Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,270
» Toplam Yorumlar 8,406

Detaylı İstatistikler

 
RasitTunca-4 islamda Mecnunluk Yani Cinlenmişlik Nedir? "Aklı olmayanın dini de yoktur."
Yazar: RasitTunca - 08-05-2020, 02:22 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok



islamda Mecnunluk Yani Cinlenmişlik Nedir? "Aklı olmayanın dini de yoktur."


Peygamberimiz Buyurdular:

"Aklı olmayanın dini de yoktur."

(Kenzul Ummal.C14,s.73)

Allahü Teala Buyurdular:

"Allah, ilim sahiplerinin derecelerini yükseltir."

(Mücadele Suresi 11)

Peygamberimiz Buyurdular:

"İlim öğrenmek, kadın erkek her Müslümana farzdır."

(Hadis Beyhekî)

Peygamberimiz Buyurdular:

"Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibadetten daha sevabdır."

(Bir an Allah ı tefekkür bin yıl ibaddeten daha faziletlidir hadisinin başka versiyonu)

(Hadis Deylemî)

İslam’da “Aklı olmayanın dini de yoktur” prensibi benimsenmiştir. Çünkü insan akıl ve kalbiyle insandır, vahye ve dinî tekliflere yükümlülüklere muhataptır. Öyleyse aklı olanlar sorumludur, aklı olmayanlar dini açıdan sorumlu olmazlar.

Hac için Namaz için Oruc için Zekat için Her Türlü ibadet ve muamelat için islamda önce akıl şarttır. Namaz ve orucdan ve benzerinden, bir kimse, akıl baliğ olduktan sonra sorumlu tutulur, ve ondan sonrası "tuttu veya tutmadı,.." diye hesabı tutulur.

Ya adam aklını kaybettiyse? Bu adam bunların hiçbirinden sorumlu tutulamaz.

Hz. Ömer'in Cezbesi

Bir ara mescid de Ömer efendimize cezbe gelir (yani ilk defa bu görünen alem ile, matrix in farkına varınca) ve riyaveyete göre ya üç gün, yada bir hafta deli gibi mecnun cinlenmiş gibi olur.
Ve aklı başına geldikten sonra peygamberimiz ona : "istersen, o kazaya kalan namazlarını kaza edip iade edersin, istemezsen etmezsin, onlardan sorumlu değilsın." demiştir. Hz. Ömer dahi, ilk defa matrixe girdiğinde, benim gibi deli divane olmuştur, kendini ve aklı muvazenesini kaybetmiştir, ve ibadet sorumluluğu ondan kalkmıştır.
işte islamda "mecnun" kelimeside ordandir, yani cinlenmiş, yani mecnun olmuş. Mecnunluk yani büyü ve sihir yöntemi ilede, akli olan bir kimseye musallat edilen cinler sebebi ile, mecnun hale gelebilir. Nitekim Peygamberimize büyü yapildığında da, "Hafaza yani muhafız, onu koruyan melekler ile, Kiramen Katibin yani her halini kaydeden Melekler" sabahkiler ile ikindiki nöbetci melekeri nöbet degiştirdiğinde, yeni gelen nöbetci melekler, öncekilere sordu:

"Ne oldu bu adama da, böyle mecnun (cinlenmiş) gibi yatıyor." dediler, orda olanlarda onlara cevaben: "Falancı büyücü, O'nun saçı, tırnağı ve tarağı ile, O na büyü yaptı, ve falancı kuyuya attı." dedi diye rivayet yok mu? yani "mecnunluk" peygamber bile olsan aynı. Büyücünün katli (öldürülmesi) bu yüzden vacip.

Diğer Peygamberlerden Buna Örnekler:

1 - Bir peygmber ki Hz. ibrahim, aklından geçen ya da rüyada gördüğü bir hal üzre oğlunu kesmek için ormana götürüyor veya dağa götürüyor ve bıçağı ile de kesmeye yatırıyor, bu aklı yerinde olan birinin yapacağı bir şey mi Allah aşkına?

2 - Yine Hz. Musa bir ağaç dalı ile konuşup "Ben Allah ile konuştum" diyor. Bu aklı olanın yapacağı amel mi?

3 - Yine Hz. ibrahim küçücük çocuğu olan bir kadını çocuğu ile birlikte, susuz, azıksız, bir çölde bırakıp gidiyor. Neden bunu yapiyor? "Allah dedi bana" diye. Bu aklı olanın birisinin yapacağı amel mi?

Hangisini daha sayayım sizlere!

4 - Hz. Muhammed bir gece yattığı yerden kalkıp "Ben, Mescidi Haramdan (Kabe den), Mescidi Aksa ya götürüldüm, ordan da ben Hak Katına (Allahü Teala nın makamına) götürüldüm, cenneti cehennemi daha birçok şeyi gördüm" dedi. Allah a gitim gördüm konuştum dedi. Halbuki daha yatağı bile soğumamıştı deniyor, aklı olan biri bunu anlayabilir mi?


5 - Yine Hz. Nuh, mesala bugün kü deniz olmayan, nehir olmayan, bizim "Başağaç" (Afyon un Sandıklı ilçesinin bir kasabası beldesi) gibi bir yerde büyük bir gemi yapmaya başlıyor. Kim dedi "Allah dedi" diye, Allah nerede, hadi arada Allah ı bul, Allah nerede ve kim? ve bügün böyle bir işe kalkışsan, bugün bile deli derler, o günkü insanlar da ona inanmadılar ve deli dediler. ve o gemiyi yapıpda sular kaynayınca gökten ve yerden geminin olduğu yere sular akın edince, Nuha onu söyleyenin sözünün doğruluğu ortaya çıkıyor,......

“Deli olunmadan veli olunmaz”

yani deli olmadan, ne peygamber nede veli olunmaz aziziim.


Dinimizde aklın, ilmin ve düşünmenin önemi büyüktür. Aklın önemi hakkında birkaç hadis-i şerif:
(Aklı olmayanın dini de yoktur.) [Tirmizî]

(Kişi, ilmi ve aklı sayesinde kurtulur.) [Deylemî]

(Akıllı kimse kurtuluşa ermiştir.) [Buhârî]

(Akıl imandandır.) [Beyhekî]

(Allah indinde en kıymetliniz, akılca en üstün olanınızdır.) [İ. Gazâlî]

İslamiyet, böyle bildirirken, (Akla önem verilmiyor) demek çok yanlış olur. Ama akıl her şeyi bilemez. Aklın da sınırı vardır. Sınırından öteye gidilirse akıl çalışmaz, yanlış karar verir. Akıl bir ölçü aletidir. Allahü teâlâya ait bilgilerde ölçü olmaz. Akıl, her insanda farklıdır. Bazıları dünya işlerinde isabet ettiği hâlde, bazıları yanılabilir.

Gözün belli sahası olup, gözün anlayamadıklarını akıl anladığı gibi, aklın da belli bir sahası vardır. Bunun dışındakileri ölçmeye, anlamaya gücü yetmez. Akıl, herkeste eşit değildir. En yüksek akılla en aşağı akıl arasında çok fark vardır. Şu hâlde (Aklın yolu birdir) demek çok yanlıştır. Her işte ve hele dînî işlerde akla güvenilmez. Din işleri, akıl üzerine kurulamaz. Çünkü akıl, bir kararda kalmaz. En akıllı denilen kimse, din işlerinde değil, uzman olduğu dünya işlerinde bile, çok hata eder. Çok yanılan bir akla, her sahada nasıl güvenilebilir?

Demek ki akıl, kendi sahasında kıymetlidir. Bu sahanın dışına çıkınca yanılır. Akla uygun olan ilme, dinimiz çok önem verir. Üç âyet meali:
(Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Elbette bilen kıymetlidir.) [Zümer 9]

(Allah, ilim sahiplerinin derecelerini yükseltir.) [Mücadele 11]

(Geceyi gündüzü, Güneş’i, Ay’ı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da, Onun emrine boyun eğmiştir. Bunlarda, aklını kullanan, düşünen bir toplum için ibretler vardır.) [Nahl 12] (Geceyle gündüzün meydana gelişinde, Ay’ın, Güneş’in insanlara sağladığı faydalarda, yıldızların Allah’ın emriyle var oldukları, hareket ettikleri konusunda, akıl eden, düşünebilen kimseler için alınacak ibret dersleri vardır) deniyor. Bunlar hakkındaki ilimlerin öğrenilmesi teşvik ediliyor. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(İlim öğrenmek, kadın erkek her Müslümana farzdır.) [Beyhekî]

(Beşikten mezara kadar ilim öğrenin!) [Şir'a]

(Allahü teâlâ, İbrahim aleyhisselama “Ben ilim sahibiyim, ilim sahiplerini severim” buyurdu.) [İbni Abdilber]

(Hiç kimse, cehaletle aziz, ilimle zelil olmaz.) [Askerî]

(İlim, peygamberlerin mirasıdır.) [Deylemî]

(İlim ve edebden mahrum olanı Allah rezil eder.) [İbni Neccar]

(Bir saat ilim öğrenmek veya öğretmek, sabaha kadar ibadetten daha sevabdır.) [Deylemî]

(Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen veya bunları seven ol! Yoksa helak olursun.) [Beyhekî]

(Âlim veya ilim talebesi olmayan bizden değildir.) [Deylemî]

(İlimle yapılan az iş faydalı olur, ilimsiz çok işin kıymeti olmaz.) [Deylemî]

(İlim olan yerde Müslümanlık vardır, ilim olmayan yerde küfür vardır.) [H. L. O. İman]

(Âlimin bildiğini söylememesi, cahilin de bilmediğini sormaması helâl değildir. Çünkü Allahü teâlâ, “Âlimlere sorun” buyuruyor.) [Taberanî]

(Fen ilmini al, çıktığı kap sana zarar vermez.) [Künuz-ül hakaik]

(Fen ve sanat müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın!) [İbni Asakir]

(İlim Çin’de de olsa alın!) [Deylemî]

Çin’den alınacak ilim, elbet fen ilmi ve her türlü teknolojidir. Bu hadis-i şerifler, dünyanın en uzak yerinde, hattâ kâfirlerde bile olsa ilmi almayı emretmekte, Doğu’dan veya Batı’dan gelme diyerek fenni reddetmemek, aksine ilme sarılmak gerektiğini bildirmektedir. (Mevduat-ül-ulum)

Bu vesikalar karşısında, elbette ateistin, (İslam dininde akla ve ilme önem verilmiyor) diyerek yaptığı cahilce saldırısının hiçbir ilmî değeri yoktur. İftiradan ibarettir.


Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi

Schrems , 05.08.2020

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Yüzüklerin Efendisi – J.R.R Tolkien Kitap Özeti
Yazar: RasitTunca - 08-05-2020, 01:30 AM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok

Yüzüklerin Efendisi – J.R.R Tolkien Kitap Özeti

1. KİTABIN KONUSU : ORTA DÜNYAYI KURTARMAK İÇİN KÖTÜLÜKLER EFENDİSİNE KARŞI VERİLEN SAVAŞ

2. KiTABIN ÖZETİ : Orta
Dünyadan destansı bir masal Yüzüklerin Efendisi.Tolkien‘in yarattığı
kusursuz dünyanın yeniden hayata dönüşü.Orta Dünya hakkında kısa bir
bilgi vermeli öncelikle.Cüceler, elfler, insanlar üç büyük ırkdır.
Bunların dışında hobbitler, ebtler, orklar gibi kendine has özellikleri
bulunan ırklar mevcutur. Masalımızın içerisinde bu ırkların özellikleri
bir kez daha vurgulanacaktır.

Frodo, Bay Bilbo ile yaşayan genç bir hobbitdir. Hobbitler yerin hemen
altında şirin evlerde yaşayan, kısa boylu, neşeli bir halktır. Bay
Bilbo, maceraperest , yaşlı bir hobbitdir. Günün birinde Gandalf geri
döner ve Bay Bilbo‘nun yanına gelir. Gandalf Orta Dünyanın irfana sahip
ariflerindendir. Ve Bay Bilbo‘nun bir gezisi sırasında ele geçirdiği
yüzükten haberdar olur. Burada masalımıza bir ara verip yüzüklerin
hikayesini anlatayım size. İrfan yüzükleri çok eski zamanlarda elfleri
kandıran kötülükler efendisi Sauron tarafından yaptırılmıştır. Ve üç
yüzük cüce hükümdarlara , yedi yüzük ariflere, dokuz yüzük insanların
büyük krallarına veriliyor. Ve tek yüzük de kendisi için yapılıyor ancak
bunu bir savaş sırasında insanlar ondan elini kesmek suretiyle
alınıyor. Orta Dünyanın ilk zamalarında ve sonra bu yüzük kayboluyor; ta
ki Bay Bilbo onu bulana kadar… Diğer yüzükleri eline geçirmiştir Sauron
ancak tek yüzük elinde değildir ve bunun için elinden geleni
yapmaktadır. Bu yüzüğü takmak gerçekten çok güçlü bir irade
istemektedir.

Evet , Sauron harekete geçmiştir ve Orta Dünya halkının buna karşı bir
şeyler yapması gerekmektedir. Bunu için yüzüğün bir an evvel yapıldığı
ateşe, Hüküm Dağı’na götürülüp atılması gerekmektedir. Bunun için bir
yüzük yaşıyıcısı gerekmektedir. Bu görev Frodo‘ya verilir. Ve hobbit
köyünden üç arkadaşı da ona takılır;Merry , Pippin , Sam. Dört küçük
hobbit Elf diyarına doğru yola çıkarlar

Elf diyarında yüzük taşıyıcısının yanına 8 kişinin daha katılmasına
karar verilir. Bunlar insanların krallarını temsilen Boromir;
Hobbitlerden Merry, Sam, Pippin; Cücelerden Gimli; Elflerden Legolas,
efsanelerde anlatılan kırık kılıcı birleştirecek efsane kral Aragorn, Ak
Gandalf ve tabi Frodo. Böylece yüzük kardeşliği oluşur. Görevleri tek
yüzüğü Sauron ele geçirmeden yüzüğün yapıldığı ve onu yok edebilecek tek
yer olan Hüküm Dağı’nın içine atmaktır. Yolda bir çok zorluklarla
karşılaşırlar. Sauron yollarına türlü türlü engeller çıkarmaktadır.
Gandalf bu engellerin bir tanesinde çok güçlü bir yaratıkla savaşmak
zorunda kalır ve gruptan ayrılır. Sauron’un askerleri Orklar gruba
saldırırlar ve Boramir ölür, grup ikiye ayrılır. Aragorn, Legolas, Gimli
bir grup oluşturup, Sauron ile savaşacak güçlerin yanına; Frodo ve Sam
Hüküm Dağı’na giderler. Merry ve Pippin ise orklar tarafından esir
edilirler.

Savaşlar başlar. Sauron bütün dikkatini savaşa çevirir ve bu sırada
Forodo ve Sam yüzüğü uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Hüküm Dağı’nın
ateşine atarlar.

Küçük Hobbitler artık birer kahraman olmuşlardır ve ordular diğer
tarafta Sauron’u ve kötülüğü yenmişlerdir. Artık eve dönme zamanı
gelmiştir. Çok özledikleri evleri hobbit köye döndüklerinde işlerin hiç
de umdukları gitmediğini gördüler. Memleketlerinde büyük insanlar
eşkiyalık yapmakta ve halklarını korkutmaktadır. Onlara karşı halkı
uyarırlar ve yabancıları neşeli memleketlerinden kovarlar. Frodo krallar
ülkesine gider Aragorn ile. Sam evlenir. Merry ve Pipin ise Hobbit
köyde mutlu bir hayat sürer.
3. KİTABIN ANAFİKRİ :En
taş kalbli görünen insanların bile taştan da olsa bir kalbi vardır ve
yalçın kayalar bile ufacık damlalar ile zaman içinde aşınırlar.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Frodo: Hobbit halkının genç kahraman üyesi. Seçilmiş yüzük taşıyıcısı. Yüzükle geçirdiği günler onu olgunlaştırmıştır.

Gandalf: Orta Dünya’nın en yaşlı bilge kişilerinden bir tanesi. Neşeli
olduğu vakitler çok babacan dır ancak düşmalarının karşısında onu
tanımak zorlaşır.

Aragorn: Efsanelrde anlatılan, insanların beklediği, savaşçı ve çok iyi bir yönetici olan kahraman biridir.

Sam: Forodo’ya ölesiye bağlı hobbit dostu. Bütün hobbitler gibi çok neşeli.

Merry: Kendinden beklenin çok üstünde cesur sevecen bir hobbit.

Pippin: Yüzük kardeşiğinin neşeli hobbit üyesi.

Legolas: Genç, kahraman bir elf. Elf irfanlarına sahip. Uzağı çok iyi görür, hızlı koşar.

Gimli: Kaba saba bir cüce ancak çok iyi kalpli. Yüzük kardeşiliğinin bir üyesi o da..

Boromir: İnsanların kralının çok sevdiği 2 oğlundan biri. Yüzük hırsı onun sonu olmuştur.

Sauron: Kötülük tanrısı Melkor‘un dünyadaki uşağı. Mordor diyarının efendisi.
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitap Tolkien’in yarattığı kusursuz dünyadan destansı bir masal.
Yüzüklerin Efendisi üç kitaptan oluşuyor. Birinci kitap Yüzük
Kardeşliği, ikincisi İki Kule ve sonuncusu Kralın Dönüşü. Bu üçleme
gerçekten birbirini çok iyi tamamlıyor ve cesaretin, sevginin ve azmin
başaramayacağı hiçbir şeyin olmadığını bir kez daha okuyucuya
gösteriyor.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
John Ronald Reuel Tolkien 1892‘de Güney Afrika‘da doğdu. Oxford
Üniversitesi’nde Dilbilim ve Eski İngilizce konularında uzmanlaştı ve
aynı üniversitede 1959‘a kadar profesörlük yaptı.

Yüzüklerin Efendisi’nin 1954 ve 1955 yıllarında üç cilt halinde
yayınlanması, özellikle “saygıdeğer” bir İngiliz Dili ve Edebiyatı
profesörünün “fantezi” gibi bir türde eser vermesi, edebiyat
çevrelerinde küçük çaplı bir skandala yol açtı. Tolkien‘in 1937’de
yayınlamış olduğu Hobbit, daha ziyade masal türüne ait bir çalışma
olarak kabul edildiği için üzerinde pek durulmamıştı.

Yüzüklerin Efendisi’nin yaratığı dalgalanma “fantezi” türünün “saygın”
edebiyat türleri arasına girmesinde önemli rol oynadı. Tolkien‘i izleyen
fantezi yazarları, onu ve yarattığı “ Orta Dünya”yı büyük ölçüde taklit
ettiler.

Tolkien‘in 1973’teki ölümünden sonra “ Orta Dünya “nın birinci çağı nı
ele alan Silmarillion (1977), oğlu tarafından yayına hazırlandı.
Christopher Tolkien babasının yarım kalmış el yazmalarını yayınlayarak
eksiksiz bir “Orta Dünya” tarihi hazırlamaya gayret etti.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Lüzumsuz Adam – Sait Faik Abasıyanık Kitap Özeti
Yazar: RasitTunca - 08-05-2020, 01:28 AM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok

Lüzumsuz Adam – Sait Faik Abasıyanık Kitap Özeti

KİTABIN İÇİNDEKİ ESERLER

-LÜZUMSUZ ADAM

-BEN NE YAPAYIM?

-BİRANEDEKİ ADAM

-MÜRÜVVET

-İP MESELESİ

-MENEKŞELİ VADİ

-BİZİM KÖY BİR BALIKÇI KÖYÜDÜR

-KAÇAMAK,PAPAĞAN,KARABİBER

-BACAKLARI OLSAYDI

-AYTEN

-PAPAZEFENDİ

-BİR KÜLHANBEY HİKAYESİ

-KAMERİYELİ MEZAR

-HAYVANCA GÜLEN ADAM
1.KİTABIN KONUSU:

Mansur Bey adlı,bütün günleri aynı faaliyetler çerçevesinde geçen bir
adamın hikayesi anlatılıyor.Hayatındaki sıradanlıklar ve bundan duyduğu
zoraki mutluluk en ince ayrıntısına kadar belirtiliyor.Sonunda ise bu
hayattan nasıl vazgeçebilirim sorusunu soruyor kendi kendine.
2.KİTABIN ÖZETİ:

Haftanın 7 günü aynı şeyleri yapan Mansur Bey her zaman ki gibi
kahvesine gider ve kahve sahibi Yahudi bayanla kapuçinolu fransızca
sohbetine başlar.Daha sonra kütüphaneye giderek bir Fransızca dergi
alır.Çünkü bu dergi yarınki sohbetine yardımcı olacaktır.Öğlene doğru
işkembecisine gider ve ekşi ekşi limonlu işkembesini içer Bayram’ın
dükkanında .

Akşam Fransızca dergisindeki bilmediği kelimeleri tercüme ederken
uyuyakalır.Fakat saat 4:30’daki akşam gezintisi için uyanacaktır
elbette.Gezinti sırasında akşam olduğunu pastahanesinin perdesi çekilnce
anlar.Portakalını alır ve meyhaneden çıkan insanları izlemeye
başlar.Daha sonra karşı meyhaneye girer,her zamanki içkisini içer ve her
zaman olduğu gibi zurnacı ,zurnasının kamış düdüklerinden birini
değiştirirken masasından kalkar.

Yedi seneden beri mahallesinden çıkmayan Hünsar Bey bir gün mahalesinden çıkmaya karar verir.

İstanbulun güzelliği onu büyülemiştir ve aklına ne gelir biliyor
musunuz? Dükkanla,evi satıp,gazinodaki alnı dar kızı metres tutup,daha
sonra bir Boğaziçi vapuruna binip,Bebek’le Arnavutköy önlerinde oturduğu
tabureden kalkıp,kendisini denizin içine bırakıvermek.
3.KİTABIN ANAFİKRİ:

Her gün aynı şeyleri yapan bir adamın gerçekleştirdiği faaliyetler en
ince detayına kadar anlatılıyor.Rutin faaliyetleri gerçekleştirmesine
rağmen ,içinde daha değişik şeyler yapma isteğinde olan başka bir insan
var ve bu da diğer kişilerle olan ilişkilerinde ve düşüncelerinde açığa
çıkıyor.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Hünsar Bey ,sakin bir yaşam seven veya başka işlerle uğraşma
düşüncesinde olmayan biridir.Detaya inersek işkembe çorbası içmeyi
seven,Fransızca’ya meraklı ,tek geliri dükkan kirasından ibaret bir
insan…

Bayram,işkembe dükkanının sahibi.

Salomon,portakal satıcısı.

Ve pastahanenin sahibi Yahudi kadın.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Hikayenin akışından çok olayların ve yerin tasviri dikkatimi çekti ve
hoşuma gitti.Sanırım yazar oluşturduğu karakterlerle kendi iç
dünyasındaki istekleri,düşünceleri dışa vuruyor.Onlarla olan
diyalogları,onlar hakkındaki düşünceleri saf ve yalın.Olduğu gibi
anlatılan olaylar sanki insana oradaymış hissi veriyor ve okumanın
amacına ulaşılmış oluyor.Hikayeden çok tasvire önem verdiğimden Sait
Faik benim için güzel bir kaynak oldu.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISACA BİLGİ:
SAİT FAİK ABASIYANIK
1906- Sait Faik Abasıyanık Adapazarı’nda doğdu.

1912 -1924 İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi’nde yaptı.İki yıl Adapazarı İdadisinde okudu.

1925-1928 İstanbul Sultanisinde başladığı orta öğrenimini Bursa Erkek Lisesi’nde bitirdi.Şiir yazmaya yöneldi.

1930-İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre okudu.İlk yazısı ve hikayesi “Uçurtmalar” yayımlandı.

1931-Babasının isteğini kabul ederek iktisat öğrenimi için isviçre’nin
Lozan kentine gitti.Oradan da Fransa’nın Grenoble kentine geçti.

1933-İstanbul’a döndü;bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı.

1936-Semaver’I yayımladı.

1938-Marsilya’ya gitti.

1939-Sarnıç ve Şahmerdan’ı yayımladı.Babası öldü.

1940-‘Çelme’ adlı hikayesi yüzünden dava açılarak askeri mahkemede yargılandı ve aklandı.

1944-Medarı Maişet Motoru yayımlandı ve toplatıldı.Hastalandı,siroz
tanısı kondu.Bir küskünlük dönemine girdi.Bu dönemde Burgaz Adasında
yaşamaya başladı.

1948-Lüzumsuz Adam yayimalndı.Küskünlük dönemi sona erdi.Kent yaşamı ağır basmaya başladı.

1950-Mahalle Kahvesi ve Havada Bulut yayımlandı.Pasaport aldı,pasaportuna “mesleksiz” yazıldı.

1951-Fransa’ya tedavi olamay gitti.Paris,hastane,kaçış.Kumpanya yayımlandı.

1953-Kayıp Aranıyor ve Şimdi Sevişme Vakti yayımlandı.Uluslararası Mark Twain Derneği,yazara onur üyeliği verdi.

1954-Az Şekerli ve Alemdağ’da Var Bir Yılan yayımlandı.11 Mayıs’ta İstanbul’da öldü.

1955-Tüneldeki Çocuk yayımlandı.

1956-Mahkeme Kapısı yayımlandı.

1964-Burgaz Adası’ndaki evi müzeye dönüştürüldü.

1970-1989-Bütün eserlerinin toplu basımı gerçekleştirildi.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 New Moon (Yeni Ay) İngilizce Kitap Özeti
Yazar: RasitTunca - 08-05-2020, 01:25 AM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok

New Moon (Yeni Ay) İngilizce Kitap Özeti

Edward Cullen and Alice throw Bella an 18th birthday party. Edward is
the vampire she’s deeply in love with. In attendance are the entire
Cullen family, Alice, Carlisle, Emmet, Rosalie, Esme and Jasper. Bella
accidentally cuts her hand with a piece of paper, this leads to a tense
and somewhat violent moment. Jasper cannot control himself at the sight
of her human blood and pounces upon her with the intention to feed.
Edward has to protect her, an action that forces him to recognize the
fact keeping Bella near his family puts her in danger. As they clean her
wounds a pivotal point in the plot occurs. As they speak, Carlisle
tells of Edwards belief that Vampires lack a soul and that there is
no better place than hell for them if they are killed. He speaks
further, telling Bella of Edwards inner struggle, the fact that he
doesn’t want to risk turning Bella into one of the damned. Edward
becomes emotionally retracted as the story continues, until later his
family leave Forks in an effort to reduce the risk of harm to Bella and
ensure her safety. He unwittingly upsets Bella by taking the items she
hold dear with him. Photographs and pictures that can be used to prove
he is alive.

Four long months pass, a time in which Bella enters a zombie like state. She exists but really isn’t living like she once was. Charlie is
worried and tells her to wake up. To help her get through this
difficult time she goes to see a movie with her friend Jessica. Upon the
completion of the film she notices some guys with a striking
resemblance to the stalkers who followed her the year before. She hears
Edward in her head fears for her sanity. She actually believes it’s her
mind giving a wish of fulfillment. Feeling these delusions are her
subconscious mind she seeks out alternative methods to trigger them.
Jacob Black, her long lost friend who
suffered grievous injures in Twilight makes another appearance in New
Moon. Bella stumbles upon a pair of motorbikes by the road side and
realizes they’re the perfect method to hear Edwards voice once again.
She notices they need works and remembers Jacob unusual tendency to fix
things. She takes them to see him on the back of her truck and pledge
one to him should he get them running once more. Soon they become close
and she begins to depend on him, he fills the void in her heart. Jacob
on the other hand is romantically attracted to Bella, who is aware of this, she tells him they are simply good friends.
As their friendship develops, Jacob
begins to trust Bella and tells of the growing unrest and occurrences at
La Push – a reservation. Jacob tells her of his fear of the leader of a
group of guys by the name of Sam Uley. A close friend of his had the
same feelings he was missing for a few days and upon his return had
somehow joined the gang. Jacob elaborate by telling of their strange
behavior and his belief they’re up to no good. He worries he too could
go missing and be targeted.

On an outing, Jacob feels ill and develops a strong fever. Shortly after
Bella has difficulty getting in touch with him before she finds out he
too has returned from his absence as a member of Sam’s gang. She goes to
visit him at his house and is told that he
must stay well away from her. He doesn’t explain the reason for this
when she asks. After the fight and argument Jacob is feeling down and very regretful. He creeps into her room in the middle of the night and tells her what is happening. The only hint he gives her is to remember the legends he informed her of when first they met.
Bella thinks back and remembers a story
about Werewolves and Vampires. She soon realizes that Jacob and his new
gang of friends are werewolves. This doesn’t sit well with Bella; there is
animosity between Edward and Jacob because deep down they both love
Bella. Plus they are enemies because of the natures of the kind. There is real cause for concern because of the rivalry between these two and the fact vampires and werewolves truly hate one another.
The return of Victoria further
complicates the situation. She wants vengeance for the death of her
friend James the vampire tracker. He was slain by Jasper and Emmet
following his attempt to kill Bella. As opposed to killing Edward, she
feels killing his girlfriend is a fair trade. Therefore, it is
down to Jacob to protect her. Jacob and his new found pack encourage
Bella and her father to spend time with them at La Push where they can
provide adequate protection.
Bella begins to spend a lot of time on
the beach. She longs to hear Edwards voice again and misses him dearly.
Sick of everything she leaps off the cliff and plunges into the see
where she almost dies in the hands of the ocean. Jacob comes to her
rescue and tells of her friend Harry Clearwater’s plight. He is
in hospital following a severe cardiac arrest. Bella immediately feels
remorse for diving into the sea and returns to Jacobs’s house to rest
and regain her strength. She begins to wonder what her life would bring
if she left Edward and became romantically involved with Jacob.
Billy, Jacobs’s dad, returns home to
break the news that Harry has passed away in his sleep. Bella then gets a
ride home with Jacob. On the journey she notices Carlisle’s vehicle and
jumps to the conclusion that the Cullen’s have returned to Forks. Jacob
rages and leaves quickly. Alice is waiting
for Bella by herself. Alice tells Bella that she witnessed her fall into
the sea and worries that she was committing suicide. Bella denies this
but Alice is still unsure and wonders why then she felt the need to dive so far into the water.
Jacob bumps into Bella during Alice’s visit and she sees he is
still angry with her for choosing Edward over himself. During Jacobs
time at the house Edward rings and masquerades as Carlisle. Jacob picks
up the phone. He’s asked where Carlisle is
by Edward and responds by telling him he’s at the funeral. Edward
believes it’s the funeral of Bella in light of the news Alice told him.
He attempts suicide. Upon news of this surfacing Bella and Alice leave
for Italy to find Edward who is begging a
Volturi to kill him. The Volturi deny his wishes so he attempts to
enrage them by stepping into the sun and revealing the existence of
Vampires to all.
Bella arrives just in time and prevents Edward from following through with his threats. Shocked and confused that she is
still alive and hasn’t been buried Edward shows affection toward his
love. He believes these are the last few minutes the couple will ever
spend together. Bella is confused, she
believed Edward had no feelings toward her. The pair meets a Volturi
leader by the name of Aro, he informs them that Bella must become a
Vampire to preserve the secretive nature of the vampire kind. Edward
vehemently disagrees but is shown conclusive proof that Bella will indeed become one of the vampire kind in the future.
At first Bella is
surprised and in virtual disbelief that her long lost love Edward has
returned. She wonders if she actually died while leaping from the cliff
and whether or not this entire episode is in
fact a dream. Edward soothes her concerns and explains that he loves
her and that he didn’t wish to leave her at all. He tells her it was for
her own benefit and an act to protect her. After a long discussion she
realizes that his love for her burns as strongly as hers for him, and
that they belong with one another for all eternity.
Edward is
still unsure about turning Bella into a vampire. She sees this and takes
the decision out of his control. They visit the Cullen house and start a
vote over her mortality, requesting the opinion of all involved and
whether they believe she should join the Vampire kind. The results are
definitive, all but Edward and Rosalie feel she should become a vampire.
Edward is angered but reluctantly agrees she should be turned following her graduation the following week. Carlisle is
the one who they decide should perform the embrace considering the fact
he’s able to maintain control in the presence of human blood. Bella isn’t happy, she would of preferred the act to be carried out by Edward but settles with whatever the Cullen’s feel is best. Edward agrees but only on the condition they marry first.
During the epilogue of the story Bella
reminisces and recalls her zombie like existence. She claims it was as
if the previous seven months didn’t occur. Jacob returns the motorbike
to Bella in an attempt to stop Edward from seeing her, unaware that he
visits her every night by creeping into her room. Charlie is incredibly angry with Bella and grounds her immediately. She isn’t fazed though, she knows with the love her life Edward by her side there is nothing she cannot achieve and that when the dust of turmoil settles everything will be perfect.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Twilight (Alacakaranlık) İngilizce Kitap Özeti
Yazar: RasitTunca - 08-05-2020, 01:23 AM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok

Twilight (Alacakaranlık) İngilizce Kitap Özeti

Isabella
Swan leaves Phoenix, Arizona and moves to a new place in Forks,
Washington to live with her dad. She does it so her mother can travel
around with her baseball player husband Phil Dwyer. Bella didn’t used to
stir much water in Phoenix, but after her move to Forks, she soon finds
herself in the spotlight at her new school. To her astonishment and
dismay many of the guys in class compete for her attention.

Forks is rainy and Bella doesn’t enjoy it much – to her it’s boring and pretty lame. There is
one saving grace though – Edward Cullen, the stunningly handsome guy
she sits next to in Biology. As she’s trying to find out more about this
mysterious man, she hears of The Cullens being un-human. Despite all
the talk, Bella finds it impossible to believe there’s anything
supernatural about him and his strange behavior.
During Bella’s first day of school,
Edward Cullen displays a strange level of tension toward her. She
reasons that it’s because he doesn’t like her that much. Shortly after
though, he begins to change his attitude and starts friendly talk. Then
one day on a parking lot, an out of control van comes flying at Bella
and is about to crush her to death when all of a sudden the van is
stopped by an unknown force just before it would have squashed her
against her own truck. Completely unharmed realizing she should have
been dead, Bella turns her head and sees Edward, whom she saw across the
parking lot just a second ago, kneeling next to her with his hand
against the van. Bella looks at the hand shaped dent on the van and
realizes that Edward halted speeding van with his hand.
Bella didn’t tell anyone about how
Edward saved her life, but when she approached him to explain how he
could get to her across the lot so quickly and stop the van with his
hand, he isn’t too keen to confess and
refuses to comment. The spark between the two continues to grow despite
Edwards’s attempts to avoid her. When confronted about it by her, Edward
simply comes with excuses Bella is not
willing to accept. However he mentions that it’s in their best interest
to stay away of each other, as getting involved with her would put her
in immense danger.
Bella has no more doubts that Edward and the entire family of Cullens are un-human. She is
hinted by her friend Jacob Black that The Cullens are a clan of
vampires. When attraction between the two grows to a point that neither
can be without each other, Edward reveals the truth about his family. He
even tells her about his ability to read people’s minds and that he’s
dumbfounded by his inability to ascertain what she is thinking.
Edward and Bella fall deeply in love, despite the obvious difficulties a love between a human and a vampire presents. Edward is facing his biggest personal challenge in resisting Bella’s scent. The scent of her blood is extremely strong and desirable, and Edward is afraid that the natural instincts of a vampire he is would take over to a point that he wouldn’t be able to contain himself and would harm the woman he loves.
Bella’s scent is
then picked up by a tracker vampire James who sets on a mission to hunt
Bella down for sport. The Cullens, who now consider Bella part of her
family are determined to protect her and separate Bella from Edward,
sending the girl back to Phoenix. Bella stays in a hotel and receives a
phone call from James telling her he had her mom and gave her
instructions on what she needs to do if she wants to see her alive.
Bella surrenders herself to James, but
Edward shows up and fights him. The rest of Cullens joins in to fight
the tracker but he manages to bite Bella in her hand before he’s killed.
Edward doesn’t want Bella to turn into a vampire and begins to suck
venom infected blood from the wound. He’s now tasting the blood, the
smell of which he found so hard to resist. He was urged to stop by his
adopted father Carlisle Cullen.
Bella was saved and after she’d
recovered, she returned to Forks to attend prom with Edward. As the two
walk into the night, Bella exposes herself and pleads with him to
embrace her and turn her into one of his kind with a bite to her neck.
Edward refuses, although the reason for this denial is unknown

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Breaking Dawn (Şafak Vakti) İngilizce Kitap Özeti
Yazar: RasitTunca - 08-05-2020, 01:22 AM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok

Breaking Dawn (Şafak Vakti) İngilizce Kitap Özeti

The story Breaking Down is
divided into three invidual books. During part 1 we read about Bella’s
wedding and marriage to Edward. They spend their honeymoon on a remote island
near the coast of Brazil. During their stay, Bella’s wish comes true
when she and Edward make love. Shortly after, Bella becomes aware of her
pregnancy when she misses a period. She contacts Carlisle who confirms
her suspicions, the couple make plans to return soon after. The fetus
develops rapidly, an occurrence that prompts Edward to request she gets
an abortion. Unperturbed, Bella resists his pleas and contacts her
friend Rosalie, who has wanted children for a long time.

Part two is written from Jacob Black’s perspective, it documents the pregnancy of Bella right through to the birth
of her child. The werewolves in the novel are unsure of the child and
fear of the danger it poses prompts them to make plans to kill Bella to
prevent it’s birth. Naturally, Jacob is
strongly opposed to this and revolts. He cuts all ties to the pack and
forms his own alongside Leah Clearwater and Seth. Four weeks after
conception Bella gives violent birth to the child. In the process she loses a great deal of blood and suffers multiple broken bones. To save her life Edward is forced to embrace and turn her into a vampire. Immediately after the birth Jacob imprints the newborn baby girl Renesmee.
The final part of Breaking Dawn reverts
back to Bella’s view point, continuing her story as an excited Vampire
who enjoys all the abilities it brings. Irina, another Vampire
mistakenly identifies the baby; she believes Renesmee is
an “immortal child, one that has been changed to a Vampire. An act the
Volturi outlawed previously. Irina informs the Volturi of the act, they
then decide to destroy the Cullens and baby Renesmee based on Irina’s
allegations. To prove their innocence and save the life of their baby
daughter the Cullens gather vampires to stand up as witnesses and help
prove to the Volturi the child isn’t an
immortal child. The ploy works, the Volturi realize they have been lied
to by Irina and immediately sentence her to execution for the mistake.
She is killed shortly after. Despite the news
of the childs true nature being revealed they are still unsure as to
the threat the childs existence brings to the secret lives of vampires.
Soon after, the arrival of Jasper and Alice, who too had a human-vampire
child return. They prove the child presents no threat with Nahuel,
their 150 year old crossbreed son. The Volturi see the truth in these
words and promptly leave, safe in the knowledge that vampire-human
crossbreeds can co-exist without bringing any undue attention on the
vampire’s existence. Bella, Edward and their daughter Renesmee return
safely to their home.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Eclipse (Tutulma) İngilizce Kitap Özeti
Yazar: RasitTunca - 08-05-2020, 01:19 AM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok

Eclipse (Tutulma) İngilizce Kitap Özeti

This
part of the story starts with the note Jake sent to Bella. It speaks of
him missing her and that it changes little. Charlie blames Edward for
Bella’s disappearance in New Moon as she travelled to Italy and her
apparent craziness. He no longer likes Edward and shows with every ounce
of his being that the vampire is welcome in the home. Seattle is
also hit by a string of unsolved killings. Bella and Edward spend some
time filling in college application forms and she tells Edward her plans
and need to see Jacob once again. Naturally, Edward is against it, telling her werewolves are random and unpredictable, hurting those around them.


In the meantime, Alice has a strange vision in which Bella is
being hunted by a vampire. Edward hides this information from Bella and
plans a trip to Florida with Charlie to see her mother out of town.
Upon their return Edward is confronted by an angry Jacob, he demands to know why the return of Victoria is being kept secret to Bella and why they crossed into werewolf territory chasing Victoria. Bella is dumbfounded as Edward informs her that the trip away from Forks was for her own personal safety.
Once again, Edward insists Bellas banning from seeing Jacob is
to keep her safe and away from the dangerous werewolf. Bella,
unbelieving insists that the pack are quite safe and that she’s never in
harm’s way around Jacob. Finally, Edward yields and travels to the
border with Bella where they meet Jacob and travel on to his house.
During one such visit Jacob pleads his love for her and forcefully
kisses her against her will. Unable to resist his power she fights him
off with all the strength she can muster. When he ceases the kiss she
punches him as hard as she is able but only
manages to break the bones in her delicate hands. Werewolves
incidentally, are nearly as durable and tough as vampires.
When Bella returns home and he learns of
this Edward threatens Jacob angrily. Jacob tells Edward what occurred
and they finally settle on a deal to work in unison to deal with
Victoria. Later on that evening when Jacob has left, Edward and Bella
decide to marry but only on the one condition that is they sleep together before she is
turned into a Vampire. Edward realizes the severity in Bella’s voice
and eventually agrees to try in the future but only once they have
married first. Bella speaks of her concerns of what people will say and
think if she marries at such a young age, this is
partly confounded by her mother’s life and the fact she too married at
such a young age. Spending the rest of eternity with Edward is
of the utmost importance to her though, and when Edward proposes she
quickly accepts. In an effort to keep her reluctant marriage secret she
refuses to place the engagement ring on her hand.
Bella soon realizes that her possessions
have been stolen from her room to use for scent and locating purposes.
Also, it becomes apparent that the recent killings in Seattle are being
perpetrated by a coven of young vampires. Bella realizes the connection
and the fact Victoria has been leading these newborns. Alice predicts an
epic battle between the combined force of Cullens and Werewolves and
the Victoria coven. A meeting between the Quileutes and Cullens is
scheduled in the forest. During the gathering Jasper highlights and
demonstrates some skills and points needed to excel in combat versus a newborn Vampire. Bella, worried Edward will be harmed asks him to stay away when the combat begins.
Bella and Edward camp in the hills as
the preparations for battle are made. They are soon joined by Seth and
Jacob who too wait for the coming war. They use Bella’s scent and lay a
trap to lead the newborns into the hands of the conjoined vampire and
werewolf force. Bella enters a state of hypothermia in the freezing cold
mountain conditions. Jacob taunts Edward by climbing in the sleeping
bag with his girl. Bella pretends to be asleep and eavesdrops on the
conversation between the vampire Edward and werewolf Jacob. Jacob speaks
of his feeling towards Bella and confesses to Edward. Upon hearing
this, Edward realizes that Jacob can give Bella something he can’t and
the two come to an agreement.
Later in morning once they have risen,
Edward speaks to Bella about the engagement, Jacob, who was hiding and
listening to their conversation lets out an angered and hurt howl of
pain. He leaves quickly before they can catch him. Bella speaks with
Edward and asks him to go and find Jacob. Upon their return Edward
leaves to allow Jacob and Bella to speak. Jacob threatens to get himself
killed by joining in the conflict, upon hearing her dismay and the fact
she doesn’t want him to Jacob blackmails her into kissing him. He says
kissing him will stop him joining the fight and getting killed. She
agrees and they kiss, a kiss that beckons the realization that she has
feelings for Jacob but she’s in love with Edward far more than he.
Edward returns, having overheard the entire conversation. He explains that he isn’t angry with her for having such deep feelings for Jacob. This is
a fact that makes Bella even more miserable than she was before.
Victoria and the newborns attack during the groups stay at the camp. The
combined werewolf and vampire force completely decimate and slaughter
the inexperienced newborn army. Victoria had this planned though; she
skirts the fight and arrives at the camp to confront Edward and Bella
alongside a newborn by the name of Riley. Edward pleads with Riley,
trying to put him off the fight and explains the fact Victoria is using him. Victoria convinces Riley otherwise and he refuses to switch allegiance. A fight occurs in which Riley is killed by the Lupine form of Seth and Victoria is
killed by Edward. Bella watches the entire episode, causing Edward to
worry for her thoughts and feelings toward him after seeing him as the
unstoppable killing machine he is. She is unperturbed and throws herself into his embrace. She loves him dearly and has concerns for his safety and wellbeing alone.
The war is over long before the Volturi arrive to tidy things up. Edward is reminded of his agreement to turn Bella into a vampire. Alice replies that they have set a date.
Bella goes to visit Jacob who was injured in the fight. She reveals her final decision is Edward. Her love for him is far greater than anyone else alive and she hasn’t the will or desire to live another day without him around.
Bella later returns home from La Push.
She speaks with Edward who announces that they don’t have to marry, that
Bella can have her way without completing her wishes. Bella states that
she wishes to do things Edwards’s way, and they agree to continue with
the wedding first. He puts the ring on her finger and they both agree to
reveal the great news to Charlie.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Şeker Portakalı – Jose Moura De Vasconcelos Kitap Özeti
Yazar: RasitTunca - 08-05-2020, 01:17 AM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok

Şeker Portakalı – Jose Moura De Vasconcelos Kitap Özeti

Kitabın Adı: Şeker Portakalı
Kitabın Yazarı:

Jose Moura De Vasconcelos
Yayınevi:

Dergah

KİTABIN KONUSU
Ailesinden baskı gören ve bu yüzden aradığı değerleri başkasında bulan bir çocuğun,ilk başta korkması ve sonra da onu babası olarak görmesi
ESERİN ÖZETİ
Yaramazlığıyla tüm mahallede adından söz ettiren ve ailesinin kendisini daha fazla olay yaratmaması ve
kendilerinin biraz daha rahat edebilmeleri için kendisini daha beş
yaşında okula göndermelerinden şikayet eden Zeze,en çok sevdiği kardeşi
olan Luis devamlı gezerdi.Zaten insanın ailede biriyle daha çok
ilgilendiğini ve bununda Luis olduğunu söylerdi.Ama abisi Totoca ile birlikte de gezerlerdi.
Zeze devamlı Edmundo dayısıslagörüşür ve
ondan çok şey öğrenirdi.Ona göre o bir kültür abidesiydi.Her
gitttiğinde kendini geliştimesi bakımından bayağı mesafe katediyordu.


Noel yaklaşıyordu.Ve bütün şehirdeNoel’in
yaklaştığını gösteren olaylar gelişiyordu.Bütün dükkanlar daha canlı,
daha farklıydı.Yalnız Zeze ailesinin maddi durumunun iyi olmaması nedeniyle bu heyecanı yaşayamıyordu.Bir kamyon dolusu oyuncak dağıtılacaktı.Bu oyuncaklardan alabilmeri için oyuncakların dağıltıldığı ve çok mesafade bulunan bu yere gitmeleri gerkiyordu.Ve de kardeşiyle birlikte gittiler.Bu yere vardıklarında oyuncak
kalmamıştı.dolasyısıyla Noel’I armağansız geçirdiler.Bu durumdan
şikayetçi olan Zeze homuldanırken babası duydu.Babası bu olay üzerine
bir köşeye çekilip çok üzüldüğü anlaşılırcasına oturdu.Zez babasını orda
olduğundan haberdar değildi.Kemdisini affettirmek için boyacı sandığını
kapıp para kazanmaya gitti ve babasına sigara getirdi.

Zez’nin okumayı daha küçükken öğrenmesi
ailesinde herkesi şaşırtmıştı.Zaten ilk başta herkes onun duyduklarını
ezberlediğini sanıyordu.Okumayı bilmesi ve
birazda onun yaramazlığından kurtulmakiçin onu okula
kaydettirdiler.Okulda öğtetmeninin en çok sevdiği öğrenci Zeze idi.Çok
başarılıydıve de çok sessizdi.Evde yaptığı yaramazlıkları okulda
yapmıyordu.
Taşınacaklardı.Yeni evlerine gittiler.Gloria eve doğru koşmaya başladı ve hintkirazı ağacına sarılıp o ağacın onoun olduğunu söyledi.Diğer kardeşi de aynı şeyi demirhindiye yaptı.Ve Zeze ‘ye de arkadaki küçük bir şeker portakalı fidanı vardı.dikensiz olduğu için onu seçti.Ablası onun çok genç olduğunu ve küçük fidanın da onunla büyüyeceğini söyledi.
Zeze devamlı küçük fidanın yanına gidip kendi kendine konuşuyordu.Sonunda bu küçük fidan Zez’nin sorularına cevap verdi.Bu olayda sonra Zeze deavamlı fidanın yanına giderek onunla dertleşiyordu.
Zeze okula giderken arabaların arkasına takılarak “Yarasa” dedikleri işi gerçekleştiriyorlardı.Yalnız, bir araç vardı ki hiçkimse yanaşamıyordu.Zeze birgün bütün cesaretini toplayıp arabanın arkasına atladı.ama arabanın sahibi arabadan indi veZeze’yi fırçaladı.Zeze bu olaydan sonra daha da yarasa yapmaya cesaret edemedi.
Zeze yaptığı yaramazlıkların birisi sonucunda ayağını bir cam parçasıyla yarmıştı.Bunu farkeden O Portekizli adam ki Zeze’yi arabasına bidiği için fırçalamıştı hemen onu arabasına bindirip onu okula bıraktı.daha sonraları sık sık buluşup arabayla gezmaye başladılar.Zeze bu Portekizli adamı çok sevmişti ve de çok samimi olmuştu.Hatta ondan ismini değiştirmesini istemişti.
Evde yaptığı yaramazlık sonucu babası ve
ablası ağzı burnu kırılıncaya kadar dövdüler.Okulda kimse durumu
anlamasın diye okula göndermediler.Bu yüzden Portrkizli adamın da yanına
gidemiyordu.Dünyada en çok sevdiği kişinin bu adam olguğunu
düşünüyordu.Bu yüzden bu adamdan onun babası olmasını istiyordu.
Totoc paraya ihtiyacı olduğu için Zeze’ye gelip ondan para istedi.Ama Zeze ona para vermemeye kararlıydı.Totoca para verirse ona iki önemli şey söyleyeceğini söyledi.Şeker portakalı ağacının bulunduğu bahçenin yol için kullanılacağı ve dolayısıyla buradaki fidanların kesileceğini söyledi.
Birgün Zeze okulda öğretmenin sorduğu soruyu cevaplarken geç kalan arkadaşı içeri girdi.Portekizli adamın arabasının Mangaratiba adlı trenin altında kaldığını ve büzden kendisini geç kaldığını söyledi.Bunu duyan Zeze izin almadan olay yerine g,tti ve gerçeği öğrendi.hayatınd aen çok sevdiği adamı yani babası olmasını istediği
kişiyi kaybetmişti.Totoca onu bir evin önünde oturuken buldu.ateşler
içerisindeydi..Hemen eve götürdü.evdekiler onun yine numara yaptığını
sanıyorlardı.Daha sonra bunun gerçek olduğunu anladılar.Hiçbirşey
yiyemiyor,hiçbirşey içemiyordu.Bütün mahalle onon ziyaretine gelerek
onsuz mahallenin çok sıkıcı çok cansız olduğunu söylüyordu.Totoca ona
kötü haber verdiğini ve bu yüzden kardeşinin bu hallere düştüğüne inanıyordu.Bu yüzden vicdan azabı çekiyordu.
Babası ümlü bir şirketin amirliğine atanmıştı.Zeze’yi karşısına alıp ona artık bu sefaletin bittiğini ve
bundan sonra acı çekmeyeceğini söyledi.Ayrıca Şeker portakalı fidanının
kesimini de erteltttiğini söyledi.ama Zeze için şeker portakalı
kesilmişti.Çünki onun manevi babası Manuel Valaderes ölmüştü.
ANAFİKRİ
Çocukların çocuk olduğu unutulmayıp gereken ilgiyi ve şefkati göstermenin önemi vurgulanmıştır.
KİTAPTAKİ ŞAHISLAR
ZEZE: Küçük yaşta okuma yazma öğrenen,yaramaz bir çocuk.Aile sevgisinden mahrum bırakılmış ve sürekli dayak yemiştir.
TOTORA: Zeze’nin abisidir.
EDMUNDO: Zeze’nin dayısıdır.Ayrıca çok zeki ve çok kültürlüdür.
GLARİA: Zeze’nin ablasıdır.
MANUEL VOLODERES: Babasını olmasını istediği Portekizli adam.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Jose Mouro de Vascancelos, 26 Şubat 1920’de Rio de Jenerio yakınlarındaki Bangu’da doğdu.Kızıldereli ve Portekizli kırması bir ailenin çocuğuydu.İki yıl tıp eğitimi aldı ama bu eğitimini tamamlamadı.Çeşitli işlerde çalıştı.boks antrönörlüğü,tarım işçiliği
yaptı.Kızıldereliler arasında yaşadı.1942 yılında yazdığı ilk romanı
Yaban Muzu ile eşine az rastlanır anlatıcılık yeteneğini otaya
koydu.ardından Şeker Portakalı,Güneşi Uyandıralım,Delifişek,Kardeşim
Rüzgar,Kardeşim Deriz,Çıplak Sokak gibi romalarıyla ünü Brezilya
sınırlarını aştı.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Diriliş Çanakkale 1915 – Turgut Özakman Kitap Özeti
Yazar: RasitTunca - 08-05-2020, 01:09 AM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok

Diriliş Çanakkale 1915 – Turgut Özakman Kitap Özeti


Kitabın Adı: Diriliş 1915 Çanakkale
Kitabın Yazarı:

Turgut Özakman

Kitabın Özeti:

Dünya yeni bir savaşın kapısından içeri girmek üzereydi. Birçok devlet
henüz resmiyette başlamamış olan bu savaşa rağmen taraflarını
almışlardı. Ancak Osmanlı kalmıştı açıkta. Ne yapacağından haberi yoktu…
Çünkü; çok zayıflamıştı Osmanlı bu dönemler içerisinde. İlk başlarda
savaş dışı kalmak düşüncesi ile hareket edilmesi planlanmasına rağmen
bunu başaramayacaklar ve Osmanlılar son savaşlarına girmiş
bulunacaklardı… Kader ağlarını hafif hafif örmekteydi.
Savaşa katılma sebebinin temellerini;
yakın zamanda sadrazamlığa gelen Sait Halim Paşa’nın “Eğer savaşa
girilirse elimizde güçlü bir donanma olması şart” düşüncesi içerisinde,
İngiltere’ye sipariş verdiği gemiler oluşturacaktır. Gemiler 7 milyon
lira tutacak ama Hazinenin bunun ilk taksidini ödemeye bile gücü
yetmeyecektir. Bunun üzerine halktan yardım istenecektir. Vefakâr Türk
halkı yok demeden elinde ne varsa temin edecektir. Öyle ki; o yıllarda
Müslüman Türk kadınları saçlarını kestiremez bu günah sayılır, kişiler
toplumdan dışlanırlardı. Ancak ismi tarihe geçmeyen bir nine bu düzene
karşı gelerek “Elimde bu iki tutam saçımdan başka bir şeyim yok” deyip
saçlarını, dışlanmak, kınanmak pahasına kestirecektir.
Bir yandan bu tip savaş hazırlıkları
içerisinde olan halk aynı anda eğitilmeye de başlıyordu… İşe önce
kadınlardan başlanıldı. O devirde peçe, çarşaf ve başörtü gibi şeylerle
kapanan kadınlar bilinçlendirilmek üzere bir araya geliyorlardı sık sık.
Yakın bir zamanda tiyatroda rol almak için başvuru yapmaya gelen bir
genç hanıma tiyatroya alınamayacağı söylendi. Genç hanım nedenini
sorduğunda peçesi sebep olarak gösterilince daha dayanamadı. Peçesini
bir hışımla açarak, etrafındakilere kan kusup birkaç cümlede çok can
yakmıştı: “Aha buyurun peçemi çıkardım. Kıyamet mi koptu? Depremler mi
oldu? Bağda, bahçede peçeyle çarşafla iş mi görülür? Bu şehir
bağnazlarının savunduğu bir görenek. Bunun yanlış olduğunu görüyor ama
kılınızı bile kımıldatmıyorsunuz. Ama bu böyle sürüp gitmez.” Ve
bulunduğu yeri aynı hışımla terk etti.

Bu olaylar esnasında görünürde Sırplı bir genç Avusturya-Macaristan
Veliahtı ile eşini öldürerek 1. Dünya Savaşını tetiklemiş oldu.
Devletler artık kesin yanlarını belirlemişler, gruplar halinde savaşmaya
hazır hale gelmişlerdi. Osmanlı hâlâ açıktaydı. Almanya Osmanlı’yı can
deposu olarak görmekte savaşa girerse de o niyetle sokmak istemektedir.
Osmanlı, Almanya’nın iki savaş gemisini
düşman devletlerden saklayarak tarafını belli etmişti. Ama bunun sonunun
hazin olacağını kestirememişti. Çünkü Enver Paşa Alman hastasıydı.
Varsa yoksa Almanlardı. İlk başlarda ağır başlılık yapmış ancak daha
sonra Almanlık hayranlığı daha ağır basmıştı. Ve gemiler Osmanlı’ya
sığındılar. Sığınmaları ile birlikte savaş çanları –bazıları için ölüm
çanları olarak da geçer- çalmaya başlamıştı. Çünkü Osmanlı’dan kesin bir
emir almadığı halde Alman gemileri, Rus Limanlarını bombalamışlardı.
Böylece Osmanlı Savaşa girmiş oldu. Artık geri dönüş düşünülemezdi. Bu
bombalama üzerine diğer düşman devletlerde Osmanlı’ya savaş açmış ve
Çanakkale Boğazı’na yavaş yavaş gelmekteydiler. İşte bu Çanakkale Deniz
Savaşı’nın temellerinin atıldığının bir göstergesiydi. Çanakkale
Boğazı’ndaki yenilmez denilen armada sonunu kesin zafer olarak gördüğü
bu savaşa hazırlanıyordu.

İşler gittikçe karışıyor içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. Bu esnada
Osmanlı Devleti çareyi cihat etmekte bulmuş yada buldurulmuştu. Çünkü
cihat teklifini Almanlar Osmanlılara önerdi. Almanlar açısından kusursuz
bir plandı. Dünyanın salt çoğunluğunun Müslüman olduğu düşünülecek
olursa cihat çağrısına gelen Müslümanlarla iyi bir zafer alınabilirdi.
Tabi ki Osmanlı cihat ilan ettikten sonra gelen bir tek Müslüman
olsaydı… Kimse aldırmamış, duymamazlıktan gelmişti. Çünkü düşman
birlikler Osmanlılar ve Almanlardan önce davranıp Müslümanların
beyinlerini yıkamışlardı. Ama katılmama sebebi beyin yıkaması olmayan
kişilerde mevcuttu. Örneğin tarihçi Ziya Şakir Bey. Bu cihat çağrısını
ve çağrının aslını bildiği için durumun mahiyetini şu kin dolu cümle ile
dile getirecektir: “Hz. Muhammed Cihat için Allah’tan emir alıyordu.
Biz Alman İmparatoru’ndan alıyoruz.” Ve son derece haklıydı da…
Bir yandan Çanakkale’de boğazın suyu
savaş öncesi sessizliğini korumaya çalışırken diğer yanda Doğu’da
Rusların ilerleyişini durdurmak üzere büyük bir ordu Sarıkamış civarına
doğru ilerliyordu. Vakit dar, hava koşulları olumsuz, ordu savaşlar
sonrası çok bitap düşmüştü… Çünkü ne doğru dürüst bir giyeceği ne de
adam akıllı bir azığı vardı. Bu şartlar göz önüne alınarak Doğu’da
savaşın tehlikeli olabileceğini onlarca belki de yüzlerce kişi Enver
Paşa’ya bildirdiler… Ama bunlar nafile bir çaba olmaktan öteye gidemedi…
Yapılan yanlış hesaplamalar, Enver Paşa’nın gözünü karartan hırsı
sonucu Türk ordusu Ruslara değil ancak çetin hava koşullarına yenilecek
ve bu büyük kayıp bir kez daha Türkleri acıya boğacaktır. Enver Paşa bu
olayın duyulmasını istemese de zaman içerisinde Sarıkamış Olayı diye
tarihe geçmek için dilden dile dolaşacaktır.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türk Kadını kendini bilinçlendirmeye,
vatanı için elinden gelenin en iyisini yapmaya karar vermiş ve
çalışmalarını hızlandırmıştı. Dergiler çıkarıyorlar, iş yaratmaya
çalışıyorlardı… Hatta Enver Paşa’ya askere katılmaya hazır olduklarını
beyan edeceklerdir.
Ve 19 Şubat 1915 günü büyük yenilmez
armada, Çanakkale Deniz Savaşı’nı başlattı. Her bir gemi en güçlü
silahlarıyla saldırıyor, mermilerle, toplarla beraber ölüm, dehşet ve
felaket yağıyordu. Buna göre düşmanların kazanması için hiçbir engel
yoktu ve zafer kesindi. Eee ne de olsa onların sınırsız mermileri, güçlü
topları bir de yiğit olarak adlandırdıkları askerleri vardı ki… Zafer
düşmanlar için çantada keklik misali gibi bir şeydi. Ancak daha
sonraları tekrarlanacak bir sözün düşmanlar tarafından bilinmediği de
apaçık ortada gibiydi: “Geçmişini bilmeyenin geleceği olamaz.” İyide ne
alakası vardı? Yani ne geçmişiydi ki bu bilinmesi bu kadar önemliydi?
Türklerin geçmişiydi. Zaman içerisinde tam da “Türkler bitti” derken
Türkler bitiren taraf olmuşlardı. Yani planlarda ufak bir detay
atlanılmıştı. Türkler hesaba katılmamıştı. Galiba savaş sonuna kadar da
katılmayacaktı. Yani birkaç avuç Türk mü bu yenilmez armadayı
durduracaktı… Bu bir şaka olmalıydı… Ama görünen köyün bir kılavuza
ihtiyacı vardı çünkü savaş gittikçe daha zor bir hale gelmişti… Türkler
her an, her bir köşeden düşmanın önüne çıkıyor ya düşmanın canı alıyor
yada kendi canını feda ediyordu.
Ama bu zorlama düşman tarafında hiçte
iyi karşılanmıyor aksine daha çok sinir hastası olmalarına sebebiyet
veriyordu. Hem karadan savunma hem de denizden savunma sürmekteydi. Bir
deniz olayında Nazmi Bey’e ellerindeki mayın sayısı soruldu ve bu
mayınların Çanakkale Boğazı’na çok dikkatli ve planlanan bir şekilde
dizilmesi emredildi. Emir demiri keserdi bir

Çanakkale Askeri için… Bu değişmez yasalarıydı oradakilerin… Her ne
kadar işin ucunda büyük bir armada denize çıkacak ilk kişiyi vurmak için
sabırsızlanıyor olsa da… Nazmi Bey mürettebatını topladı ve Yüzbaşı
Hakkı Bey’i de yanına alarak Nusrat Mayın’la yola çıktılar. Her şey en
ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Sabaha karşı Nusrat Mayın görevini
başarı ile tamamlamış bir biçimde döndü… Çanakkale’den sevinç çığlıkları
yeri göğü inletti… Belki Nusrat Mayın’ın geri dönüşünden belki de o
mayınların armadaya mezar olacağından herkes müthiş bir sevinç
içerisindeydi… Belki de ikisi yüzünden… Ne de olsa yenilmez armadanın
arasından geçip sessiz sedasız bir şekilde canları pahasına verilen
görevi yerine getirmişledi… Savaş gün geçtikçe kızışıyordu ama henüz net
bir netice yoktu…

Bu konuyu yazdır

TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca