Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,269
» Toplam Yorumlar 8,405

Detaylı İstatistikler

 
  Osmanlı Padişahlarının Resimleri
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 11:49 PM - Forum: Tarih Bilgileri - Yorum Yok

Osmanlı Padişahlarının Resimleri

1- OSMAN GAZİ (1281 - 1326)

[Resim: galeri_osman-gazi-jpg_417234643_1435485797.jpg]

Babası: Ertuğrul Gazi

Annesi: Hayme Hatun

Doğumu: Söğüt, 1258

Ölümü: Bursa, 1326

Saltanatı: 1281 - 1326

Devlet Sınırları: 16.000 km2

Ölüm Sebebi: Kalp Yetmezliği


2- ORHAN GAZİ (1326 - 1359)


[Resim: galeri_orhan-gazi-jpg_333693735_1435485822.jpg]


Babası: Osman Gazi

Annesi: Mal Hatun

Doğumu: 1281

Ölümü: 1360

Saltanatı: 1326 - 1359

Devlet Sınırları: 95.000 km2

Ölüm Sebebi: Felç

3- SULTAN MURAD HÜDAVENDİGAR (I. MURAD) (1359 - 1389)


[Resim: galeri_sultan-murad-hudavendigar-jpg_867...486129.jpg]


Babası: Orhan Gazi

Annesi: Nilüfer Hatun

Doğumu: 1326

Ölümü: 1389

Saltanatı: 1359 - 1389

Devlet Sınırları: 500.000 km2

Ölüm Sebebi: I. Kosova Savaşı'ndan sonra savaş alanını gezerken bir Sırp askeri olan Milos Obilic tarafından hançerlenerek öldürüldü.

4- SULTAN YILDIRIM BAYEZİD (I. BAYEZİD) (1389 - 1403)


[Resim: galeri_yildirim-bayezid-jpg_71045288_1435486792.jpg]


Babası: Murad Hüdavendigar

Annesi: Gülçiçek Hatun

Doğumu: 1360

Ölümü: 8 Mart 1403

Saltanatı: 1389 - 1403

Ölüm Sebebi: Yıldırım Bayezid 8 Mart 1403'te Akşehir'de nedeni hala bilinmeyen, esrarengiz bir şekilde ölmüştür. İbn Arabşah eserlerinde eceliyle öldüğünü yazar.



5- SULTAN MEHMED ÇELEBİ ( I. MEHMED) (1413 - 1421)



[Resim: galeri_i-mehmed-jpg_987997325_1435487120.jpg]


Babası: Yıldırım Bayezid

Annesi: Devlet Hatun

Doğumu: 1389

Ölümü: 26 Mayıs 1421

Saltanatı: 1413 - 1421

Ölüm Sebebi: Sultan Mehmed Çelebi, Edirne'de at
sırtındayken felç geçirip düşmüş ve yaralanmıştır. Ölüm döşeğindeyken
oğlu Murat'ın çağırılmasını ve o gelene kadar ölüm haberinin
gizlenmesini emretmiştir. Amasya'da Vali olan Murat'ın Bursa'ya
gelmesine kadar olan 42 günlük süreçte I. Mehmed'in ölümü gizlenmiştir.
I. Mehmed ölümü gizlenen ilk padişah olmuştur.


6- SULTAN II. MURAD (1421 - 1451)


[Resim: galeri_ii-murad-jpg_424133706_1435487423.jpg]


Babası: Çelebi Mehmed

Annesi: Emine Hatun

Doğumu: 1402

Ölümü: 3 Şubat 1451

Saltanatı: 1421 - 1451

Ölüm Sebebi: Şiddetli bir baş ağrısı sonucu yatağa düşmüş ve 3 gün sonra ölmüştür. Ölüm sebebi beyin kanaması veya beyindeki bir tümördür.


7- FATİH SULTAN MEHMED (II. MEHMED) (1451 - 1481)


[Resim: galeri_fatih-sultan-mehmet-jpg_660581930_1435487769.jpg]


Babası: İkinci Murad

Annesi: Huma Hatun

Doğumu: 29 Mart 1432

Ölümü: 3 Mayıs 1481

Saltanatı: 1451 - 1481

Devlet Sınırları: 2.214.000 km2

Ölüm Sebebi: Fatih, Anadolu’ya
doğru yeni bir sefere çıkarken yolun başında hastalanmış ve 3 Mayıs
1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı'ndaki ordugâhında ölmüştür.
Ya gut hastalığından ya da zehirlendiğinden dolayı öldüğü sanılmaktadır.


8- SULTAN II. BAYEZİD (1481 - 1512)


[Resim: galeri_08-jpg_48477297_1435488288.jpg]


Babası: Fatih Sultan Mehmed

Annesi: Mükrime Hatun

Doğumu: 3 Aralık 1447

Ölümü: 26 Mayıs 1512

Saltanatı: 1481 - 1512

Devlet Sınırları: 2.375.000 km2

Ölüm Sebebi: Sultan II. Bayezid İstanbul'dan
Dimetoka'ya doğru yola çıkmıştı. Fakat hastalıktan dolayı yola at
üzerinde değil tahtırevanla devam etti. Yola tamamlamaya ömrü yetmeyen
II. Bayezid yola çıkışından 32 gün sonra Edirne yakınlarında vefat etti.


9- YAVUZ SULTAN SELİM (1512 - 1520)


[Resim: galeri_yavuz-sultan-selim-jpg_979833804_1435488903.jpg]


Babası: Sultan İkinci Bayezid

Annesi: Gülbahar Hatun

Doğumu: 10 Ekim 1470

Ölümü: 21-22 Eylül 1520

Saltanatı: 1512 - 1520

Devlet Sınırları: 6.557.000 km2

Ölüm Sebebi: Kanser


10- KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN (1520 - 1566)


[Resim: galeri_kanuni-sultan-suleyman-jpg_793538...488905.jpg]


Babası: Yavuz Sultan Selim

Annesi: Hafsa Hatun

Doğumu: 27 Nisan 1495

Ölümü: 6-7 Eylül 1566

Saltanatı: 1520 - 1566

Devlet Sınırları: 14.983.000 km2

Ölüm Sebebi: Sigetvar Kuşatmasının son günü 6 Eylül'ü 7 Eylül'e bağlayan gece beyin kanamasından ölmüştür.


11- SULTAN II. SELİM (1566 - 1574)


[Resim: galeri_sultan-ii-selim-jpg_949183995_1435489310.jpg]


Babası: Kanuni Sultan Süleyman

Annesi: Hürrem Sultan

Doğumu: 28 Mayıs 1524

Ölümü: 15 Aralık 1574

Saltanatı: 1566 - 1574

Devlet Sınırları: 15.162.000 km2

Ölüm Sebebi: Düşmeye bağlı gögüş soşluğu kanaması ve beyin travması.


12- SULTAN III. MURAD (1574 - 1595)


[Resim: galeri_iii-murad-jpg_252035001_1435489714.jpg]


Babası: Sultan İkinci Selim

Annesi: Afife Nur Banu Hatun

Doğumu: 4 Temmuz 1546

Ölümü: 15-16 Ocak 1595

Saltanatı: 1574 - 1595

Devlet Sınırları: 19.902.000 km2

Ölüm Sebebi: Prostat Kanseri


13- SULTAN III. MEHMED (27 Ocak 1595 - 1603)


[Resim: galeri_iii-mehmed-jpg_641125382_1435490083.jpg]


Babası: Sultan Üçüncü Murad

Annesi: Safiye Sultan

Doğumu: 26 Mayıs 1566

Ölümü: 20-21 Aralık 1603

Saltanatı: 27 Ocak 1595 - 1603

Ölüm Sebebi: Kalp Krizi


14- [SULTAN I. AHMED (21 Aralık 1603 - 1617)


[Resim: galeri_sultan-i-ahmed-jpg_332523621_1435490528.jpg]



Babası: Sultan Üçüncü Mehmed

Annesi: Handan Sultan

Doğumu: 18 Nisan 1590

Ölümü: 21-22 Kasım 1617

Saltanatı: 21 Aralık 1603 - 1617

Ölüm Sebebi: 27 yaşındayken mide kanserinden ölmüştür.


15- SULTAN I. MUSTAFA (I. Dönem: (1617 - 1618), II. Dönem: (1622 - 1623))


[Resim: galeri_i-mustafa-jpg_47545515_1435490529.jpg]


Babası: Sultan Üçüncü Mehmed


Annesi: Handan Sultan

Doğumu: 1592

Ölümü: 20 Ocak 1639

Saltanatı: İki Dönem

1. Dönem : 22.11.1617 - 26.02.1618

2. Dönem : 19.05.1622 - 10.09.1623

Ölüm Sebebi: Sara Nöbeti


16- SULTAN GENÇ OSMAN (II. OSMAN) (1618 - 1622)


[Resim: galeri_genc-osman-jpg_308876425_1435490966.jpg]


Babası: Sultan Birinci Ahmed

Annesi: Mahfiruz Haseki Sultan

Doğumu: 3 Kasım 1604

Ölümü: 20 Mayıs 1622

Saltanatı: 26 Şubat 1618 - 1622

Ölüm Sebebi: Asker isyanı sırasında Sarazam Davut paşa ve yanındakiler tarafından boğularak öldürülmüştür.


17- SULTAN IV. MURAD (1623 - 1640)


[Resim: galeri_sultan-iv-mura-jpg_150926328_1435490969.jpg]


Babası: Sultan Birinci Ahmed

Annesi: Mahpeyker Kösem Sultan

Doğumu: 27 Temmuz 1612

Ölümü: 8 - 9 Şubat 1640

Saltanatı: 10 Eylül 1623 - 1640

Ölüm Sebebi: Siroz veya Damla Hastalığı


18- SULTAN I. İBRAHİM (1640 - 1648)


[Resim: galeri_sultan-birinci-ibrahim-jpg_331552...491255.jpg]


Babası: Sultan Birinci Ahmed

Annesi: Mahpeyker Kösem Sultan

Doğumu: 05 Kasım 1615

Ölümü: 18 Ağustos 1648

Saltanatı: 09 Şubat 1640 - 1648

Ölüm Sebebi: Boğarak öldürülmüştür. Tahttan inidirilen
Sulran İbrahim kapatıldığı yerde durmamış feyatları heryeri inletmiştir.
Sultan İbrahimi yeniden tahta çıkarmak isteyenlerin sayısı artınca
Kösem Sultan ve diğer ileri gelenler Sultanı boğdurtmuşlardır.


19- [SULTAN IV. MEHMED (1648 - 1687)


[Resim: galeri_sultan-iv-mehmed-jpg_752966534_1435491399.jpg]


Babası: Sultan Birinci İbrahim

Annesi: Turhan Hatice Sultan

Doğumu: 02 Ocak 1642

Ölümü: 06 Ocak 1693

Saltanatı: 08 Ağustos 1648 - 1687

Ölüm Sebebi: Zaatüre


20- SULTAN II. SÜLEYMAN (09 Kasım 1687 - 1891)


[Resim: galeri_sultan-ii-suleyman-jpg_796342862_1435491804.jpg]

Babası: Sultan Birinci İbrahim

Annesi: Saliha Dilaşub Sultan

Doğumu: 15 Nisan 1642

Ölümü: 22 haziran 1691

Saltanatı: 09 Kasım 1687 - 1691

Ölüm Sebebi: Böbrek Yetmezliği


21- SULTAN II. AHMED (1691 - 1695)


[Resim: galeri_ii-ahmed-jpg_270919044_1435491805.jpg]


Babası: Sultan Birinci İbrahim

Annesi: Hatice Muazzez Sultan

Doğumu: 25 Şubat 1643

Ölümü: 06 Şubat 1695

Saltanatı: 22 Haziran 1691 - 1695

Ölüm Sebebi: Edirne'de kalp yetmezliğinden dolayı vefat etti.


22- SULTAN II. MUSTAFA (1695 - 1703)


[Resim: galeri_ii-msustafa-jpg_326453642_1435492194.jpg]


Babası: Sultan Dördüncü Mehmed

Annesi: Emetullah Rabia Gülnuş Sultan

Doğumu: 06 Şubat 1664

Ölümü: 29 Aralık 1703

Saltanatı: 06 Şubat 1695 - 22 Ağustos 1703

Ölüm Sebebi: Bir isyan sonucu tahttan indirien II. Mustafa yaşadığı kederin de etkisiyle prostat kanserinden vefat etti.


23- SULTAN III. AHMED (1703 - 1730)


[Resim: galeri_sultan-iii-ahmed-jpg_460639159_1435492197.jpg]


Babası: Sultan Dördüncü Mehmed

Annesi: Emetullah Rabia Gülnuş Sultan

Doğumu: 30 Aralık 1673

Ölümü: 01 Temmuz 1736

Saltanatı: 1703 - 1 Ekim 1730

Ölüm Sebebi: Patrona Halil İsyanı sonucu tahttan
indirilen III. Ahmed yıllarca topkapı sarayında hapis hayatı yaşadıktan
sonra şeker hastalığından dolayı vefat etti.


24- SULTAN I. MAHMUD (1730 - 1754)


[Resim: galeri_i-mahmud-jpg_516209941_1435492637.jpg]


Babası: Sultan İkinci Mustafa

Annesi: Saliha Valide Sultan

Doğumu: 02 Ağustos 1696

Ölümü: 13 Aralık 1754

Saltanatı: 2 Ekim 1730 - 1754

Ölüm Sebebi: Cuma namazı dönüşü attan düşüp beyin kanaması geçirdi, beyin kanamasına bağlı ölüm gerçekleşti.


25- SULTAN III. OSMAN (1754 - 1757)


[Resim: galeri_iii-osman-jpg_909721781_1435492639.jpg]


Babası: Sultan İkinci Mustafa

Annesi: Şehsuvar Valide Sultan

Doğumu: 02 Ocak 1699

Ölümü: 30 Ekim 1757

Saltanatı: 13 Aralık 1754 - 1757

Ölüm Sebebi: Şirpençe


26- SULTAN III. MUSTAFA (1757 - 1774)


[Resim: galeri_iii-mustafa-jpg_840338514_1435492897.jpg]


Babası: Sultan Üçüncü Ahmed

Annesi: Mihrişah Sultan

Doğumu: 28 Ocak 1717

Ölümü: 21 Ocak 1774

Saltanatı: 30 Ekim 1757 - 1774

Ölüm Sebebi: Kalp Yetmezliği


27- SULTAN I. ABDÜLHAMİD (1774 - 1789)


[Resim: galeri_i-abdlhamit-jpg_910774164_1435493508.jpg]


Babası: Sultan Üçüncü Ahmed

Annesi: Rabia Şermi Sultan

Doğumu: 20 Mart 1725

Ölümü: 07 Nisan 1789

Saltanatı: 21 Ocak 1774 - 1789

Ölüm Sebebi: Beyin Kanaması


28- III. SELİM (1789 - 1807)


[Resim: galeri_iii-selim-jpg_551733270_1435493509.jpg]


Babası: Sultan Üçüncü Mustafa

Annesi: Mihrişah Sultan

Doğumu: 24 Aralık 1761

Ölümü: 28 Temmuz 1808

Saltanatı: 07 Nisan 1789 - 29 Mayıs 1807

Ölüm Sebebi: Boğularak öldürüldü. Padişah IV.
Mustafa'nın emriyle boğdurulmuştur. III. Selim ile onu idam etmeye gelen
yeniçeriler arasında büyük bir boğuşma geçtiği söylenmektedir.


29- SULTAN IV. MUSTAFA (1807 - 1808)


[Resim: galeri_iv-mustafa-jpg_881324702_1435493892.jpg]


Babası: Sultan Birinci Abdulhamid

Annesi: Nüketseza Kadın Sultan

Doğumu: 08 Eylül 1779

Ölümü: 16 Kasım 1808

Saltanatı: 29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808

Ölüm Sebebi: Boğularak Öldürüldü. IV. Mustafa, III. Selim'e
yaptırdığının aynısını yaşadı. IV. Mustafa'yı askerlere boğdurtan ise
II. Mahmud'du.



30- SULTAN II. MAHMUD (1808 - 1839)


[Resim: galeri_ii-mahmud-jpg_167304298_1435493893.jpg]


Babası: Sultan Birinci Abdulhamid

Annesi: Nakşidil Valide Sultan

Doğumu: 20 Temmuz 1785

Ölümü: 01 Temmuz 1839

Saltanatı: 28 Temmuz 1808 - 1839

Ölüm Sebebi: Verem


31- SULTAN I. ABDÜLMECİD (1839 - 1861)


[Resim: galeri_abdulmecit-jpg_231134029_1435494303.jpg]


Babası: Sultan İkinci Mahmud

Annesi: Bezm-i Alem Valide Sultan

Doğumu: 25 Nisan 1823

Ölümü: 25 Haziran 1861

Saltanatı: 01 Temmuz 1839 - 1861

Ölüm Sebebi: Tanzimat dönemini başlatan I. Abdülmecid de babasının kaderini yaşadı. Veremden vefat etti.



32- SULTAN ABDÜLAZİZ (1861 - 1876)


[Resim: galeri_abdulaziz-jpg_514872307_1435494307.jpg]


Babası: Sultan İkinci Mahmud

Annesi: Pertevniyal Valide Sultan

Doğumu: 08 Şubat 1830

Ölümü: 04 Haziran 1876

Saltanatı: 25 Haziran 1861 - 30 Mayıs 1876

Ölüm Sebebi: Sultan İkinci Mahmud tahttan
indirildikten birkaç gün sonra 4 Haziran 1876'da Feriye Sarayı'nda
bilekleri kesilmiş bir halde bulunmuştur. Padişahın üzüntüden intihar
ettiği söylense de öldürülmüş olma ihtimali de çok yüksektir.



33- SULTAN V. MURAD (30 Mayıs 1876 - 31 Ağustos 1876)


[Resim: galeri_v-murat-jpg_26891054_1435494311.jpg]


Babası: Sultan Abdülmecid

Annesi: Şevk Efza Kadın Efendi

Doğumu: 21 Eylül 1840

Ölümü: 29 Ağustos 1904

Saltanatı: 30 Mayıs 1876 - 31 Ağustos 1876

Ölüm Sebebi: Tahtta en kısa süre kalan ve Osmanlı'nın ilk ve tek piyanist padişahı olan V. Murad şeker hastalığından dolayı vefat etmiştir.


34- SULTAN II. ABDÜLHAMİT (1876 - 1909)


[Resim: galeri_ii-abdulhamit-jpg_586364078_1435494713.jpg]


Babası: Sultan Abdülmecid

Annesi: Tir-i Müjgan Kadın Efendi

Doğumu: 21 Eylül 1842

Ölümü: 10 Şubat 1918

Saltanatı: 31 Ağustos 1876 - 27 Nisan 1909

Ölüm Sebebi: Verem


35- SULTAN MEHMED REŞAD (V. MEHMED) (1909 - 1918)


[Resim: galeri_v-mehmed-resad-jpg_512913243_1435494715.jpg]

Babası: Sultan Abdülmecid

Annesi: Gülcemal Kadın Efendi

Doğumu: 02 Kasım 1844

Ölümü: 03 Temmuz 1918

Saltanatı: 27 Nisan 1909 - 1918

Ölüm Sebebi: Şeker


36-SULTAN MEHMED VAHDEDDİN (VI. MEHMED) (1918 - 1922)


[Resim: galeri_vahdettin-vi-mehmed-jpg_597135496_1435494717.jpg]


Babası: Sultan Abdülmecid

Annesi: Gülistu Kadın Efendi

Doğumu: 02 Şubat 1861

Ölümü: 15 Mayıs 1926

Saltanatı: 04 Temmuz 1918 - 01 Kasım 1922

Ölüm Sebebi: San-Remo'da 16 Mayıs 1926'da kalp krizinden vefat etmiştir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Osmanlı Padişahlarının Eşleri
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 11:45 PM - Forum: Tarih Bilgileri - Yorum Yok

Osmanlı Padişahlarının Eşleri

Yaklaşık 600
yıllık bir tarihe sahip Osmanlı imparatorluğunda devlet yönetiminde
perde arkasından padişahlar kadar onların gözdeleri haseki sultanlar ve
valide sultanlar da söz sahibiydi.Sizler için eşlerinin hayat
hikayelerini araştırdık.

_______________________________________


Osmanlı Devleti'nin ilk padişahı olan Osman Gazi'nin
iki eşi vardı. Osman Gazi'den sonra tahta geçen Orhan Gazi'nin annesi
olan Malhun Hâtûn, Anadolu Selçuklu Veziri Ömer Abdülaziz Bey’in
kızıydı. Osman Gazi'nin ikinci eşi olan Râbi’a Bala Hâtûn ise, Osman
Bey'in akıl hocası Şeyh Edebali’nin kızı ve Şehzade Alâaddin’in
annesiydi.

_______________________________________

Padişah 1. Murad'ın annesi
olan Nilüfer Hâtûn, Orhan Gazi'nin ilk eşiydi. Yarhisar Tekfuru Aydos'un
kızı ve Şehzade Kasım’ın annesiydi. Eski adı Holofiro'yken, Osmanlı
Padişahı'yla evlendirilince Nilüfer adını aldı. Orhan Gazi'nin diğer üç
eşinden ikisi de diğer büyük devletlerle diplomatik ilişkilerin
geliştirilmesi için evlendiği imparator kızlarıydı. Asporça Hâtûn,
dönemin Bizans İmparatoru’nun kızı ve Şehzade İbrahim’in Fatma Hâtûn’un
annesi, Theodora Hâtûn, Şehzade Hâlil’in annesi ve imparator kızı,
Eftandise Hâtûn ise Mahmud Âlp’in kızıydı.

_______________________________________

Murad Hüdavendigar'ın ilk eşi,
Gülçiçek Hâtûn, Sultan Yıldırım Bayezid’in ve Yahşi Bey’in annesiydi. 1.
Murad da diplomatik ilişkileri güçlendirmek için evlilik yapma yoluna
gitti. Marya Thamara Hâtûn, Bulgar Kralı’nın kızı, Paşa Melek Hâtûn
Kızıl Murad Bey’in kızı, Fûl-Dâne Hâtûn Candaroğulları'ndan bir beyin
kızı, Fûl-Dâne Hâtûn ise Bulgar Beyi'nin kızıydı.

_______________________________________

Yıldırım Bayezid'in,
birer şehzade annesi olan ilk işi eşinin adları bilinmezken, Kanuni
Sultan Süleyman'a kadar son nikah kıyan padişah olduğu biliniyor. Bunun
sebebi ise, 1402'de yapılan Ankara Savaşı'nı kaybetmesi ve eşinin
düşmanlar tarafından kaçırılması. Bayezid'in eşlerinden Angelina Hâtûn,
Şehzâde Musa’nın annesiydi. Angelina, aynı zamanda, ikinci kocası Fernán
González de Contreras ile María García de Segovia’nın oğlu Diego
González de Contreras olan Bizans Prensesi'ydi. Toprak almak
karşılığında evlendiği Devlet Şah Hâtûn ise, Germiyanoğlu Süleyman
Şah’ın kızı; Mustafa Çelebi'nin de annesiydi. Bayezid'in beşinci eşi
Devlet Hâtûn, Mevlânâ Celâleddin-î Rûm-î’in oğlu Sultan Veled’in kızı
Mutahhara Hâtûn'un soyundan gelen Germiyanoğlu II. Yakup Bey’in kızı;
bir sonraki padişah Çelebi Mehmedin de annesiydi. Diğer dört eşi de
beyliklerin ve diğer devletlerin önde gelen ailelerinin kızlarıydı.
Hafsa Hâtûn, Aydınoğulları Beyliği’nden İsa Bey’in kızı; Sultan Hâtûn,
Dulkadiroğulları Beyliği’nin altıncı hükümdarı olan Süleyman Bey’in
kızı; Mileva (Olivera Lazarević Despina) Hâtûn, Sırbistan Kralı Lazar
Hrebelyanoviç’ın kızı; Maria Hâtûn ise İkinci kocası Payo Gómez de
Sotomayor olan Macar Kontu János’un kızıydı.

_______________________________________


Fetret Dönemi'nden sonra Padişah olan Çelebi Mehmed'in
ilk eşi, Şeh-zade Kumru Hâtûn, Amasyalı bir Paşa'nın torunuydu. Padişah
2. Murad'ın annesi Emine Hâtûn da, Dulkadiroğulları Beyliği’nin beşinci
hükümdarı olan Nasıreddin Mehmed Bey’in kızıydı.

_______________________________________

İkinci Murad'ın
eşlerinden Âlime Hâtûn, Dulkadiroğulları Beyliği'nden gelirken, Yeni
Hâtûn, Amasyalı Mahmud Bey’in kızıydı. Tacünnisa Hatice Halime Hâtûn
ise, Candaroğlu İsfendiyar Bey’in kızıydı. Fatih Sultan Mehmed'in annesi
olan Hüma Hâtûn'un devşirme olduğu öne sürülmüştür. Sebep olarak da o
dönemlerde din değiştiren kişilere çoğunlukla Abdullah isminin verilmesi
ve Hüma Hâtûn'un babasının adının Abdullah olması gösterilir. Batı
kaynaklarında Fatih Sultan Mehmed'in annesinin Fransız asıllı bir Yahudi
olan Ester Stella olduğu kayıtlıdır. Fatih çocukken ölmüştür ve Fatih'i
Mara Despina yetiştirmiştir. Çocuksuz ve Ortodoks olarak ölen ve Fatih
Sultan Mehmet’in üvey annesi olan Mara Hatun, Sırbistan Despotu Corac
Bronkoviç’in kızıydı.

_______________________________________

Fatih Sultan Mehmed'in
haremde etkin olduğu bilinen eşi Gül-Bahar Hâtûn, Gevher Sultan’ın
annesidir. Gülşah Hâtûn ise Karamanoğullarından İbrahim Bey’in kızıdır.
Fatih'in 3. eşi ve II. Bayezid’ın annesi olan Sitti Mû’kerime (Mükrime)
Hâtûn, Dulkadiroğulları Beyliği’nin altıncı hükümdarı olan Süleyman
Bey’in kızıdır. Diğer eşleri ise Çiçek Hâtûn (Türkmen Beyi kızı), Helene
Hâtûn (Mora Despotu Demetrus’un kızı), evlilikleri kısa süren Anna
Hâtûn (Trabzon İmparatoru’nun kızı) ve Bizans prenseslerinden Alexias
Hâtûn'dur.

_______________________________________

Hükümdarlığı döneminde Osmanlı devletinin sakin bir dönem geçirdiği 2. Bayezid'in
8 eşi olmuştu. Nigar Hâtûn'un 3 çocuğu olmuş, bunlardan Şehzade Korkut,
büyük bir başarıyla sürdürdüğü taht savaşının en sonunda Yavuz Selim'e
yenik düşmüştür. Şirin Hâtûn, Gülruh Hâtûn, Bülbül Hâtûn, Hüsnüşah Hâtûn
ve Ferahşad Hâtûn'dan sonra gelen Gülbahar Hâtûn, devletin 9. hükümdarı
olan Yavuz Sultan Selim'in annesidir. 2. Bayezid'in son eşi olan Ayşe
Hâtûn ise, Dulkadiroğulları Beyliği’nin onbirinci hükümdarı olan
Alâüddevle Bozkurt Bey’in kızıdır.

_______________________________________

Ömrü savaşlarda geçen Yavuz Sultan Selim'in
ise yalnızca iki eşi oldu. Ayşe Hâtûn, Mengli Giray’ın kızıydı ve iki
kız çocuk dünyaya getirdi. Ayşe Hafsa (Hâfize) Valide Sultan ise, Kanuni
Sultan Süleyman, Hatice, Fatma ve Hafsa Sultanların annesidir.


_______________________________________


Kanunü Sultan Süleyman'ın
ilk eşi Mahidevran Sultan da, devşirme olduğu iddia edilen Abdullah
Bey'in kızı, genç yaşta ölen Şehzade Mustafa’nın annesiydi.


_______________________________________



Kanuni Sultan Süleyman'ın nikah kıydığı ve uzun yıllar boyunca bağlı kaldığı Hürrem Haseki
Sultan ise, Şehzade Mehmed, Bayezid, Cihangir, Mihrimah Sultan ve
Padişah II. Selim'in annesiydi. Valide Sultan olabilmek için hayatı
boyunca savaş veren Hürrem Sultan, Kanuni'nin ölümünden 4 yıl önce
hayatını kaybetti... Kanuni'nin yine cariyelerin arasından seçtiği diğer
iki eşinden de birer oğlu oldu. Gülfem Hâtûn, Şehzade Murad’ın;
Fûl-Dâne Hâtûn ise Şehzade Mahmud’un annesiydi.


_______________________________________



Afife Nûr-Banû Valide Sultan, 2. Selim'in
tek eşiydi. III. Murat’ın annesi ve Venedik Dükü Sebastiano Venier’in
kardeşi olan Kiklad Takım Adaları’na ait Páros adası Lordlarından Nicolò
Venier ile Violanta Baffo’nun Cecilia adındaki kızı, korsanlar
tarafından kaçırılarak hareme hediye edildi.


_______________________________________


Hürrem Sultan'la iyi ilişkiler kuran adını Nurbanı
olarak değiştiren Cecilia, 2. Selim'in ölümünün ardından Valide Sultan
konumuna yükseldi ve Safiye Sultan'la haremde güç uzun yıllar güç
savaşları yaşadı.



_______________________________________


3. Murad'ın ilk eşi
Safiye Valide Sultan, Venedikli meşhur şair senatör Zorzi (Giorgio)
Baffo'nun akrabası, ve İyonya Takım Adaları’na ait Korfu adasının
Venedikli valisinin Sofia Baffo ismindeki kızıydı. Osmanlı Donanması
tarafından kaçırılarak Nurbanu Sultan'a hediye edilen Sofia, güzelliği
ve zekasıyla 3. Murad'ı etkileyerek Haseki oldu.

_______________________________________


Sultan 3. Mehmed'in
annesi olan Safiye Sultan, hem eşinin hem de oğlunun ölümünün ardından
uzun yıllar Harem'in en güçlü kadınıydı. 3. Murad'ın diğer eşleri ise
Medine'de bir vakfı olan Şems-i Ruhsar Haseki, Şah-i Huban Haseki ve
Naz-perver Haseki'ydi.

_______________________________________


3. Mehmed'in ilk eşi
Handan Valide Sultan, Safiye Sultan'la birlikte uzun yıllar haremde
etkili oldu. Oğlu 1. Ahmed padişah olduktan sonra Safiye Sultan'ı eski
saraya gönderince, Kösem Sultan'a kadar sarayda gücünü korudu. !.
Ahmed'den sonra padişah olan I. Mustafa’nın da annesiydi. 3. Mehmed 'in
diğer eşlerinden Fûl-Dâne Vâlide Sultan, Abaza asıllıydı ve I.
Mustafa’ya manevî annelik yapmıştı. Fûl-Dâne Haseki ve Naz-perver Haseki
de 3. Mehmed'e birer şehzade verdi.

_______________________________________



Mâh-Firûze Hatice Valide Sultan, 1. Ahmed'in ilk eşi ve Genç Osman’ın annesiydi. 1. Ahmed'in diğer eşi Fatma Haseki de, saraydaki cariyelerdendi.

_______________________________________


Meh-Peyker Kösem
Vâlide Sultan , IV. Murat ve I. İbrahim’in annesiydi. Süt ninesiyle
saraya geldiğinde 1. Ahmed'in gördüğü ve aşık olduğu Kösem Sultan'ın,
eşi öldükten sonra Valide Sultan olabilmek için, Yeniçerilerle
anlaşarak Genç Osman'ın ölümüne sebep olduğu ileri sürülmüştür. Genç
Osman'ın ölümünden sonra yıllarca devleti yöneten tek kadın olan Kösem
Sultan, halk tarafından yardımsever bir haseki ve valide sultan olarak
tanınmıştı.

_______________________________________


1. Mustafa'nın bilinen bir eşi yoktur ve hiç çocuğu olmamıştır.

_______________________________________


Akile (Rukiyye) Hanım , Şeyhülislam Esad Efendi’nin kızı ve hür olduğu halde nikah ile evlenilen nadir kadınlardandır. 2. Osman'ın , Akile Hanım'dan sonraki eşi de, Pertev Paşa'nın torunu Ayşe Hanım'dır.


_______________________________________

Devlete getirdiği yasaklarla tanınan 4. Murad'ın tek eşi, Ayşe Haseki Sultan'dı.



1. İbrahim'in yedi eşi olduğu biliniyor.

_______________________________________

1. İbrahim,
Kösem Sultan'ın kendisine hediye ettiği Turhan Hadice Valide Sultan'a
aşık olmuştur. Turhan Sultan, Rus asıllı bir cariyedir ve uzun yıllar
naibe-i saltanatlık yapmıştır. IV. Mehmet'in annesidir. Hatice Mu’azzez
Haseki Sultan, 2.Haseki’dir ve II. Ahmet'in annesidir. Hüma Şah Haseki
Sultan (Telli Haseki), 1. İbrahim’in en çok sevdiği Haseki’sidir ve
Nikah ile 'Kadın’lığa alınmıştır. Haseki Saliha Dil-Âşûb Vâlide Sultan
II. Süleyman’in annesidir, saraydaki diğer cariyelerin arasından
seçilmiştir. 1. İbrahim'in diğer eşleri ise Ayşe Sultan, Mah-i Enver
Sultan ve Şivekar Sultan'dır.

_______________________________________



Giritli bir ailenin kızı olan Mâh-Pâre Ümmetullah Râbi’a Gül-Nûş Sultan, 4. Mehmed'in
ilk eşidir II. Mustafa ve III. Ahmet’in annesi olan Gül-Nûş Sultan,
oğlu tahta geçtiğinde Valide Sultan olmuştur. 4. Mehmed'in diğer eşleri
Afife Kadın, Gülnar Kadın, Kaniye Haseki ve Siyavuş Haseki'dir.

_______________________________________


2. Süleyman'ın
ilk eşi, Baş Kadın olan Hatice Haseki'ydi. Aynı zamanda cariyeler
Behzat Haseki, İvaz Haseki, Sülün Haseki, Şeh-süvar Haseki ve Zeyneb
Haseki de2. Süleyman'ın eşleri arasındadır.


_______________________________________

2. Ahmed'in tek eşi, 'Haseki Sultan' diye alınan Rabi'â Sultan'dı.

_______________________________________

2. Mustafa'nın
9 eşi olduğu, bunlardan Ali-cenab'ın Baş Haseki olduğu biliniyor.
Şâh-Süvar (Şehsuvar) Vâlide Sultan ise 4. Haseki'ydi ve oğlu III. Osman
tahta geçtiğinde Valide Sultan olmuştu. Saliha Sebkâti Vâlide Sultan
da saraydaki cariyelerdendi ve I. Mahmut’un annesiydi. 2. Mustafa'nın
diğer eşleri Hüma Şah Haseki, Afife Haseki, Hatice Haseki, Hafsa Sultan
(Üçüncü Haseki olduğu söyleniyorsa da Kadın Efendi olması kuvvetle
muhtemeldir), Hanife Hâtûn ve Fatma Şahin Hâtûn'dur.

_______________________________________

3. Ahmed,
19 kadınla, en fazla eşi olan padişahlardandır. Nevşehirli Damat
İbrahim Paşa’nın eşi Hatice Sultan’ın annesi Emetullah Baş Kadın, Baş
Hasekisidir. PAdişah annesi olan eşleri, 3. Mustafa'nın annesi olan
Emîne Mihr-î-Şah ve 1. Abdülhamid'in annesi olan Râbi’a Şermi Kadın
Efendi'dir. Diğer eşleri ise; Rukıyye İkinci Kadın, Hatice İkinci
Kadın, Zeyneb Kadın, Emine Musall Kadın, Hanife Kadın, Gülşen Kadın,
Ümmü Gülsüm Kadın, Hürrem Kadın, Meyli Kadın, Fatma Hüma Şah Kadın,
Nijad Kadın, Nazife Kadın, İkbal Şayeste Sultan, Ayşe Hanım ve İkbal
Hatem Hâtûn'dur.

_______________________________________


1. Mahmud'un
bilinen eşleri ise Hace Ali-cenab, Hace Ayşe Kadın, Hace Verd-i Naz,
Hatice Rami Haseki, Hatem Kadın, Raziye Kadın, Baş İkbal Meyyase Hanım,
Fehmi Hanım, Habbabe Hanım ve Sırrı Hanım'dır.




3. Osman'ın
üç eşi olmuş fakat çocuklarından hiçbiri padişah olmamıştır. Leyla Baş
Kadın, Zevki Kadın ve Ferhunde Emine, 3. Osman'ın eşleridir.


_______________________________________

3. Mustafa'nın
eşlerinde Avn'ül-Hayat, Baş Kadın Efendi'ydi. Yine bir Başkadın Efendi
olan Mihr-î-Şah Valide Sultan da, III. Selim’in annesiydi ve Valide
Sultan olarak haremde güç kazanmıştı. 3. Mustafa'nın diğer eşleri de
Rif’at Kadın Efendi, Hatice Sultan'ın annesi olan Ayşe Adil-Şah Kadın
Efendi, Fehmi Kadın Efendi ve Binnaz Kadın Efendi'ydi.


_______________________________________

1. Abdülhamid
de, en fazla eşi olan padişahlar arasındadır. 15. eşinin arasından
Ayşe Seniyeperver (Sinâ-Pervar) Valide Sultan,4. Mustafa'nın manevî
annesiydi. 4. Mustafa'nın gerçek annesi ise İkbâl Nükhet-Sedâ
Hânımefendi'ydi. Nakş-î-Dil Haseki Valide Sultan da haremde gücüyle
adından uzun yıllar söz ettirmişti. Yaptığı reformlarla padişahlığı
güçelndiren II. Mahmud'un annesiydi. 1. Abdülhamid'in diğer eşleri ise
Hatice Ruh-şah, Hüma Şah, Ayşe, Binnaz, Dilperiz, Mehtabe, Misl-i Na-yab
Kadın Efendi, Mû’teber Kadın Efendi, Nevres, Fatma Şeb-safa, Mihriban
ve Ayşe Hanımefendi'ydi.

_______________________________________

3. Selim'in
bilinen 14 eşi ise Nef-i Zar, Hüsn-i Mah, Zib-i Fer, Afitab, Re’fet,
Nur-i Şems, Gonca-nigar, Dem-hoş, Tab-ı Safa, Ayn-ı Safa, Mahbube,
Meryem Hanımefendi, Mihriban Hanımefendi ve Fatma Fer-i cihan Hanım
Efendi'ydi.



Dönemindeki padişahların birçok eşi varken, Sultan 4. Mustafa'nın sadece 4 eşi oldu: Şevr-i Nur, Dil-pezir, Seyyare ve Peyk-i Dil...


_______________________________________

2. Mahmud'un
17 eşinden en güçlüsü ve yaptıklarıyla adından en çok söz ettireni, I.
Abdülmecit’in annesi olan Bezm-î-Âlem Vâlide Sultan'dı. Pertevniyal
(Pertav-Nihâl) Vâlide Sultan ise Sultan Abdülaziz’in annesi ve Beşinci
Kadın Efendi'ydi. 2. Mahmud'un diğer eşleri Haciye Pertev-Piyale
Nev-fidan, Ali-cenab, Fatma, Aşub-i Can, Haciye Hoş-yar, Nurtab, Misl-i
Na-yab, Perviz-felek, Vuslat, Zer-nigar, Ebr-i Reftar, Hüsn-i Melek
Hanımefendi, Zeyn-i Felek Hanımefendi, Tiryal Hanımefendi, Lebriz-Felek
Hanımefendi'ydi.



_______________________________________

1. Abdülmecid'in,
padişah annesi olan birçok eşi vardır. 5. Murad'ın annesi Şevk-Efzâ
Vâlide Sultan, II. Abdülhamit’in annesi Tîr-î-Müjgan Kadın Efendi, V.
Mehmet’in annesi olan Gülcemal Kadın Efendi, II. Abdülhamit’in manevî
annesi olarak Valide Sultan olan Râhime Piristû Vâlide Sultan ve VI.
Mehmet'in annesi olan Gülistü (Gülistan Münire) Kadın Efendi'dir. 1.
Abdülmecid'in diğer eşleri ise Servet-Sedâ Kadın Efendi, Hoş-yar Kadın
Efendi, Verd-i Cenan Kadın Efendi, Düzd-i Dil Kadın Efendi, Bezmi
(Bezmara) Kadın Efendi, Mahitab Kadın Efendi, Nalan-ı Dil Hanımefendi,
Ceylan-yar Hanımefendi, Ayşe Ser-firaz Hanımefendi, Nergis (Nergizu)
Hanımefendi, Navek-misal Hanımefendi, Nesrin Hanımefendi, Şayeste
Hanımefendi, Nükhet-Sedâ Hanımefendi, Yıldız Hanımefendi, Saf-derun
Hanımefendi ve Hüsn-i Cenan Hanımefendi'ydi.


_______________________________________


Sultan Abdülaziz'in
de cariyelerinin arasından seçtiği beş eşi olmuştur: Dürr-i Nev Kadın
Efendi, Hayran-î-Dil Kadın Efendi, Eda-Dil Kadın Efendi, Neş’erek,
(Nesrin) Kadın Efendi, Gevheri Kadın Efendi...


_______________________________________


5. Murad'ın
da cariyelikten padişah eşi olmaya yükselen 10 karısı vardı: Elru
Mevhibe Kadın Efendi, Reftar-ı Dil Kadın Efendi, Şayan Kadın Efendi,
Meyl-i Servet, Kadın Efendi, Resan Hanımefendi, Cevher-riz Hanımefendi,
Nev-Dürr, Hanımefendi, Remiş-Naz Hanımefendi, Filiz-ten Hanımefendi ve
Visal-i.






En uzun süre tahtta kalan padişahlardan biri olan 2. Abdülhamid,
halka uyguladığı baskı ve yasaklarla tanındı. Bu süre boyunca 16
karısı olan 2. Abdülhamid'in eşleri şöyle sıralanıyordu: Nazik-eda
Kadın Efendi, Bedr-i Felek Kadın Efendi, Safi-naz Nur-efzu, Kadın
Efendi, Bidar Kadın Efendi, Dilpesend Kadın Efendi, Mezide Mestan Kadın
Efendi, Emsal-i Nur Kadın Efendi, Ayşe Dest-i Zer Müşfika (Kayıhan)
Kadın Efendi, Saz-kar Hanımefendi, Peyveste Hanımefendi, Fatma Pesend
Hanımefendi, Behice (Maan) Hanımefendi, Saliha Naciye Hanımefendi,
Dürdane Hanım, Calibos Hanım ve Nazlıyar Hanım.


_______________________________________

5. Mehmed Reşad,
Osmanlı Devleti'nin son padişahlarındandı. Eşleri Kam-res Kadın
Efendi, Baş Kadın Efendi, Dürr-i And Kadın Efendi, Mihr-engiz Kadın
Efendi, Naz-perver Kadın Efendi, Dil-firib Kadın Efendi, haremde
yükselmiş, fakat devletin yıkılmasından sonra zor şartlar altında
hayatlarını sürdürdüler.


_______________________________________


Son Padişah 6. Mehmed Vahdeddin'in
ise, 5 karısı vardı. Hiçbir zaman Valide Sultan olamayack olan eşleri
Emine Nazik-Edâ Kadın Efendi, Şadiye Meveddet Kadın Efendi, İnşirah
Kadın Efendi, Nevvare Kadın Efendi ve son padişah eşi olan Nimet Nevzad
Hanımefendi'ydi.

Bu konuyu yazdır

  Vaka-i Hayriye
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 11:40 PM - Forum: Tarih Bilgileri - Yorum Yok

Vaka-i Hayriye (Hayırlı Olay), 16 Haziran 1826 tarihinde, İstanbul'da Osmanlı padişahı II. Mahmut tarafından Yeniçeri Ocağı'nın topa tutularak yok edilmesi ve sağ kalanların ise idam edilmesi ile sonuçlanan olaylara verilen isimdir.

Yeniçeri ocaklarını kaldırma girişimleri

Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa ve yandaşları Kabakçı Mustafa İsyanı sırasında tahttan indirilen Sultan III. Selim'i tekrar tahta geçirmek için bazı görüşmeler yapmaya başladılar. Nihayet 16.000 kişilik bir ordu ile İstanbul'a yürüyen Alemdar Mustafa Paşa, Hacı Ali Ağa'yı İstanbul'a göndererek Kabakçı Mustafa'yı öldürttü (19 Temmuz 1808). Ordusuyla birlikte İstanbul'a gelen Alemdar Mustafa Paşa birçok isyancıyı da öldürdükten sonra Babıali'ye geldi. Arif Efendiyi (Arapzade) şeyhülislam yaptıktan sonra saraya gitti. Sultan IV. Mustafa, Alemdar Mustafa Paşa'nın Sultan III. Selim'i padişah yapmak için geldiğini söyleyen şeyhülislamı kovdu ve kardeşi Şehzade Mahmut ve amcası Sultan III. Selim'in öldürülmesini emretti. Sultan III. Selim hemen öldürüldü. Şehzade Mahmut ise cariyelerin ve hizmetkarlarının yardımıyla sarayın çatısına kaçırıldı. Alemdar Mustafa Paşa, Sultan IV. Mustafa'yı tahtan indirerek yerine Sultan II. Mahmut'u getirdi. Sultan II. Mahmut, kendisinin tahta çıkarılmasını sağlayan Alemdar Mustafa Paşa'yı sadrazam yaptı.

Yeni Padişah, Alemdar Mustafa Paşa'ya geniş yetkiler tanıdı. Sadrazam, ilk iş olarak da Kabakçı ayaklanmasıyla ilgili görülenleri cezalandırdı. Rusçuk ileri gelenlerine önemli görevler verdi. Rumeli ve Anadolu'daki ayanı İstanbul'da toplayarak onlarla Sened-i İttifak'ı yaptı (29 Eylül 1808). Bu belge ile ayanlar, hükumet emirlerini dinleyeceklerine söz veriyorlardı. Nizam-ı Cedid ordusunu Sekban-ı Cedid adıyla yeniden kurdu. Konya'dan çağrılan vezir Kadı Abdurrahman Paşa'yı yeni ordunun başına getirdi. Esame adı verilen yeniçeri ulufe cüzdanlarını, bedellerini ödeyerek satın alıp, imha ettirdi. Alınıp satılabilen bu cüzdanlar sayesinde, askerlikle münasebeti olmayanlar, asker maaşı alabiliyorlardı. Binlerce esame imha ettirdiyse de bu konuda tam bir başarı gösteremedi. Gelişmeleri öfkeyle izleyen IV. Mustafa ve Kapıkulu ocakları mensubu ağalar 14 Kasım 1808 gecesi, Alemdar Mustafa Paşa'nın konağını bastılar. Gelecek yardımı bekleyerek yeniçerilerle kıyasıya çarpışan sadrazam, kubbeyi delmekte olan yeniçerileri görünce patlattığı barut fıçısıyle intihar etti. Bunun üzerine, Rusçuk yaranından Defterdar Tahsin Efendi ile Umur-ı Cihadiye nazırı Behiç Efendi İstanbul'dan kaçtılar; Sadaret kethüdası Mustafa Refik Efendi asiler tarafından parçalandı. Ayaklananlar II. Mahmut'u tahttan indirmek için saraya saldırdılar. Kadı Abdurrahman Paşa Sekban-ı Cedid askeriyle Topkapı Sarayı'nı savundu. Bozguna uğrayan ayaklananların üzerine giden Abdurrahman Paşa, 3000'den fazla yeniçeri ve diğer ayaklananları kılıçtan geçirtti. Bu sırada donanma toplarıyla İstanbul'u ateşe tuttu. Yıkılan binalar ve ölen insanlar karşısında neye uğradığını anlayamayan İstanbul halkı, saldırıyı durdurtan ulema sayesinde can güvenliğine kavuştular. İki taraf da birbirine karşı üstünlük gösteremedi. Bu yüzden Sultan II. Mahmut iktidarını 18 yıl boyunca ince bir denge üzerine kurmak zorunda kaldı. Rusçuk yaranından Ramiz Paşa'yı gizlice Rumeli'ne kaçırtan Sultan II. Mahmut, 18 Kasım 1808 tarihinde Sekban-ı Cedid'i dağıttığını ilan etti. Kadı Abdurrahman Paşa Anadolu'ya kaçtı ama hakkında çıkan ferman gereği idam edildi. Bu olay yeniçeri ocağının kaldırılmasını uzun bir süre geciktirdi.
Hayırlı Olay

Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması, nihayet sadrazam Benderli Mehmet Selim Sırrı Paşa zamanında gerçekleştirildi. 17 yıldır bu ocağı kaldırmayı tasarlayan II. Mahmut, 25 Mayıs 1825'te bu fikrini uygulamaya koydu. Eşkinci ocağı adı verilen yeni bir askeri sınıf kurulduğunu resmen açıkladı. Avrupa tarzında üniforma giydirilen yeni ordu, 11 Haziran 1826'da eğitime başladı. Bundan 3 gün sonra ayaklanan yeniçeriler, kazanlarını Etmeydanı'na çıkararak gösterilere başladılar. Ulemayı yanına alan II. Mahmut, Sancak-ı Şerif'i çıkararak halkı yeniçerilere karşı savaşmaya çağırdı. Yeniçeri Ocağı dışındaki bütün ocaklar, padişaha sadakatlerini bildirdiler. Aksaray'daki Etmeydanı'nda bulunan yeniçeri kışlaları top ateşine tutuldu. 6.000'den fazla yeniçeri öldürüldü. 20.000 civarında isyancı da tutuklandı. 16 Haziran 1826'da tarihe karışan Yeniçeri Ocağı'nın yerine, Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı yeni bir ocak kuruldu. Anlamı ise "Muhammed'in zafer kazanmış orduları"dır.

Ocak ile beraber aynı dönemde Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi de kapatılıp dernek üyeleri sürgüne gönderilmişti.

Bu konuyu yazdır

  II. Meşrutiyet Dönemi
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 11:38 PM - Forum: Tarih Bilgileri - Yorum Yok

İkinci Meşrutiyet

İkinci Meşrutiyet (Osmanlı Türkçesi ايکنجى مشروطيت), Osmanlı Anayasası'nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve Mebuslar Meclisi'nin Sultan Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920'de tasfiyesi ile sona eren dönemdir. Bu dönemde, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgularıyla tanışılmış, iki büyük savaş (Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı) yaşanmış ve imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur.

Birinci Meşrutiyet resmen sona ermemiş ve anayasa değişmemiş olduğu için bazı tarihçiler tarafından, bir tek Meşrutiyet döneminin ikinci faslı olarak da değerlendirilir.

Restorasyon

İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra derhal seçimlere gidildi. Seçimlerin başlıca 2 partisi İttihat ve Terakki Fırkası ile liberal görüşlü Ahrar Fırkası'ydı. Seçimleri ittihatçılar kazandı. Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-î Mebûsân 17 Aralık 1908'de çalışmalarına başladı.

Birinci dönem, 1908

Bunu izleyen dönemde, ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü. 6 Nisan 1909 günü muhalif gazeteci Hasan Fehmi Bey'in bir İttihat ve Terakki fedâisi tarafından öldürülmesi, İstanbul'da büyük bir protesto gösterisine yol açtı. Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı; bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı. Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma, Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı. 27 Nisan'da yeniden toplanan meclis, II. Abdülhamid'i bu ayaklanmadan sorumlu tutarak tahttan indirilmesine ve yaşlı şehzade Mehmed Reşâd Efendi'nin V. Mehmed adıyla yerine geçirilmesine karar verdi.

8 Ağustos 1909'da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri "sembolik" bir düzeye indirildi. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükümetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendisi seçiyordu. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Bu değişikliklerle ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi.

Ancak gerek Meşrutiyeti sahiplenen halk kitleleri ve gerekse ordu içindeki subaylar tarafından Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Bundan sonraki süreçte Osmanlı Devletinde padişahlık sadece sembolik düzeyde kalmıştır.[1]

Hüseyin Hilmi Paşa (Mayıs 1909 - Ocak 1910), İbrahim Hakkı Paşa (Ocak - Eylül 1910) ve Mehmed Said Paşa (Eylül 1910 - Temmuz 1912) kabineleri döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, resmen görev almamakla birlikte, fiilen ülke siyasetinin yönlendirici gücü oldu.

İkinci dönem, 1912

1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı altında gerçekleşti. Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı. Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında partilerüstü hükümet kuruldu. Milletvekili seçimleri geçersiz sayılarak seçim yenilendi. Bir süre sonra Ahmet Muhtar Paşa'nın istifasıyla, açıkça İttihat-karşıtı olan Kâmil Paşa hükümeti kuruldu.

8 Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşı kısa sürede bir felakete dönüştü. Birbiri ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Batı Trakya kaybedildi.

Bâb-ı Âli Baskını, 1913

23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı. Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi. Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi.

Bâb-ı Âli Baskınının kamuoyuna sunulan gerekçesi, Bulgar kuşatması altında bulunan Edirne'nin kurtarılması idi. Buna rağmen 30 Mayıs'ta imzalanan Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan'a bırakıldı. Ancak Balkan devletleri kendi içinde anlaşamadılar ve bunu fırsat bilen yönetim Edirne'yi geri aldı ve yeni sınır Meriç nehri olarak belirlendi.

11 Haziran'da Sadrazam Mahmut Şevket Paşa makam arabasının içinde uğradığı bir suikast sonunda hayatını kaybetti. Bu olay üzerine alınan baskı tedbirleriyle ülke yönetimi oldukça baskıcı bir sürece girdi. Mahmut Şevket Paşa cinayetiyle ilgili 15 kişi idam edildi, çok sayıda yazar ve aydın Sinop Kalesine sürgün edildi. Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında, ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi. Osmanlı Devleti Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na katıldı. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde birçok cephede kaybedilen toprakların geri alınması için çalışmış ancak yaptıkları ile daha çok toprak kaybına sebebiyet vermişlerdir.

Üçüncü Dönem, 1914–1918

I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra, İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi.

Dördüncü Dönem, Ocak 1920


Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı. Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti. Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu. Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi.

Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine 2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükümeti aynı gün seçim kararı aldı. Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu. İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak, Anadolu haraketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu. Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi. Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı.

12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı. 16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti. 16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı. 18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti. Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar.

Tasfiye, Nisan 1920


11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti. Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükümeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti. Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.
--------------------

I.Mesrutiyet'in kaldirilmasindan sonra II.Abdülhamit içte ve dista meydana gelen olumsuz gelismelerin de etkisiyle, hassas ve planli bir yönetim sergilemeye baslamisti. Mesrutiyet taraftarlari da buna karsilik muhalefetlerinin dozunu artirmislardi. Osmanlilik fikrinin temsilcisi olan Sadrazam Midhat Pasa 1881'de ölüm cezasina çarptirilmis, sonra affedilerek, Arabistan'a sürgüne gönderilmis ve 1883'te öldürülmüstü.

Ali Suavi, Ziya Pasa ve Namik Kemal gibi kisiler de sultan aleyhine faaliyetlerini sürdürüyorlardi.Balkanlardaki çalkantilarin yani sira Osmanli Devleti iktisadî açidan da çok zor durumda idi. Devlet iç ve dis borçlarini kapatabilmek için batililarin elindeki Osmanli Bankasi ile malî bir anlasma imzalamak zorunda kalmisti (1879 ve 1881). Buna göre banka mali yardimlari karsiliginda, devletin bazi gelirlerini devraliyordu. Ingiliz ve Fransizlarin kontrolünde bu maksatla kurulan Düyun-i Umumîye Idaresi Osmanli ülkesini âdeta bir sömürge hâline getirecektir. Genç Türkler veya Jön Türkler adi verilen ve yurt disinda ve içinde faaliyet gösteren vatan hainleri ve koyu bir Mesrutiyet taraftarlari, Istanbul'da Ittihad-i Osmani dernegini kurmuslar ve bu dernek 1894/95'te Ittihat ve Terakki Cemiyeti adini almisti. Selanik'te Enver ve Niyazi Pasalar gibi subaylarin da katilmasiyla güçlenen Ittihatçilar, Osmanli devletini ancak Kanun-i Esasî'nin yeniden kabulünün kurtarabilecegini düsünüyorlardi. Kolagasi Niyazi Bey ve ona katilan Enver Bey'in Resne'de isyan ederek daga çikmalari üzerine II.Abdülhamit anayasayi yürürlüge koyarak II.Mesrutiyet'i ilân etti ((23 Temmuz 1908).

17 Aralik 1908'de meclis yeniden açildi. Yapilan seçimlerde Ittihat ve Terakki Firkasi basari saglamisti. Ancak bu gelismeler esnasinda Bulgaristan bagimsizligini elde etmis ve Girit meclisi Yunanistan'a ilhak karari almisti.

Isgal altindaki Bosna Hersek ise Avusturya tarafindan fiilen ilhak edilmisti (5 Ekim 1908) Millî bir politika izlemeyi amaçlayan Ittihatçilar, olumsuz gelismelerin de etkisiyle gittikçe otoriter bir idare olusturmaya baslamislardi. Bazi Avrupa devletlerinin de kiskirtmasiyla isyan ettiler. II.Abdülhamit olaylari önleme imkani oldugu halde kardes kaninin dökülmesini arzu etmediginden isyancilara karsi çikmadi. Bunun üzerine Mahmut Sevket Pasa komutasindaki ordu Selanik'ten yola çikti. Ve büyük bir isyan baslatti.Isyani çok kolay bastirabilecek olan II.Abdülhamit,kardes kaninin dökülmesini istemediginden isyancilara karsi çikmadi ve isyancilar tarafindan tahttan indirildi. (27 Nisan 1909) ve kardesi V. Mehmet Resat yerine getirildi.Burada büyük sahsiyet ve büyük devlet adami 2.Abdülhamidi Rahmetle aniyoruz.Ülkeyi çok kötü sartlarda büyük basariyla idare eden büyük devlet adami 2.Abdülhamid bir gün mutlaka Dünya savasinin çikip Avrupa ülkelerinin birbirlerine girecegini biliyordu ve bütün siyasetlerini buna göre planlamisti.Ama kendini bilmez bazi Ittihatciler koskoca Osmanli devletini birkaç hayalleri ugruna Dünya savasina katarak Osmanli Imparatorlugunun yokolmasina vesile oldular.

V.Mehmed (1909-1918) devlet idaresinde inisiyatifi Ittihatçi hükûmete birakmisti. Yeni iktidar zamaninda da felâketler birbirini takip etti. Osmanli Devleti hizla dagilma devrine girmekteydi.

Bu konuyu yazdır

  Berlin Kongresi Ve Balkanlardaki Gelismeler
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 10:38 PM - Forum: Tarih Bilgileri - Yorum Yok

Berlin Kongresi Ve Balkanlardaki Gelismeler

Berlin Antlaşması (1878)

Berlin Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu, Rus İmparatorluğu, Büyük Britanya, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Fransa arasında 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin'de imzalanan barış antlaşmasıdır

Antlaşmanın sebepleri ve şekli

93 Harbi'nin ardından Osmanlı ile Rusya arasında, 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmanın şartları Osmanlı açısından son derece ağır olmaktaydı ve Rusya'yı da Balkanlar'da tek güç haline getiriyordu. Nitekim bu durum Avrupa'nın diğer büyük devletlerini rahatsız etmekteydi.

Aynı dönemde Sultan II. Abdülhamid, İngiltere'yi Rusya'ya karşı kışkırtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu savaşta yenilmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak yapılan antlaşma devletin çöküşünü getirebilecek ağırlıktaydı. II. Abdülhamid de çareyi Avrupa devletlerini Rusya'ya karşı kullanarak durumu hafifletmekte aramaktaydı. Kışkırtmanın sonucu olarak, İngiltere Rusya'nın Orta Doğu'daki İngiliz menfaatlerini tehdit edeceğine, sıcak denizlere inip kendisiyle rekabete başlayacağına inanmıştı. Diğer Avrupa devletleri ile Rusya üzerinde kurduğu yoğun baskı sonucunda yeni bir savaşı göze alamayan Rusya, antlaşmanın yeniden gözden geçirilmesine razı oldu.

13 Haziran 1878'de Almanya İmparatorluk Şansölyesi Prens Bismark'ın başkanlığında Berlin'de, Osmanlı, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya'nın katılımıyla bir kongre toplandı. Osmanlı İmparatorluğu'nu temsilen Nafıa Nazırı Karatodori Paşa, Müşir Mehmet Ali Paşa ve Berlin büyükelçisi Sadullah Bey gönderilmiştir. Diğer devletleri de başbakanları ve dış işleri bakanları temsil etmekteydi.

Antlaşma sonuçları
Antlaşmanın başlıca sonuçları şöyle gruplandırılabilir:
Toprak kayıpları

Osmanlı İmparatorluğu kendisine tabi olan Sırbistan, Bulgaristan, Romanya ve Karadağ'ın kendi başlarına birer prenslik olmalarını kabul etmiştir. Doğu Rumeli vilayeti kurulmuş ve Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı ancak çeşitli imtiyazlara sahip olmuşlardır. Toprak paylaşımı ise aşağıdaki gibidir;

   Bosna-Hersek imtiyazlı vilayet haline geldi.
   Doğu Rumeli imtiyazlı vilayet haline geldi.
   Bulgaristan Prensliği kuruldu.
   Kıbrıs Sancağı İngiltere'ye kiralandı.
   Niş Sancağı Sırbistan'a bırakıldı.
   Teselya Sancağı Yunanistan'a (1881) bırakıldı.
   Kars, Batum, Artvin ve Ardahan sancakları Rusya'ya bırakıldı.
   Dobruca Sancağı Romanya'ya bırakıldı.
   Bunların dışında birkaç kaza Karadağ'a bırakıldı.
   Van'ın doğusundaki Kotur yöresi İran'a verildi.

Ayrıca kongre döneminde Fransa'nın yaptığı kulis çalışmaları sonucunda, antlaşma maddelerinde olmadığı halde 3 yıl sonra Tunus Prensliği Fransızlarca işgal edilmiş ve gerekçe olarak Berlin Antlaşması gösterilmiştir. Berlin Antlaşması'ndan sonra İngiltere, Fransa ve Rusya Osmanlıları baskı altına alma politikasına devam etti.

Kazançlar

Girit, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı Devleti'ne bırakıldı.
1878 yılında Osmanlı İmparatorluğu sınırları
Azınlıklar konusu

Osmanlı İmparatorluğu, Vilayat-ı Sitte denilen Doğu Anadolu'daki illerde Ermeniler lehine ıslahat yapacaktı. Ancak yasalar gereği Ermenilerin nüfusları yetmediği için ayrı bir beylik kuramadılar. Benzer ıslahatlar Manastır Eyaleti'nde de gerçekleştirilecekti. (Bu iki madde hiçbir zaman uygulanmamıştır. II. Abdülhamid, büyük devletlerin çekişmelerinden faydalanarak bu maddelerin uygulanmasını asla tatbik etmemiştir)

Özet

Bu antlaşma incelendiğinde;

   Berlin Antlaşması, Karlofça Antlaşması'nın ardında Balkanlar'daki Osmanlı varlığının yok edilmesi yolundaki ikinci büyük adımdır. Ancak Ayastefanos Antlaşması'nın aksine Osmanlı'nın 35 yıl daha Balkanlar'da kalmasını sağlamıştır.
   Rusya, Ayastefanos ile elde ettiği birçok haktan mahrum olmuştur. Özellikle Balkanlar konusunda düş kırıklığına uğramıştır.
   Antlaşmadan en çok faydalananlar yeni kurulan prenslikler ve İngiltere olmuştur.
   Tuna Nehri üzerindeki Adakale'nin ismi Berlin Antlaşması'nda geçmediği için bu ada Osmanlı yönetiminde kaldı.
   Antlaşma, Osmanlı Devleti tarafından terk edilen topraklarda kalan Müslüman nüfusunun haklarına halel getirilmesine karşı etkili bir yaptırım öngörmediği için, 93 Harbi ile başlamış bulunan göç dalgası düzenli olarak devam etti.
   Antlaşma, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün güvence altına alındığı Paris Antlaşması'ndaki anlayışın terk edildiğini açık bir şekilde gösterdi. Antlaşmada görülen toprak kayıpları Antlaşmadan sonra da devam etti. 1881'de Fransa Tunus'u, 1882'de İngiltere Mısır ve Sudan'ı, 1885'te Bulgaristan Doğu Rumeli'yi; aynı yıl İtalya da Habeş Eyaleti'ni işgal etti.


-----------------

Istanbul önlerine kadar gelmis olan Rusya ile Yesilköy (Ayastefanos) Antlasmasi imzalandi (3 Mart 1878). Bu anlasmayla, sözde Osmanli'ya bagli Dobruca, Dogu Makedonya ve Trakya'yi içine alan Büyük Bulgaristan Prensligi kuruluyor; Romanya, Sirbistan ve Karadag bagimsizliklarina kavusuyordu. Ancak, 2.Abdülhamid hanin büyük siyasi dehasiyla Avrupayi ayaklandirmis, Rusya'nin genislemesinden rahatsizlik duyan Avrupa devletlerinin araya girmesiyle bu anlasma hükümleri yürürlüge giremedi.

Ingiltere donanmasini harekete geçirdi. Osmanli Devleti ile yaptigi bir anlasmayla Kibris'a yerlesti ( 4 Haziran 1878). Araya giren Bismark, ülkesinde bir konferansa ev sahipligi yaparak hem muhtemel bir savasi önlemek hem de Almanya'nin menfaatlerini korumak istiyordu. Nitekim Osmanli Devleti, Ingiltere, Fransa, Avusturya, Almanya, Italya ve Rusya'nin da katildigi Berlin Kongresi 13 Temmuz 1878'de imzalanan bir anlasmayla son buldu. Bu anlasma, artik Rusya'nin yani sira, diger devletlerin de parçalamaya çalistiklari Osmanli'dan, kendi paylarini alma anlasmasiydi. Berlin ve Ayestafanos antlasmalarinda öngörüldügü gibi, Sirbistan, Karadag ve Romanya'nin bagimsizligi onaylandi. Bulgaristan üç bölüme ayrildi. Bulgaristan Prensligi haricinde müstakil bir Dogu Rumeli eyaleti olusturuldu. Girit'in statüsüne benzer bir statüyle Makedonya, Osmanli Devleti'nin elinde kaldi. Yunanistan Tesalya ve Epir'in bir bölümünü aldi. Bosna-Hersek, Avusturya tarafindan isgal edildi. Rusya, Kars, Ardahan ve Batum'a sahip oldu. Berlin Kongresi, büyük devletlerin Osmanli Devleti'ni paylasma ve ortadan kaldirma arzularinin bir neticesi idi. Balkanlarda büyük devletlerin inisiyatifiyle ortaya çikan küçük devletçikler, bölgede o dönemden günümüze kadar ulasan siyasî ve etnik çatismalarin piyonlari olmaktan öteye gidemediler. Nitekim Avusturya'nin ve Rusya'nin Balkanlarda nüfuzlarini artirmalari, Balkan Savaslari ve I.Dünya Savasi'nin çikmasina yol açacaktir.

Berlin Kongresi'nin sonuçlari kisa zamanda ortaya çikmaya baslamisti. Balkanlardan bir pay alamayan Fransa, önceden nüfuz sahasina dahil ettigi Cezayir ile Tunus arasindaki sinir problemini bahane ederek, Tunus'u isgal etti (1881). Fransa ile Ingiltere arasinda çekismeye sahne olan Misir'da, Hidiv Ismail Pasa'ya karsi baslatilan bir askerî ayaklanma ile ortaya çikan durum Istanbul'da görüsülürken, Ingilizler Iskenderiye'yi topa tuttu. Osmanlilarin karsi çikmalarina ragmen Ingilizler Misir'i ele geçirdiler(1882). Bulgaristan Prensligi, Dogu Rumeli'de çikan isyani degerlendirerek (1885), bölgeyi kontrolü altina aldi. Osmanli Devleti Rusya'nin baskisi sonunda, Kircaali ve Rodop disindaki Dogu Rumeli Valiligi'nin Bulgar Prensligi'nin idaresine geçmesini kabul etmek zorunda kaldi (1886). Ikinci Mesrutiyet'in ilâni sirasinda ise Bulgarlar bagimsizliklarini ilân ettiler (1908). Bulgar, Yunan ve Arnavutlarin hak iddia ettigi Makedonya'da çikan olaylar Osmanli kuvvetleri tarafindan bastirildi. Fakat, Rusya ve Avusturya devreye girerek Osmanli hâkimiyetindeki Makedonya'da, ülkelerinden iki gözlemcinin görev yapmasini sagladilar (1893). Megalo Idea adini verdiği Bizans'i diriltme çabasindaki küçük Yunanistan, 1896'da çikan isyani bahane ederek Girit'i ilhaka yeltendi (1896). Osmanlilar Dömeke Meydan Savasi ile Yunanlilari büyük bir bozguna ugrattilar (1897). Fakat Rusya ve Avrupa devletlerinin müdahalesi ile Istanbul'da toplanan bir konferans ile Girit'te valiligine Yunan kralinin oglunun getirildigi özerk bir yönetim kurulmasi, adanin fiilen Yunanistan'a birakilmasi anlamina geliyordu.

93 Harbi'nden sonra sun'i bir Ermeni Meselesi ortaya çikarilmisti. Osmanli Devleti'ne bagliliklari sebebiyle "millet-i sadika" olarak adlandirilan Ermeniler, önceleri Dogu Anadolu'yu ele geçirmek isteyen Rusya ve ardindan Ingiltere tarafindan kullanilmaya basladilar. Hinçak ve Tasnak tedhis örgütlerini kurarak, Istanbul ve tasrada terör yaratan bazi Ermeniler özellikle Ingilizler tarafindan destekleniyorlardi. Dogu'da hiçbir zaman çogunluk olamayan Ermenilere kurdurulacak bir devlet ile Rusya Akdeniz ve Orta Dogu'ya sizabilecekti. Ingiliz himayesindeki bir Ermeni devleti ise aksine bunu önleyebilirdi. Her iki tarafinda kullandigi Ermeniler 1889'dan itibaren tedhise basladilar. Van, Erzurum ve Bitlis'te çikan olaylar bastirildi. Ardindan baskentte Osmanli Bankasi'na kanli bir baskin yaparak bankayi isgal ettiler. II.Abdülhamit'e yönelik bir suikast tesebbüsünde bulundular. I.Dünya Savasi ve Istiklal Harbi yillarinda da Ermeniler devlet aleyhine faaliyetlerini devam ettirmislerdir.

Bu konuyu yazdır

  I.Mesrutiyet Dönemi - Birinci Meşrutiyet Dönemi
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 10:10 PM - Forum: Tarih Bilgileri - Yorum Yok

Birinci Meşrutiyet

Birinci Meşrutiyet, Osmanlı İmparatorluğu'nda 1876 yılında II. Abdülhamid tarafından ilan edilen anayasal yönetimdir.

Arka plan

Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleri'yle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve milliyetçilik akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Orta Doğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu reformlar yapmaya zorladılar.[kaynak belirtilmeli] 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti.

Gelişimi


Öte yandan 1860'larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkeleri'ndeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyet ile yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı İmparatorluğu, 1850'lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri olmasına rağmen ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi. Yerine II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan edeceği sözünü vererek tahta oturtuldu.
Meclis-i Mebusan'ın açılışı, 1876.
Meclisin açılış töreni, Dolmabahçe Sarayı, 1876.
Meclisin Çırağan Sarayındaki toplantı salonu, 1877.

Meşrutiyetin ilanı

II. Abdülhamid tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Rus İmparatorluğu, Osmanlı'ya bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletleri'nin İstanbul’da toplanılan bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamid siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi (anayasa) ilan etti. Böylece meşruti yönetime geçilmiş oluyordu.

1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, savaş ve barış yapma, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişahın, "kamu yararı için" polis soruşturması sonucunda kişiyi sürgün etme yetkisi vardı. Hükümdara tanınan haklara rağmen anayasa, Avrupa etkilerinin Osmanlı bürokrasisinin bir bölümü içerisinde ne derecelere ulaştığının göstergesiydi.[1]

Rejimin yeni organları

Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi'nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu.

Sonlanması

Birinci Meşrutiyet, II. Abdülhamid'in 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek Meclis-i Mebusan'ı kapatmasıyla 1878'de son bulmuştur.


--------------------

Avrupa devletleri ve özellikle Rusya'nin kiskirttigi topluluklar, bagimsizliklarini ilân etmek için harekete geçmekteydiler. 1866'da Girit Isyani çikti. Yunanistan'a baglanmak amaciyla baslayan isyan bastirilmasina ragmen, Avrupa devletleri araya girerek sultanin Girit'e yeni bir statü vermesini sagladilar (1868). Rusya tarafindan olusturulan komitalar vasitasiyla Bulgarlar ayaklandirildi. Onlara da genis haklar verildi (1870). Fakat bununla yetinmeyen Bulgarlar, Bosna ve Hersek'teki karisikliklarin ardindan yeniden ayaklandilar (1875-76).

Bulgar isyani sert biçimde bastirildi. Fakat bu sirada Genç Osmanlilar, Abdülaziz'e baslattiklari muhalefeti, mücadeleye dönüstürdüler. Nihayet Mithat Pasa'nin öncülügündeki yenilikçi idareciler Abdülaziz'i tahttan indirerek yegeni V.Murat'i basa geçirdiler(30 Mayis 1876). Ancak hastaligi sebebiyle üç ay sonra o da tahttan indirilerek, Kanun-i Esasi'yi ilân edecegini beyan eden kardesi II.Abdülhamit Osmanli tahtina çikarildi.

Bu arada Rusya'nin Osmanli Devleti'ne baski kurmasini kendi menfaatine aykiri gören Ingiltere, Balkanlardaki bunalimi görüsmesi için Istanbul'da uluslar arasi bir konferans toplanmasini saglamisti. Istanbul Konferans çalismalarini sürdürürken II.Abdülhamit Mesrutiyet'i ilân etti (23 Aralik 1876). Kurulacak Meclis-i Mebusan'da bütün topluluklar temsil edilebilecekti. Parlâmenter monarsi, Istanbul Konferansi'nin toplanis sebebini tamamen ortadan kaldirmasina ragmen, konferansa katilan devletler, Balkan topluluklarinin bagimsizliklarini istediklerinden bir sonuca varilamadi. Osmanli Devleti'nin çagrilmadigi Londra'da toplanan bir baska konferansta, büyük devletler isteklerini tekrarladilar. Rusya, Osmanli Devleti'ne alinan kararlari kabul ettirmek için savas ilân etti.(Nisan 1877). Tarihimizde "93 Harbi" diye bilinen 1877-1878 Osmanli Rus Harbi, askerî ve siyasî bakimdan önemli sonuçlar dogurmustur.

Kanun-i Esasi'nin kabulü ile açilan Genel Meclis, padisah tarafindan seçilen Ayan Meclisi ve halk tarafindan seçilen Mebusan Meclisi'nden ibaretti. Londra Konferansi'ndan önce çalismaya baslayan bu meclis, hükûmet tarafindan sunulan teklif ve kanun tasarilarin karara baglayarak ilk dönem çalismalarini tamamlamisti. Ancak 93 Harbi'nin sürdügü sikintili zamanlarda meclisteki azinlik mebuslari çalismalari sekteye ugrattigi gibi, bunalimin artmasini da sagliyorlardi. Nitekim Gazi Osman Pasa'nin büyük bir kahramanlik göstererek 5 ay savundugu Plevne'yi asan Ruslar, Yesilköy'e kadar ilerlemislerdi. Dogu'da ise ancak Erzurum önlerinde durdurulmuslardi. Meclis savasin gidisatindan hükûmeti ve padisahi sorumlu tutarak, siyasî tansiyonu yükseltmekteydi. II. Abdülhamit, devletin ileri gelenleri ve bazi mebuslarla yaptigi toplantidan bir sonuç alamayinca, Kanun-i Esasi'nin kendisine verdiği yetkiyi kullanarak, etnik yapisinin karisikligi sebebiyle çalismalari aksayan meclisi kapatti (14 Subat 1878). Bu I.Mesrutiyet'in sonu demekti.

Bu konuyu yazdır

  Şark Meselesi ve Kırım Savaşı
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 09:50 PM - Forum: Tarih Bilgileri - Yorum Yok

Şark Meselesi ve Kırım Savaşı

Kırım Savaşı

Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır.

Savaşın sebepleri

Rusya, 1853 yılından itibaren Kavalalı Mehmet Ali Paşa bunalımı sırasında takip ettiği zayıf bir Osmanlı Devleti üzerinde etki alanı kurma politikasını bırakarak, bu devleti yıkma politikası takip etmeye başladı. Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden ve asıl amacı "Hasta adam" gözüyle baktığı Osmanlı Devleti'ne ve onun bekasına son vermek isteyen Rusya, Birleşik Krallık'a mirasın paylaşılması teklifinde bulundu. Ancak, çıkarları gereği Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, tek başına harekete geçerek, Osmanlı Devleti'ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya'ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya'nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.

Bu bağlamda gelişen Osmanlı-Rusya gerginliği, Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa devletlerinin de ilgisini çekmekte gecikmedi. Birleşik Krallık hükümeti, 1853'te yaşanan gerilim sırasında Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'ni destekleme politikasını benimsedi. Bu tercih, Osmanlı Devleti'ne destek olma isteğinin ötesinde, Avrupa'daki güç dengelerini yeniden tanımlama amacı taşıyordu. Avusturya İmparatorluğu'na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya'nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya'nın Avrupa'da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlanmıştı. Birleşik Krallık, bu ve benzer nedenlerle Avrupa'daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyor, bu amaç doğrultusunda Rusya'nın güçlenmesinin önüne geçmeye çabalıyordu. Bunun yanında, Osmanlı Devleti'nin dağılması Rusya'nın topraklarını güneye doğru genişletmesi anlamına gelecekti; bu durum Birleşik Krallık'ın Asya'daki kolonilerine (özellikle Hindistan'a) ulaşmasını zorlaştıracaktı.

Fransa Rusya'nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda Büyük Britanya hükümetiyle benzer bir politika izliyordu. Rusya'ya bağlı olan Polonya topraklarında yeniden bir bağımsız Polonya kurulması ve bu bağımsız devletin Fransa'nın müttefiki olması olasığı da Fransa'yı Rusya'ya karşı cephe almaya teşvik ediyordu. Bu ve benzer nedenlerle, Rusya'ya karşı girişilebilecek bir müdahale, Fransa'yı Avrupa'da yeniden üstün duruma getirebilirdi. Bu nedenlerle Fransa, Osmanlı Devleti-Rusya geriliminde, tıpkı Birleşik Krallık gibi, Osmanlı Devleti'nden yana bir tutum takındı.

Prusya başta olmak üzere merkezi Avrupa devletleri bu düşüncelere karşıydı. Özellikle Avusturya, savaş sonunda yapılacak antlaşmadan ve ortaya çıkacak yeni statükodan endişeli idi.
Savaşın başlaması ve gelişmesi
Britanyalı Coldstream Muhafız Alayı askerleri Haydarpaşa yakınlarında Kırım'a gitmek için beklerken.
Kırım Savaşı (1853-1856): Britanyalı ikmal limanı Balıklava'nın Görünüşü
Kırım Savaşı sırasında Balıklava'da bulunan limandan tekneye bindirilen hastaları gösteren renkli litograf (William Simpson, 24 Nisan 1855).
Kırım Savaşı sırasında kışlanın İngilizler tarafından hastane olarak kullanıldığı dönemi gösteren renkli litograf (William Simpson, 21 Nisan 1856)

Rusya'nın İstanbul'da görevli elçisi Aleksandr Mençikof isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853'te İstanbul'dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853'de Eflak ve Boğdan'ı işgale başladılar. Çar I. Nikolay, bu hareketinin bir savaş başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini açıkladı ve bu teşebbüsün bir güvenlik tedbiri olduğunu belirtti. Ancak, bu durum Avrupa'nın statüsünü değiştirmeye yönelikti. Bunun üzerine Avusturya'nın teklifi ile Viyana'da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı. Bu sırada İstanbul'da, Rusya'ya karşı savaş ilanı için halk padişaha baskı yapmaya başladı. 4 Ekim 1853'te Rusya'ya bir nota verildi ve Eflak ile Boğdan'ın 15 gün içinde boşaltılması istendi. Rusya bu notaya kayıtsız kaldı ve tanınan sürenin sonunda savaş fiilen başladı.

Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu Balkanlar'da başarılı oldu. Fakat Batum'a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853'te Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz'de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar'ı ve İstanbul'u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya'ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular:

   Eflak ve Boğdan'dan çekilmesi;
   Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi;
   Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.

Osmanlı Devleti'nden;

   Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi;
   Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması;
   Karma mahkemeler kurulması;
   Hristiyan tebaadan vergi alınmaması talep edildi.

Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. Birleşik Krallık ve Fransa, 12 Mart 1854'te Rusya'ya savaş ilan ettiler.

Birleşik Krallık ve Fransa, Osmanlı Devleti lehine savaşa girerken Avrupa kamuoyunu tatmin edecek ve özel menfaatler sağlayacak tedbirleri almayı da ihmal etmediler. Bu maksatla 12 Mart 1854'te İstanbul'da; 10 Mayıs 1854'te Londra'da ve 14 Haziran 1854'te Avusturya ile antlaşmalar imzaladılar. Avusturya ile yapılan antlaşma Tuna eyaletlerinin Rus ordusundan boşaltılmasını öngörüyordu ve Avusturya, gerekirse asker göndermeyi taahhüt etmekteydi. Bu nedenle 15 Mart 1855'te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.

Savaş devam ederken Osmanlı ülkesinin Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Yapılan ikazlar dikkate alınmadı ve bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan'ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan'ı tarafsızlığa mecbur etti ve Rusya da bir müttefikini kaybetti.

Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz'de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre'ye kadar ilerledi (Silistre Kuşatması). Bunun üzerine Britanyalılar ve Fransızlar Gelibolu yarımadasına asker çıkardılar. Çıkan birlikler Varna'ya sevk edildi. Bu sırada Avusturya da Rusya'yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan'ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu'nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş ve İbriş'e girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu'na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.

Müttefikler, Rusya'yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854'te 30 bin Fransız, 21 bin Britanyalı ve 60 bin Osmanlı askerinden oluşan müttefik kuvveti 89 harp ve 267 nakliye gemisiyle Kırım'a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars'ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Bu sırada Çar I. Nikolay öldü, yerine geçen II. Aleksandr barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce 15 Mayıs'tan 14 Haziran 1855'e kadar Viyana'da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Fransa arasında Paris Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi.

Savaşın sonuçları

Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybedecektir.

Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti'ne girmeye başlayacaktır.

Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek Birleşik Krallık'ın sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Sardinya-Piemonte Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.

Kırım Savaşı'ndaki önemli muharebeler

   Oltenitsa Muharebesi: 2-11 Kasım 1853
   Sinop Baskını: 30 Kasım 1853
   Silistre Kuşatması: 14 Nisan - 23 Haziran 1854
   Alma Muharebesi: 20 Eylül 1854
   Balaklava Muharebesi: 25 Ekim 1854
   Inkerman Muharebeleri: 26 Ekim ve 5 Kasım 1854
   Gözleve Muharebesi: 17 Şubat 1855
   Sivastopol Kuşatması: 24 Eylül 1854 - 9 Eylül 1855
   Kars Kuşatması: 16 Haziran - 25 Kasım 1855



-------------------

Tanzimat döneminde nispeten saglanan baris ortami, Rusya'nin müdahalesiyle tekrar bozulmaya basladi. Balkanlarda panislavist bir politika izleyen Rusya, ayni zamanda "Kutsal yerler sorunu"nu ortaya atarak, dogrudan dogruya Osmanli Devletinin varligini hedef almaktaydi. Avrupalilar tarafindan "Sark Meselesi", önceleri Osmanli Devleti'nin toprak bütünlügünün saglanmasi seklinde düsünülürken, daha sonra bu topraklarin paylasimi sorunu hâline dönüstürüldü. Çünkü Osmanli Devleti artik bir "hasta adam" idi. Ancak R.Mantran'in da ifade ettigi gibi, hasta, kendisini iyilestirmeyi amaçlamayan doktorlarin insafina kalmisti. Onlar, Avrupa'nin hasta adaminin mirasini paylasma telâsindaydi.

Küçük Kaynarca antlasmasi'ndan sonra Osmanli topraklarindaki Ortodokslar'in haklarini koruma rolünü üstlenen Rusya, Kudüs merkezli "kutsal yerler"in korunmasi ve idaresi hususunu da gündeme getirdi. Fransizlarla imzalanan kapitülâsyonlarda, Lâtin din adamlarina Kudüs Kilisesi üzerinde bazi haklar taninmisti.

1808'den itibaren Rusya'nin baskilari neticesinde onlarin yerini Ortodoks papazlar almaya basladi. Fransa'nin ve Rusya'nin 1850-51'de Bab-i Ali'ye bu durum hakkinda yaptiklari müracaatlar, kurulan komisyonlarda degerlendirildi ve bazi kararlar alindiysa da hiçbirini memnun edemedi. Bunun üzerine Çar I.Nikola, Ingiltere'ye Osmanli Devleti'ni aralarinda paylasmayi teklif etti ve Ingilizlerin sessizligini korumasi üzerine de askerlerini Baserebya ve Lehistan'a çikartti. Rus elçisi Mençikof'un asiri tavizler içeren teklifini reddeden I.Abdülmecit, Ingilizlere yakin olan Mustafa Resit Pasa'yi sadrazamliga getirdi. Ruslar 26 Haziran 1853'te, Prut'u geçerek, Eflâk ve Bogdan'i istilâ ettiler. Osmanli Devleti, Fransa ve Ingiltere ile ittifak anlasmasi imzaladi. Bu ittifaka Avusturya ve Italyan birligini kurmaya çalisan Piyemento hükûmeti de katildi. Ittifak donanmasi Çanakkale'de mevzilenmisti. Durumdan endiselenen Rusya, askerlerini geri çekmeye basladi. Müttefikler, Rusya'nin Karadeniz'deki gücünü ortadan kaldirmak için, Kirim'a yöneldiler. Ruslarin en büyük üssü olan Sivastopol, bir yil süren bir kusatmanin ardindan ele geçirildi (1855). Bu sirada tahta oturan II.Alexandre, baris yapmayi kabul etti. Müttefiklerin yani sira Prusya'nin da katildigi Paris Antlasmasi ile (30 Mart 1856), taraflar isgal ettikleri bölgelerden çekilecek, Osmanlilarin toprak bütünlügü ve Bogazlarin statüsü, Avrupa'nin "kefilligi" altinda korunacakti. Osmanlilarin Avrupa Konseyi'ne dahil edilmesi karsiliginda ise, sultan yeni bir islahat fermani irat edecekti. Bu madde ve Karadeniz'in tarafsizliginin kabulü, savasin galibi durumundaki Osmanlilardin aleyhine idi. Nitekim, Eflâk ve Bogdan'in birlesmesi ve Sirbistan'a yönelik yeni haklar da Paris Antlasmasiyla tescil edilmisti. c-Islahat Fermani :

Henüz Kirim Savasi sürerken, Viyana'da bir araya gelen Ingiltere, Fransa ve Avusturya, Hristiyanlarla Müslümanlar arasindaki farkliliklarin her alanda ortadan kaldirilmasini öngören bir fermani sultanin yayimlamasini, baris için ön sart kosmuslardi. Paris Antlasmasi müzakere edilirken, müttefiklerin bu istekleri I.Abdülmecit tarafindan yerine getirildi ve Islahat Fermani ilân edildi (18 Subat 1856). Tanzimat'la kabul edilen hususlarin esas alindigi bu fermanla, Müslümanlarla Hristiyanlar arasinda esitlik saglandigi Avrupa'ya garanti edilmis oluyordu. Ayrica iç hukuk alaninda ve ticaret hukukunda da yenilikler getiriliyor, Ceza ve medenî hukukun bir bölümü, dinî esaslardan arindiriliyordu. Aslinda Tanzimat süreciyle baslayan bu degisiklikler, idari yapilanmada da kendisini hissettirmistir. 1868'de Sura-yi Devlet ve Divan-i Ahkam-i Adliye kurularak buralarda hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar görevlendirilmistir. Islahat Fermani ile getirilen düzenlemelerin uygulanmasi daha çok I.Abdülaziz'in tahta çikmasi (1861-1876) ile gerçeklesebilmistir.

Paris Antlasmasina imza koyan devletler, anlasma maddesinde de yer aldığı için Islahat Fermani'ni, Osmanli Devleti'ne müdahale etmede bir koz olarak kullanmislardir. Nitekim Fransa, Dürzilerin Katolik Marunilere saldirmasini bahane ederek Lübnan'a asker çikarmis ve 1871'e kadar orada kalmistir. Karadag'da çikan bir anlasmazlik yine büyük devletlerin araciligi ile halledilmistir (1862). Güçlü devletler tarafindan tesvik ve tahrik edilen Balkanlardaki Hristiyan topluluklari, çikardiklari isyanlar bastirilsa dahi, Osmanli Devleti'nden yeni haklar elde etmeyi basaracaklardir. Örnegin Sirplar ve Bulgarlar yeni haklar elde etmis, Eflâk ve Bogdan'in Romanya adi altinda birlesmeleri kabul edilmistir. Muhtariyet haklari genisletilen Misir'da, Ingiliz-Fransiz nüfuz mücadelesi kizismis, III. Napolyon'un tesebbüsü üzerine, Abdülaziz istemedigi hâlde Süveys Kanali projesini kabul etmek zorunda kalmis ve kanal 1869'da büyük bir törenle açilmistir.

Bu konuyu yazdır

  Mısır Sorunu ve Mehmet Ali Paşa İsyanı
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 09:47 PM - Forum: Tarih Bilgileri - Yorum Yok

Mısır Sorunu ve Mehmet Ali Paşa İsyanı

Mora'nin elden çikmasiyla, oglu Ibrahim'in Mora valisi olma ümidini kaybeden Misir Valisi M.Ali Pasa, II.Mahmut'tan, yardimlarina karsilik, Suriye'nin idaresini istedi. Bu istegin reddedilmesi üzerine M.Ali Pasa harekete geçti ve Filistin ile Suriye'ye girdi (1831). Akka ve Sam, oglu Ibrahim tarafindan ele geçirildi. Ibrahim Pasa, kisa zamanda Anadolu'ya kadar ilerledi.

Konya yakinlarindaki savasta Osmanli ordusunu yenilgiye ugratti. Her birinin ayri hesabi oldugu büyük devletler, telâslanarak araya girmek istediler. Fransa ve Ingiltere'nin anlasamamasi üzerine, Rusya durumdan faydalandi. Zor durumdaki II.Mahmut, Rus ordusunun ve donanmasinin Istanbul yakinlarina gelmesine müsaade etti. Rusya'nin kârli çikmasindan endiselenen Fransa ve Ingiltere, II.Mahmut ile anlasma yapmasi için M.Ali Pasa'ya baski yaptilar. Neticede Kütahya Antlasmasi imzalandi (1833). Bu anlasmayla, Mehmet Ali Pasa, Misir ve Girit'ten baska Sam ve oglu Ibrahim de, Cidde valiligi yani sira Adana'yi uhdelerine alacaklardi. Rusya, yardimlarina karsilik II.Mahmut ile Hünkar Iskelesi Antlasmasi diye bilinen bir anlasma yaparak, Istanbul'daki durumunu kuvvetlendirmeyi basardi (1833). Anlasmaya göre Osmanli Devleti'nin toprak bütünlügünün garantisi ve gereginde Osmanlinin yardimina kosulmasi karsiliginda Rusya, Bogazlarin bütün yabanci savas gemilerine kapatilmasini kabul ettiriyordu. II.Mahmut, Kütahya anlasmasindan memnun degildi. Bu sebeple M.Ali Pasa'ya karsi yeniden harekete geçti. Fakat Osmanli ordusu Nizip'te bir kez daha yenildi (1839). Üstelik Kaptan Pasa, Osmanli donanmasini Misir'a teslim etmisti. Bu arada II. Mahmut ölmüs ve yerine I.Abdulmecit geçmisti (1839-1861).

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin gücünü kaybetmesi ve merkezî otoritesinin
zayıflaması bazı eyaletlerdeki valilerin isyan etmesine ortam hazırlamıştır.
Bunlardan en önemlisi Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’nın isyanıdır.

Osmanlı Devleti Yunan isyanını bastırma karşılığında Mehmet Ali Paşa’ya Mora ve
Girit valiliklerini vermeyi vaadetmişti. Ancak Yunanistan’ın bağımsız olması ile
Mora, Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmıştı. Mehmet Ali Paşa, Osmanlı
Devleti’nden Mora’nın yerine Girit ve Suriye valiliğini istedi. II. Mahmut, bu
isteği kabul etmeyince Mehmet Ali Paşa oğlu İbrahim Paşa komutasındaki orduyu
Suriye üzerine gönderdi. Suriye’yi ele geçiren İbrahim Paşa Adana’ya girdi. Peş
peşe Osmanlı ordularını yenerek Kütahya’ya kadar ilerledi.

Mehmet Ali Paşa artık Anadolu’yu hatta Osmanlı Devleti’ni ele geçirme planlarını
yapmaya başladı. Mehmet Ali Paşa ile tek başına mücadele edemeyeceğini anlayan
II. Mahmut İngiltere ve Fransa’dan yardım istedi. Ancak bu devletler, durumu
Osmanlı Devleti’nin iç sorunu olarak değerlendirip yardım etmediler. Hatta
Fransa, Mehmet Ali Paşa’yı destekler tavırlar sergiledi. II. Mahmut daha sonra
“Denize düşen yılana sarılır.” diyerek Rusya’dan yardım istedi.

Rusya, yardım isteğini kabul ederek donanmasını İstanbul’a gönderdi. Rusya
Osmanlı Devleti’ne yardım ederek Boğazlardan serbestçe geçebileceğini
düşünüyordu. Rus donanmasının İstanbul’a gelmesi İngiltere ve Fransa’yı
kaygılandırdı. Durumun önemini kavrayan İngiltere, Fransa ve Avusturya’yı da
yanına alarak Osmanlı Devleti’ne yardım etmeye karar verdiler. Rusya’nın sıcak
denizlere inmesine engel olabilmek için Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’ni
desteklediler. Rusya’nın İstanbul’dan uzaklaştırılmasının yolu Osmanlı padişahı
ile isyancı valinin uzlaştırılmasıyla mümkündü. Bu amaçla Mehmet Ali Paşa’ya
baskı yaparak Osmanlı Devleti ile 1833’te Kütahya Antlaşması’nın yapılmasını
sağladılar. Bu antlaşmaya göre:

– Mehmet Ali Paşa’ya Girit ve Mısır valiliklerinin yanı sıra Şam valiliği
verildi.

– Oğlu İbrahim Paşa’ya Cidde valiliği ile Adana valiliği verildi.

Osmanlı Devleti, Kütahya Antlaşması ile bir valisine boyun eğmiş oldu. II.
Mahmut antlaşma yapılmasına rağmen Mehmet Ali Paşa’ya güvenemiyor ve tekrar
saldırıya geçmesinden endişeleniyordu.

Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa’ya da güvenemediği için Rusya’nın
desteğinin devam etmesini sağlayabilmek amacıyla Ruslar ile Hünkâr İskelesi
Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşmaya göre:

– Osmanlı Devleti bir saldırıya uğrarsa masrafları karşılanmak şartıyla Rusya,
Osmanlı Devleti’ne yardım edecekti.

– Rusya, bir saldırıya uğrarsa Osmanlı Devleti, Boğazları Rusya’nın savaştığı
devlete kapatacak; Rus gemilerinin Boğazlardan geçişine izin verecekti.

– Antlaşma sekiz yıl geçerli olacaktı.

Bu antlaşma ile Rusya’nın Karadeniz’deki güvenliği sağlanmış oldu. Rusya –
Osmanlı yakınlaşması ve Rusya’nın Boğazlardan serbest geçiş hakkı elde etmesi
Boğazlar sorununun çıkmasına yol açtı.Ayrıca bu antlaşma Osmanlı Devleti’nin
Boğazlar konusunda son kez tek başına karar verdiği antlaşma olmuştur.

Osmanlı Devleti Mısır sorununun çözümünde İngiltere’nin desteğini sağlamak için
İngilizlerle yanda maddeleri görülen Balta Limanı Ticaret Antlaşması’nı imzaladı
(1838). Bu antlaşmayla Osmanlı pazarlarına giren yabancı mallar artmış, ticaret
gelirlerinin büyük bir bölümü İngilizlerin eline geçmiştir.

Kütahya Antlaşması tarafları memnun etmemişti. Mehmet Ali Paşa, 1838’de Osmanlı
Devleti’ne ödemekle yükümlü olduğu vergileri yollamadı ve yeniden bağımsızlığını
ilan etti. Bu olay üzerine II. Mahmut, Mehmet Ali Paşa’ya karşı savaş açtı.
Nizip’te yapılan savaşı Mehmet Ali Paşa kazandı.

Bu sırada II. Mahmut öldü, yerine oğlu I. Abdülmecit padişah oldu. İngiltere,
Avusturya ve Prusya; Rusya’nın yeniden İstanbul’a gelmesini önlemek için olaya
müdahale ettiler. 1840’ta Londra’da bir konferans toplanmasını sağladılar.
İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya’nın da katıldığı bu konferansın sonunda
Londra Antlaşması (1840) imzalandı. Bu antlaşmaya göre:

Mısır hukuki yönden Osmanlı Devleti’ne bağlı kalacak fakat Mısır valiliği
babadan oğula geçmek şartıyla Mehmet Ali Paşa’ya bırakılacaktı. Suriye, Adana ve
Girit Osmanlı yönetimine bırakılacaktı.

Londra Antlaşması’nın maddeleri Mehmet Ali Paşa tarafından kabul edilmeyince
İngiltere, Osmanlı Devleti ve Avusturya Beyrut’a asker çıkardılar. Mısır
kuvvetleri yenilince Mehmet Ali Paşa, Londra Konferansı kararlarını kabul etmek
zorunda kaldı.

------

1831-1833 Osmanlı-Mısır Savaşı


1831-1833 Osmanlı-Mısır Savaşı, Birinci Osmanlı-Mısır Savaşı ya da İlk Suriye Savaşı, Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Osmanlı Devleti'ne karşı Filistin, Lübnan, Suriye ve Anadolu'ya düzenlediği seferdir.

Savaş Öncesi

1822'de Girit'deki Yunan isyanının bastırmak için Osmanlı Devleti hukuken devletin valisi ama gerçekte gayet bağımsız olan Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'dan donanma desteği istemişti. Kavalalı Mehmet Ali Paşa bu destek verilirse kendisine Şam valiliğinin de verileceğini beklemekte idi. Girit'e gidip Osmanlı donanmasına destek sağlayan Mısır donanması ile bu isyan bastırılmıştı. Bundan sonra Kavalalı Mehmet Ali Paşa kendisine vadedilen Suriye valiliğinin sonradan kendine verilmemesinden dolayı Babıali'deki Osmanlı hükümetine zaten kırgın idi.

1825'de çıkan Mora İsyanı'nı bastırmak için de Osmanlı devleti hukuken devletin valisi ama bağımsız olan Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'dan donanma desteği istedi. Bu sefer Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mora Valiliği ve Kandiye (Girit) Valiliği isteği kabul edildi. Mısır valisi oğlu Kavalalı İbrahim Paşa komutasında Mısır donanması Mora kiyilarina geldive Osmanlı donanması ise İskenderiye'den taşınan takviye Misir ordusu kara birlikleri Mora'daki Osmanli ordusuna katildi. Bu ordu kullanılarak en sonunda Missolonghi kalesinin kuşatma ile alınmasından sonra isyancı Yunanlar yenildi. Fakat Britanya, Fransa ve Rusya'nın başı çektikleri ve 1815 Viyana Kongresi'nden sonra "Kongre Sistemi"ni uygulayan, "Büyük Güçler (Devlet-i Muazzama)" bu sistemin amacı olan meşru hükümdarların irsi haklarını halk hareketlerinden ve halk devrimlerinden korumak iken, Yunan isyanı karşısında prensiplerini değiştirdi ve Yunan isyancılarının tarafını tutup Osmanlı Devleti'nden Yunanistan'a bağımsızlık vermesini istedi. Britanya, Fransa ve Rusya'nın katıldıkları bir donanma Mora'ya gönderildi. Bu "Büyük Güçler" donanması ile Osmanlı ve Mısır donanması arasında 20 Ekim 1827'de yapılan Navarin Deniz Savaşı'nda Osmanlı-Mısır donanması yenik düştü ve Osmanlı-Mısır donanması tahrip edildi. Bu deniz savaşından sonra Rusya yine Ortodoks Hristiyanlarının ve Yunanistan'ın koruyucusu olarak 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nı başlattı. 1829'da Rus orduları Osmanlılara karşı galip gelerek Edirne önlerine kadar geldiler. 14 Eylül 1829'da imzalanan Edirne Antlaşması ile Yunanistan bağımsızlık kazandı ve Kavalalı Mehmet Paşa'ya valiliği vadedilmiş Mora yarımadasının egemenliği bu yeni devlete verildi.

Böylece Osmanlı-Mısır ilişkilerinde "Mısır Sorunu" adı verilen sorunlar ortaya çıktı.

Osmanlı hükümeti 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı için Kavalalı Mehmet Ali Paşa'dan Mısır ordusundan takviyeler göndermesi isteyince Kavalalı Mehmet Ali Paşa aşırı şartlar ve isteklerde bulunarak bu takviyeyi sağlamaktan çekinmişti.

1829'de Mora'nın bağımsız Yunanistan'a verilmesi üzerine Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya Mora valiliği verilmesi için 1816'da verilen vaadin gerçekleştirilmesi imkansız olmuştu. Kavalalı Mehmet Ali Paşa bu sefer bu valiliğe karşıt bir diğer Osmanlı eyaleti olan Şam (Suriye) valiliğini istedi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın genişleme siyasetinden çekinen Osmanlı Hükümeti bu isteği reddetti. Bundan sonra Kavalalı için Suriye'yi eline geçirmek bir amaç oldu ve bu bölgeyi ele geçirmek için bahaneler aramaya koyuldu.

İstanbul'da Koca Hüsrev Paşa tavsiyesi ile sadrazam Topal İzzet Mehmed Paşa azledildi ve 28 Ocak 1829'da Reşid Mehmed Paşa sadrazam yapıldı. Bu sadrazam Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile "Mısır Sorunu"'na çözüm bulmakla görevlendirilmişti.

Mısır Hidivliği ordularının Suriye'ye girip ilerlemesi

1831'de Osmanlı Devleti Akka valisi olan Abdullah Paşa bu şehirde bulunan 6.000 fellahın askerlik etmemek nedeni ile Mısır'a kaçtığını ileri sürerek hukuken hala Osmanlı Devleti'nin Mısır Valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'dan bunların geri gönderilmesini isteyip iki "eyalet" arasında bir anlaşmazlık ortaya çıkarttı. Bu anlaşmazlık Suriye'yi eline geçirmek için bir bahane arayan Kavalalı Mehmet Ali Paşa için tam zamanında çıkmıştı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa anlaşmazlığı çözmek için Akka'ya Mısır askeri gönderdi ve Mısır ordusu bu kaleyi 3 Kasım 1831'de kuşatmaya aldı.

1831'de Kavalalı Mehmet Paşa oğlu Kavalalı İbrahim Paşa komutası altında Mısır ordusunu Suriye'ye hücuma yolladı. Mısır donanması da "İbrahim Yakan Paşa" komutasında Yafa'ya çıkartma yaptı ve Kudüs'e yürüyüp bu şehri işgal etti. Mısır ordusu çok geçmeden Filistin ve Lübnan'ın Akdeniz kıyılarını, Akka hariç, fethettiler. Sadece Osmanlı valisi Abdullah Paşa komutasında bulunan Akka Mısır güçlerinin kuşatmasına direnmeye başladı. Nisan 1832'de İstanbul'da gayet nüfuzlu olan Serasker Koca Hüsrev Mehmet Paşa, Ağa Hüseyin Paşa'yı Anadolu serdâr-i ekremliğine tayin ettirdi ve onun emrine 45.000 kişilik bir ordu verildi. Bundan sonra Mısır ordusuna karşı yapılan mücadelenin genel hatları İstanbul'da Serasker olan Koca Hüsrev Mehmet Paşa tarafından planlanıp uygulanmaya koyulmaya başlandı.

Altı ay süren bir kuşatmadan sonra 27 Mayıs 1832'de Akka kalesi Mısır güçleri ellerine geçti. Kavalalı İbrahim Paşa ordusu sonra Şam'ı aldı. 8 Haziran'da Humus'da bir Osmanlı ordusu ile yaptığı muharebede galip geldi ve bu şehri ele geçirdi. 17 Temmuz'da Halep Mısır ordusu eline geçti. 29 Temmuz 1832'de serdar-ı ekrem Ağa Hüseyin Paşa'nın komutasında İstanbul'dan gönderilen Osmanlı ordusu ile Kavalalı Ibrahim Paşa komutasi altindaki Mısır ordusu arasında Belen Geçidi'nde büyük Belen Muharebesi yapıldı. Bu muharebede de Mısır ordusu galibiyet elde etti. 30 Nisan günü Belen Geçidi Mısır ordusu eline geçti ve Mısır güçleri Çukurova'ya girdiler. 31 Temmuz'da Tarsus ve Adana Mısır ordusu eline geçti. Burada Mısır ordusu Suriye'yi tümüyle eline geçirdiği için hedefine erişmişti. Kavalalı İbrahim Paşa Kahire'de olan babası Kavalalı Mehmet Ali Paşa'dan gelecek emirleri beklemek için ordusunun harekatını bir müddet durdurdu.

Fakat İstanbul'da Serasker Koca Hüsrev Mehmet Paşa yeni bir Osmanlı ordusunu serdar-ı ekrem olarak Sadrazam Reşid Mehmet Paşa komutasında Anadolu'ya gönderdi. Çukurova'da bulunan İbrahim Paşa komutasındaki Mısır ordusuna bu haber erişince Mısır ordusu Torosları geçerek Anadolu'ya geçti. İki ordu 21 Aralık 1832'de Konya ovasında Konya Muharebesi'ne giriştiler. Bu muharebe ortasında Osmanlı serdar-ı ekremi sadrazam Reşid Mehmet Paşa yaralı düştü. Bu yaralanması yüzünden Mısır kuvvetlerine esir oldu ve komutası altındaki Osmanlı ordusu yenik düştü. Osmanlı ordusundan kalanlar Kütahya'ya çekildiler.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa Avrupalı "Büyük Güçler"'in "Kongre Sistemi" prensiplerini uygulayıp duruma müdahale etmelerini önlemeye çok önem vermekteydi. Bu nedenle çok yavaş ve dikkatli hareket etmekte idi. Örneğin Mısır ordularının ellerine geçirdikleri Filistin, Suriye ve Anadolu'da Cuma hutbelerinde yine Osmanlı Sultanı II. Mahmud'un adı geçmekteydi. Bu yörelerde kendi adına ve kendi ismini taşıyan para bastırmayıp yine Osmanlı sikkeleri tedavülde bulunmakta idi. Ayrıca Kavalalı Mehmet Ali ordularının Anadolu'da ilerlemesi sırasında İstanbul'a girerlerse sadece Sultan II. Mahmud'un değiştirileceğini ve onun yerine daha çocuk olan oğlu Abdülmecid'in tahta çıkartılacağını, özellikle müttefiki olan Fransa'ya, duyurmuştu.

Mısır ordusuna sanki İstanbul yolu açıktı ama ordunun tedarik yolları gittikçe uzamıştı. Osmanlı Devleti ise Mısır ordusunun tedarik yapınca İstanbul'a ilerlemesinden korkmakta idi. Buna karşı bir tedbir olarak Büyük Britanya ve Fransa'dan yardım istendi. Ama Fransa, Mehmet Ali Paşa'yı desteklemekteydi ve hatta Kavalalı İbrahim Paşa'nın baş erkaniharbi bir Fransız subayı idi. Büyük Britanya, Kavalalı Mehmet Ali'nin hanedanı değiştirmeme vaaadleri ve tutumunu kabul edip, Osmanlı Devleti'nin içişlerine karışmak istemediğini belirtip beklenen yardımı sağlamadı. Mart 1833'de Ruslar'dan yardım istendi. 8 Temmuz 1833'da Ruslarla karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşması mahiyetindeki Hünkâr İskelesi Antlaşması imzalandı. Rus donanması İstanbul'a gelip Büyükdere'de demir attı.

Rusya'nın bu antlaşmayla kazandığı haklar ve bu antlaşmanın gizli maddeleri Büyük Britanya ve Fransa hükümetlerini çok kuşkulandırdı. "Büyük Güçler" devletleri, özellikle Britanya ve Fransa, doğrudan doğruya Osmanlı Devleti ile ona hala hukuken tabi olan Mısır valisi arasında "dürüst arabulucu" rolü oynamaya başladılar. Kütahya'da yapılan müzakerelerden sonra 14 Mayıs 1833'de Kütahya Kovensiyonu imzalandı.

Savaş sonrası

1833 Kütahya Antlaşması'na göre Osmanlı Devleti Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya Mısır ve Kandiye (Girit) valiliklerinin yanı sıra Şam (Suriye) valiliği verilecekti. Oğlu Kavalalı İbrahim Paşa’ya ise Cidde (Hicaz) valiliği ve Adana muhassıllığı (vergi toplama hakkı) verilecekti. Mısır kuvvetleri Anadolu'dan çekilecek ama Kavalalıların vali olduğu bölgelerde bulundurulabileceklerdi.

Bu antlaşma her iki tarafı da memnun etmemişti. Osmanlı devleti yeniden bu valilikleri eline geçirmek istemekteydi. Suriye ve Filistin'de Mısır asıllı yönetimi bu yöreleri halkından istedikleri yüksek vergiler, zorunlu askerlik yükü ve zorunlu devlet angarya işleri dolayısıyla halkı içinde büyük hoşnutsuz yaratmışlardı. Bunlar ayaklanmalara dönüştü ve Kavalalıların özellikle Suriye'deki durumu kötüleşti. Bu durumdan istifade etmek isteyen Osmanlı Devleti ve II. Mahmut 1839'da yeni bir orduyu Suriye'ye üzerine gönderdi. Bu da ikinci kez 1839-1841 Osmanlı-Mısır Savaşı ortaya çıkarttı.

Bu konuyu yazdır

  Sırp Ve Yunan isyanlari
Yazar: RasitTunca - 06-29-2018, 08:43 PM - Forum: Tarih Bilgileri - Yorum Yok

Sirp Ve Yunan Isyanlari

Fransiz Ihtilâli'nin getirdigi milliyetçi fikirlerle temellendirilen ancak, daha ziyade arkasinda Rusya ve diger Avrupa devletlerinin tesvik ve tahriki olan etnik ve mahallî isyanlar bu dönemde alevlendi. III.Selim zamaninda isyan eden Sirplar, 1812 Bükres Antlasmasi ile bazi imtiyazlar almalarina ragmen, yeniden ayaklandilar. Yeniçeri Ocaginin kaldirildigi tarihlerde Sirplarla kismî bir anlasmaya varildi. Ancak 1830'da bir hatt-i serif ile Sirbistan'in Osmanli hâkimiyetinde bir prenslik olarak varligi kabul edildi. Rusya'nin XIX. yüzyila girerken Osmanliya karsi sürdürdügü savaslarin altinda Balkanlari ve özellikle Rumlari Osmanli Devleti'nden koparmak yatiyordu. Nitekim Odessa'da yeniden örgütlendirilen Etnik-i Eterya adli cemiyetin baskanligina Yunan Isyani sirasinda Çar I.Alexsandre'in yaveri Prens Ipsilanti getirilmisti. Yapilan plana göre Yunanistan, Yanya ve Tuna civarinda isyanlar çikarilacakti. Ipsilanti 1821'de Romanya'ya geçerek Ortodokslari ayaklandirmaya çalisti fakat basarili olamadi. Çar, Türklere yenilerek Macaristan'a kaçacak olan Ipsilanti'yi desteklemekten vazgeçti. Bu sirada Mora'da da Patras baspiskoposu isyan etmisti (25 Mart 1821). 1822'de Yunanlilar bagimsiz olduklarini ilân ettiler, Mora'da ve adalarda çok sayida Türk'ü katlettiler. Rusya ve Avrupa bu isyani gayriresmî yollardan desteklemekteydiler.

Girit ve Mora valiliginin kendisine verilmesini II.Mahmut'a kabul ettiren Mehmet Ali Pasa bu isyani bastirmakla görevlendirildi. 1822'de Girit'e, 1824-25'te Mora'ya girildi. Bu gelisme karsisinda Rusya, Fransa ve Ingiltere aralarinda anlasarak (1827), Yunanistan'in özerk bir prenslik olarak kabul edilmesi hususunda Osmanlilari sikistirmak istediler. Türkler bu olayi iç islerine müdahale olarak kabul edip, teklifi reddetti. Bunun üzerine Osmanli ve Misir donanmasi Navarin'de, bir kaza sonucu(!), yok edildi. Üç ülkeyle iliskiler kesildi ve 1828'de Rusya, müttefiklerinin destegiyle Osmanli Devleti'ne savas ilân etti. Rus ordusu doguda Erzurum'u ele geçirdi. Batida ise Edirne isgal edildi. Padisah, Prusya, Fransa ve Ingiltere elçilerini araya sokarak, Londra Protokolünü kabul edecegini bildirdi. Böylece Edirne Antlasmasi(1829) ve ardindan Londra Konferansi (1830) imzalandi. Antlasma ile Prut iki ülke arasinda sinir oluyor, Eflâk, Bogdan ile Sirbistan'in özerkligi kabul ediliyordu. Girit'in Osmanlilarda kalmasi sartiyla Yunanistan'in bagimsizligi da tasdik ediliyordu.

Sırp İsyanları
Sırp İsyanları, 19. yüzyılın başlarında Sırpların Osmanlı Devleti'ne karşı başlattıkları ve 1878 yılında Sırbistan'ın bağımsızlığıyla sonuçlanmış isyanlardır.

Osmanlı Sırpları
Ünlü Osmanlı Sırplarından sadrazam Sokollu Mehmet Paşa

Tarihsel Sırbistan topraklarının Osmanlı Devleti'ne katılması 14. yüzyılda başlamış 15. yüzyılın ortalarında tamamlanmıştır. Osmanlı Devleti'nin Sırbistan Prensliği'yle 1364 yılında yaptığı Sırpsındığı Muharebesi'nin ve 1389 yılındaki I. Kosova Muharebesi'nin Sırpların yenilgisiyle sonuçlanması Sırpları zayıflatmış ve birçok Sırp topraklarının Osmanlılara geçmesine neden olmuştur. Daha sonra 1402 yılında kurulan Sırp Despotluğu da 1456 yılındaki Belgrad Kuşatması'nda başkenti Belgrad'ı Osmanlılara kaptırdıktan sonra bir süre Macaristan Krallığı'nın vasallığı altında ayakta kaldıysa da 16. yüzyılın başlarında bu simgesel varlık ta tamamen ortadan kalkmıştır. Bu tarihten sonra 300 yıl boyunca Sırpların büyük bir bölümü Osmanlı Devleti vatandaşı olarak yaşamış, kendileri ait bir devletten yoksun kalmışlardır.

Osmanlı döneminde Sırplardan devşirme yöntemiyle devletin yüksek kademelerine ulaşmış birçok devlet adamı mevcuttur. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz yükselme döneminde önce Kaptan-ı Deryalık ve sonra da 14 yıllık bir süreyle sadrazamlık yapmış olan Sokollu Mehmet Paşadır.

İsyanın nedenleri

Sırp isyanlarının nedenleri arasında aşağıdakiler gösterilebilir:

   Rusya ve Avusturya'nın kışkırtmaları,
   17. yüzyıl'da Osmanlı yönetimindeki otorite zayıflığı,
   Sırbistan'daki yeniçerilerin halka iyi davranmaması,
   Fransız İhtilali'nden sonra ortaya çıkan milliyetçilik akımları
   Osmanlı-Avusturya Savaşları sırasında Sırbistan topraklarının savaş alanı haline gelmesidir.

1804 ve 1815 isyanları

19. yüzyıl başlarında Avusturya ve Rusya, Sırbistan'da halkı Osmanlı egemenliğine karşı kışkırtma siyaseti uygulamaya başlamışlardı. Ayrıca buradaki yeniçeriler Müslüman ve Hıristiyan halka karşı çok kötü davranarak halkı iyice bezdiriyorlardı. Bu ortamda Sırplar sıradan bir çoban olan Kara Yorgi'nin önderliğinde ayaklandılar. Ruslardan da aldığı destekle Kara Yorgi 13 Aralık 1806’da Belgrad’a girdi. 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Belgrad Kara Yorgi'nin önderliğindeki isyancıların elinde kaldı. Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya arasında imzalanan Bükreş Antlaşması ile Sırplara bazı imtiyazlar verildi. Osmanlılar Ruslarla yapılan barıştan sonra Sırbistan'daki isyancıları yenerek Belgrad'ı tekrar ellerine geçirdiler. Kara Yorgi 21 Eylül 1813'de diğer isyancılarla birlikte canını kurtarmak için Avusturya'ya kaçtı. Böylece ilk Sırp isyanı son bulmuş oldu.

Miloş Obrenoviç


Bağımsızlıklarını kazanmak isteyen Sırplar 1814 yılındaki Viyana Kongresi'ne bir heyet gönderdiler. Ancak bir sonuç alamayınca 1815 yılında Miloş Obrenoviç'in liderliği altında ikinci bir ayaklanma başlattılar ve hareketleri Ruslar tarafından desteklendi. Bu ayaklanma da başarısız oldu ama 1817 yılında Rusya ile yeni bir savaş istemeyen ve bölgeye yönelik muhtemel bir Rus müdahalesine engel olmak isteyen Osmanlı Devleti Sırplara bazı özerklik hakları vermeye razı oldu. Osmanlı valisi Maraşlı Ali Paşa Miloş Obrenoviç'le anlaşmaya vararak Sırbistan'ın içişlerinde bağımsız olmasını sağladı. Sırbistan'ın yönetimini ele geçiren Miloş Obrenoviç o sırada Sırbistan'a geri dönen ilk isyanın lideri Kara Yorgi'yi kendisine rakip olmasını önlemek için öldürttü. 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşını kaybeden Osmanlılar Ruslarla imzaladıkları Edirne Antlaşmasıyla Sırbistan'ın yarı bağımsız bir hale gelmesini kabullendiler. 1830 ve 1833 yıllarında Osmanlı padişahı II. Mahmut'un imzaladığı Hatt-ı Şeriflerle Miloş Obrenoviç'in elindeki topraklar arttırıldı ve kendisi Osmanlılar tarafından resmen Sırp prensi olarak tanındı.

Sırbistan'ın bağımsızlığı

Aslında geçici süreyle de olsa ilk bağımsızlığı kazanan Sırplar olmuştu. 1804'ten 1813'e kadar süren birinci Sırp Ayaklanması'nda Sırplar Osmanlı devletinden bağımsız olmuşlardı. Yeniçeri dayıların İstanbul'dan görece bağımsızlıkla keyfen yönettiği ve bir Sırp için insanca yaşanabilecek bir yer olmayan Sırbistan'ın bağımsızlığı 1813'e kadar sürdü. 1821'de Yunanistan Mora yarımadasında bağımsız oldu. Sırp ayaklanmaları kadar acı ve etkili olmasa da Yunanistan'ın bağımsız olabilmesinin nedeni Batı'dan gördüğü yardımdı.

Sırbistan ayaklanmaları 1830'da Sırbistan'ın yarı-bağımsız olmasına yol açtı. Yine Batı desteğiyle 1867'de son Osmanlı kuvvetleri ülkeden çekildi. Doksanüç harbi sonucunda da yasal bağımsızlık ilan edildi(1878).

Sırpların kurduğu Sırbistan Prensliği bir süre Osmanlı İmparatorluğu'nun denetimi altında yaşadı. 1839 yılına kadar Sırbistan'ı Miloş Obrenoviç yönetti. Sonra yerini oğulları Milan Obrenoviç ve Mihailo Obrenoviç'e bıraktı. 1842 yılında Mihailo Obrenoviç bir isyan sonucu tahtan indirildi ve Kara Yorgi'nin küçük oğlu Aleksandar Karađorđević tahta çıktı. 1858 yılında Aleksandar Karađorđević tahttan indirilince 78 yaşındaki Miloş Obrenoviç ilk prensliğinden 19 yıl sonra ikinci bir defa tahta çıktı. 1860 yılında ölene kadar Sırbistan'ın prensi olarak kaldı. Miloş Obrenoviç'in ölümünden sonra torunları Sırp Prensi olarak Sırbistan'ı yönetmeye devam ettiler.

1867 yılına kadar Osmanlılar Belgrad'da bir birlik bulundurmaya devam ediyorlardı. Ancak Osmanlılar 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nı kaybedince Ruslarla imzaladıkları Berlin Antlaşması'yla Sırbistan'a tamamen bağımsızlığını vermeye mecbur kaldılar. 1882 yılında Sırbistan Krallığı ilan edildi. Miloş Obrenoviç'in torunları da kendilerini Sırbistan kralı ilan ettiler. Bu krallık 1918 yılında Yugoslavya kurulana kadar ayakta kaldı.

Bu konuyu yazdır

TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca