Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Hammurabi Kimdir Hammurabi Kanunları Nedir?
Yazar: RasitTunca - 08-10-2022, 03:48 AM - Forum: Tarih Bilgileri - Yorum Yok

[attachment=69516]

Hammurabi Kimdir Hammurabi Kanunları Nedir?

Hammurabi[a] (y. MÖ 1810 – y. MÖ 1750), Amori kökenli Birinci Babil Hanedanlığı'nın altıncı kralıdır.[2] Orta kronolojiye göre y. MÖ 1792'den y. MÖ 1750'ye kadar hüküm sürmüştür. Hammurabi'den önce, sağlığı bozulduğu için tahttan feragat eden babası Sin-Muballit hükümdarlık yapmıştır. Hammurabi, hükümdarlığı sırasında Elam bölgesiyle Larsa, Eşnunna ve Mari şehir devletlerini fethetmiştir. Asur Kralı I. İşme-Dagan'ı devirip İşme-Dagan'ın oğlu Mut-Aşkur'u haraç ödemeye zorlayarak neredeyse Mezopotamya'nın tamamını Babil egemenliği altına almıştır.[3]

Hammurabi daha çok, yayımladığı Hammurabi Kanunları ile bilinir ve bu kanunları, Babil'in adalet tanrısı Şamaş'tan aldığını iddia etmiştir. Suçun mağdurunu tazmin etmeye odaklanan Ur-Nammu Kanunları gibi daha önceki Sümer yasalarının aksine Hammurabi Kanunları, failin fiziksel cezasına daha fazla vurgu yapan ilk kanunlardan biridir. Her bir suç için belirli cezalar öngörmüştür ve masumiyet karinesini tesis eden ilk kanunlar arasındadır. Modern standartlara göre cezaları son derece sert olsa da haksızlığa uğrayan bir kişinin cezalandırmada ne yapılmasına izin vermesine ilişkin kısıtlamalar koymayı amaçlamıştır. Hammurabi Kanunları ile Tevrat'taki Musa Kanunları çok sayıda benzerlikler içerir.

Hammurabi, yaşadığı dönemde birçok kişi tarafından bir tanrı olarak anılmış ve ölümünden sonra ise uygarlığı yayan ve tüm halkları, Babillilerin ulusal tanrısı Marduk'a saygı göstermeye zorlayan büyük bir fatih olarak görülmüştür. Sonradan askeri başarılarının önemi azaltılmış ve ideal kanun koyucu rolü, mirasının birincil yönü olmuştur. Daha sonraki Mezopotamyalılar için Hammurabi'nin hükümdarlığı, uzak geçmişte meydana gelen tüm olayların referans çerçevesi haline gelmiştir. Kurduğu imparatorluk çöktükten sonra bile, örnek bir yönetici olarak hala saygı görmüş ve Yakın Doğu'daki birçok kral Hammurabi'nin kendi atası olduğunu iddia etmiştir. Hammurabi, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında arkeologlar tarafından yeniden keşfedilmiştir ve o zamandan beri hukuk tarihinde önemli bir figür olarak görülmektedir.

Saltanatı ve fetihleri

Hammurabi, Babil şehir devleti Amori Birinci Hanedanı'nın kralıydı ve gücünü babası Sin-Muballit'ten miras almıştır.[4] Babil, Orta ve Güney Mezopotamya ovalarını çevreleyen ve bereketli tarım arazilerinin kontrolü için birbirleriyle savaşan, büyük ölçüde Amoriler tarafından yönetilen şehir devletlerinden biriydi.[5] Mezopotamya'da birçok kültür bir arada bulunmasına rağmen Babil kültürü, Hammurabi yönetimindeki Orta Doğu'daki okuryazar sınıflar arasında bir dereceye kadar öne çıkmıştır.[6] Hammurabi'den önce gelen krallar, MÖ 1894'te nispeten küçük bir şehir devleti kurmuşlardı ve bu, şehrin dışındaki küçük bölgeleri kontrol ediyordu. Babil, kuruluşundan yaklaşık bir asır sonra Elam, Asur, İsin, Eşnunna ve Larsa gibi daha eski, daha büyük ve daha güçlü krallıkların gölgesinde kalmıştır. Ancak babası Sin-Muballit, Babil hegemonyası altında merkezi Güney Mezopotamya'nın küçük bir bölgesinde yönetimini sağlamlaştırmaya başlamış ve hükümdarlığı sırasında Borsippa, Kiş ve Sippar'ın küçük şehir devletlerini fethetmiştir.[6]

Böylelikle Hammurabi, karmaşık bir jeopolitik durumun ortasında küçük bir krallığın kralı olarak tahta çıkmıştır. Güçlü Eshnunna Krallığı, Dicle Nehri'nin üst kısmını kontrol ederken Larsa nehir deltasını kontrol ediyordu. Mezopotamya'nın doğusunda, düzenli olarak saldırı yapan ve Güney Mezopotamya'nın küçük devletlerinden haraç alan güçlü Elam Krallığı vardı. Küçük Asya'daki asırlık Asur kolonilerini miras almış olan Asur kralı I. Şamşi-Ahad, Kuzey Mezopotamya'daki topraklarını Levant ve Orta Mezopotamya'ya kadar genişletmiş[7] ancak zamansız ölümü, imparatorluğunun bir şekilde parçalanmasına sebep olmuştur.[8]

Hammurabi'nin saltanatının ilk birkaç yılı oldukça huzurlu geçmiştir. Hammurabi, gücünü şehir surlarını savunma amacıyla yükseltmek ve tapınakları genişletmek de dahil olmak üzere bir dizi bayındırlık işi yapmak için kullanmıştır.[9] Yaklaşık MÖ 1801'de, Zagros Dağları boyunca önemli ticaret yollarının üzerinde bulunan güçlü Elam Krallığı, Mezopotamya ovasını işgal etmiştir.[10] Elam , ova devletler arasındaki müttefikleriyle Eşnunna Krallığı'na saldırmış ve krallıkla bir dizi şehri yok etmiş ve ilk kez ovanın bazı kısımlarına egemenliğini dayatmıştır.[11]

Elam konumunu pekiştirmek için Hammurabi'nin Babil Krallığı ile Larsa Krallığı arasında bir savaş başlatmaya çalışmıştır.[13] Hammurabi ile Larsa kralı, bu oyunu keşfettiklerinde bir ittifak kurmuş ve Larsa'nın askeri girişime büyük bir katkısı olmasa da Elamlıları yenmeyi başarmışlardır.[13] Larsa'nın yardımına gelememesinden öfkelenen Hammurabi, güneydeki bu güce düşman olmasıyla y. MÖ 1763 yılına kadar Aşağı Mezopotamya ovasının tamamının kontrolünü ele geçirmiştir.[14] Güneydeki savaş sırasında Hammurabi'ye kuzeydeki Yamhad ve Mari gibi müttefikleri tarafından yardım edildiğinden kuzeydeki askerlerin yokluğu karışıklığa yol açmıştır.[14] Genişlemesine devam eden Hammurabi, karışıklığı bastırarak yönünü kuzeye çevirmiş ve kısa süre sonra Eşnunna'yı yok etmiştir.[15] Daha sonra Babil orduları, Babil'in eski müttefiki Mari de dahil olmak üzere kalan kuzey eyaletlerini fethetmiş ancak Mari'nin fethinin herhangi bir gerçek çatışma olmaksızın teslim olma şeklinde gerçekleşme ihtimalim de mevcuttur.[16][17][18]

Hammurabi, Mezopotamya'nın kontrolü için Asurlu I. İşme-Dagan ile uzun süreli bir savaşa girmiş ve her iki kral da üstünlük elde etmek için küçük devletlerle ittifaklar kurmuştur. Sonunda Hammurabi galip gelmiş ve İşme-Dagan'ı ölümünden hemen önce devirmiştir. Asur'un yeni kralı Mut-Aşkur, Hammurabi'ye haraç ödemek zorunda kalmıştır.

Hammurabi sadece birkaç yıl içinde tüm Mezopotamya'yı kendi yönetimi altında birleştirmeyi başarmıştır.[18] Asur Krallığı yıkılmamış ancak hükümdarlığı sırasında haraç ödemek zorunda kalmış ve bölgedeki büyük şehir devletlerinden sadece Levant'ın batısındaki Halep ile Qatna bağımsızlıklarını korumuştur.[18] Bununla birlikte Diyarbekir'in kuzeyinde Hammurabi'nin bir steli bulunmuş ve burada "Amorilerin Kralı" unvanını almıştır.[19]

55 tanesi Hammurabi'ye ait mektup olmak üzere Hammurabi ve haleflerinin saltanatlarına tarihlenen çok sayıda sözleşme tableti bulunmuştur.[20] Bu mektuplar, sellerle uğraşmaktan ve kusurlu bir takvimde değişiklik yapılmasını zorunlu kılmaktan Babil'in devasa hayvan sürülerinin bakımını yapmaya kadar, bir imparatorluğu yönetmeye dair günlük tecrübelere dair bir bakış sunmaktadır.[21] Hammurabi ölünce imparatorluğun idaresi y. MÖ 1750'de oğlu Samsu-iluna'ya geçmiş ve oğlunun yönetimi altında Babil İmparatorluğu hızla çözülmeye başlamıştır.[22]


Hammurabi Kanunları Nedir

Hammurabi Kanunları, günümüze ulaşan en eski kanunlar değildir.[23] Ur-Nammu Kanunları, Eşnunna Kanunları ile Lipit-İştar Kanunları daha önceden yazılmıştır.[23] Bununla birlikte, Hammurabi Kanunları bu eski kanun kurallarından belirgin farklılıklar gösterir ve sonuç olarak daha etkili olduğunu kanıtlamıştır.[23].[23][24][25]

Hammurabi Kanunları, bir stel üzerine yazılmış ve çok az kişinin okuryazar olduğu düşünülse de herkesin görebilmesi için halka açık bir yere yerleştirilmiştir. Stel daha sonra Elamlar tarafından ganimet olarak ele geçirilmiş ve başkentleri Susa'ya götürülmüş, 1901'de İran'da yeniden keşfedilmiş ve günümüzde Paris'teki Louvre Müzesi'nde sergilenmektedir. Yazmanlar tarafından 12 tablete yazılmış olan Hammurabi Kanunları, 282 yasa içerir. Daha önceki yasaların aksine Babil'in günlük dili olan Akadca yazılmasıyla şehirdeki herhangi bir okur yazar kişi tarafından okunabilirdi.[24] Daha önceki Sümer hukuk kuralları, suçun mağdurunu tazmin etmeye odaklanmışken Hammurabi Kanunları, bunun yerine faili fiziksel olarak cezalandırmaya odaklanmıştır.,[25] Hammurabi Kanunları, haksızlığa uğrayan bir kişinin cezalandırmada ne yapılmasına izin vermesine ilişkin kısıtlamalar koyan ilk yazılı hukuk krallarından biridir.[25]

Kuralların yapısı çok özeldir ve her bir suç belirli bir ceza alır. Modern standartlara göre cezalar çok sert olma eğilimindedir ve birçok suç; ölüm, şekil bozukluğu veya "göze göz, dişe diş" (Lex Talionis "Kısas Yasası") âdetiyle sonuçlanmıştır.[25][26] Kanun aynı zamanda masumiyet karinesi fikrinin en eski örneklerinden biridir ve ayrıca sanık ile davacının kanıt sunma fırsatına sahip olduğunu da belirtir.[27] Ancak, öngörülen cezayı değiştirecek hafifletici koşullara ilişkin bir hüküm yoktur.

Stelin tepesindeki bir oymada Hammurabi'nin yasaları Babil'in adalet tanrısı Şamaş'tan aldığını tasvir eder[28] ve ön sözde Hammurabi'nin, yasaları halka ulaştırmak için Şamaş tarafından seçildiği belirtilir..[29] Bu anlatı ile Çıkış Kitabı'nda Yehova tarafından Sina Dağı'nın tepesinde Musa'ya verilen Ahit Kitabı arasında paralellikler ile iki kanunname arasındaki benzerlikler, ikisinin de Semitik bir arka planda ortak bir soydan geldiği fikrini oluşturur..[30][31][32][33] Bununla birlikte, önceki kanun kodlarının parçaları bulunmuş ve buna göre Musa'ya ait kanunlarının doğrudan Hammurabi Kanunları'ndan esinlenmesi olası değildir.[30][31][32][33] Bazı akademisyenler buna itiraz etmiştir: David P. Wright, Yahudi Ahit Kanunu'nun "doğrudan, öncelikle ve tamamen" Hammurabi Kanunları'na dayandığını savunur.[34] 2010 yılında, İbrani Üniversitesi'nden bir arkeolog ekibi, İsrail'deki Hazor'da MÖ 18 veya 17. yüzyıla tarihlenen, açıkça Hammurabi Kanunları'ndan türetilen yasaları içeren bir çivi yazısı tablet keşfetmiştir.[35]

[b]Mirası


Ölümünden sonra anılması

Hammurabi'ye MÖ 2. binyılın diğer tüm krallarından daha çok saygı gösterilmiş[39] ve yaşadığı dönemde bir tanrı olarak ilan edilmenin eşsiz onuruna sahip olmuştur.[40] "Hammurabi, benim tanrımdır" anlamına gelen "Hammurabi-ili" kişi adı, hükümdarlığı sırasında ve sonrasında yaygınlaşmıştır. Ölümünden kısa bir süre sonra yazılan yazılarda Hammurabi, esas olarak üç başarı için anılır: savaşta zafer kazanmak, barış getirmek ve adalet getirmek.[40] Hammurabi'nin fetihleri, medeniyeti tüm uluslara yaymak için kutsal bir misyonun parçası olarak görülmeye başlanmıştır.[41] Ur'da bulunan bir stel, kötülüğü boyun eğmeye ve tüm insanları Marduk'a ibadet etmeye zorlayan güçlü bir hükümdar olarak onu kendi sesiyle yüceltir.[42] Stelde şunlar yazar: "Dağları uzak ve dilleri belirsiz olan Elam, Guti, Subartu ve Tukriş halkını [Marduk'un] eline yerleştirdim. Ben kendim onların şaşkın zihinlerini düzeltmeye devam ettim." Hammurabi'nin kendi sesiyle de yazılan daha sonraki bir ilahi, onu Marduk için güçlü, doğaüstü bir güç olarak yüceltir:[41]

    Ben kötüleri yakalayan, halkı hemfikir yapan kralım,
    Ben öğütlerini kargaşaya atan krallar arasında büyük ejderhayım,
    Ben düşmanın üzerine gerilen ağım,
    Ben korkunç gözlerini kaldıran itaatsizlere ölüm cezası veren korku vericiyim,
    Ben kötü niyetleri örten büyük ağım,
    Ben ağları ve asaları kıran genç aslanım,
    Ben beni inciteni yakalayan savaş ağıyım.[42]

Hammurabi'nin askeri başarılarını övdükten sonra ilahi, son olarak şunu açıklar: "Ben adaletin kralı Hammurabi'yim."[40] Daha sonraki anma törenlerinde, Hammurabi'nin büyük bir kanun koyucu olarak rolü diğer tüm başarılarından daha çok vurgulanmaya başlanmış ve askeri başarıları önemsiz hale gelmiştir. Hammurabi'nin hükümdarlığı, uzak geçmişte yaşanan tüm olayların referans noktası olmuştur. Hammurabi'nin dördüncü halefi olan Ammizaduga döneminde yazıldığı düşünülen ve Tanrıça İştar'a yönelik bir ilahide şöyle denir: "Bu şarkıyı ilk kahramanlık şarkısı olarak duyan kral Hammurabi'dir. Bu şarkı senin için onun hükümdarlığında bestelendi. Ona sonsuz hayat verilsin!"[39] Ölümünden sonraki yüzyıllar boyunca, Hammurabi'nin yasaları yazı alıştırmalarının bir parçası olarak yazmanlar tarafından kopyalanmaya devam edilmiş ve hatta kısmen Sümerceye çevrilmiştir.[43]
Siyasi mirası
I. Şutruk-Nahunte tarafından ele geçirilen Hammurabi'nin stelinin bir kopyası. Stel sadece kısmen silinmiş ve asla yeniden yazılmamıştır.[44]

Hammurabi döneminde Babil, Güney Mezopotamya'daki "en kutsal şehir" konumunu selefi Nippur'dan ele geçirmiştir.[45] Hammurabi'nin halefi Samsu-iluna'nın yönetimi altında, kısa ömürlü Babil İmparatorluğu çökmeye başlamıştır. Kuzey Mezopotamya'da hem Amorier hem de Babilliler, Akadca konuşan yerli bir hükümdar olan Puzur-Sin tarafından Asur'dan sürülmüştür. Yaklaşık aynı zamanlarda, yerli Akadca konuşanlar Mezopotamya'nın en güneyinde Amori Babil yönetimini terk ederek aşağı yukarı eski Sümer bölgesinde Sealand Hanedanlığı'nı yarattılar. Yaklaşık aynı zamanlarda yerli Akadca konuşanlar, Mezopotamya'nın en güneyindeki Amori Babil yönetimine son vererek aşağı yukarı eski Sümer bölgesinde Sealand Hanedanlığı'nı yaratmıştır. Hammurabi'nin başarısız halefleri, Adasi ve Bel-ibni gibi Asur krallarının yanı sıra güneyde Sealand Hanedanlığı, doğuda Elam ve kuzeydoğudan Kassitlerin elinde daha fazla yenilgi ve toprak kaybıyla karşılamıştır. Böylelikle Babil, bir zamanlar kurulurken sahip olduğu ufak ve küçük devlet durumuna geri dönmüş oldu.[46]

Hammurabi'nin Amorite Hanedanlığı için son darbe, MÖ 1595'te gerçekleşmiştir.[47] Babil, güçlü Hitit İmparatorluğu tarafından yağmalanıp fethedilmesiyle Mezopotamya'daki tüm Amori siyasi varlığına son verilmiştir.[47] Ancak Hint-Avrupa dili konuşan Hititler, Babil'i Zagros Dağları'nda yaşayan ve izole bir dil konuşan Kassit müttefiklerine devrederek buradan ayrılmıştır. Bu Kassit Hanedanı, Babil'i 400 yıldan uzun bir süredir yönetmiş ve Hammurabi'nin yasaları da dahil olmak üzere Babil kültürünün birçok yönünü benimsemiştir.[47] Amori Hanedanı'nın düşüşünden sonra bile Hammurabi hâlâ hatırlanmış ve saygı görmüştür.[43] Elam kralı I. Şutruk-Nahunte, MÖ 1158'de Babil'e baskın düzenlediğinde ve birçok taş anıtını alıp götürdüğünde bu anıtların üzerindeki yazıtların çoğunu sildirmiş ve üzerine yeni yazıtlar kazımıştır.[43] Hammurabi Kanunları'nı içeren stelde ise sadece dört veya beş sütun silinmiş ve hiçbir yeni yazı eklenmemiştir.[44] Hammurabi'nin ölümünden bin yıldan fazla bir süre sonra, Babil'in hemen kuzeybatısındaki Fırat Nehri kıyısındaki Suhu kralları, Hammurabi'nin kendi ataları olduğunu iddia etmiştir.[48]

Modern yeniden keşifi

On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, Hammurabi Kanunları, Kutsal Kitap ile antik Babil metinleri arasındaki ilişki üzerine Almanya'da hararetli Babel und Bibel ("Babil ve Kutsal Kitap") tartışmalarında önemli bir fikir çatışması merkezi haline gelmiştir.[49] Ocak 1902'de Alman Asurolog Friedrich Delitzsch, Sing-Akademie zu Berlin'de Kaiser ve eşinin önünde bir konferans vermiş ve burada Eski Ahit'teki Musa Kanunları'nın Hammurabi Kanunları'ndan doğrudan kopyalandığını savunmuştur.[50] Delitzsch'in konferansı o kadar tartışmalıydı ki Eylül 1903'e kadar gazete ve dergilerden bu konferansa yanıt olarak yazılan 1.350 kısa makale, 300'den fazla uzun makale ve yirmi sekiz broşür toplamayı başarmıştır. Bu makalelerin birkaçı haricinde çoğunlukla Delitzsch eleştirilmiştir. Kaiser, Delitzsch'ten ve onun radikal görüşlerinden uzak durmuş ve 1904 sonbaharında Delitzsch üçüncü konferansını Berlin yerine Köln ve Frankfurt'ta vermek zorunda kalmıştır.[49] Musa Kanunları ile Hammurabi Kanunları arasındaki varsayılan ilişki, daha sonra Delitzsch'in 1920-21 tarihli Die große Täuschung (çev. 'Büyük Aldatma') adlı kitabında İbrani Kutsal Kitabı'nın Babil etkisiyle onarılamaz bir şekilde bozulduğu ve Hristiyanların en sonunda ancak beşeri Eski Ahit'i tamamen ortadan kaldırarak gerçeğe -Yeni Ahit'in Aryan mesajına- inanabileceği argümanının önemli bir parçası haline gelmiştir.[50] Yirminci yüzyılın başlarında, birçok bilim insanı Hammurabi'nin Yaratılış Kitabı 14:1'deki Şinar kralı Amrafel olduğuna inanmıştır.[51][52] Bu görüş günümüzde büyük ölçüde reddedilmiş[53][54] ve Amrafel'in varlığı Kutsal Kitap dışındaki hiçbir yazıda tasdik edilmemiştir.[54]

Hammurabi'nin kanun koyucu ününden dolayı tasviri birçok Birleşik Devletler hükûmet binasında yer almaktadır. Hammurabi, Amerikan Kongre Binası'ndaki ABD Temsilciler Meclisi odasındaki mermer kabartmalarda tasvir edilen 23 kanun koyucudan biridir.[55] ABD Yüksek Mahkeme binasının güney duvarında, Hammurabi de dahil olmak üzere "tarihin büyük hukukçuları"nı tasvir eden Adolph Weinman'a ait bir friz mevcuttur..[56][57] Saddam Hüseyin zamanında Irak Ordusu'nun 1. Hammurabi Zırhlı Tümeni, modern Irak ile Arap öncesi Mezopotamya kültürleri arasındaki bağlantıyı vurgulama çabasının bir parçası olarak eski kralın adını almıştır.

Dipnotlar

https://tr.wikipedia.org/wiki/Hammurabi

Kaynak

Wikipedia

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Ziynet Sali ve Rubato'dan "Potpori" Şarkısını Seyret izle Dinle
Yazar: RasitTunca - 08-10-2022, 01:38 AM - Forum: Yerli Müzik Klipleri - Yorum Yok




Ziynet Sali ve Rubato'dan "Potpori" Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Rubato & Ziynet Sali

Şarkının ismi :Potpori

Yayınlayan Grup :Kral Müzik

Yayınlanma Tarihi : 29 Ocak 2018

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ziynet Sali Kimdir? Biyografisi
Yazar: RasitTunca - 08-10-2022, 01:33 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



Ziynet Sali Kimdir? Biyografisi

Ziynet Sali Safter (d. 29 Nisan 1975, Lefkoşa), Kıbrıs Türkü şarkıcıdır. Pop tarzında eserler vermekte olup geçmişte rebetiko ve klasik Türk müziği tarzlarında eserler de vermiştir.

Lefkoşa'da doğan ve doğumunun ardından ailesiyle birlikte İngiltere'ye yerleşen Sali, bu dönemde Britanya vatandaşlığı aldı. 1981'de döndüğü Kıbrıs'ta lise düzeyine kadar olan eğitimini tamamlamasının ardından, üniversite öğrenimi için 1994'te İstanbul'a yerleşti ve 1999'da İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'ndan mezun oldu. Öğrencilik yıllarında profesyonel solistlik yapmaya başlayan Sali, tamamı Türkçe şarkılardan oluşan ilk stüdyo albümü Ba-Ba'yı 2000 yılında, Dost Müzik etiketiyle yayımladı. 2004'te, Zorba Müzik etiketiyle yayımlanan ikinci stüdyo albümü Amman Kuzum'da Yunanca şarkılar da yer almaktaydı. 2005 yılında Amman Kuzum'a "Chiculata" şarkısının eklenmesi sonrasında Chiculata+1 (Amman Kuzum) adıyla bir kez daha aynı şirketten yayımlanan albümün ardından, Ozan Video tarafından 2006'da Mor Yıllar adını taşıyan üçüncü stüdyo albümü piyasaya sürüldü.

Dördüncü stüdyo albümü Herkes Evine, 2008'de DMC etiketiyle yayımlandı ve ertesi yıl bu albüme "Bizde Böyle" şarkısının eklenmesiyle Bizde Böyle + Herkes Evine adlı albüm piyasaya sürüldü. 2010'da DMC tarafından yayımlanan albüm dışı ilk single'ı "Rüya", Türkiye listelerinde bir numaraya yükselen ilk şarkısı oldu. DMC ile çalışmaya devam eden Sali'nin, 2010'da "Bize Yeter" single'ı ve 2011'de, kariyerinin ilk derleme albümü Collection satışa sunuldu. 2012'de GNL Entertainment etiketiyle, Sonsuz Ol adlı beşinci stüdyo albümü ve bu albümün yanı sıra daha önceki bazı şarkılarının remikslerinin yer aldığı Sonsuz Ol + Remixes piyasaya çıktı. Ertesi yıl, yine GNL Entertainment tarafından, kendisinin ilk konser albümü Bir Akdeniz Rüyası yayımlandı. 2013'te GNL Entertainment tarafından yayımlanan "Gelemiyorum Yanına" single'ının ardından tekrar DMC ile çalışmaya başlayan sanatçının 2014'te yayımlanan "Bugün Adım Leyla" single'ı ile konser kayıtlarının yer aldığı Bugün Adım Leyla albümü, ertesi yıl piyasaya sürüldü. 2015'teki altıncı ve son stüdyo albümü No 6 sonrasında sırasıyla "Ağlar mıyım? Ağlamam" (2017), "Magic" (2017), "Deli Divanenim" (2018) ve "Hadi Hoppalara" (2018) olmak üzere dört single çıkarırken "Magic" single'ı Sali'nin ilk İngilizce şarkısı oldu. Kariyeri boyunca çeşitli ödüller kazanan ve adaylıklar elde eden Sali'nin Kral Türkiye Müzik Ödülleri'nde iki ödülü de bulunmaktadır.

İlk yılları ve eğitimi

Ziynet Sali Safter,[1] Kıbrıs Türkü bir çiftin üç çocuğundan biri olarak 29 Nisan 1975'te, o dönem Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin başkenti olan Lefkoşa'da doğdu.[2][3] 1963 yılında Kıbrıs'tan Londra'ya giden babası, zaman zaman geldiği Kıbrıs'ta tanıştığı Sali'nin annesi ile evlendikten sonra Kıbrıs'a yerleşmişti.[2] Sali'nin doğumunun ardından aile, Manchester'da yaşamaya başladı.[2][3] Bu dönemde Sali, Britanya vatandaşlığı da aldı.[2][3] 1981 yılında döndüğü Kıbrıs'ta ilk ve orta eğitimini tamamlamasının ardından,[3] Akdoğan'daki Polatpaşa Lisesi'nden mezun oldu.[4] Liseden mezun olduktan sonra, Kültür Bakanlığının klasik Türk müziği korosu solistlerinden oldu.[3] 1994'te, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı bölümünde öğrenim görme amacıyla İstanbul'a geldi.[3] Bu yıllarda profeyonel müzik çalışmalarına başlayan Sali, 1999 yılında konservatuvardan mezun oldu.[3]

Kariyeri

1999-07: Kariyer başlangıcı, Ba-Ba, Amman Kuzum ve Mor Yıllar
Ziynet Sali, 2006

Müzik öğretmeni olarak mezun olmasının ardından, atama yapılamaması üzerine çeşitli eğlence mekânlarında sahne almaya başladı.[3][5] 1999 yılında sekreter olarak çalışmaya başladığı Dost Müzik'te, sonraları basın danışmanı oldu.[6] 2000'de, ilk stüdyo albümü Ba-Ba, Dost Müzik etiketiyle yayımlandı ve albümle aynı adı taşıyan "Ba-Ba" şarkısına bir video klip çekildi.[7] Bu albümün ardından Yunanca müzik eğitimi almaya ve canlı sahne performanslarında Yunanca şarkılar da söylemeye başladı.[8][9] Ekim 2004'te, Türkçenin yanı sıra Yunanca seslendirdiği şarkıların da yer aldığı, hem Türk hem Yunan müziğindeki pop şarkılarından oluşan Amman Kuzum adlı stüdyo albümü, Zorba Müzik tarafından yayımlandı.[10] Albümde yer alan "Yürek Yaralı Büyüyor" ve "Amman Kuzum" şarkılarına birer video klip çekildi.[11] 2005'te, bu albüme "Chiculata" şarkısının eklendiği ve bazı şarkılarının düzenlendiği yeni bir sürümü Chiculata+1 (Amman Kuzum), yine Zorba Müzik tarafından piyasaya sürüldü.[12]

Eylül 2006'da, Ozan Video tarafından yayımlanan üçüncü stüdyo albümü Mor Yıllar'da da Türkçe ve Yunanca şarkılara yer verdi.[9] Albümde yer alan şarkılardan "Zordur Oğlum"[13] ve "Mor Yıllar" için birer video klip çekildi.[14] "Zordur Oğlum", Eurodance 2007 adlı Avrupa'daki ülkelerden birer adet dans şarkısının yer aldığı yarışmanın öncesinde düzenlenen çevrimiçi ankette birinci olsa da yarışmada derece elde edemedi.[15][16] 16 Aralık 2006'da, Show TV'de yayınlanan Cennet Mahallesi dizisinin 100. bölümünde konuk oyuncu olarak kendisini canlandırdı.[17] 2 Ocak 2007'de, Kanal D'de yayınlanan Arka Sokaklar dizisinin 21. bölümünde, konuk sanatçı olarak yer aldı.[18] Ocak 2007'de vizyona giren Son Osmanlı Yandım Ali adlı filmde canlandırdığı Rum şarkıcı karakteriyle kariyerinde ilk kez bir sinema filminde rol aldı.[19] Kalan Müzik tarafından aynı ay yayımlanan film müzikleri albümündeki "Alim" ve "Kanaryam" şarkılarını seslendirdi.[20][21] 29 Eylül 2007'de,[22] FOX'ta yayın hayatına başlayan ve dört bölüm sonra yayınına son verilen Kartallar Yüksek Uçar dizisinde, pavyon şarkıcısı Şükran Alev karakteriyle yer aldı.[23]

2008-11: Herkes Evine, "Bizde Böyle", "Rüya" ve "Bize Yeter"

Ekim 2008'de, Herkes Evine adını taşıyan dördüncü stüdyo albümü, DMC tarafından yayımlandı.[24] İlki Türkçe, ikincisi ise Yunanca şarkılardan oluşan iki CD olarak yayımlanan albümde Sali, Sezen Aksu ve Sinan Akçıl ile çalışmıştı.[24] Albümde yer alan şarkılardan "Herkes Evine",[25] "Beş Çayı"[26] ve "Hava Hoş"[27] şarkılarına birer klip çekildi. 7 Nisan 2009'da, 15. Geleneksel Kavram Olimpiyatları kapsamında verilen Özel Ödül'ü aldı.[28] Eylül 2009'da, Herkes Evine albümüne "Bizde Böyle" şarkısı da eklenerek oluşturulan Bizde Böyle + Herkes Evine albümü, DMC tarafından iki CD şeklinde piyasaya sürüldü.[29] Aynı ay içerisinde "Bizde Böyle" için bir de video klip çekildi.[30] Kasım 2009'da, Şükrü Tunar anısına yayımlanan ve Serkan Çağrı'nın klarnetiyle eşlik ettiği şarkılardan oluşan Şükrü Tunar Eserleriyle Serkan Çağrı albümünde yer alan "Canımın Yoldaşı Ol" adlı şarkıyı seslendirdi.[31][32] 15 Aralık 2009'da düzenlenen 13. İstanbul FM Müzik Ödülleri'nde Sali, "Beş Çayı" adlı şarkısıyla En İyi Şarkı, Beste ve Söz kategorisinde verilen ödülün sahibi oldu.[33] 31 Aralık 2009'da, Kanal D'de yayınlanan Geniş Aile dizisinin yılbaşı özel bölümünde konuk olarak kendisini canlandırdı.[34]

Sali, Akçakoca'da düzenlenen 14. Uluslararası Parlayan Kent Akçakoca Kültür ve Turizm Festivali sırasında, 2010

Ocak 2010'da, aynı ay içerisinde bir video klip de çekilen albüm dışı ilk single çalışması olan "Rüya", DMC etiketiyle piyasaya sürüldü.[35] Şarkı, Nielsen Media Research verilerine göre Türkiye'deki radyolarda en çok çalan şarkılar listesinde bir numaraya kadar yükseldi.[36] "Rüya"; 24 Mart'taki Siyaset Dergisi Ödülleri'nde, Yılın Single Albümü kategorisinde ödül kazandı.[37] Sanatçı, 18 Şubat 2010'da ilki gerçekleştirilen Pal FM Müzik Ödülleri'nde, En İyi Canlı Performans Pop Kadın kategorisinde verilen ödülün sahibi oldu.[38] Ozan Doğulu'nun Haziran 2010'da yayımlanan 130 Bpm adlı albümünde "Sen Mutlu Ol",[39] Enbe Orkestrası'nın Aralık 2010'da yayımlanan albümü Kalbim'de ise "Dolaşayım Damarlarında" adlı şarkıyı seslendirdi.[40] "Sen Mutlu Ol" için Doğulu'nun da yer aldığı bir video klip de çekilmiş ve Temmuz ayında yayımlanmıştı.[41] Aralık 2010'da "Bize Yeter" adlı single'ı, DMC tarafından satışa sunuldu.[42] "Bize Yeter" için aynı ay bir video klip yayımlanırken;[43] Şubat 2011'de; Mor Yılar ve Herkes Evine albümleri ile "Bizde Böyle", "Rüya" ve "Bize Yeter" single'larının yer aldığı, beş CD'den oluşan Sali'nin ilk derleme albümü Collection, DMC tarafından yayımlandı.[44] Mart 2011'de, Emniyet Genel Müdürlüğünün kuruluşunun 166. yılı dolayısıyla, "Bize Yeter"in sözlerinin kurumun isteğine göre yeniden yazılmış bir sürümü, yine polis temalı olarak çekilen bir video klip eşliğinde yayımlandı.[45] 17 Mayıs 2011'de gerçekleştirilen 17. Kral Müzik Ödülleri kapsamındaki Radyolarda En Çok Çalınan Şarkı kategorisinde verilen ödülü "Rüya" ile kazanan Sali,[46] En İyi Kadın Sanatçı ile En İyi Şarkı ("Rüya" ile) kategorilerinde adaylık elde etti.[47] Aynı yılın Ağustos ayında, Ozan Doğulu'nun 130 Bpm Allegro adlı albümünde, "Müptelayım Sana" şarkısının yeniden düzenlenmiş bir sürümünü seslendirdi.[48]

2012-16: Sonsuz Ol, "Gelemiyorum Yanına", "Bugün Adım Leyla" ve No 6

Şubat 2012'de, bir süre sonra yayımlanacak beşinci stüdyo albümü Sonsuz Ol'da yer alan "Alışkın Değiliz" single'ını, şarkıya eşlik eden bir video kliple beraber promosyon amacıyla yayımladı.[49] Nisan 2012'de albüm, GNL Entertainment etiketiyle yayımlandı.[50] Albümde Sinan Akçıl, Sezen Aksu, Kenan Doğulu, Sıla ve Yıldız Tilbe ile çalışan Sali; Ozan Doğulu, Mustafa Ceceli ve Ozan Çolakoğlu'na da aranjör olarak yer vermişti.[50][51] Albümde yer alan şarkılardan "Favori Aşkım",[52] "Yanabiliriz",[53] "Her Şey Çok Güzel Olacak",[54] "Yine Geceler", "Deli" ve "Senin Olsun"a birer video klip çekildi.[55] Ağustos 2012'de; ilkinde Sonsuz Ol'daki şarkılar, ikincisinde ise Sonsuz Ol'daki bazı şarkıların yanı sıra daha önce yayımlanmış bazı şarkıların remikslerinin yer aldığı iki CD'den oluşan Sonsuz Ol + Remixes albümü, GNL Entertainment tarafından piyasaya sürüldü.[56] Ekim 2012'de yayımlanan Hüseyin Karadayı albümü Diskomatik'te "Sevenler Ağlarmış"ı seslendirirken, Sonsuz Ol albümündeki "Alışkın Değiliz"in remiks sürümü de yer aldı.[57]

8 Eylül 2012'de, İstanbul'daki KüçükÇiftlik Park'ta Bir Akdeniz Rüyası adıyla verdiği konserin canlı kaydı; Mayıs 2013'te, GNL Entertainment tarafından kendisinin ilk konser albümü olacak şeklide, Bir Akdeniz Rüyası adıyla piyasaya sürüldü.[58][59] 12 Nisan 2013'te gerçekleştirilen 1. Türkiye Müzik Ödülleri'nde, Nihat Odabaşı'nın yönettiği "Her Şey Çok Güzel Olacak"ın klibi ile En İyi Klip kategorisinde ödül kazandı.[60] Aynı kliple Sali, 6 Mayıs 2013'teki 3. Pal FM Müzik Ödülleri'nde de yine aynı kategoride verilen ödülün sahibi oldu.[61] Kasım 2013'te, söz ve müziği Sinan Akçıl'a ait olan "Gelemiyorum Yanına" adlı single'ı, GNL Entertainment tarafından yayımlandı.[62] 27 Aralık 2013'te, Haliç Üniversitesi tarafından düzenlenen 2013 Yılın Enleri Ödülleri'nde, En İyi Kadın Pop sanatçısı kategorisinde verilen ödülün sahibi oldu.[63] 10 Şubat 2014'te, Kanal D'ye yayın hayatına başlayan ses yarışması programı X Factor'ün jüri üyeleri arasında yer alsa da;[64] 24 Mart'ta yayınlanan bölüm sonrasında yarışmaya ara verildi[65] ve tekrar yayına başladıktan sonra jüri üyeleri arasında Sali yer almadı.[66] Türkiye Engelliler Spor Yardım ve Eğitim Vakfının kuruluşunun 15. yılı dolayısıyla hazırlanarak Nisan 2014'te piyasaya sürülen ve çeşitli isimler tarafından seslendirilen hikâyelerden oluşan Büyük Resim adlı albümde yer alan "Arzuhalcinin Yazamadıkları" hikâyesini, Volkan Konak ve Fettah Can ile birlikte seslendirdi.[67] Kanal D'nin Arkadaşım Hoşgeldin adlı show programının 17 Nisan 2014'teki 16. bölümüne konuk oldu.[68] Temmuz 2014 çıkışlı Ozan Doğulu albümü 130 Bpm Moderato'da seslendirdiği "Naparsan Yap" şarkısı için aynı ay bir video klip de gösterime girdi.[69][70] "Benim Adım Leyla" adlı single'ı DMC tarafından Eylül 2014'te, şarkıya eşlik eden bir video kliple birlikte yayımlandı.[71] Kasım 2014'te, ilki "Bugün Adım Leyla"dan, ikincisi ve üçüncüsü ise Beşiktaş Kültür Merkezi'nde verdiği konserlerde seslendirdiği şarkıların canlı kayıtlarından oluşan üç CD'lik Bugün Adım Leyla albümü, DMC tarafından yayımlandı.[72][73]

Şubat 2015'te, daha sonradan bir video klibi de çekilen Enbe Orkestrası'nın Enbe Orkestrası & Behzat Gerçekler albümündeki "İstanbul" şarkısını, Hayyam Nisanov ile birlikte seslendirdi.[74] 28 Şubat 2015'te, 12numara.com.tr Yılın Birincilik Ödülleri kapsamında verilen Yılın En Başarılı Kadın Ünlüsü ödülünü aldı.[75] Temmuz 2015'te, video klip eşliğinde piyasaya sürülen GülSara'nın "Follow Me" adlı single'ında şarkıcıyla düet yaptı.[76] Aynı ay, altıncı stüdyo albümü No 6, DMC etiketiyle yayımlandı.[77] Mete Özgencil'in iki şarkısı dışındaki albümdeki şarkıların tamamının sözleri Sıla tarafından yazılmıştı.[78] Albümde yer alan şarkılardan "Mevsimsizim",[79] "Dağınık Yatak",[79], "Çeyrek Gönül"[80] ve "Başrol"[81] için birer video klip çekildi. Beşiktaş Kültür Merkezi'nde sergilenen ve 11 Ekim 2015'te, Kanal D'de yayınlanan Buyur Burdan Yak'ın 11. bölümüne konuk oyuncu olarak katıldı.[82] 20 Ocak 2016'da gerçekleştirilen 3. En Moda Dergisi Yılın En İyileri adlı ödül töreninde, Yılın En İyi Kadın Sanatçısı ile Yılın En İyi Albümü (No 6 ile) kategorilerinde ödül aldı.[83] Ağustos 2016'da, bir video klip eşliğinde yayımlanan Ozan Doğulu'nun "Yağmur" adlı single'ını seslendirdi.[84] 27 Ağustos 2016'da gerçekleştirilen Daf Bama Müzik Ödülleri'nde, Akdeniz'in En İyi Sanatçısı ve En İyi Türk Kadın Sanatçı ödüllerinin sahibi olurken;[85] En İyi Albüm (No 6 ile) ve En İyi Video ("Başrol" ile) kategorilerinde de aday gösterilmişti.[86]

2017-günümüz: "Ağlar mıyım? Ağlamam", "Magic" ve "Deli Divanenim"

Ocak 2017'de, DMC tarafından yayımlanan ve bir de video klip çekilen Enbe Orkestrası'nın "Bir Melekten Hediye" adlı şarkısında yer aldı.[87] 18 Mayıs 2017'de düzenlenen İstanbul Üniversitesi 1453 Ödülleri'nde, Yılın Müzik Kadını kategorisinde ödül aldı.[88] Aynı yılın Ekim ayında, yine bir video klip eşliğinde "Ağlar mıyım? Ağlamam" adlı single'ı, DMC tarafından piyasaya sürüldü.[89] Kasım'da ise yine DMC tarafından, bir video klip eşliğinde yayımlanan ve kendisine Anthony Johnson'ın eşlik ettiği "Magic" single'ı; Sali'nin ilk İngilizce single çalışması oldu.[90] 10 Aralık 2017'de gerçekleştirilen 44. Altın Kelebek Ödülleri'nde, Yılın Pop Şarkıcısı-Kadın kategorisi ile "Bir Melekten Hediye" (Enbe Orkestrası ile) ve "Yağmur" (Ozan Doğulu ile) şarkılarıyla Yılın Şarkısı kategorisinde aday gösterildi.[91][92] Sözü ve bestesi Sezen Aksu'ya ait "Deli Divanenim" adlı single'ı ve şarkıya eşlik eden bir video klip, Mayıs 2018'de DMC etiketiyle piyasaya sürüldü.[93][94] Sali, "Magic" ile, 7 Haziran 2018'de gerçekleştirilen Best of Kültür Ödülleri'nde verilen Yılın En İyi Yabancı Single'ı ödülünün sahibi oldu.[95] Ağustos 2018'de, kendisine Berk Coşkun'un eşlik ettiği "Hadi Hoppalara" single'ı, şarkıya çekilen bir video kliple birlikte, DMC tarafından yayımlandı.[96]

Bob Marley'in 74. doğum gününe denk gelen 6 Şubat 2019'da YouTube üzerinden, Marley'in 1974 çıkışlı şarkısı "No Woman, No Cry"ın bir cover sürümü ile şarkıya eşlik eden bir video klip yayımlandı.[97] 14 Mart'ta ise, Ferdi Tayfur'un 1991 çıkışlı "Bana da Söyle" şarkısının cover sürümü, bir video klip eşliğinde DMC etiketiyle yayımlandı.[98] 10 Şubat 2020'de, Tuğçe Ören'in sözlerini yazdığı "Ömrüm" şarkısı DMC tarafından yayımlandı. Şarkı için bir de video klip çekildi.[99] 9 Nisan'da "Yara", 24 Temmuz'da ise "Kalbim Tatilde" single'ları piyasaya sürüldü.[100]

Tarzı

İlk albümünden itibaren Yunan müziği çalışmalarına başladı.[11] İlk çalışmalarında rebetiko tarzında da eserler veren Sali, günümüzde yalnızca pop tarzında eserler vermektedir.[11]

Özel hayatı

Sali'nin iki erkek kardeşi bulunmaktadır.[2] Gayrettepe, İstanbul'daki apartman dairesinde yaşayan Sali;[101] 2015'te Çatalköy'de bir villa, 2006'da ise Dereboyu, Lefkoşa'da bir apartman dairesi satın almıştır.[102] 15 Eylül 2019 tarihinde Sali, Erkan Erzurumlu ile evlendi.[103]

Diskografie

    2001: Ba-Ba
    2004: Amman Kuzum
    2006: Mor Yıllar
    2008: Herkes Evine
    2012: Sonsuz Ol
    2014: Bugün Adım Leyla
    2015: No 6
    2021: Yaşam Çiçeği

Weitere Alben

    2005: Chiculata+1 (Remixalbum)
    2009: Bizde Böyle + Herkes Evine (Kompilation)
    2011: Collection (Kompilation)
    2012: Sonsuz Ol + Remixes (Remixalbum)
    2013: Bir Akdeniz Rüyası (Livealbum)

Singles

    2001: Ba-Ba (Original: Despina Vandi – A Pa Pa)
    2004: Yürek Yaralı Büyüyor
    2004: Amman Kuzum
    2005: Chiculata (Original: Giorgos Xanthiotis - Chiculata Chikita)
    2006: Zordur Oğlum
    2006: Mor Yıllar
    2007: Alim
    2007: Kanaryam
    2008: Herkes Evine
    2008: Beş Çayı
    2009: Canımın Yoldaşı Ol (mit Serkan Çağrı)
    2009: Hava Hoş
    2009: Bizde Böyle
    2009: Rüya (Hintergrundstimme: Sinan Akçıl)
    2010: Bize Yeter
    2010: Dolaşayım Damarlarında (mit Enbe Orkestrası)
    2010: Sen Mutlu Ol (mit Ozan Doğulu)
    2011: Müptelayım Sana (mit Ozan Doğulu)
    2011: Bana Uyan (mit Sinan Akçıl)
    2012: Sevenler Ağlarmış (mit Hüseyin Karadayı)
    2012: Favori Aşkım (Original: Helena Paparizou - Mambo)
    2012: Alışkın Değiliz
    2012: Yanabiliriz
    2012: Herşey Güzel Olacak
    2013: Yine Geceler
    2013: Senin Olsun
    2013: Deli (Original: Pritam Chakraborty – Aahun Aahun)
    2013: Gelemiyorum Yanına

Filmografisi

2006 Cennet Mahallesi Kendisi Dizi, 100. bölüm
2007 Arka Sokaklar Şarkıcı Dizi, 21. bölüm
2007 Son Osmanlı Yandım Ali Rum şarkıcı
2007 Kartallar Yüksek Uçar Şükran Alev Dizi, 4 bölüm
2009 Geniş Aile Kendisi Dizi, yılbaşı özel bölümü
2014 Arkadaşım Hoşgeldin Kendisi Dizi, 16. bölüm
2015 Buyur Burdan Bak Kendisi Dizi, 11. bölüm

Aday gösterildiği veya kazandığı ödüller

Ödül Tarih Kategori Aday gösterilen çalışma/kişi Sonuç Kaynak
15. Geleneksel Kavram Olimpiyatları 7 Nisan 2009 Özel Ödül Ziynet Sali Kazandı [28]
13. İstanbul FM Müzik Ödülleri 15 Aralık 2009 En İyi Şarkı, Beste ve Söz "Beş Çayı" Kazandı [33]
1. Pal FM Müzik Ödülleri 18 Şubat 2010 En İyi Canlı Performans Pop Kadın Ziynet Sali Kazandı [38]
Siyaset Dergisi Ödülleri 24 Mart 2010 Yılın Single Albümü "Rüya" Kazandı [37]
17. Kral Müzik Ödülleri 17 Mayıs 2011 Radyolarda En Çok Çalınan Şarkı "Rüya" Kazandı [46][47]
En İyi Şarkı "Rüya" Adaylık
En İyi Kadın Sanatçı Ziynet Sali Adaylık
1. Türkiye Müzik Ödülleri 12 Nisan 2013 En İyi Klip "Her Şey Çok Güzel Olacak" Kazandı [60]
3. Pal FM Müzik Ödülleri 6 Mayıs 2013 En İyi Klip "Her Şey Güzel Olacak" Kazandı [61]
Haliç Üniversitesi 2013 Yılın Enleri Ödülleri 27 Aralık 2013 Yılın En İyi Kadın Pop Sanatçısı Ziynet Sali Kazandı [63]
12numara.com.tr Yılın Birincilik Ödülleri 28 Şubat 2015 Yılın En Başarılı Kadın Ünlüsü Ziynet Sali Kazandı [75]
3. En Moda Dergisi Yılın En İyileri 20 Ocak 2016 Yılın En İyi Kadın Sanatçısı Ziynet Sali Kazandı [83]
Yılın En İyi Albümü No 6 Kazandı
Daf Bama Müzik Ödülleri 27 Ağustos 2016 Akdeniz'in En İyi Sanatçısı Ziynet Sali Kazandı [85][86]
En İyi Türk Kadın Sanatçı Ziynet Sali Kazandı
En İyi Albüm No 6 Adaylık
En İyi Video "Başrol" Adaylık
İstanbul Üniversitesi 1453 Ödülleri 18 Mayıs 2017 Yılın Müzik Kadını Ziynet Sali Kazandı [88]
44. Altın Kelebek Ödülleri 10 Aralık 2017 En İyi Pop Müzik-Kadın Ziynet Sali Adaylık [91][92]
Yılın Şarkısı "Bir Melekten Hediye" (Enbe Orkestrası ile) Adaylık
Yılın Şarkısı "Yağmur" (Ozan Doğulu ile) Adaylık
Best of Kültür Ödülleri 7 Haziran 2018 En İyi Yabancı Single'ı "Magic" Kazandı [95]

Kaynak :

Wikipedia

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ayla Çelik Kimdir? Biyografisi
Yazar: RasitTunca - 08-09-2022, 02:51 AM - Forum: Biyografiler - Yorum Yok



Ayla Çelik Kimdir? Biyografisi

Ayla Çelik (d. 14 Kasım 1973, Ardahan[1]), Türk şarkıcı-şarkı yazarıdır.

Hayatı ve kariyeri

Ayla Çelik, 14 Kasım[2] 1973 tarihinde Ardahan'da doğdu.[3] Öğrenimini İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunu olarak bitirdi, daha sonra müzik hayatına başladı.[4] Müzikle olan profesyonel serüvenine Melih Kibar ile başladı. Çok sayıda reklam müziğini seslendirdi. Devlet tiyatroları için hazırlanan ve Kenan Işık’ın yönetmenliğini yaptığı Antigone isimli oyunun müziklerini de hazırladı.

30 Temmuz 2007 tarihinde Belma Şahin ile birlikte kaydettikleri ortak albüm İstanbul Türküleri yayımlandı.[5] 3 Aralık 2008'de "Bir Dönebilsem" adlı single çalışması piyasaya sürüldü.[6] 30 Eylül 2010 tarihinde ilk stüdyo albümü olan Lavanta'yı yayımladı.[7] Albümün çıkış şarkısı albümle aynı ismi taşıyan "Lavanta" şarkısı oldu. 2012 yılında Altın Kelebek Ödülleri ve Türkiye Müzik Ödülleri’nde bestesini Gökhan Tepe’nin yaptığı sözlerini kendisinin yazdığı Demet Akalın'ın Giderli 16 albümünde yer alan "Türkan" şarkısı ile yılın şarkısı ödülünü aldı.[8][9] 2013 yılında Aysel Gürel'e saygı albümü olan Aysel'in'de yer alan "Olacak Olacak" şarkısını seslendirdi.[10] Çelik, İbrahim Tatlıses, Sibel Can, Ebru Gündeş, Gülben Ergen, Serdar Ortaç, Demet Akalın, Gökhan Tepe, İrem Derici, Aşkın Nur Yengi, Özcan Deniz, Petek Dinçöz, Ebru Yaşar ve Berkay gibi birçok isme şarkı verdi.[11]

15 Ocak 2016 tarihinde Ben adlı ikinci stüdyo albümünü yayımladı.[12] Albümün çıkış şarkısı "Aşk Şarkıları" Erhan Bayrak versiyonu tercih edildi.[13] İkinci klip olarak Beyazıt Öztürk ile birlikte seslendirdiği "Bağdat" şarkısı yayımlandı. Şarkı, Türkiye Resmî Listesi'nde 1 numaraya kadar yükselmeyi başardı.[14]

Çelik'in üçüncü stüdyo albümü, Daha Bi' Aşık, 2 Ağustos 2019 tarihinde Sony Music etiketiyle piyasaya sürüldü. Albümdeki şarkılarının sözü, müziği Ayla Çelik, Hakkı Yalçın, Erkin Koray ve Şebnem Sungur tarafından hazırlandı. Albümün çıkış şarkısı "Daha Bi' Aşık", aynı gün bir video kliple birlikte yayımlandı.[15]
Diskografi

Albümler

    İstanbul Türküleri (2007)
    Lavanta (2010)
    Ben (2016)
    Daha Bi' Aşık (2019)

Single'lar

    "Bir Dönebilsem" (2008)
    "Altın Sarısı" (Hakan Kabil Remix) (2016)
    "Dikensiz Gül" (Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Orijinal Dizi Müzikleri) (2017)
    "Aşk Tutar Beni" (Yasak Elma Orijinal Dizi Müzikleri) (2018)
    "Daha Bi' Aşık" (Selami Bilgiç Versiyon) (2019)
    "Parti (Şiki Şiki Baba)" (Beyazıt Öztürk ile) (2020)
    "Ay Işığı" (2020)
    "Yalancılar" (2021)
    "Seviyoruz Hâlâ" (Hakan Altun ile) (2021)
    "Öp Beni" (2022)

Eserleri

    Bu liste eksiktir, maddeyi geliştirerek yardımcı olabilirsiniz.

    Aşkın Nur Yengi – "Elin Oğlu", "Hafta Sonu", "Bi' Sebepten"
    Berkay – "İzmirli"
    Demet Akalın – "Türkan", "Ya Sana Bir Şey Olursa", "Gidenlerin Kalanları"
    Ebru Gündeş – "Vatan", "Aşkın Huzurunda", "Aşık"
    Ebru Yaşar – "Hasretin Vuruyor"
    Gökhan Tepe – "Kader"
    Gülben Ergen – "Bugünün Sevdalısı"
    İrem Derici – "Dantel"
    Kendi – "Voltaj"
    Petek dinçöz – "Yerimde Sen Olsan", "Aşk Yüzünden", "Kolay Değil"
    Reyhan Karaca – "Şans"
    Serdar Ortaç – "Rahvan", "Abi"
    Sibel Can – "Benim Adım Aşk"
    Bengü - "Kuzum"

Ödülleri:

2013 – 1.Türkiye Müzik Ödülleri – En İyi Şarkısı’nın Söz Yazarı (Türkan)
2013 – 40.Altın Kelebek Ödülleri – Yılın Şarkısı’nın Söz Yazarı (Türkan)
2016 – 43.Pantene Altın Kelebek Ödülleri – Yılın Şarkısı (Bağdat)

Kaynak :

Wikipedia

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Raşidi Tarikatında Önemli Sure ve Ayetlerin Arapça Metni
Yazar: RasitTunca - 08-08-2022, 07:39 PM - Forum: Raşidi Tarikatı Genel Bilgiler - Yorum (1)




Raşidi Tarikatında Önemli Surelerin Arapça Metni

---oOo---

Yasin suresi - Arapça Okunuşu

سُوۡرَةُ یسٓ
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
يسٓ (١) وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡحَكِيمِ (٢) إِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ (٣) عَلَىٰ صِرَٲطٍ۬ مُّسۡتَقِيمٍ۬ (٤) تَنزِيلَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ (٥) لِتُنذِرَ قَوۡمً۬ا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمۡ فَهُمۡ غَـٰفِلُونَ (٦) لَقَدۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَىٰٓ أَكۡثَرِهِمۡ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ (٧) إِنَّا جَعَلۡنَا فِىٓ أَعۡنَـٰقِهِمۡ أَغۡلَـٰلاً۬ فَهِىَ إِلَى ٱلۡأَذۡقَانِ فَهُم مُّقۡمَحُونَ (٨) وَجَعَلۡنَا مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيہِمۡ سَدًّ۬ا وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ سَدًّ۬ا فَأَغۡشَيۡنَـٰهُمۡ فَهُمۡ لَا يُبۡصِرُونَ (٩) وَسَوَآءٌ عَلَيۡہِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ (١٠) إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّڪۡرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحۡمَـٰنَ بِٱلۡغَيۡبِۖ فَبَشِّرۡهُ بِمَغۡفِرَةٍ۬ وَأَجۡرٍ۬ ڪَرِيمٍ (١١) إِنَّا نَحۡنُ نُحۡىِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَڪۡتُبُ مَا قَدَّمُواْ وَءَاثَـٰرَهُمۡۚ وَكُلَّ شَىۡءٍ أَحۡصَيۡنَـٰهُ فِىٓ إِمَامٍ۬ مُّبِينٍ۬ (١٢) وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلاً أَصۡحَـٰبَ ٱلۡقَرۡيَةِ إِذۡ جَآءَهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ (١٣) إِذۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡہِمُ ٱثۡنَيۡنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزۡنَا بِثَالِثٍ۬ فَقَالُوٓاْ إِنَّآ إِلَيۡكُم مُّرۡسَلُونَ (١٤) قَالُواْ مَآ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرٌ۬ مِّثۡلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ مِن شَىۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا تَكۡذِبُونَ (١٥) قَالُواْ رَبُّنَا يَعۡلَمُ إِنَّآ إِلَيۡكُمۡ لَمُرۡسَلُونَ (١٦) وَمَا عَلَيۡنَآ إِلَّا ٱلۡبَلَـٰغُ ٱلۡمُبِينُ (١٧) قَالُوٓاْ إِنَّا تَطَيَّرۡنَا بِكُمۡۖ لَٮِٕن لَّمۡ تَنتَهُواْ لَنَرۡجُمَنَّكُمۡ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ۬ (١٨) قَالُواْ طَـٰٓٮِٕرُكُم مَّعَكُمۡۚ أَٮِٕن ذُڪِّرۡتُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ۬ مُّسۡرِفُونَ (١٩) وَجَآءَ مِنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ رَجُلٌ۬ يَسۡعَىٰ قَالَ يَـٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُواْ ٱلۡمُرۡسَلِينَ (٢٠) ٱتَّبِعُواْ مَن لَّا يَسۡـٴَـلُكُمۡ أَجۡرً۬ا وَهُم مُّهۡتَدُونَ (٢١) وَمَا لِىَ لَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِى فَطَرَنِى وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ (٢٢) ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦۤ ءَالِهَةً إِن يُرِدۡنِ ٱلرَّحۡمَـٰنُ بِضُرٍّ۬ لَّا تُغۡنِ عَنِّى شَفَـٰعَتُهُمۡ شَيۡـًٔ۬ا وَلَا يُنقِذُونِ (٢٣) إِنِّىٓ إِذً۬ا لَّفِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ (٢٤) إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمۡ فَٱسۡمَعُونِ (٢٥) قِيلَ ٱدۡخُلِ ٱلۡجَنَّةَۖ قَالَ يَـٰلَيۡتَ قَوۡمِى يَعۡلَمُونَ (٢٦) بِمَا غَفَرَ لِى رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ (٢٧) ۞ وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندٍ۬ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ (٢٨) إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةً۬ وَٲحِدَةً۬ فَإِذَا هُمۡ خَـٰمِدُونَ (٢٩) يَـٰحَسۡرَةً عَلَى ٱلۡعِبَادِ‌ۚ مَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَہۡزِءُونَ (٣٠) أَلَمۡ يَرَوۡاْ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ أَنَّہُمۡ إِلَيۡہِمۡ لَا يَرۡجِعُونَ (٣١) وَإِن كُلٌّ۬ لَّمَّا جَمِيعٌ۬ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ (٣٢) وَءَايَةٌ۬ لَّهُمُ ٱلۡأَرۡضُ ٱلۡمَيۡتَةُ أَحۡيَيۡنَـٰهَا وَأَخۡرَجۡنَا مِنۡہَا حَبًّ۬ا فَمِنۡهُ يَأۡڪُلُونَ (٣٣) وَجَعَلۡنَا فِيهَا جَنَّـٰتٍ۬ مِّن نَّخِيلٍ۬ وَأَعۡنَـٰبٍ۬ وَفَجَّرۡنَا فِيہَا مِنَ ٱلۡعُيُونِ (٣٤) لِيَأۡڪُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتۡهُ أَيۡدِيهِمۡ‌ۖ أَفَلَا يَشۡڪُرُونَ (٣٥) سُبۡحَـٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلۡأَزۡوَٲجَ ڪُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ وَمِنۡ أَنفُسِهِمۡ وَمِمَّا لَا يَعۡلَمُونَ (٣٦) وَءَايَةٌ۬ لَّهُمُ ٱلَّيۡلُ نَسۡلَخُ مِنۡهُ ٱلنَّہَارَ فَإِذَا هُم مُّظۡلِمُونَ (٣٧) وَٱلشَّمۡسُ تَجۡرِى لِمُسۡتَقَرٍّ۬ لَّهَا‌ۚ ذَٲلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ (٣٨) وَٱلۡقَمَرَ قَدَّرۡنَـٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلۡعُرۡجُونِ ٱلۡقَدِيمِ (٣٩) لَا ٱلشَّمۡسُ يَنۢبَغِى لَهَآ أَن تُدۡرِكَ ٱلۡقَمَرَ وَلَا ٱلَّيۡلُ سَابِقُ ٱلنَّہَارِ‌ۚ وَكُلٌّ۬ فِى فَلَكٍ۬ يَسۡبَحُونَ (٤٠) وَءَايَةٌ۬ لَّهُمۡ أَنَّا حَمَلۡنَا ذُرِّيَّتَہُمۡ فِى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ (٤١) وَخَلَقۡنَا لَهُم مِّن مِّثۡلِهِۦ مَا يَرۡكَبُونَ (٤٢) وَإِن نَّشَأۡ نُغۡرِقۡهُمۡ فَلَا صَرِيخَ لَهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنقَذُونَ (٤٣) إِلَّا رَحۡمَةً۬ مِّنَّا وَمَتَـٰعًا إِلَىٰ حِينٍ۬ (٤٤) وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُواْ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيكُمۡ وَمَا خَلۡفَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ (٤٥) وَمَا تَأۡتِيہِم مِّنۡ ءَايَةٍ۬ مِّنۡ ءَايَـٰتِ رَبِّہِمۡ إِلَّا كَانُواْ عَنۡہَا مُعۡرِضِينَ (٤٦) وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ ڪَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنُطۡعِمُ مَن لَّوۡ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطۡعَمَهُ ۥۤ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ۬ (٤٧) وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ (٤٨) مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيۡحَةً۬ وَٲحِدَةً۬ تَأۡخُذُهُمۡ وَهُمۡ يَخِصِّمُونَ (٤٩) فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ تَوۡصِيَةً۬ وَلَآ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ يَرۡجِعُونَ (٥٠) وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ يَنسِلُونَ (٥١) قَالُواْ يَـٰوَيۡلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرۡقَدِنَاۜ‌ۗ هَـٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وَصَدَقَ ٱلۡمُرۡسَلُونَ (٥٢) إِن ڪَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةً۬ وَٲحِدَةً۬ فَإِذَا هُمۡ جَمِيعٌ۬ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ (٥٣) فَٱلۡيَوۡمَ لَا تُظۡلَمُ نَفۡسٌ۬ شَيۡـًٔ۬ا وَلَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا ڪُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ (٥٤) إِنَّ أَصۡحَـٰبَ ٱلۡجَنَّةِ ٱلۡيَوۡمَ فِى شُغُلٍ۬ فَـٰكِهُونَ (٥٥) هُمۡ وَأَزۡوَٲجُهُمۡ فِى ظِلَـٰلٍ عَلَى ٱلۡأَرَآٮِٕكِ مُتَّكِـُٔونَ (٥٦) لَهُمۡ فِيہَا فَـٰكِهَةٌ۬ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ (٥٧) سَلَـٰمٌ۬ قَوۡلاً۬ مِّن رَّبٍّ۬ رَّحِيمٍ۬ (٥٨) وَٱمۡتَـٰزُواْ ٱلۡيَوۡمَ أَيُّہَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ (٥٩) ۞ أَلَمۡ أَعۡهَدۡ إِلَيۡكُمۡ يَـٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعۡبُدُواْ ٱلشَّيۡطَـٰنَ‌ۖ إِنَّهُ ۥ لَكُمۡ عَدُوٌّ۬ مُّبِينٌ۬ (٦٠) وَأَنِ ٱعۡبُدُونِى‌ۚ هَـٰذَا صِرَٲطٌ۬ مُّسۡتَقِيمٌ۬ (٦١) وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلاًّ۬ كَثِيرًا‌ۖ أَفَلَمۡ تَكُونُواْ تَعۡقِلُونَ (٦٢) هَـٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمۡ تُوعَدُونَ (٦٣) ٱصۡلَوۡهَا ٱلۡيَوۡمَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ (٦٤) ٱلۡيَوۡمَ نَخۡتِمُ عَلَىٰٓ أَفۡوَٲهِهِمۡ وَتُكَلِّمُنَآ أَيۡدِيہِمۡ وَتَشۡہَدُ أَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ (٦٥) وَلَوۡ نَشَآءُ لَطَمَسۡنَا عَلَىٰٓ أَعۡيُنِہِمۡ فَٱسۡتَبَقُواْ ٱلصِّرَٲطَ فَأَنَّىٰ يُبۡصِرُونَ (٦٦) وَلَوۡ نَشَآءُ لَمَسَخۡنَـٰهُمۡ عَلَىٰ مَڪَانَتِهِمۡ فَمَا ٱسۡتَطَـٰعُواْ مُضِيًّ۬ا وَلَا يَرۡجِعُونَ (٦٧) وَمَن نُّعَمِّرۡهُ نُنَڪِّسۡهُ فِى ٱلۡخَلۡقِ‌ۖ أَفَلَا يَعۡقِلُونَ (٦٨) وَمَا عَلَّمۡنَـٰهُ ٱلشِّعۡرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُ ۥۤ‌ۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرٌ۬ وَقُرۡءَانٌ۬ مُّبِينٌ۬ (٦٩) لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّ۬ا وَيَحِقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَى ٱلۡكَـٰفِرِينَ (٧٠) أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا خَلَقۡنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتۡ أَيۡدِينَآ أَنۡعَـٰمً۬ا فَهُمۡ لَهَا مَـٰلِكُونَ (٧١) وَذَلَّلۡنَـٰهَا لَهُمۡ فَمِنۡہَا رَكُوبُہُمۡ وَمِنۡہَا يَأۡكُلُونَ (٧٢) وَلَهُمۡ فِيہَا مَنَـٰفِعُ وَمَشَارِبُ‌ۖ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ (٧٣) وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً۬ لَّعَلَّهُمۡ يُنصَرُونَ (٧٤) لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَهُمۡ وَهُمۡ لَهُمۡ جُندٌ۬ مُّحۡضَرُونَ (٧٥) فَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡ‌ۘ إِنَّا نَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ (٧٦) أَوَلَمۡ يَرَ ٱلۡإِنسَـٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَـٰهُ مِن نُّطۡفَةٍ۬ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ۬ مُّبِينٌ۬ (٧٧) وَضَرَبَ لَنَا مَثَلاً۬ وَنَسِىَ خَلۡقَهُ ۥ‌ۖ قَالَ مَن يُحۡىِ ٱلۡعِظَـٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌ۬ (٧٨) قُلۡ يُحۡيِيہَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍ۬‌ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلۡقٍ عَلِيمٌ (٧٩) ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلۡأَخۡضَرِ نَارً۬ا فَإِذَآ أَنتُم مِّنۡهُ تُوقِدُونَ (٨٠) أَوَلَيۡسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخۡلُقَ مِثۡلَهُم‌ۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلۡخَلَّـٰقُ ٱلۡعَلِيمُ (٨١) إِنَّمَآ أَمۡرُهُ ۥۤ إِذَآ أَرَادَ شَيۡـٴً۬ـا أَن يَقُولَ لَهُ ۥ كُن فَيَكُونُ (٨٢) فَسُبۡحَـٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىۡءٍ۬ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ (٨٣)

Fetih Suresi Arapça Okunuşu

سُوۡرَةُ الفَتْح
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنَّا فَتَحۡنَا لَكَ فَتۡحً۬ا مُّبِينً۬ا (١) لِّيَغۡفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعۡمَتَهُ ۥ عَلَيۡكَ وَيَہۡدِيَكَ صِرَٲطً۬ا مُّسۡتَقِيمً۬ا (٢) وَيَنصُرَكَ ٱللَّهُ نَصۡرًا عَزِيزًا (٣) هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ فِى قُلُوبِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ لِيَزۡدَادُوٓاْ إِيمَـٰنً۬ا مَّعَ إِيمَـٰنِہِمۡ‌ۗ وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمً۬ا (٤) لِّيُدۡخِلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَـٰتِ جَنَّـٰتٍ۬ تَجۡرِى مِن تَحۡتِہَا ٱلۡأَنۡہَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيہَا وَيُڪَفِّرَ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِہِمۡ‌ۚ وَكَانَ ذَٲلِكَ عِندَ ٱللَّهِ فَوۡزًا عَظِيمً۬ا (٥) وَيُعَذِّبَ ٱلۡمُنَـٰفِقِينَ وَٱلۡمُنَـٰفِقَـٰتِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ وَٱلۡمُشۡرِكَـٰتِ ٱلظَّآنِّينَ بِٱللَّهِ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِ‌ۚ عَلَيۡہِمۡ دَآٮِٕرَةُ ٱلسَّوۡءِ‌ۖ وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡہِمۡ وَلَعَنَهُمۡ وَأَعَدَّ لَهُمۡ جَهَنَّمَ‌ۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرً۬ا (٦) وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا (٧) إِنَّآ أَرۡسَلۡنَـٰكَ شَـٰهِدً۬ا وَمُبَشِّرً۬ا وَنَذِيرً۬ا (٨) لِّتُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُڪۡرَةً۬ وَأَصِيلاً (٩) إِنَّ ٱلَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ ٱللَّهَ يَدُ ٱللَّهِ فَوۡقَ أَيۡدِيہِمۡ‌ۚ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦ‌ۖ وَمَنۡ أَوۡفَىٰ بِمَا عَـٰهَدَ عَلَيۡهُ ٱللَّهَ فَسَيُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمً۬ا (١٠) سَيَقُولُ لَكَ ٱلۡمُخَلَّفُونَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ شَغَلَتۡنَآ أَمۡوَٲلُنَا وَأَهۡلُونَا فَٱسۡتَغۡفِرۡ لَنَا‌ۚ يَقُولُونَ بِأَلۡسِنَتِهِم مَّا لَيۡسَ فِى قُلُوبِهِمۡ‌ۚ قُلۡ فَمَن يَمۡلِكُ لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔا إِنۡ أَرَادَ بِكُمۡ ضَرًّا أَوۡ أَرَادَ بِكُمۡ نَفۡعَۢا‌ۚ بَلۡ كَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرَۢا (١١) بَلۡ ظَنَنتُمۡ أَن لَّن يَنقَلِبَ ٱلرَّسُولُ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِلَىٰٓ أَهۡلِيهِمۡ أَبَدً۬ا وَزُيِّنَ ذَٲلِكَ فِى قُلُوبِكُمۡ وَظَنَنتُمۡ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِ وَڪُنتُمۡ قَوۡمَۢا بُورً۬ا (١٢) وَمَن لَّمۡ يُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ فَإِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلۡكَـٰفِرِينَ سَعِيرً۬ا (١٣) وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۚ يَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ‌ۚ وَڪَانَ ٱللَّهُ غَفُورً۬ا رَّحِيمً۬ا (١٤) سَيَقُولُ ٱلۡمُخَلَّفُونَ إِذَا ٱنطَلَقۡتُمۡ إِلَىٰ مَغَانِمَ لِتَأۡخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعۡكُمۡ‌ۖ يُرِيدُونَ أَن يُبَدِّلُواْ كَلَـٰمَ ٱللَّهِ‌ۚ قُل لَّن تَتَّبِعُونَا ڪَذَٲلِكُمۡ قَالَ ٱللَّهُ مِن قَبۡلُ‌ۖ فَسَيَقُولُونَ بَلۡ تَحۡسُدُونَنَا‌ۚ بَلۡ كَانُواْ لَا يَفۡقَهُونَ إِلَّا قَلِيلاً۬ (١٥) قُل لِّلۡمُخَلَّفِينَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ سَتُدۡعَوۡنَ إِلَىٰ قَوۡمٍ أُوْلِى بَأۡسٍ۬ شَدِيدٍ۬ تُقَـٰتِلُونَہُمۡ أَوۡ يُسۡلِمُونَ‌ۖ فَإِن تُطِيعُواْ يُؤۡتِكُمُ ٱللَّهُ أَجۡرًا حَسَنً۬ا‌ۖ وَإِن تَتَوَلَّوۡاْ كَمَا تَوَلَّيۡتُم مِّن قَبۡلُ يُعَذِّبۡكُمۡ عَذَابًا أَلِيمً۬ا (١٦) لَّيۡسَ عَلَى ٱلۡأَعۡمَىٰ حَرَجٌ۬ وَلَا عَلَى ٱلۡأَعۡرَجِ حَرَجٌ۬ وَلَا عَلَى ٱلۡمَرِيضِ حَرَجٌ۬‌ۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُ ۥ يُدۡخِلۡهُ جَنَّـٰتٍ۬ تَجۡرِى مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡہَـٰرُ‌ۖ وَمَن يَتَوَلَّ يُعَذِّبۡهُ عَذَابًا أَلِيمً۬ا (١٧) ۞ لَّقَدۡ رَضِىَ ٱللَّهُ عَنِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذۡ يُبَايِعُونَكَ تَحۡتَ ٱلشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِى قُلُوبِہِمۡ فَأَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ عَلَيۡہِمۡ وَأَثَـٰبَهُمۡ فَتۡحً۬ا قَرِيبً۬ا (١٨) وَمَغَانِمَ كَثِيرَةً۬ يَأۡخُذُونَہَا‌ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمً۬ا (١٩) وَعَدَكُمُ ٱللَّهُ مَغَانِمَ ڪَثِيرَةً۬ تَأۡخُذُونَہَا فَعَجَّلَ لَكُمۡ هَـٰذِهِۦ وَكَفَّ أَيۡدِىَ ٱلنَّاسِ عَنكُمۡ وَلِتَكُونَ ءَايَةً۬ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ وَيَهۡدِيَكُمۡ صِرَٲطً۬ا مُّسۡتَقِيمً۬ا (٢٠) وَأُخۡرَىٰ لَمۡ تَقۡدِرُواْ عَلَيۡہَا قَدۡ أَحَاطَ ٱللَّهُ بِہَا‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ ڪُلِّ شَىۡءٍ۬ قَدِيرً۬ا (٢١) وَلَوۡ قَـٰتَلَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوَلَّوُاْ ٱلۡأَدۡبَـٰرَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّ۬ا وَلَا نَصِيرً۬ا (٢٢) سُنَّةَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلُ‌ۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلاً۬ (٢٣) وَهُوَ ٱلَّذِى كَفَّ أَيۡدِيَهُمۡ عَنكُمۡ وَأَيۡدِيَكُمۡ عَنۡہُم بِبَطۡنِ مَكَّةَ مِنۢ بَعۡدِ أَنۡ أَظۡفَرَكُمۡ عَلَيۡهِمۡ‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرًا (٢٤) هُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّوڪُمۡ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَٱلۡهَدۡىَ مَعۡكُوفًا أَن يَبۡلُغَ مَحِلَّهُ ۥ‌ۚ وَلَوۡلَا رِجَالٌ۬ مُّؤۡمِنُونَ وَنِسَآءٌ۬ مُّؤۡمِنَـٰتٌ۬ لَّمۡ تَعۡلَمُوهُمۡ أَن تَطَـُٔوهُمۡ فَتُصِيبَكُم مِّنۡهُم مَّعَرَّةُۢ بِغَيۡرِ عِلۡمٍ۬‌ۖ لِّيُدۡخِلَ ٱللَّهُ فِى رَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ‌ۚ لَوۡ تَزَيَّلُواْ لَعَذَّبۡنَا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡهُمۡ عَذَابًا أَلِيمًا (٢٥) إِذۡ جَعَلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلۡحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ ٱلۡجَـٰهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ ٱللَّهُ سَڪِينَتَهُ ۥ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَعَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَأَلۡزَمَهُمۡ ڪَلِمَةَ ٱلتَّقۡوَىٰ وَكَانُوٓاْ أَحَقَّ بِہَا وَأَهۡلَهَا‌ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىۡءٍ عَلِيمً۬ا (٢٦) لَّقَدۡ صَدَقَ ٱللَّهُ رَسُولَهُ ٱلرُّءۡيَا بِٱلۡحَقِّ‌ۖ لَتَدۡخُلُنَّ ٱلۡمَسۡجِدَ ٱلۡحَرَامَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُءُوسَكُمۡ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ‌ۖ فَعَلِمَ مَا لَمۡ تَعۡلَمُواْ فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَٲلِكَ فَتۡحً۬ا قَرِيبًا (٢٧) هُوَ ٱلَّذِىٓ أَرۡسَلَ رَسُولَهُ ۥ بِٱلۡهُدَىٰ وَدِينِ ٱلۡحَقِّ لِيُظۡهِرَهُ ۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦ‌ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدً۬ا (٢٨) مُّحَمَّدٌ۬ رَّسُولُ ٱللَّهِ‌ۚ وَٱلَّذِينَ مَعَهُ ۥۤ أَشِدَّآءُ عَلَى ٱلۡكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيۡنَہُمۡ‌ۖ تَرَٮٰهُمۡ رُكَّعً۬ا سُجَّدً۬ا يَبۡتَغُونَ فَضۡلاً۬ مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٲنً۬ا‌ۖ سِيمَاهُمۡ فِى وُجُوهِهِم مِّنۡ أَثَرِ ٱلسُّجُودِ‌ۚ ذَٲلِكَ مَثَلُهُمۡ فِى ٱلتَّوۡرَٮٰةِ‌ۚ وَمَثَلُهُمۡ فِى ٱلۡإِنجِيلِ كَزَرۡعٍ أَخۡرَجَ شَطۡـَٔهُ ۥ فَـَٔازَرَهُ ۥ فَٱسۡتَغۡلَظَ فَٱسۡتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِۦ يُعۡجِبُ ٱلزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِہِمُ ٱلۡكُفَّارَ‌ۗ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ مِنۡہُم مَّغۡفِرَةً۬ وَأَجۡرًا عَظِيمَۢا (٢٩)
#

Rahman Suresi Arapça Okunuşu

سُوۡرَةُ الرَّحمٰن
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ٱلرَّحۡمَـٰنُ (١) عَلَّمَ ٱلۡقُرۡءَانَ (٢) خَلَقَ ٱلۡإِنسَـٰنَ (٣) عَلَّمَهُ ٱلۡبَيَانَ (٤) ٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ بِحُسۡبَانٍ۬ (٥) وَٱلنَّجۡمُ وَٱلشَّجَرُ يَسۡجُدَانِ (٦) وَٱلسَّمَآءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ ٱلۡمِيزَانَ (٧) أَلَّا تَطۡغَوۡاْ فِى ٱلۡمِيزَانِ (٨) وَأَقِيمُواْ ٱلۡوَزۡنَ بِٱلۡقِسۡطِ وَلَا تُخۡسِرُواْ ٱلۡمِيزَانَ (٩) وَٱلۡأَرۡضَ وَضَعَهَا لِلۡأَنَامِ (١٠) فِيہَا فَـٰكِهَةٌ۬ وَٱلنَّخۡلُ ذَاتُ ٱلۡأَكۡمَامِ (١١) وَٱلۡحَبُّ ذُو ٱلۡعَصۡفِ وَٱلرَّيۡحَانُ (١٢) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (١٣) خَلَقَ ٱلۡإِنسَـٰنَ مِن صَلۡصَـٰلٍ۬ كَٱلۡفَخَّارِ (١٤) وَخَلَقَ ٱلۡجَآنَّ مِن مَّارِجٍ۬ مِّن نَّارٍ۬ (١٥) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (١٦) رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقَيۡنِ وَرَبُّ ٱلۡمَغۡرِبَيۡنِ (١٧) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (١٨) مَرَجَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ يَلۡتَقِيَانِ (١٩) بَيۡنَہُمَا بَرۡزَخٌ۬ لَّا يَبۡغِيَانِ (٢٠) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٢١) يَخۡرُجُ مِنۡہُمَا ٱللُّؤۡلُؤُ وَٱلۡمَرۡجَانُ (٢٢) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٢٣) وَلَهُ ٱلۡجَوَارِ ٱلۡمُنشَـَٔاتُ فِى ٱلۡبَحۡرِ كَٱلۡأَعۡلَـٰمِ (٢٤) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٢٥) كُلُّ مَنۡ عَلَيۡہَا فَانٍ۬ (٢٦) وَيَبۡقَىٰ وَجۡهُ رَبِّكَ ذُو ٱلۡجَلَـٰلِ وَٱلۡإِكۡرَامِ (٢٧) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٢٨) يَسۡــٴَـلُهُ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۚ كُلَّ يَوۡمٍ هُوَ فِى شَأۡنٍ۬ (٢٩) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٣٠) سَنَفۡرُغُ لَكُمۡ أَيُّهَ ٱلثَّقَلَانِ (٣١) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٣٢) يَـٰمَعۡشَرَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِ إِنِ ٱسۡتَطَعۡتُمۡ أَن تَنفُذُواْ مِنۡ أَقۡطَارِ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ فَٱنفُذُواْ‌ۚ لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلۡطَـٰنٍ۬ (٣٣) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٣٤) يُرۡسَلُ عَلَيۡكُمَا شُوَاظٌ۬ مِّن نَّارٍ۬ وَنُحَاسٌ۬ فَلَا تَنتَصِرَانِ (٣٥) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٣٦) فَإِذَا ٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ وَرۡدَةً۬ كَٱلدِّهَانِ (٣٧) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٣٨) فَيَوۡمَٮِٕذٍ۬ لَّا يُسۡـٴَـلُ عَن ذَنۢبِهِۦۤ إِنسٌ۬ وَلَا جَآنٌّ۬ (٣٩) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّڪُمَا تُكَذِّبَانِ (٤٠) يُعۡرَفُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ بِسِيمَـٰهُمۡ فَيُؤۡخَذُ بِٱلنَّوَٲصِى وَٱلۡأَقۡدَامِ (٤١) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٤٢) هَـٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى يُكَذِّبُ بِہَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ (٤٣) يَطُوفُونَ بَيۡنَہَا وَبَيۡنَ حَمِيمٍ ءَانٍ۬ (٤٤) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٤٥) وَلِمَنۡ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ جَنَّتَانِ (٤٦) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٤٧) ذَوَاتَآ أَفۡنَانٍ۬ (٤٨) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٤٩) فِيہِمَا عَيۡنَانِ تَجۡرِيَانِ (٥٠) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٥١) فِيہِمَا مِن كُلِّ فَـٰكِهَةٍ۬ زَوۡجَانِ (٥٢) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٥٣) مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ فُرُشِۭ بَطَآٮِٕنُہَا مِنۡ إِسۡتَبۡرَقٍ۬‌ۚ وَجَنَى ٱلۡجَنَّتَيۡنِ دَانٍ۬ (٥٤) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٥٥) فِيہِنَّ قَـٰصِرَٲتُ ٱلطَّرۡفِ لَمۡ يَطۡمِثۡہُنَّ إِنسٌ۬ قَبۡلَهُمۡ وَلَا جَآنٌّ۬ (٥٦) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٥٧) كَأَنَّہُنَّ ٱلۡيَاقُوتُ وَٱلۡمَرۡجَانُ (٥٨) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٥٩) هَلۡ جَزَآءُ ٱلۡإِحۡسَـٰنِ إِلَّا ٱلۡإِحۡسَـٰنُ (٦٠) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٦١) وَمِن دُونِہِمَا جَنَّتَانِ (٦٢) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٦٣) مُدۡهَآمَّتَانِ (٦٤) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٦٥) فِيہِمَا عَيۡنَانِ نَضَّاخَتَانِ (٦٦) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٦٧) فِيہِمَا فَـٰكِهَةٌ۬ وَنَخۡلٌ۬ وَرُمَّانٌ۬ (٦٨) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٦٩) فِيہِنَّ خَيۡرَٲتٌ حِسَانٌ۬ (٧٠) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٧١) حُورٌ۬ مَّقۡصُورَٲتٌ۬ فِى ٱلۡخِيَامِ (٧٢) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٧٣) لَمۡ يَطۡمِثۡہُنَّ إِنسٌ۬ قَبۡلَهُمۡ وَلَا جَآنٌّ۬ (٧٤) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٧٥) مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ رَفۡرَفٍ خُضۡرٍ۬ وَعَبۡقَرِىٍّ حِسَانٍ۬ (٧٦) فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (٧٧) تَبَـٰرَكَ ٱسۡمُ رَبِّكَ ذِى ٱلۡجَلَـٰلِ وَٱلۡإِكۡرَامِ (٧٨)



Mülk Suresi (Tebareke) Arapça Okunuşu

سُوۡرَةُ المُلک
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
تَبَـٰرَكَ ٱلَّذِى بِيَدِهِ ٱلۡمُلۡكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىۡءٍ۬ قَدِيرٌ (١) ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلۡمَوۡتَ وَٱلۡحَيَوٰةَ لِيَبۡلُوَكُمۡ أَيُّكُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلاً۬‌ۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفُورُ (٢) ٱلَّذِى خَلَقَ سَبۡعَ سَمَـٰوَٲتٍ۬ طِبَاقً۬ا‌ۖ مَّا تَرَىٰ فِى خَلۡقِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ مِن تَفَـٰوُتٍ۬‌ۖ فَٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ هَلۡ تَرَىٰ مِن فُطُورٍ۬ (٣) ثُمَّ ٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ كَرَّتَيۡنِ يَنقَلِبۡ إِلَيۡكَ ٱلۡبَصَرُ خَاسِئً۬ا وَهُوَ حَسِيرٌ۬ (٤) وَلَقَدۡ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِمَصَـٰبِيحَ وَجَعَلۡنَـٰهَا رُجُومً۬ا لِّلشَّيَـٰطِينِ‌ۖ وَأَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ (٥) وَلِلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّہِمۡ عَذَابُ جَهَنَّمَ‌ۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ (٦) إِذَآ أُلۡقُواْ فِيہَا سَمِعُواْ لَهَا شَہِيقً۬ا وَهِىَ تَفُورُ (٧) تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلۡغَيۡظِ‌ۖ كُلَّمَآ أُلۡقِىَ فِيہَا فَوۡجٌ۬ سَأَلَهُمۡ خَزَنَتُہَآ أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ نَذِيرٌ۬ (٨) قَالُواْ بَلَىٰ قَدۡ جَآءَنَا نَذِيرٌ۬ فَكَذَّبۡنَا وَقُلۡنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَىۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ۬ كَبِيرٍ۬ (٩) وَقَالُواْ لَوۡ كُنَّا نَسۡمَعُ أَوۡ نَعۡقِلُ مَا كُنَّا فِىٓ أَصۡحَـٰبِ ٱلسَّعِيرِ (١٠) فَٱعۡتَرَفُواْ بِذَنۢبِہِمۡ فَسُحۡقً۬ا لِّأَصۡحَـٰبِ ٱلسَّعِيرِ (١١) إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُم بِٱلۡغَيۡبِ لَهُم مَّغۡفِرَةٌ۬ وَأَجۡرٌ۬ كَبِيرٌ۬ (١٢) وَأَسِرُّواْ قَوۡلَكُمۡ أَوِ ٱجۡهَرُواْ بِهِۦۤ‌ۖ إِنَّهُ ۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ (١٣) أَلَا يَعۡلَمُ مَنۡ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلۡخَبِيرُ (١٤) هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ ذَلُولاً۬ فَٱمۡشُواْ فِى مَنَاكِبِہَا وَكُلُواْ مِن رِّزۡقِهِۦ‌ۖ وَإِلَيۡهِ ٱلنُّشُورُ (١٥) ءَأَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يَخۡسِفَ بِكُمُ ٱلۡأَرۡضَ فَإِذَا هِىَ تَمُورُ (١٦) أَمۡ أَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ حَاصِبً۬ا‌ۖ فَسَتَعۡلَمُونَ كَيۡفَ نَذِيرِ (١٧) وَلَقَدۡ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ (١٨) أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلطَّيۡرِ فَوۡقَهُمۡ صَـٰٓفَّـٰتٍ۬ وَيَقۡبِضۡنَ‌ۚ مَا يُمۡسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحۡمَـٰنُ‌ۚ إِنَّهُ ۥ بِكُلِّ شَىۡءِۭ بَصِيرٌ (١٩) أَمَّنۡ هَـٰذَا ٱلَّذِى هُوَ جُندٌ۬ لَّكُمۡ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ‌ۚ إِنِ ٱلۡكَـٰفِرُونَ إِلَّا فِى غُرُورٍ (٢٠) أَمَّنۡ هَـٰذَا ٱلَّذِى يَرۡزُقُكُمۡ إِنۡ أَمۡسَكَ رِزۡقَهُ ۥ‌ۚ بَل لَّجُّواْ فِى عُتُوٍّ۬ وَنُفُورٍ (٢١) أَفَمَن يَمۡشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجۡهِهِۦۤ أَهۡدَىٰٓ أَمَّن يَمۡشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٲطٍ۬ مُّسۡتَقِيمٍ۬ (٢٢) قُلۡ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُمۡ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَـٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَ‌ۖ قَلِيلاً۬ مَّا تَشۡكُرُونَ (٢٣) قُلۡ هُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمۡ فِى ٱلۡأَرۡضِ وَإِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ (٢٤) وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ (٢٥) قُلۡ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۟ نَذِيرٌ۬ مُّبِينٌ۬ (٢٦) فَلَمَّا رَأَوۡهُ زُلۡفَةً۬ سِيٓـَٔتۡ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَقِيلَ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ (٢٧) قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَهۡلَكَنِىَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِىَ أَوۡ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلۡكَـٰفِرِينَ مِنۡ عَذَابٍ أَلِيمٍ۬ (٢٨) قُلۡ هُوَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيۡهِ تَوَكَّلۡنَا‌ۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ هُوَ فِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ۬ (٢٩) قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَصۡبَحَ مَآؤُكُمۡ غَوۡرً۬ا فَمَن يَأۡتِيكُم بِمَآءٍ۬ مَّعِينِۭ (٣٠)


Nebe Suresi (Amme) Arapça Okunuşu

سُوۡرَةُ النّبَإِ
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ (١) عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلۡعَظِيمِ (٢) ٱلَّذِى هُمۡ فِيهِ مُخۡتَلِفُونَ (٣) كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ (٤) ثُمَّ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ (٥) أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ مِهَـٰدً۬ا (٦) وَٱلۡجِبَالَ أَوۡتَادً۬ا (٧) وَخَلَقۡنَـٰكُمۡ أَزۡوَٲجً۬ا (٨) وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتً۬ا (٩) وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسً۬ا (١٠) وَجَعَلۡنَا ٱلنَّہَارَ مَعَاشً۬ا (١١) وَبَنَيۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعً۬ا شِدَادً۬ا (١٢) وَجَعَلۡنَا سِرَاجً۬ا وَهَّاجً۬ا (١٣) وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡمُعۡصِرَٲتِ مَآءً۬ ثَجَّاجً۬ا (١٤) لِّنُخۡرِجَ بِهِۦ حَبًّ۬ا وَنَبَاتً۬ا (١٥) وَجَنَّـٰتٍ أَلۡفَافًا (١٦) إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَـٰتً۬ا (١٧) يَوۡمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأۡتُونَ أَفۡوَاجً۬ا (١٨) وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ أَبۡوَٲبً۬ا (١٩) وَسُيِّرَتِ ٱلۡجِبَالُ فَكَانَتۡ سَرَابًا (٢٠) إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتۡ مِرۡصَادً۬ا (٢١) لِّلطَّـٰغِينَ مَـَٔابً۬ا (٢٢) لَّـٰبِثِينَ فِيہَآ أَحۡقَابً۬ا (٢٣) لَّا يَذُوقُونَ فِيہَا بَرۡدً۬ا وَلَا شَرَابًا (٢٤) إِلَّا حَمِيمً۬ا وَغَسَّاقً۬ا (٢٥) جَزَآءً۬ وِفَاقًا (٢٦) إِنَّہُمۡ ڪَانُواْ لَا يَرۡجُونَ حِسَابً۬ا (٢٧) وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَـٰتِنَا كِذَّابً۬ا (٢٨) وَكُلَّ شَىۡءٍ أَحۡصَيۡنَـٰهُ ڪِتَـٰبً۬ا (٢٩) فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمۡ إِلَّا عَذَابًا (٣٠) إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا (٣١) حَدَآٮِٕقَ وَأَعۡنَـٰبً۬ا (٣٢) وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابً۬ا (٣٣) وَكَأۡسً۬ا دِهَاقً۬ا (٣٤) لَّا يَسۡمَعُونَ فِيہَا لَغۡوً۬ا وَلَا كِذَّٲبً۬ا (٣٥) جَزَآءً۬ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابً۬ا (٣٦) رَّبِّ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَہُمَا ٱلرَّحۡمَـٰنِ‌ۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابً۬ا (٣٧) يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَـٰٓٮِٕكَةُ صَفًّ۬ا‌ۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وَقَالَ صَوَابً۬ا (٣٨) ذَٲلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّ‌ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا (٣٩) إِنَّآ أَنذَرۡنَـٰكُمۡ عَذَابً۬ا قَرِيبً۬ا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَـٰلَيۡتَنِى كُنتُ تُرَٲبَۢا (٤٠)

Cuma Suresi Arapça Okunuşu


سُوۡرَةُ الجُمُعَة
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلۡأَرۡضِ ٱلۡمَلِكِ ٱلۡقُدُّوسِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ (١) هُوَ ٱلَّذِى بَعَثَ فِى ٱلۡأُمِّيِّـۧنَ رَسُولاً۬ مِّنۡہُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡہِمۡ ءَايَـٰتِهِۦ وَيُزَكِّيہِمۡ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَـٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبۡلُ لَفِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ۬ (٢) وَءَاخَرِينَ مِنۡہُمۡ لَمَّا يَلۡحَقُواْ بِہِمۡ‌ۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ (٣) ذَٲلِكَ فَضۡلُ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُ‌ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ (٤) مَثَلُ ٱلَّذِينَ حُمِّلُواْ ٱلتَّوۡرَٮٰةَ ثُمَّ لَمۡ يَحۡمِلُوهَا كَمَثَلِ ٱلۡحِمَارِ يَحۡمِلُ أَسۡفَارَۢا‌ۚ بِئۡسَ مَثَلُ ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ‌ۚ وَٱللَّهُ لَا يَہۡدِى ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ (٥) قُلۡ يَـٰٓأَيُّہَا ٱلَّذِينَ هَادُوٓاْ إِن زَعَمۡتُمۡ أَنَّكُمۡ أَوۡلِيَآءُ لِلَّهِ مِن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُاْ ٱلۡمَوۡتَ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ (٦) وَلَا يَتَمَنَّوۡنَهُ ۥۤ أَبَدَۢا بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ‌ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلظَّـٰلِمِينَ (٧) قُلۡ إِنَّ ٱلۡمَوۡتَ ٱلَّذِى تَفِرُّونَ مِنۡهُ فَإِنَّهُ ۥ مُلَـٰقِيڪُمۡ‌ۖ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَـٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ (٨) يَـٰٓأَيُّہَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا نُودِىَ لِلصَّلَوٰةِ مِن يَوۡمِ ٱلۡجُمُعَةِ فَٱسۡعَوۡاْ إِلَىٰ ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَذَرُواْ ٱلۡبَيۡعَ‌ۚ ذَٲلِكُمۡ خَيۡرٌ۬ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ (٩) فَإِذَا قُضِيَتِ ٱلصَّلَوٰةُ فَٱنتَشِرُواْ فِى ٱلۡأَرۡضِ وَٱبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِ ٱللَّهِ وَٱذۡكُرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرً۬ا لَّعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ (١٠) وَإِذَا رَأَوۡاْ تِجَـٰرَةً أَوۡ لَهۡوًا ٱنفَضُّوٓاْ إِلَيۡہَا وَتَرَكُوكَ قَآٮِٕمً۬ا‌ۚ قُلۡ مَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرٌ۬ مِّنَ ٱللَّهۡوِ وَمِنَ ٱلتِّجَـٰرَةِ‌ۚ وَٱللَّهُ خَيۡرُ ٱلرَّٲزِقِينَ (١١)

Bakara Suresi 153 ile 157 . Ayetler

سُوۡرَةُ البَقَرَة
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱسۡتَعِينُواْ بِٱلصَّبۡرِ وَٱلصَّلَوٰةِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّـٰبِرِينَ (١٥٣) وَلَا تَقُولُواْ لِمَن يُقۡتَلُ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمۡوَٲتُۢ‌ۚ بَلۡ أَحۡيَآءٌ۬ وَلَـٰكِن لَّا تَشۡعُرُونَ (١٥٤) وَلَنَبۡلُوَنَّكُم بِشَىۡءٍ۬ مِّنَ ٱلۡخَوۡفِ وَٱلۡجُوعِ وَنَقۡصٍ۬ مِّنَ ٱلۡأَمۡوَٲلِ وَٱلۡأَنفُسِ وَٱلثَّمَرَٲتِ‌ۗ وَبَشِّرِ ٱلصَّـٰبِرِينَ (١٥٥) ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَـٰبَتۡهُم مُّصِيبَةٌ۬ قَالُوٓاْ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيۡهِ رَٲجِعُونَ (١٥٦) أُوْلَـٰٓٮِٕكَ عَلَيۡہِمۡ صَلَوَٲتٌ۬ مِّن رَّبِّهِمۡ وَرَحۡمَةٌ۬‌ۖ وَأُوْلَـٰٓٮِٕكَ هُمُ ٱلۡمُهۡتَدُونَ (١٥٧)


AYETEL KÜRSİ BAKARA Suresi Âyet - 255

سُوۡرَةُ البَقَرَة
ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡحَىُّ ٱلۡقَيُّومُ‌ۚ لَا تَأۡخُذُهُ ۥ سِنَةٌ۬ وَلَا نَوۡمٌ۬‌ۚ لَّهُ ۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَمَا فِى ٱلۡأَرۡضِ‌ۗ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشۡفَعُ عِندَهُ ۥۤ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦ‌ۚ يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ‌ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىۡءٍ۬ مِّنۡ عِلۡمِهِۦۤ إِلَّا بِمَا شَآءَ‌ۚ وَسِعَ كُرۡسِيُّهُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضَ‌ۖ وَلَا يَـُٔودُهُ ۥ حِفۡظُهُمَا‌ۚ وَهُوَ ٱلۡعَلِىُّ ٱلۡعَظِيمُ   (  ٢٥٥  )



Haşr Suresi Son Ayetler (Levenzelna veya Hüvallahüllezi) Arapça Okunuşu 21 ile 24. Ayetler

سُوۡرَةُ الحَشر
لَوۡ أَنزَلۡنَا هَـٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ عَلَىٰ جَبَلٍ۬ لَّرَأَيۡتَهُ ۥ خَـٰشِعً۬ا مُّتَصَدِّعً۬ا مِّنۡ خَشۡيَةِ ٱللَّهِ‌ۚ وَتِلۡكَ ٱلۡأَمۡثَـٰلُ نَضۡرِبُہَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَفَكَّرُونَ (٢١) هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ‌ۖ عَـٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ‌ۖ هُوَ ٱلرَّحۡمَـٰنُ ٱلرَّحِيمُ (٢٢) هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡقُدُّوسُ ٱلسَّلَـٰمُ ٱلۡمُؤۡمِنُ ٱلۡمُهَيۡمِنُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡجَبَّارُ ٱلۡمُتَڪَبِّرُ‌ۚ سُبۡحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِڪُونَ (٢٣) هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡخَـٰلِقُ ٱلۡبَارِئُ ٱلۡمُصَوِّرُ‌ۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰ‌ۚ يُسَبِّحُ لَهُ ۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ‌ۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ (٢٤)



Tarık Suresi Arapça Okunuşu

سُوۡرَةُ الطّارق
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلسَّمَآءِ وَٱلطَّارِقِ (١) وَمَآ أَدۡرَٮٰكَ مَا ٱلطَّارِقُ (٢) ٱلنَّجۡمُ ٱلثَّاقِبُ (٣) إِن كُلُّ نَفۡسٍ۬ لَّمَّا عَلَيۡہَا حَافِظٌ۬ (٤) فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَـٰنُ مِمَّ خُلِقَ (٥) خُلِقَ مِن مَّآءٍ۬ دَافِقٍ۬ (٦) يَخۡرُجُ مِنۢ بَيۡنِ ٱلصُّلۡبِ وَٱلتَّرَآٮِٕبِ (٧) إِنَّهُ ۥ عَلَىٰ رَجۡعِهِۦ لَقَادِرٌ۬ (٨) يَوۡمَ تُبۡلَى ٱلسَّرَآٮِٕرُ (٩) فَمَا لَهُ ۥ مِن قُوَّةٍ۬ وَلَا نَاصِرٍ۬ (١٠) وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلرَّجۡعِ (١١) وَٱلۡأَرۡضِ ذَاتِ ٱلصَّدۡعِ (١٢) إِنَّهُ ۥ لَقَوۡلٌ۬ فَصۡلٌ۬ (١٣) وَمَا هُوَ بِٱلۡهَزۡلِ (١٤) إِنَّہُمۡ يَكِيدُونَ كَيۡدً۬ا (١٥) وَأَكِيدُ كَيۡدً۬ا (١٦) فَمَهِّلِ ٱلۡكَـٰفِرِينَ أَمۡهِلۡهُمۡ رُوَيۡدَۢا (١٧)



Duha Suresi Arapça Okunuşu


سُوۡرَةُ الِضُّحىٰ
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلضُّحَىٰ (١) وَٱلَّيۡلِ إِذَا سَجَىٰ (٢) مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ (٣) وَلَلۡأَخِرَةُ خَيۡرٌ۬ لَّكَ مِنَ ٱلۡأُولَىٰ (٤) وَلَسَوۡفَ يُعۡطِيكَ رَبُّكَ فَتَرۡضَىٰٓ (٥) أَلَمۡ يَجِدۡكَ يَتِيمً۬ا فَـَٔاوَىٰ (٦) وَوَجَدَكَ ضَآلاًّ۬ فَهَدَىٰ (٧) وَوَجَدَكَ عَآٮِٕلاً۬ فَأَغۡنَىٰ (٨) فَأَمَّا ٱلۡيَتِيمَ فَلَا تَقۡهَرۡ (٩) وَأَمَّا ٱلسَّآٮِٕلَ فَلَا تَنۡہَرۡ (١٠) وَأَمَّا بِنِعۡمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثۡ (١١)



inşirah Suresi Arapça Okunuşu


سُوۡرَةُ الشَّرح
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَلَمۡ نَشۡرَحۡ لَكَ صَدۡرَكَ (١) وَوَضَعۡنَا عَنكَ وِزۡرَكَ (٢) ٱلَّذِىٓ أَنقَضَ ظَهۡرَكَ (٣) وَرَفَعۡنَا لَكَ ذِكۡرَكَ (٤) فَإِنَّ مَعَ ٱلۡعُسۡرِ يُسۡرًا (٥) إِنَّ مَعَ ٱلۡعُسۡرِ يُسۡرً۬ا (٦) فَإِذَا فَرَغۡتَ فَٱنصَبۡ (٧) وَإِلَىٰ رَبِّكَ فَٱرۡغَب (٨)



Vettin - Tin Suresi Arapça Okunuşu


سُوۡرَةُ التِّین
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلتِّينِ وَٱلزَّيۡتُونِ (١) وَطُورِ سِينِينَ (٢) وَهَـٰذَا ٱلۡبَلَدِ ٱلۡأَمِينِ (٣) لَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَـٰنَ فِىٓ أَحۡسَنِ تَقۡوِيمٍ۬ (٤) ثُمَّ رَدَدۡنَـٰهُ أَسۡفَلَ سَـٰفِلِينَ (٥) إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَلَهُمۡ أَجۡرٌ غَيۡرُ مَمۡنُونٍ۬ (٦) فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعۡدُ بِٱلدِّينِ (٧) أَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِأَحۡكَمِ ٱلۡحَـٰكِمِينَ (٨)



Kadir Suresi Arapça Okunuşu

سُوۡرَةُ القَدر
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنَّآ أَنزَلۡنَـٰهُ فِى لَيۡلَةِ ٱلۡقَدۡرِ (١) وَمَآ أَدۡرَٮٰكَ مَا لَيۡلَةُ ٱلۡقَدۡرِ (٢) لَيۡلَةُ ٱلۡقَدۡرِ خَيۡرٌ۬ مِّنۡ أَلۡفِ شَہۡرٍ۬ (٣) تَنَزَّلُ ٱلۡمَلَـٰٓٮِٕكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيہَا بِإِذۡنِ رَبِّہِم مِّن كُلِّ أَمۡرٍ۬ (٤) سَلَـٰمٌ هِىَ حَتَّىٰ مَطۡلَعِ ٱلۡفَجۡرِ (٥)


Tekasür Suresi Arapça Okunuşu


سُوۡرَةُ التّکاثُر
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَلۡهَٮٰكُمُ ٱلتَّكَاثُرُ (١) حَتَّىٰ زُرۡتُمُ ٱلۡمَقَابِرَ (٢) كَلَّا سَوۡفَ تَعۡلَمُونَ (٣) ثُمَّ كَلَّا سَوۡفَ تَعۡلَمُونَ (٤) كَلَّا لَوۡ تَعۡلَمُونَ عِلۡمَ ٱلۡيَقِينِ (٥) لَتَرَوُنَّ ٱلۡجَحِيمَ (٦) ثُمَّ لَتَرَوُنَّہَا عَيۡنَ ٱلۡيَقِينِ (٧) ثُمَّ لَتُسۡـَٔلُنَّ يَوۡمَٮِٕذٍ عَنِ ٱلنَّعِيمِ (٨)



Asr Suresi Arapça Okunuşu


سُوۡرَةُ العَصر
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلۡعَصۡرِ (١) إِنَّ ٱلۡإِنسَـٰنَ لَفِى خُسۡرٍ (٢) إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَتَوَاصَوۡاْ بِٱلۡحَقِّ وَتَوَاصَوۡاْ بِٱلصَّبۡرِ (٣)



سُوۡرَةُ الفِیل
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصۡحَـٰبِ ٱلۡفِيلِ (١) أَلَمۡ يَجۡعَلۡ كَيۡدَهُمۡ فِى تَضۡلِيلٍ۬ (٢) وَأَرۡسَلَ عَلَيۡہِمۡ طَيۡرًا أَبَابِيلَ (٣) تَرۡمِيهِم بِحِجَارَةٍ۬ مِّن سِجِّيلٍ۬ (٤) فَجَعَلَهُمۡ كَعَصۡفٍ۬ مَّأۡڪُولِۭ (٥)

سُوۡرَةُ قُرَیش
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
لِإِيلَـٰفِ قُرَيۡشٍ (١) إِیلَـٰفِهِمۡ رِحۡلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيۡفِ (٢) فَلۡيَعۡبُدُواْ رَبَّ هَـٰذَا ٱلۡبَيۡتِ (٣) ٱلَّذِىٓ أَطۡعَمَهُم مِّن جُوعٍ۬ وَءَامَنَهُم مِّنۡ خَوۡفِۭ (٤)


سُوۡرَةُ المَاعون
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
أَرَءَيۡتَ ٱلَّذِى يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِ (١) فَذَٲلِكَ ٱلَّذِى يَدُعُّ ٱلۡيَتِيمَ (٢) وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ (٣) فَوَيۡلٌ۬ لِّلۡمُصَلِّينَ (٤) ٱلَّذِينَ هُمۡ عَن صَلَاتِہِمۡ سَاهُونَ (٥) ٱلَّذِينَ هُمۡ يُرَآءُونَ (٦) وَيَمۡنَعُونَ ٱلۡمَاعُونَ (٧)


سُوۡرَةُ الکَوثَر
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِنَّآ أَعۡطَيۡنَـٰكَ ٱلۡكَوۡثَرَ (١) فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنۡحَرۡ (٢) إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلۡأَبۡتَرُ (٣)


سُوۡرَةُ الکافِرون
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلۡ يَـٰٓأَيُّہَا ٱلۡڪَـٰفِرُونَ (١) لَآ أَعۡبُدُ مَا تَعۡبُدُونَ (٢) وَلَآ أَنتُمۡ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (٣) وَلَآ أَنَا۟ عَابِدٌ۬ مَّا عَبَدتُّمۡ (٤) وَلَآ أَنتُمۡ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعۡبُدُ (٥) لَكُمۡ دِينُكُمۡ وَلِىَ دِينِ (٦)

سُوۡرَةُ النّصر
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
إِذَا جَآءَ نَصۡرُ ٱللَّهِ وَٱلۡفَتۡحُ (١) وَرَأَيۡتَ ٱلنَّاسَ يَدۡخُلُونَ فِى دِينِ ٱللَّهِ أَفۡوَاجً۬ا (٢) فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَٱسۡتَغۡفِرۡهُ‌ۚ إِنَّهُ ۥ ڪَانَ تَوَّابَۢا (٣)


سُوۡرَةُ لهب / المَسَد
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
تَبَّتۡ يَدَآ أَبِى لَهَبٍ۬ وَتَبَّ (١) مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُ مَالُهُ ۥ وَمَا ڪَسَبَ (٢) سَيَصۡلَىٰ نَارً۬ا ذَاتَ لَهَبٍ۬ (٣) وَٱمۡرَأَتُهُ ۥ حَمَّالَةَ ٱلۡحَطَبِ (٤) فِى جِيدِهَا حَبۡلٌ۬ مِّن مَّسَدِۭ (٥)


سُوۡرَةُ الإخلاص
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلۡ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ (١) ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ (٢) لَمۡ يَلِدۡ وَلَمۡ يُولَدۡ (٣) وَلَمۡ يَكُن لَّهُ ۥ ڪُفُوًا أَحَدٌ (٤)


سُوۡرَةُ الفَلَق
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلۡفَلَقِ (١) مِن شَرِّ مَا خَلَقَ (٢) وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ (٣) وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّـٰثَـٰتِ فِى ٱلۡعُقَدِ (٤) وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ (٥)


سُوۡرَةُ النَّاس
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ (١) مَلِكِ النَّاسِ (٢) إِلَـٰهِ ٱلنَّاسِ (٣) مِن شَرِّ ٱلۡوَسۡوَاسِ ٱلۡخَنَّاسِ (٤) ٱلَّذِى يُوَسۡوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ (٥) مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ (٦)

Bu konuyu yazdır

  Sen Bu yolculuk esnasında alt katta duracaksın ve diğer canlıları korkutmayacaksın
Yazar: RasitTunca - 08-06-2022, 05:16 AM - Forum: Günün Sözü - Yorum Yok

[attachment=69463]

Sen Bu yolculuk esnasında alt katta duracaksın ve diğer canlıları korkutmayacaksın!

Hz Nuh Tufan kopmadan önce geminin yapımını bitirince, Gemiye yer yüzünde bulunan hayvanlardan ve canlılardan, erkek-dişi birer çift gemisine aldı, ve Gemi 3 veya 4 kat idi ve en alt kat haşerat börtü böcük ve yılan çıyan gibi zararlı hayvanatın bölümü idi ve Hz Nuh yılana alt kattta yer verdikten sonra Yılana özel tenbih etti :
"Sen Bu yolculuk esnasında geminin yukarı bölümlerine çıkıp gelipte, diğer canlıları korkutmayacaksın, ve burada alt katta duracaksın ve yolculuk edeceksin hep." diye

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Elesium Projesi Nedir Pro -1
Yazar: RasitTunca - 08-04-2022, 06:39 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum Yok



Elesium Projesi Nedir Pro -1

Aynen insanlari Sanal alem Matrixe Kuyma Projesi gibi, bu da bir proje, ve şeytanın oyunu. Hani çocuk kandırırsın ya, çocuk yanlışlıkla iyi bir şeyi eline aldıysa, ve düşürüp kırma gibi bir durum varsa, ona, onun sevdiği çikolata, şeker, lokum, bebek gibi bişey gösterirsin de, "onu ver, bak sana bunu veren" diye kandırıp, iyi ve orjinal değerli olanı elinden alırsın ya. insanoğlunu eneyi sanan şeytan, dünyanızı elinizden alan ve, yalancı cennet veren size diyor, ve cennet icad ediyor, elinde cennet ve birde cehennemi olacak olan kim idi, tabiki hadislerde bildirilen Deccal. Deccal ve şeytan takımının projesi bu da,  en değerli hazinemiz, Dünya'mızı yıkıp yumuyorlar, açlık  ve felakete sürüklüyorlar, ve bizi Elesium Projesi olan uzaydaki cennete kaçmaya zorluyacaklar.... ve  halimiz ortada, savaşlar, armegedon, falan filen, kıtlık, enerji  sorunu bilmem ne.....

Hadiste Peygamberimiz, Deccal’in yalancı cennet ve cehenneminin olduğunu açıkça belirtmiştir.

Müslim, Ahmed b. Hanbel ve İbn Mace’nin rivayet ettiği bir hadiste mealen şu ifadelere yer verilmiştir:

"Deccal’ın beraberinde bir cennet ve bir cehennem vardır. Onun cehennemi bir cennet, cenneti de bir cehennemdir.”

(Müslim, Fiten, 104,109; İbn Hanbel, 5/383; İbn Mâce, Fiten, 33/ 4071)

Diğer bazı rivayetlerde Deccal’le birlikte olan “su ile ateş” karşılaştırılması yapılmıştır.

(bk. Buharî, Enbiya, 50, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 106;107; 108)

Rib’î İbni Hırâş şöyle dedi:

Ebû Mes’ûd el-Ensârî ile birlikte Huzeyfe İbni Yemân’ın yanına gittim. Ebû Mes’ûd ona:
- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den deccâl hakkında duyduklarını söyle, dedi. Huzeyfe de şunları söyledi:
- “Deccâl, yanında bir su ve bir de ateş olduğu halde ortaya çıkacak. Bazılarının onun yanında gördüğü su gerçekte su olmayıp yakıcı ateştir. Bazılarının onun yanında gördüğü ateş de gerçekte ateş olmayıp soğuk, tatlı bir sudur. Sizden deccâle kim yetişirse, ateş olarak gördüğü tarafta bulunsun. Zira o, tatlı, içimi güzel bir sudur.”
Ebû Mes’ûd el-Ensârî, Huzeyfe’nin böyle söylediğini ben de duydum, dedi.

(Buhârî, Enbiyâ 50, Fiten 26; Müslim, Fiten 105, 108)


Demek ki, hadislerde “Deccal’in cennet ve cehennemi olduğu” reddedilemez bir gerçektir.

ve ilginç olan br keşfimde Alman ve Avusturyalılar isa ve Meryem öldü demezler de meryem annemizin öldüğü günü anarlar ve  o güne "Maria Himmelfahrt"  derler yani "meryem cennete gitti veya uçtu" derler.  Aslında kelime olaraktan ise "Himmel" Gökyüzü veya Sema demektir, ve bu ilesium da yukarda semada bir yerde, ve duada amin derkende eller semaya kalkar, yani sema ve ilesium yani cennet himmel yani hangisi doğru hangisi yanlış insan birde şüphe ediyor yani cennette buradaysa ve semdaysa ve  ilesium da semada ki proje ve "tavşana kaç, tazıya tut" oldu yine, yapın yapın belkide cennet orada olcakdır, ha ha ha,  Dünya helak olacaksa  belkide "Kurtuluş (istikbal) Göklerde dir"  Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi,.......


Kar©glan Makaleleri

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 04 Ağustos 2022 Perşembe

Original Kar©glan

Bu konuyu yazdır

Youtube-1 Tuğba Yurt'dan "Ne Mesele" Şarkısını Seyret izle Dinle
Yazar: RasitTunca - 08-04-2022, 06:21 PM - Forum: Yerli Müzik Klipleri - Yorum Yok




Tuğba Yurt'dan "Ne Mesele" Şarkısını Seyret izle Dinle


Şanatcının ismi : Tuğba Yurt

Şarkının ismi :Ne Mesele

Yayınlayan Grup :Tuğba Yurt

Yayınlanma Tarihi :1 Temmuz 2022

Embed Etmek (Extern Sayfalarda Yayınlamak) Serbest mi : Evet

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Başsız Süvari ve Peçeli Sultan Seyyid Ahmed El Bedevi
Yazar: RasitTunca - 08-04-2022, 05:46 PM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri - Yorum (1)



Başsız Süvari (The Legend of Sleepy Hollow)

Başsız Süvari (The Legend of Sleepy Hollow), Amerikalı yazar Washington Irving’in 1820 tarihli kısa öyküsüdür. İlk olarak The Sketch Book of Geoffrey Crayon, Gent başlıklı kısa öykü ve denemelerden oluşan bir kitapta yayımlanan öykü, Amerikan kurgusunun ilk kalıcı eserlerinden biridir. New York’taki bir Amerikan köyünde bir Başsız Süvari efsanelerine ve aynı kadınla ilgilenen iki çok farklı ve kusurlu erkek arasındaki çatışmaya odaklanan tema ve karakterlerinin çoğu, Amerikan’ın ikonik parçaları haline geldi. Romantik rekabet temalarını, doğaüstü olanları ve Amerikan sömürge sonrası yaşamının ayrıntılarını keşfederek, bugün hala okullarda sürekli olarak öğretilmekte ve orijinal yayınından bu yana basılmaya devam etmektedir. Diğer ortamlar için birçok kez uyarlanmıştır. En ünlü uyarlamaları, “The Adventures of Ichabod and Mr. Toad” olan Disney çizgi filmi ve her ikisi de “Sleepy Hollow” başlıklı bir Tim Burton / Johnny Depp korku filmi ve bir FOX TV dizisidir.

Hikayenin Özeti

Başsız Süvari (The Legend of Sleepy Hollow), 1790’da günümüz Tarrytown yakınlarındaki Sleepy Hollow adlı küçük bir kasabada başlıyor. Kasabanın perili olduğuna inanılıyor. Kimine göre Hollanda Yerleşimi günlerindeki bir cadı tarafından lanetlenmiş kimine göreyse eski bir Kızılderili şefinin büyüsü nedeniyle perilidir. Kasabadaki en korkulan ruh, efsanevi Başsız Süvari, sözüm ona Devrim Savaşı sırasında kafasını top güllesiyle kaybeden ve kafasını aramak için kasabayı dolaşan bir Hessian paralı askerinin hayaletidir.

Hikayenin kahramanı, Connecticut’tan kasabaya kısa süre önce gelen, batıl inançlara eğilimli, uzun boylu, zayıf bir okul müdürü olan Ichabod Crane’dir. Kasabanın en zengin adamının 18 yaşındaki kızı Katrina Van Tassel’e aşıktır. Kızın güzelliğinden etkileniyordur ama aynı zamanda onunla evlenmeyi aile servetini ele geçirmek için bir şans olarak da görüyordur. Kasabanın gücünden dolayı sevdiği, kabadayı bir ayyaş olan Abraham “Brom Bones” Van Brunt ise Katrina konusunda ona rakiptir. İkisi hızla düşman olur ve Brom Bones, rakibini korkutmak için Ichabod’a kötü niyetli şakalar yapar.

Başsız Süvari

Van Tassel’in evindeki bir hasat partisinde rekabet doruk noktasına ulaşır. Ichabod partiye katılır, payından fazlasını yemekle ve Katrina’yı etkilemeye çalışmakla meşguldür. Brom Bones ise, yerlilerin de dahil olduğu hayalet hikayeleri anlatarak partiyi büyülüyordur. Başsız Süvari’nin hikayesi, hikayelerin merkezidir ve Ichabod hikayeden etkilenir. Ichabod’un Katrina’ya evlenme teklif etme girişimi başarısızlıkla sonuçlanınca, evine dönmek için sıkıntıyla atına atlar ve ormana gider. Eve kadar giderken, eğlence düşkünleri tarafından perili olarak listelenmiş birçok yerleşim yerinin önünden geçmesi gerekiyordur. Etrafını saran şeylerden giderek daha fazla korkar. Ancak, karanlık bir bataklıkta bir kesişme noktasına varana kadar aslında korkulacak hiçbir şey görmemiştir.

Başsız Süvari İle Karşılaşma

Kesişimde, doğal olmayan bir şekilde büyük görünen, pelerinli gizemli bir süvari onu beklemektedir. Ichabod, sürücünün kafasının omuzlarında olmadığını görünce dehşete kapılır. Bunun yerine Süvari kafasını onu eyerinde taşıyordur. Başsız Süvari kendisini kovalarken Ichabod paniğe kapılır. Ichabod, bir mezarlığın yanındaki köprüye doğru ilerler ve Başsız Süvari’nin bir alev ve kükürt parıltısı içinde ortadan kaybolduğunu görür. Ichabod atını ileri doğru iter. Süvari’nin aniden köprüden atlayıp, atını şahlandırdığını ve kesik kafasını doğrudan kendisine fırlattığını görür.

Başsız Süvari

O günden sonra, Ichabod Crane, Sleepy Hollow’da bir daha asla görülmez. Gizemli yok oluşundan sonra Katrina, Ichabod’un ortadan kayboluşu hakkında bir şeyler biliyormuş gibi görünen Brom Bones’un teklifini kabul eder. Ichabod’dan geriye kalanlar atı, eyeri, şapkası ve gizemli bir parçalanmış balkabağıdır. Başsız Süvari kimdi? Brom Bones, iriyarı cüssesini Başsız süvarinin kılığına girmek için mi kulanmıştı? Böylece Ichabod’u kasabadan kaçırmak için korkutmuş ve kopmuş başı da bir balkabağı mı temsil ediyordu? Yoksa Ichabod Crane karanlık ve doğaüstü bir şey tarafından mı kaçırıldı? Cevap hiçbir zaman bulunamadı, bazıları başka bir şehre kaçtığını ve zengin bir dul kadınla evlendiğini söylerken, diğerleri Başsız Süvari’nin onu ele geçirdiğinde ısrar ediyor.

Kişilik analizi

Ichabod Crane

Hikayenin ana karakteri. Ichabod, Connecticut’tan yeni gelen Sleepy Hollow’un okul müdürü ve şan öğretmenidir. Çok uzun ve zayıf, büyük iştah ve açgözlü bir kişiliğe sahiptir. Van Tassel çiftliğindeki partiye gitmek için iş gününü erken bitirmekten çekinmez. Bununla birlikte, çoğunlukla öğrencilerine karşı naziktir ve sopayı yalnızca daha zor olanları disipline etmek için kullanır. Ichabod, batıl inançlardan ve hayalet hikayelerinden çok hoşlanır ve onu korkutsa da Kasaba halkıyla Başsız Süvari masalı hakkında konuşmayı sever. Ichabod, Katrina ile çoğunlukla parası yüzünden evlenmeye karar verir ve böylece açgözlülüğünü gösterir. Ama aynı zamanda onu seviyor gibi görünüyor. O mükemmel bir dansçı, bilgin ve kasabanın en zeki adamlarından biridir.

Katrina Van Tassel

Katrina zengin bir çiftçinin kızı ve şehirdeki pek çok uygun erkek tarafından aranan inanılmaz derecede güzel bir genç kadındır. Katrina erkeklerin ilgisini çekmekten çok hoşlanır. Sonunda Brom Van Brunt kocası olur. Bununla birlikte, Ichabod onu kandırmaya çalışır ve sonunda başarısız olur.

Brom Van Brunt

Ichabod’un aşk rakibidir. Kasabada kahramanca doğasıyla tanınan ve çok güçlü olan uzun boylu, yakışıklı bir adamdır. Kasaba ona Brom Bones takma adını verir. O özellikle yetenekli bir at binicisi ve yaramaz ama sonuçta iyi bir insandır. Başsız Süvari’nin aslında kılık değiştirmiş Brom olduğu ima ediliyor.

Baltus Van Tassel

Katrina’nın babasıdır. İşinde başarılı olan zengin bir çiftçidir. Baltus, belki biraz saf da olsa, çiftliğinden memnundur. Katrina’yı belki de yapması gerektiği kadar yakından izlemiyordur.

###############

Peçeli Sultan Seyyid Ahmed El Bedevi Kimdir?

Evliyanın büyüklerindendir. İsmi Ahmed olup babasının adı Ali’dir. Nesebi Peygamber efendimize ulaşır. Künyesi Ebü’l-Fityan ve Ebü’l-Abbas, lakabı ise Şihabüddîn’dir. Seyyid-i Bedevî diye tanınır. Annesinin ismi Fatma binti Muhammed’dir. 1200 (H.596)’de Fas’ta doğdu. Ahmed Bedevi hazretleri altı yaşlarında iken babasına rüyâsında; “Yâ Ali! Bu beldeleri bırak. Mekke’ye taşın, orada yaşa. Bunda birçok hikmetler vardır.” dendi. Bu mânevî işâret üzerine âilesi ile birlikte 1206 senesinde Fas’tan yola çıktı. Dört sene süren uzun yolculuk sırasında yolda herkesten, yardım, hürmet ve ikrâm gördüler. Mekke’ye yerleştikten bir müddet sonra babası vefat etti ve Bab-ı Mualla’ya defnedildi.

Ahmed Bedevî hazretleri küçük yaşta ilim tahsîline başladı. Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Önceleri, çok cesûr, atılgan bir mîzâca sahipti. Çok iyi ata binerdi. Kendisine ezâ eden olursa onlara karşılık verirdi. Bunun için Attâb diye tanındı.

Bir gün Kabe-i muazzamanın kenârında bir yerde uyuduğu sırada rüyâsında gizliden bir ses Ahmed-i Bedevî’ye; “Uykudan uyan! Allahü teâlânın bir olduğunu zikret.” diyordu. Kalkıp abdest aldı. İki rekat namaz kılıp, Allahü teâlâyı zikretti. Sonra tekrar yatıp uyudu. Rüyâsında önceki sesi tekrar duydu. Ona; “Kalk Allahü teâlânın bir olduğunu zikret, uyuma! Yüksek derecelere kavuşmak isteyen uyuyamaz!Ne bir şey yiyebilir, ne de bir şey içebilir. Dâimâ, oruç tutmak ve geceleyin herkes uykuda iken namaz kılmak sûretiyle nefsinle mücâdele et. Kalk böyle yap! Sana, yüksek haller ve dereceler verilecek.” diyordu. Rüyânın tesiriyle uyanan Ahmed-i Bedevî, hemen rüyâsını yaş, ilim ve derece bakımından yüksek olan ağabeyine anlattı. O da; “Sırrını gizli tut! Söylenilenlere uygun yaşa!” dedi. Ahmed-i Bedevî bu nasihatlere uyarak, gayret gösterdi, Allahü teâlânın izni ve ihsânı ile nice güzel hâl ve yüksek derecelere kavuştu.

Ahmed-i Bedevî kendisini ilme ve ibâdete verdi. İnsanlarla alâkasını azalttı ve konuşmayı terk etti. Bir şey söylemesi îcâb edince bunu işâretle anlatırdı. Üst üste gördüğü rüyâ üzerine Irak’a gitti. Orada; Ahmed Rıfâî, Abdülkâdir-i Geylânî, Hallâc-ı Mansûr, Sırrî-yi Sekatî, Ma’rûf-i Kerhî, Cüneyd-i Bağdâdî gibi evliyânın kabirlerini ziyaret etti. 1236 senesinde, rüyâsında Mısır’ın Tanta şehrine gitmesi işâret olundu ve yola çıktı. Kahire’ye geldiğinde Mısır sultânı, onu, askeri ile birlikte karşıladı ve husûsî misafirhânesinde ağırladı. Kendisine çok hürmet etti. Sonradan o da talebelerinden oldu.

Bu sırada Mısır’ın Tanta şehrinde bulunan bir çok âlim ve evliyâ arasında en meşhûrlarından olan HasanSaîg ve Seyyid Sâlim Magribî hazretleri, Seyyid Ahmed-i Bedevî’nin Tanta şehrine teşrif edeceğini ve yolda olduğunu haber alınca, Tanta’dan ayrılıp başka bir beldeye yerleştiler. Sebebi suâl edildiğinde; “Kasabanın asıl sâhibi geliyor. Onun bulunduğu yerde bulunmak bize yakışmaz. Bizim yapacağımız olsa olsa ona talebe olmaktır. Ona yakın bulunmakla, ona karşı edepte ve hizmette kusûr etmekten korkuyoruz.” dediler.

Ahmed-i Bedevî hazretleri, zamanla herkes tarafından tanındı. Her tarafta meşhûr oldu. Hak âşıkları her taraftan yanına koşarak, huzûru ve sohbeti ile şereflenmek için can atarlardı. Tanınan, büyük bilinen âlimler bile gelip kendisine talebe oldular.

Ahmed-i Bedevî devamlı zikir ve murâkabe hâlindeydi. Her an Allahü teâlâyı düşünür, bir an hatırından çıkarmazdı. Hiç evlenmedi. Evlenmesini teklif edenlere; “Beni kendi hâlime bırakınız. Cennet hûrîlerinden başka biri ile evlenmemeye azmettim.” derdi. Dünyâ malının, onun kalbinde yeri yoktu. Üzerine giydiği elbise ve başına sardığı sarık, eskiyip kullanılmayacak hâle gelmedikçe yenisini almazdı. Devamlı oruç tutardı. İftâr ve sahurda birer zeytin ile nefsini körlettiği ve buna kırk gün devâm ettiği rivâyet edilir.

Uzun boylu, buğday benizli, kolları uzun, bacakları etli, pazuları iri olup, gâyet heybetli idi. Sağ yanağında bir ve sol yanağında iki beni vardı. Burnunun orta yeri bir parça yüksek olup, iki yanında birer tâne ben vardı. Yüzü büyükçe ve gözleri sürmeliydi.

Seyyid Ahmed-i Bedevî her an Allahü teâlâyı düşünür, O’nun muhabbetinin ve heybetinin tesiri ile kendinden geçmiş olarak gözlerini semâya diker, gece gündüz öyle kalırdı. Kırk gün ve daha ziyâde bir şey yiyip içmez ve uyumazdı. Gözlerinin karası, bir ateş koru halindeydi.

Bir gün Ahmed-i Bedevî’nin gözlerinde bir şişkinlik hâsıl oldu. Tedâvi için oradaki bir çocuktan yumurta istedi. Çocuk; “Elinizdeki yeşil değneği verir misiniz?” deyince, Seyyid Ahmed-i Bedevî de verdi. Çocuk, annesine giderek; “Dışarıda bir kimse var, gözü ağrıyor, tedâvi için benden bir yumurta istedi ve bu değneği verdi.” dedi. Annesi; “Şimdi, evimizde yumurta yoktur.” dedi. Çocuk gidip durumu Ahmed-i Bedevî’ye bildirdi. O da; “Git, falan yerde vardır.” buyurdu. Çocuk oraya gidince, orasını yumurta ile dolu buldu. İçinden bir tek yumurta alıp getirdi. Çocuk o günden sonra Ahmed-i Bedevî’ye talebe oldu. Yanından ayrılmadı ve büyük evliyâdan oldu. Bu zât Abdül’âl idi.

Annesi, Abdül’âl’i yeni doğduğu bir sırada kundağa sarılı olarak, boğaların yemliğine bırakmıştı. O sırada içeri giren bir boğa, alışkın olduğu yemlikte yiyebileceği bir şeyler ararken, boynuzu, Abdül’âl’in kundak bağına takıldı. Boğanın boynuzuna asılı olarak sallanan çocuğun düşmesi ve ölmesi an meselesiydi. İnsanlar heyecanla, boğanın etrâfında toplandıkça boğa daha da hırçınlaşıyor, yanına kimseyi yanaştırmıyordu. Tam o anda, gâipten bir el uzanıp çocuğu aldı. İnsanlar rahatladılar. Fakat çocuğu kurtaran eli tanıyamadılar.

Aradan seneler geçip, Ahmed-i Bedevî hazretleri Mısır’a gelince ve Abdül’âl kendisine talebe olup yanından ayrılmayınca, Abdül’âl’in annesi, Seyyid hazretlerine sitem eder oldu. Ahmed-i Bedevî hazretleri, ona haber gönderip; “Küçükken boğanın boynuzundan almakla, dünyâ hayâtının devâmına vesîle olduğumuz için sevinmişti. Şimdi de, âhirette kurtulması için gayret ediyoruz. Niye üzülüyor ki? Sevinse daha iyi ederdi.” dedi. Kadın bu haberi alınca, çocuğunu kurtaran elin sâhibinin o olduğunu anladı. Bundan sonra kendisi de, Seyyid hazretlerine çok muhabbet etti.

Ahmed-i Bedevî talebelerinden Abdül’âl’e ve Abdülmecîd’e bilhassa alâka ve ihtimâm gösterirdi. Bunlardan Abdülmecîd birgün dayanamayıp hocasının yüzünü görmek istedi ve mübârek yüzünü hiç göremediğini, görmemeye dayanamadığını, bu sebeple yüzünden örtüsünü açmasını taleb etti. Seyyid de; “Ey Abdülmecîd! Beni görmeye dayanamazsın. Senin, benim gözlerime bir bakman canına mâl olur. Bir bakış, bir can mukâbilindedir.” buyurdu. O da; “Ey efendim! Yeter ki mübârek yüzünüzü göreyim de, ölürsem öleyim. Zararı yok. Çünkü artık dayanamıyorum.” dedi. Bunun üzerine Seyyid hazretleri örtüsünü kaldırdı. Abdülmecîd, Ahmed-i Bedevî’nin cemâlini görür görmez yere düştü. Rûhunu teslim etti. Sâlih Abdül’âl ise, hocasının vefâtına kadar yaşadı ve hocasının vekîli olup talebelere feyz vermek ve onları yetiştirmek vazîfesini aldı.

Seyyid Ahmed-i Bedevî hazretleri, talebelerini teveccühle terbiye eder ve konuşmazdı. Halîfesi Abdül’âl, dışarıdan, câhil, mânevî terbiyeden mahrûm, gâfil bir kimseyi Seyyidin huzûruna getirince, Seyyid hazretleri hemen bir kerre nazar buyurmakla, o kimse, mânevî hâller ve yüksek dereceler ile dolmuş olurdu. Sonra Seyyid Bedevî Abdül’âl’e; “Söyle, o kimse falan beldede sakin olup yerleşsin! Oradaki insanlara faydalı olsun!” buyururdu. Onun, talebeleri terbiye etmesi, yetiştirmesi, bu şekilde idi. Bir bakışla, uzun yıllar zahmet ve meşakkat çekmekle elde edilen derecelere bir anda yükseltirdi.

Ahmed-i Bedevî, umûmiyetle evinin damında bulunur, orada ibâdet ve tâatle meşgûl olurdu. Bunun için ona talebe olanlara “Sütûhî” veya “Eshâb-ı sath” denirdi. Bu sebeple Seyyid Ahmed-i Bedevî, Seyyid Ahmed-i Sütûhî diye de tanındı.

Bir adam omuzunda süt dolu kap ile Ahmed-i Bedevî hazretlerinin yanından geçerken, Ahmed-i Bedevî, parmağı ile kabı işâret eder etmez, kap yere düşüp süt tamâmen döküldü. Bu hâle canı sıkılan adam, yere dökülen süte bakınca, içinde şişmiş bir yılan gördü. Bu hâli farkedince çok sevindi. Çünkü, kendisi ve çocukları, muhakkak bir ölümden kurtulmuşlardı. Bu lütfundan dolayı Allahü teâlâya hamd ve Ahmed-i Bedevî hazretlerine teşekkür etti.

Ahmed-i Bedevî hazretlerini sevenlerden Şeyh Rekîn isminde bir zât vardı. Seyyid Bedevî bir gün bu zâtı yanına çağırıp kendisine; “Ey Rekîn! Bana ileride büyük bir kıtlık olacağı ilhâm olundu. Bunun için sen, bol mikdârda buğday alıp muhafaza et! Kıtlık zamânında insanlar senin biriktireceğin buğdaydan pekçok istifâde ederler. Buğday temin edebilmek için uzak memleketlere gitmek zahmetinden kurtulmuş olurlar. O zaman sen, elinde bulunan buğdayı insanlardan ihtiyâcı olanlara, Resûlullah’ın hürmeti için ikrâm ve ihsân olmak üzere çok ucuz fiyata sat!” buyurdu. O da; “Peki efendim.” diyerek hocasının elini öptü ve oradan ayrıldı. O sıralarda buğday gâyet ucuz ve her tarafta bol miktârda mevcuttu. Elinde bulunan bütün parasını buğdaya yatırdı. Daha da ileri giderek âile ve akrabâsından izin alıp ellerinde bulunan zînet eşyâları ile de buğday satın aldı. Biriktirdiği bol mikdârdaki buğdayı mahzenlerde muhafaza etti.

Bu sırada, o bölgenin vâlisi Tanta’ya gelmişti. Bir yere çadırını kurup yerleşti. Atları için yem istedi. Rekîn’den başkasında da buğday yoktu. Vâlinin adamlarının gelerek, kendisinden buğday isteyeceklerinden korkup, Ahmed-i Bedevî hazretlerinin yanına gitti ve durumu kendisine arzetti. O da, hiç üzülüp endişe etmemesini, kendisinden buğday istedikleri zaman kamh-ı zerî (buğday tâneleri, kırıntıları) bulunduğunu, başka bir şey bulunmadığını söylemesini tenbih etti.Nihayet vâlinin adamları gelip, kendisinden buğday istediler. O da anbarında, kamh-ı zerî’den başka birşey bulunmadığını bildirdi. Adamlar anbarın anahtarını alıp anbara girdiklerinde, hakîkaten, kamh-ı zerî denen kırıntılardan başka bir şey göremediler. Dönüp gittiler ve Rekîn’e de herhangi bir zarar yapmadılar. O da gidip bu durumu Ahmed-i Bedevî’ye arzedince; “Sana bir zarar yapamadıkları için Allahü teâlâya şükret, yalnız O’na hamd-ü senâda bulun.” buyurdu.

Bir zaman sonra, buğday fiyatları son derece pahalandı ve yakın yerlerde bulunamaz oldu. İnsanlar, ihtiyaçları olan buğdayı bulabilmek için uzak memleketlere gitmek ve çok yüksek fiyat ödemek mecbûriyetinde kaldılar. Rekîn, Ahmed-i Bedevî’ye gelerek bu durumu arzetti. O da; “Elindeki buğdayı insanlara sat! Fakat onlara karşı müsâmahalı davran, ucuza sat! Allahü teâlâ katında bunun sevâbı pek fazladır.” buyurdu. Rekîn mahzenlerini açtı. Çok ucuz fiyattan buğday satmaya başladı. Fiyatı çok düşük tutmasına rağmen çok fazla kâr etti. Yakınlarından aldığı zînet eşyâlarını fazlasıyla kendilerine iâde etti. Âilesine, gerdanlık, çeşitli ve güzel elbiseler ve zînet eşyâları aldı. Fakirlere, muhtaçlara pekçok ikrâmlarda bulundu. Herkes kendisine yaptıkları sebebiyle çok duâ etti. Bundan sonra hacca ve Resûlullah efendimizin kabr-i şerîfini ziyâret etmeye niyet etti. Bu niyetini Seyyid-i Bedevî hazretlerine arz edince, izin verdi. Hazret-i Rekîn, yol hazırlıklarına başladı. Hazırlıklarını tamamlayıp, yola çıkacağı zaman, Ahmed-i Bedevî’nin huzûruna vardı. Ahmed-i Bedevî; “Allahü tealâya tevekkül ederek yola çık!” buyurdu. Rekîn orada, Ahmed-i Bedevî’ye ait olan ve kullanılmayan bir aba gördü. Bereketlenmek için yanında bulundurmak niyetiyle bu abayı hocasından istedi. O da abayı verebileceğini fakat yolda kaybedip, bunun için de çok üzüleceğinden endişe ettiğini bildirdi. Fakat Rekîn, o anda bu inceliği anlayamayıp, abayı yanında bulundurmak arzusunda olduğunu söyledi ve nihâyet abayı alarak yola çıktı.

Hac vazîfesini îfâ edip geri dönerken, Akabe denilen yerde, abayı hatırladı. Eşyâları arasında aradı koyduğu yerde yoktu. Ararken abayı develerin ayaklarının altında, necâsete bulaşmış olarak gördü. Hemen alarak, güzelce yıkadı ve kuruması için bir yere serdi. Başka ihtiyaçları ile meşgûl olurken, abayı kaybetti. Ne kadar aradı ise, abadan hiçbir haber alamadı. Üzüntü içinde, Mısır’a Ahmed-i Bedevî hazretlerinin bulunduğu beldeye geldi. Kaybettiği abadan daha güzel ve daha pahalı bir aba satın alıp, bunu hocasının yanına götürdü. Bir de ne görsün. Yolda kaybettiği aba, hocasının odasında duruyordu. Hayretler içinde abaya bakarken, Seyyid Bedevî, kendisine; “Ey Rekîn! Teaccüp etme! Sen onu yıkayıp serdikten sonra, ben, onun kaybolmasında endişe edip aldım ve buradaki yerine koydum.” buyurdu.

Ekseri büyük âlimlere olduğu gibi, bu büyük zâta da karşı çıkanlar, büyüklüğünü inkâr edenler oldu. Fakat, hepsi başlarına gelen çeşitli belâlar ve sıkıntılar sebebiyle cezâlarını gördü. Bunlardan çoğu hatâlarını anlayıp, tövbe ederek talebelerinden oldular. Meselâ, Vech-ül-kamer adında bir kimse vardı. Seyyid hazretlerinin herkes tarafından çok sevildiğini çekemezdi. Dil uzatırdı. Az bir zaman sonra suçlu bulunup îdâm edildi.

Şâfiî mezhebinin büyük âlimlerinden ve Seyyid Ahmed-i Bedevî’nin zamânında yaşamış olan İbn-üd-Dakîk, Abdülazîz Dîrînî’ye haber gönderip; “İnsanlar, Seyyid Ahmed-i Bedevî ile çok meşgûl oluyorlar ve onu çok seviyorlar. Ona şu meseleleri sor! Eğer bilebilirse, tam bir velî olduğunu anlarız.” dedi. Abdülazîz Dîrînî de, Ahmed-i Bedevî’ye o suâlleri sordu. O da; “Bu suâllerin cevâbı Kitâb-üş-Şecere’de vardır ve şöyle şöyledir.” buyurup, hepsinin cevâbını tek tek verdi. Kitaba baktıklarında söylediklerinin aynen olduğunu gördüler. Bundan sonraİbn-üd-Dakîk’in ve Abdülazîz Dîrînî’nin Seyyid hazretleri hakkında şüpheleri kalmadı. Muhabbetleri çok arttı. Kendilerine, Ahmed-i Bedevî hazretlerinden suâl edildiğinde, diğer âlimler gibi bunlar da; “Seyyid Ahmed-i Bedevî, sâhili görülmeyen bir hakîkat ve irfan denizidir.” derlerdi.

Mısır’da Kâdı’l-kudat olan Takıyyüddîn isminde bir zât vardı. Ahmed-i Bedevî hazretlerinin büyük bir velî olduğunu biliyordu. Fakat, buna Seyyid hazretleri hakkında uygunsuz sözler söylemişlerdi. Bu da yakından ve iyice anlamak için Seyyid hazretlerinin yanına geldi. Sohbet esnâsında bir ara Seyyid hazretlerine; “Sizin hakkınızda bana, uygun olmayan haberler geldi. Cemâate gelmediğiniz, hattâ namazı kılmadığınız oluyormuş. Bu, Resûlullah efendimizin sünnetine aykırıdır ve bu hâl, sâlihlerin hâli değildir.” dedi. Buna üzülen Ahmed-i Bedevî; “Sus! Yoksa uçarsın.” deyip, Takıyyüddîn’e sert bir nazarla baktı. Nazarın şiddeti ile kendinden geçenTakıyyüddîn bir anda kendisini uçsuz bucaksız bir sahrâda buldu. Kendi kendisini çok ayıplayarak ve kendi kendine çok kızarak; “Hey ahmak ve aptal kişi! Allahü teâlânın dostlarında, evliyâsında kusur ve kabahat aramak senin ne haddine! Bu ıssız sahrâda kimsenin bulunmadığı bu yerde senin hâlin ne olacak?” diyordu. Ağlayarak, sızlayarak, Allahü teâlânın rahmet ve magfiretine sığınarak “Lâ havle..” okuyordu.

Bu sırada çok uzaklardan bir kimse göründü. Gâyet heybetliydi. Takıyyüddîn, bu ıssız sahrâda bir insan ile karşılaşmanın sevinciyle ve kendisine yardımcı olur ümidiyle, o kimsenin yaklaşmasını heyecânla bekledi. Gelen kimse yaklaşınca, koşarak ellerine sarıldı ve ağlayarak kendisine yardımcı olmasını istedi. O heybetli kimse; “Söyle bakalım. Derdin nedir?” dedi.Seyyid Ahmed-i Bedevî ile arasında olan hâdiseyi anlatınca, gelen kimse çok hayret etti ve; “Hakîkaten sen, tehlikeli bir iş yapmışsın ve çok tehlikeli bir hâle düşmüşsün. Sen buranın Mısır’a olan uzaklığı ne kadardır, bilir misin?” dedi. Takıyyüddîn; “Ben buraları hiç tanımıyorum. Mısır’dan ne kadar uzakta olduğunu da bilemiyorum.” deyince, gelen kimse; “Mısır ile buranın arası altmış günlük mesâfedir.” dedi. Bunun üzerine Takıyyüddîn’in çâresizliği ve korkusu daha da arttı. Kendi kendine; “Allahü teâlânın rızâsı için beni bu müşkül durumdan kurtaracak birisi yok mudur?” diye söylendi. Buralarda ölüp gideceğini düşünerek; “İnnâlillah…” okuyordu. Sonra yine o heybetli zâta yalvararak; “Allahü teâlânın rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Sen bana yardımcı olamaz mısın?” dedi. O da; “Hiç korkma! İnşâallah selâmete erersin.” dedi ve eliyle işâret ederek çok uzaklarda görülen bir kubbeyi gösterdi. “O kubbeyi görebiliyor musun?” dedi. Takıyyüddîn; “Evet.” deyince, o kimse; “İşte, senin kendisine uygunsuz sözler söylediğin Seyyid Ahmed-i Bedevî hazretleri, ikindi namazını cemâatla orada kılar. Sen şimdi, haline tövbe istigfâr ederek oraya git! İkindi namazı vaktine yetiş. Orada cemâatle namazını kıl! Namazdan sonra Seyyid hazretlerinin elini öp, özür dile! O, inşâallah seni affeder ve Allahü teâlânın izni ile seni memleketine ulaştırır.” dedi.

Takıyyüddîn, bu zâta teşekkür ederek ayrıldı ve süratle o kubbenin bulunduğu yere gitti. Oraya varınca çok güzel bir câmi olduğunu gördü. İkindi namazı vakti olmak üzere idi. Abdest aldı. İçeriye girip oturdu. Biraz sonra hiç tanımadığı garib kimseler câmide toplanmaya başladı. Nihayet Seyyid hazretleri de geldi. Oradaki cemâate imâm oldu. İkindi namazını kıldılar. Namazdan sonra, Seyyid hazretlerinin eline sarılıp, özür dilemeye hazırlanırken Ahmed-i Bedevî; “Hızır aleyhisselâmın yardımı, yol göstermesi olmasaydı çok zor durumda kalmıştın değil mi?” buyurdu.

Bu kerâmet karşısında eski hâline daha çok pişmân olan ve kendi kendine daha çok kızanTakıyyüddîn; “Efendim! Ben hâlime tövbe ettim. Sizden çok özür diliyorum. Özrümü kabûl ediniz ve beni affediniz!” dedi. Seyyid hazretleri özrünü kabûl etti, sırtını sıvazladı. “Bir daha böyle düşünceleri kalbine getirme! Şimdi evine dön! Çocukların seni bekliyorlar.” buyurdu. Takıyyüddîn; “Hay hay efendim! Bundan sonra hiçbir sözünüze ve hâlinize îtirâz etmeyeceğim. Allahü teâlânın evliyâsında kusur ve kabâhat aramayacağım.” dedi. Sonra bir anda kendisini Mısır’da evinin önünde buldu. Bu hâlin tesirinden uzun müddet kurtulamadı.

Talebesi Abdül’âl’ın, tövbe-i nasûhun ne olduğunu sorması üzerine şöyle buyurdu:

“Tövbenin hakikati, geçmiş günahlara pişman olmak, gelecekte olacağa istigfâr etmek, affını istemektir. İşlenen günâha tamamen pişman ve bîzâr olmak, bir daha o günahı işlememeye cânu gönülden azmetmek ve bu çeşit bir tövbe ile kalbi temizlemekten ibârettir.

Sâdık kimsenin kim olduğu sorulduğunda:

“Sâdık o kimsedir ki; Allahü teâlânın hükmünden râzı olduktan sonra Allahü teâlânın emirlerini yerine getirip Resûlullah efendimizin sünnet-i seniyyesine uyan, başkasından bir şey istemeyip verilirse şükreden, verilmezse sabreden kimsedir.” buyurdu.

Ahmed-i Bedevî 1276 (H.675) senesinde Mısır’ın Tanta şehrinde vefat etti. Kabr-i şerîfi üzerine yapılan türbede her sene düzenlenen toplantılarda Mevlid-i şerîf ve Kur’ân-ı kerîm okunması âdet oldu. Ahmed Bedevî hazretlerinin kerâmetleri vefâtından sonra da devam etti.

Ahmed-i Bedevî hazretlerinin medfûn bulunduğu Tanta şehri yakınında bulunan Garbiyye şehrinin vâlisi, Ahmed-i Bedevî’nin büyüklüğüne inanmazdı. Bu sebeple, her sene Seyyid hazretlerinin türbesinde düzenlenmekte olan mevlid toplantılarına Garbiyye ahâlisinden katılmak isteyenlere de mâni olur, gitmelerine müsâade etmezdi. Bu hâli haber alan Muhammed Şenavî hazretleri o şehre gidip vâli ile görüştü. Böyle yapmasının çok mahzurlu olduğunu, Seyyid hazretlerinin çok büyük evliyâ olduğunu anlatıp, kendisine çok nasîhat etti. Vâli, nasîhatleri kabûl etmedi. Eski haline de devâm etti. Bu hale çok üzülen Muhammed Şenâvî, bu durumu mânevî olarak, Seyyid Ahmed-i Bedevî’ye arzetti. O anda; “Sabret! O, yakında cezâsını bulur.” diye bir ses duyuldu.

Az zaman sonra vâlinin yüzünde bir yara çıktı. O vâli, dudaklarını ve dilini de kaplayan bu yara sebebiyle, zelîl ve hakîr hâle düştü. Böylece, evliyâya düşman olmanın cezâsını dünyâda iken çekmeye başladı. Bir müddet sonra öldü.

Mısır’da Ebü’l-Gays bin Ketîle isminde âlim bir kimse vardı. Bir gün yolu, Ahmed-i Bedevî hazretlerinin medfûn bulunduğu beldeye düştü. Oradaki insanların, Seyyid hazretlerine çok büyük ihtimâm, hürmet gösterdiklerini görünce; “Siz de fazla yapıyorsunuz. Ona lüzûmundan fazla ihtimâm gösteriyorsunuz!” dedi. Orada bulunanlardan biri; “Sen ne diyorsun. O çok büyük bir velîdir.” dedi. Ahmed-i Bedevî hazretlerinin büyüklüğünü anlayamamış olan adam, bu söze daha da içerledi. Fakat cevap vermedi. Bu kimse misafir olduğu için kendisine yemek getirdiler. Yemekte kızartılmış bir balık vardı. Ebü’l-Gays yemek yerken boğazına bir kılçık takıldı. Saatlerce uğraştılarsa da çıkartamadılar. Nice tanınmış doktorlar çağırdılar, onlar da çıkaramadılar. Artık yemekten, içmekten kesilmişti. Yataklara düştü. Her geçen gün ızdırâbı şiddetleniyor, hiçbir şey de yapamıyordu. Ölecek duruma gelmişti. Nihâyet aradan uzun bir süre geçtikten sonra, son çâre olarak Ahmed-iBedevî hazretlerinin kabrini ziyâret edip, rûhâniyetinden yardım istemeyi düşündü. Yakınları bunu Seyyid hazretlerinin kabrine götürdüler. Kabrin yanında oturup, kendisine dil uzattığı için pişmân olmuş bir kalp ile ve Seyyid hazretlerinin rûhuna hediye etmek niyetiyle Yâsîn-i şerif okurken, kendisine bir aksırma hâli geldi. Doktorların uğraşarak çıkaramadıkları kılçık, orada bir aksırma ile çıkıverdi. O kadar rahatladı ki, sevincinden ne diyeceğini bilemedi. “Ya Seyyid Ahmed-i Bedevî! Sizin çok yüksek bir velî olduğunuzu şimdi anladım. Ben sizin hakkınızda çok uygunsuz düşünüyormuşum. Sizin büyüklüğünüzü inkâr etmenin ne kadar yanlış olduğunu ve böyle düşünmenin ne büyük haksızlık olduğunu şimdi çok güzel anladım. Eski düşüncelerimden dolayı Allahü teâlâya tövbe ediyorum.” dedi.

Seyyid Ahmed-i Bedevî hazretlerinin doğum ve vefâtının sene-i devriyelerinde ve başka zamanlarda, insanların bu zâta çok alâka muhabbet göstermelerinden rahatsız olan ve Seyyid hazretlerinin büyüklüğünü inkâr eden, kendini beğenmiş bir kimse vardı. Bu bozuk düşüncelerinde çok ileri gittiği bir gün idi. Yine Seyyid hazretlerine buğz eder hâlde iken, hafızasında ve kalbinde îmân ve mârifete âit ne varsa hepsinin bir anda silindiğini hissetti. Ne olduğunu anlayamamıştı. Ne yapacağını şaşırdı. Bu hâlinin, Seyyid hazretlerine olan îtirâzın bir cezâsı olabileceğini düşündü. Seyyid hazretlerinin kabrine gitti. Rûhâniyetinden imdâd istedi. Tövbe ettiğini, affedilmesini ricâ etti. Seyyid’in kabrinden bir ses; “Bir daha inkâr ve îtirâza dönmemek şartıyla.” diyordu. Adam; “Peki.” deyip kabûl etti. Bundan sonra, îmân ve mârifete ait bildiklerinin tekrar kendisine verilmiş olduğunu hissetti ve sözünü tuttu.

Ahmed-i Bedevî hazretlerinin, rûhu için okunan mevlid-i şerîf için toplanılmıştı. Mecliste o zamâna kadar görülmemiş bâzı velîler de vardı. Onlara devamlı bu toplantılara katılan bir zât; “Siz nereden geliyorsunuz?” diye sordu. Hindistan’dan geldiklerini söylediler. Arkasından; “Bu kadar uzak yoldan tâ buralara kadar gelmenizin sebebi nedir? Ticâret falan mı yapıyorsunuz?” dedi. Onlar; “Hayır. Biz sâdeceAhmed-i Bedevî hazretlerini ziyâret etmek ve mevlidinde bulunmak için geldik.” dediler. “Peki Hindistan buraya çok uzaktır. Bu kadar uzun yolu ne kadar zamanda aldınız?” deyince de; “Salı günü Hindistan’dan yola çıktık. Çarşamba gecesini Medîne-i münevverede Resûlullah efendimizin huzûrunda geçirdik. Perşembe gecesinde Bağdat’ta Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî’nin huzûrunda idik. Bu gece de (yâni cumâ gecesi) işte buradayız (Mısır’ın Tanta şehrinde Seyyid-iBedevî hazretlerinin huzûrundayız).” cevâbını verdiler. Onlar anlattıkça soru soran zât hayret içinde kaldı. Bunun üzerine; “Niçin şaşıyorsunuz? Allahü tealânın evliyâsı için bütün dünyâ bir adımlık yoldur.” dediler.

Bir seferinde HâceHalebî adında birisi, yanında kumaş cinsinden mallar olduğu hâlde, mevlidde hazır bulunmak üzere Ahmed-i Bedevî hazretlerinin türbelerine doğru yola çıktı. Seyahat esnâsında yedi atlı önüne geçip, mallarını almak istediler. HâceHalebî, o anda Seyyid Ahmed-i Bedevî hazretlerinin rûhâniyetinden yardım istedi. Sözü henüz bitmeden, beyaz atlı ve gözlerinden başka bir yeri görünmeyen heybetli ve cesûr biri gelerek haydutları kovaladı. Hâce Halebî gelen zâtı tanıdığını ve onun Ahmed-i Bedevî olduğunu söyledi.

Seyyid Ahmed-i Bedevî hazretlerinin türbesinin kubbesinde, Resûlullah efendimizin mübârek ayak izlerinin bulunduğu bir taş vardı. Bu kıymetli taş, kubbeye öyle sanatkârâne yerleştirilmişti ki, türbeye girenler, önce bu taşı görürler, sonra da Seyyid hazretlerini ziyâret ederlerdi. Bâzı kimseler, bu taşın alınarak müzeye konmasını ve burada bırakılmamasını söylediler. Zamânın idarecilerini de iknâ edip, taşı alıp müzeye nakletmek için teşebbüse geçtiler. Fakat ne kadar uğraştılarsa, taşı yerinden ayırmak mümkün olmadı. Bu hâlin, Seyyid hazretlerinin bir kerâmeti olduğunu, taşı yerinden kımıldatamayacaklarını anlayıp, bu işten vazgeçtiler.

Ahmed-i Bedevî hazretlerinin Salevât, Vesâyâ, El-İhbâr fî Halli Elfâz-ı Gâyet-ül-İhtisâr ve başka eserleri vardır.

KERAMET VE MENKÎBELERİ

KÖTÜLÜK YAPANA İYİLİK ET!


Ahmed-i Bedevî hazretleri talebesine şöyle vasiyette bulundu:

“Ey Abdül’âl! Dünyâ sevgisinden sakın. Zîrâ sirke saf balı bozduğu gibi dünyâ sevgisi de sâlih ve iyi amellerini bozar. Yetimlere, şefkat, çıplaklara elbise giydirmekle merhamet, açları doyurmakla himâye, garipleri zayıfları ikrâm ile korumak âdetin olsun. Bu işlerin Allahü teâlâ katında kaybolmaz.

Ey Abdül’âl! Zikre, Allahü teâlâyı anıp, hatırlamaya devâm et. Bir an bile Allahü teâlâdan gâfil olma, O’nu unutma. Gece kıldığın bir rekat namaz, gündüz kıldığın bin rekatdan daha üstündür. Allahü teâlâyı zikretmek kalp ile olur, sâdece dil ile olmaz. Allahü teâlâyı hâzır bir kalp ile an! Allahü teâlâdan gâfil olmaktan sakın! Çünkü, bu gaflet kalbi katılaştırır. Sabır, Allahü teâlânın hükmüne rızâ göstermektir. O’nun hükmüne rızâ göstermek ve emrine teslim olmak demek, nîmete kavuştuğunda sevinip ferahlık duyduğu gibi, musîbet ve sıkıntı geldiğinde de aynı sevinç ve ferahlığı duyabilmek demektir. Nitekim Allahü teâlâ, Bekara sûresinin 155. âyet-i kerîmesinde meâlen, Peygamber efendimize hitâben; “(Ey habîbim! Musîbet ve ezâya) sabredenlere (lütûf ve ihsânlarımı) müjdele!” buyuruyor. Zühd sâhibi olmak, dünyâya düşkün olmamak demek; dünyevî arzu ve istekleri terk etmek sûretiyle, nefse muhâlefet etmek demektir. Harama düşmek korkusundan dolayı, yetmiş tâne helâli terk etmektir. Tefekkür etmenin hakîkati, Allahü tealânın yarattıkları hakkında düşünmek, fakat Allahü teâlânın zâtı hakkında düşünmemektir.

Ey Abdül’âl! Allahü teâlânın kullarından birine bir musîbet gelse, bunun için sakın sevinme! Gıybet ve dedi-kodu yapma! İnsanlar arasında söz taşıma! Sana eziyet vereni, zulmedeni affet! Kötülük yapana iyilik et! Sana vermeyene ver.

Ey Abdül’âl! Dervişliğin, talebeliğin şartları; kötü iş ve sözlerden sakınmak, harama bakmamak, iffetli olmak, her zaman Allah korkusuna sâhib olmak, Allahü teâlânın emirlerine uygun yaşamak, Allahü tealâyı hiç unutmamak, âhirette başa gelecekleri düşünerek hep uyanık ve dikkatli olmaktır.

Ey Abdül’âl! Yolumuz, Kur’ân-ı kerîme ve Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesine, bildirdiklerine uymak, doğruluk, verdiği sözü yerine getirmek üzerine kuruludur. Âlimler yanında dilini, insanların ileri gelenleri yanında gözünü, hocanın huzûrunda kalbini muhâfaza et. Edep ve vakâr üzere ol.

Ey Abdül’âl! İlmi olmayan kimsenin dünyâda da âhirette de hiçbir kıymeti yoktur. Hilmi, yumuşaklığı olmayan kimseye, ilmi fayda vermez. Allahü teâlânın kullarına şefkat etmeyen kimseye, Allahü teâlâ katında şefâat yoktur. Sabırlı olmayan kimseye, işlerinde selâmet yoktur. Takvâsı, Allahü teâlâdan korkması, haramlardan sakınması olmayan kimsenin, Allahü teâlâ indinde hiçbir kıymeti yoktur. Bu altı hasletten nasîbi olmayan kimsenin, Cennet’te yeri yoktur.

İMDÂT YÂ SEYYİD BEDEVÎ

Sâlim isminde bir kimse küffâr memleketlerinden birinde esirdi. Başında bir nöbetçi asker vardı. Bu asker, müslümanların, Seyyid-i Bedevî’yi çok sevdiklerini, sıkıntıda kalınca rûhundan yardım istediklerini ve Allahü teâlânın izni ile böyle insanların imdâdına yetiştiğini duymuştu. Bunun için o zâtın Seyyid hazretlerinden yardım talebinde bulunmasından korkuyordu. Ona sık sık; “Eğer senin, yâ Ahmed Bedevî! dediğini işitirsem, çok eziyet, işkence ederim.” diye tehdit ederdi. Bir gün bu korkusundan dolayı onu büyük bir sandık içine koydu. Kapağını kilitledi. Kendisi de sandığın üzerine yattı. Geceleyin Sâlim Efendi Seyyid Bedevî’den yardım isteyip; “İmdât yâ Seyyid AhmedBedevî hazretleri! Bana yardım ediniz!” dedi. SeyyidAhmed hazretleri geldi. Sandığı, üzerinde yatan askerle berâber alıp götürdü. Bir anda kendilerini bilmedikleri bir yerde buldular. Orada Sâlim Efendiyi sandıktan çıkardı ve gözden kayboldu. Etraflarında toplananlara, olanları anlattılar. Onlar; “Burası Kayravan’dır. Geldiğiniz yer ile arası çok uzaktır.” dediler. O asker de bu hâl karşısında çok şaşırdı ve müslüman oldu. Seyyid hazretlerinin kabrini ziyâret için berâberce Mısır’a gittiler.”

"Ahmed Bedevi Hazretleri yüzünü neden kapatıyordu?"


- Peçe, takva amaçlı takılmaktadır. Ahmed Bedevi Hazretlerinin de "bundan dolayı peçe takmış" olması muhtemeldir.

- Bazı bilgilere göre, Ahmed Bedevi çok fazla yakışıklı olduğundan yüzünü kapatıyordu. Fakat bu bilgi çok isabetli görülmemektedir. Bunun sağlam kaynaklarda tespitini de yapamadık.

- Bazı bilgilere göre, içinde bulunduğu bedevilerin âdetlerine uyarak yüzüne peçe takmıştır. Bu daha makul bir açıklama gibi görünüyor. Çünkü, büyük insanlar -meşru olmak şartıyla- bulundukları yerdeki hayata ayak uydurmaktan geri kalmazlar. Bu tevazu erdemine de uygundur.

- Bununla beraber, bugün bile bazı tarikat şeyhleri hâlâ peçe takıyorlar. Bununla, harama bakmaktan gözlerini sakındırdıkları gibi, başkalarının, özellikle yabancı kadınların gözlerinden de sakınırlar.

Ayrıca, dünyayı fazla görmemek için yalnız ayakların ucuna bakacak şekilde gözlerini kullanma adına peçe takmış olabilirler.


EDiTÖR KAROGLANDAN:


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍۚ  وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِۚ

“Herşey Yok Olur  ve Sadece O'nun Bir Kafasi Kalir”

(Rahman Suresi 26-27)

Kerbela Olayı nedir?

İslam dininin son peygamberi Hz. Muhammed'in torunu olan Hz. Hüseyin, tam 1378 yıl önce Kerbela'da şehit edildi. Peki Kerbela nedir? Kerbela olayı nedir? İşte Hz. Hüseyin'in Kerbela'da şehit edildiği olay hakkında detaylar...
KERBELA OLAYI

Kerbela Olayı veya Kerbela Katliamı, 10 Ekim 680 tarihinde günümüzdeki Irak'ın Kerbela şehrinde gerçekleşmiştir. Kerbela Olayı'nda Hz. Muhammed'in torunu Hz. Hüseyin ve beraberindeki yarenleri, Yezid tarafından şehit edilmiştir.

Kerbela olaylarının gelişimi Hz. Muhammed'in 632 yılında vefat etmesiyle başladı. İslam dininin son peygamberi Hz. Muhammed'in vefatının ardından Müslüman toplumunun başına kimin geçeceği konusunda bir kaygı oluştu. Müslümanların bir kısmı ilk olarak Ebu Bekir'in halifeliğini kabul etti. Ardından da Ömer bin Hattab, Osman bin Affan ve Ali bin Ebu Talib halifeliğe geldi.

656 yılında Osman'ın Asiler tarafından katledilmesinin ardından Ali, halife olarak başa geçti. Yaklaşık 5 yıl halifelik yapan Ali, 661 yılında Hariciler tarafından gerçekleştirilen bir suikastle şehit edildi ve iktidar 20 yıllığına Muaviye'de kaldı.

Muaviye, hayattayken oğlu Yezid'e biat edilmesini istese de destekçileri ve Hicaz ahalisi, Yezid'e biat etmeyi reddetti. Biat etmeyi reddetmek için sebep olarak Hasan ile yapılan anlaşma gösterildi. Yezid'e biat etmeyi reddeden toplumu gören Muaviye, biat etme isteğinden vazgeçti.

680 yılında ölen Muaviye'nin ardından Yezid iktidara geçti ve ilk iş olarak Medine valisine bir mektup yazdı. Yazdığı mektupta Hüseyin'e değil, kendisine biat etmesini istedi, reddetmesi halinde bunu canıyla ödeyeceğini belirtti.

Bu arada Hüseyin Kûfelilerden kendisine bağlılıklarını sunan mektuplar alıyordu. Kûfe'ye gelip halife olduğunu ilan ederse Hüseyin'i destekleyeceklerini söylüyorlardı. Hüseyin bu teklifleri ciddiye aldı ve Kûfe'deki taraftarlarının gerçekte olduğundan çok daha fazla olduğunu zannetti.
HZ. HÜSEYİN'İN, OĞLUNUN VE BERABERİNDEKİLERİN ŞEHİT EDİLMESİ

Yaklaşık 70 yareni ve ailesi lie Kûfe'ye doğru yola çıktı. Sayıca az olan Kûfeli taraftarlar, Yezid'in yandaşları tarafından bastırıldı. Hüseyin ve beraberindeki 70 kişi, Kerbela'da Yezid'in 4500'e yakın adamıyla karşılaştı. Çıkan savaşta Hüseyin'in, 6 aylık bebeği susuzluktan ölmek üzereydi ve oğlunu kucağına alarak Yezid'in karşısına dikildi. Oğlu için Yezid'den bir yudum su istedi ancak Hurmala bin Kahil, çocuğu okla boynundan vurarak şehit etti.

Oğlunu gömen Hüseyin, yeniden Yezid'in karşısına çıktı ve teslim olmalarını istedi. Meydana gelen savaşta Hüseyin ve taraftarları şehit edildi. Aynı zamanda Hüseyin'in ailesi de esir alındı.

Ubeydullah bin Ziyad'ın emri üzerine Hüseyin'in cesedi atlara çiğnetildi. Daha sonra Yezid'in askerleri çadırlara girdiler ve kampı yağmalamaya başladılar. Ölen 72 kişinin cesedi El-Gadiriye köylüleri tarafından ertesi gün defnedildi.

Ertesi gün kadınlar ve çocuklar develerle yargılanmak üzere Kûfe üzerinden Şam'a götürüldüler. Çok kötü muamelelere tabi tutuldular. Açlık ve susuzluğun üzerine Hüseyin ve askerlerinin kaybının acısı da eklenmişti. Yezid'in bu kötülükleri yapmaktaki amacının Hüseyin'in destekçilerinin ne hallere düştüğünü gösterip, halkın desteğini kaybetmesini sağlamak olduğu söylenir.

Kerbelâ'da yaşananlar her yıl Şiî ve Alevîler tarafından muharrem orucu tutmanın yanı sıra törenler şeklinde, bir kısım Sünni Müslümanlar tarafından da tören yapılmaksızın (yalnızca mevlid okunarak ve muharrem orucu tutularak) anılmaktadır.

2010 dan ÖNCEKi VAAZLARIMDAN  BiR ALINTI

Euzubillahiminesseytanirracim

Bismillahirrahmenirrahim

Elif lam mim

zalikel kitabu la raybe fiih

hüden lil müttagiyn

sadakallahül azim

elhamdülillahi rabbil alemiyn vel akibetü lil müttegiyn

ya hasibel müttegiyn

ya hasibel müttegiyn

ya hasibel müttegiyn

salatullahi ve selamullahi ile muhammedinil emiyn ve salavatullahi l enbiyai vel mürseliyne ecmaiyn ve ridvanullahi teala alel eshabihil ecmaiyn

vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim

Ey sevgili kardeşlerim Bildiğiniz gibi Hicri yılbaşını geride bıraktık ve asura yolundayız. Asur, her peygambere kurtuluş getiren bir gündür, ancak Muhammed'in ailesine acı getiren bir gündür. hepsi bir ucundayken, Muhammed A.S. diğer ucunda her kanalda çeşitli hocaların anlattıği kissalari degil baska bir kissa ve hisseyi anlatacagiz . Rabbim anlatana okuyana dinleyene hisse almak nasib eylesin

o gün kerbelada, Hz  Muhammed A.S. in iki sevgilisinden şehit etmiş, ancak daha sonra şeytan onları  dürtükledide Muhammed A.S a olan  hıncını o mübarekten çıkarmak istercesine zalimleri dürtükledi ve onlar O mübareğin(Hz. Hüseyin’in) başını bedeninden ayırıp yerlerde ve ellerinde tepiklediler

Şimdi can alıcı noktaya geliyoruz Biliyorum bunu yazdığım için birçok kişi bize örümcek kafalı fikir diyecek kadar ileri gidecek ama görevimiz ne olursa olsun, gerçeği bildirmek isteyenler zehir alır, isteyenler tatlı ve tuzlu, güzel nimetler Doğadaki her türlü tatlı nimetlerin yanında Rabbim zehirli otları, zehirli hayvanları, zehirli gazları yaratmış yani iyiyi de sunmuş sofraya rabbül alemin zehirliyide

insanlarada irade vermiş serbest bırakmış arasında karar vermeleri hususunda

Rabbim sofrasında sunmuş bizde sayfamızda sunduk isteyen gider alır sapla saman ayrı olur

Konumuza dönüyoruz

diyoruzki yolumuz sünnet yolu

Rabbim her şeyi iki kutuplu yaratmış acı tatlı,....

hayırlı ve şerliyide yaratmış

Peygamberimizin sünneti olduğu gibi şerlininde yaptırdığı adetleri var ona sünnet ismi vermek istemiyorum adetleri diyorum işte bunlardan biriside

hüseyin efendimizin kafasını tepikleyenlerin eylemini herkese güzel gösterip bir kılığa sokup top denen icadı fistekleyip islama insanlığa hic bir faydası olmadığı halde milyonların ardında koştuğu ve 10 dolara 100 dolara muhtaç insanlar varken iyi gol atan adam diye bu kötü adeti yapanlara milyonlar milyarlar sayılıyor

Allah için bir düşünün bu eylemin adetin insanlığa dünyaya islama ve hıristiyanlığa veya yahudiliğe veya hakeza hakezza bir faydası varmı

yok ancak zararları var daha bunun üstüne zam eklemiş şeytan aleyhillane birde bunun üstüne kumar  loto toto  oynatıyor yani şerli şey şer doğurur hayır doğuracak değilya şeytanın çocukları ne olur elbette şeytan olur

bana herkes kızacak amma sanki ben oynamadım mı bende oynadım evimde de top var

her yere sigara yasağı koyuyorlar sigara adam öldürür ama bu adet şefaati kaldırır

biz er olup evimizden yöremizden atamadık varsa hakiki er sigarayi biraktiracağına bu adeti bitirsin

içkinin kütülüklerin anası olduğu gibi bu da takım elbise ile gezip bakanın hah işte bu ya amir ya memur dediği fakat gerçekte mafya babası olan gibi güzel kılık giymiş şeytanin adetidir

cenabi mevla inanan kullarını şeytanın adetlerinden uzak eylesin ve Rasulullahin sünnetiyle yaşamak ihsan eylesin amin.


ALINTI SONU

Yani  Aşura günü, Kerbela'da İmam Hüseyin (a.s) ve onunla beraber savaşan arkadaşlarının mübarek başları kesilerek, mızrakların ucunda Şam'a götürülmüştür. Bu başların özellikle de İmam Hüseyin'in (a.s) mübarek başının nereye gömüldüğü hakkında Şia ve Ehlisünnet tarih kaynaklarında ve aynı şekilde Şia rivayetlerinde farklı görüşler bulunmaktadır. Benim bildigim Kadari ile  İmam'ın mübarek başı Kufe'ye defnedilmiştir, O Sibt İbn Cevzi şöyle diyor: "Amr b. Haris Mahzumi, başı İbn Ziyad'dan alarak evine götürdü, gusül verdi, kefenledi, güzel kokular sürerek kendi evine defnetti."

Yani KIYAMET Koparken Herşey yokolurken onun başı baki kalacakmış kuran rahman suresinde böyle bildiriyor benim anladığım kadarı ile ve o Hz Hüseyin şehit edilen iki peygamber Hz Zekeriya ve Yahya ve birde şaya aleyhisselamin mirasini devralan kimseve reankarnesi veya karmasi olan kimse öyle olunca Kesikbaş veya Başsız Süvari onlarin bedeni ve

irşad/Eğitim Öğretim – Raşidi Üniversitesi | Dil Bilgisi | Hatıl Kafalı Nedir | Adıyaman Kafalı Nedir | Eşşek Kelleli Ne Demektir?

Hatıl kafalı nedir, adıyaman kafalı nedir, Eşşek Kelleli Ne Demektir, yukardaki resimde örnegi görüldügü gibi, sorunun cevabi, sorunun icinde gizli zaten.

Hatıl kafalı, Adıyaman kafalı, Eşek kafalı ne demek yukarıdaki resimde görüldüğü gibi sorunun cevabı zaten soruda gizli.

PS: Ege Bölgesinde bizler bu ismi Lafdan sözden anlamayan insanlara takarız, bir de MANIT kafa deriz, yani Kabedeki arapların taptıkları putları olan, Lat,Uzza ve Menat’tan, Menat yani MANIT olan demektir.

Kim Bu Bugünün Hatıl Kafalıları Sizce?

Ebû Hüreyre (r.a), Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in şöyle buyurduklarını nakleder:

“Biriniz başını imamdan evvel (secdeden) kaldırdığında acaba Allah Teâlâ’nın, başını eşek başına veya sûretini eşek sûretine çevirmesinden korkmaz mı?”

(Buhârî, Ezân, 53)

Muaviye bin Ebi Süfyan (r.a.)’dan rivayet ettiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buvurdu demiştir :

“Benden önce rüku’ ve secde etmeye kalkışmayınız. (Çünkü sizden önce) rüku ettiğimde sizi geçtiğim süre ne ise, rüku’dan kalktığım zaman zarfında siz onun (ikmali) ile bana yetişmiş olursunuz ve (sizden önce) secde ettiğimde sizi geçtiğim süre ne ise secdeden kalktığım zaman zarfında siz onun (ikmali) ile bana yetişmiş olursunuz. Ben hakikatan yaşlandım.”

(Hz. Muhammed)
imam Hz Mehdiye baş kaldıran, Allah Teâlâ’nın onun başını eşek başına veya sûretini eşek sûretine çevirmesinden korkmaz mı?

Dün evvelki günün ahireti, bugün ise dünün ahireti, ve yarin ise, bugünün ahireti ise, o zaman, daha dün, Hz isa imamken, ona başkaldıran eşekler, bugün HIRISTiYAN olup da HATIL KAFALILAR, Hz Musa imamken ona başkaldıran eşekler, bugün Musevi ve yahudi olupta HATIL KAFALILAR, ve bu günün imamı ise Hz. Mehdi dir, O’na başkaldıran eşekoğlu eşşekler de, bugünün ahireti olan, yarinin HATIL KAFALILARI olacakdır.

TAHARRÜM TEKBİRİ. RUKU – SECDE VE SELAMDA İMAM’A UYMANIN HÜKMÜ :

Gerek ruku ve gerek secdede gerekse namaz’a başlarken ve namazdan çıkarken imama uymak hususundaki 4 mezhebin görüşleri hakkında el-Menhel yazarı “imam oturarak namaz kıldırır” babında şöyle der:

“1- İmam’a uyanın imamdan sonra taharrum tekribini alması Maliki, Şafii, Hanbeli alimlerine ve Hanefiler’den Ebu Yusuf ile Muhammed’e göre mecburidir. Bunlara göre imamla beraber veya imam’dan önce taharrum tekbirini alan kimsenin namazı bozulur. İmam taharrum tekbirini alarak namaza başladıktan sonra cemaatın taharrum tekbirini alması gerekir.

Ebu Hanife’ye göre cemaat imamla beraber taharrum tekbirini almalıdır. İmam’dan önce tekbir alamaz. İmam’dan geç l<alması da fazileti azaltır.

2- Rüku ve secdeye varış, bunlardan kalkış ve namazdaki benzeri hareketlere gelince Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebIerine göre bu hareketleri imamla beraber yapmak mekruhtur. Cemaatın hareketi imam’ın hareketinden biraz sonra olmalıdır. Mesela, imam önce rüku’ya varmalı ve henüz rüku’dan kalkmamış iken cemaat rüku’a varmalıdır. Beraber rüku’da kalındıktan sonra önce imam kalkmalı cemaat da imamı takip etmelidir.

Bu hareketleri imamdan önce yapmak cumhürun ittifakiyle haramdır. Ama namazı bozmaz. Bu hususta ayrıntılı bilgi için fıkıh kitaplarına başvurmak gerekir. Çünkü bazı hallerde bu nevi hareketler namazı bozar.)

insanlari Sanal alem Matrixe Kuyma Projesi  ve

ADIYAMANDAKi KOCA KAFALAR ve

Matrix Yaşandi Bitti Ve Varilan Son Durum
3 (:::) Çocuğunun Projesi Olan
Kafanizi Alalim Sizi Matrixe Sokalim Ölümsüz Olun
Insanin Kalan Kismi Buraya Hizmet Ediyor Yani Köle
Burayi Alirsak Gerisine Ihtiyaç Yok Diyen
Kendini Akilli Sanan Lat Uzza Menat
Insan Kafasini Monitor Sanan Ahmak Menat Ve Adiyaman

imam Hz Mehdiye baş kaldıran, Allah Teâlâ’nın onun başını eşek başına veya sûretini eşek sûretine çevirmesinden korkmaz mı?

Dün evvelki günün ahireti, bugün ise dünün ahireti, ve yarin ise, bugünün ahireti ise, o zaman, daha dün, Hz isa imamken, ona başkaldıran eşekler, bugün HIRISTiYAN olup da HATIL KAFALILAR, Hz Musa imamken ona başkaldıran eşekler, bugün Musevi ve yahudi olupta HATIL KAFALILAR, ve bu günün imamı ise Hz. Mehdi dir, O’na başkaldıran eşekoğlu eşşekler de, bugünün ahireti olan, yarinin HATIL KAFALILARI olacakdır.

ve Sürüngen beyin diye birşey var ve timsah beyni yılan beyni sadece mercimek kadar olduğu söyleniyor ve derler ki AKLI  sikinde yani hep sex düşünenler için kullanılan bir deyimdir yani  yine barsaklar hakkında alt beyin diyorlar yani insan afedesiniz götü ilede düşünebiliyormuş bugün bilim adamları bunu bildi buldu öyle olunca Allahu alem Allah  Hz Ahmed el Bedeviyi bu 3 Peygamber ve bir  de Hz Hüseyin karması olarak halketti ve akladenin kafa olmadığını yani her hücrenin aklı olduğu suyun bile bir bilinci atomların bilinci olduğu  CERNDE ki  parcacıkların saldırıya karşı bir var bir yok bir burda bir heryerde olabildiklerini gördüler yani işte Şeytanın Allahı öldürme veya RUHU isayı öldürme ve o sayede allahı öldürme hikayesi burda son buldu o hem burda hem orda heme şurda veya hem var hemde aynı anda yok olabiliyor ve öyle olunca Allah kafada falanda değil allahın bir kafayada ihtiyacı yokmuş  işte peçeli sultan aslında  , Hz Hüseyinin bedeninin kafası ile birleşmediğini ve ayrı kaldığını ve öyle olunca, allahın yeni karmada yaratırken onun ilk hali kafasız beden Başsız Süvari veya Hz ahmet el Bedevi gibi  idi ve son hali ADIYAMANDAKi kafalar ve matrix sonrasıda bedensiz sadece kafa hali ve Allah ADN cenetinini yani Hz Ademin KAFASINI ilk halketti ve kafanın halkolduğunda bir bedene ihtiyacı yok idi AYRI halkoldu ve sonra ona beden eklendi ve sonrada bir parçasından veya kend gennden ona havva eş verildi mesele budur yani..
Birde doğum sırasında çocuk tersden gelirse  veya ve ebe acemi olursa çocugu doğurtmak için  kafasından tutupda çekerse çıkarmak için ve o narin et kafa kopar ve çocugun bedeni içerde kalır, Allahu alem keşfi bilgidir ben orda değilmdim ve bu sadece ilham  ile ve keşfi bir bilgidir Ahmet el Bedevi işte böyle bir doğum sırasinda kafası kopan  ve kafası ayrı  ve beden ayrı canlı kalan ve başsız süvari ise işte o resimdki gibi kafasını birde koltuğu altında taşıyor yani bu gün telefon cep telefonu var bunu  ben avusturyadayken taaa amerika washington dan  amerikan başbakanı ile görüşmek isteyince arada bir kabolaya ihtiyaç varmı yok numarayi çevir direk onun telefona bağlanıyor o da açtımıydı onunla konuşabiliyorsun değil mi işte kafa bedenden kopunca kafa ile beden arasında ki kablolar sinirler ve damarlar amma demekki onlarsızda  olabiliyormuş dünyamizdaki örneği gösterdim allah bunu keşfettirdiyse ve böyle birileinide halkettiyse  varsayalım ismayil abeye rahmet olsun vesselam (Ferhan şensoy ile onun arkadaşı osman yani 80 lerin icad cikarma babasına rahmet olsun) ve varsayalım ki vaaazı oldu biraz bu

Selam ve sevgiyle kalın

[attachment=68950]

[attachment=68951]

[attachment=68952]

KAYNAKLAR

1) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.1, s.309

2) Tabakât-ül-Kübrâ; c.1, s.183

3) Şezerât-üz-Zeheb; c.5, s.345

4) Mu’cem-ül-Müellifîn; c.1, s.314

5) El-A’lâm; c.1, s.175

6) Îzâh-ül-Meknûn; c.2, s.644

7) Hüsn-ül-Muhâdara; c.1, s.521

8) Kâmûs-ül-A’lâm; c.1, s.787, c.2, s.1257

9) Hadîkat-ül-Evliyâ (son kısım); s.1

10) Tabakât-ül-Evliyâ; s.422

11) Tuhfet-ür-Râgıb; s.65

12) Tam İlmihâl Seâdet-iEbediyye; s.980

13) Rehber Ansiklopedisi; c.1, s.120

14) Mir’ât-ül-Harameyn (Mir’at-ı Medîne); s.1049

15) Kıyâmet ve Âhiret; s.128

16) Menâkıb-ı Ahmed-i Bedevî (Süleymâniye Kütüphânesi, Hasan Hüsnü Paşa Kısmı, No:587)

17) Dürr-ül-Mahzum (Süleymâniye Kütüphânesi, Tahir Ağa Kısmı, No:421)

Derleme Makalelerim

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 04 Ağustos 2022 Perşembe

Original Kar©glan

Bu konuyu yazdır