| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Camiye Girip-Çıkarken Okunan Duâlar |
|
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 01:44 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar
- Yorum Yok
|
 |
Camiye Girip-Çıkarken Okunan Duâlar
CAMİYE GİRERKEN
Camiye girerken önce sağ ayak ile girilir. Sağ ayak caminin kapısından içeriye atılırken (basılırken) Hz. Peygamber (s.a.v.)'e Salat-ı Selam getirilir. Yani;
"Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin ve sahbihî ve sellim. Allahümme'ftah lî ebvâbe rahmetike."
"Allah'ım benim için sonsuz rahmetinin kapılarını aç, lûtfeyle ya Rab!"
Peygamber Efendimizin mescide/camiye girerken ve mescitten/camiden çıkarken okuduğu dua.
Sizden biriniz mescide girdiği vakit peygambere salât ve selâm etsin. Ve:
CAMİYE GİRERKEN
![[Resim: camiye-girerken-okunacak-dua.png]](https://efsane1turk.net/EfsaneUploads3/camiye-girerken-okunacak-dua.png)
Ey Rabbim! Bana rahmetinin kapılarını aç!” desin. (Ebû Dâvud, Salât, 18/465)
Çıkarken de peygambere salât ve selâm etsin ve:
CAMİDEN ÇIKARKEN
![[Resim: camiden-cikarken-okunacak-dua.png]](https://efsane1turk.net/EfsaneUploads3/camiden-cikarken-okunacak-dua.png)
“Ey Rabbim! Beni şeytandan koru” desin. (İbn Mâce, Mesâcid, 13)
"Allahümme inni es'elüke min fadlike."
"Yâ Rab, senin fazlından, kereminden istiyorum." (Tirmizi)
Peygamber Efendimiz (s.a.v) camiye girerken ve camiden çıkarken ne söylerdi? İşte camiye girerken ve çıkarken okunacak duanın Arapçası, Türkçe okunuşu ve anlamı...
Hz. Hüseyin’in kızı Fâtıma (r.a), muhtereme ninesi Fâtımatü’l-Kübrâ’dan (r.a) naklediyor:
“Resûlullah Efendimiz, mescide girerlerken Muhammed’e (s.a.v.) salât u selâmda bulunurlar ve şöyle buyururlardı:
رَبِّ اغْفِرْ لِي ذُنُوبِي، وَافْتَحْ لِي أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ
Okunuşu: "َRabbi’ğfirlî zünûbî ve’ftahlî ebvâbe rahmetike."
«Rabbim, günahlarımı mağfiret eyle ve bana rahmetinin kapılarını aç!»
Çıkarlarken de Muhammed’e (s.a.v) salât u selâmda bulunurlar ve şöyle buyururlardı:
رَبِّ اغْفِرْ لِي ذُنُوبِي، وَافْتَحْ لِي أَبْوَابَ فَضْلِكَ
Okunuşu: "َRabbi’ğfirlî zünûbî, veftahlî ebvâbe fazlik."
«Rabbim, günahlarımı mağfiret eyle ve bana fazl u ihsânının kapılarını aç!»” (Tirmizî, Salât, 117/314; Ahmed, VI, 282. Bkz. İbn-i Mâce, Mesâcid, 13; )
Bu dua, mescide girmeden evvel de okunabilir, girdikten sonra da. Ama önce okumak daha evlâdır.
Peygamber Efendimiz de kendi Peygamberliklerine îmân ediyorlardı. Bu sebeple kendilerine salât u selâm ediyor, Peygamberlik makâmına tâzimde bulunuyorlardı. Bunun yanında bir de ümmetine nasıl dua edeceklerini öğretiyorlardı.
Camiye girerken rahmet isteniyor, böylece Allah Teâlâ’nın sevabına ve Cennet’ine yaklaşılıyor. Çıkarken de Cenâb-ı Hakk’ın fazl u ihsânı taleb ediliyor. Zîrâ namazdan sonra mü’minler helâl rızık temini ile meşgul olacaklardır. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah’ı zikretmeye (hutbe ve namaza) koşun ve alışverişi bırakın! Eğer bilirseniz elbette bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın fazlından (lütfundan) nasibinizi arayın! Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (el-Cum’a, 9-10)
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz mescide girdiğinde salât-ü selam getirir ve şöyle dua ederdi:
***Allahümmağfirlî zünûbî veftahlî ebvâbe rahmetik.
Anlamı: Ey Allah’ım, benim günahlarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç.
Mescitten çıkarken de yine salât-ü selam getirir ve şöyle derdi:
***Allahümmağfirlî zünûbî, veftahlî ebvâbe fazlik.
Anlamı: Ey Allah’ım, benim günahlarımı bağışla ve bana fazl-u ihsan kapılarını aç.
Bazen de mescitten çıkarken şu duayı okurdu:
***Allahümme a’sımnî mineşşeytânirracîm.
Anlamı: Allah’ım, beni taşlanmış şeytandan muhafaza eyle.
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurdular ki:
Kim evinden namaz kılmak üzere çıkar ve bu (aşağıdaki) duayı okursa, Allahu Teâla ona rahmet nazarıyla teveccüh eder ve yetmiş bin melek de kendisi için istiğfarda bulunur:
***Allâhümme innî es’elüke bi-hakkıs-sâilîne aleyke, ve es’elüke bihakkı memşâye hâzâ.Fe innî lem ehruc eşeran ve lâ beteran ve lâ riyâen ve lâ süm’aten. Ve haractü’t-tikâe suhtike vebtiğâe merdâtike. Fe-es’elüke en tu’îzenî minennâri ve en teğfiralî zünûbî. İnnehû le’yağfiruz-zünûbe illa ente.
Anlamı: Ey Allah’ım! Senden isteyenlerin senin katındaki hakkı için ve şu yürüyüşümün hakkı için senden istiyorum. Ben kibirlenmek, böbürlenmek veya görsünler, desinler gibi adi maksatlarla evden çıkmış değilim. Senin gazabından sakınmak, rızanı kazanmak için evden çıktım. Öyleyse beni ateşten korumanı istiyorum. Günahlarımı bağışlamanı talep ediyorum. Çünkü senden başka günahları affeden yoktur.
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurdular ki:
***”Müslüman bir kimse, namaz ve zikir için mescidi vatan edindiği(ve oraya çokça gitmeyi alışkanlık haline getirdiği) zaman Allah’ın onun bu halinden duyduğu sevinç, tıpkı gurbette adamı olan kimselerin onun yanlarına dönmesiyle (kavuşmaktan) duydukları sevinç gibidir.”
Yine buyurdular ki:
***”Allah’ı zikreden bir cemaatle sabah namazı vaktinden, güneş doğuncaya kadar birlikte oturmam, bana İsmailoğullarından dört tanesini azat etmemden daha sevgili gelir. Allah’ı zikreden bir cemaatle ikindi namazı vaktinden güneş batımına kadar oturmam da, dört kişi azat etmemden daha sevgili gelir.”
***Mümin namazını kıldıktan sonra, mescitte kaldığı müddetçe melekler ona mağfiret duasında bulunur ve “Allah’ım ona mağfiret et, Allah’ım ona rahmet et. Allah’ım, onun tevbesini kabul et.” derler. Bu kişi, orada hiç kimseye eza vermedikçe böyle devam eder.”
Bu müjdeye mazhar olmak için müminin, ibadet ve zikrullahla meşgul olması gerekir.
|
|
|
Yatarken Okunacak Dua |
|
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 01:37 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar
- Yorum Yok
|
 |
Yatarken Okunacak Dua
Hz. Peygamber (a.s.v.) geceleyin yatmak üzere yatağına girdiği zaman, sağ elini sağ yanağının altına kordu. Ve şu duâyı okurdu:
"Bismikellâhümme ehyâ ve emûtü."
"Allah'ım! Senin isminle diriliyor, senin isminle ölüyorum."
YATARKEN DİĞER BİR DUÂ
Nebiyy-i Ekrem Efendimiz yatağına girince sağına yatar,sağ elinin içini sağ yanağına getirir, böylece Allah'a teslim olma duâsını okurdu. Bu duâ şöyleydi:
Yatak Duası Arapça:
![[Resim: Yatarken%20Okunacak%20Dua%201.jpg]](https://efsane1turk.net/EfsaneUploads3/Yatarken%20Okunacak%20Dua%201.jpg)
"Allahümme eslemtü nefsî ileyke. Ve veccehtü vechî ileyke. Ve fevvadtü emrî ileyke. Ve elce'tü zahrî ileyke, rağbeten ve rehbeten ileyke. Lâ melce'e, velâ mencee minke illâ ileyke. Âmentü bi-kitabikellezî enzelte, ve binebiyyikellezî erselte."
"Allah'ım, nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim. İşimi sana havale ettim. Sırtımı sana hem korkarak, hem de ümid ederek dayadım. Zaten senden başka sığınacak, sende başka dayanacak melce' ve mence'de yoktur. Kurtarış ve himaye ancak sendendir, sana mahsustur. Allah'ım indirdiğin kitabına, gönderdiğin Peygamberine iman ettim. Bu hal ve iman ile uykuya yatıyorum."
Yatak Duası Türkçe: Allâhümme eslemtü nefsî ileyke ve veccehtü vechî ileyke ve fevvaztü emrî ileyke ve elce'tü zahrî ileyke, rağbeten ve rehbeten ileyke, lâ melcee velâ mencâ minke illâ ileyke. Âmentü bi-kitâbikellezî enzelte ve bi-nebiyyikellezî erselte.
Yatak Duası Anlamı: Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım, işimde sana güvendim. (Rızânı) isteyerek, (azâbından) korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.
Eğer bu duayı yapıp yattığın gece ölürsen, iman üzere ölürsün, ölmez de sabaha çıkarsan hayra kavuşursun.” (Buhârî, Vudû 75, Daavât 6; Müslim, Zikr 56-58. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 98.)
Buhârî ve Müslim’in Sahîh’lerinde (gösterilen yerlerde) yine Berâ İbni Âzib’den rivayet edildiğine göre Berâ, “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu” demiştir:
- “Yatağına yatacağın zaman, namaz kılmak için abdest alıyor gibi abdest al, sonra sağ tarafına yat ve -yukarıdaki duayı aynen zikrederek- böyle dua et!” Sonra da şunu ilâve etti:
- “En son sözün bu dua olsun!”
|
|
|
Binite, Ata veya Arabaya Binerken Okunacak Dua |
|
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 01:25 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar
- Yorum Yok
|
 |
Binite, Ata veya Arabaya Binerken Okunacak Dua
ARACA BİNİLDİĞİNDE OKUNACAK DUALAR:
1. İmam Mâlik'in bildirdiğine göre, Hz. Peygamber (asm), sefer niyetiyle ayağını bineğinin özengisine koyduğu zaman şu duayı okurdu:
"Bismillah! Allah'ım! Sen seferde arkadaşım, ailemde vekilîmsin. Allah'ım, yeryüzünü bize hizmet ettir, yolculuğumuzu kolaylaştır. Allah'ım, yolun zorluklarından, üzüntülü bir şekilde eve dönmekten, malımızda ve ailemizde meydana gelebilecek kötülüklerden sana sığınıyorum." (Muvatta, İsti'zân 34, (2, 977).
2. Hz. Ali'ye (ra), binmesi için bir hayvan getirildi. O, ayağını özengiye koydu ve: "Bismillah" dedi. Doğrulup hayvanın üzerine oturduğunda da aşağıdaki duayı okudu:
![[Resim: Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken...ua%201.gif]](https://efsane1turk.net/EfsaneUploads3/Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken%20Okunacak%20Dua%201.gif)
سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَنَا هَٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُۥ مُقْرِنِينَ وَإِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ
Subhanellezî sehhara lenâ hazâ ve mâ künnâ lehû mukrinîn. Ve innâ ilâ Rabbinâ le münkali-bûn."
(Zuhrûf, 43/13'den iktibas)
ANLAMI: "Bu bineği bizim hizmetimize veren Allah'ı tesbih ederiz. Öyle olmasaydı biz ona güç yetiremezdik. Biz elbette Rabbimize dönmekteyiz."
"Hiç de lâyık olmadığımız halde bize bunu müsahhar kılan Allah'ı tesbîh ederim." (19) diyen kimse, bu bineğinden inmeden ölürse şehîd olarak ölmüş olur."
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لِتَسْتَوُۥا۟ عَلَىٰ ظُهُورِهِۦ ثُمَّ تَذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا ٱسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا۟ سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَنَا هَٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُۥ مُقْرِنِينَ وَإِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Li testevû alâ zuhûrihî summe tezkurû ni’mete rabbikum izesteveytum aleyhi, ve tekûlû subhânellezî sehhare lenâ hâzâ ve mâ kunnâ lehu mukrinîn. Ve innâ ilâ rabbinâ le munkalibûn
Meali :
O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve “Bunu hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz” diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.
Sadakallahul Aziym Zuhruf Suresi 13 . Ayet
Ayrıca binite binerken:
![[Resim: Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken...ua%202.gif]](https://efsane1turk.net/EfsaneUploads3/Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken%20Okunacak%20Dua%202.gif)
"Bismillâhi mecrâhâ ve mursâhâ, inne rabbî le gafûrun rahîm.
“O’nun yürümesi ve durması Allah’ın adıyladır. Rabbim bağışlar ve merhamet eder.” denilmelidir.
denilmelidir. (20)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَقَالَ ٱرْكَبُوا۟ فِيهَا بِسْمِ ٱللَّهِ مَجْر۪ىٰهَا وَمُرْسَىٰهَآ ۚ إِنَّ رَبِّى لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve kâlerkebû fîhâ bismillâhi mecrâhâ ve mursâhâ, inne rabbî le gafûrun rahîm
Meali :
(Nûh), “Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” dedi.
Sadakallahul Aziym Hûd Suresi 41. Ayet
![[Resim: Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken...ua%203.png]](https://efsane1turk.net/EfsaneUploads3/Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken%20Okunacak%20Dua%203.png)
Sübhânellezî sehhara lenâ hâzâ vemâ künnâ lehû mukrinîn. Ve innâ ilâ rabbinâ le-munkalibûn.
Bi’smillâhi mecrâhâ ve mürsâhâ inne rabbî le-ğafûru’r-rahîm. Ve mâ-kaderu’llâhe hakka kadrihî vel‘ardu cemî‘an kabzatühû yevme’l-kıyâmeti ve’s-semâvâtü matviyyâtün bi-yemînihî sübhânehû ve te‘âlâ ammâ yüşrikûn.
Türkçe Anlamı:
Bunu bizim hizmetimize vereni tesbîh ve takdîs ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik. Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz. (Zuhruf, 13, 14)
“Yüzüp gitmesine de durmasına da bismillâh. Muhakkak ki Rabbim Ğafûr ve Rahîmdir.” Allâh’ı layık olduğu şekilde takdîr edemediler. Halbuki kıyâmet günü yeryüzü tamâmen O’nun kabza-i kudretindedir. Gökler de yine O’nun yed-i kudretinde dürülmüşlerdir. O, onların şirk koştukları şeylerden tamâmen münezzeh ve çok yücedir. (Hûd s. 41, Zümer s. 67)
Sonra da şöyle dua etti:
![[Resim: Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken...ua%204.gif]](https://efsane1turk.net/EfsaneUploads3/Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken%20Okunacak%20Dua%204.gif)
"Sübhâneke, innî zalemtü nefsî, fa'ğfir lî, innehû lâ yağfîru'z-zünûbe illâ ente."
ANLAMI: "Allah'ım, Seni tenzih ederim, ben kendime haksızlık ettim, beni affet, çünkü Senden başka günahları affedecek yoktur."
![[Resim: Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken...ua%205.gif]](https://efsane1turk.net/EfsaneUploads3/Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken%20Okunacak%20Dua%205.gif)
3. "Allâhümme innâ nes'elüke fî seferinâ hâze'1-bir-ra ve't-takvâ ve mine'l-ameli mâ terdâ."
ANLAMI: "Allah'ım, bu yolculuğumuzda Senden, hep iyilik üzere olmayı, dînî ölçüler içinde kalmayı nasip etmeni ve Seni hoşnud edecek işler yapmaya muvaffak kılmanı istiyoruz."
|
|
|
Selam Vermek Eve Girmek Için Izin Almak Aksirana Dua Etmek |
|
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 07:04 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar
- Yorum Yok
|
 |
SELÂM VERMEK, EVE GİRMEK İÇİN İZİN İSTEMEK, AKSIRANA KARŞILIK DUÂ ETMEK VE BUNLARLA İLGİLİ MESELELER
Allah Tealâ buyurmuştur: "Evlere girdiğiniz zaman, Allah katında mübarek olan, Hoş olan bir sağlık dileyişi ile kendinizden olanlara (mü´min-Iere) selâm verin" buyurmuştur[1]
Yine Allah Tealâ
"Bir selâmla selâmlandığımz zaman, ondan daha güzeli ile mukabele edin, yahut aynen karşılığını verin."[2] buyurmuştur.
Yine Allah Tealâ:
"Kendi evlerinizden başka evlere sahihlerinden izin istemedikçe ve onlara selâm vermedikçe girmeyiniz" buyurmuştur.[3]
"Sizin çocuklarınız bulûğ çağına erince, onlardan önceki büyük kardeşleri izin istedikleri gibi izin istesinler (de odalarınıza girsinler)" buyurmuştur.[4]
Yine Allah Tealâ:
"(Ey Peygamber!) Kendilerine ikramda bulunulan İbrahim´in müsa-firlerinin haberi sana geldi mi Hani onlar İbrahim´in yanma girmişlerdi de selâm vermişlerdi. İbrahim de selâm ile mukabele etmişti" buyurmuştur.[5]
Bil ki, selâmın asli kitab, sünnet ve icmâ ile sabittir. Selâmın münferid olarak meseleleri bir araya toplanmayacak kadar çoktur. Ben İnşa Allah az bölümler içinde selâmın maksadlarını özetleyeceğim. Esası gözetmek, hakka isabet etmek, hidayet ve başarı ancak Allah´ın yardımı iledir.
Selamın Fazileti Ve Selamı Yaymanın Emredildiği
612- Abdullah İbni Amr İbni´l-As´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, "Bir adam Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e sordu: İslâmin hangi işi sevab bakımından daha faziletlidir Peygamber (s.a.v): Yemek yedirirsin, tanıdığına ve tanımadığına selam verirsin, buyurdu."[6]
613- Yine Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh), o da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den anlatarak dedi ki, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: "Aziz ve yüce olan Allah (ilk peygamber) Âdem´i Kâmil insan şeklinde yarattı. Boyu altmış arşındı. Allah onu yaratınca, (kendisine) dedi: Git, şu oturmakta olan melekler toplululuğuna selâm ver de, sana nasıl karşılık vereceklerini dinle. Çünkü onların vereceği selâm karşılığı, hem senin, hem de gelecek evladlarının selâma cevab verme şeklidir. Âdem (o meleklere) Esselâmu Aleykum, dedi. Onlar da (karşılık olarak: Esselâmu Aleyke ve rahmetullahi, dediler. Böylece selâma "Ve rahmetullahi" sözünü eklediler"[7]
614- Berâ´ İbni Âzib´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayette o şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yedi şeyi emretti: Hastayı ziyaret etmeyi, (define kadar) cenazeleri takib etmeyi, Aksırana (ve Elhamdü Hilali diyene teşmit yapmayı) Yerkamukellâh demeyi, zayıf kimseye yardım etmeyi, haksızlığa uğrayanın hakkını korumayı, selâmı yaymayı ve yeminde sadık kalmayı..."[8]
615- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"İman etmedikçe Cennet´e giremezsiniz.Birbirinizi sevmedikçe de îman etmiş olmazsınız.Size bir şey göstereyim mi ki, onu yaptığınız zaman birbirinizi sevmiş olasınız Selâmı aranızda yayın. "[9]
616- Abdullah îbni Selâm´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde o demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu işittim: "Ey insanlar! Selâmı yayın, yemek yedirin akrabaya iyilik yapın (onlarla ilgiyi kesmeyin) ve insanlar uyurken namaz kılın: böylece selâmetle cennete girersiniz."[10]
617- Ebû ümâme´den (Radıyallahu Anh) rivayetimizde şöyle demiştir: "Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem selâmı yaymamızı bize emretti."[11]
618- İshak İbni Abdullah İbni Ebû Talhâ´dan rivayet edilmiştir ki, Tufeyl İbni Ubeyy İbni Kâ´b İshak´a anlatmıştır. (Tabi´inden olan Tufeyl, yine Tabi´inden İshak´a bildiriyor ki,) kendisi (Ashabdan) Abdullah İbni Ömer´e gider ve onunla sabahleyin çarşıya çıkardı. Der ki, biz sabahleyin çarşıya girdiğimiz zaman, Abdullah bizimle uğradığı her eskiciye, her esnafa, her miskine ve her kese muhakkak selâm verirdi. Tufeyl demiştir: Bir gün Abdullah İbni Ömer´e vardım. Beni arkasında yürüterek çarşıya götürdü. Ben ona dedim: Çarşıda ne yapıyorsun Ahş-verişe durmuyorsun, eşya sormuyorsun, eşya satınalmıyorsun, çarşı meclislerinde de otur-muyorsun Dedi ki, burada oturup konuşalım. Sonra İbni Ömer bana dedi: Ey göbekli, (Tufeyl göbekli olduğu için ona böyle hitab etmiştir.) biz sadece selâm için çarşıya çıkıyoruz. Her karşılaştığımız kimseye selâm veriyoruz.[12]
619- Buhârî´nin sahihinde kendisinden yapılan rivayetde demiştir: Am-mar (Radıyallahu Anh) şöyle söyledi: "Üç şey vardır ki, onları toplayan kimse imanı bütünlemiştir: Kendi nefsinde adalet yapmak, insanlara selâmı yaymak ve kıtlık halinde iken yedirip harcamak."[13]
Biz bu hadisi Buhârî´den başka kitablarda Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e yükseltilmiş olarak rivayet ettik.
Derim ki, bu üç cümlede âhiret ve dünyanın bütün hayırları toplanmış bulunmaktadır. Çünkü adalet, Allah´ın bütün haklarını yerine getirmeyi ve Allah´ın emrini yapmayı, yasakladığı şeylerden kaçınmayı, insanlara haklarını vermeyi gerektirir. Aynı zamanda haklı olmayan şeyi de istemez. İnsan kendi nefsine de adalet yapmakla onu hiç bir zaman çirkin şeye düşürmez.
Âleme selâmı yaymak demek, bütün (mü´min olan) insanlara selâm vermektir. İnsan böylece hiç kimseye üstünlük taslamış olmaz ve kendisi ile başka bir kimse arasında selâm vermeyi engelleyecek bir kırgınlık sebebi
bulunmaz.
Darlık halinde harcamaya gelince, bu da Allah Tealâya itimadın kemalini ve O´na tevekkülü, müslümanlara şefkati ve başka iyi hasletleri gerektirir. Bu güzel hallerin hepsine bizi muvaffak kılmasını Kerim olan Allah Tealâdan dileriz.
Selamın Şekli
Bil kî, selâm vermede en faziletli olan, müslümanın şöyle demesidir:
"Esselâmu ahyküm ve rahmetli´I-Hahi ve berekâtühû"
"Allah´ın selâmeti, rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun." Kendisine selâm verilen bir kişi de olsa, böyle çoğul zamiri ile hitab edilir. Karşılık veren de:
"Ve aleykümü´s-selâmu ve rahmetuüâhi ve berekâtühû" der ve: "VE ALEYKÜM" atıf vavını getirir.
İlk selâm verenin "Esseiâmu Aleyküm ve Rahmettullahi ve Berekâtühû" demesinin en faziletli olduğunu söyleyen, Kadılar kadısı İmam Ebu´l-hasan el-Maverdi´dir. Bunu "el-Havi" adlı kitabının Siyer bölümünde söylenmiştir. Yine âlimlerimizden imam Ebû Sa´d El-Mütevelli" Cuma namazı" ve diğer bölümlerde bunu söyler.
Bunun delili, Darimî´nin Müsnedinde ve Ebu Dâvud ile Tirmizî´nin Sünenlerinde rivayet ettiğimiz hadislerdir.
620- îmrân İbni Husayn´den (Radiyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, İmrân şöyle anlatmıştır: "Bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gelip şöyle dedi: Esseiâmu Aleyküm. Peygamber de onun selâmını aldı. Sonra adam oturdu. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem (bu selâm için) on sevab var, dedi. Sonra başka bir adam gelip: Esseiâmu Aleyküm ve Rahmetullah, dedi. Peygamber de onun selâmını (aynen) cevapladı. Sonra adam oturdu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v): (Bunun selâmı için) yirmi sevab vardır, dedi. Sonra başka biri gelip: Esseiâmu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekâtühû, dedi. Peygamber onun da selâmını (aynen) cevabladı. Adam oturdu. Peygamber (s.a.v): (Buna) otuz sevab vardır, buyurdu."[14]
Tirmizî demiştir ki, bu hadis hasendir. Ebû Davud´un Muaz İbni Enes´-den (Radıyallahu Anh) bir rivayetinde bu ifade üzerine ziyade vardır. Ravi dedi ki: "sonra (dördüncü olarak) başkası gelip: Esseiâmu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekâtühû ve Mağfiretühu, dedi. Bunun üzerine Peygamber buyurdu: Buna Kırk (sevab) vardır. Sonra dedi: Faziletler bu şekilde olur."
621- Zayıf bir isnadla Enes´den (Radıyallahu Anhu) yapılan rivayetde o şöyle dedi: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in eshâbının hayvanlarını güden bir adam v ardı. Peygambere uğrayıp Esseiâmu Aleyke Yâ Resûlellahi, derdi. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona şöyle cevab verirdi: Ve Aleykesselâmu ve Rahmetullahi ve Berekâtühû ve Rıd-vânühu. (Ve sanada selâm. Allah´ın rahmeti, bereketlen, mağfiretine rızâsı olsun). (Peygambere) soruldu: Ey Allah´ın Resulü! Sen bu adama . öyle bir selâm veriyorsun ki, ashabından hiç kimseye o selâmı vermiyorsun Peygamber buyurdu: Bu kimse on küsur kimsenin hizmetini başarmaktadır. Ben bunu ne diye yapmayayım "[15]
Âlimlerimiz demiştir: İlk selâm veren "Esseiâmu Aleyküm" derse, selâm vermiş sayılır. Eğer, "Esseiâmu Aleyke" derse yine selâm tamam olur. Cevap vermeye gelince: Bunun en azı "ve aleykesseîâmu" yahut "Ve Aleykümüsselâmu" sözüdür. Eğer bu sözden "ve" kaldırılır da "Aleyükümsselâm" denilirse kifayet eder; ve cevab sayılır. Allah kendisine rahmet etsin bizim Şafi´i İmamızın tesbit ettiği meşhur ve sahih görüşü budur. Âlimlerimizin çoğunluğu da bu hükme varmışlardır
Ancak âlimlerimizden Ebû Sa´d El-Mütevellî "ETTETÜMME" adlı kitabında bunun kâfi gelmediğini ve selâm için de cevab olmadığını kesinlikle söylemişse de bu söz zayıftır yahut yanlıştır. Bu hüküm kitaba Sünnete ve Şafi´i imamımızın hükmüne aykırıdır.
Kitabdan (Kur´an´dan),delile gelince, Allah Tealâ buyurmuştur: (Melekler, İbrahim´e) Selâm dediler. (İbrahim´de) Selâm dedi.[16] Bu, her ne kadar bizden öncekilerin şeriatı ise de, bizim şeriatımızda da bu sabit olmuştur. O da, daha önce yazmış olduğumuz Ebû Hüreyre´nin hadisidir ki, orada meleklerin Âdem Aleyhisselama böyle kısa cevabları vardır. Çünkü Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize haber veriyor ki; "Allah Tealâ (Âdem´e hitaben) buyurdu: Bu hem senin selâm şeklindir, hem de zürriyetinin (gelecek evladlarının) selâmıdır." Bu ümmet de Âdem´in zür-riyetine dahildir. En iyisini Allah bilir.
Âlimlerimiz ittifak etmişlerdir ki, bir kimse selâma cevab olarak sadece "Aleyküm" derse, cevab olmaz. Eğer "ve" ile beraber,"Ve Aleyküm" denirse cevab olur mu Burada alimlerimizin iki görüşü vardır: İlk selâm veren eğer "Selâmun Aleyküm" yahut "Esselâmu Aleyküm" derse, iki şekilde de cevab verenin: "Selâmün Aleyküm" yahut "Esselâmu Aleyküm" demesi yeterlidir. Çünkü Cenabı Allah buyurmuştur: "(Melekler) Selâm, dediler. (İbrahim de) Selâm, dedi."
Âlimlerimizden İmam Ebû´l-Hasan El-Vahidî demiştir ki, insan selâmı marife (El eki) ile ve nekire ile (EI´siz) söylemekte serbesttir. Fakat elif ve lâl (El) ile söylemek daha iyidir.
622- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, o Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den şöyle nakletmiştir: "Peygamber bir söz söylediği zaman, kendi sözü anlaşılsın diye, onu üç defa tekrarlardı. Bir topluma varıp da selâm verince, üç kez selâm verirdi."[17]
Derim ki: Eğer toplum kalabalık ise, böyle selâm vermiş olduğuna hadisi yorumlamak gerekir. Bu meselenin açıklaması ve "EL Havî" kitabının sahibi olan El-Maverdi´nin sözü, inşa Allahu Tealâ ileride gelecektir.
Selâm vermiş ve Sünnet olan selâmı yerine getirmiş olmanın en azı, selâm verilene sesini duyuracak kadar sesi yükseltmektir. Eğer selâm verilen adama selâm duyurulamazsa, selâm söylemiş olmaz. Buna cevab vermek vacib olmaz. Selâma cevab vermenin farziyetini düşürecek sözün en azı, selâm verene duyuracak şekilde ona cevab vermektir. Eğer ona işit-tirmezse, cevab vermenin farziyeti kendisinden düşmez. Bunları Mütevelli ve diğer âlimler söylemiştir.
Ben derim ki, müstahab olan, selâm verilene veya selâm verilenlere açık bir şekilde selâmı duyurmaktır. Selâmı duymalarında şübhe edilirse, ihtiyatlı davramlarak daha ziyade seslenilir. Ancak uyumakta olanların yanındaki ayık insanlara selâm verilince, sünnet olan sadece uyumayanlara duyuracak ve uyuyanları uyandırmayacak şekilde sesi alçaltmaktır.
623- Mikdad´m (Radıyallahu Anh) uzunca anlattığı hadisinde, o şöyle demiştir: "Biz, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e sütten nasibini ikram ederdik. Geceleyin gelirdi ve selâm verirdi. Uyuyanı uyandırmazdı, uyanık olanlara işittirirdi. Bana uyku gelmemeğe başladı. İki arkadı-şım ise uyumuşlardı. Sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelip önce olduğu gibi selâm verdi."[18] En iyisini Allah bilir.
Alimlerimizden İmam Ebû Muhammed El-Kadî Hüseyin ve İmam Ebû´l Hasan El-Vahidî ve bunlardan başkası demiştir: Selâma hemen cevab vermek şarttır. Eğer geciktirerek cevab verilirse bu cevab sayılmaz. Cevabı terk ettiğinden de günahkâr olur.
Söz Söylemeksizin El İle İşaret Sureti İle Selâm Vermenin Mekruhluğu
624- Amr İbni Şuayb´dan, o babasından, babası da dedesinden, o da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellemden şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bizden başkasına özenip benzemek isteyen bizden değildir. Ne Yahudilere, ne de Hıristiyanlara kendinizi benzetin. Çünkü Yahudi´lerin selâm vermesi, parmaklarla işarettir. Hıristiyanların selâm vermesi de, el ile işarettir."[19] Ben derim ki, Tirmizî´nin kitabında rivayet ettiğimiz şu hadis:
625- Esma binti Yezid´den rivayet edilmiştir: "Bir gün Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mescid´e uğradı. Kadınlardan bir takımları oturuyorlardı. Peygamber elile işaret edip selâm verdi." Tirmizî bu hadis ha-sendir demiştir. İşte burada Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem selâm sözü ile el işaretini bir arada yapmıştır, şeklinde hadis yorumlanır. Buna da Ebû Davud´un rivayet ettiğii şu hadis delil olur. Rivayetinde demiştir: "Peygamber bize selâm verdi." Bundan el işaretinden başka selam sözünün bulunduğu manası çıkar.
Selâmın Hükmü
Bil ki, selâm ile söze başlamak sünnettir, müstahabdır, vacib değildir. Selâm kifayet üzere sünnettir. Bir topluluk içinden bir kişinin selâm vermesi yeterlidir. Fakat hepsinin selâm vermesi daha faziletli olur.
Büyük imamlarımızdan El-Kadî Hüseyin Siyer kitabındaki ifadesinde şöyle demiştir: Bizim mezhebimizde kifaye üzere sünnet ancak bu selâm meselesidir. Ben derim ki, Kadı´nın yalnız buna sünneti kifayeyi bağlaması, kabul edilir bir söz değildir. Çünkü âlimlerimiz (Allah onlara rahmet etsin) demişlerdir: Aksırana teşmit yapmak (Yerkamükellah, demek) kifaye üzere sünnettir. Nitekim bunun açıklaması înşa Allah yakında gelecektir. Yine âlimlerimizin çoğu, hatta hepsi demişlerdir.: (Şafi´i mezhebine göre) kurban kesmek, bir ev halkının hepsi hakkında kifaye üzere sünnettir. Bunlardan biri kurban keserse, hepsi için esas ve sünnet yerine gelmiş olur.
Selâma karşılık vermeye gelince: Selâm verilen kimse bir kişi ise, cevap vermek onda kararlaşmış olur. (Cevap ona farz olur.) Eğer kendilerine selam verilenler bir cemaat ise, selâma cevab vermek bunlara kifaye üzere farz olur. İçlerinden yalnız bir kişi selâma karşılık verirse, diğerlerinden günah düşer. Eğer cevab vermeyi hepsi terk ederlerse, günahkâr olurlar. Alimlerimiz böyle söylemişlerdir. Bu açık ve güzel sözdür. Âlimlerimiz ittifak etmişlerdir ki, kendilerine selâm verilenler dışında bir kişi selâma cevab verirse onlardan cevab verme sorumluluğu düşmez, cevab vermeleri vacib olur. Yabancı olan o kimsenin selâma cevab vermesiyle yeti-nirlerse günahkâr olurlar.
626- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır: "Cemaat halinde olan insanlar bir yere uğradıkları zaman içlerinden birinin selâm vermesi onlar için yeterlidir. Oturanlardan bir kişinin cevab vermesi de kâfidir. "[20]
627- Zeyd İbni Eslem´den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bir toplum içinden bir adam selâm verince, diğerleri için de yeterli olur."[21]
Mektubla Verilen Selâma Cevab Vermenin Vacibliği:
İmam Ebû Sa´d El-Mütevelli ve ondan başkası şöyle demiştir: bir insan bir insana bir perde yahut bir duvar arkasından seslenip de: Esselâ-mu Aleyke, ey falanca dese, yahut bir mektup yazsa da içinde: Esselâmu Aleyke, ey falanca yahut falancaya selâm olsun yahut bir adam gönderse de: falan kimseye selâm söyle demiş olsa ve böylece mektup veya elçi adama ulaşsa, adama selâmı cevablandırmak vacib olur. Vahidi ve ondan başkası da bunu aynı şekilde anlatmış ve mektubla alınan selâma cevab vermenin vacib olduğunu söylemişlerdir.
628- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana dedi ki, şu Cebrail´dir, sana selâm söylüyor. Ben de: Ve Aleyhisselâmu ve Rahmetullahi ve Berekâtuhu, dedim."[22] Uzakta olan bir kimseye selâm göndermek müstahabdır.
Bir insan bir insana selâm gönderir de, elçi: Falan adamın sana selâmı vardır, derse, hemen tebliği alanın cevab vermesinin vacib olduğunu daha önce söylemiştik. Bununla beraber selâmı tebliğ edene de cevab vermek müstahab olur. Şöyle der:
"Ve Aleyke ve Aleyhisselâm." "Sana da, ona da selâm olsun."
629- Gâlib El-Kattan´dan bir adamın şöyle dediğini rivayet ettik: Babam, bana dedemden şöyle nakletmiştir:
"Babam beni Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seîlem´e gönderip dedi ki: Git Peygambere selâm söyle. Ben de ona gittim ve: Babamın sana selâmı var, dedim. Bunun üzerine peygamber (s.a.v.) Aleykesselâmu ve Alâ ebîkessselâmu (Sana selâm olsun, babana da selâm olsun) dedi."[23]
Bu hadis her ne kadar bilinmeyen bir adamdan rivayet edilmişse de, ilim ehlinin hepsine göre, fazilet belirten hadislerde müsamaha gösterildiğini önceden söylemiştik.
Mütevelli demiştir: İşitmeyen bir sağıra selâm vermek istendiğinde selam veren selâm verme gücüne sahib olduğu için selâm sözünü söylemesi uygun düşer. Cevaba hak kazanmak ve selâmı (ona) bildirmek için elile-de işaret edilir. Eğer bu iki hareketi yapmazsa cevaba hak kazanmaz. Yine bir adama sağır olan kimse selâm verirse ve cevabı da adam kasd ederse dili ile söyleyerek selâma karşılık verir ve selâmı aldığını bildirmek için de eliyle işaret eder. Böylece cevab vermenin farziyeti kendisinden düşer. Çünkü işareti, ifade yerine geçmiş demektir. Dilsiz de işaretle selâm verirse, yine cevab almaya hak kazanır, sebebini söylemiştik.
Mütevelli demiştir: Bir kimse çocuğa selâm verirse, çocuğa selâmı ce-vablandırmak vacib olmaz; çünkü çocuk mükellef değildir. Bu söylenen söz doğrudur. Fakat edebe uygun olan cevab vermektir.
El-Kadî Hüseyin ve arkadaşı El-Müvelli demişlerdir: Eğer çocuk, yetişkin bir adama selâm verirse, yetişkinin çocuğa selâmı iade etmesi vacib olur mu Burada çocuğun Islâmının sıhhati bakımından iki görüş vardır. Eğer çocuğun İslâmmı sahih kabul edersek, onun selâmı yetişkin kimsenin selâmı gibi olur ve kendisine verilen selâmı cevablandırması vacib olur. Eğer çocuğun İslâmı sahih değildir dersek, selâmı cevablandırması gerekli olmaz; ancak müstahab olur.
Ben derim ki, bu iki halden doğru olanı, selâmı cevablandirmanın vacib kabul edilmesidir. Çünkü Allah Tealâ buyuruyor; "Size bir selâm verildiği zaman ondan daha güzeli ile selâm verin yahut o selâmı aynen ce-vablandırın."[24]
Amma El-Kadî ve ElrMütevelIi´nin meseleyi îslâmın sıhhatına bağlamalarına gelince; bu konuda Şafi´i demiştir: İşi bu esasa dayamak yanlıştır. Doğrusu bunun söylediğidir. Allah en iyisini bilir.
Eğer yetişkin bir adam, içlerinde çocuk bulunan bir cemaata selâm verir de, o selâmı çocuk cevablandınr ve ondan başkası selâma cevab vermezse, selâmı cevablandırma mükellefiyetleri diğer yetişkinlerden düşer mi Burada da iki durum vardır: Bunlardan en doğrusu, El-Kadî Hüseyin ve onun arkadaşı El-Mütevelli´nin dedikleri, "sorumluluk düşmez", sözüdür. Çünkü çocuk farz ile sorumlu değildir. Oysa ki selâmı cevab-landırmak farzdır. Onun için çocuğun selâmı cevablandırması ile bu far-ziyet düşmez. Nitekim çocuğun cenaze namazı kılması ile, yetişkin kimseler üzerinden farziyet düşmez.
İkinci görüş, imamlarımızdan El-Müstazhirî´nin arkadaşı Ebû Bekiri Ş-Şaşi´nin sözüdür. Yetişkinlere çocuğun ezanı sahih olduğu ve onlardan ezan sorumluluğu kalktığı gibi, selâma cevab sorumluluğu da düşer.
Derim ki: Cenaze üzerine çocuğun namaz kılması ile yetişkinlerden far-ziyetin düşmesi konusunda imamlarımız iki meşhur görüşle ayrılığa düşmüşlerdir. Bunlardan en doğrusu, âlimlerimize göre farziyetin düşmüş olmasıdır. İmam Şafi´i de bu esası kabul etmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Bir kimseye bir adam selâm verir de az bir zaman sonra onunla karşılaşırsa, ikinci kez ona selâm vermesi sünnettir. Üç ve daha ziyade karşılaşmalarda da durum böyledir. Bunda imamlarımız görüş birliğine varmışlardır. Buhârî ve Müslim´de rivayet ettiğimiz hadisler buna delâlet etmektedir.
630- Ebû Hüreyre (Radıyallahu Anh) Hazretlerinden rivayet edilen, namazım iyi kılmayan kimsenin hadisinde, anlatmıştır:
"Bir adam gelip namaz kıldı. Sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in huzuruna gelerek ona selâm verdi. Peygamber de selâmını ce-vabladı ve: Dön, namaz kıl; çünkü sen (gereği üzere) namaz kılmadın, buyurdu. Adam dönüp namaz kıldı. Sonra gelip Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e selâm verdi. Üç kez tekrarlayıncaya kadar böyle yaptı."[25]
631- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) O da Resûiüllah´ın şöyle buyurduğunu anlatmıştır:
"Sizden biriniz kardeşi ile karşılaştığı zaman ona selâm versin. Eğer aralarında bir ağaç yahut bir duvar yahut bir taş girip engel olur da sonra kardeşi ile karşılaşırsa, ona selâm versin."[26]
632- Enes´den (Radiyallahu Anh) rivayet edilmiştir: "Resûlüllah Sal-lallahu Aleyhi ve Sellenı´in ashabı yaya olarak yürürlerdi. Onlara bir ağaç yahut bir tepe karşı çıkar da sağa ve sola bölünüp ayrıldıkları zaman, sonra öteden karşı karşıya geldiklerinde birbirlerine selâm verirlerdi."[27]
İki adam karşılaşınca aynı anda her ikisi selâm verirse, yahut biri diğerinden sonra selâm verirse, EI-Kadî Hüseyin ve arkadaşı Ebû Sa´d El-Mütevelli demişlerdir kî, her ikisi ilk selâm vermiş gibi olurlar ve bunlardan her biri üzerine diğerine cevab vermek gerekli olur.
El-Şaşi demiştir: Bu sağlam bir hüküm değildir; çünkü selâm sözünün cevab olma durumu vardır. Eğer birinin selâmı diğerininkinden sonra olursa cevab teşkil eder. Eğer selâmlar bir anda olurlarsa, cevab olmazlar. El-Şaşi´nin söylediği bu söz doğrudur.
Bir insan bir insanla karşılaşipda ilk söze başlayan "Ve Aleykümüsselâm" derse, El-Mütevelli demiştir ki, bu selâm sayılmaz. Böylece cevablandırılması gerekmez. Çünkü bu ifade ile selâma başlanmaz.
Derim ki: Ve (vav eki) olmaksızın "Aîeykesselâm yahut Aleykümüsselâm" derse, İmam Ebû´l-Hasan El-Vahidi, bunun selâm olduğunu kesinlikle söylemiş ve selâm verilen adamın bunu cevabi andırması lüzumunu ifade etmiştir. Her ne kadar âdet halinde kullanılmakta olan söz değiştirilmişse de yine yeterli olur. El-Vahidi´nin söylediği bu söz benimsenmiş olandır.
Yine İmamu´I-Haremeyn bunu selâm olduğunu ve buna cevab verilmesinin vacib olduğunu kesinleştirmiştir. Çünkü buna selâm ismi verilir.
Bu sözün selâm oluşu üzerinde, âlimlerimizin iki görüşünü göz önüne almak suretiyle hüküm verilmesi muhtemeldir. Zira bir kimse namazdan çıkacağı zaman "Aleykümüsselâm" derse, bununla namazdan çıkmış olur mu, olmaz mı Doğrusu namazdan çıkmış olur.Bir de bu sözün her durumda cevablandırılmasına gerek olmadığı da söylenebilir. Çünkü buna dair de sahih isnadlarla Ebû Dâvud ve Tirmizî´nin Sünenlerinde rivayetlerde bulunduk.
633- İsmi Cabir İbni Süleym yahut Süleym İbni Cabir olan ashabdan Cüreyyü´l-Hüceymfden rivayete göre, o şöyle demiştir:
"Ben Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in huzuruna varıp: Aley-kesselam, yâ Resûlellah, dedim. (Bana şöyle dedi: Aîeykesselâm, deme. Çünkü Aîeykesselâm sözü Ölülere selâmdır. "[28]
Derim ki, bu hadisi şerif, en güzel ve en mükemmel olan selâm üzerinde varid olmuştur. Bununla selâm olmaz manasını ifade etmez. En iyisini Allah bilir.
İmam Ebû Hamid El-Gazalî İhya kitabında demiştir: Önce selâm verirken "Aleykümüsselâm" demek mekruh olur. Bu hadisden ötürü böyle söylemiştir. Âlimlar arasında tercih edilen böyle bir sözle selâm vermenin mekruh oluşudur. Fakat bu sözle selâm verilirse, cevablandırılması vacibdir. Çünkü bu söz bir selâm ifadesidir.
Selâmın Kelâmdan Önce Olması:
Sünnet olan, selâm verecek olan kimsenin her sözden önce selâm vermesidir. Hadisi şerifler, ilk ve sonra gelen mü´minlerin uygulamaları hep böyle işlem yapıldığını açık olarak gösterir. Bu bölümün sağlam ve güvenilir delili de budur. Bu konu üzerinde Tirmizî´nin kitabında rivayet ettiğimiz hadisi şerife gelince:
634- Cabir´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Selâm, konuşmaya başlamadan öncedir. "[29]
Önce selâm veren daha fazla fazilet kazanır. Çünkü Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahih hadislerinde buyurdular: Karşılaşan iki kimseden ilk selâm veren onların hayırhsıdır." Onun için karşı karşıya gelenlerden her birinin selâma öncelik vermesi uygundur.
635- Güzel bir isnadla Ebû Ümâme´den (Radıyallahu Anh) yapılan ri-vayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsanlara ilk selâm veren, Allah katında insanların en iyisidir."[30]
Tirmizî´nin Ebû Ümâme´den rivayeti ise şöyledir: "Soruldu: Ey Allah´ın Resulü! İki adam karşılaşınca bunlardan hangisi önce selâm verir Buyurdu: Allah katında bunların iyisi (selâmı önce verir)."
Tirmizî demiştir ki bu hadis hasendir.
Selâmın Müstahab, Mubah Ve Mekruh Olduğu Haller
Bil ki, biz önce anlattığımız şekilde-selâmı yaymaya memuruz. Ancak bazı hallerde selâm vermek kuvvetleşir ve bazısında da hafifleşir. Bazı hallerde de selâm vermek yasak olur. Selâm vermenin kuvvetli ve müstahab olduğu haller çok olduğu için bunları bir araya toplamak mümkün olmaz. Çünkü selâm vermek asıldır. Bundan dolayı ayrı ayrı selâm verme hallerini anlatmayacağız.
Bil ki, kendilerine selâm verilecekler içine diriler de girer ölülerde girer. Biz cenazenin zikirleri bölümünde ölülere selâm şeklini bildirmiştik. Selâm vermenin mekruh yahut hafif yahut mubah olduğu haller ölülere selâm verme dışında kalır ve bu hallerin açıklanması gerekir.
Kendisine selâm verilecek adam eğer büyük veya küçük abdestle veya bunlara benzer işlerle meşgul ise, böyle bir kimseye selâm vermek mekruh olur. Eğer ona selâm verirse cevab almaya hak kazanmaz. Uyumakta yahut uyku kestirmekte olan kimseye, namaz kılana, ezan okumakta olan yahut namaz için ikamet getirmekte olan müezzine, selâm vermek yine mekruh olur.
Yine lokma ağzında iken yemek yemede olan kimseye selâm vermek bu türdendir. Bu durumda bulunanlara selâm veren kimse, cevab almaya hak kazanmaz. Fakat bir insan yemek halinde bulunur da ağzında lokma yoksa ona selâm verilebilir. Selâma mukabele etmek de vacib olur. Alışveriş ve diğer işlemlerde selâm verilir ve cevab da gerekli olur.
Cuma hutbesinde selâm vermeye gelince: Âlimlerimiz demişlerdir ki, hutbeye selâm ile başlamak mekruhtur; çünkü insanlar hutbeyi dinlemeye memurdur. Eğer hutbeyi okuyan buna aykırı davranır da selâm verirse, ona cevab verilir mi Bu işde âlimlerimizin farklı görüşü vardır.
Bir kısmı demiştir ki, hatib kusur yaptığı için onun selâmına karşılık verilmez. Bir kısmı da şöyle demiştir: Eğer hutbeyi dinlemek vacibdir diye kabul edersek, selâmına cevab verilmez. Eğer hutbeyi dinlemek sünnettir dersek, mevcut olanlardan bir kişi selâma karşılık verir. Hangi şekil olursa olsun, bir kişiden çok kimse ona cevab vermez.
Kur´an okumakta olan kimseye selâm verme işine gelince: İmam Ebû´l-Hasan El-Vahidî demiştir ki, evlâ olan, Kur´an okuyana selâm vermemektir. Eğer selâm verilirse, İşaretle cevablamak yeterlidir. Eğer selâm sözünü söyleyerek selâmı cevablandırırsa, yeniden "eüzü" çeker sonra okumaya döner. El-Vahidî´nin sözü budur; fakat bu zayıftır. Doğrusu Kur´an okuyana selâm verilir ve sözle cevablamak vacib olur.
Amma duaya dalarak bütün kalbi ile meşgul durumda olana selâm vermeye gelince, bu kimsenin durumu Kur´an okumakla meşgul olan gibidir. Bana göre bu durumla meşgul olana selâm vermek mekruhtur. Çünkü selâma cevabdan sıkılır ve yemek yemede olanın düştüğü zorluktan daha zor bir duruma düşer. (Kendisine selâm verildiği takdirde onu ce-vablaması icab etmez.) Hac ihramında iken Telbiye getirmekte olan kimseye selâm vermek mekruh olur. Çünkü adamın telbiyeyi kesmesi mekruhtur. Eğer kendisine selâm verilirse, sözle selâma karşılık verir. İmam Şafı´i ve âlimlerimiz böyle hüküm vermişlerdir. Allah onlara rahmet etsin...
Selâm vermenin mekruh olduğu haller geçmişti. Mekruh selâm vermelere cevab gerekmediğini de anlatmıştık. Fakat bu halde iken kendisine selâm verilen adam, selâma cevab vermenin sevabı maksadıyla selâma karşılık verse meşru yahut müstahab olur mu Bunu açıklamak icab eder: Abdest bozma ve benzeri işle meşgul olanın selâma cevab vermesi mekruh olur. Bu meseleyi bölümün başında anlatmıştık. Yemek ve benzeri işlerle uğraşmakta olanın verilen selâmı cevablaması müstahabdır. Namaz halinde olanın "Ve Aleykümüsselâm" diyerek verilen selâmı cevablaması haram olur. Eğer bu şekilde cevablarsa, bizim Şafi´i mezhebimizde namazın bozulacağını biliyorsa, namazı batıl olur. Bilmiyorsa, sahih olan görüşe göre batıl olmaz. (Hanefi mezhebinde her iki halde de namazı bozulur.) Eğer gaib sığası ile "Aleyhisselâm" derse, namazı bozulmaz; çünkü bu duadır, selâma cevab sayılmaz. Eğer namazdan sonra sözle selâmı cevablarsa bir beis yoktur. Müezzin ise, bilinen selâm sözü ile verilen selâmı cevablar; çünkü cevab az bir ifadedir, ezanı bozmaz ve ona engel teşkil etmez. İşaretle namaz kılanın selâmı cevablaması müstahabdır. (Hanefi mezhebinde ise bu mekruh olur.)
Selâm Verilebilecekler Veya Selâm Verilemeyecekler Selâmı Alınanlar Veya Selâmı Alınmayanlar
Bil ki, ftsk ve bid´atı ile şöhret bulmayan müslüman adama selâm verir ve kendisine de selâm verilir. Bu kimsenin selâm vermesi sünnettir. Selâ-. mına cevab vermek de vacib olur.
Kadınlarla Selâmlaşmak:
Âlimlerimiz demiştir: Kadının kadma karşı selamlaşma durumu, erkeğin erkekle olan selamlaşması gibidir. Kadının erkekle olan selâm durumuna gelince, İmam Ebû Sa´d El-Mütevelli demiştir: Eğer kadın erkeğin zevcesi, yahut cariyesi, yahut mahremlerinden biri ise, erkeklerin selamlaşması gibi olur. Onlardan her birinin diğerine selâm vermeye başlaması müstahab olur. Diğerine de selâmı cevablamak icab eder.
Eğer erkek yabancı bir kadınla karşılaşırsa, kadın da güzel olur ve fitnesinden korkulursa, erkek o kadına selâm vermez. Eğer erkek ona selâm verirse, kadının selâmı cevablaması caiz olmaz. İlk önce kadın erkeğe selâm vermez, selâm verirse cevab almaya hak kazanmaz. Erkek onun selâmına cevab verirse, erkek için mekruh olur. Eğer kadın fitnesinden korkulmayacak şekilde yaşlı ise, onun erkeğe selâm vermesi caizdir. Erkeğin de onun selâmına karşılık vermesi gerekir.
Toplu bir halde kadınlar bulunur da erkek onlara selâm verirse, yahut erkekler toplu halde olur da bir kadına selâm verirlerse caiz olur; eğer erkek veya erkekler yahut kadın ve kadınlar bakımından fitneden kor-kulmazsa...
636- Yezid´in kızı Esmâ´dan (Radıyallahu Anha) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, biz kadınlarla bir arada iken bize rasgeldi de bize selâm verdi."[31]
Benim burada rivayet ettiğim, Ebû Davud´un lâfzıdır. Tirmizî´nin rivayetinde ise yine Esmâ´dan şu ifade var: "Bir gün Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mescid´e uğradı. Kadınlardan bir topluluk da oturuyorlardı. Eli ile selâm verme işareti yaptı."
637- Cerir İbni Abdullah´dan (Radıyallahu Anhu) şöyle rivayet edilmiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlara rasgeldi de onlara selâm verdi."[32]
638- Sehl İbni Sa´d´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, O şöyle demiştir: "Bizde bir kadın vardı." Diğer bir rivayette de: "Bizim bir ninemiz vardı. Bir sebzenin köklerini alıp tencereye atardı ve arpa daneleri-ni döğer ve karıştırarak yemek yapardı. Biz cuma namazını kıldıktan sonra dönerdik de ona selâm verirdik. O da yemeği bize takdim ederdi."[33]
639- Ebû Tâlib´in kızı Ümmühâni´den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde O şöyle anlatmıştır: "(Mekke´nin) Fetih günü Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gittim ki, o banyo yapıyordu. Fatma da onu perdeleyip örtüyordu. Ben selâm verdim. "[34]
Gayri Müslimlerle Selâmlaşmak:
Zimmet ehline (gayri müslim vatandaşlara) gelince, âlimlerin çoğu kesin hüküm vermişlerdir ki, onlara başlangıçta selâm vermek caiz olmaz. Bununla beraber ayrı görüş taşıyanlar da vardır. Bunlar demişlerdir ki, onlara selâm vermek haram değildir, mekruhtur. Eğer onlar bir rnüslü-mana selâm verirse, müslüman şöyle cevab verir: "Ve Aleyküm" Bundan fazla söylemez.
Kadılar kadısı El-Maverdi, âlimlerimizden birinden bir şekil naklediyor ki, onunla selâma başlamak caizdir. Ancak selâm veren sadece "Es-selâmu Aleyke" der, çoğul olarak (Aleyküm) söylemez.
El-Maverdi başka bir şekil daha nakleder. Der ki, o gayri müslimler ilk selâm verince, "Ve Aleykümüsselâm" diye onlara cevab verilir; fakat "Ve Rahmetüllahi" denmez. Bu iki şekil de kabul edilmemiş ve benimsenmemiştir.
640- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"Yahudilere ve Hıristiyanlara ilk başta selâm vermeyin. Yolda onlardan biri île karşılaştığınız zaman, onu yolun kenarına çekilmeye mecbur edin. (Yolun ortasını işgal edip izdihama sebeb olmasın).[35]
641- Enes´den (Radıyallahu Anhu) yapılan rivayetde demiştir ki, Re-sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ehli kitab sîze selâm verdiği zaman siz: Ve Aleyküm, deyiniz."[36]
642- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde Resûlül-lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"Yahudi´ler size selâm verdikleri zaman, onlardan her biri: "Esselâ-mu aleyke" "Sana ölüm olsun", der. Sen cevab olarak: Ve aleyke (senin üzerine olsun), söyle."
Bu mesele hakkında anlattığımızın benzeri çok hadisler vardır. Allah en doğrusunu bilir.
Ebû Sa´d El-Mütevelli demiştir: Müslüman olduğunu sanarak bir adama selâm verilse, sonra müslüman olmadığı meydana çıksa, selâmının geri çevrilmesini ondan istemek müstahab olur. Ona der ki, Benim selâmımı bana iade et. Böyle söylemekten maksad, yabancılığı ve arada bir yakınlık bulunmadığını göstermektir. Rivayet edilir ki, İbni Ömer (Radıyallahu Ahnüma) bir adama selâm verdi. Sonra onun yahudi olduğu söylendi. İbni Ömer onun arkasına düştü ve ona dedi: Verdiğim selâmı bana iade et.
Derim ki: Allah kendisine rahmet etsin İmam Malik´in Muvatta´ında rivayetimize göre, Malik´den soruldu: Yahudiye yahut Hıristiyana selâm veren kimse, bu selâmı geri almasını ondan ister mi Hayır, dedi. İmam Malik´in mezhebi budur. İbni Arabî EI-Maliki de bunu kabul etmiştir.
Ebû Sa´d demiştir: Bir Zimmi´nin (gayri müslim vatandaşın) halini sormak istenince, bunu selâm sözünü kullanmadan yapar. Ona şöyle söyler: Allah sana hidayet versin, yahut sabahını aydın yapsın.
Derim ki, Ebû Sa´d´ın bu sözünü söylemekte bir sakınca yoktur. Buna ihtiyaç duyulduğu zaman şöyle söylenir: Sabahın hayırlı olsun, mutlu olsun, afiyetli olsun yahut Allah seni sevinçle sabaha kavuştursun, mutlulukla, nimetle, aydınlıkla sabaha erdirsin veya benzeri sözler söyler.
Bir ihtiyaç duyulmadığı zaman, doğru olan hiç bir şey söylememektir. Çünkü ona selâm yerine bir hitabda bulunmakta ona karşı bir yumuşama ve bir ünsiyet kurma ve selâma cevab isteme şekli vardır. Halbuki biz onlara karşı sert olmakla emredilmiş ve onlara sevgi beslemekten yasaklanmışız. Onlara sevgi gösteremeyiz. Allah en iyisini bilir.
Ek: İçlerinde bir veya bir çok müslüman bulunan kâfirler topluluğuna bir müslüman rasgeldiği zaman, sünnet olan, müslümanları yahut müs-Iümanı kasdederek onlara selâm vermektir.
643- Üsâme İbni Zeyd´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayete göre: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, içlerinde Yahudi, putperest müşrikler ve müslümanlar bulunan karışık bir meclise uğradı ve Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara selâm verdi."[37]
Ek: Bir kimse bir müşrike mektub gönderir de oraya selâm sözünü yazarsa, uygun düşen. Buhârî ve Müslim´den rivayet ettiğimiz Ebû Süfyan (Radıyallahu Anh) hadisindeki Hirakl olayı ile ilgili sözü yazmaktadır. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Rüm hükümdarına şöyle mektub yazdı: "Allah´ın kulu ve O´nun Peygamberi Muhammed´den Rûm´ların büyüğü Hirakl´a!... Hidâyete uyanlara selâm olsun."
Hasta Bir Gayri Müslim´i Ziyaret Etmek:
Ek: Zimmi (gayri müslim) bir hastayı ziyaret edince insan ne söyler Bil ki, âlimlerimiz Zimmi bir hastayı ziyaret konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bunlardan bir kısmı ziyareti iyi görmüşler, bir kısmı da caiz görmemişlerdir. El-Şaşi bu ihtilafı anlattıktan sonra demiştir: Bana göre doğru olan şöyle demektir: Bazan kâfir bir hastayı ziyaret etmek caizdir. Buradaki yakınlık, komşuluktan ve akrabalıktan ileri gelen bir yaklaşmadır. Ben derim ki, El-Şaşi´nin söylediği bu söz güzeldir. Biz bu konu ile ilgili hadisi Buhârî´nin Sahih´inden rivayet ettik:
644- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e hizmet eden bir Yahudî erkek çocuk vardı. Hasta olmuştu. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu ziyarete gitti, baş yanına oturdu. Ona: Müslüman ol, buyurdu. Çocuk yanında olan babasına baktı. Bunun üzerine babası (çocuğuna): Kasim´ın babasına (Peygambere) itaat et, dedi. Çocuk da İslâmı kabul etti. Sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle söyleyerek çıktı: Bu çocuğu ateşten kurtaran Allah´a hamd olsun."[38]
645- Said İbni´l-Müseyyib´in babası EI-Müseyyib İbni Hazl´dan (Radi-yallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir: "(Peygamberin amcası) Ebû Tâlib´e ölüm hali gelince, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona gidip dedi: Ey amcam, Lâ ilahe illallah" söyle". Böylece uzun olan hadisin tamamını anlattı.[39]
Ben derim ki: Zimmi (gayri müslim vatandaş) olan hastayı ziyaret eden kimsenin onu İslama meylettirmesi, ona İslâmın güzelliğini açıklaması, onu İslama çağırması ve tevbe kabul olmayacak bir duruma düşmeden önce hemen onu İslama teşvik etmesi uygun olur. Eğer ona dua edecekse, hidayet ve benzeri dileklerde bulunur.
(Dinde uydurmalar yapan) bid´at sahibine ve büyük günah işleyip de ondan tevbe etmeyene gelince, bu gibilere selâm vermemek ve verdikleri selâmı da cevablamamak uygun olur. Alimlerde Buhari ve ondan başkası böyle demiştir.
İmam Ebû Abdullah El-Buhârî bu konu üzerinde Sahih´inde delil göstermiştir. Biz de Buhârî ve Müslim´de Kâb İbni Malik´in olayını rivayet ettik. Kâb İbni Malik Tebük gazvesinden geri kalmış (böylece günah işlemişti.) İki arkadaşı da onun gibi savaştan geri kalmışlardı. (Bunlar Hilâl İbni Ümeyye ve Mürare İbni´r-Rebi´ idi. Sonra ücü de tevbe etmişler. Al-lah´da tevbelerini kabul buyurmuştu.)
Kâb der ki: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem-bizimle konuşmayı (mü´minlere) yasakladı. Ben Resûlüllaha Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gider ve ona selâm verirdim. Selâmı cevablayıp dudaklarını hareket ettiriyor mu, etmiyor mu diye bakardım
Abdullah İbni Amr´dan rivayet ederek Buhâri diyor ki: Şarab içenlere selâm vermeyiniz.
Derim ki: Bir kimse zalimlerin yanma varır da din ve dünyasından herhangi bir zarara uğramasından yahut başka bir şeyden korkarsa böyle bir zorunluluk altında onlara selâm verir.
İmam Ebû Bekir İbni´l-Arabî demiştir ki, âlimler şöyle söylediler: Selâm Allah´ın isimlerinden bir isim olduğunu niyet ederek, Allah yaptıklarınızdan haberdardır manasında onlara selâm verilir.
Çocuklarla Selamlaşmak:
Çocuklara gelince, sünnet olan onlara selâm vermektir.
646- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre: "O, çocuklara rasgeldi de onlara selâm verdi; ve dedi ki: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle yapardı."[40]
Müslim´in yine Enes´den bir rivayeti şöyle: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem erkek çocuklara rasgeldi de onlara selâm verdi."
647- Sahih isnadlarla Enes´den yapılan rivayete göre: "Peygamber Sal-îallahu Aleyhi ve Sellem oynamakta olan erkek çocuklara rasgeldi ve onlara selâm verdi." Başka bir rivayette de Peygamber (s.a.v): Esselâmu Aleyküm, ey çocuklar." dedi.[41]
Selâmın Edebleri Ve Meseleleri
648- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde o demiştir ki Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"Binici yaya yürüyene, yürüyen oturana ve azlık çokluğa selâm verir." Buhârî´nin bir rivayeti de şöyle: "Küçük büyüğe, yürüyen oturana ve azlık çokluğa selâm verir."[42]
Mezheb âlimlerimiz ve başkaları demişlerdir ki, bu söylenen şekilde selâm vermek sünnettir. Eğer buna aykırı olarak yaya yürüyen biniciye yahut oturan bunlardan birine selâm vermiş olsa mekruh olmaz. İmam Ebû Sa´d El-Mütevelli ve ondan başkası bunu böyle açıklamışlardır. Bu esas üzere, çoğunluğun az kimselere ve büyüğün küçüğe önce selâm vermesi mekruh olmaz. Ancak başkasının hak kazandığı selâm işini bir terk olur. bu selâmla ilgili edeb, iki kişinin yolda karşılaşmasında olur. Fakat bir adam oturmakta olanın yahut ayakta bulunanın yanına varırsa, her halde o gelen kimse önce selâm verir. İster oturan küçük olsun yahut büyük olsun, az olsun yahut çok olsun.
Kadılar kadısı bu ikinci şekle Sünnet ve öncekine edeb demiş ve faziletini sünnetten düşük saymıştır.
Mütevelli demiştir: Bir kimse bir topluma rasgelir de onlar içinden özel olarak bazı kimseleri kasdederek selâm verirse mekruh olur. Çünkü selâmdan maksad yakınlık ve tanışıklık kurmaktır. Halbuki bir kısmını ayırmakta diğerlerine yabancılık göstermek var. Onun için düşmanlığa sebeb olabilir.
Bir insan çarşılarda yahut insanların dolaştığı kalabalık sokak ve benzeri yerlerde yürüdüğü ve çok kimselerle karşılaştığı zaman, Kadılar kadısı El-Maverdi demiştir ki, buralarda selâm bazı kimselere verilir, diğerlerine verilmez. Çünkü her karşılanan kimseye selâm verilse, iş görmek için boş bir zaman bulunamaz, âdetin dışına çıkılmış olur.
Bu selâmla iki şey kasd edilir: Ya sevgi kazanmak, ya da nefreti kaldırmak.
El-Mütevelli demiştir: Bir topluluk bir adama selâm verir de o adam onlara: "Ve Aleykümüsselâm" derse ve hepsine bununla cevab kasde-derse, bütününe vereceği selâm farziyeti ondan düşer. Nitekim bir adam bir anda mevcut cenazelerin namazını kılsa, farziyet hepsinden düşer.
El-Maverdi demiştir: Bir kişinin selâmı bütününe ulaşacak kadar az bir kalabalığa bir insan selâm verecek olsa, tümüne karşı yalnız birine selâm verir. Ziyade olarak ondan başkasına selâm edeb olur. O toplumun içinden de bir kişinin selâma cevab vermesi kâfidir. Birden fazla kimse ce-vablarsa edeb olur. Bir kişinin selâmı hepsine ulaşamayacak kadar kalabalık bir cemaat olursa, cami ve toplantı meclisleri gibi, o zaman selâmın sünneti, ilk meclise girip de insanları gören kişinin önce selâm vermesidir. Böylece bütün işitenler hakkında selâm sünnetini yerin getirmiş olur. Selâm sözünü işitenler için onu cevablama kifaye yolu ile farz olur ki, bunlardan birinin cevablaması diğerlerinden farziyeti düşürür. Selâm verdiklerinin arasında oturmak isterse, geri kalan selâmı duymamışlara selâm vermek sünnetinin sorumluluğu ondan düşer. Önceki selâmını duymamış olanlar arasına girip oturmak isterse, bunda âlimlerimize göre iki şekil vardır; birincisi: Bunların arkadaşlarına daha önce selâm verildiğinden, bunlara selâm verme sünneti yapılmıştır. Çünkü bunlar bir topluluktur. Eğer bunlara da selâm tekrarlanırsa edeb olur. Bu esasa göre mescid halkından hangisi selâma cevab verirse, bütününde farziyet sorumluluğu düşer. İkinci şekil: İnsan toplum arasına girip oturmak istediği zaman önceki selâmını ulaştıramadığı kimseler hakkında selâmın sünnet sorumluluğu üzerinde kalır. Bu esasa göre sonrakilerin selâmı cevablamaları ile öncekiler üzerinden selâmı cevablama sorumluluğu düşmez. Onların da selâma karşılık vermeleri gerekir.
Kişinin Kendi Evine Selâmla Girmesi:
Evinde kimse olmasa bile, insan eve girince selâm vermesi müstahab olur. Evde kimse yoksa şöyle demelidir:
"Esselâmu aleynâ ve ala ibâdiîlâhi´s-sâlihîn."
"Selâm bizim ve Allah´ın salih kulları üzerine olsun." Biz kitabın başında, insan evine girince ne söyleyeceğini açıklamıştık. Yine mescide ve içinde kimse bulunmayan başkasına ait bir eve girdiği zaman selâm vermek ve şöyle demek müstahab olur:
"Esselâmu aleynâ ve ala ibâdillâhi´s-sâlihîne. Esseîâmu aleyküm ehle´I-beyti ve rahmetullâhi ve berekâtühû."
"Selâm bizim üzerimize ve Allah´ın salih kulları üzerine olsun. Selâm üzerinize olsun. Allah´ın rahmeti ve bereketleri de üzerinize olsun, ey ev halkı!...)"
Bir Yerden Ayrılırken Selâmlaşmak:
Bir toplum içinde oturmakta olan bir adam kalkıp onlardan ayrılmak istediği zaman sünnet olan onlara selâm vermektir.
649- Ebû Hüreyre´den yapılan (Radıyallahu Anh) rivayete göre demiştir ki, Resûlüllah SallallaHu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"Sizden biriniz toplu bir yere vardığı zaman selâm versin. Kalkmak istediği zaman da selâm versin. Önceki selâm sonraki selâmından daha faziletli değildir. "[43]
Tirmizî demiştir ki, bu hasen bir hadistir. Derim ki, bu hadisin ifadesinden anlaşıldığına göre, cemaat içinden kalkıp da ayrılmak üzere selâm verenin selâmını cevablamak cemaata vacib olur.
İki İmam El-Kadî Hüseyin ve arkadaşı Ebû Sa´d El-Mütevelli demişlerdir: Bir toplumdan ayrılırken selâm vermek âdet haline gelmiştir. Bu bir duadır; buna cevab vermek müstahabdir, farz değildir. Selamlaşma ancak karşılaşma zamanında olur, ayrılma zamanında değil. Bu hüküm her ikisinin sözüdür. Mezheb âlimlerimizden sonuncusu olan İmam El-Şaşi, bunların sözünü kabul etmemiştir. Demiştir ki, bu yanlıştır. Çünkü Selâm, ayrılma zamanında da sünnettir, meclise oturma halinde sünnet olduğu gibi... Buna dair zikri geçen hadis vardır. İşte El-Şaşi´nin dediği bu söz doğru olandır.
Bir insan verdiği selâmı cevablamayacağını anladığı bir kimseye raslar-sa, selâmı cevablamayışı ister kibrinden, ister önemsemeyişinden, ister başka bir sebebten olsun, uygun olan bu zandan dolayı selâmı terk etmemektir, selâm vermektir. Çünkü selâm vermek emredilen bir iştir. Uğrayan adam, selâm vermeye memurdur, selâmın cevabını temin etmeye memur değildir. Bununla beraber uğranılan adam hakkında yanlış düşünce beslenebilir ve selâmım cevabladığı görülür.
Amma bu konuda delili bulunmayanın şu sözüne gelince: Selâmı ce-vablamayacak olan kimseye selâm vermek, onun günah işlemesine sebeb olur. Çünkü selâmı almak farzdır, bu farzı terk etmesine ve böylece günahkâr olmasına sebebiyet verilmiş olur. Bu söz açık bir cehalet ve anlayışsızlıktır. Çünkü dinen yapılması emredilen işler, bu gibi hayallerle sorumluların üzerinden düşmez. Eğer bu bozuk hayallere bakacak olursak, bilmemezlik yüzünden kötülük yapan kimselere dokunmamamız gerekir. Çünkü sanırız ki, sözümüzle onlar kötülüğü bırakmazlar. İkazlarımızla v ve çirkin şeyleri göstermemizle onlardan ayrılmayacakları için onların günahına sebeb meydana gelir. Şübhe yoktur ki, bu gibi düşüncelerle kötülüklere karşı çıkmayı bırakamayız. Bu örneğin benzerleri çoktur ve bilinen şeylerdir. Allah en iyisini bilir.
Bir kimse, bir adama selâm verir ve selâmını ona duyurursa ve selâma cevab verme şardları da adamda bulunduğu halde selâmı cevablamazsa, selâm veren kimse hakkını ona helâl etmek üzere şöyle söylemelidir ki, bu müstahabdır: Selâmı cevablama işinde hakkımı bağışladım, yahut selâmdan dolayı, hakkımı helâl ettim, benzeri söz söyler. Bu sözleri söylemekle ondan bu insanın hakkı düşer. Allah en iyisini bilendir.
650- Sahabî Abdurrahman İbni Şibl´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayet de demiştir ki, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Selâma karşılık veren ona (cevabına) hak kazanmıştır. Karşılık vermeyen kimse bizden değildir."[44]
Bir kimse bir adama selâm verir de ondan karşılık almazsa ona tatlı bir ifade ile şöyle demesi müstahabdır: Verilen selâmı cevablamak farzdır. Senden farziyet sorumluluğunun düşmesi için selâmımı cevablamak sana gerekir. Allah en yisini bilendir.
Evlere Girmek İçin İzin İstemek
Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:
"Ey îman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere sahiblerinden izin almadan ve onlara selâm vermeden girmeyiniz."[45] Yine Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:
"Sizden olma çocuklar da bulûğ çağına erince, onlardan öncekilerin (büyüklerin) izin istemeleri gibi (odalarınıza girmek için) izin İstesinler."[46]
651- Ebû Musa El-Eş´arî´den (Radıyallahu anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "(Evlere girmek için) izin istemek üçtür. Eğer sana izin verilirse (girersin), değilse
dön."[47]
652- Sehl İbni Sa´d´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İzin istemek, (harama bakılmasın diye) göz için meşru kılınmıştır. "[48]
Biz, çok yönlü rivayetlerden dolayı izin istemeyi üç kez olarak kaydettik. Sünnet olan, (bir eve gidildiği zaman) önce selâm vermek sonra evin içindekileri görmeyecek şekilde kapıda beklemektir. Şöyle yapılır: Esse-lâmu Aleyküm. Gireyim mi Ona cevab veren bir kimse olmazsa, bu sözü ikinci ve üçüncü kez söyler. Yine cevab veren yoksa döner gider.
653- Sahih bir isnadla Tabi´in büyüklerinden Rib´î İbni Hiraş´dan rivayet ettik. O şöyle demiştir: Bize Âmir oğullarından bir adam anlattı ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem evde iken (eve girmek için) kendisi izin istedi ve dedi: Gireyim mi Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem hizmetçisine emretti:
"Çık, şu adama izin istemesini öğret. Ona deki: Esselâmu Aleyküm gireyim mi söyle. Adam bunu işitti de: Esselâmu Aleyküm, gireyim mi dedi. Peygamber de ona izin verdi. Adam içeri girdi."[49]
654- Sahabî olan Kelde İbni Hanbel´den (Radiyallahu Anh) yapılan ri-vayetde o şöyle anlatmıştır:
"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selleme vardım ve selâm vermeden içeri girdim. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Geri dön ve şöyle söyle: Selâmun aleyküm, gireyim mi " buyurdu[50]
Ben derim ki, bu anlattığımız selâmın izin istemekten daha önce olması sahih olan sözdür.
El-Mâverdi bu konuda üç şekil anlatmıştır. Birincisi bu anlattığımız şekildir. İkincisi, izin istemeyi selâmdan önce yapmaktır. Üçüncüsü, adamın arzusuna göredir. Eğer izin isteyen kimse eve girmeden önce ev sahibini görmüş olursa, önce selâm verir. Eğer görmemişse, önce izin ister. Bir kimse üç kez izin ister de ona izin verilmezse ve o kimse sesini duyuramadığını sanarsa, üçten ziyade olarak izin ister mi
İmam Ebû Bekir İbnu´l-Arabî El-Malikî bu konuda üç görüş anlatır: Birincisi tekrar izin ister, İkincisi izin istemeyi tekrarlamaz. Üçüncüsü, eğer daha önce anlatılan izin isteme sözü ile izin işlenmişse, onu tekrarlamaz. Fakat başka bir ifade ile izin istemiş ise, buna ilâveten tekrar izin ister. Sonra demiştir ki, hiç bir halde izin istemeyi üçten fazla olarak tekrarlamaz. İşte onun söylediği ve doğru kabul ettiği bu söz, sünnet olan uygulamanın gereğidir. Doğrusunu Allah bilir.
Selâm vererek yahut kapıyı çalarak bir insandan izin istendiği zaman, ona: Sen kimsin denilince, kendisini tanıtacak şekilde, ben falan oğlu falanım yahut falancanın falanıyım yahut şu isimle tanınanım demesi uygundur. Tam bir şekilde buna uygun sözlerle kendini tanıtır. Benim, hiz-metçisiyim, gençlerden biriyim, dostlardan biriyim yahut bunlara benzer sözlerle cevab vermek mekruhtur.
655- Meşhur İsrâ hadisinde rivayetimize göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"Sonra Cibril beni (arza) en yakın semaya yükseltti. Sonra kapının açılmasını istedi. Kim bu (gelen) denildi. (Cevab verip) Cibril, dedi. Bera-beberinde kim var denildi. Muhammed, dedi. Sonra beni ikinci, üçüncü ve diğer göklere çıkardı. Göğün her kapısında: Bu kimdir deniliyor ve o da (cevab olarak) Cibril, diyordu"[51]
656- Ebû Mâsa´dan rivayet edildiğine göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Küba´da) bostan kuyusu üzerine oturunca, Ebû Bekir gelip (bostan kapısından içeri girmek için) izin istedi. Peygamber kim o dedi. Ebû Bekir, cevabını verdi. Sonra Ömer gelip izin istedi: Kim o dedi. Ömer, dedi. Sonra Osman gelip aynı şekilde izin istedi.[52]
657- Câbir´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre o şöyle anlatmıştır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gittim de kapıyı çaldım. Peygamber: Kim o dedi. (Ben cevab olarak) ben, dedim. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) cevabımdan hoşlanmaz bir hal ile: Ben, ben.
Dedi."[53]
Muhataba kendini tanıtmak isteyen kimse eğer unvanından başka bir isimle tamtamıyacaksa, unvanında büyüklük ifadesi olsa bile onunla kendini vasıfîayarak tanıtmasında bir sakınca yoktur. Künyesi ile kendini tanıtır. Yahut ben falan müftiyim, ben kadıyım, ben falan şeyhim yahut bunlara benzer sözler söyler.
658- Ebû Tâlib´in kızı Ümmühânî´den (Radıyallahu Anha) (meşhur olan ismi Fahite´dir. Fatıma veya Hind olduğu da söylenir.) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Ben Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gittim. O yıkanıyordu. Fâtımada onu´perdeleyip örtüyordu. Bu (gelen kadın) kimdir Ben, Ümmühânî´yim, dedim.[54]
659- Ebû Zer´den (Radiyallahu Anh), isminin Cündüb yahut (berr sözünün tasgiri) Büreyr olduğu söylenir. O şöyle anlatmıştır: Gecelerden bir gece (evden dışarı) çıktım. Bir de baktım ki, Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yalnız başına yürüyor. Ben ayın gölgesinde yürümeye başladım. Peygamber dönüp beni gördü. Kim bu dedi. Ebû Zer, dedim.[55]
660- Ebû Katâde El-Haris İbni RibTden (Radıyallahu Anh) rivayet edilen Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in bir çok mucizelerini ve ilim çeşitlerini toplayıp bir araya getiren (Midaa = su kabı) olayı ile ilgili ha-disde Ebû Katâde anlatmıştır: "(Peygamberle bir gece yolculuğunda giderken o deve üzerinde uykuya dalmıştı. Bîr kaç defa düşecek gibi yana sarkmış ve onu uyandırmadan doğrultmuştum. Nihayet) Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem başını kaldırıp: Kim bu dedi. Ebû Katâde, dedim."[56] Derim ki, bunun örnekleri çoktur. İhtiyaç duyulduğu zaman övünmek kasdi olmaksızın böyle künye ile kendini tanıtmakta bir sakınca yoktur. (Katâde´niil rivayet ettiği bu Hadis-i şerif uzundur. Müslim: Cild 1. sayı 681. sayfa 472 bakılsın.)
661- Ebû Hüreyre´den rivayet edilmiştir. (Ebû Hüreyre´nin adı, Ab-durrahman´dır. Sahih olan rivayette babası Sahr´dır.) O şöyle anlatmıştır: "Dedim ki, yâ Resûlellahî Allah´a duâ et de, Ebû Hüreyre´nin annesine hidâyet versin." Sonra şöyle deyinceye kadar olayı anlattı: "Nihayet (peygambere) dönüp dedim ki: Yâ Resûlellah, gerçekten Allah senin duam kabul etti ve Ebû Hüreyre´nin annesine hidâyet ihsan etti.[57]
(Asıl ismi olan Abdurrahman sözü yerine künyesi olan Ebû Hüreyre lâfzını kullanarak tanıtım yapmıştır. Bu da işin cevazına bir delildir).
Selâm Üzerinde Çeşitli Meseleler
Mes´ele: Ebû Sa´d EI-Mütevelli demiştir ki, hamamdan çıkan adama: Hamamın (banyon) hoş olsun, demenin aslı yoktur. Ancak rivayete göre Hazreti Ali (Radıyallahu Anh) hamamdan çıkan bir adama şöyle demiştir: Temizlendin, kirlenmeyesin. Ben derim ki, bu yerde sahih bir dayanak yoktur.
Bir insan sevgisi ve yakınlık sebebiyle ve muhabbet kazanmak maksadı ile: Allah sana nimetleri devam ettirsin ve benzerî duada bulunursa, bunda bir beis yoktur.
Yürümekte olan bir insan uğradığı adama: Allah sabahını hayırlı yapsın yahut mutlu yapsın, yahut Allah seni kuvvetlendirsin, Allah seni yalnız bırakmasın, yahut bu sözlere benzer insanların kullandığı duaları söylerse, cevab almaya hak kazanmaz. Fakat bu sözlerin başında ona da duâ ederse güzel olur. Ancak selâmı geri bıraktığı ve ihmal ettiği için kendisine ve başkasına bir ders olsun diye, onun duâsmı tamamen cevabsız bırakabilir. Böylece ilk defa selâm vermenin gereğine işaret edilmiş olur.
El Öpmek:
Başkasının elini öpmeyi istemek: Eğer el öpmek, adamm takvasından ve iyi halinden, yahut ilminden, yahut şerefinden ve düşük işlerden korunmasından, yahut bunlara benzer dinle ilgili işlerden ileri geliyorsa, mekruh olmaz, bilâkis müstahab olur. Eğer el öpmek, adamın zenginliğinden, dünyasından, servetinden, güçlülüğünden, dünya ehline göre olan mevkiinden dolayı ise, bu şiddetli bir şekilde mekruhtur.
Âlimlerimizden El-Mütevelli demiştir ki, bu maksadla el öpmek caiz değildir ve bununla haram olduğuna işaret etmiştir.
662- Zari´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir. Kendisi (Basra´dan peygambere gelen) Abdülkays heyetinin içinde idi. Şöyle anlatmıştır: "Nihayet yolculuğa çıkmak için acele etmeye başladık da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in elini ve ayağını öpmeye koyulduk.[58]
663- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) bir olay anlatılmaktadır. Orada şöyle demiştir: "Biz, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e yaklaştık da onun. elini öptük.[59]
Bir kimsenin, küçük çocuğunun yanağını öpmesi, kardeşininkini öpmesi, akralabalık sevgisi ile, şefkat ve merhamet duygusu ile yanaklardan başka azaları öpmesi sünnettir. Bu konuda sahih hadisler çoktur ve meşhurdur. Çocuk erkek olsun, kız olsun eşittir. Bu sayılan maksadlarla arkadaşının ve başkasının küçük çocuklarını öpmek de aynıdır. Ancak şehvetle öpmek haramdır. Bunda ihtilaf yoktur. Bu şehvet konusunda baba-ana da müsavidir. Akraba ve yabancıya şehvetle bakışta da haram işlemiş olur.
664- Ebû Hüreyre´den (Radryallahu Anh) rivayet edilmiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ali´nin oğlu Hasan´ı (torununu) öptü. Yanında El-Akra´ İbni Habis vardı. Bunun üzerine EI-Akra´ dedi: Benim on çocuğum var. Onlardan hiç birini öpmedim. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona (hayretle bakışı ile) baktı. Sonra buyurdu: Merhamet etmeyene, merhamet edilmez."[60]
665- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edilmiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e Bedevi´lerden insanlar geldi. Dediler ki, çocuklarınızı öper misiniz Ashab, evet, dediler. Onlar: Fakat biz öpmeyiz, dediler. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Allah Tealâ sizden merhameti çekip çıkardı ise, ben ne yapabilirim " buyurdu.[61]
666- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde o şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oğlu İbrahim´i tutup öptü ve onu kokladı."[62]
667- El-Berâ İbni Azib´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde o şöyle anlatmıştır: "Ben, ilk Medine´ye hicret ettiği zaman Ebu Bekir´le beraber evine gittim. Kızı Aişe, yakalandığı sıtma hastalığından dolayı yatıyordu. (Radıyallahu Anha) Ebû Bekir onun yanına gidip: Kızcağızım nasılsın dedi; ve yanağını öptü."[63]
668- Sahabi Safvan İbni Assal´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır:
"Bir Yahudi arkadaşına dedi ki, bizi şu Peygambere götür. Böylece Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gittiler. (Her peygamberin şeriatın-, da esas olan hükümlerden) dokuz açık hükmü Peygambere sordular. Ra-vi böylece olayı anlatarak nihayet şu sözü söyledi: Onlar aldıkları cevab üzerine Peygamberin elini ve ayağını öptüler ve dediler ki, biz senin peygamber olduğuna şahidiz. "[64]
669- Sahih bir isnadla İyas İbni Dağfel´den yapılan rivayetde şöyle demiştir: Ebû Nadre´yi gördüm. Ali´nin oğlu Hasan´ı (Radıyallahu Anhüma) öpüyordu.[65]
İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) nakledildiğine göre, oğlu Salim´i öperdi ve şöyle derdi: Bir yaşlının bir yaşlıyı öpmesine şaşıyormusunuz.
Allah kendisinden razı olsun, ümmetin zâhidlerinden ve âbidlerinden biri olan büyük İmam Sehl İbni Abdullah El-Testürî´den rivayet edildiğine göre, Ebû Dâvud El-Sicistani´ye giderdi ve derdi ki: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in hadislerini anlattığın dilini çıkarda onu öpeyim. Böylece dilini öperdi. Bu konuda üzerinde selefin işleri anlatılamayacak kadar çoktur. En iyisini Allah bilir.
Ölünün ve Yolculuktan Gelenin Yüzünü Öpmek:
Teberrük maksadıyla salih bilinen bir ölünün yüzünü öpmekde bir beis yoktur. Gurbetten ve benzeri bir ayrılıktan dönen bir arkadaşı da öpmek böyledir, sakıncası yoktur.
670- Hazreti Aişe (Radıyallahu Anhâ) uzunca anlattığı Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in vefatı ile ilgili hadisde şöyle demiştir: "Ebû Bekir (Radıyallahu Anh) içeri girdi de, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´ün yüzünü açtı. Sonra üzerine abandı da onu öptü. Sonra ağladı. "[66]
671- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anhâ) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Zeyd İbni Harise, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim evimde iken, Medine´ye geldi. Peygambere gelip kapıyı çaldı. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona kalkıp elbisesinden onu çekti. Onu kucakladı ve onu öptü."[67]
Çocuktan başkasını ve seferden dönmeyeni kucaklamak ve yüzünü öpmek ise, bunlar mekruh olan işlerdir. Âlimlerimizden Ebû Muhanımed El-Beğavi ve ondan başkası bunların kerahetine delil göstermişlerdir. Tir-mizî ve İbni Mâce´nin kitablarında rivayet ettiğimiz hadis bu kerahate delâlet eder:
672- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre, bir adam peygambere dedi ki: "Ey Allah´ın Resulü! Bizden bir adam kardeşine yahut. arkadaşına rasgeldiğinde ona eğilir mi Hayır, dedi. Onu kucaklar ve öper mi dedi. Peygamber hayır, dedi. Adam, elile tutup onunla musafaha eder mi dedi. Peygamber evet, dedi."[68]
Ben derim ki, bir yolculuk ve benzeri bir ayrılıktan dönüşte kucaklaşmakta ve öpmekte bir beis yoktur. Bunun dışındaki hallerde ise tenzih yolu ile mekruhtur.. Bu da güzel yüzlü olmayan gençler içindir. Fakat güzel yüzlü genç ister seferden dönmüş olsun, ister olmasın, her halde onu öpmek haram olur. Böyle bir kimseyi kucaklamak, onu öpmek gibidir yahut ona yakındır. Burada öpüşenlerin ikisinin de salih erkek olmaları, yahut fasık olmaları, yahut bunlardan birinin salih kimse olması eşittir, durum değişmez.
Bizim Şafi´i mezhebde sahih olan, şehvet duygusu olmasa bile, güzel yüzlü bir gence bakmak haramdır. Fitne korkusu olmasa da bu haramdır, kadın hakkında olduğu gibi...
Musafaha = Tokalaşma
Karşılaşma halinde musafaha yapmanın sünnet olduğunda ittifak vardır.
673- Katâde´den yapılan rivayetde demiştir ki, Enes´e (Radıyallahu Anh) sordum: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in ashabı arasında musafaha var mı idi Evet, dedi."[69]
674- Kâb İbni Mâlik´in (Radıyallahu Anh) tevbesinin kabul edilişi olayı ile ilgili olarak rivayet edilen hadisde o şöyle demiştir: "(Allah tevbemi kabul ettiği için beni tebrik maksadı ile) Talhâ İbni Ubeydullah (R.Anh) koşarak bana doğru geldi de Benimle musafaha etti ve beni tebrik etti."[70]
675- Sahih isnadlarla Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde o şöyle demiştir: "Yemen´liler gelince, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel-lern ashaba dedi ki, Yemen´liler size geldi. Musafahayı ilk ortaya çıkaran bunlardır."[71]
676- El Berâ´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sailallahu Aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İki müslüman karşılaşır da musafaha yaparlarsa, muhakkak surette ayrılmadan önce mağfiret olunur. "[72]
677- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayetimizde demiştir: "Bir adam (peygambere) dedi: Ya Resûlellah bizden bir adam kardeşine yahut arkadaşına rasgelince ona (başı ve vücudu ile) eğilir mi Peygamber, hayır dedi. Onu kucaklar ve öper mi dedi. Hayır, dedi. Elinden tutar ve onunla musafaha yapar mı dedi. Peygamber, evet, dedi."[73]
678- Atâ İbni Abdullah El-Horasanî´den yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu: Musafaha yapınız ki, kin gitmiş olsun. Hediyeleşiniz ve birbirinizi seviniz ki, düşmanlık gitsin "[74]
Bil ki, ner karşılaşmada musafaha yapmak müstahabdır. Ancak insanların âdet edindiği sabah ve ikindi namazlarından sonra musafaha yapmanın anlatılan şekilde şeriatta aslı yoktur. Yapılmasında da bir beis yoktur; çünkü musafahanın aslı sünnettir. İnsanların bazı hallerde buna devam etmeleri ve çok ifrada kaçmaları ile meydana gelen tutum, aslen meşru olan musafahayı bozmaz.
İmam Ebû Muhammed Şeyh Abdüsselâm (Allah ona rahmet etsin), Ka-vaid kitabında anlatmıştır. Demiştir ki, bit´atlar beş kısımdır: Vacib, haram, mekruh, müstahab ve mubah. Sabah ve ikindi namazlarından sonra yapılan musafaha, mubah olan bit´ata bir örnektir. En iyisini Allah bilir.
Derim ki, yüzü güzel bir gençle musafahadan sakınmak uygundur. Çünkü bundan önceki bölümde anlattığımız gibi, ona bakmak haramdır. Mez-heb âlimlerimiz demişlerdir ki, bakılması haram olan her şeye yapışmak da haramdır. Daha doğrusu yapışmak daha ağırdır. Çünkü bir kadınla evlenmek isteyen ona bakabilir, bu helaldir. Alış-veriş gibi işlerde de durum böyledir. Fakat bunlarda yabancı kadına yapışmak caiz olmaz. En iyisini Allah bilir.
Musafaha ile beraber güler yüzlü olmak, mağfiret istemek ve başka duada bulunmak müstahabdır:
679- Ebû Zer´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seliem bana dedi ki: İyilikten hiç bir şeyi asla küçümseme; tatlı bir yüzle kardeşinle karşılaşmanı bile [75]
680- El-Berâ İbni Âzib´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seliem şöyle buyurdu: "İki müslüman karşılaşınca musafaha ederler de, nasihat ve muhabbet üzere gülümserlerse, aralarında günahları dağılır gider." Bir rivayet de şöyle: "İki müslüman karşılaştığı zaman musafaha ederler. Allah Tealâ´ya hamd ederler ve mağfiret dilerlerse, Aziz ve yüce olan Allah onlara mağfiret eder.[76]
681- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir. O da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den şöyle dediğini anlatmıştır: "Allah için sevişen iki kuldan biri diğeri ile karşılaşır da onunla musafaha yaparsa, sonra da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e salât getirirlerse, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanmadan ayrılmaz."[77]
682- Enes´den yapılan rivayetde o şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallalia-hu Aleyhi ve Seliem bir adamın elini tuttuğu zaman,
"Allâhümme âtinâ fi´d-dünyâ haseneten ve fi´1-âhireti haseneten ve kına azâbe´n-nâr."
"Allah´ım, dünyada bize iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru, demedikçe ondan ayrılmazdı."[78]
Her halde kim için olursa olsun eğilip bel bükmek mekruhtur. Bundan önceki iki bölümde anlattığımız Enes´in hadisi buna dealalet eder. o hadiste adamın biri peygambere sormuştu "Bizden biri adama eğilir mi Peygamber, hayır, dedi." Söylediğimiz gibi, bu hasen bir hadistir. Buna mariz bir nakil gelmediği için buna aykırı davranmaya yol yoktur. İlme ve iyi hale nisbet edilen bir çok kimselerin bunu yapmasına aklanılmasın. Çünkü uymak, ancak Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e olur. Allah Tealâ şöyle buyurur: "Peygamber size neyi veriyorsa (ne emrediyorsa) onu alın, hangi şeyi de size yasaklıyorsa onu yapmayın, "[79]
Yine şöyle buyurmuştur: "Peygamberin emrine muhalefet edenler, kendilerine bir belâ isabet etmesinde, yahut acıklı bir azâb kendilerine isabet etmesinden sakınsınlar. "[80]
Biz, Cenazeler bölümünde Fudayl İbni İyad´dan (Radıyallahu Anh) bu manadaki Şu sözünü anlatmıştık: Hidayet yollarına uy, bu yola koyulanların azlığı sana zarar vermez. Sapıklık yollarından da sakın. Bu yollarda helak olanların çokluğuna aldanma. Başarı Allah´dandır.
Gelen kimseye kalkarak ikramda bulunmak şu kimseler için müstahab olduğunu seçtik: İlim bakımından açık bir faziletli olan için, yahut iyi hal, yahut şeref sahibi için, yahut hürmete değer bir idareci için, yahut evlad-lık veya akrabalık yakınlığından dolayı yaşlılık ve benzer sebebler için iyilik, ikram ve hürmet maksadı ile ayağa kalkılır. Gösteriş için ve insanı büyültmek için yapılmaz. İlk devir ve sonraki devir müslümanların uygulamaları hep bizim bu seçtiğimiz usul üzere olagelmiştir. Ben bu konu üzerinde bir risale yaptım. Orada hadisleri, eserleri ve anlattığım hususlara delâlet eden önceki devir âlimlerinin sözlerini işlerini topladım. Bunlara aykırı düşenleri kitabda gösterdim ve onlara cevabı da açıkladım. Bu hususta zorluğa ve şübheye düşen ve bu risaleyi incelemek isteyen kimse umarım, ki, müşkülâtım giderir, inşaallah Tealâ. En iyisini Allah bilir.
Salih olan kimseleri, kardeşleri, komşuları, arkadaşları ve akrabayı ziyaret etmek ve onlara ikramda bulunmak, iyilik etmek ve ilgi göstermek müstahab işlerin en kuvvetlilerindendir. bu ziyaretin usulü de insanların durumlarına, mevkilerine ve boş zamanlarına göre değişir. Bu gibileri insanın ziyaret etmesi, hoşlarına gitmeyecek şekilde ve razı olmayacakları bir zamanda olmamalıdır. Bu konuda hadisler ve nakiller meşhurdur ve çoktur. Müslim´in Sahih´inde rivayet ettiğimiz en güzellerindendir:
683- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Seliem şöyle anlattı: "Bir adam, başka bir köyde olan kardeşini ziyaret etti. Bunun üzerine Allah Tealâ onun yolu üzerine koruyup gözetleyici bir melek görevlendirdi. Melek adama gidince sordu: Nereye gidiyorsun Adam: Şu köyde olan kardeşime gitmek istiyorum, dedi. Melek: Adamın sana iyiliğinden dolayı senin ona bir borcun mu var Adam dedi ki: Hayır, sadece ben ûnu Allah Tealâ´nın rızası için sevdim. Melek dedi: Ben, sen o adamı Allah İçin sevdiğin gibi, Allah´ın da seni sevdiğini bildirmek üzere Allah´ın sana gönderdiği elçisiyim."[81]
684- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seflem şöyle buyurdu: "Kim bir hastayı ziyaret ederse, yahut Allah Tealâ için bir kardeşini ziyaret ederse, bir mü-nadi şöyle diye ona seslenir: Hoş ettin, yürüdüğün yol (boyunca sevabın) hoş oldu. Cennette de bir ev hazırlamış oldun."[82]
İnsanın salih bir arkadaşından kendisini ziyaret etmesini ve ziyaretini çok yapmasını istemesi müstahabdır.
685- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edilmiştir. O demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bizi ziyaret ettiğinden daha fazla, bizi ziyaret etmeden seni engelleyen nedir (Neden bizi daha çok ziyaret etmiyorsun Peygamber bunu Cibril Aley-hisselâm´a söylemesi üzerine) şu âyet indi:"
"Biz senin Kabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzde ve arkamızda olanlar ve bunlar arasında bulunanlar (her şeyin mülkiyet ve tasarrufu) hep O´nundur."[83]
Aksırana Duâ Etmek Ve Esnemenin Hükmü
686-Ebû Hüreyre´den rivayet edilmiştir. O da, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den şöyle dediğini anlatmıştır: "Allah Tealâ aksırmayı sever (ondan razı olur). Esnemeyi hoş görmez. Sizden biriniz aksırır da Allah Teaîâ´ya hamd ederse, onu işiten her müslüman üzerine ona şöyle duâ etmek bir borç olur: "Yerhamükeîlâh" (Allah sana merhamet etsin). Esnemeye gelince, o Şeytandandır. Sizden biriniz esnediği zaman, gücü yeterince onu geri çevirsin. Çünkü sizden biriniz esneyince Şeytan ona güler."[84]
Derim ki âlimler şöyle ifade etmişlerdir: Aksırmayı gerektiren sebeb iyi bir şeydir. O da besin hafifliğinden ve yük ağırlığının azlığından ileri gelen vücud hafifliğidir. Bu da iyi bir haldır ki şehveti zayıflatır ve ibâdeti kolaylaştırır. Esnemek bunun zıddıdır. Allah en iyisini bilir.
687- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir. O da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den şöyîe dediğini anlatmıştır: "Sizden biriniz aksırdiği zaman,
"Elhamdülillah"
"Allah´a hamd olsun" desin. Kardeşi yahut arkadaşı da ona:
"Yerhamukellâhu"
"Allah sana merhamet etsin", desin. Kardeşi ona yerhamukellâh deyince, sksıran:
"Yehdîkümullâhu ve yuslıhu bâteküm" "Allah size hidâyet etsin ve halinizi düzeltsin", desin."[85]
688- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanında iki adam aksırdı. Peygamber (s.a.v) bunlardan birine karşılık verdi (teşmit yaptı), diğerine teşmit yapmadı. Bunun üzerine peygamberini teşmit yapmadığı kimse dedi ki, falanca aksırdı da ona teşmit yaptın., ben aksırdım da bana teşmit yapmadın Peygamber (s.a.v): Bu adam Allah Teaîâ´ya hamd etti. Sen ise Allah Teaîâ´ya hamd etmedin, buyurdu."[86]
689- Ebû Musa El-Eş´arî´den rivayet edilmiştir. (Radıyallahu Anh) o demiştir ki,
Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu işittim: "Sizden biriniz aksırır da Allah Tealâ´ya hamd ederse, ona teşmit yapınız. Eğer Allah´a hamd etmezse, ona teşmit yapmayınız, (Yerhamukel-lâh, demeyiniz).[87]
690- El-Berâ´dan (Radiyallahu Anh) rivayet edilmiştir. O şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yedi şeyi emretti ve yedi şeyi bize yasakladı. Hastayı ziyareti, cenaze arkasında yürümeyi, aksira-na teşmit yapmayı, davetçiye icabet etmeyi, selâma karşılık vermeyi, haksızlığa uğrayana yardım etmeyi ve yeminde durmayı (yemini bozmamayı) bize emretti."[88]
691- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anhu) rivayet edilmiştir. O da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır: "Müslümanın müslüman üzerine hakkı beştir: Selâmı cevablamak, hastayı ziyaret etmek, cenazeler arkasında yürümek, davete icab etmek ve aksırana teşmit yapmak."[89]
Müslim´in diğer bir rivayeti şöyledir: "Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı altıdır: Onunla karşılaşıinca ona selâm ver, seni davet ettiği zaman icabet et, senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver, aksırır da Allah Tealâ´ya hamd ederse ona teşmit yap, hastalanınca onu ziyaret et ve ölünce cenazesini takip et."
Aksıran kimsenin aksırması arkasıhda ELHAMDÜ LİLLAH demesinin müstahab olduğunda âlimler ittifak etmişlerdir. Elhamdü lillahi Rab-bilalemin, derse daha güzel olur. Elhamdü Iillâhi alâ külli hâl, derse daha faziletli olur.
692- Sahih bir isnadla Ebû Hüreysre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir. O da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır: "Sizden biriniz aksırdığı zaman, ELHAMDÜ LİLLÂHİ ALA KÜLLİ HÂL, desin. Kardeşi yahut arkadaşı da: Yerhamukellah, desin. Buna karşılık olarak aksıran: Yehdîkümullahu ve yuslihu bâleküm (Allah size hidâyet versin ve halinizv düzeltsin, der.)"[90]
693- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edilmiştir ki: "Bir adam İbni Ömer´in yanında aksırdı da: Elhamdü lillah vesselâmu alâ Re-sûlillah, dedi. İbni Ömer ona şöyle dedi: Ben de, Elhamdü lillah vesselâmu Alâ Resûliüahi, derim. Fakat Resûlüllah Sallaîlahu Aleyhi ve Sellem´in bize öğrettiği böyle değildir. Bize şöyle demeyi öğretti: Elhamdü Iillahî alâ külli hâl."[91]
Derim ki: Aksırma arkasında hamd sözünü duyan herkesin ona Yerhamukellah, yahut Yerhamukümullâh, yahut Rahirnekümullâh, demesi müstahab olur. Bundan sonra aksıranm şöyle demesi de müstahabdır: Yeh-dîkumullâhu ve Yuslihu bâleküm, yahut Yeğfirullâhu lenâ ve leküm.
694- İmâmı Mâlik´ten rivayet edilmiştir. O da Nafi´den, Nafi´de İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet ettiğine göre, İbni Ömer şöyle dedi: "Sizden biriniz aksırır da ona YERHAMUKELLAH denilirse, o da şöyle der:
"Yerhamunallâhu ve iyyâküm ve yağfirullâhu lenâ ve leküm (Allah bize ve size merhamet etsin. Allah bizi ve sizi bağışlasın).
Bütün bunlar sünnettir, bunlarda vacib yoktur. Âlimlerimiz şöyle demiştir: Teşmit denilen YERHAMUKELLAH sözünü söylemek sünneti ki-fayedir. Meclisde bulunanlardan biri bunu söylerse, hepsi için yeterli olur. Fakat faziletli olan, bunu mevcudlarm tümünün söylemesidir. Çünkü daha önce yazdığımız Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in: "Aksıranm hamd sözünü işiten her müslüman üzerine YERHAMUKELLAH demek bir borçtur." sözü vardır. Bizim bu anlattığımız Şafi´i mezhebinin görüşü olan teşmitin müstahab oluşudur. Mâliki âlimleri bunun vacib olduğunda ayrılığa düşmüşlerdir. Kadî \bdülvahhab bu teşmit sünnettir. Bizim mezhebimizde olduğu gibi, cemaat içinden bir kişinin teşmiti yeterlidir demiştir.
İbni Müzeyn demiştir ki bütün cemaatın teşmit yapması gereklidir. İbnu´l-Arabî El-Mâlikî de bunu benimsemiştir.
Daha önce geçen hadisten dolayı, aksıran hamd etmezse, ona teşmit yapılmaz. Hamdin, teşmitin ve buna cevab vermenin en azı, yanındaki arkadaşı işitecek kadar sesi yükseltmektir.
Aksıran adam Allah´a hamd sözünden başka bir söz söylerse, teşmite hak kazanmaz:
695- Sahabî olan Salim İbni Übeyd El-Eşca´i´den (Radıyallahu Tealâ Anh) yapılan rivayetde o şöyle demiştir: "Biz Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanında idik. O sırada cemaatten biri aksınp: Esselâmu Aley-küm, dedi. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sana ve annene de selâm olsun (burada selâmın gereği ne)! Sonra peygamber (s.a.v): Sizden biriniz aksırdığı zaman Allah´a hamd etsin." dedi. Bundan sonra bazı hamd şekillerini anlattı ve dedi ki, hamd edip aksıran kimsenin yanında bulunan, Yerhamukellâh, desin. Aksıran da onlara cevab olarak: Yeğfirullâhu lenâ ve leküm, desin."[92]
Namazda iken aksfran kimsenin, kendine işittirecek bir sesle Elhamdü Lillâh, demesi bizim Şafi´i mezhebinde müstahabdır. Mâliki âlimleri için üç görüş vardır. Birincisi bu bizim görüşümüzdür. İbni Arabî bunu seçmiştir. İkincisi, içinden hamd eder. Üçüncüsü Sahnun´un söylediğidir ki, ne aşikâre hamd eder, ne de içinden...
Aksırmaya gelince, sünnet olan elini yahut mendilini ağzına koymak ve sesi alçaltmaktir:
696- Ebû Hüreyre´den (RadiyaHahu Anh) yapılan rivayetde o şöyle demiştir: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem aksırdığı zaman elbisesini, yahut benzer bir şeyi ağzı üzerine kordu. Aksırma sesini alçaltır yahut kısardı." Ravi bu son iki lâfızda şübhe etmiştir. Tirmizî der ki, bu hadis sahilidir.[93]
697- Abdullah İbni Zübeyr´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu; "Aziz ve yüce olan Allah Esneme ve aksırmada ses yükseltmeyi hoş görmez. "[94]
698- Ümmü Seleme´den yapılan rivayetde (Radıyallahu Anha) o şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle dediğini işittim: Yüksek sesle esnemek ve şiddetli aksırmak Şeytandandır."´[95]
Bir insanın aksırması arka arkaya devam ederse sünnet olan üçe varıncaya kadar ona Teşmit etmektir:
699- Seleme İbni´l-Ekvâ´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre, o Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den dinledi: "Bir adam Peygamberin yanında aksırdı. Peygamber ona: Yerhamukellâh, dedi. Sonra bir daha aksırınca, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun için dedi ki, adam nezlelidir. "Bu söz, Müslim´in rivayetidir. Amma Ebû Dâvud ve Tirmizî rivayetlerinde demişlerdir ki, Seleme anlattı: "Bir adam Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanında aksırdı, ben de bulunuyordum. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, YERHAMUKELLÂH, dedi. Sonra ikinci defa yahut üçüncü defa aksırdı. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, YERHAMUKELLÂH, bu nezleli bir adamdır. "[96]
700- Sahabî olan UbeyduIIah İbni Rifâ´adan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Üç kez aksırana teşmit yapılır, (ona Yerhamukellâh, denilir). Eğer ziyade yaparsa, dilersen teşmit yaparsın, dilersen yapmazsın.[97]
701- Ebû Hüreyre´den rivayet edilmiştir. Hadisin isnadında halini araştırmadığım bir adam vardır. Hadisin geri kalan isnadı sahihtir. Ebû Hü-reyre demiştir ki: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu işittim: "Sizden biriniz aksırınca, yanında oturan ona teşmit yapsın, Üçten fazla aksırırsa o kimse nezledir. Üçten sonra teşmit yapılmaz. (Yerhamukellâh, denmez). [98]
Bu konuda âlimler ihtilâf etmişlerdir: Mâliki olan İbnu´l Ârâbî şöyle demiştir: İkinci aksırışında adama, sen nezlelisin, denilir, görüşü vardır. Üçüncüde ona denilir, dördüncüde (sen nezlelisin) denilir şeklinde değişik görüşler vardır. Doğru olan üçüncüde söylenmesidir. böyle (sen nezlelisin) denmesinin manası, bundan sonra sen teşmit yapılacak kimse değilsin, demektir. Çünkü sende olan bu hal nezleden ve hastalıktandır. Aksırmadaki hafiflikten değildir.
Eğer denilirse: Hastalık sebebiyle aksırma olursa, ona duâ ve teşmit yapmak uygun olur. Çünkü hasta olan, hasta olmayandan duaya daha fazla hak sahibidir. Neden buna teşmit yapılmasın Bunun cevabı: Ona duâ etmek müstahabdır. Fakat meşru olan aksırma duasından başka bir duâ yapılır. Müslümanın müslümana afiyet, selâmet ve benzeri duâ yapması teşmit kısmından değildir.
Bir kimse aksırır da Allah Tealâ´ya hamd etmezse, daha önce anlattığımız gibi ona teşmit yapılmaz. Eğer Allah Tealâ´ya hamd etse de insan bunu işitmezse yine ona teşmit yapılmaz.
Aksiranın yanında bir topluluk olur da onlardan bir kısmı aksıranın hamdini duyar bir kısmı duymazsa, işitenler ona teşmit yapar, başkaları değil. Doğru kabul edilen budur.
İbnu´l-Ârâbî, hamdi işitmcyenler hakkında bir muhalefeti anlatmıştır: Arkadaşlarının teşmitini işitince, hamdi işitmeyen de teşmit yapar; çünkü başkasının teşmit yapmasıyla adamın aksırma ve hamd halini bilmiş olur. Bu görüşe karşı olarak denmiştir ki, hamdi itişmeyenler, bu durumda da teşmit yapmazlar. Çünkü aslen hamdi işitmemişlerdir.
Bil ki, aslen bir adam hamd etmeyince, yanında bulunan kimsenin hamdi hatırlatması müstahab olur. Doğru kabul edilen budur.
Hattâbî´nin Sünen´inde bunun benzerini, büyük İmam İbrahim El-Nehâ´i´den rivayet ettik. Bu insanı uyarma işi, nasihat, iyiliği emretme, iyilik ve takva üzere yardımlaşma bölümüne girer.
İbnu´l-Ârâbî demiştir ki, uyarmayı yapmaz. Bunu yapmayı cehalete ve hata işlemeye yormuştur. Doğru olan bizim anlattığımız uyarma işinin müstahab olduğudur. Muvaffakiyet Allah´dandır.
(Bir Yahudi Aksırınca)
702- Ebû Musa El-Eş´arî´den (Radıyaîlahu Anh) yapılan rivayete göre şöyle demiştir:
Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanında aksırışırlardi. Bununla peygamberin kendilerine, Yerhamukümullâh, demesini umarlardı. Peygamber de (onlara) derdi: Allah size hidâyet versin ve halinizi düzeltsin."[99]
703- Ebû Hüreyre´den (Radıyaîlahu Anh) rivayet edilmiştir. O demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim bir olay anlatır da o sırada aksırırsa, o doğrudur.[100]
Bir insan esnediği zaman, daha önce anlattığımız hadisten dolayı, onu gücü yeterince geri çevirmesi sünnettir. Müslim´in Sahih´inde rivayet ettiğimiz gibi, elini ağzı üzerine koyması da sünnettir.
704- Ebû Saîd El-Hudrî´den rivayete göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle dediğini anlatmıştır: "Sizden biriniz esnediği zaman eli ile ağzı üzerini tutsun. Çünkü Şeytan girer."[101]
Derim ki, esneme namazda yahut namaz dışında olsa hüküm birdir, eli ağız üzerine koymak müstahab olur. Ancak esneme ve benzeri bir gerek olmadığı zaman eli ağıza koymak, namaz kılan için mekruhtur. En doğrusunu Allah bilir.
İnsanı Övmek
Bil ki, insanı iyi halleri ile medhetmek ve övmek bazen yüzüne karşı olur, bazan da gıyabında olur. İnsanı gıyabında övmeye gelince, öven kimse taşkınlık yapmamak ve yalana girmemek şartı ile, bunda engel yoktur. Yalan şekli ile övmek ise haramdır. Haram oluş övmekten değil, yalan söylemekten dolayıdır. Bir gerek duyulduğu zaman ve bir bozukluğa se-beb olmadığı içinde yalan olmayan böyle bir övgü müstahabdır. Övülene ulaşması halinde onu fitneye düşüren ve benzeri bozuk maksad taşıyan medihler olmamalıdır.
Övülenin yüzüne karşı yapılan medhe gelince, bunun hakkında mubah ve müstahabı gerektiren hadisler nakledildiği gibi, bundan kaçınmayı gerektiren hadisler de nakledilmiştir. Âlimler demiştir ki, bu hadislerin hük-münü bir araya toplayıp şöyle denilir: Eğer yüzüne karşı övülende kâmil bir iman, tam bir anlayış, nefis terbiyesi ve fitneye düşmeyecek şekilde . tam bir seziş varsa ve buna aldanmazsa, nefsi de bundan hoşlanmazsa, bu haram değildir, mekruh da değildir. Bu hallerden birinin bulunmasından korkuluyorsa, onu yüzüne karşı övmek şiddetle mekruh olur.
705- Mikdâd´dan (Radıyallahu Anh) şöyle anlatılmıştır:
"Bir adam Hazreti Osman´ı (Radıyailahu Anh) övmeye durdu. Mik-_dad maksadlı olarak dizleri üzerine çöktü de övenin yüzüne serpmek üzere kumlar avuçlamaya başladı. Osman Mıkdad´a dedi ki, ne yapıyorsun Bunun üzerine Mıkdad dedi: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: Övücüleri gördüğünüz zaman yüzlerine toprak serpin, (onlara değer vermeyin)."[102]
706- Ebû Musa El-Eş´arî´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Seliem, bir adamın bir adamı övdüğünü ve övgüde ileri gittiğini işitti. Bunun üzerine: Helak ettiniz yahut adamın belini kırdınız." buyurdu.[103]
707- Ebû Bekre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir: "Bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanında anıldı, bir adamda onu hayırla övdü. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: Yazık ettin! (Aşırı derecede övmekle, yahut övgün ona gidip de onun gururlanmasına sebebiyet vermekle) arkadaşının boynunu kırdın.-Peyamber bu sözü tekrarlıyordu. -Sizden biriniz çaresiz övecekse, öveceği şekilde olduğunu bildiği takdirde, "onun şöyle, şöyle olduğunu sanırım" desin.. Onu olduğu gibi bilen ve hesaba çekecek olan Aîlah´dır. insan Allah´a karşı hiç kimseyi temize çıkarmasın."[104]
Övmenin mubah olduğuna dair hadisler çoktur, burada bir araya toplanmaları mümkün değildir. Ancak bunlardan bir kısmına işaret ediyoruz:
708- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in Sahih olan hadisde Ebû Bekir´e (Radıyallahu Anh) olan şu sözü bu övme kısmındadır:
"(Mağarada iki kişi kaldık. Düşmanın ayak seslerini işitiyorsun) İki kişiyi ne sanıyorsun Allah onların üçüncüsüdür. (Onun için biz hepsinden güçlüyüz)[105]
Diğer bir hadisde de (Ebû Bekir´e) "Sen, büyüklük taslayarak elbiselerini sürtenlerden değilsin." buyurmuştur.
Diğer bir hadisde de: "Ey Ebû Bekir, ağlama! Arkadaşlığında ve malında benim için insanların en güvenileni Ebû Bekir´dir. Eğer ümmetimden bir dost edineydim, Ebû Bekir´i dost edinirdim." buyurmuştur.
Başka bir hadisde:"Umuyorum ki sen onlardansın. (Cennet´e girmek için bütün kapılarından davet edileceklerdensin)" buyurdu.
Başka bir hadisde de "Ona izin ver ve onu Cennetle müjdele. (Ebû Bekir´e izin ver ve onu Cennet´le müjdele.) buyurmuştur.
Başka bir hadisde: "Ey Uhud dağı! (Sarsılma) dur. Zira senin üzerinde bir peygamber, bir Sıddîk (Ebû Bekir) ve (gelecekte şehid olacak) iki şehid (Ömer ile Osman) vardır." dedi:
Yine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Cennete girdim ve bir köşk gördüm. Sordum, bu kimindir Ömer´indir, dediler. Oraya girmek istedim, fakat kıskanırsın hatırıma geldi.
Bunun üzerine Ömer (Radıyallahu Anh): Anam-babam sana feda olsun, yâ Resûlellah! Sana kiskanırmıyım dedi."
Başka bir hadisde: "Ey Ömer! Koyulduğun herhangi bir yolda Şeytan sana karşı çıkmışsa, muhakkak senin yolundan başka bir yola sapmış olur, (senden kaçar)."
Diğer bir hadisde: "(İçeri girmesi için) Osman´a kapıyı aç ve onu Cennetle müjdele." buyurmuştur.
Başka bir hadisde Ali´ye: "Sen bendensin, ben de sendenim (soyumuz ve inancımız birdir), dedi."
Diğer bir hadisde yine Ali´ye: "Harun´un Musa´ya olan yakınlığı gibi, senin benimle beraber olmana razı olmazmısın Buyurdu."
Başka bir hadisde Bilâle: "Ayaklarının tıkırtısını Cennet´de işittim, dedi."
Başka bir hadisde Ubeyy İbni Kâb´a: "İlim sende bereketli olsun, ey Münzir´in babası! buyurdu."
Diğer bir hadisde de Abdullah İbni Selâm´a: "Sen ölünceye kadar İslâm üzere bulunacaksın, buyurdu."
Başka bir hadisde Ensar´dan bir sahâbiye: "(Sen ve hanımın yemek yemeyip müsafirinize ikramda bulunduğunuz için) Allah sizin işinize güldü yahut taaccüb etti (sizden razı oldu), dedi.
Başka bir hadisde Ensar´a: "İnsanlar içinde bana en sevimli sizlersiniz," buyurdu.
Diğer bir hadisde de Abdü´1-Kays kabilesinin başında bulunana: "Sizde iki haslet (huy) vardır ki, onları Allah Tealâ ve O´nun peygamberi sever: Onlar, yumuşak huy ile vakardır, buyurdu. "[106]
Sahih hadisler arasında bütün bu işaret ettiklerim meşhurdur. Onun için bunların kaynaklarını göstermedim. Yüze karşı Peygamber Sallalla-hu Aleyhi ve Sellem´in övmesine dair benzeri hadisler çoktur. Allah onlardan razı olsun, Ashab, tabiin ve bunlardan sonra gelen ve kendilerine uyulan imam ve âlimlerin övmesine gelince, bunlar sayılamayacak kadar çoktur. En iyisini Allah bilir.
Ebu Hamid El-Gazalî İhya kitabının Zekât bölümü sonunda şöyle demiştir: Bir insan sadaka verdiği zaman, onu alan bakmalıdır: Eğer sadakayı veren adam teşekkür edilmesini seviyor ve onun insanlara duyurulmasını istiyorsa, sadakayı alanın işi gizli tutması uygun olur. Çünkü hakkını ödemesi onu zulme götürmeye sebeb olmamalıdır. Adamın teşekkür istemesi bir zulümdür. (Yaptığı iş Allah için olmaz, nefsine yazık etmiş sayılır.) Eğer sadakayı alan, verenin halinden teşekkürü sevmediğini ve yayılmasını istemediğini bilirse, ona teşekkür eder ve sadakasını açıklar.
Allah kendisine rahmet etsin, Süfyan El-Sevrî şöyle demiştir: Kendini bilen kimseye insanların övmesi zarar vermez.
Ebu Hamid El-Gazalî, bu bölümün başında geçen sözü anlattıktan sonra şöyle demiştir: Bu manaların inceliklerini düşünmek, kalbini gözetleyene gereklidir. Çünkü azaların yaptığı işler, bu inceliklerin ihmali ile olursa, çok yorulma ve az faydalanma bakımından şeytan için bir gülme demektir. Bu ilmin hali öyle bir şeydir ki, onun hakkında denilir: Bundan bir mes´ele Öğrenmek, bir sene (nafile) ibâdet etmekten daha faziletlidir. Çünkü bu ilim sebebiyle ömür boyu ibâdet sağlığa kavuşur. Bu ilmi bilmemekle de ömür boyu yapılan ibâdet ölür ve boşa çıkar. Başarı ancak Allah1 m yardımı iledir.
İnsanın Kendini Övmesi Ve İyiliklerini Anlatması
Allah Tealâ "Nefislerinizi temize çıkarmayın."[107]
Bil ki, insanın kendi iyiliklerini anlatması iki kısımdır: Sevilmeyen ve sevilen, öğünmek için, arkadaşları üzerine üstünlüğü göstermek ve benzeri haller için yapılan iyilikleri anma, sevilmeyen ve kötülenen şeydir. Makbul olanı ise, dinî bir maslahata bağlı olanıdır. Bu da iyiliği emredici, kötülükten ahkoyucu olmakla, öğüt verici olmakla yapılır, yahut gerekli bir işi göstermek, yahut öğretmek, yahut terbiye vermek, yahut nasihat vermek için, yahut uyarmak için, yahut iki kimsenin arasını düzeltmek için, yahut kendinden bir kötülüğü savmak için, yahut benzeri şeyler için yapılan övme ve iyilikleri anlatmalardır ki, bunlar makbuldür. İnsan bu maksadlarla kendi sözünün daha iyi kabul edileceğini ve anlattıklarına daha çok güvenileceğini niyet ederek iyiliklerini anlatır. Yahut der ki, benim dediğim bu söz, öyle bir sözdür ki, onu benden başkasında bulamazsınız, bunu ezberleyin gibi sözler söyler, yahut bunun benzeri söz söyler. Bu konuda bu mana üzerinde sayılamayacak kadar deliller gelmiştir:
709- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şu sözü gibi:
"Ben Peygamberim, yalan yoktur. Ben Âdem evlâdının efendisiyim. Kendisine ilk arz açılacak kimseyim. Ben Allah´ı en iyi bileniniz ve takvası en çok olanmızım. Ben Rabbimin yanında (himayesinde) gecelerim." Buna benzer rivayetler çoktur.
Yusuf Aleyhisselâm da (Mısır Melikine):
"Mısır arazisinin hazineleri üzerine beni görevli kıl. Ben, koruyan ve bilen kimseyim." dedi.[108]
Şuayb Aleyhisselâm dedi:
"Beni İnşaallah sâlihlerden bulacaksın."[109]
Osman (evinde aleyhtarları tarafından) kuşatıldığı zaman, (Radıyalla-hu Anh) şu sözleri söylemişti:
Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu bilmiyor musunuz : "(Tebük savaşının sıcak ve kurak günlerinde sefere çıkan) o zor günlerin ordusunu kim teçhiz ederse, ona cennet vardır. Ben o askerleri teçhiz ettim. Bi İm i yormuş un uz ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel-Iem: (Medine´deki) Rûme kuyusunu kazana Cennet vardır. Ben de onu kazmıştım (ve sebil yapmıştım) Peygamberin dediği sözde onu doğrula-ym, buyurmuştur. "[110]
710- Sa´d İbni Ebi Vakkas´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, Küfe halkı kendisini Ömer İbni Hattab (Radıyallahu Anh) Hazretlerine şikâyet ettikleri zaman ve güzel namaz kıldırmıyor, dediklerinde, Sa´d şu cevabı vermişti: Vallahi ben, Allah Tealâ yolunda ilk ok atan Arablar´-dan bir adamım. Biz Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile savaşanlardık..."[111]
711- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde o şöyle demiştir: "Tohumlan çatlatıp bitiren ve nefisleri yaratan hakkı için, Peygamber benim hakkımda söz verdi ki, beni ancak mü´min sever ve bana ancak münafık buğz eder."[112]
712- Ebû Vâil´den yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır: İbni Mes´ud (Ra-dıyallahu Anh) bize hutbe okuyup şöyle dedi: "Vallahi ben, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in ağzından yetmiş küsur sûre aldım. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in ashabı da bilmişlerdir ki, ben Allah Tealâ´nın kitabını onlardan daha iyi bilenim. Bununla beraber ben onların en hayırlısı değilim. Eğer Denden daha bilgili bir kimseyi hileydim (ondan ilim almak için) sefere çıkardım."[113]
713- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayete göre, kendisine, yürümeyen bir deveye çare bulmaktan soruldu, bunun üzerine (çare1 isteyen adama): Tam bilgi verecek kimseye düştün, (Bu konu da seni ancak ben aydınlatırım.) dedi...[114] Buna benzer örnekler çoktur, hepsi anlatılamaz.
Bu şekilde olan övünmelerin hepsi anlattığımız maksadlara bağlı olarak caizdir. Başarı Allah´dandır.
Önceki Konu İle İlgili Meseleler
Mes´ele: Seni çağıran bir adama, emrindeyim ve yardimmdayım yahut sadece emrindeyim demek müstahabdır. Yine bir kimseye merhaba denince yahut ona bir iyilik yapılınca, yahut adamda güzel bir iş görünce, "Allah seni korusun" ve "seni hayırla mükâfatlandırsın´ şeklinde ve buna benzer söz söylemek müstahabdır. Bunun delilleri sahih hadislerden çok vardır ve meşhurdur.
Mes´ele: Amelde takvada yahut bu gibi halleri bulunan bir kimseye: "Allah beni sana feda kılsın", yahut "anam-babam sana feda olsun" ve bunun gibi sözler söylemekte sakınca yoktur. Bununda delilleri sahih olan hadislerde çoktur, meşhurdur. Kısaltmak için onları söylemedim.
Mes´ele: Bir kadının yabancı bir erkekle konuşması caiz olan alış-veriş ve bunlar dışındaki yerlerde onlarla konuşmaya muhtaç kaldığı zaman sözünü ciddi ve sert yapması gerekir. Kendisine erkeğin meyli olmasın diye yumuşak söz söylemez.
Âlimlerimizden İmam Ebu´l-Hasan El-Vahidî, El-Basît adlı kitabında şöyle demiştir: Âlimlerimiz demiştir ki, kadın zariftir, yabancılarla konuştuğu zaman ciddi konuşsun. Çünkü böyle davranmak, kalbi fitneye düşürmekten daha çok uzaklaştırır. Yine hısımlık yolu ile haram olanlarla da böyle yapmalıdır. Görülmüyor mu ki, bu vasiyete bağlı olarak devamlılık üzere insanlara haram olan mü´minlerin anneleri (Peygamberin zevceleri) hakkında şöyle buyurmuştur:
"Ey Peygamber hanımları! Siz diğer kadınlardan biri gibi değilsiniz. Eğer takva sahibi olmak istiyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) yumuşak söz söylemeyin. O takdirde kalbinde bir bozukluk olan umuda düşer."
Ben derim ki, kadının sesini sert söylemesine dair El-Vâhidî´nin anlattığını yine âlimlerimiz söylemiştir. Şeyh İbrahim E1-Mervezî de âlimlerimizden olmakla şöyle demiştir: Kadının erkeğe karşı ciddî konuşmasının yolu, avucunun dışı ile ağızını örtüp böylece erkeğe cevab vermesidir. En iyisini Allah bilir.
Bu konuda El-Vâhidî´nin söylediği, hısımlık bakımından haram olan yabancı gibi aynen haramdır sözü zayıftır. Onun muhalefeti de âlimlerimiz arasında meşhurdur. Çünkü onların akraba yakınlığı gibi mahrem olmaları, beraber bulunma ve bakma cevazı bakımındandır. Sihriyat ve hısımlık hususu ve bu yönden kan akrabası gibidir. Mü´minlerin annelerine gelince, onlar sadece nikâh edilememek yönünden ve onlara hürmet etmek farz olduğundan anneler gibidirler. Bundan dolayıdır ki, Kızlarını nikahlamak helâl olmuştur. (Fakat insan neseben annesinin kızını nikâh-layamaz, kız kardeşi olur.) En iyisini Allah bilir.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Kur´anı Kerim, Nûr süresi:61
[2] Nisa Siiresi:86
[3] Kur´anı Kerim: Nûr Süresi: 27
[4] Kur´an, Kerim: Nür Süresi: 59
[5] Kur´anı Kerim: Zâriyâi Süresi: 24-25
[6] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud.
[7] Buhârî ve Müslim.
[8] Buhârî. Müslim. Tirmizî. Nesâî.
[9] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.
[10] Dârimî. Tirmizî. İbni Mâce. Ahmed b. Hatibe!. Taberâni.
[11] İbni Mace. İbni Sünnî.
[12] Muvatta
[13] Buhârî.
[14] Dârimî. Ebû Dâvud. Tirmizî.
[15] İbn-i Sünnî
[16] Kur´an-ı Kerim, Zâriyai Süresi: 25.
[17] Buharı. Tirmizî.
[18] Müslim. Tirmizî.
[19] Tirmizî. Ebû Dâvud. Bııhârî, ni-Eclebif-MülYed. (Tirmizî demidir ki, bunun isnadı zayıftır.)
[20] Ebû Dâvud.
[21] Muvatta´. (Derim ki,, bu hadis mürseldir, isnadı sahihdir.)
[22] Buhârî. Müslim. Tirmizî.
[23] Ebû Dâvud.
[24] Kur´anı Kerim: Nİsâ Süresi: 86.
[25] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.
[26] Ebû Dâvud, Buhârî El-Edebül-Müfred´de.
[27] İbni Sünnî.
[28] Ebû Dâvud. Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen ve sahih hadistir.)
[29] Tirmizî. (Bu zayıf bir hadistir. Münker hadistir demiştir.)
[30] Ebû Dâvud. Tirmizî.
[31] Ebû Dâvud. Tirmizî. İbni Mâce. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)
[32] İbni Sünnî.
[33] Buhârî.
[34] Müslim. Buhâri.
[35] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.
[36] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.
[37] Buhârî. Müslim. Tirmizî.
[38] Buhârî. Ebû Dâvud.
[39] Buhârî. Müslim. Nesâî.
[40] Buhârî. Müslim.
[41] Ebû Dâvud. Nesâî, fil-yevmi vel-leyli. İbni Sünnî.
[42] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî
[43] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. Buhârî, el-Edebül-Müfred. Hakim. Nesâî, amelül-yevmi velleyli. Ahmed b. Hanbel.
[44] İbni Sünnî
[45] Kur´an-ı Kerim, Nûr Süresi: 27.
[46] Kur´an-ı Kerim, Nûr Süresi: 59.
[47] Buhârî. Müslim. Muvatia´. Ebû Dâvud. Tirmizî.
[48] Buhârî. Müslim. Tirmizî. Nesâî.
[49] Ebû Dâvud.
[50] Ebû Dâvud. Tirmizî, Ahmed b. Hanbel. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)
[51] Buhârî. Müslim.
[52] Buhâri. Müslim.
[53] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî, fil yevmi velleyli.
[54] Buhârî. Müslim.
[55] Buhârî. Müslim.
[56] Müslim. Ebû Dâvud, Nesâî. İbni Mâce
[57] Müslim.
[58] Ebû Dâvud
[59] Ebû Davud.
[60] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.
[61] Buhârî. Müslim.
[62] Buhârî, kitabul-Edeb, Müslim.
[63] Ebû Dâvud, Buhârî, Müslim.
[64] Tirmizî. Nasâî. İbni Mâce.
[65] Ebû Dâvud.
[66] Buhârî.
[67] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)
[68] Tirmizî. İbni Mâce. (Tirmizî demiştir ki,.bu hasen hadistir.)
[69] Buhârî. Tirmizî.
[70] Buhârî. Müslim.
[71] Ebû Dâvud.
[72] Ebû Dâvud. Tirmizî, İbni, Mâce.
[73] İbni Mâce. Tîrmizî. (Tirmizî, bu hadis hasendir.)
[74] Muvatta´. (Derim ki bu hadis mürseldir.)
[75] Müslim.
[76] İbni Sünnî. Ebû Dâvud.
[77] İbni Sünnî.
[78] İbni Sünni.
[79] Kur´an-ı Kerim, Haşir Süresi: 7
[80] Kur´an-ı Kerim, Nûr Süresi: 63
[81] Müslim.
[82] Tirmizî. İbni Mâce.
[83] Buharı, Tirmizî, Ahmed b. Hanbel (Kur´an-ı Kerim, Meryem Sûresi: 64)
[84] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.
[85] Buhârî. Ebû Dâvud. Nesâî, fil yevmi velleyleti.
[86] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.
[87] Müslim.
[88] Buhârî. Müslim. Tirmîzî. Nesâî.
[89] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvııd. Tirmizî. Nesâî.
[90] Ebû Dâvud.
[91] Tirmizî.
[92] Ebû Dâvud. Tİrmizî.
[93] Ebû Dâvud. Tirmizî.
[94] İbni Sünnî.
[95] İbni Sünnî.
[96] Müslim. Ebû Dâvud. Tİrmizî. İbni Mâce. Nesâî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis şahindir, hasendir.)
[97] Ebû Dâvud. Tirmizî. (Bu, zayıf hadistir. Tirmizî bu hadîs için garibdir ve isnadı meçhuldür, demiştir.)
[98] îbni Sünnî.
[99] Ebû Dâviid. Tirmizî. Nesâî. fi i yevmi-velleyleti. Ahmed b. Hanbel. (Tirmizî demişîir ki, bu sahih ve hasen bir hadistir.
[100] Ebû Ya´lâ El-Mevsilî, Müsned.
[101] Müslim. Ebû Dâvud.
[102] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.
[103] Buhârî. Müslim.
[104] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud.
[105] Buhârî. Müslim. Tirmizî.
[106] Buhârî.
[107] Kur´an-ı Kerim, Necm Süresi: 32.
[108] Kur´an-ı Kerim, Yûsuf Süresi; 55
[109] Kur´an-ı Kerim, Kasas Süresi:27
[110] Buharı.
[111] Buhâri. Müslim. Tirmizî.
[112] Müslim.
[113] Buhârî. Müslim. Nesâî.
[114] Müslim. Ebû Dâvud.
SELAM VERMEK EVE GİRMEK İÇİN İZİN ALMAK AKSIRANA DUA ETMEK LiSTESi
Selamın Fazileti Ve Selamı Yaymanın Emredildiği
Selamın Şekli
Söz Söylemeksizin El İle İşaret Sureti İle Selâm Vermenin Mekruhluğu
Selâmın Hükmü
Selâmın Kelâmdan Önce Olması
Selâmın Müstahab, Mubah Ve Mekruh Olduğu Haller
Selâm Verilebilecekler Veya Selâm Verilemeyecekler Selâmı Alınanlar Veya Selâmı Alınmayanlar
Kadınlarla Selâmlaşmak
Gayri Müslimlerle Selâmlaşmak
Hasta Bir Gayri Müslim´i Ziyaret Etmek
Çocuklarla Selamlaşmak
Selâmın Edebleri Ve Meseleleri
Kişinin Kendi Evine Selâmla Girmesi
Bir Yerden Ayrılırken Selâmlaşmak
Evlere Girmek İçin İzin İstemek
Selâm Üzerinde Çeşitli Meseleler
El Öpmek
Ölünün ve Yolculuktan Gelenin Yüzünü Öpmek
Musafaha = Tokalaşma.
Aksırana Duâ Etmek Ve Esnemenin Hükmü.
(Bir Yahudi Aksırınca)
İnsanı Övmek.
İnsanın Kendini Övmesi Ve İyiliklerini Anlatması
Önceki Konu İle İlgili Meseleler
|
|
|
Yiyenin Ve Içenin Zikirleri |
|
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 06:56 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar
- Yorum Yok
|
 |
YİYENİN VE İÇENİN ZİKİRLERİ
Önüne Yemek Getirilen Kimsenin Okuyacağı Dua
571- Abdullah İbni Amr Îbni´-As´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edilmiştir. O da Peygamber Saüallahu Aleyhi ve Sellem´den anlatarak demiştir ki, Peygambere bîr yemek takdim edildiği zaman şöyle derdi:
Allâhümme bârik lenâ ffmâ razaktenâ ve kmâ azâbe´n-nâr. Bismillâhi..."
"Allah´ım, bize rizık verdiğin şeylerde bize bereket ver ve bizi ateş azabından koru. Bismillah (Allah´ın adıyla yemeğe başlarım.)"[1]
Yemek Sahibi Müsafirlerine Yemek İkram Edince; Onlara: "Yeyiniz" Yahut Bu Manada Söz Söylemesi Müstahabdır
Bil ki, yemek sahibi müsafirine yemek ikram ettiği zaman ona: "Bismillah, yahut yiyiniz, yahut zikirle başlayınız, yahut buna benzer yemeğe başlama iznini belirten sözler söylemesi iyi olur. Bu şekilde söz söylemek vacib değildir. Sadece müsafirlere yemek takdim etmek yeterlidir. Bir izin sözü şart kılınmaksızın sade böyle bir takdimle yemek yiyebilirler. Fakat bazı alimlerimiz demiştir ki, muhakkak izin anlamında bir söz gereklidir. Doğru olan evvelki sözdür. Bu konuda izin sözünün bulunmasını ifade eden sahih hadisler müstahab anlamındadır.
Yemek Ve İçmek Zamanında Besmele Getirmek
572- Ömer İbni Ebi Seleme´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan riva-yetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur. "Allah´ın ismini an ve sağ elinle ye."[2]
573- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sizden biriniz yemek yiyeceği zaman başında Allah Tealâ´nın ismini ansın (Bismillah, desin). Eğer başta Allah´ın ismini anmayı unutursa, şöyle desin:
"Bismillâhi evvehhû ve âhirehû." "Hem başında, hem de sonunda Allah´ın ismini anarım."[3]
574- Cabir´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu işittim: "İnsan evine girer de, girdiği zaman Allah Tealâ´yi anarsa, yemek yediğinde de anarsa (Bismillah, derse) Şeytan (arkadaşlarına) der ki size (burada) gecelemek ve yemek yoktur. Fakat insan evine girer de, girdiği zaman Allah Tealâ´yı anmazsa şeytan şöyle der: Siz geceleyecek yere kavuştunuz. İnsan yemeğinde Besmele çekmezse (Allah Tealâ´yı anmazsa), Şeytan derki; hem geceleyecek yere, hem de akşam yemeğine kavuştunuz."[4]
575- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilen hadisi şerifde Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in açık mucizelerinden biri vardır. Şöyle ki, Ebû Talha ve (zevcesi) Ümmü Süleym, Peygamberi yemeğe davet ettikleri zaman, Enes der ki (yemek bir kişi için hazırlanmıştı. Oysa ki Peygamber yanında bulunan seksen kadar sahâbiyi de beraberinde götürdü. Peygamber önce Besmele getirdi) sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: (Dışarıda bulunanlardan) on kişiye izin ver (içeri girsinler ve yesinler. Ebû Talha da izin verip içeri girdiler, (yemeğe oturdular). Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem (onlara) buyurdu: Yiyiniz ve Allah Tealâ´yı anın (Besmele çekin). Onlar da yediler. Seksen kişiye (onar onar) uygulayacak şekilde bunu yaptı.[5]
576- Huzeyfe´den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayette şöyle demiştir:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir yemekte bulunduğumuz zaman, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem başlayıp elini koymadıkça biz ellerimizi (yemeğe) koymazdık. Bir defa biz Peygamberle bir yemekte bulunuyorduk. Hemen bir cariye gelip acele olarak elini yemeğe uzatmak istedi. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini engelledi. Sonra bir bedevi geldi, (yemeğe uzanmak için) acele etti. Peygamber hemen elini tuttu. Bundan sonra Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: Yemek üzerine Besmele çekilmemek halinde Şeytan o yemeğe hak kazanmış olur. İşte Şeytan bu cariye ile geldi ki, yemekten yesin. Ben de elini engelledim. Sonra Şeytan bu Bedevi ile geldi, yemekten yesin diye. Ben de bunun elini tuttum. Canım kudret elinde olan Allah´a yemin ederim ki, bu ikisinin elile beraber Şeytanın eli benim elimdedir. (Besmele ile onların bereketsizlik tasarrufunu engellerim). Sonra Peygamber Allah´ın ismini andı (Besmele çekti) ve yedi!"[6]
577- Sahabi olan Ümeyye İbni Mahşi (Radıyallahu Anh) den yapılan rivayetde o şöyle demiştir:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturuyordu. Bir adam da yemek yiyordu. Adam bir lokma kalıncaya kadar Besmele yapmamıştı. Son lokmayı ağzına kaldırınca, Bismillâhi evvelehû ve âhirehû, dedi. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem güldü, sonra buyurdu: Şeytan bununla beraber yeyip duruyordu; fakat Allah´ın adını anınca Şeytan karnmdakileri kustu. "[7]
Hadisi şerifin yorumu şöyle; Yemek yemekte olanın başlangıçta Besmele çekmediğini Peygamber bilmiyordu. Bunu işin sonunda anladı. Yoksa adamı daha önce uyarırdı.
578- Hazrati Aişe´den (Radiyallahu Anha) yapılan rivayetde, o şöyle anlatmıştır: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem arkadaşlarından altı kişi arasında yemek yiyordu. Sonra bir a´rabî gelip ondan iki lokma yedi. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: Bu (beraberinde şeytan ile gelen) adam besmele getireydi, onun besmelesi size de yeterdi. (Bunun besmelesiz yemesi onun şeytanını engelleyemediği gibi, size de zararı olmuştur. Besmele getirseydi sizin içinde yeterli olur-du.)"[8]
579- Cabir (Radiyallahu Anh)ın Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sel-Iem´den anlattığına göre Peygamber (s.a.v) şöyle dedi:
"Yemeğinde Besmele yapmayı unutan kimse, yemeği bitirince ihlâs sûresini okusun[9]
Ben derim ki, yemeğin başında Besmele getirmenin müstahab olduğu görüşünde âlimler görüş birliğine varmışlardır. Eğer başlangıçta kasden, yahut unutarak, yahut zorlanarak, yahut başka bir sebebten dolayı Besmeleyi terk ederse ve sonra yemek arasında Besmele getirmeye imkân bulursa, geçen hadisden dolayı Besmele getirmesi ve şöyle demesi müstahab olur: "BismiJlâhi evvekhû ve âhirehû." Hadisde böyle varid olmuştur.
Su, süt, bal, çorba ve diğer içecekleri içerken, yemeklerin hepsinde anlattığımız gibi Besmele getirilir. Mezheb âlimlerimizden ve diğer âlimlerden bir kısmı demişlerdir ki, Besmele çekmek için başkalarına bir uyarma olsun ve kendine uyulsun diye, Besmeleyi sesli olarak yapmak müsta-habdır. En doğrusunu Allah bilir.
Bilinmesi gereken en önemli şey, Besmelenin şeklini ve kifayet mikda-rını bilmektir. Bil ki, en faziletli olan: "Bismillâhirrahmânirrâhîm." demektir. Eğer yalnız "Bismillah" denirse yeterli olur ve sünnet yerine gelir. Besmele konusunda cünub ve hayız olanlar ve başka bir halde bulunanlar eşittir, besmele getirirler. Bir arada yemek yemekte olanlardan her birinin Besmele getirmesi uygundur. Fakat bunlardan birinin besmelesi, diğerleri için de yeterlidir. İmam Şafi´i (Rahimehullah) buna delil göstermiştir. Ben İmam Şafi´i´nin hal Tercemesinde (Tabakat Kitabında) bunu çok kimselerden naklettim. Besmele işi, selâm alma ve aksirana teşmit yapma (Yerhamukellah söyleme) işine benzer. Toplum içinden bir kişinin mukabelede bulunması kifayet eder.
Yiyecek Ve İçecek Ayıblanmaz
580- Ebû Hüreyre´den (Radıyalllahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hiç bir zaman yemeği ayıbla-mamıştır. Yemek hoşuna gitmişse onu yemiştir. Hoşuna gitmemişse onu yememiştir. Müslim´in diğer bir rivayeti şöyle: "Yemek hoşuna gitmemişse, susmuştur. "[10]
581- Sahabi olan Hülb´den yapılan rivayetde, O şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i dinledim: Bir adam ona sordu. Yemeklerden öylesi vardır ki, ondan kasılıyorum (canım çekmiyor). Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu. "Seni hıristiyanhğa benzetecek bir işin (hissin duygunun) senin kalbinde yeri olmasın"[11]
Gerek Duyulduğu Zaman Bu Yemeği İçim Çekmiyor Yahut Bunu Yemeyi Adet Edinmedim" Ve Benzeri Söz Söylemek Caizdir
582- Halid îbn Velid´den (Radıyallâhu Anh) keler hayvanı ile ilgili rivayet edilen hadisde, kızarmış olarak keleri Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e takdim ettikleri zaman, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini ona uzattı. Dediler ki, bu kelerdir, yâ Resûlellah! Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini kaldırdı. Halid sordu: Keler harammıdır, yâ Resûlellah Peygamber (s.a.v.): "Hayır, fakat benim kavmimin memleketinde bulunmuyor. Onun için bundan hoşlanmıyorum." buyurdu.[12]
Yediği Yemeği İnsanın Övmesi
583- Cabir´den (Radıyallâhu Anh) rivayet edildiğine göre: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem (yemek için) ailesinden katık istedi. Dediler ki, sirkeden başka bir katığımız yoktur. Peygamber (s.a.v) sirkeyi istedi. Sonra ondan yiyerek şöyle demeğe başladı: Sirke ne güzel bir katıktır! Sirke ne güzel bir katıktır!"[13]
Oruçlu Olduğu Halde Bir Yemekte Bulunan Kimse, Yemiyecekse Okuyacağı Dua
584- Ebû Hüreyre´den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayetde o demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem söyle buyurdu:
"Sizden biriniz (yemeğe) davet edildiği zaman kabul etsin. Oruçlu ise duâ etsin, değilse yesin."[14]
İbni Sünnî´nin kitabında bundan başka bir hadis rivayet ettik. Orada şöyle buyurmuştur: "Eğer oruçlu değilse yesin. Eğer oruçlu ise davet edene bereket dilesin."
Davet Edilen Kimsenin Arkasına Başka Biri Takıldığı Zaman Davet Edilen Ne Söyler
585- Ebû Mes´ud El-Ensarî´den (Radıyalfahu Anh) yapılan rivayetde, O şöyle anlatmıştır: "Bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem için hazırladığı beş kişilik bir yemeğe Peygamberi davet etti. Bunların arkasına bir adam takıldı. Kapıya varınca Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem {ev sahibine) buyurdu: Bu adam bize uyup geldi. İstersen ona izin ver, istersen dönsün. Adam: Ben buna izin veriyorum, yâ Resûlellah, dedi."[15]
Yemek Âdabına Uymayana Öğüt Ve Edeb Vermek
586- Ömer İbni Ebi Seleme´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde, O şöyle anlatmıştır: "Ben, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in himayesinde bulunan bir çocuktum. (Yemek yerken) elim tabağın etrafında dolaşıyordu. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle dedi: Ey çocuk! Allah Tealâ´nın adını an (Besmele getir), sağ elinle yemek ye ve önünden ye (elin tabağın etrafında gezmesin).[16]
Buhârî´nin diğer bir rivayeti şöyle: "Bir gün Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile yemek yedim. Tabağın etrafından yemeğe başladım. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle dedi: Önünden ye."
587- Cebele İbni Süheym´den yapılan rivayetde o şöyle anlatmıştır: Ben ve İbni Zübeyr bir kıtlık yılma uğradık. Sonra yiyecek olarak bize hurma verildi. Abdullah İbni Ömer de (Radıyallahu Anhüma) biz hurmaları yerken bize tesadüf etmişti. Bize diyordu ki, (hurmaları) ikişer yemeyeniz; çünkü Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ikişer ikişer yemeği yasaklardı, sonra
"Ancak kişi kardeşinden izin alması halinde (ikişer) yiyebilir." buyurdu.[17]
588- Seleme İbni´l-Ekvâ´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o şöyle anlatmıştır:
"Bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanında sol eli ile yemek yedi. Peygamber (ona): Sağ elinle ye, buyurdu. Adam dedi ki, gücüm yetmiyor. Peygamber ona: Gücün yetmez otsun, dedi. Adam kibrinden dolayı bu muhalefeti (peygambere) yapmıştı. Artık adam elini ağzına kaldıramadı. "[18]
Derim ki, bu adamın ismi Büsr olup Ra´i´-Ayr´ın oğludur. Aynı zamanda Sahabî´dir. Ben bunun durumunu Müslim şerhine bu hadis münasebeti ile uzunca anlattım. Allah en iyisini bilendir.
Yemek Üzerinde Konuşmak Müstahabdır
Bu konu üzerinde, daha önce "Yemeği övme" bölümünde anlattığımız Cabir´in hadisi vardır. Ebû hamid El-Gazalî İhya kitabının "Yemeğin edebleri" bölümünde şöyle demiştir: Yemek yiyenler yemek sırasında iyi şeyler konuşmalıdırlar ve yemekler üzerinde ve diğer şeyler hakkında iyi kimselerin hikâyelerini anlatmalıdırlar.
Yemek Yeyip De Doymayan Kimse Ne Söyler Ve Ne Yapar
589- Vahşi İbni Harb´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o şöyle anlatmıştır: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in ashabı dediler ki: Ey Allah´ın Resulü! Biz yiyoruz ve doymuyoruz. Peygamber (onlara) buyurdu: Ayrı ayrı yemek yemiş olmayasımz Onlar, evet dediier. Peygamber buyurdu: Siz yemeğiniz üzerinde toplanınız ve Allah´ın ismini anınız. Yemek size bereketlenir. "[19]
Hastalıklı Bir Kimse İle Yiyince Ne Söylenir
590- Câbir´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki: "Re-sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cüzzamlı birinin elini tuttu da onu beraber (yedikleri) tabağa koydu. Sonra (peygamber ona) dedi: Allah´ın ismini anarak, Allah´a güvenerek ve O´na tevekkül ederek ye."[20]
Misafir Ve Misafir Yerinde Olan Kimse Elini Yemekten Kaldırınca, Yemek Sahibi Onun Doymadığını Anlasa Ona "Ye" Demesi Ve Bunu Tekrarlaması Müstahabtır. İçmek İşinde, Koku Sürünmede Ve Diğer İkramlarda Da Böyle Yapar
Bil ki, böyle hareket etmek kişinin zevcesine ve ondan başkasına karşı da müstahabdır; eğer yemekten ihtiyaçlarını karşılamadan ellerini kaldırmış olurlarsa, yemek az olsa bile...
Buna delil, Buhârî´nin Sahih´inde Ebû Hüreyre´den rivayet ettiğimiz uzun boylu hadistir ki, orada Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in açık mucizeleri vardır. Şöyle ki: Ebû Hüreyre şiddetli bir şekilde acıkınca yol üzerinde oturdu. Kendisinin açlığım anlarlar ve ona ikramda bulunurlar diye,kendisine uğrayanlara Kur´andan (ayetler) soruyordu. (Gelip geçenler halini anlayamamışlardı). Sonra Peygamber (s.a.v) onun halini anladı. (Kendisi ile beraber ikramda bulunmak için Peygamber) onu Suf-fe arkadaşlarını çağırmaya gönderdi. Ebu Hüreyre onları (Peygamberin saadethanesine) getirdi. Sonra onların hepsini bir kadehdeki sütten içirip kandırdı. Nihayet şöyle deyinceye kadar olayla ilgili Hadisi anlattı: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle dedi: "Ben ve sen kaldık (içmeyen değil mi )" Dedim ki, doğru buyuruyorsun, ey Allah´ın Resulü. Bana: "Otur ve iç, dedi. Ben de oturdum ve içtim. Yine iç buyurdu, ben de içtim. Ben, hayır, seni hak olarak gönderene yemin ederim ki, artık gönderecek yer bulamıyorum deyinceye kadar bana "iç" diyordu. Bana ver, dedi. Ben de kadehi ona verdim. Sonra Allah Tealâ´ya hamd etti, Besmele çekti ve artığı içti.
Yemekten Sonra Okunacak Dualar
591- Ebû Ümame´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle anlatmıştır: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in sofrasını kaldırdığı zaman:
"Elhamdü lillâhi kesiran tayyiben mübârekcn fîhi gayra mckfiyyin ve !â müvedda´in ve lâ müstağnen anhü rabbenâ."
"Allah´a çok hamd olsun. (Yemeğimiz Allah rızâsına) has olsun, onda bereket olsun, bereketi kapanmış olmasın, terk edilmiş olmasın, ondan istiğna olunmasın ey Rabbimiz!" buyururdu.
Bir rivayette de: "Yemeğini bitirdiği zaman", diğer bir rivayette ise: "Sofrasını kaldırdığı zaman:
"Elhamdü lillâhillezî kefânâ ve ervânâ gayra mekfîyyin ve la mekfûrin."
"Yetindirerek bizi kandıran ve ihtiyacımızı karşılayan Allah´a nankör olmaksızın hamd olsun." derdi, şeklindedir.[21]
592-Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır: "Yemeği yiyip de onun üzerine Allah´a hamd eden ve içeceği içip de onun üzerine Allah´a hamd eden kuldan mutlak surette Allah razı olur. [22]
593-Ebû Said El-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem yemeğini bitirdiği zaman:
"Elhamdü lillâhillezî et-amenâ ve sekânâ ve ceaîenâ müslimîn."
"Bizi yediren ve içiren ve bizi müslüman yapan Allah´a hamd olsun buyurdu. [23]
594- Sahih bir isnadla Ebû Eyyub Halid İbni Zeyd El-Ensarî´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o şöyle anlatmıştır: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yediği yahut içtiği zaman: Yediren, içiren afiyetle sindiren ve bunlara çıkış yolu yaratan Allah´a hamd olsun, buyururdu."[24]
595- Muaz İbni Enes´den yapılan rivayetde, o demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"Kim yemek yer de şöyle derse, geçmiş (küçük) günahları bağışlanır:
´ ´Elhamdü lillâhillezî et ´âmenâ hazâ ve razekanthf mm gayri havlin minî ve lâ kuvvetin."
"Benden bir güç ve kuvvet olmaksızın bu yemeği bana yediren ve onu bana rızık yapan Allah´a hamd olsun."[25]
596- Güzel bir isnadla Tâbi´î olan Abdurahman İbni Cübeyr´den rivayet edildiğine göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e sekiz yıl hizmet eden bir adam kendisine şöyle anlatmıştır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e bir yemek hazırlayıp takdim ettiği zaman, Peygamber (s.a.v) Bismillah, derdi. Yemeğini bitirince de:
"Allâhümme et´amte ve sakayte ve ağneyte ve akneyle ve hedeyte ve ahsente, feleke´l-hamdü alâ mâ a´teyte."
"Allah´ım! Yedirdin, içirdin, müstağni kıldın, muhtaç bırakmadın, hidayet ettin ve ihsan ettin; bütün verdiğin nimetlere karşı hamd Sana mahsustur." buyururdu.[26]
597- Abdullah İbni Amr İbni´I-As´dan (Radıyallahu Anhüma) Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den şöyle anlattı; "Hazreti Peygamber yemeği bitirince şöyle buyururdu:
´´Elhamdü lillâhillezîmenne aleynâ ve hedânâ vellezî eşbaanâ ve ervâ-nâ ve külle´l-ihsâni âtânâ."
"O Allah´a hamd olsun ki, bize ikram etti, bize hidâyet verdi, bizi doyurdu, bizi içirip kandırdı ve her çeşit nimeti bize verdi."[27]
598- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyururdu: "Sizden biriniz yemek yediği zaman," İbni Sünnî´nin rivayetinde ise: "Allah kime yemek yedirirse," şöyle desin:
"AHâhümme bârik lenâ fîhi ve et´ımnâ hayran minhu."
"Allah´ım, bu yemekte bize bereket ver ve bundan daha hayırlısı ile bizi doyur." Kime de Allah süt içirirse şöyle desin:
"Allah´ım, bunda bize bereket ver ve bundan bize ziyadeleştir; çünkü yiyecek ve içeceği karşılayacak sütten başka daha kifayetlisi yoktur."[28]
599- Abdullah İbni Mes´ud´dan yapılan rivayetde, o şöyle demiştir:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kâseden içtiği zaman üç defa nefes alıp verirdi. Her nefes alışında Allah´a hamd ederdi ve sonunda O´na şükrederdi. "[29]
Davetli Ve Misafirin Yemeği Bitirince Yemek Sahibine Edeceği Dualar
600- Sahâbi Abdullah İbni Büsr rivayetinde şöyle anlatmıştır: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem babama konuk oldu. Biz de ona bir yemek ve bir hurma tatlısı ikram ettik. Peygamber (s.a.v.) ondan yedi. Sonra kendisine hurma getirildi. (Bir kap içinden) onu yiyiyordu. Çekirdekleri, işaret parmağı ile orta parmağını büküp toplayarak onların arasına bırakıyordu. (Hurma kabının içine bırakmıyordu, sonra dışarıya atıyordu.) Sonra kendisine içilecek bir şey getirildi. Ondan içti. Sonra onu sağında bulunan kimseye sundu. Babam: Bizim için Allah´a duâ et, dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) şöyle duâ etti:
"Allâhümme bârik lehum fîmâ rczaktehüm veğfir iehüm verhamhüm "
"Allah´ım! Bunlara rızık olarak verdiğin şeyde bereket ihsan et. Bunların günahlarını bağışla ve kendilerine merhamet et"[30]
601- Enes´den (Radıyallahu Anh) sahih bir isnadla rivayet edildiğine göre: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Sa´d İbni Ubâde´nin yanına gitti. Ubâde ekmek ve zeytin yağı getirdi. Peygamber de yedi. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle duâ etti:
"Eftara indekümu´s-sâimûn ve ekele taâmekümü´l-ebrâr ve saîlet aleykümü´l-melâiketü."
"Yanınızda oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyi kimseler yesin ve melekler sizin için istiğfar etsin."[31]
602- Abdullah İbni Zübeyr´den (Radıyallahu Anhuma) yapılan riva-yetde, o şöyle demiştir: Resûlüllah Sallaîlahu Aleyhi ve Sellem Sa´d îbni Muaz´ın evinde iftar etti. Sonra "Oruçlular yanınızda iftar etsin", buyurarak hadisi tamamladı.
Derim ki, Bu iki rivayet, Sa´d İbni Ubâda ve Sa´d İbni Muâz´dan nakledilen sağlam hükümlerdir.
603- Bir adamdan, o da Câbir´den (Radıyallahu Anhü) yapılan rivayetde, Câbir şöyle anlatmıştır: "Ebû´l-Haysem İbni Teyyihan, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e bir yemek hazırladı. Sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i ve arkadaşlarını (yemeğe) davet etti. Yemeği yiyip bitirince, Peygamber (s.a.v.) (arkadaşlarına) şöyle dedi: Kardeşinizi mükâfatlandırın. Ashab, ey Allah´ın Resulü, onu mükâfatlandırmak nedir dediler. Peygamber (s.a.v): Bir adamın evine girilir de yemeği yenir ve içilecek şeyi içilirse, böylece (yeyip içenler) ona duâ ederlerse, işte bu, onun mükâfatıdır." buyurdu.[32]
Bir Kimseye Su, Süt Ve Benzeri Şey İçiren İnsana Yapılacak Dualar
604- Mıkdad´dan (Radıyallahu Anh) uzun ve meşhur olan hadisinden " yapılan rivayetde o şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem başını göğe doğru kaldırıp:
"Allâhümme et´im men et´amenî veskı men sekânî."
"Allah´ım, bana yemek yedireni yedir ve bana içireni içir" buyurdu "[33]
605- Amr İbni´l-Hamık´´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre: "Kendisi Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e süt içirdi. Bunun üzerine (Peygamber (s.a.v) ona duâ edip) şöyle buyurdu:
´´Allah ´im, onu gençliği üzere yaşat.´´ Böylece seksen yıl bir beyaz saç görmeden yaşadı. "[34]
606- Amr İbni Ahtab´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem su istedi. Ben de ona bir kâse ile su getirdim. İçinde bir saç vardı, onu çıkardım. Bunun üzerine Resûlüllah Sallaîlahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:
Allâhümme cemmilhu.
"Allah´ım, bunun güzelliğini devam ettir." Ravi diyor ki, adamı doksan üç yaşında gördüm ki, saçı ve sakalı siyahdi."[35]
Bir Misafire İkramda Bulunana Duâ Etmek Ve Teşvikte Bulunmak
Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o şöyle demiştir:
"Bir adam Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e geldi: kendisine yemek ikram edilmesini istiyordu. Peygamberin yanında, ona ikram edecek yiyecek yoktu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v): Buna yemek yedirecek bir adam yok mu ki, Allah ona rahmet etsin buyurdu. Hemen En-sar´dan bir adam kalktı ve o kimseyi (evine) götürdü."[36]
Misafire İkramda Bulunanı Övmek
608- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o şöyle anlatmıştır: "Bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gelip şöyle dedi: ben (açlıktan ve susuzluktan) dadanmışım. Hemen peygamber hanımlarından birine (yemek istemek üzere) haber gönderdi. Hanım dedi ki, hak olarak seni gönderene and olsun, yanımda sudan başka bir şey yoktur. Sonra diğer bir hanımına gönderdi, o da aynı şeyi söyledi. Nihayet bütün hanımları aynı şekilde söz söylediler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v): Bu gece (bu adamı) kim konuklayacak ki, Allah ona rahmet etsin, buyurdu. Hemen Ensardan bir adam kalkıp: Ben (konuklayacağım) yâ Resûlellah, dedi. Sonra adamı evine götürdü. Hanımına: yanında (yiyecek) bir şey var mı dedi. Hanım, hayır, sadece çocuklarımın yiyeceği var. Kocası: Sen çocukları bir şeyle oyala. Misafirimiz içeriye girdiği zaman lâmbayı söndür ve adama, bizi yiyormuşuz gibi göster. Adam yemeğe davrandığı zaman sen kalk, lâmbaya git de yine onu söndür (ki karanlıkta yemek yememizin adet olduğunu anlasın). Sonra oturdular. Misafir de yemeğini yedi. Sabah olunca, ev sahibi Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in huzuruna vardı, Peygamber (s.a.v): Bu gece misafirinize yaptığınız işden dolayı Allah sizden razı oldu, buyurdu. Allah Tealâ şu âyeti
indirdi. "Kendi ihtiyaçları olsa dahi, (başkalarını) nefislerine tercih ederler"[37]
Derim ki; Çocukların yemeğini başkasına yedirmek şöyle yorumlanması gerekir: Çocukarın yemeğe zaruri bir ihtiyaçları yoktu. Çünkü çocuğun karnı tok olsa bile, yemek yiyen bir kimseyi gördüğü zaman yine yemek ister. İkramda bulunan adam ve onun karısı, kendi hisselerim misafire vererek onu tercih etmişlerdir. En iyisini Allah bilir.
İnsanın Misafirine Merhaba Demesi, Misafirolarak Yanında Bulunduğundan Dolayı Sevinmesi Ve Ona Bu İmkanı Verdiği İçin Allah Tealâ´ya Hamd Etmesinin Müstahablığı
609- Ebû Hüreyre´den ve Ebû Şüreyh El-Huza´i´den (Radıyallahu An-hüma) yapılan rivayetde demişlerdir k´i, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"Allah´a ve âhiret gününe İman eden misafirine ikram etsin."[38]
610- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, o şöyle anlatmıştır:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün yahut bir gece vakti (evinden) çıktı. Bir de Ebû Bekir ve Ömer ile (Radıyallahu Anhüma) karşılaştı. Peygamber (s.a.v) (onlara) sordu: Bu vakitte sizi evlerinizden çıkaran sebeb nedir Onlar, (bizi evlerimizden çıkaran) açlıktır, ey Allah´ın Resulü, dediler. Peygamber (s.a.v): Ben, nefsim kudret elinde olan Allah´a yemin ederim ki, sizi (evlerinizden) çıkaran şey beni de çıkarmıştır. Kalkın (yürüyün), buyurdu. Kalkıp peygamberle yürüdüler. Ensardan bir adama (evine) vardılar, O anda adam evinde yoktu. Adamın hanımı Peygamberi görünce: Merhaba, hoş geldiniz, dedi. Peygamber (s.a.v) adamın hanımına: (Kocan olan) falanca nerede dedi. Hanım cevab verdi: Bize içme suyu getirmeye gitti. Bir de Ensardan olan o adam çıkageldi. Adam Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e ve onun iki arkadaşına baktı, sonra (sevincinden): Allah´a hamd olsun! Bugün misafir yönünden benden daha iyi hiç bir kimse yoktur, dedi.[39]
Yemekten Çekildikten Sonra Okunacak Duâ
611- Hazreti Aİşe´den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde o demiştir ki, Resûlüllah Salallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Yemeklerinizi, aziz ve yüce olan Allah´ı zikrederek ve namaz kılarak eritiniz. Yemek üzerine uyumayınız; yoksa o yemekle kalbleriniz katılaşır."[40]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbni Sünnî.
[2] Buharı. Müslim. Muvatta. Ebû Dâvud. Tirmizî. İbni Mâce. Nesâî.
[3] Ebû Dâvud. Tirmızî. Nesâî, Amelüt-Yevmi velleyleti. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis sahihdir, hasendir.)
[4] Müslim. Ebû Dâvud.
[5] Müslim.
[6] Müslim, Ebu Dâvud. Nesâî. İbni Sünnî. Hâkim, Müstedrek´te
[7] Ebû Dâvud. Nesâî. Ahmed b. Hanbel. Hâkim.
[8] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis sahihdir, hasendir.)
[9] İbni Sünnî.
[10] Buharı. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.
[11] Ebû Dâvud. Tirmizî. İbni Mace.
[12] Buhâri. Müslim. Muvatta´. Ebû Dâvud. Nesâî.
[13] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.
[14] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.
[15] Buhârî. Müslim. Tirmizî.
[16] Buharı. Müslim
[17] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.
[18] Müslim.
[19] Ebû Dâvud, İbni Mâce, Ahmed b. Hanbel. İbni Hibban. Hâkim.
[20] Ebü Dâvud. Tirmizî. fbni Mâce.
[21] Buharı. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.
[22] Müslim. Tirmizî.
[23] Ebû Dâvud. Tirmizî, el-câmi ve el-şemâil. îbni Mâce. Nesâî. Amelil-Yevmi velleyli
[24] Ebû Dâvud. Nesâî. Taberânî. ibni Hibbân.
[25] Ebû Dâvud. Tirmızî. İbni Mâce. (Tirmizî demiştir ki bu hadis hasendir)
[26] Nesâî. İbni Sünnî
[27] İbni Sünnî.
[28] Ebû Dâvud. Tirmizî. İbni Sünnî. Nesâî. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen bir hadistir.)
[29] İbni Sünnî.
[30] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmİzî, Nesâî, fil yevmi velleyli. Ahmed b. Hanbel.
[31] Ebû Dâvud.
[32] Ebû Dâvud.
[33] Müslim.
[34] İbni Sünnî.
[35] îbni Sünnî. Ahmed b. Hanbel. İbni Hibban, Hâkim.
[36] Buhârî. Müslim.
[37] Kur´anı Kerim, Haşir Süresi: 9.
[38] Buhârî. Müslim.
[39] Müslim.
[40] İbni Sünnî.
YİYENİN VE İÇENİN ZİKİRLERİ LiSTESi
Önüne Yemek Getirilen Kimsenin Okuyacağı Dua
Yemek Sahibi Müsafirlerine Yemek İkram Edince; Onlara: "Yeyiniz" Yahut Bu Manada Söz Söylemesi Müstahabdır
Yemek Ve İçmek Zamanında Besmele Getirmek
Yiyecek Ve İçecek Ayıblanmaz
Gerek Duyulduğu Zaman Bu Yemeği İçim Çekmiyor Yahut Bunu Yemeyi Adet Edinmedim" Ve Benzeri Söz Söylemek Caizdir
Yediği Yemeği İnsanın Övmesi
Oruçlu Olduğu Halde Bir Yemekte Bulunan Kimse, Yemiyecekse Okuyacağı Dua
Davet Edilen Kimsenin Arkasına Başka Biri Takıldığı Zaman Davet Edilen Ne Söyler
Yemek Âdabına Uymayana Öğüt Ve Edeb Vermek
Yemek Üzerinde Konuşmak Müstahabdır
Yemek Yeyip De Doymayan Kimse Ne Söyler Ve Ne Yapar
Hastalıklı Bir Kimse İle Yiyince Ne Söylenir
Misafir Ve Misafir Yerinde Olan Kimse Elini Yemekten Kaldırınca, Yemek Sahibi Onun Doymadığını Anlasa Ona "Ye" Demesi Ve Bunu Tekrarlaması Müstahabtır. İçmek İşinde, Koku Sürünmede Ve Diğer İkramlarda Da Böyle Yapar
Yemekten Sonra Okunacak Dualar
Davetli Ve Misafirin Yemeği Bitirince Yemek Sahibine Edeceği Dualar
Bir Kimseye Su, Süt Ve Benzeri Şey İçiren İnsana Yapılacak Dualar
Bir Misafire İkramda Bulunana Duâ Etmek Ve Teşvikte Bulunmak
Misafire İkramda Bulunanı Övmek
İnsanın Misafirine Merhaba Demesi, Misafirolarak Yanında Bulunduğundan Dolayı Sevinmesi Ve Ona Bu İmkanı Verdiği İçin Allah Tealâ´ya Hamd Etmesinin Müstahablığı
Yemekten Çekildikten Sonra Okunacak Duâ.
|
|
|
Yolcunun Okuyacaği Dualar Ve Zikirler |
|
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 06:51 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar
- Yorum Yok
|
 |
YOLCULUĞA ÇIKANIN OKUYACAĞI DUALAR VE ZİKİRLER
Bil ki, ikamet halinde olan kimse için gece-gündüz ve değişik hallerde müstahab olan daha önce belirttiğimiz zikirler, yolcu için de yine müsta-habdır. Ayrıca bu bölümle ilgili zikirler vardır ki, onlar maksada göre dağınık ve gerçekten çoktur. Ben Allah´dan yardım dileyerek ve O´na güvenerek Allah Tealâ´nın izni ile bu zikirlere uygun bölümler ayırarak onları özetleyeceğim,
İstihare Ve İstişare
-(Allah´dan hayır istemek ve danışmak)
Bil ki, kalbine yolculuğa çıkmak düşüncesi kime gelirse, bu konuda na-sihatına güvendiği duygulu ve anlayışlı bildiği din ve bilgisine güvendiği kimseye danışması müstahabdır. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:
"(Ey Peygamber, yapılacak) işler hakkında sen mü´minlerle istişare et "[1] İstişarenin gereğine dair deliller çoktur. İstişarede bulunur da onu iyi görürse, bunun için yüce olan Allah Tealâ´ya istiharede bulunur. Şöyle ki, farz namazdan başka iki rekât namaz kılar ve daha önce bölümünde yazdığımız istihare duasını okur. Bu istiharenin delili de, Buhârî´nin sahihinden nakledilen geçmiş hadistir. Burada duanın edeblerini ve bu namazın şeklini takdim ediyoruz. Allah en iyi bilendir.
Yolculuğa Karar Verdikten Sonra Yapılacak Dualar Ve Zikirler
Yolculuk niyeti kesinleşince şu işleri başarmaya önem vermelidir: Yapılması gerekli olan şeyleri tavsiye ve vasiyyet etmelidir. Yapacağı vasiyet için şahid bulundurmalı. Arkadaşlık yaptığı yahut işkurduğu kimselerle helallaşmalidır. Ana-babasının ve hocalarının rızasını ve iyi ve şefkatli kimselerin duasını almalıdır.
Bütün günahlardan ve aykırı hareketlerden Allah´a tevbe eder ve O´-ndan mağfiret diler. Yolculuk için Allah´dan yardım ister. Yolculukla ilgili olan lüzumlu şeyleri öğrenmeye gayret göstermelidir.
Eğer savaş için yola çıkılıyorsa, savaşçının muhtaç olduğu muharebe işlerini ve duaları, ganimet işlerini, savaştan kaçmanın büyük günahlardan olduğunu ve buna benzer şeyleri öğrenmeye gayret etmelidir.
Eğer Hac ve-Ömre işi için yola çıkıyorsa, hac ibâdetlerini öğrenir yahut bununla ilgili bir kitab yanında bulundurulur. Hem öğrenir, hem de yanında kitab bulundurursa, daha iyi olur. Savaş için yahut başka bir iş için yola çıkan kimse de böyle yapmalıdır.
Muhtaç olduğu bilgileri öğrenmek için yanında bir kitabın bulunması iyi olur. Eğer tüccar ise, ticaretin sahih ve haram olan işlerini, mubah ve mekruh olan halleri ve tercih sebeblerini öğrenir, Eğer insanlardan ayrı olarak ibâdet maksadı İle yolculuğa çıkmışsa, din konusunda ihtiyaç duyulan şeyleri öğrenir. En önemli olan da bunu yapmaktır. Eğer sefere çıkan avcılardan biri ise, avcıların muhtaç olduğu şeyleri yanında bulundurduğu kitabdan öğrenir. Avlanması haram olan ve helâl olan hayvanlar, helâl olan ve haram olan av aletleri, boğazlanmaları şart olan hayvanların hangileri olduğu, köpek veya merminin öldürdüklerinde hangilerinin yeterli olduğu ve bunlar gibi benzeri meseleleri öğrenmiş olur.
Eğer yola çıkan kimse çoban ise, yalnız başına sefere çıkan gibi din işlerini ve insan haklarını, hayvanlara yumuşak davranıîmasını, hayvanları iyi gözetip onlara güzel bakmasını bu hususta dikkatli olmasını Öğrenir. Hayvan sahihlerinden, ihtiyaç duyulduğu zaman hayvan kesebüme iznini de almalıdır.
Eğer bir devlet başkanından diğer bir devlet başkanına yahut benzeri bir kimseye elçi olarak gönderilmişse büyüklerle konuşma âdabı ile ilgili şeyleri öğrenmeye önem gösterir ve yapılacak konuşmalarda verilecek cevaplan, ziyafet ve hediyelerden helal olan ile helâl olmayanı, gözetilmesi gerekli tavsiyeleri, gizli şeylerden hangilerinin açıklanacağını, hile ve aldatma yapılmayacağım, vefasızlığa sebebiyet verecek haram şeylerin ne olduğunu ve bunlar gibi benzeri işleri öğrenir. Eğer ahş-veriş için yahut ödünç işi için yahut diğer işler için vekil ise, yapacağı işlerle ilgili meseleleri öğrenir. Satın alınması caiz olan ve caiz olmayan şeyleri, satılması caiz olan ve olmayan mallan, tasarrufta bulunacağı ve bulunamayacağı şeyleri, şahid tutmanın nerede şart olduğunu ve nerede buna gerek olmadığını, hangi seferlere çıkıp çıkmayacağını öğrenir. Bütün isimleri geçen şu kimselerin deniz ahvalini bilip deniz yolculuğu yapılıp yapılamayacağını tayin edebilmelidirler. Andığımız bu meselelerin hepsi fıkıh kitabla-rında vardır. Bunları bir araya getirip toplamak şu kitabımız için uygun değildir. Çünkü burada benim maksadım özellikle zikirleri anlatmaktır. Bu bilgileri öğrenmek, bu kitabın başında söylediğimiz gibi, zikirlerin gereği olan şeylerdir.
Allah´dan başarı ve kendim için, dostlarım için, bütün müslamanlar için hayırlı akıbet dilerim.
Evinden Çıkmak İsteyenin Yapacağı Dualar Ve Zikirler
Yola çıkacağı zaman iki rekât namaz kılması müstahabdır. Âyetel-Kürsî´nin Fazileti:
533- Çünkü Mut´im (Mukaddim) İbni´l-Mıkdâm (Radıyallahu Anha)ın naklettiği hadiste diyor ki, Resûllüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Yolculuğa çıkacak olan bîr kimse, ailesi yanında kıldığı iki rekât namazdan daha faziletli bir şey bırakmış olamaz." Bunu Tabe-rânî rivayet etmiştir. Alimlerimizden biri demiştir ki, birinci rekâtta Fati-ha´dan sonra "Kâfirûn" sûresini, ikinci rekâtta da "İhlâs" süresini okumak müstahabdır. Bazıları da demiştir ki, "Fatiha"dan sonra "Felak" süresini ve ikinci rekâtta da "Nâs" süresini okur.
İki rekât namazı tamamlayıp selâm verince "Âyetel-Kürsî"yi okur. Rivayet edildiğine göre, evinden çıkmadan önce Âyetel-Kürsî´yi okuyan kimseye, evine dönünceye kadar bir fenalık isabet etmez. Yine Kureyş" sûresini okumak müstahabtır.
Büyük İmam Ebû´l-Hasan El-Kazvini, Şafi´i fukahasından, açık kera metler sahibi, yüksek meziyet ve ahlâk sahibi şöyle demiştir: Kureyş sû" resini okumak, her kötülük için bir koruyucudur.
Ebu Tahir İbni Cahşeviye de şöyle demiştir: Bir yolculuğa çıkmak istemiştim, fakat yolculuktan korkuyordum. Kazvinini´nin yanına vardım ki bana duâ etsin. Daha söze başlamadan kendiliğinden bana dedi: Kim yolculuğa niyet eder de düşmandan yahut vahşi hayvandan korkarsa "Kureyş" sûresini okusun, çünkü onu okumak her kötülüğe karşı bir emandır. Bunun üzerine ben de okudum ve şu ana kadar bana bir fenalık dokunmadı. Bu okuyuşu yaptıktan sonra ihlâsla ve duygulu bir kalb ile duâ etmek müstahab olur. Okuyacağı en güzel duâ şudur:
´ ´Allâhümme bike esteînu ve aleyke etevekkülü. Aîiâhümme zelîil lî su ´-ûbete emri ve sehhil aleyye meşakkate seferî verzuknîmine´l-hayri eksera mimmâ etlubu vesrifannî külle şerrin. Rabbi´şrahlî sadrı ve yessir lî emrî. Allâhümme innî estahfizuke ve estevdi´uke nefsî ve dinî ve ehlî ve ekâribî ve külle mâ eriamte aleyye ve aleyhim bihî min âhiratin ve dünyâ. Fah~ feznâ ecmaîne min külli sû´in, yâ kerîmu!"
(Allah´ım! Senden yardım istiyorum ve Sana güveniyorum. Allah´ım! İşimin güçlüğünü bana hafiflet ve yolculuğumun zorluğunu bana kolay-laştir. Hayırdan istediğim rızkın çoğunu bana ver ve her kötülüğü benden uzaklaştır. Rabbim, benim kalbimi genişlet ve işimi kolayladır. Allah´ım! Ben, nefsimi, dinimi, ailemi, akrabamı, bana ve onlara dünyâ ve ahiret işlerinden bütün ihsan ettiklerini koruyup muhafaza etmeni Senden istiyorum. Her kötülükten hepimizi koru, ey ikram sahibi!...)"
Allah´a hamd ve Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e salât ve selâm getirerek duaya başlar ve yine bunlarla duayı bitirir.
Oturduğu yerden kalkıp gideceği zaman, rivayet etiğimiz şu hadisi okur:
534- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sefere çıkmak için oturduğu yerden kalktığı zaman:
"AHâhümme ileyke teveccehtü ve bikeiğtesamtü. Allâhümmekfinî mâ hemmenî ve mâ lâ ehtemmü lehû. Allâhümme zevvidnî ettekvâ vağfir lî zenbî ve veccihnî li´1-hayri eynemâ teveccehtü."
(Allah´ım! Senin rızâna yöneldim ve Sana güvendim. Allah´ım, önemsediğim ve önemsemediğim şeylerden beni koru. Allah´ım, bana takvayı azık yap ve benim günahımı bağışla. Ben her nereye yönelirsem, beni hayra yönelt.)"[2]
Evden Çıkarken Okunacak Dualar Ve Zikirler
İnsan evinden çıktığı zaman yapacağı zikirleri kitabın baş tarafında söylemiştik. Bunlar yolcu için de müstahabdır. Ayrıca bu zikirleri çok yapmak, ailesiyle akrabaları ile, arkadaşları ve komşuları ile vedalaşmak müstahabdır. Hem kendisine duâ etmelerini ister hem de onlara duâ eder.
535- İbni Ömer (Radıyallahu Anh) Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır.
"Bir şey Allah´ın korumasına bırakılırsa, Allah onu korur!"[3]
536- Ebu Hüreyre´den, o da Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´-den rivayetinde, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:
Yolculuğa çıkan kimse, geride bıraktığı kimselere şöyle desin:Sizi ,emanetleri zayi olmayana emanet ediyorum. [4]
537- Yine Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayetde Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır:
"Sizden biriniz yolculuğa çıkacağı zaman, (din) kardeşleri ile vcdalaş-sm. Çünkü Allah Tealâ onların dualarına hayır verir."
Yolcunun Vedalaşırken Okuyacağı Dua:
Yolculuğa çıkan kimsenin vedalaştiğı kimseye, Ebû Davud´un Süne-ninde rivayet edilen şu sözü söylemesi sünnettir:
538- Kaze´a rivayetinde demiştir ki, İbni Ömer (Radıyallahu Anhüma) bana şöyle dedi: Gel, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seliem benimle ve-dalaştığı gibi, ben de seninle vedalaşayım:
"Senin dinini, emânetini ve işlerinin sonunu Allah´ın himayesine bırakıyorum. "[5]
İmam Hattabî demiştir: Burada emanet, insanın ailesi ve geriye bıraktığı şahıslar ve mutemedine teslim ettiği mallardır.
Burada din de emanet konusu olmuştur. Çünkü yolculukta meşakkat olduğu için, din işlerinde bazı aksamalar olabilir.
539- Nafi yolu ile İbni Ömer´den rivayet edildiğine göre, İbni Ömer şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selîem, bir adamla vadalaşa-cağı zaman onun elini tutar ve adam Peygamber Salîallahu Aleyhi ve Sellem´in elini bırakmadıkça onunla vedalaşmazdı ve Şöyle buyururdu: Senin dinini, emânetini ve işinin sonunu Allah´ın himayesine bırakıyorum. "[6]
540- Salim´den rivayet edildiğine göre, İbni Ömer yolculuk yapacağı zaman İnsana: "Bana yaklaş, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellemin bizimle vedalaştiğı gibi seninle vedalaşayım." der. Sonra şöyle söylerdi: Senin dinini, emânetini ve işinin sonunu Allah´ın himayesine bırakıyorum. "[7]
541- Sahih bir isnadla Abdullah İbni Yezid El-Hatmî Es-Sahabî´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Seliem (sefere çıkan) askerle vedalaşacağı zaman şöyle buyururdu: Dininizi emânetinizi ve işinizin sonunu Allah´ın himayesine bırakıyorum."[8]
542- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre; "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e bir adam gelip dedi ki: Ey Allah´ın Resulü, ben bir sefere (yolculuğa) çıkmak istiyorum. Bana azık ver. Peygamber (s.a.v) (ona) şöyle dedi: Allah sana azık olarak takvayı versin. (Adam daha fazla duâ isteği ile) bana çoğalt, dedi. Peygamber (s.a.v): Günahını bağışlasın, buyurdu. Bana çoğalt, dedi. Peygamber (s.a.v): Nerede olursan, seni hayra Kavuştursun, buyurdu."[9]
Hayırlı Kimselerden Duâ Ve Öğüt İstemek
543- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, bir adam (Peygambere) şöyle dedi:
"Ey Allah´ın Resulü! Ben yolculuğa çıkmak istiyorum, bana öğüt ver. Peygamber: Takva üzere bulun ve her yüksek yere çıkınca Tekbir getir, buyurdu. Adam dönüp gidince Peygamber (s.a.v): Allah´ım buna uzağı yaklaştır ve yolculuğu ona kolaylaştır." dedi.[10]
Mukim Misafirden Daha Faziletli Olsa Bile, Mukimin Misafirden Hayırlı Yerlerde Kendisine Duâ Etmesini İstemesi Müstahabdır
544- Ömer İbni´l-Hattab´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır:
"Ömre ziyaretine (haccma) gitmek için Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den izin istedim. İzin verip buyurdu: Kardeşim, duandan bizi unutma. Bu şekilde peygamber bir söz söyledi ki, onun karşılığında bütün dünya benim olsa, beni öyle sevindirmezdi." Diğer bir rivayette Peygamber (Hazreti Ömer´e şöyle) dedi: "Kardeşim, duana bizi ortak yap.[11]
Hayvana Veya (Bir Vasıtaya) Binince Okunacak Duâ
Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: "Allah sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyler yarattı, onların sırtlarına binip oturasınız diye. Sonra onların üzerine oturunca Allah´ın nimetini hatırlayıp şöyle diyesi-niz: (Bunları bizim hizmetimize veren Allah´ın sânı ne yücedir! (O, bütün noksanlıklardan bendir. O´nun ihsanı olmasaydı, biz bunlara güç ye-tiremezdik. Muhakkak ki biz Rabbimize dönmüş olacağız.)"[12]
545- Ali İbni Rabîa´dan sahih isnadlarla rivayete göre şöyle demiştir: Üzerine binmesi için Ali İbni Ebû Talib´e (Radiyallahu Anh) bir hayvan getirildiği bir zamanda ben de bulundum. Hz. Ali ayağını üzengiye koyduğu zaman "Bismillah" (Allah´ın adıyla) dedi. Hayvanın sırtına binip oturduğu zaman:
"Elhamdülillâhillezî sehhara lenâ hazâ vemâ künnâ lehû mugarrinin. Ve innâ ilâ rabbinâ lemüngaîibûn,
"Bunları bizim hizmetimize veren Allah´ın sânı ne yücedir! O´nun ihsanı olmasaydı, biz buna güç yetiremezdik. Muhakkak ki biz, Rabbimize dönmüş olacağız." dedi.
Sonra üç defa "El-Hamdü Lillâh" dedi. Sonra üç defa "Allahu Ekber" dedi. Sonra:
"Sübbâneke innî zaîemtü nefsî fağfirlî innçhü lâ yağfiruzzünübe illâ ente."
"Alah´ım, Seni tenzih ederim. Ben kendime yazık etlim, beni bağışla, çünkü günahları ancak Sen bağışlarsın" dedi. Sonra güldü. Kendisine soruldu: Ey müminlerin Emiri neden güldün Şöyle cevab verdi:
Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i gördüm, benim bu yaptığım gibi yapmıştı. Sonra gülmüştü. Ben (ona) sordum: Ey Allah´ın Resulü, neden güldün Şöyle dedi:
Noksanlardan, münezzeh olan senin Rabbın, kulunun şöyle demesinden memnun kalır: Allah´tan başka günahları bağışlayanın yok olduğunu bilerek: Allah´ım Benim günahlarımı bağışla.[13]
546- Abdullah İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhümâ) rivayet edildiğine göre: "Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir sefere çıkarken devesi üzerine oturunca üç defa tekbir getirirdi.Sonra (şu ayeti okurdu:"
"Bunu bizim hizmetimize veren Allah´ın sânı ne yücedir. O´nun ihsanı olmasaydı biz buna güç yetiremezdik. Muhakkak ki biz Rabbimize dönmüş olacağız. "Allah´ım, biz bu seferimizde senden iyilik ve takva ve razı olduğun amel istiyoruz. Allah´ım, bizim bu yolculuğumuzu kolaylaş-tır, uzaklığını bize yaklaştır. Allah´ım yolculukta sen koruyucusun, aile hakkında da gözeticisin. Allah´ım, yolculuğun meşakkatinden, üzüntülü halinden, mal ve aile hakkında kötü bir akıbetten Sana sığınırım." Seferden dönünce de bunları söylerdi ve şunu sözlerine eklerdi: Tevbe ediciler olarak, Rabbimize ibâdet ediciler olarak, hu m d ediciler olarak (seferimizden) dönüyoruz!"[14] Bu söz, Müslim´in rivayetidir. Ebû Davut rivayetine şunu ilâve etmiştir:
"Peygamber ve askerleri hayvanlara bindikleri zaman tekbir getirirlerdi. İndikleri zaman ise, teşbih ederlerdi (Sübhânellah derlerdi.)
547- Abdullah İbni Sercis´den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayctdc şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallaliahu Aleyhi ve Sellem sefere (yola) çıktığı zaman yolculuğun güçlüğünden, üzüntülü akıbetten, iyi halden kötüye dönmekten, zulme uğramışın duasından, aile ve mal hususunda fena görüntüden Allah´a sığınırdı."[15]
548- Sahih isnadlaria Abdullah İbni Sercis´den yapılan rivayete göre şöyle demiştir:
"Peygamber Sallaliahu Aleyhi ve Sellem sefere çıktığı zaman şöyle buyururdu:
"Allâhümme ente´s-sâhibu fi´s-seferi vel-halîfetü fi´l-ehli. Allâhüm-me innî e´ûzü bike min va´sâi´s-seferi ve keâbcti´l-munkaiebi ve mine´I-havri bade´I-kevni ve min daveti´l-mazlûmi ve min sûi´l-manzari fil-ehü ve´1-mâli."
"Allah´ım! Yolculukta her şeye sahih olan, geride kalan aile halkını koruyup idare eden sensin. Allah´ım! Yolculuğun meşakkatinden, akıbet üzüntüsünden, iyi halden kötüye dönüşten, haksızlığa uğramışın duasından ve mal ile ailede kötü görüntüden Sana sığınırım."[16]
Bir Gemiye Binince Okunacak Duâ
Allah Tealâ buyurdu: "(Nuh) dedi: Allah´ın adım anarak (Bismillah diyerek) gidişinde ve duruşunda gemiye bininiz."[17]
Yine Allah Tealâ buyurdu: "Allah sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyler yarattı."[18] İki ayet sonuna kadar okunmalıdır.
Vasıtaya Veya Bineğe Binilirken Okunacak Duâ
549- Hüseyin İbni Ali´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallaliahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Gemiye bindikleri zaman şöyle söylemeleri ümmetim için boğulmaya karşı bir güvencedir:
"Bismillâhi mecrâha ve mürsâhâ, inne rabbî leğafurun ahim."
"Geminin gidişi de duruşu da Allah´ın atlıyladır. Gerçekten Ruh hım çok bağışlayandır, çok merhametlidir. -Allah´ın büyüklüğünü gereği üzere bilemediler).[19]
Yolculukta Duâ Etmek Mestahabdır
550- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki Resûlüllah Sallaliahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Üç duâ vardır ki, onlar müstecabdır (kabul olunurlar), onlarda şübhe yoktur: Haksızlığa uğramışın duası, yolcunun (müsafirin) duası, babanın çocuğuna duası. "[20]
Yolcunun Yüksek Ve Benzeri Yerlere Çıkışında Tekbir Getirmesi Ve Vadi GibiYerlere İnmesi Halinde Tesbîhde Bulunması
551- Câbir´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır: "Biz yüksek yerlere çıktığımız zaman tekbir getirirdik (Allahu Ekber, derdik), indiğimiz zaman tesbihde bulunurduk (Sübhânellah, derdik)."[21]
552- "insanın bir hayvana binince okuyacağı Duâ" bölümünde bundan önce sahih hadis olarak İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde şöyle demişti:
´´Peygamber ve onun akserleri yüksek yerlere çıktıkları zaman tekbir getirirlerdi. Aşağı indikleri zaman teşbih yaparlardı."[22]
553- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde şöyle de -mistir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem hacdan yahut ömreden döndüğü zaman her yüksek yere yahut bir tepeye çıkınca üç defa tekbir getirirdi. Sonra, şöyle buyururdu:
"Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerike lehû. Lehu´I-müIkü velehü´I-hamdü ve hüve alâ külli şey´in kadir. Âyibûne tâibûne âbidûne sâcidûne lirabbi-nâ hâmidûnesadaka´llâhu va´dehû venasara abdehû vehezeme´l-ahzâbe vahdehû."
"Allah´dan başka hiç bir İlâh yoktur; yalnız O vardır. O´nun ortağı yoktur. Bütün mülk O´nundur. Hamd O´na mahsustur. O, her şeye kadirdir. Tevbe ediciler olarak, ibâdet ediciler olarak, secde ediciler olarak, Rabbimize hamd ediciler olarak dönüyoruz. Allah sözünde sadık olmuştur, kuluna yardım etmiştir ve yalnızca düşmanları perişan etmiştir."[23]
554- Ebû Musa El-eş´arî´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraberdik. Bir vadi üzerine çıktığımız zaman Tehlîl ve Tekbîr getirirdik (Lâ ilahe illallah ve A İla hu Ekber, derdik.) Böylece seslerimiz yükselmişti. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: Ey inşalar! Kendinize zorluk çıkarmayın; çünkü siz ne işitmeyene, ne de gaibde olana seslenmiyorsunuz. Alİalı sizinle beraberdir. Rahmeti ile yakındır, her şeyi (gizli aşîkâr) işitendir."[24]
555- Öğüt almak bölümünde, daha önce Tirmi/î*nin kitabından naklettiğimiz hadisi şerifde Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştu: "Daima Allah´dan bir korku üzere bulun ve (yolda giderken) her yüksek yerde tekbir getir.
556- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayet de şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem yeryüzünden yüksek bir yere çıktığı zaman şöyle buyururdu: "Allâhümme leke´ş-şerefu alâ külli şerefin ve leke´l-hamdü alâ külli hâlin." (Allah´ım! Her şeref ve yükseklik üze-irde şeref, Sana mahsustur. Her halde de hamd Sanadır."[25]
Hayvanı Ürküp Kaçan Kimsenin Okuyacağı Duâ
557- Abdullah İbni Mes´ud´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayette Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır: "Sizden birinizin hayvanı ıssız bir arazide ürküp kaçtığı zaman şöyle seslensin: Ey Allah´ın kullan tutuklayin, ey Allah´ın kullan tutuklayın!... Çünkü Aziz ve yüce olan Allah´ın yeryüzünde (göremediğiniz) bir yaka-layıcısı vardır, o hayvanı tutuklar."
Derim ki: İlim bakımından büyük olan hocalarımızından biri bana şöyle anlatmıştır: Onun bir hayvanı -hatırladığıma göre bir katırı ürküp kaçtı. O kimse bu hadîsi biliyordu. Bunu söyledi, hemen Allah o hayvanı za- man geçmeden tutuklatıp onlara gönderdi. Ben de bir defa cemaatle beraberdim. İnsanlar arasından bir hayvan ürküp kaçtı. Onu yakalayama-dılar. Ben hadisi şerifde emredilen sözleri söyledim de, söylediğimden başka bir sebeb olmaksızın derhal hayvan durdu. (Böylece yakalanmış oldu.)[26]
Serkeş Olan Hayvan Üzerinde Okunacak Duâ
558- Din ilimlerinde kemal ve üstünlük vasıflarını, diyanet ve takvası ile bir araya toplamış bulunan1 Tabi´în âlimlerinin büyüğü meşhur Ebu Abdullah Yunus´dan (Allah kendisine rahmet etsin) yapılan rivayet de şöyle demiştir: "Hayvanında serkeşlik bulunan kimse hayvanının kulağına şu ayeti okursa, muhakkak Allah Tealâ´nın izni ile hayvan duraklar:
"Efeğayra dinSâhi yebğûne ve îehû esleme men fissemâvâti vel arzı tav´-an ve kerhen ve ileyhi yurcaûn."
"Onlar Allah´ın dininden başkasını mı arıyorlar Oysa ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi ister istemez O´na boyun eğmiştir. Sonunda da O´na döndürüleceklerdir."[27]
Bir Kasabaya Girmeyi İstesin Yahut İstemesin Onu Görünce Yolcunun Okuyacağı Dualar
559- Süheyb´den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayete göre şöyle anlatmıştır:
"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, içine girmek istediği bir köyü gördüğü zaman muhakkak şöyle derdi:
"Allâhümme rabbe´s-semâvâti´s-seb´i ve mâ ezlelne ve´1-erazîne´s-seb´i ve mâ akleine ve rabbe´ş-şeyâtîni ve mâ adlelne ve rabbe´r-riyâhi ve mâ zereyne, es´elüke hayre hazihi´I-karyeti ve hayre ehlihâ ve hayre mâ fîhâ ve neûzü bike min şerrihâ ve şerri ehlihâ ve şerri mâ fîhâ."
"Ey yedi kat göklerin ve bunların barındırdıklarının, yedi kat arzın ve bunların taşıdıklarının Rabbı ve şeytanlarla şeytanların saptırdıklarının Ruhlu ve rüzgârların bunların savurduklarının Rabbı olan Allah! Senden bu köyün hayrını, halkının hayrını ve içinde bulunanların hayrını istiyorum. Bu köyün kötülüğünden halkının kötülüğünden ve köy içinde bulunanların kötülüğünden Sana sığınırım."[28]
560- Hazreti Aişe´den yapılan rivayete göre, o şöyle anlatmıştır: "Re-sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir yere girmek istediği zaman orayı görünce şöyle derdi:
"Allâhümme innîes´elüke min hayrı hazihi ve hayri mâ cema´te fîhâ. Ve eûzü bike min şerrihâ ve şerri mâ cema´te fîhâ. Allâhümme´r-zuknâ, hayâhâ ve e´iznâ min vebâhâ ve habbibnâ ilâ ehlihâ ve habbib sâJihî ehlihâ ileynâ.
"Allah´ım! Bu yerin ve bu yerde topladığın bereketlerin hayrını Senden istiyorum. Buranın kötülüğünden ve içinde topladığın şeylerin kötülüğünden Sana sığınıyorum. Allah´ım, buranın bolluğu ile bizi rızıklan-dır ve vebasından (hastalığından bizi koru. Halkına bizi sevdir. İyi halkını da bize sevdir)."[29]
İnsanlardan Yahut Başka Şeyden Korkunca Okunacak Duâ
561- Sahih bir isnadla Ebû Musa El-Eş´arî´nin şu hadisini daha önce yazmıştık:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir toplumun tehlikesinden korktuğu zaman şöyle derdi:
"Allâhümme innâ nec´aiüke fînuhürihim ve neûzü bike min şurûrihim."
"Allah´ım, Senin gücünle onların boğazlarını tıkarız ve onların kötülüğünden de Sana sığınırız.)"[30]
Bu dua yanında musibet dualarını ve anlattığımız başka duaları okumak iyi olur.
Cin Ve Şeytanlar Şekillere Bürünerek Yolcuya Göründüklerinde Okunacak Duâ
562- Cabir´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayette Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"Cinler-şeytanlar, şekillere bürünüp size göründükleri zaman, (onları savmak için) ezan okuyun."[31]
Derim ki, El-ğîlân" şeytan ve cinlerden bir cinstir. Bunlar onların sihirbazlarıdır. Bunların kötülüğünü ezanla savın; çünkü şeytan ezanı işitince dönüp kaçar manası murad edilmektedir.
Biz "insana arız olan şeyler" bölümünün başında Şeytan saldırısı için yapılacak dua ve zikirler arasında bunun benzerini daha önce yazmıştık. Bu konuda zikredilen Kur´an ayetlerini okumanın da uygun olduğunu söylemiştik.
İnsanın Bir Yerde Konaklayınca Okuyacağı Dualar
563- Havle binti Hakim´den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayete göre, o demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu dinledim: "Kim bir yere inip konaklar da sonra şu sözleri söylerse, o yerinden göç edinceye kadar hiç bir şey ona zarar veremez:
Eûzü bikeh´mâtihi´t-tâmmâti min şerri mâ haleka."
"Ayıpvenoksanı bulunmayan Allah´ın kelimelerine (Kur´anına) sığınırım, yarattığı şeylerin kötülüğünden..."[32]
564- Abdullah İbni Ömer İbni´l Hattab´dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayete göre, şöyle anlatmıştır:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Selîem yolculuğa çıktığı zaman akşam olunca şöyle buyurdu:
"Ya arzu rabbî ve rabbükillâhu. Eûzü billahi min şerriki ve şerri mâ fîki ve şerri mâ hulika ftki ve şerri mâ yedibbu aleyki. Eûzü bike min ese-din ve esvede ve mine´l-hayyeti ve´1-akrebi ve min sakini´1-beledi ve min vâlidin ve mâ velede."
"Ey arz! Benim ve senin Rabbın Allah´dır. Senin şerrinden, sende olanın şerrinden, sende yaratılanın şerrinden, üzerinde dolaşanların şerrinden Allah´a sığınırım. Aslandan, soyguncudan, yılandan, akrebden, beldelerde oturan cinlerden, İblisden ve şeytanlardan Rabbım Sana sığınırım. "[33] (Yerin sakinleri) sözünden maksad yeryüzünde yaşayan cinlerdir. Vâlid (Doğuran) sözü ile İblis ve doğurduğu şeyle de, şeytanlar murad edilmiş olabilir.
Seferden (Yolculuktan) Dönünce Okunacak Duâ
Sünnet olan, Yolcu yüksek bir yere çıkınca yolcunun Tekbir getirmesi bülümünde biraz önce anlattığımız İbni Ömer´in hadisini söylemektir.
565- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöye anlatmıştır: Ben, Ebû Talha ile Safiyye de Peygamberin devesi üzerinde peygamberin arka tarafında olduğu halde, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile (Hayber´den Medine´ye) dönüyorduk. Medine´nin görünüm yerine vardığımız zaman Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştu:
"Âyibûne, tâibûne,âbidûne lirabbinâ hâmidûne."
"Tevbe ediciler olarak, ibadet ediciler olarak, Rabbimize ha in d ediciler olarak dönüyoruz. Medine´ye varıncaya kadar bunu söyler dururdu[34]
Misafirin Sabah Namazından Sonra Okuyacağı Dualar
Bil ki, Müsafir olmayanın sabah namazından sonra okuyacaklarını misafirin de okuması iyi olur. Bunun da açıklaması geçmişti. Bununla beraber şu rivayet ettiğimizi de söylemesi müstahab olur.
566- Ebû Berze´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre, şöyle demiştir:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sabah namazını kılınca,- (ravi der ki, sadece yolculukta olduğunu bilemiyorum)- arkadaşlarına duyuracak şekilde sesini yekseltip şöyle derdi:
Allâhümme aslıh Iî dîniyellezî cealtehu ismete emrî. Allâhümme aslih lî dünyâyelletî cealte fîhâ meâşî."
"Allah´ım! Benim işimin temeli kıldığın dinimi düzelt. Allah´ım! İçinde geçimimi kıldığın dünyamı düzelt" ve üç defa:
"Allâhümme, aslıh lî âhiretilletî cealte ileyhâ mercii.
"Allah´ım! Dönüşümü kendesine yaptığın âhiretimi benim için düzelt)
ve üç defa:
"AHâhümme eûzü birizâke min suhtike, Allâhümme eüzü bike."
"Allahım! Gazabından Senin rızâna sığınırım. Allâhım Sana sığınırım)
ve üç defa:
"Lâmâni´a limâ a´teyte ve lâ mu´tiyelimâ mena´ te velâ yenfa´u zel-ceddi minke´l-ceddü."
"Senin verdiğini engelleyici yoktur, vermediğini de verecek kimse yoktur. Zengine (zenginliği) fayda vermez, zenginlik ancak Sendendir)."[35]
Memleketini Görünce Okunacak Duâ
Bu bölümden önceki Enes´den naklettiğimiz hadisi söylemek, bir köyü gördüğü zaman okunacak dualar bölümündekini okumak müstahab olduğu gibi şunu da okur:
"Allâhümme´c-al lenâ bihâ karâren ve rızkan hasenen." "Allah´ım, burada kararlaşmayı bize nasib et ve güzel nzık ver)."
Seferden (Yolculuktan) Dönüp De Evine Girince Okunacak Duâ
567- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayet de şöyle anlatmıştır: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferinden dönüp de evine girdiği zaman şöyle buyururdu:
"Tevben tevben Hrabbinâ evben lâ yuğâdiru havben."
(Rabbimize yönelerek tevbemizin kabulünü istiyoruz. (Rabbimiz bağışlayınca) günah bırakmaz)."[36]
Yolculuğundan Dönen Kimseye Okunacak Duâ
Yolculuğundan dönen kimseye: "Seni selâmet üzere getiren Allah´a hamd olsun" yahut: "Çevreni muhafaza edip toplayan Allah´a hamd olsun" demek yahut buna benzer söz söylemek iyi olur.
Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:
"Eğer şükrederseniz elbette size (nimetlerimi) çoğaltırım."[37]
Bundan sonraki bölümde yine bu konuda Hazreti Aişe´nin (Radıyalla-hu Anha) hadisi vardır.
Savaştan Dönen Kimseye Okunacak Duâ
568- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde o şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir savaşta idi. (Savaştan dönüp de) eve girince onu karşıladım ve elinden tuttum. Dedim ki: Seni zafere ulaştıran, seni üstün kılan ve sana ikram eden Allah´a hamd olsun. .."[38]
Hacdan Dönen Kimseye Okunacak Duâ Ve Hacının Okuyacağı Duâ
569- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde, o şöyle anlatmıştır:
"Bir genç Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gelip şöyle dedi: Ben hac yapmak istiyorum. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla beraber yürüdükten sonra şöyle dedi:
"Zevvedekallâhu´t-takvâ ve vecceheke fi´1-hayri ve kefâke´I-hemme."
"Ey Genç! Allah sana takvâ´yı azık yapsın, seni hayırlara yöneltsin ve seni üzüntüden korusun." Genç dönüp geldiği zaman, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selleme selâm verdi. Peygamber (ona) şöyle dedi:
"Gabilellâhu hacceke ve ğafera zenbeke ve ahlefe nefegateke."
"Ey genç! Allah haccını kabul etsin, günahlarını bağışlasın ve harcadığının yerine sana rızık versin."[39]
570- Ebu Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah´ım, hac yapanın günahını bağışla, hac yapan kimsenin dua ettiği kimseden de günahı bağışla. "[40]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Kur´anı Kerim, Âl-i İmrân Süresi: 159.
[2] İbni Sünnî.
[3] Ahmed b. Hanbel. Nesâî.
[4] İbni Sünnî. Nesâî
[5] Ebü Dâuıd.
[6] Tirmizî
[7] Tirmizî. İbni Mâce. Ahmed b. Hanbel. (Tirmizi, bu sahih ve lıasen bir hadistir, demidir.)
[8] Ebû Dâvud. İbni Sünnî. Nesâî.
[9] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis hasendir.)
[10] Tirmizî. İbni Mâce. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)
[11] Ebu Dâvud. Tirmizî. (Tirmizî demişıir ki, bu sahih olan hasen bir hadistir.)
[12] Kur´an-ı Kerim, Zuhruf Süresi: 12-14.
[13] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.
[14] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.
[15] Müslim.
[16] Tirmizı. Nesâî. İbni Mâce. Ahmed b. Hanbel.
[17] Kur´an-ı Kerim, Hû d Sıiresi:41
[18] Kur an-ı Kerim, Zuhrul" SüreM:12
[19] Kur´anı Kerim, Zuhruf Süresi: 67. İbni Sünnî
[20] Ebü Dâvud. Tirmizı. İbni Mâce. Buhârî, Edebül-Müfred. (Tİrmizî demiştir ki, bu hasen bir
hadistir.)
[21] Buhârî, Nesâİ, Ibn Sünnî, Ahmed B. Hanbel
[22] Ebû Dâvud.
[23] Buhârî. Müslim. Muvatta´. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nasâî.
[24] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. İbni Mâce.
[25] ibni Sünnî.
[26] İbni Sünnî.
[27] İbni Sünnî.
[28] Nesâî. İbni Sünnî.
[29] İbni Sünnî.
[30] Ebû Dâvud. Nesâî.
[31] İbni Sünnî. Nesâî.
[32] Müslim. Muvatta. Tirmizî.
[33] Ebû Dâvud, Nesâî.
[34] Müslim
[35] İbni Sünnî.
[36] İbni Sünnî. Ahmed b. Hanbel.
[37] Kur´anı Kerim, îbrahim Süresi:7.
[38] İbni Sünnî. Müslim, Nesâî. Ebû Dâvud.
[39] İbni Sünnî.
[40] Beyhakî Süneninde. (Hakim demiştir ki, bu hadis Müslim´in şartına göre şahindir.)
YOLCUNUN OKUYACAĞI DUALAR VE ZİKİRLER LiSTESi
İstihare Ve İstişare.
(Allah´dan hayır istemek ve danışmak)
Yolculuğa Karar Verdikten Sonra Yapılacak Dualar Ve Zikirler
Evinden Çıkmak İsteyenin Yapacağı Dualar Ve Zikirler
Evden Çıkarken Okunacak Dualar Ve Zikirler
Yolcunun Vedalaşırken Okuyacağı Dua
Hayırlı Kimselerden Duâ Ve Öğüt İstemek.
Mukim Misafirden Daha Faziletli Olsa Bile, Mukimin Misafirden Hayırlı Yerlerde Kendisine Duâ Etmesini İstemesi Müstahabdır.
Hayvana Veya (Bir Vasıtaya) Binince Okunacak Duâ
Bir Gemiye Binince Okunacak Duâ
Vasıtaya Veya Bineğe Binilirken Okunacak Duâ
Yolculukta Duâ Etmek Mestahabdır
Yolcunun Yüksek Ve Benzeri Yerlere Çıkışında Tekbir Getirmesi Ve Vadi GibiYerlere İnmesi Halinde Tesbîhde Bulunması
Hayvanı Ürküp Kaçan Kimsenin Okuyacağı Duâ
Serkeş Olan Hayvan Üzerinde Okunacak Duâ
Bir Kasabaya Girmeyi İstesin Yahut İstemesin Onu Görünce Yolcunun Okuyacağı Dualar
İnsanlardan Yahut Başka Şeyden Korkunca Okunacak Duâ
Cin Ve Şeytanlar Şekillere Bürünerek Yolcuya Göründüklerinde Okunacak Duâ
İnsanın Bir Yerde Konaklayınca Okuyacağı Dualar
Seferden (Yolculuktan) Dönünce Okunacak Duâ
Misafirin Sabah Namazından Sonra Okuyacağı Dualar
Memleketini Görünce Okunacak Duâ
Seferden (Yolculuktan) Dönüp De Evine Girince Okunacak Duâ
Yolculuğundan Dönen Kimseye Okunacak Duâ
Savaştan Dönen Kimseye Okunacak Duâ
Hacdan Dönen Kimseye Okunacak Duâ Ve Hacının Okuyacağı Duâ
|
|
|
Namazda Okunacak Dualar |
|
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 06:46 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar
- Yorum Yok
|
 |
NAMAZDA OKUNACAK DUALAR
Bilinmelidir ki, bu konu gerçekten geniştir _ve bununla ilgili çeşitli kısımlardan pek çok sahîh hadisler nakledilmiştir. Fıkıh kîtablarında bu konuda fer´î meseleler çoktur. Biz burada, bu meselelerin esaslarına ve mak-sadlanna temas edeceğiz. Kısa yolu seçerek delillerin büyüğünü alıp dağınık ve ince meselelerden bahsetmeyeceğiz. Çünkü bu kitab, delilleri açıklamak için ele alınmamıştır, ancak kendisiyle amel edilecek işler için hazırlanmıştır. Allah´dır muvaffak kılan...
Îhrâm İftitah (Namaza Giriş) Tekbîri
Namaz ister farz olsun, ister nafile olsun, ancak "İhram = tftitah = Namaza giriş" tekbîri ile sahîh olur. İmam Şafi´î ve alimlerin çoğuna göre, bu tekbîr namazdan bir cüzdür ve namazın erkânlarından da bir rükündür. Ebû Hanîfe´ye göre, bu şarttır, namazın zatından bir kısım değildir.
Bilmiş ol ki, tekbîr lâfzı "Allahu Ekber" yahud "Allâhu´lEkber" demekten ibarettir. Bu iki lâfız, hem Şafi´î hem Ebû Hanife ve başkalarına göre caizdir. İmam Mâlik ikinci lâfzı kabul etmemiştir. İhtilâftan kurtulmak için birinci lâfızla namaza girmek ihtiyattır. Bu iki lâfızdan başkası ile tekbîr caiz olmaz. Eğer tekbîr, "Allâhu´1-azîm, AUâhu´l-müteâl, Allahu a´zam, Allâhu e´azzü, Allahu ecellü", yahud bunlara benzer lâfızlarla yapılmış olsa, Şafi´îye ve çoğunluğa göre namaz sahîh olmaz. İmam Azam´a göre sahîh olur. Bizim (Şafiî) mezhebe göre, "Ekberu´Uahu", dense, ha-maz sahîh olmaz. Bizim bazı imamlarımız bu lâfızla da namaz caiz olur; nitekim namazın sonunda "Esselâmü Aleyküm" yerine çevirerek "Aleykümü´s-selâm" demek caizdir. (Allahu Ekber, yerine "Ekberu Allah" demek Şafi´î mezhebinde caizdir.)
İster Tekbîr lâfzı olsun, ister bundan başka zikirlerden biri olsun, insan kendine işittirecek kadar telâffuz etmedikçe Tekbîr sahîh olmaz; yalnız dilsizlik gibi bir engel bulunmadıkça... Biz bu konuyu kitabın başındaki bölümlerde takdim ettik. İnsanda dilsizlik veya böyle bir kusur bulunursa, gücü yettiği kadar dilini depretir ve böylece namazı sahîh olur.
Arabca olarak tekbîr getirmeye gücü yeten kimsenin, yabancı bir dil ile tekbîr getirmesi sahîh olmaz. Fakat arabca söyleyemeyen için bu caiz olur; ancak arabcasını öğrenmesi ona vacib olur. Eğer öğrenmekte kusur yaparsa, namazı sahîh olmaz. Böylece, öğrenmekte yapmış olduğu kusur boyunca kılmış olduğu namazları kaza etmesi gerekir.
Bilinmelidir ki, sahîh ve muhtar olan mezhebde, İhram (iftitah veya namaza giriş) tekbîri uzatılmaz ve çekilmez; harfler arka arkaya eklenerek çabukça söylenir. Çekilir denmişse de, doğrusu evvelki sözdür. Diğer intikal tekbirlerine gelince, sahîh ve muhtar olan mezhebde bu tekbirlerin, kendilerinden sonraki rükne varıncaya kadar çekilişi müstehabdır. Bunlarda da tekbîrin çekilemeyeceği söylenmiştir. Eğer çekilmemesi gereken tekbîr uzatılır yahut çekilmesi gereken tekbîr çekilmezse, namaz batıl olmaz; lâkin fazilet kaçırılmış olur. Bilinsin ki, uzatma, lâfza-i Celâl´in "ALLAH" kelimesinin Iâm harfinden sonra olur, bundan başka yerde uzatma olmaz.
İmam için sünnet olan, cemaata işittirecek şekilde, hem ihram (iftitah) tekbirini, hem de diğer tekbirleri sesli olarak söylemektir. İmama uyanların da, yalnız kendilerine işittirecek şekilde gizlice tekbîr getirmeleri sünnettir. Eğer imama uyan, yüksek sesle tekbîr alsa, yahud imam gizlice tekbîr alsa, bunların namazları bozulmaz. Bununla beraber tekbîri tashîh etmeye gayret göstermeli ve çekilme yerinden başka bir yerde uzatılmamalıdır. Fakat "Allah" lâfza-i celâlinin başındaki hemze çekilip uzatılırsa yahud "Ekber" kelimesinin "ba" harfindeki fetha işba´ edilerek "Ekbâr" şeklinde okunsa, namaz sahîh olmaz.
Bil ki, iki rekât olarak kılınan namazda onbir tekbir vardır. Üç rekâtlı namazda onyedi tekbîr vardır. Dört rekâttı namazda da yirmi iki tekbîr vardır. Çünkü bir rekât içinde, rükû için bir tekbîr, iki secde ve secdeden kalkışta dört tekbîr ki, beş tekbîr olur. İkinci rekât da böyle beş tekbîr eder. Buna iftitah tekbîri eklendiği zaman onbir tekbîr olur. Dört rekât, bunun iki misli bulunduğundan onunda içinde yirmi iki tekbir bulunur. Ancak son iki rekât da iftitah tekbîri olmadığından bunun yerini, birinci tehiyyata oturuştan kalkarken alınan tekbîr doldurur ve böylece tüm tekbîrler dört rekâtlı namazlarda yirmi dört tane olur.
Yine bilinsin ki, İhram tekbîrinden başka alınan bütün tekbîrler sünnettir. Kasden veya yamlarak bunlar terkk edilirse, namaz bâtıl olmaz, haram da olmaz. Yanılma secdesi de yapılmaz. Fakat İhram (îftitah) tekbîri bunlar gibi değildir. Bunsuz namaz sahîh olmaz. Bunda ittifak var, ihtilâf yoktur. Daha doğrusunu Allah bilir.
İhram Tekbîrinden Sonra Okunacak Dualar
Bilinmelidir ki, bu konuda çok hadîsler vardır. Şöyle söyleyip zikir ve dua etmek, tümünü bir araya getirerek karşılar:
"Aîîâhv ekber kebîren ve´1-hamdü lillâhi kesîran ve sübhâneîlâhi bük-raten ve esîlâ. Veccehtü vechiyelillezî fetara´s-semâvâti ve´1-arza, hanîfen müslimen ve mâ ene mine´l-müşrikîn, Inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi´l-âlemîn. Lâ şerike lehu ve bizâlike ümirtü ve ene mine´l-müslimîn. Allâhümme ente´l-melikü lâ ilahe illâ ente rabbî ve ene abdüke zalemtü nefsi va ´tereftü bizenbî fağfirlîzünûbî cemî´an feinnehû lâ yağfirü´z-zünûbe illâ ente. Vehdinîliahseni´î-ahiâkı lâ yehdîli ahseni-hâ illâ ente. Vasrif annî seyyiehâ lâ yesrifu seyyieha illâ ente. Lebbeyke vesa´deyke ve´1-hayru küllühû fıyedeyk. Ve´ş-şerru leyseileyk. Ene bike veileyke. Tebârekte ve teâleyte. Estağfiruke ve etûbü ileyke... Allâhümme bâid beyni ve beyne hatâya kemâ bâatte beyne´1-meşrıkı ve´1-mağribi. Allâhümme nakkınîmin hatâyâye kemâ yunakka´s-sevbu´l-ebyazu mined´-dennesi allâhümmeğsilnî min hatâyâye bisseki ve´i-mâi ve´1-beredi."
(Allah her şeyden çok büyüktür. Allah´a çok çok hamd olsun. Sabah ve akşam Allah´ı noksanlıklardan tenzih ederim. Doğru yol üzerinde bulunarak ve müslüman olarak kendimi, gökleri ve arzı yaratana yönelttim ve ben, müşriklerden olmadım. Benim namazım ve ibâdetim, sağlığım ve ölümüm, âlemlerin Rabbı olan Allah içindir. O´nun ortağı yoktur ve ben bununla emrolundum ve ben müslümanlardamm. Allah´ım! Sen Meliksin; Senden başka ilâh yoktur, Rabbimsin. Ben Senin kulunum. Nefsime zulmettim ve günahımı itiraf ettim; benim bütün günahlarımı bağışla. Çünkü Senden başka, günahları bağışlayan yoktur. Beni ahlâkların en güzeline ilet; Senden başkası bu güzel ahlâka iletemez. Ahlâkın kötüsünü benden uzaklaştır; Senden başkası onun kötüsünü çeviremez. İcabet buyurmana ısrar ediyorum ve Sana ibâdet üzere bulunmaktan haz duyuyorum. Bütün hayırlar Senin kudret elindedir. Kötülükler ise Sana nisbet edilmez. Ben Sana itimad ederim ve Sana sığınırım. Yüceldin ve (noksanlıklardan) münezzeh oldun. Senden mağfiret dilerim ve Sana tevbe ederim.
Allah´ım! Doğu ile batı arasını birbirinden uzaklaştırdığın gibi, benimle günahlarım arasını öylece uzaklaştır. Allah´ım! Beyaz elbisenin kirden temizlenmesi gibi,beni günahlarımdan temizle. Allah´ım! Beni, kar ve dolu suyu (tertemiz su) ile günahlarımdan yıka)"
Bütün bunlar, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den sahîh ola-rak nakledilen hadîslerde vardır.
Bu konuda başka hadîsler nakledilmiştir; bunlardan bir kısmı:
112- Hazreti Aişe´nin (Radıyallahu Anha) hadîsi şöyle: "Peygamber (s.a.v) namaza başladığı zaman şöyle derdi:
"Sübhânekallâhümme ve bihamdike ve tebârakesmüke ve teâlâ ced-düke ve la ilahe ğayruke."
(Allah´ım! Sana hamdederek Seni (noksanlıklardan) tenzih ederim. Senin adın yücelmiştir ve şanın büyük olmuştur. Senden başka İlâh yoktur) [1]
113- Haris´den, o da Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
"Peygamber Sallaliahu Aleyhi ve Sellem, (tekbîr alıp) namaza girişinde şöyle buyururdu: "Lâ ilahe illâ ente, sübhâneke zalemtü nefsî ve amiltü sû´en fağfir lî; innehû lâ yağfirü´z-zünûbe illâ ente veccehtü vec-hî..."sonuna kadar."[2]
Peygamber Sallaliahu Aleyhi ve Sellem´in: "Veşşerrıı leyse ileyk" (Kötülük sana nisbet edilmez)" sözüne gelince, bil ki, ehli sünnet mezhebi üzere bulunan sahabî, tabiîn ve bunlardan sonra gelen müslüman alimlerden, kelâm, fıkıh ve hadîs alimlerinden sabit olmuştur ki, hayır ve şer, bütün olup bitenler, fayda ve zarar veren her şey, Azîz ve yüce olan Al-lah´dandır, O´nun irade ve takdiri iledir. Hüküm böyle olunca, hadisteki bu sözün te´vili gerekir. Alimler buna bazı cevablar vermişlerdir:
Bu cevabların birincisi ve en meşhuru, Nadir b. Şümeyl ve ondan sonra gelen alimlerin te´vilidir. Şu mana ile te´vil edilir: "(Ya Rabbi) kötülükle Senin rahmetine yaklaşılmaz."
İkincisi, kötülük Senin dergâhına yükselmez; ancak tevhîd kelimesi yükselir, şeklindeki te´vildir.
Üçüncüsü, edeb bakımından "Ey kötülüğü yaratan" denmez, her ne kadar kötülüğü yaratan ise de... Nitekim, ey hınzırları yaratan, denmez; her ne kadar hınzırları yaratıcı ise de...
Dördüncüsü, Senin hikmetine nisbetle kötülük yoktur; çünkü Sen boşuna bir şey yaratmazsın, diye yapılan te´vildir. Daha doğrusunu Allah bilir.
Bunlar, namaza giriş duasında nakledilen zikirler hakkındadır. Tek başına namaz kılan için bütün bu zikirleri söylemek müstehabdır; imama uyanlar eğer imama izin verirlerse, imamın da bunları söylemesi müstehabdır. Fakat irriama izin vermezlerse, imam dualarla namazı uzatmaz, bu dua ve zikirlerden bir kısmını okuyarak kısaltır. İmamın: "Veccehtü vechî"den itibaren Mine´l-Müslimîn"e kadar okuyup kısaltması güzel olur. Hafif kılmayı tercih eden münferid (tek başına namaz kılan) da böyle yapar.
Bil ki, bu zikirler, farz ve nafile namazlarda müstehabdırlar. Eğer birinci rekâtta kasden yahud yanılarak bunlar terk edilirse, okunuş yeri kaçırıldığından, ondan sonra okunmazlar. Eğer okunursa, mekruh olur; fakat namaz batıl olmaz. Eğer birinci rekâtta tekbir alıp Kur´an okumaya başladığı sırada yahud "EÛZÜ" yü çekince, zikirleri yapmadığını insan hatırlarsa, dua yerini kaçırdığından artık onları okumaz. Fakat burada da okumuş olursa, namazı batıl olmaz. (Şafi´î mezhebine göre), herhangi bir rekâtta imama kavuşan bir mesbûk (namazın başından rekât kaçıran), eğer zikirleri yaptığı takdirde fatiha okuyuşunu kaçıracağını kestirirse, Fatiha´yı okur; çünkü Fatiha´yı okumak vacib olduğundan daha kuvvetlidir. Halbuki duayı okumak sünnettir. (Hanefi mezhebinde, imama uyanlar Fatiha okumazlar, kıraat yapmazlar, İmamın okuyuşunu dinlerler. Eğer imam gizli okuyorsa, arkasında bulunan mesbûk, "Sübhâneke"yi okuyabilir.)
Bir mesbûk, kıyam halinde değil de, ya rükû´, ya secde, ya da teşeh-hüd halinde imama yetişirse, ihram tekbirini alarak bu yerlerde imama uyar ve imamın getirmekte olduğu teşbihleri yapar. Iftitah duasını burada okumadığı gibi, daha sonra da okumaz.
Cenaze namazında Istiftah (namaza giriş) duasını okumak hususunda alimlerimiz ihtilâf etmişlerdir. (Şafi´i mezhebine göre) en sahih olan bu duanın okunmayışıdır; çünkü cenaze namazının hafih olarak kılınması esastır. Hanefi´lerde istiftah duası olan "Sübhâneke" okunması evlâdır.)
Bil ki, istiftah duası sünnettir, vacib değildir. Bunun için terk edilirse, ondan dolayı sehiv (yanılma) secdesi yapılmaz. İstiftah duasında sünnet olan, gizli okunmasıdır. Eğer aşikâre olarak okunursa, namaz batıl olmaz da mekruh olur.
İstiftah Duasından Sonra İstiâze (Eûzü Besmele) Çekmek
Bil ki, istiftah (Sübhâneke) duasından sonra "Eûzü´´ istiâze yapmak;
(Eûzü Billahi Mineşşeytanirracîm) demek ittifakla sünnettir. Bu da Kur´ân okunuşundan öncedir. Allah Teâlâ Hazretleri buyuruyor:
"Kur´ân okuduğun zaman koğulmuş şeytandan Allaıh´a sığın."[3]
Alimlerin çoğunluğuna göre bu ayeti kerimenin manası: "Kur´an okumayı dilediğin zaman (başlamadan önce) istiâze yap Eûzü Billahi Mineşşeytanirracîm" (Kovulmuş şeytandan Allah´a üiğımrım) söyle.
İstiâze için muhtar olan lâfız, "Eûzü billahi mineşşe-ytâni´rracîm"" dır. Ancak,
"Eûzü billahi´´ssemî´il-alîmi mineşşeytanVrracîm" şeklinde de nakledilmiştir. (Kovulmuş olan Şeytandan, Semi´ ve Alîm olan Allah´a sığınırım, demektir). Bu türlü istiâze yapmakta bir beis yok ise de, meşhur ve muhtar olan birincisidir.
114- Rivayetimize göre:
"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, namazda kıraetden önce:.
"Eûzü billahi mineşşeytâni´rracîm min nefhıhi ve mefsihi ve hemzihi" (Kovulmuş şeytandan, onun kibir vermesinden, sarmalatmasından, sarhoşluk vermesinden Allah´a sığınırım)" derdi.[4]
Bir rivayette de istiâzesi şu idi:
"Eûzü billâhissemni-alîmimineşşeytânirracîmi, min hemzihi ve nefhıhi ve nefsihi."
Bilinmelidir ki, istiâze yapmak (Eûzü´yü söylemek) imüstehabdır, vacib değildir. İnsan Kur´an okuyacağı zaman bunu terk ederse, günahkâr olmaz ve namazı batıl olmaz; ister kasden terk etsin, ister sehven... Sehiv için de secde yapmaz. Bütün farz ve nafile namazlarda "Eûzü-Taavvüz" getirilmesi müstehabdır. Cenaze namazında ise ihtilâf vardır. (Şafi´îlere göre) sahîh kabul edilen yine söylenmesinin müstehab oluşudur.
Namaz dışında her Kur´an okuyan için de, taavvüz getirilmesi ittifakla yine müstehabdır.
Bil ki, taavvüzü söylemek, birinci rekâtta ittifakla müstehabdır. Birinci rekâtta söylenmezse, ikinci rekâtta söylenir. Burada da yapılmazsa, ondan sonra söylenir. Birinci rekâtta taavvüz yapıldıktan sonra ikinci rekâtta yapılıp yapılmayacağı üzerinde iki görüş vardır. Bizim Şafi´î alimlerimizin bu iki görüşlerinden sahîh kabul edileni, ikinci rekâtta da getirilmesinin müstehab oluşudur; ancak ilk getiriliş daha kuvvetlidir.
Kıraat gizli yapıldığı bir namazda "Taavvüz" de gizli yapılır. Sesli olarak Kur´an okunan namazda "Taavvüzün" sesli veya gizli olacağı ihtilaflıdır. Alimlerimizden bir kısmı, gizli yapar demiştir. Alimlerin çoğunluğu demişlerdir ki, bu meselede îmam ŞafiTnin iki görüşü vardır: Birincisi, gizli veya aşikâre getirilmesi eşittir, bir fark yoktur. "Ümm" kitabında hüküm budur.
İkincisi, aşikâre getirilmesi sünnettir. "El-İmlâ" kitabında da hüküm budur.
Alimlerimizden bir kısmı da iki görüş ileri sürmüştür: Birinci görüş aşikâre söylenmiştir ki, Şeyh Ebû Hamid El-İsferayini bunu sahîh kabul etmiştir. Bu zat Irak´lı alimlerimizin İmamıdır. Bunun arkadaşı el-Mehamilî ve başkaları da aynı görüşe katılmışlardır. Ebû Hüreyre´nin (Radıyallahu Anh) yaptığı da bu idi.
İkincisi de, îbni Ömer´in (Radıyallahu Anhüma) yapmış olduğu gizli taavvüz getirişidir ki, alimlerimizin çoğunluğuna göre en doğru ve muhtar olan budur. Allah daha doğrusunu bilir.
(Namazda) Taavvüzden Sonra Kur´an Okumak
Gerek bizim (Şafi´î) mezhebimizde ve gerekse diğer mezheblerde, namazda Kur´an okumak, açık ve kesin delillerle ittifak üzere farzdır. Ayrıca Fatiha´yı okumaya gücü yetenin de Fatiha´yı okuması, mezhebimizde farzdır. (Hanefî´lerde vacibdir).
115- Sahih olan hadîsle sabittir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"kendisinde Kur´an´ın Fatiha´sı okunmayan bir namaz, yeterli değildir."[5]
116- Rasûlüllah (s.a.v)´den şöyle rivayet olunmuştur:
"Fatiha´sız namaz olmaz"[6] Bismillâhirrahmânirrahîm´i okumak da farzdır; çünkü Fatiha´nın başından tam bir ayettir. (Hanefî mezhebinde, Fatiha´dan bir ayet olmadığı için ve teberrüken bulunduğu için okunması sünnettir). Yine Fatiha sûresini, mevcut ondört şeddenin hepsi ile okumak vacibdir. Bunların üçü besmelededir, diğerleri de sonraki ayetlerdedir. Eğer namaz kılan kimse, bu şeddelerden birini terk ederse, okuyuşu bâtıl olur. Bir de ayetleri sıra ile ve fasılasız okumak icab eder. Eğer sıra bozulur yahud fasıla verilirse, kıraat sahîh olmaz. Ancak nefes alacak kadar sükût etmek özür sayılır, zarar vermez.
İmama uyan kimse, okumakta olduğu Fatiha esnasında imam ile tilâvet secdesi yapsa, yahud imamın âmîn sözünü işiterek kendisi de "âmîn" dese, imamın okuduğu ayetler gereği oiarak Allah´dan rahmet dilese veya rahmet istese, iki görüşten sahîh olan görüşe göre kıraati bozulmaz; çünkü bunlar özür sayılır. (Bu hükümler de Şafi´î mezhebine göredir. Hanefîler için bahis konusu değildir. Çünkü imama uyanlar, hanefî mezhebinde, Fatiha okumadıkları gibi kıraat da yapmazlar.)
Fatiha´yı okurken, mânâyı bozacak ve değiştirecek şekilde i´rab hatası yapan kimsenin namazı bâtıl olur. Eğer mânâ değişmiyorsa, okuyuşu sahîh olur. Mânâyı değiştiren okuyuş: "En´amte" kelimesi "en´amtü" şeklinde tâ´nın zammesi ile okunursa "sen nimet verdin" değişerek "ben nimet verdim" olur.
Yahud "En´amte" tâ harfinin fethası değiştirilerek "En´amti" bu harfin kesresi ile okunursa, mana hanıma hitab olarak bozulur.
Yine "iyyâke na´büdü" ancak sana ibâdet ederiz, manası, kâf harfinin kesri ile "iyyâki na´büdü" şeklinde okunmakla, kadına hitab manasına dönerek, asıl mana değişmiş olur.
Manayı değiştirmeyen okuyuş:
"Rabbil´âlemîn" sözünü, "Rabbürâlemîn" veya "Rabbel´âlemm" olarak okumak. Yahud "Neste´înü"yü, "Neste´îne" yahud "Nesta´îni" şeklinde okumak.
Bir kimse, öğrenmeye çalıştıktan sonra «´ dad´´ harfini telâffuz etmekten aciz kalsa, özürlü sayılacağından
Veleddallîn" sözünü,
Ve lezzallallîn"
olarak okursa, namazı bâtıl olmaz. Aksi halde, bu şekilde yanlış telâffuz edenin namazı, tercih edilen görüşte bâtıl olur.
Fatiha´yı okuyamayan kimse, onun miktannea başka bir sûre okur. Kur´ân´dan herhangi bir sûre veya ayet okuyamayan, Fatiha miktannea tesbîh ve tehlîl gibi zikirleri söyler. Eğer zikirlerden de bir şey söyleyemeyecek durumda olur ve öğrenmek için de vakit kalmayacak şekilde daraîmış-sa, kıraat miktarı ayakta durur sonra rükû yapar ve böylece namazı kifayet eder; eğer öğrenmede kusur yapmamışsa... Fakat öğrenmede ihmalkârlık veya kusur etmişse, namazı iade etmesi vacib olur. Hangi durumda olursa olsun, öğrenmeye imkân bulduğu zaman "Fatiha"yı öğrenmesi vacib olur.
´ ´Fatiha´ ´yi arabca lâfzı ile okumayı beceremeyen kimse, manasını yabancı bir dille okuyabilecek durumda olursa, bu aciz sayıldığı için, yabancı dil ile okuması caiz olmaz. Bunun yerine söylediğimiz şekilde hareket eder.
Fatiha okunduktan sonra bir sûre yahud sûrenin bir kısmı okunur ki, (Şafi´î mezhebinde sûre okumak) sünnettir, (Hanefî´lerde vacibdir). Sünnet terk edilirse, namaz sahîh olur ve sehiv (yanılma) secdesi gerekmez. Namazların farz veya nafile olması da fark etmez.
İki görüşten sahîh olan görüşe göre, cenaze namazında sûre okunması müstehab değildir. Çünkü cenaze namazında hafiflik esastır.
Namazda insan muhayyerdir; isterse bîr sûre okur, isterse sûrenin bir kısmını okur. Kısa sûreyi okumak, uzun sûreden bu kısa sûre miktannea okumaktan daha faziletlidir. Sonra Mushaf´daki sıra üzere sûreleri okumak müstehab olduğundan, ikinci rekâtta, birinci rekâtta okunan sûreden sonra gelen sûre okunur; fakat buna riayet edilmemiş ise, namaz caiz olur.
Sûre Fatiha´dan sonra okunur ki, (Şafi´î mezhebinde sünnet, Hanefî´lerde vacibdir). Eğer Fatiha´dan önce sûre okunursa, (Şafi´î mezhebine göre) bir daha sûre okumak müstehab olmaz. (Hanefî mezhebinde, Fatiha´dan sonra sûre okumak vacib olduğundan, burada vacib terk edilmekle sehiv secdesi gerekir.)
Bu anlatılan müstehab işler, hem imam, hem münferid ve bir de imam gizli okurken imama uyanlar içindir. Amma imam aşikâre okurken ona uyan kimse, eğer imamın okuyuşunu işitiyorsa, Fatiha´dan başka bir şey okumaz; fakat imamın okuduğunu işitemiyor yahud okuduğunu anlamayacak şekilde mırıltısını duyuyorsa, sahîh olan görüşte, başkasının okuyuşunu karıştırmayacak şekilde sûre okuması müstehab olur. (Bu hükümler yine Şafi´î mezhebine göredir. Hanefi mezhebinde, imama uyanlar ne fatiha ve ne de sûre okurlar.)
Sabah ve öğle namazlarında, Tıval-i Mufassal´da (Burüc sûresinden, Hücurat´a kadar) olan sûrelerden okumak, ikindi ve yatsı namazlarında, Evsat-ı Mufassal´dan (Hücurat sûresinden Lem yekûn sûresine kadar) okumak, akşam namazlarında da Kisar-ı Mufassal´dan (Lem yekûn sûresinden Mushaf´ın sonuna kadar okumak sünnettir. îmam daha hafif namaz kıldırır; ancak cemaatın uzun okumayı tercih ettiklerini biliyorsa, o vakit imam da uzun okur.
Cuma günü sabah namazının birinci rekâtında, "Secde" sûresini, ikinci rekâtta "İnsan" sûresini tam olarak okumak sünnettir. Bir kısım insanların yaptığı gibi, bu sûrelerin bir kısmını okumak, sünnete aykırıdır.
Bayram ve yağmur duası namazlarının ilk rekâtlarında Fatiha´dan sonra "Kaf" sûresini ve ikinci rekâtlarında da "Kamer" sûresini ve dilerse birinci rekâtta "A´lâ" sûresini, ikinci rekâtta "Gaşiye" sûresini okur ki, bunları okumak sünnettir.
Cuma namazının birinci rekâtında "Cuma" sûresini, ikinci rekâtında "Münâfikûn" sûresini okumak sünnettir. Birinci rekâtında "A´lâ" ve ikinci rekâtında "Gaşiye" sûrelerini okumak yine sünnettir. Bu yerlerde, sûreleri tam okumayıp kısaltmaktan sakınmalıdır. Eğer namaz hafifletilmek isteniyorsa, sür´at yapmaksızın arka arkaya okumalıdır.
Sabah namazının sünnetinde, birinci rekâtta Fatiha´dan sonra Bakara sûresinin 136. ayetini ve ikinci rekâtta da, AI-i İmrân Sûresinin 64. ayetini okumak sünnet olduğu gibi, birinci rekâtında "Kâfirûn" ve ikinci rekâtında "İhlâs" sûresini okumak da sünnettir. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in bu ikisini de yaptığı, Müslim´in Sahih´înde sahîh olarak vardır.
Akşamın sünnetinde ve tavaf namazında ve istihare namazında, iki rekâtın birincisinde "Kâfirûn" sûresi ve ikinci rekâtta "İhlâs" sûresi okunur. Üç rekât vitir namazı kılınınca, birinci rekâtta Fatiha´dan sonra "A´Iâ" sûresi, ikinci rekâtta "Kâfirûn" sûresi ve üçüncü rekâtta "ihlâs" sûresi (Şafi´îlere göre) Muavvizeteyn süreleriyle beraber okunur. Bütün bu söylenenler, Sahîh hadîs kitablarmda ve diğerlerinde meşhur olarak nakledilmiştir. Hadîslerin şöhretinden dolayı, biz onları burada anmadık. Daha doğrusunu Allah bilir.
Cuma namazının birinci rekâtında okunması sünnet olan "Cuma" sûresi terk edilmiş olursa, (fazileti elde etmek için) ikinci rekâtta, "Cuma" sûresi ile "Munafikûn" sûreleri okunur. Bayram namazı, yağmur duası namazı, vitir namazı, sabahın sünneti ve anlattığımız diğer namazlarda da hüküm böyledir; birinci rekâtta sünnet olan okuyuş terk edilirse, ikinci rekâtta, birinci ve ikinci rekâtların sûreleri okunur. Böylece kişinin namazı iki sûreyi de içine almış olur. Eğer cuma namazının ilk rekâtında ´Münâfikûn" sûresi okunur, ikinci rekâtta "Cuma" sûresi okunur ve "Münâfikûn" sûresi iaede edilmez. (Buradaki hükümler de Şafi´îlere göredir.) Hanefi´lerde, imam kifayet miktarı okuyunca, artık sûre tekrar etmez.)
Ben, bu meselelerin delillerini "Mühezzeb" adlı kitabın şerhinde uzun
boylu beyan ettim.
Sahîh hadîsde sabit: olmuştur ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sabah ve diğer namazların ilk rekâtlarında yapmış olduğu uzun okuyuşu, ikinci rekâtta yapmazdı. Alimlerimizin çoğu bunun te´vîline gitmişler ve şöyle demişlerdir: Birinci rekâttaki okuyuş, ikinciden uzun yapılmaz. Yine bu alimlerden bir kısmı da, sahîh olan bu hadîsden dolayı demişlerdir ki, birinci rekâtı uzim yapmak müstehabdır. Üçüncü ve dördüncü rekâtların, birinci ve ikinci rekâtlardan daha kısa olmasında alimler ittifak etmişlerdir. Zaten sahih olan, dört rekâtlı namazların üç ve dördüncü rekâtlarında sûre okjunmamasıdır.
Sabah namazımda, akşamın ve yatsının ilk iki rekâtlarında aşikâre ve öğle ile ikindi namazlarında, akşamın üçüncü rekâtında, yatsının üç ve dördüncü rekâtlarında gizli okumak hususunda alimler ittifak etmişlerdir. Bir de cuma namazında, iki bayram namazında, teravih ve arkasında kılınan vitir namazında da aşikâre okumak ittifak üzeredir. Tek başına namaz kılan kimse, cehri namazlarda gizli kıraat yapar, muhayyerdir.
Ay tutulması halinde aşikâre okumak, güneş tutulmasında gizli okumak sünnettir. Yağmur duası namazında aşikâre okunur, cenaze namazında gizli okunur. Anlattığımız bayram namazları ile yağmur duası dışında gündüz kılınan nafile namazlarda aşikâre kıraat yapılmaz.
Geceleyin kılınan nafile namazlarda alimlerimiz ihtilâf etmişlerdir. Bir kısmı aşikâre kıraat yapılmaz, bir kısmı da yapılır, demiştir. Üçüncü görüş ise, her ikisini de yapabilir, şeklindedir. Sahîh olan da budur. Bu hükmü, Kadı Hüseyin ve Beğavî kesin kabul etmişlerdir.
Bir adam kaçırmış olduğu gece (farz) namazını gündüz kaza etse, yahud gündüz kaçırdığı namazı gece kaza etse, acaba kaçırma vaktini mi, yoksa kaza ettiği vakti mi itibar edecektir Burada iki görüş vardır:
Makbul olan görüş, kaza vaktini itibar etmektir.. İkinci görüşe göre, mutlak olarak gizli kıraat yapılır.
Bil ki, (Şafi´î mezhebinde) aşikâr yerinde aşikâre okumak, gizli yerinde gizli okumak sünnettir, vacib değildir. (Hanefî mezhebinde bu vacibdir). Gizli okunacak yerde aşikâre okunsa, yahud aşikâre okunacak yerde gizli okunsa namaz sahîh olur; fakat tenzihen kerahet işlenmiş olur. Bundan da sehiv secdesi gerekmez. (Hanefî mezhebinde vacib terk edildiğinden sehiv secdesi yapmak vacib olur.)
Kitabın başında beyan ettik ki, namazda meşru´ alan zikir ve okuyuşlarda gizlilik ölçüsü, kendi nefsine işittirecek kadar olmaktır. Bir özür olmaksızın kendine işittirmezse, onun hem Kur´ân okuması, hem de zikir yapması sahîh değildir.
Alimlerimiz demişlerdir ki, namazda dört sekte (duraklama) yapmak imam için müstahabdır: Bunlardan biri, ihram (iftitah) tekbiri arkasında yapılır ki, Sübhâneke duası okunsun. İkincisi, Fatiha sûresini tamamladıktan sonra, Fatiha ile "Âmîn" arasında yapılan hafjif sektedir. Bu da, "Âmîn" sözünün Fâtiha´dan olmadığı bilinsin diiyej yapılır.
Üçüncüsü, (Şafi´î olanlar için) imama uyanlar Fâtirjıa okuyabilecek kadar bir müddet imam duraklama (sekte) yapar.
Dördüncüsü, imam sûreyi okuduktan sonra, rükûf a eğiliş tekbîri ile kıraat arasında biraz duraklama yapar.
Fatiha sûresi okunduktan sonra "Âmîn" demek müstehabdır. Bunu söylemede çok fazilet ve büyük sevab olduğuna dair sahîh ve meşhur hadîsler çoktur. İnsan ister namaz içinde olsun ve ister dışarda olsun, her okuyucu için Fâtiha´dan sonra "Âmîn" demek müstehabdır.
"Âmîn" kelimesinin okunuşunda dört lügat vardır:
1- Âmîn = Aamîn, "a" harfini uzatarak ve "m" harfini şeddesiz oku(Zeker) telâffuz etmektir ki, bu okuyuş, dört okuyuşun en fasîh (doğru) olanıdır.
2- "a" uzatılmayarak ve "m" yine şeddesiz olarak ´"Amîn" şeklinde okumaktır,
3- İmale ile okumaktır.
4- "a" yi uzatarak ve "m"yi şeddeleyerek "ÂMMîn" şeklinde okumaktır.
İlk iki okuyuş meşhurdur. Üçüncü ve dördüncü şekil okuyuşları Vahidî, Basît adlı kitabın başında hikâye etmiştir. Makbul olan birinci okuyuştur. Ben, "Tehzîbu´1-Esmâ ve´1-Lügat" adlı kitabda, bu lügatları açıklayan, şerh eden, manalarını bildiren, delillerini gösteren ve bunlarla ilgili bulunan hususları uzun boylu yazdım.
Namazda, imam, imama uyan ve yalnız başına namaz kılan kimseler için te´mîn (Âmîn) getirmek müstehabdır. Sesli okuyuş yapılan namazlarda hem imam, hem de imama uyanlar sesli olarak (Şafi´î olanlar) "Âmîn" derler. (Hanefî´ler gizli te´mîn yaparlar).
İmama uyanların te´mîn´leri, imamın te´mîn´i ile beraber olması, önce veya sonra olmaması yine müstehabdır. Namazda, te´mînden başka hiç bir yerde imamla beraber söylenecek şey yoktur; ancak "âmîn" demek vardır. Diğer söylenecek şeylerde imamdan geri kalınır.
Kur´ân okunurken bazı ayetlerin sonunda şu sözleri söylemek, her okuyucu için hem namaz içinde, hem de namaz dışında sünnettir:
Rahmet ayeti okununca, Allah Teâlâ´nın fazlından istenir. Azab ayeti okununca, ateşten, yahut azabdan, yahud kötülükten, yahud hoş olmayan şeylerden Allah´a sığınılır. Yahud:
"AUâhümme innî es´elüke´l-âfiyete"
(Allah´ım! Senden afiyet isterim)" denilir. Yahud bunun üzerine söylenir. Allah Teâlâ´yı tenzîh eden ayet okununca, Allah Teâlâ tenzîh edilerek:
Sübhânehû ve Teâlâ" (O, bütün noksanlıklardan münezzehtir ve yücedir) yahud:
"Tebârekallâhu Rabbü´i-âîemîn"
(Âlemlerin Rabbı, her şeyden yücedir)" yahud:
"Cellet azametti Rabbinâ"
(Rabbımızın azameti çok büyüktür) yahud bunlara benzer ifade kullanılır. 117- Huzeyfe b. Yeman´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine gö re şöyle demiştir:
"Bir gece, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile namaz kıldım. O, Bakara sûresini okumaya başladı. (İçimden) dedim ki, yüzüncü ayette rükû eder. Sonra devam edip geçince, bu sûreyi bir rekâtta okuyacaktır, dedim. Sonra devam edince, sûrenin tamamında rükû edecektir, dedim. Sonra Al-i îmrân sûresine başlayıp onu okudu. Sonra Nisa Sûresine başlayıp onu okudu. Peygamber ağır ağır okuyor ve içinde tesbîh olan ayete rastlayınca, tesbîh yapıyordu (Sübhânellah diyordu). Dua ayetine rastlayınca, dua ediyor ve sığınma gerektiren ayete rastgelince de, istiâze ediyordu (kötülüklerden Allah´a sığınıyordu), "[7]
Alimlerimiz demişlerdir ki, bu şekilde tesbîh yapmak, duâ etmek ve İstiâze etmek, imam için, imama uyanlar için ve yalnız başına kılanlar için hem namaz içinde, hem de namaz dışında müstehabdır; çünkü bunlar birer duadır; burada "Âmîn" de olduğu gibi hepsi eşit olurlar.
"(Allah, hakimlerin hakimi değil midir " ayetini okuyan herkesin: (Evet, ben buna şahidlik edenlerdenim)"[8] ve: (Şuna gücü yeten (insanı yoktan var eden), ölüleri diriltmeye kadir değil mi " ayetinde:[9] (Evet, şahidlik ederim)" ve: "Bundan (Kur´an´dan) sonra hangi söze iman ederler)"[10] ayetinde: "(Ben, Allah´a iman ettim)" ve: (Yüce Rabbının ismini tesbîh et)[11] ayetinde de: "(Yüce Rabbım, bütün noksanlardan münezzehtir)." söylemesi müstehabdır. Bunların hepsini namazda ve namaz dışında söyler. Ben, bunların delillerini, "Et-Tibyan Fî âdâb-i Hamele-ti´1-Kurân" adlı kitabda açıkladım.
Rükû Zikirleri
Resûlüllah Saîlallahu Aleyhi ve Sellem´den nakledilen sahîh hadîslerle ortaya çıkmıştır ki, Peygamber (s.a.v) rükû´a varmak için tekbîr alırdı ve bu sünnettir. Eğer tekbîr terk edilirse, tenzihen mekruh olur, namaz da bâtıl olmaz ve sehiv secdesi gerekmez. Namaz içinde olan diğer bütün intikal tekbirleri de böyledir; ancak ihram (iftitah) tekbîri rükündür, bunsuz namaz olmaz. Namaza giriş babının başında, namaz tekbîrlerinin sayısını biz bildirdik. İmam Ahmed´den rivayete göre, bunların hepsi vacibdir.
Tekbîri uzatmak müstehab olur mu Bu hususta Safi´î için iki hüküm vardır; bunlardan en sahîh olan ve kabul edilen, rükû yapanlar seviyesine ulaşıncaya kadar tekbîri uzatmanın müstahab oluşudur. Namazdan zikirsiz olarak boş zaman geçmesin diye böylece tekbîr arkasından rükû tesbîhlerine başlanır. Fakat İhram tekbîri böyle değildir; bunda sahîh olan, uzatmayı terk edişin müstahab bulunuşudur. Çünkü tekbîr üzerinde niyete ihtiyaç vardır. Tekbîr uzatılınca, insana zorluk verir; kısaltılınca ona kolay gelir. Diğer ihramdan başka olan tekbirlerin izahı da hep böyledir. Bunların açıklaması "İhram Tekbîri" babında geçmiştir.
Rükü´da Okunacak Duâ Ve Zikirler
Rükû edenler seviyesine ulaşılınca (üç kerre):
"Sübhâne Rabbiye´î-Azîmi"
(Büyük Rabbım, noksanlardan münezzehtir.) söylenir.
118- Hüzeyfe´nin (rivayet ettiği) hadîsinde, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in okumuş olduğu Bakara, Nisa ve Al-i İmrân sûrelerinden sonra yaptığı uzunca rükû´unda: "Sübhâne Rabbiye´l-Azîmi" demiştir.[12]
119- Peygamber (s.a.v)´in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Sizden biriniz, üç kerre: Sübhâne rabbiye´1-azîm dediği zaman onun rükû´u tamam olmuştur. "[13]
120- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu anha) sabit olmuştur ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, rükû´unda ve secdesinde şöyle derdi:
"Sübhânekellâhümme rabbenâ ve bihamdikelîahümme´ğfir lî" (Ey Rabbım iz olan Allah´ım! Sana hamd ederek Seni noksanlardan tenzih ederim. Allah´ım!, beni mağfiret buyur).[14]
121- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) sabit olmuştur ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem rükû yaptığı zaman şöyle derdi:
"Allâhümme leke rekâ´tü ve bike âmentü ve leke eslemtü haşe´a leke şem´î ve basarî ve muhhî ve azmi ve asabt"
(Allah´ım!, Senin için rükû ettim, Sana iman ettim, Sana teslim oldum. Kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve sinirim Sana huşu´ (tazim) etmiştir.)."[15]
Sünen kitablannda şu şekilde de naklolımmuştur:
"Kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve yürüyen ayağım, Alemlerin Rab-bı olan Allah´a huşu´ etmiştir."
122- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) sabit olmuştur: "Resûlül-Iah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Rükû´unda ve secdesinde şöyle söylerdi:
"Sübbûhun kuddûsün, rabbü´l-meîâiketi ve´r-rûhi"
(Cebrail´in ve meleklerin Rabbi SÜBBÛH´dur. (Kötü şeylerden münezzehtir). KUDDÛS´dur (her noksan şeyden münezzehtir)."´[16]
123- Avf b. Malik´den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Ben Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir gece (namaza) kalktım. O da namaza durdu ve Bakara sûresini okudu. Rahmet âyetine her varışta durakladı ve duâ etti. Azab âyetine her varışında da durakladı ve Allah´a sığındı (Eûzü Billahi, dedi). Sonra kıyamı miktannca rükû yaptı. Rükû´unda şöyle diyordu:
"Sübhâne zi´l-ceberûü ve´1-melekûti ve´1-kibriyâi ve´1-azameti" (Üstünlük, izzet, ululuk ve azamet sahibi (yüce Allah) bütün noksanlıklardan münezzehtir. Sonra secdesinde de aynı sözleri söyledi."[17]
124- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"Rükû´a gelince, orada Rab Teâlâ´yı tazim ediniz "Sübhâne Rabbiyel´âzîm" (Yüce Rabbım, noksanlıklardan münezzehtir) deyiniz.""[18]
Bil ki, bu son hadîs, bu bölümün asıl maksadını teşkil eder. Bu maksad da, hangi lâfızla olursa olsun, rükûda, noksanlıklardan münezzeh olan Rab Teâla Hazretlerini tazim etmek, onu yüceltmektir. Ancak en faziletli olanı, bu zikirlerin hepsini bir araya getirip söylemektir. Bunu da başkasına eziyet vermemeye imkân bulunduğu zaman yapmalıdır. En önce teşbih yapılmalı, diğer duaları sonra okumalıdır. Kısaltmak isteniyorsa, yalnız tesbîh yapmalı. Teşbihin kemal bakımından en azı, üç teşbihtir. Eğer bir defa söylemek suretiyle tesbîh yapılırsa, tesbîhin aslı işlenilmiş olur. Bu teşbihlerin bir kısmı yapılırsa, diğer vakitlerde öteki teşbihleri yapmak müs-tehabdır. Böylece her vakitte değişik tesbîh ve dualar yapılarak bütünü söylenmiş olur. Böylece bütün bablardaki zikirleri yapmak uygundur.
Bize ve alimlerin çoğunluğuna göre, rükû´da zikir sünnettir. Bir kimse, kasden veya yamlarak bu zikri terk ederse, namazı bâtıl olmaz, günahkâr da olmaz ve sehiv secdesi de gerekmez.
İmam Ahmed b. Hanbel ve bir takım ulemâ, bu zikirlerin vacib olduğunu söylemişlerdir. Bu zikirleri yapmaya sahîh ve açık hadîslerle emredildiği için, namaz kılanın buna devam etmesi uygundur. Nitekim: "Rükûa gelince, orada Rab Teâlâ´yı tazım ediniz," hadîsi bunu emretmektedir. Geçen diğer hadîsler de böyledir. Bunu yapmakla, alimlerin ihtilâfından çıkılmış olur. Allah o alimlere rahmet etsin. Daha doğrusunu Allah bilir.
Rükû´da ve secdede Kur*an okumak mekruhtur. Gerek Fatiha ve gerekse ondan başka sûre veya âyetler okunursa, namaz bâtıl olmaz. Bazı alimler . ise, Fatiha okunmakla namaz bâtıl olur, demişlerdir.
125- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:
"Rüküda yahud secdede iken, Kur´an okumamı, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana yasakladı."[19]
126- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"Dikkat edin! Rükûda yahud secdede iken Kur´an okumam, bana yasaklanmıştır. "[20]
Rükü´dan Başını Kaldırdığı Ve Doğrulduğu Vakit Okunacak Dualar Ve Zikirler
Rükû´dan başım kaldırırken:
"Semi´allâhü limen hamideh".
(Allah, hamdedenin hamdini kabul eder ve onu mükâfatlandırır)" demesi sünnettir. Eğer bunun yerine: "Men hamidellâhe semi´a lehu" (Kim Allah´a hamd ederse, Allah kabul eder ve onu mükâfatlandırır)" denirse caizdir. Ümm adlı kitabda Şafi´î bunu delillendirmiştir. Rükûdan kalkıp tam doğrulunca şöyle der:
"Rabbena îeke´l-hamdü haniden kesîran tayyiben mübâreken fîhi miî´-esşemâvâti ve miVeîarzı ve mil´e mâ beynehümâ ve miî´e mâ şi´te min şey´in ba ´du ehîessenâi ve´î-mecdi ehakku mâ kâîe´1-abdu ve küîîünâ leke abdun lâ mâni´a limâ a´tayte ve la mu´tıye Uma mena´te ve lâ yenfe´u zelceddi minke´l-ceddü."
(Ey Rabbimiz! Hamd sanadır. Öyle ki, gökler dolusu, arz dolusu, bunların ikisi arası dolusu ve bundan öte dilediğin şey dolusu bulunan ve kendisinde bereket olan tertemiz, çok çok hamd olarak... Şeref ve övgü sahibi Allah, kulun dediğinden daha ziyadesine müstehakdır. Hepimiz, Sana kuluz. Verdiğini engelleyici yok, engellediğini de verecek kimse yok... Varlık sahibine varlığı fayda vermez, varlık ve fayda Sendendir."
127- Ebû Hüreyre´den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir.
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, rükûdan belini kaldırdığı zaman:
"Semi´allâhu limen hamiden"
(Allah, kendisine hamd edenin hamdini kabul eder ve onu mükâfatlandırır) derdi. Sonra ayakta durunca:
´Rabbena leke´1-hamd"
(Ey Rabbimiz, hamd Sanadır) derdi."[21] Bir takım rivayetlerde de:
"Ve îeke´î-hamd" şeklindedir ve harfi ilâvesi vardır, ikisi de güzeldir. Bu şekil, Buharî ve Müslim´de, ashabdan çok kimseler tarafından nakledilmiştir.
128- Ali ve İbni Ebî Evfa´dan (Radiyallahu anhüma) şöyle rivayet edilmiştir:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, başını Çaldırdığı zaman:
"Semi´allâhu limen hamidehu rabbenâ îeke´l-hamdü mH´essemâvati ve mil´el-arzı ve mil´e mâ şi´te min şey´in ba´du" (Allah kendisine hamd edenin hamdini kabul eder ve onu mükâfatlandırır. Ey Rabbimiz, gökler dolusu, arz dolusu ve bundan öte dilediğin şey dolusu hamd sanadır)" derdi.[22]
129- Ebû Sa´îd El-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, başını rükû´dan kaldırdığı zaman, şöyle derdi:
"Aîlâhümme rabbenâ leke´l-hamdü mil´essemâvâti ve´1-arzı ve mil´e mâ Şi´te min şey´in ba´du. Ehîessenâi ve´î-mecdi ehakku mâ kâîeî-abdu ve kulluna leke abdun. Aîlâhümme lâ mani´a limâ a´tayte ve lâ mu´tıye limâ mena´te velâ yenfa´u ze´î-ceddi minke´l-ceddü"
(Ey Rabbimiz, semavat ve arz dolusu, ve bundan öte dilediğin şey dolusu hamd Sana´dir. Şeref ve övgü sahibi Allah, kulun dediğinden daha ziyadesine müstahaktır. Hepimiz Sana kuluz. Allah´ım! Senin verdiğini engelleyici yok; engellediğini de verecek kimse yok... Varlık sahibine varlığı fayda vermez; varlık ve fayda sendendir."[23]
130- İbni Abbas´ın (Radıyallâhu Anhüma) rivayetinden nakledildiğine göre şöyledir:
"Rabbena İeke´l-hamdü miî´essemâvâti ve mil´el-arzı ve mâ beynehumâ ve mil´e mâ şi´te min şey´in ba du."
(Ey Rabbimiz, gökler dolusu, arz dolusu ve ikisi arası kadar ve bundan öte dilediğin şey dolusu kadar hamd sanadır."[24]
131- Rifa´a b. Rafi´ Ez-Zurkî´den (Radıyallâhu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
"Birgün biz, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in arkasında namaz kılıyorduk. Rek´attan başını kaldırınca şöyle dedi:
´Semi´allahu limen hamideh" (Allah, kendisine hamd edenin hamdini kabul eder ve onu mükâfatlandırır). Onun arkasında olan bir adam da şöyle dedi:
"Rabbena ve İeke´l-hamdü hamden kesîren tayyiben mübâreken fîhi" (Ey Rabbimiz! Kendisinde bereket olan, tertemiz çok çok hamd da
Sana´dır)... Peygamber namazdan dönünce; konuşan kimdir buyurdu.
Adam: Ben, dedi. Peygamber (s.a.v) buyurdu:
- Ben, otuz küsur melek gördüm ki, (sevabı) hangisi daha önce yazacak diye acele ediyorlardı."[25]
Rükûdaki zikirler babında beyan etmiş olduğumuz üzere, bu zikirlerin hepsini bir araya getirmek müstehabdır. Kısaltmak isteyen kimse: "Semi´allahu limen hamideh - Rabbena İeke´l-hamdü miî´essemâvâti ve mil´el-arzı ve mâ beynehumâ ve mil´e mâ şi´te min şey´in ba´du
Daha çok kısaltmak istiyorsa: "SEMİ´ALLÂHÜ LÎMEN HAMİDEH - RABBENA LEKELHAMD" kadarını söyler. Bundan daha azı yoktur.
Bil ki, bu zikirlerin hepsi, hem imam, hem cemaat ve hem de yalnız başına kılan için müstehabdırlar. Ancak imam, cemaatın uzatmaya rızası bulunduğunu biliyorsa bu zikirleri yapar; aksi halde kısaltır.
Daha önce söylendiği gibi, bu zikirler sünnettir; vacib değildir. Bunlar terk edilirse, tenzihen mekruh olur ve sehiv (yanılma) secdesi de yapılmaz. Rükûda ve secdede Kur´an okumak mekruh olduğu gibi, rükûdan kalkıp durulduğu zaman da mekruh olur. Daha doğrusunu Allah bilir.
Secdede Okunacak Dualar Ve Zikirler
Rükû´dan kalkıp doğrulunca, gereken zikirler tamamlanarak alın yere konuncaya kadar uzatılan bir tekbirle secdeye varılır. Bu tekbirin sünnet olduğunu daha önce söylemiştik. Bunu terk etmekle namaz bâtıl olmaz ve sehiv secdesi de gerekmez. Secdeye kapanınca, secde zikirleri yapılır ki, bunlar çoktur:
132- Bunlardan biri, daha önce Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem´in namazda rükû şekli ile ilgili Huzeyfe´den naklen rivayet edilen şu hadîstir:
"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir rekâtta Bakara, Nisa ve Al-i îmrân Sûrelerini okurken, her rahmet âyetine gelince, duâ ederdi ve her azab âyetine gelince de istiâze yapardı (Eûzü billahi - Allah´a sığınırım) derdi. Huzeyfe dedi ki: Sonra Peygamber secde edip şöyle dedi:
"Sübhâne rabbiye´1-a´lâ" (Yüce Rabbim noksanlardan münezzehtir). Peygamberin secdesi, ayağa kalkmasına yakın olmuştu. "[26]
133- Hazreti Aişe´den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Rükû´unda ve secdesinde
şunu çok söylerdi:
"Sübhânekellâhümme Rabbena ve bihamdike allâhümmeğfir lî" (Rahmimiz olan Allah´ım! Sana hamd ederek Seni noksanlardan tenzih ederim; Allah´ım! Beni bağışla).. [27]
134- Hazreti Aişe´den (Radıyallâhu Anha) daha önce rükû babında zikrettiğimiz şu hadîs rivayet edilmiştir:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, rükû´unda ve secdesinde:
"Sübbûhım kuddûsün rabbü´l-melâiketi verrûhi" (Meleklerin ve Cebrail´in Rabbi, noksanlardan, kötü şeylerden münezzehtir)" söylerdi.[28]
135- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, secde yaptığı zaman şöyle derdi:
"Allâhümme leke secedtü ve bike âmentü ve leke eslemtü secede vechî lillezîhalekahu ve savverahu ve şakka sem ´ahu ve basarahu. Tebârekellâhu ahsenü´l-hâlikîn."
(Allah´ım! Sana secde ettim, Sana imân ettim, Sana boyun eğdim. Yüzüm, kendisini yaratana, kendisine şekil verene, kulağına ve gözüne duygu verene secde etti. Şekil verenlerin en güzeli olan Allah, ne yüce olmuştur!. .)[29]
136- Rükû bahsinde daha önce yazdığımız Avf b. Malik´den sünen kitablannda mervi şu sahîh hadîs naklolunmuştur:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, uzunca yapmış olduğu rükû´unda şöyle diyordu:
"Sübhâne zi´1-ceberûti ve´1-melekûti ve´1-kibriyâi ve´1-azameti (Üstünlük, izzet, ululuk, ve azamet sahibi (Allah), noksanlardan münezzehtir) sonra secdesinde aynı sözleri söyledi. "[30]
137- Sünen Kitablannda rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"Sizden biriniz secde ettiği zaman, üç kez:
"Sübhâne rabbiye´1-a´lâ"
(Yüce Rabbım noksanlardan münezzehtir) desin. Bu kadarı (teşbihin) en azıdır. "[31]
138- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:
"Bir gece Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i aradım. Sonra (yerinde bulamayınca) araştırdım. Bir de gördüm ki, rükûda yahud secdede şöyle diyor:
"Sübhâneke ve bihamdike lâ ilahe illâ ente" (Sana hamd ederek Seni teşbih ederim, Senden başka İlâh yoktur)."
Müslim´de diğer bir rivayet şöyledir:
"(Peygamberi arayıp yoklarken) elim ayaklarının iç kısmına dokundu ki, o esnada Peygamber secdedeydi* ayakları dikilmiş durumda idi, şöyle diyordu:
"Allâhümme eûzü binzâkemin sahatike ve bimuâfâtike min ukübetike ve eûzü bike minke. Lâ uhsîsenâen aleyke ente kemâ esneyte alâ nefsike"
(Allah´ım! Senin gazabından rızâna, azabından afiyetine sığınırım. Yine Senden (intikamından) Sana sığınırım. Sana yaraşır şekilde Seni övemem, Sen kendini övdüğün şekilde övgüye müstehaksın."[32]
139- îbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Rükû´a gelince, orada Rab Teâlâ´yı tazim ediniz; secdede ise, tam bir gayretle duâ ediniz, çünkü duanız sizin için kabul olunmaya lâyıktır."[33]
140- Ebû Hüreyre´den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"Kul secde halinde iken, Rabbının rahmetine en yakın bulunduğu haldir; o halde duayı çok yapınız. [34]
141- Yine Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, secdesinde şöyle derdi:
"Allâhümmeğfir lî zenbî küllehu dikkahu ve cillehu ve evvelehu ve âhirahu ve al´âniyyetehu ve sirrehu"
(Allah´ım!Günahlarımın hepsini mağfiret buyur; azını ve çoğunu, öncekini ve sonrakini, gizlisini ve aşikârını.,.)[35]
Bilinmelidir ki, baştan beri kaydetmiş olduğumuz zikirlerin hepsini bir araya getirerek secdelerde onları söylemek müstehabdir. Eğer bir vakitte bunları söylemek mümkün olmazsa, muhtelif vakitlerde bunlar söylenir. Nitekim geçen bablarda bu hususu beyan etmiştik. İnsan bunlardan kısaltma istediği zaman, az dua ile teşbihleri yerine getirir ve önce teşbihleri yapar, sonra duayı... Secde ile ilgili hükümler, rükû zikirlerinde anlattığımızın aynıdır. Yine secdede Kur´an okumak, rükûda olduğu gibi mekruhtur, diğer hususlar da aynıdır.
Namazda kıyam ve sucûddan hangisi daha faziletlidir konusunda alimler ihtilâf etmişlerdir, imam Şafi´î ve ona uyanların görüşü, kıyamın daha faziletli oluşudur. Çünkü Müslim´in Sahîh´inde Peygamberin (Sallal-lahu Aleyhi ve Sellem) şu hadîsi vardır:
"Namazın en faziletlisi, kıraati uzun olandır." Bunun manası, kıyamın uzunluğudur. Çünkü kıyamın kunût ve zikri, Kur´an´dır. Secdenin zikri ise, tesbîhdîr; Kur´an, tesbîhden daha faziletlidir. O halde, Kur´an ile uzatılan kıyamda fazilet vardır.
Bazı alimler de, secdenin daha faziletli olduğu görüşündedirler. Çünkü daha önce geçen hadîsi şerifte Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"Kulun Allah´a (rahmetine) en yakın bulunduğu hal, secde halidir."
İmam Ebû îsa Et-Tirmizî kitabında demiştir ki; Bu konuda ilim sa-hibleri ihtilâf etmişlerdir. Bir kısmı demiştir ki, namazda kıyamı uzatmak, rükû ve secdeyi çok yapmaktan daha faziletlidir. Bir kısmı da: Rükû ve secdeyi çok yapmak, kıyamı uzatmaktan daha faziletlidir, demişlerdir. İmam İbni Hanbel, bu konu ile ilgili iki ayrı hadîs rivayet etmişse de, bu hususta bir hüküm vermemiştir.
İshak (İbni Raheviye) demiştir ki: Gündüz Namazlarında, rükû ve secdeyi çok yapmak, geceleyin ise kıyamı uzun yapmak daha faziletlidir. Ancak bir insanın gece namazında vird edindiği bir okuyuşu varsa, bu kimse hakkında rükû ve secdeyi çok yapmak bana daha güzel gelir; çünkü âdeti üzerine ziyade yapmış olur. Rükû ve secde çokluğu ile kâr elde etmiş sayılır.
Buna karşı Tirmizî şöyle der: îshak bu sözü şundan söylemiştir: Çünkü, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in gece namaz şeklini ve kıyamın uzunluğunu anlatmıştır. Peygamberin gündüz namazına gelince, burada geceleyin olduğu gibi, kıyamın uzatıldığı vasfedilmemiştir.
İnsan tilâvet secdesi yaptığı zaman, namazın secdesinde yapılması olan anlattığımız teşbihleri yapması müstehabdır. Yine şöyle demesi de müs-tehabdır:
"Allâhümmec´alhâ lî indeke zühren va´zim lî bihâ ecren ve da´anni bihâ vizren ve tekabbeîhâ minnîkemâ tekabbeltehâ min dâvude aleyhis-selâm.
(Allah´ım! Bu secdeyi katında benim için makbul bir sevab kıl ve bunun sebebiyle bana büyük mükâfat ver, bu yüzden günahımı düşür ve Dâvud Aleyhisselâm´dan bunu kabul ettiğin gibi, benden de bunu kabul et)."
Şöyle de diyebilir, bu da müstehabdır: "Sübhâne rabbinâ in kâne va´dü rabbinâ lemef´ûlâ" (Rabbimiz, Seni tenzîh ederiz; Rabbimizin va´dı, muhakkak gerçekleşegelmiştir). "[36]
İmam Şafi´î bu son şekli de esas kabul etmiştir.
142- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Kur´an (tilâvet) secdesinde şöyle derdi:
"Secede vechîlillezîhalekahu veşakka sem´ahu ve basarahu bihavli-hi ve kuvvetihi"
(Benim yüzüm (varlığım), O Allah´a secde ettti ki, kuvvet ve kudreti ile beni yaratmış, kulağımı işitir, gözümü de görür yapmıştır."[37]
Tirmizî demiştir ki, bu hadîs sahîhdir. Hakim, rivayetinde şu ziyadeyi yapmıştır:
"Fetebârekellâhu ehsenu´l-hâlikîn."
(Şekil verenlerin en güzeli olan Allah, bütün noksanlıklardan münezzehtir)."
Bu ziyade, Sahîhayn´m (Buharı ve Müslim´in) şartlarına göre sahîh-tir. Daha önce naklettiğimiz şu hadîsi, Tirmizî hasen bir isnadla ibni Ab-bas´ın (Radıyalİahu Anhüma) rivayetinden merfû olarak bunu naklet-miştir. Hâkim de, bu sahîh hadîstir demiştir.
Secdeden Baş Kaldırılınca Ve İki Secde Arasındaki Oturuşda Okunacak Dualar Ve Zikirler
Secdede eller kaldırılmadan önce baş kaldırılırken tekbîre başlayıp tekbîri oturma haline kadar uzatmak sünnettir. Biz, tekbîrlerin namazdaki sayısını, tekbîri uzatmadaki ihtilâfı ve onu batıl kılan şeyi, daha önce anlatmıştık.
İnsan tekbîri getirdikten sonra doğrulup oturunca, sünnet olan, Ebû Davud, Tirmizî, Nese´î, Beyhakî ve diğer sünenlerde rivayet edilen duayı okumaktır. Bu da, Hazreti Huzeyfe´den (Radıyalİahu Anh) rivayet edilen hadîstir ki, daha önce, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in gece namaza kalkışında, Bakara, Nisa ve Al-i İmrân sûreleri ile uzun boylu kıyam ile kıldığı namazda, Rükû´u, secdesi ve kıyamı geçmişti.
143- (Huzeyfe Radıyalİahu Anh) demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, iki secde arasında (oturunca) şöyle buyururdu:
"Rabbî´ğfir lî, Rabbiğfir lî (Allah´ım beni bağışla, Allah´ım beni bağışla...) secdesi kadar da otururdu. "[38]
144- îbni Abbas (Radıyalİahu Anhüma) teyzesi (ve müminlerin annesi) Meymûne´nin (Radıyallahu Anha) evinde gece kaldığı zaman, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in gece kıldığı namazını anlatırken şöyle demiştir:
Peygamber, secdeden başını kaldırdığı zaman:
"Rabbîğfir lî, Verhamnî, vecbürnî, verfa´nî, verzuknî, vehdinî" (Rabbim,benİ bağışla! Bana merhamet et, beni düzelt, beni yükselt, bana nzik ver ve bana hidayet ihsan et...)" buyururdu. Ebû Davud´un rivayetinde ise, "Ve afinî" (Bana afiyet ver)" ilâvesi vardı. Bu hadîsin isnadı Hasen´dir. En doğrusunu Allah bilir.[39]
însan namazın ikinci secdesini yaptığı zaman, birinci secdede söylediği teşbihleri aynen söyler. îkinci secdeden tekbir ile başını kaldırdığı zaman, hareket halinde olan azalan sükûn bulacak şekilde, istirahat için hafif bir oturuş yapar sonra secdeden kalkarken aldığı tekbîri, tâ ayakta doğrulun-caya kadar ikinci rekâta kalkar. Bu tekbîri uzatma, "ALLAH" lâfza-i Celâl´in "L" harfinden sonra olur. Böyle yapılış bizim (Şafi´î) imamlarımıza göre en sahih olanıdır. (Hanefî mezhebinde, ikinci secdeden baş kaldırıldıktan sonra doğrudan doğruya tekbîrle ikinci rekâta kalkılır, istirahat yapılmaz). Yine bizim (Şafiî) imamlarımızın ikinci bir görüşü var: Secdeden tekbirsiz baş kaldırılarak biraz oturulduktan sonra tekbîr getirilerek ayağa kalkılır.
Üçüncü bir görüş de şu; İkinci secdeden tekbir getirilerek kalkılıp biraz oturulur ve tekbîr kesilir. Sonra tekbîrsiz ayağa kalkılır, Bu yerde iki tekbîr getirilmemesi hususunda ihtilâf yoktur; ancak imamlarımız demişlerdir ki, birinci şekilde hareket etmek, namazın bir kısmı zikirden boş kalmaması İçin, daha iyidir.
Bilinmelidir ki, (Şafi´î mezhebinde) bu istirahat oturuşu, Buharf nin Sahîh´inde sabit olmuş sahîh sünnettir. Aynı zamanda, Resûlüllah SaHalla-hu Aleyhi ve Sellem´in işi olarak diğer kitablarda da vardır. Bu sahîh sünnetten dolayı, bizim mezhebimizde (Şafiîlerde) müstehab olmuştur. Sonra namazda ikinci secdeden ayağa kalkılacağı her namazda, bu secde arkasında bu istirahat müstahabdır; ancak namazda yapılan tilâvet secdesi arkasında bunu müstahab görmeyiz. En iyisini Allah bilir.
Namazın İkinci Rek´âtının Zikirleri
Anlattığımız şekilde birinci rekâtta yapılan zikirler, aynen ikinci rekâtta da, farz ve nafile namazlar için olduğu gibi yapılır; yalnız şunlar yapılmaz:
1- Birinci rekâtta namaza giriş için alınan tekbîr, rükündür: İkinci rekâtta durum böyle değildir. İkinci rekâtın evvelinde tekbir yoktur. Bundan önce olan tekbîr, secdeden kalkmak içindir ve bu da sünnettir.
2- Birinci rekâtta okunan istiftah (sübhaneke) duası, ikinci rekâtta okunmaz.
3- Birinci rekâtta ihtilafsız olarak istiâze yapibr. (Eûzü çekilir). Halbuki ikinci rekâtta bunun getirilmesi ihtilaflıdır. Sahîh olan da (Şafi´i mezhebinde) getirilmesidir.
4- Sahîh kabul edilen görüşe göre, ikinci rekâtta yapılan kıraat birinci rekâtta yapılandan daha az olmalıdır. Burada da, daha önce anlattığımız şekilde ihtilâf vardır.
Sabah Namazında Kunüt
Bil ki, sabah namazında kunût (rükûdan kalkışta duâ, Şafi´î mezhebine göre) şu hadîs-i şerife binaen sünnettir:
145- Enes´den (Radiyallahu Anh) rivayet edilmiştir:
"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, dünyadan ayrılıncaya kadar, sabah namazında "KUNÛT" yapmıştır." Bunu, Hâkim Ebû Abdullah, "Kitab-ı Erba´în"de rivayet etmiş ve sahîh hadisdir, demiştir.[40]
Bil ki, bize göre (Şafi´î mezhebinde) sabah namazında "Kunût" meşrudur ve müekked sünnettir. Bunu terk edenin namazı kabul olmaz; fakat kasden veya yanılarak terk edilmesiyle (Şafi´îlerce) sehiv secdesi yapılır.
Beş vakit namazdan sabah namazının dışındaki namazlarda "kunût" yapılır mı hususunda İmam Şafi´î için (Allah ona rahmet etsin) üç görüş vardır:
1- Bunlardan en sahîh ve meşhur olan birinci görüşe göre, müslümanlara umumî bir musibet geldiği zaman "Kunût" yaparlar, değilse yapmazlar.
2- Musîbet gelsin veya gelmesin mutlak olarak "kunût" yaparlar.
3- ister musîbet olsun, ister olmasın, sabah namazından başka diğer dört vakit namazda "kunût" yapılmaz. En doğrusunu Allah bilir.
Yine bize göre, ramazan ayının son yarısında, vitir namazının son rekâtında "Kunût" yapmak müst.ehabdır. Şafiî mezhebinde başka bir görüşte de, ramazan ayının tamamında vitir namazında "Kunût" yapılır. Üçüncü bir görüşte de, yıl boyunca kunût yapılır. Ebû Hanife´nin (Allah ona rahmet etsin) mezhebi de budur. Ancak Şafii mezhebinde âdet edinilen birinci görüştür. En iyisini Allah bilir.
Bize göre, sabah namazında "kunût" yapmanın yeri, ikinci rekâtta rükûdan kalktıktan sonradır. İmam Mâlik (Allah ona rahmet etsin) demiştir ki, rükûdan önce "kunût" yapılır. İmamlarımız demişlerdir ki, bir Şafi´î, rükûdan önce kunût yapmış olursa, sahîh görüşe göre bu sayılmaz. Fakat sayıldığına dair mezhebimizde de bir görüş vardır. Bununla beraber en doğrusu, rükûdan sonra o kunût iade edilir ve yanılma (sehiv) secdesi yapılır. Secde yapılmaz da denmiştir.
Kunût duasının lâfzına gelince; o da, sahîh bir isnadla Ebû Davud, Tirmizî, Nese´î, İbni Mace, Beyhakî ve bunlardan başka sünenlerde bize rivayet edilen sahîh hadîsdeki şu ifadedir:
146- Hasan İbni Ali´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: "Vitir namazında söylediğim şu sözleri, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana öğretti:
"Allahümmehdinîfîmen hedeyte* ve âfinî fîmen âfeyte. Ve tevellenî fîmen tevelîeyte ve bârik lî fîmâ a´tayte. Ve kmî şerre mâ kazayte. Fein-neke takzî ve lâ yukzâ aleyke ve innehû lâ yezillü men vâleyte. Tebârekte Rabbena ve teâleyte"
(Allah´ım! Beni, kendilerine hidâyet ihsan buyurduklarınla (Peygamberler, salihler ve şehidlerle) beraber hidâyette daim kıl. O kendilerine (dünya ve ahirette) afiyet verdiklerinle beraber bana afiyet ver. Beni, koruduğun kimselerle bir arada koru. Verdiğin şeyde bana bereket ihsan et. Hükmettiğin kötü şeyden beni koru; zira Sen hüküm verirsin, Senin hükmün üzerine çıkılmaz. Muhakkak ki, Senin himaye ettiğin zelil olmaz. Ey Rab-bımız! Yücesin, münezzehsin..."[41]
Beyhakfnin anlattığı bir rivayet de şöyle: Ebû Talib´in oğlu Alî´nin (Radıyallahu Anh) oğlu Muhammed bin Hanefiyye demiştir: Bu dua, o duadır ki, benim babam sabah namazının kunûtunda bunu okurdu.
Bu duanın sonunda: "AUahümme Salli Alâ Muhammedin ve ala âli Muhammedin ve sellem" (Allah´ım! Muhammed´c ve Muhammed´in âline rahmet et ve selâmet ver) demek, müstahabdır.
Neseî´nin, hasen bir isnadla bu hadîsi rivayetinde: "Ve Sallallahu Alen-nebiyyi (Allah Peygambere rahmet etsin)" şeklindedir.
Alimlerimiz demiştir ki, bir kimse, Ömer ibni Hattab´dan (Radıyalla-hu Anh) rivayet edilenle kunût yaparsa, güzel olur. O, sabah namazında rükûdan sonra kunût yaptı ve şöyle dedi:
"Allahiimme innâ n^steînüke venestağfirüke velânekfürüke venü´-minü bike venahle´umenyefcuruke. Allahümme iyyâke na´budü veleke nusallî ve nescüdü ve ileyke nes´â ve nahfidü. Nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne ^zâbekelcidde bllküffâri mülhikun. Allahümme azzibil ke-feretellezîne yesuddüne an sebîtike ve yükezzibûne rüsüleke ve yukâtilûne evliyâeke. Allâhümmeğfir lilmü´minine vel mü´minâti ve´1-müslimfne vel-müslimât. Ve aslın zâte beyninim ve ellif beyne kuîûbihim. Vec´al fî kulübihimu´î-îmâne ve´1-hikmete ve sebbithüm alâ milleti Resûlilîahi Sallallahu Aleyhi ve Seîleme ve evzi´hüm en yûfû biahdikelîezî âhedtehüm aleyhi Vensurhüm alâ adüvvike ve adüvvihim. İlâhelhakkı, vec´aînâ minhüm"
(Allah´ım! Biz, Senden yardım isteriz ve bağışlamanı dileriz, nimetlerini inkâr etmeyiz. Sana iman ederiz, Sana isyan edeni terk ederiz. Allah´ım! Ancak Sana ibâdet ederiz, rızan için namaz kıiar ve secde ederiz. Rızan için çalışır ve koşarız. Senin rahmetini umarız ve azabından korkarız. Gerçek Senin azabın elbette kâfirlere erişecektir.)
Allah´ım! Senin yolundan çeviren, peygamberlerini yalanlayan ve velilerini öldüren kâfirlere azab ver.
Allah´ım! Mü´min erkeklerle mü´min kadınları, müslüman erkeklerle müslüman kadınları bağışla ve aralarını düzelt, kalblerini birleştir, kalb-lerine imân ve hikmet ver, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in dini üzere onları sabit kıl, kendilerinden almış olduğun sözü yerine getirmeye dair kendilerine ilham ver; onları Senin düşmanlarınla kendi düşmanlan üzerine muzaffer kıl. Ey Hak olan Allah! Bizi onlardan yap...)"
Bil ki, Hazreti Ömer´den (Radıyallahu Anh) nakledilen bir rivayette: "Allah´ım! Ehli kitab kâfirlerine azab et" şeklindedir; çünkü o zamanda, savaş bunlarla yapılıyordu. Bu zamanda ise: "Kâfirlere azab et" sözünü seçmek daha uygundur; zira daha umumî bir mana taşır.
Alimlerimiz demişlerdir ki, bu Hazreti Ömer´in kunûtu ile daha önce geçen kunûtu (duayı) birleştirmek ve beraber okumak müstahab olur. Eğer birleştirilecekse, Hazreti Ömer´in kunütunu sonraya almak daha doğrudur. Bunlardan bir tanesi okunacaksa, birinciyi seçmelidir. Ancak tek başına namaz kılan yahud belli bir cemaatı olup namazın uzatılmasına razı gelenler olursa, p zaman her iki duayı (kunûtu) okumak müstehab olur. En iyisini Allah bilir.
Şunu da bil ki, muhtar olan mezhebe göre, kunût için belirli bir dua yoktur; hangi dua ile dua yapılırsa, kunût olur. Dua manasını taşıyan Kur´-an´dan bir veya bir kaç ayet okunmuş olursa, kunût yapılmış olur. Fakat daha faziletlisi, sünnet olarak nakledilenleri okumaktır. Bununla beraber, Şafiî mezhebinde bazı alimler, kunût duası muayyendir, başkasını okumak yeterli değildir, demişlerdir.
Bil ki, namaz kılmakta olan imam ise, birinci kunût duasında geçen (Allâhümmehdinî) sözünü, çoğul manasında olan (Allâhümmehdinâ) şeklinde okuması müstahabdır. Diğer lâfızları da aynen çoğul olarak okumalıdır. Çoğul olarak değil de, müfred (tekil) okursa, kunût hasıl olur; fakat imamın duayı yalnız şahsına tahsis etmesi mekruh olduğa için, bu da mekruhtur. Nitekim Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
147- Sevban´dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir kul, cemaatı bırakıp da yalnız kendi nefsine duayı tahsis ederek cemaata imam olmasın; eğer bunu yaparsa, cemaata hainlik yapmış olur. [42]
Kunût duasında elleri kaldırmak ve onlarla yüzü meshetmek hususunda alimlerimiz üç görüş üzere ihtilâf etmişlerdir. Bunların en doğrusu, elleri kaldırmak müstahabdir; yüz meshedilmez. İkincisi, eller kaldırılır ve yüz meshedilir. Üçüncüsü ise, eller kaldırılmaz ve yüz meshedilmez. Yüzden başka göğüs veya diğer azaların meshedilmeyeceği hususunda alimler ittifak etmişlerdir. Daha doğrusu, bunu yapmak mekruhtur, demişlerdir.
Kunût´u (duayı) gizli ve aşikâr okuma işine gelince: Alimlerimiz demişlerdir ki, namaz kılan kişi, yalnız başına ise, bunu gizli okur. Eğer imam ise, çoğunluğun üzerinde bulunduğu sahîh ve muhtar görüşe göre, aşikâre okur.
İkinci görüşe göre, namazdaki diğer dualarda olduğu gibi, bu dua da gizli okunur.
İmama uyan kimse ise, imam aşikâre okumuyorsa, diğer dualar gibi, gizli okur. Böylece gizlilikte imama uymuş olur. Eğer imam kunûtu aşikâre okuyor da, imama uyan bunu işitiyorsa, imamın duasına "Âmîn" der ve övgü manasını taşıyan son kısmında imama iştirak eder. Eğer imamın okuyuşunu işitmiyorsa, gizlice kunût yapar. Bazıları da demiştir ki, yalnız "âmîn" der, yahud imamın okuyuşunu duyunca ona iştirak eder. Fakat muhtar olan, birinci görüştür.
Sabah namazının dışındaki namazlarda nasıl kunût yapılır Eğer kılınan namaz, akşam ve yatsı gibi, cehrî namaz ise, hüküm sabah namazının aynıdır; nitekim geçmiştir. Eğer kılınan namaz, öğle yahud ikindi namazı ise, bir görüşe göre kunût gizli yapılır, diğer bir görüşe göre de sabah namazında olduğu gibi yapılır.
"Bi´ri Ma´ûne" denilen yerde pusuya düşürülüp şehid edilen yetmiş kadar hafız sahabînin katilleri olan kâfirler aleyhine Peygamber Sallalla-hu Aleyhi ve Sellem´in dua (kunût) etmelerine dair olan sahîh hadîsin zahirine bakılırsa, bütün namazlarda aşikâre kunût yapmak gerekir. Buha-rî´nin Sahîh´inde, Ebû Hüreyre´den rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, musibetlerin inişi hallerinde, kunûtu aşikâre yapardı.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Ebû Dâvud, Tirmizî. İbn-i Mâce.
[2] Beyhakî.
Bu zayıf, bir hadîstir. El-Haris El-A´ver demiştir ki, bunun za´fmda ittifak vardır. İmam Şa´bî derdi ki, El-Haris, yalancıdır. Daha doğrusunu Allah bilir.
[3] Kur´ân-ı Kerim, Nahl Sûresi: 98
[4] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. fbn-i Mâce. Beyhakî.
[5] îbn-i Huzeyme ve Ebû Hatem b. Hibban sahihlerinde sahîh isnadla rivayet etmişler ve hadîsin sahîh olduğuna hüküm vermişlerdir.
[6] Buhârî ve Müslim.
[7] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.
[8] Kur´ân-ı Kerim. Tîn Sûresi: 8.
[9] Kur´ân-ı Kerim. Kıyâme Sûresi: 40.
[10] Kur´ân-ı Kerim. A´raf Sûresi: 185.
[11] Kur´ân-ı Kerim. A´lâ Sûresi: 1.
[12] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.
[13] Sünen kitapları.
[14] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.
[15] Müslim.
[16] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.
[17] Ebü Dâvud. Nesâî. Tirmİzî. Sahih İsnadla.
[18] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.
[19] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.
[20] Müslim.
[21] Buhârî. Müslim.
[22] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.
[23] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.
[24] Müslim, Nesâî.
[25] Buhârî. Mtıvatta´. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.
[26] Müslim.
[27] Buhârî. Müslim
[28] Müslim.
[29] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.
[30] Ebû Dâvud. Nesâî. Tirmizî.
[31] Ebû Dâvud. Tirmizî. Ibn-i Mâce.
[32] Müslim. Muvatta´. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.
[33] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.
[34] Müslim.
[35] Müslim. Ebû Dâvud
[36] Kur´ân-ı Kerim. îsrâ Sûresi: 108.
[37] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. Hâkim, el-Müstedrek.
[38] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.
[39] Sünen-i Beyhafcî. EbÛ Dâvud. Tirmizî. Ibn-i Mâce. Hâkim.
[40] Hâkim, el-Müstedrek.
[41] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. îbn-i Mâce.
Tirmizî demiştir ki, bu, hasen hadîstir. Biz kunût hakkında Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den bundan daha güzel bir şey bilmiyoruz.
[42] Ebû Dâvud. Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki bu hasen bir hadistir.)
Namazda Okunacak Dualar Listesi
Îhrâm İftitah (Namaza Giriş) Tekbîri
İhram Tekbîrinden Sonra Okunacak Dualar
İstiftah Duasından Sonra İstiâze (Eûzü Besmele) Çekmek
(Namazda) Taavvüzden Sonra Kur´an Okumak
Rükû Zikirleri
Rükü´da Okunacak Duâ Ve Zikirler
Rükü´dan Başını Kaldırdığı Ve Doğrulduğu Vakit Okunacak Dualar Ve Zikirler
Secdede Okunacak Dualar Ve Zikirler
Secdeden Baş Kaldırılınca Ve İki Secde Arasındaki Oturuşda Okunacak Dualar Ve Zikirler
Namazın İkinci Rek´âtının Zikirleri
Sabah Namazında Kunüt
|
|
|
|