| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Şabiyaldal Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2022, 08:44 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
Şabiyaldal Nedir?
Selamün Aleyküm
Bu makalemizin konusu Şabiyaldal Nedir?
Düne kadar Benim bildiğim kadarıyla, ailemden gördüğüm kadarıyla, Şabiyaldal yazın kış meyvesi kışın da yaz meyvesi yemek demek anlamına geliyordu Benim bildiğim kadarıyla.
Amma yeni bilgilere ulaştım, bunun bir seronomi yani bir şeyi kutlama, ya da anma için yapıldığını öğrendim. Bir sebebe Münhasıran yapıldığını öğrendim.
Ailemden gördüğüm, Çocukluğumda, oturma odanızın dışında başka bir odamız vardı, ve tavanı masif ağaçtan idi, babam ve annem bağımızdaki üzümlerden salkım salkım, ve pazardan aldığımız kışlık kavunlardan ve karpuzlardan, saplı olanlarını alır, ve tavandaki çakılmış çivilere, ip ile asarlardı, elsebeb meyveler kışa kadar çürümeden kalsın diye, ve kış geldi mi de, kışın yaz meyvesi tadı alalım diye, böyle saklanırdı. Ve kış geldi mi, onlardan, kavundan Üzümden indiririz ve yenirdi, yerken de babam "Şabiyaldal, Şabiyaldal" derdi. Benim Babama Şabiyaldal ne demektir sormak hiç aklıma gelmedi, babam ve anneme gördüğüm kadarıyla, hakkalyakin bildigim ile, bu yazın kış meyvesi, kışın da yaz meyvesi yemek demekti, bu anlamını çıkardım ben buradan. isa efendimizin doğum günü, veyahutta en uzun gece olan, eski kutupların konumuna göre, en uzun gece olan 21 Aralık gecesini, bugün kitap ehlinden bazıları şeb-i Yeldal gecesi olaraktan kutlarlarmış böyle bir bilgiye daha ulaştım. Bende de bunun açılımı oluştu, keşfen bildiğim kadarıyla, şu anda bu konu ile ilgili bilgiyi internette aradım, Bu konuyla ilgili açıklama yapan, yazan kimse yok. Google amca bu konuda fakir kalmış, bu yüzden bu konuyu da ben işleyeyim ve, Benden bu konuyu öğrensinler diye, bir makale yazmak arzusuna girdim, ve bu makaleyi kaleme alıyorum işte, yani İsa efendimiz doğmadan önce, Meryem annemiz mescidde iken, kur'an-ı Kerim'deki ayet ile sabit, ayeti okuyalım
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَاَنْبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًاۙ وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّاۜ كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَۙ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًاۚ قَالَ يَا مَرْيَمُ اَنّٰى لَكِ هٰذَاۜ قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Ayet-i kerimenin mealinde şöyle bir mana ortaya çıkıyor, anlatmıştık, daha önce "contası ile pompası eksik" makalemizin devamı olacak bu makale de zaten. Hanne annemiz hamile iken, oğlan çocuğu ve kurtarıcı olan Mehdi olacak olan İsa efendimizi bekliyor, fakat Çocuk doğduğunda, Meryem ve kız oluyor, fakat Hanneannemiz, işte İsa beklediği için, onu mescide adadığını, yani adak olaraktan mescide vereceğine Allah'a söz veriyor, Fakat kız olunca, ilk defa bir kız hizmetli, mescide verilmek durumunda kalıyor, ve adağını yerine getiriyor, Meryem annemizi mescide hizmetli olaraktan veriyor. Zekeriya aleyhisselam da, Hanne annemizin, Allahu alem kardeşi oluyor, Meryem annemizin de dayısı, ve onun(Hz. Meryemin) gözetimini de Zekeriya Aleyhisselama bırakıyor. Mescidde Meryem annemizin yanına, dayısı olan zekeriyya Aleyhisselam dan başka kimse girip çıkmıyor, yemesi içmesi, onun dışarı ile irtibatı, Zekeriya aleyhisselam ile oluyor. ve orada yatıp kalkıyor, ve mescidin hizmetini görüyor, temizliği faln filan her Neyse, bakımı falan, ve oradan da o, Allah ve din bilgilerini öğreniyor, tahsil ediyor Zekeriya aleyhisselam'dan. işte burada ayeti kerime diyor ki :
Allah bu güzel niyetinden dolayı, Hannenin adağını kabul etti, ve Meryemi Mescidin hizmetine aldı, mescid-i Aksa'nın hizmetine aldı ve onu (Hz. Meryemi) orada, sanki güzel bir bitki gibi yetiştirdi, mescidin içinde, Hasen, temiz ve güzel bir bitki gibi, mescidde onu yetiştirdi. burada onun bakımını da Zekeriya ya yükledi, yetişmesinin külfetini de Zekeriya ya yükledi, Zekeriya Aleyhisselam mescide Meryem'in yanına her girdiğinde, Meryem'in yanında, değişik meyveler görürdü, ve bunlar nereden geldi ya Meryem dediğinde, "Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır" derdi Meryem annemiz, bu ayetin meali bu şekildedir.
(Ali İmran suresi 37. ayet)
işte bir kadın aşerikliğine geldiği zaman, olmadık meyveler isteyebilir, yazın kış meyvesi, kışın yaz meyvesi, yazın ortasında kar canı çeker mesela, ama o gün hani soğuk hava depoları Keşfedilmemiş, buzdolabı dolabı Keşfedilmemiş, ama Allahu Teala Melekleri sayesinde, bu ışınlanma teknolojisi sayesinde, yahutta Cebrail Aleyhisselam veya benzerleriyle, karşı Kutupta mevsim ilkbaharken, bizim Kutupta sonbahar, karşı Kutupta Yaz iken, Biz de kış, öyle olunca, dünyanın zaten bir yerinde yaz mevsiminin meyveleri varken, bir tarafında kış mevsiminin meyveleri var, Allah'ın bunu bir kuluna, evliyasını Enbiyasını, Mehdisinii Sebeb kılıp, oradan oraya bu meyvaları taşımasında bir zahmet yok. Bu meyvalar Cennetten, yahut Allah'ın katından inme değil, bu meyvalar, dünyamızdaki iki kutupta iki ayrı meyve var zaten, o kutuptan bu kutuba taşınmış, Fakat o gün Meryem'in yanına, Bu meyveler kim getiriyordu, ne ile getiriyordu, nasıl getirdi, o konuda bilgimiz yok, ama bildiğimiz şu ki, iki yarım küre de ayrı iki mevsim yaratmışken, yani öyle iki kutupta 2 Tür meyve aynı anda dünyada mevcut zaten.
ve işte "Şabiyaldal" Bazı kaynaklara göre, 21 Aralık'ta, diğer dinlerde kutlanan bir seramoni, yani işte, yazın kış meyvesi, kışın yaz meyvesi yenmesi ki, Meryem annemizin isa efendimize aşermesi sebebiyle olabilir, Benim keşfi veya tahmini bilgime göre. Çünkü aşermek, insan fabrikası olan annedeki, eksik olan gıdaların, yeni yapılacak Çocuk'ta, tam manası ile oluşturulabilmesi için, fabrikada eksik olan malzemenin, annenin iştahıyla istenmesi ve, onun babası ve akrabaları tarafından, O kadına o insan fabrikasına yedirerekten, yeni yapılacak çocuğun malzemesinde, eksik bir malzeme olmamasını sağlamak için, Allah'ın doğal süreçte, Duygu olaraktan koyduğu bir araç aşermek.
yeni çocuk işte hiçbir azadan noksan olaraktan dünyaya gelmesin diye olur. İşte o malzeme, Belki yazın bulunmayan bir meyve de vardır, O da işte öbür kutuptan getirilip, hamile anneye sunulduğu zaman, yeni doğacak çocuğun malzemesi, tam malzeme olup, azadan noksan olmaz, akıldan noksan olmaz, güzellikten noksan olmaz, sebebi de budur aşermenin. İşte isavi iyilerin Peygamberi olan İsa efendimizi musevilerin katlettiği gün ve gece olan, yani karanlığın ve kötülerin, en son Haddesine ulaşıp, Allah dedikleri İsa'yı öldürdükleri gece, fakat Allahu Teala'nın da, o nu, Ertesi sabah, Yani gece yarısından hemen sonra, yeni bir annenin gövdesine düşürüp, dogdurduğu gece, yani Şabiyaldal, yeni yıl, Bir yerde batan, bir yerde doğuyor, dünyada Güneş Bir tarafta battı mı, bir tarafta da Doğuyor, Bir tarafta Yaz bitti, bir tarafta kış başlıyor ,Allah'ın doğaya ve kainata koyduğu Yasa ve kanun. İsa'yı onlar orada Öldürseler de, Allah başka bir yerde, İsa'yı aynı anda, saniyesinde, yeniden dogdurdu, ve insanlığa yeni bir yıl bahsetti, İşte Bu Seramoni nin kutlanmasına, yeni yıl kutlamasına da, benim keşfi bilgim ile şabiyaldal denir.
Bu bir Karaoğlan Başağaçlı Raşit Tunca makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 27 Aralık 2020 Pazar, saat 17.19
|
|
|
"Daarun Nedve" Orjinali ise "Daarun Nebve" Veya "Nebinin Doğduğu Konut(Yer)" Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2022, 08:22 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
"Daarun Nedve" Orjinali ise "Daarun Nebve" Veya "Nebinin Doğduğu Konut(Yer)" Nedir? Nerededir?
isa Efendimiz “Seyyidina isa”da Arapça Konuşurmuş ve Demiş ki:
“Dünya bir Köprüdür تأخرًا تأخرًا Geçin Geçin, Yani çabuk çabuk geçin” demiştir.
NOT: Peygamberimizin doğduğu eve دّارٌ نَدْوَ veya arapçada دّارٌ نَبْوَ denir. Yukardaki resimdeki yerde imiş o ev, tabiki o evin günümüze kadar gelmesi zor, o yüzden o yere bu bina yapılmış, ve ben hac ettiğim sene, milli görüş teşkilatından olan, başımızdaki rehber hocamız, Eşref hocanın dediğine göre, orası, bugün kütüphane olarak kuallanılıyormuş malesef. haala varmı? yıkdilarmı? yaptılarmı? ben bir daha göremedim, nasip olmadı bana. "tafaddar"( geç otur ) demek de kullanilan "eddar" burdaki "eddar" dır geç otur, bu eve içeri girince söylenir, evin kapısında ise, Teahhar تأخرًا denilir — isa Efendimiz yani “Seyyidina isa”da Arapça Konuşurmuş ve Demiş ki:
“Dünya bir Köprüdür تأخرًا تأخرًا Geçin Geçin, Yani çabuk çabuk geçin” demiştir.
yani çabuk geçin, ahiret yurduna geçin demektir teahhar, veya geleceğe ahirete geçin.
internette "DAARUN NEDVE HAKKINDA BULDUĞUM Bir yazıyıda sizle burda paylaşıyorum
Dâru’n-Nedve; cahiliye Mekke’sinde Mekkeli müşriklerin toplantı ve istişare yeridir. Buraya ‘‘şehir meclisi’’ ya da cahiliyye devri ‘‘Mekke şehir devletinin parlamentosu’’ da diyebiliriz. Dâru’n-Nedve’yi Rasulullah aleyhisselâm’ın dördüncü kuşaktan dedesi Kusay bin Kilâb’ın Mekke’de M.440 tarihinde Kâbe’nin güneybatısında ve şehirde ilk defa Kâbe yakınında, kapısı Kâbe’ye dönük olarak inşa ettirmiştir.
Kusay’ın asıl isminin Zeyd olduğu rivayet edilir. Ancak Kusay ismi Zeyd isminin önüne geçmiştir. Nesebi Kinâneoğulları’na, onlardan Adnanoğulları’na ve İsmail aleyhisselam’a dayandırılır. Kusay, 5. Yüzyıl Mekke’sinde dâhil olduğu Kureyş kabilesini imtiyazlı bir konuma getirmiştir. Bu sonraları da devam etmiştir. Kusay, Mekke’yi mahalle mahalle bölerek her kabileyi ayrı bir mahalleye yerleştirmiştir.
Kusay Mekke’nin başında bir nevi onların lideri, hükümdarı olmuş ve her türlü işin başına geçmiştir. Şehrin dini, siyasi, askeri ve sosyal meseleleri o olmadan halledilemez bir hale gelmiştir. Kusay, inşa ettirdiği Dâru’n-Nedve’de Kureyş’in ileri gelenlerini toplar, onlarla şehrin meselelerini görüşür ve yine burada kararlar alırdı. Daha sonra alınan bu kararlar kanunlaştırılıp Mekke toplumu bu kanunlarla yönetilirdi. Kusay, buraya gireceklerin yaşını da kırk olarak yasaya bağlamıştı. Oligarşinin hâkim olduğu Mekke’de, Dâru’n-Nedve; şehrin idari meclisi, bir nevi hükümeti gibi çalışmaktaydı.
Hatırlanırsa görülecektir ki, küfrün ve cehlin babası olan Ebu Cehil Amr bin Hişam ve küfürdaşları burada sık sık toplanırlar ve yeni dini, onun peygamberini ve o dinin bağlılarını sürekli konuşurlardı. Hatta peygamberimize suikast yapılması da burada konuşulmuş ve oy birliğiyle karara bağlanmıştı. Peygamberimiz, İslam askerleriyle birlikte Mekke’ye fethedince Dâru’n-Nedve’de ele geçirilmiş ve küfür ehlinin bu meclisteki görevi de bitmiştir. Daha sonraları Kusay’ın torunlarından biri bu binayı Muaviye radıyallahu anhu’ya satmış ve bu bina valilik konağı olarak kullanılmıştır. (Tarihi kısmı bu kadar vermekle yetinelim.)
Gelelim Dâru’n-Nedve’nin bize çağrıştırdıklarına:
Ey Müslüman! Cahiliye meclisleri olan Dâru’n-Nedveler dün olduğu bu günde faaliyettedir. Ne var ki bu gün bunların isimleri ve cisimleri değişmiştir. Bil ki! İsimleri ve cisimleri değişse de fonksiyonları aynıdır. Dünkü ile benzer işlev gören tüm mekân ve kurumların sembolik ismi bu günde Dâru’n-Nedvedir. Bir başka değişle, dünkülerin işlevini bu gün icra eden yerler Dâru’n-Nedve’nin günümüzdeki temsilcileridir.
Dünkü ve bu günküler ile Dâru’n-Nedveler, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın emir ve yasaklarını tanımayan yerlerdir. Buralarda, insanlar hevâlarından kararlar almaktadırlar. Alınan bu kararlar kanuna bağlanmakta ve bu kanunlar topluma dayatılmaktadır. Şunu da belirtelim ki, yasaları kitabi/yazılı olmayıp, şifâi/sözlü olan bazı meclisler de Dâru’n-Nedve konumundadırlar. Kimi zaman bir köyde bile bu şer meclisi kurulabilir.
Bizler biliyoruz ki, bireyin kötülüğünün etkisiyle, sistemlerin kötülüğünün etkisi arasında çok büyük farklar vardır. Bir kişi ne kadar kötülük yaparsa yapsın, kötülük üzerine kurulmuş bir sistemle asla boy ölçüşemez. İşte tüm kötülüklerin işlenmesine onay veren ve bu kötülüklerden menfaat sağlayanların başında bu şirk meclisleri/çağdaş Dâru’n-Nedveler gelir.
Öyleyse;
Nasıl ki Rasulullah aleyhisselâm ve beraberindeki sahabeleri (radıyallahu anhum ecmain) Dâru’n-Nedve adlı şer meclisini tanımayıp, ondan uzak durdularsa, bu günde Müslümanlar, çağdaş Daru’n-Nedveleri tanımamalı ve onlardan uzak durmalıdırlar. Dün, Rasulullah ve sahabelerinin yaptığını bu günde Müslümanlar yapmalıdırlar.
Ey Müslüman! Çağdaş Dâru’n-Nedveleri tanımayıp, onlardan uzak durduğun gibi, insanları da onlara karşı uyar!
ALINTI YAzinin kaynagi :
http://tevhididavet.com
Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi
Schrems, 18.02.2021 Perşemeb Saat 02:00
|
|
|
Ayak ve Ayakkabı Kokusu Neden Olur? Çözümü Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2022, 08:14 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
Ayak ve Ayakkabı Kokusu Neden Olur? Çözümü Nedir?
Birinci sebep
Ayak ve tırnak temizliğine dikkat etmemek ten, ve tırnakların altındaki kirlerin ve ayakların yıkanmaması sebebiyle oluşan bakteriyel koku. Abdest ile beş vakit ayakları yıkamak Bunun için önemli, yatarken Ayakları yıkamak bunun için mühim.
ikinci Sebeb
ikinci sebebe gelince, çıplak ayakla ayakkabı giymek ve, bunu 15 dakika süreyle ayakta tutmak, ayakların ve ayakkabının kokmasına sebep olur. Ayakkabınızı çorapla giymeye itina gösterin. Yoksa ayakkabınız da ayağınızda kokar. Böyle bir durumda, hiçbir çözüm ayakkabınızın kokusunu gideremez.
Çözümü
O ayakkabıyı atıp, yeni bir ayakkabı almanız, ve ayakkabınızı da çorap ile giymeniz, bu sorunu giderecektir.
Bilgilendirici Karoglan informations
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 31.03.2021
|
|
|
Ayak Mantarı Neden Olur Tedavisi Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2022, 08:07 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
Ayak Mantarı Neden Olur Tedavisi Nedir?
Selamünaleyküm
Bilindiği gibi insan öldüğü zaman insanın bedeninin toprakta Yiyip çürüten bakteriler vardır.
Peygamberimizden anlatılan bir rivayette : peygamberimizin amcası Ebu Talib, Peygamberimizin ısrarlarına rağmen islamiyeti kabul etmemiş, iman etmemiş, son nefesteyken, Peygamberimiz yanında tekrar teklif etmiş amcasına, fakat amcası, oradaki kureyşlilere bakaraktan, gururundan, ve onlar "korkusundan Müslüman oldu" derler diye, gruruna yenik düşüp iman edip, İslamı kabul etmemiş. ve hayata gözlerini yumduktan sonra, Peygamberimiz amcasını çok sevdiği için, amcasının Bütün bedenini, mübarek elleriyle mesh edip sıvazlamış, fakat bir rivayette bilerekten, bir rivayette de unutarak dan, ayaklarının topuklarını, yani ayaklarının altını mesh etmeyi unutmuş, ya da bilerekten mesh etmemiş.
Ve işte Peygamberimizin başka bir rivayetinde de : Cehennemin en hafifi, Cehennem sıcağının, ayaklarının altından girerekten, beyni eritecek kadar azap vermesi diye tarif etmiş. işte Ebu Talip gibilerin Cehennemi, ayaklarının altından Cehennem sıcağı girip, beynini eriterek ten ona azâb edecek olan, cehennemin en yumuşak tabakası.
işte bu ikisini birbirine bağladığımız zaman, ve insanoğlu toprağa çıplak ayakla bastığı zaman, topraktaki, o insanın çürüten bakteriler ayaklarına saldırmakta, ve kaşıntı şeklinde, yani mantar dediğimiz hastalığı oluşturmakta. Çünkü O daha diriyken, diri bedenini Ölü bedeni gibi yemeğe başladıkları için, o kaşıntı, onların küçük küçük ısırmalarının sebebiyle.
SEBEBi
işte bu yüzden toprağa neymiş efendim topraklama yapmak için, çıplak basmak İyi diyorlar, Fakat işte ayaklarımız hassas, toprağa çıplak basmak yüzünden, mantar hastalığı, yahutta ölü yiyici bakteriler vücudumuza saldırmaktalar. onun için toprağa ayakkabı ve terlik de basmanız, bu hastalığın Siz de de baş göstermesine engel olur. Fakat yine cami ve mescitlerde, abdest alınan yerlerde, ve banyo gibi havuz gibi yerlerde, ayaklar ya çıplak, yarıçıplak basıldığı için, herhangi bir mantar bulaşmış insanın ayakları, veyahut ayakkabısı, terliği veyahut çorapları değmiş kimseden, o bakteriler size de bulaşabilir ulaşabilir O yüzden bulaşıcıdır o bakteriler çoğu olaraktan Başka insanlara saldırır az o yüzden mantar hastalığı olan kimselerin bastığı yerlerde, yürüdüğü yerlere, eşyalarına, sizin eşyalarınızın, elbiselerinizin, çoraplarınızın karışması, bu hastalığa davetiye çıkarır.
TEDAViSi
Tedavisine gelince bunun tedavisini Ben de bilmiyorum, Fakt öyle drumlardan sakınmak bir önelmedir. Ben önleyici tedavisini biliyorum, öyle bir hastalığa maruz kalan kimseler, ben kendim dahi Doktora gidip, mantar ilaçları var, kremleri var onları yazdıraraktan tedavi uyguluyorum, o mantar kremleri, o bakterileri öldürüp yok etmekte ve tedavi etmekteler.
SONUÇ
İşte bunu Ebu Talib'e ve bağlarsak burayı, Yani bir nevi bakteri hastalığı mantar hastalığı, Cehennemi yavaş yavaş tatmak gibi, ayakların altından cehennem azabı. Diri diri çürütülüp yenmek gibi bir şey.
Bu Bir Karaoğlan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesidir
Bilgilendirici Karoglan informations
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 31 Mart 2021
|
|
|
Urkıyaa Ümm Gülsüm ve Osman Zinnureyn |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2022, 08:00 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
Urkıyaa Ümm Gülsüm ve Osman Zinnureyn
Urkıyaa Ümm Gülsüm ve Osman Zinnureyn
Hz. Osman önce Rukiye’yi nikahladı. Onun ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm’ü aldı. (bk. Heysemî, 6/18)
Hz. Osman (ra), hanımı Rukayye (ra) ağır hasta olduğu için, Resulullah (asm)'in izniyle Bedir savaşından geri kalmıştı. Rukayye ordu Bedir'de bulunduğu esnada vefat etmiş, Müslümanların zaferinin müjdesi Medine'ye ulaştığı gün toprağa verilmişti. Fiili olarak Bedir'de bulunmamış olmakla birlikte Resulullah (asm) onu Bedir'e katılanlardan saymış ve ganimetten ona da pay ayırmıştı (Üsdül-Gâbe, 3/586; Suyutî, Târihul-Hulefâ, s. 165; H.İ.Hasan, Tarihu'l-İslâm, 1/256).
Hz. Osman Bedir savaşı hariç, müşriklerle ve İslâm düşmanlarıyla yapılan bütün savaşlara katılmıştır.
Rukayye'nin vefat edişinden sonra Resulullah (asm), Hz. Osman (ra)'ı diğer kızı Ümmü Gülsüm (ra) ile evlendirdi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü Gülsüm vefat ettiğinde Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştu:
"Eğer kırk tane kızım olsaydı birbiri peşinden hiç bir tane kalmayana kadar onları Osman'la evlendirirdim."
Hz. Osman (ra)'ın Ümmü Gülsüm (ra) ile evlenmesi hakkında Allah'ın istemesi diye bir rivayet bulunmamaktadır. Bu konuda İslam tarihi kitaplarındaki rivayetler şunlardır:
- Rasûlullah’ın kızı Ümmü Gülsüm, Uteybe b. Ebu Leheb ile nikahlanmış fakat düğünleri henüz olmamıştı. Rukiye isimli kızı da Ebu Leheb’in diğer oğlu Utbe ile nikahlanmış onun da düğünü henüz yapılmamıştı. Hz. Peygamber (asm)’e peygamberlik verilip Tebbet suresi inince Ebu Leheb iki oğluna,
“Eğer siz Muhammed’in kızlarını boşamazsanız yanınızda durmak bana haram olsun.” dedi. Harb b. Ümeyye’nin kızı olan anneleri de,
“Muhammed’in iki kızını da boşayınız. Çünkü onlar babaları gibi sapıtmışlardır.” dedi. Onlar da Hz. Peygamber (asm) kızlarını boşadı. Uteybe, Ümmü Gülsüm’ü boşadığı zaman Rasûlullah’a,
“Ben senin dinini inkar ettim ve senin kızını boşadım. Artık ne sen bana gel, ne de ben sana geleyim.” dedikten sonra Hz. Peygamber (asm)’e saldırdı ve Peygamber’in gömleğini yırttı. O sırada Uteybe ticaret için Şam tarafına gitmek üzereydi. Hz. Peygamber (asm) onun yüzüne bakarak,
“Allah’tan, köpeğini sana musallat etmesini dilerim.” diye beddua etti. Bundan sonra Uteybe Kureyşli tüccarlar ile yola çıkarak Zerka’ denilen bir yere vardılar. Oraya vardıklarında bir arslan onların etrafında dolaşmaya başladı. Uteybe feryad ederek,
“Vallahi Muhammed’in bedduası yüzünden bu arslan beni parçalayacak. İbn Ebî Kebşe (Muhammed) Mekke’dedir amma, benim katilim odur.” dedi. Arslan onların etrafında bir kaç kere dolaştıktan sonra kayboldu. Onlar da Uteybe’yi aralarına alarak yattılar. Arslan tekrar dönüp aralarından geçerek Uteybe’nin yanına vardı ve pençeleriye onun başını ezdi.
ve yine Hz. Osman (ra)'a "Üçüncü bir kızım olsaydı muhakkak ki seninle evlendirirdim." demişti (Üsdül-Gâbe, aynı yer).
Hz. Osman (ra) Resulullah (asm)'in iki kızıyla evlenmiş olduğu için iki nûr sahibi anlamında, "Zi'n-Nureyn" lakabıyla anılır olmuştur. Zatü'r-Rika ve Gatafan seferlerinde Resulullah (asm), onu Medine'de yerine vekil bırakmıştır (Suyuti, a.g.e., 165).
* * *
Resûl-i Ekrem Efendimize (asm) peygamberlik vazifesi verilmeden önce dünyaya gelen Hz. Hafsa (ra), daha önce Huneys b. Huzayfe'yle (r.a.) evlenmişti. Huneys vefat edince Hz. Hafsa dul kalmıştı."
Hz. Ömer, kızını evvelâ münasip bir dille Hz. Osman'a, ondan müsbet cevap alamayınca da Hz. Ebû Bekir'e vermek istemişti. Ancak o da bu isteğine müsbet veya menfî hiçbir cevap vermemişti.
Bu durum karşısında üzülen Hz. Ömer, Resûl-i Ekrem Efendimize başvurarak olup bitenleri anlattı. Hz. Ömer'in gönülden arzusunu farkeden Peygamber Efendimiz, kendisini daha fazla üzüntü içinde bırakmak istemedi ve, "Ben, sana Osman'dan daha hayırlı bir damat, Osman'a da senden hayırlı bir kayınpeder söyleyeyim mi?" diye sordu. Hz. Ömer, "Söyleyin yâ Resûlallah" deyince, Resûl-i Ekrem, "Sen, kızın Hafsa'yı bana nikâhlarsın; ben de kızım Ümmü Gülsüm'ü Osman'a nikâhlarım!" buyurdu.Hz. Ömer'i bu teklif fazlasıyla sevindirdi ve derhâl kabul etti. Böylece, Peygamber Efendimiz, Hz. Hafsa'yı Ezvac-ı Tâhi-rat arasına alırken, kızı Hz. Ümmü Gülsüm'ü de Hz. Osman'a nikahladı. Hz. Osman, daha önce de, Peygamberimizin vefat eden kızı Hz. Rukiyye île evliydi. Hz. Ümmü Gülsüm'le evlenince kendisine "Zinnureyn (İki Nur Sahibi)" lâkabı verildi. (İbn-i Sa'd, Tabakat, 8/81-83)
Bu bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 09 Mart 2021
|
|
|
Peygamberimizin Risalet yolunda Yalnız Kalışı ve Taif deki Akrabalarını Ziyareti.. |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2022, 07:47 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
Peygamberimizin Risalet Yolunda Yalnız Kalışı, ve Taif'deki Akrabalarını Ziyareti...
Bismillahirrahmenirrahim.
Peygamberimizin Risalet Döneminde, Mekke'liler O'na düşman kesilmişler, Peygamberliğini ve Dinimiz islami Kabul etmedikleri gibi, birde peygamberimizi bu davadan vazgeçirmek için, O'na ve O'na inanlara, Meke'de Yaşayacak yer bırakmazcasına, birde ambargo uyguluyorlardı. O'nu Mekke'den de kovmak istiyorlardı, aralarında görmek bile istemiyorlardı. Peygamerimizin ve ilk Müslümanların, bütün azıklarının da bittiği bir vakitte, Peygamberimiz Taif'deki akrablarından yardım umup, belki onlar O'na ve davasına sahip çıkıp, yardım ederler diye, Mekke'den iki gün uzaklıkta ki Taif'e yola çıkar. Onlara (Dayısı gile) varınca, Peygamber olduğunu, ve O'na sahip çıkıp, O'na ve arkadaşlarına, bu zor günlerinde destek çıkmalarını ister. Fakat umduğunu bulamaz, ve O'na derler ki: Bildiğım kadarıyla Dayısının büyük oğlu der ki:
"Mekke' nin büyükleri dururken, Peygamberlik Abdülmüttalip'in öksüzüne mi kalmış"
diye güler ve, kendi çocuklarına ve Taif'in çocuklarına, O'nu taşlatarak Taif'den kovar, o sırada Peygamberimizin ayakları kan revan içinda kalır, ve Peygamberimiz Rabbimize feryad eder:
"Beni kimlerin eline bıraktın Rabbim" der.
Ve Cenabı Mevla Cebrail'e emreder "Habibimin kanı yere damlamadan yetiş, yere damlarsa yeri göğü yakarım" buyurur. Cebrail o güne kadar böyle hızla ve süratle yeryüzüne inmemiştir, aynı şimşek gibi yeryüzüne iner, ve kan yere damlamadan yetişir. Ve Rabbimiz Cebraile emretmiştir, O ne dilerse yap diye. Ve Hz. Cibril buyurur:
"Ya Rasulallah! iste (dile benden) şu iki kanadımla burayı gark edeyim" buyurur.
(Yani, eğer bunlara beddua edersen, şu iki kanadımla burayı gark ederim)
Peygamerimiz ise cevaben:
“Hayır, istemem, bilakis Ben, Allah’ın, bunların soyundan gelecek olan, iyi nesiller hatırına, O'nları ve bana yaptıklarını bağışlamasını arzu ederim. Halbuki bilmiyorlar, bilseler yapmazlar” buyurdu.
Peygamberimiz, oradan ayrılırken, yakınlardaki bir üzüm bağına sığındı. Bu arada, bağ sahiplerinin Hristiyan kölesi olan Addâs, Peygamberimize bir tabak üzüm getirdi. Peygamberimizin üzümü yemeye başlarken “Bismillâh” demesi Addâs’ın dikkatini çekince, konuşmaya başladılar. Ve Peygamber Efendimiz olayı Addas'a anlattı, Peygamber Efendimizin davranış ve konuşmalarından etkilenen Addâs, orada Müslümanlığı kabul etti.
Ve O'ndan (Addas r.a.) rivayetle bize ulaşan şu dauayı yaptı:
“Allahım! Beni göz açıp kapayıncaya kadar, hattâ ondan daha az bir zaman bile, nefsimin eline bırakma. Hatta, en yakın akrabamın eline bile bırakma”
Bu bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesidir
Raşit Tunca
Schrems, 07 Mart 2021 Pazar, saat 02:05
|
|
|
Kahin ve Kehanet Nedir? Gaybi Bilgi Nedir? Keşfi Bilgi Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 08-03-2022, 07:38 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
Kahin ve Kehanet Nedir? Gaybi Bilgi Nedir? Keşfi Bilgi Nedir?
Bismillahirrahmanirrahim
Selamün Aleyküm
Bu makalemiz, Kahin ve Kehanet hakkında olacak.
Bu gece Kadir Gecesi olduğu varsayılan gecelerden bir gece 2021 senesi Ramazan’ının 27 si
9 Mayıs 2021 gece saat Avusturya saati ile 12:55
ve Kadir Gecesi Berat gecesi gibi gecelerde, tövbe etseler bile affedilmeyecek olan kimseler, hadis-i şerifte sayılmış, bu konuyu forumlarımızda, bloglarımız da işledik, fakat hadisin metnine de kaynağına da ulaşamadım.
Hadiste geçen şu şekilde :
Kadir ve Berat Gecesi Gibi Gecelerde, Affedilmeyecek Olan Kimseler, Kimlerdir?
Bu Gecelerde Allah mağfireti ile bütün Müslümanları bağışlar, fakat şu amelleri işleyenler, o kötü amellerini terketmedikçe, tövbe etseler bile, tövbeleri kabul olmayıp, affedilmeyeceklermiş :
1)Kahinler yani gayıptan haber verenler,
2) Büyü yapanlar,
3) Kinciler düşmanlık güdenler,
4) İçkiye devam edenler,
5) Ana-babasını incitenler ve Akrabası ile alakayı kesenler
6) Zinaya devam edenler ve zinayı savunanlar.
(Hadisi ve kaynağını bulamadım)
Burada kahinlik meselesi, Gelecekten, gaipten haber verme meselesi olaraktan işlenmiş.
Peki kahinlik, gelecekten haber vermek midir? falcılık mıdır?
Mesela haber verilen gelecek, gelecek midir acaba!
Bu konuyu daha önceki vaazlarımın birisinde anlatmıştım.
Mesela Ben Ankara’yı gördüm, orada bir sene bulundum, ve oradaki gezdiğim gördüğüm yerleri Yakinen (Yakin bilgisi ne demektir ona bk.) biliyorum,
Fakat diyelim ki sen Ankara’ya Hiç gitmedin, fakat Ankara’nın varlığından haberdarsın, fakat Ankara nasıl bir yerdir, hiç haberin yok. Ve ben sana, Ankara’da “Hacı Bayram Veli” Türbesi şöyledir, Kızılay böyledir, Cebeci şöyledir, Cebeci Cami şuradadır, şöyle dir diye, böyledir diye haber versem, sana bu malum olmayan (bilinmeyen) bilgileri verdiğim zaman, fakat bana malum olan (bilinen), benim yakinen (bildigim) malum olan, yani bildiğim bu bilgileri, sana verdiğim zaman, benim için gayıb olmayan bir bilgi iken, Senin için bu bilgiler, gayıb (gaip ten, gelecekte olan) ta olan bilgiler. hal böyle olunca, her gaipten haber verildiği söylenilen bilgi, gaibi bilgi değildir, o bilgiye yakinen ulaşmış kimseler olabilir, veyahut keşfen bilmiş kimseler olabilir, veyahut fiziksel olaraktan, o bilgilerin olabileceğini deneyleri ile ispatlamış kimseler olabilir. o yüzden bazı bilgiler, o bilgiye ulaşmamış kimseler için, gaibi bir bilgi iken, o bilgiye ulaşmış kimseler içinde ise, halihazırda mevcut bilgilerdir.
işte kahinllik veyahut Kehanet oluşturmak, böyle bilgilerden haber vermek değildir. Kahinlik, bilakis : olması ihtimal dahilinde olmayan bazı olayların, gelecekte bir yerde olacağını varsayaraktan, insanların aklını yanlış bir tarafa yönlendirme ile, fiziken o frekansların, yani kuantumun bazı kimselerin aklında (Tahayyülünde), ve onların hayatında oluşmasına, kader tahtasına yazılmasına sebep olmak gibi bir şeydir.
Keşfi Bilgi
Keşfi Bilgi demek Allah’ın veli kullarının, yahut Salih kullarının, meleklerden, cinlerin müminlerinden, hayvanlardann bitkilerden, ve yarattığı diğer mahlukattan, kopya bilgiler alaraktan verilmiş, haber niteliğinde bilgilerdir.
Mesela:
Örnek verirsek, cinlerin müminleri, yalan söylemeyen cinlerdir. onların ömürleri, insan ömrü gibi değildir, uzundur. 500 sene, 600 sene bin sene yaşayanları olduğu söyleniyor. Bildiğim kadarıyla, “Cin Mescidi” (Cin Suresinde Gecen olay ve siyeri neebide Cin mescidi vakasına bknz.)nde Peygamberimizi görmüş olan, en son Peygamberimizin Ashabı olan cin, galiba ölmüş. yani 1500 sene yaşayanı yok, o yüzden mesela Osmanlı 600 sene öncesi gibi, mesela bir cin, Fatih Sultan Mehmet’in başından geçen bir olayı, Mümin bir cin haber verdiği zaman, hiç bilinmeyen bir bilgi ve haber ortaya çıkabilir. işte böyle bir bilgi keşfi bilgidir. Bu sadece örneklerden bir örnektir. Bunun meleklerden verileni, diğer mahlukattan verileni olabilir, yani kopya bir bilgidir, Fakat insanların ekserisi tarafından bilinmeyen bir bilgidir.
Hal böyle olunca, süfli cinlerin, yani yalancı cinlerin, Yalan söyleyen cinlerin, kafir cinlerin, yalan haberleri de olabilir, böyle bir bilgi, mesela 2012 senesinde kıyamet şirince’de kopacak meselesi gibi, yalan ve safsata bir haber ve Kehanet. işte cinlerin süfli olanlarına güvenilmez, verdikleri Haberlere de güvenilmez. Iyi kimseler iyilerle beraberdir, onların yanındaki cinlerde, Sadece iyi cinler değildir, kötü cinlerde bulunur, onlar düşmanlık etmek için bulunur, Şeytanlarda bulunur, onlar da düşmanlık etmek için bulunur, fakat iyi cinler onlarla alaka kurup, iyi haberler verebilir, Kuşlar kurtlar da verebilir, Çünkü Nuh Aleyhisselam hayvanlarla konuşmuş, hayvanlar onun sözünü dinlemişler, itaat etmişler, yine Süleyman Aleyhisselam hayvanlarla konuşmuş, hayvanlar ona itaat etmişler, Cinler ve şeytanların da bazıları, Süleyman Aleyhisselam’ın emrine itaat eden askerleriymiş, yine şeytanlardan bile Mümin olan itaatkar şeytanlar varmış, Nitekim Peygamberimiz buyurdu “Benim şeytanım Müslüman oldu, bana iyilikten başka şey haber vermez” buyurmuşlar, bir hadis-i şerifinde. Mesela bir Karganın 500 sene yaşadığı söyleniyor, senin şahid olamadığın çok şeye şahit olmuş olabilir değil mi? ve sana, şahit olduğu bir olaydan haber verse, işte herkes karga ile henüz daha konuşamadığı için, sadece senin bilebildiğin, keşfi bir bilgi olmuş olur değil mi?
Öyle olunca. Mümin ve müslüman olan kimse, Yalan söylememelidir, yanlış yapmamaya gayret etmelidir, bu konuda, Allah’ın emirlerine itaat ile gayret etmelidir, hatada etse tövbe edip Hatasından dönmelidir, yalanda söylese, Doğru söylemek için gayret etmelidir, alkol de alsa bundan vazgeçmek için gayret göstermelidir, çaba göstermelidir, “Hatasından dönen, Hiç hata işlememiş gibidir” ayeti kerimesi kur’an-ı Kerim’de boş bir ayet değildir. “ettaibu minezenbu, Kemen la zenmbeleh” günahından dönen Hiç Günah işlememiş gibidir, buyuruyor Rabbimiz. Öyle olunca hatada ısrar etmemek gerek. Hata yapmak hali, insan olmamızın hali, O yüzden hata yapmayan olmaz, fakat hatasında ısrar etmemeli, ve bu hatadan dönmek için gayret göstermeli, çaba göstermelidir, işte kehanetler oluşturmamalı, Ne insanları fazla ümitle ümitvar edip, Zevki sefaya daldırmalı, nede korkutup yeis içinde bırakmalı. peygamberimizin dediği gibi, vusta yol en güzel yoldur, orta yol ile irşad etmek, en güzel yoldur. ama günahta aşırı gidenleri korkutup uyarmalı, fazla rahatlıkta oyalananları da yine Zevki sefa da olanları da uyandıraraktan, en azından insanın sonunu bekleyen ölümden haber vererek, bu zevki sefanında bir sonu olduğunu onlara göstererkten, edepli, terbiyeli, ahlaklı, düzenli yaşamayı göstermek, ve öğretmek lazımdır.
Velilerin Allah dostlarının haber verdiği bilgiler, bazen geleceğe dair bilgiler olabilir. Onu da başta anlattığımız gibi, o bilgiler şu an size malum değil, ama Allah katında zaman ve mekan olmadığı için, meleklerde o konuda bizden daha ileri de olduğu için, ki Nitekim kur’an-ı Kerim’de yer alan, Meleklerin dedigi “Dünyayı kavga ve karmaşaya sokacak olan, insanlığımı, sen halife seçiyorsun” demeleri gösteriyor kiö onların da bazılarının geleceği görebildiklerini. Melekler deö bazı Allah dostlarına, Gelecekten bazı bilgileri fısıldayabilirler ilham yoluyla, öyle olunca, meleklere malum olan bu bilgi, işte alimde de ortaya çıkınca, İşte bu bilgiler, sana, ona, buna malum değil, gaibi bilgi iken, o Alim ve meleklere, o bilgi malum bilgilerdir. o yüzden bunlar Kehanet değildir. Evet işte kafir cinlerin ve şeytanların verdiği bazı haberler, yanlış ve tam bilgi olmadıkları için, çalıntı bilgiler oldukları için, Aslı ve Fesli olmayan bazı sonuçlar ortaya doğurabilir.
işte orada ki güzel gecelerde (Berat,Kadir,Bayram,Cuma…) affedilmeyecek olan kimseler arasinda olan, Kehanet yapan kimseler, işte böyle şeytanlarla ve sufli cinlerle alaka kurup, onlardan haber alan kimselerin, verdiği bilgileri, insanlara yayan kimselerdir. Yani şeytanlara ve cinlerin kâfirlerine bir nevi tapan kimselerdir. Onların verdiği Haberlere itibar edilmez. Kehanet yapanlar, işte Allah katında Tövbe de etseler, Kadir Gecesi’ni de İhya de etseler, onlarla (Kafir cin,.. vesaire) alakalarını kesmedikçe, affedilmeyecek lerdir. hadis-i şeriflerle sabittir, dediğim gibi hadisin kaynağına ulaşamadım, bulanlar, İnşallah internette yazarlarsa, yayınlarlarsa, bizde bir gün, o hadisin metnini ve orijinalini ve kaynağını gireriz vesselam.
Karoglan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 9 Mayıs 2021
Bu bir Karoglan Makalesi dir.
|
|
|
Timsahlar Hakkında Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 08-01-2022, 08:12 PM - Forum: Bitkiler ve Hayvanlar
- Yorum Yok
|
 |
Timsahlar Hakkında Bilgiler
Timsahlar (Latince: Crocodilia), sıcak bölgelerde bataklıklar ve su kenarlarında yaşayan vücudu kemiksi pullarla örtülü sürüngenleri içeren bir grup.[2] Bu takımın familyaları Alligatoridae (Aligatorgiller), Crocodylidae (Timsahgiller) ve Gavialidae'dir (Gavyaller).
Kuşların yaşayan en yakın akrabalarıdır. Kuşlar ve timsahlar, Archosauria grubunun yaşayan son üyeleridir. Crocodilia takımı, 220 milyon yıl önce Trias Döneminde ortaya çıkmış olan ve Mezozoik dönemde çok çeşitli şekillere ayrılan Crurotarsi grubunun üyelerindendir.
Köken bilimi
Timsah sözcüğü köken olarak Arapça bir sözcüktür. Peçenekler, Kumanlar, Kıpçaklar, Basmıllar, Oğuzlar, Karluklar, Türgeşler, Hazarlar, Göktürkler, Uygurlar, Tuna Bulgarları, Kimekler timsaha alavan demişlerdir. Kâşgarlı Mahmud tarafından Bağdat'ta 1072 - 1074 yılları arasında yazılan Türkçe - Arapça sözlük olan Divânu Lügati't-Türk'te timsahın Türkçe karşılığı alavan olarak geçer.
Fizyoloji ve biyoloji
Timsah, sıcak bölgelerdeki akarsularda yaşayan, Timsahgiller takımından iri yapılı, kalın ve kabuksu derili sürüngen türlerinin genel adıdır. Uzaktan bakıldığında kertenkeleye benzerler. Vücutlarının üzeri, sert kemiksi plakalarla örtülüdür. Ön ayaklarında beşer, arka ayaklarında dörder parmak bulunur. Parmak araları tamamen veya kısmen perdelidir. Uzun, yandan basık kuyrukları suda kürek vazifesi görür. Güçlü dişlerle bezenmiş, çok kuvvetli çeneleri vardır. Yalnız üst çene açılır. Etli dil, alt damağa yapışıktır. Gözleri, burunları ve kulakları başlarının üst kısmında bulunur. Suda yüzerken rahatça etraflarını görür, işitir ve solunum yaparlar. Karada vücutlarını zor taşımalarına rağmen, suda çok iyi yüzerler. Gündüzleri dinlenir, çoğunlukla gece avlanırlar. Gözbebekleri dikey olduğundan gece de iyi görürler. Timsahlar renk körüdür ve dillerini dışarı çıkaramazlar.
Avlanma ve beslenme
Balık, kuş ve suya gelen memelilerle beslenirler. İnsanlara da saldıranları vardır. Timsahlar avına saldırmadan önce yaklaşık 2 metrelik bir alana girmesini beklerler. Avı saldırabileceği kadar yakına gelen timsah, yaklaşık 12 m/s bir hız ile avını yakalar. Bu hıza; vücutlarının yapısı, arka bacakları ve de en önemlisi kaslı kuyrukları sayesinde ulaşırlar. Avlarını güçlü çeneleri arasına sıkıştırıp suya çekerek boğarlar. Kendilerinden büyük olan avlarını 200 kg bir kuvvet uygulayabildikleri ve avını ağzı ile kavrayıp kendi etrafında birkaç kez dönerek gerçekleştirdikleri ölüm dönüşü adı verilen yöntemle daha küçük parçalara ayırırlar. Çeneleri sağa sola hareket etmediği için besinleri çiğneyemeden büyük parçalar hâlinde yutarlar. Sindirim için çakıl ve taş da yutarlar. Sonra dişlerinin arasındaki artıkları dışarı çıkarırlar. Dişlerinin arasında sıkışan atıkları atamadıklarında ağızlarını açık tutarlar. Bu sayede bazı kuş türleri ağza konar ve atıkları yer ve buna Protokooperasyon denir. Taze etin sindirimi zor olduğu için bazı türler avlarını gömerek çürümelerini bekler.
Gözleri üç perdelidir. Suya daldıkları zaman burun ve kulak delikleri birer kapakla örtülür. Ağız gerisinde bulunan bir kıvrımı damaklarına yapıştırarak soluk ve yemek borularını birbirinden ayırabildiklerinden su altında bile ısırıp yiyebilirler. Konik yapılı dişler aşındıkça yenileri sürer. Derilerinden bavul, ayakkabı, çanta iskarpin yapılır. Bu bakımdan bol miktarda avlanılırlar.
Yukarıdan aşağıya: Amerika aligatoru (Alligator mississippiensis), Nil timsahı (Crocodylus niloticus) ve Hint gavyali (Gavialis gangeticus).
Yürekleri dört gözlüdür. Aort kökleri Panizza kanalı vasıtasıyla birleştiklerinden vücutlarında kirli kan dolaşır. Diğer sürüngenler gibi soğukkanlı hayvanlardır. Vücut ısıları çevre ısısına göre değişir.
Üreme
Yumurtayla çoğalırlar. Çiftleşmeden sonra dişi, kıyıdaki bir kumlukta açtığı çukur içine kaz yumurtası iriliğinde 50 kadar yumurta yumurtlar. Yumurtaların üzerini kumla örterek yakınlarında nöbet bekler. Bazen bu süre üç ayı bulur. Dişi bu sürede hiçbir şey yemediğinden kilo kaybeder. Zaman zaman erkek de dişinin yakınına gelir. Ama dişisini beslemeyi akıl edemez. Yavrular, yumurta kabuğunu kırmaya hazır olunca 20 metre kadar uzaklıktan duyulan sesler çıkararak annelerini yardıma çağırırlar. Dişi, kumları açarak yumurtalardan yavruların çıkmasına yardım eder. İnce derili yavrular büyük bir titizlikle tek tek annenin ağzında su kıyısına taşınır. Bakıma muhtaç yavrular altı ile sekiz haftalık bir süre içinde anne ve baba tarafından dış tehlikelerden büyük bir dikkatle korunur. Yırtıcı kuşlar ve vahşi memeliler timsah yavrularına düşkündür.
Yavrular kendilerine bakacak duruma gelince anne ve babalarından uzaklaşarak kendilerine av sahaları ararlar. Büyük timsahlardan uzak olmak zorundadırlar. Hatta bazen sonraki karşılaşmalarda anne ve babalar yavrularını tanıyamamakta, onlara av gözüyle bakmaktadır. Yavrular, balık yumurtaları, salyangoz ve su böcekleriyle beslenirler.
Coğrafi dağılım
Timsahlara çoğunlukla Amerika, Afrika, Madagaskar, Güney ve Doğu Asya ile Orta Avustralya'da rastlanmaktadır. Tuzlu sularda yaşayanları da vardır. Nil timsahının anayurdu Nil Nehri olduğundan bu adla anılır. Eski Mısırlılar bunlardan korkar ve mukaddes sayarlardı. Bugün Nil kıyılarında bu timsahlar kalmamıştır. Madagaskar'da mevcuttur. Uzunluğu 7 metreye ulaşabilir. Bu timsahlar 1500 kg'a kadar ulaşabilirler. Bunların eskiden yaşamış onlarından bir tanesinin fosilinin boyu 15 metre civarında tahminen de 4000 kg kadardı.
Yaşam
Timsahlar insanlara da saldırabilir. Amerikan timsahının (Crocodylus acutus) boyu 50 cm - 3,8 m arasında değişir. 4 metre olanları da bulunmuştur. Ağırlık olarak da 2000 kg'a kadar ulaşabilirler. Denizde de yaşayabilir ve insan için tehlikelidir. Hindistan ve Sri Lanka'da yaygın olan Hint timsahı tatlı suda yaşar. Uzunluğu 5 metre kadar olabilir. Çoğunlukla balıkla beslenir. İnsana nadir saldırır. ABD'nin güneydoğusundaki bataklık, göl ve ırmaklarda yaşayan Amerika aligatorunun (Alligator misisipiensis) derileri ayakkabı ve valiz yapımında değerli sayılır. En çok Florida bataklıklarında yaşar. Üreme dönemlerinde avlanmaları yasaklanmıştır. Boyları 3-4 metreye ulaşabilir. Timsahlar yok edilmediği takdirde uzun süre yaşayabilmektedir. Hayvanat bahçelerinde 80 yaşını aşanlar vardır. Bazı kuşlar timsahların açık ağızlarının arasına çekinmeden girerek artık etleri ve damağa yapışmış sülükleri yerler. Timsahlarla bu kuşlar arasında âdeta ortak bir yaşam göze çarpar. Tehlike anında timsahları çığlıklarıyla uyarırlar.
Sürüngenler (Reptilia) sınıfının Crocodile takımında yer alıp iri yapılı canlılar olan timsahlar, sıcak bölgelerdeki akarsularda, nehirlerde, su kenarları ve bataklıklarda yaşar. Uzaktan bakıldığında yapıları dev bir kertenkeleyi andırır. Vücudunda sert ve kemiksi plakalar bulunan bu sürüngenler, genellikle yaşadıkları bölgenin besin zincirinde en üst sırada yer alırlar.
Üstün avlanma yetenekleri ile belgesellerde sıkça karşılaştığımız timsahlar birçok ilginç özellik barındırırlar. Hantal vücutlarıyla karada güçlükle yürüseler de suda oldukça aktiftirler. Sudan karaya çıkabilen amfibilerin soyundan evrimleşmiş olan sürüngenlerin bir parçasıdırlar ve yarı-sucul olarak yaşamaktadırlar. Hem karada yürümek hem de suda yüzmek için uygun olan kısa ama güçlü bacakları onlara bu özelliği vermiştir.
Bu avcılar etçil olarak beslenmekle birlikte aylarca aç kalabilirler. Çoğunlukla geceleri avlanan bu canlıların geçmişleri de oldukça eskidir ve dinozorlarla birlikte yaşadıkları öne sürülmüştür. Yaklaşık 84 milyon yıl evvel, Kretase dönemi sonlarında ortaya çıktıkları bilinmektedir. Bulundukları bölgeye göre değişik türleri vardır ve insanlara saldırırlar. Çoğunlukla tatlı suları severler; fakat denizlerde yaşayanları da bulunmaktadır.
Timsah Nedir?
Timsahlar; Alligatoridae familyasından, dört küçük bacaklı, uzun kuyruklu, yarı-sucul, saldırgan ve iri yapılı sürüngenlerdendir. Bir zırh gibi vücutlarını kaplayan, sert pullarla kaplı, kalın deriye sahiptirler. Bilinen 23 türü mevcut olmakla birlikte, en büyük boyuta sahip tuzlu su timsahları 7 metre uzunluk ve 900 kilograma kadar ulaşabilirler. En küçük boyutta olan cüce timsahlar ise 1.2-1.7 metre uzunluğunda ve 6-7 kilogram ağırlığındadır. Kendilerine özgü bir ses çıkarırlar.
Güçlü dişleriyle donatılmış çeneleri vardır ve yalnızca üst çeneleri açılıp, alt kısım sabit kalmaktadır. Göz, burun ve kulakları başlarının üstünde bulunur. Bu nedenle suda yüzerken kolaylıkla etrafını görebilir, duyar ve nefes alırlar. Sudayken çok çevik ve hızlı bir şekilde hareket edebilen timsahlar, karada olduğu zamanlarda kafasını sağa sola dahi çeviremez, vücut ağırlıkları sebebiyle zor hareket ederler. Yaşayan sürüngenlerin en büyükleri olarak kabul edilirler.
Bu hayvanlara genellikle Amerika, Afrika, Madagaskar, Orta Avustralya, Güney ve Doğu Asya ile Florida’nın göl ve bataklıklarında rastlanır. Tıpkı diğer sürüngenler gibi soğukkanlı olan bu canlılar, derileri için insanlar tarafından avlanabilirler. Bu da soylarının tükenme tehlikesine neden olmuştur.
Timsahların Özellikleri Nelerdir?
Timsahların Özellikleri Nelerdir?Çoğumuzun sadece hayvanat bahçesinde rastladığı timsahlar güçlü görüntüleri ve heybetli duruşlarıyla dikkat çekerler. Dünyanın en güçlü ısırığına sahip bu saldırgan canlılar tropikal bölgelerde bulunurlar.
Güçlü dişlerinin sayısı, türüne göre değişir ve bu sayede avı yakaladığında kolayca öldürebilirler. Dişleri zamanla aşındığında yerine yenileri çıkmaktadır. Buna rağmen ağızlarını açmaya yarayan kas yapıları çok zayıftır ve yetişkin bir insan elleriyle ağzını açmasına engel olabilir.
Vücut ısılarını koruyamayan bu dev sürüngenler kuraklıkta ve kış aylarında su kenarlarına kazdıkları oyuklarda kış uykusuna yatarlar. Muson yağmurlarına denk gelen üreme mevsimlerinde oldukça agresif davranırlar.
Vücutlarında ter bezi bulunmadığı için sıcak havalarda ağızlarını açarak soğumaya çalışırlar. Suda oldukça aktif olan timsahlar, 2-3 saat boyunca suyun dibinde kalabilirler ve hızlı yüzücülerdir. Dört odacıklı kalbe sahiptirler.
Alt çenelerine yapışık olan dilleri çok güçlü kas yapısına sahiptir ve yediklerinin ağız içindeki hareketini sağlamaktadır. Hareketsiz çene kemikleri nedeniyle tüm görevi dil üstlenir. Güçlü dillerine rağmen çene kemiklerinin sabit olmasından yiyecekleri genellikle iri parçalar halinde yutarlar.
Alt çenelerine bir zar ile bağlı olan dillerini ağızdan dışarı doğru uzatamazlar. Ancak yiyecekleri damağa doğru itebilir ya da geriye doğru giderek bir kese oluşturup, yavruları taşımaya yardımcı olabilir. Bunun yanında parlak sarı-turuncu renkteki dilleri çevreye karşı uyarıcı mesaj vermeye yarayabilir.
Bir diğer özellik olarak; tuz bezlerine sahip olan timsahların dilleri insanlardaki böbreklerin görevini üstlenmektedir. Yarı-dik bir postüre sahip olan bu hayvanları her ne kadar dört ayak üzerinde görmeye alışık olsak da avlarını kovalarken kısa süreliğine de olsa iki ayak üzerine kalkabilirler.
Timsah Türleri Nelerdir?
Timsahların Türleri Nelerdir?Bütün timsahlar su kenarlarında yaşamak gibi benzer özelliklere sahiptirler. Bundan yaklaşık 55 milyon yıl önce, Eosen döneminde diğer krokodillerden ayrılmışlardır. Günümüzde çoğu türü yok olma tehlikesi altındadır. Hatta bazıları kritik durumdadır.
Birkaç timsah türünü sizin için sıraladık:
Tuzlu Su Timsahı (Crocodylus porosus)
Dünyada yaşayan en büyük sürüngen olan bu türler, isminin aksine sadece tuzlu sularda değil, tatlı sularda da yaşamını sürdürebilir. Güneydoğu Asya, Kuzey Avustralya ve Hindistan’ın doğu kesimleri yaşam alanları olmakla birlikte en sık Avustralya ve Hint Okyanusu’nda görülürler.
Özellikle bu türün erkekleri oldukça iridir. Bugüne kadar kayıt altına alınmış en büyük tuzlu su timsahının uzunluğu 7.2 metredir. Kuşlar, su buffaloları, köpek balıkları, kangurular ve maymunlarla beslenen bu sürüngenler insanlara da saldırır.
Nil Timsahı (Crocodylus niloticus)
Afrika’daki üç timsah türünün en büyüğüdür. Tuzlu su timsahından sonra dünyanın en büyük ikinci türü olma özelliğini taşır. Nil Nehri kıyılarında ve Madagaskar’da bulunurlar. Ortalama 5 metre civarı uzunlukları varken 6.1 metre olanına da rastlanmıştır. Dişileri erkeklere oranla biraz daha küçüktür.
Çok güçlü olmalarına rağmen ağızlarını açmalarına bir bantla engel olmak mümkündür. Gündüzleri karaya çıkarak güneş altında enerji toplarlar. Nehir kenarına su içmeye gelen antilopları avlayabilirler. Bu türü diğerlerinden ayıran en belirgin özellik ise avlarını çürütmeden, taze olarak tüketmeleridir. Pusuya yatarak avlarını çok uzun süre bekleyebilirler.
Amerikan Timsahı (Crocodylus acutus)
En çok Kosta Rika’da bulunan bu tür, Amerikan Baltmessah olarak da bilinir. Amerika aligatoru ile sıkça karıştırılmaktadır. Özellikle Güney Kaliforniya, Meksika, Kuzey-Güney ve Orta Amerika’da yaygındırlar. Genellikle nehir ve göllerde yaşamasına rağmen denizlerde de yaşayabilirler.
Vücudunda bulunan parazitlerden dolayı küçük balıkları avlayan bu tür, diğerlerine göre daha tehlikeli ve saldırgandır. Soğuğa dirençli olup 7 derece suya dahi dayanabilirler. 4,2 metre civarı uzunlukta olmalarına rağmen 7 metre olanına da rastlanmıştır. İnsanlara saldırırlar.
Filipinler Timsahı (Crocodylus mindorensis)
İsminden anlaşıldığı üzere Filipinler’de bulunan bu tür, çoğunlukla yağmur ormanlarında yaşar ve derin olmayan su birikintilerinde bulunurlar. Nadiren 3 metre civarında olabilirler; fakat asıl uzunlukları 120 cm civarındadır. 80 cm kadar küçük olanları da bulunur. Nesli tehlike altındadır, hatta tükenmek üzeredir.
Siyah Kayman Timsahı (Melanosuchus niger)
İnsanlara yaptıkları saldırılar genellikle ölümcül olan bu tür, Amazon Nehri havzasında görülür. Balık ve diğer sürüngenlerle beslenirler. Uzunlukları 3-4 metre arası olmakla birlikte yetişkin erkekler 5 metreye kadar ulaşabilirler.
Uzun Burun Timsahı (Crocodylus cataphractus)
Afrika kıtasının batı ve orta kesimlerinde görülen tür, ince ve uzun yapılı burunlarından dolayı bu ismi almıştır. Ortalama 3-4 metre uzunluğundadırlar. Balıklar, amfibiler ve kabuklularla beslenirken, yağmurlu havalarda ürerler. Dişiler tek seferde en az 10 yumurta bırakabilirler.
Orinoco Timsahı (Crocodylus intermedius)
Özellikle Orinoco Nehri olmak üzere Güney Amerika’nın kuzey kesimlerinde, tatlı suda yaşarlar. 3 ile 4.8 metre arasında değişen uzunlukları vardır. Ancak 6.6 metre uzunluğundaki 1.8 tonluk timsah, rastlanan en büyük olarak bu türde kayıtlara geçmiştir.
Hint Gavyali (Gavialis gangeticus)
Gavialidae familyasının yaşayan son iki üyesinden biridir. Kuzey Hindistan bölgeleri ve Nepal Nehri’nde yaşayan bu tür, uzun-ince suratları sayesinde diğerlerinden kolayca ayırt edilirler. Ağız tipleri sayesinde balıkları kolayca yakalarken, insanlara çok fazla saldırmazlar. 3-5 metre uzunluğundadırlar.
Cüce Kayman Timsahları (Paleosuchus palpebrosus)
Dünyanın en küçük timsahı olan cüce kaymanların dişileri 1.2 metre, erkekleri ise 1.5 metre civarındadır. Güney Amerika’nın kuzeyinde, genellikle nehir kıyılarındaki ormanlık bölgelerde yaşarlar. Saatlerce kıpırdamadan durma özelliğine sahip bu türler her besini yiyemedikleri gibi küçük yapılarından dolayı kendilerini savunamazlar.
Gözlüklü Kayman Timsahı (Caiman crocodilus)
Orta ve Güney Amerika’da bulunan bu tür, keskin gözleri sayesinde avını kolayca yakalar ve uzak mesafelere sıçrama konusunda başarılıdır. Anakondalara çekingen yaklaşır ama onun dışındaki hayvanları acımasızca yer. Boyu 6 metreyi bulabilir
Çin Timsahı (Alligator sinensis)
Kafa yapısı diğer timsahlara göre biraz değişik olan bu türün boyu nadiren 2 metreye ulaşabilir. Çin’in doğusunda yaşar. Oldukça sakin davranışlar sergiler ve insanlara saldırmaz. Fakat tehlike anında çok güçlü bir hayvana bile saldırabilir. Kemirgen, balık ve kurbağalarla beslenir.
Timsahlarda Üreme Nasıl Olur?
Timsahlarda Üreme Nasıl Olur?Tıpkı diğer sürüngenlerde olduğu gibi yumurtayla çoğalan timsahların dişileri, tek seferde ortalama 50 yumurtayı kumda açtığı çukurlara bırakır ve üzerini kumla örter. Üç ay kadar hiçbir şey yemeden yumurtaların başında bekleyen dişilere zaman zaman erkekler de eşlik edebilir. Fakat dişiyi beslemezler.
İlginçtir ki, yuva içindeki sıcaklık yavruların cinsiyetini belirlemede bir etken olabilir. Amerikan timsahı gibi bazı türlerde düşük yuva sıcaklığında dişi; yüksek yuva sıcaklığında ise genellikle erkek yavrular meydana gelir. Yavrular 20 metre uzaklıktan duyulabilen sesler çıkarırlar ve böylece yumurtadan çıkmaya hazır olduklarını annelerine bildirirler.
Bazı zamanlar anne timsahlar yumurtadan daha kolay çıkabilmeleri için dişleriyle hafifçe yumurtayı ısırıp kolay çatlamasına yardımcı olur. Çatlayan yumurtadan çıkan yavruların derileri incedir. Annelerinin ağzında su kıyılarına taşınırlar. Büyüme ve gelişme hızları beslenmelerine ve sıcaklığa göre değişiklik gösterebilir.
Yavrular, yaklaşık 2 ay anne-babalarının koruması altındadırlar. Özellikle yırtıcı kuşlar ve memeliler, yavrular için tehlike oluşturur. Ayrıca büyük timsahlar da onları avlayabilir. Kendilerine bakacak kadar gelişince anne babadan ayrılan yavrular, büyüdüklerinde onlar tarafından da tanınmayarak avlanma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler.
Timsahlar uzun süre yaşayabilirler. Hayvanat bahçelerinde 80 yaşını aşanları bulunmaktadır. Ortalama ömürleri, türlerine göre değişiklik göstermekle birlikte tuzlu su timsahlarında 70 yıl, Nil timsahlarında 70-100 yıl ve Amerika aligatorunda 30-50 yıldır.
Timsahların Vücut Yapısı Nasıldır?
Timsahların Vücut Yapısı Nasıldır?Uzun yapılı vücutları, sert ve kemiği andıran kabuklarla örtülüdür. Bu kabuklar ise parçalar halindedir. Suda yaşayıp zaman zaman karaya çıkan amfibik hayvanlardan oldukları için vücutları da buna göre evrimleşen timsahların gözleri üç perdelidir ve göz bebekleri dikey olduğundan geceleri iyi görürler. Aynı zamanda renk körü oldukları da bilinir.
Tipik bir Amerikan timsahı yaşamı boyunca 4000 adet dişe sahip olabilir; çünkü bir dönemde sahip olduğu 80 dişi hayatta kaldığı sürece 50 kez yenileyebilir. Suya daldıkları zaman burun ve kulak delikleri birer kapakla örtülür. Soluk ve yemek borularını birbirinden ayıran bir yapıya sahip olduklarından su altında bile rahatlıkla avını ısırarak yiyebilirler.
“V” şeklinde uzun burunları vardır ve delikleri başın ön ve üst kısmında yer alır. Oldukça kuvvetli çenelere sahip olan bu hayvanların alt-üst çene boyutları aynıdır ve ağızları kapalıyken alt çene üst çenenin dışında görünür. Burun delikleri ve gözleri dışarıda kalacak şekilde su içerisinde uzun süre durabilirler.
Timsahların 4 adet kısa ve kalın bacağı bulunur. Perdeli olan ayakları yüzmede onlara avantaj sağlar. Uzun kuyrukları ise yüzerken hız kazandırdığı gibi aynı zamanda bir silah görevi görür. Ayrıca kış aylarında ihtiyaç duyacakları yağları bu kuyruklarda depo ederler.
Mideleri diğer sürüngenlerden farklı olarak iki bölmeye ayrılmıştır ve sindirimi kolaylaştırmak için taş yutarlar. Kalpleri dört gözlü olan timsahların vücutlarında kirli kan dolaşmaktadır. Bulundukları ortamın sıcaklığı, vücut ısılarını etkiler. Ayrıca sürüngenler içinde en gelişmiş beyne sahiptirler.
Timsahlar Nasıl Beslenir?
Timsahlar Nasıl Beslenir?Bu hayvanlar karnivor beslenirler. Erginleşmemiş bir timsah; küçük balık, salyangoz, kabuklu hayvan ve böcekleri yerken; yetişkinler çoğunlukla geceleri balık, yengeç, kaplumbağa, yılan ve suya gelen küçük memelilerle beslenir. Domuz, geyik, manda gibi hayvanları da avlayabilirler.
En büyük avlanma mekanizması olan çenelerinin arasına sıkıştırdıkları avlarını suya çeker ve boğarak öldürürler. Avlarını parçalarken dişlerini kullanırlar. Timsahlar avlarını çiğnemeden, iri parçalar halinde yuttukları için sindirimi kolaylaştırmak amacıyla taş ve çakıl yutarlar.
Taze eti sindirmek zor olduğu için çoğunlukla çürütmeyi tercih ederler. Bazı kuş türleri timsahların açık ağzının arasına girerek atık etleri ve damağa yapışan kalıntıları yiyebilir.
Timsahların Bilimsel Sınıflandırması
Timsahların Bilimsel SınıflandırmasıAlem: Hayvanlar (Animalia)
Alt Alem: Bilateria
Şube: Kordalılar (Chordata)
Alt Şube: Vertebrata
Süper Sınıf: Terapoda
Sınıf: Sürüngenler (Reptilia)
Takım: Krokodiller (Crocodilia)
Familya: Timsahgiller (Crocodylidae)
Cins: Alligator
Timsahlar Hakkında İlginç Bilgiler
-Dünya'daki en güçlü ısırığa sahip olan hayvandır.
-Sürüngenler sınıfına girer.
-Diğer sürüngenler gibi timsahlar da soğuk kanlıdır.
-Tuzlu su timsahı timsahların en büyük türüdür.
-Çoğu timsah, tatlı suda nehir ve göllerde yaşarken, bazı türleri tuzlu suda yaşar.
-Bazı timsah türleri 1200 kilograma ulaşabilir.
-Bilinen 23 farklı timsah türü vardır.Bunlardan en küçüğü cüce timsahlardır.Boyları maksimum 1,7 metreye ulaşabilir.
-Timsahlar, dinozorlarla beraber yaşamışlardır.240 milyon yıldır Dünya'da oldukları düşünülüyor.
-Genellikle Asya, Avustralya, Afrika ve Amerika'nın tropikal bölgelerinde bulunurlar.
-24 tane dişleri vardır.Bunlar çok güçlüdür.
-Taş yutarlar.Bu suda daha rahat batmalarına ve dengelerini sağlamalarında yardımcı olur.
-Timsahlar kendi başlarına vücut ısılarını koruyamadıklarından , uzun kuraklıklar ve kış aylarında kış uykusuna yatarlar.Kış uykusu için, nehir kıyılarında oyuklar kazmaları gerekir.Bu da yaşam alanlarının sulak alanlar olmasını açıklıyor.
-Timsahların ağızlarını açmak için yardım eden kasları çok zayıftır.Bir insan elleriyle timsahın ağzının açılmasını engelleyebilir.
-National Geographic ,tuzlu su timsahlarının 16.464 newtonluk ısırık kuvveti uygulayabileceğini belirtiyor.
-Çiftleşmelerinde 20-80 arasında yumurta bırakırlar.Yumurtalara dişi bakar.Bu yaklaşık 3 ay sürer.
-Timsahlar üreme döneminde çok agresif olurlar.Bu dönem muson yağmurlarına denk gelir.
-Sıcak günlerde soğumaya ihtiyaç duyarlar.Ağızlarının açık durma sebebi de budur.Ter bezleri yoktur.
-Timsah yumurtası kaz yumurtasından büyük değildir.
-'Timsah göz yaşları ' tabiri bir mitten gelmektedir.
-Bir timsah derisi cüzdan 15.000 dolar edebilir.Derileri için avlanmaları soylarının tükenme tehlikesi içinde olmasına yol açmıştır.
-Su altında 2-3 saat kalabilirler.Saatte 40 kilometre hızla yüzebilirler.
-Timsah yavrularının %99'u daha bir yılını doldurmadan balık ,kertenkele ve diğer timsahlar tarafından yenilirler.
-Kalpleri 4 odacıklıdır.Fakat dalış yaparken 3 odacıklı sürüngen gibi davranır.
-Eski Mısırlılar ve Yeni Gine'deki bazı kabileler timsahlara hayranlık duymuşlardır.
|
|
|
Lamalar Hakkında Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 08-01-2022, 07:39 PM - Forum: Bitkiler ve Hayvanlar
- Yorum Yok
|
 |
Lamalar Hakkında Bilgiler
Lama (Lama glama), devegiller (Camelidae) familyasından Güney Amerika’nın dağ ve çayırlarında toplu halde yabani olarak yaşayan Guanako’dan evcilleştirilmiş gevişgetiren bir otobur hayvan türüdür. Yük taşımak için İnka Medeniyeti tarafından eğitilmiştir. Ve devenin yakın akrabası olduğu bilinmektedir.
Lama devegiller (camelidae) familyasından olup Güney Amerika’nın dağ ve çayırlarında yaşarlar.
Geviş getiren otçul bir hayvan türüdür. Genellikle 1-2 metre boyunda, yaklaşık 70 ila 140 kg ağırlığında olurlar. 15 cm uzunluğunda kuyrukları vardır. Güney Amerika yerlilerinin evcileştirdikleri vazgeçilmez hayvanlarındandır.
Lamalar Güney Amerika dağ ve çayırlarında yaşayan Guanako’dan evcilleştirilmiş olup aslında koyuna benzerler. Uzun kulaklar ve fırlamış gözleri vardır. Uzun çene yapısına sahiptirler. Tüyleri serttir. Çeşitli renkte lama türleri vardır. Lamaların en ünlü özelliği tükürmeleridir. Bu özellikleri kendilerine fazla yaklaşıldığında veya tehlike sezdiklerinde geliştirdikleri bir savunma sistemidir . Bu nedenle tüküren hayvan olarak bilinir.
Lamalar 2. 5-3 yaşlarında çiftleşmeye başlarlar. Lamaların çiftleşme dönemleri ağustos- eylül dönemidir. Gebelikleri 11 ay sürer. Yavrularını yaklaşık olarak 4 ay emzirirler.
Lamaların süt ve yünlerinden yararlanılır.
Lamalar nasıl tükürürYünleri dokuma, giyim ve kilim yapmak için kullanılır. Derileri oldukça kalitelidir. Tüyleri sert olduğundan bükülüp ip yapmada kullanılırlar. Yük taşımacılığında da lamalardan yararlanılır. Ancak bunun için erkek lamalar daha çok tercih edilir. Çünkü üzerlerinde yaklaşık 45-60 kg yükle 32 km yol yapabilirler. Ayrıca dışkılarından tezek olarak faydalanılır ki böylece ısıtmada da yararlanılır. Etinin de son derece sağlıklı olduğu söylenir. Devegillerden oldukları için uzun süre susuzluğa ve yolculuğa dayanıklıdırlar. Genel olarak sakin yapıda hayvanlardır. Fakat çok yorulduklarında veya bir tehlike sezdiklerinde en bilinen özellikleri olan tükürme mekanizmasına başvururlar.
Güney Amerika’da yaşayan deve görünüşlü, geviş getiren büyük bir memeli. Güney Amerika’nın dağ ve çayırlarında toplu halde yabani olarak yaşayan Guanako’dan evcilleştirilmiştir. Lama genel olarak 1-2 m boyunda olup, 15 cm uzunluğunda bir kuyruğa sahiptir. Omuzları yerden 1-2 metre yüksektir. Ağırlığı 70-140 kg civarında olup, narin bir vücudu, uzun bir boynu ve uzun ince bacakları vardır. Develerden farklı olarak sırtında hörgüç bulunmaz. Başı küçüktür, uzun bir çene kısmı, uzun kulakları ve fırlamış gözleri vardır.
Postu kaba ve yünlüdür. Dişilerde tüyler boyun ve ayaklarda kısadır. Beyazdan siyaha kadar çok değişik renkleri vardır. Daha çok kırmızı kahverengi ve benekli olanları yaygındır. Ant Dağlarında yaşayan yerliler bin yıldan beri evcil olarak lama yetiştirmektedir.
Deniz seviyesinden 5000 metreye kadar olan bölgelerde lamaya rastlanır. Görünüş bakımından deveye benzemesine rağmen, kolayca yüksek seviyelere uyum sağlayabilirler. Kandaki hemoglobinlerinin yüksek olması sayesinde az oksijenli ortamlarda yaşayabilirler. Lama geviş getirir ve yarı çöllerde dağlarda bulunan otlarla beslenir. Bütün devegiller gibi boynuzsuz safra kesesiz ve mideleri üç gözlü olup, kırkbayır bulunmaz. Lama, deve gibi fazla su ve yiyecek istemez. Açlığa ve susuzluğa diğer devegillerin hepsinden daha çok dayanıklıdır. İyi koşar ve pas verir gibi yürür. Dar ve dik dağ yollarında keçi gibi rahat hareket edebilen evcil hayvanlardır. Narin ve sadık olup, çok çalıştığı zaman yorulduğunda kızar ve tükürür. Deve gibi göğüs ve ayakları üzerine oturarak dinlenir.
Ağustos ve eylül aylarında çiftleşirler. Erkekleri dişiler uğruna birbirleriyle dövüşürler. Gebelik 11 ay sürer. Yeni doğan yavru anne tarafından dört ay emzirilir. Lama 2,5-3 yaşlarında üremeğe başlar. Devegiller ailesinin diğer hörgüçsüz üyeleri ile eşleştirilebilirler. “Lama”, “alpaka”, “guanako” ve “vikunya” devegiller ailesinin Yeni Dünya’da yaşayan hörgüçsüz dört türüdür. Hepsi aynı cinsin farklı bireyleridir. Bazan yanlış olarak hepsine “lama” denilmektedir.
Lamaların erkekleri daha kıymetlidir. Erkekleri 45-60 kg yük ile dağ yollarında günde ortalama olarak 32 km yol yürürler. Lamalardan yük taşımacılığı yanında, etinden, sütünden ve yününden faydalanılır. Derisi çok kalitelidir. Her zaman alpaka gibi gübresini ayrı bir yere yığın yapar. Gübresi yeteri derecede yığın haline gelince bunun yanına ikinci bir yığın yaparlar. Yerliler bu hayvanın dışkısını tezek olarak kullanırlar. Evcil olanlarının boyu yabanilerinden daha fazladır.
Lama Fransızca kökenli bir kelimedir. Dilimizde de lama şekliyle yer almaktadır. Hayvan ailesinde yerini alan lama tarihte pek çok medeniyette yaşan standartlarını yükseltmek amacıyla kullanılmıştır. Elbette ki lama hayvanının türleri, alışkanlıkları, özellikleri, yaşadığı bölgeler bulunmaktadır. Sizler için bilgilendirici şekliyle detaylı olarak lama nedir, nerede yaşar, lama hayvanının tükürme alışkanlıkları ve özelliklerini derledik.
Birçok insan hayvan belgeselleri izlerken bile lama hayvanlarına denk gelmiştir. Lama hayvanları evde beslenebilen cinsten hayvanlar değildir. Evcilleştirilme evreleri elbette ki bulunmuştur. Fakat yine de evcil hayvan kategorisinde yer almamaktadır.
Lama Nedir?
Deve türü familyasında yer alan, genel olarak Güney Amerika'nın dağ ve çayırlarında toplu bir şekilde ve yabani yaşan tarzı süren, geviş getiren ot obur hayvan türüne lama denmektedir.
Lama hayvanları Guanako’dan evcilleştirilmiştir. Guanako ise yine deve türü familyasında varlığını sürdüren fakat vahşi bir tür olan aynı zamanda da lama türüyle akraba olan bir başka hayvan türüdür. Lama, Guanako hayvan türünün vahşiliği alınarak evcilleştirilmiş halidir.
Lama hayvanları yük taşımak amacıyla tarihte İnka medeniyeti tarafından eğitilmiştir. Tarihten günümüze kadar geçen sürede lama türünün deve türüyle yakın akraba olduğu bilinmektedir.
Lama hayvanlarının belirli fiziksel ve kişilik özellikleri diğer hayvan türleri gibi bulunmaktadır. Görünüş olarak deve hayvanının daha küçültülmüş hali gibidir. Deveye fiziksel olarak çok benzemektedir.
Yetişkin bir lama hayvanında kütle ağırlığı 130 ve 200 kg civarındadır. Lamaların doğadaki yaşam süresi ise ortalama olarak 20 yıldır. Yetişkin bir lamada başın üstü 1,7 ve 1,8 metre boyundadır. Gebelik süresi bu hayvan türünde 11 aydır. Yetişkin lamada uzunluk 92 ve 160 cm civarındadır.
Lama Nerede Yaşar?
Lama birçok insan tarafından dünyanın en ilginç hayvanı olarak bilinmektedir. Hatta lama hayvanları için halk arasında Güney Amerika ülkesinin devesi denilmektedir. Buradan da anlayacağımız gibi lama türü Güney Amerika ülkesinin dağ ve çayır bölgelerinde yaşamaktadır.
Ülkede lama türünün en bilindik özelliği uzun süre su içmeden yaşayabilmesidir. Bunun nedeni ise su bulduğu zaman bol bol su içerek depo etmesidir. Bu yüzden de uzun süre susuzluğa dayanabilmektedir.
Lamaların Tükürme Alışkanlıkları Ve Özellikleri
Lamaların en ilginç özelliklerinden biri de tükürme alışkanlıklarıdır. Lama hayvan türleri çok sık tükürürler. Fakat bu tükürmenin altında yatan sebep ise bir şeyden ya da bir kişiden rahatsız olmalarıdır.
Yani lamalar bir durum, bir olay ya da bir kişiden rahatsız olduklarında sürekli tükürürler. Bu yüzden bu özellik göz önünde bulundurularak lama hayvanları rahatsız edilmemelidir.
Lama hayvanlarının fiziksel özelliklerinden bir üstteki başlıkta bahsedilmiştir. O yüzden burada kişilik özellikleri anlatılacaktır. Lama hayvanları özgürlüklerine düşkün hayvanlardır.
Köpek hayvanının sadık olduğu bilinmektedir. Lama hayvanları köpek hayvanları gibi itaatkar ve sadık değildir. Aksine lama hayvanları oldukça inatçı hayvanlardır.
Kesinlikle hiç bir şartta ve durumda bağımsız olmaktan asla ödün vermezler. Bu duruma endişe de dahil edilmiştir. Eğer lama hayvanı verilen hizmeti bir kere kabul etmezse bir daha kesinlikle hizmet kabul etmemektedir. Bu özelliğinden de anlayabileceğimiz gibi lama hayvanlarının inatçılığı en üst düzeydedir.
Deve hayvanından farkı ise lamaların hörgücü olmamasıdır. Beslenme şekli ot obur şeklindedir. Korunma durumu düşünüldüğünde en az endişe verici hayvanlar arasındadır.
Genel olarak ayakları ayrık, kuyrukları kısa ve boyunları oldukça uzundur. Kulakları uzun muz biçimine benzetilmektedir. Dudak yapısı da dikkat çeken yapıda yer almaktadır. Yarık üst dudakları bulunmaktadır.
Kahverengi, gri, beyaz ve siyah renklerde bulunabilirler. Kürkleri kısa ve orta uzunlukta olabilir. Kürk durumlarına göre farklı isimlerle anılabilirler. Olgun olan lamalar kesici dişler çıkarabilir. Hayvancılar ise çıkan bu köpek dişlerini sökmektedir. Bunun nedeni ise baskınlık için yarışan erkek lamalarda bu durumun ciddi hasara yol açmasıdır.
Tekmelemek, güreşmek ve tükürmek gibi davranış özellikleri bulunmaktadır. Bu özellikler her zaman ortaya çıkmamaktadır. Sadece belirli durumlarda kendini göstermektedir.
LAMA
Lama devegiller (camelidae) familyasından olup Güney Amerika’nın dağ ve çayırlarında yaşarlar. Geviş getiren otçul bir hayvan türüdür. Genellikle 1-2 metre boyunda, yaklaşık 70 ila 140 kg ağırlığında olurlar. 15 cnm uzunluğunda kuyrukları vardır.
Lamalar Güney Amerika dağ ve çayırlarında yaşayan Guanako’dan evcilleştirilmiş olup aslında koyuna benzerler. Uzun kulaklar ve fırlamış gözleri vardır. Uzun çene yapısına sahiptirler. Çeşitli renkte lama türleri vardır.
Lamaların en ünlü özelliği tükürmeleridir. Bu özellikleri kendilerine fazla yaklaşıldığında geliştirdikleri bir savunma sistemidir. Tüküren hayvan olarak bilinir.
Lamalar 2. 5-3 yaşlarında çiftleşmeye başlarlar. Lamaların çiftleşme dönemleri ağustos- eylül dönemidir. Gebelikleri 11 ay sürer. Yavrularını yaklaşık 4 ay emzirirler.
Lamaların süt ve yünlerinden yararlanılır. Yünleri dokuma, giyim ve kilim yapmak için kullanılır. Derileri oldukça kalitelidir. Yük taşımacılığında lamalardan yararlanılır. Ancak bunun için erkek lamalar daha çok tercih edilir. Ayrıca dışkılarından tezek olarak faydalanılır ki böylece ısıtmada da yararlanılır. Etinin de son derece sağlıklı olduğu söylenir. Devegillerden oldukları için uzun süre susuzluğa ve yolculuğa dayanıklıdırlar. Genel olarak sakin yapıda hayvanlardır. Fakat çok yorulduklarında veya bir tehlike sezdiklerinde en bilinen özellikleri olan tükürme mekanizmasına başvururlar.
Lamaların ömrü ise tahmini 40-50 yıldır. Narin yapılı hayvanlardır. Yalnız kalmaktan hoşlanmazlar. Tabiri caizse sosyal varlıklardır diyebiliriz. Bu nedenle kalabalıklar halinde yaşarlar.
Özellikleri
Lama genel olarak 1–2 m boyunda olup 15 cm uzunluğunda bir kuyruğa sahiptir. Omuzları yerden 1-2 metre yüksektir. Ağırlığı 70–140 kg civarında olup, narin bir vücudu, uzun bir boynu ve uzun ince bacakları vardır. Develerden farklı olarak sırtında hörgüç bulunmaz. Başı küçüktür, uzun bir çene kısmı, uzun kulakları ve fırlamış gözleri vardır. Postu kaba ve yünlüdür. Dişilerde tüyler boyun ve ayaklarda kısadır.
Savunma sistemi
Her hayvanda olduğu gibi lamaların da bir savunma sistemi vardır. Lamaların savunma sistemi; fazla yaklaşıldığında tükürmeleridir. Tehdit hissettiği anda karşı tarafa tükürerek oradan hızla uzaklaşır. Ayrıca, büyüdükleri çevreden de fazla uzaklaşmazlar.
Üreme
Ağustos ve eylül aylarında çiftleşirler. Gebelik 11 ay sürer. Yeni doğan yavru anne tarafından dört ay emzirilir. Lama 2,5 - 3 yaşlarında üremeye başlar.
Lamalar Hakkında İlginç Bilgiler
-Lamalar , devenin Güney Amerikalı akrabasıdır,dolayısıyla devegiller familyasında yer alırlar. Ancak lamalarda hörgüç bulunmaz.
-Lamaların yaklaşık 40 milyon yıl önce Kuzey Amerika'nın merkezi ovalarında ortaya çıktıkları düşünülüyor. Yaklaşık 3 milyon yıl önce Güney Amerika'ya göç ettiler. Son buzul çağının sonunda 10.000 ile 12.000 arasında lama Kuzey Amerika'dan tamamen uzaklaşmıştır.
-Lamalar, İnkalar tarafından 4,000 ila 5,000 yıl önce evcilleştirildiler.
-Bugün lamalar Amerika, Avrupa ve Avustralya'da evcil hayvanlar olarak yaşıyorlar.
-Dağlık araziler,dağlık çöller,otlaklarda yaşayabilirler.
-Ortalama ömürleri15-25 yıl arasında olmakla beraber bazıları 30 yıl veya daha -fazla hayatta kalıyorlar.
-Yetişkin bir lamanın yüksekliği başın üst kısmından 1.7 ila 1.8 metre arasında ve kütlesi 130 ila 200 kilogram arasında olabilir.
-Lamanın gövdesi siyah, gri, beyaz veya kahverengi olabilen çeşitli desenlerle yün ile kaplıdır.
-Kürklerinin uzunluğuna göre iki gruba ayrılabilirler: Ccara adı verilen kısa kaplama ve Curaca adı verilen orta boy kaplama.
-Lamalar çift toynaklı hayvanlardır.
-Lamaların mükemmel bir koku, görme ve işitme duyusu vardır.
-Saatte 56 kilometreye kadar olan hızlara ulaşabilirler.
-Yapı itibariyle nazik,utangaç ve çok meraklı hayvanlardır.
-Ayrıca akıllıdırlar ve birkaç tekrarlamanın ardından basit görevleri öğrenebilirler.
-Çok sosyal hayvanlardır ve bir sürü olarak diğer lamalarla beraber yaşarlar.
-Lamalar çeşitli kulak, kuyruk ve vücut duruşlarıyla birbirleriyle iletişim kurar. Ayrıca, tehlike anında birbirlerine haber verdikleri değişik sesler de çıkarabilirler.
-Bir lamanın başka bir lama ile ilgili bir sorunu varsa, hoşnutsuzluğunu dile getirmek için dili çıkaracaktır. Ayrıca birbirlerine de tükürürler.
-Otoburdurlar.Ot, saman ve tahılla beslenirler(kabuklar ve dallar diyetlerine dahildir.) Dillerii tatlandırmak için elma ve havuç yemeyi de seviyorlar.
-Lamaların mideleri 3 bölmelidir.Geviş getirirler.Bu işlemde midelerinin 3 bölmeli oluşundan faydalanıyorlar.
-Lamalar çok dayanıklı ve güçlü hayvanlardır. 34 kilograma kadar yük taşıyabilir ve taşıdığıbu yükle beraber günde yaklaşık 32 kilometre yürüyebilirler.
-Yük taşınırken fazla abartılırsa ve bu yük lamaya ağır gelirse bu yükü taşımayı reddedeceklerdir. Bu hayvanlar sıklıkla yere yatarlar ve yükleri hafifletilene kadar tükürürler, tıslama yapar, hatta sahiplerine tekme atabilirler.
-Çiftleşme zamanı belirli değildir.Her mevsim çiftleşebilirler.gebelik süresi yaklaşık 11.5 aydır (350 gün). Yavru lamalara crialar da denir ve anneler genellikle bir doğum esnasında tek yavru dünyaya getirir,ikiz doğum nadirdir.
-Çoğu doğum, sabah saat 08.00 ile öğlen saatleri arasında, daha sıcak olan gün ışığı saatlerinde gerçekleşir. Bu soğuk gecelerde hipotermiye bağlı ölümleri azaltarak criaların hayatta kalma oranını arttırabilir.
-Crialar doğumdan hemen sonra ayakta duruyor, yürüyor ve doğumdan sonraki ilk saat içinde emmeye çalışıyorlar.
-Lamaların avcıları dağ aslanları ve vahşi köpeklerdir. Saldırıya uğrarlarsa, erkek lamalar bir uyarı sesi çıkarır, böylece sürünün geri kalanı kaçabilir.
-Lamaların evcil kuzeni, alpaka ve vahşi kuzenleri guanacos ve vicunalardır.
-Lamalar, beraber yaşadıkları insan topluluklarına ulaşımdan çok daha fazla katkıda bulunurlar.Yünleri kilim,halat ,kumaş olarak dokumalarda kullanılır.Ayrıca gübreleri de çok verimlidir.Hatta İnkalar lamaların gübrelerinden mısır yetiştiriciliğinde faydalanmışlardır.
-Hayvan totemlerinde, Lama'nın emek, sorumluluk ve dayanıklılığın enerjisini getirdiği söyleniyor.
|
|
|
|