Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Dini-1 Su İçildiğinde Okunacak Dua - Zemzem İçildiğinde Okunacak Dua
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 02:09 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Su İçildiğinde Okunacak Dua - Zemzem İçildiğinde Okunacak Dua

Suyu Besmele ile üç nefeste içmeli, her nefeste ağzını bardaktan çekmelidir.

Su İçildiğinde Okunacak Dua


اَلْحَمْدُ لِلهِ الَّذِي سَقَانَا عَذْباً فُراَتاً بِرَحْمَتِهِ وَلَمْ يَجْعَلْهُ مِلْحاً اُجاَجًَ ا بِذُنُوبِناَ


OKUNUŞU: "Elhamdulillahillezi segana azben furaten birahmetihi ve lem yec'alhu milhen ucacen bizunubina."

ANLAMIı: "Bize tatlı soğuk su içiren ve günahlarımız sebebiyle onu içilmez tuzlu su yapmayan Allah'a hamd olsun."

Su içerken önce "Bismillâh" demeli, suyu üç yudumda içmeli,

Suyu bitince şu duâ okunmalıdır:


"Elhamdü'lillâhil'lezî sekânâ azben fürâten birahmetihî, ve lem yec'alhü milhan ücâcen bizünûbinâ."

"Şefkat ve merhametiyle bize tatlı ve lezzetli su içiren, işlediğimiz günahlar sebebiyle suyumuzu acılaştırıp, tuzlu kılmayan Rabbimize hamd olsun!"

ZEMZEM İÇERKEN OKUNACAK DUA

Zemzem şifadır. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efedimiz ’in zemzem hakkında “Zemzem ne niyetle içilirse o yararı sağlar” (İbn Mâce, Menasik, 78) buyurduğu rivayet edilmektedir. Aşağıda zemzem içerken okunacak duayı bulabilirsiniz.

Medine’ye hicret ettikten sonra Hz. Peygamber’in Mekke’den Zemzem suyu getirttiği de nakledilmektedir. Zemzem içerken kıbleye dönülür, Besmele çekilerek sağ elle ve üç nefeste içilir. Sonra "Elhamdülillah” diyerek Allah Teâlaya şükredilir. Zemzemi israf etmeden bolca içmek gerekir. İçtikten sonra aşağıdaki dua edilir.

ZEMZEM İÇERKEN OKUNACAK DUA

اَللَّهُمَّ اِنِّى اَسْئَلُكَ عِلْماً ناَفِعاً وَرِزْقاً وَاسِعاً وَشِفآءً مِنْ كُلِّ دَآءٍ وَسَقَمٍ بِرَحْمَتِكَ يَآ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ

Okunuşu: "Allahümme inni es'elüke ılmen nefian ve rizgan vesian ve şifeen min külli dein vesegamin bi rahmetike yâ erhamerrahimîn"

Anlamı: "Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allahım senden, menfaat veren (yararlı ) ilim, geniş rızık ve her dert ve hastalıktan şifa niyaz ederim."

Bu duanın dışında "Zemzem ne niyetle içilirse o yararı sağlar" (İbn Mâce, Menasik, 78) hadis-i şerifi gereği maddi ve manevi tüm dertlerimize şifa olması niyetiyle içilebilir.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Camiye Girip-Çıkarken Okunan Duâlar
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 01:44 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Camiye Girip-Çıkarken Okunan Duâlar

CAMİYE GİRERKEN

Camiye girerken önce sağ ayak ile girilir. Sağ ayak caminin kapısından içeriye atılırken (basılırken) Hz. Peygamber (s.a.v.)'e Salat-ı Selam getirilir. Yani;


"Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin ve sahbihî ve sellim. Allahümme'ftah lî ebvâbe rahmetike."

"Allah'ım benim için sonsuz rahmetinin kapılarını aç, lûtfeyle ya Rab!"

Peygamber Efendimizin mescide/camiye girerken ve mescitten/camiden çıkarken okuduğu dua.

Sizden biriniz mescide girdiği vakit peygambere salât ve selâm etsin. Ve:

CAMİYE GİRERKEN

[Resim: camiye-girerken-okunacak-dua.png]

Ey Rabbim! Bana rahmetinin kapılarını aç!” desin. (Ebû Dâvud, Salât, 18/465)

Çıkarken de peygambere salât ve selâm etsin ve:

CAMİDEN ÇIKARKEN

[Resim: camiden-cikarken-okunacak-dua.png]

“Ey Rabbim! Beni şeytandan koru” desin. (İbn Mâce, Mesâcid, 13)


"Allahümme inni es'elüke min fadlike."

"Yâ Rab, senin fazlından, kereminden istiyorum." (Tirmizi)

Peygamber Efendimiz (s.a.v) camiye girerken ve camiden çıkarken ne söylerdi? İşte camiye girerken ve çıkarken okunacak duanın Arapçası, Türkçe okunuşu ve anlamı...

Hz. Hüseyin’in kızı Fâtıma (r.a), muhtereme ninesi Fâtımatü’l-Kübrâ’dan (r.a) naklediyor:

“Resûlullah Efendimiz, mescide girerlerken Muhammed’e (s.a.v.) salât u selâmda bulunurlar ve şöyle buyururlardı:

رَبِّ اغْفِرْ لِي ذُنُوبِي، وَافْتَحْ لِي أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ

Okunuşu: "َRabbi’ğfirlî zünûbî ve’ftahlî ebvâbe rahmetike."

«Rabbim, günahlarımı mağfiret eyle ve bana rahmetinin kapılarını aç!»

Çıkarlarken de Muhammed’e (s.a.v) salât u selâmda bulunurlar ve şöyle buyururlardı:

رَبِّ اغْفِرْ لِي ذُنُوبِي، وَافْتَحْ لِي أَبْوَابَ فَضْلِكَ

Okunuşu: "َRabbi’ğfirlî zünûbî, veftahlî ebvâbe fazlik."

«Rabbim, günahlarımı mağfiret eyle ve bana fazl u ihsânının kapılarını aç!»” (Tirmizî, Salât, 117/314; Ahmed, VI, 282. Bkz. İbn-i Mâce, Mesâcid, 13; )

Bu dua, mescide girmeden evvel de okunabilir, girdikten sonra da. Ama önce okumak daha evlâdır.

Peygamber Efendimiz de kendi Peygamberliklerine îmân ediyorlardı. Bu sebeple kendilerine salât u selâm ediyor, Peygamberlik makâmına tâzimde bulunuyorlardı. Bunun yanında bir de ümmetine nasıl dua edeceklerini öğretiyorlardı.

Camiye girerken rahmet isteniyor, böylece Allah Teâlâ’nın sevabına ve Cennet’ine yaklaşılıyor. Çıkarken de Cenâb-ı Hakk’ın fazl u ihsânı taleb ediliyor. Zîrâ namazdan sonra mü’minler helâl rızık temini ile meşgul olacaklardır. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah’ı zikretmeye (hutbe ve namaza) koşun ve alışverişi bırakın! Eğer bilirseniz elbette bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın fazlından (lütfundan) nasibinizi arayın! Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (el-Cum’a, 9-10)


Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz mescide girdiğinde salât-ü selam getirir ve şöyle dua ederdi:

***Allahümmağfirlî zünûbî veftahlî ebvâbe rahmetik.

Anlamı: Ey Allah’ım, benim günahlarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç.

Mescitten çıkarken de yine salât-ü selam getirir ve şöyle derdi:

***Allahümmağfirlî zünûbî, veftahlî ebvâbe fazlik.

Anlamı: Ey Allah’ım, benim günahlarımı bağışla ve bana fazl-u ihsan kapılarını aç.

Bazen de mescitten çıkarken şu duayı okurdu:

***Allahümme a’sımnî mineşşeytânirracîm.

Anlamı: Allah’ım, beni taşlanmış şeytandan muhafaza eyle.

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurdular ki:

Kim evinden namaz kılmak üzere çıkar ve bu (aşağıdaki) duayı okursa, Allahu Teâla ona rahmet nazarıyla teveccüh eder ve yetmiş bin melek de kendisi için istiğfarda bulunur:

***Allâhümme innî es’elüke bi-hakkıs-sâilîne aleyke, ve es’elüke bihakkı memşâye hâzâ.Fe innî lem ehruc eşeran ve lâ beteran ve lâ riyâen ve lâ süm’aten. Ve haractü’t-tikâe suhtike vebtiğâe merdâtike. Fe-es’elüke en tu’îzenî minennâri ve en teğfiralî zünûbî. İnnehû le’yağfiruz-zünûbe illa ente.

Anlamı: Ey Allah’ım! Senden isteyenlerin senin katındaki hakkı için ve şu yürüyüşümün hakkı için senden istiyorum. Ben kibirlenmek, böbürlenmek veya görsünler, desinler gibi adi maksatlarla evden çıkmış değilim. Senin gazabından sakınmak, rızanı kazanmak için evden çıktım. Öyleyse beni ateşten korumanı istiyorum. Günahlarımı bağışlamanı talep ediyorum. Çünkü senden başka günahları affeden yoktur.

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurdular ki:

***”Müslüman bir kimse, namaz ve zikir için mescidi vatan edindiği(ve oraya çokça gitmeyi alışkanlık haline getirdiği) zaman Allah’ın onun bu halinden duyduğu sevinç, tıpkı gurbette adamı olan kimselerin onun yanlarına dönmesiyle (kavuşmaktan) duydukları sevinç gibidir.”

Yine buyurdular ki:

***”Allah’ı zikreden bir cemaatle sabah namazı vaktinden, güneş doğuncaya kadar birlikte oturmam, bana İsmailoğullarından dört tanesini azat etmemden daha sevgili gelir. Allah’ı zikreden bir cemaatle ikindi namazı vaktinden güneş batımına kadar oturmam da, dört kişi azat etmemden daha sevgili gelir.”

***Mümin namazını kıldıktan sonra, mescitte kaldığı müddetçe melekler ona mağfiret duasında bulunur ve “Allah’ım ona mağfiret et, Allah’ım ona rahmet et. Allah’ım, onun tevbesini kabul et.” derler. Bu kişi, orada hiç kimseye eza vermedikçe böyle devam eder.”

Bu müjdeye mazhar olmak için müminin, ibadet ve zikrullahla meşgul olması gerekir.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Yatarken Okunacak Dua
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 01:37 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Yatarken Okunacak Dua

Hz. Peygamber (a.s.v.) geceleyin yatmak üzere yatağına girdiği zaman, sağ elini sağ yanağının altına kordu. Ve şu duâyı okurdu:

"Bismikellâhümme ehyâ ve emûtü."

"Allah'ım! Senin isminle diriliyor, senin isminle ölüyorum."

YATARKEN DİĞER BİR DUÂ

Nebiyy-i Ekrem Efendimiz yatağına girince sağına yatar,sağ elinin içini sağ yanağına getirir, böylece Allah'a teslim olma duâsını okurdu. Bu duâ şöyleydi:

Yatak Duası Arapça:

[Resim: Yatarken%20Okunacak%20Dua%201.jpg]


"Allahümme eslemtü nefsî ileyke. Ve veccehtü vechî ileyke. Ve fevvadtü emrî ileyke. Ve elce'tü zahrî ileyke, rağbeten ve rehbeten ileyke. Lâ melce'e, velâ mencee minke illâ ileyke. Âmentü bi-kitabikellezî enzelte, ve binebiyyikellezî erselte."

"Allah'ım, nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim. İşimi sana havale ettim. Sırtımı sana hem korkarak, hem de ümid ederek dayadım. Zaten senden başka sığınacak, sende başka dayanacak melce' ve mence'de yoktur. Kurtarış ve himaye ancak sendendir, sana mahsustur. Allah'ım indirdiğin kitabına, gönderdiğin Peygamberine iman ettim. Bu hal ve iman ile uykuya yatıyorum."

Yatak Duası Türkçe: Allâhümme eslemtü nefsî ileyke ve veccehtü vechî ileyke ve fevvaztü emrî ileyke ve elce'tü zahrî ileyke, rağbeten ve rehbeten ileyke, lâ melcee velâ mencâ minke illâ ileyke. Âmentü bi-kitâbikellezî enzelte ve bi-nebiyyikellezî erselte.

Yatak Duası Anlamı: Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım, işimde sana güvendim. (Rızânı) isteyerek, (azâbından) korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.

Eğer bu duayı yapıp yattığın gece ölürsen, iman üzere ölürsün, ölmez de sabaha çıkarsan hayra kavuşursun.” (Buhârî, Vudû 75, Daavât 6; Müslim, Zikr 56-58. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 98.)

Buhârî ve Müslim’in Sahîh’lerinde (gösterilen yerlerde) yine Berâ İbni Âzib’den rivayet edildiğine göre Berâ, “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu” demiştir:

- “Yatağına yatacağın zaman, namaz kılmak için abdest alıyor gibi abdest al, sonra sağ tarafına yat ve -yukarıdaki duayı aynen zikrederek- böyle dua et!” Sonra da şunu ilâve etti:

- “En son sözün bu dua olsun!”

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Rüyada Korkanın Okuyacağı Duâ
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 01:33 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Rüyada Korkanın Okuyacağı Duâ

Rüya kötüye işaret olduğu yolunda kendisinde şüphe belirirse, hemen şu duayı okumalıdır:


"Allâhümme innâ neûzü bike min ameli'ş-şeytani ve seyyiâti'l-ahkâm."

"Allah'ım, şeytanın şerrinden ve rüyanın kötüsünden sana sığınırız."


İster hayra, ister şerre işaret olsun, korkutan rüyalardan sonra umumiyetle şu duâ okunmalı, Allah'a sığınmalıdır:


"Eûzü bi-kelimatillâhi't-tâmmati min gadabihî ve şerri ibadihi ve min hemezati'ş-şeyâtîne ve en yahdurûn.."

"Allah'ıntam olan kelimeleri ile gazabından, kullarının şerrinden, şeytanların vesveselerinden ve şeytanların hazır bulunmasından Allah'a sığınırım."

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Binite, Ata veya Arabaya Binerken Okunacak Dua
Yazar: RasitTunca - 06-04-2020, 01:25 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

Binite, Ata veya Arabaya Binerken Okunacak Dua

ARACA BİNİLDİĞİNDE OKUNACAK DUALAR:

1. İmam Mâlik'in bildirdiğine göre, Hz. Peygamber (asm), sefer niyetiyle ayağını bineğinin özengisine koyduğu zaman şu duayı okurdu:

"Bismillah! Allah'ım! Sen seferde arkadaşım, ailemde vekilîmsin. Allah'ım, yeryüzünü bize hizmet ettir, yolculuğumuzu kolaylaştır. Allah'ım, yolun zorluklarından, üzüntülü bir şekilde eve dönmekten, malımızda ve ailemizde meydana gelebilecek kötülüklerden sana sığınıyorum." (Muvatta, İsti'zân 34, (2, 977).

2. Hz. Ali'ye (ra), binmesi için bir hayvan getirildi. O, ayağını özengiye koydu ve: "Bismillah" dedi. Doğrulup hayvanın üzerine oturduğunda da aşağıdaki duayı okudu:


[Resim: Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken...ua%201.gif]

سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَنَا هَٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُۥ مُقْرِنِينَ وَإِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ


Subhanellezî sehhara lenâ hazâ ve mâ künnâ lehû mukrinîn. Ve innâ ilâ Rabbinâ le münkali-bûn."


(Zuhrûf, 43/13'den iktibas)

ANLAMI: "Bu bineği bizim hizmetimize veren Allah'ı tesbih ederiz. Öyle olmasaydı biz ona güç yetiremezdik. Biz elbette Rabbimize dönmekteyiz."

"Hiç de lâyık olmadığımız halde bize bunu müsahhar kılan Allah'ı tesbîh ederim." (19) diyen kimse, bu bineğinden inmeden ölürse şehîd olarak ölmüş olur."

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لِتَسْتَوُۥا۟ عَلَىٰ ظُهُورِهِۦ ثُمَّ تَذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا ٱسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا۟ سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَنَا هَٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُۥ مُقْرِنِينَ وَإِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Li testevû alâ zuhûrihî summe tezkurû ni’mete rabbikum izesteveytum aleyhi, ve tekûlû subhânellezî sehhare lenâ hâzâ ve mâ kunnâ lehu mukrinîn. Ve innâ ilâ rabbinâ le munkalibûn

Meali :

O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve “Bunu hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz” diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.

Sadakallahul Aziym Zuhruf Suresi 13 . Ayet

Ayrıca binite binerken:

[Resim: Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken...ua%202.gif]

"Bismillâhi mecrâhâ ve mursâhâ, inne rabbî le gafûrun rahîm.

“O’nun yürümesi ve durması Allah’ın adıyladır. Rabbim bağışlar ve merhamet eder.” denilmelidir.

denilmelidir. (20)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَقَالَ ٱرْكَبُوا۟ فِيهَا بِسْمِ ٱللَّهِ مَجْر۪ىٰهَا وَمُرْسَىٰهَآ ۚ إِنَّ رَبِّى لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve kâlerkebû fîhâ bismillâhi mecrâhâ ve mursâhâ, inne rabbî le gafûrun rahîm

Meali :

(Nûh), “Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” dedi.

Sadakallahul Aziym Hûd Suresi 41. Ayet

[Resim: Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken...ua%203.png]

Sübhânellezî sehhara lenâ hâzâ vemâ künnâ lehû mukrinîn. Ve innâ ilâ rabbinâ le-munkalibûn.

Bi’smillâhi mecrâhâ ve mürsâhâ inne rabbî le-ğafûru’r-rahîm. Ve mâ-kaderu’llâhe hakka kadrihî vel‘ardu cemî‘an kabzatühû yevme’l-kıyâmeti ve’s-semâvâtü matviyyâtün bi-yemînihî sübhânehû ve te‘âlâ ammâ yüşrikûn.

Türkçe Anlamı:

Bunu bizim hizmetimize vereni tesbîh ve takdîs ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik. Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz. (Zuhruf, 13, 14)
“Yüzüp gitmesine de durmasına da bismillâh. Muhakkak ki Rabbim Ğafûr ve Rahîmdir.” Allâh’ı layık olduğu şekilde takdîr edemediler. Halbuki kıyâmet günü yeryüzü tamâmen O’nun kabza-i kudretindedir. Gökler de yine O’nun yed-i kudretinde dürülmüşlerdir. O, onların şirk koştukları şeylerden tamâmen münezzeh ve çok yücedir. (Hûd s. 41, Zümer s. 67)

Sonra da şöyle dua etti:

[Resim: Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken...ua%204.gif]

"Sübhâneke, innî zalemtü nefsî, fa'ğfir lî, innehû lâ yağfîru'z-zünûbe illâ ente."

ANLAMI: "Allah'ım, Seni tenzih ederim, ben kendime haksızlık ettim, beni affet, çünkü Senden başka günahları affedecek yoktur."

[Resim: Binite%20Ata%20veya%20Arabaya%20Binerken...ua%205.gif]

3. "Allâhümme innâ nes'elüke fî seferinâ hâze'1-bir-ra ve't-takvâ ve mine'l-ameli mâ terdâ."

ANLAMI: "Allah'ım, bu yolculuğumuzda Senden, hep iyilik üzere olmayı, dînî ölçüler içinde kalmayı nasip etmeni ve Seni hoşnud edecek işler yapmaya muvaffak kılmanı istiyoruz."

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Taylor Swift – The Man Şarkı Sözleri Ve Türkçe Anlamları
Yazar: RasitTunca - 05-30-2020, 05:34 PM - Forum: Şiirler Şarkılar - Yorum Yok

I would be complex

– Karmaşık olurdum
I would be cool

– Serin olurdum
They’d say I played the field before

– Daha önce sahada oynadığımı söylerlerdi
I found someone to commit to

– Ben işlemek için birini buldum
And that would be okay

– Ve bu iyi olurdu
For me to do

– Benim için
Every conquest I had made

– Yaptığım her fetih
Would make me more of a boss to you

– Beni daha çok patron yapardın

I’d be a fearless leader

– Korkusuz bir lider olurdum
I’d be an alpha type

– Alfa tipi olurdum
When everyone believes ya

– Herkes sana inandığında
What’s that like?

– Ne gibi?

I’m so sick of running

– Koşmaktan bıktım
As fast as I can

– Olabildiğince hızlı

Wondering if I’d get there quicker

– Oraya daha çabuk ulaşıp ulaşmayacağımı merak ediyorum

If I was a man

– Eğer bir erkek olsaydım
And I’m so sick of them

– Ve ben onlardan bıktım
Coming at me again

– Yine bana geliyor
‘Cause if I was a man

– Çünkü bir erkek olsaydım
Then I’d be the man

– O zaman erkek olurum
I’d be the man

– Erkek olurdum
I’d be the man

– Erkek olurdum

They’d say I hustled

– Koştuğumu söylerlerdi
Put in the work

– İşe koy
They wouldn’t shake their heads

– Başlarını sallamazlardı
And question how much of this I deserve

– Ve bunun ne kadarını hak ettiğimi sor
What I was wearing, if I was rude

– Ne giyiyordum, kaba olsaydım
Could all be separated from my good ideas and power moves

– Hepsi benim iyi fikirlerimden ve güç hareketlerimden ayrılabilir mi
And we would toast to me, oh, let the players play

– Ve bana kadeh kaldırırız, oh, oyuncuların oynamasına izin verin

I’d be just like Leo, in Saint-Tropez

– Saint-Tropez’deki Leo gibi olurdum

I’m so sick of running

– Koşmaktan bıktım
As fast as I can

– Olabildiğince hızlı
Wondering if I’d get there quicker

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Selam Vermek Eve Girmek Için Izin Almak Aksirana Dua Etmek
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 07:04 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

SELÂM VERMEK, EVE GİRMEK İÇİN İZİN İSTEMEK, AKSIRANA KARŞILIK DUÂ ETMEK VE BUNLARLA İLGİLİ MESELELER


Allah Tealâ buyurmuştur: "Evlere girdiğiniz zaman, Allah katında mü­barek olan, Hoş olan bir sağlık dileyişi ile kendinizden olanlara (mü´min-Iere) selâm verin" buyurmuştur[1]

Yine Allah Tealâ

"Bir selâmla selâmlandığımz zaman, ondan daha güzeli ile mukabele edin, yahut aynen karşılığını verin."[2] buyurmuştur.

Yine Allah Tealâ:

"Kendi evlerinizden başka evlere sahihlerinden izin istemedikçe ve on­lara selâm vermedikçe girmeyiniz" buyurmuştur.[3]

"Sizin çocuklarınız bulûğ çağına erince, onlardan önceki büyük kar­deşleri izin istedikleri gibi izin istesinler (de odalarınıza girsinler)" buyur­muştur.[4]

Yine Allah Tealâ:

"(Ey Peygamber!) Kendilerine ikramda bulunulan İbrahim´in müsa-firlerinin haberi sana geldi mi Hani onlar İbrahim´in yanma girmişlerdi de selâm vermişlerdi. İbrahim de selâm ile mukabele etmişti" buyurmuş­tur.[5]

Bil ki, selâmın asli kitab, sünnet ve icmâ ile sabittir. Selâmın münferid olarak meseleleri bir araya toplanmayacak kadar çoktur. Ben İnşa Allah az bölümler içinde selâmın maksadlarını özetleyeceğim. Esası gözetmek, hakka isabet etmek, hidayet ve başarı ancak Allah´ın yardımı iledir.


Selamın Fazileti Ve Selamı Yaymanın Emredildiği


612- Abdullah İbni Amr İbni´l-As´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, "Bir adam Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e sor­du: İslâmin hangi işi sevab bakımından daha faziletlidir Peygamber (s.a.v): Yemek yedirirsin, tanıdığına ve tanımadığına selam verirsin, bu­yurdu."[6]

613- Yine Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh), o da Peygamber Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem´den anlatarak dedi ki, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: "Aziz ve yüce olan Allah (ilk peygamber) Âdem´i Kâmil insan şeklinde yarattı. Boyu altmış arşındı. Allah onu yaratınca, (kendisine) dedi: Git, şu oturmakta olan melekler toplululuğuna selâm ver de, sana nasıl karşılık vereceklerini dinle. Çünkü onların vereceği selâm karşılığı, hem senin, hem de gelecek evladlarının selâma cevab verme şeklidir. Âdem (o meleklere) Esselâmu Aleykum, dedi. Onlar da (karşılık olarak: Esselâmu Aleyke ve rahmetullahi, dediler. Böylece selâma "Ve rahmetullahi" sö­zünü eklediler"[7]

614- Berâ´ İbni Âzib´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayette o şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yedi şeyi emretti: Hastayı ziyaret etmeyi, (define kadar) cenazeleri takib etmeyi, Aksırana (ve Elhamdü Hilali diyene teşmit yapmayı) Yerkamukellâh demeyi, zayıf kimseye yardım etmeyi, haksızlığa uğrayanın hakkını korumayı, selâmı yaymayı ve yeminde sadık kalmayı..."[8]

615- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"İman etmedikçe Cennet´e giremezsiniz.Birbirinizi sevmedikçe de îman etmiş olmazsınız.Size bir şey göstereyim mi ki, onu yaptığınız zaman bir­birinizi sevmiş olasınız Selâmı aranızda yayın. "[9]

616- Abdullah îbni Selâm´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde o demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu işittim: "Ey insanlar! Selâmı yayın, yemek yedirin akrabaya iyilik yapın (onlarla ilgiyi kesmeyin) ve insanlar uyurken namaz kılın: böylece selâ­metle cennete girersiniz."[10]

617- Ebû ümâme´den (Radıyallahu Anh) rivayetimizde şöyle demiştir: "Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem selâmı yaymamızı bize em­retti."[11]

618- İshak İbni Abdullah İbni Ebû Talhâ´dan rivayet edilmiştir ki, Tufeyl İbni Ubeyy İbni Kâ´b İshak´a anlatmıştır. (Tabi´inden olan Tufeyl, yine Tabi´inden İshak´a bildiriyor ki,) kendisi (Ashabdan) Abdullah İbni Ömer´e gider ve onunla sabahleyin çarşıya çıkardı. Der ki, biz sabahleyin çarşıya girdiğimiz zaman, Abdullah bizimle uğradığı her eskiciye, her es­nafa, her miskine ve her kese muhakkak selâm verirdi. Tufeyl demiştir: Bir gün Abdullah İbni Ömer´e vardım. Beni arkasında yürüterek çarşıya götürdü. Ben ona dedim: Çarşıda ne yapıyorsun Ahş-verişe durmuyor­sun, eşya sormuyorsun, eşya satınalmıyorsun, çarşı meclislerinde de otur-muyorsun Dedi ki, burada oturup konuşalım. Sonra İbni Ömer bana dedi: Ey göbekli, (Tufeyl göbekli olduğu için ona böyle hitab etmiştir.) biz sadece selâm için çarşıya çıkıyoruz. Her karşılaştığımız kimseye se­lâm veriyoruz.[12]

619- Buhârî´nin sahihinde kendisinden yapılan rivayetde demiştir: Am-mar (Radıyallahu Anh) şöyle söyledi: "Üç şey vardır ki, onları toplayan kimse imanı bütünlemiştir: Kendi nefsinde adalet yapmak, insanlara se­lâmı yaymak ve kıtlık halinde iken yedirip harcamak."[13]

Biz bu hadisi Buhârî´den başka kitablarda Resûlüllah Sallallahu Aley­hi ve Sellem´e yükseltilmiş olarak rivayet ettik.

Derim ki, bu üç cümlede âhiret ve dünyanın bütün hayırları toplanmış bulunmaktadır. Çünkü adalet, Allah´ın bütün haklarını yerine getirmeyi ve Allah´ın emrini yapmayı, yasakladığı şeylerden kaçınmayı, insanlara haklarını vermeyi gerektirir. Aynı zamanda haklı olmayan şeyi de iste­mez. İnsan kendi nefsine de adalet yapmakla onu hiç bir zaman çirkin şeye düşürmez.

Âleme selâmı yaymak demek, bütün (mü´min olan) insanlara selâm ver­mektir. İnsan böylece hiç kimseye üstünlük taslamış olmaz ve kendisi ile başka bir kimse arasında selâm vermeyi engelleyecek bir kırgınlık sebebi

bulunmaz.

Darlık halinde harcamaya gelince, bu da Allah Tealâya itimadın ke­malini ve O´na tevekkülü, müslümanlara şefkati ve başka iyi hasletleri gerektirir. Bu güzel hallerin hepsine bizi muvaffak kılmasını Kerim olan Allah Tealâdan dileriz.


Selamın Şekli


Bil kî, selâm vermede en faziletli olan, müslümanın şöyle demesidir:

"Esselâmu ahyküm ve rahmetli´I-Hahi ve berekâtühû"

"Allah´ın selâmeti, rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun." Kendisine selâm verilen bir kişi de olsa, böyle çoğul zamiri ile hitab edilir. Karşılık veren de:

"Ve aleykümü´s-selâmu ve rahmetuüâhi ve berekâtühû" der ve: "VE ALEYKÜM" atıf vavını getirir.

İlk selâm verenin "Esseiâmu Aleyküm ve Rahmettullahi ve Berekâtühû" demesinin en faziletli olduğunu söyleyen, Kadılar kadısı İmam Ebu´l-hasan el-Maverdi´dir. Bunu "el-Havi" adlı kitabının Siyer bölümünde söylen­miştir. Yine âlimlerimizden imam Ebû Sa´d El-Mütevelli" Cuma namazı" ve diğer bölümlerde bunu söyler.

Bunun delili, Darimî´nin Müsnedinde ve Ebu Dâvud ile Tirmizî´nin Sünenlerinde rivayet ettiğimiz hadislerdir.

620- îmrân İbni Husayn´den (Radiyallahu Anhüma) rivayet edildiğine göre, İmrân şöyle anlatmıştır: "Bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gelip şöyle dedi: Esseiâmu Aleyküm. Peygamber de onun se­lâmını aldı. Sonra adam oturdu. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem (bu selâm için) on sevab var, dedi. Sonra başka bir adam gelip: Esseiâmu Aleyküm ve Rahmetullah, dedi. Peygamber de onun selâmını (aynen) ce­vapladı. Sonra adam oturdu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v): (Bunun selâmı için) yirmi sevab vardır, dedi. Sonra başka biri gelip: Esseiâmu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekâtühû, dedi. Peygamber onun da se­lâmını (aynen) cevabladı. Adam oturdu. Peygamber (s.a.v): (Buna) otuz sevab vardır, buyurdu."[14]

Tirmizî demiştir ki, bu hadis hasendir. Ebû Davud´un Muaz İbni Enes´-den (Radıyallahu Anh) bir rivayetinde bu ifade üzerine ziyade vardır. Ravi dedi ki: "sonra (dördüncü olarak) başkası gelip: Esseiâmu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekâtühû ve Mağfiretühu, dedi. Bunun üzerine Pey­gamber buyurdu: Buna Kırk (sevab) vardır. Sonra dedi: Faziletler bu şe­kilde olur."

621- Zayıf bir isnadla Enes´den (Radıyallahu Anhu) yapılan rivayetde o şöyle dedi: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in eshâbının hay­vanlarını güden bir adam v ardı. Peygambere uğrayıp Esseiâmu Aleyke Yâ Resûlellahi, derdi. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona şöyle cevab verirdi: Ve Aleykesselâmu ve Rahmetullahi ve Berekâtühû ve Rıd-vânühu. (Ve sanada selâm. Allah´ın rahmeti, bereketlen, mağfiretine rı­zâsı olsun). (Peygambere) soruldu: Ey Allah´ın Resulü! Sen bu adama . öyle bir selâm veriyorsun ki, ashabından hiç kimseye o selâmı vermiyor­sun Peygamber buyurdu: Bu kimse on küsur kimsenin hizmetini başar­maktadır. Ben bunu ne diye yapmayayım "[15]

Âlimlerimiz demiştir: İlk selâm veren "Esseiâmu Aleyküm" derse, se­lâm vermiş sayılır. Eğer, "Esseiâmu Aleyke" derse yine selâm tamam olur. Cevap vermeye gelince: Bunun en azı "ve aleykesseîâmu" yahut "Ve Aleykümüsselâmu" sözüdür. Eğer bu sözden "ve" kaldırılır da "Aleyükümsselâm" denilirse kifayet eder; ve cevab sayılır. Allah kendi­sine rahmet etsin bizim Şafi´i İmamızın tesbit ettiği meşhur ve sahih gö­rüşü budur. Âlimlerimizin çoğunluğu da bu hükme varmışlardır

Ancak âlimlerimizden Ebû Sa´d El-Mütevellî "ETTETÜMME" adlı kitabında bunun kâfi gelmediğini ve selâm için de cevab olmadığını ke­sinlikle söylemişse de bu söz zayıftır yahut yanlıştır. Bu hüküm kitaba Sünnete ve Şafi´i imamımızın hükmüne aykırıdır.

Kitabdan (Kur´an´dan),delile gelince, Allah Tealâ buyurmuştur: (Me­lekler, İbrahim´e) Selâm dediler. (İbrahim´de) Selâm dedi.[16] Bu, her ne kadar bizden öncekilerin şeriatı ise de, bizim şeriatımızda da bu sabit ol­muştur. O da, daha önce yazmış olduğumuz Ebû Hüreyre´nin hadisidir ki, orada meleklerin Âdem Aleyhisselama böyle kısa cevabları vardır. Çün­kü Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize haber veriyor ki; "Allah Tealâ (Âdem´e hitaben) buyurdu: Bu hem senin selâm şeklindir, hem de zürriyetinin (gelecek evladlarının) selâmıdır." Bu ümmet de Âdem´in zür-riyetine dahildir. En iyisini Allah bilir.

Âlimlerimiz ittifak etmişlerdir ki, bir kimse selâma cevab olarak sade­ce "Aleyküm" derse, cevab olmaz. Eğer "ve" ile beraber,"Ve Aleyküm" denirse cevab olur mu Burada alimlerimizin iki görüşü vardır: İlk selâm veren eğer "Selâmun Aleyküm" yahut "Esselâmu Aleyküm" derse, iki şekilde de cevab verenin: "Selâmün Aleyküm" yahut "Esselâmu Aleyküm" demesi yeterlidir. Çünkü Cenabı Allah buyurmuştur: "(Me­lekler) Selâm, dediler. (İbrahim de) Selâm, dedi."

Âlimlerimizden İmam Ebû´l-Hasan El-Vahidî demiştir ki, insan selâ­mı marife (El eki) ile ve nekire ile (EI´siz) söylemekte serbesttir. Fakat elif ve lâl (El) ile söylemek daha iyidir.

622- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, o Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den şöyle nakletmiştir: "Peygamber bir söz söylediği zaman, kendi sözü anlaşılsın diye, onu üç defa tekrarlardı. Bir topluma varıp da selâm verince, üç kez selâm verirdi."[17]

Derim ki: Eğer toplum kalabalık ise, böyle selâm vermiş olduğuna ha­disi yorumlamak gerekir. Bu meselenin açıklaması ve "EL Havî" kitabı­nın sahibi olan El-Maverdi´nin sözü, inşa Allahu Tealâ ileride gelecektir.

Selâm vermiş ve Sünnet olan selâmı yerine getirmiş olmanın en azı, se­lâm verilene sesini duyuracak kadar sesi yükseltmektir. Eğer selâm verilen adama selâm duyurulamazsa, selâm söylemiş olmaz. Buna cevab ver­mek vacib olmaz. Selâma cevab vermenin farziyetini düşürecek sözün en azı, selâm verene duyuracak şekilde ona cevab vermektir. Eğer ona işit-tirmezse, cevab vermenin farziyeti kendisinden düşmez. Bunları Mütevelli ve diğer âlimler söylemiştir.

Ben derim ki, müstahab olan, selâm verilene veya selâm verilenlere açık bir şekilde selâmı duyurmaktır. Selâmı duymalarında şübhe edilirse, ihti­yatlı davramlarak daha ziyade seslenilir. Ancak uyumakta olanların ya­nındaki ayık insanlara selâm verilince, sünnet olan sadece uyumayanlara duyuracak ve uyuyanları uyandırmayacak şekilde sesi alçaltmaktır.

623- Mikdad´m (Radıyallahu Anh) uzunca anlattığı hadisinde, o şöyle demiştir: "Biz, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e sütten nasibini ikram ederdik. Geceleyin gelirdi ve selâm verirdi. Uyuyanı uyandırmaz­dı, uyanık olanlara işittirirdi. Bana uyku gelmemeğe başladı. İki arkadı-şım ise uyumuşlardı. Sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelip önce olduğu gibi selâm verdi."[18] En iyisini Allah bilir.

Alimlerimizden İmam Ebû Muhammed El-Kadî Hüseyin ve İmam Ebû´l Hasan El-Vahidî ve bunlardan başkası demiştir: Selâma hemen cevab ver­mek şarttır. Eğer geciktirerek cevab verilirse bu cevab sayılmaz. Cevabı terk ettiğinden de günahkâr olur.


Söz Söylemeksizin El İle İşaret Sureti İle Selâm Vermenin Mekruhluğu


624- Amr İbni Şuayb´dan, o babasından, babası da dedesinden, o da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellemden şöyle buyurduğunu rivayet et­miştir: "Bizden başkasına özenip benzemek isteyen bizden değildir. Ne Yahudilere, ne de Hıristiyanlara kendinizi benzetin. Çünkü Yahudi´lerin selâm vermesi, parmaklarla işarettir. Hıristiyanların selâm vermesi de, el ile işarettir."[19] Ben derim ki, Tirmizî´nin kitabında rivayet ettiğimiz şu hadis:

625- Esma binti Yezid´den rivayet edilmiştir: "Bir gün Resûlüllah Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem Mescid´e uğradı. Kadınlardan bir takımları oturuyorlardı. Peygamber elile işaret edip selâm verdi." Tirmizî bu hadis ha-sendir demiştir. İşte burada Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem se­lâm sözü ile el işaretini bir arada yapmıştır, şeklinde hadis yorumlanır. Buna da Ebû Davud´un rivayet ettiğii şu hadis delil olur. Rivayetinde de­miştir: "Peygamber bize selâm verdi." Bundan el işaretinden başka se­lam sözünün bulunduğu manası çıkar.


Selâmın Hükmü


Bil ki, selâm ile söze başlamak sünnettir, müstahabdır, vacib değildir. Selâm kifayet üzere sünnettir. Bir topluluk içinden bir kişinin selâm ver­mesi yeterlidir. Fakat hepsinin selâm vermesi daha faziletli olur.

Büyük imamlarımızdan El-Kadî Hüseyin Siyer kitabındaki ifadesinde şöyle demiştir: Bizim mezhebimizde kifaye üzere sünnet ancak bu selâm meselesidir. Ben derim ki, Kadı´nın yalnız buna sünneti kifayeyi bağla­ması, kabul edilir bir söz değildir. Çünkü âlimlerimiz (Allah onlara rah­met etsin) demişlerdir: Aksırana teşmit yapmak (Yerkamükellah, demek) kifaye üzere sünnettir. Nitekim bunun açıklaması înşa Allah yakında ge­lecektir. Yine âlimlerimizin çoğu, hatta hepsi demişlerdir.: (Şafi´i mezhe­bine göre) kurban kesmek, bir ev halkının hepsi hakkında kifaye üzere sünnettir. Bunlardan biri kurban keserse, hepsi için esas ve sünnet yerine gelmiş olur.

Selâma karşılık vermeye gelince: Selâm verilen kimse bir kişi ise, cevap vermek onda kararlaşmış olur. (Cevap ona farz olur.) Eğer kendilerine selam verilenler bir cemaat ise, selâma cevab vermek bunlara kifaye üze­re farz olur. İçlerinden yalnız bir kişi selâma karşılık verirse, diğerlerin­den günah düşer. Eğer cevab vermeyi hepsi terk ederlerse, günahkâr olur­lar. Alimlerimiz böyle söylemişlerdir. Bu açık ve güzel sözdür. Âlimleri­miz ittifak etmişlerdir ki, kendilerine selâm verilenler dışında bir kişi se­lâma cevab verirse onlardan cevab verme sorumluluğu düşmez, cevab ver­meleri vacib olur. Yabancı olan o kimsenin selâma cevab vermesiyle yeti-nirlerse günahkâr olurlar.

626- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır: "Ce­maat halinde olan insanlar bir yere uğradıkları zaman içlerinden birinin selâm vermesi onlar için yeterlidir. Oturanlardan bir kişinin cevab ver­mesi de kâfidir. "[20]

627- Zeyd İbni Eslem´den rivayet edildiğine göre, Resûlüllah Sallalla­hu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bir toplum içinden bir adam selâm verince, diğerleri için de yeterli olur."[21]

Mektubla Verilen Selâma Cevab Vermenin Vacibliği:

İmam Ebû Sa´d El-Mütevelli ve ondan başkası şöyle demiştir: bir in­san bir insana bir perde yahut bir duvar arkasından seslenip de: Esselâ-mu Aleyke, ey falanca dese, yahut bir mektup yazsa da içinde: Esselâmu Aleyke, ey falanca yahut falancaya selâm olsun yahut bir adam gönderse de: falan kimseye selâm söyle demiş olsa ve böylece mektup veya elçi adama ulaşsa, adama selâmı cevablandırmak vacib olur. Vahidi ve ondan baş­kası da bunu aynı şekilde anlatmış ve mektubla alınan selâma cevab ver­menin vacib olduğunu söylemişlerdir.

628- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde şöyle de­miştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana dedi ki, şu Cebrail´­dir, sana selâm söylüyor. Ben de: Ve Aleyhisselâmu ve Rahmetullahi ve Berekâtuhu, dedim."[22] Uzakta olan bir kimseye selâm göndermek müs­tahabdır.

Bir insan bir insana selâm gönderir de, elçi: Falan adamın sana selâmı vardır, derse, hemen tebliği alanın cevab vermesinin vacib olduğunu da­ha önce söylemiştik. Bununla beraber selâmı tebliğ edene de cevab ver­mek müstahab olur. Şöyle der:

"Ve Aleyke ve Aleyhisselâm." "Sana da, ona da selâm olsun."

629- Gâlib El-Kattan´dan bir adamın şöyle dediğini rivayet ettik: Ba­bam, bana dedemden şöyle nakletmiştir:

"Babam beni Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seîlem´e gönderip dedi ki: Git Peygambere selâm söyle. Ben de ona gittim ve: Babamın sana se­lâmı var, dedim. Bunun üzerine peygamber (s.a.v.) Aleykesselâmu ve Alâ ebîkessselâmu (Sana selâm olsun, babana da selâm olsun) dedi."[23]

Bu hadis her ne kadar bilinmeyen bir adamdan rivayet edilmişse de, ilim ehlinin hepsine göre, fazilet belirten hadislerde müsamaha gösteril­diğini önceden söylemiştik.

Mütevelli demiştir: İşitmeyen bir sağıra selâm vermek istendiğinde se­lam veren selâm verme gücüne sahib olduğu için selâm sözünü söylemesi uygun düşer. Cevaba hak kazanmak ve selâmı (ona) bildirmek için elile-de işaret edilir. Eğer bu iki hareketi yapmazsa cevaba hak kazanmaz. Yi­ne bir adama sağır olan kimse selâm verirse ve cevabı da adam kasd eder­se dili ile söyleyerek selâma karşılık verir ve selâmı aldığını bildirmek için de eliyle işaret eder. Böylece cevab vermenin farziyeti kendisinden düşer. Çünkü işareti, ifade yerine geçmiş demektir. Dilsiz de işaretle selâm ve­rirse, yine cevab almaya hak kazanır, sebebini söylemiştik.

Mütevelli demiştir: Bir kimse çocuğa selâm verirse, çocuğa selâmı ce-vablandırmak vacib olmaz; çünkü çocuk mükellef değildir. Bu söylenen söz doğrudur. Fakat edebe uygun olan cevab vermektir.

El-Kadî Hüseyin ve arkadaşı El-Müvelli demişlerdir: Eğer çocuk, ye­tişkin bir adama selâm verirse, yetişkinin çocuğa selâmı iade etmesi vacib olur mu Burada çocuğun Islâmının sıhhati bakımından iki görüş vardır. Eğer çocuğun İslâmmı sahih kabul edersek, onun selâmı yetişkin kimse­nin selâmı gibi olur ve kendisine verilen selâmı cevablandırması vacib olur. Eğer çocuğun İslâmı sahih değildir dersek, selâmı cevablandırması gerekli olmaz; ancak müstahab olur.

Ben derim ki, bu iki halden doğru olanı, selâmı cevablandirmanın va­cib kabul edilmesidir. Çünkü Allah Tealâ buyuruyor; "Size bir selâm ve­rildiği zaman ondan daha güzeli ile selâm verin yahut o selâmı aynen ce-vablandırın."[24]

Amma El-Kadî ve ElrMütevelIi´nin meseleyi îslâmın sıhhatına bağla­malarına gelince; bu konuda Şafi´i demiştir: İşi bu esasa dayamak yanlış­tır. Doğrusu bunun söylediğidir. Allah en iyisini bilir.

Eğer yetişkin bir adam, içlerinde çocuk bulunan bir cemaata selâm ve­rir de, o selâmı çocuk cevablandınr ve ondan başkası selâma cevab ver­mezse, selâmı cevablandırma mükellefiyetleri diğer yetişkinlerden düşer mi Burada da iki durum vardır: Bunlardan en doğrusu, El-Kadî Hüseyin ve onun arkadaşı El-Mütevelli´nin dedikleri, "sorumluluk düşmez", sözüdür. Çünkü çocuk farz ile sorumlu değildir. Oysa ki selâmı cevab-landırmak farzdır. Onun için çocuğun selâmı cevablandırması ile bu far-ziyet düşmez. Nitekim çocuğun cenaze namazı kılması ile, yetişkin kim­seler üzerinden farziyet düşmez.

İkinci görüş, imamlarımızdan El-Müstazhirî´nin arkadaşı Ebû Bekiri Ş-Şaşi´nin sözüdür. Yetişkinlere çocuğun ezanı sahih olduğu ve onlardan ezan sorumluluğu kalktığı gibi, selâma cevab sorumluluğu da düşer.

Derim ki: Cenaze üzerine çocuğun namaz kılması ile yetişkinlerden far-ziyetin düşmesi konusunda imamlarımız iki meşhur görüşle ayrılığa düş­müşlerdir. Bunlardan en doğrusu, âlimlerimize göre farziyetin düşmüş ol­masıdır. İmam Şafi´i de bu esası kabul etmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

Bir kimseye bir adam selâm verir de az bir zaman sonra onunla karşı­laşırsa, ikinci kez ona selâm vermesi sünnettir. Üç ve daha ziyade karşı­laşmalarda da durum böyledir. Bunda imamlarımız görüş birliğine var­mışlardır. Buhârî ve Müslim´de rivayet ettiğimiz hadisler buna delâlet et­mektedir.

630- Ebû Hüreyre (Radıyallahu Anh) Hazretlerinden rivayet edilen, na­mazım iyi kılmayan kimsenin hadisinde, anlatmıştır:

"Bir adam gelip namaz kıldı. Sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in huzuruna gelerek ona selâm verdi. Peygamber de selâmını ce-vabladı ve: Dön, namaz kıl; çünkü sen (gereği üzere) namaz kılmadın, buyurdu. Adam dönüp namaz kıldı. Sonra gelip Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e selâm verdi. Üç kez tekrarlayıncaya kadar böyle yap­tı."[25]

631- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) O da Resûiüllah´ın şöyle bu­yurduğunu anlatmıştır:

"Sizden biriniz kardeşi ile karşılaştığı zaman ona selâm versin. Eğer aralarında bir ağaç yahut bir duvar yahut bir taş girip engel olur da sonra kardeşi ile karşılaşırsa, ona selâm versin."[26]

632- Enes´den (Radiyallahu Anh) rivayet edilmiştir: "Resûlüllah Sal-lallahu Aleyhi ve Sellenı´in ashabı yaya olarak yürürlerdi. Onlara bir ağaç yahut bir tepe karşı çıkar da sağa ve sola bölünüp ayrıldıkları zaman, sonra öteden karşı karşıya geldiklerinde birbirlerine selâm verirlerdi."[27]

İki adam karşılaşınca aynı anda her ikisi selâm verirse, yahut biri diğe­rinden sonra selâm verirse, EI-Kadî Hüseyin ve arkadaşı Ebû Sa´d El-Mütevelli demişlerdir kî, her ikisi ilk selâm vermiş gibi olurlar ve bunlar­dan her biri üzerine diğerine cevab vermek gerekli olur.

El-Şaşi demiştir: Bu sağlam bir hüküm değildir; çünkü selâm sözünün cevab olma durumu vardır. Eğer birinin selâmı diğerininkinden sonra olur­sa cevab teşkil eder. Eğer selâmlar bir anda olurlarsa, cevab olmazlar. El-Şaşi´nin söylediği bu söz doğrudur.

Bir insan bir insanla karşılaşipda ilk söze başlayan "Ve Aleykümüsselâm" derse, El-Mütevelli demiştir ki, bu selâm sayılmaz. Böy­lece cevablandırılması gerekmez. Çünkü bu ifade ile selâma başlanmaz.

Derim ki: Ve (vav eki) olmaksızın "Aîeykesselâm yahut Aleykümüsselâm" derse, İmam Ebû´l-Hasan El-Vahidi, bunun selâm ol­duğunu kesinlikle söylemiş ve selâm verilen adamın bunu cevabi andırması lüzumunu ifade etmiştir. Her ne kadar âdet halinde kullanılmakta olan söz değiştirilmişse de yine yeterli olur. El-Vahidi´nin söylediği bu söz be­nimsenmiş olandır.

Yine İmamu´I-Haremeyn bunu selâm olduğunu ve buna cevab veril­mesinin vacib olduğunu kesinleştirmiştir. Çünkü buna selâm ismi verilir.

Bu sözün selâm oluşu üzerinde, âlimlerimizin iki görüşünü göz önüne almak suretiyle hüküm verilmesi muhtemeldir. Zira bir kimse namazdan çıkacağı zaman "Aleykümüsselâm" derse, bununla namazdan çıkmış olur mu, olmaz mı Doğrusu namazdan çıkmış olur.Bir de bu sözün her du­rumda cevablandırılmasına gerek olmadığı da söylenebilir. Çünkü buna dair de sahih isnadlarla Ebû Dâvud ve Tirmizî´nin Sünenlerinde rivayet­lerde bulunduk.

633- İsmi Cabir İbni Süleym yahut Süleym İbni Cabir olan ashabdan Cüreyyü´l-Hüceymfden rivayete göre, o şöyle demiştir:

"Ben Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in huzuruna varıp: Aley-kesselam, yâ Resûlellah, dedim. (Bana şöyle dedi: Aîeykesselâm, deme. Çünkü Aîeykesselâm sözü Ölülere selâmdır. "[28]

Derim ki, bu hadisi şerif, en güzel ve en mükemmel olan selâm üzerin­de varid olmuştur. Bununla selâm olmaz manasını ifade etmez. En iyisini Allah bilir.

İmam Ebû Hamid El-Gazalî İhya kitabında demiştir: Önce selâm ve­rirken "Aleykümüsselâm" demek mekruh olur. Bu hadisden ötürü böy­le söylemiştir. Âlimlar arasında tercih edilen böyle bir sözle selâm verme­nin mekruh oluşudur. Fakat bu sözle selâm verilirse, cevablandırılması vacibdir. Çünkü bu söz bir selâm ifadesidir.


Selâmın Kelâmdan Önce Olması:


Sünnet olan, selâm verecek olan kimsenin her sözden önce selâm ver­mesidir. Hadisi şerifler, ilk ve sonra gelen mü´minlerin uygulamaları hep böyle işlem yapıldığını açık olarak gösterir. Bu bölümün sağlam ve güve­nilir delili de budur. Bu konu üzerinde Tirmizî´nin kitabında rivayet etti­ğimiz hadisi şerife gelince:

634- Cabir´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Selâm, konuş­maya başlamadan öncedir. "[29]

Önce selâm veren daha fazla fazilet kazanır. Çünkü Peygamber Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem sahih hadislerinde buyurdular: Karşılaşan iki kim­seden ilk selâm veren onların hayırhsıdır." Onun için karşı karşıya gelen­lerden her birinin selâma öncelik vermesi uygundur.

635- Güzel bir isnadla Ebû Ümâme´den (Radıyallahu Anh) yapılan ri-vayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyur­du: "İnsanlara ilk selâm veren, Allah katında insanların en iyisidir."[30]

Tirmizî´nin Ebû Ümâme´den rivayeti ise şöyledir: "Soruldu: Ey Allah´ın Resulü! İki adam karşılaşınca bunlardan hangisi önce selâm verir Bu­yurdu: Allah katında bunların iyisi (selâmı önce verir)."

Tirmizî demiştir ki bu hadis hasendir.


Selâmın Müstahab, Mubah Ve Mekruh Olduğu Haller


Bil ki, biz önce anlattığımız şekilde-selâmı yaymaya memuruz. Ancak bazı hallerde selâm vermek kuvvetleşir ve bazısında da hafifleşir. Bazı hal­lerde de selâm vermek yasak olur. Selâm vermenin kuvvetli ve müstahab olduğu haller çok olduğu için bunları bir araya toplamak mümkün ol­maz. Çünkü selâm vermek asıldır. Bundan dolayı ayrı ayrı selâm verme hallerini anlatmayacağız.

Bil ki, kendilerine selâm verilecekler içine diriler de girer ölülerde gi­rer. Biz cenazenin zikirleri bölümünde ölülere selâm şeklini bildirmiştik. Selâm vermenin mekruh yahut hafif yahut mubah olduğu haller ölülere selâm verme dışında kalır ve bu hallerin açıklanması gerekir.

Kendisine selâm verilecek adam eğer büyük veya küçük abdestle veya bunlara benzer işlerle meşgul ise, böyle bir kimseye selâm vermek mek­ruh olur. Eğer ona selâm verirse cevab almaya hak kazanmaz. Uyumak­ta yahut uyku kestirmekte olan kimseye, namaz kılana, ezan okumakta olan yahut namaz için ikamet getirmekte olan müezzine, selâm vermek yine mekruh olur.

Yine lokma ağzında iken yemek yemede olan kimseye selâm vermek bu türdendir. Bu durumda bulunanlara selâm veren kimse, cevab almaya hak kazanmaz. Fakat bir insan yemek halinde bulunur da ağzında lokma yoksa ona selâm verilebilir. Selâma mukabele etmek de vacib olur. Alış­veriş ve diğer işlemlerde selâm verilir ve cevab da gerekli olur.

Cuma hutbesinde selâm vermeye gelince: Âlimlerimiz demişlerdir ki, hutbeye selâm ile başlamak mekruhtur; çünkü insanlar hutbeyi dinleme­ye memurdur. Eğer hutbeyi okuyan buna aykırı davranır da selâm verir­se, ona cevab verilir mi Bu işde âlimlerimizin farklı görüşü vardır.

Bir kısmı demiştir ki, hatib kusur yaptığı için onun selâmına karşılık verilmez. Bir kısmı da şöyle demiştir: Eğer hutbeyi dinlemek vacibdir di­ye kabul edersek, selâmına cevab verilmez. Eğer hutbeyi dinlemek sün­nettir dersek, mevcut olanlardan bir kişi selâma karşılık verir. Hangi şe­kil olursa olsun, bir kişiden çok kimse ona cevab vermez.

Kur´an okumakta olan kimseye selâm verme işine gelince: İmam Ebû´l-Hasan El-Vahidî demiştir ki, evlâ olan, Kur´an okuyana selâm vermemektir. Eğer selâm verilirse, İşaretle cevablamak yeterlidir. Eğer selâm sözü­nü söyleyerek selâmı cevablandırırsa, yeniden "eüzü" çeker sonra oku­maya döner. El-Vahidî´nin sözü budur; fakat bu zayıftır. Doğrusu Kur´­an okuyana selâm verilir ve sözle cevablamak vacib olur.

Amma duaya dalarak bütün kalbi ile meşgul durumda olana selâm ver­meye gelince, bu kimsenin durumu Kur´an okumakla meşgul olan gibi­dir. Bana göre bu durumla meşgul olana selâm vermek mekruhtur. Çün­kü selâma cevabdan sıkılır ve yemek yemede olanın düştüğü zorluktan daha zor bir duruma düşer. (Kendisine selâm verildiği takdirde onu ce-vablaması icab etmez.) Hac ihramında iken Telbiye getirmekte olan kim­seye selâm vermek mekruh olur. Çünkü adamın telbiyeyi kesmesi mek­ruhtur. Eğer kendisine selâm verilirse, sözle selâma karşılık verir. İmam Şafı´i ve âlimlerimiz böyle hüküm vermişlerdir. Allah onlara rahmet etsin...

Selâm vermenin mekruh olduğu haller geçmişti. Mekruh selâm verme­lere cevab gerekmediğini de anlatmıştık. Fakat bu halde iken kendisine selâm verilen adam, selâma cevab vermenin sevabı maksadıyla selâma kar­şılık verse meşru yahut müstahab olur mu Bunu açıklamak icab eder: Abdest bozma ve benzeri işle meşgul olanın selâma cevab vermesi mek­ruh olur. Bu meseleyi bölümün başında anlatmıştık. Yemek ve benzeri işlerle uğraşmakta olanın verilen selâmı cevablaması müstahabdır. Na­maz halinde olanın "Ve Aleykümüsselâm" diyerek verilen selâmı cevab­laması haram olur. Eğer bu şekilde cevablarsa, bizim Şafi´i mezhebimiz­de namazın bozulacağını biliyorsa, namazı batıl olur. Bilmiyorsa, sahih olan görüşe göre batıl olmaz. (Hanefi mezhebinde her iki halde de nama­zı bozulur.) Eğer gaib sığası ile "Aleyhisselâm" derse, namazı bozulmaz; çünkü bu duadır, selâma cevab sayılmaz. Eğer namazdan sonra sözle se­lâmı cevablarsa bir beis yoktur. Müezzin ise, bilinen selâm sözü ile veri­len selâmı cevablar; çünkü cevab az bir ifadedir, ezanı bozmaz ve ona engel teşkil etmez. İşaretle namaz kılanın selâmı cevablaması müstahab­dır. (Hanefi mezhebinde ise bu mekruh olur.)


Selâm Verilebilecekler Veya Selâm Verilemeyecekler Selâmı Alınanlar Veya Selâmı Alınmayanlar


Bil ki, ftsk ve bid´atı ile şöhret bulmayan müslüman adama selâm verir ve kendisine de selâm verilir. Bu kimsenin selâm vermesi sünnettir. Selâ-. mına cevab vermek de vacib olur.


Kadınlarla Selâmlaşmak:


Âlimlerimiz demiştir: Kadının kadma karşı selamlaşma durumu, erke­ğin erkekle olan selamlaşması gibidir. Kadının erkekle olan selâm duru­muna gelince, İmam Ebû Sa´d El-Mütevelli demiştir: Eğer kadın erkeğin zevcesi, yahut cariyesi, yahut mahremlerinden biri ise, erkeklerin selam­laşması gibi olur. Onlardan her birinin diğerine selâm vermeye başlaması müstahab olur. Diğerine de selâmı cevablamak icab eder.

Eğer erkek yabancı bir kadınla karşılaşırsa, kadın da güzel olur ve fit­nesinden korkulursa, erkek o kadına selâm vermez. Eğer erkek ona se­lâm verirse, kadının selâmı cevablaması caiz olmaz. İlk önce kadın erke­ğe selâm vermez, selâm verirse cevab almaya hak kazanmaz. Erkek onun selâmına cevab verirse, erkek için mekruh olur. Eğer kadın fitnesinden korkulmayacak şekilde yaşlı ise, onun erkeğe selâm vermesi caizdir. Er­keğin de onun selâmına karşılık vermesi gerekir.

Toplu bir halde kadınlar bulunur da erkek onlara selâm verirse, yahut erkekler toplu halde olur da bir kadına selâm verirlerse caiz olur; eğer erkek veya erkekler yahut kadın ve kadınlar bakımından fitneden kor-kulmazsa...

636- Yezid´in kızı Esmâ´dan (Radıyallahu Anha) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, biz kadınlarla bir arada iken bize rasgeldi de bize selâm verdi."[31]

Benim burada rivayet ettiğim, Ebû Davud´un lâfzıdır. Tirmizî´nin ri­vayetinde ise yine Esmâ´dan şu ifade var: "Bir gün Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mescid´e uğradı. Kadınlardan bir topluluk da oturuyor­lardı. Eli ile selâm verme işareti yaptı."

637- Cerir İbni Abdullah´dan (Radıyallahu Anhu) şöyle rivayet edil­miştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlara rasgeldi de on­lara selâm verdi."[32]

638- Sehl İbni Sa´d´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, O şöyle demiştir: "Bizde bir kadın vardı." Diğer bir rivayette de: "Bizim bir ni­nemiz vardı. Bir sebzenin köklerini alıp tencereye atardı ve arpa daneleri-ni döğer ve karıştırarak yemek yapardı. Biz cuma namazını kıldıktan sonra dönerdik de ona selâm verirdik. O da yemeği bize takdim ederdi."[33]

639- Ebû Tâlib´in kızı Ümmühâni´den (Radıyallahu Anha) yapılan ri­vayetde O şöyle anlatmıştır: "(Mekke´nin) Fetih günü Peygamber Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem´e gittim ki, o banyo yapıyordu. Fatma da onu per­deleyip örtüyordu. Ben selâm verdim. "[34]


Gayri Müslimlerle Selâmlaşmak:


Zimmet ehline (gayri müslim vatandaşlara) gelince, âlimlerin çoğu ke­sin hüküm vermişlerdir ki, onlara başlangıçta selâm vermek caiz olmaz. Bununla beraber ayrı görüş taşıyanlar da vardır. Bunlar demişlerdir ki, onlara selâm vermek haram değildir, mekruhtur. Eğer onlar bir rnüslü-mana selâm verirse, müslüman şöyle cevab verir: "Ve Aleyküm" Bun­dan fazla söylemez.

Kadılar kadısı El-Maverdi, âlimlerimizden birinden bir şekil nakledi­yor ki, onunla selâma başlamak caizdir. Ancak selâm veren sadece "Es-selâmu Aleyke" der, çoğul olarak (Aleyküm) söylemez.

El-Maverdi başka bir şekil daha nakleder. Der ki, o gayri müslimler ilk selâm verince, "Ve Aleykümüsselâm" diye onlara cevab verilir; fakat "Ve Rahmetüllahi" denmez. Bu iki şekil de kabul edilmemiş ve benim­senmemiştir.

640- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Yahudilere ve Hıristiyanlara ilk başta selâm vermeyin. Yolda onlar­dan biri île karşılaştığınız zaman, onu yolun kenarına çekilmeye mecbur edin. (Yolun ortasını işgal edip izdihama sebeb olmasın).[35]

641- Enes´den (Radıyallahu Anhu) yapılan rivayetde demiştir ki, Re-sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ehli kitab sîze se­lâm verdiği zaman siz: Ve Aleyküm, deyiniz."[36]

642- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde Resûlül-lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Yahudi´ler size selâm verdikleri zaman, onlardan her biri: "Esselâ-mu aleyke" "Sana ölüm olsun", der. Sen cevab olarak: Ve aleyke (senin üzerine olsun), söyle."

Bu mesele hakkında anlattığımızın benzeri çok hadisler vardır. Allah en doğrusunu bilir.

Ebû Sa´d El-Mütevelli demiştir: Müslüman olduğunu sanarak bir ada­ma selâm verilse, sonra müslüman olmadığı meydana çıksa, selâmının geri çevrilmesini ondan istemek müstahab olur. Ona der ki, Benim selâmımı bana iade et. Böyle söylemekten maksad, yabancılığı ve arada bir yakın­lık bulunmadığını göstermektir. Rivayet edilir ki, İbni Ömer (Radıyalla­hu Ahnüma) bir adama selâm verdi. Sonra onun yahudi olduğu söylen­di. İbni Ömer onun arkasına düştü ve ona dedi: Verdiğim selâmı bana iade et.

Derim ki: Allah kendisine rahmet etsin İmam Malik´in Muvatta´ında rivayetimize göre, Malik´den soruldu: Yahudiye yahut Hıristiyana selâm veren kimse, bu selâmı geri almasını ondan ister mi Hayır, dedi. İmam Malik´in mezhebi budur. İbni Arabî EI-Maliki de bunu kabul etmiştir.

Ebû Sa´d demiştir: Bir Zimmi´nin (gayri müslim vatandaşın) halini sor­mak istenince, bunu selâm sözünü kullanmadan yapar. Ona şöyle söyler: Allah sana hidayet versin, yahut sabahını aydın yapsın.

Derim ki, Ebû Sa´d´ın bu sözünü söylemekte bir sakınca yoktur. Buna ihtiyaç duyulduğu zaman şöyle söylenir: Sabahın hayırlı olsun, mutlu ol­sun, afiyetli olsun yahut Allah seni sevinçle sabaha kavuştursun, mutlu­lukla, nimetle, aydınlıkla sabaha erdirsin veya benzeri sözler söyler.

Bir ihtiyaç duyulmadığı zaman, doğru olan hiç bir şey söylememektir. Çünkü ona selâm yerine bir hitabda bulunmakta ona karşı bir yumuşa­ma ve bir ünsiyet kurma ve selâma cevab isteme şekli vardır. Halbuki biz onlara karşı sert olmakla emredilmiş ve onlara sevgi beslemekten yasak­lanmışız. Onlara sevgi gösteremeyiz. Allah en iyisini bilir.

Ek: İçlerinde bir veya bir çok müslüman bulunan kâfirler topluluğuna bir müslüman rasgeldiği zaman, sünnet olan, müslümanları yahut müs-Iümanı kasdederek onlara selâm vermektir.

643- Üsâme İbni Zeyd´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayete gö­re: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, içlerinde Yahudi, putperest müşrikler ve müslümanlar bulunan karışık bir meclise uğradı ve Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara selâm verdi."[37]

Ek: Bir kimse bir müşrike mektub gönderir de oraya selâm sözünü ya­zarsa, uygun düşen. Buhârî ve Müslim´den rivayet ettiğimiz Ebû Süfyan (Radıyallahu Anh) hadisindeki Hirakl olayı ile ilgili sözü yazmaktadır. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Rüm hükümdarına şöyle mektub yazdı: "Allah´ın kulu ve O´nun Peygamberi Muhammed´den Rûm´ların büyüğü Hirakl´a!... Hidâyete uyanlara selâm olsun."


Hasta Bir Gayri Müslim´i Ziyaret Etmek:


Ek: Zimmi (gayri müslim) bir hastayı ziyaret edince insan ne söyler Bil ki, âlimlerimiz Zimmi bir hastayı ziyaret konusunda ihtilaf etmişler­dir. Bunlardan bir kısmı ziyareti iyi görmüşler, bir kısmı da caiz görme­mişlerdir. El-Şaşi bu ihtilafı anlattıktan sonra demiştir: Bana göre doğru olan şöyle demektir: Bazan kâfir bir hastayı ziyaret etmek caizdir. Bura­daki yakınlık, komşuluktan ve akrabalıktan ileri gelen bir yaklaşmadır. Ben derim ki, El-Şaşi´nin söylediği bu söz güzeldir. Biz bu konu ile ilgili hadisi Buhârî´nin Sahih´inden rivayet ettik:

644- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle demiş­tir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e hizmet eden bir Yahudî erkek çocuk vardı. Hasta olmuştu. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem onu ziyarete gitti, baş yanına oturdu. Ona: Müslüman ol, buyurdu. Çocuk yanında olan babasına baktı. Bunun üzerine babası (çocuğuna): Kasim´ın babasına (Peygambere) itaat et, dedi. Çocuk da İslâmı kabul etti. Sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle söyleyerek çıktı: Bu çocuğu ateşten kurtaran Allah´a hamd olsun."[38]

645- Said İbni´l-Müseyyib´in babası EI-Müseyyib İbni Hazl´dan (Radi-yallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir: "(Peygamberin amcası) Ebû Tâlib´e ölüm hali gelince, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona gidip dedi: Ey amcam, Lâ ilahe illallah" söyle". Böylece uzun olan hadisin ta­mamını anlattı.[39]

Ben derim ki: Zimmi (gayri müslim vatandaş) olan hastayı ziyaret eden kimsenin onu İslama meylettirmesi, ona İslâmın güzelliğini açıklaması, onu İslama çağırması ve tevbe kabul olmayacak bir duruma düşmeden önce hemen onu İslama teşvik etmesi uygun olur. Eğer ona dua edecek­se, hidayet ve benzeri dileklerde bulunur.

(Dinde uydurmalar yapan) bid´at sahibine ve büyük günah işleyip de ondan tevbe etmeyene gelince, bu gibilere selâm vermemek ve verdikleri selâmı da cevablamamak uygun olur. Alimlerde Buhari ve ondan baş­kası böyle demiştir.

İmam Ebû Abdullah El-Buhârî bu konu üzerinde Sahih´inde delil gös­termiştir. Biz de Buhârî ve Müslim´de Kâb İbni Malik´in olayını rivayet ettik. Kâb İbni Malik Tebük gazvesinden geri kalmış (böylece günah işle­mişti.) İki arkadaşı da onun gibi savaştan geri kalmışlardı. (Bunlar Hilâl İbni Ümeyye ve Mürare İbni´r-Rebi´ idi. Sonra ücü de tevbe etmişler. Al-lah´da tevbelerini kabul buyurmuştu.)

Kâb der ki: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem-bizimle konuşmayı (mü´minlere) yasakladı. Ben Resûlüllaha Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gider ve ona selâm verirdim. Selâmı cevablayıp dudaklarını hareket ettiriyor mu, etmiyor mu diye bakardım

Abdullah İbni Amr´dan rivayet ederek Buhâri diyor ki: Şarab içenlere selâm vermeyiniz.

Derim ki: Bir kimse zalimlerin yanma varır da din ve dünyasından her­hangi bir zarara uğramasından yahut başka bir şeyden korkarsa böyle bir zorunluluk altında onlara selâm verir.

İmam Ebû Bekir İbni´l-Arabî demiştir ki, âlimler şöyle söylediler: Se­lâm Allah´ın isimlerinden bir isim olduğunu niyet ederek, Allah yaptıkla­rınızdan haberdardır manasında onlara selâm verilir.


Çocuklarla Selamlaşmak:


Çocuklara gelince, sünnet olan onlara selâm vermektir.

646- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre: "O, çocuk­lara rasgeldi de onlara selâm verdi; ve dedi ki: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle yapardı."[40]

Müslim´in yine Enes´den bir rivayeti şöyle: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem erkek çocuklara rasgeldi de onlara selâm verdi."

647- Sahih isnadlarla Enes´den yapılan rivayete göre: "Peygamber Sal-îallahu Aleyhi ve Sellem oynamakta olan erkek çocuklara rasgeldi ve on­lara selâm verdi." Başka bir rivayette de Peygamber (s.a.v): Esselâmu Aleyküm, ey çocuklar." dedi.[41]


Selâmın Edebleri Ve Meseleleri


648- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde o demiştir ki Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Binici yaya yürüyene, yürüyen oturana ve azlık çokluğa selâm verir." Buhârî´nin bir rivayeti de şöyle: "Küçük büyüğe, yürüyen oturana ve az­lık çokluğa selâm verir."[42]

Mezheb âlimlerimiz ve başkaları demişlerdir ki, bu söylenen şekilde se­lâm vermek sünnettir. Eğer buna aykırı olarak yaya yürüyen biniciye ya­hut oturan bunlardan birine selâm vermiş olsa mekruh olmaz. İmam Ebû Sa´d El-Mütevelli ve ondan başkası bunu böyle açıklamışlardır. Bu esas üzere, çoğunluğun az kimselere ve büyüğün küçüğe önce selâm vermesi mekruh olmaz. Ancak başkasının hak kazandığı selâm işini bir terk olur. bu selâmla ilgili edeb, iki kişinin yolda karşılaşmasında olur. Fakat bir adam oturmakta olanın yahut ayakta bulunanın yanına varırsa, her halde o gelen kimse önce selâm verir. İster oturan küçük olsun yahut büyük olsun, az olsun yahut çok olsun.

Kadılar kadısı bu ikinci şekle Sünnet ve öncekine edeb demiş ve fazile­tini sünnetten düşük saymıştır.

Mütevelli demiştir: Bir kimse bir topluma rasgelir de onlar içinden özel olarak bazı kimseleri kasdederek selâm verirse mekruh olur. Çünkü se­lâmdan maksad yakınlık ve tanışıklık kurmaktır. Halbuki bir kısmını ayır­makta diğerlerine yabancılık göstermek var. Onun için düşmanlığa sebeb olabilir.

Bir insan çarşılarda yahut insanların dolaştığı kalabalık sokak ve ben­zeri yerlerde yürüdüğü ve çok kimselerle karşılaştığı zaman, Kadılar ka­dısı El-Maverdi demiştir ki, buralarda selâm bazı kimselere verilir, diğer­lerine verilmez. Çünkü her karşılanan kimseye selâm verilse, iş görmek için boş bir zaman bulunamaz, âdetin dışına çıkılmış olur.

Bu selâmla iki şey kasd edilir: Ya sevgi kazanmak, ya da nefreti kaldır­mak.

El-Mütevelli demiştir: Bir topluluk bir adama selâm verir de o adam onlara: "Ve Aleykümüsselâm" derse ve hepsine bununla cevab kasde-derse, bütününe vereceği selâm farziyeti ondan düşer. Nitekim bir adam bir anda mevcut cenazelerin namazını kılsa, farziyet hepsinden düşer.

El-Maverdi demiştir: Bir kişinin selâmı bütününe ulaşacak kadar az bir kalabalığa bir insan selâm verecek olsa, tümüne karşı yalnız birine selâm verir. Ziyade olarak ondan başkasına selâm edeb olur. O toplumun için­den de bir kişinin selâma cevab vermesi kâfidir. Birden fazla kimse ce-vablarsa edeb olur. Bir kişinin selâmı hepsine ulaşamayacak kadar kala­balık bir cemaat olursa, cami ve toplantı meclisleri gibi, o zaman selâmın sünneti, ilk meclise girip de insanları gören kişinin önce selâm vermesi­dir. Böylece bütün işitenler hakkında selâm sünnetini yerin getirmiş olur. Selâm sözünü işitenler için onu cevablama kifaye yolu ile farz olur ki, bunlardan birinin cevablaması diğerlerinden farziyeti düşürür. Selâm ver­diklerinin arasında oturmak isterse, geri kalan selâmı duymamışlara se­lâm vermek sünnetinin sorumluluğu ondan düşer. Önceki selâmını duy­mamış olanlar arasına girip oturmak isterse, bunda âlimlerimize göre iki şekil vardır; birincisi: Bunların arkadaşlarına daha önce selâm verildiğin­den, bunlara selâm verme sünneti yapılmıştır. Çünkü bunlar bir topluluktur. Eğer bunlara da selâm tekrarlanırsa edeb olur. Bu esasa göre mescid halkından hangisi selâma cevab verirse, bütününde farziyet sorumluluğu düşer. İkinci şekil: İnsan toplum arasına girip oturmak istediği zaman ön­ceki selâmını ulaştıramadığı kimseler hakkında selâmın sünnet sorumlu­luğu üzerinde kalır. Bu esasa göre sonrakilerin selâmı cevablamaları ile öncekiler üzerinden selâmı cevablama sorumluluğu düşmez. Onların da selâma karşılık vermeleri gerekir.


Kişinin Kendi Evine Selâmla Girmesi:


Evinde kimse olmasa bile, insan eve girince selâm vermesi müstahab olur. Evde kimse yoksa şöyle demelidir:

"Esselâmu aleynâ ve ala ibâdiîlâhi´s-sâlihîn."

"Selâm bizim ve Allah´ın salih kulları üzerine olsun." Biz kitabın ba­şında, insan evine girince ne söyleyeceğini açıklamıştık. Yine mescide ve içinde kimse bulunmayan başkasına ait bir eve girdiği zaman selâm ver­mek ve şöyle demek müstahab olur:

"Esselâmu aleynâ ve ala ibâdillâhi´s-sâlihîne. Esseîâmu aleyküm ehle´I-beyti ve rahmetullâhi ve berekâtühû."

"Selâm bizim üzerimize ve Allah´ın salih kulları üzerine olsun. Selâm üzerinize olsun. Allah´ın rahmeti ve bereketleri de üzerinize olsun, ey ev halkı!...)"


Bir Yerden Ayrılırken Selâmlaşmak:


Bir toplum içinde oturmakta olan bir adam kalkıp onlardan ayrılmak istediği zaman sünnet olan onlara selâm vermektir.

649- Ebû Hüreyre´den yapılan (Radıyallahu Anh) rivayete göre demiş­tir ki, Resûlüllah SallallaHu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Sizden biriniz toplu bir yere vardığı zaman selâm versin. Kalkmak is­tediği zaman da selâm versin. Önceki selâm sonraki selâmından daha fa­ziletli değildir. "[43]

Tirmizî demiştir ki, bu hasen bir hadistir. Derim ki, bu hadisin ifade­sinden anlaşıldığına göre, cemaat içinden kalkıp da ayrılmak üzere selâm verenin selâmını cevablamak cemaata vacib olur.

İki İmam El-Kadî Hüseyin ve arkadaşı Ebû Sa´d El-Mütevelli demiş­lerdir: Bir toplumdan ayrılırken selâm vermek âdet haline gelmiştir. Bu bir duadır; buna cevab vermek müstahabdir, farz değildir. Selamlaşma ancak karşılaşma zamanında olur, ayrılma zamanında değil. Bu hüküm her ikisinin sözüdür. Mezheb âlimlerimizden sonuncusu olan İmam El-Şaşi, bunların sözünü kabul etmemiştir. Demiştir ki, bu yanlıştır. Çünkü Selâm, ayrılma zamanında da sünnettir, meclise oturma halinde sünnet olduğu gibi... Buna dair zikri geçen hadis vardır. İşte El-Şaşi´nin dediği bu söz doğru olandır.

Bir insan verdiği selâmı cevablamayacağını anladığı bir kimseye raslar-sa, selâmı cevablamayışı ister kibrinden, ister önemsemeyişinden, ister baş­ka bir sebebten olsun, uygun olan bu zandan dolayı selâmı terk etmemektir, selâm vermektir. Çünkü selâm vermek emredilen bir iştir. Uğrayan adam, selâm vermeye memurdur, selâmın cevabını temin etmeye memur değil­dir. Bununla beraber uğranılan adam hakkında yanlış düşünce beslene­bilir ve selâmım cevabladığı görülür.

Amma bu konuda delili bulunmayanın şu sözüne gelince: Selâmı ce-vablamayacak olan kimseye selâm vermek, onun günah işlemesine sebeb olur. Çünkü selâmı almak farzdır, bu farzı terk etmesine ve böylece gü­nahkâr olmasına sebebiyet verilmiş olur. Bu söz açık bir cehalet ve anla­yışsızlıktır. Çünkü dinen yapılması emredilen işler, bu gibi hayallerle so­rumluların üzerinden düşmez. Eğer bu bozuk hayallere bakacak olursak, bilmemezlik yüzünden kötülük yapan kimselere dokunmamamız gerekir. Çünkü sanırız ki, sözümüzle onlar kötülüğü bırakmazlar. İkazlarımızla v ve çirkin şeyleri göstermemizle onlardan ayrılmayacakları için onların gü­nahına sebeb meydana gelir. Şübhe yoktur ki, bu gibi düşüncelerle kötü­lüklere karşı çıkmayı bırakamayız. Bu örneğin benzerleri çoktur ve bili­nen şeylerdir. Allah en iyisini bilir.

Bir kimse, bir adama selâm verir ve selâmını ona duyurursa ve selâma cevab verme şardları da adamda bulunduğu halde selâmı cevablamazsa, selâm veren kimse hakkını ona helâl etmek üzere şöyle söylemelidir ki, bu müstahabdır: Selâmı cevablama işinde hakkımı bağışladım, yahut se­lâmdan dolayı, hakkımı helâl ettim, benzeri söz söyler. Bu sözleri söyle­mekle ondan bu insanın hakkı düşer. Allah en iyisini bilendir.

650- Sahabî Abdurrahman İbni Şibl´den (Radıyallahu Anh) yapılan ri­vayet de demiştir ki, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyur­du: "Selâma karşılık veren ona (cevabına) hak kazanmıştır. Karşılık ver­meyen kimse bizden değildir."[44]

Bir kimse bir adama selâm verir de ondan karşılık almazsa ona tatlı bir ifade ile şöyle demesi müstahabdır: Verilen selâmı cevablamak farz­dır. Senden farziyet sorumluluğunun düşmesi için selâmımı cevablamak sana gerekir. Allah en yisini bilendir.

Evlere Girmek İçin İzin İstemek


Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Ey îman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere sahiblerinden izin almadan ve onlara selâm vermeden girmeyiniz."[45] Yine Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Sizden olma çocuklar da bulûğ çağına erince, onlardan öncekilerin (büyüklerin) izin istemeleri gibi (odalarınıza girmek için) izin İstesin­ler."[46]

651- Ebû Musa El-Eş´arî´den (Radıyallahu anh) yapılan rivayetde de­miştir ki, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "(Evlere girmek için) izin istemek üçtür. Eğer sana izin verilirse (girersin), değilse

dön."[47]

652- Sehl İbni Sa´d´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İzin istemek, (harama bakılmasın diye) göz için meşru kılınmıştır. "[48]

Biz, çok yönlü rivayetlerden dolayı izin istemeyi üç kez olarak kaydet­tik. Sünnet olan, (bir eve gidildiği zaman) önce selâm vermek sonra evin içindekileri görmeyecek şekilde kapıda beklemektir. Şöyle yapılır: Esse-lâmu Aleyküm. Gireyim mi Ona cevab veren bir kimse olmazsa, bu sö­zü ikinci ve üçüncü kez söyler. Yine cevab veren yoksa döner gider.

653- Sahih bir isnadla Tabi´in büyüklerinden Rib´î İbni Hiraş´dan ri­vayet ettik. O şöyle demiştir: Bize Âmir oğullarından bir adam anlattı ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem evde iken (eve girmek için) kendi­si izin istedi ve dedi: Gireyim mi Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem hizmetçisine emretti:

"Çık, şu adama izin istemesini öğret. Ona deki: Esselâmu Aleyküm gi­reyim mi söyle. Adam bunu işitti de: Esselâmu Aleyküm, gireyim mi dedi. Peygamber de ona izin verdi. Adam içeri girdi."[49]

654- Sahabî olan Kelde İbni Hanbel´den (Radiyallahu Anh) yapılan ri-vayetde o şöyle anlatmıştır:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selleme vardım ve selâm vermeden içeri girdim. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Geri dön ve şöyle söyle: Selâmun aleyküm, gireyim mi " buyurdu[50]

Ben derim ki, bu anlattığımız selâmın izin istemekten daha önce olma­sı sahih olan sözdür.

El-Mâverdi bu konuda üç şekil anlatmıştır. Birincisi bu anlattığımız şe­kildir. İkincisi, izin istemeyi selâmdan önce yapmaktır. Üçüncüsü, ada­mın arzusuna göredir. Eğer izin isteyen kimse eve girmeden önce ev sahi­bini görmüş olursa, önce selâm verir. Eğer görmemişse, önce izin ister. Bir kimse üç kez izin ister de ona izin verilmezse ve o kimse sesini duyu­ramadığını sanarsa, üçten ziyade olarak izin ister mi

İmam Ebû Bekir İbnu´l-Arabî El-Malikî bu konuda üç görüş anlatır: Birincisi tekrar izin ister, İkincisi izin istemeyi tekrarlamaz. Üçüncüsü, eğer daha önce anlatılan izin isteme sözü ile izin işlenmişse, onu tekrarla­maz. Fakat başka bir ifade ile izin istemiş ise, buna ilâveten tekrar izin ister. Sonra demiştir ki, hiç bir halde izin istemeyi üçten fazla olarak tekrarlamaz. İşte onun söylediği ve doğru kabul ettiği bu söz, sünnet olan uygulamanın gereğidir. Doğrusunu Allah bilir.

Selâm vererek yahut kapıyı çalarak bir insandan izin istendiği zaman, ona: Sen kimsin denilince, kendisini tanıtacak şekilde, ben falan oğlu falanım yahut falancanın falanıyım yahut şu isimle tanınanım demesi uy­gundur. Tam bir şekilde buna uygun sözlerle kendini tanıtır. Benim, hiz-metçisiyim, gençlerden biriyim, dostlardan biriyim yahut bunlara benzer sözlerle cevab vermek mekruhtur.

655- Meşhur İsrâ hadisinde rivayetimize göre, Resûlüllah Sallallahu Aley­hi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Sonra Cibril beni (arza) en yakın semaya yükseltti. Sonra kapının açıl­masını istedi. Kim bu (gelen) denildi. (Cevab verip) Cibril, dedi. Bera-beberinde kim var denildi. Muhammed, dedi. Sonra beni ikinci, üçüncü ve diğer göklere çıkardı. Göğün her kapısında: Bu kimdir deniliyor ve o da (cevab olarak) Cibril, diyordu"[51]

656- Ebû Mâsa´dan rivayet edildiğine göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Küba´da) bostan kuyusu üzerine oturunca, Ebû Bekir gelip (bos­tan kapısından içeri girmek için) izin istedi. Peygamber kim o dedi. Ebû Bekir, cevabını verdi. Sonra Ömer gelip izin istedi: Kim o dedi. Ömer, dedi. Sonra Osman gelip aynı şekilde izin istedi.[52]

657- Câbir´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre o şöyle an­latmıştır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gittim de kapıyı çal­dım. Peygamber: Kim o dedi. (Ben cevab olarak) ben, dedim. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) cevabımdan hoşlanmaz bir hal ile: Ben, ben.

Dedi."[53]

Muhataba kendini tanıtmak isteyen kimse eğer unvanından başka bir isimle tamtamıyacaksa, unvanında büyüklük ifadesi olsa bile onunla ken­dini vasıfîayarak tanıtmasında bir sakınca yoktur. Künyesi ile kendini ta­nıtır. Yahut ben falan müftiyim, ben kadıyım, ben falan şeyhim yahut bunlara benzer sözler söyler.

658- Ebû Tâlib´in kızı Ümmühânî´den (Radıyallahu Anha) (meşhur olan ismi Fahite´dir. Fatıma veya Hind olduğu da söylenir.) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Ben Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e git­tim. O yıkanıyordu. Fâtımada onu´perdeleyip örtüyordu. Bu (gelen ka­dın) kimdir Ben, Ümmühânî´yim, dedim.[54]

659- Ebû Zer´den (Radiyallahu Anh), isminin Cündüb yahut (berr sö­zünün tasgiri) Büreyr olduğu söylenir. O şöyle anlatmıştır: Gecelerden bir gece (evden dışarı) çıktım. Bir de baktım ki, Rasûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yalnız başına yürüyor. Ben ayın gölgesinde yürümeye başladım. Peygamber dönüp beni gördü. Kim bu dedi. Ebû Zer, dedim.[55]

660- Ebû Katâde El-Haris İbni RibTden (Radıyallahu Anh) rivayet edi­len Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in bir çok mucizelerini ve ilim çeşitlerini toplayıp bir araya getiren (Midaa = su kabı) olayı ile ilgili ha-disde Ebû Katâde anlatmıştır: "(Peygamberle bir gece yolculuğunda gi­derken o deve üzerinde uykuya dalmıştı. Bîr kaç defa düşecek gibi yana sarkmış ve onu uyandırmadan doğrultmuştum. Nihayet) Peygamber Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem başını kaldırıp: Kim bu dedi. Ebû Katâde, de­dim."[56] Derim ki, bunun örnekleri çoktur. İhtiyaç duyulduğu zaman övünmek kasdi olmaksızın böyle künye ile kendini tanıtmakta bir sakın­ca yoktur. (Katâde´niil rivayet ettiği bu Hadis-i şerif uzundur. Müslim: Cild 1. sayı 681. sayfa 472 bakılsın.)

661- Ebû Hüreyre´den rivayet edilmiştir. (Ebû Hüreyre´nin adı, Ab-durrahman´dır. Sahih olan rivayette babası Sahr´dır.) O şöyle anlatmış­tır: "Dedim ki, yâ Resûlellahî Allah´a duâ et de, Ebû Hüreyre´nin anne­sine hidâyet versin." Sonra şöyle deyinceye kadar olayı anlattı: "Nihayet (peygambere) dönüp dedim ki: Yâ Resûlellah, gerçekten Allah senin du­am kabul etti ve Ebû Hüreyre´nin annesine hidâyet ihsan etti.[57]

(Asıl ismi olan Abdurrahman sözü yerine künyesi olan Ebû Hüreyre lâfzını kullanarak tanıtım yapmıştır. Bu da işin cevazına bir delildir).



Selâm Üzerinde Çeşitli Meseleler


Mes´ele: Ebû Sa´d EI-Mütevelli demiştir ki, hamamdan çıkan adama: Hamamın (banyon) hoş olsun, demenin aslı yoktur. Ancak rivayete göre Hazreti Ali (Radıyallahu Anh) hamamdan çıkan bir adama şöyle demiş­tir: Temizlendin, kirlenmeyesin. Ben derim ki, bu yerde sahih bir daya­nak yoktur.

Bir insan sevgisi ve yakınlık sebebiyle ve muhabbet kazanmak maksadı ile: Allah sana nimetleri devam ettirsin ve benzerî duada bulunursa, bun­da bir beis yoktur.

Yürümekte olan bir insan uğradığı adama: Allah sabahını hayırlı yap­sın yahut mutlu yapsın, yahut Allah seni kuvvetlendirsin, Allah seni yal­nız bırakmasın, yahut bu sözlere benzer insanların kullandığı duaları söy­lerse, cevab almaya hak kazanmaz. Fakat bu sözlerin başında ona da duâ ederse güzel olur. Ancak selâmı geri bıraktığı ve ihmal ettiği için kendisi­ne ve başkasına bir ders olsun diye, onun duâsmı tamamen cevabsız bıra­kabilir. Böylece ilk defa selâm vermenin gereğine işaret edilmiş olur.


El Öpmek:


Başkasının elini öpmeyi istemek: Eğer el öpmek, adamm takvasından ve iyi halinden, yahut ilminden, yahut şerefinden ve düşük işlerden ko­runmasından, yahut bunlara benzer dinle ilgili işlerden ileri geliyorsa, mek­ruh olmaz, bilâkis müstahab olur. Eğer el öpmek, adamın zenginliğin­den, dünyasından, servetinden, güçlülüğünden, dünya ehline göre olan mevkiinden dolayı ise, bu şiddetli bir şekilde mekruhtur.

Âlimlerimizden El-Mütevelli demiştir ki, bu maksadla el öpmek caiz değildir ve bununla haram olduğuna işaret etmiştir.

662- Zari´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir. Kendisi (Basra´dan peygambere gelen) Abdülkays heyetinin içinde idi. Şöyle anlatmıştır: "Nihayet yolculuğa çıkmak için acele etmeye başladık da Peygamber Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem´in elini ve ayağını öpmeye koyulduk.[58]

663- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) bir olay anlatılmaktadır. Orada şöyle demiştir: "Biz, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e yak­laştık da onun. elini öptük.[59]

Bir kimsenin, küçük çocuğunun yanağını öpmesi, kardeşininkini öp­mesi, akralabalık sevgisi ile, şefkat ve merhamet duygusu ile yanaklar­dan başka azaları öpmesi sünnettir. Bu konuda sahih hadisler çoktur ve meşhurdur. Çocuk erkek olsun, kız olsun eşittir. Bu sayılan maksadlarla arkadaşının ve başkasının küçük çocuklarını öpmek de aynıdır. Ancak şehvetle öpmek haramdır. Bunda ihtilaf yoktur. Bu şehvet konusunda baba-ana da müsavidir. Akraba ve yabancıya şehvetle bakışta da haram işlemiş olur.

664- Ebû Hüreyre´den (Radryallahu Anh) rivayet edilmiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ali´nin oğlu Hasan´ı (torununu) öptü. Ya­nında El-Akra´ İbni Habis vardı. Bunun üzerine EI-Akra´ dedi: Benim on çocuğum var. Onlardan hiç birini öpmedim. Resûlüllah Sallallahu Aley­hi ve Sellem ona (hayretle bakışı ile) baktı. Sonra buyurdu: Merhamet etmeyene, merhamet edilmez."[60]

665- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) rivayet edilmiştir: "Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e Bedevi´lerden insanlar geldi. Dediler ki, çocuklarınızı öper misiniz Ashab, evet, dediler. Onlar: Fakat biz öp­meyiz, dediler. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Allah Tealâ sizden merhameti çekip çıkardı ise, ben ne yapabilirim " buyur­du.[61]

666- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde o şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oğlu İbrahim´i tutup öptü ve onu kokladı."[62]

667- El-Berâ İbni Azib´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde o şöyle anlatmıştır: "Ben, ilk Medine´ye hicret ettiği zaman Ebu Bekir´le beraber evine gittim. Kızı Aişe, yakalandığı sıtma hastalığından dolayı yatıyordu. (Radıyallahu Anha) Ebû Bekir onun yanına gidip: Kızcağızım nasılsın dedi; ve yanağını öptü."[63]

668- Sahabi Safvan İbni Assal´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayet­de şöyle anlatmıştır:

"Bir Yahudi arkadaşına dedi ki, bizi şu Peygambere götür. Böylece Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gittiler. (Her peygamberin şeriatın-, da esas olan hükümlerden) dokuz açık hükmü Peygambere sordular. Ra-vi böylece olayı anlatarak nihayet şu sözü söyledi: Onlar aldıkları cevab üzerine Peygamberin elini ve ayağını öptüler ve dediler ki, biz senin pey­gamber olduğuna şahidiz. "[64]

669- Sahih bir isnadla İyas İbni Dağfel´den yapılan rivayetde şöyle de­miştir: Ebû Nadre´yi gördüm. Ali´nin oğlu Hasan´ı (Radıyallahu Anhü­ma) öpüyordu.[65]

İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) nakledildiğine göre, oğlu Salim´i öperdi ve şöyle derdi: Bir yaşlının bir yaşlıyı öpmesine şaşıyormusunuz.

Allah kendisinden razı olsun, ümmetin zâhidlerinden ve âbidlerinden biri olan büyük İmam Sehl İbni Abdullah El-Testürî´den rivayet edildiği­ne göre, Ebû Dâvud El-Sicistani´ye giderdi ve derdi ki: Resûlüllah Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem´in hadislerini anlattığın dilini çıkarda onu öpeyim. Böylece dilini öperdi. Bu konuda üzerinde selefin işleri anlatılamayacak kadar çoktur. En iyisini Allah bilir.


Ölünün ve Yolculuktan Gelenin Yüzünü Öpmek:


Teberrük maksadıyla salih bilinen bir ölünün yüzünü öpmekde bir be­is yoktur. Gurbetten ve benzeri bir ayrılıktan dönen bir arkadaşı da öp­mek böyledir, sakıncası yoktur.

670- Hazreti Aişe (Radıyallahu Anhâ) uzunca anlattığı Resûlüllah Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem´in vefatı ile ilgili hadisde şöyle demiştir: "Ebû Bekir (Radıyallahu Anh) içeri girdi de, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´ün yüzünü açtı. Sonra üzerine abandı da onu öptü. Sonra ağla­dı. "[66]

671- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anhâ) yapılan rivayetde şöyle de­miştir: "Zeyd İbni Harise, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim evimde iken, Medine´ye geldi. Peygambere gelip kapıyı çaldı. Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona kalkıp elbisesinden onu çekti. Onu kucakladı ve onu öptü."[67]

Çocuktan başkasını ve seferden dönmeyeni kucaklamak ve yüzünü öp­mek ise, bunlar mekruh olan işlerdir. Âlimlerimizden Ebû Muhanımed El-Beğavi ve ondan başkası bunların kerahetine delil göstermişlerdir. Tir-mizî ve İbni Mâce´nin kitablarında rivayet ettiğimiz hadis bu kerahate de­lâlet eder:

672- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre, bir adam pey­gambere dedi ki: "Ey Allah´ın Resulü! Bizden bir adam kardeşine yahut. arkadaşına rasgeldiğinde ona eğilir mi Hayır, dedi. Onu kucaklar ve öper mi dedi. Peygamber hayır, dedi. Adam, elile tutup onunla musafaha eder mi dedi. Peygamber evet, dedi."[68]

Ben derim ki, bir yolculuk ve benzeri bir ayrılıktan dönüşte kucaklaş­makta ve öpmekte bir beis yoktur. Bunun dışındaki hallerde ise tenzih yolu ile mekruhtur.. Bu da güzel yüzlü olmayan gençler içindir. Fakat güzel yüzlü genç ister seferden dönmüş olsun, ister olmasın, her halde onu öpmek haram olur. Böyle bir kimseyi kucaklamak, onu öpmek gibidir yahut ona yakındır. Burada öpüşenlerin ikisinin de salih erkek olmaları, yahut fasık olmaları, yahut bunlardan birinin salih kimse olması eşittir, durum değişmez.

Bizim Şafi´i mezhebde sahih olan, şehvet duygusu olmasa bile, güzel yüzlü bir gence bakmak haramdır. Fitne korkusu olmasa da bu haram­dır, kadın hakkında olduğu gibi...


Musafaha = Tokalaşma


Karşılaşma halinde musafaha yapmanın sünnet olduğunda ittifak vardır.

673- Katâde´den yapılan rivayetde demiştir ki, Enes´e (Radıyallahu Anh) sordum: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in ashabı arasında mu­safaha var mı idi Evet, dedi."[69]

674- Kâb İbni Mâlik´in (Radıyallahu Anh) tevbesinin kabul edilişi ola­yı ile ilgili olarak rivayet edilen hadisde o şöyle demiştir: "(Allah tevbemi kabul ettiği için beni tebrik maksadı ile) Talhâ İbni Ubeydullah (R.Anh) koşarak bana doğru geldi de Benimle musafaha etti ve beni tebrik etti."[70]

675- Sahih isnadlarla Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde o şöyle demiştir: "Yemen´liler gelince, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel-lern ashaba dedi ki, Yemen´liler size geldi. Musafahayı ilk ortaya çıkaran bunlardır."[71]

676- El Berâ´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Re­sûlüllah Sailallahu Aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İki müslüman kar­şılaşır da musafaha yaparlarsa, muhakkak surette ayrılmadan önce mağfiret olunur. "[72]

677- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayetimizde demiştir: "Bir adam (peygambere) dedi: Ya Resûlellah bizden bir adam kardeşine yahut arka­daşına rasgelince ona (başı ve vücudu ile) eğilir mi Peygamber, hayır de­di. Onu kucaklar ve öper mi dedi. Hayır, dedi. Elinden tutar ve onunla musafaha yapar mı dedi. Peygamber, evet, dedi."[73]

678- Atâ İbni Abdullah El-Horasanî´den yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu: Musafaha yapınız ki, kin gitmiş olsun. Hediyeleşiniz ve birbirinizi seviniz ki, düş­manlık gitsin "[74]

Bil ki, ner karşılaşmada musafaha yapmak müstahabdır. Ancak insan­ların âdet edindiği sabah ve ikindi namazlarından sonra musafaha yap­manın anlatılan şekilde şeriatta aslı yoktur. Yapılmasında da bir beis yok­tur; çünkü musafahanın aslı sünnettir. İnsanların bazı hallerde buna de­vam etmeleri ve çok ifrada kaçmaları ile meydana gelen tutum, aslen meşru olan musafahayı bozmaz.

İmam Ebû Muhammed Şeyh Abdüsselâm (Allah ona rahmet etsin), Ka-vaid kitabında anlatmıştır. Demiştir ki, bit´atlar beş kısımdır: Vacib, ha­ram, mekruh, müstahab ve mubah. Sabah ve ikindi namazlarından son­ra yapılan musafaha, mubah olan bit´ata bir örnektir. En iyisini Allah bilir.

Derim ki, yüzü güzel bir gençle musafahadan sakınmak uygundur. Çün­kü bundan önceki bölümde anlattığımız gibi, ona bakmak haramdır. Mez-heb âlimlerimiz demişlerdir ki, bakılması haram olan her şeye yapışmak da haramdır. Daha doğrusu yapışmak daha ağırdır. Çünkü bir kadınla evlenmek isteyen ona bakabilir, bu helaldir. Alış-veriş gibi işlerde de du­rum böyledir. Fakat bunlarda yabancı kadına yapışmak caiz olmaz. En iyisini Allah bilir.

Musafaha ile beraber güler yüzlü olmak, mağfiret istemek ve başka duada bulunmak müstahabdır:

679- Ebû Zer´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle anlatmış­tır: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seliem bana dedi ki: İyilikten hiç bir şeyi asla küçümseme; tatlı bir yüzle kardeşinle karşılaşmanı bile [75]

680- El-Berâ İbni Âzib´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seliem şöyle buyurdu: "İki müslüman karşılaşınca musafaha ederler de, nasihat ve muhabbet üzere gülümserlerse, aralarında günahları dağılır gider." Bir rivayet de şöyle: "İki müslüman karşılaştığı zaman musafaha ederler. Allah Tealâ´ya hamd ederler ve mağfiret dilerlerse, Aziz ve yüce olan Allah onlara mağfiret eder.[76]

681- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir. O da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den şöyle dediğini anlatmıştır: "Allah için se­vişen iki kuldan biri diğeri ile karşılaşır da onunla musafaha yaparsa, sonra da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e salât getirirlerse, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanmadan ayrılmaz."[77]

682- Enes´den yapılan rivayetde o şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallalia-hu Aleyhi ve Seliem bir adamın elini tuttuğu zaman,

"Allâhümme âtinâ fi´d-dünyâ haseneten ve fi´1-âhireti haseneten ve kına azâbe´n-nâr."

"Allah´ım, dünyada bize iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru, demedikçe ondan ayrılmazdı."[78]

Her halde kim için olursa olsun eğilip bel bükmek mekruhtur. Bundan önceki iki bölümde anlattığımız Enes´in hadisi buna dealalet eder. o ha­diste adamın biri peygambere sormuştu "Bizden biri adama eğilir mi Pey­gamber, hayır, dedi." Söylediğimiz gibi, bu hasen bir hadistir. Buna mariz bir nakil gelmediği için buna aykırı davranmaya yol yoktur. İlme ve iyi hale nisbet edilen bir çok kimselerin bunu yapmasına aklanılmasın. Çünkü uymak, ancak Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e olur. Al­lah Tealâ şöyle buyurur: "Peygamber size neyi veriyorsa (ne emrediyor­sa) onu alın, hangi şeyi de size yasaklıyorsa onu yapmayın, "[79]

Yine şöyle buyurmuştur: "Peygamberin emrine muhalefet edenler, ken­dilerine bir belâ isabet etmesinde, yahut acıklı bir azâb kendilerine isabet etmesinden sakınsınlar. "[80]

Biz, Cenazeler bölümünde Fudayl İbni İyad´dan (Radıyallahu Anh) bu manadaki Şu sözünü anlatmıştık: Hidayet yollarına uy, bu yola koyulan­ların azlığı sana zarar vermez. Sapıklık yollarından da sakın. Bu yollarda helak olanların çokluğuna aldanma. Başarı Allah´dandır.

Gelen kimseye kalkarak ikramda bulunmak şu kimseler için müstahab olduğunu seçtik: İlim bakımından açık bir faziletli olan için, yahut iyi hal, yahut şeref sahibi için, yahut hürmete değer bir idareci için, yahut evlad-lık veya akrabalık yakınlığından dolayı yaşlılık ve benzer sebebler için iyilik, ikram ve hürmet maksadı ile ayağa kalkılır. Gösteriş için ve insanı bü­yültmek için yapılmaz. İlk devir ve sonraki devir müslümanların uygula­maları hep bizim bu seçtiğimiz usul üzere olagelmiştir. Ben bu konu üze­rinde bir risale yaptım. Orada hadisleri, eserleri ve anlattığım hususlara delâlet eden önceki devir âlimlerinin sözlerini işlerini topladım. Bunlara aykırı düşenleri kitabda gösterdim ve onlara cevabı da açıkladım. Bu hu­susta zorluğa ve şübheye düşen ve bu risaleyi incelemek isteyen kimse uma­rım, ki, müşkülâtım giderir, inşaallah Tealâ. En iyisini Allah bilir.

Salih olan kimseleri, kardeşleri, komşuları, arkadaşları ve akrabayı zi­yaret etmek ve onlara ikramda bulunmak, iyilik etmek ve ilgi göstermek müstahab işlerin en kuvvetlilerindendir. bu ziyaretin usulü de insanların durumlarına, mevkilerine ve boş zamanlarına göre değişir. Bu gibileri in­sanın ziyaret etmesi, hoşlarına gitmeyecek şekilde ve razı olmayacakları bir zamanda olmamalıdır. Bu konuda hadisler ve nakiller meşhurdur ve çoktur. Müslim´in Sahih´inde rivayet ettiğimiz en güzellerindendir:

683- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Seliem şöyle anlattı: "Bir adam, başka bir köyde olan kardeşini ziyaret etti. Bunun üzerine Allah Tealâ onun yolu üzerine koruyup gözetleyici bir melek görevlendirdi. Melek adama gidin­ce sordu: Nereye gidiyorsun Adam: Şu köyde olan kardeşime gitmek is­tiyorum, dedi. Melek: Adamın sana iyiliğinden dolayı senin ona bir bor­cun mu var Adam dedi ki: Hayır, sadece ben ûnu Allah Tealâ´nın rızası için sevdim. Melek dedi: Ben, sen o adamı Allah İçin sevdiğin gibi, Al­lah´ın da seni sevdiğini bildirmek üzere Allah´ın sana gönderdiği elçi­siyim."[81]

684- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seflem şöyle buyurdu: "Kim bir hastayı ziyaret ederse, yahut Allah Tealâ için bir kardeşini ziyaret ederse, bir mü-nadi şöyle diye ona seslenir: Hoş ettin, yürüdüğün yol (boyunca sevabın) hoş oldu. Cennette de bir ev hazırlamış oldun."[82]

İnsanın salih bir arkadaşından kendisini ziyaret etmesini ve ziyaretini çok yapmasını istemesi müstahabdır.

685- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edilmiştir. O de­miştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bizi ziyaret ettiğinden daha fazla, bizi ziyaret etmeden seni engelleyen nedir (Neden bizi daha çok ziyaret etmiyorsun Peygamber bunu Cibril Aley-hisselâm´a söylemesi üzerine) şu âyet indi:"

"Biz senin Kabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzde ve arkamız­da olanlar ve bunlar arasında bulunanlar (her şeyin mülkiyet ve tasarru­fu) hep O´nundur."[83]


Aksırana Duâ Etmek Ve Esnemenin Hükmü


686-Ebû Hüreyre´den rivayet edilmiştir. O da, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den şöyle dediğini anlatmıştır: "Allah Tealâ aksırmayı sever (ondan razı olur). Esnemeyi hoş görmez. Sizden biriniz aksırır da Allah Teaîâ´ya hamd ederse, onu işiten her müslüman üzerine ona şöyle duâ etmek bir borç olur: "Yerhamükeîlâh" (Allah sana merhamet etsin). Esnemeye gelince, o Şeytandandır. Sizden biriniz esnediği zaman, gücü yeterince onu geri çevirsin. Çünkü sizden biriniz esneyince Şeytan ona gü­ler."[84]

Derim ki âlimler şöyle ifade etmişlerdir: Aksırmayı gerektiren sebeb iyi bir şeydir. O da besin hafifliğinden ve yük ağırlığının azlığından ileri ge­len vücud hafifliğidir. Bu da iyi bir haldır ki şehveti zayıflatır ve ibâdeti kolaylaştırır. Esnemek bunun zıddıdır. Allah en iyisini bilir.

687- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir. O da Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den şöyîe dediğini anlatmıştır: "Siz­den biriniz aksırdiği zaman,

"Elhamdülillah"

"Allah´a hamd olsun" desin. Kardeşi yahut arkadaşı da ona:

"Yerhamukellâhu"

"Allah sana merhamet etsin", desin. Kardeşi ona yerhamukellâh de­yince, sksıran:

"Yehdîkümullâhu ve yuslıhu bâteküm" "Allah size hidâyet etsin ve halinizi düzeltsin", desin."[85]

688- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanında iki adam aksırdı. Peygamber (s.a.v) bunlardan birine karşılık verdi (teşmit yaptı), diğerine teşmit yap­madı. Bunun üzerine peygamberini teşmit yapmadığı kimse dedi ki, fa­lanca aksırdı da ona teşmit yaptın., ben aksırdım da bana teşmit yapma­dın Peygamber (s.a.v): Bu adam Allah Teaîâ´ya hamd etti. Sen ise Al­lah Teaîâ´ya hamd etmedin, buyurdu."[86]

689- Ebû Musa El-Eş´arî´den rivayet edilmiştir. (Radıyallahu Anh) o demiştir ki,

Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu işittim: "Sizden biriniz aksırır da Allah Tealâ´ya hamd ederse, ona teşmit yapı­nız. Eğer Allah´a hamd etmezse, ona teşmit yapmayınız, (Yerhamukel-lâh, demeyiniz).[87]

690- El-Berâ´dan (Radiyallahu Anh) rivayet edilmiştir. O şöyle demiş­tir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yedi şeyi emretti ve yedi şeyi bize yasakladı. Hastayı ziyareti, cenaze arkasında yürümeyi, aksira-na teşmit yapmayı, davetçiye icabet etmeyi, selâma karşılık vermeyi, hak­sızlığa uğrayana yardım etmeyi ve yeminde durmayı (yemini bozmamayı) bize emretti."[88]

691- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anhu) rivayet edilmiştir. O da Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır: "Müslümanın müslüman üzerine hakkı beştir: Selâmı cevablamak, has­tayı ziyaret etmek, cenazeler arkasında yürümek, davete icab etmek ve aksırana teşmit yapmak."[89]

Müslim´in diğer bir rivayeti şöyledir: "Müslümanın müslüman üzerin­deki hakkı altıdır: Onunla karşılaşıinca ona selâm ver, seni davet ettiği zaman icabet et, senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver, aksırır da Al­lah Tealâ´ya hamd ederse ona teşmit yap, hastalanınca onu ziyaret et ve ölünce cenazesini takip et."

Aksıran kimsenin aksırması arkasıhda ELHAMDÜ LİLLAH demesi­nin müstahab olduğunda âlimler ittifak etmişlerdir. Elhamdü lillahi Rab-bilalemin, derse daha güzel olur. Elhamdü Iillâhi alâ külli hâl, derse daha faziletli olur.

692- Sahih bir isnadla Ebû Hüreysre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edil­miştir. O da Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğu­nu anlatmıştır: "Sizden biriniz aksırdığı zaman, ELHAMDÜ LİLLÂHİ ALA KÜLLİ HÂL, desin. Kardeşi yahut arkadaşı da: Yerhamukellah, desin. Buna karşılık olarak aksıran: Yehdîkümullahu ve yuslihu bâleküm (Allah size hidâyet versin ve halinizv düzeltsin, der.)"[90]

693- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet edilmiştir ki: "Bir adam İbni Ömer´in yanında aksırdı da: Elhamdü lillah vesselâmu alâ Re-sûlillah, dedi. İbni Ömer ona şöyle dedi: Ben de, Elhamdü lillah vesselâ­mu Alâ Resûliüahi, derim. Fakat Resûlüllah Sallaîlahu Aleyhi ve Sellem´in bize öğrettiği böyle değildir. Bize şöyle demeyi öğretti: Elhamdü Iillahî alâ külli hâl."[91]

Derim ki: Aksırma arkasında hamd sözünü duyan herkesin ona Yer­hamukellah, yahut Yerhamukümullâh, yahut Rahirnekümullâh, demesi müstahab olur. Bundan sonra aksıranm şöyle demesi de müstahabdır: Yeh-dîkumullâhu ve Yuslihu bâleküm, yahut Yeğfirullâhu lenâ ve leküm.

694- İmâmı Mâlik´ten rivayet edilmiştir. O da Nafi´den, Nafi´de İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) rivayet ettiğine göre, İbni Ömer şöyle dedi: "Sizden biriniz aksırır da ona YERHAMUKELLAH denilirse, o da şöyle der:

"Yerhamunallâhu ve iyyâküm ve yağfirullâhu lenâ ve leküm (Allah bize ve size merhamet etsin. Allah bizi ve sizi bağışlasın).

Bütün bunlar sünnettir, bunlarda vacib yoktur. Âlimlerimiz şöyle de­miştir: Teşmit denilen YERHAMUKELLAH sözünü söylemek sünneti ki-fayedir. Meclisde bulunanlardan biri bunu söylerse, hepsi için yeterli olur. Fakat faziletli olan, bunu mevcudlarm tümünün söylemesidir. Çünkü daha önce yazdığımız Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in: "Aksıranm hamd sözünü işiten her müslüman üzerine YERHAMUKELLAH demek bir borçtur." sözü vardır. Bizim bu anlattığımız Şafi´i mezhebinin görü­şü olan teşmitin müstahab oluşudur. Mâliki âlimleri bunun vacib oldu­ğunda ayrılığa düşmüşlerdir. Kadî \bdülvahhab bu teşmit sünnettir. Bi­zim mezhebimizde olduğu gibi, cemaat içinden bir kişinin teşmiti yeterli­dir demiştir.

İbni Müzeyn demiştir ki bütün cemaatın teşmit yapması gereklidir. İbnu´l-Arabî El-Mâlikî de bunu benimsemiştir.

Daha önce geçen hadisten dolayı, aksıran hamd etmezse, ona teşmit yapılmaz. Hamdin, teşmitin ve buna cevab vermenin en azı, yanındaki arkadaşı işitecek kadar sesi yükseltmektir.

Aksıran adam Allah´a hamd sözünden başka bir söz söylerse, teşmite hak kazanmaz:

695- Sahabî olan Salim İbni Übeyd El-Eşca´i´den (Radıyallahu Tealâ Anh) yapılan rivayetde o şöyle demiştir: "Biz Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanında idik. O sırada cemaatten biri aksınp: Esselâmu Aley-küm, dedi. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sana ve annene de selâm olsun (burada selâmın gereği ne)! Sonra peygamber (s.a.v): Sizden biriniz aksırdığı zaman Allah´a hamd etsin." dedi. Bundan sonra bazı hamd şekillerini anlattı ve dedi ki, hamd edip aksıran kimsenin yanında bulunan, Yerhamukellâh, desin. Aksıran da on­lara cevab olarak: Yeğfirullâhu lenâ ve leküm, desin."[92]

Namazda iken aksfran kimsenin, kendine işittirecek bir sesle Elhamdü Lillâh, demesi bizim Şafi´i mezhebinde müstahabdır. Mâliki âlimleri için üç görüş vardır. Birincisi bu bizim görüşümüzdür. İbni Arabî bunu seç­miştir. İkincisi, içinden hamd eder. Üçüncüsü Sahnun´un söylediğidir ki, ne aşikâre hamd eder, ne de içinden...

Aksırmaya gelince, sünnet olan elini yahut mendilini ağzına koymak ve sesi alçaltmaktir:

696- Ebû Hüreyre´den (RadiyaHahu Anh) yapılan rivayetde o şöyle de­miştir: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem aksırdığı zaman elbisesini, yahut benzer bir şeyi ağzı üzerine kordu. Aksırma sesini alçaltır yahut kısardı." Ravi bu son iki lâfızda şübhe etmiştir. Tirmizî der ki, bu hadis sahilidir.[93]

697- Abdullah İbni Zübeyr´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan riva­yetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu; "Aziz ve yüce olan Allah Esneme ve aksırmada ses yükseltmeyi hoş gör­mez. "[94]

698- Ümmü Seleme´den yapılan rivayetde (Radıyallahu Anha) o şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle dediğini işit­tim: Yüksek sesle esnemek ve şiddetli aksırmak Şeytandandır."´[95]

Bir insanın aksırması arka arkaya devam ederse sünnet olan üçe varın­caya kadar ona Teşmit etmektir:

699- Seleme İbni´l-Ekvâ´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre, o Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den dinledi: "Bir adam Pey­gamberin yanında aksırdı. Peygamber ona: Yerhamukellâh, dedi. Sonra bir daha aksırınca, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun için dedi ki, adam nezlelidir. "Bu söz, Müslim´in rivayetidir. Amma Ebû Dâvud ve Tirmizî rivayetlerinde demişlerdir ki, Seleme anlattı: "Bir adam Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanında aksırdı, ben de bulunuyor­dum. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, YERHA­MUKELLÂH, dedi. Sonra ikinci defa yahut üçüncü defa aksırdı. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, YERHAMUKELLÂH, bu nezleli bir adamdır. "[96]

700- Sahabî olan UbeyduIIah İbni Rifâ´adan (Radıyallahu Anh) yapı­lan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bu­yurdu: "Üç kez aksırana teşmit yapılır, (ona Yerhamukellâh, denilir). Eğer ziyade yaparsa, dilersen teşmit yaparsın, dilersen yapmazsın.[97]

701- Ebû Hüreyre´den rivayet edilmiştir. Hadisin isnadında halini araş­tırmadığım bir adam vardır. Hadisin geri kalan isnadı sahihtir. Ebû Hü-reyre demiştir ki: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyur­duğunu işittim: "Sizden biriniz aksırınca, yanında oturan ona teşmit yap­sın, Üçten fazla aksırırsa o kimse nezledir. Üçten sonra teşmit yapılmaz. (Yerhamukellâh, denmez). [98]

Bu konuda âlimler ihtilâf etmişlerdir: Mâliki olan İbnu´l Ârâbî şöyle demiştir: İkinci aksırışında adama, sen nezlelisin, denilir, görüşü vardır. Üçüncüde ona denilir, dördüncüde (sen nezlelisin) denilir şeklinde deği­şik görüşler vardır. Doğru olan üçüncüde söylenmesidir. böyle (sen nez­lelisin) denmesinin manası, bundan sonra sen teşmit yapılacak kimse değilsin, demektir. Çünkü sende olan bu hal nezleden ve hastalıktandır. Ak­sırmadaki hafiflikten değildir.

Eğer denilirse: Hastalık sebebiyle aksırma olursa, ona duâ ve teşmit yap­mak uygun olur. Çünkü hasta olan, hasta olmayandan duaya daha fazla hak sahibidir. Neden buna teşmit yapılmasın Bunun cevabı: Ona duâ etmek müstahabdır. Fakat meşru olan aksırma duasından başka bir duâ yapılır. Müslümanın müslümana afiyet, selâmet ve benzeri duâ yapması teşmit kısmından değildir.

Bir kimse aksırır da Allah Tealâ´ya hamd etmezse, daha önce anlattı­ğımız gibi ona teşmit yapılmaz. Eğer Allah Tealâ´ya hamd etse de insan bunu işitmezse yine ona teşmit yapılmaz.

Aksiranın yanında bir topluluk olur da onlardan bir kısmı aksıranın hamdini duyar bir kısmı duymazsa, işitenler ona teşmit yapar, başkaları değil. Doğru kabul edilen budur.

İbnu´l-Ârâbî, hamdi işitmcyenler hakkında bir muhalefeti anlatmıştır: Arkadaşlarının teşmitini işitince, hamdi işitmeyen de teşmit yapar; çün­kü başkasının teşmit yapmasıyla adamın aksırma ve hamd halini bilmiş olur. Bu görüşe karşı olarak denmiştir ki, hamdi itişmeyenler, bu durum­da da teşmit yapmazlar. Çünkü aslen hamdi işitmemişlerdir.

Bil ki, aslen bir adam hamd etmeyince, yanında bulunan kimsenin hamdi hatırlatması müstahab olur. Doğru kabul edilen budur.

Hattâbî´nin Sünen´inde bunun benzerini, büyük İmam İbrahim El-Nehâ´i´den rivayet ettik. Bu insanı uyarma işi, nasihat, iyiliği emretme, iyilik ve takva üzere yardımlaşma bölümüne girer.

İbnu´l-Ârâbî demiştir ki, uyarmayı yapmaz. Bunu yapmayı cehalete ve hata işlemeye yormuştur. Doğru olan bizim anlattığımız uyarma işinin müstahab olduğudur. Muvaffakiyet Allah´dandır.


(Bir Yahudi Aksırınca)


702- Ebû Musa El-Eş´arî´den (Radıyaîlahu Anh) yapılan rivayete göre şöyle demiştir:

Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanında aksırışırlardi. Bununla peygamberin kendilerine, Yerhamukümullâh, demesini umarlardı. Peygamber de (onlara) derdi: Allah size hidâyet versin ve halinizi düzeltsin."[99]

703- Ebû Hüreyre´den (Radıyaîlahu Anh) rivayet edilmiştir. O demiş­tir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim bir olay anlatır da o sırada aksırırsa, o doğrudur.[100]

Bir insan esnediği zaman, daha önce anlattığımız hadisten dolayı, onu gücü yeterince geri çevirmesi sünnettir. Müslim´in Sahih´inde rivayet et­tiğimiz gibi, elini ağzı üzerine koyması da sünnettir.

704- Ebû Saîd El-Hudrî´den rivayete göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle dediğini anlatmıştır: "Sizden biriniz esnediği zaman eli ile ağzı üzerini tutsun. Çünkü Şeytan girer."[101]

Derim ki, esneme namazda yahut namaz dışında olsa hüküm birdir, eli ağız üzerine koymak müstahab olur. Ancak esneme ve benzeri bir ge­rek olmadığı zaman eli ağıza koymak, namaz kılan için mekruhtur. En doğrusunu Allah bilir.


İnsanı Övmek


Bil ki, insanı iyi halleri ile medhetmek ve övmek bazen yüzüne karşı olur, bazan da gıyabında olur. İnsanı gıyabında övmeye gelince, öven kimse taşkınlık yapmamak ve yalana girmemek şartı ile, bunda engel yoktur. Yalan şekli ile övmek ise haramdır. Haram oluş övmekten değil, yalan söylemekten dolayıdır. Bir gerek duyulduğu zaman ve bir bozukluğa se-beb olmadığı içinde yalan olmayan böyle bir övgü müstahabdır. Övülene ulaşması halinde onu fitneye düşüren ve benzeri bozuk maksad taşıyan medihler olmamalıdır.

Övülenin yüzüne karşı yapılan medhe gelince, bunun hakkında mubah ve müstahabı gerektiren hadisler nakledildiği gibi, bundan kaçınmayı ge­rektiren hadisler de nakledilmiştir. Âlimler demiştir ki, bu hadislerin hük-münü bir araya toplayıp şöyle denilir: Eğer yüzüne karşı övülende kâmil bir iman, tam bir anlayış, nefis terbiyesi ve fitneye düşmeyecek şekilde . tam bir seziş varsa ve buna aldanmazsa, nefsi de bundan hoşlanmazsa, bu haram değildir, mekruh da değildir. Bu hallerden birinin bulunmasın­dan korkuluyorsa, onu yüzüne karşı övmek şiddetle mekruh olur.

705- Mikdâd´dan (Radıyallahu Anh) şöyle anlatılmıştır:

"Bir adam Hazreti Osman´ı (Radıyailahu Anh) övmeye durdu. Mik-_dad maksadlı olarak dizleri üzerine çöktü de övenin yüzüne serpmek üze­re kumlar avuçlamaya başladı. Osman Mıkdad´a dedi ki, ne yapıyorsun Bunun üzerine Mıkdad dedi: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu­yurdu: Övücüleri gördüğünüz zaman yüzlerine toprak serpin, (onlara de­ğer vermeyin)."[102]

706- Ebû Musa El-Eş´arî´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Seliem, bir adamın bir adamı övdüğünü ve övgüde ileri gittiğini işitti. Bunun üzerine: Helak et­tiniz yahut adamın belini kırdınız." buyurdu.[103]

707- Ebû Bekre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir: "Bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanında anıldı, bir adamda onu hayırla övdü. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöy­le dedi: Yazık ettin! (Aşırı derecede övmekle, yahut övgün ona gidip de onun gururlanmasına sebebiyet vermekle) arkadaşının boynunu kırdın.-Peyamber bu sözü tekrarlıyordu. -Sizden biriniz çaresiz övecekse, övece­ği şekilde olduğunu bildiği takdirde, "onun şöyle, şöyle olduğunu sanırım" desin.. Onu olduğu gibi bilen ve hesaba çekecek olan Aîlah´dır. insan Al­lah´a karşı hiç kimseyi temize çıkarmasın."[104]

Övmenin mubah olduğuna dair hadisler çoktur, burada bir araya top­lanmaları mümkün değildir. Ancak bunlardan bir kısmına işaret ediyoruz:

708- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in Sahih olan hadisde Ebû Bekir´e (Radıyallahu Anh) olan şu sözü bu övme kısmındadır:

"(Mağarada iki kişi kaldık. Düşmanın ayak seslerini işitiyorsun) İki kişiyi ne sanıyorsun Allah onların üçüncüsüdür. (Onun için biz hepsinden güç­lüyüz)[105]

Diğer bir hadisde de (Ebû Bekir´e) "Sen, büyüklük taslayarak elbisele­rini sürtenlerden değilsin." buyurmuştur.

Diğer bir hadisde de: "Ey Ebû Bekir, ağlama! Arkadaşlığında ve ma­lında benim için insanların en güvenileni Ebû Bekir´dir. Eğer ümmetim­den bir dost edineydim, Ebû Bekir´i dost edinirdim." buyurmuştur.

Başka bir hadisde:"Umuyorum ki sen onlardansın. (Cennet´e girmek için bütün kapılarından davet edileceklerdensin)" buyurdu.

Başka bir hadisde de "Ona izin ver ve onu Cennetle müjdele. (Ebû Be­kir´e izin ver ve onu Cennet´le müjdele.) buyurmuştur.

Başka bir hadisde: "Ey Uhud dağı! (Sarsılma) dur. Zira senin üzerin­de bir peygamber, bir Sıddîk (Ebû Bekir) ve (gelecekte şehid olacak) iki şehid (Ömer ile Osman) vardır." dedi:

Yine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Cennete girdim ve bir köşk gördüm. Sordum, bu kimindir Ömer´indir, dediler. Oraya girmek istedim, fakat kıskanırsın hatırıma geldi.

Bunun üzerine Ömer (Radıyallahu Anh): Anam-babam sana feda ol­sun, yâ Resûlellah! Sana kiskanırmıyım dedi."

Başka bir hadisde: "Ey Ömer! Koyulduğun herhangi bir yolda Şeytan sana karşı çıkmışsa, muhakkak senin yolundan başka bir yola sapmış olur, (senden kaçar)."

Diğer bir hadisde: "(İçeri girmesi için) Osman´a kapıyı aç ve onu Cen­netle müjdele." buyurmuştur.

Başka bir hadisde Ali´ye: "Sen bendensin, ben de sendenim (soyumuz ve inancımız birdir), dedi."

Diğer bir hadisde yine Ali´ye: "Harun´un Musa´ya olan yakınlığı gibi, senin benimle beraber olmana razı olmazmısın Buyurdu."

Başka bir hadisde Bilâle: "Ayaklarının tıkırtısını Cennet´de işittim, de­di."

Başka bir hadisde Ubeyy İbni Kâb´a: "İlim sende bereketli olsun, ey Münzir´in babası! buyurdu."

Diğer bir hadisde de Abdullah İbni Selâm´a: "Sen ölünceye kadar İs­lâm üzere bulunacaksın, buyurdu."

Başka bir hadisde Ensar´dan bir sahâbiye: "(Sen ve hanımın yemek ye­meyip müsafirinize ikramda bulunduğunuz için) Allah sizin işinize güldü yahut taaccüb etti (sizden razı oldu), dedi.

Başka bir hadisde Ensar´a: "İnsanlar içinde bana en sevimli sizlersi­niz," buyurdu.

Diğer bir hadisde de Abdü´1-Kays kabilesinin başında bulunana: "Siz­de iki haslet (huy) vardır ki, onları Allah Tealâ ve O´nun peygamberi se­ver: Onlar, yumuşak huy ile vakardır, buyurdu. "[106]

Sahih hadisler arasında bütün bu işaret ettiklerim meşhurdur. Onun için bunların kaynaklarını göstermedim. Yüze karşı Peygamber Sallalla-hu Aleyhi ve Sellem´in övmesine dair benzeri hadisler çoktur. Allah on­lardan razı olsun, Ashab, tabiin ve bunlardan sonra gelen ve kendilerine uyulan imam ve âlimlerin övmesine gelince, bunlar sayılamayacak kadar çoktur. En iyisini Allah bilir.

Ebu Hamid El-Gazalî İhya kitabının Zekât bölümü sonunda şöyle de­miştir: Bir insan sadaka verdiği zaman, onu alan bakmalıdır: Eğer sada­kayı veren adam teşekkür edilmesini seviyor ve onun insanlara duyurul­masını istiyorsa, sadakayı alanın işi gizli tutması uygun olur. Çünkü hak­kını ödemesi onu zulme götürmeye sebeb olmamalıdır. Adamın teşekkür istemesi bir zulümdür. (Yaptığı iş Allah için olmaz, nefsine yazık etmiş sayılır.) Eğer sadakayı alan, verenin halinden teşekkürü sevmediğini ve yayılmasını istemediğini bilirse, ona teşekkür eder ve sadakasını açıklar.

Allah kendisine rahmet etsin, Süfyan El-Sevrî şöyle demiştir: Kendini bilen kimseye insanların övmesi zarar vermez.

Ebu Hamid El-Gazalî, bu bölümün başında geçen sözü anlattıktan sonra şöyle demiştir: Bu manaların inceliklerini düşünmek, kalbini gözetleyene gereklidir. Çünkü azaların yaptığı işler, bu inceliklerin ihmali ile olursa, çok yorulma ve az faydalanma bakımından şeytan için bir gülme demek­tir. Bu ilmin hali öyle bir şeydir ki, onun hakkında denilir: Bundan bir mes´ele Öğrenmek, bir sene (nafile) ibâdet etmekten daha faziletlidir. Çünkü bu ilim sebebiyle ömür boyu ibâdet sağlığa kavuşur. Bu ilmi bilmemekle de ömür boyu yapılan ibâdet ölür ve boşa çıkar. Başarı ancak Allah1 m yardımı iledir.


İnsanın Kendini Övmesi Ve İyiliklerini Anlatması


Allah Tealâ "Nefislerinizi temize çıkarmayın."[107]

Bil ki, insanın kendi iyiliklerini anlatması iki kısımdır: Sevilmeyen ve sevilen, öğünmek için, arkadaşları üzerine üstünlüğü göstermek ve ben­zeri haller için yapılan iyilikleri anma, sevilmeyen ve kötülenen şeydir. Makbul olanı ise, dinî bir maslahata bağlı olanıdır. Bu da iyiliği emredi­ci, kötülükten ahkoyucu olmakla, öğüt verici olmakla yapılır, yahut ge­rekli bir işi göstermek, yahut öğretmek, yahut terbiye vermek, yahut na­sihat vermek için, yahut uyarmak için, yahut iki kimsenin arasını düzelt­mek için, yahut kendinden bir kötülüğü savmak için, yahut benzeri şey­ler için yapılan övme ve iyilikleri anlatmalardır ki, bunlar makbuldür. İnsan bu maksadlarla kendi sözünün daha iyi kabul edileceğini ve anlattıkları­na daha çok güvenileceğini niyet ederek iyiliklerini anlatır. Yahut der ki, benim dediğim bu söz, öyle bir sözdür ki, onu benden başkasında bula­mazsınız, bunu ezberleyin gibi sözler söyler, yahut bunun benzeri söz söy­ler. Bu konuda bu mana üzerinde sayılamayacak kadar deliller gelmiştir:

709- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şu sözü gibi:

"Ben Peygamberim, yalan yoktur. Ben Âdem evlâdının efendisiyim. Kendisine ilk arz açılacak kimseyim. Ben Allah´ı en iyi bileniniz ve tak­vası en çok olanmızım. Ben Rabbimin yanında (himayesinde) gecelerim." Buna benzer rivayetler çoktur.

Yusuf Aleyhisselâm da (Mısır Melikine):

"Mısır arazisinin hazineleri üzerine beni görevli kıl. Ben, koruyan ve bilen kimseyim." dedi.[108]

Şuayb Aleyhisselâm dedi:

"Beni İnşaallah sâlihlerden bulacaksın."[109]

Osman (evinde aleyhtarları tarafından) kuşatıldığı zaman, (Radıyalla-hu Anh) şu sözleri söylemişti:

Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu bilmiyor musunuz : "(Tebük savaşının sıcak ve kurak günlerinde sefere çıkan) o zor günlerin ordusunu kim teçhiz ederse, ona cennet vardır. Ben o askerle­ri teçhiz ettim. Bi İm i yormuş un uz ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel-Iem: (Medine´deki) Rûme kuyusunu kazana Cennet vardır. Ben de onu kazmıştım (ve sebil yapmıştım) Peygamberin dediği sözde onu doğrula-ym, buyurmuştur. "[110]

710- Sa´d İbni Ebi Vakkas´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, Küfe halkı kendisini Ömer İbni Hattab (Radıyallahu Anh) Hazretlerine şikâyet ettikleri zaman ve güzel namaz kıldırmıyor, dediklerinde, Sa´d şu cevabı vermişti: Vallahi ben, Allah Tealâ yolunda ilk ok atan Arablar´-dan bir adamım. Biz Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile savaşan­lardık..."[111]

711- Hazreti Ali´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde o şöyle de­miştir: "Tohumlan çatlatıp bitiren ve nefisleri yaratan hakkı için, Pey­gamber benim hakkımda söz verdi ki, beni ancak mü´min sever ve bana ancak münafık buğz eder."[112]

712- Ebû Vâil´den yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır: İbni Mes´ud (Ra-dıyallahu Anh) bize hutbe okuyup şöyle dedi: "Vallahi ben, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in ağzından yetmiş küsur sûre aldım. Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in ashabı da bilmişlerdir ki, ben Allah Tealâ´nın kitabını onlardan daha iyi bilenim. Bununla beraber ben onların en hayırlısı değilim. Eğer Denden daha bilgili bir kimseyi hileydim (on­dan ilim almak için) sefere çıkardım."[113]

713- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayete göre, ken­disine, yürümeyen bir deveye çare bulmaktan soruldu, bunun üzerine (çare1 isteyen adama): Tam bilgi verecek kimseye düştün, (Bu konu da seni an­cak ben aydınlatırım.) dedi...[114] Buna benzer örnekler çoktur, hepsi an­latılamaz.

Bu şekilde olan övünmelerin hepsi anlattığımız maksadlara bağlı ola­rak caizdir. Başarı Allah´dandır.


Önceki Konu İle İlgili Meseleler


Mes´ele: Seni çağıran bir adama, emrindeyim ve yardimmdayım yahut sadece emrindeyim demek müstahabdır. Yine bir kimseye merhaba de­nince yahut ona bir iyilik yapılınca, yahut adamda güzel bir iş görünce, "Allah seni korusun" ve "seni hayırla mükâfatlandırsın´ şeklinde ve bu­na benzer söz söylemek müstahabdır. Bunun delilleri sahih hadislerden çok vardır ve meşhurdur.

Mes´ele: Amelde takvada yahut bu gibi halleri bulunan bir kimseye: "Allah beni sana feda kılsın", yahut "anam-babam sana feda olsun" ve bunun gibi sözler söylemekte sakınca yoktur. Bununda delilleri sahih olan hadislerde çoktur, meşhurdur. Kısaltmak için onları söylemedim.

Mes´ele: Bir kadının yabancı bir erkekle konuşması caiz olan alış-veriş ve bunlar dışındaki yerlerde onlarla konuşmaya muhtaç kaldığı zaman sözünü ciddi ve sert yapması gerekir. Kendisine erkeğin meyli olmasın di­ye yumuşak söz söylemez.

Âlimlerimizden İmam Ebu´l-Hasan El-Vahidî, El-Basît adlı kitabında şöyle demiştir: Âlimlerimiz demiştir ki, kadın zariftir, yabancılarla ko­nuştuğu zaman ciddi konuşsun. Çünkü böyle davranmak, kalbi fitneye düşürmekten daha çok uzaklaştırır. Yine hısımlık yolu ile haram olanlar­la da böyle yapmalıdır. Görülmüyor mu ki, bu vasiyete bağlı olarak de­vamlılık üzere insanlara haram olan mü´minlerin anneleri (Peygamberin zevceleri) hakkında şöyle buyurmuştur:

"Ey Peygamber hanımları! Siz diğer kadınlardan biri gibi değilsiniz. Eğer takva sahibi olmak istiyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) yumuşak söz söylemeyin. O takdirde kalbinde bir bozukluk olan umuda düşer."

Ben derim ki, kadının sesini sert söylemesine dair El-Vâhidî´nin anlat­tığını yine âlimlerimiz söylemiştir. Şeyh İbrahim E1-Mervezî de âlimleri­mizden olmakla şöyle demiştir: Kadının erkeğe karşı ciddî konuşmasının yolu, avucunun dışı ile ağızını örtüp böylece erkeğe cevab vermesidir. En iyisini Allah bilir.

Bu konuda El-Vâhidî´nin söylediği, hısımlık bakımından haram olan yabancı gibi aynen haramdır sözü zayıftır. Onun muhalefeti de âlimleri­miz arasında meşhurdur. Çünkü onların akraba yakınlığı gibi mahrem olmaları, beraber bulunma ve bakma cevazı bakımındandır. Sihriyat ve hısımlık hususu ve bu yönden kan akrabası gibidir. Mü´minlerin anneleri­ne gelince, onlar sadece nikâh edilememek yönünden ve onlara hürmet etmek farz olduğundan anneler gibidirler. Bundan dolayıdır ki, Kızlarını nikahlamak helâl olmuştur. (Fakat insan neseben annesinin kızını nikâh-layamaz, kız kardeşi olur.) En iyisini Allah bilir.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Kur´anı Kerim, Nûr süresi:61

[2] Nisa Siiresi:86

[3] Kur´anı Kerim: Nûr Süresi: 27

[4] Kur´an, Kerim: Nür Süresi: 59

[5] Kur´anı Kerim: Zâriyâi Süresi: 24-25

[6] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud.

[7] Buhârî ve Müslim.

[8] Buhârî. Müslim. Tirmizî. Nesâî.

[9] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[10] Dârimî. Tirmizî. İbni Mâce. Ahmed b. Hatibe!. Taberâni.

[11] İbni Mace. İbni Sünnî.

[12] Muvatta

[13] Buhârî.

[14] Dârimî. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[15] İbn-i Sünnî

[16] Kur´an-ı Kerim, Zâriyai Süresi: 25.

[17] Buharı. Tirmizî.

[18] Müslim. Tirmizî.

[19] Tirmizî. Ebû Dâvud. Bııhârî, ni-Eclebif-MülYed. (Tirmizî demidir ki, bunun isnadı zayıftır.)

[20] Ebû Dâvud.

[21] Muvatta´. (Derim ki,, bu hadis mürseldir, isnadı sahihdir.)

[22] Buhârî. Müslim. Tirmizî.

[23] Ebû Dâvud.

[24] Kur´anı Kerim: Nİsâ Süresi: 86.

[25] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[26] Ebû Dâvud, Buhârî El-Edebül-Müfred´de.

[27] İbni Sünnî.

[28] Ebû Dâvud. Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen ve sahih hadistir.)

[29] Tirmizî. (Bu zayıf bir hadistir. Münker hadistir demiştir.)

[30] Ebû Dâvud. Tirmizî.

[31] Ebû Dâvud. Tirmizî. İbni Mâce. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)

[32] İbni Sünnî.

[33] Buhârî.

[34] Müslim. Buhâri.

[35] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[36] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[37] Buhârî. Müslim. Tirmizî.

[38] Buhârî. Ebû Dâvud.

[39] Buhârî. Müslim. Nesâî.

[40] Buhârî. Müslim.

[41] Ebû Dâvud. Nesâî, fil-yevmi vel-leyli. İbni Sünnî.

[42] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî

[43] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. Buhârî, el-Edebül-Müfred. Hakim. Nesâî, amelül-yevmi velleyli. Ahmed b. Hanbel.

[44] İbni Sünnî

[45] Kur´an-ı Kerim, Nûr Süresi: 27.

[46] Kur´an-ı Kerim, Nûr Süresi: 59.

[47] Buhârî. Müslim. Muvatia´. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[48] Buhârî. Müslim. Tirmizî. Nesâî.

[49] Ebû Dâvud.

[50] Ebû Dâvud. Tirmizî, Ahmed b. Hanbel. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)

[51] Buhârî. Müslim.

[52] Buhâri. Müslim.

[53] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî, fil yevmi velleyli.

[54] Buhârî. Müslim.

[55] Buhârî. Müslim.

[56] Müslim. Ebû Dâvud, Nesâî. İbni Mâce

[57] Müslim.

[58] Ebû Dâvud

[59] Ebû Davud.

[60] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[61] Buhârî. Müslim.

[62] Buhârî, kitabul-Edeb, Müslim.

[63] Ebû Dâvud, Buhârî, Müslim.

[64] Tirmizî. Nasâî. İbni Mâce.

[65] Ebû Dâvud.

[66] Buhârî.

[67] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)

[68] Tirmizî. İbni Mâce. (Tirmizî demiştir ki,.bu hasen hadistir.)

[69] Buhârî. Tirmizî.

[70] Buhârî. Müslim.

[71] Ebû Dâvud.

[72] Ebû Dâvud. Tirmizî, İbni, Mâce.

[73] İbni Mâce. Tîrmizî. (Tirmizî, bu hadis hasendir.)

[74] Muvatta´. (Derim ki bu hadis mürseldir.)

[75] Müslim.

[76] İbni Sünnî. Ebû Dâvud.

[77] İbni Sünnî.

[78] İbni Sünni.

[79] Kur´an-ı Kerim, Haşir Süresi: 7

[80] Kur´an-ı Kerim, Nûr Süresi: 63

[81] Müslim.

[82] Tirmizî. İbni Mâce.

[83] Buharı, Tirmizî, Ahmed b. Hanbel (Kur´an-ı Kerim, Meryem Sûresi: 64)

[84] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[85] Buhârî. Ebû Dâvud. Nesâî, fil yevmi velleyleti.

[86] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[87] Müslim.

[88] Buhârî. Müslim. Tirmîzî. Nesâî.

[89] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvııd. Tirmizî. Nesâî.

[90] Ebû Dâvud.

[91] Tirmizî.

[92] Ebû Dâvud. Tİrmizî.

[93] Ebû Dâvud. Tirmizî.

[94] İbni Sünnî.

[95] İbni Sünnî.

[96] Müslim. Ebû Dâvud. Tİrmizî. İbni Mâce. Nesâî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis şahindir, hasendir.)

[97] Ebû Dâvud. Tirmizî. (Bu, zayıf hadistir. Tirmizî bu hadîs için garibdir ve isnadı meçhuldür, demiştir.)

[98] îbni Sünnî.

[99] Ebû Dâviid. Tirmizî. Nesâî. fi i yevmi-velleyleti. Ahmed b. Hanbel. (Tirmizî demişîir ki, bu sahih ve hasen bir hadistir.

[100] Ebû Ya´lâ El-Mevsilî, Müsned.

[101] Müslim. Ebû Dâvud.

[102] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[103] Buhârî. Müslim.

[104] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud.

[105] Buhârî. Müslim. Tirmizî.

[106] Buhârî.

[107] Kur´an-ı Kerim, Necm Süresi: 32.

[108] Kur´an-ı Kerim, Yûsuf Süresi; 55

[109] Kur´an-ı Kerim, Kasas Süresi:27

[110] Buharı.

[111] Buhâri. Müslim. Tirmizî.

[112] Müslim.

[113] Buhârî. Müslim. Nesâî.

[114] Müslim. Ebû Dâvud.

SELAM VERMEK EVE GİRMEK İÇİN İZİN ALMAK AKSIRANA DUA ETMEK LiSTESi

Selamın Fazileti Ve Selamı Yaymanın Emredildiği
Selamın Şekli
Söz Söylemeksizin El İle İşaret Sureti İle Selâm Vermenin Mekruhluğu
Selâmın Hükmü
Selâmın Kelâmdan Önce Olması
Selâmın Müstahab, Mubah Ve Mekruh Olduğu Haller
Selâm Verilebilecekler Veya Selâm Verilemeyecekler Selâmı Alınanlar Veya Selâmı Alınmayanlar
Kadınlarla Selâmlaşmak
Gayri Müslimlerle Selâmlaşmak
Hasta Bir Gayri Müslim´i Ziyaret Etmek
Çocuklarla Selamlaşmak
Selâmın Edebleri Ve Meseleleri
Kişinin Kendi Evine Selâmla Girmesi
Bir Yerden Ayrılırken Selâmlaşmak
Evlere Girmek İçin İzin İstemek
Selâm Üzerinde Çeşitli Meseleler
El Öpmek
Ölünün ve Yolculuktan Gelenin Yüzünü Öpmek
Musafaha = Tokalaşma.
Aksırana Duâ Etmek Ve Esnemenin Hükmü.
(Bir Yahudi Aksırınca)
İnsanı Övmek.
İnsanın Kendini Övmesi Ve İyiliklerini Anlatması
Önceki Konu İle İlgili Meseleler

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Yiyenin Ve Içenin Zikirleri
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 06:56 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

YİYENİN VE İÇENİN ZİKİRLERİ

Önüne Yemek Getirilen Kimsenin Okuyacağı Dua


571- Abdullah İbni Amr Îbni´-As´dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edilmiştir. O da Peygamber Saüallahu Aleyhi ve Sellem´den anlatarak de­miştir ki, Peygambere bîr yemek takdim edildiği zaman şöyle derdi:

Allâhümme bârik lenâ ffmâ razaktenâ ve kmâ azâbe´n-nâr. Bismillâhi..."

"Allah´ım, bize rizık verdiğin şeylerde bize bereket ver ve bizi ateş aza­bından koru. Bismillah (Allah´ın adıyla yemeğe başlarım.)"[1]


Yemek Sahibi Müsafirlerine Yemek İkram Edince; Onlara: "Yeyiniz" Yahut Bu Manada Söz Söylemesi Müstahabdır


Bil ki, yemek sahibi müsafirine yemek ikram ettiği zaman ona: "Bis­millah, yahut yiyiniz, yahut zikirle başlayınız, yahut buna benzer yemeğe başlama iznini belirten sözler söylemesi iyi olur. Bu şekilde söz söylemek vacib değildir. Sadece müsafirlere yemek takdim etmek yeterlidir. Bir izin sözü şart kılınmaksızın sade böyle bir takdimle yemek yiyebilirler. Fakat bazı alimlerimiz demiştir ki, muhakkak izin anlamında bir söz gereklidir. Doğru olan evvelki sözdür. Bu konuda izin sözünün bulunmasını ifade eden sahih hadisler müstahab anlamındadır.


Yemek Ve İçmek Zamanında Besmele Getirmek


572- Ömer İbni Ebi Seleme´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan riva-yetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuş­tur. "Allah´ın ismini an ve sağ elinle ye."[2]

573- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sizden biriniz yemek yiyeceği zaman başında Allah Tealâ´nın ismini ansın (Bismillah, desin). Eğer başta Allah´ın ismini anmayı unutursa, şöyle desin:

"Bismillâhi evvehhû ve âhirehû." "Hem başında, hem de sonunda Allah´ın ismini anarım."[3]

574- Cabir´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu işittim: "İnsan evine girer de, girdiği zaman Allah Tealâ´yi anarsa, yemek yediğinde de anarsa (Bismillah, derse) Şeytan (arkadaşlarına) der ki size (burada) ge­celemek ve yemek yoktur. Fakat insan evine girer de, girdiği zaman Al­lah Tealâ´yı anmazsa şeytan şöyle der: Siz geceleyecek yere kavuştunuz. İnsan yemeğinde Besmele çekmezse (Allah Tealâ´yı anmazsa), Şeytan derki; hem geceleyecek yere, hem de akşam yemeğine kavuştunuz."[4]

575- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilen hadisi şerifde Resûlül­lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in açık mucizelerinden biri vardır. Şöyle ki, Ebû Talha ve (zevcesi) Ümmü Süleym, Peygamberi yemeğe davet et­tikleri zaman, Enes der ki (yemek bir kişi için hazırlanmıştı. Oysa ki Peygamber yanında bulunan seksen kadar sahâbiyi de beraberinde götürdü. Peygamber önce Besmele getirdi) sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: (Dışarıda bulunanlardan) on kişiye izin ver (içeri girsin­ler ve yesinler. Ebû Talha da izin verip içeri girdiler, (yemeğe oturdular). Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem (onlara) buyurdu: Yiyiniz ve Allah Tealâ´yı anın (Besmele çekin). Onlar da yediler. Seksen kişiye (onar onar) uygulayacak şekilde bunu yaptı.[5]

576- Huzeyfe´den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayette şöyle demiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir yemekte bulunduğumuz zaman, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem başlayıp elini koymadıkça biz ellerimizi (yemeğe) koymazdık. Bir defa biz Peygamberle bir yemekte bulunuyorduk. Hemen bir cariye gelip acele olarak elini yemeğe uzatmak istedi. Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini engelledi. Sonra bir bedevi geldi, (yemeğe uzanmak için) acele etti. Peygamber hemen elini tuttu. Bundan sonra Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: Ye­mek üzerine Besmele çekilmemek halinde Şeytan o yemeğe hak kazanmış olur. İşte Şeytan bu cariye ile geldi ki, yemekten yesin. Ben de elini engel­ledim. Sonra Şeytan bu Bedevi ile geldi, yemekten yesin diye. Ben de bu­nun elini tuttum. Canım kudret elinde olan Allah´a yemin ederim ki, bu ikisinin elile beraber Şeytanın eli benim elimdedir. (Besmele ile onların bereketsizlik tasarrufunu engellerim). Sonra Peygamber Allah´ın ismini andı (Besmele çekti) ve yedi!"[6]

577- Sahabi olan Ümeyye İbni Mahşi (Radıyallahu Anh) den yapılan rivayetde o şöyle demiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturuyordu. Bir adam da ye­mek yiyordu. Adam bir lokma kalıncaya kadar Besmele yapmamıştı. Son lokmayı ağzına kaldırınca, Bismillâhi evvelehû ve âhirehû, dedi. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem güldü, sonra buyurdu: Şey­tan bununla beraber yeyip duruyordu; fakat Allah´ın adını anınca Şey­tan karnmdakileri kustu. "[7]

Hadisi şerifin yorumu şöyle; Yemek yemekte olanın başlangıçta Bes­mele çekmediğini Peygamber bilmiyordu. Bunu işin sonunda anladı. Yoksa adamı daha önce uyarırdı.

578- Hazrati Aişe´den (Radiyallahu Anha) yapılan rivayetde, o şöyle anlatmıştır: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem arkadaşlarından altı kişi arasında yemek yiyordu. Sonra bir a´rabî gelip ondan iki lokma ye­di. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: Bu (beraberinde şeytan ile gelen) adam besmele getireydi, onun besmelesi si­ze de yeterdi. (Bunun besmelesiz yemesi onun şeytanını engelleyemediği gibi, size de zararı olmuştur. Besmele getirseydi sizin içinde yeterli olur-du.)"[8]

579- Cabir (Radiyallahu Anh)ın Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sel-Iem´den anlattığına göre Peygamber (s.a.v) şöyle dedi:

"Yemeğinde Besmele yapmayı unutan kimse, yemeği bitirince ihlâs sû­resini okusun[9]

Ben derim ki, yemeğin başında Besmele getirmenin müstahab olduğu görüşünde âlimler görüş birliğine varmışlardır. Eğer başlangıçta kasden, yahut unutarak, yahut zorlanarak, yahut başka bir sebebten dolayı Bes­meleyi terk ederse ve sonra yemek arasında Besmele getirmeye imkân bu­lursa, geçen hadisden dolayı Besmele getirmesi ve şöyle demesi müstahab olur: "BismiJlâhi evvekhû ve âhirehû." Hadisde böyle varid olmuştur.

Su, süt, bal, çorba ve diğer içecekleri içerken, yemeklerin hepsinde an­lattığımız gibi Besmele getirilir. Mezheb âlimlerimizden ve diğer âlimler­den bir kısmı demişlerdir ki, Besmele çekmek için başkalarına bir uyar­ma olsun ve kendine uyulsun diye, Besmeleyi sesli olarak yapmak müsta-habdır. En doğrusunu Allah bilir.

Bilinmesi gereken en önemli şey, Besmelenin şeklini ve kifayet mikda-rını bilmektir. Bil ki, en faziletli olan: "Bismillâhirrahmânirrâhîm." de­mektir. Eğer yalnız "Bismillah" denirse yeterli olur ve sünnet yerine ge­lir. Besmele konusunda cünub ve hayız olanlar ve başka bir halde bulu­nanlar eşittir, besmele getirirler. Bir arada yemek yemekte olanlardan her birinin Besmele getirmesi uygundur. Fakat bunlardan birinin besmelesi, diğerleri için de yeterlidir. İmam Şafi´i (Rahimehullah) buna delil göster­miştir. Ben İmam Şafi´i´nin hal Tercemesinde (Tabakat Kitabında) bunu çok kimselerden naklettim. Besmele işi, selâm alma ve aksirana teşmit yap­ma (Yerhamukellah söyleme) işine benzer. Toplum içinden bir kişinin mu­kabelede bulunması kifayet eder.


Yiyecek Ve İçecek Ayıblanmaz


580- Ebû Hüreyre´den (Radıyalllahu Anh) yapılan rivayetde şöyle de­miştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hiç bir zaman yemeği ayıbla-mamıştır. Yemek hoşuna gitmişse onu yemiştir. Hoşuna gitmemişse onu yememiştir. Müslim´in diğer bir rivayeti şöyle: "Yemek hoşuna gitme­mişse, susmuştur. "[10]

581- Sahabi olan Hülb´den yapılan rivayetde, O şöyle demiştir: "Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i dinledim: Bir adam ona sordu. Ye­meklerden öylesi vardır ki, ondan kasılıyorum (canım çekmiyor). Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu. "Seni hıristiyanhğa benzete­cek bir işin (hissin duygunun) senin kalbinde yeri olmasın"[11]


Gerek Duyulduğu Zaman Bu Yemeği İçim Çekmiyor Yahut Bunu Yemeyi Adet Edinmedim" Ve Benzeri Söz Söylemek Caizdir


582- Halid îbn Velid´den (Radıyallâhu Anh) keler hayvanı ile ilgili ri­vayet edilen hadisde, kızarmış olarak keleri Resûlüllah Sallallahu Aley­hi ve Sellem´e takdim ettikleri zaman, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem elini ona uzattı. Dediler ki, bu kelerdir, yâ Resûlellah! Bunun üzeri­ne Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini kaldırdı. Halid sordu: Ke­ler harammıdır, yâ Resûlellah Peygamber (s.a.v.): "Hayır, fakat benim kavmimin memleketinde bulunmuyor. Onun için bundan hoşlanmıyo­rum." buyurdu.[12]


Yediği Yemeği İnsanın Övmesi


583- Cabir´den (Radıyallâhu Anh) rivayet edildiğine göre: "Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem (yemek için) ailesinden katık istedi. Dedi­ler ki, sirkeden başka bir katığımız yoktur. Peygamber (s.a.v) sirkeyi is­tedi. Sonra ondan yiyerek şöyle demeğe başladı: Sirke ne güzel bir katık­tır! Sirke ne güzel bir katıktır!"[13]


Oruçlu Olduğu Halde Bir Yemekte Bulunan Kimse, Yemiyecekse Okuyacağı Dua


584- Ebû Hüreyre´den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayetde o demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem söyle buyurdu:

"Sizden biriniz (yemeğe) davet edildiği zaman kabul etsin. Oruçlu ise duâ etsin, değilse yesin."[14]

İbni Sünnî´nin kitabında bundan başka bir hadis rivayet ettik. Orada şöyle buyurmuştur: "Eğer oruçlu değilse yesin. Eğer oruçlu ise davet edene bereket dilesin."


Davet Edilen Kimsenin Arkasına Başka Biri Takıldığı Zaman Davet Edilen Ne Söyler


585- Ebû Mes´ud El-Ensarî´den (Radıyalfahu Anh) yapılan rivayetde, O şöyle anlatmıştır: "Bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem için hazırladığı beş kişilik bir yemeğe Peygamberi davet etti. Bunların ar­kasına bir adam takıldı. Kapıya varınca Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem {ev sahibine) buyurdu: Bu adam bize uyup geldi. İstersen ona izin ver, istersen dönsün. Adam: Ben buna izin veriyorum, yâ Resûlellah, dedi."[15]


Yemek Âdabına Uymayana Öğüt Ve Edeb Vermek


586- Ömer İbni Ebi Seleme´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan riva­yetde, O şöyle anlatmıştır: "Ben, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in himayesinde bulunan bir çocuktum. (Yemek yerken) elim tabağın etra­fında dolaşıyordu. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle dedi: Ey çocuk! Allah Tealâ´nın adını an (Besmele getir), sağ elinle yemek ye ve önünden ye (elin tabağın etrafında gezmesin).[16]

Buhârî´nin diğer bir rivayeti şöyle: "Bir gün Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile yemek yedim. Tabağın etrafından yemeğe başladım. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle dedi: Önünden ye."

587- Cebele İbni Süheym´den yapılan rivayetde o şöyle anlatmıştır: Ben ve İbni Zübeyr bir kıtlık yılma uğradık. Sonra yiyecek olarak bize hurma verildi. Abdullah İbni Ömer de (Radıyallahu Anhüma) biz hurmaları yer­ken bize tesadüf etmişti. Bize diyordu ki, (hurmaları) ikişer yemeyeniz; çünkü Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ikişer ikişer yemeği yasak­lardı, sonra

"Ancak kişi kardeşinden izin alması halinde (ikişer) yiyebilir." buyurdu.[17]

588- Seleme İbni´l-Ekvâ´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o şöyle anlatmıştır:

"Bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in yanında sol eli ile yemek yedi. Peygamber (ona): Sağ elinle ye, buyurdu. Adam dedi ki, gücüm yetmiyor. Peygamber ona: Gücün yetmez otsun, dedi. Adam kib­rinden dolayı bu muhalefeti (peygambere) yapmıştı. Artık adam elini ağ­zına kaldıramadı. "[18]

Derim ki, bu adamın ismi Büsr olup Ra´i´-Ayr´ın oğludur. Aynı za­manda Sahabî´dir. Ben bunun durumunu Müslim şerhine bu hadis mü­nasebeti ile uzunca anlattım. Allah en iyisini bilendir.


Yemek Üzerinde Konuşmak Müstahabdır


Bu konu üzerinde, daha önce "Yemeği övme" bölümünde anlattığı­mız Cabir´in hadisi vardır. Ebû hamid El-Gazalî İhya kitabının "Yeme­ğin edebleri" bölümünde şöyle demiştir: Yemek yiyenler yemek sırasında iyi şeyler konuşmalıdırlar ve yemekler üzerinde ve diğer şeyler hakkında iyi kimselerin hikâyelerini anlatmalıdırlar.


Yemek Yeyip De Doymayan Kimse Ne Söyler Ve Ne Yapar


589- Vahşi İbni Harb´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o şöy­le anlatmıştır: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in ashabı dediler ki: Ey Allah´ın Resulü! Biz yiyoruz ve doymuyoruz. Peygamber (onlara) buyurdu: Ayrı ayrı yemek yemiş olmayasımz Onlar, evet dediier. Pey­gamber buyurdu: Siz yemeğiniz üzerinde toplanınız ve Allah´ın ismini anı­nız. Yemek size bereketlenir. "[19]


Hastalıklı Bir Kimse İle Yiyince Ne Söylenir


590- Câbir´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki: "Re-sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cüzzamlı birinin elini tuttu da onu beraber (yedikleri) tabağa koydu. Sonra (peygamber ona) dedi: Allah´ın ismini anarak, Allah´a güvenerek ve O´na tevekkül ederek ye."[20]


Misafir Ve Misafir Yerinde Olan Kimse Elini Yemekten Kaldırınca, Yemek Sahibi Onun Doymadığını Anlasa Ona "Ye" Demesi Ve Bunu Tekrarlaması Müstahabtır. İçmek İşinde, Koku Sürünmede Ve Diğer İkramlarda Da Böyle Yapar


Bil ki, böyle hareket etmek kişinin zevcesine ve ondan başkasına karşı da müstahabdır; eğer yemekten ihtiyaçlarını karşılamadan ellerini kaldırmış olurlarsa, yemek az olsa bile...

Buna delil, Buhârî´nin Sahih´inde Ebû Hüreyre´den rivayet ettiğimiz uzun boylu hadistir ki, orada Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in açık mucizeleri vardır. Şöyle ki: Ebû Hüreyre şiddetli bir şekilde acıkınca yol üzerinde oturdu. Kendisinin açlığım anlarlar ve ona ikramda bulu­nurlar diye,kendisine uğrayanlara Kur´andan (ayetler) soruyordu. (Gelip geçenler halini anlayamamışlardı). Sonra Peygamber (s.a.v) onun halini anladı. (Kendisi ile beraber ikramda bulunmak için Peygamber) onu Suf-fe arkadaşlarını çağırmaya gönderdi. Ebu Hüreyre onları (Peygamberin saadethanesine) getirdi. Sonra onların hepsini bir kadehdeki sütten içirip kandırdı. Nihayet şöyle deyinceye kadar olayla ilgili Hadisi anlattı: Re­sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle dedi: "Ben ve sen kaldık (içmeyen değil mi )" Dedim ki, doğru buyuruyorsun, ey Allah´ın Resu­lü. Bana: "Otur ve iç, dedi. Ben de oturdum ve içtim. Yine iç buyurdu, ben de içtim. Ben, hayır, seni hak olarak gönderene yemin ederim ki, ar­tık gönderecek yer bulamıyorum deyinceye kadar bana "iç" diyordu. Bana ver, dedi. Ben de kadehi ona verdim. Sonra Allah Tealâ´ya hamd etti, Besmele çekti ve artığı içti.


Yemekten Sonra Okunacak Dualar


591- Ebû Ümame´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre şöyle anlatmıştır: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in sofrasını kaldırdı­ğı zaman:

"Elhamdü lillâhi kesiran tayyiben mübârekcn fîhi gayra mckfiyyin ve !â müvedda´in ve lâ müstağnen anhü rabbenâ."

"Allah´a çok hamd olsun. (Yemeğimiz Allah rızâsına) has olsun, onda bereket olsun, bereketi kapanmış olmasın, terk edilmiş olmasın, ondan istiğna olunmasın ey Rabbimiz!" buyururdu.

Bir rivayette de: "Yemeğini bitirdiği zaman", diğer bir rivayette ise: "Sofrasını kaldırdığı zaman:

"Elhamdü lillâhillezî kefânâ ve ervânâ gayra mekfîyyin ve la mekfûrin."

"Yetindirerek bizi kandıran ve ihtiyacımızı karşılayan Allah´a nankör olmaksızın hamd olsun." derdi, şeklindedir.[21]

592-Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Resûlüllah Sallalla­hu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır: "Yemeği yiyip de onun üzerine Allah´a hamd eden ve içeceği içip de onun üzerine Allah´a hamd eden kuldan mutlak surette Allah razı olur. [22]

593-Ebû Said El-Hudrî´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem yemeğini bitirdiği zaman:

"Elhamdü lillâhillezî et-amenâ ve sekânâ ve ceaîenâ müslimîn."

"Bizi yediren ve içiren ve bizi müslüman yapan Allah´a hamd olsun buyurdu. [23]

594- Sahih bir isnadla Ebû Eyyub Halid İbni Zeyd El-Ensarî´den (Ra­dıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o şöyle anlatmıştır: "Resûlüllah Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem yediği yahut içtiği zaman: Yediren, içiren afiyet­le sindiren ve bunlara çıkış yolu yaratan Allah´a hamd olsun, buyurur­du."[24]

595- Muaz İbni Enes´den yapılan rivayetde, o demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Kim yemek yer de şöyle derse, geçmiş (küçük) günahları bağışlanır:

´ ´Elhamdü lillâhillezî et ´âmenâ hazâ ve razekanthf mm gayri havlin minî ve lâ kuvvetin."

"Benden bir güç ve kuvvet olmaksızın bu yemeği bana yediren ve onu bana rızık yapan Allah´a hamd olsun."[25]

596- Güzel bir isnadla Tâbi´î olan Abdurahman İbni Cübeyr´den riva­yet edildiğine göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e sekiz yıl hiz­met eden bir adam kendisine şöyle anlatmıştır: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e bir yemek hazırlayıp takdim ettiği zaman, Peygamber (s.a.v) Bismillah, derdi. Yemeğini bitirince de:

"Allâhümme et´amte ve sakayte ve ağneyte ve akneyle ve hedeyte ve ahsente, feleke´l-hamdü alâ mâ a´teyte."

"Allah´ım! Yedirdin, içirdin, müstağni kıldın, muhtaç bırakmadın, hi­dayet ettin ve ihsan ettin; bütün verdiğin nimetlere karşı hamd Sana mah­sustur." buyururdu.[26]

597- Abdullah İbni Amr İbni´I-As´dan (Radıyallahu Anhüma) Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den şöyle anlattı; "Hazreti Peygamber yemeği bitirince şöyle buyururdu:

´´Elhamdü lillâhillezîmenne aleynâ ve hedânâ vellezî eşbaanâ ve ervâ-nâ ve külle´l-ihsâni âtânâ."

"O Allah´a hamd olsun ki, bize ikram etti, bize hidâyet verdi, bizi do­yurdu, bizi içirip kandırdı ve her çeşit nimeti bize verdi."[27]

598- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiş­tir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyururdu: "Sizden biriniz yemek yediği zaman," İbni Sünnî´nin rivayetinde ise: "Allah ki­me yemek yedirirse," şöyle desin:

"AHâhümme bârik lenâ fîhi ve et´ımnâ hayran minhu."

"Allah´ım, bu yemekte bize bereket ver ve bundan daha hayırlısı ile bizi doyur." Kime de Allah süt içirirse şöyle desin:

"Allah´ım, bunda bize bereket ver ve bundan bize ziyadeleştir; çün­kü yiyecek ve içeceği karşılayacak sütten başka daha kifayetlisi yok­tur."[28]

599- Abdullah İbni Mes´ud´dan yapılan rivayetde, o şöyle demiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kâseden içtiği zaman üç defa nefes alıp verirdi. Her nefes alışında Allah´a hamd ederdi ve sonunda O´na şükrederdi. "[29]


Davetli Ve Misafirin Yemeği Bitirince Yemek Sahibine Edeceği Dualar


600- Sahâbi Abdullah İbni Büsr rivayetinde şöyle anlatmıştır: "Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem babama konuk oldu. Biz de ona bir yemek ve bir hurma tatlısı ikram ettik. Peygamber (s.a.v.) ondan yedi. Sonra kendisine hurma getirildi. (Bir kap içinden) onu yiyiyordu. Çekirdekleri, işaret parmağı ile orta parmağını büküp toplayarak onların ara­sına bırakıyordu. (Hurma kabının içine bırakmıyordu, sonra dışarıya atı­yordu.) Sonra kendisine içilecek bir şey getirildi. Ondan içti. Sonra onu sağında bulunan kimseye sundu. Babam: Bizim için Allah´a duâ et, dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) şöyle duâ etti:

"Allâhümme bârik lehum fîmâ rczaktehüm veğfir iehüm verhamhüm "

"Allah´ım! Bunlara rızık olarak verdiğin şeyde bereket ihsan et. Bun­ların günahlarını bağışla ve kendilerine merhamet et"[30]

601- Enes´den (Radıyallahu Anh) sahih bir isnadla rivayet edildiğine göre: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Sa´d İbni Ubâde´nin yanı­na gitti. Ubâde ekmek ve zeytin yağı getirdi. Peygamber de yedi. Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle duâ etti:

"Eftara indekümu´s-sâimûn ve ekele taâmekümü´l-ebrâr ve saîlet aleykümü´l-melâiketü."

"Yanınızda oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyi kimseler yesin ve me­lekler sizin için istiğfar etsin."[31]

602- Abdullah İbni Zübeyr´den (Radıyallahu Anhuma) yapılan riva-yetde, o şöyle demiştir: Resûlüllah Sallaîlahu Aleyhi ve Sellem Sa´d îbni Muaz´ın evinde iftar etti. Sonra "Oruçlular yanınızda iftar etsin", buyu­rarak hadisi tamamladı.

Derim ki, Bu iki rivayet, Sa´d İbni Ubâda ve Sa´d İbni Muâz´dan nak­ledilen sağlam hükümlerdir.

603- Bir adamdan, o da Câbir´den (Radıyallahu Anhü) yapılan riva­yetde, Câbir şöyle anlatmıştır: "Ebû´l-Haysem İbni Teyyihan, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e bir yemek hazırladı. Sonra Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i ve arkadaşlarını (yemeğe) davet etti. Yeme­ği yiyip bitirince, Peygamber (s.a.v.) (arkadaşlarına) şöyle dedi: Kardeşi­nizi mükâfatlandırın. Ashab, ey Allah´ın Resulü, onu mükâfatlandırmak nedir dediler. Peygamber (s.a.v): Bir adamın evine girilir de yemeği ye­nir ve içilecek şeyi içilirse, böylece (yeyip içenler) ona duâ ederlerse, işte bu, onun mükâfatıdır." buyurdu.[32]


Bir Kimseye Su, Süt Ve Benzeri Şey İçiren İnsana Yapılacak Dualar


604- Mıkdad´dan (Radıyallahu Anh) uzun ve meşhur olan hadisinden " yapılan rivayetde o şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem başını göğe doğru kaldırıp:

"Allâhümme et´im men et´amenî veskı men sekânî."

"Allah´ım, bana yemek yedireni yedir ve bana içireni içir" buyur­du "[33]

605- Amr İbni´l-Hamık´´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre: "Kendisi Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e süt içirdi. Bunun üze­rine (Peygamber (s.a.v) ona duâ edip) şöyle buyurdu:

´´Allah ´im, onu gençliği üzere yaşat.´´ Böylece seksen yıl bir beyaz saç görmeden yaşadı. "[34]

606- Amr İbni Ahtab´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem su istedi. Ben de ona bir kâse ile su getirdim. İçinde bir saç vardı, onu çıkardım. Bunun üzeri­ne Resûlüllah Sallaîlahu Aleyhi ve Sellem buyurdu:

Allâhümme cemmilhu.

"Allah´ım, bunun güzelliğini devam ettir." Ravi diyor ki, adamı dok­san üç yaşında gördüm ki, saçı ve sakalı siyahdi."[35]


Bir Misafire İkramda Bulunana Duâ Etmek Ve Teşvikte Bulunmak


Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o şöyle demiştir:

"Bir adam Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e geldi: kendisine ye­mek ikram edilmesini istiyordu. Peygamberin yanında, ona ikram ede­cek yiyecek yoktu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v): Buna yemek yedi­recek bir adam yok mu ki, Allah ona rahmet etsin buyurdu. Hemen En-sar´dan bir adam kalktı ve o kimseyi (evine) götürdü."[36]


Misafire İkramda Bulunanı Övmek


608- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde, o şöyle an­latmıştır: "Bir adam Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gelip şöyle dedi: ben (açlıktan ve susuzluktan) dadanmışım. Hemen peygamber ha­nımlarından birine (yemek istemek üzere) haber gönderdi. Hanım dedi ki, hak olarak seni gönderene and olsun, yanımda sudan başka bir şey yoktur. Sonra diğer bir hanımına gönderdi, o da aynı şeyi söyledi. Niha­yet bütün hanımları aynı şekilde söz söylediler. Bunun üzerine Peygam­ber (s.a.v): Bu gece (bu adamı) kim konuklayacak ki, Allah ona rahmet etsin, buyurdu. Hemen Ensardan bir adam kalkıp: Ben (konuklayacağım) yâ Resûlellah, dedi. Sonra adamı evine götürdü. Hanımına: yanında (yiye­cek) bir şey var mı dedi. Hanım, hayır, sadece çocuklarımın yiyeceği var. Kocası: Sen çocukları bir şeyle oyala. Misafirimiz içeriye girdiği zaman lâmbayı söndür ve adama, bizi yiyormuşuz gibi göster. Adam yemeğe dav­randığı zaman sen kalk, lâmbaya git de yine onu söndür (ki karanlıkta yemek yememizin adet olduğunu anlasın). Sonra oturdular. Misafir de yemeğini yedi. Sabah olunca, ev sahibi Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in huzuruna vardı, Peygamber (s.a.v): Bu gece misafirinize yaptı­ğınız işden dolayı Allah sizden razı oldu, buyurdu. Allah Tealâ şu âyeti

indirdi. "Kendi ihtiyaçları olsa dahi, (başkalarını) nefislerine tercih eder­ler"[37]

Derim ki; Çocukların yemeğini başkasına yedirmek şöyle yorumlanması gerekir: Çocukarın yemeğe zaruri bir ihtiyaçları yoktu. Çünkü çocuğun karnı tok olsa bile, yemek yiyen bir kimseyi gördüğü zaman yine yemek ister. İkramda bulunan adam ve onun karısı, kendi hisselerim misafire vererek onu tercih etmişlerdir. En iyisini Allah bilir.


İnsanın Misafirine Merhaba Demesi, Misafirolarak Yanında Bulunduğundan Dolayı Sevinmesi Ve Ona Bu İmkanı Verdiği İçin Allah Tealâ´ya Hamd Etmesinin Müstahablığı


609- Ebû Hüreyre´den ve Ebû Şüreyh El-Huza´i´den (Radıyallahu An-hüma) yapılan rivayetde demişlerdir k´i, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

"Allah´a ve âhiret gününe İman eden misafirine ikram etsin."[38]

610- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, o şöyle anlatmıştır:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün yahut bir gece vakti (evinden) çıktı. Bir de Ebû Bekir ve Ömer ile (Radıyallahu Anhüma) kar­şılaştı. Peygamber (s.a.v) (onlara) sordu: Bu vakitte sizi evlerinizden çı­karan sebeb nedir Onlar, (bizi evlerimizden çıkaran) açlıktır, ey Allah´­ın Resulü, dediler. Peygamber (s.a.v): Ben, nefsim kudret elinde olan Al­lah´a yemin ederim ki, sizi (evlerinizden) çıkaran şey beni de çıkarmıştır. Kalkın (yürüyün), buyurdu. Kalkıp peygamberle yürüdüler. Ensardan bir adama (evine) vardılar, O anda adam evinde yoktu. Adamın hanımı Pey­gamberi görünce: Merhaba, hoş geldiniz, dedi. Peygamber (s.a.v) ada­mın hanımına: (Kocan olan) falanca nerede dedi. Hanım cevab verdi: Bize içme suyu getirmeye gitti. Bir de Ensardan olan o adam çıkageldi. Adam Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e ve onun iki arkadaşına baktı, sonra (sevincinden): Allah´a hamd olsun! Bugün misafir yönün­den benden daha iyi hiç bir kimse yoktur, dedi.[39]


Yemekten Çekildikten Sonra Okunacak Duâ


611- Hazreti Aİşe´den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde o demiştir ki, Resûlüllah Salallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Yemeklerini­zi, aziz ve yüce olan Allah´ı zikrederek ve namaz kılarak eritiniz. Yemek üzerine uyumayınız; yoksa o yemekle kalbleriniz katılaşır."[40]


--------------------------------------------------------------------------------

[1] İbni Sünnî.

[2] Buharı. Müslim. Muvatta. Ebû Dâvud. Tirmizî. İbni Mâce. Nesâî.

[3] Ebû Dâvud. Tirmızî. Nesâî, Amelüt-Yevmi velleyleti. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis sahihdir, hasendir.)

[4] Müslim. Ebû Dâvud.

[5] Müslim.

[6] Müslim, Ebu Dâvud. Nesâî. İbni Sünnî. Hâkim, Müstedrek´te

[7] Ebû Dâvud. Nesâî. Ahmed b. Hanbel. Hâkim.

[8] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis sahihdir, hasendir.)

[9] İbni Sünnî.

[10] Buharı. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[11] Ebû Dâvud. Tirmizî. İbni Mace.

[12] Buhâri. Müslim. Muvatta´. Ebû Dâvud. Nesâî.

[13] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[14] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[15] Buhârî. Müslim. Tirmizî.

[16] Buharı. Müslim

[17] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[18] Müslim.

[19] Ebû Dâvud, İbni Mâce, Ahmed b. Hanbel. İbni Hibban. Hâkim.

[20] Ebü Dâvud. Tirmizî. fbni Mâce.

[21] Buharı. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[22] Müslim. Tirmizî.

[23] Ebû Dâvud. Tirmizî, el-câmi ve el-şemâil. îbni Mâce. Nesâî. Amelil-Yevmi velleyli

[24] Ebû Dâvud. Nesâî. Taberânî. ibni Hibbân.

[25] Ebû Dâvud. Tirmızî. İbni Mâce. (Tirmizî demiştir ki bu hadis hasendir)

[26] Nesâî. İbni Sünnî

[27] İbni Sünnî.

[28] Ebû Dâvud. Tirmizî. İbni Sünnî. Nesâî. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen bir hadistir.)

[29] İbni Sünnî.

[30] Müslim. Ebû Dâvud. Tirmİzî, Nesâî, fil yevmi velleyli. Ahmed b. Hanbel.

[31] Ebû Dâvud.

[32] Ebû Dâvud.

[33] Müslim.

[34] İbni Sünnî.

[35] îbni Sünnî. Ahmed b. Hanbel. İbni Hibban, Hâkim.

[36] Buhârî. Müslim.

[37] Kur´anı Kerim, Haşir Süresi: 9.

[38] Buhârî. Müslim.

[39] Müslim.

[40] İbni Sünnî.

YİYENİN VE İÇENİN ZİKİRLERİ LiSTESi

Önüne Yemek Getirilen Kimsenin Okuyacağı Dua
Yemek Sahibi Müsafirlerine Yemek İkram Edince; Onlara: "Yeyiniz" Yahut Bu Manada Söz Söylemesi Müstahabdır
Yemek Ve İçmek Zamanında Besmele Getirmek
Yiyecek Ve İçecek Ayıblanmaz
Gerek Duyulduğu Zaman Bu Yemeği İçim Çekmiyor Yahut Bunu Yemeyi Adet Edinmedim" Ve Benzeri Söz Söylemek Caizdir
Yediği Yemeği İnsanın Övmesi
Oruçlu Olduğu Halde Bir Yemekte Bulunan Kimse, Yemiyecekse Okuyacağı Dua
Davet Edilen Kimsenin Arkasına Başka Biri Takıldığı Zaman Davet Edilen Ne Söyler
Yemek Âdabına Uymayana Öğüt Ve Edeb Vermek
Yemek Üzerinde Konuşmak Müstahabdır
Yemek Yeyip De Doymayan Kimse Ne Söyler Ve Ne Yapar
Hastalıklı Bir Kimse İle Yiyince Ne Söylenir
Misafir Ve Misafir Yerinde Olan Kimse Elini Yemekten Kaldırınca, Yemek Sahibi Onun Doymadığını Anlasa Ona "Ye" Demesi Ve Bunu Tekrarlaması Müstahabtır. İçmek İşinde, Koku Sürünmede Ve Diğer İkramlarda Da Böyle Yapar
Yemekten Sonra Okunacak Dualar
Davetli Ve Misafirin Yemeği Bitirince Yemek Sahibine Edeceği Dualar
Bir Kimseye Su, Süt Ve Benzeri Şey İçiren İnsana Yapılacak Dualar
Bir Misafire İkramda Bulunana Duâ Etmek Ve Teşvikte Bulunmak
Misafire İkramda Bulunanı Övmek
İnsanın Misafirine Merhaba Demesi, Misafirolarak Yanında Bulunduğundan Dolayı Sevinmesi Ve Ona Bu İmkanı Verdiği İçin Allah Tealâ´ya Hamd Etmesinin Müstahablığı
Yemekten Çekildikten Sonra Okunacak Duâ.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Yolcunun Okuyacaği Dualar Ve Zikirler
Yazar: RasitTunca - 05-28-2020, 06:51 PM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar - Yorum Yok

YOLCULUĞA ÇIKANIN OKUYACAĞI DUALAR VE ZİKİRLER

Bil ki, ikamet halinde olan kimse için gece-gündüz ve değişik hallerde müstahab olan daha önce belirttiğimiz zikirler, yolcu için de yine müsta-habdır. Ayrıca bu bölümle ilgili zikirler vardır ki, onlar maksada göre dağınık ve gerçekten çoktur. Ben Allah´dan yardım dileyerek ve O´na gü­venerek Allah Tealâ´nın izni ile bu zikirlere uygun bölümler ayırarak on­ları özetleyeceğim,


İstihare Ve İstişare

-(Allah´dan hayır istemek ve danışmak)


Bil ki, kalbine yolculuğa çıkmak düşüncesi kime gelirse, bu konuda na-sihatına güvendiği duygulu ve anlayışlı bildiği din ve bilgisine güvendiği kimseye danışması müstahabdır. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"(Ey Peygamber, yapılacak) işler hakkında sen mü´minlerle istişare et "[1] İstişarenin gereğine dair deliller çoktur. İstişarede bulunur da onu iyi görürse, bunun için yüce olan Allah Tealâ´ya istiharede bulunur. Şöy­le ki, farz namazdan başka iki rekât namaz kılar ve daha önce bölümün­de yazdığımız istihare duasını okur. Bu istiharenin delili de, Buhârî´nin sahihinden nakledilen geçmiş hadistir. Burada duanın edeblerini ve bu na­mazın şeklini takdim ediyoruz. Allah en iyi bilendir.


Yolculuğa Karar Verdikten Sonra Yapılacak Dualar Ve Zikirler


Yolculuk niyeti kesinleşince şu işleri başarmaya önem vermelidir: Ya­pılması gerekli olan şeyleri tavsiye ve vasiyyet etmelidir. Yapacağı vasiyet için şahid bulundurmalı. Arkadaşlık yaptığı yahut işkurduğu kimselerle helallaşmalidır. Ana-babasının ve hocalarının rızasını ve iyi ve şefkatli kim­selerin duasını almalıdır.

Bütün günahlardan ve aykırı hareketlerden Allah´a tevbe eder ve O´-ndan mağfiret diler. Yolculuk için Allah´dan yardım ister. Yolculukla il­gili olan lüzumlu şeyleri öğrenmeye gayret göstermelidir.

Eğer savaş için yola çıkılıyorsa, savaşçının muhtaç olduğu muharebe işlerini ve duaları, ganimet işlerini, savaştan kaçmanın büyük günahlar­dan olduğunu ve buna benzer şeyleri öğrenmeye gayret etmelidir.

Eğer Hac ve-Ömre işi için yola çıkıyorsa, hac ibâdetlerini öğrenir ya­hut bununla ilgili bir kitab yanında bulundurulur. Hem öğrenir, hem de yanında kitab bulundurursa, daha iyi olur. Savaş için yahut başka bir iş için yola çıkan kimse de böyle yapmalıdır.

Muhtaç olduğu bilgileri öğrenmek için yanında bir kitabın bulunması iyi olur. Eğer tüccar ise, ticaretin sahih ve haram olan işlerini, mubah ve mekruh olan halleri ve tercih sebeblerini öğrenir, Eğer insanlardan ayrı olarak ibâdet maksadı İle yolculuğa çıkmışsa, din konusunda ihtiyaç du­yulan şeyleri öğrenir. En önemli olan da bunu yapmaktır. Eğer sefere çı­kan avcılardan biri ise, avcıların muhtaç olduğu şeyleri yanında bulun­durduğu kitabdan öğrenir. Avlanması haram olan ve helâl olan hayvan­lar, helâl olan ve haram olan av aletleri, boğazlanmaları şart olan hay­vanların hangileri olduğu, köpek veya merminin öldürdüklerinde hangi­lerinin yeterli olduğu ve bunlar gibi benzeri meseleleri öğrenmiş olur.

Eğer yola çıkan kimse çoban ise, yalnız başına sefere çıkan gibi din iş­lerini ve insan haklarını, hayvanlara yumuşak davranıîmasını, hayvanla­rı iyi gözetip onlara güzel bakmasını bu hususta dikkatli olmasını Öğre­nir. Hayvan sahihlerinden, ihtiyaç duyulduğu zaman hayvan kesebüme iznini de almalıdır.

Eğer bir devlet başkanından diğer bir devlet başkanına yahut benzeri bir kimseye elçi olarak gönderilmişse büyüklerle konuşma âdabı ile ilgili şeyleri öğrenmeye önem gösterir ve yapılacak konuşmalarda verilecek ce­vaplan, ziyafet ve hediyelerden helal olan ile helâl olmayanı, gözetilmesi gerekli tavsiyeleri, gizli şeylerden hangilerinin açıklanacağını, hile ve al­datma yapılmayacağım, vefasızlığa sebebiyet verecek haram şeylerin ne olduğunu ve bunlar gibi benzeri işleri öğrenir. Eğer ahş-veriş için yahut ödünç işi için yahut diğer işler için vekil ise, yapacağı işlerle ilgili mesele­leri öğrenir. Satın alınması caiz olan ve caiz olmayan şeyleri, satılması caiz olan ve olmayan mallan, tasarrufta bulunacağı ve bulunamayacağı şeyleri, şahid tutmanın nerede şart olduğunu ve nerede buna gerek olma­dığını, hangi seferlere çıkıp çıkmayacağını öğrenir. Bütün isimleri geçen şu kimselerin deniz ahvalini bilip deniz yolculuğu yapılıp yapılamayaca­ğını tayin edebilmelidirler. Andığımız bu meselelerin hepsi fıkıh kitabla-rında vardır. Bunları bir araya getirip toplamak şu kitabımız için uygun değildir. Çünkü burada benim maksadım özellikle zikirleri anlatmaktır. Bu bilgileri öğrenmek, bu kitabın başında söylediğimiz gibi, zikirlerin ge­reği olan şeylerdir.

Allah´dan başarı ve kendim için, dostlarım için, bütün müslamanlar için hayırlı akıbet dilerim.


Evinden Çıkmak İsteyenin Yapacağı Dualar Ve Zikirler


Yola çıkacağı zaman iki rekât namaz kılması müstahabdır. Âyetel-Kürsî´nin Fazileti:

533- Çünkü Mut´im (Mukaddim) İbni´l-Mıkdâm (Radıyallahu Anha)ın naklettiği hadiste diyor ki, Resûllüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Yolculuğa çıkacak olan bîr kimse, ailesi yanında kıldığı iki rekât namazdan daha faziletli bir şey bırakmış olamaz." Bunu Tabe-rânî rivayet etmiştir. Alimlerimizden biri demiştir ki, birinci rekâtta Fati-ha´dan sonra "Kâfirûn" sûresini, ikinci rekâtta da "İhlâs" süresini oku­mak müstahabdır. Bazıları da demiştir ki, "Fatiha"dan sonra "Felak" süresini ve ikinci rekâtta da "Nâs" süresini okur.

İki rekât namazı tamamlayıp selâm verince "Âyetel-Kürsî"yi okur. Ri­vayet edildiğine göre, evinden çıkmadan önce Âyetel-Kürsî´yi okuyan kim­seye, evine dönünceye kadar bir fenalık isabet etmez. Yine Kureyş" sûre­sini okumak müstahabtır.

Büyük İmam Ebû´l-Hasan El-Kazvini, Şafi´i fukahasından, açık kera metler sahibi, yüksek meziyet ve ahlâk sahibi şöyle demiştir: Kureyş sû" resini okumak, her kötülük için bir koruyucudur.

Ebu Tahir İbni Cahşeviye de şöyle demiştir: Bir yolculuğa çıkmak iste­miştim, fakat yolculuktan korkuyordum. Kazvinini´nin yanına vardım ki bana duâ etsin. Daha söze başlamadan kendiliğinden bana dedi: Kim yol­culuğa niyet eder de düşmandan yahut vahşi hayvandan korkarsa "Kureyş" sûresini okusun, çünkü onu okumak her kötülüğe karşı bir emandır. Bunun üzerine ben de okudum ve şu ana kadar bana bir fenalık dokunmadı. Bu okuyuşu yaptıktan sonra ihlâsla ve duygulu bir kalb ile duâ etmek müstahab olur. Okuyacağı en güzel duâ şudur:

´ ´Allâhümme bike esteînu ve aleyke etevekkülü. Aîiâhümme zelîil lî su ´-ûbete emri ve sehhil aleyye meşakkate seferî verzuknîmine´l-hayri eksera mimmâ etlubu vesrifannî külle şerrin. Rabbi´şrahlî sadrı ve yessir lî emrî. Allâhümme innî estahfizuke ve estevdi´uke nefsî ve dinî ve ehlî ve ekâribî ve külle mâ eriamte aleyye ve aleyhim bihî min âhiratin ve dünyâ. Fah~ feznâ ecmaîne min külli sû´in, yâ kerîmu!"

(Allah´ım! Senden yardım istiyorum ve Sana güveniyorum. Allah´ım! İşimin güçlüğünü bana hafiflet ve yolculuğumun zorluğunu bana kolay-laştir. Hayırdan istediğim rızkın çoğunu bana ver ve her kötülüğü ben­den uzaklaştır. Rabbim, benim kalbimi genişlet ve işimi kolayladır. Al­lah´ım! Ben, nefsimi, dinimi, ailemi, akrabamı, bana ve onlara dünyâ ve ahiret işlerinden bütün ihsan ettiklerini koruyup muhafaza etmeni Sen­den istiyorum. Her kötülükten hepimizi koru, ey ikram sahibi!...)"

Allah´a hamd ve Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e salât ve se­lâm getirerek duaya başlar ve yine bunlarla duayı bitirir.

Oturduğu yerden kalkıp gideceği zaman, rivayet etiğimiz şu hadisi okur:

534- Enes´den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sefere çıkmak için oturduğu yerden kalktığı zaman:

"AHâhümme ileyke teveccehtü ve bikeiğtesamtü. Allâhümmekfinî mâ hemmenî ve mâ lâ ehtemmü lehû. Allâhümme zevvidnî ettekvâ vağfir lî zenbî ve veccihnî li´1-hayri eynemâ teveccehtü."

(Allah´ım! Senin rızâna yöneldim ve Sana güvendim. Allah´ım, önem­sediğim ve önemsemediğim şeylerden beni koru. Allah´ım, bana takvayı azık yap ve benim günahımı bağışla. Ben her nereye yönelirsem, beni hayra yönelt.)"[2]


Evden Çıkarken Okunacak Dualar Ve Zikirler


İnsan evinden çıktığı zaman yapacağı zikirleri kitabın baş tarafında söy­lemiştik. Bunlar yolcu için de müstahabdır. Ayrıca bu zikirleri çok yap­mak, ailesiyle akrabaları ile, arkadaşları ve komşuları ile vedalaşmak müs­tahabdır. Hem kendisine duâ etmelerini ister hem de onlara duâ eder.

535- İbni Ömer (Radıyallahu Anh) Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır.

"Bir şey Allah´ın korumasına bırakılırsa, Allah onu korur!"[3]

536- Ebu Hüreyre´den, o da Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´-den rivayetinde, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:

Yolculuğa çıkan kimse, geride bıraktığı kimselere şöyle desin:Sizi ,emanetleri zayi olmayana emanet ediyorum. [4]

537- Yine Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayetde Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

"Sizden biriniz yolculuğa çıkacağı zaman, (din) kardeşleri ile vcdalaş-sm. Çünkü Allah Tealâ onların dualarına hayır verir."


Yolcunun Vedalaşırken Okuyacağı Dua:


Yolculuğa çıkan kimsenin vedalaştiğı kimseye, Ebû Davud´un Süne-ninde rivayet edilen şu sözü söylemesi sünnettir:

538- Kaze´a rivayetinde demiştir ki, İbni Ömer (Radıyallahu Anhüma) bana şöyle dedi: Gel, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seliem benimle ve-dalaştığı gibi, ben de seninle vedalaşayım:

"Senin dinini, emânetini ve işlerinin sonunu Allah´ın himayesine bıra­kıyorum. "[5]

İmam Hattabî demiştir: Burada emanet, insanın ailesi ve geriye bırak­tığı şahıslar ve mutemedine teslim ettiği mallardır.

Burada din de emanet konusu olmuştur. Çünkü yolculukta meşakkat olduğu için, din işlerinde bazı aksamalar olabilir.

539- Nafi yolu ile İbni Ömer´den rivayet edildiğine göre, İbni Ömer şöyle demiştir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selîem, bir adamla vadalaşa-cağı zaman onun elini tutar ve adam Peygamber Salîallahu Aleyhi ve Sel­lem´in elini bırakmadıkça onunla vedalaşmazdı ve Şöyle buyururdu: Se­nin dinini, emânetini ve işinin sonunu Allah´ın himayesine bırakı­yorum. "[6]

540- Salim´den rivayet edildiğine göre, İbni Ömer yolculuk yapacağı zaman İnsana: "Bana yaklaş, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellemin bizimle vedalaştiğı gibi seninle vedalaşayım." der. Sonra şöyle söylerdi: Senin dinini, emânetini ve işinin sonunu Allah´ın himayesine bırakı­yorum. "[7]

541- Sahih bir isnadla Abdullah İbni Yezid El-Hatmî Es-Sahabî´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır: "Peygamber Sal­lallahu Aleyhi ve Seliem (sefere çıkan) askerle vedalaşacağı zaman şöyle buyururdu: Dininizi emânetinizi ve işinizin sonunu Allah´ın himayesine bırakıyorum."[8]

542- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre; "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e bir adam gelip dedi ki: Ey Allah´ın Resulü, ben bir sefere (yolculuğa) çıkmak istiyorum. Bana azık ver. Peygamber (s.a.v) (ona) şöyle dedi: Allah sana azık olarak takvayı versin. (Adam daha fazla duâ isteği ile) bana çoğalt, dedi. Peygamber (s.a.v): Günahını ba­ğışlasın, buyurdu. Bana çoğalt, dedi. Peygamber (s.a.v): Nerede olursan, seni hayra Kavuştursun, buyurdu."[9]


Hayırlı Kimselerden Duâ Ve Öğüt İstemek


543- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, bir adam (Peygambere) şöyle dedi:

"Ey Allah´ın Resulü! Ben yolculuğa çıkmak istiyorum, bana öğüt ver. Peygamber: Takva üzere bulun ve her yüksek yere çıkınca Tekbir getir, buyurdu. Adam dönüp gidince Peygamber (s.a.v): Allah´ım buna uzağı yaklaştır ve yolculuğu ona kolaylaştır." dedi.[10]


Mukim Misafirden Daha Faziletli Olsa Bile, Mukimin Misafirden Hayırlı Yerlerde Kendisine Duâ Etmesini İstemesi Müstahabdır


544- Ömer İbni´l-Hattab´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır:

"Ömre ziyaretine (haccma) gitmek için Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´den izin istedim. İzin verip buyurdu: Kardeşim, duandan bizi unutma. Bu şekilde peygamber bir söz söyledi ki, onun karşılığında bü­tün dünya benim olsa, beni öyle sevindirmezdi." Diğer bir rivayette Pey­gamber (Hazreti Ömer´e şöyle) dedi: "Kardeşim, duana bizi ortak yap.[11]

Hayvana Veya (Bir Vasıtaya) Binince Okunacak Duâ


Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: "Allah sizin için gemilerden ve hay­vanlardan bineceğiniz şeyler yarattı, onların sırtlarına binip oturasınız diye. Sonra onların üzerine oturunca Allah´ın nimetini hatırlayıp şöyle diyesi-niz: (Bunları bizim hizmetimize veren Allah´ın sânı ne yücedir! (O, bü­tün noksanlıklardan bendir. O´nun ihsanı olmasaydı, biz bunlara güç ye-tiremezdik. Muhakkak ki biz Rabbimize dönmüş olacağız.)"[12]

545- Ali İbni Rabîa´dan sahih isnadlarla rivayete göre şöyle demiştir: Üzerine binmesi için Ali İbni Ebû Talib´e (Radiyallahu Anh) bir hayvan getirildiği bir zamanda ben de bulundum. Hz. Ali ayağını üzengiye koy­duğu zaman "Bismillah" (Allah´ın adıyla) dedi. Hayvanın sırtına binip oturduğu zaman:

"Elhamdülillâhillezî sehhara lenâ hazâ vemâ künnâ lehû mugarrinin. Ve innâ ilâ rabbinâ lemüngaîibûn,

"Bunları bizim hizmetimize veren Allah´ın sânı ne yücedir! O´nun ih­sanı olmasaydı, biz buna güç yetiremezdik. Muhakkak ki biz, Rabbimize dönmüş olacağız." dedi.

Sonra üç defa "El-Hamdü Lillâh" dedi. Sonra üç defa "Allahu Ekber" dedi. Sonra:

"Sübbâneke innî zaîemtü nefsî fağfirlî innçhü lâ yağfiruzzünübe illâ ente."

"Alah´ım, Seni tenzih ederim. Ben kendime yazık etlim, beni bağışla, çünkü günahları ancak Sen bağışlarsın" dedi. Sonra güldü. Kendisine so­ruldu: Ey müminlerin Emiri neden güldün Şöyle cevab verdi:

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´i gördüm, benim bu yaptığım gibi yapmıştı. Sonra gülmüştü. Ben (ona) sordum: Ey Allah´ın Resulü, neden güldün Şöyle dedi:

Noksanlardan, münezzeh olan senin Rabbın, kulunun şöyle demesin­den memnun kalır: Allah´tan başka günahları bağışlayanın yok olduğu­nu bilerek: Allah´ım Benim günahlarımı bağışla.[13]

546- Abdullah İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhümâ) rivayet edildiği­ne göre: "Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir sefere çıkarken de­vesi üzerine oturunca üç defa tekbir getirirdi.Sonra (şu ayeti okurdu:"

"Bunu bizim hizmetimize veren Allah´ın sânı ne yücedir. O´nun ihsanı olmasaydı biz buna güç yetiremezdik. Muhakkak ki biz Rabbimize dön­müş olacağız. "Allah´ım, biz bu seferimizde senden iyilik ve takva ve ra­zı olduğun amel istiyoruz. Allah´ım, bizim bu yolculuğumuzu kolaylaş-tır, uzaklığını bize yaklaştır. Allah´ım yolculukta sen koruyucusun, aile hakkında da gözeticisin. Allah´ım, yolculuğun meşakkatinden, üzüntülü halinden, mal ve aile hakkında kötü bir akıbetten Sana sığınırım." Seferden dönünce de bunları söylerdi ve şunu sözlerine eklerdi: Tevbe edi­ciler olarak, Rabbimize ibâdet ediciler olarak, hu m d ediciler olarak (se­ferimizden) dönüyoruz!"[14] Bu söz, Müslim´in rivayetidir. Ebû Davut rivayetine şunu ilâve etmiştir:

"Peygamber ve askerleri hayvanlara bindikleri zaman tekbir getirirler­di. İndikleri zaman ise, teşbih ederlerdi (Sübhânellah derlerdi.)

547- Abdullah İbni Sercis´den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayctdc şöyle demiştir: "Resûlüllah Sallaliahu Aleyhi ve Sellem sefere (yola) çıktığı za­man yolculuğun güçlüğünden, üzüntülü akıbetten, iyi halden kötüye dön­mekten, zulme uğramışın duasından, aile ve mal hususunda fena görün­tüden Allah´a sığınırdı."[15]

548- Sahih isnadlaria Abdullah İbni Sercis´den yapılan rivayete göre şöyle demiştir:

"Peygamber Sallaliahu Aleyhi ve Sellem sefere çıktığı zaman şöyle bu­yururdu:

"Allâhümme ente´s-sâhibu fi´s-seferi vel-halîfetü fi´l-ehli. Allâhüm-me innî e´ûzü bike min va´sâi´s-seferi ve keâbcti´l-munkaiebi ve mine´I-havri bade´I-kevni ve min daveti´l-mazlûmi ve min sûi´l-manzari fil-ehü ve´1-mâli."

"Allah´ım! Yolculukta her şeye sahih olan, geride kalan aile halkını koruyup idare eden sensin. Allah´ım! Yolculuğun meşakkatinden, akıbet üzüntüsünden, iyi halden kötüye dönüşten, haksızlığa uğramışın duasın­dan ve mal ile ailede kötü görüntüden Sana sığınırım."[16]


Bir Gemiye Binince Okunacak Duâ


Allah Tealâ buyurdu: "(Nuh) dedi: Allah´ın adım anarak (Bismillah diyerek) gidişinde ve duruşunda gemiye bininiz."[17]

Yine Allah Tealâ buyurdu: "Allah sizin için gemilerden ve hayvanlar­dan bineceğiniz şeyler yarattı."[18] İki ayet sonuna kadar okunmalıdır.


Vasıtaya Veya Bineğe Binilirken Okunacak Duâ


549- Hüseyin İbni Ali´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde de­miştir ki, Resûlüllah Sallaliahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Gemi­ye bindikleri zaman şöyle söylemeleri ümmetim için boğulmaya karşı bir güvencedir:

"Bismillâhi mecrâha ve mürsâhâ, inne rabbî leğafurun ahim."

"Geminin gidişi de duruşu da Allah´ın atlıyladır. Gerçekten Ruh hım çok bağışlayandır, çok merhametlidir. -Allah´ın büyüklüğünü gereği üzere bilemediler).[19]


Yolculukta Duâ Etmek Mestahabdır


550- Ebû Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki Resûlüllah Sallaliahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Üç duâ vardır ki, onlar müstecabdır (kabul olunurlar), onlarda şübhe yoktur: Haksızlığa uğramışın duası, yolcunun (müsafirin) duası, babanın çocuğuna duası. "[20]


Yolcunun Yüksek Ve Benzeri Yerlere Çıkışında Tekbir Getirmesi Ve Vadi GibiYerlere İnmesi Halinde Tesbîhde Bulunması


551- Câbir´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır: "Biz yüksek yerlere çıktığımız zaman tekbir getirirdik (Allahu Ekber, der­dik), indiğimiz zaman tesbihde bulunurduk (Sübhânellah, derdik)."[21]

552- "insanın bir hayvana binince okuyacağı Duâ" bölümünde bun­dan önce sahih hadis olarak İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) yapı­lan rivayetde şöyle demişti:

´´Peygamber ve onun akserleri yüksek yerlere çıktıkları zaman tekbir getirirlerdi. Aşağı indikleri zaman teşbih yaparlardı."[22]

553- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde şöyle de -mistir: "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem hacdan yahut ömreden döndüğü zaman her yüksek yere yahut bir tepeye çıkınca üç defa tekbir getirirdi. Sonra, şöyle buyururdu:

"Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerike lehû. Lehu´I-müIkü velehü´I-hamdü ve hüve alâ külli şey´in kadir. Âyibûne tâibûne âbidûne sâcidûne lirabbi-nâ hâmidûnesadaka´llâhu va´dehû venasara abdehû vehezeme´l-ahzâbe vahdehû."

"Allah´dan başka hiç bir İlâh yoktur; yalnız O vardır. O´nun ortağı yoktur. Bütün mülk O´nundur. Hamd O´na mahsustur. O, her şeye ka­dirdir. Tevbe ediciler olarak, ibâdet ediciler olarak, secde ediciler olarak, Rabbimize hamd ediciler olarak dönüyoruz. Allah sözünde sadık olmuş­tur, kuluna yardım etmiştir ve yalnızca düşmanları perişan etmiştir."[23]

554- Ebû Musa El-eş´arî´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde de­miştir ki: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraberdik. Bir vadi üzerine çıktığımız zaman Tehlîl ve Tekbîr getirirdik (Lâ ilahe illallah ve A İla hu Ekber, derdik.) Böylece seslerimiz yükselmişti. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: Ey inşalar! Kendinize zorluk çıkarmayın; çünkü siz ne işitmeyene, ne de gaibde olana seslenmi­yorsunuz. Alİalı sizinle beraberdir. Rahmeti ile yakındır, her şeyi (gizli aşîkâr) işitendir."[24]

555- Öğüt almak bölümünde, daha önce Tirmi/î*nin kitabından nak­lettiğimiz hadisi şerifde Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bu­yurmuştu: "Daima Allah´dan bir korku üzere bulun ve (yolda giderken) her yüksek yerde tekbir getir.

556- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayet de şöyle demiştir: "Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem yeryüzünden yüksek bir yere çıktığı zaman şöyle buyururdu: "Allâhümme leke´ş-şerefu alâ külli şerefin ve leke´l-hamdü alâ külli hâlin." (Allah´ım! Her şeref ve yükseklik üze-irde şeref, Sana mahsustur. Her halde de hamd Sanadır."[25]


Hayvanı Ürküp Kaçan Kimsenin Okuyacağı Duâ


557- Abdullah İbni Mes´ud´dan (Radıyallahu Anh) yapılan rivayette Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyurduğunu anlatmış­tır: "Sizden birinizin hayvanı ıssız bir arazide ürküp kaçtığı zaman şöyle seslensin: Ey Allah´ın kullan tutuklayin, ey Allah´ın kullan tutuklayın!... Çünkü Aziz ve yüce olan Allah´ın yeryüzünde (göremediğiniz) bir yaka-layıcısı vardır, o hayvanı tutuklar."

Derim ki: İlim bakımından büyük olan hocalarımızından biri bana şöyle anlatmıştır: Onun bir hayvanı -hatırladığıma göre bir katırı ürküp kaçtı. O kimse bu hadîsi biliyordu. Bunu söyledi, hemen Allah o hayvanı za- man geçmeden tutuklatıp onlara gönderdi. Ben de bir defa cemaatle be­raberdim. İnsanlar arasından bir hayvan ürküp kaçtı. Onu yakalayama-dılar. Ben hadisi şerifde emredilen sözleri söyledim de, söylediğimden başka bir sebeb olmaksızın derhal hayvan durdu. (Böylece yakalanmış oldu.)[26]


Serkeş Olan Hayvan Üzerinde Okunacak Duâ


558- Din ilimlerinde kemal ve üstünlük vasıflarını, diyanet ve takvası ile bir araya toplamış bulunan1 Tabi´în âlimlerinin büyüğü meşhur Ebu Abdullah Yunus´dan (Allah kendisine rahmet etsin) yapılan rivayet de şöyle demiştir: "Hayvanında serkeşlik bulunan kimse hayvanının kulağına şu ayeti okursa, muhakkak Allah Tealâ´nın izni ile hayvan duraklar:

"Efeğayra dinSâhi yebğûne ve îehû esleme men fissemâvâti vel arzı tav´-an ve kerhen ve ileyhi yurcaûn."

"Onlar Allah´ın dininden başkasını mı arıyorlar Oysa ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi ister istemez O´na boyun eğmiştir. Sonunda da O´na döndürüleceklerdir."[27]


Bir Kasabaya Girmeyi İstesin Yahut İstemesin Onu Görünce Yolcunun Okuyacağı Dualar


559- Süheyb´den (Radiyallahu Anh) yapılan rivayete göre şöyle anlat­mıştır:

"Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, içine girmek istediği bir kö­yü gördüğü zaman muhakkak şöyle derdi:

"Allâhümme rabbe´s-semâvâti´s-seb´i ve mâ ezlelne ve´1-erazîne´s-seb´i ve mâ akleine ve rabbe´ş-şeyâtîni ve mâ adlelne ve rabbe´r-riyâhi ve mâ zereyne, es´elüke hayre hazihi´I-karyeti ve hayre ehlihâ ve hayre mâ fîhâ ve neûzü bike min şerrihâ ve şerri ehlihâ ve şerri mâ fîhâ."

"Ey yedi kat göklerin ve bunların barındırdıklarının, yedi kat arzın ve bunların taşıdıklarının Rabbı ve şeytanlarla şeytanların saptırdıklarının Ruhlu ve rüzgârların bunların savurduklarının Rabbı olan Allah! Senden bu köyün hayrını, halkının hayrını ve içinde bulunanların hayrını istiyo­rum. Bu köyün kötülüğünden halkının kötülüğünden ve köy içinde bulu­nanların kötülüğünden Sana sığınırım."[28]

560- Hazreti Aişe´den yapılan rivayete göre, o şöyle anlatmıştır: "Re-sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir yere girmek istediği zaman orayı görünce şöyle derdi:

"Allâhümme innîes´elüke min hayrı hazihi ve hayri mâ cema´te fîhâ. Ve eûzü bike min şerrihâ ve şerri mâ cema´te fîhâ. Allâhümme´r-zuknâ, hayâhâ ve e´iznâ min vebâhâ ve habbibnâ ilâ ehlihâ ve habbib sâJihî ehli­hâ ileynâ.

"Allah´ım! Bu yerin ve bu yerde topladığın bereketlerin hayrını Sen­den istiyorum. Buranın kötülüğünden ve içinde topladığın şeylerin kötü­lüğünden Sana sığınıyorum. Allah´ım, buranın bolluğu ile bizi rızıklan-dır ve vebasından (hastalığından bizi koru. Halkına bizi sevdir. İyi halkı­nı da bize sevdir)."[29]


İnsanlardan Yahut Başka Şeyden Korkunca Okunacak Duâ


561- Sahih bir isnadla Ebû Musa El-Eş´arî´nin şu hadisini daha önce yazmıştık:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir toplumun tehlikesinden korktuğu zaman şöyle derdi:

"Allâhümme innâ nec´aiüke fînuhürihim ve neûzü bike min şurûrihim."

"Allah´ım, Senin gücünle onların boğazlarını tıkarız ve onların kötü­lüğünden de Sana sığınırız.)"[30]

Bu dua yanında musibet dualarını ve anlattığımız başka duaları oku­mak iyi olur.


Cin Ve Şeytanlar Şekillere Bürünerek Yolcuya Göründüklerinde Okunacak Duâ


562- Cabir´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayette Peygamber Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Cinler-şeytanlar, şekillere bürünüp size göründükleri zaman, (onları savmak için) ezan okuyun."[31]

Derim ki, El-ğîlân" şeytan ve cinlerden bir cinstir. Bun­lar onların sihirbazlarıdır. Bunların kötülüğünü ezanla savın; çünkü şey­tan ezanı işitince dönüp kaçar manası murad edilmektedir.

Biz "insana arız olan şeyler" bölümünün başında Şeytan saldırısı için yapılacak dua ve zikirler arasında bunun benzerini daha önce yazmıştık. Bu konuda zikredilen Kur´an ayetlerini okumanın da uygun olduğunu söy­lemiştik.


İnsanın Bir Yerde Konaklayınca Okuyacağı Dualar


563- Havle binti Hakim´den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayete gö­re, o demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem´in şöyle buyur­duğunu dinledim: "Kim bir yere inip konaklar da sonra şu sözleri söyler­se, o yerinden göç edinceye kadar hiç bir şey ona zarar veremez:

Eûzü bikeh´mâtihi´t-tâmmâti min şerri mâ haleka."

"Ayıpvenoksanı bulunmayan Allah´ın kelimelerine (Kur´anına) sığı­nırım, yarattığı şeylerin kötülüğünden..."[32]

564- Abdullah İbni Ömer İbni´l Hattab´dan (Radıyallahu Anhüma) ya­pılan rivayete göre, şöyle anlatmıştır:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Selîem yolculuğa çıktığı zaman ak­şam olunca şöyle buyurdu:

"Ya arzu rabbî ve rabbükillâhu. Eûzü billahi min şerriki ve şerri mâ fîki ve şerri mâ hulika ftki ve şerri mâ yedibbu aleyki. Eûzü bike min ese-din ve esvede ve mine´l-hayyeti ve´1-akrebi ve min sakini´1-beledi ve min vâlidin ve mâ velede."

"Ey arz! Benim ve senin Rabbın Allah´dır. Senin şerrinden, sende ola­nın şerrinden, sende yaratılanın şerrinden, üzerinde dolaşanların şerrin­den Allah´a sığınırım. Aslandan, soyguncudan, yılandan, akrebden, bel­delerde oturan cinlerden, İblisden ve şeytanlardan Rabbım Sana sığını­rım. "[33] (Yerin sakinleri) sözünden maksad yeryüzünde yaşayan cinler­dir. Vâlid (Doğuran) sözü ile İblis ve doğurduğu şeyle de, şeytanlar murad edilmiş olabilir.


Seferden (Yolculuktan) Dönünce Okunacak Duâ


Sünnet olan, Yolcu yüksek bir yere çıkınca yolcunun Tekbir getirmesi bülümünde biraz önce anlattığımız İbni Ömer´in hadisini söylemektir.

565- Enes´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöye anlatmıştır: Ben, Ebû Talha ile Safiyye de Peygamberin devesi üzerinde peygamberin arka tarafında olduğu halde, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile (Hayber´den Medine´ye) dönüyorduk. Medine´nin görünüm yerine var­dığımız zaman Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştu:

"Âyibûne, tâibûne,âbidûne lirabbinâ hâmidûne."

"Tevbe ediciler olarak, ibadet ediciler olarak, Rabbimize ha in d edici­ler olarak dönüyoruz. Medine´ye varıncaya kadar bunu söyler dururdu[34]


Misafirin Sabah Namazından Sonra Okuyacağı Dualar


Bil ki, Müsafir olmayanın sabah namazından sonra okuyacaklarını mi­safirin de okuması iyi olur. Bunun da açıklaması geçmişti. Bununla bera­ber şu rivayet ettiğimizi de söylemesi müstahab olur.

566- Ebû Berze´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre, şöyle de­miştir:

"Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sabah namazını kılınca,- (ravi der ki, sadece yolculukta olduğunu bilemiyorum)- arkadaşlarına duyura­cak şekilde sesini yekseltip şöyle derdi:

Allâhümme aslıh Iî dîniyellezî cealtehu ismete emrî. Allâhümme aslih lî dünyâyelletî cealte fîhâ meâşî."

"Allah´ım! Benim işimin temeli kıldığın dinimi düzelt. Allah´ım! İçin­de geçimimi kıldığın dünyamı düzelt" ve üç defa:

"Allâhümme, aslıh lî âhiretilletî cealte ileyhâ mercii.

"Allah´ım! Dönüşümü kendesine yaptığın âhiretimi benim için düzelt)

ve üç defa:

"AHâhümme eûzü birizâke min suhtike, Allâhümme eüzü bike."

"Allahım! Gazabından Senin rızâna sığınırım. Allâhım Sana sığınırım)

ve üç defa:

"Lâmâni´a limâ a´teyte ve lâ mu´tiyelimâ mena´ te velâ yenfa´u zel-ceddi minke´l-ceddü."

"Senin verdiğini engelleyici yoktur, vermediğini de verecek kimse yok­tur. Zengine (zenginliği) fayda vermez, zenginlik ancak Sendendir)."[35]


Memleketini Görünce Okunacak Duâ


Bu bölümden önceki Enes´den naklettiğimiz hadisi söylemek, bir köyü gördüğü zaman okunacak dualar bölümündekini okumak müstahab ol­duğu gibi şunu da okur:

"Allâhümme´c-al lenâ bihâ karâren ve rızkan hasenen." "Allah´ım, burada kararlaşmayı bize nasib et ve güzel nzık ver)."


Seferden (Yolculuktan) Dönüp De Evine Girince Okunacak Duâ


567- İbni Abbas´dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayet de şöyle anlatmıştır: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferinden dönüp de evine girdiği zaman şöyle buyururdu:

"Tevben tevben Hrabbinâ evben lâ yuğâdiru havben."

(Rabbimize yönelerek tevbemizin kabulünü istiyoruz. (Rabbimiz bağış­layınca) günah bırakmaz)."[36]


Yolculuğundan Dönen Kimseye Okunacak Duâ


Yolculuğundan dönen kimseye: "Seni selâmet üzere getiren Allah´a hamd olsun" yahut: "Çevreni muhafaza edip toplayan Allah´a hamd olsun" demek yahut buna benzer söz söylemek iyi olur.

Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

"Eğer şükrederseniz elbette size (nimetlerimi) çoğaltırım."[37]

Bundan sonraki bölümde yine bu konuda Hazreti Aişe´nin (Radıyalla-hu Anha) hadisi vardır.


Savaştan Dönen Kimseye Okunacak Duâ


568- Hazreti Aişe´den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde o şöyle de­miştir: "Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir savaşta idi. (Savaştan dönüp de) eve girince onu karşıladım ve elinden tuttum. Dedim ki: Seni zafere ulaştıran, seni üstün kılan ve sana ikram eden Allah´a hamd ol­sun. .."[38]


Hacdan Dönen Kimseye Okunacak Duâ Ve Hacının Okuyacağı Duâ


569- İbni Ömer´den (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde, o şöyle anlatmıştır:

"Bir genç Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem´e gelip şöyle dedi: Ben hac yapmak istiyorum. Bunun üzerine Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla beraber yürüdükten sonra şöyle dedi:

"Zevvedekallâhu´t-takvâ ve vecceheke fi´1-hayri ve kefâke´I-hemme."

"Ey Genç! Allah sana takvâ´yı azık yapsın, seni hayırlara yöneltsin ve seni üzüntüden korusun." Genç dönüp geldiği zaman, Peygamber Sal­lallahu Aleyhi ve Selleme selâm verdi. Peygamber (ona) şöyle dedi:

"Gabilellâhu hacceke ve ğafera zenbeke ve ahlefe nefegateke."

"Ey genç! Allah haccını kabul etsin, günahlarını bağışlasın ve harcadı­ğının yerine sana rızık versin."[39]

570- Ebu Hüreyre´den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde şöyle de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah´­ım, hac yapanın günahını bağışla, hac yapan kimsenin dua ettiği kimse­den de günahı bağışla. "[40]


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Kur´anı Kerim, Âl-i İmrân Süresi: 159.

[2] İbni Sünnî.

[3] Ahmed b. Hanbel. Nesâî.

[4] İbni Sünnî. Nesâî

[5] Ebü Dâuıd.

[6] Tirmizî

[7] Tirmizî. İbni Mâce. Ahmed b. Hanbel. (Tirmizi, bu sahih ve lıasen bir hadistir, demidir.)

[8] Ebû Dâvud. İbni Sünnî. Nesâî.

[9] Tirmizî. (Tirmizî demiştir ki, bu hadis hasendir.)

[10] Tirmizî. İbni Mâce. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadistir.)

[11] Ebu Dâvud. Tirmizî. (Tirmizî demişıir ki, bu sahih olan hasen bir hadistir.)

[12] Kur´an-ı Kerim, Zuhruf Süresi: 12-14.

[13] Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[14] Müslim. Ebû Dâvud. Nesâî.

[15] Müslim.

[16] Tirmizı. Nesâî. İbni Mâce. Ahmed b. Hanbel.

[17] Kur´an-ı Kerim, Hû d Sıiresi:41

[18] Kur an-ı Kerim, Zuhrul" SüreM:12

[19] Kur´anı Kerim, Zuhruf Süresi: 67. İbni Sünnî

[20] Ebü Dâvud. Tirmizı. İbni Mâce. Buhârî, Edebül-Müfred. (Tİrmizî demiştir ki, bu hasen bir

hadistir.)

[21] Buhârî, Nesâİ, Ibn Sünnî, Ahmed B. Hanbel

[22] Ebû Dâvud.

[23] Buhârî. Müslim. Muvatta´. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nasâî.

[24] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî. İbni Mâce.

[25] ibni Sünnî.

[26] İbni Sünnî.

[27] İbni Sünnî.

[28] Nesâî. İbni Sünnî.

[29] İbni Sünnî.

[30] Ebû Dâvud. Nesâî.

[31] İbni Sünnî. Nesâî.

[32] Müslim. Muvatta. Tirmizî.

[33] Ebû Dâvud, Nesâî.

[34] Müslim

[35] İbni Sünnî.

[36] İbni Sünnî. Ahmed b. Hanbel.

[37] Kur´anı Kerim, îbrahim Süresi:7.

[38] İbni Sünnî. Müslim, Nesâî. Ebû Dâvud.

[39] İbni Sünnî.

[40] Beyhakî Süneninde. (Hakim demiştir ki, bu hadis Müslim´in şartına göre şahindir.)


YOLCUNUN OKUYACAĞI DUALAR VE ZİKİRLER LiSTESi

İstihare Ve İstişare.
(Allah´dan hayır istemek ve danışmak)
Yolculuğa Karar Verdikten Sonra Yapılacak Dualar Ve Zikirler
Evinden Çıkmak İsteyenin Yapacağı Dualar Ve Zikirler
Evden Çıkarken Okunacak Dualar Ve Zikirler
Yolcunun Vedalaşırken Okuyacağı Dua
Hayırlı Kimselerden Duâ Ve Öğüt İstemek.
Mukim Misafirden Daha Faziletli Olsa Bile, Mukimin Misafirden Hayırlı Yerlerde Kendisine Duâ Etmesini İstemesi Müstahabdır.
Hayvana Veya (Bir Vasıtaya) Binince Okunacak Duâ
Bir Gemiye Binince Okunacak Duâ
Vasıtaya Veya Bineğe Binilirken Okunacak Duâ
Yolculukta Duâ Etmek Mestahabdır
Yolcunun Yüksek Ve Benzeri Yerlere Çıkışında Tekbir Getirmesi Ve Vadi GibiYerlere İnmesi Halinde Tesbîhde Bulunması
Hayvanı Ürküp Kaçan Kimsenin Okuyacağı Duâ
Serkeş Olan Hayvan Üzerinde Okunacak Duâ
Bir Kasabaya Girmeyi İstesin Yahut İstemesin Onu Görünce Yolcunun Okuyacağı Dualar
İnsanlardan Yahut Başka Şeyden Korkunca Okunacak Duâ
Cin Ve Şeytanlar Şekillere Bürünerek Yolcuya Göründüklerinde Okunacak Duâ
İnsanın Bir Yerde Konaklayınca Okuyacağı Dualar
Seferden (Yolculuktan) Dönünce Okunacak Duâ
Misafirin Sabah Namazından Sonra Okuyacağı Dualar
Memleketini Görünce Okunacak Duâ
Seferden (Yolculuktan) Dönüp De Evine Girince Okunacak Duâ
Yolculuğundan Dönen Kimseye Okunacak Duâ
Savaştan Dönen Kimseye Okunacak Duâ
Hacdan Dönen Kimseye Okunacak Duâ Ve Hacının Okuyacağı Duâ

Bu konuyu yazdır