Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,270
» Toplam Yorumlar 8,406

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Charles Dickens – Büyük Umutlar Kitap Özeti
Yazar: RasitTunca - 08-04-2020, 11:51 PM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok

Charles Dickens – Büyük Umutlar Kitap Özeti

KİTABIN ADI : Büyük Umutlar
KİTABIN YAZARI : Charles Dickens

KİTABIN ÖZETİ:

Genç Pip,tetim bir çocuktur;ablası ve ablasının kasaba demircisi olan iyi kalpli kocası tarafından yetiştirilir.

Tek başına bir hayat süren Pip,genelde civardaki ormanlar arasında dolaşır,zaman zaman ölmüş anne ve babasının mezarlarını ziyaret ederek ağlar.Bir gün ormanda dolaşırken önüne iriyarı bir adam çıkar ve kendisi- ne derhal yiyecek getirmezse onu öldüreceğini söyler.Bu adamın hapishaneden kaçan biri olduğu anlaşılmaktadır;zira ayaklarını bağlayan zincirleri kesmek için Pip’ten bir eğe getirmesini de ister.

Adamın bu isteğini reddetmeyecek kadar dehşete düşen Pip ablasının mutfağından bir tabak etli hamur çalar ve alet kutusundan da bie eğe alarak mahkumun kendisine rastladığı yere gider.Burada başka bir yabancı adam daha görür birincisi ile şiddetli bir kavgaya tutuşmuştur. İkinci adam sonunda sisler arasında kaybolur.Aradan uzun zaman geç- meden adı Abel Magwitch olan hapishane kaçkını tekrar yakalanır;fakat hapishaneye götürülmeden önce Pip’e, kendisine yardım ettiği için iyilik yapacağını söyler.

Pip,bu hadiseyi çabucak unutur.Çok geçmeden Bayan Havisham,Pip’in ablasından Pip’ii Satis evine gondermesini rica eder.Uzun bir zaman önce Bayan Havisham,evlilik gününde kocası olacak adam tarafından reddedilmiştir.Kadın,o günden bugüne,odalardaki bütün saatleri durdur- muştu ve şimdi vesayeti altındaki güzel fakat kibirli Estella ile yaşamak- tadır.Düğün gecesinin sabahında yenecek kahvaltı masadaki pasta ile birlikte küflenmiş vaziyette durur.Pip,Bayan Havisham’ıı ziyaret ettiği zaman,onun bu herkesten ayrı davranışlarına hayret eder.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Yapayalnız bir hayat süren Bayan Havisham Pip’ten,sık sık gelerek vesayeti altındaki Estella ile oynamasını ister.Estella,Pip’in canını sıkar ve Bayan Havisham da,kızın Pip’ii kızdırmasını teşvik eder.Estella’ya kızmasına rağmen,Pip,onun derin tesiri altındadır;Estella onun şimdiye kadar gördüğü kızlar arasında en güzelidir.

Çalışkan bir kimse olduğundan Pip,birgün demirci dükkanındaki sınırlı hayattan kurtulacağını bilir.Bu fırsat da kısa bir zaman içinde gerçekleşir. Bir gün Bay Jaggers adında kendini beğenmiş bir avukat gelerek ismini belirtmeyen birinin Pip namına para yatırdığını ve onun Londra’ya giderek bir centilmen olmasını istediğini söyler.Bu habere çok sevinen Pip,paranın Bayan Havisham’dan geldiğini,kendisinin böylece,Estella için arzu edilir bir koca olarak yetişmesini istediğini sanır.

Pip,Londra’da,Herber Pocket adında Bayan Havisham’ın uzaktan bir akrabası ile arkadaşlık eder.Pocket,Londra’yı iyi bilen zarif bir gençtir. Pip için kiralanan odalardan birinde yaşar.Avukat Jaggers,Pip’in sorularını cevaplandırmaz.Kendisine yardım edenin kim olduğunu söylemez,zamanı gelince öğreneceğini söyler.

Pip,çok geçmeden,Londralı şık bir aylak olur.Bentley Drumle adında tahammül edilmezcesine kibirli bir avukatla tanışır ve Londra sosyetik hayatının bütün girdi çıktılarını o kadar iyi öğrenirki,sadık arkadaşı basit Joe Gargery’nin kendisini ara sıra ziyaret etmesinden rahatsızlık duyar.

Bununla beraber Joe ayrıldıktan sonra Pip,ona kaba muamele yaptığından dolayı pişmanlık duyar.Bir defa Bayan Havisham’ın ricası üzerine,Pip,Joe ile birlikte Havisham’ıi ziyaret eder.Yaşlı Havisham ve vesayetindeki Estella,Pip’in,mutevazi bir hayattan nerelere geldiğini hayretle görürler.Bayan Havisham,daha da ileriye giderek, Pip’e, Estella’ya aşık olmasını beklediğini söyler.Pip’in de istediği budur.

Estella Londra’ya gelir.Çok geçmeden,esmer güzelliği ve sosyetik tavırlarından dolayı aralarında Bentley Drumle’nin de bulunduğu gençler ona kur yapmaya başlar.Kız,gerçi ara sıra Pip’ii görürse de Pip’e aşık olmadığı bellidir.

Yirmi birinci yaş gününde Pip’ii çocukken ormanda ettiği hapishane kaçkını Magwitch hayrete boğarak ziyaret eder.Kaba,zihnen hiçbirşeyl meşgul olmadığı hissini uyandıran bu adam,ilk önce titiz Pip üzerinde tiksinti uayandırır;ama Pip’in gizli hamisi olduğu açıkladığı zaman Pip dehşete düşer.Magwitch,Pip’e,gönderildiği yerde çok para yaptığını ve şimdi kendisinin bir oğlu kabul ettiği Pip’in nasıl bir genç olduğunu görmek için gizlice Londra’ya geldiğini söyler.Tek isteği Pip’in kendisinin başaramadığı tarzda bir centilmen olmasıdır.İngiltere’ye Provis nikiyle gelmiştir.Eğer polis onun mahkumları kolonisinden kaçtığını ögrenirse ölüme mahkum edileceğini söyler.

Bu çıkmaz Pip’ii sersemletir.Magwitch’e minnettarlık duyması gerektiğini bilirsede bu yarı vahşi adama sempati duyamayacak cooldur. Hamisinin Bayan Havisham olmaması da onu büyük bir hayal kırıklığına uğratır.Genede Pip,Magwitch’e yardım edeceğini söyler ve Magwitch de ormanda kavga ettiği kimsenin,baş düşmanı Arthur Compeyson olduğunu belirtir.Pip de Herbert Pocket’den Compeyson’un Bayan Havisham’ı1 düğün gününde terkeden adam olduğunu ögrenir.

Kendi hamisinin Bayan Havisham olduğunu sanmakla düştüğü ahmaklığa kızan Pip,yaşlı kadını azarlamak için kasvetli eve birkez daha gider.Kadın da,Pip’e işkence yapmaka istercesine,Estella’nın,yakın bir zamanda Bentley Drule ile evleneceğini söyler.Bayan Havisham Pip’in bu derece kızgın olacağını beklememektedir.Kendisinin terkedilmesinden bu yana bütün erkeklerden intikam almaya yemin etmiştir.Pip’in Estella’ya beslediği duyguları istismar etmek suretiyle,bu yeminini yerine getirmiş olmuğunu sanır.

Estella’nın evlenmesinden sonra Pip Havisham’ın evini tekrar ziyaret eder.Binada bir yangın çıkar.Pip,Bayan Havisham’ı1 kurtarmaya çalışır,fakat çok geç kalmıştır.Ev,mazinin toz ve eşyası ile dolu olduğundan çabucak yanar.Bayan Havisham alevler ortasında can verir.

Londra’ya dönen Pip,Magwitch’in gerçekte Estella’nın babası olduğunu öğrenir;annesi de muhtemelen,Avukat Jaggers’in ev işlerine bakan garip kadındır.Daha da hayret uyandırıcı bir haber Compeyson’un da Londra’da olduğu ve Magwitch’i2 öldürmek için fırsat kolladığıdır.Pip, Herbert Pocket’in yardımı ile,hamisini İngiltere’den Fransa’ya kaçırmak ister.ardından,kendisi de Fransa’ya gidecektir.Fkat vapura biner binmez, Compeyson kendilerini yakalar.İki düşman yumruk yumruğa şidddetli bir kavgaya tutuşur,Magwitch Compeyson’u öldürür.Bu suçundan dolayı, eski mahkum tekrar tutuklanır ve yargılanmasını beklediği sırada hapishane de ölür.

Son zamanlarda başına gelen bu olaylarla Pip hastalanır ve eski sadık arkadaşı Joe Gargery kendisine bakar.Pip’in ablası ölmüştür ve Joe da kendisini seven kocası üzerinde hakimiyet kurmak istemeyen Biddey ile evlenmiştir.Pip nihayet bu mütevazi,sadık Joe ya dudak bükmekte ne kadar haksız olduğunu anlar.Joe ile birlikte,onun demirci dükkanına döner ve hastalık harici döneminde,kendisine kötü muamele ettiği için Joe’dan özür diler.

Estella’yı kaybedişini hala hazmedemeyen Pip Herbert Pocket ile birlikte Londra’da bir iş kurar.Seneler sonra bir zamanlar Bayan Havisham’ın evinin durduğu yeri son bir defa ziyaret eder.Orada Estella’yı görür.Beraberce bir zamanlar,çocukken oynadıkları bahçede dolaşırlar.Estella,şimdi dul bir kadındır.Sosyetik köklerinden ötürü evlendiği haşin Bentley Drumle,vahşetle muamele ettiği atının bir çiftesi ile ölmüştür.Drumle ile geçirdiği hayatı ve tek başına yapayalnız süren dulluk hayatı,bir zmanaların soğuk ve kibirli Estella’sını yumuşatmıştır. Elele bahçede yürürlerken Pip ve Estella artık birbirini hiç bir zaman terkedemeyeceklerini anlarlar.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Nahid Sırrı Örik – Kıskanmak Kitap Özeti
Yazar: RasitTunca - 08-04-2020, 11:43 PM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok

Nahid Sırrı Örik – Kıskanmak Kitap Özeti

Kitabın Adı: Kıskanmak
Yayınevi:Oğlak Yayıncılık
Yazar:Nahid Sırrı Örik
Kategoriler:
Roman – Öykü – Hikaye (Yerli), Cumhuriyet Dönemi Roman
Kitabın Özeti:
Kıskanmak, Seniha isminde çirkin bir
kadının yaşamı boyunca ağabeyinden intikam almaya çalışması üzerine
kuruludur. Romanın olay örgüsü iki çizgi üzerinde gelişir. Bir yandan
Seniha’nın ağabeyinden öç alması bir olay örgüsü oluştururken diğer
yandan da Mükerrem ile Nüzhet’in yaşadığı yasak aşk ikinci bir olay
örgüsü oluşturur. Yasak aşk, birinci olay örgüsünün nasıl gelişeceğini
ve sonuçlanacağını belirler.
Öncelikle romanın baş karakteri Seniha’nın öyküsüne yer verelim.
Seniha kırk yaşlarında, hiç evlenmemiş
çirkin bir kadındır. Çirkin olması ve ağabeyinin yanında yaşaması
dışında, onunla ilgili bilgileri romanın ilerleyen bölümlerinde geriye
dönüşlerle öğreniriz. Ağabeyi Halit, yurt dışında eğitim görür. Anne ve
baba, oğullarına para yetiştirebilmek için Seniha’nın gereksinimlerini
göz ardı ederler. Seniha’yı okula göndermez, “çeyiz masrafı çıkar” diye
kızlarına gelen evlilik tekliflerini geri çevirirler. Seniha, komşu
köşkte oturan Cemil Şevket adında “uzun boylu, siyah gözlü, hayli cazip”
bir genç ile flört eder. Cemil Şevket, Seniha ile evlenmek isterse de
Seniha’nın ailesi, Cemil Şevket’in kızlarına uygun biri olmadığını ileri
sürerek bu evliliğe izin vermez. Romanda daha sonra öğrendiğimize göre,
Seniha ile Cemil Şevket evlenme konusu üzerinde konuşmak için
buluştuklarında birlikte olmuşlardır. Ancak Seniha ile Cemil Şevket o
geceden sonra bir daha görüşmezler. Halit, eğitimini tamamlayıp
İstanbul’a döndüğünde Seniha’ya yine kısmet çıkar. Bu sefer ailesi
kısmeti geri çevirmez. Ancak Seniha’yı evlendirmek istedikleri adam,
oldukça yaşlı, üç çocuk sahibi biridir. Seniha, evlenmeye istekli
değildir. Annesine kimseyle evlenmek istemediğini söyler. Seniha’nın bu
kararı annesinde kuşku uyandırır. Bir süre kızını yakından izlerse de
bir ipucu yakalayamayınca, içindeki kuşku kızından iyice uzaklaşmasına
neden olur. Anne ve babası iki yıl arayla ölünce, Seniha, Halit’e
bütünüyle bağımlı ve muhtaç duruma düşer. Halit, İstanbul gecelerinde
eğlenirken Seniha evde onun dönüşünü bekler. Romanın sonuna doğru
öğrendiğimize göre, Halit’in eve uğramadığı bir günün sabahında, emrinde
çalışan hademelerden biri Halit’in istediği eşyaları almak için eve
gelmiştir. Seniha eve gelen hademe ile birlikte olmuştur.
Ağabeyi, Ankara’da iş bulunca Seniha onunla birlikte gitmek zorunda
kalır. Halit, İstanbul’a eğlenmeye gitmekten yorulduğu, “yanında daima
bir kadın bulundurmak” istediği için evlenmeye karar verir. İstanbul’da
Mükerrem adında genç bir kızla evlenerek Ankara’ya gelir. Seniha,
Mükerrem ile görünürde çok iyi anlaşır. Seniha ona iyi davranır çünkü
ağabeyinden alacağı intikamda onu kullanacaktır. Mükerrem’in ağabeyini
aldatması için fırsat doğmasını bekler. Mükerrem, Halit’i Nüzhet adında
bir gençle aldattığında Seniha bir süre bu duruma göz yumar. Nüzhet’in
annesi Nuriye Hanım, Seniha’ya Mükerrem’i uyarmasını, aksi halde Halit
ile konuşacağını söyler. Artık intikam alma zamanının geldiğini düşünen
Seniha, ağabeyine karısının Nüzhet ile gizli gizli, Kapuz koyundaki bir
evde buluştuğunu söyler. Halit, bir gece Mükerrem ile Nüzhet’i birlikte
yakalamak üzere koydaki eve gider. Mükerrem’i orada bulamaz ama Nüzhet
ile karşılaşır. Nüzhet, Mükerrem’le ilişkisi olduğunu itiraf eder.
Halit, Nüzhet’i vurur ve Nüzhet ölür. Halit tutuklanarak cezaevine
gönderilir. Seniha, ağabeyinin isteği üzerine tuttuğu avukata
Mükerrem’in onu aldattığından haberi olmadığını, Halit’in bir yanlış
anlama sonucu Nüzhet’i öldürmüş olabileceğini söyler. Mahkeme
sonuçlandığında Halit yedi yıl hapse mahkûm olur. Seniha para kazanmak,
tek başına yaşayabilmek için öğretmenlik yapmaya başlar. Seniha,
Halit’in hapisten çıkacağı günlerde ona son bir darbe vurmak ister. Anne
ve babasından kalan evin Halit’e ait hissesini değerinin altında bir
fiyata almaya çalışır. Ancak Seniha planını gerçekleştiremeden ağabeyi
hapisten çıkar. Halit, hapisten çıkmadan eski arkadaşları sayesinde bir
şirkette iş bulmuştur. Halit’in parasız, kimsesiz ve işsiz duruma
düşmemesi Seniha’yı hayal kırıklığına uğratır.
Buraya kadar Kıskanmak’ı Seniha’nın
öyküsü olarak ele aldık. Ama romanın yarısı Seniha’nın öyküsünden ayrı
bir çizgi oluşturan Mükerrem’in öyküsüne ayrılmıştır. Bu öykü,
kocasından beklediği ilgiyi görmeyen, ona ilgi

gösteren erkekle ilişkiye giren ve bu ilişkide bunalım yaşayan bir
kadının öyküsüdür. Romanda bir yandan çirkin bir kadın olan Seniha’nın
diğer yandan da güzel bir kadın olan Mükerrem’in öyküsünün anlatılıyor
olması

dikkat çekicidir.
Romanın ilk bölümünde Mükerrem’in kim
olduğu hakkında pek bilgi sahibi olmayız. Romanda sonradan öğrendiğimize
göre Mükerrem, kendinden yaklaşık on beş yaş büyük olan Halit ile
evlidir. Halit sakin bir hayat yaşamak üzere Mükerrem ile evlenmiştir.
Evliliklerinin ilk yılı dolmadan Mükerrem, Halit’ten soğumaya başlar.
Mükerrem, Ankara’da Celâl Ferit adında bir adamla ilişkiye girmek
üzereyken Halit, Zonguldak’ta iş bulmuş ve

Zonguldak’a taşınmışlardır. Ancak Mükerrem, Zonguldak’ta birini bulmakta
zaman kaybetmez. Nüzhet adında genç bir oğlanla ilişkiye girer.
Romanda sonradan öğrendiğimize göre,
Nüzhet ile Mükerrem bir baloda tanışmışlardır. Anlatıcı tanışmalarını
şöyle yorumlar: “Mükerrem’le Nüzhet, birbirlerini ancak iki ay kadar
evvel görüp tanımışlardı. Ve tıpkı cemiyetlerin hayatını anlatan bir
Fransız romanının yahut bunların bizdeki eşlerinden birinin şahısları
imişler gibi, tesadüfleri bir balo gecesi olmuştu”.
Anlatıcı, adeta romantik yapıtlarla alay
eder. Bu alayda yazarın kötü ve acı gerçeklerle dolu bir roman dünyası
yaratma çabasını görebiliriz. Nüzhet, Mükerrem ile birlikte olmayı
kafasına koymuştur. Bir gün hizmetçilerinden biriyle Mükerrem’i evine
çağırtır. Hizmetçi, Mükerrem’e Nüzhet’in annesinin (Nuriye Hanım) onu
görmek istediğini söyler. Mükerrem eve gittiğinde Nüzhet’i karşısında
bulur ve birlikte olurlar. Mükerrem ve Nüzhet gizli gizli Nüzhetlerin
evinde buluşmaya başlarlar. Nüzhet iki ay Mükerrem ile görüştükten sonra
ondan sıkılmaya başlar. Nuriye Hanım da oğlu ile Mükerrem arasındaki
ilişkiyi bilmektedir. Bu ilişkiye bir süre göz yumarsa da ilişkinin uzun
sürmesi onu telaşlandırır. Nüzhet, Mükerrem’den kurtulabilmek için bazı
geceler Kapuz koyundaki bir evde kendisiyle kalmasını teklif eder.
Nüzhet’in bu isteği Mükerrem’in kendisini sorgulamasına, kendi içinde
çatışma yaşamasına neden olur. Mükerrem, Seniha’ya kocasını aldattığını
anlatmak isterse de Seniha planları bozulacağı

düşüncesiyle Mükerrem’in itirafını dinlemekten kaçınır. Bu noktada
yazar, Mükerrem’in itirafıyla bir an olayların çözüleceği izlenimi
uyandırır. Ancak Mükerrem itiraftan vazgeçer ve romanın sürükleyiciliği
tekrar sağlanır.

Mükerrem, Halit’in nöbete kaldığı geceleri Kapuz’da, Nüzhet’in yanında
geçirir. Seniha, Halit’e Mükerrem’in Nüzhet’le o nöbetteyken Kapuz’da
buluştuklarını söyler. Halit, bir gün nöbete gittiğini eve bildirir ve
Seniha’dan

haber bekler. Mükerrem, Halit’in yokluğunu fırsat bilerek Nüzhet’e haber
yollar. Nüzhet, Mükerrem’den kurtulmak istediği için onu diğer
arkadaşlarıyla birlikte olacağı içki sofrasına davet eder. Mükerrem’e
“kötü kadın” gibi

davranarak onu aşağılar. Aşağılandığını düşünen Mükerrem oradan
uzaklaşır. Eve geldiğinde kapıda Seniha ile karşılaşırlar. Seniha hiçbir
şey olmamış gibi onu içeri alır. Sabah olduğunda Mükerrem, Nüzhet’in
Halit

tarafından öldürüldüğünü öğrenir.
Bu olaydan sonra Seniha, Mükerrem’in
İstanbul’a dönerek beraber yaşamak isteğini geri çevirir. Mükerrem,
İstanbul’a yalnız gider. Halit’in hapiste olduğu yedi yıl içinde
Mükerrem zengin bir işadamının metresi olur. Seniha, öğretmenlik yaptığı
yere dönmek üzere bindiği vapurda Mükerrem’e rastlar. Mükerrem, bir
barda çalışmak için Samsun’a gitmektedir. Roman, Seniha’nın yaşadığı
olayları tahlil etmesi, ancak Halit’in kendisinden önce ölürse huzur
bulabileceğini fark etmesiyle son bulur.

Kaynak: Özge Soylu
Bilkent Üniversitesi

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Johann Wolfgang Goethe – Faust Kitap Özeti
Yazar: RasitTunca - 08-04-2020, 11:38 PM - Forum: Eğitim Öğretim Bilgileri - Yorum Yok

Johann Wolfgang Goethe – Faust Kitap Özeti

Kitabın Adı:Faust

Yazarı:Johann Wolfgang Goethe

Kitabın Özeti:

Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci
bölümde sadelik hakimdir, olaylar tek bir motif etrafında geçmektedir.
Anlaşılması büyük bir zorluk göstermez. İkinci bölümde ise bir bütünlük
kurmak güçtür. Anlaşılması ve olaylarla bağlantı kurmak ,
ilişkilendirmek çok zordur.
FAUST: Faust, latince
mutluluk demektir. Faust, bilgi ihtirası içinde kıvranan karamsar bir
tipi anlatır. Bilim uğruna bütün ömrünü harcamış, nefsine bütün dünya
hazlarını yasak etmiş ve tam anlamıyla yasak bir ömür geçirmiş olmasına
rağmen, amacına ulaşamamış olmanın ızdırabı içindedir. Bu hal içinde
şeytana teslim olduktan sonra, onun akıbeti çeşitli Faust efsanelerinde
türlü türlü gösterilmiş ve dünyaya beyan edilmiştir.
MEFİSTO: Mefisto’ya
şeytan demek yerinde olur. Mefisto sadece kötülükleri sürükleyen bir
hüviyet olmakla kalmaz, aynı zamanda bir çeşit Azrail rolünü de
üstlenmektedir.
Eserin anlatımı çok sadedir. Faust,
zamanın bütün bilimlerini tahsil edip bitirmiştir. Artık öğrenilecek bir
bilim kalmamıştır. Fakat görmektedir ki; gerçeği bulma sahasında bütün
bu bildiği şeyler kendisini bir adım bile ileriye götürmemiştir. Halbuki
zamanın olanaklarından çok, ileriye göz diken bir ihtirasla, salt
gerçekleri anlamak ve bilgi sahibi olmak arzusundadır. Normal bilgi
edinmek yollarından bir hayır gelmeyeceğini anlamıştır. Böylece son umut
olarak, kendisini büyücülüğe vermiştir. Ruh kuvveti sayesinde arzu
ettiği bilgileri elde edebileceğini ummaktadır.
Gökte Tanrı ile Şeytan aralarında bir
bahse tutuşmaktadırlar. Şeytan Faust’u kolayca baştan çıkartacağını onu
asli kaynağından uzaklaştırıp, sapıklığa sürükleyebileceğini iddia
etmektedir. Tanrı ise, insanın yaradılış itibarı ile iyi olduğunu ve
yeryüzünde bir gaye için çalışırken yanılabileceğini, fakat şeytan araya
girse bile yine kendi ruhunun iyiliği sayesinde doğru yolu
bulabileceğini bilmektedir. Bu itibarla şeytanı Faust üzerinde deneme
yapmakta serbest bırakmıştır.
Faust, büyücülükle uğraşırken, alışılmış
şekilde, ruh çağırmaya başlar. Bu çağırmaların birinde Mefisto
karşısına çıkar. Faust, hayattan bezgindir. Hiçbir şeyden tat
almamaktadır. Oysa Mefisto, ona parlak vaatlerde bulunmaktadır. Nihayet
aralarında bir sözleşme yapılır. Faust der ki; beni istediğin yere
götür. Eğer bir an gelip ben, zamana, “dur geçme, ne kadar güzelsin”
diyecek kadar bir mutluluk duyarsam, artık ölmeye razı olurum.
Bu bahislerden sonra Mefisto, mel’un
teşebbüslerine başlar. O ana kadar kitapların içine kapalı kalmış
Faust’u küçük ve büyük alemlerde dolaştırır. Sefil meyhanelerden, en
lüks saraylara kadar her yeri gezdirir. Bir taraftan da Faust’u türlü
içkilere alıştırır. Bir büyücü kadına hazırlattığı aşk içkisini Faust’a
içirdikten sonra, onun karşısına masum Margaret’i çıkarır. Faust 25
yaşındaki bir gencin heyecanı ile kızcağızı sever. Kız da masum
duygularla bu aşka karşılık verir. Bu yüzden rahatça baş başa
kalabilmeleri için annesinin fincanına Faust’un verdiği zehiri damlatır.
Kadıncağız ölür. Margaret, Faust’dan olan çocuğunu boğar. Bu yüzden
Margaret’in kardeşi de Faust tarafından öldürülür. Böylece Faust’un eli
kana bulanır. Margaret’i hapisten kurtarma denemesi de başarılı olmaz.
Araya Yunan güzeli Helena girer. Faust
ona da aşık olur. Fakat aradığı mutluluğu burada da bulamaz. Nihayet
İncil’in bir sözüne göre düşünmeye başlar. Yani yaradılışın ilk eseri
“söz” müdür, “anlam” mıdır, “faaliyet” midir? Faust beşeri mutluluğu
faaliyette bulur. Bir bataklık sahayı bayındır haline getirmeyi
tasarladığı anda bir nevi murada erer ve zamana “dur geçme, çok
güzelsin” der.
Sonuç olarak yazar her iki bölümde de
insan karakterini oldukça detaylı bir şekilde dile getirmiştir. Fakat
yazar isterse bir konuyu nasıl haşmetli, heybetli bir sadelik ve
bütünlükle işleyebileceğini göstermiştir. Bununla birlikte bazı
bölümlerinin anlaşılması ve olaylarla bağlantı kurmak çok güçtür.

Faust Hakkında Bilgi:

Yazarın dünya klasikleri arasında gösterilen trajedisi “Faust”un
yazımına, ilk olarak 1770-71 yıllarında, Leipzig’deki “Auerbachs Keller”
restorantından aldığı esinle, Frankfurt’a döndükten sonra başladı.
Faust’un ilk bölümü olan “Urfaust”u, ancak yakın dostu Schiller’in
ölümünün ardından tamamlayabildi ve 1808 yılında yayımladı. Bu şaheserin
ikinci bölümü ise, yazarın ölümünden sonra basıldı. Faust, Goethe’nin
farklı zaman ve farklı mekanlarda, kendisiyle birlikte değişen ve
gelişen bir eseri oldu. Yaşadığı olaylar, edindiği izlenimler, değişen
ruh hali ve kişisel deneyimleri bu yapıtta ifadesini buldu. Dolayısıyla
Faust, Goethe’nin gerçek yaşam hikayesini simgelerle gözler önüne seren
bir eser haline geldi.

Faust’ta, iyilik ve kötülük

kavramlarını, “insan=Dr.Faust” ile “şeytan=Mefisto” karakterleri
üzerinde sembolize etti ve bunları karşı karşıya getirdi. İnsanın öz
değerinin “erdem” olduğunu ifade etti. İçindeki erdemle, sürekli bir
iyilik arayışında olan insanın, gerçekleri bulma arzusuyla zaman zaman
Mefisto’ya başvurmasını, bu arayış çabasından ibaret gördü. Ancak,
Mefisto hiçbir zaman insanın özüne hükmedemeyecekti. İnsan, irade
gücüyle doğruyu görecek ve ruhunu iyilikle aydınlatacaktı. Hayatı
yargılama gücüne sahip olmadığını görecek ve onun getirdiklerine “evet”
diyebilme erdemini gösterecekti. Hayat bir nevi, mutluluk ve mutsuzluk
kovalamacası olsa da, insanoğlu, uyumlu davranmayı ve ruhunu ele
geçirmeye çalışan bedenini dizginlemeyi öğrenecekti. Toplumla ortak
hareket etmeyi becerecek, yaşamını faydalı amaçlara ulaşmaya
odaklayacaktı. Sonuç olarak, insanoğlu kendi yaşam “bilinci”ne kavuşacak
ve bunu korumayı kendine ödev bilecekti.
Faust, Tanrı’yla Şeytan’ın bahis
meydanıydı; bahis konusu ise, “insan”dı. Tanrı, insanın yaradılış
erdemine sahip çıkacağını ve gerçeği bulma arayışına çıksa da, eninde
sonunda kendine döneceğini ileri sürüyordu. Şeytan (Mefisto) ise,
insanın bencil olduğunu ve amaçlarına ulaşmak için her zaman kendisine
muhtaç ve bağımlı kalacağını iddia ediyordu. Faust ise, ne Tanrı ne de
Şeytanı kendisinden üstün görmüyordu. Existansiyalistlerin bu eserde
vardığı sonuca göre, insanoğlunun başlangıcı “eylem”di.
Eserdeki bir diğer bahis ise, İnsan ile
Şeytan arasında gerçekleşmekteydi. Hayatını hiçler uğruna
yaşanmışlıklardan ibaret gören Faust, Mefisto’nun, hayatın değerli
olduğu ve “o kadar güzelsin ki, geçme dur…” diyebileceği anlarla hala
karşılaşma şansının var olduğu konusundaki ısrarına muhatap kalsa da,
ona da inanmayacaktı. Bahse göre, Mefisto, Faust’un bu anları yaşamasını
sağlayacak; karşılığında da onun ruhuna sahip olacaktı. Faust’un
iddiayı kazanması için, yaşayacağı güzel anlara “geçme, dur…” demeyecek;
dolayısıyla dünyevi zevkler için ruhunu Mefisto’ya satmayacaktı. Aksi
olursa, bahsi kaybedecekti. Tanrı ise, bu yanılsamayı önemsemiyordu.
Çünkü O’na göre, insan hatalar yapabilirdi. Ancak bu hatalar sonucunda
edindiği tecrübeler er geç onu mutlak gerçeğe götürecek, yani kendisine
geri döndürecekti.

Faust, insanların ne yaparlarsa

yapsınlar yeryüzünde acı çektiklerini gözlemlemişti. Edebiyatla,
tabiatla, bilimle uğraşmış; ancak acıyla başa çıkmayı öğrenememişti. O
yüzden, kendini, hayata adamak için çok yaşlı, hayata karşı isteksiz
davranmak için de genç görüyordu. Yaşamı boyunca neredeyse bütün
zevkleri tatmış; ancak hiçbirine “geçme, dur..” diyememişti. İlk ve son
defa, ölümüne “geçme, dur..” diyecek; aydınlanan ruhu “evet” demesini
öğrendiği için bahsi kaybetmiş sayılmayacaktı. Bu sonucu sağlayan şey
ise, Faust’un kendi içindeki özüne, yani Tanrı’nın güvendiği erdemine
geri dönmüş olmasıydı. Faust, hayatın akışı içinde, gerçeğe ve mutluluğa
ulaşma yolunda hatalar yapmış; Şeytan’ı bu amacı doğrultusunda
kullanmış; ondan yardım almış; ancak hiçbir suretle ruhunu ele
geçirmesine izin vermemiş; onun hizmetine girmemişti. Bu sonuca göre,
Mephistoteles, insanları sürekli olarak kötülüğe sürüklemek istese de,
bir şekilde iyiliğe yol açan bir gücü simgeliyordu. Faust ise, hayata
karşı istekli, aktif, tutkulu ve hayatın kötü anlarında bile karamsar
duyguların pençesine düşmeyen “insan”ı temsil ediyordu.

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Muson Yağmurları Nedir? Nerelerde Görülür?
Yazar: RasitTunca - 08-02-2020, 05:20 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok



Muson Yağmurları Nedir? Nerelerde Görülür?

Dünyamız Güneşin etrafında dönerken, sonbahar döngüsüne girildiğinde, ve Tarık Yıldızının, o Kutupta (Kuzey veya Güney Yarımkürede) Görülmeye başlamasından sonra, zamanın sahibinin mevsimi sonbahar yönüne, ve dünyanin dönüşünü yukarıdan aşağıya doğru çevirdikten sonraki, gökten artık o Yarımküreye yıldırım düşmeyen yağmurlara denilir. Bilim adamları sadece Hindistan ve yöresinde olan yağmur ve iklim türü olduğunu iddia etmişler, ve bu konudaki internet aramamda şöyle bir bilgiye rastladım :

MUSON İKLİMİNİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Muson iklimi, tropikal iklim özellikleri taşıyan Güney, Güneydoğu ve Doğu Asya’da etkilidir. Görkemli yağmur bulutları, aralıksız yağış ve güçlü rüzgarları başta gelen özelliğidir. En yağışlı iklim tipidir dolayısı ile sık sık sel felaketi görünür.

Buralarda Yaz mevsimleri ılık ve yağışlı , kışlar kuru soğuk geçer. Bu yönüyle savan iklimi ile benzerlik gösterir. Sıcaklık ortalaması bütün yıl 10 °C nin üstündedir. Yıllık sıcaklık farkı daha kuzeyde yer aldığından Savan iklimine göre fazladır.

Yıllık yağış miktarı 1000-1500 milimetre civarındadır. Ancak kıyı kesimlerde bu yağış miktarı çok daha fazla olabilmektedir. Dünyanın en fazla yağış alan yeri, Hindistan’ın kuzey doğusunda yer alan Assam bölgesindeki Çerapunçi'dir. Yıllık 12000 mm yağış alabilmektedir.

Hindistan'da su ve nehirler kutsal sayılır, her sene Muson mevsiminde nehirlerde törenler yapılır. Ganj nehri, bu törenlerin merkezini oluşturur.

Bitki örtüsü kışın yaprağını döken geniş yapraklı muson ormanlarıdır. Muson ormanlarının tipik ağacı ise tik ağacıdır.

Muson, yaz ve kış aylarında farklı davranışlar göstermektedir. Hint yarımadasının Asya kıtasını sıkıştırması ile yükselen Himalaya Dağları, Hint Okyanusundan gelen nemli ve göreceli olarak soğuk ya da sıcak olan havanın tüm yağışını aynı periyotlarla Hint anakarası üzerinde bırakmasına yol açmaktadır.

Amerika'nın Las Vegas kentini de kapsayan kesiminde, Asya musonuna göre sakin kalmakla birlikte Amerika kıtasına ait Muson sistemi bulunmaktadır. Yaz Musonları, üç aylık bir dönemde etkili olur. Soğuk olan Hint Okyanusundan anakaraya doğru esen nemli rüzgar, alçak basınç alanı oluşturarak bol miktarda yağış bırakır.

Kış aylarında ise karadan denize doğru serin ve kuru eser.

Nisan-Eylül ayları arasında Güney Asya'da kara sıcaklığı ortalaması 45 derece iken, denizlerde sıcaklık 25 derece olur. Muson yağmurları şiddetli olabileceğinden, özellikle karaya vurdukları sahil kesimlerinde ciddi sel baskınlarına ve dev dalgalara sebep olurlar.Ayrıca asit yağmuru yağar.

Muson iklimi, kış mevsiminin kurak ve soğuk olduğu, yazların ise ılık ve yoğun şekilde yağmurlu olduğu iklim tipine verilen isimdir. Savan iklimiyle benzerlik gösterdiği söylenebilir. Sıcaklık ortalaması tüm yol boyunca 10 derece üzerindedir. Ortalama yıllık yağış miktarları 1000-1500 mm arasında değişir. Fakat kıyı kesimlerde bu durum 12000 mm'ye kadar yükselebilir.

Muson İklimi Nedir?

Muson, tropikal iklimle savan iklimle benzerlik gösteren, bol yağmurlu iklim çeşididir. Asya kıtasında görülen iklim tipi, bitki örtüsüyle ünlüdür. Muson ikliminde görülen bitki örtüsü, Muson bitki örtüsü veya ormanlarıdır. İklimin oluşmasında, denizler ve karalar arasındaki yıllık basınç ve sıcaklık farkları etkilidir. Yağış iklimi olsa da yağış rejiminin düzenli olduğu söylenemez.

Muson İklimi Nerelerde Görülür?

Muson iklimi, Asya'nın belli bölümlerinde görülen iklim tipidir. Başta görüldüğü ülkeler şu şekilde sıralanır. Hindistan, Vietnam, Bangladeş, Güney Kore, Çin ve Japonya’dır. Ayrıca Endonezya, Avustralya'nın kuzey kıyıları, Tayland ve Madagaskar Adası Muson iklim tipinin görüldüğü diğer bazı yerlerdir.

Muson İklimi Özellikleri Nelerdir?

Muson ikliminin genel özellikleri şu şekilde sıralanıyor.

- Yazlar yağışlı, kışları ise kuraktır. Yağış rejimleri düzensizdir.

- Kurak ve yağışlı mevsimi belirleyen faktör, esen muson rüzgarlarıdır. Kış mevsiminde karadan denize doğru eserken, yaz mevsiminde denizden karaya doğru eser.

- Ortalama yağış miktarı yıllık bazda 1000-15000-2000 mm civarında değişebilir. Bazı kıyı bölgelerde bu miktarla 10000-12000 mm'ye kadar yükselebilir. (Çerapunçi-Hindistan)

- Muson ikliminde yağış miktarları yükselti farkında göre değişim gösterir. Yüksek alanlar her daim daha fazla yağış alırlar.

- Dünyanın en fazla yağış alan yeri de bu iklim tipinin görüldüğü Muson Asya'dır.

- Bu iklim içerisinde yer alan adalar her mevsim yağış alırlar. Yağış rejimlerinin düzenli olduğunu söylemek mümkündür.

- Bitki örtüsü, yaz aylarında geniş yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlardır. Kışın savanlar ortaya çıkar.

- Muson iklimini Savan iklim tipinden ayıran en önemli faktör, yaz mevsiminde düşen yağış miktarıdır. Yağış azaldıkça Muson iklimi etkisini kaybederek Savan iklime doğru evrilmeye başlayabilir. Bu yüzden Muson iklimi için en önemli şey yaz yağmurları denilebilir.

Bir Karoglan Makalesi
Schrems, 02.08.2020 Pazar

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Mahatma Gandhi’nin Duaları
Yazar: RasitTunca - 08-02-2020, 04:57 PM - Forum: Güzel Sözler - Yorum Yok



Mahatma Gandhi’nin Duaları

Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek için ve zayıfların alkışını ve sevgisini kazanmak için ve yalan söylememek için bana yardım et.

Eğer bana para verirsen mutluluğumu alma ve eğer bana güçler verirsen muhakeme yeteneğimi çıkarma.

Eğer başarı verirsen alçak gönüllüğü çıkarma.

Eğer bana alçakgönüllüğü verirsen saygınlığımı çıkarma.

Görünenin diğer yüzünü tanımama yardım et.

Benim düşüncelerime katılmıyor diye bana karşı olanları hainlikle suçlayarak, onların karşısında suçlu duruma düşmeme izin verme.

Kendimi sever gibi diğerlerini de sevmeyi ve diğerlerini yargılıyormuş gibi kendimi de yargılamayı öğret bana.

Başarılı olduğum zaman sarhoşluğuma izin verme. Ne de başarısız olursam olayım, umutsuzluğa düşmeme izin verme.

Daha ziyade, başarısızlığın başarının öncesindeki bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla.

Hoşgörünün, güçlerin en büyüğü olduğunu ve intikam arzusunun zayıflığın ilk görünüşü olduğunu öğret bana.

Eğer paradan yoksun bırakırsan, bana umudu bırak. Ve eğer beni başarıdan yoksun bırakırsan, başarısızlığı yenebilmek için irade gücünü bırak bana.

Eğer beni sağlık bağışından yoksun bırakırsan, inancın lütfunu bana bırak.

Eğer insanlara zarar verirsem, özür dileme gücünü ver bana.

Ve eğer insanlar bana zarar verirse, affetme ve merhamet gücünü ver bana.

Tanrım! Eğer ben seni unutursam, Sen beni unutma.

Mahatma Gandhi

(1869 – 1948)



Gandhi’nin Duası olarak Bilinen Şöyle Bir Söz de Vardır :

Yapabilceklerim için Cesaret
Değiştieremeyeceklerim için Sabır
ve  bunu ayıracak bilgelik Ver Allahım.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Peygamberimiz Buyurdular Ya Sevban “Kimseden bir şey isteme"
Yazar: RasitTunca - 08-01-2020, 07:58 PM - Forum: Günün Hadisi - Yorum Yok



Peygamberimiz Buyurdular Ya Sevban “Kimseden bir şey isteme"

Peygamberimiz, hazır bulunanlara bir seferinde şöyle buyurmuştu:

“Kim bana bir meselede tekeffül ederse ben de ona cenneti tekeffül ederim.”

Bunun üzerine Hz. Sevbân acele davranarak, “Ben!” dedi.

Peygamberimiz de, “Kimseden bir şey isteme ve sual sorma!” buyurdu.

Bundan sonra Hz. Sevbân kimseden bir şey istemedi. Hattâ binekteyken kam­çısı yere düşecek olsa, onu kimseden istemez, iner, kendisi alırdı.

(Hadisi Şerif - Müsned, 5: 277)


Bu konuyu yazdır

Muhammed-1 Sidreye Varınca "Burdan Öteye Yalnız Başına Kendin Gideceksin Ya Muhammed
Yazar: RasitTunca - 07-30-2020, 10:25 PM - Forum: Günün Hadisi - Yorum Yok

[attachment=66041]

Sidreye (Sidretül Münteha = Nihayet Varılması Gerken Yere) Varınca "Burdan Öteye Yalnız Başına Kendin Gideceksin Ya Muhammed"  dedi

Hz Muhammed Mirac ettirilip te En yüksek Ufuk olan Hz Mehdinin bulunduğu Zaman ve Mekana Varınca Hz Cebrail Mehdinin  Evini (Kabeciği )Gösterip ve Derki

"Buradan öteye gitmeye ne iznim var, ne de buna gücüm yeter, Gidersem Yanar Kül olurum, Burdan Öteye Yalnız Başına Kendin Gideceksin Ya Muhammed" der Cebrail

Ey Uzaklardan Yollar Katedip Gelen sevgili!
iki adımlık Yolu gururunu  yenipte bana gelemedin mi?
Benimle iki doğru dürüst kelam edemedin mi?
Sen Bu halde bu yolda yalnız başına yürümeye cesaretsizken
Evet Sende Haklısın Cesareti Daşşşağı söküp aldılar insanoğlundan
Bu Halde Kapımı açıpta, Ben Seni  Bu cennetime nasıl alan söyle bana Sevgili şimdi?


Bir Babanın görevi Meniyi Rahme Kadar koymakdır, oradan öteye meni kendi Yalnız Başına gidip cennetine kavuşacak ki, yol bitmiyor öyle hemen de, daha dokuz ay,.... sonra cennetimde gözlerini açacak

Karoglan Raşit Tunca Schrems, 30.07.2020

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Geri Döndüren Gök - Merkür Retrosu
Yazar: RasitTunca - 07-30-2020, 07:56 AM - Forum: Raşidi Tarikatı Genel Bilgiler - Yorum Yok


Geri Döndüren Gök - Merkür Retrosu

Ümmü Seleme - Bir Kadının Lafına Bakan  Geri Dönen Peygamber Muhammed

Muâhedenin bitmesinden sonra Süheyl, oğlunu alıp sevinç ve memnûniyet içinde Mekke’ye dönerken, Allâh Resûlü de ashâb-ı güzîne şöyle buyurdu:

“–Haydi, artık kurbanlarınızı kesiniz ve başlarınızı tıraş ediniz!..”

Fakat sahâbe-i kirâmdan hiç kimse bu emri yerine getirmek için yerinden kalk­madı. Onlar, sırrını çözemedikleri bir meselenin sisleri arasında mahzûn ve mağmûm idi­ler. Hazret-i Peygamber, emrini üç kez tekrarladı. Yine kimse yerinden kımıldamadı. Bu aslâ bir isyan değil, Kâbe’yi ziyâret iştiyâkının yürekleri yakması netîcesinde, daha yeni yapılmış bulunan ahitnâmenin iptâli için küçük bir ümîd bekleyişi idi. Yoksa her biri daha bir gün evvel:

“−Allâh Resûlü’nün gönlünde ne murâdı varsa, onun üzerine bey’at ediyorum.” diye­rek Peygamber Efendimiz’e bağlılık ve itaat yemini etmişti.

Ashâbının bu hareketsizliği karşısında Allâh Resûlü son de­rece mahzûn oldular. Kederli bir şekilde kıymetli zevcesi Ümmü Seleme’nin çadırına gitti­ler. Durumu Ümmü Seleme’ye bildirdiklerinde mübârek annemiz, Allâh Resûlü’nü tesellî ederek şu sözleri söyledi:

“–Ey Allâh’ın Resûlü! Siz, ashâbınıza hiçbir şey söylemeden kurbanlarınızı kesiniz, tıraşınızı olunuz! Bu durumda, onlar kendilerine güç gelen bir ağırlığın altında mahzûn ol­salar da, sizin yaptığınıza tâbî olacaklardır, onları mâzur görünüz!”

Bu istişâreden sonra çadırından çıkan Hazret-i Peygamber, konuşulduğu gibi hareket etti. Bu hâli gören ashâb, muâhedenin değişmeyeceğini anladılar ve hepsi Resûlullâh’nün yaptıklarına tâbî oldular. Kurbanlarını kestiler, saçlarını tıraş ettirdiler. Bu hâdiseyi müşâhede eden Ümmü Seleme:

“–Müslümanlar kurbanlıklara doğru öyle bir sıçradılar ki, birbirlerini ezeceklerinden korktum.” demiştir.

(Buhârî, Şurût, 15; Ahmed, IV, 326, 331; Vâkidî, II, 613)

Resûlullâh ile ashâbı kurbanlarını kesip tıraş olduktan sonra, Allâh Teâlâ bir kasırga gönderdi. Ashâbın saçlarını havalandırıp Harem içine savurdu. Sahâbîler, bunu umrelerinin kabûlüne bir işâret saydılar.[8] Bunun ardından da Medîne’ye hareket edildi.


"Geri döndüren gök" ifadesi, Kur'an-ı Kerim'in

Târık Suresi 11. ayetinde

(وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ - Ve-ssemâ-iżâti-rrac'i)

geçer ve "dönüşlü/geri döndüren göğe andolsun" şeklinde meallendirilir

.::Türkçe Kur'an Mealleri::..

Bu ayet, atmosferin yağmuru, buharı, sesi ve güneşten gelen zararlı ışınları geri yansıtma (döndürme)

özelliğine dikkat çeker Diyanet Kur'an-ı Kerim.

Ayetin Bağlamı ve Anlamı:

    Târık Suresi 11-12. Ayetler: "Dönüşlü (yağmur yağdıran) göğe andolsun, çatlayıp (bitki çıkaran) yere andolsun ki, Kur'an hak ile bâtılı ayıran bir sözdür" Açık Kuran.

    Tefsir ve Bilimsel Yaklaşım: Ayetteki rac' (dönüş) kelimesi; yağmurun döngüsü, atmosferin yansıtıcı özelliği (radyo dalgaları, ışık), manyetik alanın zararlı kozmik ışınları geri döndürmesi ve güneş sisteminin dönüşü gibi bilimsel olgularla ilişkilendirilmiştir

Diyanet Kur'an-ı Kerim.

    Mesaj: Gökyüzünün bu muazzam işleyişi, Kur'an'ın gerçekliğine ve Allah'ın yaratma kudretine delil olarak sunulmaktadır Diyanet Kur'an-ı Kerim.

Bu konuyu yazdır

Eski-1 Varlığımın kıymetini bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim...
Yazar: RasitTunca - 07-28-2020, 10:46 PM - Forum: Günün Sözü - Yorum Yok

"Varlığımın kıymetini bilmeyeni yokluğumla terbiye ederim..."

(Halk Sözü)

Bu konuyu yazdır

TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca