| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Ummu´s-Saib el-Ensariyye (radiyallahu anha) |
|
Yazar: RasitTunca - 06-30-2020, 08:04 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Ummu´s-Saib el-Ensariyye (radiyallahu anha)
Rasûlüllah [S.A.V) yoksulları sever, onlarla birlikte otururdu. Ummu´s-Saib el-Ensariyye kelime-i şehâdeti getirmeden ve Rasûlüllah´a bey´at etmeden önce, RasûlüNah fS.A.V) onu, evinde ziyaret etmekten çekinmezdi..
Bir gün Rasûlüllah (S.A.V) onun evine geldi ve onun titrediğini gördü.
Rasûlüllah [S.A.V}:
Neyin var Ummu´s-Saib (veya Ummu´l-Museyyib)! Niye titriyorsun dedi.
Ummu´i-Museyyib:
Sıtmadan (hummadan) dolayı. Allah onda bereket vermesin, dedi.
Peygamber (S.A.V):
Sıtmaya sövme. Çünkü o, körüğün demirin pisliğini giderdiği gibi Ademoğlunun günahlarını giderir, buyurdu.
Cabir îbn Abdiilah bu hadisi Ummu´s-Saib´ten rivayet etmiştir. Ca-bir´den de, Ebu´z-Zubeyr rivayet etmiştir. [1]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabiler), Uysal Kitabevi: 524.
|
|
|
Ummu Suleym (radiyallahu anha) |
|
Yazar: RasitTunca - 06-30-2020, 08:03 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Ummu Suleym (radiyallahu anha)
Kendisiyle evlenmek isteyen Ebû Talhâ´dan mehr olarak müslüman olmasını isteyen ve Rasulüllah´ın : «Cennet´e girdim. Bir ayak sesi duydum. Bu nedir dedim: Bu «er-Rumeysâ Bint Milhân´dır» diye cevap verdiler» buyurduğu cennetlik sahâbîdir...
Neccar oğullarından Milhan b, Hâlid´in krzı ve Ummu Harâm´ın k z kardeşi olan ve künyesi Ummu Süleym olan sahâbînln ismi; Gumeysâ veya Rümeysâ´dır. Ummu Süleym, Mâlik b. Nadr´ia evli idi. Enes b. Mâlik bu evlilikten doğmuştur...
Er-Rumeysa evinden ayrılmakta olan oğlu Enes İbn Malik´i uğurlamak İçin ayağa kalktığında, Rasulüllah´m şehri, (Medine) ay ışığına boğulmuştu. Ummu Süleym oğlunu kucaklayarak:
Allah seninle olsun, seni korusun ve bize salimen geri göndersin, dedi.
Ummu Süleym Bint Milhan, ciğerparesini uğurlarken, Medîne sokaklarında gözden kayboluncaya ´kadar ayakta durup bekledi.. Daha sonra kapıyı kapatıp minderinin üzerine oturdu. Hatıralar zihnine akın etti...
Kendini Ensar´ın ilk müslümanlarıyla birlikte müslüman olup Rasûlüllah´a bey´at ettiği günde buldu... O sırada kocası Mâlik İbnu n-Nadr İbn Damdam yoktu. Dönünce ona :
Sen dinden çıktın, sapıttın mı dedi. Ummu Suleym :
Ben dinden çıkmadım ve sapıtmadım. Fakat o zâta îman ettim, dedi.
O, oğlu Enes İbn Malik´e :
la İlahe illallah» de. «Eşhedu enne Muhammeden Rasûlüliah» de cümlelerini yavaş yavaş söylemeye başladı...
Mâlik İbnu´n-Nadr Ummu Suleym´e :
- Oğlumun İtikadını bozma, dedi. Er-Rumeysa :
Ben onun itikadını bozmadım, diye cevap verdi.
. Mâlik İbnu´n-Nadr öfkelenip Şam´a doğru yola çıktı. Karşısına bir düşman çıktı ve Malik´i öldürdü. Onun ölüm haberi er-Rumeysa´ya ulaşınca şöyle dedi :
Çocuğum sağ olarak memeyi bırakmcaya kadar onu kesinlikle memeden ayırmayacağım. Enes bana emretmedikçe ve o: Annem görevini yerine getirdi, Allah benîm yüzümden ona hayırla karşılık versin, annem bana iyi bir velilik yapmıştır, demedikçe evienmiyeceğim.
Enes İbn Malik memeyi terketti. Ebû Talhâ (Zeyd İbn Seni İbni´l-Esved) Ummu Suleym´e evlenme teklifi yaptı. Ebû Talhâ müşrik olduğu için Ummu Suleym :
Enes bulûğa erip büyüklerle birlikte oturmadıkça evlenmem diye cevap verdi.
Enes İbn Mâlik sekiz yaşına varınca Ebû Talhâ gelip er-Rumeysâ1-ya:
Enes artık büyüklerle birlikte oturmaya´başladı, dedi. Er-Rumeysâ: - .
Sen, sana zararı ve faydası olmayan bir taşa tapmayı nasıl uygun görürsün ! Bir marangozun, getirip senin için yonttuğu bir ağaç parçasının sana ne zararı, ne faydası dokunur !» dedi.
Ebü Talhâ susup cevap vermedi. Ummu Suleym şunu da ilâve etti:
Yerden biten ve filân oğullarının habeşî kölesi tarafından yontulan bir şeye tapmaya utanmaz mısın Bir müşrikle evlenmek bana yakışmaz. Ebû Talhâ; Sizin tapmakta olduğunuz putlarınızı marangoz Abd-i Âl-i filânın yontup yaptığını ve ona bir ateş parlatacak olsanız, onun tutuşup yanacağını bilmez misin Ebû Talhâ şöyle cevap verdi:
Bırak da düşüneyim...
Ummu Suleym, sözünün onu etkilediğini zannetti... Ebû Talhâ onun yanma tekrar döndüğünde er-Rumeysâ şöyle dedi:
Ne yaptın
Ebû Talhâ sustu. Ummu Suleym :
Ebû Talhâ! Senin gibisi rededilmez ama sen kâfirsin, ben de müslüman bir kadınım, seninle evlenmek bana uygun düşmez, dedi.
Ebû Talhâ :
Senin, benimle evlenmene engel olan şey bu değil
Ummu Suleym sordu:
Peki, benim seninle evlenmeme engel olan nedir
Ebû Talhâ :
Sarı ve beyaz [yani altın ve gümüş) diye cevap verdi.
Ummu Suleym :
Ben ne sarı ne de beyaz istiyorum, senin müsiüman olmanı istiyorum, Allah ve Peygamberi şahit olsunlar ki, müslüman olursan senden bir pul almadan seninle evleneceğim, dedi.
Ebû Talhâ
Bana bu konuda kim yardımcı olur diye sordu.
Ummu Suleym:
Bu konuda sana Rasûlüliah (S.A.V) yardımcı olur, dedi;,
Ebû Talhâ Hz. Peygamber´! aramak üzere yola çıktı. Rasûlüllah (S.A.S) ashabının arasında oturuyordu. Ebû Talhâ´yı görünce :
Ebû Talhâ alnındaki İslâm´ın nuruyla size geldi, dedi.
Ebû Talhâ Rasûlüllah´a Ummu Suleym´in söylediğini anlattı ve:
Eşhedu en lâ ilahe illallah ve enne Muhammeden Rasûlullah, dedi.
Ebû Talhâ er-Rumeysâ´ya dönüp :
Artık ben de senin dinine girdim, dedi. Ummu Suleym oğlu Enes´e :
Enes! Kalk, Ebû Talhâ´yı evlendir, dedi.
Böylece Ummu Suieym Ebû Talhâ´yla evlendi. Onun mehri İslâm oldu...
Ummu Süleym bu evlilikten bir çocuk dünyaya getirdi ve çocuk büyüyüp yürümeye başladı. Ebû Talhâ bu çocuğu (Ebû Umeyr´i) çok severdi..
Babası Ebu Talhâ bahçelerinden birinde.yken Ebû Umeyr hastalandı ve öldü. Ummu Suleyrn çocuğunu yıkayıp kefenledi, kokuladı ve üzerine bir örtü örttü. Ev halkına da şöyle dedi:
Sakın Ebû Talhâ´ya oğlunun öldüğünü ben kendisiyle konuşmadıkça söylemeyin. [Çünki, Ebû Talhâ o gün oruçlu idi).
Ebû Talhâ geldi ve :
Çocuk nasıl diye sordu. Ummu Suieym :
Rahatladı, deyince, Ebû Talhâ çocuğun gerçekten iyileştiğini sandı.
Ummu Suieym akşam yemeğini ve içecek şeyler getirdi. Ebû Talhâ yeyip-içti. Ummu Suieym, o güne kadar hiç yapmadığı şekilde özenerek süslendi, süslü görünmeğe çalıştı. Ebu Talhâ daha sonra hanı-mıyla yatıp bu ihtiyacını da yerine getirdi. Sabah olunca, er-Rumeysa :
Ebû Taihâ! Görmedin mi Falanca aileyi Faydalanmak için, aldıkları emâneti gidip istediğim zaman, ağırlarına gitti, dedi.
Ebû Talhâ :
Hiç iyi etmemişler, dedi. Ummu Suieym:
Senin oğiunun da Allah´ın bir emâneti olduğunu kabul et. Allah emânetini geri aldı, dedi.
Ebû Talhâ, Ummu Suleym´in soğukkanlılığına hiddetlenip:
Madem öyle, niye beni kendi halime bıraktın da, bu işlere bulaşmama sebep oldun. Daha sonra da bana oğlum Ebu Umeyr´in öldüğünü söylüyorsun, dedi.
[Ummu Suieym, Peygamberimize İslâmiyet üzerine bey´at ederken, ölüye feryâd ve figân etmemeye de bey´at etmiş bulunuyordu).
Ertesi gün Ebû Talhâ, Rasûlüllah´a gitti ve şöyle dedi:
Ey Allah´ın Rasûlü! Ummu Suieym bana şöyle şöyle ya Peygamber (S.A.V) :
Geçen gecenizi Allah hakkınızda mübarek kılsın. Beni Hak Peygamber olarak gönderen Allah´a yemin ederim ki, Ummu Süleym çocuğunun ölümüne sabrettiği için, Allah.(C.C3 onun rahmine bir erkek çocuk ilkâ eylemiştir, buyurdu.
Ummu Suleym, o gece hâmile kalmıştı...
Enes (R.A) diyor ki : Ummu Suleym çocuğu doğurduğu zaman Peygamber efendimiz bana :
Annene git söyle; çocuğun göbeğini kestikten sonra, onu yanıma göndermeden ona bir şey tattırmasın, dedi.
Bunun üzerine ben çocuğu kollarımın üstüne alarak Peygamber Efendimize getirdim. Peygamber Efendimiz bana:
İyi cinsten üç tane hurma getir, dedi.
Hurmaları getirdiğimde benden alarak ağzında çiğnedikten sonra çıkarıp çocuğun ağzına koydu. Çocuk da yavaş yavaş emmeye başladı. Peygamber Efendimiz :
Medîne´liler hurmayı sever, diye bir latife yaptıktan sonra:
Al onu götür ve annene söyle: Allah, ömrüne bereket koysun ve onu analı babalı büyüüterek sâlih ve takva sahibi kimselerden kılsın, buyurdu ve çocuğun adını da Abdullah koydu.»
Peygamberimizin duası bereketiyle Abdullah´ın dokuz (veya yedi) oğlu olmuştu ki hepsi de Kur´an-ı Kerîm´i okumuş, hatm etmişlerdi...
Ensardan bir müslüman diyor ki : «Ben Hz. Peygamberin duasının neticesini gördüm, o geceden Ebû Talhâ´nın oğlu Abdullah doğdu. Onun da on tane çocuğu oldu.»
Um mu Süleym´in çocuğu öldüğü halde, kocasına duyurmayacak kadar sabır ve cesaret göstermesi büyük bir meziyettir. Kocası oruçlu olduğundan, şayet oğlunun öldüğünü duyarsa üzüntüden yemek yiyemez, daha da perişan olur, düşüncesiyle bu acıya sabretmiş, söylememiştir. Bu onun aynı zamanda Allah´ın kaderine olan teslimiyetini de gösterir. Yoksa hangi anne çocuğuna şefkat duymaz ki !
Kureyş; Ehâbiş onlara itaat eden Kinâne ve Tihâme kabîleleriyle Bedir´in intikamını almak için geldiklerinde Rasûlüllah (S.A.V) onları Uhud´da karşıladı.. Rasûlüllah (S.A.V) savaşa çıkarken Ensâr´dan bazı kadınlar, hastalara su vermek, yaralılara hizmet ve tedavi etmek için beraberinde bulunuyorlardı... Ummu Suleym ile Hz. Âîşe (r. anhümâ) su tulumlarını taşıyorlar ve susayanların ağızlarına su döküyorlardı.. Su tulumları boşalınca tekrar gidiyorlar, doldurup geliyorlar, yine susayanların ağızlarına boşaltıyorlardı. Susuzları suladıktan sonra1 er-Ru-meysâ yaralıları tedavi ediyordu...
Enes (R.A) anlatmaktadır;
« Uhud savaşında ashab, okçuların emre itaatsizliği yüzünden yenilgiye uğrayıp Hz. Peygamber (S.A.V)´in yanından dağılmışlardı... Yalnız Peygamber Efendimizle on iki kişi sebat ettiler. Bu çok tehlikeli savaş ânında Hz. Aîşe ve annem Ummu Süleym (r. anhâ) (tesettür emri henüz gelmemiş olduğu için) kollarını sıvayıp hizmet ediyorardı.. Ayak bilezikleri görünüyordu. Devamlı olarak ve hızla sırtlarında kırbalarla su taşıyıp yaralıların ağzına boşaltıyorlardı. Kırbalar boşalınca son derece bir çeviklikle geri dönüp bir daha dolduruyor ve acele olarak gelip yaralıların ağızlarına boşaltıyorlardı...»
Sa´sa´a oğullarının efendisi mızrak oyuncusu Ebû Berâ İbn Azib
İbn Âmir Medine´ye geldi. Hz. Peygamber´e (S.A.V) bir hediye verdi. Rasûfüllah (S.A.V) hediyesini kabul etmeyip şöyle dedi :
Ebû Berâ! Ben bir müşriğin hediyesini kabul edemem.
Daha sonra ona müslüman olmasını teklif etti. O ne reddetti ne de müslüman oldu. Şöyle dedi :
- Senin bu işin güzel. Ashabından bazılarını, buna (İslam´a) davet .etmek üzere Necid halkına gönderirsen, sana icabet edeceklerini
umuyorum.
Peygamber (S.A.V) :
Necid halkının, onlara bir kötülük yapmasından korkuyorum, buyurdu.
Ebû Berâ İbn Azîb :
Ben onlara kefilim, dedi.
Rasûlüllah (S.A.V) aralarında, el-Munzir İbn Amr, Haram İbn Milhan (Ummu Suleym Bînt Milhan´ın erkek kardeşi), el-Haris İbnu´s-Samme ve Amir İbn Fuheyre ve başkalarının da bulunduğu yetmiş kişi gönderdi. Onlar yola çıktılar. Naûne kuyusunun (Âmir oğullarıyla Suleym oğulları arasında bir yer) yanında konakladı. Rasûlüllah´ın sa-hâbîleri oraya indiklerinde Rasûlüllah´ın (S.A.V) mektubunu vermesi için Haram İbn Milhan´ı Âmir Îbnu´t-Tufeyl´e gönderdiler. Haram İbn Milhan Âmir´in yanına geldiğinde, mektuba bakmadan Haram´a saldırıp öldürdü...
Âmir, Haram îbn Milhan´a ilk darbeyi vurduğunda Haram şöyle demişti:
Allâhu ekber, Ka´be´nin Rabbine yemin osun, ben kazandım.
Âmir İbnu´t-Tufeyl, Suleym oğullarından Usayye, Ri´l ve Zekvan kabilelerini yardıma çağırmak üzere haykırdı. Onlar bu konuda onun çağrısını kabul ettiler. Rasûlüllah´ın sahâbilerinin etrafını kuşattılar. Bunun üzerine sahâbîier onlarla savaştılar. Ka´b İbn Zeyd el^Ensarî hariç, sahabîleri öldürdüler. Ka´b´ı da ölmek üzereyken bırakıp gittiler.
Ummu Suleym´e kardeşinin ölüm haberi geldiğinde şöyle dedi :
Ka´be´nin Rabbine yemin olsun! O cenneti kazandı...
Rasûlüilah [S.A.V) Ummu Suleym´i ziyaret etti ve onun evinde nafile namaz kıldı ve şöyle dedi :
Ummu Suleym! Farz namazı kıldığın zaman, on defa «Subhâ-fiellah», on defa «eİ-hamdu liilâh» ve on defa da «Allâhu ekber» de. Sonra Allah´tan dilediğini iste. Sana: Evet, evet, evet, denilecektir.
Rasûlüilah (S.A.V) Ummu Suleym´i sık sık ziyaret eder, namaz vakti gelirse, Ummu Suleym´e ait ve su ile ıslattığı bir hasır üzerinde namaz kılardı. Ummu Suleym, bizzat onun için yaptığı birşeyi ona hediye ederdi...
Rasûlüilah (S.A.V) sık sık Ummu Suleym´in evinde öğle uykusuna yatardı. Ummu Suleym ona meşinden yapılmış bir yatak yayardı. Bir gün yine onun evinde öğle uykusuna yattı ve terledi. Ummu Suleym bir şişe getirdi ve teri onun içine sıyırdı. Peygamber S.A.V) uyandı:
> Ummu Suleym! Ne yapıyorsun dedi. Ummu Suleym şöyle cevap verdi:
Bu senin terindir. Biz onu kokumuzun içine koyuyoruz. Çünkü o en güzel´kokudur.
Bir kuşluk vakti, Hz. Peygamber Ummu Suîeym´in evine girdi. Asılı duran bir su tulumunu aldı ve ayakta ondan su içti. Ummu Suleym onu aldı. Ağzını kesti ve yanında sakladı.
Hz. Peygamber (S.A.V) hanımları dışında Ummu Suîeym´in yanından başka hiçbir kimsenin yanma devamlı olarak girmezdi. Onun yanma girer dururdu... Rasûlüllah´a şöyle denildi:
.- Yâ Rasûlellah! Sen Ummu Suîeym´in evinden başka hiçbir eve
girmiyorsun.
Peygamber (S.A.V) şöyle buyurdu :
Ben ona acıyorum. Çünkü kardeşi ve babası benimle birlikteyken sehîd edildiler...
Allah Hayber´in fethini nasıp edince, Rasûlüllah´ın (S.A.V) emriyle ganimetler toplandı. Peygamber [S.A.V) esirlere baktı. Esirler içinde Hz. Musa´nın (A.S.) kardeşi Harun İbn İmrân´ın soyundan Zeyneb Bint Huyey İbn Ahtab vardı. Rasûlüilah (S.A.V) Zeyneb´i kendisine seçti. Hidâyete erişip müslüman oluncaya kadar onu Ummu Suİeym Bint Milhan´in yanına bıraktı. Daha sonra onu âzât etti ve onunla evlendi. Onun âzâdı mehri oldu. (Onu bedelsiz âzâdedip mehirsiz evlendi) Peygamber (S.A.V) ona Safiyye adını verdi...
Rasûlüllah (S.A.V) Medîne-i Münevvere´ye hicretlerinde Ebû Ey-yüb´ün hanesinde ikâmet buyurdukları esnada müslüman ahâliden kadın ve erkek herkes kudretleri yettiği kadar Rasûlüliah´a hediyeler, armağanlar takdim eylemişlerdi. Ummu Suleym de eli dar olduğu için Rasûlüllah´a hediye edecek bir şey bulamayıp henüz 12 yaşlarında olan oğlu Enes´i elinden tutarak Rasûlüllah´ın huzuruna getirip :
Yâ Rasûlellah! Benini küçük bir hediyem var. Rasûlüllah (S.A.V):
O nedir Ummu Suleym! diye sordu. Ummu Suleym :
. Yâ Rasûlellah! Ensâr erkek ve kadınlarından sana hediye vermeyen kimse kalmadı. Ben, bu oğlumdan başka âana hediye edecek bir şeye mâlik değilim. Bunu al! Sana hizmet etsin! Ona duâ eyle!» dedi.
Rasûlüllah (S.A.V) : Allah´ım! Onun malını ve çocuğunu çoğalt. Verdiğin şeylerde onun için bereket ihsan eyle, diye duâ etti...
Rasûlüllah (S.A.V)´in duası bereketiyle Hz. Enes 103 yaşına kadar yaşayarak seksen evlâdı olmuş, bunlardan 78i erkek, yalnızca ikisi kız olmuştur. Malı da sayılamıyacak kadar idi...
Hz. Ener (R.A) anlatmaktadır:
._ Rasûlüllah´a (S.A.V) 10 yıl hizmet ettim. Rasûlüliah (S.A.V), beni ne dövdü, ne bana kötü bir lâf söyledi, ne de yüz ekşitti.
Yaptığım bir şey için (Ne diye bunu böyley aptın » dememiş, yapmadığım bir şey içinde (Ne diye şöyle yapmadın ) dememiştir.»
Ummu Suleym hurma ve yağ getirdi. Peygamber (S.A.V) şöyledi
Yağınızı ve hurmanızı kaplarında saklayın. Çünkü ben oruçluyum.
Daha sonra Rasûlüllah (S.A.V) evin bir köşesine geçip nafile namaz kıldı ve Ummu Suleym´le ailesi için duâ etti.
Ebû Ya´lâ, Enes radıyailahu anh´den :
«Annem Ümmü Süleym´in bir koyunu vardı. Onun yağını bir tulumda topladı ve tulum dolunca Rubeybe ile Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem´e gönderdi. Rubeybe :
Yâ Rasûlüliah! Bu yağı Ümmü Süleym size gönderdi. Boşaltınız da tu!umu geri götüreyim, dedi.
Rasûlüllah´ın emri üzerine tulumu boşaltıp Rubeybe´ye geri verdiler. Rubeybe tulumu geri götürdüğü zaman Ümmü Süleym evde yoktu. Rubeybe tulumu bîr mıha astı. Ümmü Süleym eve geldiği zaman tulumun dolu olup yağın damlamakta olduğunu gördü. Rubeybe´ye:
Ben sana bu yağı RasûlüMah´a götür demedim mi dedi. Rubeybe :
Ben götürdüm, inanmıyorsan git sor, dedi ve beraber Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem´e gittiler. Ümmü Süleym :
Yâ Rasûlüllah! Ben Rubeybe ile size bir tulum yağ gönderdim, aldınız mı diye sordu.
Rasûlüllah :
Evet, getirdi, dedi. Ümmü Süleym :
Seni Hak Peygamber olarak gönderen Allah´a yemin ederim ki, evimde tulum yağla dolu olup altına damlamaktadır, dedi.
Allah´ın Resulü : .
Ey Ümmü Süleym! Allah´ın kendi Peygamberine verdiği gibi sana da vermiş olmasına şaşıyor musun Ye ve Allah´a şükret dedi.
Ümmü Süleym demiştir ki :
Eve döndüğümde yağı bir büyük kaba böldüm ve bir iki ay yiyebileceğimiz kadar tulumda bıraktım.»
Rasûlüllah (S.A.V) Ummu Süleym´e şöyle buyurmuştur:
« Sabret! Allah´a yemîn ederim ki bir haftadır Muhammed´in evinde hiç bir yiyecek yoktur ve üç gündür bir çömleğin altına ateş ya-kılmamıştır. Halbuki eğer istesem -yemîn ederim ki- Allah bana Tehâ me´nin bütün dağlarını altın yapar.»
Ebû Talhâ yüzü neşeli olarak geldi. Ummu Suİeym:
Ne var ne yok dedi. Ebû Talha :
Bugün Rasûlüllah´ı neşeli olarak gördüm ve sordum: Ey Allah´ın elçisi! Senin neşeli olduğunu görüyorum. Peygamber [S.A.V): Ebû Talhâ! Beni öyle olmaktan ne engelleyebilir ki Cebrail benim yanımdan biraz önce ayrıldı. O şöyle dedi: Muhammedi Rabbim beni sana gönderdi. O şöyle buyuruyor: Ümmetinden sana salât getiren hiç kimse yok ki Allah onun senin için getirdiği salâtını sana iade etmesin ve o salât yüzünden o kişiye on sevap yazmasın, ondan on günah indirmesin, ve onu on derece yükseltmesin. Onun salâtı için Arş´in önünde son yoktur. O salât bir meleğe uğrar uğramaz melek şöyle 6er: Muhammed´e salât edildiği gibi söyleyene de salât ediniz...
Ummu Süleym hasta olarak Rasûlüllah´ın evine gitti. Rasûlüllah (S.A.V) sordu :
Ummu Süleym! Ateşi, demiri ve demirin kirini biliyor musun Ummu Suleym :
Evet, Allah´ın Rasûlü! Rasûlüllah (S.A.V):
Ummu Suleym! Sevin. Çünkü eğer sen bu rahatsızlığından ku tulursan demirin kirinden kurtulduğu gibi günahlardan kurtulursun, t>L yurdu.
Ummu Suleym iyi olunca :
Yâ Rasûlellah! Cihâdın en faziletlisi hangisidir diye sordu. Rasûlüllah (S.A.V) :
Namaza sarıl. Çünkü namaz en faziletli cihâddır. Günahlarından hicret et (ayrıl) çünkü o, en üstün hicrettir,´buyurdu. "
Hz. Aîşe (r. anhâ) rivayet etmektedir:
« Ensâr´ın kadınları ne iyi kadınlardır. Utanç, onları din hak da soru sormaktan ve dinin ahkâmını öğrenmekten alakoymazdı.»
Ümmü Süleyrfı radıyallahu anhâ´dan :
«Peygamber Efendimiz´in eşi Ümmü Seleme radıyallahu anhâ´ya komşu idim. Bir gün Peygamber sailallahu aleyhi ve sellem´e :
Yâ Rasûlüllah, kadın rüyasında kocasının kendisiyle cinsî münâsebette bulunduğunu görürse, ona gusül gerekir mi diye sordum.
Ümmü Seleme :
Evin yıkılmasın. Sen kadınları Rasûlüllah´ın nezdinde rüsvay
ettin, dedi.
Ümmü Seleme´ye :
Cenâb-ı Allah gerçeği söylemekten utanmaz. Bizim de, dinimiz hakkında bilmediğimiz şeyleri Rasûlüllah´a sormaya hakkımız vardır. Ona sorup öğrenmek, bizim için dînimiz hakkında bilgisiz kalmaktan İyidir, dedim.
Peygamber Efendimiz :
Ey, Ümmü Süleym, eğer meni suyunun ıslaklığını görürse kadına gusül lâzım gelir, buyurdu.
Yâ Rasûlüllah, kadının da suyu var mı dedim. Peygamber Efendimiz :
Kadının suyu yoksa, çocuk neden annesine benzer Kadın da yaradılış, ahlâk ve tabiat bakımından erkeklerden farklı değildir, buyurdu.»
Bir gece Rasölüliah (S.A.V) Enes İbn Malik´e şöyle dedi:
Cennete girdim. Bir ayak sesi duydum: Bu nedir dedim. Bu er-Rumeysa Bint M ilhan´dır, diye cevap verdiler.
Ummu Suleym, Rasûlüllah´ın (S.A.V) hanımlartyla birlikteydi. Onları bir sürücü götürmekteydi. Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu:
Enceeşe! Billur şişeleri yavaş yürüt (Kırılabilirler).
Ummu Suleym Bint Milhan, Ebû Talhâ´dan Abdullah´a hâmile olduğu halde Huneyn´de bulundu. Ebû Talhâ Ummu Süleym ile karşılaştı. Onun yanında bir hançer vardı. Ebû Talhâ :
Ummu Süleym! Bu nedir diye sordu. Ummu Suleym :
Bana müşriklerden birisi yaklaşırsa, bunu karnına saplıyaca-ğım, diye cevap verdi.
Ebû Talhâ, Rasûlüllah´a (S.A.V) :
Yâ Rasûlüllah! Bak Ummu Süieym´in yanında beline bağladığı bir hançer var, dedi.
Rasûlüllah (S.A.V) güldü.. Ummu Suleym:
Yâ Rasûlellah! Ben onunla paniğe kapılıp yanından dağılanları da savaşan müşrikler gibi öldürmek isterim, dedi.
Peygamber [S.A.V}:
Allah (CC) bize yetişti ve zafer ihsan etti, Ummu Süleym! dedi.
Rasûlüllah (S.A.V) Ummu Süleym Bint Milhan´la karşılaşıp ona şöyle dedi :
Ummu Suleym, niye bizimle birlikte bu yıl hacca gitmedin Ummu Süleym :
Ey Allah´ın elçisi! Kocamın iki devesi vardı. Birisiyle o hacca gitti. Diğerini de hurma ağaçlarının sulanması için bıraktı, dedi.
Peygamber (S.A.V):
Ramazan geldiğinde umreye git. Ramazanda yapılan umre, benimle birlikte yapılan bir hac karşılığındadir, buyurdu.
Ebû Talhâ´yla Enes İbn Malik Rasûlüllah´la birlikte yola çıktılar. Onlar doksan bin müslümanla birlikte veda haccmda bulundular. Peygamber {S.A.V) Mina´da saçlarını traş ettirdiğinde sağ tarafını birer ve ikişer kıl (tel) ashabına dağıttı. Sol tarafın tamamını Ebû Talhâ´ya verdi. Ummu Suleym Bint Milhan onu evinde sakladı.
Ummu Suleym ve Ebû Talhâ öldüler. Aziz ve celîl olan Allah Peygamberinin duasını kabul etti. Oğlu Abdullah´ın on oğlu olmuştur. Oğullarının hepsi de Kur´an´i hatmetmişler ve ondan ilim almışlardır. [1]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabiler), Uysal Kitabevi: 525-538.
|
|
|
Ummu Sunbule (radiyallahu anha) |
|
Yazar: RasitTunca - 06-30-2020, 08:02 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Ummu Sunbule (radiyallahu anha)
Rasûlüllah (S.A.V) Halid İbn Zeyd´in (Ebû Eyyub el-Ensarî´nin) evine indiğinde Zeyd İbn Sabit el-Ensarî Rasûlüllah´a ilk hediyeyi getirdi. Ebû Eyyub´un evine ekmek, yağ ve süt bulunan bir tirit tabağryla girip:
Ey Allah´ın elçisi! Bu tabağı annem gönderdi, dedi. Rasûlüllah (S.A.S) da :
Allah bereket versin, dedi.
Hz. Âîşe Medine´ye geldiğinde Rasûlüllah ona, bedevilerden hediye kabul etmesini yasakladı. Ummu Sunbule el-Eslemiyye süt getirdi ve Rasûlüilah´ın hanımlarına verip gitti. Onlarda sütü kabul etmek zorunda kaldılar.
Rasûlüllah (S.A.V) yanında Ebû Bekr´Ie birlikte gelince:
Bu ne dedi. Hz. Âîşe :
Yâ Rasûlellah! Bu Ummu Sunbule´dir. Bize süt hediye etti. S bize bedevilerden birşey almayı yasaklamıştın!
Rasûlüllah (S.A.V) :
Onu kabul edin. Çünkü Ummu Sunbule´nin kabilesi Eşlem be-devî değildir. Onlar bizim badiyemizin (çölümüzün) halkıdır. Biz de onların köylerinin halkıyız. Onları çağırdığımız zaman icabet ederler, yardım istediğimizde de bize yardım ederler, buyurdu.
Ummu Sunbule sonra yine süt getirdiğinde Rasûlüllah (S.A.VJ
Um mu Sunbule´ye bakıp :
Dök Ummu Sunbule! dedi. Ummu Sunbule döktü. Rasûlüllah (S.A.V) :
Ebû Bekr´e ver, dedi. Ebû Bekr içti.. Daha sonra :
Dök, dedi.
Peygamber (S.A.V) kendisi içti,. Ve : Dök, dedi. Ummu Sunbule döktü ve Hz. Âîşe´ye verdi. Hz. Âîşe de içti. [1]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabiler), Uysal Kitabevi: 539-540.
|
|
|
Huzeyfe Bin Yeman |
|
Yazar: RasitTunca - 06-30-2020, 08:00 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Huzeyfe Bin Yeman
Sevgili Peygamberimizin sırdaşı.
Huzeyfe bin Yemân hazretleri şöyle anlatıyor:
“Hendek savaşının en şiddetli safhaya ulaştığı bir sırada, bir gece yarısı -ı kirâmdan bir grup olarak Resûlullahın yanında idik. Öyle bir gecede bulunuyorduk ki, ondan daha karanlık bir gece görmemiştik. Bu şiddetli karanlıkla birlikte gök gürültüsünü andıran korkunç bir rüzgâr da esmeye başlamıştı.
Ok ve taş atma
Bu sırada müşrik ordusu, telâşa kapılıp, kendi aralarında anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Peygamber efendimiz bize onların bu hâlini haber verdi. Resûluluh efendimiz gece bir miktar namaz kıldıktan sonra yanıma geldi. Soğuktan ve açlıktan iki dizim üzerine çöküp büzülerek oturuyordum. Bana dokunarak buyurdu ki:
– Git şu kavim ne yapıyor bir bak! Yanıma dönüp gelinceye kadar onlara, ok ve taş atma. Mızrak ve kılıç vurma. Sen benim yanıma dönüp gelinceye kadar, ne soğuktan, ne sıcaktan zarar görmeyeceksin, esir edilip, işkenceye de uğramayacaksın.
Resûlullahın bu sözlerinden anladım ki, bana hiç bir zarar gelmeyecek. Kılıcımı yayımı aldım, gitmek üzere hazırlandım. Resûlullah efendimiz benim için duâ etti:
– Allahım, onu önünden, ardından, sağından, solundan, üstünden, altından koru!
Müşriklere doğru yürümeye başladım. Sanki hamamda yürüyor gibiydim. Vallahi içimde ne bir korku, ne bir üşüme, ne de bir ürperti vardı. Nihâyet müşriklerin ordugâhına vardım. Reisleri Ebû Süfyân ve diğerleri ateş yakmışlar, başında ısınıyorlardı. Ebû Süfyân daha o zaman Müslüman olmamıştı.
Hemen aklıma Ebû Süfyân’ı orada öldürmek geldi. Ok çantamdan bir ok çıkarıp, yayıma yerleştirdim. Ateşin ışığından faydalanarak onu vurmak istedim. Tam atacağım sırada Resûlullahın, “Benim yanıma dönüp gelinceye kadar bir hâdise çıkartmayacaksın” buyurduğunu hatırladım ve onu öldürmekten vazgeçtim.
Bundan sonra kendimde kuvvetli bir cesâret buldum. Müşriklerin yanına sokulup ateşin başına oturdum. Görülmemiş derecedeki şiddetli rüzgâr ve Alllahü teâlânın görülmeyen ordusu melekler, onlara yapacağını yapıyordu. Rüzgârda, kap kacakları devriliyor, ateşleri ve ışıkları sönüyor, çadırları başlarına yıkılıyordu. Bir ara müşrik ordusunun kumandanı Ebû Süfyân ayağa kalkıp dedi ki:
– İçinizde gözcüler ve casuslar bulunabilir, dikkat ediniz, herkes yanındakinin kim olduğuna baksın! Herkes yanında oturanın elini tutsun!
Durulacak yerde değilsiniz
Ebû Süfyân, aralarına bir yabancının girdiğini sezer gibi olmuştu. Hemen ellerimi uzatıp, sağımda ve solumda bulunan iki kişinin ellerinden tutup, onlardan, önce isimlerini sordum. Böylece tanınmamı engelledim. Nihayet Ebû Süfyân:
– Ey Kureyşliler, siz durulacak gibi bir yerde değilsiniz. Atlar, develer kırılmaya, ölmeye başladı. Kıtlık her tarafı sardı. Rüzgârdan, başımıza gelenleri görüyorsunuz. Hemen göç edip gidiniz. İşte ben gidiyorum, diyerek devesine bindi.
Müşrik ordusu perişan bir hâlde toplanıp, Mekke’ye doğru hareket etti. Rüzgârdan üzerlerine yağan taş ve çakıl sesini işitiyordum.
Müşrik ordusu çekip gidince, ben de Resûlullahın yanına döndüm. Yolun yarısına geldiğimde karşıma yirmi kadar beyaz sarıklı süvâri şeklinde melekler çıktı. Bana dedilir ki:
– Resûlullaha haber ver. Allahü teâlâ düşmanı perişan etti!
Resûlullahın yanına geldiğimde, bir kilim üzerinde namaz kılıyordu. Fakat ben döner dönmez, gitmeden önceki üşüme ve titreme hâlim tekrar başlamıştı.
Huzeyfe bin Yemân, Eshâb-ı kirâm arasında Peygamberimizin sırdaşı olmasıyla meşhurdur. Peygamberimiz ona, Eshâb-ı kirâm arasına karışarak kendilerini gizleyen ve böylece fitne çıkarmak isteyen münâfıkların kimler olduğunu tek tek bildirmiştir. Bundan başka vukû bulacak hâdiseleri de bildirmişti.
Eshâb-ı kirâm arasında çok sevilir ve ayrı bir itibar gösterilirdi. Çünkü o, Resûlullahın verdiği sırlarla dolu idi. Resûlullah gizli kalması lâzım olan bir çok şeyi, Hazret-i Huzeyfe’ye söyledi.
Lâzım olanı bildirdik
O ve Ebû Hüreyre buyurdular ki:
– Server-i âlem, âlemin yaratıldığı zamandan, yok olacağı güne kadar, olmuş ve olacak şeyleri bize bildirdi. Bunlardan bildirilmesi lâzım olanları size bildirdik. Lâzım olmayanları, sakladık, bildirmedik.
Hazret-i Huzeyfe, Peygamber efendimizin sağlığında Hendek’ten sonraki savaşların hepsine katıldı. Resûlullahın vefâtından sonra Hazret-i Ebû Bekir, onu ordu kumandanı ta’yîn etti. Dinden dönenlerle savaşmak üzere Umman’a gönderdi. Kendisine katılan İkrime ile birlikte Umman halkını tekrar İslâma döndürdü. Bundan sonra Umman’da, önce zekâtları toplamakla, sonra da vâli olarak vazîfelendirildi. Sonra da Mezopotamya taraflarında yapılan savaşlara katıldı. Irak’ın ve İran’ın fethinde bulundu.
Nihâvend savaşında Nu’man bin Mukarrin şehit olunca, İslâm sancağını Huzeyfe eline alarak Hemedân, Rey ve Deynura’yı fethetmiştir. Cezîre’nin fethinde bulunarak, Nusaybin vâliliğine ta’yîn olundu.
Hazret-i Ömer yeni bir vâli ta’yîn ettiği zaman, oranın halkına mektup yazarak, “Yeni vâli, âdâletle hükmettiği müddetçe; siz de onun emirlerine uyunuz” derdi. Hazret-i Huzeyfe’ye verdiği mektupta ise şöyle yazdı:
“Ey Nusaybin halkı! Bu gönderdiğim vâlinin, bütün emirlerine uyun. Her isteğini yerine getirin.”
Nusaybinliler, karşılamaya çıktılar. Onu gördükleri zaman; hayvanı üzerinde, bir parça kuru etle ekmek yiyordu. Selâmlaştılar. Sonra halîfenin emirnâmesini gösterdi. Onlar da dediler ki:
– Hazret-i Ömer’in emirleri, başımız üzerine! Sen de hoş geldin, safâ geldin. Lâkin, bizden isteklerin ne ise; şimdi söyle. Belki karşılıyamıyacağımız şeylerdir!
Yeni vâli tebessüm ederek şu cevabı verdi:
– Aranızda kaldığım müddetçe sizlerden; sâdece, kendimin ve hayvanımın yiyeceğini istiyorum. Başka hiçbir şey istemem.
Duâ eden kurtulur
O şehirde, epeyce müddet bulundu. Görevini, kusursuz yapmaya çalışıyordu. Bilhassa Cum’adan önce, Müslümanlara vaaz ve nasîhat eylerdi. Bir defasında buyurdu ki:
– Ey Mü’minler! Fitne, önce kalblerde filizlenir. Su katılmamış şarap bile; fitne kadar, insan kalbini çelemez, bozamaz. Sizler, fitneye doğru gitmeyiniz. Allaha yemîn ederim ki fitne insanları; selin, çöpleri sürüklediği gibi sürükler götürür!..
– Yâ “Huzeyfe! Fitneden nasıl kurtulabiliriz?
– Duâ eden, kurtulur.
– Ne zaman duâ edelim?
– Namazdan sonra. Çünkü kulları, güzelce abdest alıp, namaza durdukları zaman; cenâb-ı Hak da namaz kılanlara yönelir. İşte o anlarda duâ ediniz! Fakat sizler; hayırlı kimseler olmak istiyorsanız; geçici olan dünya için âhireti terketmeyiniz!
Hazret-i Huzeyfe, Medâyin şehrinde uzun müddet vâlilik yaptı. Oranın halkı, onun idâresinden son derece memnun olup, kendisini çok sevmişlerdi. Nihayet bir akşam, Hazret-i Ömer’den haberci geldi. Artık, Huzeyfe’nin Medîne’ye dönmesini istiyordu…
Emir üzerine hazırlandı, helâllaştı, vedâlaştı ve yola çıktı. Dönüşünü bekleyenler arasında, halîfe de bulunuyordu. Az çok yaklaşınca, Halîfe dikkatle baktı. Gördü ki; Medâyin vâlisi gönderdiği gibi dönüyor! Bunca yıl sonra; aynı hayvan üzerinde, aynı sâde elbiseler içinde.
Yan yana geldiler ve selâmlaştılar, kucaklaştılar. Halîfe sevinçle:
– Sen, benim kardeşimsin. Ben de, senin kardeşinim, diyerek, hislerini belirtti.
Cenâzesini niçin kılmadın?
Hazret-i Ömer halîfeliği zamanında Huzeyfe’nin bir cenâzenin namazını kılmadığını görerek, ona sordu:
– Niçin cenâze namazını kılmadın?
Resûlullahın sırdaşı Hazret-i Huzeyfe dedi ki:
– Resûlullah efendimiz, bana o kişinin münâfık olduğunu açıklamıştı. Bunun için onun namazını kılmadım.
– Allahın Resûlü münâfıklar arasında Ömer’i de saydı mı yâ Huzeyfe?
– Hayır, yâ Ömer.
– Peki memurlarım arasında münâfık var mı?
– Sadece bir tane var. Ancak ismini söylemeye memur değilim.
Huzeyfe hazretleri, Hazret-i Ömer’in bütün ısrârına rağmen ismini söylememiştir. Sonra o münâfık Hazret-i Ömer tarafından uzaklaştırılmıştır.
Bundan sonra Hazret-i Ömer, Huzeyfe’nin gitmediği cenâzeye gitmemiştir. Çünkü onun gitmemesini, ölenin münâfık olduğuna işâret sayardı.
Birgün Hazret-i Ömer, huzurunda bulunan ba’zı Eshâb-ı kirâma sordu:
– Resûlullah efendimizin fitne hakkında olan sözü hatırında olan var mı?
İçlerinden Huzeyfe dedi ki:
– Ey mü’minlerin emîri! Peygamberimizin bu konudaki sözü aynıyla benim hatırımdadır buyurdu ki,
“Kişi ailesinden, malından, çocuklarından ve komşusundan dolayı fitneye düçar olur. Böyle günâhlara oruç tutmak, namaz kılmak ve iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak keffâret olur.”
– Maksadım o değil, deniz gibi dalgalanacak fitneyi soruyorum.
– Ey mü’minlerin emîri! Senin için endişelenecek bir şey yok. Senin zamanınla onun arasında bir kapalı kapı var.
Kapı kırılacak mı?
– Yâ Huzeyfe! Bu kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı?
– Ey mü’minlerin emîri! O kapı kırılacak.
Bu cevap üzerine Hazret-i Ömer:
– Desene ümmet-i Muhammed kıyâmete kadar bir araya gelemeyecek! diyerek üzüntüsünü dile getirdi.
Daha sonra Huzeyfe’ye o kapının ne olduğu sorulduğunda şu cevabı vermiştir:
– O kapı Hazret-i Ömer idi.
Hazret-i Ömer’in bunu bilip bilmediği sorulunca da:
– Akşam ve sabahın olacağını bildiği gibi biliyordu, cevabını vermiştir.
Nitekim daha sonra Hazret-i Ömer şehit edilmiş, Hazret-i Osman devrinin sonlarında alevlenen fitne târih boyunca bitmemiştir.
Kötü zaman gelecek mi?
Hazret-i Huzeyfe şöyle anlatıyor:
Herkes Resûlullah efendimize hayırdan sorardı. Ben ise ileride hâsıl olacak fitnelerden sorardım. Çünkü bunların şerrine yakalanmaktan korkuyordum. Dedim ki:
– Yâ Resûlallah, biz, Müslüman olmadan önce kötü kimselerdik. Allahü teâlâ, senin şerefli vücudun ile İslâm ni’metini, iyiliklerini bizlere ihsân etti. Bu saâdet günlerinden sonra yine kötü zaman gelecek mi?
– Evet gelecek.
– Bu şerden sonra, hayırlı günler yine gelir mi?
– Evet gelir. Fakat o zaman bulanık olur.
– Bulanıklık ne demektir?
– Benim sünnetime uymıyan ve benim yolumu tutmayan kimseler ortaya çıkar. İbâdet de yaparlar. Günâh da işlerler.
Cehenneme çağıranlar
– Bu hayırlı zamandan sonra, yine şer olur mu?
– Evet, Cehennemin kapılarına çağıranlar olacaktır. Onları dinleyenleri Cehenneme atacaklardır.
– Yâ Resûlallah! Onlar nasıl kimselerdir?
– Onlar da bizim gibi insanlardır. Bizim gibi konuşurlar.
– Onların zamanlarına yetişirsem ne yapmamı emredersiniz?
– Müslümanların cemaatına ve hükümetine tâbi ol!
– Müslümanların hükümeti yoksa ne yapalım?
– Bir kenara çekil. Aralarına hiç karışma, ölünceye kadar yalnız yaşa.
Huzeyfe, Hazret-i Osman’ın halîfeliği sırasında Azerbaycan ve Ermenistan taraflarının fethine gönderildi. Buradaki hizmetlerinin yanında mühim bir hizmeti de, Kur’ân-ı kerîm nüshâlarının çoğaltılmasına sebep olmasıdır. Çünkü o, Azerbaycan ve Ermenistan tarafına gittiğinde,
Kur’ân-ı kerîmin değişik lehçelerle okunduğunu görerek, Kur’ân-ı kerîmin Kureyş lehçesi üzerine çoğaltılmasını Hazret-i Osman’a teklif etti. Bunun üzerine Hazret-i Osman, Kur’ân-ı kerîm nüshâlarını çoğaltıp; belli merkezlere gönderdi.
Hayatının çoğu savaşlarda geçen Huzeyfe bin Yemân, Hazret-i Osman şehit edildiğinde Medîne’de bulunuyordu. Bu sırada yaşı oldukça ilerlemişti. Dördüncü halîfe Hazret-i Ali’nin, ilk günlerinde hastalandı. Artık iyice ihtiyarlamıştı. Müslümanlar akın akın ziyâret ediyorlardı.
Bir arkadaşına 300 dirhem vererek buyurdu ki:
– Bu parayla, kefen alıverin.
Desenli bir kumaş getirdiler. Onu görünce:
– Bu kefen değil, gömlek içindir. Kefen, boydan boya iki bez parçası olur, dedi.
Dost ânî geldi
Sonra da yavaş bir sesle buyurdu ki:
– Hem sizin arkadaşınız iyi bir Müslüman ise, cenâb-ı Hak; kabirde o kefeni, daha iyisiyle değiştirir. Kötü ise, daha kötü şeylere hazırlanmalıdır.
Hazret-i Ali’nin hilâfetinin 40. günü, 656 senesinde, Huzeyfe hazretleri de, sırlarıyla birlikte sevgili Peygamberimize kavuştu.
Hazret-i Huzeyfe ölüm döşeğinde yattığı vakit şöyle duâ etmiştir:
– Dost ânî bir baskınla geldi. Pişmanlık fayda vermez. Allahım, fakirlik ve hastalıktan hakkımda hayırlı olanı bana ver. Ölüm hakkımda yaşamaktan hayırlı ise, sana ulaşıncaya kadar ölüm yolunu bana kolaylaştır
|
|
|
Rahman Suresini Kabede Okuyupda Dayak Yiyen Ashabin ismi Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-30-2020, 08:00 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Kur'ân-ı kerîmi açıktan okuyan ilk sahâbî Kimdir ? Rahman Suresini Kabede Okuyupda Dayak Yiyen Ashabin ismi Nedir?
Allah Resûlü’nden sonra Mekke’de Kur’ân-ı Kerim’i yüksek sesle okuyan ilk sahabîdir. Rahman sûresi nazil olduğunda Müslümanlar bu sûreyi Kureyşlilere okumak istemişler ve bu görevi hiçbir koruması ve gücü olmayan bu sahabî üstlenmiştir. Görevini başarıyla yerine getiren bu sahabî, şiddetli işkencelere maruz kalmıştır. Bedir Savaşı’nda Ebû Cehil’i öldürmek ona nasip olmuştur. Kur’ân-ı Kerim’i güzel okumasıyla Hz. Peygamber’i gözyaşlarına boğan bu sahabînin adı nedir?
Cevap:
Hz. Abdullah b. Mesud
Abdullah Bin Mes'ûd Kimdir
Kur'ân-ı kerîmi açıktan okuyan ilk sahâbî.
Abdullah bin Mes'ûd hazretleri, Eshâb-ı kirâmın meşhûrlarından olup, ilk îmâna
gelenlerdendir.
Gençliğinde fakîr idi. Bundan dolayı çobanlık yapıyordu. Bir gün koyun güderken
Peygamber efendimiz ve Hazret-i Ebû Bekir ile karşılaştı. Resûlullah efendimiz:
- Ey genç! İçmemiz için sütün var mı? diye sordu. O da:
- Yok efendim, deyince, Peygamber efendimiz, hiç yavrulamamış bir koyunun
memesini elleri ile sıvazlayıp, duâ etti. Koyunun memesi derhal süt ile doldu.
Hazret-i Ebû Bekir, büyük bir kap getirip doldurdu. Bu sütten içtiler. Peygamber
efendimiz sonra: "Çekil, büzül" buyurdu. Koyunun memeleri eski hâline geldi.
Nasıl sağdınız?
Abdullah bin Mes'ûd, olanları hayretler içinde seyretti. Dayanamayıp sordu:
- Bu nasıl oldu? Hiç sütü olmayan koyundan bu kadar sütü nasıl sağdınız?
Söylediğiniz duâyı lütfen bana da öğretin.
Peygamber efendimiz, başını sıvazlayıp:
- Allahü teâlâ sana rahmet etsin! Sen Hakkı öğrenebilecek bir çocuksun, buyurdu.
Bu mu'cizeyi gören ve konuşmaları işiten genç:
- Siz sıradan bir kimse değilsiniz. Senin, Cenâb-ı Hakkın Peygamberi olduğuna
inandım, deyip Kelime-i şehâdet getirdi ve Müslüman oldu.
Kimse yok mu?
Abdullah bin Mes'ûd hazretleri Mekke'de ilk defa açıktan Kur'ân-ı kerîm okuyan
sahâbîdir.
Bir gün Eshâb-ı kirâm, bir yerde oturup sohbet ediyorlardı. İçlerinden birisi:
- Resûlullahtan başka, hiç kimse çıkıp da Kur'ân-ı kerîmi müşriklere karşı
açıktan okuyamadı. Bunu yapacak kimse yok mu? dedi. İbni Mes'ûd hazretleri hemen
atılıp:
- Ben okurum, dedi.
- Biz, sana bir zarar vermelerini istemeyiz. Müşriklerin, kabîlesinden
korkacakları bir kimse okusun.
- Bırakın gideyim! Siz dua edin! Allahü teâlâ beni korur!
Ertesi gün, Makâm-ı İbrâhim'e gitti. Müşrikler orada toplanmış hâldeydiler. İbni
Mes'ûd hazretleri Besmele-i şerîfe çekip, "Errahmânu allemel Kur'âne..." diyerek
Rahmân sûresini okumaya başladı.
Müşrikler hep birlikte üzerine yürüdüler. Tekme tokat vurmaya başladılar. Yüzü
gözü her tarafı yara bere içersinde kaldı. Fakat o, sanki hiç bir şey
yapılmıyormuş gibi sâkin sâkin Kur'ân-ı kerîmi okumaya devam etti. Okuması
bittikten sonra Eshâb-ı kirâmın yanına vardığında dediler ki:
- Korktuğumuz başımıza geldi. Bir daha gidip onların yanında okuma!
- Hayır yine gidip okuyacağım. Müşrikleri ilk defa böyle perişan hâlde gördüm.
Onların âcizliği beni çok sevindiriyor. Bana yapılan işkencelerden acı
duymuyorum.
O, ertesi günü yine gidip, tekrar okudu. Yine tartakladılar. Hattâ kızgın
çöllere yatırıp işkence ettiler. O yine aldırmadan okumalarına devam etti.
Sonunda müşrikler çâresiz kaldılar.
Mekkeli müşrikler diğer Müslümanlara yaptıkları gibi, Abdullah ibni Mes'ûd'a da
çok eziyet ve işkence yaptılar. İşkenceler dayanılmayacak hâle gelince izin ile
iki defa Habeşistan'a hicret etti. Resûlullah efendimizin hicret etmesinden
sonra, Habeşistan'dan Medîne'ye hicret etti. Burada önce Muâz bin Cebel'in
evinde misâfir kaldı. Sonra Mescid-i Nebî'nin yanında bir ev yaptırarak taşındı.
İbni Mes'ûd hazretleri, cüssesinden umulmayan kahramanlıklar göstermiştir.
Savaşlarda, Resûlullahın yanından ayrılmayıp, canfedâ bir şekilde savaşırdı.
Bedir savaşında, küfrü ve îmânsızlığı meşhûr Ebû Cehil'in başını o kesmiştir.
Savaşta, Eshâb-ı kirâmdan Afra hatûnun çocukları Muâz ve Muavviz, kılıç
darbeleri ile Ebû Cehil'i kımıldayamıyacak şekilde yaralayıp, yıktılar. Öldüğünü
zannedip oradan ayrıldılar. Peygamber efendimiz Ebû Cehil'i merak edip:
- Acaba Ebû Cehil ne yaptı, ne oldu? Kim bakar? buyurarak, araştırılmasını
emretti. Aradılar bulamadılar. Gelip durumu bildirince Peygamber efendimiz:
Allahü teâlâ zelil etti
- Aramaya devam ediniz! Eğer onu tanıyamazsanız, dizindeki yara izine bakınız.
Birgün ben ve o, Abdullah bin Cûdan'ın ziyâfetine gittik. İkimiz de gençtik. Ben
ondan biraz büyükçe idim. Orada onu itince düştü, dizlerinden birisi yaralandı.
Bu iz onun dizinden kaybolmadı, buyurarak Eshâbına kolay tanımaları için işâret
verdi.
Bunun üzerine, İbni Mes'ûd hazretleri yerinden fırlayıp aramaya gitti. Epey bir
aramadan sonra, ölüler arasında ta'rife uygun yaralı birisini gördü. Yanına
yaklaşıp sordu:
- Sen Ebû Cehil misin?
- Evet, Ebû Cehil'im.
- Ey Resûlullah düşmanı! Nihâyet Allahü teâlâ seni hakîr ve zelîl etti?
Aldığı yaralardan, acılar içinde kıvranan İslâm düşmanı Ebû Cehil, hâlâ inadına,
düşmanlığına devam ediyordu. En ufak bir pişmanlık eseri yoktu. Ebedî olarak,
Cehennemde kalmak üzere dünyadan ayrılmakta iken bile mel'ûn hâlâ ağzından kin
kusuyordu:
- Ne diye beni zelîl ve hakîr edecek ey koyun çobanı! Hakîr olan sizler
olacaksınız! Sen bana zaferden bahset! Kim kazandı kim kaybetti?
- Zafer Allah ve Resûlünün tarafındadır, ey mel'ûn. Artık sonun geldi. Zehir
kusan başını, şu iğrenç vücûdundan ayıracağım.
- Doğrusu beni, senin gibi birisinin öldürmesi bana çok ağır gelecek.
- İşte Allah ve Resûlüne karşı gelen, onlara düşmanlık besliyenin sonu böyle
zelîl olmaktır. Sen ve senin gibi olanların sonları böyle olacak. Burada zelîl
olduğunuz gibi, âhırette daha zelîl olacaksınız! Ebedî olarak, Cehennem ateşi
ile yanacaksınız. Cehennemde, şimdiki bu hâlinizi çok arayacaksınız. Fakat
bulamıyacaksınız.
İbni Mes'ûd hazretleri, başını kesmek için Ebû Cehil'in miğferini çıkartırken:
- Ne olur hiç olmazsa, boynumu gövdeme yakın kes ki, başım heybetli görünsün,
diyerek küfrünün, gurur ve kibrinin ne dereceye çıkmış olduğunu gösterdi.
Ümmetin fir'avnı
İbni Mes'ûd, Ebû Cehil'in başını kılıcıyla kopardı. Kılıcını, miğferini aldı.
Başına bir ip bağlayıp, sürükliyerek Resûlullahın huzûruna götürdü. Sevinç
içinde:
- Yâ Resûlallah! Bu, Allahü teâlânın düşmanı Ebû Cehil'in başıdır, dedi.
Peygamber efendimiz de:
- O Allah ki, O'ndan başka ilâh yoktur, buyurdu.
Sonra İbni Mes'ûd hazretleri ile beraber, Ebû Cehil'in cesedinin yanına gitti.
Ona hitap ile:
- Allahü teâlâya hamd olsun ki seni zelîl ve hakîr kıldı. Ey Allahın düşmanı!
Sen bu ümmetin fir'avnı idin! buyurdu.
Hazret-i Abdullah bin Mes'ûd, Uhud'da, Hendek'te, Biat-ı Rıdvan'da, Mekke'nin
fethinde ve Tebük seferlerinde bulundu. Peygamber efendimizin vefâtından sonra
da Yermük harbine katıldı. Kûfe kadılığına tayin olundu. Orada hazine
muhafızlığı da yaptı. Hazret-i Ömer, Kûfe halkına yazdığı mektupta şöyle
diyordu:
- Ey Müslümanlar! Size iki arkadaşımı yolluyorum. Ammâr vâlî, Abdullah kâdı
olacaktır. Onları dinleyiniz ve söylediklerini yapınız. Çünkü ikisi de
Resûlullahın Eshâbından olup, Bedir kahramanlarındandır. İbni Mes'ûd'u yanımda
alıkoymayarak sizi kendime tercih ettim. Kendisi aynı zamanda beytülmâl
hesaplarına da bakacaktır.
Günâhtan şikâyet
Hazret-i Osman'ın son zamanlarında Medine'ye döndü. 60 yaşının üzerinde iken
hastalandı. Halife Hazret-i Osman, ziyâretine geldi. Dedi ki:
- Bir isteğin mi var?
- Allahü teâlânın rahmetini isterim.
- Bir tabib getirelim mi?
- Hâcet yok! Beni hasta eden tabibdir.
Bu hastalıktan vefât etti. Cenâze namazını Hazret-i Osman kıldırdı. Vasiyeti
üzerine Cennet-ül-Bakî Kabristanına defnedilmiştir.
Abdullah bin Mes'ud, Resûlullahın huzurunda, meclislerinde sık sık bulunurdu. O
derece ki, Resûl-i ekremin Ehl-i beytinden olduğu sanılırdı. Resûlullahın
eşyalarını taşırdı. Onlara hürmetinden çok güzel giyinirdi.
Peygamber efendimiz, Abdullah bin Mes'ûd'u Kur'ân-ı kerîm öğretenlerin başında
sayardı ve, "Kur'ân-ı kerîmi, İbni Mes'ûd, Salim, Übey bin Ka'b ve Muaz bin
Cebel'den öğrenin!" buyururdu. 70 sûreyi Resûlullahın mübârek ağızlarından
işiterek ezberlemiştir. Âsım, Hamza, Kisaî, Halef, A'meş gibi meşhur kırâat
imâmlarının silsilesi, İbni Mes'ûd'da son bulmaktadır.
Resûl-i ekrem Kur'ân-ı kerîmi ondan dinlemeyi çok severdi. Peygamber efendimiz
bir gün ona buyurdu ki:
- Nisa suresini oku, dinleyelim.
- Kur'ân-ı kerîm size indi. Biz O'nu sizden okuduk ve sizden öğrendik. Resûl-i
ekrem bunun üzerine buyurdu ki:
- Evet öyledir. Fakat ben Kur'ân-ı kerîmi başkasından dinlemeyi severim.
İbni Mes'ûd okumaya başladı. Meâlen; (Halleri ne olacak? Her ümmetten bir şahit
getireceğimiz zaman...) Nisa: 41] âyet-i kerimesine gelince, Resûlullahın
mübârek gözlerinden yaşlar boşandı.
İbni Mes'ûd gibi
İbni Mes'ûd hazretleri, Kur'ân-ı kerîmi çok güzel okurdu. Hazret-i Ömer anlatır:
Bir gün Resûlullah efendimiz, Hazret-i Ebû Bekir ile Müslümanların durumunu
konuşuyordu. Ben de yanlarındaydım. Sonra beraber dışarı çıktık. Baktık,
tanımadığımız birisi mescidde Kur'ân-ı kerîm okuyor. Resûlullah efendimiz
dinlemeye başladı. Daha sonra da bize dönüp buyurdu ki:
- Kim Kur'ân-ı kerîmi indiği andaki tazeliği ile okumaktan hoşlanıyorsa, İbni
Mes'ûd gibi okusun!
İbni Mes'ûd hazretlerinin vücûdu zayıf yapılı idi. Peygamber efendimiz birgün
Eshâbına buyurdu ki:
- Siz İbni Mes'ûd'un vücutça zayıf olduğuna bakmayın. Mîzânda hepinizden ağırdır
|
|
|
Hazret-i Ebu Hüreyre Kimdir? |
|
Yazar: RasitTunca - 06-30-2020, 07:58 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Hazret-i Ebu Hüreyre Kimdir?
Hazret-i Ebu Hüreyre
Hazret-i Ebu Hüreyre (radıyallahü teâlâ anh), eshab-ı kiramın büyüklerindendir.
Adı Abdurrahman’dır. Eshab-ı kiram arasında Abdullah bin Ömer’den sonra, en çok
hadis bilen budur. Yemen’in Devs kabilesindendir. Künyesi Ebu Hüreyre’dir.
Resulullah efendimiz, bir gün eteğinde kedi yavrusunu severken görünce kedi
yavrusunu seven anlamında Ebu Hüreyre ismini verdi.
Yemen’deki Devs kabilesinin ileri gelenlerinden ve meşhur şair olan Tufeyl bin
Amr’ın İslam’a davet etmesiyle Müslüman oldu. Hicretin yedinci yılında, Tufeyl
bin Amr ve diğer iman edenlerle birlikte, Hayber’in fethi esnasında, Medine’ye
geldi. Bir daha, Yemen’e dönmeyip Medine’de kaldı.
Hazret-i Ebu Hüreyre, müslüman olduktan sonra, annesinin de müslüman olmasını
çok istiyor, bunun için çok uğraşıyordu. Fakat bir türlü muvaffak olamıyordu. Bu
hususta şöyle anlatmıştır:
Bir gün Resulullahın huzuruna gidip, ya Resulallah, annemi İslam’a davet
ediyorum, kabul etmiyor. Bugün de müslüman olması için ısrar ettim. Bana hoş
olmayan sözlerle karşılık verdi, kabul etmedi. Hidayete kavuşması için dua
buyurunuz dedim. Bunun üzerine Resulullah, (Allah’ım, Ebu Hüreyre’nin annesine
hidayet ver) diye dua buyurdu. Duayı alınca sevinerek eve gittim. Eve varınca
annem, ya Eba Hüreyre, ben müslüman oldum dedi ve kelime-i şehadeti söyledi. Ben
sevincimden yerimde duramıyordum. Tekrar Resulullahın huzuruna koştum,
sevincimden ağlayarak annemin müslüman olduğunu müjdeledim. Dedim ki, ya
Resulallah, annemi ve beni müminlerin sevmesi için, bizim de müminleri sevmemiz
için dua ediniz. Resulullah, (Allah’ım, şu kulunu ve annesini mümin kullarına,
müminleri de onlara sevdir) buyurarak dua etti. Artık beni bilen ve gören her
mümin sevdi.
[Bu hadis-i şerif de gösteriyor ki, Ebu Hüreyre hazretlerini ancak mümin sever,
ona ancak İbni Sebeci buğzeder.]
Hazret-i Ebu Hüreyre, Peygamber efendimizin yanına geldikten sonra, Ondan hiç
ayrılmadı. Ticaret, mal, servet gibi hiçbir meşgalesi yoktu. Bunlarla hiç
uğraşmadı. Eshab-ı kiramın en fakiri olduğu için, Eshab-ı Suffa arasına katıldı.
Eshab-ı Suffa, Mescid-i Nebi’de kalır, hep ilimle meşgul olurdu. Hazret-i Ebu
Hüreyre, Peygamber efendimizin hep huzurunda bulunduğu için, pekçok hadis-i
şerif işitmiş ve rivayet etmiştir.
Hadis-i şerif öğrenme hususundaki gayreti çok fazlaydı. Bir defasında Hazret-i
Âişe validemizden, Resulullahın sözlerini ve hallerini kim çok bilir diye
sordular. Şöyle cevap verdi:
(Resulullahın hâl ve sözlerini en iyi Ebu Hüreyre bilir. Yemin ederim ki, Ebu
Hüreyre bütün vaktini Resulullahın huzurunda geçirmiştir.)
Hazret-i Ebu Hüreyre, dört sene gibi bir zaman içerisinde, gece-gündüz
Resulullahın huzurundan ayrılmamış, bütün işini, gücünü bırakmış, hep Peygamber
efendimizin buyurduklarını dinleyip, ezberlemiştir. Hatta günlerce aç kaldığı
halde, dini öğrenme gayretiyle buna katlanmıştır.
Bu hususta kendisi şöyle anlatır:
Bir gün açlığa dayanamayarak evimden çıkıp mescide gittim. Günlerce bir şey
yememiştim. Oraya varınca, bir grup Eshabın da orada olduğunu gördüm. Yanlarına
varınca, bu saatte niçin geldin ya Eba Hüreyre dediler. Açlık beni buraya
getirdi dedim. Biz de açlığa dayanamayarak buraya geldik dediler. Bunun üzerine
hep birlikte Resulullahın huzuruna gittik. Huzuruna varınca, buyurdu ki:
(Bu saatte buraya gelmenizin sebebi nedir?)
Açlık ya Resulallah dedik. Peygamber efendimiz bir tabak hurma getirdi. Hepimize
ikişer tane hurma verdi. Ben birini yedim, birini sakladım. Resulullah bana
buyurdu ki:
(Niçin onu da yemedin?)
Birini anneme ayırdım dedim.
(Onu da ye, sana annen için iki tane daha vereceğiz) buyurdu.
Sonra annem için iki tane daha verdiler.
Yine Hazret-i Ebu Hüreyre anlatıyor:
Bir gün Resulullah efendimize bir kase süt hediye getirildi. Ben o gün de çok
açtım. Resulullah bana buyurdu ki:
(Git Eshab-ı Suffayı çağır!)
Çağırmaya giderken, bu sütün hepsi bana ancak yeter diye hatırımdan geçti.
Eshab-ı Suffayı çağırdım, yüz kişi kadar vardı. Resulullahın emri üzerine, o süt
kasesini alıp her birine ayrı ayrı verdim. Hepsi doyasıya içti. Resulullahın
mucizesi olarak süt hiç eksilmiyordu. Sonra Resulullah buyurdu ki:
(Ben ve sen kaldık, sen de iç!)
Ben de biraz içtim. Tekrar, (İç) buyurdular. Tekrar içtim. İçtikçe, (İç)
buyurdular. O kadar içtim ve doydum ki, artık hiç içecek hâlim kalmadı. Sonra da
kaseyi alıp, Resulullah efendimiz de içti.
Hazret-i Ebu Hüreyre, Peygamber efendimizden bizzat işiterek ve Eshab-ı
kiramdan, bilhassa Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ömer ve Hazret-i Âişe’den
hadis-i şerif rivayet etmiştir. Kendisinden de Abdullah ibni Abbas, Abdullah
ibni Ömer, Enes bin Malik, Vasile bin Eska, Cabir bin Abdullah başta olmak üzere
800’den fazla Eshab ve Tâbiin, hadis-i şerif rivayet etmiştir. Rivayetleri
toplanıp yazılmıştır. Hazret-i Ebu Hüreyre’nin rivayet ettiği hadis-i şeriflere,
bütün hadis kitapları yer vermiştir.
Hazret-i Ebu Hüreyre’nin, Peygamber efendimizin vefatından sonra en çok sevdiği
ve meşgul olduğu iş, hadis-i şerif rivayet edip yaymak olmuştur. Hazret-i Ebu
Bekir’in halifeliği sırasında idari işlerle meşgul olmayan Hazret-i Ebu Hüreyre,
Hazret-i Ömer devrinde Bahreyn valiliğine tayin edildi. Hazret-i Osman’ın
halifeliği zamanında Mekke kadılığı yaptı. Hazret-i Muaviye zamanında da Medine
valisi oldu.
Hazret-i Ebu Hüreyre, fazileti ve İslamı yaşamasıyla mükemmel bir numune idi.
Geceleri çoğu kere ibadetle geçirir, sabaha kadar namaz kılar, Kur’an-ı kerim
okurdu. Her ayın başında üç gün oruç tutardı. İbadetlerde çok ihtiyatlı hareket
ederdi. Hep abdestli bulunur, Resulullah, (Abdestli olan vücud a’zasına Cehennem
ateşi dokunmaz) buyurdu derdi.
Ömrünün son günlerinde hastalandı. Hastalığını duyup gelenler, büyük bir
kalabalık meydana getirdiler. Bu sırada o, Allah’ım sana kavuşmayı seviyorum.
Bunu bana nasip eyle diye yalvarıyordu. 676 (H.57) senesinde 78 yaşında iken,
Medine-i münevverede vefat etti.
En büyük hadis âlimi
Hazret-i Ebu Hüreyre’nin çok hadis rivayet ettiği için İbni Sebeciler tarafından
kötülenmektedir. Hazret-i Ebu Hüreyre kötülenince, ahkam-ı şeriyyenin yarısı
kötülenmiş olur. Çünkü, ahkam-ı şeriyyeyi bildiren üç bin hadis-i şerif vardır.
Yani üç bin ahkam-ı şeriyye, sünnet ile belli olmuştur. Bu üç binin yarısını
haber veren Hazret-i Ebu Hüreyre’dir. Onu kötülemek, ahkam-ı şeriyyenin yarısını
kötülemek olur.
Hazret-i Ebu Hüreyre, savaşta ve barışta Resulullahın yanından ayrılmazdı.
Hafızası çok kuvvetli olduğundan, çok hadis-i şerif ezberlemişti. Eshab-ı
kiramdan ve Tabiinden 800’den fazla kimsenin, kendisinden hadis öğrendiği
Buhari’de yazılıdır.
Hazret-i Ebu Hüreyre, (Bilerek bana yalan isnat eden, Cehennemdeki yerine
hazırlansın) hadisinin râvisidir. Hadis rivayet etmek istediğinde bu hadisi
zikrederdi. Birçok sahabi, onun hadis rivayetindeki üstünlüğünü kabul edip,
ondan hadis naklettiler. (Hakim Nişaburi, III, 513)
Hazret-i Ebu Hüreyre, sahabe ve muhaddisler nazarında son derece güvenilir, yüce
bir şahsiyettir. (İmam-ı Buhari)
O, benden daha hayırlı ve naklettiğini daha iyi bilendir. (Abdullah ibni Ömer)
Elbette o, Resulullahtan bizim duymadığımız hadisleri işitmiştir. (Hazret-i
Talha) (H. Nişaburi,III, 511)
İmam-ı Şafii gibi büyük âlimler, (Hazret-i Ebu Hüreyre, kendi dönemindeki hadis
râvileri içinde, hafızası en sağlam olanıdır) buyurmuştur. (İbni Hacer, el-İsabe
fi Temyizis-Sahabe, IV, 205)
Hazret-i Ebu Hüreyre, Resulullahın vefatından sonra 46 yıl yaşamıştır. Hazret-i
Ebu Bekir gibi yaşlı ilk sahabilerin çoğu, Peygamber efendimizden sonra fazla
yaşamadıkları için, çok hadis rivayet edememiştir. Hazret-i Ebu Hüreyre’nin
bildirdiği hadis sayısı 5374 değildir. İmam-ı Ahmed’in Müsnedinde Hazret-i Ebu
Hüreyre’den alınmış 3848 hadis yer almaktadır. Bu hadislerin yarısından fazlası
(2269) mükerrer olup, hakikatte bütün Müsnedde, onun rivayetinde ancak 1579
hadis vardır.
Çok hadis rivayet etmesinin sebeplerinden bazıları:
1- Peygamber efendimiz ile çok beraber olmuş ve ona hiç çekinmeden her çeşit
soruyu sormuştur. Hazret-i Ebu Hüreyre, (Çok hadis rivayet etmemin sebebi şudur:
Muhacirler, alış-verişle, ensar da kendi mal ve mülkleriyle uğraşırken, ben
Resulullahın meclislerindeydim) demiştir. (Müslim, Fedailüs-sahabe, Buhari,
İlim)
2- İlme çok tutkundu. Resulullah ona bildiğini unutmaması için dua buyurmuştu.
Hazret-i Ebu Hüreyre anlatır: Resulullah efendimiz, (İçinizden hanginiz
elbisesini çıkarıp yere yayar? Bazı şeyler söyleyeceğim. Sonra elbisesini
toplayıp, katlasın, sözlerimi hiç unutmaz) buyurdu. Paltomu çıkarıp yaydım.
Resulullah efendimiz dilediğini söyledi. Paltomu giydim. Göğsümü kapadım. Bundan
sonra, işittiğim hiçbir şeyi unutmadım. (Buhari, İlim 42)
Hakim Nişaburi, şu haberi vermektedir:
Bir zat, Zeyd bin Sabite bir mesele sordu. O da Ebu Hüreyre’ye gitmesini söyledi
ve şöyle devam etti: Çünkü bir gün ben, Ebu Hüreyre ve bir arkadaşla Mescitte
oturuyorduk. O sırada Resulullah geldi, yanımıza oturup, (Hepiniz Allah’tan bir
dilekte bulunsun) buyurdu. Ben ve arkadaşım, Ebu Hüreyre’den önce dua ettik,
Resulullah da bizim duamıza âmin dedi. Sıra Ebu Hüreyre’ye gelince, (Ya Rabbi,
senden iki arkadaşımın isteği ile unutulmayan bir ilim dilerim) dedi. Resulullah
efendimiz bu duaya da âmin dedi. Biz de, (Ya Resulallah, biz de, Allah’tan,
unutulmayan bir ilim isteriz) dedik. Bize, (Devsli genç [Ebu Hüreyre] sizden
önce davrandı) buyurdu. (Müstedrek III, 508, Nesai, III, 440)
Hazret-i Ebu Hüreyre anlatır:
(Ya Resulallah, kıyamette senin şefaatine nail olacak en mesud kişi kim) dedim.
Bana, (Ya Eba Hüreyre, senin hadise olan sevginin çokluğunu bildiğim için, böyle
bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyamet günü
şefaatime nail olacak en mesud kişi, La ilahe illallah diyen müslümandır)
buyurdu. (Buhari, ilim 339)
3- Büyük sahabilerle görüşüp onlardan birçok hadis almış ve böylece ilmi
artmıştır.
4- Resulullahın vefatından sonra 46 yıl yaşamış ve hadisleri yaymakla meşgul
olmuştur. Dört büyük halife ise devlet işleri ile meşgul olduğu için az hadis
bildirmiştir.
5- Hazret-i Ebu Hüreyre, Resulullah efendimizden naklettiği hadisleri halka
öğretmeyi, ilmi gizlemenin günahından kurtulmak için, kendine vazife kabul
ediyordu. (Buhari)
Bütün bunların neticesinde Hazret-i Ebu Hüreyre, sahabe içerisinde hadisi en iyi
bilen, hadis alma ve rivayet etme hususunda diğerlerinden daha üstün bir duruma
gelmiştir. İbni Ömer, onun cenaze namazında, (Resulullahın hadisini muhafaza
eden) demiş ve ona rahmet dilemiştir. Ayrıca, (Ebu Hüreyre, Resulullahın
sohbetine en fazla devam eden ve onun hadislerini en iyi ezberleyen zattır)
derdi. (Tirmizi, Menakıb, 46)
Ebu Hüreyre hazretleri buyurdu ki:
(Bekara 159, Al-i imran 187. âyetleri olmasa idi, hiç bir hadis rivayet
etmezdim.) (Buhari)
(İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem
Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bekara 159]
(Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanlara
açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu
kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne
kadar kötü!) [Al-i İmran 187]
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(İlmini başkasına bildirmeyen, hazineyi gömüp kimseye yardım etmeyene benzer.)
[Taberani]
(İlmini gizleyene, denizdeki balıklardan, gökteki kuşlara kadar her şey lanet
eder.) [Darimi]
(İlmini gizleyen kimseye, kıyamette ateşten gem vurulur.)[İbni Mace, Taberani]
EBU HUREYRE( radıyallahü anh ) NAKLEDİLEN BAZI HADİSİ ŞERİFLER
“Bir kimse bir mü’minin dünyâ üzüntülerini giderip ferahlandırırsa, Allah da kıyâmet günü onun üzüntülerinden birini giderir.”
“Her kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünyâ ve âhirette onun ayıbını örter.”
“Her kim eli dar olan borçluya kolaylık gösterirse, Allah da dünyâ ve âhirette ona kolaylık gösterir.”
“Bir kul din kardeşine yardımda bulundukça, Allah da ona yardım eder.”
“Bir kimse ilim tahsili için yola çıkarsa, bundan dolayı Allah ona Cennet yolunu kolaylaştırır.”
“Herhangi bir cemaat câmilerden birinde toplanıp, Kur’ân-ı kerîm okur, onların üzerine sükunet nâzil olup, onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır. Cenabı Hak da onları, nezdinde olan melekler ve peygamberlerle zikreder.”
“Ameli kendisini geride bırakan kimseyi, nesebi ileri götüremez.”
“Allahü teâlâ bir kulunu sevdiği vakit Cibrîl’e, Allah filânı seviyor, onu sen de sev, diye emreder. Cibrîl de onu sever ve ehli semâya (meleklere) Allah filanı seviyor, siz de onu seviniz, diye seslenir. Bunun üzerine melekler o kimseyi severler. Sonra da yeryüzünde (insanlar arasında) onun sevgisi, kalblerde yerleşir.”
“Müslümanın müslüman üzerinde hakkı beştir. Bunlar: Selâm almak, hastayı ziyâret etmek, cenâzeyi teşyi etmek, davete icabet eylemek (kabûl edip, gitmek), aksırana “Yerhamükellah” Allah sana rahmet etsin, demek.”
“Herhangi bir kul dünyâda diğer bir kulun ayıbını örterse, kıyâmet gününde Allah da onun ayıbını örter.”
“Birbirinize hased etmeyiniz. Alış verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Allah’ın kulları kardeş olunuz. Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulm etmez, onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz.”
Resûl-i Ekrem ( aleyhisselâm ) üç defa göğsünü işâret buyurarak:
“Takvâ işte buradadır. Bir kimsenin şerir olması için müslüman kardeşini hor görmesi kâfidir. Müslümanın müslümana kanı, malı, ırzı haramdır” buyurdu.
“Ramazan ayı gelince Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.”
“İnsanların Cennete girmelerine en çok yardımcı olan, takvâ, Allah korkusu ve güzel ahlâktır.”
“Kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına la’net olsun.”
“Allahü teâlâ, kulum farzları yapmakla bana yaklaştığı gibi başka şeyle yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetleri yapınca, onu çok severim, öyle olur ki, benimle işitir, benimle görür, benimle herşeyi tutar. Benimle yürür, benden her ne isterse veririm. Bana sığınınca, onu korurum buyurdu.”
“Bir zaman gelir ki, müslümanlar birbirlerinden ayrılır, parçalanırlar. Şeriati bırakıp kendi düşüncelerine, görüşlerine uyarlar. Kur’ân-ı kerîmi mizmarlardan, ya’nî çalgılardan, şarkı, gibi okurlar. Allah için değil keyf için okurlar. Allahü teâlâ bunlara lâ’net eder. Azâb verir.”
Ebû Hureyre’nin ( radıyallahü anh ) şöyle dediği rivâyet edilmiştir.
“Biri “Ey Allahın Resûlü, kime iyilik edeyim?” diye sordu. Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) “Annene” buyurdu. “Sonra kime?” diye sordu. Resûlullah ( aleyhisselâm ) “Annene” buyurdu. “Sonra kime?”, diye sordu. “Annene” buyurdu. Adam tekrar “Sonra kime” diye sordu. Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) “Babana” buyurdu.
“Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmel olanı, ahlâkı en iyi olanlarıdır ve hayırlı olanlarınız da, kadınlara karşı hayırlı olanlardır”
“Allaha ve Kıyâmet Günü’ne îmân edenler, komşusuna eziyet etmesin. Allaha ve Âhıret Gününe imânı olan, misâfire ikram etsin. Allaha ve Âhıret Gününe îmân etmiş olan, ya hayır söylesin ya sussun.”
“Kadın dört şey için nikâh edilir. Malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen dindar kadını seç, mes’ûd olursun.”
“Yedi sınıf insan vardır ki, Allahü teâlâ onları hiç bir gölge bulunmayan günde (Kıyâmet Gününde) Arş’ının gölgesinde gölgelendirir. Adâletli Devlet Reîsi, Allaha ibâdet ederek büyüyen genç. Kalbi mescidlere bağlı olan kimse, Allah için sevişen ve bu uğurda birleşip bu sevgi ile ayrılan iki kişi, mevki sahibi olan güzel bir kadın tarafından zinâya çağırıldığı halde “Ben Allah’tan korkarım” cevabı ile mukabale eden kimse, sağ elinin verdiği sadakayı sol eli duymayacak sûrette gizli sadaka veren kimse, tenha yerde Allahı zikrederek gözleri yaşla dolup taşan kimsedir.”
“Sadaka, malı eksiltmez, insan afvettikçe Allah da onun izzetini ve şerefini arttırır. Her kim Allah için tevâzu ederse, Allah onu yükseltir.”
Birgün Eshâb-ı kirama karşı “Müflis kime denir biliyor musunuz?” buyurunca, Eshâb-ı kiram “Parası ve malı olmayan kimseye diyoruz.” dediler. Resûlullah ( aleyhisselâm ) buyurdu ki:
“Ümmetim arasında müflis, şu kimsedir ki, kıyâmet günü defterinde, çok namaz, oruç ve zekât sevâbı bulunur. Fakat, bir kimseye sövmüş, iftira etmiş, malını almış, kanını dökmüş, dövmüş. Sevâbları, bu hak sahiblerine dağıtılır. Hakları ödenmeden önce, sevâbları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilir. Sonra Cehenneme atılır.”
Biri Ebû Hureyre’ye ( radıyallahü anh ) ilim öğrenmek isterim, fakat sonra kaybederim diye korkuyorum demesi üzerine; Ebû Hureyre, “Asıl ilmi kaybetmek bu düşünce ile onu öğrenmemektir.” diye cevab verdiler. Ebû Hureyre ( radıyallahü anh ) buyurdu ki:
“Kıyâmet günü, Allahü teâlânın huzûrunda kıymetli olanlar verâ ve zühd sahibleridir.”
“Kur’ân-ı kerîm okunan eve bereket, iyilik gelir. Melekler oraya toplanır. Şeytanlar oradan kaçar.”
“Kıyâmet günü kul Allahü teâlânın huzûruna getirildiğinde, Cenab-ı Hak ona: “Ey kulum, sen benim için dostlarımı sevdin mi? Tâ ki ben de o dostlarım için seni seveyim.” buyuracak.
|
|
|
Dört Halife Dönemi |
|
Yazar: RasitTunca - 06-30-2020, 07:57 PM - Forum: islam Büyükleri Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Dört Halife Dönemi - Hulefa-i Raşidin
DÖRT HALİFE DÖNEMİ
Hz. Muhammed vefat edince Müslümanların başına sırası ile Hz. Ebu Bekir, Hz.
Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali geçti. İşte bu döneme dört halife dönemi (Hulefa-i
Raşidin ) denir.
1. HZ. EBU BEKİR DÖNEMİ (632-634)
· Suriye Seferi: Usame Bin Zeyd komutasında bir orduyu Suriye ‘ ye göndermiş, bu
yöredeki kabileler egemenlik altına alınmıştır. * Böylece Hz. Muhammed’in
ölümünden sonra da İslamiyet’in gücünü devam ettirdiği kanıtlanmıştır.
· Ayaklanmalar ve Yalancı Peygamberler: Hz. Muhammed’in ölümünden sonra
Arabistan‘ da, İslamiyet’in tam yerleşememesi, halkın zekat vermek istemeyişi,
kabile yaşamını sürdürmek ve devlet otoritesi altına girmek istememek
nedenlerinden dolayı ayaklanmalar olmuş, ve yalancı peygamberler türemişti.
Yalancı peygamberler sorununu çözmek amacıyla, Halit Bin Velid komutasında bir
ordu Yemen’e gönderilmiş, yalancı peygamberler ortadan kaldırılarak, bir
tehlikeden kurtulunmuştur. Ayaklanmalar ve Zekat sorunu çözüme kavuşturulmuştur.
· Kur’an’ ın Kitap Haline Getirilmesi: Hz.Muhammed döneminde Kur’an ayetleri,
hafızlar tarafından ezberleniyor, vahiy katipleri tarafından deri, tahta, düz
kemik, taşlar üzerine yazılıyordu. Ancak, savaşlarda hafızların ölmesi, ve yazılı
ayetlerin malzemelerini korumadaki güçlükler nedeniyle, bir kurul oluşturulmuş ve
Kur’an kitap haline getirilmiştir.
· Irak Savaşları: Halit Bin Velid komutasındaki ordu, Irak’a gönderilerek , Hire
bölgesi ele geçirilmiş, Fırat nehri çevresindeki kabileler İslamiyet’i kabul
etmişlerdir.
· Yermük Savaşı ( 634 ): Müslümanların Suriye ve Filistin’e doğru hareket
ettiğini öğrenen, Bizans İmparatoru Herakliyus, topladığı ordu ile Suriye’ye
doğru hareket etmiş, Yermük Irmağı kenarındaki savaşı, Müslümanlar
kazanmışlardır. * Müslümanların Bizans’a karşı ilk büyük zaferidir. * Suriye
kapıları, Müslümanlara açıldı.
Değerlendirme :
· Hz. Ebubekir, Hz. Muhammed’in ölümünden sonra dağılma tehlikesi geçiren
İslamiyet’ i toplamış
· Devlet otoritesini yeniden sağlamış
· Kur’an’ı kitap haline getirmiş
· İslamiyet’in ilk kez Arap yarımadası dışında Suriye,Filistin ve Irak’ta
yayılmasını sağlamıştır.
· Yalancı peygamberlerle mücadele edildi.
2. HZ. ÖMER DÖNEMİ (634-644)
Hz. Ebu Bekir ölmeden önce Hz. Ömer’in halife olmasını istemişti. O’nun ölümü ile
Hz. Ömer ikinci halife oldu. Hz. Ömer döneminin önemli olayları şunlardır.
1. Irak, İran ve Horasan’ daki Fetihler :
· Köprü Savaşı ( 634 ) ( Sasaniler- Müslüman Araplar ) : Müslümanların , Kufe
yakınlarında Fırat nehri üzerinde bir köprü kurarak , Sasanilere saldırması ile
başlayan savaşı Müslümanlar kaybettiler. * İlk fetihler sırasındaki en ağır
yenilgi olarak kabul edilir. Ancak Sasanilerdeki karışıklıklar üzerine Sasani
ordusu çekilmiş, Araplar Fırat’ı geçip, Dicle’ye kadar ilerlemişlerdir.
· Kadisiye Savaşı ( 636 ) ( Sasaniler – Müslümanlar ) : Yapılan bu savaşı
Müslümanlar kazanarak, İran’ın iç bölgelerine kadar ilerlediler. Sasanilerin
merkezi Medain ele geçirildi. ( 637 ) Sonuçları : Irak ve Batı İran Arapların
eline geçti. Irak’ta Basra ve Kufe kentleri kurularak Müslümanlar buralara
yerleştirildiler. Yukarı Mezopotamya fethedildi (639 ).
· Nihavend Savaşı ( 642 ) ( Sasaniler-Müslümanlar) : Yapılan savaşı, Müslüman
Araplar kazanmışlar, İran kentlerini ele geçirmişlerdir. Hz.Ömer’in son
zamanlarında İran’ın tamamı fethedilmiştir.
· Horasan’ ın Fethi ( 644 ) : İran’ın doğusunda Merv’ e çekilmiş olan Sasani
Hükümdarı III.Yezdcerd’ in toparlanmasına fırsat vermemek ve bölgeyi fethetmek
amacıyla yapılan sefer sonucu Horasan ele geçirilmiş, böylece Ceyhun nehrine
kadar sınırlar genişlemiştir.
2. Bizans Topraklarındaki Fetihler :
· Suriye’deki Fetihler : Bu yöndeki fetihlere devam edilerek, Şam, Humus, Harran,
Filistin, Halep sınırlar içine alındı. Suriye’nin fethinden sonra Kudüs’e
yönelindi.
· Kudüs’ün Fethi : Kudüs dışında tüm Filistin’i fetheden Müslüman Araplar,
Kudüs’e yöneldiler. Kudüs halkının Bizans’tan yardım isteği ile gönderilen Bizans
kuvvetleri “ Ecnadeyn “ denilen yerde yenilgiye uğratıldı. ( 636 ). Bu zaferden
sonra, Kudüs kuşatmaya alındı. Kudüs Patriğinin kenti Hz.Ömer’e teslim edeceğini
bildirmesi üzerine, Hz.Ömer Kudüs’e gelerek kenti teslim aldı. * Böylece Kudüs,
savaşılmadan ele geçirildi.
· Mısır’ ın Fethi : Mısır’ ın ekonomik durumunun zenginliği ve Bizans’tan
gelebilecek tehlikelere açık olması nedeniyle, bölgenin fethi gerekiyordu. Amr
bin As komutasındaki ordu, Mısır’ a yönelerek , Babylon ( Babilon ) ( 641) ve
İskenderiye kentini ( 642 ) ele geçirdi. Kahire yakınlarında ordu kent olarak “
Fustat “ kenti kuruldu.
3. Devlet Örgütlenmesi :
Devletin geniş bir coğrafi bölgeye yayılması, yönetim – siyasi – ekonomik –
askeri alanlarda örgütlenilmeyi zorunlu hale getirmiştir.
· İlk kez Düzenli ordu kuruldu. Askerlere maaş bağlandı.
· Suriye ve Filistin’ de ordugahlar oluşturuldu.
· Orduya ait kayıtların tutulması amacıyla ilk kez ordu divanı oluşturuldu.
· Devletin önemli sorunlarının görüşüldüğü meclis oluşturuldu.
· Müslüman olmayanlardan “ Haraç “ vergisi ( Toprak ) alınmaya başladı.
· İlk kez “ Beytü’l-Mal ( Devlet Hazinesi) oluşturuldu.
· Ülke yönetim birimlerine ayrıldı.
· Valiler ve Halife’ye bağlı olarak Kadılar atandı.
· İlk kez adalet işlerinde kadıların görevlendirilmesiyle, yönetim ve adalet
işleri birbirinden ayrıldı.
· Hicret başlangıç alınarak, Hicri takvim uygulamaya konuldu.
Hz. Ömer, vergisinin azaltılmasını isteyen bir İranlı tarafından, yaralanarak ,
644’ te öldü.
Değerlendirme :
· Yaşamı süresince sade bir yaşam sürmüş, adalet ve doğruluktan ayrılmamıştır.
· İslamiyet’in en parlak dönemlerindendir.
· Arabistan dışında büyük fetih hareketleri yapılarak, Irak, İran, Horasan,
Suriye, Filistin, Mısır ele geçirilmiştir.
· Devletin yönetim, askeri, adalet, siyasi alanlarında örgütlenmesini
gerçekleştirmiştir.
3. HZ. OSMAN DÖNEMİ (644-656)
1. İran’daki Fetihler: Ceyhun ırmağı ile, Hazar nehri arasındaki Toharistan’a
ordu gönderilmiş, bölgede geniş bir alan fethedilmiştir.
2. Kafkasya’da Fetihler: 652 ‘de Kafkasları aşıp, Hazar Hanlığına sefer
düzenlenmiş, Belencer tahrip edilmiştir. IX. yy. sonlarına kadar Hazarlarla,
Arapların mücadelesi sürmüş, Kafkas dağları iki taraf arasında sınır olmuştur.
3. Afrika‘da Fetihler: Bizanslılar 645‘te, İskenderiye’ yi ele geçirdilerse de,
kent geri alınmıştır ( 646 ). Trablus ve Libya alındı.
4. İlk Deniz Savaşları ve Akdeniz Fetihleri:
· Suriye valisi Muaviye tarafından ilk İslam donanması oluşturuldu.
· Stratejik konumu nedeniyle ilk Kıbrıs’a sefer düzenlenmiş ve Kıbrıs vergiye
bağlanmıştır(649). 653‘teki seferle, Müslümanlar Kıbrıs’a yerleşmeye başlamış ve
Kıbrıs tehlike olmaktan çıkmıştır.
· 655‘te, Bizans’la ilk deniz savaşı yapılmış, Bizans yenilgiye uğratılmıştır.
· Girit, Malta ve Rodos adalarına seferler düzenlenmiştir.
5. Kur’an’ın Çoğaltılması: Hz. Osman’ın İslamiyet’e yaptığı en büyük hizmetlerden
biridir. Şive farklılıklarından dolayı Kur’an ayetlerinin farklı okunması üzerine
bir kurul oluşturularak, Kur’an çoğaltıldı. Bir örneği Medine’ de bırakılarak,
Mekke, Şam, Kufe, Basra, Mısır’a gönderilmiş, böylece Kuran’ın günümüze kadar
orijinalinin bozulmadan gelmesini sağlamıştır.
6. Yönetimi: Kendi soyundan olan Emevileri kayırması ve koruması, onları önemli
görevlere getirmesi, hoşnutsuzluğa yol açmış, Mısır, Kufe, Basra ve Şam’ da
ayaklanmalar çıkmıştır.
7. Öldürülmesi: Mısır, Kufe ve Basralılardan oluşan isyancı bir gurup, Medine’ye
gelerek Valilerin değiştirilmesine destek olunmasını, Hz.Ali, Talha ve Zübeyr’den
istemişler, ancak destek bulamamışlardır. Bunun üzerine Hz. Osman’ın evini
kuşatarak, Halifelikten çekilmesini istemişler, Hz. Osman reddedince
öldürülmüştür.
· İlk kez bir halife isyan sonucu öldürülmüştür.
· Müslümanlar arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.
Değerlendirme: Hz. Osman döneminde İran, Kafkasya, Afrika ‘da fetihler sürmüş,
ilk donanma oluşturularak, Akdeniz’de stratejik önemi büyük olan Kıbrıs alınmış,
Kur’ an çoğaltılarak orijinalliğinin bozulması engellenmiştir. Ancak yönetimdeki
zayıflığı, kendi soyunu kayırması ve etkili görevlere getirmesi, huzursuzluklara
ve İslamiyet’te ilk ayrılıkların oluşmaya başlamasına yol açmıştır.
4.HZ. ALİ DÖNEMİ (656-661 )
Hz. Osman’ ın öldürülmesiyle, karışıklıklar başladı. Hz.Ali, kendi taraflarının
ısrarı üzerine halifeliği kabul etti. Ancak Emevi soyundan gelenler, Hz. Osman’ın
öldürülmesinde, onun da rolü olduğu gerekçesiyle, Hz. Ali’nin halifeliğini
tanımadılar.
Hz. Ali, karışıklık ve isyanlara neden olan, Hz. Osman döneminde atanmış valileri
görevden aldı.
1. Cemel Vak’ası ( Deve Olayı ) ( 656 ) : Hz.Ali’nin halifeliğini tanımayan, Hz.
Muhammed’in eşi Hz. Ayşe ve onun yanında yer alan Talha ve Zübeyr, mücadele etmek
ve kuvvet toplamak için Irak’a gittiler. Hz. Ali barışçı girişimlerinden sonuç
alamadı. İki taraf, Kufe yakınlarında savaştılar. Savaş’ın en şiddetli bölgesi
Hz.Ayşe’nin bindiği ” Asker ” adlı devenin etrafıydı. Bunun için bu olaya ” Deve
Olayı ” denilmiştir. Savaşta Talha ve Zübeyr öldü. Hz. Ayşe’nin Medine’ye dönmesi
sağlandı. Esir alınan Basra’lılar serbest bırakıldılar. Bu olay, Müslümanlar
arasındaki ilk büyük savaştır. Hz. Ali bu olaydan sonra Medine’ye dönmemiş,
Irak’ın merkezi olan Kufe’ye yerleşmiştir.
2. Sıffin Savaşı ve Hakem Olayı ( 657 ): Emevi soyundan olan Şam valisi Muaviye,
Hz. Ali’nin halifeliğini tanımamaktaydı. Mısır valisi Amr-ibn-ül As ‘ın da
desteğini alarak , Hz. Ali ile Sıffin ovasında karşı karşıya geldi. Savaş Hz.
Ali’nin lehinde gelişirken, Muaviye askerleri mızraklarının ucuna Kur’an
ayetlerini taktılar. Bu durumda Hz.Ali taraftarları savaşa devam etmediler.
Halifelik anlaşmazlığının, Kur’an hükümleri esas alınarak, iki tarafın seçeceği
hakem kurulu tarafından çözülmesi kararlaştırıldı. Ancak, Muaviye’nin hakemi Amr
İbn-Ül-As, Ali’nin hakemi Ebu Musa El-Eş’ari’ yi kandırdı. Hile ile halifelik
Muaviye’ye geçti. Bu Olay İslam dünyasının bölünmesine yol açtı. Hz. Ali
taraftarlarına Şii, Muaviye’den yana olanlara Emevi, her iki tarafı da
tanımayanlara Hariciler denildi.
3. Nehrevan Savaşı ( 658 ): Hz. Ali kuvvetleriyle , hariciler arasında yapılan
savaşta, Hariciler yenildiler ise de varlıklarına son verilememiştir.
4. Hz. Ali ‘nin Öldürülmesi ( 661 ): Hariciler, İslam dünyasındaki karışıklıklara
neden olduklarını düşündükleri, Hz. Ali, Muaviye ve Amr İbn Ül As ‘ ı öldürmeye
karar verdiler. Hz. Ali , zehirli bir kılıçla yaralanarak öldürüldü.
Değerlendirme :
Hz. Ali iç olaylarla uğraşmak zorunda kaldığından, birliği sağlayıp dış fetihlere
girişememiştir. Bu nedenle dönemi fetihsiz geçmiştir.
Emevi soyu, iktidarı kaybetmemek için Hz. Ali’nin halifeliğini tanımamıştır.
Bu dönemde İslam dünyasında, ayrılıklar baş göstermiştir.
|
|
|
|