| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Zebralar Hakkında Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 07-31-2022, 11:47 AM - Forum: Bitkiler ve Hayvanlar
- Yorum Yok
|
 |
Zebralar Hakkında Bilgiler
Zebra Familyası: Atgiller (Equidae). Yaşadığı yerler: Afrika'nın uçsuz bucaksız otlaklarında. Özellikleri: Katır iriliğinde, beyaz zemin üzerine siyah çizgili vücudu vardır. Sürüler halinde yaşar. Otla beslenir. Çeşitleri: Üç türü vardır. Dağ zebrası (E. zebra), Greyvi zebrası (E. greyvi), Burşeli zebrası (E. burchelli).
Afrika'da Büyük Sahra'nın güneyinde yaşayan vücudu çizgili katır iriliğinde bir memeli. Çizgili yaban eşeği olarak da bilinir. Vücudunun beyaz tonu üzerindeki siyah çizgiler tırnaklarına kadar devam eder. Tek parmaklılar takımındandır. Geviş getirmez. Sürüler halinde yaşar. Koku alma ve görme duyusu güçlüdür. Kısa ve dik bir yelesi, iri kulakları vardır. Kuyruk ucu püsküllüdür. Grubun bireyleri birbirine çok düşkündür. En büyük düşmanları aslan ve kaplandır. Zebra; vahşi, hızlı, ele geçmez bir hayvandır. Tekme ve dişleriyle kendini korur. Su içerken aslan saldırısına karşı çok dikkatlidir. Açık tepe ve ovalarda yaşarlar. Ormanlardan kaçınırlar. Genellikle sabah ve akşamları gezer, aralıklarla suya gider, ayakta durarak da dinlenirler. Su kenarlarından pek uzaklaşmazlar. Ürktüklerinde sürü heyecanla koşmaya başlar. Sürüden kaybolan bir bireyi saatlerce, hatta günlerce ararlar.
Kuzey Doğu Kenya'da yarı çöllerde bulunan Greyvi zebrası (E. greyvi) en büyük zebra olup 1.5 metre yüksekliktedir. Güney Batı Afrika'nın dağ zebrası (E. zebra) en küçük zebradır. Bunun yüksekliği ise 1.2 metre civarındadır. Fakat bunların soyu gün geçtikçe azalmaktadır. Doğu Afrika'da en çok yaygın olan Burşeli (E. burchelli) zebrasıdır. Buna “ova zebrası” diyenler de vardır. Ehlileştirilememiştir.
Gebelik dönemi 12 ay olup, yavru doğumdan hemen sonra anneyi takip eder. Afrika yerlileri zebranın etini yerler. Fakat başkaları için ağır bir tadı vardır. Bazan antilop ve zürafalarla da beraber gezerler. Eşek ile zebranın eşleşmesinden meydana gelen meleze “zebroid” denir.
Genel yaşam alanları Orta Afrika'nın düzlükleri olan zebralar dünya genelinde hayvanat bahçelerinde de yaşarlar. Atgiller familyasının bir üyesi olan zebra, siyah ve beyaz çizgilere sahip desenleri ile farklı bir görünüşe sahiptir ve kolayca tanınabilen bir hayvandır.
Kendi aralarında oldukça sosyal olan zebralar, bir erkek zebranın yönettiği küçük haremler şeklinde yaşasalar da büyük göçler sırasında daha büyük sürü grupları halinde bulunmayı tercih ederler. Büyük sürüler halinde bir arada bulunmak onları yırtıcılara karşı güvende tutar. En yakın akrabaları olan atlar veya eşekler gibi kolayca evcilleştirilemezler. Bayağı zebra, dağ zebrası ve Grevy zebrası olmak üzere üç zebra türü bulunmaktadır.
Zebraların üzerindeki desenler ve çizgi sayıları her bireyde farklıdır. Bu desen ve çizgiler o bireyin adeta parmak izi gibidir. Zebralar üzerine araştırma yapan bilim insanlar barkod okuyucuya benzeyen bir araç kullanarak zebraları kimliklendirme çalışması yaparlar.
Zebralar tek toynaklıdırlar ve geviş getirmezler. Saatte 65 kilometre hızlara ulaşabilen çok dayanıklı hayvanlardır. Başlıca savunma silahları tekme ve ısırıktır. Aslan dahil tüm yırtıcılar zebraları avlarken tekme ve ısırıktan çekinirler. Zebranın yüksek hızlarda giderken bile atabildiği tekmeleri her canlı için ölümcül olabilir.
11,5-12 aylık bir gebelik süresi sonunda tek bir yavru dünyaya getirirler. Anne zebra yavrusunun sesini ve kokusunu tanıma sürecinde 2-3 gün boyunca diğer sürü üyelerinden uzak tutar.
Doğal yaşam süreleri 20-25 yıl olan zebralar hayvanat bahçelerinde 30 yıla kadar yaşamaktadırlar. Hayvanat bahçelerinde şirin ve zararsız görünümlerine aldanmamak gerekir. Güvenlik önlemlerine rağmen hayvanat bahçelerindeki insan yaralanmalarının çoğundan zebralar sorumludur. Ülkemizde 2013 yılında Gaziantep Hayvanat Bahçesi'nde ilk olarak bir yavru zebra dünyaya gelmiştir.
Zebralar renkleri ayırt edebildiği tespit edilen hayvanlardan biridir. Sadece turuncu rengi göremezler. Zebraların üzerindeki siyah-beyaz desenler sivri sineklerin bu hayvanı tercih etmemesini sağlarlar. Yapılan deneylerde zebra desenine sahip bir örtü giydirilen atların sivrisinek saldırısına uğramadığı, normal bir örtü giydirilen atlara ise sivrisineklerin kolayca zarar verdiği görülmüştür.
Ova zebrası olarak ta adlandırılan bayağı zebranın yetişkinleri 400 kg ağırlığa sahip olabilir. Zebralar uykuya geçmek konusunda çok tedirgin canlılardır. Etraflarında yırtıcılar geldiğinde kendilerini uyarabilecek başka otçullar olduğunda uyumayı tercih ederler. Zebralar uykularında bile ayakta olurlar.
Tek parmaklılardan, ata benzeyen, derisi çizgili, Afrika'da yaşayan, memeli hayvan.
Zebraların da tıpkı atlarda olduğu gibi, yeleleri vardır; vücut yapıları da atlara benzer; ve en az onlar kadar hızlı koşarlar. Nasıl parmak izi her insanda farklıysa zebraların üzerindeki çizgiler de her birinde farklıdır. Bir zebranın çizgileri sanki onun kimlik kartı gibidir. Zebraların dikey çizgileri aynı zamanda önemli bir savunma unsurudur. Bir arada durdukları zaman kendilerini avlamak isteyen kaplan ve aslanlar bu çizgilerden dolayı sürüyü bir bütün olarak algılarlar. Bu durumda avcı, avlayacağı zebrayı seçmekte güçlük çeker, bu da zebralar için bir korunma olur.
Zebraların çoğu gizlenecek fazla yer olmayan açık otlaklarda yaşar. Bu nedenle hayatta kalabilmek için çok hızlı hareket etmek zorundadırlar. Zebraların tüm bedensel özellikleri de bu duruma özgü bir evrim geçirmiştir. Örneğin bacakları çok uzundur, güçlü kasları ve büyük akciğerleri vardır. Bu nedenle hiç yorulmadan ve yavaşlamadan çok uzun süre koşabilirler. Zebraların kemikleri de hafif olmasına rağmen oldukça güçlüdür.
Zebralar atgiller familyasından siyah beyaz, muhteşem desenleriyle hafızalara kazınan, dikkat çeken canlılardır. Özellikleri nelerdir, nerede yaşar, ne yer gibi soruların yanıtlarını yazımızın devamında bulabilirsiniz.
Zebralar
Vahşi doğa; her yaştan insanın ilgisini çeker. İnsanlar; bilhassa belgeseller aracılığıyla vahşi doğa hakkında bilgi almak isterler. Zebra; atgiller ailesinden bir canlı olmakla beraber kendisine vahşi doğada yer bulur. Atın yakın akrabaları olarak bilinmekle beraber siyah ve beyaz çizgilerle örtülü postları ile dikkat çeker.
Zebranın ana vatanı tahmin edilebileceği üzere Afrika’dır. Tıpkı atlarda olduğu gibi yel adı verilen saçları vardır. Zebra; bilhassa seyrek ağaçların olduğu yerleri sever. Sürü halinde yaşamalarına rastlanır. Hatta, antiloplarla beraber yaşadıklarını söylemek gerekir. Zebra hakkında kısa bilgiler verdikten sonra şimdi de zebranın öne çıkan özelliklerine bir göz atalım!
Zebranın Özellikleri Nelerdir?
Başlıca zebra özellikleri şu şekilde sıralanabilir;
Her şeyden önce, ortalama ömrünün 35 yıl olduğunu söylemek gerekir.
Bunun yanı sıra, kilosu 175 ila 385 kg arasında değişir.
Boyu ise 217 ila 246 cm arasında farklılık gösterir.
Enine çizgilere sahip olan zebra; otobur bir hayvandır.
Birçok farklı ortamda yaşama kabiliyetine sahiptir. Ağaçlıkların yanı sıra açık düzlüklerde de yaşamaları söz konusudur.
Tek toynaklı oluşları dikkat çekicidir.
Zebra; vahşi doğanın yaşam koşullarına ayak uydurmak adına dikkatli olması gereken bir hayvandır. Bir başka deyişle, hayatta kalabilmek adına olabilecek en hızlı şekilde hareket etmeleri gerekir. Ancak, vücutlarının hızlı hareket etmeye müsait yapısı sayesinde herhangi bir sorun yaşamazlar.
Zebrayı öne çıkaran birtakım fiziksel özellikleri mevcuttur. Her şeyden önce, bacaklarının çok uzun olduğundan bahsetmek gerekir. Bunun yanı sıra, güçlü kasları ve geniş akciğerleri vardır. Bu sayede, uzun süre koşmayı ve tehlikelerden kaçmayı başarabilirler. Zebra; diğer vahşi doğa hayvanlarına kıyasla ilginç özellikleri ile dikkat çeker. Sosyal bir hayvan olduğunu söylemek mümkündür. Sürüler halinde yaşar.
Zebra Nasıl Beslenir?
Afrika kıtasının öne çıkan hayvanlarından birisi olan zebra; tıpkı atlar gibi otçul beslenir. Hatta, atlar ile çiftleşmeleri söz konusudur. Ortaya çıkan canlıya zebrat adı verilir. Bir zebranın yaşamını sürdürmesi için ota ve suya ihtiyacı vardır. Ancak, yiyecek bulmak adına işleri bir hayli zordur. Zebranın yiyecek bulabilmek adına gerekli olduğu takdirde 50 km yürüdüğü dahi bilinir. Zebra; bilhassa Afrika’daki savan otlar ile beslenir. Hızlı koşan zebraların su ihtiyaçlarını karşılamak adına genellikle göllere yakın yerlerde yaşadıklarını söylemek mümkündür.
Zebranın en sevdiği besinler birçok kişi tarafından merak edilir. Bu noktada, domates, ot, birtakım sebzeler ve su; zebranın tüketmesi zorunlu olan besinler arasında yer alır. Sonuç olarak, zebra; tüm hayatını sebze yiyerek ve su içerek geçirebilir.
Zebralar Nerelerde Yaşarlar?
Zebraların doğal ortamı vahşi doğaya dair en çok merak edilen hususlardan birisidir. Ancak, zebraların yaşadıkları alanların çok geniş olduğunu söylemek mümkündür. Hatta, çöl, dağ ve ova zebralarının olduğunu söylemek gerekir. Çöl zebraları; bilhassa Somali, Kenya ve Etiyopya’da yaşar. Dağ zebraları ise Namibya ve Güney Afrika’da yaşayabilir. Ova zebraları ise genellikle Sudan, Etiyopya ve Doğu Afrika’nın savanlarını tercih eder. Ayrıca “Serengeti nerede?” içeriğimiz vahşi yaşam hakkında size detaylı bilgi sunacaktır.
Çöllerde yaşayan zebraların işi bir hayli zordur. Çünkü, buradaki toprak tahmin edilebileceği üzere besin açısından bir hayli fakirdir. Cılız ağaçlar, çalılar ve otlar; zebraların beslenmesi adına gerekli besinleri oluştururken zebraların su bulma konusunda da sıkıntı yaşadıkları aşikardır. Çünkü, bu tür topraklarda su kaynakları azdır. Bir sulama deliğinin yakınında yaşaması gereken zebraların gün içerisinde 50 km’yi dahi aşan mesafeleri kat etmeleri; su ve yiyecek aramaları ile yakından alakalıdır. Zebra; gün içerisinde besin ve su bulmak adına çok uzak mesafelere gitse de gün sonunda eski yerine döner.
Bu canlıları özel kılan farklı detaylar da vardır. Sürü halinde yaşayan zebralarda sorumluluklar bellidir. Herhangi bir su kaynağı bulunduğunda ilk olarak kimin su içmeye gideceği dahi bellidir. En deneyimli dişi zebra; su içmeye giden ilk kişidir. Onun ardından sırasıyla küçük zebralar ve son olarak da yaşlılar su ihtiyaçlarını giderir. Sürü halinde gezen zebra topluluğunun en sonunda erkek zebra bulunur. Buna ek olarak, zebraların çevredeki tehlikelere karşı almış oldukları birtakım önlemler de vardır. Örneğin, sürü gece uyurken iki zebranın uyanık kalmasına rastlanır. Son olarak, yeni doğan zebraların en kısa sürede bağımsızlıklarını kazandıklarını da söylemek gerekir.
Zebralar Hakkında İlginç Bilgiler
-Zebralar aslında siyahtır.Çizgileri beyazdır.
-Zebralar, ABD hayvanat bahçelerinde herhangi başka bir hayvana kıyasla daha fazla bakıcı yaralanmasından sorumludur.
-Bir zebra saldırıya uğradığında, ailesi yaralı zebranın etrafını çevreleyip ,savunmaya gelir. Ve yırtıcıları kovmaya çalışır.Bu özellikleri Roma sirklerinde keşfedilmiştir.
-Devekuşları ve zebralar genellikle birbirlerini avcılardan korumak için birlikte yaşar. Devekuşu zebradan daha iyi görebilir .Ve zebra da tehlikeyi daha iyi sezebilir.Veya daha iyi koku alabilir.
-İki zebra Filistin'deki bir hayvanat bahçesinde açlıktan öldü. Bunun üzerine yerlerine siyah beyaz çizgili eşekler koydular.
-İnsanlar Teksas'daki büyük çiftliklerde zebra ve diğer Afrika vahşi hayvanlarını avlamak için binlerce dolar ödüyor.
-Bazı zebralar evcilleştirilmesine rağmen çoğu insan bunu yapamaz. İnsanlara saldırmalarıyla bilinirler.
-Bilim insanları, çizgilerini bir barkod gibi tarayarak zebraları tespit edebiliyor.
-Zebranın farklı türleri vardır, bunların her birinin farklı bir çizgili deseni vardır.
-Zebralar, avcının peşinden koşmasını zorlaştırmak için bir avcı tarafından kovalandıklarında zikzak şeklinde hareket ederler.
-Zebralar, renkli görebildiğine inandığımız az sayıda memeliden biridir.
-Bir zebra 65 kilometre/saat hızla koşabilir.
-Zebralar tek toynaklıdır.
-Turuncu rengi göremezler.
-Zebralar kulaklarını neredeyse her yönde döndürebilirler. Bu yeteneklerini diğer zebralarla iletişimde kullanırlar.
-Genellikle ayakta uyurlar.
-Çizgileri her bir zebra için farklıdır.Bunu insanların parmak izine benzetebiliriz.
-Anne zebra yeni doğan yavrusunu onun sesini,kokusunu tanıyana kadar 2-3 gün boyunca diğer zebralardan uzak tutar.
-Zebralar toplu dolaştıklarından aslanlar gibi renk körü avcılar için çim sanılabilirler.
-Derileri sinek ve diğer böceklerin kanlarını emmesini engellemektedir.
-Zebralar arasında hiyerarşi vardır.Erkek lideri dişi sürüsü takip eder.
|
|
|
Kangurular Hakkında Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 07-31-2022, 05:16 AM - Forum: Bitkiler ve Hayvanlar
- Yorum Yok
|
 |
Kangurular Hakkında Bilgiler
Kanguru, anavatanı Avustralya olan ve keseli olarak nitelendirilen bir memeli canlı türüdür. Tüm dünyada yalnızca Avustralya bölgesinde yaşamaktadır. Kangurunun Latincedeki adı Macropus’tur.
Kanguru ve Özellikleri
Kanguru ailesi 11 cins ve 62 türden oluşmaktadır. Maksimum uzunluk doğu gri kanguruda 3 metredir. İkinci olarak, dev bir kırmızı kanguru 1,65 boyundadır. Bununla birlikte, kırmızı dev kanguru, çok ağır bir hayvan değildir. Ağırlığı ortalama 45 kilogram civarındadır. Doğu kanguru ağırlığı 95 kg iken, maksimum ağırlığı 85 kg’dır. Genellikle erkek kanguruları dişilerden daha büyüktür. Erkeklerin büyümesi yaşlanıncaya kadar devam ederken dişilerin büyümesi üreme başladıktan sonra kısa bir süre askıya alınır. Üremeye ilk katılan 15-20 kg ağırlığındaki dişi gri veya sarı kanguru, ona göre 5-6 kat daha fazladır. Buna karşılık, farklı cinsiyetten küçük kanguruların yetişkinlere benzer boyutları vardır. Büyük kangurular çok ilginç hayvanlar, tanımak zordur. Başları küçük, büyük kulaklı ve büyük badem şeklindeki gözleri vardır. Gözler korneayı tozdan koruyan uzun yoğun kirpiklerle çerçevelenir. Kangurunun alt çenesi benzersiz bir yapıya, içeri doğru onun bükülmüş arka uçlara sahiptir. Toplamda 34 diş, kalın bitkisel gıdalarla besleme üzere adapte edilmiştir. Kanguru boynu incedir, toraks dardır, ön pençeleri azgelişmiş gözükürken, atlama bacakları çok güçlü ve masiftir.
Tabanda kalın ve ucuna doğru sivrilen kuyruk, zıplarken bir dengeleyici görevi görür ve büyük bireylerde kavgalar ve oturma sırasında vücudun desteği olur. Tatmin edici bir işlev yürütmez. Kanguru kuyruğunun uzunluğu türlere bağlı olarak 14,2 ila 107 cm arasında değişmektedir. Kanguruların diğer türlerinde kuyruk daha kısa ve kalındır ve ayrıca daha az tüylüdür. Kaslı uyluklar memelilerin dar pelvisini destekler. Daha uzun kemiklerde, alt bacak kasları daha az gelişir ve ayak bilekleri ayağın yana doğru dönmesini engelleyecek şekilde düzenlenir. Dinlenme ya da yavaş hareket sırasında, hayvanın vücudunun ağırlığı uzun, dar ayaklar üzerinde dağıtılarak bir durma kaybı etkisi yaratır. Ancak, bir sıçrama sırasında, kanguru sadece iki ayak üzerinde durur. Bazı durumlarda ayağın ilk parmağı tamamen kaybolur. Bu memeliler sadece zıplamakla kalmazlar, aynı zamanda dört uzuvda da yavaşça yürüyebilirler, bu durumda ayaklar çiftler halinde hareket ederler ve dönüşümlü olarak değil. Büyük ve orta büyüklükteki hayvanlar arka ayaklarını öne doğru kaldırdıklarında, kuyruk ve ön pençelere yaslanırlar. Zıplarken, kangurular 40-60 km/s hıza ulaşabilir, ancak bu rakam kısa mesafeler içindir. Yolculukları çok yoğun olduğu için hızlı bir sıçrama başladığında 10 dakika sonra yorulurlar ve yavaşlarlar. Dinlenirken arka ayakları üzerinde oturur, vücudu dik tutarak ve kuyruğa yaslanarak veya yanlarında uzanırlar.
Kanguru Türleri
Kanguru türleri arasında Kızıl Kanguru, Doğu Boz Kangurusu, Batılı Gri Kanguru ve Antilop Kanguru bulunmaktadır.
Kangurularda Avlanma ve Beslenme
Kangurularda beslenme ot ile sağlanmaktadır. Otçul olarak bilinen bu canlılar, genellikle bitki yaprakları ve taze otlar ile beslenir.
Kangurularda Üreme ve Çiftleşme
Kangurularda üreme, yaz aylarında gerçekleşir. Yavrulayan dişi kanguru, yavrusunu karın bölgesinde bulunan kese içerisinde taşır.
Kanguru Ömrü
Kanguru ömrü ortalama 15 yıldır. Bulunduğu habitatta yırtıcı sayısı oldukça az olduğundan yaşam süreleri oldukça uzundur.
Kanguru Familyası: Kangurugiller (Macropodidae). Yaşadığı yerler: Büyük kangurular Avustralya, ağaç kangurusu Yeni Gine’de. Özellikleri: Arka ayakları üzerine sıçrayarak yol alabilen otçul, keseli bir memeli. Arka ayakları ve kuyruğu üzerine oturur. Dişi, yavrusunu karnındaki kesesinde taşır. Evcilleştirilebilirler. Ömrü: 15 yıl. Çeşitleri: Kaya kangurusu, dev kanguru, gri kanguru, kızıl kanguru, ağaç kangurusu en Ünlü türleridir.
Avustralya ve Yeni Gine’ye mahsus, sıçrayıcı, keseli memelilere verilen genel ad. Adını Avustralya yerlilerinin dilinden almıştır. Hepsi ot ve diğer bitkilerle beslenirler. Dişilerin karınlarının altında torba şeklinde kesesi vardır. Doğan yavrularına burada ihtimam ve şefkatle bakarlar. Başları küçük, kulakları büyüktür.
Arka ayakları ön ayaklarından büyük ve güçlüdür. Ön ayaklarını yukarı kaldırıp, arka ayakları ve güçlü, uzun kuyrukları üzerinde oturur ve sıçrayarak yol alırlar. Arka ayakları üzerinde hızla koşarken, kuyruk pek yere dokunmaz, denge organı(balans) olarak kullanılır. Dört ayağı üzerinde yürürken, kuyruk yerde sürüklenerek kendine has bir iz bırakır. Beş parmaklı ve pençeli olan zayıf ön ayaklarını yiyeceklerini ağızlarına götürmek için kullanırlar. Arka ayakları dört parmaklı olup, ikinci ve üçüncü parmaklar bir deri ile birbirine yapışık gibidir.
Çeşitli boyda birçok türü vardır. Bazıları tavşandan büyük değildir ve ağaçlara tırmanırlar. Herkes tarafından bilinip sevilen kanguru, Avustralya’nın milli sembolüdür. Büyük kangurular Avustralya’da, tırmanıcı olan ağaç kanguruları ise Yeni Gine’de yaşarlar. Kangurular keseli memeli hayvanların en büyüğüdür. Boyu 210 cm ve ağırlığı 90-100 kg gelenleri vardır. Ağaçlarda yaşayan ağaç kanguruları, 140 cm boyunda ve 11 kg kadardır. Erkekler dişilerden daha iri olurlar.
Araştırmacı kaptan James Cook, 1770 yılında gemideki tayfalarını yiyecek bulmak için Avustralya kıyılarına gönderdi. Bir müddet sonra gemiye dönen adamlar yanlarında ilginç bir hayvan getirdiler. 1,5 metreden büyük olan bu hayvanın 120 cm kadar uzunlukta güçlü bir kuyruğu vardı. Ayrıca karnının üstünde yavrularını korumaya yarayan kıllarla örtülü bir keseye sahipti. Masum görünüşlü, parlak gözlü, tavşana benzer başlı, insana benzer elli, geyik boyunlu bu ilginç hayvancığı şaşkınlıkla seyrettiler; sevdiler, okşadılar. Avustralya yerlilerinden “anlatması çok zor” anlamına gelen “kanguru” ismini taşıdığını öğrendiler.
Kangurular, sürüler halinde dolaşarak otlarlar. Başlarında tecrübeli bir erkek lider bulunur. Zeka seviyeleri koyundan aşağıdır. Sesleri yoktur. Tehlike anında güçlü arka ayaklarını hızla yere vurarak arkadaşlarını uyarırlar. Çoğunun postu toprak rengindedir.
Avustralya ovalarının hakimi olan bu hayvanlar, hayata çok cılız olarak başlarlar. Yeni doğmuş iki kanguru yavrusu bir çay kaşığına sığabilir. Dişilerin hamilelik dönemleri türlere göre 29 ile 38 gün arasında değişir. Genelde tek yavru doğururlar. Dişi kanguru doğumunun yaklaştığını hissedince torbasının iç kısmını güzelce yalayarak temizler. Yeni doğan kanguru yavrusu(joey), insan yarım parmağı veya bir bal arısı büyüklüğündedir. Boyu 2,5 santimetreden küçük ve bir gramdan hafiftir. Minik kanguru yavrusu sıvı bir kese içinde dünyaya gelir. Doğumdan sonra bu keseyi yırtar ve bir ile beş dakika arasında annesinin kesesinin içine tırmanarak girer ve dört meme ucundan birine yapışır. Yeni doğmuş yavru kanguru kör, sağır ve tüysüzdür; içgüdü ve koku alma hissi ile annenin tüylerinden tırmanarak keseye ulaşır. Bu sırada anne kendi kanlı postunu yalamakla meşgul olduğundan yavrusuna yardım etmez. Yavru bu kesede kendini iyice emniyette hissedinceye kadar ana kanguru sükunetini muhafaza eder.
Memeye yapışan yavru, süt emecek güçte değildir. Anne, güçlü kaslarıyla ağzına süt pompalar. Yavru, süt emerken de nefes alabilir. Gırtlağının bir uzantısı buruna ait bir geçitle birleşmiştir. Bu geçitten hava direk olarak akciğerlere gittiğinden, yavru boğulmadan hem sütünü içer, hem de hava teneffüs eder. Dokuz ay içinde, yavru kese içindeki gelişimini tamamlar. Zamanın çoğunu kesenin içinde süt emerek ve bol bol uyuyarak geçirir.
Gelişimi gayet yavaş olur. Üç aylıkken vücudu kıllanmaya, dört aylıkken gözleri açılmaya başlar. Beş aylık olunca başını keseden çıkarıp rastladığı otları yemeye başlar. Bu gelişim dönemi içinde zaman zaman keseden çıkarak annesi ile otlar. Keseye başı önde girer ve içerde dönerek normal duruma gelir.
Kanguru sütünün bileşimi, yavrunun gelişme süresine göre değişir. İlk dönemlerde berrak bir sıvıyken, sonraları koyulaşmaya başlar. Dişi kangurular bazan yavrularını emzirirken, ikinci bir yavru daha doğururlar. İki yavru da aynı kesede barınmaya başlar ve süt salgısında enteresan bir olay ortaya çıkar. Bir memeden yeni yavru için renksiz, berrak süt salgılanırken, diğer memelerden ise yaşlı yavru için koyu ve yağlı süt salgılanmaya devam eder. Kengurunun süt salgı bezlerinde aynı anda birbirinden tamamen farklı iki bileşikte süt salgılanması, yüce Allah’ın sonsuz merhametini gösteren sayısız delillerden biridir.
Yavru kendi başına dolaşabilecek hale gelince bile, bir tehlike anında hemen koşarak annesinin torbasına girer. Mesela bir köpek görünce yavru hemen torbaya sığınır. Annesi de kaçmaya başlar. Köpek kovalamaya devam edince, torbasında yavru bulunduğu için ana kanguru yorulur. Hiç değilse yavrusunu emniyete almak ve daha hızlı koşabilmek için uygun bir yere yavrusunu bırakıp, başka bir yöne saparak köpeği peşine takar. Böylece yavrusunun bulunduğu yerden uzaklaşır. Kendisi kurtulabilirse tekrar yavrusunun yanına gelir. Düşmanından kurtulamazsa hayatı pahasına yavrusunu kurtarmış olur.
Kanguru kuvvetli arka ayakları sayesinde iyi sıçrar. Bir sıçrayışta, 2-3 metre yükseklik ve 6-7 metre ileriye fırlayabilirler. Kuyruklarını atlama sırığı gibi kullanırlar.
Queensland’da köpekler tarafından kovalanan bir kangurunun 3 metre yüksekliğinde ve 8 metre genişliğindeki bir odun yığınını bir sıçrayışta aştığı görülmüştür. Sıçrayarak koşarken saatte 40 km yol alır.
Pek sakin olan ve nadiren hiddetlenen kanguru, bir köşeye sıkıştırılırsa, kuyruğunu destek yaparak, arka ayaklarıyla öyle güçlü tekmeler atar ki, bir insanı veya yırtıcı koca bir köpeği bir darbede öldürebilir. Bir kavgada 10’dan fazla köpeği haklayabilir. Kuyruğunu bir sallayışı ile insanın bacaklarını bir kibrit çöpü gibi kırabilir. Kanguru mecbur olmadıkça döğüşmez. Her zaman sıçrayarak kaçmayı tercih eder.
Avustralya’da nesli korunmaya çalışılan kanguru, bir taraftan da avlanılmaktadır. Özel yetiştirilen avcı köpekleriyle kovalanarak avlanır. Kanguru kolay yutulur bir lokma değildir. Fazla avcı köpeklerinin saldırısına uğradığında güçlü tekmelerini kullanarak hepsini halledemeyeceğini anlayınca koşmaya başlar. Köpekleri peşinden göl veya nehir gibi bir su birikintisine çeker. Kendisi suya girerek ilerler. Su belinin hizasına gelince durarak köpekleri bekler. Suya giren köpeklerden her biri yanına yaklaşınca kafasından tutar ve su altına çekerek boğar. Yetişkin bir kanguru bu yolla 6-7 köpeğin hakkından gelebilir.
Kangurular saatlerce birbiriyle boks maçı yaparlar. İki kanguru dövüşecekleri zaman karşı karşıya gelerek, insan eline benzeyen beş parmaklı ön kollarını yumruk yaparak göğüsleri hizasına kaldırırlar. Kuyruklarını destek yaparak bir müddet hareketsiz durur ve birbirlerini süzerler. Ardından maça başlarlar. Karşılıklı boks yapan kangurular bir süre sanki raund sonuymuş gibi maçı keserek geri çekilirler. Bir süre sonra tekrar başlarlar. Uzmanları şaşırtan olay, dövüşme ve dinlenme sürelerinin hemen hemen eşit olmasıdır. Bu süreyi nasıl ayarladıkları halen bir sırdır.
Kangurular kazanmak için değil, spor için maç yaparlar. Saatlerce döğüşseler bile hiç hiddetlenmezler. Kanguruların bu özelliğinden istifade edilerek sirklerde özel kanguru maçları düzenlenir. Bu maçları yaptıranların bu iş için uzun süreye ihtiyaçları olduğu sanılır. Halbuki asıl problem kanguruya boks yapmasını değil, tekme atmamasını öğretmektir.
Kangurular sabahın erken saatlerinde, akşam üstü ve ay ışığında otlarlar. Tavşanlar gibi çimler üzerinde saatlerce uzanmayı ve oyun oynamayı da çok severler. Medeniyet onları engin ovalara sürüklemiştir. Bir kanguru, koyundan kat kat fazla yer. Kurak yıllarda mer’aları silip süpürürler. Kanguru avı, Avustralya’da neşe veren bir spordur. Ahali için eti bulunmaz yiyecektir. Kuyruğundan da kendilerine çok sevilen çorba yaparlar. Her yıl bir milyondan fazla deri marketlere satılır. Bunlardan da kürk, eldiven gibi çeşitli giyecekler imal edilir. Kanguru hikayeleri de ayrı bir gelir kaynağıdır. Hülasa, kanguru Avustralya halkı için büyük bir nimettir.
Kangurular
Kangurular ilk kez yaklaşık 15 milyon yıl önce ortaya çıkmaya başladı. Ataları ağaçlarda yaşayan keseli sıçan benzeri canlılardı.
Bilimsel adı: Macropus
Boyutu: 1-3 metre
Ağırlığı: 18-100 kg
Ömrü: 6 yıl (doğada), 20 yıl (esaret altında)
Habitatı: Avustralya ve Tazmanya ormanları, ovaları ve savanlar.
Popülasyonu: 25-50 milyon
Korunma durumu: En az endişe
İlginç bilgi: Develer gibi kanguru da su içmeden uzun süre yaşayabiliyor.
Erkek kangurular kaslı görünmeyi seviyor
Modern zamanlı bir araştırma dişi kanguruların kaslı erkekleri daha çekici bulduğunu göstermiştir. Daha büyük pazıları olan erkek kanguruların çiftleşmede daha başarılı olduğu keşfedilmiş ve hatta bazılarının dikkat çekmek için pazılarını çıkardığı bile görülmüştür.
Hayır, kanguru "bilmiyorum" demek değil
Türkçe'deki kanguru sözcüğünü oluşturan İngilizce kangaroo'nun Kaptan James Cook'un bir macerasından geldiği düşünülür. Ünlü kaptanın gemisi mercan kayalığında hasar gördükten sonra şimdiki Avustralya, Cooktown'da tamir edilir. Cook bir yerliye hayvanın adını sorar ve yerli ise sözde "bilmiyorum" anlamına gelen gangurru der. Ne var ki günümüz dilbilimcileri yerel Guugu Yimithirr dilindeki bu sözcüğün aslında bölgedeki bir kanguru türünün adı olduğunu buldular.
Kanguru ile valabiyi ayırt etmek
Valabi
Kangurular yaklaşık 2,5 metre boyunda olurken valabiler 30 ila 60 cm boya ulaşır ve ikili arasındaki fark sadece boyuttan ibaret değil. Valabi, kangurudan daha parlak renkli ve ayrıca farklı yapıda dişleri var. Bunlar bilim adamlarının oldukça benzer görünen ikiliyi ayırt etmesini sağlıyor. Ayrıca valabi yaprak yerken kanguru çimen yer.
Kangurular neden zıplıyor?
Kangurular zıpladığı bilinen en büyük hayvan. Ayakları bunun için özel olarak tasarlanmış ve kuyruğunu denge ve harekete yardımcı olması için kullanıyor. Peki neden zıplıyorlar? Bilim adamları bunun Avustralya'nın uçsuz düzlüklerinde dolaşmanın enerji açısından en verimli yolu olduğunu düşünüyor. Enerji önemli çünkü kangurular çok az yiyecek ve su ile uzun mesafeler kat etmek zorunda.
Yüzmede de oldukça iyiler. Arka ayaklarını birbirinden bağımsız olarak hareket ettirdikleri tek zamandır. Sudayken dört uzuvlarını birden kullanarak yüzüyorlar.
Kanguru eti geleneksel bir yemek
Kanguru eti, Aborijin halkı için bir besin kaynağı. Etlerinin obeziteyle mücadeleye yardımcı olduğu düşünülür çünkü gerçekten yağsız – yaklaşık yüzde 2 yağa sahip. Kangurular Avustralya'da federal yasalarla korunuyor ve etleri sadece nüfus kontrol programının bir parçası olarak özel lisanslı avcılardan gelir.
Arabalar ve kanguru
Konu arabalar olduğunda kanguru bir nevi Avustralya geyiğine benzer. Arabaların farlarını gördüklerinde kafaları karışıyor ve önlerine atlıyorlar. Kangurular geyikten çok daha hızlı ve ağır olduğundan çarpışmanın etkisi çok daha kötü olur. Bu sorunu hafifletmeye yardımcı olmak için araçların koruyucu bar takması önerilir.
Kangurular sadece Avustralya'da yaşamıyor
Kızıl kanguru, Yeni Güney Galler, Avustralya.
Kangurular Avustralya'nın sembolü olsa da yalnızca ulusa özgü değiller. Yaşadıkları diğer yerler arasında Tazmanya ve Yeni Gine var. Bazen Avrupa ve Amerika'da da görülürler ancak yalnızca hayvanat bahçelerinden kaçtıklarında.
Kangurular Hakkında İlginç Bilgiler
Kangurular hakkında ilginç bilgiler arasında boks yeteneği bulunmaktadır. Kuyruğundan destek alarak iki ayak üzerinde durabilen bu hayvanlar, ön ayakları ile “aparkat” vuruşu yapabilmektedir.
-Kangurular su içindeyken arka bacaklarını birbirinden bağımsız şekilde hareket ettiremezler.
-Kanguru eti Avustralya'dan 55 ülkeye ihraç edilmektedir.
-Kuyruklarını atlama sırasında dengelerini sağlamak için bir bacak gibi kullanırlar.
-Kangurular terlemezler,serinlemek için ön pençelerini yalayıp karınlarını nemlendirirler.
-Yeterli su ve yiyecek bulunan bir ortamda 5 yıl içinde kangurular nüfuslarını 4 kat arttırabilir.
-Avustralya'nın tropikal bölgelerinde ağaçlarda yaşayan kangurular vardır. Pençelerini başlarının üzerine kaldırabilen tek kanguru türü de bunlardır.
-Bebek kangurular doğduğunda 2 gramdan daha azdır.
-Doğduklarında, küçük, pembe ve tüysüzdürler.
-Genellikle yırtıcılardan suda saklanırlar.Eğer takip edilirlerse,ön pençelerini suyun altında tutup düşmanlarını boğmaya çalışırlar.
-Victoria'da bir kanguru 2009'da bir insanı boğmaya çalışmıştır.
-Erkekler dişilerin idrarlarının kokusunu alıp,çiftleşmeye hazır olup olmadıklarını anlarlar.
-İki kanguru birbirini ilk defa gördüğünde burunlarını tokuşturup,birbirlerini koklarlar.
-2004'te, Lulu adlı bir kanguruya,düşmüş bir ağacın altında kalan bir adamın ailesine haber verdiği için RSPCA Avustralya Ulusal Hayvan Valor Ödülü verilmiştir.
-İngiltere, Fransa ve ABD'de yırtıcı kanguru kolonileri var. Bunlar genellikle hayvanların hayvanat bahçelerinden veya hayvan parklarından kaçması nedeniyle oluşmuştur.
-Kangurular aslında Avustralya'ya özgü değildir. Papua Yeni Gine'ye ait bazı ağaç kanguruları türleri de vardır.
-Kangurular, zıplayarak hareket eden tek hayvandır.
-Kangurular 31-36 günlük bir gebelik sonucu Dünya'ya gelirler.
-Bir dişi kanguru aynı anda üç yavru sahibi olabilir.(kesede süt içen,embriyo,kese dışında yaşayan)
-60'dan fazla kanguru türü vardır.
-Birçok kanguru türü yeşil çimen yiyerek su olmadan uzun süre hayatta kalabilir.
-Kanguru eti, 1993 yılında ülke çapında 1980'de Güney Avustralya'da insanların tüketimi için yasal hale getirilmiştir.
-2008 yılında Avustralyalıların % 14.5'inin yılda en az dört kez kanguru eti yediği bildirilmiştir.
-Dişi kangurular yavrularının cinsiyetlerini doğuştan önce belirleyebilir.
-Avustralya'da insanlardan daha fazla kanguru vardır. Bunlar, Avustralya'nın ulusal sembolüdür. Posta pulları, paralar ve uçaklarda görülürler.
-Genelde 3'lü 4'lü gruplarla gezerler.Sosyal hayvanlardır.100'lü gruplar halinde bile görülebilirler.
Kangurular; Avustralya kıtasının en önemli simgelerinden biri olmuş ilginç yapılı hayvanlardır. Avustralya'da sayıları en yüksek olan hayvan türlerinden biridir. Belgesel videolarında ve nadiren hayvanat bahçelerinde gördüğümüz bu ilginç hayvanların genel özellikleri, beslenmeleri, üremeleri ve daha pek çok özellikleri hakkındaki detaylı bilgileri yazımızın devamında bulabilirsiniz.
Yetişkin bir kangurunun boyu 2 metre, kuyruk uzunluğu ise 1,5 metre kadar olabilir. Böyle bir kanguru 90-100 kg ağırlığındadır. Zıplayarak ilerleyen en büyük hayvan kangurudur. Kangurular geriye doğru zıplayamazlar. Çünkü zıplamak ve dengede kalmak için her zaman güçlü kuyruklarından destek alırlar. Ortalama ömürleri 4-6 yıl arasındadır. Dünyada en uzun yaşayan kangurunun 23 yıl hayatta kaldığı tespit edilmiştir.
Kangurular; Avustralya kıtasının en önemli simgelerinden biri olmuş ilginç yapılı hayvanlardır. Avustralya'da sayıları en yüksek olan hayvan türlerinden biridir. Belgesel videolarında ve nadiren hayvanat bahçelerinde gördüğümüz bu ilginç hayvanların genel özellikleri, beslenmeleri, üremeleri ve daha pek çok özellikleri hakkındaki detaylı bilgileri yazımızın devamında bulabilirsiniz.
Yetişkin bir kangurunun boyu 2 metre, kuyruk uzunluğu ise 1,5 metre kadar olabilir. Böyle bir kanguru 90-100 kg ağırlığındadır. Zıplayarak ilerleyen en büyük hayvan kangurudur. Kangurular geriye doğru zıplayamazlar. Çünkü zıplamak ve dengede kalmak için her zaman güçlü kuyruklarından destek alırlar. Ortalama ömürleri 4-6 yıl arasındadır. Dünyada en uzun yaşayan kangurunun 23 yıl hayatta kaldığı tespit edilmiştir.
Erkek kangurular rakipleriyle mücadelede kaslı yapılarına güvenirler. Rakipleriyle kavgaya girmeden önce kaslarını esneterek gövde gösterisi yaparlar. Avustralya kıtasında yaklaşık 60 milyon kanguru yaşar. Sayılarının bu kadar yüksek olmasındaki en büyük faktör dişi kanguruların hemen her zaman hamile olmalarıdır. Kangurular bebeklerini karınlarındaki kesede büyütürler. Yavru kanguru keseye ulaştıktan kısa bir süre sonra dişi tekrar hamile kalabilir. Dişilerdeki bir başka ilginç özellik ise, diğer yavru keseden ayrılana kadar gebeliğini erteleyebilmesidir. Dişi kangurular dünyaya getirecekleri yavrularının cinsiyetini de belirleyebilirler.
Kangurular tımar ve beslenme işlerini çoğu kez sol elleriyle gerçekleştirir. Yani kangurular çoğunlukla solaktır. Kanguru eti tüketimi Avustralya'da yasaldır. Lokantalardaki menülerde kanguru burger bulmak her zaman mümkündür. Kanguru sayıları bu kadar fazla olunca trafik kazasına karışma oranları da yüksektir.
Kanguruların sindirim sisteminde yiyeceklerin sindirilmesiyle ortaya çıkan metan gazının oluşumunu engelleyen bir bakteri yaşar. Bu özelliğiyle kanguruların en çevreci hayvanlar oldukları kesindir. Bilim insanları bu bakterinin tüm çiftlik hayvanlarında da bulunması yönünde çalışmalar yapmaktadır.
Kangurularda ter bezleri bulunmaz. Bu sebeple sıcak havalarda serinlemeleri kolay değildir. Serinlemek için sürekli ön ayaklarını yalarlar.
|
|
|
Zürafalar Hakkında Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 07-30-2022, 10:04 PM - Forum: Bitkiler ve Hayvanlar
- Yorum Yok
|
 |
Zürafalar Hakkında Bilgiler
Zürafalar en uzun kara hayvanlarıdır. Bir zürafa, ayak ucunda durma ihtiyacı duymadan ikinci kattaki bir pencereden içeri bakabilir! Bir zürafa boynu, 6 fit (1.8 metre) uzunluğunda, 600 paund (272 kilogram) ağırlığındadır. Aynı zamanda, zürafanın bacakları 6 fit (1.8 metre) uzunluğundadır. Arka bacakları ön bacaklarıyla aynı uzunlukta olmasına rağmen, daha kısaymış gibi görünür. Zürafanın kalbi 2 fit (0.6 metre) uzunluğunda ve 25 paund (11 kilogram) ağırlığındadır ve akciğerleri 12 galon (55 litre) hava tutma kapasitesindedir! Zürafanın en yakın akrabası okapidir.
İlginizi çekebilir: İnanılmaz Hayvan Duyuları
Zürafaların sırtlarında hafif bir kamburluk bulunur ve vücutlarını kaplayan lekeli desenle bir leoparı andırırlar. İnsanların uzun yıllar zürafaları “deve-leopar” olarak çağırmalarının sebebi, devenin ve leoparın ortak özelliklerini barındıran bu hayvanın, deve-leopar karışımı olabileceği fikriydi. Zürafaların tür ismi olan Camelopardalis (camel: deve, leopard: leopar) isminin çıkış noktası işte bu düşüncelere dayanmaktadır!
Bilimsel bir dergi olan Current Biology ‘de zürafaların genetiğiyle ilgili yayımlanan son çalışmaya göre, zürafaların dört faklı türü bulunur – bu durum, kutup ayılarının boz ayılardan farklı olması gibidir – ve bu dört tür içerisinden bir tanesi de yeni ayırt edilen dokuz farklı alt türüyle birlikte bulunur.
Bu alt türler birbirinden farklı desenlere sahiptir ve Afrika’nın farklı bölgelerinde yaşarlar. Deri renkleri parlak açık kahverengiden neredeyse siyaha kadar değişiklik gösterir. Zürafaların ne ile beslendikleri ve yaşamlarını nerede sürdürdükleri, birbirlerinden farklılaşmalarını sağlar. Zürafaların fenotipinde görülen bu farklılıklar, onlara bizim sahip olduğumuz gibi bir bireysel parmak izine sahip olmayı sağlar.
Kenya’da yaşayan Masai zürafaları meşe ağacının yapraklarını andıran desenlere sahiptirler; Uganda ya da Rothschild zürafalarının ise bej rengi kalın çizgilerle birbirinden ayrılmış büyük, kahverengi lekeleri vardır. Ağlı zürafalar ise sadece Kenya’nın kuzey bölgesinde bulunur ve siyah derilerinin üzerinde bulunan beyaz dar çizgilerle, ağ ile sarılmış izlenimi verirler.
Masai Zürafaları meşe ağacının yapraklarını andıran desenlere sahiptirler
Masai Zürafaları meşe ağacının yapraklarını andıran desenlere sahiptirler.
Bir zürafanın boynunda kaç kemik vardır? Zürafaların boyunları da, tıpkı insanlarınki gibi 7 adet omurdan oluşur. Ancak zürafalarda her bir omurun uzunluğu 10 inçten (25.4 santimetreden) fazla olabilir!
Zürafaların İlginç Boynuzları
Zürafalar, erkek-dişi olmak fark etmeksizin, tüyle kaplı “ossicones” denen iki adet boynuza sahiptirler. Erkek zürafalar boynuzlarını, birbirlerine doğru savurdukları boyunlarıyla, kavga etmek için kullanırlar. Erkek zürafalar kendilerini bu kafa çarpışmalarından korumak için, olgunlaştıkça kafataslarında kalsiyum depolamaya başlarlar. Bu kireçlenme oldukça belirgin olabilirken, zürafaların beşte üçüne boynuzlarıyla ilginç bir görünüm verebilir.
Av – Avcılık
Zürafalar oldukça büyük oldukları için avcılarından saklanmaya ihtiyaç duymazlar. Zürafa toplulukları bir arada bulunarak, birlikten güç doğar ilkesiyle, güvende kalırlar; bu topluluk içerisinden bir zürafayı av durumuna getirip yakalamak ise oldukça zor olur.
İnsanlardan farklı olarak sadece aslanlar ve timsahlar zürafalar için avcı konumundadır. Av sırasında, kendilerini savunmak zorunda kalan zürafalar karate stilinde ölümcül tekmeler kullanırlar. Zürafaların hızları, hareket tarzları ve vücut şekilleri avcılardan kaçmaları gerektiğinde oldukça fayda sağlar.
Zürafaların tek yönlü harakete dayalı bir yürüyüş biçimleri vardır, vücutlarının aynı tarafa ait ön ve arka bacakları öne doğru hareket ettikten sonra diğer tarafa ait ön ve arka bacaklar da öne doğru hareket eder; bu tempolu yürüyüş olarak adlandırılır. Zürafalar kısa mesafelerde olduça hızlı koşabilirler, saatte 35 mil (56 kilometre) civarında yol katedebilirler.
Zürafalar ölümcül tekmeler kullanabilirler.
Zürafalar karate stilinde ölümcül tekmeler kullanabilirler.
Zürafalar için, sürekli aslanlara karşı dikkatli olmanın ve günün 16-20 saatini yemek yemekle geçirmenin çok ağır bir yük olduğunu düşünebilirsiniz. Şaşırtıcı bir şekilde, zürafalar 24 saatlik zaman diliminde sadece 5-30 dakika arasında uyumaya ihtiyaç duyarlar!
Bazen, sadece bir, iki dakikalık hızlı şekerlemeler bile yapabilirler. Zürafalar ayaktayken bile dinlenebilirler, aynı zamanda bazen kafalarını kalçalarının üzerinde yaslayarak, yere de uzanabilirler. Zürafa için korunmasız bir pozisyon olan bu durumda genelde sürünün bir üyesi, dinlenen zürafa için bekçilik yapar.
Sessiz Zürafaların Çok Çeşitli Sesi
Çoğu insan zürafaların sesi olmadığını düşünür fakat zürafalar böğürmek, kükremek, horuldamak, tıslamak, hırlamak gibi bir çok çeşitli ses çıkarabilir; sadece bu sesleri çok nadir çıkarırlar. Tehdit altında, panik anlarında horuldardar; örneğin horultunun haklı bir nedeni yakınlarında bir aslanın varlığı olabilir.
Aynı zamanda, zürafalar bölgede yaşayan diğer hayvanlar için de bir erken uyarı sinyali görevi görürler: bir zürafa sürüsü koşmaya başlarsa, herkes bu koşuya katılır! Yapılan çalışmalara göre, zürafalar insan işitme sınırının altında sesler çıkarıyor ve bu sesleri muhtemelen uzak mesafe iletişimi için kullanıyorlar. Zürafaların neden çoğu insanın favorisi olduğunu anlamak oldukça kolay. Zarif uzun adımları, yoğun kirpik yapıları ve dingin duruşları zürafalara oldukça zarif bir hava katıyor.
Habitat ve Beslenme
Bir hayvanat bahçesinde, zürafaların çarpıcı bir görünüşleri vardır. Ama bir de onları, Afrika’da kendi habitatlarında varoluşlarıyla, gerçek bir kamuflaj görevi gören deri desenlerinin gölgeler ve yapraklarla harmanlandığı haliyle düşünün. Zürafalar ağaçlarla kaplı açık Afrikan ovalarında yaşamaya oldukça iyi adapte olmuşlardır. Diğer Afrikan otçulları, yüzeydeki ot ve küçük bitkiler uğruna besin rekabetindeyken, zürafalar taze ve gevrek yapraklarıyla uzun dallara ulaşabilirler.
Böyle büyük bir hayvanı besleyebilmek için, çok fazla yaprak gerekir. Zürafalar bir günde 75 paund (34 kilogram) yaprak tüketebilirler. Her ısırıkta yalnızca birkaç yaprağı yiyebildikleri için, yemek yemeleri günün çok büyük bir kısmını kapsar. Akasya ağacının yaprakları, zürafalarının favorisidir. Akasya ağacının uzun dikenleri olduğu için çoğu hayvan akasya ağacından beslenemez, ancak bu dikenler zürafaları durdurmaz!
İlginizi çekebilir: Ağaçlar Birbirleri İle İletişim Kurabilir Mi?
Zürafa nasıl beslenir?
Zürafalar 18 inçlik (46 santimetrelik) dillerini ve kavrama yeteneği güçlü olan dudaklarını dikenlerin etrafında ustaca kullanırlar. Zürafaların dillerinin siyah renkte olmasının sebebinin, yapraklara ulaşırken güneş yanığı olmaktan korunmak için olduğunu düşünülmektedir.
Zürafalar aynı zamanda, diken yutma durumlarında dikeni kaplayan kalın ve yapışkan tükürüklere sahiptir. San Diego Hayvanat Bahçesinde ve San Diego Hayvanat Bahçesi Safari Parkında, zürafalar yüksek yapay besin ağaçlarının dallarına yerleştirilmiş taze akasya yaprağı, kuru ot, düşük nişastalı ve yüksek lifli bisküvilerle beslenirler.
Zürafalar yedikleri yaprakları sindiren dört bölümden oluşan mideleriyle, geviş getiren hayvanlardır. Açlık durumlarında geviş getirerek yaşamlarını sürdürürler: yaprakları yedikten sonra, daha iyi öğütmek için, yutulan yaprak kümesi boğazdan tekrar ağza taşınır.
Akasya yaprakları bolca su içerir, bu sayede zürafalar uzun süre susuz dayanabilirler. Çok susadıklarında, bir göle ya da akan suya doğru uzunca eğilmeleri gerekir. Su içen bir zürafa, timsah gibi avcılar için, kolayca avuçlayabilecekleri bir av pozisyonunda bulunur. Bu yüzden, zürafalar su içmeye sürü halinde giderler ve her zaman avcıları gözetleyen bir nöbetçi bulundururlar. Eğer su kaynağına erişim hayvanat bahçelerindeki gibi kolaysa, zürafalar bir günde 10 galon (38 litre) kadar su içebilirler.
Zürafaların Aile Yaşamı
Bebek bir zürafa doğarken, dünyaya önce ön ayakları gelir daha sonra sırayla başı, boynu ve omuzları ortaya çıkar. Zürafa doğumları, yavaş çekimde bir kuğunun suya dalışını andırır! Bunun sebebi, zürafaların göbek kordonlarının 3 fit (1 metre) uzunluğunda olması ve doğumun yarısında kordonun kopmasıyla yeni doğanın yere düşmesidir.
Bu düşüş yeni doğan yavruya zarar vermemekle birlikte, yavrunun derin bir nefes almasını sağlar. Doğumdan bir saat sonra yavru ayağa kalkabilir ve bir hafta içerisinde de bitkileri tatmaya başlar. Genelde anne zürafa günün çoğu zamanı yavruyu yalnız bırakır. Bu zamanlarda yavru sessizce oturarak annesinin dönmesini bekler.
Yavru biraz büyüdüğü zaman anne zürafa, yavruyu başka yavruların da bulunduğu “yuva”ya bırakır. Yavrulardan birinin annesi yavrulara bakmak için bu yuvada kalırken, diğer anneler yemek yemeye ve sosyalleşmeye giderler. Yuvada, oynanan oyunlarla yavrular fiziksel ve sosyal açıdan gelişirler.
Bakıcıları olan anne zürafanın dikkatli gözleri altında, yavrular gün boyu çevrelerini keşfederler. Yavrular dört aylık olduktan sonra yaprak yemeye başlarlar ancak, altı aylıktan dokuz aylığa kadar değişen sürelere kadar yuvada kalmaya devam ederler.
Zürafaların Hayvanat Bahçesi Hikayesi
Zürafalar, San Diege Hayvanat Bahçesi konuklarının 1938’den beri dikkatli uzun bakışları altındalar. Hayvanat Bahçesinin ilk zürafaları Afrika’dan büyük bir tantanayla gelen Lofty ve Patches idi. Zürafaları güvenli bir şekilde gemiye bindirmek ve sonrasında New York’tan San Dieogo’ya sürecek olan 10 günlük yolculukları için onları bir kamyona yüklemek hayli zorlu bir işlemdi.
Ayrıca, varış noktalarına ulaştıkları halde zürafalar kamyondan inmeyi reddetmişlerdi. En sonunda, birinin onlara soğan teklif etmesiyle görev tamamlanmış ve böylece başka denemelerle hallolmayacak olan işi sebzeler başarmıştı.
Şu anda Hayvanat Bahçesi, küçük bir Masai zürafa sürüsüne sahip durumda. Hayvanlar ve konuklar için ilginin artması amacıyla, bu sürü Urban Jungle’da bulunan küçük Nubian Soemmering ceylanlarıyla aynı habitatı paylaşıyor. Hayvanat Bahçesi, zürafaları besleme seçenekleri sunuyor. Ziyaret etmeden önce, zürafaların beslenme zamanında gittiğinizden emin olun!
Safari Parkı, ağlı, Uganda ve Masai zürafalarının evi; zürafalar doğada bulundukları ova habitatlarına benzer şekilde burada bir sürü çeşitli türün yanında, antilop ve gergedanlarla birlikte yaşıyorlar. Zürafa yavrularının yemeklerine rahatça ulaşabildikleri altı adım uzunluğundaki (1.8 metre) besleme merkezleri, yavrulara besin sağlarken, komşuları olan antilop ve gergerdanlardan da korunmuş oluyor. Safari Parkın vahşi yaşam bakım uzmanlarından biri şöyle söylüyor: “Zürafaları ayırt etmek, bulutları izlemeye benziyor.
Onlara ne kadar uzun bakarsanız, desenlerindeki benzersiz şekilleri daha iyi fark ediyorsunuz. Ve bu bizim onları nasıl ayırt ettiğimizi açıklıyor.” Zürafa bakım uzmanları, her zürafanın benzersiz özelliklerini fotoğraflıyor ve bu fotoğrafları ulaşılabilir bir kaynak olması için bir kitap içerisine yerleştirip, saklıyorlar. Safari Park Doğu Afrika gösterim bölümünde Uganda zürafaları ve ağlı zürafalardan oluşan büyük bir sürü bulunurken, Masai zürafaları da Parkın Doğu Afrika bölümünde sergileniyor.
Safari Park Afrikan ovalarında bulunan zürafalar, vahşi yaşam ve ötesi için, istediğiniz zaman yeni Zürafa Kamerası seçeneğiyle, canlı bağlantı videosunu izleyebilirsiniz.
Koruma
Zürafa popülasyonları, besi hayvanlarının aşırı otlatılmasına ve yaşanan habitat kaybına bağlı olarak çoğu Afrikan ülkesinde yavaşça azalmaya başlıyor. Bu durum, zürafaların geleceklerinin, yaşadıkları habitatın kalitesinden doğrudan etkilendiğini gösteriyor.
Geçtiğimiz yüzyılda zürafaların sayıları azalırken, bir zürafa alttürü olan Batı Afrikan ya da Nijeryalı zürafa Giraffa camelopardalis peralta savunmasız; bir diğer Uganda ya da Rothschild zürafası G.c. rothschildi ise neredeyse soyu tükenme tehlikesi altında. Uganda zürafası tarih boyunca batı Kenya, Uganda ve doğu Sudan’da yaşamını sürdürmesine rağmen, artık neredeyse önceden sahip olduğu tüm çeşitliliği yitirmiş halde izole bir popülasyon olarak Kenya ve Uganda bölgesinde yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Nijeryalı zürafalar ise Nijerya’nın küçük bir alanında yaşayan en nadir zürafalar olarak değerlendiriliyorlar.
Ağlı zürafa G.c. reticulata popülasyonunun, izinsiz avlanma yüzünden sadece 10 yılda yüzde seksene varan endişelendirici bir boyutta azaldığı görülüyor. Etleri, postları, kemik ilikleri ve kuyruk kılları yüzünden vurulan ya da tuzağa düşürülen havyanlar, namlunun ucunda bir hayat sürüyorlar. Bir çok sebep yüzünden, geriye kalan diğer zürafa türleri, soy tükenme tehlikesi altında değiller. Neyse ki, Kenya sahip olduğu üç alt tür olan ağlı zürafalar, Uganda zürafaları ve Masai züfaları G.c. tippelskirchi hakkında bir koruma programını harekete geçirdi.
Evrensel San Diego Hayvanat Bahçesi, insanların vahşi yaşamla birlikte yaşamasının bir yolunu sağlamak amacıyla, kuzey Kenya’da bir koruma birliği girişimini destekliyor. San Diego Hayvanat Bahçesinde, zürafa besleme avlumuzda, yüksek lifli büskiviler alıp, zürafaları elden besleme imkanını sunuyoruz. Zürafa büskivilerinin satışında elde edilen bu kazanç ise Afrika’da desteklediğimiz koruma birliklerinin girişimlerini finanse ediyor.
Yaşamın kıyısında olan zürafaları, yaşama geri döndürmek için Evrensel San Diego Hayvanat Bahçesi Vahşi Yaşamı Koruma birliğini destekleyebilirsiniz. Hep birlikte, yeryüzündeki vahşi yaşamı kurtarabilir ve koruyabiliriz.
Zürafagiller
Zürafagiller (Giraffidae), çift toynaklılar (Artiodactyla) takımına ait, geviş getiren bir familya. Bu familya sadece iki ayrı cinse ayrılan iki türden oluşmaktadır: Zürafa ve Okapi.
Özellikler
Familyanın iki türü ilk bakışta birbirlerine pek benzemiyor olsalar da, birçok ortak özellikleri vardır. İkisinin de koyu renkli uzun bir dili, tırtıklı yan dişleri ve deri ile kaplı boynuzları vardır. Dilleri çok kıvraktır. Dilleri ile hatta yaprakları tutup koparabilirler. Boynuzları ile dünyaya gelirler. Bu birer kemikten oluşan boynuzları zamanla kafatasları ile birleşir, ömür boyu büyümeye devam etmelerine rağmen sözü edilmeye değer bir ölçüye varmazlar.
Yaşam şekli
Familyanın iki türü de yaprak ile beslenir ve bunlara daha rahat ulaşabilmek için uzun bir boyun geliştirmiştir. Okapi ormanlarda yaşadığı için, daha çok açık alanlarda yaşayan zürafa kadar fazla uzun bir boyuna ihtiyacı yoktur. Ayrıca okapi sadece ağaç yaprakları ile değil başka türlü bitkilerle de beslenebilir.
Evrim tarihi
Geç Miyosen döneminde yaşamış olan Shansitherium ve Palaeotragus
Zürafagillerin eski çağlarda, bugün olduğundan çok daha fazla türleri olan bir familya oldukları ve ilk olarak Miyosen çağında ortaya çıktıkları kabul edilir. Buzul Çağı'na (Pleistosen) kadar Avrupa ve Asya'da da yaşamışlardır. Sivatherium adı verilen ataları, familyanın sığır zürafaları (Sivatheriinae) adlı, nesli tükenmiş bir kolunu oluşturur.
DNA dizileme çalışması
2016 yılında yapılan bir DNA dizileme çalışmasında, Zürafa (Giraffa camelopardalis), Okapi (Okapia johnstoni) ve Sığır'ın (Bos taurus) genomları incelendi. Okapi ve Zürafa'nın son ortak atasının yaklaşık 11.5 milyon yıl önce yaşadığı hesaplanırken, Zürafagiller ile Boynuzlugillerin son ortak atasının 28 milyon yıl önce yaşadığı hesaplandı.
Zürafa uzun boynuna nasıl kavuştu?
Bu sorunun yanıtını arayan Tanzanyalı, Kenyalı, İngiliz ve ABD’li araştırmacılar, zürafanın kalıtımındaki değişimleri inceledi. Ve bu amaçta ilk kez zürafanın en yakın akrabası olan okapisin kalıtımı çözüldü. Analizlerden anlaşıldığı üzere zürafanın iskeleti ve kalp-dolaşım sistemindeki değişimler evrim sürecinde aynı zamanda meydana gelmiş. Zürafanın uzun bacakları, özellikle de uzun boynu onu altı metre kadar yükseğe erişmesini sağlar. Fakat bu eşsiz yapıları iskeleti kadar sinir ve kalp/dolaşım sistemi için de zorluklar yaratır.
Örneğin iki metre yüksekteki beyne kan pompalayabilmek için son derece güçlü bir kalbe sahiptir. Damarları da mesela hayvanın su içmek için kafasını aniden aşağı doğru eğdiği zaman, basınç farklılıklarını önleyecek şekilde yapılanmıştır. Bu ve diğer davranışlara uyum sağlamaya izin veren genetik değişimlerin hangileri olduğunu Afrika Bilim ve Teknoloji Enstitüsü’nden Morris Agaba, zürafa ve okapi kalıtımını karşılaştırarak inceledi. Okapi ve zürafalar, zürafagiller familyasındaki iki cinsi oluştururlar. Ancak okapinin boynu o kadar uzun değildir. Bilim insanları anavatanı Güney Kenya ve Tanzanya olan iki Maasai zürafasının (Giraffa camelopardalis tippelskirchi) kalıtımını incelemişler.
Kalıtım analizleri zürafa ve okapisin evrimdeki yollarını sanıldığı gibi 16 milyon yıl önce değil 11,5 yıl önce ayırdıklarını gösteriyor. Zürafaya özel beden yapısını kazandıracak şekilde değişimden geçen toplam yetmiş gen tespit edilmiş. Örneğin boyun omurlarının gelişimini çalıştıran genlerin yapıtaşları değişmiş. Zürafa uzun boynuna rağmen diğer memelilerden daha fazla omura sahip değildir, buna karşın omurlar daha uzundur. İskeleti değiştiren bu tür genetik değişimler, kalp/dolaşım sistemini de etkileyen değişimlerle aynı zamanda gelişmiş. Uzun boyun yapısı nedeniyle zürafaların normalde fizyolojik ve yapısal sorunlar yaşamaları gerekirdi. Bu sorunların çözümü özellikle de güçlü kalp/dolaşım sisteminin, kalp/dolaşım hastalıkları ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların tedavilerinde yardımcı olabilir.
|
|
|
Raşidi Tarikatında Zikir (Vird) Adabı |
|
Yazar: RasitTunca - 07-29-2022, 08:07 PM - Forum: Raşidi Tarikatı Vird Adabı
- Yorum Yok
|
 |
Raşidi Tarikatında Zikir Adabı Yani Vird Adabı
Raşidi Tarikatında Zikir (Vird) Adabı
Zikrullah dört türlü yapılır.
1-Yalnız lisan ile yapılan zikir:
2- Yalnız kalp ile zikir:
3- Kalben ve lisanen zikir:
4 – Namaz gibi beden ile yapilan Zikir
5 – Hac gibi sadaka gibi mal ile yapilan Zikir
(Vird) Adabı
1. Vakit
Öncelikle yeni girenler Intisab Zikirini Günde Bir defaya mahsus olarak eger mümkünse sabah namazindan hemen sonra güneş doğmadan önce çekerler. Eğer o vakitte müsait değilsek ikindi namazinin hemen ardindan sonra zikiredilir. 1. adab zikiri bu vakitlerde zikiretmekdir . Eğer bu iki vakitte de müsait degil isek vaktimizin en müsait olduğu zamanda zikiredilir.
2. SAYI ADET
yeni intisab edenler sadece intisab zikirimizi 40 gün okuyuncaya kadar devam ederler, eger onlarda 40 gün icerisinde, bu zikirler rahat okunur hale gelip, ahlak halini alinca, cekmeden duramaz hale gelince, yani 40 günün sonunda, tarikat pirinden destur almaya gerek kalmadan, 1. SINIF zikirini çekmeye başlarlar. yine birinci sinif sofiler, bu zikir onlarda ahlak olunca kolayca okur hale gelince, yine tam 40 gün okuyunca, hani burda 40 günden kasit, ard arda 40 gün olmasi şart degildir. aynen nasil bir şirkette işe girince takavite ayrilmak için, en az 5000 iş günü sigortali calişmiş olmak gerektigi gibidir, yani adam 5000 iş gününü, ya ard arda her gün calişip, bu toplam 15 seneye tevafuk eder, ve ya adam senenin iki ayi boş geciyordur, sezon işcisidir, sezon kapaninca boşda kaliyordur, öyle olunca, bu adamin her sene iki ay acigi var, o yüzden 5000 iş gününü 15 senede tamam edemez, ve o aciklari da, ne zaman calişip doldururda toplam 5000 iş gününü doldurursa, o zaman takavite hak kazanir, amma şimdi birde yaş yasasi cikardilar, o yeni durumlar. hani burda bunu misal olarak verdik, yani işde sizde bu 40 günün 30 gününü ard arda cekmiş olursaniz, bir hafta mesala cekemdiniz, yahut iki gün cekemediniz, hasta falan filan oldunuz, o zaman işde, o cekdiginiz gün sayisi not edilir, yani takvim tutulur, ve iyi oldukdan sonra, yine cekilmye devam edilir, ve ne zaman tam 40 gün oldu o zaman intisab zikiri cekiyorsa 1.SINIFA gecer Yahut 1.SINIF zikiri cekiyorsa, 2. sinifa gecer, 2 yse 3e gecer. ve ilk 3 sinifin zikirlerini yazdik sayfamizda, ondan sonrakiler yakinda eklencek yine, ve ondan sonrakilerde belli zikirler sadece sayi olarak degişcekdir, ve amma ana kadran koruncakdir. yine birinci sinif zikiri cekerken, vaktim var mesala, bir cekilcekleri, iki ceken, 2 cekilcekleri üc ceken olmaz, birinci sinif sadece bir cekecek, ikinci sinif iki yazan yerleri iki, 10 yazani on cekecek, sayiya dikkat edilcek, yoksa ikinci gün cekemezsiniz. ve yine 10. sinif sofiler zikiri aynen zikir evradi pro 8 de yazdigi gibi ceklerler, adetler ordakigibi. 10. SINIF ceklenerde o zikir ahlak olunca artik mevsim zikirine gecme vaktinin geldigini gösterir.
3. Mevsim Zikiri
10. SINIF sofi artik zikir onda ahlak olunca artik günde iki defa zikretmeye başlar, yani zikiri 1,5 saate, düşürenler artik salavat ve fatihada da okumaya başlar, ve sonra ise, ondan 40 gün dolunca, artik ahlak olunca, ilkbahar ve yazlari, eger vakit müsaitse sabah uzun, “Hizbül Kebir”, tam zikiri okur, ikindiden sonra “Hizbül Kasr” okunur ve yine sonbhar ve kışları ise bu sefer sabah “hizbül kasr” akşamlari “hizbül kebir” okunur ve yine salavat ve fatihalarda okunur fatihalar sadece günde 1 defa okunur.
3. HER SINIFIN SÜRESi
Normalde her sinif zikiri 40 günde katedilir, 40 günde ahlak halini almamiş ise, biraz daha gayret edilir, amma zorlanmaz, ve o zikir onda ahlak olunca, kolay hale gelince, bir üst sinifa gecilir. üst sinifa gecmek için tarikatin pirinden destur almaya gerek yokdur, üst sinifa gecilir, eger üst simnif zikirmni cekerken onda sendeleme olmuyorsa, devam edilir, üst sinifda sendeleme olursa, tekrar bir alt sinifa dönülür.
Zikir Nasıl Yapılır ?
Sessiz sakin olmalıdır. (Yüksek sesle değil, kendi duyacağın kadar sesle olmalı.)
Mutlaka abdestli olunmalı diye bir kuralimiz yok, eger abdestli olmak mümkünse abdestli olunur, abdest mümkün degilse, evde arabda iş yerinde bir adet ince iki el sigacak büyüklükdeki fayans bu işi görür, toprak cinsi taş cinsi cam cinsi herşeye teymmüm edilerekde zikiredilebilir, yine abdest ve teyemmüme fırsatımız olmadıysa, mesal trende otobüsde gidiyorsak, abdestsiz olarakda zikiredilebilir, carşida, pazarda, otobüsde, bir yerden bir yere, işimize aşimiza giderken dahi, vakti degerlendirip, zikirimizi eda edebiliriz, yine zikir artik ezber olunca, televizyon seyrederkende zikir edilbeilir, bir yandan televizyon, ve bir yandan da zikir de müsaitdir, arabanin licht maschinesinin elektrik ürertmesi gibi, arabanin hareket etmesi, zaten onun elektrik üretmesini sagliyor, ve öyle olunca hereket ettikce üretir, bir yandanda aküyü doldurur degilmi, öyle olunca onun saga sola gitmesi, durmasi kalkmasi, elektrik üretmesine engel degildir. sadece stop edince durunca yani motoru susturunca üretmez degilmi, yani sen susunca zikrinin enrjisi üretilmez, yoksa televizyon seyrederkende, dilin bir yandan zikredebilir, yani tevizyonu seyretmek dilinin zikiretmesine engelmi yani, degil, o zaman nedir yani.
Zikirmizin kazasi yokdur
DiKKKAT Zikirimizin kazasi yokdur yani bir gün zikir edemedin diye, ikinci gün müsait olunca, o gün dünkünüde ceken olmaz, ikinci gün, sadece o günkü cekilir, yani öncekini kaza edip iade etmek yokdur.
EXTRA zikirler
o hal ve durum vuku bulunca cekilir.
GAFLETLE YAPILAN VE RUTiN OLMUŞ ZiKiR, ZiKiR DEĞiLDiR
Gafletle kılınan namaz, namaz değil, zikirde zikir değildir, yani zikir ve namaz uyaniklik halidir. ve zikir Allahi anma ve hatirlamadir, cuma namazi o haftaki olaylari müzakeredir. nitekim namazda her ne kadar aklimiza, o gün yapip ettiklerimiz, ve edeceklerimiz, o beş dakikanin icine, hücum etsede, işde o beş dakika, sanki günü müzakere etme, ve yine allahi hatira getirme vaktidir. Gününü müzakeresinde ben bunu yapinca ne oldu, Allah ne murad etdi gibi tefekkür lazim, yine zikirler manasizca, şuursuzca cekilince tesir göstermez. yani onun sendeki oluşturacagi ulvi tefekkür, ve olacak olan marifet açığa çıkmaz, ne zaman uyanik olrak zikirettin, şuurunda hergün acilma olup, Allahin ilim deryasina dalmya başlayacaksindir. bir gün olmasa, bir ay sonra sende de bu tefekkürler başlayip, meleklerden ilham almaya başlayacaksin amm aiyi ilahm ile kötü ilhami ayirt edecek kadar islam şeriatini bilmen lazim. hatta bazen uzaklardaki birilerini hatta ölülerden, dirilerden haber gelecek. Amma sen uyanik olrak zikredersen. Az önce dedik tv seyrederken de zikiredilir. yani biz imam hatipde trampet takiminda tembirdekciydik, hem bir yandan tembirdek çalcan, hemde notasina göre çalacan hemede ayaklarını grubla birlikte sağı solu denk atacan şaşirmayacan, ve yine geçit alanına gelince de selam vercen birde. yani iki üç iş yapmak zikirede engel degildir. yine araba kullanmak gibi, ayaklar ayri iş, eller ayri iş, gözelr ayri iş , ve yine akıl ilede, her an uyanık olmayı gerektirir, bir an uyudun, kaza yapar geberirsin, o yüzden zikir ve namzda Allahı andığını bilmekdir. Allahı unutupda gafil gafil zikredip birde bundan meded beklemek kadar ahmaklık olamaz, yani zikirleri cekerken onun manalarinida ögrenmek, ve ne dedigini bilmek, şuurlu cekmekdir. sonra onlari şuurlu cekince, yine yani gafil degil, gecit alanina gelince selam vermek gibi, hani namazda şeytan günün meşgalelerini aklina getirir dalarsin, sonra birden bire, namazi hatirlarsin, cünkü o vesves veerip cikmişdir, sen o cikinca kendine gelince, ücmü kildim, ikimi unutuveririsin, cünkü daha önce namazda degildinki, tarlada takkada, işde aşda, karida kizda cocukdaydin, aklin başina gelipde, namazda oldugunu hatirlayinca, sapittin işde, öyle olunca namaz ve zikir uyanik olma halidir. amma insan ne kadar zorlarsa zorlasin, illa o vesves gelcekdir, gaflette olcakdir, amma işde uyanik olmaya gayret etmek demek, gecit alanina gelince selam verecegini unutup es gecmemek demekdir.yani uynaik olup bir nota atlamamak gerekir, tv seyrederkende zikirde neyi ne zaman kac kere cekdigini unutmamak lazimdir. işde yine usta olmuş bir şoför, rutin her gün gidip geldigi bir yolda, bir da uzunsa yol, ve trafikde karman corman degil, ve sakin ise, giderken birden gaflet basar, ve uykun gelirya, zikirde böyleldir, rutin olmuş ezber olmuş bir zikiri cekerken daha iki üc tesbih gecince, seni uyku basar. ve şeytan, seni zikirden alakoymak ister , ne yapacan o zaman, oturuyorsan, ayaga kalk, ve odada yürüyürek cek, veyahut elini duvara biryere meshet, ve başina kaplama mesh yap, yahut sonra elinin tersi ile ensene dokunki gözlerin acilsin, yahut ensen soguk su cal, yahut direk aydinlik ve işiga bak, ve uykun acilsin sonra zikret. veya yürüyerek zikredersen, yine sana uyku veremez , oda da gezinerek zikret.
Zikirde Tökezleme veya Durma olursa
Biz bazen zikirde tembellik edebiliriz uhrevi ve bazi manevi sebebler bize engel olur cünkü sürüde topal koyunlar vardir sürünü bazen onlari beklemesi lazim gelir yoksa sürü vediri giderse o topal kör koyunlar arkada kalir ve kurtlar yem olur ve helak olur, öyle olunca ben cekmiyon diye sende cekmecen diye birsey yok
mesela ben istanbuldan ankaraya ucakla giden birisiyim ucak bazen rotar yaparsa sen ise istanbuldan ankaraya mesala trenle gidiyor olabilirsin ucak rotar
yapinca trende rotar yapmaz azizim yine trende rotar yapdiysa mesala otbüsle gidenler zikiri cekicek kardeşim yani otobüs rotar yapmaz yahut taksi yahutta ankara balgatan kizılaya yürğyen gibi ankaradan ankaraya giden zikir ceken en basit zikiri cekenlerde var onlarda bu kadar basit zikirı cekemezse balgattan ankaraya yürüyemezse ben daha ne diyen. bu kadar ahmakliga kardeşim. ben bekliyorsam veya bekletiliyorsam bilki sürüde tökezliyin veya tökezleten birilri var demek olur, yani onlari beklemek icabet ediyor hani muhammed sürüsü gidiyordu hz ayşenin çişi yada haceti geldi, sürü durmadi, ve yürüdü sonra ayşe geride kaldi cişini hacetini yapti devam etdi, bu sefer de iftira etdiler ve dediler ayşe zina etdi, işde orda sürü duruverseydi bu olmazdi azizim, muhamed başinda dururdu cişini yaptirirdi ve yola devem edirdi ve bu iftira da omazdi, ama işde orda sürüyü durdurmadigi için başina bela buldu, ve bize dur geldiyse, biz o sürünün başi oldugumuz için, amma sürünün reisi muhamed diyebilirdiki ben ayşeyle kalan siz gidekoyun ben size yetişirin deseydi, onlarda yavaş yavaş giderlerdi sonra o onlara yetişirdi olmazsa az ilerde onlarda dururdu beklerlerdi zaten
mesele budur vesselam.
SAYIYA RiAYET HUSUSUNDA
Anlatilirki muhammed namazda rukudan kalkinca semiallahu limen hamideh der , ordan bedevinin biri coşar başlar dua etmeye rabbene ……. ve uzunca dua eder namazin sonunda selam verince, kimdi o der muhammed, ve o na kizmadi ve tasdik etti derler,
peki öylemidir bu hadis?
Namazda adab ve erkan diye birşey vardir, rükunlari ardi ardina yapmak diye bir kural vardir, yani seri birşekilde sekteye ugratmadan yapmak lazimdir. ve öyle olunca sen eger rukudan sonra secdeye gitmeyipde iki saat dua edersen ne olur, git birde yemek ye su icde gel o zaman, oldumu bu bazi mezhebler bunu esas almiş, nasil mezheb imamiymişki bu adam, böyle bir hüküme karar vermiş ve bu adama uyan ve onun duasina iştirark eden herkesin namazi bozuldu, namazdan cikmiş oldualar, cünkü muhammed rukunun ardina secde etmek zorunda, ve semiallah dedi ve rukuya gitdi, bu adam haala ayakda, haaala ayakda dua ediyon diye secdeye varmadi, ne oldu ,namazdan düşmüş oldu. ve öyle olunca bu adamin ardina takilan adamlarinda namazi bozuldu, ve muhammed bazi meseleleri aciklarken “ben nasil yapiyorsam, bana bakin, ve ben gibi yapin.” dedi mesala adam kek yapmasini bulmuş, ve sen önce, kek yapmasini ögreneceksen, ayni onun koydugu kadar un, onun koydugu kadar şeker, yumurta koycan, önce bir usulu ögrencen, eger daha usulu ögrenmeden kalkip icine birazda fistik katan, bimem cilek katan olmaz, yani hukukda okurken, mezun olmadan kendini avukat hakim sanip, davaya bakmak hakkin yok. büro acmak gibi bir yetkin yok, barolar birligiude bir bilrik var avukatlar birligi, o sana müsade edince ve bir baroya baglaninca büro acabilirsin, yok öyle hemn büro acmak, hani sahte dişciler vardir, adam dişcinin yaninda cirakdir, onu ver bunu ver derken, doktora baka baka yetenekli olunca ögrenir, ve köylere dişcilige gitmeye başlar, halbuku diş hekimi degil, denizli calda cokdur böyleleri, yani elinden bir kaza ciksa, sorumlu kendinsin, cünkü adam mütehassis degil, öyle olunca biz zikirimizde ve yaptiklarimizda nasil yapiyorsak, bize bakip, öyle yapin, kafanizdan uydurmayin, biz duayi bina ettik, önce bir ögrettigimizi cek ve sende ahlak olsun, ondan sonra tarikimizden mezun olunca, sende icine cilek kat üzüm kat kendi formülünü yap, amma kek tarifi bize ait tarif ise , aslini bozma, yoksa kekden başka bir şeyde sen icad et, bizim kekimizide bozma bari degilmi. yani bu yüzden bir tane M.A. diye bir hoca var adam, diyor şunlarida okursan iyi olur diyor, ve hatta belkide kendisi okurken onlarida okuyor, ve onun ardindan giden, onun inandirdiklarinin hepsi, o rukudan sonra, uzun uzun dua eden amca gibi, namazdan cikmiş oldu. yani tarikattan düşmüş oldu, ve namazdan cikmiş oldu, ve bütün sürüyüde tökezletti, o muydu bu muydu demeye başladi herkes, ey M.A hoca biz nasil tarif ettiysek, öyle yapicaksin, kendin bişey katmaycan, ve ilk motoru ford bulunca, adam daha ikinci sene birde 4 motorlu ucak icad etmedi, seneler sonra ucak icad oldu, yani öyle pire gibi boyundan fazla ziplama amca, dur otur oturdugun yerde, amma pireyede ziplama dersen olmazki, insanlik adim adim ilerledi, bir insan bir adim boyu ilerler, koşsa bile adim adim ilerler, yok öyle pire gibi kendi boyunun yüz kati ziplamak, işde bazi pire cibilliyatlilar girince, böyle hemen ziplayivermek ister, ve böyleri bazen okulda iki sinif sinif gecerler, ona bakan herkesde yanilir, onun zipladigi kadar karincayi nasil ziplatcaz, yahut bit var, bit pirenin ziplayamayanidir. hani bayram namazinda, bilmeyen, bilen birinin yanina dururki, ne zaman tekbir alcak, bakanda bende yanilmayan diye, amma eger o bakdigi adam zaten ahmaksa bilmiyorsa, bütün sürü onun yanindakilerde yanilir, yanliş adim atar. yine trampet takiminda bir adam veya bir sira yanliş adim attimiydi, onun ardindakilerde yanliş atmaya başlar, bütün sürünün düzeni bozulur, M.A. amca kizmadim amma, bu birdir ikidir olmadi, artik yeter, herkesi tökezletiyon, sana nasil tarif ettiysek, öyle oku, bundan sonra ne bir eksik, nede bir fazla tamammi, mezuin oldukdan sonra, kendi dükkanini acar tarikatmi cizcen, sonra cizersin yahut bizi birak, yada kendi tarikini kur kendi zikirini bul onu oku azizim.
BESMELE DUASI ve BiTiRiŞ DUASI
Dedigimiz gibi virdimizi tarikimizin mensubu olan kimseler, Normal hali ile, hiçbir başka iş ile iştigal etmeden, sadece zikiri çekebilecekleri gibi, otobüsde işe çarşiya giderken yine televizyon seyrederken veya ,…. gibi başka işler ile meşgul ikende bir yandan virdimizi çekebiliriz, ancak virdimize başlarken virdimizin besmelesi ve giriş duasi olan
“Esteuzubillah. Inne ibadillahissalihiyne ve evliyaullahu, la havfün aleyhim velahüm, yahzenun.
Ya Eyyuheşşeytanirracim ve hizbühü!
Ya Eyyühed deccal ve havaasike!
inneküm leyse bi sultanillehüm. Vela Tağviyennehüm, vela tusallitennehüm, belhüm ibadillahilmuhlasiyn, Ve inneküm ve Hizbeküm illa şeytanirracim.
Fahruc min hazel bedeni, min hazel beyti, min hazeşşehri, min hazel medinati, feinneküm raciym, ve inne aleyküm leanete ila yevmiddin.”( ilk başlarken 3 defa)
amma sonra herhangi bir sebeble, dünya kelami araya girerse, yani zikiri bölersek, ve herhangi bir sebebden konuşursak, o zaman virde, yani zikire tekrar dönmek istedigimizde yine bu giriş duamiz, bu sefer bir defa olmak kaydiyla, tekrar okunur, ondan sonra zikire devam edilir, yoksa araya dünya kelamı girerse, mesala rabbimizden eselüke duasi okuyorduk, tam o sirada otobüsde giderken adamin biri bizi kizdirdi, ve o adama” Allah belani versin e.. herif “dedin mesala, amma sen zikirdeydin ve zikirde Allahdan istek yapilan duayi okuyordun, ve orada zikirin ardina bu kelilerde girince, bu sefer Allahdan birde o adam için bela istegi yapmiş oldun, yani Allah muhafaza ya o adam cok kötü bir duruma düşerse, o duanin etkisiyle, sen mes ul olursun, yani hani evliya celebi rüyasinda peygamberimizi görür, ve onu görünce, rivayet olurki “şefaat Ya Rasulallah” diyeckken, dili dolaşir ve derki ” seyahat Ya Rasulallah” der, ve ondan sonra gezmedik yer birakmaz, ve “seyhatnameyi” yazar derler, yani işde yanliş yerde yapilcak yanliş bir kelam, ya senin cok kötü bir hale dücar olmana, yada başkasinin öyle bir hale dücar olmasina sebeb olabilirsin. yada mesala diyoruzki duanin bir yerinde vedfea duasinda “şeytani ve hizbini askerini benden uzak et” diye dua ediyoruz, amma tam o sirada yanimizdaki biri tiksirdi, ve elhamdülillah dedi, senin üzerine ona yerhamukellah demek vacip oldu, ve sende zikiri birakip o sirada “yerhumukellah” dedin ve sonra zikire devam ettin, ne oldu şimdi, şeytana rahmet dilemiş olursun, yani öyle olunca zikiri herhangi bir sebebden zikiri ve virdi birakan kimse, zikire geri dönececeği zaman, önce giriş duamızı okuyacak, ondan sonra zikiri devam edecek.
Yine duamızın bitiriş duasi vardir, aynen kuran okurkan okunan, yani kuranı okumayı bitirnce okunan “sadakallahul aziym” diye bitiriş duası olan kelimeyi kullanmamız gibi
bizim bitiriş duamiz ise
1- „Rabbi inneke semîud duâi.“
2- „Tekabbel minna inneke entes semiul Aliym.“
3- “Adede ma vesiahu ilmullah”
dir yani ya zikirmizi tamamen bitirince, yada herhangi bir sebebden zikiri bırakan, ve o an artık devam edemeyecek olan, sonra sabahsa, kalan kısmı artık ancak akşam devam edebilcek ise, ve bu arada yapılanlar var, edilenler var, söylenenler var, ve sen akşam zikiri bitirnce, bu üc son bitiriş dausını yapınca, o zikir arasında olan bütün fiileride artık, Allahdan dua niyetine istemiş olursun, ve birde kabul etmesini istemiş, birde bunları çoookca kere katla demiş olursun, yani öyle olunca, ya o arada yalan bir söz söyeldinse ne olacak o zaman, ya günah işlemişsen ne olcak o zaman, öyle olunca herhangi bir sebebden zikirden ayrılacak olan kimse, hemen bu bitiriş duasını, üc duayı birer defa okur, ve öyle zikirden ayrılır yani ama küçük “evet, hayir, sağdan git ,soldan gel” gibi küçük bazli söz ve ayrılmalarda gerekmez, bu bitiriş duasını okumak.
DUANIN VE ZiKiRiN VAKTi
bir sohbet Meclisi’nde dinledim diyor ki : namaz kılacağım zaman namazın vakti geldiğini, ezan okuduğunda anlarsın, ezan okununca namaz vakti girmiştir, Peki dua edeceğini nereden anlarsın, o da başına bir sıkıntı geldiği zaman, dua edeceğinin vakti gelmiş demektir, hasta olduğun da dua vakti geldi, dua et, yağmursuz kaldın, o zaman dua vakti geldi, dua et yağmur yağsın diye tarif ediyor, duanın vaktini. Acaba öyle midir.
Tarikatlar ve Sofiler ve gerçek Müminler Allahu Teala yi zikrederler, zikirler de öyle sadece tek kelime ile telaffuz edilen şeyler değildir. Mesela Allahu Teala Kuranı Kerim’de Felak Suresi diye bir sureyi zikir olaraktan vermiş, 5 ayetten oluşuyor, tek bir kelime değil, ve başında diyor ki “rabbe sığınırım” de diyor, sadece onu demekle de kalma başka 5 ayrı cümle daha var. Öyle olunca zikirler öyle sadece, Esmaül Hüsna daki Allah, Rahman, Rahim gibi tek kelimelerden ibaret değildir. Biz tek kelimeyle derdimizi nasıl anlatacağız, Çocuk muyuz ki biz, Tek kelime ile anlatalım. Hani çocuk su isteyecektir, ve eskiden çocuklara, bizim vaktimiz de, suyu Düm düm diye tarif ederdik biz, Çünkü çocuğun dili düm diyecek kadar anca gelişmiş, O yüzden çocuk su istediği zaman, düm düm dediği zaman, Ha o su istiyor, susamış anlaşılırdı yani, Ama biz tek kelimeyle meramımızı nasıl anlatacağız. mesela Rahman baba demek, baba, baba dedin de, baban sana döndü sordu, Ne istiyorsun oğlum dedi? sadece Baba demekle bir şey anlatabilir miyiz biz, baba,baba,baba, 50 kere, 100 kere, milyon kere baba de, bir mana oluşur mu? oluşmaz. peki Kuranı Kerim böyle tek kelimelerden mi oluşuyor, yoksa cümlelerden mi oluşuyor, bir kitap cümlelerden mi oluşur, ve cümlelerin birleştiği sayfalar dan ve sayfaların birleştiği bölümlerden yani, surelerden mi oluşuyor, yine surelerin de birleştiği, Kitaptan mı oluşuyor, Yoksa sadece tek cümle, tek kelimeler den mi, Rahman, Rahim, Mümin, gibi, bizim kitabımızda bunlar mı yazıyor, sadece tek kelimeli mi bizim kitabımız? halbuki bir isteğimizi, meramımızı anlatmak için, tek bir cümleye mi ihtiyacımız var, bi olay ve problem tek kelime yada tek cümleyle de anlatılacak bir şey değil. Ama mesela tek kelimeyle Baba dedin, baban döndü sana baktı, ama gerisi yok, Ne istiyorsun oğlum dedi, gerisi yok demek, ikinci bir cümle kelimeye ihtiyacımız var, Öyle olunca işte Kuranı Kerim’de Allahu Teala, bazı zikirleri, nasıl şekilde telaffuz edip te, istememiz gerektiğini, bize anlatıyor. Çünkü mesela savcılığa vereceğin bir dilekçe de anlatacağın meseleyi, kısa ve özlü cümlelerle anlatman gerekir, uzun uzun masal yazılmaz. o gibi yani Allahu Teala orada meşgul edilmez, isteyeceğin şeyler kısa ve özlü cümleler halinde olmalıdır, Vallahi Kuranda Allahu Teala, da bunu bize öğretiyor zaten, isteme yöntemlerini de öğretiyor, Kuranı Kerim’de falancı peygamber : “falan falan” dedi de istedi, filanci peygamberde : “filan filan dedi de istedi” diye bize Kuranı Kerim’de yer vermiş öğretiyor, bize istemenin de yöntemlerini kısa ve öz bir şekilde anlatmış, ve onların ki ni kullandığımız zaman, bizde dogru istemiş oluruz. Çünkü mesela Almanya’ya gittin, marketten yahut, eskisi gibi Bakkal olduğunu düşünelim, 3 tane ekmek isteyeceksin, bunun bir Almanca cümlesi var, o cümleyi Sen kullandığın, zaman Almanya’daki bakkal da senin 3 tane ekmek istediğini anlar, sana verir. Aynı kelimeyi bugün, Google’da tercüme ettir, Fransa’ya git, Fransızca tercüme ettir, Fransızca aynı cümleyi kullandığın zaman, Fransızca olarak iste, yine sana üç Ekmek verir, Öyle olunca, şimdi peygamberlerin hangisini ne ve nasıl istediyse, onların istediği gibi istemek, Senin de o isteğinin yerine gelmesine sebeptir bu. ve Sen mesela iki ekmek istiyorum da, yanında bir de peynir istiyorum diyebilirsin, bunda bir mahsur yoktur.
Sofiler Derler ki : sen Vız Vız yap, balı yapan Allah’tır. Yani sen zikrini çek, Allah Allah de, Allah sen ne istiyorsan verecektir zaten demek gibi. Halbükü demin dedim, yani baba baba demekle iş bitmiyor, Babandan bir şey istiyorsun ama, onu da dile getirmek lazım, yahut bakkala gittin orada Bakkal amca, bakkal amca de dur, oğlum Bakkal amca benim, tamam ne istiyorsun? diye sana sorduğu zaman, diyecek bir şeyin yoksa, bakkala Niye gittin sen, bakkali ne rahatsız ediyorsun, amca amca deyip duruyorsun. Yani zikirleri de diyorlar ki işte : Esmaül Hüsna dan birsini mesela 2000 kere, 3000 kere, 5000 kere çek, Tamam Sonunda istediğin şey ne Onu söylemedikten sonra, dile getirmedikten sonra, onunla ilgili bir şey dile getirmedikten sonra, senin 50 000 kere o ismi çekmenin Manası yok, bir adama Bakkal amca diye 50 000 kere, Bakkal amca, bakkal amca, bakkal amca dediğin zaman mı, o amca sana bakar cevap verir, yoksa sadece bir defa Bakkal amca bana ekmek ver dediğin zaman mı, bakıp da Ekmek verir sana. 50 000 kere Bakkal amca demenin manası nerede burada, duyuramadın mı, yani Vız Vız işi de biraz yaş mesela yaş.
Bir kez Allah dese aşk ile lisan
Dökülür cümle günah misl-ü hazan
Süleyman ÇELEBİ (Mevlidi NEBEVİ)
Hulusi kalple bir kez Allah derse dökülür cümle günah misli Hazan diyor Süleyman Çelebi, yani 50 kere Allah Allah demenin 100 kere Allah Allah demenin manası da yok, bir kere Hulusi kalbi ile Allah der isen, cümle günah dökülür misli Hazan, yani Hazan Gülleri Gibi, Hazan yaprakları gibi, yani sonbahar yaprakları gibi dökülüverir günahlarin diyor.
“Elin işte, gözün oynaşta”
olmayacak yani, dilin zikirde ama, kalbin Allah ile değilse, bir mana çıkmaz ki oradan. Duanın Vakti de öyle sıkıntıya geldiğin zaman, sana dua et diye Allah uyandırıyor demek değildir. namaz vakti gibi, Ezan okunuyor, Haydi namaza, dua vakti geldi, haydi dua eden değildir o dua etmenin vakti.
Bunu da şu misal ile anlatayım:
DUANIN VAKTi NE ZAMANDIR?
Mesela Evde tuz bitti, Hanım sana tuz alman gerektigini söyleyecek ama, bunu sana söylemedi, ve tuz bitince, tuzsuz yemek yaptı, ve senin önüne koydu. Akşam geldin, tuzsuz Yemeği yiyince, Hanıma bir de bağırdın, bu yemeğin tuzu yok dedin, Nerede tuz, tuz getirin dedin,
Hanım da dedi :
Evde tuz kalmadı dedi, Ben de tuzsuz yemek yaptım dedi.
sen demez misin ki o zaman, ya Hanım tuz bitmeden önce bana niye demedin ki, ben bitmeden önce, Markete gittiğimde tuz alıp gelseydim demez misin sen orada, şimdi bittimi mi aklına geldi de söylemek demez misin? Orada tuz bitince mi, tuz isteme vakti gelmiştir? tuz Alma Vakti gelmiştir? Halbuki tuz paketindeki tuz azalinca, yeni tuz paketini alma vaktinin geldiğini bileceğiz, ve dua da öyle, hastalandımi dua etmek, yani senin başın belaya girdikten sonra mı, dua etmenin vakti gelmiştir acaba?
Halbuki nasil önceden, tuz bitmeden, tuzun bitmek üzere olduğunu farkına varırsın ve, markete gidişinde, tuzu yedeklersin, ve bitince o paket, yeni peketi açıp ondan devam edersin, ve arada fasıla yani, arada kesilme olmaz. ama sen Ahmak isen, işte böyle tuz biter, yemek tuzsuz pişer, önüne koyulur ve, sonunda hanımın ilede bu yüzden kavga edersin, ve sonra tuz almaya gidersin. hastalandı mı dua etmek, biraz gec degilmi o zaman hani fravun denizlerin dibine garkolunca ben musanin rabbina iman ettim dediy di ya ,
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْياً وَعَدْواًۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ
آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ
فَالْيَوْمَ نُنَجّ۪يكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةًۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ۟
وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve câveznâ bi benî isrâîlel bahre fe etbeahum fir’avnu ve cunûduhu bagyen ve advâ, hattâ izâ edrakehul garaku kâle âmentu ennehu lâ ilâhe illâllezî âmenet bihî benû isrâîle ve ene minel muslimîn.
Âl’âne ve kad asayte kablu ve kunte minel mufsidîn.
Fel yevme nuneccîke bi bedenike li tekûne limen halfeke âyeten, ve inne kesîren minen nâsi an âyâtinâ le gâfilûn.
Ve lekad bevve’nâ benî isrâîle mubevvee sıdkın ve razaknâhum minet (:::)ât, fe mâhtelefû hattâ câehumul ilmu, inne rabbeke yakdî beynehum yevmel kıyâmeti fî mâ kânû fîhi yahtelifûn.
Meali :
Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Böylece firavun ve onun ordusu, azgınlıkla (zulümle), düşmanlıkla onları takip etti. (Sular), onu boğacak düzeye erişince, Sonunda Firavun boğulmak üzereyken şöyle dedi “İsrailoğullarının kendisine (O’na) inandığı ilâhtan başka (ilâh) olmadığına ben de îmân ettim. Ve ben (de), müslümanlardanım (teslim olanlardanım, İslâm’a girenlerdenim).” dedi.”Elhak inandım ki, İsrâiloğulları’nın iman ettiğinden başka tanrı yokmuş! Ben de artık kendini O’na teslim edenlerden biriyim.”
Şimdi mi? Şimdi (mi) (teslim oldun, öyle mi?) Halbuki daha önce hep baş kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın.
Böylece senden sonraki nesillere, bir delil (ibret) olman için, bugün seni bedeninle kurtaracağız. Ve insanların çoğu, elbette âyetlerimizden gâfillerdir.İnsanların pek çoğu gösterdiğimiz delillerin bilincinde değildirler.
Ve andolsun ki; İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik. Ve onları temiz, helâl rızıktan rızıklandırdık. Bundan sonra onlara ilim gelinceye kadar ihtilâfa düşmediler. Muhakkak ki senin Rabbin, kıyâmet günü, onlarin o hakkında ihtilâfa (anlaşmazlığa) düşmüş oldukları şeyde de, rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü elbette verecektir.
Sadakallahul Aziym Yûnus Suresi – 90-93 . Ayet
O zaman, Allah a da, yağmursuz kaldı mı dua etmek, yada hasta oldumu dua etmek de böyle bir şeydir yani.
“Yumurta götünün ağzına geldi mi, folluk aranmaz.”
(Atasözü)
Yani yumurtlamalik yer, son dakika aranmaz diye bir atasözü vardr. Yani işini son dakikaya bırakmak meselesi. Hatta son dakikada geçmişte yağmursuz kalmış, yada hasta olmuş da, ondan sonra Allah’a dua ediyor, Yağmur ver diyerekten, o zamana kadar aklın neredeydi, niye ağaç dikmedin, yağmura sebep olan şeylere yapışmadın Sen!
Mesela : ben Ankara’ya gideceğim diyorsun sen ama, otobüs Garına gitmiyorsun, bilet almıyorsun, bavulunu hazırlamıyorsun, sadece Ben Ankara’ya gideceğim de, ben Ankara’ya gideceğim diyorsun. bunu demek ile Ankara’ya gidemezsin ki, sebeplere yapışmak lazım, senin Ankara’ya giden bir otobüs bir araba bulman lazım, yola çıkman lazım, Peki Yağmur yağmadığını Fark ettiğinde, o zaman mi aklına dua etmek geldi? yağmur yağma masına sebep olan şeyleri ortadan kaldırmayı niye önceden düşünmedin, Niye sebeblere yapışmadın da şimdi Allah tan mucize bekliyorsun. son dakka Allah a Dua et de, Allah hücceti ile kalkıp gelsin, gelsin de sana Yağmur versin, ondan sonra mucize yapsın sana, bunlarda olmayince bu sefer, ondan sonra da, “dua ettik ama, yağmur yağmadı ya” Masalları .
Nitekim peygamberimizde hastalıklara karşı önleyici Tıp usulleri kullanmış, mesela
Yemekten önce ve sonra ellerinizi yıkayın demiş, ağzınızı yıkayın demiş, ve Eğer birisi elini ağzını yıkamadan yatıp da, sabah kalktığında hasta olaraktan uyanırsa vebali kendisine ait demiş.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
“Yemekten önce elleri yıkamak yoksulluğu, yemekten sonra yıkamak ise günahları giderir, cinneti de önler.”
( Hadis-i Şerif ,Taberani, Gazali, İhya)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
“Yemeğin bereketi, hem yemekten önce hem de yemekten sonra elleri ve ağzı yıkamaktadır.”
( Hadis-i Şerif ,Tirmizi, Şemail, 79)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
“Elindeki yemek bulaşığını yıkamadan yatan kimse, eğer gece başına bir sıkıntı gelir ise, bu durumda hatasını başkasında değil, kendisinde arasın.”
( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvûd, Et’ime:53, no:3852)
Yani Öyle olunca Dua Etmek de, fiili dua ile olmali ve, yumurta kapıya gelince değil, daha önceden tedbir almak gerektiği yine Kuranı Kerim’den Yusuf suresindeki Yusuf kıssası ile bize anlatılmak da : ve hapiste yatan Yusuf Aleyhisselam’ın o zamanın Firavun’un rüyasını yoraraktan 7 sene kıtlık, 7 sene bolluk diye yorum getirmesi üzerine, Firavun’un bile buna iman edip, kabul edip, ve ona göre tedbir almaları için, onu Yusuf’u Vezir edip, bu işin başına geçirip, bu tedbirleri almasını ona Emir buyurması ile, gelecek kıtlıkta, Onların rahat bir hayat sürmeleri ne sebep olmuş. Peki bu önlem almak ve Yusuf Hikayesi kime? bu nu bir hikaye ve masal mı zannettin sen bunu Eger yağmur yağmadı ise, iş bitti, artık son noktaya geldi demek olur, yumurta kapının ağzına geldi, ondan sonkraki dua ise, Sen dua et ki Allah’tan mucize bekle!!!
Yusuf öyle mi yapmış? o zaman gelsin dua ederizmi demiş? o vakit gelmeden önce rüya ile haberdar olunca, kıtlık vaktinin alametleri gözükünce, hemen tedbire başlamış, 7 sene bolluk oldugunda, daha 7 sene önceden ambarlara buğday doldurmaya başlamış.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَقَالَ الْمَلِكُ إِنِّي أَرَى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنبُلاَتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ يَا أَيُّهَا الْمَلأُ أَفْتُونِي فِي رُؤْيَايَ إِن كُنتُمْ لِلرُّؤْيَا تَعْبُرُونَ
قَالُواْ أَضْغَاثُ أَحْلاَمٍ وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِيلِ الأَحْلاَمِ بِعَالِمِينَ
وَقَالَ الَّذِي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ أُمَّةٍ أَنَاْ أُنَبِّئُكُم بِتَأْوِيلِهِ فَأَرْسِلُونِ
يُوسُفُ أَيُّهَا الصِّدِّيقُ أَفْتِنَا فِي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنبُلاَتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ لَّعَلِّي أَرْجِعُ إِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ
قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَأَبًا فَمَا حَصَدتُّمْ فَذَرُوهُ فِي سُنبُلِهِ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّا تَأْكُلُونَ
ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذَلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّا تُحْصِنُونَ
ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذَلِكَ عَامٌ فِيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve kâlel meliku innî erâ seb’a bakarâtin simânin ye’kuluhunne seb’un icâfun ve seb’a sunbulâtin hudrin ve uhara yâbisât (yâbisâtin), yâ eyyuhâl meleu eftûnî fî ru’yâye in kuntum lir ru’yâ ta’burûn.
Kâlû adgâsu ahlâm(ahlâmin), ve mâ nahnu bi te’vîlil ahlâmi bi âlimîn.
Ve kâlellezî necâ minhumâ veddekere ba’de ummetin ene unebbiukum bi te’vîlihî fe ersilûni.
Yûsufu eyyuhâs sıddîku eftinâ fî seb’ı bakarâtin simânin ye’kuluhunne seb’un icâfun ve seb’ı sunbulâtin hudrin ve uhare yâbisâtin, leallî erciu ilân nâsi leallehum ya’lemûn.
Kâle tezraûne seb’a sinîne deebâ(deeben), fe mâ hasadtum fe zerûhu fî sunbulihî illâ kalîlen mimmâ te’kulûn.
Summe ye’tî min ba’di zâlike seb’un şidâdun ye’kulne mâ kaddemtum lehunne illâ kalîlen mimmâ tuhsinûn.
Summe ye’tî min ba’di zâlike âmun fîhi yugâsun nâsu ve fîhi ya’sırûn.
Meali :
Ve Melik şöyle dedi: “Gerçekten ben, yedi (adet) zayıf ineğin, yedi (adet) semiz ineği yediğini görüyorum. Ve yedi yeşil başak ve diğerlerini de kurumuş görüyorum. Ey (kavmin) ileri gelenleri! Şâyet siz (rüya) tabir edenlerseniz, bana rüyamı yorumlayın.”
“Karmakarışık rüyalar, biz böyle rüyaların yorumunu bilenler değiliz.” dediler.
O ikisinden kurtulmuş olanı (unuttuğunu) hatırladı ve (şöyle) dedi: “Ben, size bir süre sonra onun tevîlini (yorumunu) haber vereceğim. Hemen beni gönderin.”
Yusuf, ey sıddîk! Yedi (adet) semiz inek, onları yiyen yedi (adet) zayıf (inek) ve yedi (adet) yeşil sümbül (başak) ve kurumuş olan diğerleri hakkında bize yorum yap. Belki (umarım) ben insanlara dönerim. Böylece (seni ve rüyanın anlamını) onlar öğrenirler.
“Yedi yıl eskisi gibi ekin ekin. Böylece (bunlardan) yediğiniz az bir kısmı hariç, hasat ettiklerinizi başağında bırakın.” dedi.
Bir süre sonra, bunun arkasından zor 7 (kıtlık yılı) gelecek. Biriktirdiklerinizden az bir kısmı hariç daha önce onlar için sakladıklarınızı yiyecekler.
Bundan sonra içinde insanlara bol mahsûl olan bir yıl gelecek ve o yıl da meyvelerin suyunu sıkacaklar.
Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 43,44,45,46,47,48,49. ayetler
Demek ki bazi haber alabilenlere ilham, alabilenlere, bazi olaylarin emmareleri, 7 sene öncesinden görülebilmekte.
Dünyamız da şu anda can çekişiyor, gidiyorum diyor, Herkes daha onun üstüne birde bıçak dürtüyor, öldürmek için, ona yardım etmemiz gerekirken, ona bir de zarar veriyoruz. Kıyametinde alametleri ni saymış Peygamber Efendimiz : şunlar şunlar olmadan Kıyamet kopmaz dediği binler hadis var. Ve bugün bunların yüzde sekseni, yada yüzde yetmişi tahakkuk etmiş vaziyette, ve biz hala bu dünyamız ve, ahiretimiz için, geleceğimiz için, hiçbir şey yapmamaktayız. Bizim iyi işler yapmamız, dünyamızın geleceği için gerekli olan şey, dünyamızın geleceği iyi olursa, Burası cennet halini alır, Ama dünyamızı böyle kendi ellerimizle öldürürsek, orası Cehennem halini alır, ve Kıyametler kopar, Bir de
Rasûlullâh (sav) Efendimiz’e bir adam geldi ve:
“–Yâ Rasûlallâh! Kıyâmet ne zamandır?” dedi. Efendimiz (sav):
“–Kıyamet için ne hazırladın?” diye sorunca o da:
“–Allâh ve Rasûlü’nün muhabbetini…” cevabını verdi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz:
“–Öyleyse sen sevdiğinle beraber olacaksın.” buyurdular.
bu söz nedir nicedir, bu söz. ona karşı ne tedbir aldın, namaz kıldım oruç tuttum mu diyecegiz bizler, camiye gidip gelmekle iş bitti mi? dünyanın bütün işleri, sen ben beş vakit namazı kılınca bütün işler rayinda döndü mü, o yapıldı mı, o zaman bütün insanlık camiye Her gün beş vakit gidip gidip gelelim, işi aşi birakalim bu cark nasil döncek, kurtulcak mi dünya? Ben medinedeyken sünnet olan kırk vakitiı camide kilcan derken, namazdan namaza camiye gitmekden, başka hiçbir şey yapamadım, böyle yaprasak bu dünya nasil mamur olcak, nasıl kurtulacak, böyle kurtulur mu dünya, ondan sonra ya Her şey güllük gülistanlık mı olur.
Halbuki taşın altına elini sokmak diye bir deyim vardır, yani dünyamızı kurtaracak olan bizleriz, hep birlikte iyi işler yaparaktan, Salih ameller yaparaktan kurtaracağız, Salih amel nedir, adaletli davranmak, haklının hakkını vermek, çalmamak, alkol içmemek bile, yani Alkol içtin Sarhoş sarhoş Arabaya bindin kaza ettin mesela, başkasına zarar verdin, kendi malına zarar verdin, gittin birde hanımla kavga ettin, boşanma durumuna geldin, işe de gidemedin, rizkini da kazanamadın, binler zararı var, Allah sana bunlari yapmazsan, ödülünü ahirette vereceğim dediyse, Bunu sen öldükten sonrami anladin? halbuki bunlari yapmayinca bak geleceketeki hayatin güzel olur, bu belalara maruz kalmazsin, Yani bu işin faidesi, Kişi öldükten sonramı fayda edecek? yoksa içki içmezsen, bu dünyada bu bela başına gelmeyip de, bu dünyada mı güzel bir hayat sürersin, ahiret algisi yanlış kardeşim, ahiret demek gelecek demek, gelecek, zukunft.
Zikir imizi ve evradı mızı Hızlı okumanın sebebi ve hikmeti şunlardır
Düşünün Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicret ederken düşmanlarının ensesine kadar gelmesini, yine Hazreti Musa Aleyhisselam'ın firavundan Kaçarken denize dayandığı vakit, firavun ve ordusunun arkasından onları öldürmek için olanca gayretleriyle peşlerini bırakmamaları, şeytan aleyhillane Adem Atamızdan bu yana, İnsanoğlu yaratılmadan yaratıldı, ve insan yaratıldı yaratılalı dan bu yana insanoğluna düşman olup, bu kininden nefretinden vazgeçmeyip, her an insanoğlunun ensesinde onu yanıltmak ve onu helak etmek için peşinde ve ensesinde. şu anda Deccal aleyhillane, kendisine şeytanı rehber ediğindiği için, şeytan kendine iyi bir komutan bulmuş vaziyette Eskiden kendi çocuklarıyla birlikte savaşırken, şimdi insanlardan olan, bir de kendine iyi bir komutan buldu, ve Deccal'in askerleri ve Şeytanın Askerleri hep birlikte müminleri helak etmek için uğraşmak da. Düşünün Aynen Musa'nın kaçtığı gibi Muhammed'in Mekke'den Medine'ye kaçtığı, gibi zikrimiz de de, işte gayretiniz öyle olmalı ki, şeytan ve deccal, Siz okurken herhangi bir yerini unutturup onu yanlış okutmak için, size yetişip bir yerlerini çalmasın. O yüzden olanca gayretiniz ile sınıflara gayret edin, 11. sınıfa geldiğinizde zikrin tamamını ezberlemiş olmanız lazım. yine sabah namazlarınıda bizim Yasin okuma yöntemi ile kılmaya gayret ediniz, bu yönteme dikkat edin, Ve bu üç yöntemden birisini seçip,Yasin ile sabah namazı kılmaya gayret edin. Ve zikrimizi de herhangi bir yanlış okuma olmadan, düzgün telaffuzla, en hızlı okuyabileceğiniz şekilde, okumaya gayret edin ki, heran ardımızda ensemizde olan şeytan, bizi yanıltmak için, ve ayağımıza çelme takmak, için fikrimizi zikrimizi çalmak, ve zikrederken bizim dediklerimizi söyletmemek, Rabbimize o dileklerimizi iletemememiz için olanca gayretiyle çaba sarf etmekte, Deccal da ona yardım edip, frekans silahlarıyla, bugünkü değişik silahlarıyla, fiziksel elektriksel, her türlü ona destek ve yardım etmekte. O yüzden Ey Sofi Sofi Sofiye ve Müridimiz, gücünün yettiği kadar Zikiri hızlı okumaya gayret et, ama zikir okumadan, bu sınıflar süresinde de, zikirlerin ne manaya geldiğini, zikirde ne dediğini de öğren, tercümelerine bak, Bunların hepsi ya ayet, veya hadis, ya da salavat, bunları internette aradığın zaman, yahut bir Hoca'ya sorduğun zaman tercümlerini bulabilirsin, inşallah yakında Biz video yapacağız bunların açıklamasınıda anlatacağız, o güne kadar gayret edin, o güne kadar google de de aradığın zaman, her zikrin veya ayetin veya hadisin manasının ne olduğunu bulabilir, onların manasını, internetten, ya da bir Kur'an mealinden, hadis kitabından öğrenebilirsin, ne dediğini ne zikrettiğini bil, fakat dediğim gibi işte, 11 sınavı geçtikten sonra, benim Zikri okuduğum gibi okui zikrret. ve zikiride olanca gayretinle hızlı okumaya çalış, fakat telaffuzları ve mahreçleri yanlış okuma, her Mahreç ayrı bir frekans, zaten şeytan frekans bu peltek se dyzafdakı dad harıufı gıbı farklkli frekans Yayınlarını Deccal ters çeviremez, onun için her harf ayrı bir frekans, O yüzden Her tını ayrı bir nota, ayrı bir sesleniş, ayrı bir yayılım gösteriyor, O yüzden harflerin mahreçleri de dikkat et ve hızlı okuyorum diye de, bir yerlerini de yutma, onu yutman demek, unutman zaten yanlış da,zikirde unutturup da o zaman aklına gelmemesi işte, şeytanın çalması demek, Eğer kur'an-ı Kerim gezen yürüyen Kur'an Muhammed ve yani, ademoğlunun bedeni, ve bir insan demek ise, Senin ondan unuttman yada unuturulman demek,ondan bir parçanın çalınması demek, insanoğlunun bozulması, kainatın bozulması demek, Senin orada yapacağın bir yanlış, işte yukarı ölçekde çok şeylerin değişmesine bozulmasına sebep olacaktır. O yüzden biz Allah'ın askerleri olaraktan, bunlara dikkat edeceğiz, ve insanoğlunun kıyamete kadar, ayakta sağlam, ve Kur'an'ın yeryüzünde sağlam ve ayakta durmasının görevlileri olacağız, O yüzden bize verilen, bizim elimizdeki daha doğrusu bende kalan, bana verilen, benim hafızamda olan bu ayetler, dualar ve hadisler, bu zikrin içinde, bunları saklamak, ben ve benim askerime düştü, diğer tarikatlar kendileri Onlar hangi araçları duaları var vwe zikrediyorlarsa, Onlara da o görev düşmüştür, bizim mensuplarımıza müntesiplerimize düşen, bizler bu ayetleri saklamak korumak, ve onları kıyamete kadar muhafaza etmek ile sorumluyuz, o yüzden iyi bil görevini ve iyi yap,... vesselam....
Raşidî Tarikatında Letâif Zikri Nasıl Çekilir?
Letâif zikri çekerken 15 taneli ağaç tesbih kullanılır. 14 tanesi büyük boy, bir tanesi ise daha büyük boy olur.
Zikre başlamadan önce abdest alınır; mümkün değilse teyemmüm edilir. Ardından 13 defa Estağfurullah çekilip gözler kapatılır. Tesbih sağ ele alınır, orta parmak ile başparmak birleştirilir ve tesbih bu ikisinin arasına yerleştirilir. İşaret parmağıyla boncuklar hareket ettirilir.
Başparmak ve orta parmakla önce sol memenin dört parmak altına dokunulur ve orada tutulur. 14 defa Allah denir (sesli, ancak kendimizin duyacağı kadar). 15. defada "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denir. Bu şekilde beş defa devam edilir.
Sonra tesbih sağ memenin dört parmak altına tutulur (iki parmakla dokunularak) ve aynı şekilde 14 defa Allah denir. 15. defada yine "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denilerek bu da beş devir tekrar edilir.
Ardından:
Sonra tesbih sol memenin dört parmak altına tutularak 5 devir,
Sol memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,
Sağ memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,
İki kaşın arasına tesbih tutularak 5 devir zikir yapılır.
Sonra başa dönülür ve bu sefer her bir letâif noktasında 3 devir yapılır. En son 13 defa Estağfurullah çekilip gözler açılır.
Bu şekilde Letâif Zikri, günde 3 defa (sabah, öğlen ve ikindi veya akşam) her gün çekilir. Ta ki letâifler çalışıp buralarda bir enerjinin (elektrik benzeri) döndüğü hissedilene kadar. Kalp ve ruh, tıpkı bir araba lastiğinin veya balonun hava ile dolması gibi, bu enerjiyle şişer. İşte bu enerjiyi kalpten ruha, ruhtan sırra, sırdan hafî ve nefs çatısına kadar döndürebilmeye Letâif Zikri denir.
Letâifler çalışmaya başladığında, kişi kendisine gelen ilhamları (vâridât) ve bilgileri alabilir. İstek ve dualar kabul olur, enerji gönderip alınabilir. Ayrıca râbıta (irtibat bağı) kurularak uzaktaki biriyle kalpten konuşulabilir veya ona ilham verilebilir.
———-oooooooooooooooooo——–
şimdilik bu kadar, sonra yine devam ederiz adab ve kolayliklara. arada sirada buraya yine bak ki, yeni bilgiler eklenmişmi haberdar olabilesin
|
|
|
Raşidi Tarikatında Sarık Adabı |
|
Yazar: RasitTunca - 07-29-2022, 07:59 PM - Forum: Raşidi Tarikatında Sarık Adabı
- Yorum Yok
|
 |
![[Resim: 50711059zp.png]](https://up.picr.de/50711059zp.png)
Raşidi Tarikatında Sarık Dersleri
Raşidi Tarikatında Sarık Meselesi Hakkında
Raşidi Tarikatında Sarık var mıdır diye sorulduğunda bizim Tarikatımızda üç ana Sarık rengi vardır, yeşil turuncu ve beyaz fakat, yeşil Sarık sadece Peygamberimizin soyuna Şerifler kolundan bağlı olanlar ve bir de hem Şerif hem Seyid olaraktan bağlı olanların takabileceği Renktir yeşil Sarık. Onun dışında turuncu ve beyaz sarığı diğer Sofiler bu tarikata intisap etmiş olan kimselerde takabilir.Fakat sarık dersi almamış kimseler Sarık takmasınlar diye uyarmıştık. Seyid kolundan olanlar beyaz Sarık takarlar (Tüm Renkler Beyazdadır üçgen Prizma), Renkli Sarık takmazlar onlar gizlidir arada kim oldukları belli olmaması gerekir. Şerifler yeşil takarlar İki kola iki suyun birleştiği yerden Doğan kimseler de yeşil Sarık takarlar ama diğer sarikları da takarlar gizlerler kendilerini.
Sarık dersinde turuncu sarığımızın sebebi güneşi ve sıcaklığı ve geceyi temsil eder. beyaz Sarık ise aydınlık ve kışı temsil eder. şimdi bu nasıl olur denince İki zıt oluyor, turuncu Sarık geceyi ve Yaz mevsimini temsil ediyor beyaz Sarık ise kış mevsimini ve gündüzü temsil ediyor. peki böyle İki zıt nasıl bir arada bulunur Dediğiniz zaman kış Aslında siyah olması, siyahla beyazın bir araya gelmesi gerekirken, neden turuncu.
Her Sarık bir Peygamberin nuru ve bir makamıdır.
Sarı renk Mesela kırmızı ile birleştiği zaman turuncu ortaya çıkar, Sarı ve kırmızı iki yanlarda ortada turuncu vardır, mitras tapınağında bulunan (üç nokta) ortadaki Güneş, Yine sarı eğer mavi ile birleşirse bu sefer ortada yeşil Güneş Ortaya çıkar. Soyun İsmail tarafına ve İbrahim’den İsmail koluna bağlı olduğunu gösterir. turuncu ise kırmızı ile birleştiği için İbrahim koluna hem Muhammed koluna Bir üst musluktan bağlı olduğunu gösterir. İbrahim Aleyhisselam’ın rengi kırmızı, ve Mavi ise, İsa Aleyhisselam’ın kolunun rengi, yani İshak kolu. Yeşil ise mavi ile sarının arasından çıkan grub. geçişken elektron, erkek olan, aradaki geçişi sağlayan, yani erkek elektron, yani tohum sarıdır, maviyi de yeşile çeviren, kırmızıyı da turuncuya çeviren sarıdır. geçişken elektron yani erkek tohum sarıdır. üst musluk kırmızı, Eğer kırmızı mavi ile birleşirse, bu sefer mor veyahutta bordo meydana gelir, bordo kırmızı, israil kolu, Yahudi kolu, Yahudi kırmızısı denilen trabzonspor’daki “idared” (Yahutta Kızılelma) denilir. sarıklar bu şekilde çeşitlidir. siyah Sarık vardır. yine yol Cafer efendimize, yani imamdan sonraki. imamdan sonraki imama bağlı olanlar, siyah Sarık sararlar. yedek imamdan sonraki imama bağlı olanlar, yani Mehdi den sonraki imama bağlı olanlar, Mehdi son İmam, yedek İmam, 13. İmam, Ondan sonraki İmam, Caferüttayyar koluna bağlı olanlar, siyah Sarık sararlar. usulü bilmeyen Sarık takmasın. Kendini bilmeyen, soyunu bilmeyen, milleti kandırmasın.Bbizim tarikatımızda 3 Ana renk Sarık vardır dedik. Diğer sarıklar, kendinizin kim olduğunu bıldığiniz, soyunuzunn kim olduğunu bildiğiniz gün, babanızın kim olduğunu, Rabbinizin kim olduğunu bildiğiniz gün, takabileceği sarıktır. Nefsini bilen Rabbini de, babasını da bilir. Babasını Anasını bilen, o kola badan bağlı olan babasının sarığının rengini takar, Anasından bağlı olan Anasının babasının(Dede) sarığının rengini takar, fakat taylasanı sola sarkar. yani geçişken elektronu Kim? Rabbi kim? Bu sırra ermeyen Sarık marık takmasın.
Taylasan Nedir?
Taylasan, sarığın arka kısmında, kafaya sarılmayıp, aşağı sarkıtılan, sarığın ucuna verilen isimdir. o sarkıtılan ucu, Seyidler sırtının arkasına sarkıtır ken, hem Şerif hem Seyyid olanlar da ve Sadece Şerif koluna bağlı olanlar, Sağ omuzun ön tarafına sarkıtırlar. Sol omuza sarkıtılanTaylasanlar, tohumun değil de, toprağın O yola bağlı olduğunu, annesinin, o soya bağlı olduğunu bildirir. Bu taylatasın sebebi ise, Yıldız’ın kuyrukluyıldız olduğunu gösterir. o kimsenin Yıldızı’nın kuyruklu yıldız olduğunu gösterir. Her peygamberin soyundan hem Şerif hem Seyyid vardır. Yolun çatallaştığı yer demektir. ibrahim Aleyhisselam da İshak ve İsmail olaraktan yol çatal vermiştir. Seyidlik şeriflik onlarda, ismaililik veya İshakilik olaraktan tezahür gösterir. Bu da dikkate alınsın. işte taylasan demek kuyrukluyıldız demek, hem Seyyid hem Şerif demektir, iki kola da aynı anda bağlı olan demektir.
Raşidi Tarikatında Sarık Meselesi Hakkında
Raşidi Tarikatı'nda sarık var mıdır diye sorulduğunda, bizim tarikatımızda üç ana sarık rengi vardır: yeşil, turuncu ve beyaz. Ancak yeşil sarık, sadece Peygamberimizin (s.a.v.) soyundan gelen Şerifler koluna bağlı olanlar ile hem Şerif hem Seyyid olanların takabileceği bir renktir. Diğer müritler ise turuncu veya beyaz sarık takabilir. Fakat sarık dersi almamış kimselerin sarık takmaması gerektiğini önemle belirtmiştik.
Seyyid kolundan olanlar beyaz sarık takarlar (zira tüm renkler beyazda birleşir - üçgen prizma misali). Renkli sarık takmazlar; çünkü onların kimlikleri gizli kalmalıdır. Şerifler ise yeşil sarık takar. İki kolun (soyun) birleştiği noktadan gelen kişiler de yeşil sarık takabilir, ancak gerektiğinde diğer renkleri tercih ederek kendilerini gizleyebilirler.
Sarık Renklerinin Anlamları
Turuncu sarık: Güneşi, sıcaklığı ve geceyi temsil eder.
Beyaz sarık: Aydınlığı ve kışı simgeler.
Burada ilginç bir tezat vardır: Turuncu sarık geceyi ve yazı, beyaz sarık ise gündüzü ve kışı temsil eder. Peki bu iki zıt unsur nasıl bir arada bulunur? Kışın rengi siyah olması gerekirken neden turuncu kullanılmıştır?
Sarıkların Peygamberler ve Soyla İlişkisi
Her sarık, bir peygamberin nurunu ve makamını yansıtır:
Sarı + Kırmızı = Turuncu: Mitras Tapınağı'ndaki üç noktada ortadaki güneşi temsil eder. Bu, İbrahim (a.s.) koluna ve Muhammed (s.a.v.) soyuna bağlılığı gösterir.
Sarı + Mavi = Yeşil: İsmail (a.s.) kolunu temsil eder.
Kırmızı + Mavi = Mor/Bordo: İshak (a.s.) ve İsrail (Yahudi) kolunu ifade eder.
Sarı renk, geçişken elektron gibi erkek tohumdur; maviyi yeşile, kırmızıyı turuncuya dönüştürür.
Siyah Sarık ve Diğer Detaylar
Siyah sarık: İmam Cafer-i Tayyar koluna bağlı olanlar (Mehdi'den sonraki imamet silsilesi) tarafından takılır.
Usulsüz sarık takılmaz: Kişi kendi soyunu, babasını ve Rabbi’ni bilmiyorsa sarık takmamalıdır.
Nefsini bilen Rabbini bilir: Babasından gelen soy rengini takar, annesinden gelen soy rengini takacaksa taylasanı sola sarkıtır.
Taylasan Nedir?
Taylasan, sarığın arka kısmından sarkıtılan uç kısımdır:
Seyyidler: Taylasanı sırtlarına sarkıtır.
Şerifler ve hem Şerif hem Seyyid olanlar: Sağ omuzun önüne sarkıtır.
Annesinin soyuna bağlı olanlar: Sol omuza sarkıtır (bu, toprağa/kadın soyuna bağlılığı gösterir).
Taylasan, kuyruklu yıldız gibidir; iki kola birden bağlılığı simgeler. İbrahim (a.s.)'ın İsmail ve İshak kolları gibi yolun çatallaştığı noktadır.
Sonuç:
Sarık, kişinin kimliği ve manevi bağlılığının bir göstergesidir.
Renkler ve taylasanın konumu, soyun hangi koldan geldiğini açıklar.
Bu sırlara vakıf olmayan, sarık takmamalıdır.
Raşit Tunca
Schrems, 6 Ekim 2021 Çarşamba saat 19.57
![[Resim: 50711060pb.png]](https://up.picr.de/50711060pb.png)
![[Resim: 50711061ft.png]](https://up.picr.de/50711061ft.png)
![[Resim: 50711062oy.jpg]](https://up.picr.de/50711062oy.jpg)
|
|
|
Raşidi Tarikatında Tövbe Adabı |
|
Yazar: RasitTunca - 07-29-2022, 07:57 PM - Forum: Raşidi Tarikatında Tövbe Adabı
- Yorum Yok
|
 |
![[Resim: 50711057te.png]](https://up.picr.de/50711057te.png)
Raşidi Tarikatında Tövbe Adabı
Tövbe ve istigfar Nedir ve neden ve nasıl yapılır ve özel bir vakti varmıdır?
Raşidi Tarikatında Tövbe Adabı
Soru: Tevbe-istigfar nedir, nasıl yapılır?
Cevap : İstigfar etmek, estagfirullah demektir. Tevbe, haram işledikten sonra, pişman olup, Allahü teâlâdan korkmak, bir daha yapmamaya azmetmek, karar vermektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Tevbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır.) [İ.Ahmed]
Günahtan hemen sonra tevbe etmek farzdır. Tevbeyi geciktirmek de büyük günahtır.
Bunun için de, ayrıca tevbe etmek gerekir.
وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا
"ve tûbû ilâllâhi cemîan"
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
"Topluca Allah’a tevbe edin "
(Nur Suresi 31.Ayetten pasaj)
اللّهُ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ
"innallâhe yuhıbbut tevvâbîne ve yuhibbul mutetahhirîn."
"Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever."
(BAKARA Suresi 222. ayetten pasaj)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَّصُوحًا
"Yâ eyyuhâllezîne âmenû tûbû ilâllâhi tevbeten nasûhan."
Meali
Ey iman edenler! Allah’a sahih bir tövbe ile tövbe edin. (Sahih tövbe demek
geçerli veya kabul olunmuş Tövbe demekdir)
Tövbenin kabul olundugu zaman hakkindaki ayettede
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاء وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللّهُ عِندَهُ حُسْنُ الْمَآبِ قُلْ أَؤُنَبِّئُكُم بِخَيْرٍ مِّن ذَلِكُمْ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا
الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا إِنَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ الصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالأَسْحَارِ
Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en‘âmi vel hars(hars), zâlike metâul hayâtid dünyâ, vallâhu indehu HÜSNÜL MEÂB. Kul e ünebbiukum bi hayrin min zâliküm, lillezînettekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd. Ellezîne yekûlüne rabbenâ innenâ âmennâ fağfir lenâ zünûbenâ ve kınâ azâben nâr. Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel münfikîne vel müstağfirîne bil eshâr.
Meali:
İnsanlara, kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan şehvetler (aşırı düşkünlükler) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Allah ise O’nun katındaki en güzel sığınaktır. De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir. Onlar (takva sahipleri): “Rabbimiz, biz hiç şüphesiz mümin olduk (îmân ettik), artık bizim günahlarımızı (sevaba çevirerek) bize mağfiret et ve bizi ateş azabından koru.” derler. (Onlar) sabredenler, sâdıklar (ahdlerine vefa edenler), kânitîn olanlar (Allah’ın huzurunda saygı ile duranlar), infâk edenler (Allah için verenler) ve seherlerde mağfiret dileyenlerdir (seherlerde tövbe edenlerdir).
*(Âl-i İmrân Suresi, 14-17. ayetler)*
Rabbimiz o tövbesi kabul olmuş olan müminlerden bahsederken onlar “seherlerde tövbe edenlerdir” diyor. Öyleyse nasuh, gerçek ve geçerli bir tövbenin de vakti vardır. Birinci vakit günahtan hemen sonra, ikincisi seherlerdedir.
Seher vakti tam olarak ne zamandır?
Seher vakti, fecr-i kâzib (yalancı fecir) dediğimiz gökyüzünde bir kızıllık hâsıl olur. Bundan sonra bir beyazlık olur ki buna fecr-i sâdık denir. Bu fecr-i sâdık, yani doğru fecir zamanında sabah namazı vakti başlar. İşte seher denilen vakit, bu doğru fecir zamanından öyle ki, ortalığın aydınlandığı fakat güneşin henüz daha doğmadığı zaman aralığına denilir.
Bu husuda kuranda yine
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ آخِذِينَ مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ مُحْسِنِينَ كَانُوا قَلِيلًا مِّنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
İnnel muttakîne fî cennâtin ve uyûnin. Âhizîne mâ âtâhum rabbuhum, innehum kânû
kable zâlike muhsinîn. Ve bil eshârihum yestağfirûn
Meali :
Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve pınarlardadır. Rab’lerinin onlara verdiği şeyi alanlar; muhakkak ki onlar, bundan önce muhsin olanlardır. şüphe yok ki onlar, bundan önce, iyilik ederlerdi(muhsinler denen kimselerdi). Kânû kalîlen minel leyli mâ yehceûn, öyleki onlar Gecelerin az bir kısmında uyurlardı. Ve onlar, seher vakitlerinde Tövbe edip mağfiret
dilerler bağışlanma dilerlerdi.
(ZARİYAT Suresi 15. 16. 17. 18. ayetler)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
"Allah Tebâreke ve Teâlâ, her gece, gecenin son üçte biri kalınca dünya semasına iner ve şöyle buyurur: Mülkün sahibi benim! Kim ki bana duâ ederse, ona cevap veririm. Kim ki benden isterse ona veririm. Kim ki bana istiğfar ederse onu bağışlarım. Tan yeri ağarıncaya kadar bu böylece devam eder."
(Tirmizî, Namaz, 326)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular
"Fecir vaktinde iki rekat dünya ve içindekinden hayırlıdır."
( Hadis-i Şerif )
Bu seher vaktinin önemi yüzünden biz Raşidi Tariqatı Zikir Evradımızın
10_2. BABINDA
10_2. Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr.Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr.
(1 den 10 defaya kadar)
Eğer zikrimizi sabah namazından sonra çekiyorsak ve vakit seher vaktine ayarlanmışsa, bu zikri çektiğimiz vakit seher vakti ise hemen ardından:
“Estağfirullâh ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-Hayye’l-Kayyûme ve etûbü ileyh.”
(3 defa)
ve sonra:
“Estağfirullâhel azîme ve etûbü ileyh.”
(71 defa)
Bu zikrin normaldeki yeri 25. Bâb’dır.
“Estağfirullâhel azîme ve etûbü ileyh.” (71 defa) Bu zikrin normaldeki yeri burasıdır. Ancak eğer sabah namazından sonra okundu ise zikrimiz, o zaman seher vakti olduğu için yukarıdaki yerde okunur. Burada ikinci defa okunmasına gerek yok. Ama zikrimiz mesela gündüzleri veya güneş doğduktan sonra ya da akşamları okunacak ise burada okunur. Zikrin normaldeki yeri 25. Bâb’dır.
Ayrıca 5 vakit namazın hemen öncesinde sağ el, sol memenin altına getirilir, kalp hizasına. Baş parmak ile diğer parmakların boğumları tesbih edilerek 12 defa “Estağfirullah” denilir ve 13. defa denirken el yumruk yapılır, öyle söylenir ve gelmiş geçmiş günahlara tevbe edilip pişman olunur.
Yine her gece uyumadan evvel yatağa girince 3 defa:
“Estağfirullâhel azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyel kayyûme ve etûbü ileyh.” denilir.
--------------------
Günaha pişmanlık
Tevbe istigfardan önce yapılmalıdır! Tevbe çirkin şeyi bırakıp güzel olana dönmek demektir. İstigfar, günahın çirkinliğini görüp, ondan yüz çevirdikten sonra, mağfiret talep etmektir. Hadis-i şerifte (Pişmanlık tevbedir) buyuruldu. (Hakim)
Yapılan günahları her hatırlayışta istigfar etmelidir! Günahları hatırladıkça istigfara devam edilirse, geçmiş günahlar affolur.
Tevbe edebilmek, Hak teâlânın büyük nimetlerinden biridir. Günah işleme korkusu ile tevbeyi asla geciktirmemelidir! Çünkü, hadis-i şerifte (Sonra yaparım diyenler helak oldu) buyuruldu. Yani tevbeyi ve diğer iyi işleri geciktirenler, bu günün işini yarına bırakanlar, aldandı, ziyan etti. (İ.Gazali)
İstigfarın fazileti çok fazladır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İstigfar okuyunuz! İmdadınıza yetişirim.) [Hud 52]
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, günah işleyip pişman olanı, istigfar etmeden önce affeder.)
[Taberani]
(Küçük günahlarda ısrar edilirse küçük kalmaz. Büyük günahlara istigfar edilirse
büyük kalmaz.) [Deylemi]
(İstigfar eden, günde 70 defa aynı günahı işlese ısrar etmiş sayılmaz.)
[Tirmizi]
(Günde 70 defa istigfar edenin, 700 günahı affolur.) [Beyheki]
(İstigfara devam edeni, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır.
Ummadığı yerden rızıklandırır.) [Nesai]
(Bir mümin günah işleyince, melek üç saat bekler, eğer o kimse istigfar ederse,
o günahı yazmaz.) [Hakim]
(Günahınız çok olup göklere kadar ulaşsa, pişman olunca, Allahü teâlâ, tevbenizi
kabul eder.) [İbni Mace]
(Günahlar kalbi paslandırır, karartır. Kalblerin cilası ise istigfardır.)
[Beyheki]
(Derdinizi ve devasını bildireyim. Derdiniz, günahlar, devası da istigfardır.)
[Hakim]
(Bir günahkâr, istigfar eder, sonra bu günahı tekrar yapar, sonra istigfar eder.
Üçüncüde yine yapar, yine tevbe ve istigfar ederse, dördüncü defa yapınca, büyük
günah yazılır.) [Deylemi]
(Günaha devam edip, dili ile istigfar eden, Rabbi ile alay etmiş sayılır.)
[Beyheki]
(Herkes günah işler. Fakat günahkârların en iyisi tevbe edendir.) [Hakim]
(Günahına pişman olup abdest alıp, namaz kılanı ve günahı için istigfar edeni,
Allahü teâlâ affeder.) [Nesai]
(Kıyamette, amel defterinde çok istigfar bulunana müjdeler olsun!) [Beyheki]
Peygamber efendimiz, (“Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa
hüverrahmanürrahim el-hayy-ül-kayyumüllezi la-yemutü ve etubü ileyh Rabbigfir
li” istigfarını 25 defa okuyanın, odasında, ailesinde, evinde ve şehrinde kaza,
bela olmaz) buyurdu.
Cuma günü sabah namazından önce, aşağıdaki duayı okuyanın bütün günahlarının
affedileceği hadis-i şerifle bildirildi. Dua şudur:
(Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh.)
[Ramuz]
(Allahü teâlâ, istigfara devam edeni, her sıkıntıdan kurtarır, her darlıkta bir
genişlik verir ve ummadığı yerden rızıklandırır.) [Nesai]
(İşlediği günahı, Allahü teâlânın bildiğine inanan, günahına tevbe etmese bile,
Allahü teâlâ onu affeder.) [Taberani]
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ya Rabbi, iyilik edince müjdelenen, kötülük edince istigfar edenlerden eyle.)
[Buhari]
(Yatağa girince, 3 defa "Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa huv el-hayyel-
kayyume ve etubü ileyh" diyenin günahları, deniz köpükleri kadar çok olsa da,
affolur.) [Tirmizi]
("Rabbim, seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Kötü işlerde bulundum. Senden
başka günahımı affedecek yoktur. Beni affet!" diyenin karıncalar sayısınca
günahı olsa, Allahü teâlâ affeder.) [Beyheki]
(Ey kullarım, koruduklarım hariç, hepiniz günahkârsınız, benden mağfiret
dileyeni bağışlarım. Mağfiret etmeye kadir olduğuma inananı affederim.)
[Tirmizi]
(Günahtan korunmayanı Allahü teâlâ da [dünya ve ahirette felaketlerden]
korumaz.) [İ.Huzeyme]
Günah işlemeye devam eden kimse unutkan olur, ahmaklaşır, aklı da azalır.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki :
(Günah işleyenin bir aklı gider, bir daha geri dönmez.) [İ.Gazali]
Günahların hepsi Allahü teâlânın emrini yapmamak olduğundan büyüktür. Bir
hadis-i şerifte, (Çok az bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların [nâfile]
ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor.
(Günahların küçük görüneninden sakının! Bunlar toplanınca sahibini helak eder.
Bu şuna benzer ki, bir kavim bir vadiye iner, çerçöp, odun ne bulurlarsa
toplayıp getirirler. Böylece koca bir yığın olur. Bunu yakıp ateşinde
ekmeklerini pişirirler. İşte küçük görünen günahlardan hesaba çekilen de helak
olur.) [Taberani]
(Hep günah işleyenin kalbi mühürlenir, artık sevap işleyemez olur.) [Bezzar]
(Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe
ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve
kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Harâiti]
(Günah işleyen, günahını kimseye söylemesin, onu örtsün ve tevbe etsin!)
[Beyheki]
(“Gece şu günahları işledim” diye söylemek, günahı açıkça işlemekten sıkılmamak
demektir. Rabbi gece suçunu örtmüşken, sabah Allah’ın kapattığı bu örtüyü
kaldırmamalıdır.) [Buhari]
(Gizli işlediğin günaha gizli, açık işlediğin günaha açık tevbe et!) [Taberani]
|
|
|
Raşidi Tarikatına intisab ve intisab Virdi ve Sınıf Adabı |
|
Yazar: RasitTunca - 07-29-2022, 07:54 PM - Forum: Raşidi Tarikatına intisab ve Sınıf Adabı
- Yorum Yok
|
 |
![[Resim: 50481170dx.png]](https://up.picr.de/50481170dx.png)
Raşidi Tarikatına intisab ve intisab Virdi ve Sınıf Adabı
Raşidi Tarikatı Virdinin tamamı, günde bir defa veya, günde iki defa vird edilip okunur. Birinci sınıftan, beşinci sınıfa kadar olan sofi ve sofiyeler, günde bir defa vird edip, zikredip okurlar. Beşinci sınıftan sonraki sınıflar da ki sofi ve sofiyeler, taa ki, onbirinci sınıf sonuna kadar, günde iki defa vird edip okurlar, fakat onlar da yaz ve ilkbahar mevsiminde, sabah uzun vird yani “Hizbül Kebir” öğleden sonra ise kısa vird “Hizbül Kasr” okurlar. Kışları ve sonbaharda ise tam tersi olan sabah “Hizbül Kasr” öğleden sonra ise “Hizbül Kebir” vird edip okurlar. Onbirinci sınıftan sonra, vaktin durumuna göre, günde bir defa veya, günde iki defa “Hizbül Kebir” zikrini vird edip okurlar. Sabah vakti demek, hangi mevsim olduğu farketmeksizin, gece saat üç ten itibaren, ertesi gününü gündüzünün, ikindi vakti ezanı okunasıya kadar olan vakittir, bu vakitlerde sabah virdi okunur. Gündüz ikindi vakti ikindi ezanı okunduktan sonra, o günün gecesinin, gece saat üç e kadar olan vakti de, ikinci virdin vaktidir, o vakitlerde de ikinci vird, vird edilir okunur.
Esteuzubillah demek kısaca “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim” demektir. Virdimizin başlangıcında ister kısaca “Esteuzubillah” veyahut da normal olarak “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmenirrahim” diyerek başlıyabilirsiniz.
Eğer Sabah ve Seher veya Gündüz Vakti Zikrediliyorsa “istiaze Duası El Evvel” Okunur (Yazları ve Baharları Gece üçten itibaren öğleden sonra saat 14 e kadar Zikrediliyorsa okunur),
Eğer ikindiden Sonra ve Akşam ve Gece Vakti Zikrediliyorsa “istiaze Duası El Ahir” Okunur (Saat 2 den yani 14 ten sonra, gece 03 e kadar zikredilirken okunur).
Zikirimizde Harflerin Mahrecine dikkat ediniz, Her Bir Harf Ayrı Bir Nota, Yahutta Ayrı Bir Tını ve Frekanstır Unutmayınız. (Dad harfi) Harfinin mahreci “dz” şeklinde okunur ki, dil azı dişlerin arasına konarak ze demeye çalılışılır ‘muhammed Diyauddin’ ismi ‘muhammed ziyauddin’ denir yani asli ise ‘Muhammed Dziyauddin’ diye okunur dil sağ azılara veya sol azılar arasına konabilir, ashabdan Ebu Bekr efendimiz iki tarafı ile de bu harfin mahrecini çıkarabilirmiş.
(peltek se) se harfi dil dişlerin arasına konarak se demeye çalılışılır, Zikirimizdeki, her (Dad harfine) gelince, birinci zikirde “dad harfine ” gelince (Dad harfi sağ azı diş ile okunur) ikinci zikirde (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) üçüncüde tekrardan (Dad harfi, sağ azı diş ile okunur)…diğerlerinde de buna hakeza.
(Peltek ze) dil dişlerin arasına konarak ze demeye çalılışılır,
Arapça Alfabe yani “Elif, ba” okunurken tesbihimizin iki renkli boncuklu kadranı ile okunur ve, yön onuncu boncuktan imameye doğru okunur. birinci boncukta sıra “dad” harfine gelince
(Dad harfi, sağ azı diş ile okunur) ikinci boncukta (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) ve böyle böyle 9 defa alfabe okunur sonuncu seferde yani dokuzuncu seferde yine (Dad harfi, sağ azı diş ile okunurak alfabe tamamlanır bitirilir)
Zikirimizdeki, her (Dad harfine) gelince, birinci zikirde “dad harfine ” gelince (Dad harfi sağ azı diş ile okunur) ikinci zikirde (Dad harfi, sol azı diş ile okunur) üçüncüde tekrardan (Dad harfi, sağ azı diş ile okunur)…diğerlerinde de buna hakeza.
Virdimiz, iki seher vaktinde okunur. (Yani Sabah seheri ve ikindiden sonra ikindi seheri) Günde iki defa okunup, vird edilir.sınıfa kadar salavat altta yazan usul ile okunur, ondan sonra bu virdimizdeki gibi, hepsine hergün, imkan dahilinde, günde iki defa veya, günde bir defa okunur, selam gönderilip, selamet dilenir.
Salavati kebiredeki “Safura” “Daniele” Ra’le” “Gabriela”, “Michaela”, “Raffaella, “Zara”, ” Azra”, Zaraelle”,“Feryail” ve “Ferruh” a salavat, haftada bir defa yapılır, diger günler onlara salavat okunmaz. Ve Salavati kasr daki “Feryail” ede okunmaz.
Feryail ve Ferruh Rüzgarlarların Melekleridir,
Feryail : Keder Elem,… Rüzgarlarının komutanıdır.
Ferruh: Feerah sevinç ve mutlulukların rüzgarının komatanıdır.
insan ömründe, bu iki rüzgarın galip geldiği zamanların orantısı, Feryail komutasında %40, Ferruh komutasında %1, yani bu oran 1/40 dır. yani (1sene Ferruh/40 sene Feryail) Hz Adem, ilk defa topraktan halkolduğunda, Allahü Teala hazretleri, Hz Adem’in çamurunun kuruması için, üzerine, 40 sene Feryail rüzgarı estirmiş. Bir sene de Ferruh rüzgarını estirterekten, kurutmuştur, velhasıl kelam.
Virdimizi sadece okumak niyetiyle okuyanlar, okuyabilir. Fakat vird şeklinde okumak isteyen, ve faydasını görmek isteyenler, Raşidi Tarikatına intisab etmek mecburiyetinde. Ve intisab Duası, Tek bir defa olmak üzre, ilk defa girmek istenince okunacak duadır.
Seyyidina Remzi ve Yalçın- Samson – uzun saçlı adam
Samson ve sevgilisi Daleyla veya Leyla, yani gücünü saçından alan adam. Bu adam Highlander, ve salavatimizin her zaman, 40. veya 41. bogumunda yer alacak, çünkü bu iki adam bize Etek ve koltuk alti traşımızı hatırlatacaklar, Etek ve koltuk altı traşımızın, en fazla geciktrime süresi, 40 gün, veya biraz üstü kadardır. şayet, unutur yada, geciktirirsek, bizzat bize gelip haber etmeleri için, engeç KIRK günde bir traş, ve gecikirsek, onlar bekcimiz, bir yerden “Yalçın, Remzi, Leyla, Higlander, iskoçyalı” haberi gelirse size, bilinki ….traş vakti geldi geciyor.
12 Havarinin isimleri Hakkında Hıristiyan Kaynaklarından Edindiğim Bilginin Tercümesi
“İsa bir dağa çıktı ve onunla birlikte istediklerini çağırdı. Yanına geldiler ve havariler dediği on iki kişiyi atadı. Sürekli onunla birlikte olacaklardı ve onları oraya göndermek istedi. Onun atadığı on iki kişi şunlardı: Peter adını verdiği Simon, Zebedi’nin oğlu Yakup, Yakup’un kardeşi Yuhanna – her ikisine de Boanerges adını verdiği (“Gökgürültüsü Oğulları” anlamına geliyor) – Andreas, Philip Bartholomäus, Matthew, Thomas, James, Alphaeus’un oğlu, Thaddäus, Zealot Simon ve İsa’ya ihanet eden Judas Iscariot. ” – Matta 10: 2-16; Markos 6: 8-11; Luke 9: 2-5
SINIF ADABI VE HER SINIFIN SÜRESi
Normalde her sınıfın zikiri 40 günde katedilir, 40 gün, arda arda 40 gün olmayabilr, eğer arada 3 gün çekemediysen, sende 43 gün sonra üst sınıfa geçersin.Zikirimiz sende 40 günde ahlakı Hasene ve Meleke halini almamiş ise, biraz daha gayret edilir, amma zorlanmaz, ve o zikir sende ahlak olunca, yani çekmeden duramaz olunca, veya çekmeyince kendinde eksiklik hissedince, sende ahlak olmuştur. çekmesi kolay hale gelince, bir üst sınıfa geçilir. üst sınıfa geçmek için tarikatın pirinden destur almaya gerek yokdur, üst sınıfa geçilir, eğer üst sınıf zikirini çekerken sende tökezleme hali yani sendeleme birgün çekip birgün çekememe olmuyorsa, devam edilir, üst sınıfda sendeleme olursa, tekrar bir alt sınıfa dönülür.
RAŞiD’i TARiKATINA iNTiSAB (GiRiŞ) DUASI
Raşidi Tarikatına intisab Duası Budur
Rabbi Vedhulni Cemaati ve Zakiri Raşidi ve edhılni müdhalen Sıdkan.
Bu dua okunduktan sonra, sesli olarak Elfatiha denilir. Sonra orada kim varsa, herkes bir defa fatiha okur, ve onlar şahidimiz olur. Orada kimse yoksa, kendimiz okuruz, ve ordaki melekler okur, ve melekler şahidimiz olmuş olur.
Eğer Raşidi Tarikatından Herhangi bir sebebden ayrılıp çıkmak istenirse aşağıdaki dua okunur, ve çıkmak isteyen kimse zikirlerimizi okumayı bırakır.
Raşidi Tarikatından Çıkış Duası Budur
Rabbi Vahrucni Cemaati ve Zakiri Raşidi ve ehricni muhracen Sıdkan.
Bu dua okunduktan sonra, sesli olarak Elfatiha denilir. Sonra orada kim varsa, herkes bir defa fatiha okur, ve onlar şahidimiz olur. Orada kimse yoksa, kendimiz okuruz, ve ordaki melekler okur, ve melekler şahidimiz olmuş olur.
---------------------------
9. SINIF SOFiLER
Allah Zikiri günde bir defa olmak üzere, 6666 defa Allah zikredilir.
Burasi Güneş Makamidir. izinsiz cekmeyiniz. Günde sadece “hizbul kasr” ve “6666” Allah zikiri cekilir.
10 ve 11. SINIF SOFiLER
Mevsim tesbihi talim edilir ve muhtarlar başkanlar kaymakamlar valiler tayin edilir. (bunlar manevileri) sonra “onlarin hatrina güneş dogar yagmur yagar kar yagar” hadisine devam edilip mutmain oluncaya kadar talim edilir. ve deneme yaptirtilir.
Bu sofiler manen ilham yoluyla bilirler bu makamda olduklarini.
13. SINIF SOFiLER
Her bölgede bir tane güneş makamina birisi tayin edilir ve onlara güneş nasil dogar yagmur nasil yagar mikail iliminin birinci bölümü talim ettirilir. Ve birer tanede yardimci tayin edilirki, o hasta olunca digeri görevi devam ettirsin.
15.SINIF SOFiLER
Zamanin hakimi olmak ögretilir, ve zaman nasil geriye alinir, ve nasil ileriye alinir ögretilir.
16.SINIF SOFiLER
Muhammed dediki "iki günü birbirine eş olan zarardadir."
şeytan ve deccal aleyhillane hic boş durmuyorlar, hergün bize karşi yeni bir silah üretiyorla, ve bizimde onlarla savaşacak yeni silahlara ihtiyacimiz var, allah bize, o gün hangi silahi ikram ederse, onu alip zikir corbamiza katmak zorundayiz, yoksa onlarla savaşamayip yenik düşeriz.
ve yine bize varid olduki yine, yeni bir silah kuşanmamiz lazim, cünkü dedikya kafir deccal frekans ile oynuyor, ve bizim yazdigimiz bu dualarinda kehrwertini aliyor, ve mesala duamaizin başinda, "onlar namazlarini muhafaza ederler" diye zikrediyozki, biz de o ayette gecen o nlar zümresini kaitilipda nerde olursak olalim namazimizi kilip kacirmayalim istiyoruz, ve kafir ise, ben bunu zikredip cekdikce, o da onu ters ceviriyor ve oluyormu sana "onlar namzlarini kacirirlar" ve o zaman bir de bakmişin öglen namazi calinmiş, ucmuş bilme ertesi gün sabah gitmiş, veya hakeza hakeza, siz anlyin artik, yine biz "ya halim ya selim" cekiyoz yani sakin olabilmek için, ve o da onu ceviriyor ve bize bir hiddet geliyor, ve yanardag gibi yeri gögü püskürüyoz, yani zor azizim, bu kafirlerle mücadele zor, silah lazim, ve yine varid olan silah ise, tam olarak :
Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bir gece Rabbine şöyle dua etmiştir:
"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."
"Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."
(Hadis-i Şerif )
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاء وَيُثْبِتُ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ
Yemhûllâhu mâ yeşâu ve yusbit(yusbitu), ve indehu ummul kitâb.
Meali :
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Allah, dilediği şeyi siler, yok eder (mahveder) ve (dilediği şeyi) sabit kılar ve ümmülkitap (ana kitap), O'nun indindedir (nezdindedir).
(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 39. ayet )
ve saliklarimiz yol tarikatimiza tabi olan, yol arkadaşlarimiz, bizim yolumuzda, şu an durdugumuz yer olan yere gelince, belalar musibetler etraflarını sarınca, ve atıkları her ok kendinizi vurar olunca, ve hatta elinde tuttugun senin olan bir bicak bile seni kesmeye yeltenince, anlaki buraya ayak bastin, ve Allah bize burada bu silahi gönderdi ki henüz bende tam manasi ila kullanmiyorum, amma kullanim talimatnamesi şu olaki, biz o duanin sadece
Zikirimiz Budur
"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." (Extern o bela gidesiye kadar Günde 41 defa)
işde bu ayeti okurken öyle tefkkür edesin ki ey salik, ey yolcu:
Allahdan gayri bir mevcudat yokdur öyle olunca o sana hişimlanan bicak da allah var ancak o bicak bir sükastci şeytan veya cin veya deccal askerinin eline gecmiş (amma gercekden leinde amma frekansi elinde) ve onunla sana karşi savaşiyorlar, ve sen o bicagi, o esir edilmiş halden kurtarip senin safina gecmesi için de ki işde :
Ey yüce Rab "Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." ve şu an sen bana hişimlanan bir bicak oldun, cünkü kainatta sendan başka bir mevcudat yok ise, öyleyse o senin hişimlanan bicak oldugun halindende, senden, sana yüce rabbe siginirim, senin o bicagin veya frekansin esir edilmemiş ele gecmemiş, ve galip olan Allah haline iltica edip siginirim diye tefekkür et. ve bu yukardaki duayi günde 41 defa okuamaya devam et. dedimya sayida degişiklik olabilir henüz tam testden gecmedi daha.
Dua bu, ve bu dereceye erenler için 16.SINIF SOFiLER icindir
"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." (41 defa Haricen okuncak)
17.SINIF SOFiLER
Deprem ögeretilirki ve Mikail aleyhisselamin ikinci kisim görevleri talim edilir ve deprem nasil olur nasil yapilir ögretilir.
19.SINIF SOFiLERE
Hizir makami ögretilip talim ettirilir ve tarikatin pirini, olay vuku bulunca aramasi talim edilir. Bizatihi onunla (tarikatin piiri ile) kelam etmesi lazim geldigi ögeretilir ve kimler o göreve (HIZIRLIK makamina )secildi liste tutulur.
Bu 19. sinif sofiler Tesbihlerine Birinci kadrandaki 10 boncugun birincisi mevsim rengi ikincisi beyaz olrak, digeri yine mevsim rengi, ve digeri beyaz.... 10 boncuk dizlerler ve Alfabe duasindan önceki Arapca Elif ba yani alfabeyi 9 defa okurken, birinci boncukda Dad Harfi sag azı dişler arasına konarak okunur, ikinci boncukda sol
azı dişler arasına konarak okunur,sonra yine digerine sonra yine digerine konarak 9 boncuk sayilir.
Dad Harfinin Mahreci
"Dad" harfi dilin ucu azı dişlerin arasına konarak "da" denmeye calışılır d ile z arasi bir ses çıkar
'muhammed Diyauddin' ismi 'muhammed ziyauddin' denir yani asli ise
'Muhammed Dziyauddin' diye okunur dil sag azilara veya sol azilar arasina konabilir, ashabdan ebu bekr efendimiz iki tarafi ile de bu harfin mahrecini cikarabilirmiş
21.SINIF SOFiLER
Kiyamet talim ettirilir ve oraya cikan kimseye kilit ve mühür vurulur.
23.SINIF SOFiLER
Mevsimleri Ayarlama görevi talim edilir, ve bu kainatin öyle otamatik pilotta calişmadigi, bizatihi yaşatarak ögretilir, ve bu görevi hak eden tek bir kimseye bu SIR verilir. (veliaht halife)
24.SINIF SOFiLER
Güneşin Çırasının tutuşturulmasi ögretilir.
27. SINIF SOFiLER
Kader bahsi ve SIRAT köprüsü Talim edilir, ve telepati telefonunu kullanmasi talim ettirilir.
28. SINIF
MEVLUD SIRRI talim ettirilir.
--------------------------
RAŞiD'i TARiKATINA iNTiSAB (GiRiŞ) DUASI
Bu Alttaki Dua yi 40 gün okuyan RAŞiD'i TARiKATINA intisab etmiş olur.
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim (3 Defa)
Hasbünallahivenimelvekil (5 Defa)
Ni’mel Mevla ve ni’me’n nasîr, ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr (1 Defa)
Ve mekerû ve mekarallâhu, vallâhu hayrul mâkirîn (5 Defa)
Bismillahirrahmanirrahim
Kul eûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.
Bismillahirrahmânirrahîm
Kul e'ûzü birabbinnâs. Melikinnâs. İlâhinnâs.Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi, Minelcinneti vennâs.
Bismillahirrahmânirrahîm
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yu-hîtûne bi'şey'im min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.
La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil'Aziym.
Rabbic’alni mukimessalati ve min zürriyeti. Rabbena ve tekabbel dua. Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab.
Ülaikellezine hüm aleyhim salavatihim yuhafizun.
Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn.
Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’lenâ min emrinâ raşedâ.
Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, subhâneke fekınâ azâben nâr
Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr.Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr.
Vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemun
Kâle mûsâ mâ ci’tum bihis sihr, innallâhe se yubtiluhu, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.
Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz.
Rabbî enniy messeniyeş şeytanu binusbin ve azâba. Rabbî eûzübike min hemezâtiş şeyâtıyni ve eûzü bike rabbî en yahdurun.
Mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut, ferciıl basara hel terâ min futûr. Summerciıl basara kerreteyni yenkalib ileykel basaru hâsien ve huve hasîr
Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn(mecnûnun). Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyne
iSTIAZE DUASI EL EVVEL
istiaze Duası El Evvel Budur
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil kafiriyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil müşrikiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil münafikiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil hasidiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil fasıkıyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil hainiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil kazibiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil müfsidiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil müsrifiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil aduvviyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil sahiriyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil neffasatil ugadiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil mücrimiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil zalimiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil vahişiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna ales kavmis seyyietil müseyyi iyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil hıyalil küllü mütehayyilliyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alen kavmin nazerel hainiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil keşfel küfrül kaşifiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmiş şematati küllü şamitiyn,
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil amelil bahilliyn
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil gafelel El gafiliyn
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil amelil yüraun
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil acelel küllü muacciliyn
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmit tecavezel mütecaviziyn
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil inkarel münkiriyn
vağfu anna vağfirlena Verhamna ente mevlana fensurna alel kavmid deccal ve havaassehü ve euzubike en rabbi yahdzurun.(Dad harfi sağ azı diş ile okunur)
vağfu anna vağfirlenaVerhamna ente mevlana fensurna alel kavmiş şeytanirracim ve hizbühü ve euzubike rabbi en yahdzurun. (Dad harfi sol azı diş ile okunur)
Rabbena ve takabbel bi duai, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duaena birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemin.
Ennel ardza, yerisuhu ibadiyessalihun,
Ennel ardza, yerisuhu ibadiyessalihun,
Ennel ardza, yerisuhu ibadiyessalihun.
Rabbi inneke semîud duâi,
Rabbi inneke semîud duâi,
Rabbi inneke semîud duâi.
Tekabbel minna inneke entes semiul Aliym,
Tekabbel minna inneke entes semiul Aliym,
Tekabbel minna inneke entes semiul Aliym.
Adede ma vesiahu ilmullah,
Adede ma vesiahu ilmullah,
Adede ma vesiahu ilmullah.
Sadakallahül Aziym. Rabbena ve takabbel bi duai, Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab, istecib duaena birhametike ya erhamerrahimiyn. Veselamün alel Mürseliyn, Velhamdülillahi Rabbel Alemiyn.
أعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسم الله الرحمن الرحيم
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَاراً
صَدَقَ اللّهُ العَظِيمُ
سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
|
|
|
KAMİL VE MÜKEMMEL MÜRŞİDİN ÖZELLİKLERİ |
|
Yazar: RasitTunca - 07-29-2022, 07:53 PM - Forum: Adabı Fetullah Şeyh Fethullah Verkanisî
- Yorum Yok
|
 |
KAMİL VE MÜKEMMEL MÜRŞİDİN ÖZELLİKLERİ
Her hareketi şeriata uygun; tarikatın edeplerini, yöntemlerini, zikirlerini bilen ve müridine
seyr-i süluk yaptırabilecek ve makamları geçirebilecek Allah’a (c.c) vardırabilecek yeteneği
olmalıdır.
Bütün kötü huylardan, bid’atlardan ve ruhsatlardan kaçınmalıdır. Fakirleri, garipleri, zayıfları
korur. Nefsini ve kalbini kontrol altına almış; Peygamberimizle manevi bağlantı kurabilen
Allah’a (c.c) vararak fan olmuş ve tarikattan icazet (diploma) mutlaka almış bir şeyhtir.
Kalp hastalıklarının manevi ilacını bilir ve uzak yakın olmasızın müridinden haberdardır.
Feraset (dinde anlayış) sahibi, sadıktır. (doğru ve dürüsttür) Müridin bilmesi gereken itikat ve
fıkıh bilgilerini öğretebilecek; ona gerektiğinde feyiz aktarabilecek ve manevi perdeleri
aralayabilecek yeteneğe sahiptir. Müride fıkıh kurallarına aykırı ve ağırbaşlılıktan uzak
emirler vermez. Müridin zahiri ve Batıni durumunu kontrol edebilir.
Mürid fıkha aykırı hareket eder, nefsine uygun konuşursa onu hoş görmez. Müridleriyle ilgili
şikayet geldiğinde etraflıca incelemeden bir karara varmaz. Müridin kusurunu görünce ona
öğüt verir; fakat kesinlikle ödün vermez.
Müridin gördüğü rüya ve keşifi ona yorumlamak zorunda değildir. Fakat keşiften ileri gelen
zarar ve hicabı (perdelenme ve yoksunluğu) ortadan kaldıran görevler vermelidir.
Müridi devamlı yüce ve şerefli hallere yükseltir.
Kendisinin dışında mürşitlerin yetişmesine ve insanların onlara yönelmesine ve yardımcı
olmasına sevinir. Hakimlerin, idarecilerin, siyasilerin ve bürokratların ileri gelenlerinin
ziyaretinden kaçınır.
Müridleri kendisine ait özel sırları ve ibadetleri bilmemelidir. Müridlerinin olabildiğince
Allah’a yaklaştırıcı ibadetleri yapmasını ve Allah (c.c) ve onu yüce Resulü’nün ahlakı ile
ahlaklanmasını sağlamaya çalışmaktır.
Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’a (c.c); Salat ve Selam O’nun yüce Resulü olan
Hz.Muhammed (s.a.v), Ali ve Ashabına olsun.
|
|
|
Mürid Topluca Şu Edeplere Uymalıdır |
|
Yazar: RasitTunca - 07-29-2022, 07:52 PM - Forum: Adabı Fetullah Şeyh Fethullah Verkanisî
- Yorum Yok
|
 |
Mürid Topluca Şu Edeplere Uymalıdır
Mal, çoluk- çocuk, rütbe, makam ve baş olma sevdasından vazgeçmelidir. Yemeğe ve
giymeye düşkün olmamalıdır. Bulduğunu yemeli, eline geçeni giymeli; içini, dışını bir
tutmalıdır. Gerçek dahi olsa hal sahibi olduğunu söylememelidir. Olayların gerçek yaratıcısı
olan Allah’u Teala’ya (c.c) tüm işlerinde güvenmek gerekir. Böylece yaratıkların aracılığıyla
kalbini bağlamamış olur.
Allah için sevmeli ve nefret etmeli; Sünnet-i Muhammediye uymalı kerametinin olması veya
olmaması yanında aynı olmalıdır. Sevinçli halinde kalbi hüzünlü, üzüntülü halinde kalbi rahat
olmalıdır. Bunu sağlamak için Cenab-ı Hakk’ın (c.c) buyurduğu kudsi hadisi düşünmelidir:
‘Ben kalbi kırıklarla beraberim.’
Hangi tarikattan olursa olsun temiz ve takva sahibi müridlerin hepsini sevmelidir.
Meczup’larla tartışmamalı ve onlarla alay etmemeli ve iyilikleri için Allah-u Teala’ya (c.c)
dua etmelidir.
Mürşidine, mürid kardeşlerine ve tüm Müslümanlara özellikle Cuma günü, Ramazan ayında,
arife gününde, seher vakitlerinde, hac sırasında, Allah (c.c) yolunda savaşırken, yağmur
yaparken, ezan ile kamet arasında, secdede, iki hutbe arasında dua etmelidir. Duayı yalvararak
ve huşuyla yapmalı; korku ve ümit duygularını dengelemeli ve kabul edileceğini ummalıdır.
Duanın başında Allah-u Teala’ya (c.c) hamd etmeli, Peygamberimize salat ve selam getirmeli
ve yine duayı aynı şekilde bitirmelidir.
Tüm işlerinde Allah-u Teala’yı (c.c) unutmamak; alış- veriş sırasında Allah’ın (c.c) takdirini
kabullenmeli; öldükten sonra sevap defterini kabartacak iyi işler yapmalıdır. Allah’u
Teala’nın (c.c) kendisine bağışlamış olduğu nimetlerine tüm bedeniyle ve hareketleriyle
şükretmelidir.
Kalbinin hastalıklarını iyileştirmeye uğraşmalı ve aşağılık duygusuna kapılmayarak ruhunu
yüce duygularla süslemelidir. Görevlerini titizlikle yapmalı, onların değerini azaltacak
davranışlardan kaçınarak gerçek bir çabayla Allah-u Teala’ya (c.c) yönelmelidir. Zenginliği
önemsememeli; yanında toprak ile altın eşit olmalıdır. Zevk ve eğlenceye düşkün olmamalı;
olayların kendisini etkilemesine izin vermemeli; aksine olumsuzlukları gidermeye
çalışmalıdır.
Yapacağı işleri en güzel biçimde yapmalı; dünyada olan bitenden ders almalı; her zaman
Allah-u Teala’ya (c.c) ihtiyacımız olduğunu hatırlamalıdır. Allah-u Teala’nın (c.c)
hoşnutluğunu kazanamama korkusundan çocuğunu yitirmiş annenin ağlaması gibi
ağlamalıdır. Üzerine gübre döküldüğünden güzel bitkilerle karşılık veren toprak gibi olmaya
çalışmalıdır.
Yemeği çabuk ve iştahlı değil; hastanın yemesi gibi yavaş ve isteksizce yemelidir.
Mürid bu sayılan edepleri bırakmamalı ve halini devamlı kontrol etmelidir.
İnsan bedenindeki maddi hastalıkları tedavi ettirmezse yok. Aynı şekilde ruhundaki kibir,
riya, haset gibi manevi hastalıkla tedavi ettirmezse ahireti yok eder. Maddi doktorlar olduğu
gibi manevi hekimler de vardır. Bunlar Allah-u Teala’nın onlara manevi hastalıkların tedavi
yöntemlerini ve ilacını bildirdiği Kamil-i Mükemmil Mürşit velilerdir.
Sahte ve yalancı şeyhlerin amacı mal toplamak ve dünya çıkarları sağlamaktır. Bundan dolayı
onların sözünü şifa değil, zehirdir; onlarla beraber bulunmak ise felaket ve uğursuzluktur.
|
|
|
|