuğu doğan bir adama tebrikte bulunmak müstahabdır. Hazreti Hü­seyin´in (Radıyallahu Anh) bir adama öğrettiği tebrik ve göz aydınlığı ile tebrikte bulunmak müstvahabdır. Adama demişti ki, tebriğinde şöyle söyle:

´´Allah´ın sana ihsan etmiş olduğu çocuğu Allah sana mübarek kılsın. Onu sana bağışlayana şükredesin. Erginlik çağma ulaşsın ve iyiliğini göresin."

Böyle tebrikte bulunana şöyle cevab vermek müstahabdır: "Allah sa­na da bereket versin, üzerine bereket indirsin, sana hayırlı mükâfat versin, bunun benzerini sana ihsan etsin yahut Allah sevabını çok yapsın gi­bi sözlerle karşılık verir."


Hoş Olmayan İsimleri Vermenin Yasak Oluşu


742- Semüre İbni Cündüb´den (Radıyallahu Ahh) rivayet etiğimize gö­re, o demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Oğluna (ve kölene) asla Yesar, Reban, Necah ve Eflah adım verme. Çün­kü sen sorarsın o (Yesar) oradamıdir Bulunmaz da, hayır, denilir. (Ko­laylığın bulunmadığı manası çıkar da uğursuzluğa yorumlanmaya sebe­biyet verilir. Yesar, Kolaylık manasmdadır.) Bunlar dört isimdir, benim sözüme ilâve yapmayınız. "[10]

Ebu Davud´un ve ondan başkasının Sünenlerinde Câbir´den rivayeti­mizde "Bereket" adını çocuğa vermek de yasaklanmıştır.

743- Ebu Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır: "Al­lah katında en düşük isim, kişinin Mülklerin Sahibi (Melikü´l-Emlâk) di­ye adlanmasıdır."[11]

Müslim´in bir rivayeti şöyle: "Kıyamet gününde Allah yanında en ba­yağı adam, o adamdır ki, dünyada Melikü´l-Emlâk adım taşıyordu. Oy­sa kİ Melikülemlâk (Mülklerin sahibi) Allah´tır."

Süfyan İbni Uyeyne´den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Malikü´I-Emlâk, Şâhinşâh gibidir.


Terbiye Etmek, Kötü Hareketten Sakındırmak, Nefsine Hâkim Olmasını Sağlamak İçin Ve Buna Benzer Maksatlarla Oğlu, Hizmetçisi, Öğrencisi Gibi Kendisiyle Yakın Alâkası Olan Birine Çirkin Bir İsimle Çıkışması


747- Sahâbî Abdullah İbni Büsr´den (Radıyallahu Anh) yapılan riva­yetde şöyle demiştir: "Annem, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e bir salkım üzüm götürmek için beni gönderdi. Onu Peygambere ulaştır­madan önce ondan yedim. Salkımı götürünce Peygamber kulağımdan tuttu ve: Ey vefasız! (Neden emâneti teslimden önce salkımdan yedin. Her za­man emâneti gözetmen gerek).[12] Buyurdu.

Ebû Bekir El-Şıddık´ın oğlu Abdurrahman´dan (Radıyallahu Anhüma) uzun bir hadis rivayet edilmiştir. Bu hadisi şerif, Sıddîk (Radıyallahu Anh) Hazretlerinin keramet ve iyiliklerini açık bir şekilde kapsamaktadır. Asıl manaya gelince: Sıddîk (Radıyallahu Anh), bir cemaati müsafirliğe davet etti ve onları evinde oturttu. Sonra Resûlüîlah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem´ Hazretlerine gitti. Dönmesi gecikti. Dönüşünde (ev halkına) sordu: Mü-safirlere akşam yemeğini yedirdiniz mi Hayırs dediler. Bunun üzerine oğlu Abdurrahman´a dedi: Ey anlayışsız! Sonra burnu kırılası diye bed­dua etti ve kötü söyledi.[13]


İsmi Bilinmeyene Seslenmek


Adı bilinmeyen bir kimseyi üzülmeyeceği bir sözle çağırmak uygundur. Sözde yalan ve aşırı bir iltifat olmamalıdır. Ey kardeşim, Ey Fakîh, ey fakîr, ey efendim, ey kimse, ey falan elbise sahibi, ey falan ayakkabı sa­hibi, yahut at, deve, kılıç, mızrak sahibi ve benzeri sözlerle çağırmak gi­bi.. Bu sözler çağıran ve çağrılan kimsenin haline göre değişir.

745- güzel bir isnadla İbni Hasâsıye (Radıyallahu Anh) diye tanınan Beşir İbni Mabed´den yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Ben, Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber yürürken baktı ki, mezarlar arasında yürümekte olan bir adamın üzerinde iki ayakkabı var. Ona şöy­le dedi: Ey Sibtî ayakkabılarının sahibi, sana yazık. Sibtiyye ayakkabıla­rını bırak."[14] Bu şekilde hadisin tamamını anlattı. Derim ki, Sibtî ayakkabısı bir cins ayakkabıdır.

746- Sahabî olan Ensar´dan Câriye´den (Radıyallahu Anh) yapılan ri-, vayetde şöyle demiştir: "Ben Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in

yanında bulunmuştum. İnsanın adını hatırlamadığı zaman ona: Ey Ab -dullahmoğlu (Ey Allah´ın kulunun Oğlu) diye hitab ederdi.[15]


Çocuğun, Öğrencinin Ve Talebenin Babasını, Hocasını Ve Şeyhini İsmi İle Çağırmaması


747- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle an­latmıştır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde bir oğlan bulunan bir adam gördü. Oğlana sordu: Bu (beraberindeki) kimdir Ço­cuk, babamdır, dedi. Peygamber (s.a.v): Önünde yürüme, sana kötü söz söylemesini gerektirecek bir iş yapma, ondan önce oturma, ismi ile de onu çağırma." dedi.[16]

Salih olduğu ittifakla kabul edilen büyük İmam Ubeydullah İbni Zahr´~ dan yapılan rivayetde demiştir ki: Babanı ismi ile çağırman ve yolda onun önünde yürümen (babaya karşı) asî olmaktan sayılır.[17]


Bir İsmi Daha Güzel Bir İsme Çevirmenin Müstahablığı


Bu konu üzerinde Münzir İbni Ebî Üseyd´in kıssasında doğan çocuğa ad vermek bölümünde anlatmış olduğumuz Sehl İbn-i Sa´d El-Sa´idî´nin hadisi vardır.

748- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle an­latmıştır: "Zeyneb´in adı Berre idi. (Berre kelimesi iyi kimse manasını ta­şıdığı için, insanlar tarafından) denildi ki, kendini bu isimle temize çıka­rıyor. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun adını Zeyneb koydu.[18]

749- Ebû Seleme´nin kızı Zeyneb´den (Radıyallahu Anh) yapılan riva­yetde şöyle demiştir: "Bana Berre adı verilmişti. Resûlüllah Sallallahu Aley­hi ve Sellem, buna Zeyneb ismini verin, dedi. Ebu Seleme´nin kızı Zey­neb demiştir: Cahş´in kızı Zeyneb Peyamberle evlendi. O zaman ismi Berre idi. Peygamber ona Zeyneb ismini verdi."[19]

750- İbni Abbas´dan yapılan rivayete göre şöyle demiştir: "Cüveyri-ye´nin adı Berre idi. Resûlüllah Safdallahu Aleyhi ve Sellem onun adını Cüveyriye olarak değiştirdi. (Peyganiber, zevcesi) Berre´nin yanından çıktı, denmesini hoş görmüyordu."[20]

751- Saîd İbni Müseyyeb´den, Müseyyeb de Hazen´den rivayet edildi­ğine göre, babası Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e geldi. Peygam­ber ona: Adın nedir sordu. Hazen´dir, dedi. Peygamber ona: (senin adın) Sehl´dir, dedi. Hazen dedi ki, ben, babamın bana verdiği ismi değiştir­mem. İbni Müseyyeb demiştir ki, artık ondan sonra bizden üzüntü ve ke­der ayrılmadı."[21]

752- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde o şöyle anlatmıştır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Asiye ismini değiş­tirdi ve şöyle buyurdu: Sen Cemîle´sin." Müslim´in bir rivayeti de şöyle: "Ömer´in kızına Âsiye denilirdi. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona Cemîle ismini verdi."[22]

753- Güzel bir isnadla sahâbî olan Üsâme İbni Ahderî´den (Radıyalla­hu Anh) yapılar rivayete göre: "Asrem adını taşıyan bir adam, Resûlül­lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gelen bir heyet içinde bulunuyordu. Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem (ona) ismin nedir dedi. Adam:

Asrem´dir, dedi. Peygamber:

Hayır, senin adın Zür´a dır, dedi. (Hayır ve bereketi kesik manasında-ki bir ismi bereket manasına gelen bir isimle değiştirdi.)"[23]

754- Haris oğullarından sahâbî olan Ebu Şüreyh Hânı´den (Radıyalla­hu Anh) rivayet edildiğine göre: "Ebu Şureyh, kavmi ile beraber bir he­yet halinde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e geldiği zaman, ar­kadaşlarının ona Ebu´l-Hakem künyesi ile hitab ettiklerini işitti. Resûlül­lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu çağırıp şöyle dedi:

Gerçekten Allah Hakem´dir, hüküm de O´na aittir. Sen niçin Ebu´l-Hakem künyesi ile adlanıyorsun Bunun üzerine adam:

Benim kavmim bir işte ayrılığa düştükleri zaman bana gelirler, ben de onlar arasında hüküm veririm. Her iki taraf da razı olurlar. (Bundan do­layı bana bu künya ile seslenirler), dedi. Peygamber (s.a.v):

Bu ne güzel şey! Çocuklardan kimin var

Benim, Şureyh, Müslim ve Abdullah isimli çocuklarım var, dedi. Peygamber (s.a.v) sordu:

En büyükleri hangisidir

Şüreyh, dedim. Peygamber, O halde sen Ebû Şüreyh´sin, dedi. (Bu künye ile anılacaksın.)"[24]

Ebû Dâvud demiştir: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem El-Âsî, Aziz, Atle, Şeytan, Hakem, Gurab, Hubab, Şihab isimlerini değiştirdi. Şihab´a Haşim adını verdi. Harb´a Silm ismini verdi. Muztaci´a Münb^is adını verdi. Akıra diye adlanan yere Hadıra ismini verdi. Şa´buddalâleye de Şa´bu´1-Hüdâ adını verdi. Zinye Oğullarına Rişde Oğulları adını ver­di. Muğviye Oğullarına Rişde Oğulları adını verdi,

Abdü´1-Ganî demiştir: Atle´ye Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Utbe ismini verdi. Bu da Utbe İbni Abdi´s-Selma´dır.


İsim Sahibi Rahatsız Olmazsa İsmi Kısaltmak Caizdir


755- Değişik rivayet yollarından nakledildiğine göre Resûlülah Salîal-lahu Aleyhi ve Sellem, ashabından çok kimselerin isimlerini kısaltmıştir. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebû hüreyre´ye: "Yâ Ebâ Hirrü, Âişe´ye (Radıyallahu Anhâ) "Ya Âişû" (hizmetçisi) Enceşetü´ye (Radı-yallahu Anh): "YaEnceşü" Üsame´ye: "Ya Üseym". Mikdad´ada: "Ya Kudeym" diye hitab etti.[25]


Hoşlanmadığı Lakabla Sahibini Çağırmamak


Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: "Birbirinize lâkab takıp atışmayın."[26] İnsana hoşlanmadığı bir lâkabı takmanın haram olduğu görüşün­de âlimler ittifak etmişlerdir. Lâkab, adamda bulunan bir vasıf dahi olsa yine (hoşlanmadığı takdirde) haramdır. Gözleri az görene A´meş, saçsıza Aclah, görmeyene A´ma, topala A´rec, şaşıya Ahvel ve bunlar gibi Ab­raş, Yarık, Sarı, Kambur, Sağır, Mavi, Kırık burunlu, Yarık dudaklı, Kı-nkdişli. Kesik, Kötürüm, Oturak, Çolak, lâkabları sahibleri tarafından hoşlanmadıkları için haram olur. Yine ana-baba için olan ve hoşlanılma­yan lâkablar da böyledir. Bir adamı başka bir isimle tanıtmak mümkün olmadığı zaman böyle lâkablarla onu tanıtmanın caiz oluşu üzerinde âlimler ittifak etmişlerdir. Bu anlattıklarımızın delilleri çok ve meşhur olduğu için şöhretleri ile yetinerek onları kısalttık.


Sahibi Tarafından Sevilen Lâkabı Söylemek Caizdir Ve Müstehabdır


Ebû Bekir El-Siddîk (Radıyallahu Anh) Hazretleri bu şekilde anılan­lardandır. İsmi Abdullah´dır. Babasının adı Osman´dır. Lâkabı da Atîk´-dir. Hadis, siyer, tarih âlimleri ve başkaları tarafından kabul edilen bu­dur. İsminin Atîk olduğu da söylenmiştir. Hafız Ebu´l-Kasım İbni Asa-kir, Etraf adlı kitabında bunu anlatmıştır. Doğrusu önceki sözdür. Atîk sözünün hayır ifade ettiği görüşünde âlimler ittifak etmişlerdir. Âlimler, Atîk lâkabı ile onun adlandırılması sebebi üzerinde ihtilâf etmişlerdir:

756- Hazreti Aişe (Radıyallahu Anhâ´dan) değişik şekillerle rivayet edil­diğine göre, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Seîlem şöyle buyurdu:

"Ebû bekir, Cehennem´den Allah´ın âzâdlısıdır." O günden beri "Atîk" olarak isimlendirildi. Mus´ab İbni Zübeyr ve neseb âlimlerinden olan baş­kası da demiştir ki, Ona Atîk adı verildi; çünkü onun soyunda ayıblana-cak bir hal yoktu. Bundan başka bir sebeb olduğu da söylenmiştir. Allah en iyisini bilir.

Ebû Türab da bu türdendir. Peygamber Ebû Tâlib´in oğlu Alî´ye (Radıyallahu Anh) bu lâkabı vermiştir. Künyesi de Ebu´l-Hasan´dır.[27]

757- Sahih hadiste sabit olduğu üzere: "Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hazreti Ali´yi Mescidde uyurken buldu. Üzeri topraklanmıştı. Bundan dolayı ona: Kalk, Ebâ Türab! (toprak babası), kalk Ebâ Türab! dedi." Böylece bu güzel ve iyi lâkab onda yerleşmiş oldu. Başka bir riva­yette Selh şöyle demiştir: Bu lâkab Hazreti Ali´ye en sevimli gelen isim idi. Bununla çağrılmaktan hoşlanırdı.

Bu hoşlanılan lâkablardan biri de "Zülyedeyn (iki el sahibi) dir. Bu­nun adı Hırbak´dır. Bunun elleri boylu idi. Buhârî´nin Sahih´inde sabit olduğuna göre: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu (Hırbak´i) Zülyedeyn diye çağırırdı." Onun adı Hırbak idi.[28]


Künye İle Ad Vermenin Caizliği Ve Fazilet Sahihlerine Bununla Hitab Etmenin Müstahablığı


Bu konu hakkında herhangi bir delil nakletmemize gerek olmadığı aşi­kârdır. Çünkü bunun delilleri üzerinde hem seçkin insanlar, hem de seç­kin olmayanlar iştirak halindedirler. Fazilet sahibi olanlara ve bunlara yakın bulunanlara künye ile hitab etmek sünnettir. Yine böyle bir kimse­ye mektub yazılırsa ve bundan bir rivayet yapılırsa ona künyesi yazılır ve isnad edilir. Şöyle denir: Falanın babası, falanın oğlu Şeyh, yahut İmam bize anlatmıştır. Buna benzer ifade kullanılır.

Bir kimsenin kendi mektubuna künyesini yazmaması edebdir. Mektub-dan başka yazılarında da durum böyledir. Ancak künyesi ile tanınıyorsa yahut künyesi isminden daha meşhur ise, o zaman kendi yazılarında kün­yesini kullanır.

Nahhas demiştir: Künye meşhur olduğu zaman emsal kimseye yazılan yazılarda künye belirtilir ve kendisinden faziletçe üstün olana kendi adını yazıda söyler ve sonra ilâve eder: Falanın yahut falancanın babası diye tanınan...


İnsanın En Büyük Çocuğu İle Künyelenmesi


Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem oğullarından en büyüğü olan Kasım ile Ebu´l -Kasım diye künyelendi. Bu bölümle ilgili Ebu Şüreyh´in hadisi vardır ki, biz onu daha önce "Bir ismi ondan daha güzeli ile değiş­tirmek bölümünde" anlatmıştık.


Çocukları Olan Kimsenin Çocuklarından Başkası İle Künyelenmesi


Bu bölüm geniştir. Bu şekilde vasıflananlar sayılamayacak kadar çok­tur (Hazreti Ali´nin Ebû Türâb, Abdurrahman´ın Ebû Hüreyre diye kün-yelenmeleri gibi...) Böyle künyelenmekte bir sakınca yoktur.


Evladı Olmayanın Ve Çocuğun Künyelenmesi


758- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ahlâk bakımından insanların en gü­zeli di. Benim Ebû Ümeyr diye künyelenen bir kardeşim vardı. -Ravi der ki, mamadan kesilmiş bir kardeşim vardı dediğini sanıyorum.- Peygam­ber onun yanına gittiği zaman ona şöyle derdi: Ey Ebû Umeyr! Serçe kuşu ne oldu " Çocuğun oynamakta olduğu bir serçe kuşu vardı. Sonra kuş ölünce. Peygamber çocuğa böyle künye ile hitab ederek sormuştu.[29]

759- Sahih isnadlarla Hazreti Aişe Radıyallahu Anha´dan yapılan ri­vayetde şöyle demiştir:

"Yâ Resûlellah! Arkadaşlarımın hepsinin künyeleri vardır. Peygamber (s.a.v): Öyle ise oğlun (kız kardeşinin çocuğu) Abdullah ile künyelen." dedi. Ravi der ki: Peygamber bu Abdullah ile Zübeyr´in oğlunu kasde-der. Bu da Ebu Bekir´in kızı Esmâ´mn oğludur. Esmâ´da Âişe´nin kız kar­deşidir. Böylece Âişe, Ümmü Abdullah diye çağrılırdı."[30] Derim ki, sa­hih ve meşhur olan budur.

760- İbni Sünnî´nin kitabında Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anh) yapı­lan rivayetde o şöyle demiştir: "Ben Peygamberden olma bir çocuk düşür­düm. Peygamber ona Abdullah ismini verdi ve beni de onunla "Ümmü Abdullah" diye künyeledi! Bu hadis zayıftır.

Ashab içinde çok kimseler, daha çocukları olmadan önce künyelenmiş-lerdi. Ebu Hüreyre v.s. gibi. Enes´in de Ebû Hamza diye künyelenmesi gibi. Sahabe ve tabiînden ve bunlardan sonra gelen sayılamayacak kadar çok kimselerin böyle künyelenmeleri vardır. Bunda bir kerahat yoktur, Şartına uygun olmak halinde bu künyeler sevimlidir ki, bunu söylemiştik.


Ebu l-Kasım İle Künyelenmenin Yasak Olması


761- Câbir ve Ebû Hüreyre gibi ashabdan çok kimselerden (Radıyalla­hu Anhüm) rivayet edildiğine göre; Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem şöyle buyurdu.: "Benim ismim ile adlanın, fakat künyemle künye-

lenmeyiniz."[31]

Derim ki: Âlimler üç görüşle Ebu´l-Kasim künyesi üzerinde ihtilâf et­mişlerdir. İmam Şafi´i ve ona uyanlar, hiç kimsenin Ebu´l-Kasım ile kün­yelenmesi helâl olmaz demişlerdir. Adamın ismi ister Muhammed olsun, ister başkası olsun. Şâfi´i âlimlerinden büyük ve güvenilir muhaddis ve fakîhlerden Ebû Bekir El-Beyhakî ve Ebû Muhammed el-Beğâvî Et-Tezhib kitabının nikâh bölümünde ve Ebu´l-Kasım İbni Asakir Dimaşk Tarihin­de bu görüşü kabul etmişlerdir.

İkinci mezheb İmam Malik´in görüşüdür. Allah kendisine rahmet et­sin, ona göre, Muhammed ismini ve ondan başkasını taşıyan kimsenin Ebu´l-Kasım künyesi ile künyelenmesi caizdir. Bu künyeyi almanın ya-saklığını Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´ın hayatı zamanına has kılar.

Üçüncü mezhebe göre, Muhammed ismini taşıyan için Ebu´l-Kasım kün­yesini almak caiz değildir. Başka bir isim taşıyanın bu künyeyi alması ca­izdir. Mezheb âlimlerimizden İmam Ebu´l-Kasım El-Rafi´i şöyle demiş­tir: Bu üçüncü mezheb sahih olmaya daha yakındır. Çünkü asırlar bo­yunca insanlar yadırganmaksızın bu künyeyi taşımışlardır. Bu görüş sa­hibinin dediği, hadisi şerifin zahir manasına aykırı düşmektedir.

İnsanların Ebu´l-Kasım künyesini taşımada ittifak etmeleri yanında bu­nunla künyelenmelerinde ve her asırda önemli din işlerinde kendilerine uyulan büyük islâm âlimlerine bu künyenin verilmesinde mutlak surette bunun caiz olduğu hususunda İmam Malik´in mezhebini güçlendirme var­dır. Bu künyenin taşınma yasağından da, Peygamberin hayatı boyunca yasakhğı anlamış bulunmaktadırlar. Bu yasakhğm sebebi de, Yahudile­rin Ebu´l-Kasım künyesini almaları ve Peygambere eziyet için birbirleri­ne Ebu´l-Kasım diye hitab etmeleridir. Bu mana ise şimdi ortadan kalk­mış bulunmaktadır. En iyisini Allah bilir.


Kâfirin, Bidat Sahibinin Ve Fasıkın İsmibilinmediği Ve Ancak Künyesi İle TanındığıZaman Yahut İsmini
Anmada Bir Fitnedenkorkulduğu Zaman, Onu Künyelemek Caizdir.


Allah Tealâ (kâfiri ismi ile değil, künyesi ile anarak) buyurmuştur: "Ebû Leheb´in elleri kurusun."[32]

Bunun ismi Abdu´l-Uzza´dır. Bu künye ile tanındığı için böyle anıldığı söylenmiştir. Diğer taraftan putun kulu manasını taşıdığı için bu isimden kaçınılarak künyesi ile anıldığı da söylenmiştir.

762- Üsâme İbni Zeyd´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine gö­re: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (hasta olan) Sa´d İbni Ubâ-de´yi (Radıyallahu Anh) ziyaret için bir merkebe bindi." Böylece hadisi şerifi ve Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in münafık Abdullah ib­ni Ubeyy İbni Selûl´e rastladığını anlattı. Sonra ravi dedi: Nihayet Pey­gamber (S.A.V) yürüyüp Sa´d İbni Ubâde´nin yanına vardı da Peygam­ber (S.A.V) şöyle dedi: "Ey Sa´d! Ebû Hubab´ın (münafık Abdullah İb­ni Übeyy´in) ne söylediğini duydun mu Şöyle, şöyle söyledi dedi." Böy­lece hadisi şerifi anlattı.[33]

Ben derim ki: Ebû Tâlib´in ismi Abdü Menaf olduğu halde hadisi şe­rifte künyesi tekrarlanmıştır. Buhârî´nin Sahih´inde de: "Bu Ebû RuğaPin kabridir." hadisi şerifi rivayet edilerek münafıkların künyelendiğine işa­ret edilmiştir. Bunun benzerleri çoktur. Bunlar hakkında künye kullanıl­ması, daha önce izah ettiğimiz bazı şartlar bulunduğu zaman caizdir. Eğer şartlar bulunmazsa, isim üzerine bir ilâve yapılmaz. Nitekim Buharı ve Müslim´in Sahihlerinde rivayet ettik ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Rum Melik´ine şöyle mektup yazdı: "Allah´ın kulu ve Peygambe­ri Muhammed´den Hirakl´e..." Onu ismi ile andı ve künye kullanmadı, bir lâkabla da onu lâkablamadı. Rum Melik´i Kayser, demedi. Bunun ben­zerleri de çoktur. Biz, kâfirlere sert davranmakla emredildik. Onları kün-yelememiz, onlara yumuşak ifade kullanmamız, sözü gevşek tutmamız, onlara sevgi göstermemiz ve yakınlık beslememiz uygun, düşmez.


Erkeği Falan Kadının Ve Falan Erkeğin Babası Diye Künyelemenin, Kadını Da Falan Eçkeğin Anası Ve
Falan Kadının Anası Diye Künyelemenin Caizliği



Bil ki, bunların hepsi ile künyelenmekte bir engel yoktur.

Ashab toplululuğundan ibaret önceki mü´minlerden çok kimseler ve on­lardan sonra gelen tabiinden faziletli şahsiyetler "Falan hanımın babası" diye künyelenmişlerdir. Bunlardan biri de Osman İbni Affan´dır. (Radı­yallahu Anh). Onun üç künyesi vardır: Ebû Amr, Ebû Abdullah ve Ebû Leylâ. Bunlardan biri de Ebu´d-Derdâ´dır. Zevcesinin künyesi, Ümmü´d-Derdâ El-Kübrâ´dır. Sahabiyedir ve ismi Hayre´dir. Diğer zevcesinin kün­yesi Ürnrnü´d-Derdâ El-Suğra´dır. Bunun ismi ise Hüceyme´dir. Bu ka­dın kıymeti yüksek, fakıha, faziletli, çok akıllı ve üstünlüğü aşikâr biri idi. Tabi´îndi.

Onlardan biri de Ebû Leylâ´dır. Abdurrahman İbni Ebû Leyla´nın babasıdır. Zevcesi Ümmü Leylâ´dır. Ebû Leylâ ile zevcesi sahâbidirler. Ebu Ümâme ve ashabdan çok kimseler de böyle künyelenenlerdendir.

Ebû Reyhane, Ebû Rimse, Ebû Riyme, Ebû Amre Beşir İbni Amr ve Ebû Fâtıma El-Leylâ da bunlardandır. Ebû Fâtıma´nın adı Abdullah İb­ni Üneys olduğu söylenir. Ebû meryem el-Ezdî, Ebû Rukayye Temimu´d-Dâri, Ebû Kerimetü´l-Mikdam İbni Ma´di Yekrib ki, bunların hepse sa-hâbîdir.

Tâbi´inden ise, Ebû Âişe Mesruk İbni Ecdâ´ ve adları sayılamayacak kimseler vardır. El-Ensab kitabında Sem´ânî demiştir ki, Ebû Âişe´nin Mesruk (çalınmış) diye adlandırılmasının sebebi, küçükken onu bir ada­mın çalmış olmasındandır. Sonra çocuk bulundu da bu isim ona veril­miş. Sahih olan hadislerde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in Ebû Hüreyre´ye bu künyeyi verdiği sabit olmuştur.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis hasendir.)

[2] Ebü Dâvud. Tirmizî. Nesâî. tbni,Mâce. (Tirmizî demiştir: Bu hadis sahihdir, hasendir.)

[3] Müslim.

[4] Buharı. Müslim. Ebû Dâvud.

[5] Buharı. Müslim.

[6] Ebû Dâvud.

[7] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[8] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[9] Ebû Dâvud. Nesâî.

[10] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[11] Buhârî. Müslim. Ebü Dâvud. Tirmizî.

[12] İbni Sünnî.

[13] Ebû Dâvud. Nesâî. İbni Mâce.

[14] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud.

[15] İbni Sünnî.

[16] İbni Sünnî.

[17] İbni Sünnî.

[18] Buhârî. Müslim.

[19] Müslim.

[20] Müslim.

[21] Buhârî.

[22] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud.

[23] Ebû Dâvıud.

[24] Ebû Dâvud. Nesâî. İbni Hibbân.

[25] Buharı.

[26] Kur´an-ı Kerîm, Hücurat Süresi: 11.

[27] Buhârî.

[28] Buhârî.

[29] Buhâri. Müslim. Nesâî, fil-yevmi velleyleti.

[30] Ebû Dâvud.

[31] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[32] Kur´an-ı Kerim, Tebbet Süresi: 1

[33] Buhârî. Müslim.

Doğan Çocuğa Ad Koymak ve ismlerle ilgili Hadisler ve Dualar Listesi

Doğan Çocuğa Ad Koymak
Düşük Çocuğa İsim Koymak
Güzel İsim Vermenin Müstahablığı
Aziz Ve Yüce Allah Yanında İsimlerin En Sevimli Olanı
Doğumu Tebrik Etmek Ve Tebrike Cevab Vermek Müstahabdır
Hoş Olmayan İsimleri Vermenin Yasak Oluşu
Terbiye Etmek, Kötü Hareketten Sakındırmak, Nefsine Hâkim Olmasını Sağlamak İçin Ve Buna Benzer Maksatlarla Oğlu, Hizmetçisi, Öğrencisi Gibi Kendisiyle Yakın Alâkası Olan Birine Çirkin Bir İsimle Çıkışması
İsmi Bilinmeyene Seslenmek
Çocuğun, Öğrencinin Ve Talebenin Babasını, Hocasını Ve Şeyhini İsmi İle Çağırmaması
Bir İsmi Daha Güzel Bir İsme Çevirmenin Müstahablığı
İsim Sahibi Rahatsız Olmazsa İsmi Kısaltmak Caizdir
Hoşlanmadığı Lakabla Sahibini Çağırmamak
Sahibi Tarafından Sevilen Lâkabı Söylemek Caizdir Ve Müstehabdır
Künye İle Ad Vermenin Caizliği Ve Fazilet Sahihlerine Bununla Hitab Etmenin Müstahablığı
İnsanın En Büyük Çocuğu İle Künyelenmesi
Çocukları Olan Kimsenin Çocuklarından Başkası İle Künyelenmesi
Evladı Olmayanın Ve Çocuğun Künyelenmesi
Ebu l-Kasım İle Künyelenmenin Yasak Olması
Kâfirin, Bidat Sahibinin Ve Fasıkın İsmibilinmediği Ve Ancak Künyesi İle TanındığıZaman Yahut İsmini
Anmada Bir Fitnedenkorkulduğu Zaman, Onu Künyelemek Caizdir
Erkeği Falan Kadının Ve Falan Erkeğin Babası Diye Künyelemenin, Kadını Da Falan Eçkeğin Anası Ve
Falan Kadının Anası Diye Künyelemenin Caizliği

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Gece Ve Gündüz Okunacak Dualar
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 09:38 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Gece Ve Gündüz Okunacak Dualar

Uykadan Uyanınca Okunacak Dualar

35-Muhaddis iki İmam Buharı ve Müslim´in Sahîh´lerinde, (Allah ken­dilerinden razı olsun) bize rivayet edildiğine göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Sizden biriniz uyuduğu zaman, Şeytan onun ensesinde üç düğüm bağ­lar, her düpümü yerinde sağlamlaştırarak der ki, gecen uzun olsun, uyu... Eğer insan uyanır da (Hangi zikirle olursa olsun) Allah´ı zikrederse bir düğüm çözülür. Eğer abdest alırsa, bir düğüm daha çözülür. Eğer namaz kılarsa, bütün düğümleri çözülür ve gönlü hoş neş´eli olarak sabahlar. Böyle (uyanınca zikir, abdest, namaz) yapmazsa, gönlü berbat, sıkıntılı ve tenbel olarak sabahlar."[1]

36) Huzeyfe b. Yeman´dan (Radıyallahu anhüma) ve Ebû Zerr´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine şöyle demişlerdir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yatağına girdiği zaman:

"Bismîkeîlâhümme ehyâ ve emûtü (Allah´ımı Senin adınla dirilirim ve ölürüm) derdi. Uyandığı zaman da:

Elhamdü lillâhillezî ehyânâ ba´de mâ emâtenâ ve ileyhinnüşûr

(Bizi öldürdükten sonra) bizi dirilten Allah´a hamd olsun; (Kıyamet­te) dirildikten sonra varış O´nadır) derdi,,[2]

37- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahü Ânh) rivayet edildiğine göre Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Sizden biriniz uykudan uyanınca şöyle desin:

Elhamdü lillahillezi redde aleyye ruhî ve âfânî fî cesedi veezine îî bi-zikrihi

(Hamd, O Allah´a olsun ki, ruhumu bana iade etti, bedenimde bana afiyet verdi ve kendisini zikretmek için bana izin verdi)"[3]

38- Hazreti Aişe´den (Radıyallahü Anha) Peygamber Sallalîahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

"(Allah (c.c), Hangi kulun ruhunu geri verir (onu salimen uykudan uyandırır) de, o vakit (kul) şunları söylerse, günahları deniz köpüğü ka­dar olsa bile Allah Teâlâ onun günahlarını bağışlar:

Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerikelehu, lehü´l-mülküveiehü´l-hamdü ve hüve ala külli şey´in kadîr.

(Allah´dan başka İlâh yoktur, yalnız O vardır. O´nun ortağı yoktur. O´nundur mülk ve O´nundur hamd, O her şeye kadîrdir."[4]

39- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahü Anh) bize rivayet edildiğine göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Hangi bir adam uykusundan uyanır da:

Elhamdü lillâhillen halekannevme velyakazete, elhamdü lillâhillezî be-asenî salimen seviyyen. Eşhedü enneÜâhe yuhyilmevtâ ve hüve ala külli şey´in kadîr,

(Uyku ve uyanıklığı yaratan Allah´a hamd olsun. Beni selâmet içinde ve dimdik uyandıran Allah´a hamd olsun. Allah´ın ölüleri dirilteceğine ve her şeye muktedir olduğuna şahitlik ederim.)

derse; Allah Tealâ: Kulum doğru söyledi, der."[5]

40- Hazreti Aişe´den (Radıyallahü Anha) rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece uykudan uyanınca on defa tekbir getirirdi (Allâhü Ekber - Allah en büyüktür, derdi, on defa hamd ederdi (Elhamdü liliâh - Hamd Allah´a mahsustur, derdi), on defa (Sübhânellahi ve bihamdihî- Allah´a hamd ederek O´nu noksanlıklardan tenzih ederim), on defa (Sübhânelkuddûsi - Yüce Allah noksanlıklardan münezzehtir), derdi. On defa istiğfar ederdi (Estağfirullâh - Allahdan mağ­firet dilerim, derdi). On defa Tehlîl getirirdi (Lâ ilahe illallah - Allah´dan başka İlâh yoktur, derdi). Sonra on defa şöyle buyururdu: (Allâhümme innî eûzü bike min dîkı ´d-dünyâ ve dîkı yevmi´1-kıyâmeti - Allah´ım! Dün­yanın darlığından ve kıyamet gününün darlığından sana sığınının), der­di. Sonra namaza başlardı."[6]

41- Yine Hazreti Aişe´den (Radıyallahü Anha) rivayet edildiğine gö­re, o şöyle demişti:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, geceden uyandığı zaman şöyle derdi:

Lâ ilahe illâ ente sübhâneke. Allâhümme estağfiruke lizenbî ve es´e-lüke rahmeteke. Allâhümme zidnîilmen ve lâ tüziğ kalbî ba´de iz hedey-tenî ve heb lî min ledünke rahmeten inneke ente´l-vehhâb

(Senden başka İlâh yoktur, Seni noksanlıklardan tenzih ederim. Al­lah´ım, günâhım için senden mağfiret dilerim ve Senden rahmetini iste­rim. Allah´ım bana ilim ziyâde et ve bana hidâyet verdikten sonra kalbi­mi kaydırma. Yüce katından bana rahmet ihsan et. Muhakkak ki sen, çok bağış yapansın)"[7]


Elbise Giyilirken Okunacak Dualar


Elbise giyerken "Bismillah´´ demek müstahab olduğu gibi, bütün (hayırlı) işlerde de besmele getirmek müstahabdır.

42- Ebû Sa´îd El-Hudrî´den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiğine gö­re şöyle demiştir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gömlek, bir hırka (cüb-be) yahud bir sarık gibi bir elbise giydiği zaman şöyle duâ ederdi:

"Allâhümme innîes´elükemin hayrihîvehayrimâ hüveleh, ve eûzü bike min şerrihî ve şerri mâ hüve İehû"

(Allah´ım! Bu elbisenin h ayırım ve içinde yapılan şeyin hayırlı olanını Senden isterim; ve bunun (verebileceği gurur-kibir gibi) kötülüğünden ve altında yapılan günâhın şerrinden Sana sığınırım)´´[8]

43- Muaz b.Enesden (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Re-sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim yeni bir elbise giyer de:

"Elhamdü lilîâhilîezî kesânî hazâ ve rezekânihî min gayri havlin min-nî ve lâ kuvvetin"

(O Allah´a hamd olsun ki, benden bir kudret ve kuvvet olmaksızın bu elbiseyi bana giydirdi ve bunu bana nzik olarak verdi) derse, Allah onun geçmiş günahlarını (kul hakkına ait olmayan küçük günahlarını)ba­ğışlar."[9]


Yeni Bir Elbise, Ayakkabı Ve Benzeri Bir Şey Giyen Kimsenin Okuyacağı Dualar


(Bundan önceki kaydettiğimiz duaları söylemek müstahabdır)

44- Ebû Saîd EI-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre; şöyle demiştir:

"ResûlüIIah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yeni bir elbise edindiği za­man, sarık olsun, gömlek olsun, hırka olsun, onun cinsini adlandırır (bu yün hırkadır yahud bu keten sarıktır, bu pamuk gömlektir, der) sonra şöyle buyururdu:

"Allâhümmeleke´I-hamdüentekesevtenîhi, es´elükehayrehû vehayre ma sunia İehû ye eûzü bike min şerrihî ve şerri ma sunia İehû"

(Allah´ım hamd Sana mahustur, Sen bunu bana giydirdin, bunun hay­rım ve kendisinde yapılan hayri Senden isterim. Bunun şerrinden (verece­ği gurur ve kibirden) ve onunla yapılacak kötülükten de Sana sığını­rım)"[10]

45- Hazreti Ömer´den (Radıyalîahu Anh) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den işittim:

"Kim yeni bir elbise giyer de:

Elhamdü lilîâhilîezî kesânî mâ uvârî bihî avretî ve etecemmelü bihî fî hayatî

(O Allah´a hamd olsun kî, avretimi ve hayatımda kendisi ile güzelleşe-ceğim elbiseyi bana giydirdi) derse, sonra da eskitmiş olduğu elbiseyi ni­yetlenerek onu sadaka olarak verirse, hem hayatta, hem ölü iken o kimse Azîz ve yüce Allah´ın yolunda bulunur, himayesinde ve yolunda olur."[11]


Arkadaşının Üzerinde Yeni Bir Elbise Gören Kimsenin Okuyacağı Dualar


46- Ümmü Halid´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre şöy­le demiştir.

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e elbiseler getirildi. Bunların içinde ipekten veya yünden yapılmış nakışlı siyah bir giysi vardı. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:

- Bu giysiyi giydireceğimiz hangi hanımı (uygun) görüyorsunuz (Ce-vab vermeyip orada bulunan) insanlar sustular. Bunun üzerine Peygam­ber (s.a.v):

- Beni Halid´in annesine (Ümmü Halid´e) götürün, Sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana getirildi ve o giysiyi eli ile bana giydirdi ve iki defa: EBLÎ VE AHLİKÎ (Eskit ve yıprat) buyurdu. "[12]

47- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazreti Ömer´in (Radıyallahu Anh) üzerinde bir elbise gördü ve şöyle buyurdu:

- Bu elbise yeni midir, yoksa yıkanmış mıdır Hazreti Ömer cevab verdi:

- Yıkanmıştır. Bunun üzerine Hazreti Peygamber (s.a.v.):

"îlbes cedîden ve iş hamiden ve mut saîden (Yeni olarak giy, hamdederek yaşa ve mutlu şehîd olarak öl) dedi."[13]


Elbise, Ve Ayakkabı Giyme Ve Çıkarma Şekilleri


Elbise, ayakkabı, don ve benzerleri olan giysileri giymekte sağ kollardan ve sağ paçalardan işe başlamak ve önce solu, sonra sağı çıkarmak müsta-habdır. Göze sürme çekmek, misvak (özel dış fırçası) kullanmak, tırnak­ları kesmek, bıyıkları kısaltmak, koltuk altını yolmak, başı traş etmek, namazdan çıkışta selâm vermek, mescide girmek, heladan çıkmak, ab-dest almak, gusletmek, yemek-içrnek, musafaha etmek, Hacer-i Esved´e d sürmek, bir insandan bir şey almak ve ona vermek ve bunlara benzer işleri yapmak da sağ (el veya ayak) ile olur. Bu işlerin zıddı da sol ile yapılır.

48- Hazreti Aişe´nin (Radıyallahu Anha) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in bütün işlerinde -temizlenme­sinde ve taranmasında- sağ ile iş yapmak onun hoşuna giderdi:"[14]

49- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) sahih bir isnadla rivayet edildi­ğine göre, şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu aleyhi ve Sellem´in sağ eli, temiz işleri ve yemeği içindi. Sol eli de, istincası (tuvalet temizliği) ve bedene eziyet veren (sümkürmek gibi) şeyler içindi."[15]

50- Hazreti Hafsa´dan (Radıyallahu Anha) rivayet edilmiştir ki: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sağ elini yemesi, içmesi ve

giyinmesi için kullanırdı: sol elini de bunlardan başka şeyler için kulla­nırdı."[16]

51- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Elbise giydiğiniz zaman, abdest aldığınız zaman sağlarınızla işe baş-laymız."[17] Bu konuda çok hadisler vardır; Daha doğrusunu Allah (c.c) bilir.



Yıkanmak, Uyumak Yahud Bunlara Benzerişler İçin Elbisesini Çıkaran Kimsenin Okuyacağı Dualar


52- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Saüaliahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Müslüman kişinin elbisesini çıkarmak istediği zaman, Cinlerin gözleri arasında ve insano-ğullannın avretleri arasında engel olan perde, şöyle demesidir.

Bismillâhillezî îâ ilahe illâ hû

(Kendisinden başka hiç bir ilâh olmayan Allah´ın ismi ile (elbisemi çı­karmaya) başlarım."[18]


Evden Çıkarken Okunacak Dualar


53- (Adı Hind olan müminlerin annesi) Ümmü Seleme´den (Radıyallahu Anha) rivayet edilmiştir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinden çıktığı zaman şöyle derdi:

Bismillâhi tevekkeltü ahîlâhi. Allahümme innî cüzü bike en edılleev udalle ev ezille ev uzelle ev ezlime ev uzleme ev echeîe ev yüchele aleyye

(Allah´ın adıyla (çıkarım), Allah´a tevekkül ettim. Allah´ım sığınırım Sana, hakdan sapmamdan yahud saptırılmamdan, ayağımın kaymasından ya Ihı d kaydırılmasından, zulmetmemden yahud zulmedilmemden, bilme­memden yahud bana bilgisizlik isnad edilmekten."[19]

Ebû Davud´un rivayetinde, (Ümmü Seleme Radıyallahu Anha´dan Ha­dîsi şerifin başı şöyle) nakledilir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim evimden her çıkışında, gözünü göğe doğru kaldırıp dua ederdi: Al­lah´ım, ben Sana sığınırım...." Başkasının rivayetinde de: "Evinden çık­tığı zaman şu duayı edirdi...." şeklinde başlayarak anlatılan duayı yapardı. Daha doğrusunu Allah bilir.

54- Enes´den (Radiyaîlahu Anh) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim evinden çıktığı zaman:

"Bismillâhi tevekkeltü alellâhi ve Iâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" (Allah´a tevekkül edip Allah´ın adıyla çıkarım. İbâdete güç yetirmek ve günahlardan korunmak ancak Allah´ın kuvvet ve kudreti iledir), derse; (Melek tarafından) ona şöyle söylenir: Her kederden emin kılındın, mu­hafaza altına alındın ve doğru yola iletildin. Ayrıca şeytanlar ondan uzak­laşır."[20]

Ebü Davud da rivayetinde şunu ilâve etmiştir: "Bir şeytan diğer şeytana der ki: Hidayete iletilen, her kederden emin kılman ve muhafaza altına alman bir adamla nasıl uğraşacaksın (onu nasıl kaydıracaksın) "

55- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinden çıktığı zaman şöyle bu­yururdu:

"Bismillâhi, ettükiânü alellâhi, lâ havle ve lâ kuvvete illâ. billahi (Allah´ın adıyla (çıkıyorum), tevekkül Allah´adır. İbâdete güç yetirmek ve günahlardan korunmak ancak Allah´ın kudret ve kuvveti iledir"[21]


Eve Girerken Okunacak Dualar


Evde insan bulunsun veya bulunmasın, içeri girildiği zaman BÎSMİLLÂH demek ve Allah Teaiâ´yi çok zikretmek ve selâm vermek müstahab-dır; çünkü Allah Tealâ şöyle buyurmuştur):

"Evlere girdiğiniz zaman, Allah katından tespit edilmiş bereketli ve çok hoş sağlık dileyişi ile kendinizden olanlara selâm verin (evdeki mü´min-lere yahud evde kimse yoksa: Esselâmu Aleyna, diyerek kendinize selâm verin)."[22]

56- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Enes (Radıyal­lahu Anh) demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle dedi:

"Yavrum! Ailenin yanma girince selâm ver; çünkü bu, hem sana, hem de ev halkına bereket olur."[23]

57- Ebû Malik El-Eş´arî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir. (Ebû Malik´in adı El-Haris´dir. Ubeyde, Kâ´b, Amr olduğu da söylenmiştir.) Ebû Malik demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bu­yurdu:

"İnsan evine girdiği zaman şöyle söylesin:

"Allâhümme innîes´elüke hayre´l-mevleci ve hayre´I-mahreci, BismiM-hi velecnâ ve bismillâhi harecnâ ev aîellâhi rabbinâ tevekkelnâ.

(Allah´ım! Ben, girilen yerin hayırlısını ve çıkılan yerin de hayırlısını Senden isterim. Allah´ın adıyla girdik ve Allah´ın adıyla çıktık, Rabbimiz olan Allah´a tevekkül ettik. Sonra ailesine selâm versin. "Esselâmu aleyküm desin)[24]

58- Ebû Ümame El-Bahilîden rivayet edilmiştir. (Bunun adı, Sudeyy b. Aclân´dır.) Demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur.

"Üç kimse vardır ki, bunların hepsi Azız ve Yüce olan Allah´ın teminatı altındadır:

a) Azîz ve Yüce olan Allah yolunda savaş için çıkan bir adam: bu kimse Azîz ve yüce Allah´ın teminatı altındadır, tâ onu öldürüp de cennete koyun-caya yahud da kazandığı sevab ve ganimetle (evine) onu döndürünceye kadar..

b) (Namaz kılmak için) mescide giden bir adam; bu kimse, Allah Tea-lâ´nın teminatı altındadır, tâ onu öldürüp cennete koyuncaya yahud elde ettiği sevab ve mükâfatla onu eve döndürünceye kadar..

c) Evine" selâm vererek giren bir adam, bu da, noksanlıklardan münez­zeh olan Allah Teâlâ´nın himaye ve teminatı altındadır. "[25] Geniş ma­nası ile bu üç kimse, Allah´ın gözetim ve muhafazası altında bulunurlar. Bu ne büyük bir ihsandır!.. Allah´ım, bize bu rızkı ver.

59- Cabir b.Abdullah´dan (Radiyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurdu­ğunu işittim:

"İnsan evine girerken ve yemek yerken Allah Teâlâ´yı anarsa, şeytan (arkadaşlarına) şöyle der:

(Burada) size gecelemek yok, aş yok... Fakat adam evine girerken Allah Teâlâ´yi anmazsa, Şeytan şöyle der:

(Arkadaşlar), gecelemek imkânına kavuştunuz. Yemeği zamanında Al­lah Tealâyi anmazsa, Şeytan şöyle der:

Geceleme yerine ve aşa kavuştunuz. "[26]

60- Abdullah b. Amr b. El-As (Radıyallahu Anhüma) rivayetinde de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gündüz evine döndüğü zaman şöyle derdi:

"Elhamdü lillâhilîezîkefânî ve âvânî, ve´1-hamdü îiîiâhilîezîet´amenî ve sekânî, ve´1-hamdü Îiîiâhilîezî menne aleyye, es´eîüke en tücîrenî minen-nâr.

(Beni barındıran ve himaye eden Allah´a hamd olsun. Beni yediren ve içiren Allah´a hamd olsun, bana ihsan eden Allah´a hamd olsun. Ateşten beni korumanı Senden istiyorum)."[27]

61- Malik´in Muvatta´ından rivayet edildiğine göre, içinde insan bulun­mayan bir eve girildiği zaman şöyle demek müstahabdır:

"Esselâmü aleynâ ve ala ibâdillâhissâlihîn . (Selâm bize ve Allah´ın sâlih kullan üzerine olsun).


Gece Uykusundan Uyanıp Evinden Çıkan Kimsenin Okuyacağı Dualar


İnsan geceleyin uyanıp evinden çıktığı zaman, göğe bakarak Âl-i îmrân Sûresi´nin 190. âyetinden sonuna kadar okuması müstehabdır:

(Gerçekten göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için (Allah´ın kudret ve azametine delâlet eden) çok büyük alâmetler var...)"[28]

62- Buharî ve Müslim´de, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in böyle yaptığı sabittir; ancak "göğe bakmak" hususu, Buharî´nin Sahîh´in-de vardır, Müslim´de yoktur.

63- Ibni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) sabit olmuştur ki, Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem geceleyin kalkıp teheccüd namazı kılacağı zaman şöyle derdi

"Allâhümme rabbenâ îeke´l-hamdü, ente kayyimussemâvâti ve´l-arzı ve men fîhmne, ve Îeke´l-hamdü, leke mülkü´s-semâvâti ve´1-arzı ve men fîhinne, ve leke´l-hamdü ente nûrussemâvâti ve´1-arzı ve men fîhmne ve îeke´l-hamdü ente´l-hakku veva´düke´l-hakku, ve likâuke hakkun, vekav-lüke hakkun, ve´1-cennetü hakkun, vennâru hakkun, ve Muhammedün hak-kun, vessâatü hakkun, alîâhümme leke esîemtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve lleyke enebtü, ve bike hâsamtü, ve ileyke hâkemtü, fağfirlî mâkaddemtü vemâahhartü vemâesrertü vemâa´lentü, ente´l-mukaddimu ve ente´l-muehhiru, lâ ilahe illâ ente.

(Allah´ım! Hamd, Sana mahsustur. Sen göklerin, yerin ve onlarda olan­ların idarecisisin. Hamd, Sana mahsustur. Göklerin ve yerin ve onlarda olanların mülkü Senindir. Hamd, Sana mahsustur. Sen göklerin ve yerin ve onlarda olanların nurusun. Hamd, Sana mahsustur. Sen haksin, va´dın haktır, Sana kavuşmak haktır, sözün haktır, Cennet haktır, Cehennem hak­tır, Muhammed haktır, Kıyamet haktır, Ya Rab! Sana teslim oldum, Sana îman ettim, Sana tevekkül ettim, (ibâdet ve tevbe ile) Sana döndüm. Senin delillerinle, düşmanlarım yere serdim. Senin hükmüne razı oldum. Yapmış olduğum ve geriye bıraktığım (ölümden sonra da devam edecek) günahları­mı bağışla. Gizliden yaptığım ve alenen yaptığım günahları da bağışla. Sen her şeyin evveli ve her şeyin sonusun (varlığın ezelî ve ebedîdir). Sen­den başka hiç bir İlâh yoktur."[29]

Bazı raviler, bu duaya "VE LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE ÎLLÂ BİLLÂH" sözünü de eklemişlerdir.


Tuvalete Girerken Okunacak Dualar


64- Enes´den (Radıyallahu Anh) sabit olmuştur ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Helaya gireceği zaman şöyle söylerdi:

"Allâhümme innî eûzü bike minelhubsi ve´1-habâisi" (Allah´ım! Şeytandan ve zararlı şeylerden sana sığınırım)."[30]

65- Buharı ve Müslim´in Sahihlerinden başka yerde, (yukarda geçen hadîs) şöyle rivayet edilmiştir:

"Bismillâhi alîâhümme innî eûzü bike mine´Uhubsi ve´1-habâisi´.´

(Bismillah, Allah´ım, Şeytandan ve zararlı şeylerden Sana sığı-

nınm)."[31]

66- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) bize rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"İnsan helaya girdiği zaman, cinlerin gözleri ile insanoğullanmn avret yerleri arasında perde: BİSMİLLAH, demektir."[32]

Bu hadîsi Tirmizî rivayet etmiştir ve demiştir ki, bunun isnadı kuvvetli değildir. Biz daha önce kitabımızın önsözünde faziletle ilgili işlerde zayıf hadîslerle amel etmenin caiz olduğunu söylemiştik

Alimlerimiz de demişlerdir ki, insan ister binalar içinde bulunsun, is­ter açık sahrada olsun, bu zikri yapmak müstahabdır. Yine alimlerimiz (Allah onlara rahmet etsin) demişlerdir ki, önce: "BİSMİLLAH" sonra:

"´Allâhümme innî eûzü bike mine´l-hubsi ve´1-habâisi" demek müsta-

habdır.

67-İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, helaya girerken şöyle derdi

"Alîâhümme innî eûzü bike minerricsi´nnecisi, el habîsi´l-muhbisi, eşşeytânirracîmi.´´

(Allah´ım, ben pisleten pislikten, zarar verenin /uranından, kovulmuş olan şeytandan Sana sığınırın)."[33]


Helada Konuşmak Ve Zikretmek Yasaktır


Bütün zikir çeşitleri ile her türlü konuşma, helada ihtiyaç giderme es­nasında mekruhtur. İnsan ister binalar dahilinde, ister açıkta sahralarda bulunsun, hüküm değişmez. Ancak zaruret gereği olarak konuşulabilir. Bu hususta alimlerimizden bazısı demiştir ki, insan aksırdiğı zaman bu halde iken Allah Tealâ´ya hamd getirmez, aksırana da "Yerhamükellah" demez, selâmı almaz, ezan okuyan müezzine icabet etmez (sözlerini tek­rarlamaz). Selâm veren, verdiği selâmla yetinir ve helâdakinden karşılık almaya hak kazanmaz. Burada bütün sözler tenzihen mukruhtur, haram değildir. Eğer aksırır da kalbi ile Allah Tealâ´ya hamd ederse ve dilini dep-retmezse, bunda bir sakınca yoktur. Cima halinde de insan yine böyle dav­ranır.

68- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve sellem idrarını yaparken ona bir adam tesadüf etti de selâm verdi. Peygamber onun selâmına mukabe­le etmedi."[34]

69- Muhacir b.Kunfüz´den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem idrarını yaparken yanına var­mış oldum da ona selâm verdim, abdest alıncaya kadar benim selâmıma mukabele etmedi. Sonra benden özür dileyerek şöyle buyurdu:

O durumda Allah´ın adını anmayı hoş görmedim, ancak taharet veya temizlik halinde söylenmesini istedim, "[35]


Abdest Bozmak İçin Oturana Selam Verilmemesi


Alimlerimiz demişlerdir ki, buna selâm verilmesi mekruhtur. Eğer se­lâm veren olursa, cevab almaya hak kazanmaz; çünkü bu hususta îbni Ömer ve El-Muhacir´in rivayet ettikleri hadîs geçmiştir.


Tuvaletten Çıkarken Okunacak Dualar


Tuvaletten çıkan Şöyle söyler:

Ğufrâneke, elhamdü HHâhillezî ezhebe annî el-eza ve âfânî"

(Allah´ım) Senin mağfiretini dilerim. Benden eziyeti gideren ve bana afiyet veren Allah´a hamd olsun."[36]

70- Ebû Davud ve Tirmizi´nin sünenlerinde sahîh hadîs olarak sabit­tir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (heladan çıktığı zaman) "ĞUFRÂNEKE (Senin mağfiretini dilerim)." söylerdi. Hadisin geri ka­lan kısmını Nese´î ve îbni Mace rivayet etmişlerdir.

71- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre de­miştir ki, Resûlüliah Sailallahu Aleyhi ve Sellem helâden çıktığı zaman şöyle buyururdu:

"Elhamdü lillâhillezî ezâkanî lezzetehû ve ebkâ fiyye kuvvetehû ve defea annî ezâhu

(Nimetin lezzetini bana taddıran, onun kuvvetini bende bırakıp eziyetini benden gideren Allah´a hamd olsun)[37]


Abdest Alırken Okunacak Dualar


Abdest almak için su kabına suyu dökmek veya kuyudan abdest suyu çekmek istendiği zaman "BÎSMÎLLÂH" demek müstahabdir. Abdestin başında

´ ´Bismillâhirrahmânirrahîm

(Rahman ve Rahîm olan Allah´ın adıyla başlarım)." demek müsta­habdir. Eğer yalnız "BİSMİLLAH" denirsede kâfi gelir. Âlimlerimiz de­mişlerdir ki, eğer bir kimse abdestin başında besmele getirmeyi terkederse, abdest arasında onu söyler. Fakat abdesti tamamlayıncaya kadar terk et­miş olursa, besmele yerini geçirmiş sayılır, onun için besmele getirmez, ancak abdesti yine sahîh olur; ister kasden, ister sehven terk etmiş olsun...

Bu görüş, bizim mezhebimizin ve alimler çoğunluğunun mezhebidir. Abdest alma sırasında besmele getirilmeyeceğine dair zayıf hadîsler nak­ledilmiştir. Ahmed b.Hanbel´den sabit olduğuna göre, demiştir ki, Ab­dest almada besmele getirilmesine dair sabit olmuş bir hadîs bilmiyorum.

72- Ebû Hüreyre (Radıyallahu Anh) Hazretlerinin Peygamber SallalIahu Aleyhi ve Sellem´den rivayet ettiği şu hadîs, bu cümledendir:

"Allah adını anmayan (Besmele getirmeyen) kimse için abdest yoktur."[38]

Âlimlerimizden biri olan Şeyh Ebu´1-Feth Nasru´l-Makdisî El-Zahid demiştir ki, abdestin başında besmele getirdikten sonra: Eşhedü En Lâ îlâhe İllallâhu Vah Vahdehû Lâ Şerîke Leh. Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abduhû ve Resûîühu. (Allah´dan başka İlâh olmadığına yalnız O var ol­duğuna ve O´nun ortağı bulunmadığına şâhidlik ederim. Yine şâhidlik ede­rim ki, Muhammed O´nun kuludur ve Peygamberidir) demek müstehap-tır."

Şeyh Ebû´l-Feth´in söylediği budur; böyle söylemekte bir sakınca yok­tur; fakat sünnet olma bakımından bunun aslı da yoktur. Âlimlerimizden ve başkalarından da bunu söyleyen hiç bir kimseyi bilmiyoruz. Daha doğru­sunu Allah bilir.


Abdesti Tamamladıktan Sonra Okunacak Dualar


"Eşhedü en lâ ilahe illâîlâhu vahdehû lâ şerîke lehu ve eşhedü enne Muhammeden abduhû verasûlühu. Alîâhümme´c-aîmminettevvâbîne vec-alnîmine´l-mütatahhirîne sübhânekellâhümme ve bihamdike. Eşhedü en lâ ilahe illâ ente estağfiruke ve et´ubü ileyke.

(Allah´dan başka bir İlâh olmadığına yalnız O´nun var olduğuna şâhid­lik ederim. O´nun ortağı yoktur. Yine şâhidlik ederim ki Muhammed O´­nun kuludur ve Peygamberidir. Allah´ım! Beni tevbe edicilerden kıl ve beni temizlenip pâk olanlardan yap. Sana hamd ederek Seni noksanlıklar­dan tenzih ederim. Şâhidlik ederim ki, Senden başka İlâh yoktur. Senden mağfiret dilerim ve Sana sığınıp tevbe ederim."

73- Ömer b.EI-Hattab´dan (Radıyaîlarm Anh) bize rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Kim abdest alır da:

"Eşhedü en lâ ilahe illallâhu vahdehû lâ şerîke lehu ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühu"

(Allah´dan başka İlâh olmadığına, yalnız O var olduğuna şâhidlik´ede­rim. O´nun ortağı yoktur. Ve Şâhidlik ederim ki, Muhammed O´nun kulu­dur ve Peygamberidir)[39] derse, Cennetin sekiz kapısı ona açılır, hangisin­den isterse (cennete) girer."

74- Yukarki hadîsi Tirmizî rivayet etmiş ve:

"Allâhümmec´alnî minettevvâbîne vec´alnî minelmütatahhirîne

(Allah´ım! Beni tevbe edicilerden kıl ve beni temizlenip pâk olanlardan yap) "sözlerini ilâve etmiştir. Nese´î de," Gece-gündüz İşleri" bölümünde ve başkası zayıf bir isnadla:

"Sübhânekellâhümme ve bihamdike. Eşhedü en îâ ilahe illâ ente estağ­firuke ve etûbu ileyk

(Allah´ım, Sana hamd ederek Seni noksanlıklardan tenzih ederim. Sen­den başka İlâh Yoktur. Senden mağfiret dilerim ve Sana tevbe ederim), şeklinde rivayet etmişlerdir.

75- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anh) bize rivayet edildiğine göre Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim abdest alır da sonra:

Eşhedü en lâ ilahe illâlîahu ve eşhedü enne muhammeden abduhû ve rasûlühu

(Allah´dan başka ilâh olmadığına şâhidlik ederim ve yine şâhidlik ede­rim ki, Muhammed Allah´ın kuludur ve Peygamberidir), sözlerini konuş­madan önce söylerse, iki abdest arasındaki günahları bağışlanır."[40]

76- Enes´den bize rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aley­hi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim abdesti güzelce alır da ve sonra üç defa:

Eşhedü en lâ ilahe illâllahu vahdehû lâ şerike lehu ve eşhedü enne mu-hammeden abduhû ve rasûlühu

(Şahidlik ederim İd, Allah´dan başka Üâh yoktur, yalnız O vardır O´nun ortağı yoktur. Yine şahidlik ederim ki Muhammed Allah´ın kuludur ve Peygamberidir) derse, Cennet kapıları ona açılır ve hangisinden dilerse girer"[41]

"Eşhedü en lâ ilahe illallah" sözünün üç defa tekrar edilmesi, İbni Sünnî´nin kitabında, Osman b.Affan´dan (Radıyallahu Anh) zayıf bir is-nadla rivayet edilmiştir.

Şeyh Nasru´l-Makdisî şöyle demiştir: İnsan bu anılan zikirlerle beraber: "Allâhümme saîii vesellim ala muhammedin ve ala âli muhammedin" (Allah´ım, Muhammed´e ve O´nun âline rahmet et ve selâmet ver) söy­ler, tnsan bu zikirleri kıbleye dönük olarak ve abdesti tamamladıktan sonra söyler.


Abdest Azalarını Yıkarken Okunacak Dualar


Abdest azaları üzerine duaya gelince, bu hususta Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den herhangi bir rivayet gelmemiştir. Ancak fıkıh âlimleri demişlerdir ki, Selef den gelen duaları yapmak müstahab olur. Onlar bu dualar üzerinde uzatmalar ve kısaltmalar yapmışlardır. Onların söyledikleri duaların özü şudur:

Abdest almaya başlarken Besmele getirdikten sonra:

Eîhamdü lillâhillezî ceale´1-mâe tahûren (Suyu temiz yaratan Allah´a ha m d olsun) der.

Ağzı çalkaladığı zaman:

"Allâhümmeskmîmin havzı nebiyyike sallaîlahu aleyhi ve selleme ke´-sen lâ ezmeu ba´dehu ebeden

(Allah´ım! Bana Peygamberinin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) havu­zundan öyle bir Cennet içkisi içir ki, artık ondan sonra susamayayım)"

söyler.

Buruna su verdiği zaman:

"Allâhümme lâ tüharrimnî râihate naîmike ve cennâtike (Allah´ım! Cennetlerinin ve nîmetlerinin kokusundan beni mahrum etme)" söyler.

Yüzünü yıkadığı zaman:

"Allâhümme beyyiz vechî yevme tebyezzu vücûhun ve tesveddü vücûhun"

(Allah´ım!, bazı yüzlerin karardığı ve bazı yüzlerin beyazladığı günde (kayâmette) benim yüzümü ağart)" söyler.

Kollarını yıkadığı zaman:

"Allâhümme a´tınî kitabî biyemînî, Allâhümme lâ tu´tınî kitabî bişimâlî (Allah´ım!, amel defterimi sağ elime ver, Allah´ım, amel defterimi sol elime verme)" der.

Başı meshettiği zaman:

"Allâhümme harrim şa ´n ve beşerîaîennâri ve ezıîlenî tahte arşike yev~ me lâ zille illâ zıllüke

(Allah´ım, saçımı ve derimi ateşe haram kıl ve Senin gölgenden (hi­mayenden) başka bîr gölge olmayan günde, beni Arş´ımn altında gölge­lendir)" der.

Kulaklarını meshederken:

"AUâhümmec´alnî minellezîne yestemi ûnelkavle ve feyettebiûne ahsenehu"

(Allah´ım, hak sözü işitip de onun en güzeline uyanlardan eyle beni)"der.

Ayakları yıkarken:

"Allâhümme sebbit kademeyye alessırâtı"

(Allah´ım, benim ayaklarımı sırat (köprüsü) üzerinde sabit eyle)" der. Daha doğrusunu Allah bilir.

77- Ebû Musa Eî-Eş´arî´den (Radıyallahu Anh) sahîh bir isnadla riva­yetlerine göre şöyle demiştir:

"Ben, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e abdest suyu getirdim de o abdest aldı. Onun şöyle diyerek dua ettiğini işittim:

"Allâhümmeğfir lî zenbî ve vessi lî fî darı ve bârik lî fi nzkî" (Allah´ım, benim günâhımı bağışla, evimde bana genişlik ver, rızkım­da bana bereket ver)."

Ben dedim ki: Ey Allah´ın Peygamberi! Senin şöyle şöyle dua ettiğini işittim. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- O dualar herhangi (noksan) bir şey bıraktı mı"[42]


Gusül Ederken Okunacak Dualar


Abdest hakkında anlattığımız besmele ve ondan başka bütün duaları gusül yaparken de söylemek müstehabdır. Cünüb, hayız ve bunlar dışın­daki yıkanma hallerinde fark gözetilmez. Bazı alimlerimiz demişlerdir ki, gusleden kimse cünüb yahud hayız ise, Besmele getirmez. Fakat meşhur olan, Besmeleyi, diğer dualar gibi söylemektir. Ancak cünüb ve hayız olan­ların Besmele ile Kur´an´ı kasdetmeleri caiz olmaz.


Teyemmüm Yaparken Okunacak Dualar


Teyemmümün başında "BİSMİLLAH" demek müstehabdır. Teyem­müm alan kimse, cünüb yahud hayız ise, durum değişmez, gusülde zik­rettiğimiz gibi hareket eder. Ancak Besmele´den sonra kelime-i şehâdet getirmek, abdest kısmında geçen zikirleri, yüz ve eller üzere söylenen du-âları yapmaya dair âlimlerimizden ve başkalarından nakledilen bir şey gör­medim. Bu husustaki açık hüküm, abdest hakkında söylediklerimizi uy- . gulamaktır; çünkü teyemmüm, abdest gibi bir taharettir (temizliktir).



Mescide (Camiye) Gitmek İçin Evinden Çıkan Kimsenin Okuyacağı Dualar


İnsan evinden hangi yere çıkarken ne söyleyeceğini daha önce anlat­mıştık. Ancak cami ve mescide gitmek üzere evden çıkarken (öncekilerine) şu duaları da eklemek müstehab olur:

78- Bu dualardan biri de, İbni Abbas (Radıyallahu Anhüma) teyzesi (ve müminlerin annesi) Meymûne´nin (Radıyallahu Anha) evinde gecelediğin­de, Peygamberin teheccüdü (gece namazı) ile ilgili olarak uzunca anlattığı şu hadîstedir:

İbni Abbas demiştir ki: "... Nihayet müezzin ezan okudu, yani sabah ezanını okudu. Peygamber de şöyle söyleyerek namaza çıktı:

"AHâhümmec´aJ fî kalbînûren, ve fîHsânînûren, vec´al fî sem´î nû-ren, vec´aî fî basarî nûren, vec´al min hal fî nûren, ve min etnâmînûren,vec´al min fevkînûren, ve min tahtı nûren. Allâhümme a´tinî nûren." tahtı nûren."

(Allah´ım! Benim kalbime nur,lisânıma da nur ver. Kulağıma nur ver, gözüme de nur ver. Arkamdan nur, önümden de nur ver. Üzerimden nur, altımdan da nur ver. Allah´ım´ Bana nur ver)"[43]

79- Bilâl´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seılem namaza çıktığı zaman şöyle derdi:

"Bismiîlâhi âmentü billahi, tevekkeltü alellâhi. Lâ havle ve lâ kuvvete il­lâ billahi. Allâhümme bi hakkı´s-sâilîne aleyke ve bihakkı mahreci hazâ feinnîlem ahruchu eşeren ve lâ betaren ve lâ riyâen ve lâ süm´aten. Harectü ibtigae merzâtike vettikâe sehatıke. Es´elüke en tüîzenîminennâri ve tüdhilenî´l-cennete.

(Bismillah, Allah´a iman ettim, Allah´a tevekkül ettim. İbâdete güc yetirmek ve günahlardan sakınmak, ancak Allah´ın kudret ve kuvveti ile­dir. Allah´ım! Senden isteyenlere olan va´dın hakkı için ve benim bu (iba­dete rızan için) çıkışım hakkı için, ben ne azgın, ne taşkın kimse olarak, ne de gösteriş ve riya sahibi olarak çıkmadım; Senin rızânı kazanmak için ve Senin gazabından korunmak için çıktım. Senden, beni ateşten koru­manı ve beni cennete koymanı istiyorum"[44]


Mescide Girerken Ve Oradan Çıkarken Okunacak Dualar


Mescide girerken şöyle demek müstehab olur:

"Eûzü billahi´1-azîmive bivechihilkerîmi ve suîtânihi´l-kadîmi mineşşey-tânirracîmi. Elhamdü lillâhi. Allâhümme salli ve settim alâ muhammedin ve alâ âli muhammedin. Allahümmeğfir lî zünûbî veftah lî ebvâbe rah­metike.

(Allah´ın rahmetinden kovulmuş olan Şeytandan, yüce Allah´a, kerîm zatına ve daimî olan kudretine sığınırım. Hamd Allah´a mahsustur. Al­lah´ım! Muhammed´e ve Muhammed´in Ailesine rahmet et ve selâmet ver. Allah´ım! Benim günahlarımı bağışla ve rahmetinin kapılarını bana aç)"

Sonra içeri girerken "Bismillah" deyip sağ ayağını ileri atarak. Çıkışta ise, sol ayağını ileri atar ve yukardaki duayı tekrar aynen okur. Yalnız

"Ebvâbe rahmetike" (Senin rahmet kapılarını) yerine "Ebvâbe fadîike" İhsanının kapılarını (bana aç)" def.

80- Ebû Humeyd yahud Ebû Üseyd´den (Radıyallahu Anhüma) Re-sûlüllah Sallallahü Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Sizden biriniz mescide girerken Peygambere Salâtü selâm getirsin, sonra şöyle desin:

"Allâhümmeftah lî ebvâbe rahmetike"

(Allah´ım! Bana rahmetinin kapılarım aç). Çıkarken de:

"Allâhümme innî es´elüke min fadlike"

(Allah´ım! Senin ihsanından Senden isterim) söylesin.´´[45] Müslim´in rivayetinde: "Peygambere Salâtü Selâm getirsin" sözü yoktur. Bu diğerleri­nin rivayetinde vardır.

îbni Sünnî de rivayetinde: "Çıkarken peygambere salâtü selâm getirsin

ve:

"Allâhümme e´izni mineşşeytânirracîm"

(Allah´ım! Beni koğulmuş şeytandan koru) desin." sözlerini ilave etmiş­tir. Bu ziyadeleri, îbni Mace, Ibni Huzeyme, Ebû Hatem b. Hibban, sahih­lerinde rivayet etmişlerdir.

81- Abdullah b. Amr b. El-As, Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem´den rivayet ettiğine göre, Peygamber mescide girerken şöyle buyu­rurdu:

"Eûzü billahi* 1-azîmi ve bivechihi´î-kerîmi ve suîtânihi´l-kadîmi mineş-şeytânirrâcîmi."

(Allah´ın rahmetinden kovulmuş olan Şeytandan, Yüce Allah´a, kerîm zatına ve daimî olan kudretine sığınırım)" Peygamber buyurdu ki: "însan bu sözleri söydeği zaman, Şeytan: Bu adam diğer günlerde de benden ko­rundu. "[46]

82- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

"Resûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Mescide girdiği zaman:

"Bismillâhi, Allâhümme salli alâ Muhammedin" (Allah´ın adıyla, Ey Allah´ım! Muhammed´e rahmet et) derdi. Mescid-den çıktığı zaman da yine:

"Bismillâhi, Allâhümme sallı alâ Muhammedin" derdi"[47] Mescide girerken ve mescidden çıkarken Peygambere Salât getirmekle ilgili bu hadîsi, yine biz İbni Ömer´in rivayetinden naklettik.

83- Hazreti Hasan´ın oğlu Abdullah annesinden, annesi de Abdullah´ın büyük annesinden (Hazreti Fatıme´den Radıyallahu Anha) yapılan rivayette, Hazreti Fatıme şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mescide girdiği zaman Allah Tealâ´ya hamd ederdi ve Besmele getirirdi ve şöyle derdi:

"Allâhümmeğfir lî veftah lî ebvâbe rahmeüke" (Allah´ım! Beni bağışla ve rahmetinin kapılarım bana aç) Dışarı çıkınca da bunun gibi söyler ve şöyle bitirirdi:

"Allâhümmeftah lî ebvâbe fadlike" (Allah´ım! Bana ihsanının kapılarını aç)"[48]

84- Ebû Ümâme´den (Radıyallahu Anhu), o da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den rivayet ettiğine göre, Peygamber (s.a.v) şöyle bu­yurdu:

"Sizden biriniz mescidden çıkmak istediği zaman, İblis´in askerleri çağ­rışırlar ve onları, arılar anaları etrafında toplandığı gibi bir araya getirip toplanırlar. Bunun için sizden biriniz mescidin kapısında durduğu zaman:

"Allâhümme innî eûzü bike nıin iblise ve cünûdihi" (Allah´ım! Ben, İblis´den ve askerlerinden Sana sığınırım) desin; çünkü bunu söylerse, artık ona zarar veremez.´´[49]


Mescidde Okunacak Dualar


Mescid içinde Allah´ı zikretmeyi çoğaltmak, tesbîh, tehlîl, tahmîd, tek­bîr ve bunlardan başka zikirlerde bulunmak müstehabdır. Yine çok Kur´ân okumak, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in hadîslerini okumak, fıkıh iimini ve diğer şeriat ilimlerini öğrenmek müstehabdır.

Allah Tealâ şöyle buyurur:

"Bu nûr, o mescidlerde yakılır ki, onların yüce tamnmasını ve içlerinde isminin anılmasını Allah emretmiştir. Bu mescidlerde sabah ve akşam (mü­minler) Allah´ı tesbîh ederler, (beş vakit namaz kılarlar). Nice adamlar vardır ki, ne bir ticaret, ne de bir ahş-veriş, Allah´ı anmaktan, namazı gereği üzere kılmaktan ve zekât vermekten kendilerini alıkoymaz. Onlar bir günden korkarlar ki, o günde (kıyamette) kalbler ve gözler korkudan halden hale döner kıvranır."[50]

Yine Allah Teâlâ buyurur ki:

"...Kim Allah´ın alâmetlerim (din işlerini) büyük tanırsa, muhakkak ki bu kalblerin takvâsındandır."[51]

Yine Allah Teâlâ buyurur:

"Kim, Allah´ın korunmasını emrettiği şeylere hürmet gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için mutlak hayırlıdır."[52]

85- Büreyde´den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallalîahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Mescidler, bina edildikleri şey (zikir ve Kur´ân okumaktan ibaret iba­detler) için esastırlar."[53]

86- Enes´den (Radıyallahu Anh):

´ ´Mescid içinde idrar yapan bir Bedeviye, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu mescidler, ne bu idrar ve ne pisliklerden ibaret hiç bir şey için mahal olamaz. Mescidler ancak Allah´ı zikretmek ve Kur´ân okumak içindir."[54] Yahud Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun benzerini söylemiştir. (Namazda hem zikir, hem de Kur´an okumak olduğu için, camide namaz kılınmakla her iki ibâdet yapılmış olur.)

Mescidde oturana, îtikâfı (ibâdet niyeti ile beklemeyi) niyet etmek uygun düşer. Az bir zaman beklese dahi, bizim mezhebimizde (şafii) îtikâf olur. Öyle ki, alimlerimizden bir kısmı: Yürüyüp geçmek suretiyle mescide gi­ren kimse, beklemese dahi, onun îtikâfı sahîh olur, demiştir. Bu görüş sahibine göre, îtikâf faziletini elde etmek için, mescide uğrayıp geçenin îtikâfa niyet etmesi uygun olur. Bunun da en faziletlisi, kısa bir müddet bekleyip sonra geçip gitmektir.

Yine mescidde oturan kimsenin iyi gördüğü şeyleri tavsiye etmesi, kötü gördüğü şeylerden insanları alıkoyması uygundur. Böyle hareket etmekle, mescidler dışında olan insanlar görevli iseler de, mescidlere tazim, hürmet ve saygı gösterme bakımından buralarda görev daha kuvvetleşir.

Alimlerimizden biri demiştir ki, mescide girip de, ya abdestsizlikten, ya meşguliyetten ya da benzeri hallerden dolayı orada "Tahiyye-i Mescid Namazı (îki rekât mescide hürmet namazı) kılmak imkânını bulamayan kimsenin, dört defa:

"Sübhânellâhi ve´î-hamdü lillâhi ve lâ ilahe illâhu vellâhu ekber" (Allah noksanlıklardan münezzehtir. Hamd, Allah´a mahsustur. AI-lah´dan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür) demesi müstehabdır. Selefden (önceki alimlerden) bir kısmı da bunu söylemiştir. Bunu söylemek­te bir beis yoktur.


Mescid İçinde Yitiğini Bağırarak Arayan Yahut Satış Yapan Kimsenin İşini HoşGörmemek Ve Ona Beddua Etmek


87- Ebû Hureyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Bir kimse, mescid içinde yüksek sesle yitiğini arayan adamı işit­tiği zaman:

"Lâ reddehaüahu aleyke"

(Allah onu sana geri vermesin) desin. Çünkü mescidler bu mak-sad için yapılmamıştır, "[55]

88- Büreyde´den (Radıyaliahu Anh) rivayet edilmiştir: "Mescidde bir adam bağırıp şöyle dedi: Kırmızı deveyi bulup da sahibi­ni arayan kim Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: LA VE-CEDTE (Aradığını) bulmayasın; mescidler, ancak ibâdet için yapılmıştır.»[56]

89- Ebû Hureyre´den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Re-sülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Mescid içinde satan yahut satın alan bir kimseyi gördüğünüz zaman:

"La erbahallâhu Ticâreteke"

(Allah ticaretine kâr vermesin) deyin. Yine orada yitiğini çağırarak arayan kimseyi gördüğünüz zaman:

"Lâ reddellâhu aleyke"

(Allah (onu) sana geri vermesin) deyin."[57]



İçinde Ne İslâmı Öven, Ne Takvayı Öğreten, Nede Ahlakın Güzelliklerine Teşvik Eden Sözbulunmayan Bir Şiir; Mescidde Okuyan Kimseye Beddua Edilmesi


90- (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlül­lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Mescidde şiir okuyan kimseyi gördüğünüz zaman ona üç defa:

"Faddellâhu fâke" .

(Allah dişlerini kırsın) deyin."[58]


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buhârî. Müslim.

[2] Buhârî.

[3] İbn-i Sünnî, Sahih bir isnadla Ebû Hüreyre (r.a.)´den. Nesâî. Tirmizî.

[4] ibn-i Sünnî.

[5] İbn-i Sünnî.

[6] Ebû Dâvud. Nesâî.

[7] Ebû Dâvud. Nesâî. Hâkim, el-Müstedrek.

[8] İbn-i Sünnî. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[9] İbn-i Sünnî.

[10] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadîs Hasen´dir.)

[11] Tirmizî.

[12] Buhârî.

[13] İbn-i Mâce. İbn-i Sünnî. Nesâî.

[14] Buhârî. Müslim.

[15] Ebû Dâvud ve başka Sünen sahipleri.

[16] Ebû Dâvud. Beyhakî

[17] Ebû Dlvud ve Tirmİzî, Ebû Hureyre (r.a)´den. lbn-i Mâce. Beyhakî. Bu hadiss hasendir.

[18] İbn-i Sünnî, Enes (r.a)´den.

[19] Tirmizî. Ebû Dâvud. İbn-i Mâce. Nesâî, Ümmü Seleme (r.anhâ)´den. (Tirmizî demiştir ki bu sa­hih bir hadistin)

[20] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî ve başka sünen sahipleri. Tirmizî: "Bu hadis Hasen´dir.1´

[21] Ibn-i Mâce, İbn-i Sünnî.

[22] Kur´ân-ı Kerim, Nûr Sûresi: 6

[23] Tirmizî (Tirmizî demiştir ki bu hadîs Hasen´dir Sahîh´tir.

[24] Ebû Dâvud.

[25] Ebû Dâvud. Hasen bir isnadla. Hâkim, el-Müstedrek.

[26] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[27] İbn-i Sünnî. Bu hadisin isnadı zayıftır.

[28] Kur´ân-ı Kerim, Âl-İ İmrân Sûresi: (190-200).

[29] Buhârî. Müslim.

[30] Buhârî. Müslim.

[31] Tirmizî. Ebû Dâvud. Nesâî.

[32] Tirmizî.

[33] Ibn-i Sünnî. İbn-i Mâce.

[34] Müslim. Nesâî.

[35] Ebû Dâvud. Nesâî. İbn-i Mâce. Sahih isnadlarla rivayet etmişlerdir.

[36] Ebû Dâvud. Tirmizî. İbnî Mâce. Nesâî. Hz. Aişe (r.anhâ)´den.

[37] Ebû ibn-i Sünnî. Taberânî.

[38] Bunu Ebû Davud ve ondan başkası rivayet etmiştir. Yine Saîd b. Zeyd, Ebû Sâid, Aişe, Enes b. Malik ve Sehl b. Sa´d Radıyallahu Anhüm Hazretlerinden bize bu şekilde rivayet edilmiştir. Bu hadîslerin hepsi Beyhakî ve ondan başkasının sünenlerinde bize rivayet edilmişse de bu ha­dislerin tümünü Beyhakî ve ondan başka alimler zayıf görmüşlerdir.

[39] Müslim. Tİrmizî. Ibn-i Mâce. Nesâî.

[40] Sünen-i Dârekutnî. Bu hadisin isnadı zayıftır.

[41] Ahmed ibn-i Hanbel. İbn-i Mâce. îbn-i Sünnî. Bu hadîsin isnadı zayıftır.

[42] Neseî. İbn-i Sünnî.

[43] Müslim, Ebû Dâvud. Ncsâî.

[44] Bu hadis zayıftır. Bunun ravilerinden biri, El-Vazi´ b. Nafi´ El-Ukaylî´dir. Bu kimsenin zayıf bir ravi olduğunda ittifak vardır ve bu Münker bir hadîs´tir. (Ravisi zayıflar). İbn-İ Sünnî´nin kitabında, Ebû Saîd El-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) Atıyyetü´l-Avf´ın aynı manada naklettiği hadis bize rivayet edilmiştir. Ancak Atıyye de zayıf bir ravidir.

[45] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî. tbn-i Sünnî. İbn-i Mâce. Hâkim.

[46] Ebû Dâvud. Bu hadis hasendir. Ebû Davud, sağlam bir isnadla bunu rivayet etmiştir.

[47] îbn-i Sünnî.

[48] İbn-i Sünnî. Tirmizî. İbn-i Mâce. Müsned-i Ahmed b. Hanbel.

[49] İbn-i Sünnî.

[50] Kur´ân-ı Kerim, Nûr Sûresi: 36-37.

[51] Kur´ân-ı Kerim, Hac Süresi: 32

[52] Kur´ân-ı Kerim, Hac Sûresi: 30

[53] Müslim.

[54] Müslim. Buhârî. Nesâî. İbn-İ Mâce.

[55] Müslim. Ebû Dâvud. Tİrmizî.

[56] Müslim.

[57] Tirmizî, (Tirmizî demiştir ki, bu hadis hasendir.)

Gece Ve Gündüz Okunacak Dualar Listesi

Uykadan Uyanınca Okunacak Dualar
Elbise Giyilirken Okunacak Dualar
Yeni Bir Elbise, Ayakkabı Ve Benzeri Bir Şey Giyen Kimsenin Okuyacağı Dualar
Arkadaşının Üzerinde Yeni Bir Elbise Gören Kimsenin Okuyacağı Dualar
Elbise, Ve Ayakkabı Giyme Ve Çıkarma Şekilleri
Yıkanmak, Uyumak Yahud Bunlara Benzerişler İçin Elbisesini Çıkaran Kimsenin Okuyacağı Dualar
Evden Çıkarken Okunacak Dualar
Eve Girerken Okunacak Dualar
Gece Uykusundan Uyanıp Evinden Çıkan Kimsenin Okuyacağı Dualar
Tuvalete Girerken Okunacak Dualar
Helada Konuşmak Ve Zikretmek Yasaktır
Abdest Bozmak İçin Oturana Selam Verilmemesi
Tuvaletten Çıkarken Okunacak Dualar
Abdest Alırken Okunacak Dualar
Abdesti Tamamladıktan Sonra Okunacak Dualar
Abdest Azalarını Yıkarken Okunacak Dualar
Gusül Ederken Okunacak Dualar
Teyemmüm Yaparken Okunacak Dualar
Mescide (Camiye) Gitmek İçin Evinden Çıkan Kimsenin Okuyacağı Dualar
Mescide Girerken Ve Oradan Çıkarken Okunacak Dualar
Mescidde Okunacak Dualar.
Mescid İçinde Yitiğini Bağırarak Arayan Yahut Satış Yapan Kimsenin İşini HoşGörmemek Ve Beddua Etmek.
İçinde Ne İslâmı Öven, Ne Takvayı Öğreten, Nede Ahlakın Güzelliklerine Teşvik Eden Sözbulunmayan Bir Şiir; Mescidde Okuyan Kimseye Beddua Edilmesi

[58] İbn-i Sünnî

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Namazlarda Okunan Dualar
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 09:33 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Namazlarda Okunan Dualar

Sübhaneke

Sübhaneke Duası Arapça Yazılışı

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ وَتَبَارَكَ اسْمُكَ وَتَعَالَى جَدُّكَ (وَجَلَّ ثَنَآئُكَ) وَلاَ اِلهَ غَيْرُكَ

Sübhaneke Duası Latin Harflerle Yazılışı

Sübhaanekellaahümme ve bihamdik. Ve tebâarakesmük. Ve teaalâa ceddük. (Ve celle senâaük.*) Velâa ilâahe gayrük."

* "Ve Celle senâaük" ilavesi cenaze namazinda yapilir.

Sübhaneke Duası Manası

Allâh'im, seni tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senin adin mübarektir. Senin azametin çok yücedir. (Senin şanın yücedir) ve senden gayri hiçbir ilah yoktur.

Namazlarda ayakta iken okunur.

Okunduğu yer: Her namazın ilk rek’atinde, iftitâh tekbîrinden sonra.
İkindi namazının sünnetinde, üçüncü rek’ate kalkınca Fâtiha'dan önce.
Yatsı namazının ilk sünnetinde, üçüncü rek’ate kalkınca, Fâtiha'dan
önce. Terâvih namazı dört rek’atte bir selâm verilerek kılınıyorsa,
üçüncü rek’ate kalkıldığı zaman, Fâtiha'dan önce. Cenâze namazında,
birinci tekbîrden sonra.

* Ve celle senâaük yalnızca cenaze namazlarında kullanılır.


Ettehiyyatü

Ettehiyyatü Duası Okunuşu

"Ettehiyyâatü lillâahi vessalevâatü vettayyibâatü esselâamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâahi ve berakâatühüü esselâamü aleynâa ve alâa ibâadillâahis salihiyn. Eshedü ellâa ilâahe illallâah ve eshedü enne Muhammeden abdühüü ve rasüülüh."

Ettehiyyatü Duası Manası

"Her türlü kavlî, bedenî ve mâlî ibâdetler Allâh'a mahsustur. Ey sâni yüce Peygamber, selâm ve Allâh'in rahmetiyle bereketleri senin üzerine olsun ve selâm bizlere ve Allâh'in sâlih kullarina olsun. Ben sehâdet ederim (yakînen bilirim) ki, Allâh'tan baska hiçbir ilâh yoktur. Ve sehâdet ederim ki Hazret-i Muhammed Allâh'in kulu ve Resûlüdür."

Ettehiyyatü Duası Arapça

اَلتَّحِيَّاتُ ِللهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ؛ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ اَيُّهَا النَّبِىُّ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ؛ اَلسَّلاَمُ عَلَيْنَا
وَعَلَى عِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ؛ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

Ettehıyyâatü lillahi vessalevâatü vettayibâatü esselâmüaleyke
eyyühennebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâatühüü esselâamü aleynâa ve alâa
ıbâadillâhis salihıyn Eşhedü ellâa ilâahe illallâah ve eşhedü enne
Muhammeden abdühüü ve rasüülüh.

Her türlü kavli, bedeni ve mali ibadetler Allah'a mahsustur. Ey şânı
yüce Peygamber, selam ve Allah'ın rahmetiyle bereketleri senin üzerine
olsun ve selam bizlere ve Allah'ın sâlih kulları üzerine olsun. Ben
şehadet ederim ve yakinen bilirim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh
yoktur. Ve şehadet ederim ki Hazret-i Muhammed Allah'ın kulu ve
Resûlüdür.
Okunduğu yer: Namazların her oturuşunda okunur.

Allâhumme Salli - Allâhumme Barik Duaları

Namazlarda ikinci oturuşdan sonra veya ikindi ve yatsı namazlarının ilk sünnetlerinin ikincı oturuşundada okunur

Allâhumme Salli


اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ﴿﴾ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم ﴿﴾ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

Allâhumme Salli Okunuşu: Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd.

Allâhumme Salli Anlamı: Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.

Allâhumme Barik

اللَّهُمَّ بَارِكَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ﴿﴾ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم ﴿﴾ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

Allâhumme Barik Okunuşu: Allâhumme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ barekte alâ İbrahîme ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidun mecîd

Allâhumme Barik Anlamı: Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.


Allahümme salli alaa muhammed ve alaa eeli seyyidina muhammed
kema salleyta ala ibrahime ve ala eeli ibrahime inneke hamidun mecid

Allahümme barik alaa muhammedin ve alaa eeli muhamedin
kema barekte alaa ibrahime ve eeli ibrahime inneke hamidun mecid

Allahümme salli alâa Muhammediv ve alâa âali Muhammedin kemâa salleyte
alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd.

Allah'ım Hz.Muhammed ve âline, Hz.İbrahim'e ve âline rahmet ettiğin gibi rahmet eyle

Okunduğu yer: Bütün namazların son
oturuşlarında Ettehıyyâtü'den sonra. İkindi namazının sünneti ile
yatsının ilk sünnetinin birinci oturuşunda Ettehıyyâtü'den sonra. Cenâze
namazında ikinci tekbîrden sonra.

Allahümme Barik


Allahümme barik alâa Muhammediv ve alâa âali Muhammedin kemâa barekte
alâa ibraahiyme ve alâa âali ibraahiyme inneke hamiydüm meciyd

Allah'ım Hz.Muhammed ve âline, Hz.İbrahim'e ve âline mübarek kıldığın gibi mübarek kıl.

Okunduğu yer: Bütün namazların son
oturuşlarında Ettehıyyâtü'den sonra. İkindi namazının sünneti ile
yatsının ilk sünnetinin birinci oturuşunda Ettehıyyâtü'den sonra. Cenâze
namazında ikinci tekbîrden sonra.


Rabbena Duaları Türkçe ve Arapca Okunuşu


Rabbenâ âtina Duası Arapçası

رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ برحمتك يا ارحمر الرّاحمين

Rabbenâ âtina Duası Okunuşu:

Rabbenâ âtina fid'dunyâ haseneten ve fil'âhirati haseneten ve kınâ azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn.

Rabbenâ âtina Duası Anlamı:

Allah'ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru.merhamet edenlerin merhamet edicisi, bize rahmetinle muamele eyle.

Rabbenâğfirlî Duası Arapçası

رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ برحمتك يا ارحمر الرّاحمين

Rabbenâğfirlî Duası Okunuşu:


Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mu'minine yevme yekûmu'l hisâb. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn.

Rabbenâğfirlî Duası Anlamı:

Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla. merhamet edenlerin merhamet edicisi, bize rahmetinle muamele eyle.

Rabbena Aatina

Rabbenâa âatina fiddünyâa hasenetev ve fil âahirati hasenetev ve kınâa azâabennâar

Ey Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette iyi hal ver ve bizi o ateş azabından koru.

Okunduğu yer: Namazlardaki oturuşlarda Allahümme salli ve Allahümme Bârik'ten sonra okunur.

Rabbenağfirli

Rabbenağfirlii ve livâa lideyye ve lil mü'miniyne yevme yekuumül hisâab

Ey Rabbimiz, hesab günü geldiği zaman bizi mağfiret et. Anne ve babamı ve müninleri de mağfiret et


Okunduğu yer: Namazlardaki oturuşlarda Allahümme salli ve Allahümme Bârik'ten sonra okunur.

Kunut Duaları

Kunut Duaları, Vitir namazinin son rekatinin tekbirden sonraki ikinci bölümünde okunurlar.

Kunut Duaları 1

اَللَّهُمَّ إِنَّا نَسْتَعِينُكَ وَ نَسْتَغْفِرُكَ وَ نَسْتَهْدِيكَ ﴿﴾ وَ نُؤْمِنُ بِكَ وَ نَتُوبُ اِلَيْكَ ﴿﴾ وَ نَتَوَكَّلُ عَلَيْكَ وَنُثْنِى عَلَيْك اْلخَيْرَ كُلَّهُ نَشْكُرُكَ وَ لاَ نَكْفُرُكَ ﴿﴾ وَ نَخْلَعُ وَ نَتْرُكُ مَنْ يَفْجُرُكَ

Okunuşu: Allâhumme innâ nesteînuke ve nestağfiruke ve nestehdik. Ve nu'minu bike ve netûbu ileyk. Ve netevekkelu aleyke ve nusni aleykel-hayra kullehu neşkuruke ve lâ nekfuruke ve nahleu ve netruku men yefcuruk

Anlamı: Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile överiz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkar etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkar eden ve sana karşı geleni bırakırız.

Kunut Duaları 2

اَللَّهُمَّ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ لَكَ نُصَلِّى وَ نَسْجُدُ ﴿﴾ وَ اِلَيْكَ نَسعْىَ وَ نَحْفِدُ ﴿﴾ نَرْجُو رَحْمَتَكَ وَ نَخْشَى عَذَابَك ﴿﴾ اِنَّ عَذَابَكَ بِاْلكُفَّارِ مُلْحِقٌ

Okunuşu: Allâhumme iyyâke na'budu ve leke nusalli ve nescudu ve ileyke nes'a ve nahfidu nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilkuffâri mulhık

Anlamı: Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kafirlere ve inançsızlara ulaşır.

Kunut Duası - 1

Allahümme innâ nesteînüke ve nestagfirüke ve nestehdîke ve nü’minü bike
ve netûbü ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleykel-hayra küllehü
neşkürukeve lâ nekfüruke ve nahleu ve netrukü men yefcüruk.

Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı
olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe
ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır
ile öğeriz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkâr etmez ve onları
başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve sana karşı geleni
bırakırız.

Okunduğu yer: Vitir namazının üçüncü
rek'atinde Fatiha ve sure okunduktan sonra eller yukarıya kaldırılıp
tekbir alınır ve eller tekrar bağlanınca okunur.

Kunut Duası - 2

Allahümme iyyâke na’büdü ve leke nüsallî ve nescüdü ve ileyke nes’â ve
nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhık.


Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için
kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana
yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle
yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız,
şüphesiz senin azabın kâfirlere ve inançsızlara ulaşır.

Okunduğu yer: Vitir namazının üçüncü
rek'atinde Fatiha ve sure okunduktan sonra eller yukarıya kaldırılıp
tekbir alınır ve eller tekrar bağlanınca okunur.


Ayet-el Kursi nin Arapça Metni Latince Okunuşu Türkçe Meali

Ayet-el Kursi Arapçası


بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاو ;َاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ﴿٢٥٥

Ayet-el Kursi Latınce Okunuşu:

Allâhu lâ ilâhe illâ huve-lhayyu-l kayyûm(u) lâ te/ḣużuhu sinetun velâ nevm(un) lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fi-l-ard(i) men że-lleżî yeşfe’u ‘indehu illâ bi-iżnih(i) ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum velâ yuhîtûne bişey-in min ‘ilmihi illâ bimâ şâ(e) vesi’a kursiyyuhu-ssemâvâti vel-ard(a) velâ yeûduhu hifzuhumâ vehuve-l’aliyyu-l’azîm(u)

Ayet-el Kursi Türkçe Anlamı:

O'ndan başka ilah olmayan Allah, hay ve kayyumdur (ezel ve ebedidir). O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerlerde olan şeyler O'nundur. İzni olmaksızın O'nun yanında şefaat eden yoktur. Halkın önünde ve arkasında olanı (istikbal ve maziyi) bilir. İnsanlar O'nun ilminden, O'nun isteğinden başkasını ihata edemezler. Kürsisi semaları ve yeri içine alır. Onların hıfzı O'nu (Cenab-ı Ecelli Ala'yı) yormaz. O, pek yüksek ve büyüktür.

----------------
Namazlarda Tesbihattan önce okunur ve her türlü korunmak icinde sari vakitlerde okunur.


Ayetel Kursi

Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ
nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd. Menzellezî yeşfeu indehû illâ
biiznihi. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bişey’in
min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd. Velâ yeûdühü
hıfzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm.


Allah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O'nu uyuklama ve
uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın
O'nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve
arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun
ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri
ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek
Yücedir, pek büyüktür.



Okunduğu yer: Namaz içinde sure şeklinde okunduğu gibi, namazda tesbihden önce de okunur.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Uykudan Kalkınca Okunacak Duâlar
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 09:15 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Uykudan Kalkınca Okunacak Duâlar

Peygamberimiz (-sallallahu aleyhi ve sellem-) uykudan kalkınca şöyle derlerdi;

"Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamd olsun. Ölümden sonra
dirilmek haşr ü neşr olmak da yine Allah'ın huzurunda olacaktır." (7)


Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz yine buyurmuşlardır ki:

"Sizden biriniz uykudan uyandığı zaman şöyle desin:

اَلْحَمْدُ ِللهِ الَّذِي عَافَانِي فيِ جَسَدِي، وَرَدَّ عَلَيَّ رُوحِي، وَأَذِنَ ليِ بِذِكْرِهِ

"Bana ruhumu geri veren, vücûdumu afiyette kılan ve kendisini zikretmeğe müsaade eden, Allah'a hamd olsun." (8)

Yine Buhârî'nin Ubâde bin Sâmit-radıyallahu anh-dan rivayet ettiğine
göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

"Kim uyku arasında uyandığında:

لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَشَرِيكَ لَهُ،لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ،وَ هُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ،سُبْحَانَ اللهِ،وَالْحَمْدُ ِللهِ،وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَاللهُ أَكْبَرُ،وَلاَحَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ، رَبِّ اغْفِرْ ليِ

"Allah'dan başka ilâh yok, yalnız O vardır. Şerîki yoktur. Mülk
O'nundur. Hamd de O'na mahsusdur ve O, her şeye kaadirdir. Allah'a
hamdeder, Allah'ı tesbîh ederim. Allah'dan başka ilâh yok ve Allah en
büyüktür, Allah'a dayanmaktan başka kuvvet, kudret yokdur." dedikten
sonra; "Ey Rabbim beni mağfiret et" der, duâ ederse icâbet olunur; bir
de abdest alırsa namazı kabul olunur. " (9)

"Kulun uykudan kalkınca söyliyeceği şeylerin en sevimlisi:

اَلْحَمْدُ ِللهِ الَّذِي أَحْيَانَا بَعْدَ مَا أَمَاتَنَا وَ إِلَيْهِ النُّشُورُ

"Ölüyü dirilten Allah'ı tesbîh ederim ve O her şeye kaadirdir" demesidir. (10)

"Kim sabaha çıkınca:

[attachment=42958]

"Ne iyinin ne kötünün tecâvüz edemiyeceği Allah'ın tam kelimelerine
yarattığı şekil verdiği ve ektiği herşeyin şerrinden sığınırım" derse
ins ü cinnin şerrinden muhafaza edilir. Yılan, akreb gibi şeylere
sokulsa bile o gün akşama kadar zarar vermez. Akşamleyin bunu söylerse
sabaha kadar hıfz u emân-ilâhîde kalır." (11)


Akşam yatarken, uykudan uyandığımda okuyacağım dualarla ilgili Peygamber Efendimiz (asm)'in uygulamarı ve tavsiyeleri var mıdır?


Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yatağına yattığı zaman şöyle derdi:

    “Bismike’llâhümme ahyâ ve emût: Allah'ım!
    Senin ismini anarak ölür, dirilirim (uyur, uyanırım)”

    Uykudan uyanınca da:

    “Elhamdülillâhillezî ahyânâ ba‘de mâ emâtenâ ve ileyhi’n-nüşûr:

    Bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak olan da O’dur.”(Tirmizî, Daavât 28; bk. Buhârî, Daavât 7; Müslim, Zikir 59)

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem yatağına yatınca mübarek elini yanağının altına koyarak “Allah'ım! Senin ismini anarak ölür, dirilirim.” derdi. Burada ölmek ve dirilmek sözüyle Efendimiz (asm) uyumayı ve uyanmayı kastetmiştir. Zira uyku küçük ölümdür. Uyuyup uyanmamak da vardır. Bu sebeple bir mü’min, öldürenin de, diriltenin de sadece Allah olduğu hususundaki kesin inancını uyumadan önce bir daha tekrarlamak suretiyle Cenâb-ı Hakk’a hem imanını yenilemiş hem de O’na teslimiyetini arzetmiş olur. Uyanıp da gücünü, kuvvetini ve hareket kabiliyetini yeniden kazandığını görünce “Bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun.” demek suretiyle Allah Teâlâ’ya hem hamdetmiş hem de şükretmiş olur. “Yeniden diriltip huzurunda toplayacak olan da O’dur.” demek suretiyle, uyku gibi mecâzî değil, hakiki ölümden sonra da bizi gerçek mânada yeniden diriltecek ve huzurunda toplayacak olan yegâne varlığın Allah olduğu hususundaki imanını ortaya koyar.

Bütün bunları şuurlu bir şekilde yapan kimse, Cenâb-ı Hakk’ın hem kendisi hem de bütün insanlar ve yaratılmışlar üzerindeki mutlak tasarrufuna olan imanını dile getirmiş ve bütün bunları zihninden geçirmek suretiyle de tefekkür gibi önemli bir ibadeti îfâ etmiş olur.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem sabahleyin şöyle dua ederdi:

    “Allâhümme bike asbahnâ ve bike emseynâ ve bike nahyâ ve bike nemût ve ileyke’n-nüşûr:

    Allah'ım! Senin lutfunla sabaha ulaştık, senin lutfunla akşama erdik. Sen isteyince dirilir, sen isteyince ölürüz. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak olan da sensin.”

Akşamleyin şöyle dua ederdi:

“Allâhümme bike emseynâ ve bike nahyâ ve bike nemût ve ileyke’l-masîr:

Allah'ım! Senin lutfunla akşama erdik. Sen isteyince dirilir, sen isteyince ölürüz. Huzuruna varılacak olan da sensin.” (Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Daavât 13)

Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh Peygamber aleyhisselâm’a:

    "Yâ Resûlallah! Bana sabahleyin ve akşamleyin okuyacağım mübarek kelimeleri belletseniz de okusam."  dedi. O da:

    “Allâhümme fâtıre’s-semâvâti ve’l-ardı âlime’l-gaybi ve’ş-şehâdeti, rabbe külli şey’in ve melîkehû. Eşhedü enlâ ilâhe illâ ente. Eûzü bike min şerri nefsî ve şerri’ş-şeytâni ve şirkihî:

    Gökleri ve yeri, görünen ve görünmeyen âlemleri yaratan Allah'ım! Ey her şeyin Rabbi ve sâhibi! Senden başka ilâh bulunmadığını kesinlikle söylerim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden, onun Allah’a şirk koşmaya davet etmesinden sana sığınırım.”

    diye dua et ve bunu sabahleyin, akşamleyin ve yatağa yattığın zaman söyle!” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Daavât 14, 95)

Hz. Ali radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona ve Fâtıma radıyallahu anhâ’ya buyurdu:

    “Yatağınıza girdiğiniz zaman -veya istirahate çekildiğiniz zaman- otuz üç defa Allahü ekber, otuz üç defa sübhânallah, otuz dört defa da elhamdülillâh deyiniz.”(Buhârî, Farzu’l-humüs 6, Fezâilü ashâbi’n-nebî 9; Müslim, Zikir 80).

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem her gece yatağına yattığı zaman avuçlarını birleştirerek onlara Kul hüvallâhü ahad, Kul eûzü bi-rabbi’l-felak ve Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs’ı okuyup üfler, başından, yüzünden ve vücudunun ön tarafından başlayarak ulaşabildiği yerlere kadar ellerini sürer ve bunu üç defa yapardı. (Buhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 14, Tıb 39)

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu:

    “Yatağına yatmak istediğin zaman namaz abdesti gibi abdest al. Sonra sağ yanına yat ve:

    "Allâhümme eslemtü nefsî ileyke ve veccehtü vechî ileyke ve fevvaztü emrî ileyke ve elce’tü zahrî ileyke, rağbeten ve rehbeten ileyke, lâ melcee velâ mencâ minke illâ ileyke. Âmentü bi-kitâbikellezî enzelte ve bi-nebiyyikellezî erselte:"

    "Allah'ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım. Sırtımı sana dayadım. Ümit bağladığım sen, korktuğum yine sensin. Senden kaçıp sığınacak ve senin elinden kurtulacak bir yer varsa yine sensin. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin peygamberine iman ettim,."

    de! Eğer ölürsen iman üzere ölürsün. Bu dua senin o geceki son sözlerin olsun.”  (Buhârî, Vudû 75, Daavât 6; Müslim, Zikir 56)

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Bir kimse evine veya yatağına girince hemen bir melek ve bir şeytan alelacele gelirler. Melek: 'Hayırla aç!' der. Şeytan da: 'Şerle aç!' der. Adam, şayet (o sırada) Allah'ı zikrederse melek şeytanı kovar ve onu korumaya başlar. Adam  uykusundan uyanınca, melek ve şeytan aynı şeyi yine söylerler. Adam, şayet:

    'Nefsimi, ölümden sonra bana geri iade eden ve uykusunda öldürmeyen Allah'a hamdolsun. İzniyle yedi semayı arzın üzerine düşmekten alıkoyan Allah'a hamdolsun.'

    dese, bu kimse yatağından düşüp ölse şehit olur, kalkıp namaz kılsa faziletler içinde namaz kılmış olur." (Rezîn el Abderi, bk. Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, VI//519)

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) geceleyin uyanınca şu duayı okurdu:

    "Allah'ım! Seni hamdinle tenzih ederim, Senden başka ilah yoktur. Günahım için affını dilerim, rahmetini taleb ederim. Allah'ım ilmimi artır, bana hidayet verdikten sonra kalbimi saptırma. Katından bana rahmet lutfet. Sen lutfedenlerin en cömerdisin." [Ebû Dâvud, Edeb 108, (5061)]

Hz. Berâ (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Yatağına girdiğin zaman şu duayı oku:

    "Allah'ım nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim, işlerimi sana emanet ettim, sırtımı sana dayadım. Senin rahmetinden ümitvârım, gazabından da korkuyorum. Senin ikabına karşı, senden başka ne melce var, ne de kurtarıcı. İndirdiğin Kitab'a, gönderdiğin Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e iman ettim."

    "Eğer bunu okuduğun gece ölecek olursan fıtrat üzere ölmüş olursun. Şayet sabaha erersen hayır bulursun." [Buhârî, Daavât 7,9; Tevhid 34; Müslim, Zikr 56, (2710)]

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yine buyurmuşlardır ki:

    “Sizden biriniz uykudan uyandığı zaman şöyle desin:

    “Bana ruhumu geri veren, vücûdumu afiyette kılan ve kendisini zikretmeğe müsaade eden, Allah’a hamd olsun.” (Nevevi, el-Ezkâr, 21)

Yine Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

    “Kim uyku arasında uyandığında:

    “Allah’dan başka ilâh yok, yalnız O vardır. Şerîki yoktur. Mülk O’nundur. Hamd de O’na mahsusdur ve O, her şeye kaadirdir. Allah’a hamdeder, Allah’ı tesbîh ederim. Allah’dan başka ilâh yok ve Allah en büyüktür, Allah’a dayanmaktan başka kuvvet, kudret yokdur.”

    dedikten sonra; “Ey Rabbim beni mağfiret et” der, duâ ederse icâbet olunur; bir de abdest alırsa namazı kabul olunur. ” (Buharî, Teheccûd, 21)

  Peygamber Efendimiz (s.a.v.) uykudan kalkınca nasıl dua ederlerdi?

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- uykudan kalkınca şöyle derlerdi:

[attachment=42959]

“Öldürdükten sonra bizi dirilten Allah’a hamd olsun. Dönüş ancak O’nadır.” (Buhârî, Deavât, 8)

Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz yine buyurmuşlardır ki: “Sizden biriniz uykudan uyandığı zaman şöyle desin:

[attachment=42960]

“Bana ruhumu geri veren, vücûdumu afiyette kılan ve kendisini zikretmeye müsaade eden, Allah’a hamd olsun.” (Nevevî, el-Ezkâr, 21) Yine Buhârî’nin Ubâde bin Sâmit -radıyallahu anh-’tan rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

Kim uyku arasında uyandığında:

[attachment=42962]

«Allah’tan başka ilâh yok, yalnız O vardır. Şerîki yoktur. Mülk O’nundur. Hamd de O’na mahsustur ve O, her şeye kâdirdir. Allah’a hamdeder, Allah’ı tesbîh ederim. Allah’tan başka ilâh yok ve Allah en büyüktür, Allah’a dayanmaktan başka kuvvet, kudret yoktur.» dedikten sonra; «Ey Rabbim beni mağfiret et» der veya duâ ederse icabet olunur; bir de abdest alırsa namazı kabul olunur.” (Buhârî, Teheccüd, 21)

Kulun uykudan kalkınca söyleyeceği şeylerin en sevimlisi:

[attachment=42961]

«Ölüleri dirilten Allah’ı tesbih ederim. O her şeye kâdirdir.» demesidir.” (Suyûtî, Camiu’s-sağir, no: 2173)

Kim sabaha çıkınca:

[attachment=42963]

«Ne iyinin ne kötünün aşıp geçemediği Allah’ın tam kelimelerine yarattığı, şekil verdiği ve meydana getirdiği herşeyin şerrinden sığınırım» derse ins ü cinnin şerrinden muhafaza edilir. Yılan, akreb gibi şeylere sokulsa bile o gün akşama kadar zarar vermez. Akşamleyin bunu söylerse sabaha kadar hıfz u emân-ı ilâhîde kalır.” (Ali el-Müttakî, II, 165/3593)


{إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لآيَاتٍ لِّأُوْلِي الألْبَابِ الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ رَبَّنَا إِنَّكَ مَن تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ رَّبَّنَا إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِلإِيمَانِ أَنْ آمِنُواْ بِرَبِّكُمْ فَآمَنَّا رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الأبْرَارِ رَبَّنَا وَآتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَى رُسُلِكَ وَلاَ تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ الْمِيعَادَ فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لاَ أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ فَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَأُخْرِجُواْ مِن دِيَارِهِمْ وَأُوذُواْ فِي سَبِيلِي وَقَاتَلُواْ وَقُتِلُواْ لأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ ثَوَابًا مِّن عِندِ اللَّهِ وَاللَّهُ عِندَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ لاَ يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذِينَ كَفَرُواْ فِي الْبِلاَدِ مَتَاعٌ قَلِيلٌ ثُمَّ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ لَكِنِ الَّذِينَ اتَّقَوْاْ رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نُزُلاً مِّنْ عِندِ اللَّهِ وَمَا عِندَ اللَّهِ خَيْرٌ لِّلأَبْرَارِ وَإِنَّ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَمَن يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَمَا أُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِمْ خَاشِعِينَ لِلَّهِ لاَ يَشْتَرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلاً أُوْلَـئِكَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اصْبِرُواْ وَصَابِرُواْ وَرَابِطُواْ وَاتَّقُواْ اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ} [سورة آل عمران: 190- 200] Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahipleri için şüphesiz deliller vardır. Onlar ayaktayken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın, Sen (noksan sıfatlardan) münezzehsin.Bizi ateşin azabından koru, derler.Rabbimiz! Sen ateşe kimi sokarsan, onu şüphesiz rezil etmiş olursun, zâlimlerin hiç yardımcıları yoktur. Rabbimiz!Biz, Rabbinize îmân edin diye çağıran bir dâvetçi işittik de îmân ettik.Rabbimiz!Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilerle birlikte al.Rabbimiz!Peygamberlerine vâdet-tiklerini bize ver, kıyâmet günü bizi rezil etme.Şüphesiz sen, sözünden asla dönmezsin.Rableri duâlarını kabul etti:Birbirinizden meydana gelen erkek olsun, kadın olsun sizden (iyi) iş yapanın işini boşa çıkarmam.Hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda ezâya uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette bağışlayacağım.Andolsun ki, Allah katından bir nimet olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nimetin güzeli Allah katındadır.İnkâr edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir.O ne kötü duraktır!Fakat Rablerinden sakınanlara, Allah katından konukluklar bulunan, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetler vardır.Allah katındaki şeyler, iyi olanlar için daha hayırlıdır.Kitap ehlinden Allah’a huşu duyarak inanıp Allah’ın âyetlerini az bir değere değişmeyenler vardır. İşte onların ecirleri Rablerinin katındadır.Şüphesiz Allah hesabı çabuk gören-dir.Ey îmân edenler!Sabredin, (düşman karşısında) sebat gösterin, cihada hazırlıklı bulunun, Allah’a karşı gelmekten sakının ki başarıya erişesiniz.»

Her Sabah Okunacak Dua

اللهُمَََّ بِكَ اصْبَحْنَا وَ بِكَ امْسَيْنَا وَ بِكَ نَحْيَا وَ بِكَ نَمُوتُ وَ اِليْكَ النّشُورُ
“ Allah(c.c.)ümme bike asbahna ve bike emseyna ve bike nehya ve bike nemutu ve ileykennuşur.”

“Allah(c.c.)ım! Senin yardımınla sabaha girdik, senin yardımınla akşama kavuştuk, senin yardımınla diriliyor ve senin kudretinle ölüyoruz ve (kıyamette) varış sanadır.”
(Ebu Davud: 5067)

Her Akşam Okunacak Dua

الّلهمّ بِكَ اَمْسَيْنَا وَبِكَ اَصْبَحْنَا وَبِكَ نَحْيَا وَبِكَ نَمُوتُ وَاِليْكَ الْمَصِيرُ
“ Allahumme bike emseyna ve bike esbahna ve bike nahya ve bike nemutu ve ileykel masir”

“Allah(c.c.)ım! Senin yardımınla akşama girdik, senin yardımınla sabaha kavuştuk, senin yardımınla diriliyor ve senin kudretinle ölüyoruz ve dönüş yalnız sanadır.”
(İbn Mace, Dua: 14

Şirkten Korunmak İçin (Sabah-Akşam) Okunacak Dua
اللهمّ اِنِّي اَعُوذ بِكَ مِنْ اَنْ اُشْركَ بِكَ شَيْئاً وَاَنَا اَعْلَمُ وَاَسْتَغْفِرُكَ لِمَا لاَ اَعْلَمُ اِنَّكَ اَنْتَ عَلاّمُ الْغُيُوبِ

“ Allahumme inni euzu bike min en uşrike bike şey’en ve ene a’lemu ve estağfiruke lima la a’lemu inneke ente allamulğuyubi

“ Allah(c.c.)ım! Şüphesiz ben bilerek herhangi bir şeyi şirk koşmak (eş ve ortak tanımak) tan sana sığınırım.Bilmeyerek işlemiş olduğum(şirk ve hatalarım) ın senden bağışlanmasını dilerim. Şüphesiz ki bütün gaybları (gizli şeyleri) ancak sen bilirsin.
(et-terğıb ve et-terhib: 1/76)

Yemekten Sonra Okunacak Dua

اَلْحَمْدُ لِلّهِ الّذِى اَطْعَمَنَا وَ سَقَانَا وَجَعَلَنَا مُسْلِمِينَ
“ Elhamdulillahillezi et’amena ve segana ve cealena müslimin”

“ Bizi nimetleriyle yediren ve içiren ve bizi İslam üzere bulunduran Allah(c.c.)’a hamd olsun.”
(Ebu Davud, At’ime:15)

Elbise Giyerken Okunacak Dua

اَلْحَمْدُ لِلّهِ الّذِى كَسَانِي هَذَا وَرَزَقََِنيهِ مِنْ غَيْرِ حَوْلٍ مِنِّي وَلاَ قوَّةٍ
“ Elhamdulillahillezi kesani haza ve razeganihi min ğayri havlin minni ve la guvvetin”

“ O Allah(c.c.)’a hamd olsun ki, benden bir kuvvet olmaksızın bu elbiseyi bana giydirdi ve (bunu) bana rızık olarak verdi.”
(Tirmizi, deavat: 107)

Camiye Girerken Okunacak Dua
بِسْمِ ا لله وَ الصّلاَةُ والسّلاَمُ عَليَ رَسُولِ اللهِ الّلهُمّ اغفِرْ لِي ذُنُوبِي وَافْتَحْ لِى اَبْوِابَ رَحْمَتِكَ

“Bismillahi vessalatu vesselamu ala rasulillahi. Allahummeğfir li zunubi veftah li ebvabe rahmetike”

“ Allah(c.c.)’ın adıyla, Allah(c.c.) Resulune salat ve selam olsun. Allah(c.c.)’ım , günahlarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç.”
(Müslim, müsafirin:6

Camiden Çıkarken Okunacak Dua

بِسْمِ ا لله وَ الصّلاَةُ والسّلاَمُ عَليَ رَسُولِ اللهِ، الّلهُمّ اِنِّي اَسْأاُكَ مِنْ فَضْلِكَ، الّلهُمّ اَعْصِمْنِي مِنَ الشّيْطانِ الرّجِيمِ

“Bismillahi vessalatu vesselamu ala rasulillahi. Allahumme inni es’eluke min fedlike, allahumme e’sımni mineşşeytanirracim.”

“Allah(c.c.)’ın adıyla, Allah(c.c.) Resulune salat ve selam olsun. Allah(c.c.)’ım , Senden fazl-u (ihsanını) diliyorum. Allah(c.c.)ım, beni rahmetinden uzaklaştırılmış şeytanın şerrinden koru.”
(Buhari, teheccüd: 25)

Helaya Girerken Okunacak Dua (sol ayakla girilir)

بِسْمِ الله، الّلهُمّ اِنّي اَعُوذ بِكَ مِنَ الخُبْثِ وَالخَبَائِثِ
“Bismillahi Allahumme inni euzu bike minelhubsi velhebaisi”

“Allah(c.c.)’ın adıyla, Allah(c.c.)ım, her türlü pislikten ve pis olan şeylerden(erkek ve dişi şeytanların şerrinden) sana sığınırım.”
(İbni Mace, Teharet: 9)

Heladan Çıkarken Okunacak Dua (sağ ayakla çıkılır)

غفْرَانَكَ، اَلْحَمْدُ لِلّهِ الّذِى اَذهَبَ عَنّي اْلاَذى وَ عَافَانِي
“Ğufraneke, Elhamdulillahillezi ezhebe annil eza ve afani”

“(Allah(c.c.)ım!) Senin mağfiretini dilerim.Benden eza veren şeyleri gideren ve bana afiyet veren Allah(c.c.)’a hamdolsun.”
(İbni Mace, taharet:10)

Bir Meclisten (sohbet veya bir toplantıdan) Kalkarken Okunacak Dua

سُبْحَانَكَ الّلهمّ وَ بِحَمْدِكَ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاّ اَنْتَ اَسْتَغْفِرُكَ وَاَتُوبُ اِلَيْكَ
“Subhaneke Allahumme ve bihamdike eşhedu en la ilahe illa ente estağfiruke ve etubu ileyke”

“Allah(c.c.)’ım! Seni her türlü noksanlıklardan tenzih eder, hamdimi sana takdim ederim. Senden başka hiçbir ilah bulunmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diliyor ve sana tevbe ediyorum. ”
(tirmizi, deavat: 3

Su İçtikten Sonra Okunacak Dua

الحَمْدُ لِلّهِ الذِى سَقَانَا عَذبًا فُرَاتًا بِرَحْمَتِهِ وَلَمْ يَجْعَلْهُ مِلْحًا اُجَاجًا بِذنُوبِنَا
“Elhamdulillahillezi segana azben furaten birahmetihi ve lem yec’alhu milhen ucacen bizunubina”

“Bize tatlı soğuk su içiren ve günahlarımız sebebiyle onu içilmez tuzlu su yapmayan Allah(c.c.)’a hamd olsun.”
(Ebu Nuaym)

Aynaya Bakarken Okunacak Dua

اَلْحَمْدُ لِلّهِ، اَللّهُمَّ كَمَا حَسَّنْتَ خَلْقِي فَحَسّنْ خُلُقِي
“Elhamdulillahi Allahumme kema hassente halgi fehassin hulugi.”

“Allah(c.c.)’a hamdolsun. Allah(c.c.)’ım! Benim yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir.”
(İbnüs-sünni, El- Ezkar: 270)

Aksırma Esmasında

Aksıran kimsenin; اَلْحَمْدُ لِلّهِ “Elhamdulilllah” “Allah(c.c.)’a hamd olsun” demesi, o’nu işiten kimsenin de: يَرْحَمُكَ الله “Yerhamukeallah” “Allah(c.c.) sana merhamet etsin” demesi gerekir. Aksıran kişi, yanında “Yerhamukeallah” denildiğini
duyunca: يَهْدِينَا وَ يَهْدِيكُمُ الله ”Yehdina ve yehdikumullah ” “ Allah(c.c.) bize ve size hidayet versin”. Veya, “Yehdikumullahu ve yuslihu balekum” “Allah(c.c.), sizi doğru yola yöneltsin ve işlerinizi düzeltsin” demelidir.
(Buhari, Edep: 125)

Vasıtaya Binerken Okunacak Dua

(önce besmele okunur; üç tekbir getirilir. Sonra:
سُبْحَانَ الّذى سَخّرَلَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ وَاِنّا اِلَي رَبّنَا لَمُنْقَلِبُونَ
“Subhanellezi sehharalena haza ve ma kunna lehu mugrinine ve inna ila rabbina lemungalibun.”

“Bunu bizim hizmetimize veren Allah(c.c.)’ın şanı ne yücedir. O’nun ihsanı olmasaydı biz buna güç yetiremezdik. Muhakkak ki biz Rabbimize döneceğiz.”(Zuhruf Suresi 13-14)

Eve Girerken Okunacak Dua

َلّلهُمَّ اِنّي اَسْألُكَ خَيْرَ الْمَوْلَجِ وَ خَيْرَالْمَخْرَجِ بِسْمِ اللهِ
وَلَجْنَا وَبِسْمِ الله خَرَجْنَا وَعَلىَ اللهِ رَبّنَا تَوَكّلْنَا
“Allahumme inni es’eluke hayral mevleci ve hayral mehraci bismillahi ve lecna ve bismillahi haranca va alallahi rabbina tevekkelna”

“Allah(c.c.)ım! Her giriş ve çıkışımda senden hayır diliyorum. Allah(c.c.)’ın adıyla evimize girer, Allah(c.c.)’ın adıyla çıkarız ve Rabbimize dayanıp güveniriz”
(Ebu Davud, Edeb: 112)

Evden Çıkarken Okunacak Dua

بِسْم اللهِ تَوَكّلْتُ عَلَي اللهِ لاَ حَوْلَ وَلاَقوّةَ اِلاّ بِاللهِ العَلِيّ العَظِيمِ
“Bismillahi tevekkeltu alellahi la havle ve la guvvete illa billahil aliyyil azim.”

“Allah(c.c.)’ın adını anarak (evimden çıkıyorum) ben, Allah(c.c.)’a dayanıp tevekkül ettim. (her türlü) kuvvet ve kudret ancak yüce Allah(c.c.)’ın yardımıyladır.”
(Tirmizi, deavat: 34)

Gece Uykudan Önce Okunacak Dua

بِسْمِكَ اَلّلهُمّ اَمُوتُ وَ اَحْيَا
“Bismike Allahumme emutu ve ehya” )

Senin adını anarak ölür ve dirilirim(uyur ve uyanırım) Allah(c.c.)ım!”
(Buhari, Deavat: 7)

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yatağına yattığı zaman şöyle derdi:

    “Bismike’llâhümme ahyâ ve emût: Allah'ım!
    Senin ismini anarak ölür, dirilirim (uyur, uyanırım)”

    Uykudan uyanınca da:

    “Elhamdülillâhillezî ahyânâ ba‘de mâ emâtenâ ve ileyhi’n-nüşûr:

    Bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak olan da O’dur.”(Tirmizî, Daavât 28; bk. Buhârî, Daavât 7; Müslim, Zikir 59)

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem yatağına yatınca mübarek elini yanağının altına koyarak “Allah'ım! Senin ismini anarak ölür, dirilirim.” derdi. Burada ölmek ve dirilmek sözüyle Efendimiz (asm) uyumayı ve uyanmayı kastetmiştir. Zira uyku küçük ölümdür. Uyuyup uyanmamak da vardır. Bu sebeple bir mü’min, öldürenin de, diriltenin de sadece Allah olduğu hususundaki kesin inancını uyumadan önce bir daha tekrarlamak suretiyle Cenâb-ı Hakk’a hem imanını yenilemiş hem de O’na teslimiyetini arzetmiş olur. Uyanıp da gücünü, kuvvetini ve hareket kabiliyetini yeniden kazandığını görünce “Bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun.” demek suretiyle Allah Teâlâ’ya hem hamdetmiş hem de şükretmiş olur. “Yeniden diriltip huzurunda toplayacak olan da O’dur.” demek suretiyle, uyku gibi mecâzî değil, hakiki ölümden sonra da bizi gerçek mânada yeniden diriltecek ve huzurunda toplayacak olan yegâne varlığın Allah olduğu hususundaki imanını ortaya koyar.

Bütün bunları şuurlu bir şekilde yapan kimse, Cenâb-ı Hakk’ın hem kendisi hem de bütün insanlar ve yaratılmışlar üzerindeki mutlak tasarrufuna olan imanını dile getirmiş ve bütün bunları zihninden geçirmek suretiyle de tefekkür gibi önemli bir ibadeti îfâ etmiş olur.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem sabahleyin şöyle dua ederdi:

    “Allâhümme bike asbahnâ ve bike emseynâ ve bike nahyâ ve bike nemût ve ileyke’n-nüşûr:

    Allah'ım! Senin lutfunla sabaha ulaştık, senin lutfunla akşama erdik. Sen isteyince dirilir, sen isteyince ölürüz. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak olan da sensin.”

Akşamleyin şöyle dua ederdi:

“Allâhümme bike emseynâ ve bike nahyâ ve bike nemût ve ileyke’l-masîr:

Allah'ım! Senin lutfunla akşama erdik. Sen isteyince dirilir, sen isteyince ölürüz. Huzuruna varılacak olan da sensin.” (Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Daavât 13)

Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh Peygamber aleyhisselâm’a:

    "Yâ Resûlallah! Bana sabahleyin ve akşamleyin okuyacağım mübarek kelimeleri belletseniz de okusam."  dedi. O da:

    “Allâhümme fâtıre’s-semâvâti ve’l-ardı âlime’l-gaybi ve’ş-şehâdeti, rabbe külli şey’in ve melîkehû. Eşhedü enlâ ilâhe illâ ente. Eûzü bike min şerri nefsî ve şerri’ş-şeytâni ve şirkihî:

    Gökleri ve yeri, görünen ve görünmeyen âlemleri yaratan Allah'ım! Ey her şeyin Rabbi ve sâhibi! Senden başka ilâh bulunmadığını kesinlikle söylerim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden, onun Allah’a şirk koşmaya davet etmesinden sana sığınırım.”

    diye dua et ve bunu sabahleyin, akşamleyin ve yatağa yattığın zaman söyle!” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Daavât 14, 95)

Hz. Ali radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona ve Fâtıma radıyallahu anhâ’ya buyurdu:

    “Yatağınıza girdiğiniz zaman -veya istirahate çekildiğiniz zaman- otuz üç defa Allahü ekber, otuz üç defa sübhânallah, otuz dört defa da elhamdülillâh deyiniz.”(Buhârî, Farzu’l-humüs 6, Fezâilü ashâbi’n-nebî 9; Müslim, Zikir 80).

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem her gece yatağına yattığı zaman avuçlarını birleştirerek onlara Kul hüvallâhü ahad, Kul eûzü bi-rabbi’l-felak ve Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs’ı okuyup üfler, başından, yüzünden ve vücudunun ön tarafından başlayarak ulaşabildiği yerlere kadar ellerini sürer ve bunu üç defa yapardı. (Buhârî, Fezâilü'l-Kur'ân 14, Tıb 39)

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu:

    “Yatağına yatmak istediğin zaman namaz abdesti gibi abdest al. Sonra sağ yanına yat ve:

    "Allâhümme eslemtü nefsî ileyke ve veccehtü vechî ileyke ve fevvaztü emrî ileyke ve elce’tü zahrî ileyke, rağbeten ve rehbeten ileyke, lâ melcee velâ mencâ minke illâ ileyke. Âmentü bi-kitâbikellezî enzelte ve bi-nebiyyikellezî erselte:"

    "Allah'ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım. Sırtımı sana dayadım. Ümit bağladığım sen, korktuğum yine sensin. Senden kaçıp sığınacak ve senin elinden kurtulacak bir yer varsa yine sensin. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin peygamberine iman ettim,."

    de! Eğer ölürsen iman üzere ölürsün. Bu dua senin o geceki son sözlerin olsun.”  (Buhârî, Vudû 75, Daavât 6; Müslim, Zikir 56)

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Bir kimse evine veya yatağına girince hemen bir melek ve bir şeytan alelacele gelirler. Melek: 'Hayırla aç!' der. Şeytan da: 'Şerle aç!' der. Adam, şayet (o sırada) Allah'ı zikrederse melek şeytanı kovar ve onu korumaya başlar. Adam  uykusundan uyanınca, melek ve şeytan aynı şeyi yine söylerler. Adam, şayet:

    'Nefsimi, ölümden sonra bana geri iade eden ve uykusunda öldürmeyen Allah'a hamdolsun. İzniyle yedi semayı arzın üzerine düşmekten alıkoyan Allah'a hamdolsun.'

    dese, bu kimse yatağından düşüp ölse şehit olur, kalkıp namaz kılsa faziletler içinde namaz kılmış olur." (Rezîn el Abderi, bk. Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, VI//519)

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) geceleyin uyanınca şu duayı okurdu:

    "Allah'ım! Seni hamdinle tenzih ederim, Senden başka ilah yoktur. Günahım için affını dilerim, rahmetini taleb ederim. Allah'ım ilmimi artır, bana hidayet verdikten sonra kalbimi saptırma. Katından bana rahmet lutfet. Sen lutfedenlerin en cömerdisin." [Ebû Dâvud, Edeb 108, (5061)]

Hz. Berâ (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Yatağına girdiğin zaman şu duayı oku:

    "Allah'ım nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim, işlerimi sana emanet ettim, sırtımı sana dayadım. Senin rahmetinden ümitvârım, gazabından da korkuyorum. Senin ikabına karşı, senden başka ne melce var, ne de kurtarıcı. İndirdiğin Kitab'a, gönderdiğin Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e iman ettim."

    "Eğer bunu okuduğun gece ölecek olursan fıtrat üzere ölmüş olursun. Şayet sabaha erersen hayır bulursun." [Buhârî, Daavât 7,9; Tevhid 34; Müslim, Zikr 56, (2710)]

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yine buyurmuşlardır ki:

    “Sizden biriniz uykudan uyandığı zaman şöyle desin:

    “Bana ruhumu geri veren, vücûdumu afiyette kılan ve kendisini zikretmeğe müsaade eden, Allah’a hamd olsun.” (Nevevi, el-Ezkâr, 21)

Yine Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

    “Kim uyku arasında uyandığında:

    “Allah’dan başka ilâh yok, yalnız O vardır. Şerîki yoktur. Mülk O’nundur. Hamd de O’na mahsusdur ve O, her şeye kaadirdir. Allah’a hamdeder, Allah’ı tesbîh ederim. Allah’dan başka ilâh yok ve Allah en büyüktür, Allah’a dayanmaktan başka kuvvet, kudret yokdur.”

    dedikten sonra; “Ey Rabbim beni mağfiret et” der, duâ ederse icâbet olunur; bir de abdest alırsa namazı kabul olunur. ” (Buharî, Teheccûd, 21)

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Evden Çıkarken Eve Girerken Okunan Duâ
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 09:01 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Evden Çıkarken Eve Girerken Okunan Duâ

Resûlullah Efendimiz'in (s.a.v.) Hâne-i Saâdet'inden çıkarken okuduğu duâsı şöyledir:

"Bismillâh. Tevekkeltü alellah. Allahümme innî eûzü en udille ev udalle. Ev ezille, ev üzelle. Ev ezlime, ev uzleme. Ev echele, ev yüchele aleyye."

"Allah'ın ism-i şerifini zikrederek evimden çıkıyorum. Bütün işlerimde Allah'a tevekkül ediyorum. Allah'ım, doğru yoldan sapmaktan, başkalarını saptırmaktan; hataya düşmekten, başkalarını da düşürmekten; haksızlık etmekten, haksızlığa uğramaktan; hürmetsizlik ve cahillik etmekten, yahut bunlara maruz kalmaktan sana sığınırım."


Evden çıkarken okunacak bir diğer kısa duâ da şudur:


"Bismillâh tevekkeltü alallâh. Lâ havle velâ kuvvete kuvvete illâ billâh."

"Allah'ın ismiyle (Allah'ın ismini söyleyerek) evimden çıkıyorum. Bütün işlerimde Allah'a dayandım. (O'na dayanıyor, O'na güveniyorum) Güç ve kuvvet ancak ve ancak Allah'ın yardımıyla olur."


Bir kimse evine girerken şu duâyı okur:


"Allahümme inni es'elüke hayra'l-mevleci ve hayra'l-mahrec. Bismillâhi velecnâ ve bismillâhi harecnâ ve alellâhi -Rabbine- tevekkelnâ."

"Allah'ım! (Evime) her giriş ve çıkışımda senden hayır ve iyilik dilerim. (Hayırlı bir şekilde girmeyi ve hayırlı bir şekilde çıkmayı istiyorum) Allah'ım senin mübarek adını anarak (Bismillâh diyerek evimizden) çıktık. Rabbimiz Allah'a dayandık. Ey Rabbimiz sana tevekkül ettik (Sana dayanıp, sana güvendik)."

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Cuma Gününde Okunacak Duâ ve Zikirler Sureler
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 03:51 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Cuma Gününde Duâ

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyet olunduğuna göre Resûl-i Ekrem
-sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:

"Cum'a gününde bir saat vardır. Allah'ın kullarından bir müslim namazda
ve kıyamda iken Allah Teâlâ'dan niyâz ile bir şey isteyip duâsı o saate
tesadüf ederse Allah teâlâ Hazretleri o kimsenin dileğini verir." Böyle
buyurduktan sonra mübarek küçük parmağının ucuna işaret buyurdu. (11)

Cum'a gününün içindeki saat, küçük parmağına nisbetle parmağın ufak ucu
ne kadar ise, güne nis-betle o kadar az bir müddetdir ki o saat içinde
her halde duâ müstecâb olur demektir.

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri:

[Resim: CUMA%20G%C3%9CN%C3%9C%20YAPILAN%20DUA%201.png]

- 'Cum'a günü, ibâdet ve ezkâr ile mü'minle-rin kalbi mesrûr olacak bir bayram günüdür' (12) buyurmuşlardır.

-"Size bir sûre haber vereyim mi ki, azameti semâ ile arz arasını
doldurmuş, onu yetmişbin melek teşyî' etmiştir? O sûre Kehf süresidir.
Kim cum'a günü bu sûreyi okursa Allah onu öteki cum'aya kadar bu sûre
ile mağfiret eder, sonunda üç gün de ziyâdesi vardır. Ve semâya ulaşan
bir nûr verilir ve Deccal'in fitnesinden muhafaza edilir. Yatacağı vakit
bu sûrenin sonundan beş âyet okuyan hıfz olunur ve gecenin istediği
vaktinde kaldırılır." (13)

"Ey Rabbim! Perşembe günü ümmetimin erkenden yaptığı işleri bereketli kıl." (14)

Hadîsin şerhinde deniliyor ki, bugünün evvelinde bir ihtiyacını tedarik
etmek, nikâh akdetmek ve bunun gibi mühim işler sünnettir.

"Cum'a gününde; Yani perşembeyi cumaya bağlayan gece iki rek'at namaz
kılıp Fâtiha'dan sonra onbir defa Zilzâl Sûresini okuyan kimseyi Allah
Teâlâ kabir azâbından ve kıyâmet korkularından emin kılar. " (15)

"Şu duâ ile cum'a günü herhangi bir saatte dua edilirse sâhibine muhakkak icâbet olunur." (16)

[Resim: CUMA%20G%C3%9CN%C3%9C%20YAPILAN%20DUA%202.png]

"Cum'a gününde bir saat vardır, mü'min bir kul namazda duâ ederken Allah
'dan bir şey ister ve o saate denk gelirse Allah muhakkak ona icâbet
eder. Ashab-ı kirâm: 'Bu saat hangi saatdir yâ Resûlellah" dediklerinde:
"İkindi namazı ile güneş batması arasındaki vakittir." buyurdular.

"Cum'a namazından sonra daha oturduğu yerden kalkmadan yüz defa

[Resim: CUMA%20G%C3%9CN%C3%9C%20YAPILAN%20DUA%203.png]

diyen kimsenin yüzbin günâhını, ana ve babasının da yirmidörtbin günâhını Allah mağfiret eder." (17)


Cuma gününde sevap kazanmak isteyenler, Cuma duaları ve Cuma sureleri için arayışa koyuldu. İslam alemi için anlam ve önemi büyük olan Cuma gününde günahlar için af istenir, bol bol dua edilerek dilekler istenir. Bu anlamlı güne özel duaları ve sureleri okumak ise büyük sevap. Peki Cuma gününde hangi dualar okunur? Cuma sureleri hangileri? Cuma gününde hangi dualar okumak sevaptır? İşte Cuma duası, Cuma suresi, Cuma duaları ve Cuma sureleri...

CUMA DUALARI

Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden, katına yükselmeyen (kabul olunmayan) amelden, huzur bulmayan kalpten ve kulak verilmeyen duadan sana sığınırım." (Taberani)

"Lanetlik şeytandan Ulu Allah'a sığınırım. O tüm varlıkları hükmü altında tutar ve sınır¬sız derecede cömerttir."

El Ahzab Sûresi 56. ayet-i kerimede Allah-ü Teâlâ buyurmaktadır ki; "Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler, O' nu överler. Ey iman edenler! Siz de O'nu övün ve O'na salât ve selam edin, O' na gönülden teslim olun."

Allah'ım! Darlıktan ve üzüntüden sana sığınırım. Acizlikten ve tembellikten sana sığınırım. Korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun sıkıntısından ve insanların baskısından sana sığınırım." (Cem'ul Fevaid)

İmam-ı Suyûtî, el-Câmi’u’s-sağir’inde rivayet eder ki, Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Kim cuma namazından sonra -konuşmadan ve kalkmadan- ihlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini yedişer defa okursa Allah Teâlâ onu gelecek cumaya kadar, zarar verici şeylerden muhafaza buyurur.”(Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 8954; Ali el-Müttakî, II, 648/4985)

"Allah'ım! Cehennem azabından, kabir azabından, Mesih ve Deccal'ın fitnesinden, hayat ve ölüm fitnesinden Sana sığınırım." (Kütüb-i Sitte)

Cuma günü okunacak rızık duası : Allahümme Ya Ğaniyyü,Ya Hamidü,Ya Mübdiü Ya Mu’idü,Ya Rahimü Ya Vedud. Eğisni bi helalike an haramike ve bitaatike an ma’siyetike vebi fadlike ammen sivake.

Rızık duasının Türkçe manası : Ey Gani Ey Hamid,ey icad edici ve ey iade edici, ey merhamet sahibi ve ey muhabbet eden Allah’ım. Helalin ile beni
haramdan sakındır.Taatin ile beni masiyetinden uzaklaştır. Fazlu keremin ile bana senden gayrisini unuttur.

Bunun dışında her gün sabah akşam besmele ile birlikte 19 defa şu duayı okursanız rızık sıkıntısı çekmezsiniz ve rızkınız artar : “Bismillahirrahmanirrahim. Ferdün hayyün kayyümün hakemün adlün kuddusün Ve terzüku men teşaaaü bigayri hısaab.”

Hastalıklar için şifa duaları: Hazret-i Âişe’den rivayete göre Peygamberimiz kendilerine bir hasta getirildiğinde şöyle duâ ederlerdi;

Türkçe Okunuşu: Ezhibil-be’se rabben’nasi eşfi ve enteş’şafi la şifae illa şifauke şifaen la yugadiru sekame

Manası : “Bu hastalığı gider ey insanların Rabbi! Şifâ ver, çünkü şifâ verici sensin. Senin vereceğin şifâdan başka şifâ yoktur. Öyle şifâ ver ki hiç bir
hastalık bırakmasın.”

Yine Hz. Ayşe'den rivayet edilene göre peygamberimiz kendisine bir hasta şifâ bulmak için dua istediğinde şöyle dua etmiştir : Bismillahi turbetu ardina ve
rîkatu ba’dina yüşfe sakimuna bi-izni rabbina.

Manası : “Allah’ın adıyla duâya başlarım. Bizim yerimizin toprağı ve birimizin tükrüğü vesilesiyle Allah’ın izniyle hastamız şifâ bulur.”

DUHAN SURESİ CUMA GECESİ OKUMANIN FAZİLETLERİ BÜYÜK

• Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Her kim cuma gecesi Duhan Suresini, ona inanarak ve onun doğru olduğunu kabul ederek okursa, sabaha bağışlanmış olarak ulaşır."

• Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Kim cuma gecesi Duhan Suresini okursa, o, sabaha bağışlanmış olarak ulaşır ve (ahirette) iri gözlü hurilerle evlendirilir!"

• Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Cuma akşamı Duhan Suresini okuyanın geçmiş günahları bağışlanır."

• Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Bir gece içerisinde Duhan suresini okuyanın geçmiş günahları affedilir."

• Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Bir gece içerisinde (bir rivayette ise Cuma gecesinde) Duhan Suresini okuyana sabaha kadar 70.000 melek istiğfar eder (okuyan kimsenin günahlarının affedilmesi için Allah’a dua ederler)."

• Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Her kim Duhan Suresini Cuma günü yahut gecesi okursa, Allah’u Teala o kimse için cennette bir köşk bina eder."

• Bu sureyi her gün okuyan, kıyamet gününün korku ve dehşetinden korunur. Dünya hayatında da herkes tarafından sevilir.

• Mahkemede kendisi hakkında yalancı şahitler tutulup, mahkum ettiririlmek istenen kişi, Duhan Suresinin 51-59. ayetlerini beyaz bir bez üzerine yazıp üzerinde taşımalıdır.

CUMA GECESİ OKUNACAK SURELER KEHF SURESİ'NİN FAZİLETİ

Cuma gecesi Kehf suresi okuyan, kıyamette, yerden göğe kadar bir nurla aydınlanır. İki Cuma arasında işlediği günahlar da affolur. [Tergib]

Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur. [Dare Kutni]

Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk ihsan edilir. [Taberani]

Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın, günahları affedilir. [İsfehani]

Cuma günü gusledenin günahları affolur. [Taberani]

Cuma günü sabah namazından önce, "Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh" okuyanın, deniz köpüğü kadar da olsa günahları affolur. [İbni Sünni]

Cuma günü akşama doğru “Yâ Veliyy” ism-i şerifini okuyanların hayırlı dilekleri kabul olunur.

Cuma gecesi 1000 defa “Yâ Muhsî” ism-i şerifini okuyanın kıyamet gününde hesabı kolay olur.

Cuma günü 1000 defa “Yâ Vâlî” ism-i şerifini okuyarak dua edenin duası kabul olur, işleri kolaylaşır.

10 hafta süreyle Cuma günleri onar defa “Yâ Ganiyy, Yâ Muğni” ism-i şeriflerini okuyan zengin olur.

Cuma geceleri 100 defa “Yâ Dârr” ism-i şerifini okumaya devam eden Cenabı Hakka yakın olur ve zarar verici şeylerden emin olur.

Cuma namazından sonra yüz defa “Yâ Gafur” ism-i şerifini okuyanlar af olunur.

Cuma namazında hutbe esnasında yüz defa “Ya Basîr” ism-i şerifini okuyanı Cenab-ı Allah hidayete erdirir, kalp gözünü açar.

Cuma Günü ”YA VELİYYÜ YA ALLAH” esmasını (1000) defa zikreden kişi her istediğine kavuşur.

Cuma günü “LA İLAHE İLLALAHÜ’L MELİKÜ’L HAKKU’L- MÜBİN” (200) defa zikreden Kişi Allah’tan ne isterse verilir.

Cuma günü Sabah 'YA-RAKİB esması (312) defa zikrederek istegini Allah’a bildirrisen isteğin kabul olur.

DUANIN ÖNEMİ

Dua, insanda doğuştan var olan bir duygudur. Bu sebeple bütün dinlerde dua mevcuttur. Üstün bir varlığa inanan her insan, hayatının herhangi bir anında dua ihtiyacını hisseder. Çünkü her insan, zaman zaman üstesinden gelemeyeceği birçok olay, üzüntü ve sıkıntı ile karşılaşır.

Böyle anlarda insan, Allah’a sığınma ve O’ndan yardım isteme ihtiyacı hisseder ve dua eder.

Normal zamanlarda dua etmeyen veya Allah’a inanmayan insanlar bile üstesinden gelemedikleri olaylar karşısında, darda kaldıkları ve sıkıntıya düştükleri zamanlarda dua ihtiyacı hissederler. Bu da insanın duaya muhtaç olduğunun delilidir.

Yüce Allah, bu durumu Yûnus sûresinin 12. ayetinde şöyle açıklar:

“İnsana bir zarar dokunduğu zaman, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarardan dolayı
bize hiç dua etmemiş gibi davranır. İşte aşırı gidenlere yaptıkları şeyler böyle süslü gösterilmiştir.”

“(Denizde) onları kara gölgeler gibi dalgalar sarıverdiği zaman, dini yalnızca O’na halis kılan gönülden bağlılar olarak Allah’a yalvarırlar. Fakat O, onları kurtarıp karaya çıkarınca, içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim ayetlerimizi nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez” buyrulmaktadır. Bu iki ayetten anlaşılacağı gibi, dua etmek, insanın fıtrî bir özelliğidir. Yine bu ayetlerde Yüce Allah bize, duanın sadece sıkıntılı zamanlarda değil, her zaman yapılması gerektiğini de hatırlatmaktadır. Dua yaptıktan sonra insan, gönlünde bir ferahlık ve rahatlık hisseder, isteğinin yerine getirileceği hususunda ümitvâr olur. Bu yönü ile dua, ruhî bunalımlara karşı koruyucu sağlık tedbiri konumundadır.

Dua, Rahmet Kapılarını Açan Bir Anahtardır

“Dua, rahmet (kapılarını açan) bir anahtardır” (Süyûtî, I, 486) anlamındaki hadis, dua eden kimsenin Allah’ın merhametine mazhar olacağını ifade etmektedir. İnsan, içinden gelerek “Rabbim! Allah’ım! Nimetlerini ihsan eyle, affeyle, yardım eyle, musibetlerden koru” ve benzeri dilek ve isteklerini Allah’a arz ettiği zaman, Allah, rahmet kapılarını kuluna açar, ona yardım eder.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Sofra Duası Yemek Duası Şükür Duası
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 03:40 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Sofra Duası Yemek Duası Şükür Duası

Yemek Duâsı

Bizler sofraya oturunca, önce: "Bismillâhirrahmânirrahîm" der, sonra elimizi uzatırız. Şayet Besmele'yi baştan unutacak olursak, hatırımıza geldiği yerde, "Bismilâhi fî evvelihî ve âhîrihî" deriz. Yemeğe böyle zikirle başlayan mü'min, fikirle devam eder, hamd'le de bitirerek Peygamberimizin şu hamd duâsını da sonunda aynen okur:


"Elhamdü lillâhillezî et'amenâ ve sekânâ ve cealenâ müslimîn!.."

"Bizi yediren içiren ve bizi Müslümanlardan kılan Allah'a hamdolsun."

Yemekten sonra okunacak dualar yemek duaları hangileridir? Yemek duası neden okunur? Yemek duasını ezberlemenin ve okumanın fazileti nedir? Yemek duası Arapça, Türkçe okunuşu ve anlamı...

Yemek duası Arapça ve Türkçe okunuşu, anlamı ve yemek duasını okumanın fazileti... Peygamber Efendimiz (s.a.v) yemeklerden sonra birçok şekilde farklı yemek duası okumuştur. Bu sebeple yemek duası ile ilgili oldukça çok hadis-i şerif mevcuttur. Yemek duası, her sofranın bir ikram ve lütuf olduğu bilinerek Allah'a (c.c.) şükür, yenilen yemekten sıhhat, misafir isek ev sahibine bolluk ve bereket, günahlarının affı için okunur.


Sahabeden Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v.) bir şey yeyip içtikten sonra şu duâyı okurdu:

بسم الله الرحمن الرحيم

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي اَطْعَمَنَا وَسَقَانَا وَجَعَلَنَا مِنَ اَلْمُسْلِمِين
الْحَمْدُ لِلَّهِ حمدًا كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ غَيْرَ مَكْفِيٍّ وَلَا مُوَدَّعٍ وَلَا مُسْتَغْنًى عَنْهُ رَبَّنَا

Okunuşu: Elhamdü lillâhillezî et’amenâ ve sekânâ ve cealenâ müslimîn
Elhamdü lillâhi hamden kesîran mübâreken fîhi, ğayra mekfiyyin, ve lâ müveddein ve lâ müsteğnen anhü Rabbenâ.

El-Hamdü lillâhillezî et‘amenî hâzat-taâme ve razakanîhi min ğayri havlin velâ kuvvetin

Anlamı: “Bize yedirip içiren ve bizi Müslümanlardan kılan Allah’a hamdolsun”(Tirmizî, Daavât 5 5; Ebû Dâvud, Et’ime 5 2; İbnu Mâce, Et’ime 16 )

“Ey Rabbimiz! Sana tertemiz duygularla, eksilmeyip artan, huzurundan geri çevrilmeyip kabul edilen sayısız hamd ile hamd ederiz. ” (Buhârî, Et`ime 54.;Ebû Dâvûd, Et`ime 52 (3849); İbni Mâce, Et`ime 16)

“Bu yiyeceği bana yediren ve tarafımdan hiçbir güç ve kuvvet olmadan bunu bana rızık kılan Allah’a hamdolsun” derse geçmiş günahları affolunur” dedi.”(Ebû Dâvud, Libâs 1; Tirmizî, Da’avât 55; İbnu Mâce, Et’ime 16)

YEMEK DUASI İLE İLGİLİ HADİSLER

Yemeğe başlamadan önce "besmele çekmek" sünnettir. Hz. Ayşe (r.a.) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu söyledi: “Biriniz yemek yerken besmele çeksin. Şayet yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutursa, hatırladığı anda ‘baştan sona bismillah’ desin.” (Ebû Dâvûd, Et`ime 15; Tirmizî, Et`ime 47)

YEMEĞE BAŞLAMADAN ÖNCE OKUNAN DUALAR - YEMEK DUALARI

[Resim: besmele.jpg]

Besmele

Okunuşu: “Bismillahirrahmanirrahîm.”

Anlamı: “Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adı ile...

KISA YEMEK DUALARI

Peygamber Efendimiz okuduğu kısa yemek dualarının Arapça ve Türkçe okunuşları, anlamları...

Yemek Duası (1) - Ebû Ümâme –radıyallahu anh-’den mervîdir ki: Rasûl-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz yemekten sonra şöylece duâ etmişlerdir:

[Resim: yemekten-sonra-yapilacak-dua.png]

Yemek Duası Türkçe Okunuşu: "Elhamdülillahi kesiran dayyiben mübareken fihi ğeyra mekfiyyin velâ müvedde'in velâ müsteğnen a'nhü rabbena."

Yemek Duası Anlamı: “Yâ Rabb! Sana, pek çok ve riya gibi şeylerden uzak ve yümn ü bereketi bulunan, nezd-i ulûhiyyetinde makbul olup merdûd olmayacak derece-i kemâl-i ihlâs üzere ve hiç bir sûrette kâfi görmiyeceğimiz ve dâima yapmaya devam edeceğimiz ve hiç bir surette bırakmıyacağımız ve kendisinden hiç bir vakit istiğna göstermiyeceğimiz bir hamd ile sana hamdederiz. Sen bizim Rabbimizsin; yani nîmetin her türlüsü ile bizi besleyen, yaşatansın.” (Buhârî, Et’ime, 54)

[Resim: yemekten-sonra-yapilacak-dua-1.png]

Yemek Duası (2) - Yine Ebû Ümâme’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Peygamber Efendimiz bir yemekten sonra şöyle duâ etmişlerdir:

Arapça okunuşu: "Elhamdülillahi rabbena ğeyre mekfiyyin velâ müvedde in velâ müsteğnen rabbena."

Anlamı:
“Sana hamd ederiz ey Rabbimiz! Nîmetinden müstağnî değiliz. Her dâim senin in’âm ve it’âmına; yani bize nîmet verip yedirmene muhtacız. Bu taam da vedâ taamımız olmayıp daha çok hayırlı ömürler ihsan ile, nankörlük edilmeyen, dâima şükür edilen nîmet ver ey Rabbimiz, yani sana dâima şükredeceğiz.” (Buhârî, Et’ime, 54)

[Resim: yemekten-sonra-yapilacak-dua-2.png]

Yemek Duası (3) - Bir defasında da şöyle demişlerdir:

Arapça okunuşu: "Lekelhamdü rabbena ğeyre mekfiyyin velâ müvedde in velâ müsteğnen rabbena."

Anlamı: “Yâ Rabb! Sana hamd ederiz. Bu hamdimiz senin ihsan etmiş olduğun nîmetlerine mukabil olamaz, ve senin azamet-i ulûhiyyetin ve rubûbiyyetin hakkını îfâya asla kâfi değildir. Sana gerektiği gibi hamdedemediğimiz için aczimizi arzederiz. Ey Rabbimiz! Zîrâ nimetlerini saymak mümkün değildir.”



Arapça okunuşu: "Elhamdülillahillezi kefana vê ervana ğeyre mekfiyyin velâ mekfürin."

Anlamı: “Allah Teâlâ Hazretlerine hamdederiz. Bize kifayet edecek derecede yemek ve sâir nimetlerini ihsan buyurdu. Yedirdi ve kanasıya içirdi. Allah Teâlâ Hazretleri’nin azamet ve ulûhiyyetinin hakkını tamamiyle îfâ edebilmek kâbil değildir. Ve Allah Teâlâ Hazretleri’nin sayılmayacak kadar çok nimetleri hiç bir sûretle inkâr edilemez.” (Buhârî, Et’ime, 54)

[Resim: yemekten-sonra-yapilacak-dua-4.png]

Yemek Duası (4) - Peygamber Efendimiz yine buyurmuşlardır ki: “Allah Teâlâ Sizden herhangi birinize yemek yedirdiği zaman:

Arapça okunuşu: " Allahümme bârik lena fihi vê ed'imna h'eyren minhü. "

Anlamı: “Ey Rabbimiz! Bunu bize mübarek ve bereketli kıl ve bize bundan hayırlısını yedir” desin.

[Resim: yemekten-sonra-yapilacak-dua-6.png]

Yemek Duası (5) - Yine Resûl-i Ekrem Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Bir yemek yediğiniz ve bir içecek içtiğiniz zaman zaman şöyle duâ edin:

Arapça Okunuşu: "Bismillahi ve billahillezi La yedürrü me'asmihi şeyün filerdi velâ fissemai ya heyyü ya kayyüm."

Anlamı: «Allah’ın ismiyle ve Allah ile. O ki, ism-i Celâl’i sayesinde ne yerde, ne de gökte hiç bir şey zarar veremez. Ya Hayy, ya Kayyûm!» dersen, o yediğin yahud içtiğinden sana hiç bir hastalık gelmez. İçinde zehir bile olsa.” (Ali el-Müttakî, XV, 249/40799)

SOFRA DUASI

[Resim: yemekten-sonra-yapilacak-dua-7.png]

Peygamber Efendimiz yemekten sonra şöyle de duâ ederlerdi:

Arapça Okunuşu: "Elhamdüllillahillezi yüd'imü velâ yüd'emü ve menne a'leyna fehedena vê ed'emena ve sekana vekülle belain hesenin eblan(a). Elhamdüllillahi ğeyra müvedde'in rabbi velâ mükafiin velâ menkürin vela müsteğnen a'nhü. Elhamdüllillahillezi ed'emena minedda'ami vesek'ana mineşşarabi vekesane minelü'ra ve hedana mineddelali ve besserana minela'ma ve feddelena a'la kesirin min helkihi tefdilen elhamdüllillahi rabbilalemin."

Anlamı: “Dâima yediren ve kendisine hiç yedirilmeyen, bize ihsanda bulunan bizi doğru yola ulaştırıp da doyuran ve suya kandıran ve hep güzel vesîlelerle imtihan eden Allah’a hamdederiz. Yâ Rabb sana hamdediyoruz. Bu hamdimizi kâfi görmüyoruz, îfâ edilmiş saymıyoruz ve nankörlük etmiyoruz, nîmetlerinin hiç birinden müstağnî değiliz. Bize yemekten yediren, sudan içiren, çıplak iken giydiren, dalâlette iken hidâyete erdiren, görmezken gösteren ve bizi yarattıklarının pek çoğuna üstün kılan Allah’a hamd ederiz, çünkü hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.» (Hâkim, I, 731/2003)

YEMEK DUASI UZUN


Yemek Duasının Türkçe okunuşu: "Elhamdülillahillezi et amena ve sekana ve cealena minel müslimin. Allahümmağfir verham vehfaz sahibet taami vel akiline ve limen sea fihi velicemiıl mü'minine vel mü'minat. Allahümme nevvir kulubena bi envari mehabbetike ve zikrike ya zel celali vel ikram. Allahümme ahyine hayaten tayyibeten bis-sıhhati ves-selameti vel-afiyeh. fiddini veddünya vel ahirah. İnneke ala külli şeyin Kadir. Allahümme inna nes'elüke temamen nığmeti ve devamel afiyeh ve husnel hatimeh. Allahümme zid ve la tenkus bi hurmetin nebiyyi sallallahü aleyhi vesellem. Ve bi hurmetil fatiha."

Yemek Duasının Anlamı: “Bizi yediren, içiren ve müslümanlardan kılan Allah’a hamdolsun. Allah’ım! Yemek sâhibini, yiyenleri, sofrraya emeği geçenleri, bütün mü’min erkek ve kadınları mağfiret et ve onlara rahmet eyle! Allah’ım! Kalblerimizi muhabbetinin ve zikrinin nurlârıyla nurlandır, ey celâl ve ikrâm sâhibi Allah’ım! Allah’ım! Din husûsunda, dünyada ve âhirrette sıhhat, selâmet ve âfiyet üzere güzel bir hayât yaşamayı lutfeyle! Şüphesiz Sen her şeye kâdirsin. Allah’ım! Sen’den nîmetin tamâmını (İsllâm üzere ölüp cennete girmeyi), âfiyetin devvâmını ve hüsn-i hâtime ile (güzel bir hâl üzerre) vefât etmeyi isteriz. Allah’ım! Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhhi ve sellem- ve Fâtiha-i Şerîfe hürmetine nîmmetlerini artır, noksanlaştırma!”

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Abdest Duaları
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 03:25 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Abdest Duaları

Abdeste başlarken önce niyet edilir, sonra eûzübesmele çekilir. Sonra da her bir âzayı yıkarken şu duâlar okunur:


ELLERİ YIKARKEN

"Elhamdü lillâhi'llezi ceale'l-mâe tahûran ve'l-İslâme nûran..."
"Suyu temizleyici, İslâm'ı da nûr kılan Allah'a hamdolsun..."


AĞIZA SU VERİRKEN


"Allahümme e'inni alâ tilâveti'l-Kur'an ve
zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetike..."
"Ey Allah'ım, Kur'an okumak, seni zikir ve sana şükür etmek, sana olan ibadeti güzelleştirmek hususlarında bana yardım et!.."


BURNA SU VERİRKEN

"Allahümme erihnî râihate'l-Cenneti velâ turihnî râihate'n-nâr..."
"Allah'ım, bana Cennet kokusunu duyur, Cehennem kokusunu hissetirme!"


YÜZÜ YIKARKEN

"Allahümme beyyid vechî yevme tebyaddu vücûhün ve tesveddü vücûh.."
"Allah'ım, yüzlerin kiminin ak, kiminin kara olduğu o günde, benim yüzümü ak çıkar!"


SAĞ KOLU YIKARKEN

"Allahümme a'tinî kitâbî biyemînî ve hâsibni hisâben yesîrâ..."
"Allah'ım, kitabımı sağımdan ver, hesabımı da kolay eyle!"


SOL KOLU YIKARKEN

"Allahümme lâ tu'tinî kitabî biyesârî velâ min verai zahrî..."
"Allah'ım, kitabımı solumdan ve arkamdan verme."


BAŞI MESHEDERKEN

"Allahümme Ezillenî tahte zilli arşike yevme lâ zılle ilâ zıllü arşik..."
"Allah'ım, Arş'ın gölgesinden başka gölge olmadığı günde, beni Arş'ın gölgesinde gölgelendir..."


KULAKLARI MESHEDERKEN

"Allahümme'c alnî mine'llezîne yestemiûne'l-kavle feyettebiûne ahseneh..."
"Allah'ım, beni sözü dinleyip de en güzeline uyanlardan eyle..."


BOYNU MESHEDERKEN

"Allahümme a'tik rakabetî mine'n-nâr..."
"Allah'ım, boynumu Cehennem ateşinden âzâd eyle!..."


AYAKLARI YIKARKEN

"Allahümme sebbit kademeyye alâ's-sırati yevme tezillu fîhi'l-akdâm..."
"Allah'ım, ayakların sırat üstünde kaydığı günde, ayaklarımı sırat üstünde sabit eyle, kaydırma!.."


ABDESTTEN SONRA
Abdestten sonra bir veya üç kere de Kadr Sûresini okumak da abdestin âdâbındandır.

Abdeste Başlarken Okunacak Dua

بِـسْــمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

اَللّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي وَوَسّـِعْ لِي فِي دَارِي وَبَارِكْ لِي فِي رِزْقِي

أَشــْــهَـدُ أَنْ لاَ إِلــــهَ إِلاَّ الله وَأَنَّ مُحَمَّداً رَسـُولُ اللهِ

Anlamı:Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla, Allahım günahlarımı bağışla, yuvama ve yurduma genişlik ver, Rızkıma bereket ver. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve Hz. Muhammed (s.a.s.) O’nun Rasuludur.

1.Elleri Yıkarken:

اَلْحَمْدُ ِللّٰهِ الَّذِى جَعَلَ الْمَاءَ طَهُورًا وَجَعَلَ اْلإِسْلاَمَ نُورًا

Anlamı: Hamd’ü sena suyu temizleyici ve İslâm’ı nur kılan Allâh’a mahsustur.

Okunuşu: "Bismillâhil-azîmi vel-hamdü lillâhi alâ dînil-İslâmi ve alâ tevfîk-ıl-îmâni ve alâ hidayetirraman. El-hamdü lillâhil-lezî ce’alelmâe tahûren ve ce’alel-islâme nûren."


Anlamı: “Azamet ve celâl sâhibi Allah’ın adıyla başlarım. Bizi İslâm dininde kılan, îman etmeye muvaffak buyuran ve hidâyete erdiren, Rahman Allah’a hamdederim. Suyu temizleyici, İslâm’ı da nur kılan Allah’a hamdolsun.”



2. Ağzını Yıkarken:

اَللّٰــهُمَّ أَعِنِّى عَلٰـــى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ

اَللّٰــهُمَّ اسْقِنِى مِنْ حَوْضِ نَبِيِّكَ كَأْسًا لاَ أَظْمَأُ بَعْدَهُ أَبَدًا



Okunuşu: "Allahümmes-kınî min havdi nebiyyike ke’sen lâ ezmeu ba’dehü ebeden."


Anlamı: “Ey Rabbim, bana peygamberinin havzından bir kâse içir, ondan sonra hiç susamayayım.”

Buruna Su Verirken Okunacak Dua

اَللّٰــهُمَّ لاَ تَحْرِمْنِى رَائِحَةَ نَعِيمِكَ وَجِنَانِكَ

اَللّٰــهُمَّ أَرِحْنِى رَائِحَةَ الْجَنَّةِ وَلاَ تُرِحْنِى رَائِحَةَ النَّارِ



Okunuşu: "Allahümme erihnî râyihatel cenneti verzüknî min naîmihâ ve lâ türihnî râyihaten-nâr."


Anlamı: “Ey Rabbim bana cennetin kokusunu duyur ve onun nîmetlerinden nasîblendir ve bana ateşin kokusunu duyurma.”


4. Yüzünü Yıkarken:

اَللّٰــهُمَّ بَيِّضْ وَجْهِى بِنُورِكَ يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهُ أَوْلِيَائِكَ

وَلاَ تُسَوِّدْ وَجْهِى بِذُنُوبِى يَوْمَ تَسْوَدُّ وُجُوهُ أَعْدَائِكَ



Okunuşu: "Allahümme beyyid vechî binûrike yevme tebyaddü vücûhü ve tesveddü vücûhü."


Anlamı: “Ey Rabbim! Nice yüzlerin beyaz, nice yüzlerin kara olacağı günde yüzümü nurunla beyâz kıl, nurlandır.”



5. Sağ Kolunu Yıkarken:

اَللّٰــهُمَّ أَعْطِنِى كِتَابِى بِيَمِينِى وَحَاسِبْنِى حِسَابًا يَسِيراً


Okunuşu: "Allahümme a’tınî kitâbî biyemînî ve hâsibnî hisâben yesîren"


Anlamı: “Ey Rabbim! Kitabımı sağ elime ver ve hesabımı kolay gör.”



6. Sol Kolunu Yıkarken:


اَللّٰــهُمَّ لاَ تُعْطِنِى كِتَابِى بِشِمَالِى وَلاَ مِنْ وَرَاءِ ظَهْرِى وَلاَ تُحَاسِبْنِى حِسَابًا شَدِيدًا


Okunuşu: "Allahümme lâ tu’tinî kitâbî bi şimâlî ve lâ min verâi zahrî ve lâ tühâsibnî hisâben şedîden."


Anlamı: “Ey Rabbim! Kitabımı sol elime verme, arkamdan da verme ve beni sıkı hesâba çekme!”



7. Başını Meshederken:

اللهم حرم شعرى وبشرى على النار واظلنی تحت ظل عرشك يوم لا ظل إلا ظلك اَللّٰــهُمَّ غَشِّنِى بِرَ حْمَتِكَ وَأَنْزِلْ عَلَىَّ مِنْ بَرَكَاتِكَ


Okunuşu: "Allahümme harrim şa’rî ve beşerî alen-Nâr. Ve ezıllenî tahte zıllî arşike yevme lâ zılle illâ zıllüke. (Allahümme a'şini birahmetike ve enzil a'leyya min berekatik) "


Anlamı: “Ey Rabbim! Saçımı ve yüzümü ateşten koru. Senin himâyenden başka bir himâyenin bulunmadığı günde beni Arş’ının gölgesi altında gölgelendir.”


“Allah’ım beni rahmetinle sar, üzerime berekâtından indir.”


8. Kulağına Meshederken:


اَللّٰــهُمَّ اجْعَلْنِى مِنَ الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ


Okunuşu: "Allahümmec’alnî minellezîne yestemi’ûnel-kavle fe yettebiûne ahsenehû."


Anlamı: “Ey Rabbim! Beni sözü dinleyip de en güzeline ittibâ edenlerden kıl.”



9. Boynuna Meshederken:


اَللّٰــهُمَّ أَعْتِقْ رَقَبَتِى مِنَ النَّارِ وَاحْفَظْنِى مِنَ السَّلاَسِلِ وَ اْلأَغْلاَلِ وَاْلأَنْكَالِ


Okunuşu: "Allahümme a’tık rakabetî minen-Nâri vehfezni minesselasile ve eğlal(i)."


Anlamı: “Allah’ım! Beni cehennemden âzâd eyle, onun zincir ve bukağılarından muhâfaza eyle!”


10. Sağ Ayağını Yıkarken:


اَللّٰــهُمَّ ثَبِّتْ قَدَمَىَّ عَلَى الصِّرَاطِ يَوْمَ تَزِلُّ اْلأَقْدَامُ


Okunuşu: "Allahümme sebbit kademeyye ales-sırâtı yevme tezillü fîhil-ekdâmü."


Anlamı: “Ey Rabbim! Nice ayakların kaydığı günde benim ayaklarımı sırat üzerinde sabit kıl.”


11. Sol Ayağını Yıkarken:


اَللّٰــهُمَّ اجْعَلْ سَعْيِى مَشْكُورًا وَذَنْبِى مَغْفُورًا وَعَمَلِى مَقْبُولاً وَتِجَارَتِى لَنْ تَبُورَ


Okunuşu: "Allahümme’c-al li sa’yen meşkûren ve zenben mağfûren ve amelen makbûlen ve ticâreten len tebûre."


Anlamı: “Allah’ım gayretlerimi makbul, günahlarımı mağfiret ve amellerimi kabul eyle mânevî ticâretimi de zarar ettirme!”



ABDEST ALDIKTAN SONRA OKUNACAK DUA



11. Abdest Bittikten Sonra:


أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلـــهَ إِلاَّ الله وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسـُـولُهُ

اَللّـهُـمَّ اجْعَلْنِي مِـنَ التـَّــوَّابِينَ وَاجْعَلْنِـي مِـنَ الْمُتَـطَهّـِـرِيـنَ



Okunuşu: "El mütedeh-hirine vec'alni min i'badikes-salihine veca'lni minel-lezine la havfûn a'leyhim vela hüm yehzenûn. Sübhânekellahümme ve bihamdike. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke ve enne Muhammeden abduke ve resulûke esteğfirûke ve etûbû ileyk.


Anlamı: “Ey Rabbim! Beni tevbe edenlerden ve çok çok temizlenenlerden kıl. Beni sâlih kullarından eyle, beni üzerlerine hiç bir korku gelmeyen ve hiç mahzun olmayanlardan kıl. Seni her an hamdinle tesbîh ederim. Ey Rabbim şehâdet ederim ki Senden başka hiç bir ilâh yok, ancak Sen varsın. Şerîkin yok ve yine şehâdet ederim ki Muhammed Senin kulun ve Rasûlündür. Senden mağfiretini isterim ve Sana tevbe ederim.” (Abdest duâları için, bkz. Ali el-Müttakî, IX, 465-468)

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Tövbe Nedir? Tevbe İstiğfar Duâları Nelerdir? Seyyidül İstiğfar Duâsı
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 02:21 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

TTövbe Nedir? Tevbe İstiğfar Duâları Nelerdir? Seyyidül İstiğfar Duâsı

Tövbe duası, yaptığı yanlışın farkına varan ve Allah-ü Teala'dan af dileyen Müslümanların araştırdığı hususlar arasında yer alıyor. Arapça ve Türkçe olarak okunabilen Tövbe İstiğfar duası, genellikle Arapça olarak dillendirilmektedir. Peki, Tövbe istiğfar duası nasıl okunur? İşte, tövbe duası hakkında detaylı bilgiler

Tövbe, bir yanlıştan veya bir günahtan dolayı, bir daha yapılmayacağı adına yemin etmek, karar almaktır. Bu niyazla alınan karar tövbe duası ile daha da güçlenir. Okunacak olan tövbe duası bu kararın daha iyi olmasını sağlayacaktır.

Tövbe Duası Nedir?

Allah bazı özel gecelerle birlikte pek çok zaman kullarının ettiği duaları geri çevirmez. Yüce Allah, daima bana dua edin, isteyin diye buyurmuştur. Aynı zamanda her yanlıştan, hatadan sonra bana dönün, sizi ben affederim demiştir. Elbette ki bu yanlış anlaşılmasın. Allah her tövbeyi kabul etmez.

İstemeyerek, bilmeyerek veya tam emin olmayarak yapılan yanlış ve hatalara tövbe edildiği, alimlerce söylenir. Allah bana her koşuda tövbe edebilirsiniz, buyurmuştur. Tövbe duası, yanlış yoldan çıkıp, doğru yola girilmek istenmesi durumunda, okunan bir duadır. Bu duayı okuyanların tövbeleri, Allah'ın izniyle kabul görülür. Tövbe duasının Arapça ve Türkçe okunuşuna bakalım şimdi.

Tevbe, istiğfar duâlarının manası, yaptığımız bütün günahlara pişmanlık duyduğumuzu ifade etmemiz, bundan sonraki hayatımızda bir daha böyle günah ve kusurları işlemeyeceğimize Rabbimize söz vermemizdir.
Günah ve kusurlarına pişmanlık duyup, üzüntü ve elem hisseden mü'min, önce şu istiğfar duâsını huşû ve hudû ile okur:

Tövbe duasının Arapça okunuşu:


"Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe'l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyü'l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü't-tevbete ve'l-mağfirete ve'l-hidâyete lenâ, innehû, hüve't-tevvâbü'r-rahîm."
"Yâ Settere'l uyûb, Yâ gaffare'z-zünûb! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine nadim oldum, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında sayılarını bilemeyeceğim kadar çok Peygamber gelmiş, İlâhi kitapları tebliğ etmişlerdir. Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur'ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm'dır."


"Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve Rusulihi ve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'l-kaderi, hayrihî ve şerrihî minellâhi teâlâ ve'l-bâsü bade'l-mevt. Hakkun, eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh."


Tevbe istiğfar ile ilgili hadisler var mıdır? Peygamber Efendimizin yaptığı rivayet edilen tevbe istiğfar duaları.

Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:

“Ey insanlar! Allâh’a tevbe edip O’ndan af dileyiniz. Zîrâ ben O’na günde yüz defa tevbe ederim.” (Müslim, Zikir, 42)

Allah Resûlü’nün, gelmiş ve geçmiş bütün günahları affedildiği hâlde, devamlı tevbe ve istiğfarda bulunması, Allah Teâlâ’nın bahşettiği nîmetlere bir şükür olduğu kadar ümmetine de üstün bir edep dersidir.

Kulun en mühim vazîfesinin, her an Allâh’ı zikretmek ve O’na ibâdette bulunmak olduğunu bilen Nebiyy-i Ekrem Efendimiz, daha fazla ibâdet etmesi gerektiğini düşünerek her fırsatta tevbe ve istiğfâra sarılırdı. O, aynı zamanda ümmeti nâmına da tevbe ve istiğfâr ederdi.

PEYGAMBERİMİZİN TEVBE İSTİĞFAR DUALARI

İbn-i Ömer -radıyallâhu anhümâ- şöyle der:

“Biz, Resûlullâh’ın -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir mecliste yüz defa:

«Allâh’ım! Beni bağışla ve tevbemi kabul buyur! Çünkü Sen tevbeleri çok kabûl eden ve çok merhamet edensin.» dediğini sayardık.” (Ebû Dâvûd, Vitir, 26/1516; Tirmizî, Deavât, 38/3434)

Resûlullâh Efendimiz’in yapmış olduğu tevbe ve istiğfarlar, kendisinin bir hatâsından dolayı değil Allah Teâlâ’ya daha çok yakınlık kesbetmek ve O’nun rızâsını kazanmak içindir. Efendimiz, her an mânevî terakkî içinde bulunduğundan, dâimâ bir önceki hâl ve makâmı için istiğfâr etmiştir.

Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- son zamanlarında:

“Ben Allâh’ı ulûhiyet makâmına yakışmayan sıfatlardan tenzîh eder ve O’na hamd ederim. Allah’tan beni affetmesini diler ve O’na tevbe ederim.” sözlerini sık sık söyler olmuştu. Hazret-i Âişe vâlidemiz:

“–Yâ Resûlâllah! «Sübhânallâhi ve bi-hamdihî estağfirullâhe ve etûbü ileyh» sözlerini pek sık söylediğinizi görüyorum, bunun sebebi nedir?” diye sordu.

Peygamber Efendimiz:

“–Rabbim bana ümmetim içinde bir alâmet göreceğimi bildirdi. Onu gördüğümden bu yana bu tesbîhi çok söylerim. Ben o alâmeti, Mekke’nin fethine işâret eden, «Allâh’ın yardımı ulaşıp fetih gerçekleşince ve insanların grup grup Allâh’ın dinine girdiklerini gördüğünde Rabbini hamd ile tesbîh et ve O’ndan mağfiret dile! Çünkü Allâh tevbeleri çok çok kabûl edendir.” meâlindeki Nasr sûresinde gördüm.” buyurdu. (Müslim, Salât, 220)

SEYYİDÜL İSTİĞFAR DUASI

Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ümmetine farklı istiğfar şekilleri de tâlim buyurmuştur. Bunların en mühimi, “Seyyidü’l-İstiğfâr”dır ki, bunu Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- bir hadîs-i şerîflerinde şöyle beyân etmiştir:

“İstiğfârın en üstünü kulun şöyle demesidir:

Seyyidül İstiğfar Duası Arapça:

[Resim: seyyidul-stigfar-duasi-arapca-479.gif]

Seyyidül İstiğfar Duası Türkçe Okunuşu: “Allahümme ente Rabbî lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene âlâ ahdike ve va’dike mesteta’tü eûzü bike min şerri mâ sana’tü ebûu leke bi-ni’metike aleyye ve ebûu bi-zenbî fağfir lî feinnehû lâ yağfirü’z-zünûbe illâ ente.”

Seyyidül İstiğfar Duası Anlamı: «Allâh’ım! Sen benim Rabbimsin. Sen’den başka ibâdete lâyık ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Sen’in kulunum. Ezelde Sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden Sana sığınırım. Bana lûtfettiğin nîmetleri yüce huzûrunda minnetle anar, günâhımı îtirâf ederim. Beni affet, şüphe yok ki günahları Sen’den başka affedecek yoktur.»”

Resûl-i Ekrem Efendimiz sözlerine devamla şöyle buyurur:

“Her kim, bu Seyyidü’l-İstiğfârı sevâbına ve fazîletine bütün kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse cennetlik olur. Yine her kim, sevâbına ve fazîletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse Cennetlik olur.” (Buhârî, Deavât, 2, 16; Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101)

TEVBE VE İSTİĞFAR

Tevbe irâdesiz dönüş olan ölüm gelmeden evvel, irâdeli olarak Allâh’a dönmek, O’nun emir ve nehiylerine tam bir teslîmiyetle, cân u gönülden râm olmaktır. Peki tevbe ve istiğfar ne demek? Hangi vakitlerde tevbe edilmeli? Tevbenin önemi nedir? Tevbenin kabul şartları neler? Hz. Adem (a.s.) nasıl tevbe etti? Seyyidül istiğfar duası ve fazileti nedir?

Dünyâ, bir imtihân mekânı olduğundan, insanların iyiliğe de kötülüğe de meyil ve istîdâdı vardır. Bu istîdâdların hangisi teşvîk, tahrîk ve takviye olunup inkişâf ettirilirse, insan şahsiyeti ona göre bir hüviyet kazanır.

Bir kimsenin, hiç de mecbûr olmadığı hâlde, karşısındakine bir bardak su ik­râm etmesi, bir teşekkür borcu doğurur ki, bu da insânî ve vicdânî bir vecîbe kabûl edilir. Aslında bu ölçü, bize Cenâb-ı Hakk’ın sayısız nîmetleri karşısında nasıl bir minnettarlık ve şükür hissi içinde yaşamamız gerektiğini hatırlatır. Hâl böyleyken, bir insanın, fıtratında bulunan cehâlet, şehvet, kibir, gurur, hırs, cimrilik, hased, is­raf ve öfke gibi mezmum sıfatlara temâyül ederek, kısaca nefse tâbî olarak ilâhî nîmetler karşısında nan­körlük etmesi, onun sâhib olduğu fıtrî şerefe gölge düşüren büyük bir aldanıştır.

İnsanoğlu, nefsânî arzularına mağlûb olduğu ve îmânın feyz parıltılarını kaybettiği zaman günâha meyleder. Vicdanlarda ahlâkî destek azalınca, ince düşünüş ve rûhî derinlik de kaybolur. İstikâmet sâhibi olma yolunda ciddî bir zaaf ortaya çıkar. Günahlar, tatlı bir mûsikî gibi nefslere hoş gelir ve âdeta vebâlinin ağırlığı hissedilmeden işlenebilir. İnsanın dünyâya gâfilâne temâyülü neticesinde işlediği günahlar, onun insanlık şeref ve haysiye­tini de zedeler. Bu durum, rûhların günah karanlığı ile kirletilmesine sebep olur.

TEVBE VE İSTİĞFAR NEDİR?

Hâlbuki insanoğlu, mâsumluğunun saf râyihası içinde doğar ve cihâna tertemiz olarak gelir. Din de bu fıtrî temizliği korumak için Allâh tarafından insana verilen bir lutuf ve mer­hamet tecellîsidir. Dolayısıyla kul, bu iki sâik sâyesinde gaflet perdelerini aralayabi­lirse, işlediği cürmün ağırlığını vicdânında hisseder. Onun iç âleminde saklı bulunan fazîlet hisleri uyanır. Kalbi büyük bir nedâmetle için için yanar ve ılık gözyaşlarıyla Rabbine gönlünü açar. İşte bu yanış ve pişmanlık “tevbe”dir. Ardından af dilemek için Rabbe açılan ellerin sâikı olan kalblerden taşan niyâzlar da “istiğfâr”dır.

Allâh -celle celâlühû-, kulun nedâmetinden, tevbesinden, istiğfârından hoşla­nır. Çünkü O, “Rahmân” ve “Rahîm”[1] esmâsının sâhibidir ve: “…Şunu iyi bilin ki, Allâh, çokça tevbe edenleri ve çok çok temizlenenleri sever.” (el-Bakara, 222) buyurmuştur.

Allâh Teâlâ’nın kullarına olan şefkat ve merhameti, bir annenin yavrusuna olan merhametinden hiç şüphesiz çok daha fazladır. O, kullarına gazab etmek istemez. Lâkin kul, nankörlükte ve zulümde ısrar ederse, cezâyı hak etmiş olur. O’nun Rahmân ve Rahîm esmâsının muktezâsı olarak rahmeti, gazabından çok daha fazladır.

Nitekim şu hadîs-i şerifte kulların tevbe ve istiğfârı karşısında Allâh Teâlâ’nın rızâsı ve memnûniyeti ne güzel dile getirilmiştir: “Herhangi birinizin tevbe etmesinden dolayı Allâh Teâlâ’nın duyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları netice vermeyince deveyi bulma ümidini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevincinden ne söylediğinin farkında olmayarak şaşkınlıkla: «–Allâh’ım! Sen benim kulumsun; ben de senin rabbinim.» diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.” (Müslim, Tevbe, 7; Tirmizî, Kıyâmet, 49)

O’nun rahmeti her şeyi ihâta etmiştir. Nitekim Cenâb-ı Hak; “…Rahmetim her şeyi kuşatmıştır…” (el-A’râf, 156) buyurarak kullarına olan merhametinin enginliğini beyân etmiştir.

Bu hakîkati ifâde etmek üzere Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de bir hadîs-i kudsîde Allâh Teâlâ’nın: “Rahmetim gerçekten gazâbımı geçmiştir!” buyurduğunu bildirir. (Buhârî, Tevhîd, 15) Bundan dolayı bütün peygamberler, ümmet­lerini dâimâ tevbe ve istiğfâra dâvet etmişlerdir.

TÖVBENİN ÖNEMİ

Peygamberler dışında hiçbir insan, beşerî husûsiyetleri itibâriyle mâsum değil­dir; az veya çok günah işlemekle karşı karşıyadır. Bundan dolayı, Kur’ân-ı Kerîm’de günahlardan arınmanın bir ifâdesi olan “Tevbe” isminde müstakil bir sûre mevcuttur. “Tevbe” kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’de seksen küsur yerde geçer.

Yine Allâh Teâlâ’nın günahları bağışlayacağını ifâde eden yüzlerce kelimenin yanı sıra özellikle “Gafûr” ism-i şerîfi doksan iki defâ, “Gaffâr” ism-i şerîfi beş yerde tekrarlanmakta, “Gâfir” ism-i şerîf de bir defa zikredilmektedir. Bütün bunlar tevbenin ehemmiyetini ve Cenâb-ı Hak tarafından kabul edileceğini göstermekle birlikte kulları tevbe ve istiğfara teşvîk etmektedir. Kulun, günâhının hattâ gafletinin suç olduğunu bilmesi bir irfân, Rabbinden af dilemesi de bir vicdân borcudur. Günâhın bir suç olduğunu bilememe ve ondan dönmenin lüzûmunu idrâk edememe gafleti, -Allâh muhâfaza buyursun- kalbin iflâsı ve cehennem yolculuğunun alâmetidir.

Allâh Teâlâ böyleleri hakkında şu acıklı tehditte bulunmaktadır: “...Kim ki tevbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir!” (el-Hucurât, 11) Hadîs-i şerîfte: “Yapılan günahlardan pişmanlık, tevbedir. Günahlarına tevbe eden kimse sanki o günâhı işlememiş gibi olur.” (İbn-i Mâce, Zühd, 30/4252; es-Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 161) buyrulmuştur.

Kul bir hatâ işlediği zaman Allâh’ın affedeceğine mağrur olarak (aldanarak) gecikmemeli, hemen tevbe ipine sarılmalıdır. Zîrâ âyet-i kerîmede tevbenin kabûlü için acele etmek gerektiği şöyle bildirilmektedir: “Allâh katında makbûl olan tevbe ancak o kimselerin tevbesidir ki, onlar bilmeyerek günah işlerler, sonra da çok geçmeden tevbe ederler. Allâh, Alîm (hakkıyla bilen)dir, Hakîm (her işi hikmetli ve sağlam olan)’dır.” (en-Nisâ, 17)

TÖVBEYİ GECİKTİRMEK

Şeytana aldanarak tevbeyi geciktirenlerin ise hazin âkıbetini şöyle haber vermektedir: “Yoksa o günahları işleyip de nihâyet onlardan birine ölüm gelince: «Şüphesiz ben şimdi tevbe ettim.» diyenlerin tevbesi (makbûl bir tevbe) değildir; kâfir kimseler olarak ölenlerinki de makbûl değildir. İşte onlar yok mu, kendileri için pek elem verici bir azap hazırladık.” (en-Nisâ, 18)

Bâzı âlimlerimiz, âyet-i kerîmedeki bu ilâhî îkâz ve tehditten kurtulmanın yolunu göstererek: “Ölüm gelmeden evvel tevbe etmekte acele ediniz!” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 65) demişlerdir.

TÖVBENİN KABUL ŞARTLARI

Ayrıca tevbenin kabûlü için, yalnız dilin “estağfirullâh” demesi, kâfî değildir. Bununla birlikte kalbî bir titreyiş ve aynı hatâyı tekrar etmemeye azmetmek zarûrîdir.

Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- tevbede lüzûmlu olan hâlet-i rûhiyeyi şu şekilde ifâde eder: “Nedâmet ateşiyle dolu bir gönülle ve nemli gözlerle tevbe et! Zîrâ çiçekler, gü­neşli ve ıslak yerlerde açar!” Tevbe ve istiğfâr, ferd ve milletleri selâmete götürür. Gelecek belâ ve musîbet­leri izâle eder.

Şu hadîs-i şerîf, mü’minlerin davranışlarını tanzîmde büyük bir ehemmiyet arz eder: “Bir mü’min, Allâh’ın azâbının şiddetini bilse idi, cennetten ümîdini keserdi! Kâfirler de, Allâh’ın merhametinin ne (kadar geniş) olduğunu bilselerdi, cen­nete girmeyi ümîd ederlerdi!” (Müslim, Tevbe, 23) Bu bakımdan her bir mü’min, “havf ve recâ”; yâni “korku ile ümîd” arasında yaşamalı; “Cehenneme sâdece bir kişi girecek!” deseler, “Acabâ ben miyim?” korkusu içinde, “Cen­nete sâdece bir kişi girecek!” deseler, yine “Acabâ o ben miyim?” ümîdi içinde olmalıdır. Korkuda kademeleşme olduğu gibi muhabbette de bir kademeleşme söz konusudur.

Günahkâr kimseler Allâh’ın azâbından korktukları hâlde ehlullâh, gönüllerinin mahbûbu Cenâb-ı Hakk’ı incitmekten ve sevgisinden mahrum kalmaktan korkarlar. Unutulmamalıdır ki peygamberler dahî zelle işlemiş, onun ıztırâbı ile tevbe ve istiğfâr içinde yaşamış, böylece kendilerine beşerî acziyet tattırılmıştır. Çünkü mutlak üstünlük ancak Allâh’a âittir. Acziyetten müstesnâ ve münezzeh olan yalnızca O’dur.

İLK TÖVBE EDEN İNSAN: HZ. ADEM’İN (A.S.) TÖVBESİ

İlk tevbe eden peygamber Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’dır. Havvâ vâlide­mizle beraber yaptıkları şu tevbe meşhûrdur: “…Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımaz­san, mutlakâ ziyân edenlerden oluruz.” (el-A’râf, 23) Bu duâ, kendilerinden sonra kıyâmete kadar gelecek evlâdlarına en güzel bir istiğfâr nümûnesidir.

Cenâb-ı Hak, merhameti sebebiyle kullarını tevbe ve istiğfâra dâvet eden ve böylece onları bağışlayacağını müjdeleyen âyetlerinde şöyle buyurmaktadır: “An­cak (yap­tı­ğı kö­tü­lük­ler­den) vaz­ge­çip îmân ede­rek sâ­lih amel­ler iş­le­yen­ler var ya, iş­te Al­lâh on­la­rın kö­tü­lük­le­ri­ni iyi­lik­le­re (gü­nah­la­rı­nı se­vap­la­ra) çe­vi­rir. Al­lâh çok ba­ğış­la­yı­cı, en­gin mer­ha­met sâhibi­dir. Kim tevbe edip amel-i sâlih işlerse, şüphesiz o, tevbesi kabûl edilmiş olarak Allâh’a döner.” (el-Fur­kân, 70-71) “O (muhsinler ki) bir günah işledikleri yahut nefslerine zulmettikleri zaman Allâh’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allâh’tan başka günahları kim affedebilir? Bir de onlar, bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler. İşte onların mükâfâtı Rableri tarafından bağışlanma ve altından ırmaklar akan, ebedî kalacakları cennetlerdir. Amel-i sâlih işleyenlerin mükâfâtı ne güzeldir!” (Âl-i İmran, 135-136)

Âyet-i kerîmede, ihsân kıvâmında bir hayat sürenlerin günahta ısrar etmedikleri ve hemen tevbeye sarıldıkları vurgulanmaktadır. Zîrâ onlar: “Isrâr edildikçe küçük günahlar küçük olarak kalmayıp büyük günah hâline gelir; istiğfâra devâm edildikçe de büyük günahlar affedilip silinir.” hikmetince hareket etmektedirler.

Âyet-i kerîmelerde buyrulur: “Onlar bilmezler mi ki Allâh kullarının tevbesini kabûl eder ve sadakaları (bizzat) alır. Çünkü Allâh tevbeleri çok çok kabûl buyuran ve Rahîm olandır.” (et-Tevbe, 104) “(Ey Ra­sû­lüm!) De ki: Si­zin duâ ve ni­yâz­la­rı­nız ol­ma­zsa, Rab­bim si­ze ne di­ye de­ğer ver­sin?..” (el-Fur­kân, 77)

DUADA EN ÖNEMLİ HUSUS

Duâda asıl olan, ihlâs, muhabbet ve samîmiyettir. Samîmî duâlar, bir muhabbet tezâhürüdür. Yukarıdaki âyet-i kerîme, kulun, muhabbetle yapılan bir duâ ile değer kazandığını ifâde buyurmaktadır. Bu yüzden tevbeler cân ü gönülden olmalıdır.

Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur: “Ey îmân edenler! Samîmî bir tevbe ile Allâh’a dönün! (Ancak böyle yaptığı­nız takdirde) umulur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi affeder!..” (et-Tahrîm, 8) “Ancak tevbe edip hâllerini düzeltenler, Allâh’a sımsıkı sarılıp dinlerini yalnız O’na has kılanlar başkadır. İşte onlar, (gerçekte) mü’min­lerle beraberdirler ve Allâh, mü’minlere yakında büyük mükâfât verecektir.” (en-Nisâ, 146) “Allâh, sizin tevbenizi kabûl etmek ister; nefsânî arzularına uyanlar ise, büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.” (en-Nisâ, 27)

İlâhî emirlere muhâlefet mânâsına gelen günah işleme keyfiyetinden tamâmen uzak kalınmaya çalışılsa bile, Cenâb-ı Hakk’ın nîmetlerine lâyıkıyla şükredebilmek mümkün olmadığı için, hiç kimse tevbe ve istiğfârdan müstağnî kalamaz. Bu husustaki beşerî acziyet, herkes için geçerlidir. Şâyet şükre muvaffak olunsa, bu da bir nîmet olduğundan, başka bir şükrü îcâb ettirir.

Böylece şükür borcu, beşer üzerinde sonsuza kadar devâm eder. Hatâ ile me’lûf kılınan insanın bütünüyle günahlardan uzak kalması çok zordur. Kul gafleten de olsa günâha düşecek, acziyetini hissedecek ve Yüce Rabbine ilticâ edecektir. İnsanın, Rabbinin azametini ve kendi hiçliğini tam olarak idrâk etmesi bu ilticâ ve yakarışların derinliğine ve keyfiyetine bağlıdır.

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Her insan birçok hatâ yapabilir. Fakat hatâ yapanların en hayırlısı çokça tevbe edenlerdir.” (İbn-i Mâce, Zühd, 30/4251)

PEYGAMBER EFENDİMİZİN TÖVBE VE İSTİĞFARI

Hatâ işleme keyfiyetinden peygamberler bile hâriç değildir. Onlar da zaman zaman hatâ yapmışlar ve Rablerine tevbe ve istiğfârda bulunmuşlardır.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur: “Bâzen kalbimin perdelendiği olur. Ama ben Allâh’a günde yüz defa istiğfâr ediyorum.” (Müslim, Zikir, 41; Ebû Dâvûd, Vitir, 26) “Vallâhi ben günde yetmiş defâdan fazla Allâh’tan beni bağışlamasını diler, tevbe ederim.” (Buhârî, Deavât, 3; Tirmizî, Tefsîr, 47; İbni Mâce, Edeb, 57)

Ancak Rasûlullâh Efendimiz’in bu tevbe ve istiğfârı çoğu zaman bir hatâsından dolayı değil, Allâh Teâlâ’ya daha çok yakınlık kesbetmek ve O’nun rızâsını kazanmak içindir. Efendimiz her an mânevî bir terakkî içinde bulunduğundan, bir sonraki hâl ve makâmına göre daha aşağı seviyede bulunan bir önceki hâl ve makâmına istiğfâr etmiştir. Ümmetine farklı istiğfâr şekilleri tâlim buyurmuştur. Bunların en mühimi “seyyidü’l-istiğfâr”dır.

SEYYİDÜL İSTİĞFAR DUASI VE FAZİLETİ

Şeddâd bin Evs -radıyallâhu anh-’dan rivâyet edildiğine göre Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “İstiğfârın en üstünü kulun şöyle demesidir:

اَللّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ، وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ، أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَيَّ وَأَبُوءُ لَكَ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي، فَإِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ

Allâh’ım! Sen benim Rabbimsin. İbâdete lâyık Sen’den başka ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Sen’in kulunum. Ezelde Sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden Sana sığınırım. Bana lutfettiğin nîmetleri yüce huzûrunda minnetle anar, günâhımı îtirâf ederim. Beni affet; şüphe yok ki günahları Sen’den başka affedecek yoktur.”

Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, sözüne şöyle devam etti: “Her kim, bu seyyidü’l-istiğfârı sevâbına ve fazîletine bütün kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse cennetlik olur. Yine her kim, sevâbına ve fazîletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse cennetlik olur.” (Buhârî, Deavât, 2, 16; Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101; Tirmizî, Deavât, 15; Nesâî, İstiâze, 57)

Hakîkaten Cenâb-ı Hakk’ın nîmetleri, bizim şükrümüzün erişemeyeceği kadar sayısızdır. Âyet-i kerîmede buyrulur: “O size istediğiniz her şeyden verdi. Allâh’ın nîmetlerini saymaya çalışsanız, saya­mazsınız! Doğrusu insan, (Allâh’ın sonsuz nîmetleri karşısında) çok zâlim (ve) çok nankördür!” (İbrâhîm, 34)

Tâbiînin ileri gelen âlimlerinden Atâ bin Ebî Rebâh -rahmetullâhi aleyh- Peygamber Efendimiz’in istiğfâr ve şükrü ile alâkalı şöyle bir hâdise anlatıyor: Hazret-i Âişe’ye: “–Allâh Rasûlü’nde gördüğün en hayranlık verici hâli bana anlatır mısın?” dedim.

Âişe vâlidemiz: “–Onun hangi hâli hayranlık vermezdi ki!” dedi ve şöyle devam etti: “–Bir gece yanıma geldi, yatağa girdi, bir müddet sonra: “–Müsâade edersen kalkıp Rabbime ibâdet edeyim.” dedi.

Ben de: “–Vallâhi seninle berâber olmayı çok isterim, ancak senin sevdiğin şeyi daha çok severim.” dedim.

Bunun üzerine kalktı, abdest aldı, sonra namaza durdu ve ağlamaya başladı. O kadar ağladı ki gözyaşları göğsünü ıslattı. Sonra rükûya vardı, yine ağladı, sonra secdeye vardı, secdede iken de ağladı, sonra secdeden başını kaldırdı yine ağladı. Bu durum, tâ Bilâl -radıyallâhu anh- gelip de sabah ezânını okuyuncaya kadar devam etti.

Hazret-i Bilâl, Habîb-i Ekrem Efendimiz’in ağladığını görünce: “–Ey Allâh’ın Rasûlü, geçmiş ve gelecek bütün günahların affedildiği hâlde seni bu kadar ağlatan nedir?” diye sordu. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “–(Yâ Bilâl!) Allâh’a çok şükreden bir kul olmayayım mı? Vallâhi bu gece bana öyle bir âyet indirildi ki, onu okuyup da üzerinde tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun!” dedi ve şu âyet-i kerîmeleri okudu: “Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akl-ı selîm sâhipleri için (Allâh’ın birliğini gösteren) kesin deliller vardır. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her an) Allâh’ı zikreder, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin tefekkür ederler ve «Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen’i her türlü noksan sıfatlardan tenzîh ederiz, bizi cehennem azabından koru!» (diye yalvarırlar.)” (Âl-i İmrân, 190-191) (İbn-i Hibbân, II, 386)

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu sözleriyle, Cenâb-ı Hakk’ın bahşetmiş olduğu nîmetlerin, kulluğu azaltmaya değil, aksine teşekkürü artırmaya vesîle olması gerektiğini bildirmiştir. Âyet-i kerîmelerde husûsiyle üç şeye dikkat çekilmiştir. Bunlar azamet-i ilâhiyeyi tefekkür, bu azamet karşısında insanın acziyetini idrak ve bunun tabiî bir neticesi olarak Yüce Dîvân’a ilticâ ve yakarıştır. Bu âyet-i kerîmeler nâzil olduğu gece Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, gökteki yıldızları imrendirecek gözyaşları ile sabaha kadar ağlamıştı. Allâh’ın lutfu ile mü’minlerin de gözyaşları, muhakkak ki fânî gecelerin ziyneti, kabir karanlıklarının aydınlığı, âhiretteki cennet bahçelerinin şebnemleridir.

HANGİ VAKİTLERDE TÖVBE ETMELİ?

Tevbenin en kıymetli vakitleri seherlerdir. Ce­nâb-ı Hak, ilâ­hî nî­met­le­re maz­har ola­cak bah­ti­yar kul­la­rının s­eher­le­ri ihyâ eden takvâ sâhibi kimseler olduğunu şöy­le beyân bu­yu­rur: “O mut­ta­kî­ler, ge­ce­le­ri pek az uyur­lar, se­her va­kit­le­rin­de de is­tiğ­fâ­ra de­vâm eder­ler­.” (ez-Zâ­ri­yât, 17-18) “(O Rah­mân’ın kul­la­rı ki,) Rab­le­ri­nin hu­zû­run­da sec­de­le­re ka­pa­na­rak ve kı­yâ­ma du­ra­rak ge­ce­le­ri­ni ih­yâ eder­ler.” (el-Fur­kân, 64)

Seherlerden sonra nasıl ki şafak vakti gelip karanlıklar uzaklaşır ise seher vakit­lerindeki istiğfârlar da, günah karanlıklarından kurtulup nûrlu mağfiret şafaklarına kavuşmamızın rahmet iklîmidir!

Dipnot: [1] Rahmân, mübâlağa sîğası olup “rahmeti bol olan” demektir. Rahîm ise istimrar ifâde ederek “rahmet eden ve rahmetini mahlûkâtına ulaştıran” demektir.

Bu konuyu yazdır