| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Rezonans Nedir |
|
Yazar: RasitTunca - 12-30-2018, 03:22 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
REZONANS NEDİR….?
Rezonans, iki farklı cismin frekanslarının (titreşimlerinin) birbirine uymasına denir.
Fizikçiler rezonansı açıklamak için bazı örneklere başvururlar. Bunlardan bir tanesi salıncak örneğidir: Bir çocuk parkına gittiğinizi ve salıncağa binen bir çocuğu salladığınızı düşünün. İlk başta hareket etmeyen salıncak, sizin itişiniz sayesinde hız kazanır ve bir ileri, bir geri hareket etmeye başlar. Siz, salıncağın arkasında durursunuz ve size doğru her yaklaşmasında onu bir kez daha itersiniz. Ancak dikkat ederseniz, salıncağı “uyumlu” bir biçimde itmeniz gerekir. Kol gücünüzü, salıncağın geriye doğru ilerlemesi tam bittiği anda vermeniz gerekir. Eğer salıncağı daha önce itmeye kalkarsanız, bir tür çarpışma olur ve salıncağın dengesi bozulur. Eğer biraz daha geç itmeye kalkarsanız, salıncak sizden zaten uzaklaşmış olduğu için itmenizin bir anlamı kalmaz.
Hemen herkesin yaşadığı bu olayı fizik diliyle ifade etmek istersek, “frekansların uyumu”, yani rezonans kavramını kullanmamız gerekir. Salıncağın bir frekansı vardır; örneğin her 1.7 saniyede bir sizin durduğunuz noktaya gelir. İşte siz de kolunuzu kullanarak her 1.7 saniyede bir salıncağı itersiniz. Eğer salıncağı biraz daha hızlı sallarsanız, bu kez 1.5 saniyede bir, 1.4 saniyede bir gibi başka bir frekansa uyum sağlamanız gerekir. Bu uyumu sağlarsanız, yani rezonansı yakalarsanız, salıncağı dengeli bir şekilde itersiniz. Eğer rezonansı yakalayamazsanız, salıncak sallanmaz.
Rezonans, iki hareketli cismin uyumunu sağladığı gibi, bazen hareketsiz bir cismin harekete geçmesini de sağlayabilir. Bunun örnekleri müzik aletlerinde yaşanır. “Akustik rezonans” denen bu etki, örneğin aynı sese akord edilmiş olan iki ayrı keman arasında yaşanır. Eğer akordları aynı olan bu iki kemanın birisini çalarsanız, diğerinde de, hiç dokunmadığınız halde, bir titreşim ve dolayısıyla ses oluşur. Her iki keman da aynı titreşime ayarlandığı için, birindeki hareket diğerini de etkilemiştir.
Salıncak ya da keman örneğinde gördüğümüz bu rezonanslar, basit rezonanslardır. Yakalanmaları kolaydır. Ama fizikteki diğer bazı rezonanslar, bu kadar basit değildirler. Özellikle de atom çekirdekleri arasındaki rezonanslar, çok çok ince dengeler üzerinde kuruludurlar.
Her atom çekirdeğinin doğal bir enerji seviyesi vardır. Fizikçiler bunları çok uzun araştırmalar sonucunda tespit etmişlerdir. Tespit edilen bu enerji seviyeleri birbirinden çok farklıdır. Ama bazı nadir durumlarda, bir kısım atom çekirdekleri arasında rezonanslar gerçekleştiği tespit edilmiştir. Bu rezonans sayesinde, atom çekirdeklerinin hareketleri birbirine uyum sağlayabilmektedir. Bu ise çekirdekleri etkileyecek olan nükleer reaksiyonlara yardım etmektedir.
Burada sözü edilen rezonans şöyle gerçekleşir: İki atom çekirdeği birleştiğinde, ortaya çıkan yeni çekirdek, hem kendisini oluşturan iki çekirdeğin kütlesel enerjisinin toplamını, hem de onların kinetik enerjilerinin toplamını üstlenir. Bu yeni çekirdek, atomların doğal enerji merdivenleri içindeki belirli bir enerji seviyesine ulaşmak ister, ama bu ancak kendisine gelen toplam enerji bu enerji seviyesine karşılık geliyorsa mümkün olur. Eğer yeni çekirdeğin enerjisi, bu doğal enerji seviyesine karşılık gelmiyorsa, yeni çekirdek hemen dağılır. Yeni çekirdeğin kararlı olarak oluşabilmesi için, kendisinde toplanan enerji ile, oluşturduğu atomun doğal enerji seviyesinin eşit olması gerekir. Bu eşitlik sağlandığında “rezonans” gerçekleşmiş olur. Ancak bu rezonans, yakalanma ihtimali çok çok düşük olan bir uyumdur.
Fred Hoyle, kırmızı devlerin içinde gerçekleşen nükleer reaksiyonların olağanüstü dengesini keşfeden kişiydi. Hoyle, bir ateist olmasına rağmen, bu dengenin tesadüfen kurulamayacağını ve “ayarlanmış bir iş” olduğunu kabul etti.
Kırmızı devlerdeki karbon üretiminin nasıl oluştuğunu anlamak isteyen Edwin Salpeter, helyum ile berilyum çekirdekleri arasında bu tür bir rezonans olduğunu ileri sürdü. Salpeter, bu rezonans sayesinde helyum atomlarının berilyum oluşturma şansının çok yüksek olabileceğini ve kırmızı devlerdeki olayın böyle açıklanabileceğini savundu. Ama bu konuda yapılan hesaplamalar, Salpeter’in iddiasını doğrulamadı. Bu meseleye el atan ikinci önemli kişi ise, ünlü astronom Fred Hoyle oldu. Hoyle, Salpeter’in rezonans iddiasını daha ileri götürdü ve “çifte rezonans” kavramını ortaya attı. Hoyle’a göre, kırmızı devlerin içinde, hem iki helyumun berilyuma dönüşmesini sağlayan bir rezonans, hem de bu kararsız yapıya anında üçüncü bir helyum ekleyen ikinci bir rezonans olmalıydı. Kimse Hoyle’a inanmadı, çünkü tek birinin bile var olması son derece düşük bir ihtimal olan rezonansın iki kez ayrı ayrı gerçekleşmesi imkansız görülüyordu. Hoyle yıllarca bu konuyu araştırdı, hesapladı ve sonunda hiç kimsenin ihtimal vermediği gerçeği ortaya çıkardı: Kırmızı devlerde gerçekten de “çifte rezonans” gerçekleşiyordu. İki helyumun rezonans yaparak birleştiği anda, ortaya çıkan berilyum, 0.000000000000001 saniye içinde bir üçüncü helyumla ayrı bir rezonans yapıp birleşiyor ve karbonu oluşturuyordu.
George Greenstein, bu “çifte rezonans”ın neden çok olağanüstü bir mekanizma olduğunu şöyle anlatır:
Bu hikayede birbirinden çok farklı üç yapı (helyum, berilyum ve karbon) ile birbirinden çok farklı iki rezonans vardır. Bu atom çekirdeklerinin neden bu denli uyum içinde çalıştıklarını anlamak çok zordur… Başka nükleer reaksiyonlar buradaki gibi olağanüstü derecede şanslı bir tesadüfler zinciriyle işlemezler… Bu, bir bisiklet, bir araba ve bir kamyon arasında çok derin ve kompleks rezonanslar keşfetmek gibi bir şeydir. Neden bu denli ilgisiz yapılar birbirleriyle uyum sağlasınlar? Bizim ve evrendeki tüm hayat formlarının varlığı, bu olağanüstü işlem sayesinde mümkün olmuştur.
İlerleyen yıllarda oksijen gibi diğer bazı elementlerin de bu gibi olağanüstü rezonanslarla oluştuğu ortaya çıkmıştır. Bu “olağanüstü işlem”leri ilk kez keşfeden Fred Hoyle ise, Galaxies, Nuclei and Quasars (Galaksiler, Çekirdekler ve Kuasarlar) adlı kitabında bunun birer tesadüf olamayacak kadar planlı bir işlem olduğu sonucuna varmış ve koyu bir materyalist olmasına rağmen, keşfettiği çifte rezonansın “ayarlanmış bir iş” olduğunu kabul etmiştir.
Hoylebir başka makalesinde ise şöyle yazmıştır:
Eğer yıldız nükleosentezi (atom çekirdeği birleşimi) yoluyla karbon ya da oksijen üretmek isterseniz, ayarlamanız gereken iki ayrı düzey vardır. Ve yapmanız gereken ayar, tam da şu anda yıldızlarda var olan ayardır… Gerçeklerin akıl süzgecinden geçirilerek yorumlanışı ortaya koymaktadır ki, üstün bir Akıl, fiziğe, kimyaya ve biyolojiye müdahale etmiştir ve doğada varlığından söz etmeye değer bilinçsiz güçler yoktur. Gerçeklerin hesaplanmasıyla ortaya çıkan sayılar o kadar akıl almazdır ki, beni bu sonucu tartışmasız biçimde kabul etmeye götürmektedir.
Hoyle, diğer bilimadamlarının da bu açık gerçeği görmezlik edemeyeceklerini şöyle vurgulamıştır:
Kanıtları inceleyen herhangi bir bilimadamının kendisini şu sonucu çıkarmaktan alıkoyabileceğini sanmıyorum: Fizik kanunları, yıldızların içinde gerçekleştirdikleri sonuçlara bakılırsa, bilinçli olarak düzenlenmişlerdir.
Bilimadamlarının karşılaştıkları açık gerçekler sonucunda vardıkları bu nokta bize Kuran’da 1400 sene öncesinden bildirilmiştir. Allah göklerin yaratılışındaki uyumu bir ayetinde şöyle bildirir:
“Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?”(Nuh Suresi, 15)
|
|
|
Plasenta Ve Göbek Kordonu - Kordon kanının saklanması ne işe yarar? |
|
Yazar: RasitTunca - 12-30-2018, 03:20 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Plasenta Ve Göbek Kordonu - Kordon kanının saklanması ne işe yarar?
Kordon kanı saklanması
Bebeğinizin dünyaya merhaba dediği gün onu ilk
kucağınıza aldığınız anda büyük bir olasılıkla
bebeğinizle ilgili pekçok hayal aklınızın bir köşesinden
geçecek. Onun ilk gülücüklerini, ilk adımlarını
düşünüp mutlu olacaksınız. Onunla ilk tanıştığınız
anda sanki ilk kez anne ya da baba deyişini kulaklarınızda
duymanız da hayal dünyanızı süsleyebilir. Pek çok anne baba
doğumdan hemen sonra çocuklarının gelecekleri ile ilgili
hayal kurmaya başlarlar. Onun için yapacakları doğum günü
partileri, birlikte çıkılacak tatiller, geziler hatta eğitim
yaşamı ve evlilik gibi hayatının dönüm noktaları bile akla
gelebilir. Büyük bir olasılıkla bebeğiniz ile ilgili
aklınıza gelebilecek en son şey onun yakalaabileceği ciddi
bir hastalık olasılığıdır.
Ancak bazı anne-babalar çocuklarının ileride ciddi bir
hastalığa yakalanma olasılığını daha ilk günden hesaba
katıyorlar ve bu olasılığa karşı önlem almaya
çalışıyorlar. Bu önlemin adı kordon kanı saklanması.
Kordon kanı nedir?
Anne karnındaki yaşamda bebek göbek kordonu ile plasantaya
bağlıdır. Plasenta bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen
alış verişini sağlayan organdır. Doğumdan hemen sonra
plasenta görevini tamamlayarak doğumun üçüncü evresinde
rahim dışına atılır. Kordon kanı bebeğin doğumundan sonra
göbek kordonu içinde kalan kandır. Bu kan bebeğin
damarlarında dolaşan kandan daha farklıdır ve kan üretimde
görev alan kök hücreleri içerir.
Kordon kanının önemi nedir?
İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için vazgeçilmez bir
öge olan kan temel olarak plazma adı verilen sıvı içerisinde
bulunan üç ana tip hücreden oluşur. Bu üç hücre kırmızı
küreler (eritrosit), beyaz küreler (lökosit) ve
trombositlerdir. Eritrositlerin görevi hücreler arasında
oksijen ve karbondioksit taşınmasıyken lökositler
organizmanın bağışıklık sisteminin temelini oluşturular.
Trombositler ise diğer pıhtılaşma faktörleri ile birlikte
kanın pıhtılaşmasında ve kanamanın kontrolünde görev
alırlar.
Bu üç hücre grubunun hepsi de kemik iliğinde bulunan ve
kök hücre adı verilen bir tür hücrenin farklışalması ile
ortaya çıkarlar. Bir başka deyişle kemik iliğindeki kök
hücreler her türlü kan hücresini üretme yeteneğindedirler
ve bu üretim sürekli devam eder. .
Çocukluk çağı lösemileri (kan kanseri) ile bazı kan ve
bağışıklık sistemi hastalıklarının varlığında kemik
iliği görevini sağlıklı olarak yerine getiremez. Öte yandan
bu hastalıkların tedavisinde başvurulan kemopterapi ya da
radyoterapi gibi uygulamalar kemik iliğindeki kök hücrelere
zarar verir. Hastalığın ve tedavinin türüne göre bazı
hastalarda kemik iliği nakli kaçınılmaz olur. Bu durumda
hastanın kemik iliği ile uyumlu olan sağlıklı bir vericiden
alınan sağlıklı kemik iliği ve kök hücreleri hasta kişiye
verilerek sağlıklı kan hücrelerinin yeniden üretimesi
amaçlanır. Böyle bir durumda hastanın kendi akrabaları hatta
kardeşleri arasında dahi uygun bir verici bulma olasılığı
%'ler civarındadır.
1980'li yılların başlarında bilimadamlarının yenidoğan
bebeklerin kordon kanında da kemik iliğindekine benzer kök
hücrelerin bulunduğunu fark etmeleri ile birlikte kordon
kanından elde edilen bu hücrelerin belirli hastalıkların
tedavisinde kullanılabileceği fikri ortaya çıktı. Elde
edilen kordon kanının belirli koşullar altında toplanıp
dondurularak saklanabileceği ve daha sonra gerek duyulduğunda
çözülerek kullanılabileceğini fark eden Dr. David Harris
1992 yılında oğlunun kordon kanınını kendi laboratuvarında
dondurarak sakladı. Daha sonra bu uygulamayı halka açması ile
1994 yılında Dünyadaki ilk kordon kanı bankası Amerika
Birleşik Devletlerinde kurulmuş oldu. Takip eden yıllar
içinde dünya üzerinde pekçok kordon kanı bankası kuruldu ve
binlerce bebeğin kanı bu bankalarda koruma altına alındı.
Kordon kanının saklanması ne işe yarar?
Kordon kanı bankalarında kanlar iki amaç için
saklanmaktadır. Bunlardan ilk ve en önemli amaç bebeğin
ileride kemik iliği nakli gerektirecek bir hastalığa
yakalanması durumunda kendine ait sağlıklı kök hücreleri
kullanılarak tedavi edilebilmesi ve bu sayede uygun kemik iliği
vericisi aranması gerekliliğinin ortadan kalkmasıdır.
Kişinin kendi hücre ve dokuları ile uyum sorunu
olmayacağından bu oldukça önemli bir avantajdir. Bir diğer
amaç ise saklanan kanın sahibi izin verdiği taktirde bu kanın
başka hastaların tedavilerinde kullanılmasıdır.
Hastanın kendi kordon kanı ile tedavi konusunda çok fazla
deneyim yoktur. Gerçekçi olmak gerekirse bu tür uygulamalarda
hastalığın yeniden tekrar etme riski bulunmaktadır. Öte
yandan bebeklerinin kordon kanının saklanmasını talep eden
anne-babaların asıl amacı bebeğin kardeşlerinde ya da yakın
akrabalarında hastalık ortaya çıktığında tedavi
açısından kolaylık sağlanmasıdır. 1988 yılında Fankoni
Aplastik anemi hastalığı bulunan bir çocuğun ilk kez kordon
kanı ile tedavi edilmesinden bu yana yüzden fazla hasta bu
yöntem ile tedavi edilmiştir. Günümüzde 40'dan fazla
hastalığın tedavisinde teorik olarak kordon kanı
kullanılabilmektedir.
Kişi büyüdükçe vücut hacmi arttığından kordon
kanındaki kök hücre sayısı tedavide yetersiz olmaktadır. Bu
yüzden kordon kanı yalnızca çocukluk ya da erken ergenlik
çağındaki hastaların tedavisinde kullanılabilmektedir.
Kordon kanı nasıl alınır?
Bebek doğduktan hemen sonra göbek kordonu bağlanır ve
içindeki kan özel bir sistem yardımı ile torba içine
toplanır. Toplanan kan 36 saat içinde laboratuvara gönderilir.
burada kanın içindeki kök hüreler ayrıştırılarak özel
yöntemler ile dondurulur ve saklanır. İşlem normal ya da
sezaryen ile olan doğumlarda uygulanabilir. Fazla zaman almayan,
kolay bir işlemdir. Dondurulan hücreler daha sonra gerek
duyulduğunda çözülerek tedavide kullanılır. Ne kadar fazla
kan toplanabilirse o kadar fazla kök hücre toplanmış
demektir. Bununla birlikte yaklaşık 30- 60 mililitre kordon
kanı alınması yeterli olmaktadır.
Kordon kanı saklanması, nispeten yüksek maliyetli bir
uygulamadır. Tercih edilen laboratuvara göre dondurma
işleminin ücreti 1500-2500 Amerikan Doları arasıda
değişmektedir. Saklama ücretleri ise yıllık 90-100 Dolar
civarındadır.
Kordon kanı saklanması kimler için uygundur?
Kordon kanı saklanmasının kimler için uygun ve gerekli
olduğu konusunda bilim çevrelerinde fikirbirliği
sağlanamamıştır. Nispeten yeni olan bu uygulama ile ilgili
olarak iki farklı görüş bulunmaktadır. Bazı
araştırmacılar sadece ailelerinde kemik iliği nakli
gerektirebilecek hastalık öyküsü bulunan çiftlerin
bebeklerinde bu uygulamanın yapılmasını savunmaktadırlar. Bu
görüşün en önemli savunucusu Amerikan Pediatri Derneğidir.
Diğer araştırmacılar ise kök hücre çalışmalarındaki
hızlı gelişimi göz önünde bulundurarak herkesin bu
alternatifi kullanmalarını önermektediler. İleride elde var
olan kök hücrelerden yararlanılarak laboratuvar ortamında
bunların farklı şekillerde kullanılabileceği olasılığı
bu tür bir yaklaşımı desteklemektedir. Günümüzde kordon
kanı ile tedavi edilebilen hastalıkardan bazıları
şunlardır:
Çocukluk çağı lösemileri
Aplastik anemiler (kemik iliğinde hücre üretiminin
olmaması)
Orak hücreli anemi
Talasemi
Amegakaryositik trombositopeni
Nöroblastom
Bazı bağışıklık yetmezlikleri
İşlemin anne ve bebek açısından hiç bir risk
taşımaması, olası bir hastalık durumunda tedavinin kemik
iliği nakline göre daha kolay ve ucuz olması nedeniyle pekçok
anne-baba adayı doğum sırasında bebeklerinin kordon kanının
saklanmasını istemektedirler.
Kordon kanı saklanmasına karar verildiğinde beklenen
doğumdan en az 1-2 hafta önce ilgili laboratuvar ve doğumu
yaptıracak olan hekime durum bildirilmeli ve gerekli
hazırlıkların yapılması sağlanmalıdır. Bu sayede gerekli
ekipman ve belgeler doğum anında hazır bulundurulabilir.
Kordon kanı bankacılığı son birkaç yıl içinde
ülkemizde de verilen bir hizmet haline gelmiş ve konuyla ilgili
şirketler faaliyete başlamıştır. Bu şirketlerin bir kısmı
toplanan kanı Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere
temsilcisi oldukları şirketlerin merkezlerinin bulunduğu
ülkelerde saklarken bir kısmı kendi bankalarını
kurmuşlardır. Ancak ne yazık ki ülkemizde hala daha konu ile
ilgili yasal düzenlemeler yapılmamış ve dolayısıyle
kanları Türkiye'de saklayan şirketler açısından
ruhsatlandırma başta olmak üzere yasal bir zemin
oluşturulamamıştır.
PLASENTA VE GÖBEK KORDONU
Kordon kazaları (anne karnında bebek ölümü)
Bebek bekleyen bir anne adayı için en korkunç ve dramatik
olay doğuma az bir süre kala bebeğin kaybedilmesidir. Hiç
arzu edilmeyen bu durum ne yazik ki zaman zaman
karşılaştığımız bir gerçektir. Her yıl sadece Amerika
Birleşik Devletlerinde 26.000 ölü doğum olgusu
yaşanmaktadır.
Anne karnında kaybedilen bebekler incelendiğinde çoğu
zaman bu trajedik duruma yol açan herhangi bir neden saptanamaz.
Nedeni saptanabilen nadir olgularda ise göbek kordonuna bağlı
kayıplar kordon kazası olarak adlandırılır.
Terme kadar ulaşan gebeliklerin %-30'nda değişik
derecelerde kordon-plasenta bozuklukları bulunur. Bu
bozuklukların fetusu ne derecede etkileyebileceği ise tam
anlamıyla aydınlatılamamıştır.
Yapılan araştırmalarda nedeni saptanabilen ölü
doğumların 'inde olaydan kordon kazaların sorumlu olduğu
gösterilmiştir.
Kordon kazaları anne baba adayları için olduğu kadar
doğum ile ilgilenen jinekologlar için de bir kabustur. Bunun en
önemli nedeni kordon kazalarının büyük bir kısmının
önceden tahmin edilememesi, riskli bebekleri saptayacak etkili
bir yöntemin olmamasıdır. Her yıl dünyada binlerce bebek
kordon kazası nedeni ile daha dünyaya gözlerini açamadan
hayata veda etmekte ya da kalıcı hasarlar ile yaşamını
sürdürmek zorunda kalmaktadır.
Kordon kazasına bağlı ölümleri inceleyen bir
araştırmada fetal kayıpların şaşırtıcı olarak genellikle
anne adaylarının uykuda olduğu dönemlere rastgeldiği
izlenmiştir. Bu araştırmanın sonucunda anne adayı uykudayken
kan basıncında yaşanan bir düşüşün bebeğin kaybına
neden olduğu ileri sürülse de daha sonraki çalışmalarda bu
bulguyu destekleyecek yeterli bilimsel kanıt elde edilememiştir
Kordon kazası nedir?Kordon kazası çok genel bir tanımlamadır ve basitçe
göbek kordonunda meydana gelen herhangi bir olumusuzluğu
belirtir. Bu olumsuzluk kordonun bebeğin boynuna dolanması
olabileceği gibi, kordon sarkması hatta kordon içindeki
damarların yırtılması da olabilir.
Kordon kazaları ciddi olaylardır ancak altta yatan ek bir
faktör olmaması durumunda kordon kendini koruyacak mükemmel
mekanizmalara sahiptir. Kordonun yapısında bulunan Whorton jeli
ve kordonun kaygan yapısı bu mekanizmalardan en önemlileridir.
Buyapı sayesinde kordon kendisi için en uygun pozisyonu kolyca
bulabilir.Anne karnında bebek kayıplarında kordon kazası
çoğu zaman altta yatan ana neden olmaktan ziyade son evre
olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir başka deyişle diğer
bir olumsuz durum kordonu risk altına sokmaktadır. Bu olumsuz
durumlar preeklempsi, bebekte gelişme geriliği gibi bulgularla
kendini belli edebilir.
Kordon kendisini zor koşullarda kurtarmak yeteneğinde bir
yapıya sahip olduğu için "kordon kazası" sonucu
fetal kayıp meydana geldiğinde, kordonun bu hassas yapısını
bozabilecek patolojilerin araştırılması gerekli olur.
Örneğin plasentada meydana gelen bir problem bebeğin kalbinin
daha fazla kan pompalamasını gerektirmiş, bu da sonuçta
bebeğin kalbini zorlamış olabilir. Plasentada var olan bir
ölü doku bölgesi (infarkt alanı) ya da bir enfeksiyon aynı
sonucu doğurabilir. Bir başka olasılk da kordonun plasentaya
doğru yerden bağlanmamasıdır. Yine kordonun düz olması yani
kıvrımlarının bulunmaması da bebekte olumsuz etki
yaratabilmektedir.
Fetal kayıp sonrası yapılan incelemelerde en sık
rastanılan ve kordon kazası tanısı koyduran bulgular, kordonda düğüm olması, boyunda kordon dolanması
kordon içindeki damarların yırtılması ve kordon sarkmasıdır.
Kordon kazası
riskini arttırabilecek durumlar nelerdir?
Anormal
miktarlarda amniyon sıvısı: Hamileliğin
ilk trimesterından sonra amniyon sıvısının ana kaynağı
bebeğin idrarıdır. Böbrekler kendilerine ulaşan kan
miktarına göre idrar üretimlerini değiştirebilirler. Eğer
oksijen desteğinde bir problem ortaya çıkarsa kan akımı kalp
ve beyin gibi yaşam için böbreklerden çok daha önemli olan
organlara yönelir. Bu durumda idrar üretimi ve dolayısı ile
amniyon sıvı miktarı azalır. Amniyon sıvısının azalması
bebeğe giden oksijen miktarındaki bir azalmayı
yansıtabileceğinden önemlidir ve yakın takip gerektirir.
Plasenta fonksiyonlarında anormallik: Genetik
açıdan normal olan bir plasentanın anormal fonksiyon
göstermesinin 4 temel nedeni olabilir:
1) Rahimde septum gibi
bir yapısal bozukluk,
2) bağışıklık sisteminde bir
bozukluk,
3) Plasenta içindeki kılcal damar yapısında
bozukluk ve
4) enfeksiyonlar.
Kordondaki nabız basıncında
anormallik: Bu durum temel olarak bebeğin kalp
fonksiyonları ile ilgilidir. Kalpde bulunan bir yapısal
bozukluk ya da ritm bozukluğu yeteri güçte kan pompalamasını
engelleyebilir. Bu durum doppler incelemesi ile saptanabilir.
Valementöz ya da membranöz kordon
girişi: Göbek kordonunun plasentaya bağlandığı
bölgede bulunan bir anormallik kordon kazası riskini belirgin
derecede arttırır.
Sebebi her ne olursa olsun kordon kazaları
çoğu zaman önceden saptanamayan ve önüne geçilemeyen
dramatik gerçeklerdir.
Kordon kazalarına neden olan komplikasyonların
görülme sıklığı ve feta kayıba yol açma oranları şu
şekildedir.
|
|
|
1999 Gölcük depremi - 1999 Marmara depreminde resmi verilere |
|
Yazar: RasitTunca - 12-30-2018, 03:19 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
1999 Gölcük depremi - 1999 Marmara depreminde resmi verilere göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti
MARMARA DEPREMİNİ UNUTMADIK
Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan 17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de meydana gelen ve yaklaşık 45 saniye süren 7.4 büyüklüğündeki depremin üzerinden 15 yıl geçti. Kocaeli, Gölcük, Düzce, Sakarya, İstanbul ve Yalova’da büyük can ve mal kaybı ile yıkıma neden olan depremde resmi verilere göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybederken on binlerce kişi yaralandı. Marmara Depremi’nden en çok etkilenen Kocaeli’nde 9 bin 477 kişi yaşamını yitirdi, 9 bin 881 kişi yaralandı.Depremde, 35 bin 180 konut, 5 bin 770 iş yeri yıkıldı ya da ağır hasar gördü. 40 bin 757 konut, 6 bin 57 iş yeri orta, 45 bin 86 konut ve 6 bin 128 iş yeri de hafif hasarlı olarak kayıtlara geçti.
1999 Gölcük depremi
1999 Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi ya da 17 Ağustos 1999 depremi, 17 Ağustos 1999 sabahı, yerel saatle 03:02'de gerçekleşen, Kocaeli/Gölcük merkezli deprem. Richter ölçeğine göre 7,5 Mw büyüklüğünde gerçekleşen deprem, büyük çapta can ve mal kaybına neden olmuştur.
17 Ağustos depremi, tüm Marmara Bölgesi'nde, Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedildi. Resmi raporlara göre, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar gördü.[4] Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50.000 ölüm, ağır-hafif 100.000'e yakın yaralı olmuştur. Ayrıca 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz bırakmıştır. Yaklaşık 16 milyon insan, depremden değişik düzeylerde etkilenmiştir. Bu nedenle Türkiye'nin yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olaylardan biridir. Deprem gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse sebep olduğu maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir. Depremin Türkiye'nin önemli bir sanayi bölgesi olan Marmara Bölgesi'nde meydana gelmiş ve çok geniş bir coğrafyayı etkilemiş olması, ülkede büyük sıkıntılara neden olmuştur
Tarih 17 Ağustos 1999, yerel saatle 03:02, EEZ ile 00:02
Büyüklük 7,5 Mw[1], 7,6 Mw[2]
Derinlik 17 km
Merkez üs Kocaeli, Gölcük
Süre 45 saniye
Etkilenen ülkeler/bölgeler Türkiye Türkiye
Sonuçları 18.373 ölü ve 48.901 yaralı
Büyüklüğü ve konumu
Deprem, 17 Ağustos 1999'da, saat 3:02 de, 40,70 kuzey enlemi ile 29,91 doğu boylamının tarif ettiği bölgede, İzmit'in 11 km güneydoğusunda meydana gelmiştir.[5] depremin büyüklüğü:
Depremin büyüklüğü çeşitli kuruluşlar tarafından değişik değerlerde bildirilmiş ise de moment şiddeti büyüklüğü Mw = 7,5 ve yüzey dalgası büyüklüğü Ms = 7,7 değerleri civarında değişmektedir.
Cisim Dalgası Şiddeti = 6,3 (USS)
Yüzey Dalgası Şiddeti = 7,8 (USGS)
Moment Şiddeti = 7,5 (Kandilli,USGS,Afet İşleri Genel Md. Deprem Araştırma Dairesi AIGM-DAD )
Kayıt Süresi Şiddeti = 6,7 (Kandilli)[6]
Depremin odak derinliğinin 10–15 km olduğu ve sağ atımlı 120 km civarında bir fay hareketi ortaya çıktığı yapılan incelemelerle belirlenmiştir. Ana deprem dalgasının ardından büyüklüğü 4,0-5,0 değerlerinde olan çok sayıda artçı depremler meydana gelmiştir.[5]
Deprem merkez üssüne en yakın ivme kaydı, Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi [7] tarafından tüm Türkiye çapında kurulmuş ve işletilmekte olan Kuvvetli Yer Hareketi Kayıt Şebekesi'nin bir istasyonu olan İzmit Metoroloji İstasyonu'ndan alınmıştır. Buna göre, maksimum ivme, kuzey-güney doğrultusunda 163 mG, doğu-batı doğrultusunda 220 mG ve düşey doğrultuda 123 mG dir. Her üç birleşen de birbirleri ile kıyaslanabilir büyüklüktedir.
Tarihçe
Yakın tarihte bu bölgede Adapazarı merkez üssü olmak üzere 1943, 1957, 1967 yıllarında şiddetli depremler olmuştur. Geçmişteki tarihlere baktığımızda ortalama 30 senede bir bu bölgede büyük depremler olmaktadır. 1999 depreminden sonrada belirli periyotlarda ve çeşitli büyüklüklerde depremlerin beklenmesi bu fay hattının karakteristik özelliğinden kaynaklanmaktadır.
Depremin bu kadar çok can kaybına yol açmasının sebebi olarak kaçak yapılar, standartlara uygun olmayan binalar, uygun olmayan gevşek zemindeki yapılaşmalar ve daha ucuza mal etmek için malzemeden çalan müteahhitler gösterilmektedir. Depremden sonra, zorunlu deprem sigortası gibi bir takım düzenlemeler getirilmiştir.
Yargı ve cezalar
Yapım hatalarından çöken binaların müteahhitlerine yaklaşık 2100 dava açılmıştır. Bu davalardan 1800'ü hukuki boşluklardan dolayı cezasız sonuçlanmıştır. Geriye kalan 300 davanın 110 kadarında ceza verilmiş, bir çoğu ertelenmiştir. Bunun dışında kalan davalar ise 16 Şubat 2007 tarihinde 7.5 yıllık zaman aşımı süreleri dolduğu için zaman aşımına uğramış ve düşmüştür.
Örnek davalar ve sonuçları
Düzce Ersoy Apartmanı: 36 kişi öldü, dava zaman aşımına uğradı.
Düzce Ömür Hastanesi: 11 kişi öldü, dava zaman aşımına uğradı.
Yalova Ceylankent Sitesi: 98 kişi öldü, 2 sanığa verilen hapis cezaları ertelendi.
Kocaeli Ubay Apartmanı: 58 kişi öldü, müteahhit hakkında verilen ceza ertelendi.
Yüksel Sitesi: 316 kişi öldü, 5 sanığa verilen çeşitli cezalar ertelendi.
Can Göçer ve Zafer Çoşkun: Veli Göçer'in oğluyla ortağı yakalanamadığı için haklarındaki dava zaman aşımına girdi.
Sakarya: 695 davadan 5 kişiye ceza çıktı.
Kocaeli: 600 dava açıldı, 12 kişi 10'ar ay hapis cezası aldı. 6'sının cezası infaz edildi, 6'sı için süre istendi.
Yalova: 173 dava açıldı, hemen hemen tamamı sonuçlandı. Ceza aldığı bilinen tek isim Veli Göçer 18 yıl 9 ay hapse mahkûm edildi.
Düzce: Yaklaşık 220 dava açıldığı sanılıyor. Yargılamaların sonucunda hiç kimse cezaevine girmedi.
Resmi rakamlara göre Gölcük depremi
İllere göre ölü sayısı:
Bolu: 270
Bursa: 268
Eskişehir: 86
İstanbul: 981
Kocaeli: 9.477
Sakarya: 3.891
Yalova: 2.504
Zonguldak: 3
olmak üzere toplam 17.480 kişi ölmüştür.[8]
2010 yılında yayınlanan Meclis Araştırması Raporu'nda ise can kaybı sayısı 18.373 olarak güncellenmiştir.[3]
Aynı Araştırmaya göre:
Yaralı sayısı: 48 bin 901
Sakat kalan: 505
Yıkılan ve ağır hasarlı bina: 96 bin 796 konut ve 15 bin 939 işyeri
Orta hasarlı konut: 107 bin 315
Orta hasarlı işyeri: 16 bin 316
Az hasarlı konut: 113 bin 382
Az hasarlı işyeri: 14 bin 657
Prefabrik talep sayısı: 43 bin 264
Dağıtılan prefabrik sayısı: 40 bin 786
Prefabrikte yaşayan nüfus: 147 bin 120
Kocaeli’de 55 bin 399,
Sakarya’da 38 bin 131,
Bolu’da 14 bin 296,
Düzce’de 22 bin 822,
Yalova’da 15 bin 946
Deprem sonrası müdahale ve acil yardım
Dış yardımlar
17 Ağustos depremi tüm dünyada büyük yankı uyandırmış, birçok ülkeden ve uluslararası kuruluşlardan gerek acil yardım ekibi, gerekse araç, gereç ile tıbbi ve insani yardım malzemeleri gönderilmiştir.[9] Depremin ardından dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bill Clinton, eşi ve kızı ile birlikte İzmit'e gelerek Doğukışla'da bulunan çadırkenti ziyaret etti.[10]
Yardım ekipleri ulaşan ülke ve ekipler
Toplamda 52 ülke yardım etmiştir: Japonya, Belçika, İsrail, Azerbaycan, Bangladeş, KKTC, Kıbrıs Rum Kesimi, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Fas, Cezayir, Almanya, İtalya, Pakistan, Ürdün, Fransa, Rusya, İngiltere, Mısır, Yunanistan, Gürcistan, İsveç, Macaristan, Malezya, Finlandiya, Amerika Birleşik Devletleri yardım eden ülkelerin yalnızca yarısıdır.
Şarkılar
Erkan Ocaklı - Deprem
İsmail Türüt - Can Pazarı
Grup Yorum - Sesimi Duyan Var mı?
Kayahan - 17 Ağustos Deprem'i
Ali Atay - Kocaelisin Sen Bizim Canımız!
---------------------
İllere göre ölü sayısı:
Bolu: 270
Bursa: 268 .
Eskişehir: 86
İstanbul: 981
Kocaeli: 9.477
Sakarya: 3.891
Yalova: 2.504
Zonguldak: 3
olmak üzere toplam 17.480 kişi ölmüştür
-------------------------------
Kaynaklar
Gölcük ve Düzce Depremleri-1999. Doç.Dr.Recep Efe FA.Ü. yayınları, no.7. İstanbul,ISBN 975-303-007X
^ Ulusal Deprem İzleme Merkezi
^ USGS Earthquake Hazards Program: Earthquake Report: TURKEY
^ a b Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu Temmuz 2010
^ 17 Ağustos 1999 depreminin 1. yılı...
^ a b c Kocaeli Depremi İTÜ Ön Değerlendirme Raporu...
^ Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathanesi
^ Deprem Dairesi Başkanlığı
^ 2000 yılı Ağustos ayında Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi tarafından yayınlanan "Depremler 1999" kitapçığı
^ Aksiyon Dergisi, sayı 247, Mustafa Sungur, 28.08.1999
^ "Turkey: Izmit: Earthqukae - Clinton Visits Camp (2)". Youtube aracılığıyla Associated Press. 21 Temmuz 2015. Erişim tarihi: 30 Ağustos 2015 (İngilizce) (Türkçe).
Dış bağlantılar
Deprem Dairesi Başkanlığı
16 Şubat 2007 tarihli Milliyet gazetesi
30 Kasım 2003 tarihli Zaman gazetesi
Gölcük and Düzce Earthquakes-1999 (W.Turkey)
|
|
|
22 Ağustos gecesi insanlar neden uyuyamadı? Sebebi var mı? |
|
Yazar: RasitTunca - 12-30-2018, 03:16 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
22 Ağustos gecesi insanlar neden uyuyamadı? Sebebi var mı? Türkiye Üzerindeki Radyasyon Bulutlari
22 Ağustos Gecesi Yaşanan Uykusuzluk
Dün geceyi ülke olarak uykusuz geçirdik. Türkiye’nin her ilinden binlerce insan uykusuzluk problemiyle boğuşup nedenini havadaki neme, pazartesi sendromuna, pazar uyumalarına bağladı. Ama nedeni tahmin ettiğimizden daha korkutucuydu.Bizler millet olarak Türk örf ve adetlerine bağlı bir yaşam tarzı sürdürmekteyiz. Bu yüzden haftalık rutinlerimizin içinde uyku önemli bir yeri kaplamaktadır. Dün gece milletçe uyuyamadık. Gece bir çoğumuz yataklarına geç gitti.
Gece 00.00 civarlarında memleketin her köşesinde patlak veren bir takım olaylar oldu. Bursa,İstanbul,Mardin,Bitlis… Hemen hemen her köşesinde. Akşam 20:00 ve sonrasında dışarıda olan insanlar durumu farketmiştir. Hava bir basınç ve metalik bir koku vardı. O saatlerde dışarda olanları etkisi altına almaya başladı. Meteorolojinin kaç gündür yaptığı son dakikalar bir türlü gerçekleşmedi. Sağanak yağış ve fırtına uyarısına rağmen yurdun hiçbir yerinde bir damla yağmur yağmadı. Son dakikalarla beraber havada bulutlar gezmeye başladı. Şekilleri bize korkutucu gelen devasa bulutlar. Akşam saatlerin verilmeye başlanan dozla insanların öfke kontrolleri ellerinden alındı. Bu sebeple bıçaklanmalar,yaralanmalar,kavgalar,öfke nöbetleri,kazalar meydana geldi.
Aslında bir çoğumuzun yataklarına geç gitmelerinin sebebi bu mink çaplı kaos idi. Evde olanlar en yakınlarıyla tartıştılar,tahammülsüzlükler oldu.Sokaktakiler komşularıyla,dışarda oturanlar belki bir akşam yemeği yiyip evine dönecek olanlar yan masasındaki insanı bıçakladı.
Dün gece hepimiz bir bulutun içine girdik. Kaç gündür son dakika diye servis edilen fırtına bulutlarından birinin içine.Sempatik ve otonom sinir sistemimizde bozulmalar ve hasarlar meydana geldi. Kimyasal ve biyolojik silahların en tehlikelisi 3 gündür ülkemizde deneniyor ve bunun kimse farkında değil. Hemen hemen herkes farketmiştir. Sabah uyandığınızda evinizin balkonu sanki farklı bir boyuta açılmış gibi gelmiştir. Geceleri korkup battaniye altına girenlerimiz bile korkusuzca gece evlerinin içinde gezmiştir. Dolaşım ve boşaltım sistemimiz de bu durumdan nasibini almış bir şekilde yataklarından kalkan binlerce insan var.
Ülkenin çeşitli yerlerinde zaman zaman elektrik kesintileri yaşandı. Bu insanların nabzını ölçmek adına yapılmış bir şeydi.Uzun süreli kesintiler olmadı ortalama 1 saat sürdü. Eğer gece boyunca elektrik kesintisi yaşansaydı bu deney daha çok bir kaosa dönüşecekti. Silahın dozundan daha fazla etkilenen insanlar uyuduklarında bir kabus eşliğinde yaşayacakları olaylar gösterildi ve bunlara hazırlıkı olmaları sağlandı. Uyuyamayan çoğunluk ise deneyden en az hasarla çıktı. Şimdi nabzımız ölçülüyor. Kaç kişinin uyuyup kaç kişinin hazırlandığı gözleniyor.
Bir gerçek var ki dün gece hepimiz ağır radyasyon altında kaldık. Bir takım zihin ele geçirme projelerine alet olduk. Ülkenin her yerinde kaos ortamı hakimdi. Bizler bunun üstesinden nem çok idi o yüzden uyuyamadık diye gelmeye çalıştık.
Her zaman olduğu gibi sevgili ülkem ve bu ülkenin insanları. Gece nemden değildi bu olanlar. Üzerinize düşen o radyasyon yüklü buluttandı. O radyasyon yüklü bir bulut kime çarpsa parçalar…
|
|
|
Solar Enerji - Güneş enerjisi - Fotovoltaik - Güneş panelleri nasıl yapılır? |
|
Yazar: RasitTunca - 12-30-2018, 03:10 PM - Forum: Tamirat Yardim
- Yorum Yok
|
 |
Solar Enerji - Güneş enerjisi - Fotovoltaik sistem
Güneş panelleri nasıl yapılır? - Güneş Paneli Nasıl Çalışır?
Güneş enerjisi, kaynağı Güneş olan ısı ve parlak ışıktır. Güneş'in çekirdeğinde yer alan füzyon süreci ile açığa çıkan ışınım enerjisidir. Güneşteki hidrojen gazının helyuma dönüşmesi füzyon sürecinden kaynaklanır. Dünya atmosferinin dışında Güneş ışınımının şiddeti, aşağı yukarı sabit ve 1370 Watt/metrekare (W/m2) değerindedir; ancak yeryüzünde 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişim gösterir. Bu enerjinin Dünya'ya gelen küçük bir bölümü dahi,insanlığın mevcut enerji tüketiminden kat kat fazladır. Güneş enerjisinden yararlanma konusundaki çalışmalar özellikle 1970'lerden sonra hız kazanmış, Güneş enerjisi sistemleri teknolojik olarak ilerleme ve maliyet bakımından düşme göstermiş, Güneş enerjisi çevresel olarak temiz bir birincil enerji kaynağı olarak kendini kabul ettirmiştir.
Güneş'ten elde edilebilecek enerji
Dünyanın yörüngesi üzerinde, uzayda, birim alana ulaşan Güneş ışınları, Güneş'e dik bir yüzey üzerinde ölçüldükleri zaman 1,366 W/m2’dir. Bu değer Güneş enerjisi sabiti olarak da anılır.[1] Gezegen atmosfer bu enerjinin %6’sını yansıtır, %16’sını da sönümler ve böylece deniz seviyesinde ulaşılabilen en yüksek Güneş enerjisi 1,020 W/m2’dir.[2] [3] Bulutlar gelen ışımayı, yansıtma suretiyle yaklaşık %20, sönümleme suretiyle de yaklaşık %16 azaltırlar. Sağdaki resim 1991 ve 1993 yılları arasında uydu verilerine dayanarak, elde edilebilen ortalama Güneş enerjisinin W/m2 cinsinden gösterimidir. Örneğin Kuzey Amerika’ya ulaşan Güneş enerjisi 125 ile 375 W/m2 arasında değişirken, günlük elde edilebilen enerji miktarı, 3 ila 9 kWh/m2 arasında değişmektedir.[4]
Bu değer, elde edilebilecek mümkün en yüksek değer olup, Güneş enerjisi teknolojisinin sağlayacağı en yüksek değer anlamına gelmez. Örneğin, fotovoltaik (Güneş pili) panelleri, bugün için yaklaşık %15’lik bir verime sahiptirler. Bu nedenle, aynı bölgede bir Güneş paneli, 19 ile 56 W/m2 ya da günlük 0.45-1.35 kWh/m2 enerji sağlayacaktır.[5] [6] Bugünkü %8 verime dayalı teknoloji ile dahi, işaretli bölgelere yerleştirilecek Güneş panelleri, bugün fosil yakıtlar, hidroelektrik vb kaynaklara dayalı tüm santrallerin ürettiği elektrik enerjisinden biraz daha fazlasını üretebilecektir.
Hava kirliliğinin neden olduğu Küresel loşluk ise daha az miktarda Güneş ışının yeryüzüne ulaşmasına neden olduğu için, Güneş enerjisinin geleceği ile ilgili az da olsa endişe yaratmaktadır. 1961-90 yılları arasını kapsayan bir araştırmada, aynı dönem içerisinde deniz seviyesine ulaşan ortalama Güneş ışını miktarında %4 azalma olduğu gözlenmiştir.[7]
Global Güneş enerjisi kaynakları. Haritadaki renkler, 1991-1993 yılları arasında, gerçekleşen ortalama yerel Güneş enerji değerleri hakkında W/m2 cinsinden bilgi vermektedir.
Güneş Dünya'nın yörünge eksenine 1,366 watt/metre² enerji iletir, fakat yer yüzüne ulaşan enerji miktarı biraz daha azdır.
Türkiye Güneş Işınımı Haritası
Güneş enerjisi teknolojileri
Güneş ışınlarından yararlanmak için pek çok teknoloji geliştirilmiştir. Bu teknolojilerin bir kısmı Güneş enerjisini ışık ya da ısı enerjisi şeklinde direk olarak kullanırken, diğer teknolojiler Güneş enerjisinden elektrik elde etmek şeklinde kullanılmaktadır.Güneş enerjili sıcak su sistemleri, suyu ısıtmak için Güneş ışınlarından yararlanır. Bu sistemler evsel sıcak su ya da bir alanı ısıtmak için kullanılabildiği gibi çoğunlukla bir havuzu ısıtmak için kullanılır. Bu sistemler çoğunlukla bir termal Güneş Paneli ile bir de depodan oluşur. Güneş enerjili su ısıtıcıları üç grupta toplanır.
Aktif sistemler, suyun ya da ısı transfer sıvısının çevirimi için pompa kullanırlar.
Pasif sistemler suyun ya da ısı transfer sıvısının devrini doğal çevirim ile sağlarlar.
Kütle sistemleri su tankının doğrudan Güneş ışığı ile ısınmasını amaçlarlar.
Yaygın güneş enerjisi uygulamaları şunlardır
Düzlemsel güneş kollektörleri: Türkiye'de de çok yaygın olarak kullanılan, evlerde sıcak su elde etmede kullanılan sistemlerdir.
Yek-odaklı güneş enerjisi santralleri: Bunlarda, doğrusal, çanak şeklinde ya da merkezi bir odağa yönlendirilmiş dev aynalar kullanılarak, odak noktasında çok yüksek sıcaklıkta ısı elde edilir. Genellikle elektrik üretiminde kullanılır. Ancak henüz bir yaygınlık kazanamamışlardır.
Vakum tüplü güneş enerjisi sistemleri: Vakum tüplü güneş enerjisi kolektörleri: iç içe geçmiş 2 adet silindirik cam tüpün ısı yolu ile birbirine bağlanması ve bu işlem sırasında arasındaki havanın alınması ile üretilir. Dış silindirik tüpün yüzeyine düşen Güneş ışınları aradaki havasız ortamdan geçerek iç kısımdaki silindirik tüpün yüzeyinde absorbe edilmesi ile çalışır. Arada madde olmadığından dolayı sadece ışıma ile ısınan sistem suyu dış hava sıcaklığından bağımsızdır.
Güneş ocakları: Çanak şeklinde ya da kutu şeklinde Güneş ısısını toplayan yapılardır. Gelişmekte olan ülkelerde daha yaygın kullanılır.
Trombe duvarı: Sandviç şeklinde cam ve hava kanalları ile paketlenmiş bir pasif Güneş enerjisi sistemidir. Güneş ışınları gün boyunca, duvarın altında ve üstünde yer alan hava geçiş boşluklarını tahrik ederek, doğal çevirim ile termal kütleyi ısıtırlar. Gece ise trombe duvarı biriktirdiği enerjiyi ışıma yolu ile yayar.[8]
Geçişli hava paneli: Aktif Güneş enerjili ısıtma ve havalandırma sistemidir. Termal Güneş paneli gibi davranan, Güneş'e bakan delikli (perfore) bir duvardan oluşur. Panel, binanın havalandırma sistemine ön ısıtma uygular. Ucuz bir yöntemdir. %70’e kadar verime ulaşılabilir.[9]
Solar İki, Güneş enerji kulesi
Araştırmaya konu olmuş, ancak yaygınlaşamamış bazı ısıl Güneş enerjisi teknolojieri
Güneş havuzları: Havuza atılan tuzların yardımı ile dip tarafta sıcaklık elde edilir. Bunlar daha çok deneysel sistemler olarak kalmışlar, bir yaygınlık gösterememişlerdir.
Güneş bacaları: Bir binanın zemininde toplanan ısı, yüksek ve dar bir bacaya yönlendiğinde, bacada kurulu türbini çalıştırır. Bu da, deneysel aşamada kalmış Güneş enerjisi türlerinden biridir.
Su arıtma sistemleri: Bunlar da bir çeşit havuz sistemidir. Havuzun üstüne eğimli cam kapak yerleştirilir, buharlaşan su tuzdan arınarak bu kapakta yoğunlaşır.
Ürün kurutma sistemleri.
Temiz ve içilebilir su elde etmek: Güneşin sıcaklığı ile bazı basit materyaller bir araya getirilerek temiz su elde etmek mümkündür. Güneşin sıcaklığı ile mevcut nemin buharlaştırılması ile su elde etme yöntemidir.
Güneş pilleri
Güneş pilleri ya da fotovoltaik piller diye anılan cihazlar, yarı iletkenlerin fotovoltaik etki özelliğini kullanarak, Güneş ışığından elektrik enerjisi üretirler. Güneş pilleri, kurulan sisteme bağlı olarak birkaç kW'dan birkaç MW'a kadar elektrik üretebilir. Yüksek üretim maliyetleri nedeniyle, yakın zamana kadar oldukça az kullanılmıştır. 1956'lardan bu yana uzayda uydularda, 1970'li yıllarda, elektrik hattından uzak yerlerde, yol kenarlarındaki acil telefon cihazları ya da uzaktan algılama gibi uygulamaların enerji gereksiniminin karşılanmasında kullanılmıştır. Son yıllarda, evlerde elektrik şebekesi ile birlikte çalışan sistemler de yaygınlaşmıştır.
2005 sonu itibarı ile toplam 5,300 MW olduğu zannedilen kurulu Güneş pili kapasitesinin, gelişmiş ülkelerin, Güneş pillerinin evsel amaçlı kullanımına verdiği teşvikler nedeniyle, 2006 yılında da ciddi artış göstermesi beklenmektedir. Gerek kullanımdaki artış, gerekse teknolojik gelişmeler nedeniyle Güneş pillerinin üretim maliyetinde her yıl azalış görülmektedir. Bir Güneş pili panelinin watt başına maliyeti 1990 yılında yaklaşık 7,5 USD iken, 2005 yıllında bu rakam yaklaşık 4 USD seviyesine inmiştir. Gelişmiş ülkelerin sunmuş olduğu teşvikler, Güneş pillerinin yatırım maliyetinin 5 ile 10 yıl arasında geri dönebilmesini sağlamaktadır. Evsel amaçlı kullanılan Güneş pilleri bir inverter aracılığı ile elektrik şebekesine bağlanmakta, böylece üretilen elektriğin akülerde depolanmasından tasarruf edilmektedir. 2003 yılı içerisinde tüm Dünya'da gerçekleşen Güneş pili üretiminde %32'lik bir artış gözlenmiştir.[10] Güneş pili kullanımındaki artış o kadar büyüktür ki, yarı iletken üretiminin talebi karşılayamaması, Güneş pili üretiminin artışında kısıtlamaya neden olmuştur.[11] Bu sorunun 2006 ve 2007'de de devam edebileceği sanılmaktadır.[12]
Türkiye ve Güneş enerjisi
Ana madde: Türkiye'de güneş enerjisi
Türkiye Dünya üzerinde 36o-42o kuzey enlemleri ve 26o-45o doğu boylamları arasında bulunmaktadır. Türkiye'nin yıllık ortalama Güneş Işınımı 1303 kWh/m2yıl, ortalama yıllık güneşlenme süresi ise 2623 saattir. Bu rakam günlük 3,6 kWh/m2 güce, günde yaklaşık 7,2 saat, toplamada ise 110 günlük bir güneşlenme süresine denk gelmektedir. 9,8 milyon TEP (ton eşdeğer petrol) ısıl uygulamalara olmak üzere yıllık 26,2 milyon TEP enerji potansiyeli mevcuttur. Yılın 10 ayı boyunca teknik ve ekonomik olarak ülke yüzölçümünün %63'ünde ve tüm yıl boyunca %17'sinden yararlanılabilir.
Termal Güneş enerjisi kullanım miktarı 2007 verilerine göre Türkiye'de ki kurulu güç 7.105 MWth ve 10.150.000 m²'dir.Bu sıralama içinde Türkiye 10 milyon m² kurulu Güneş kollektörleri ile son derece iyi bir yerde bulunmaktadır.
Fotovoltaik Güneş enerjisi kullanım miktarı 2009 verilerine göre 4MW değerine ulaşmış bulunmaktadır.
Mimaride Güneş enerjisi
Güneş enerjisinden yararlanan tasarımlar, çok az daha ilave enerji kullanmak suretiyle, konfor sıcaklığı ve ışık seviyesinin elde edilmesini hedefler. Bunlar pasif Güneş enerjisinde olduğu gibi soğuk ortamlarda daha fazla Güneş ışığı ile sıcak su elde edilmesi şeklinde ya da aktif Güneş enerjisinde olduğu gibi, pompa ve fanlar kullanarak, sıcak ve soğuk havanın (ya da sıvının) yönlendirilmesi şeklinde de olabilir.
Seralar da bir çeşit Güneş mimarisi örneğidir.
Termal Güneş enerjisinden elektrik üretimi
Isıl Güneş enerjisi sistemleri, yaygın olarak, bir ısı eşanjörünü yüksek sıcaklıklara kadar ısıtarak, elde edilen ısının elektrik enerjisine dönüştürülmesi şeklinde kullanılırlar.
Enerji kuleleri
Enerji kuleleri bir ağ şeklinde yerleştirilmiş, çok sayıda düz ve hareketli olurlar.
Yoğunlaştırıcılı kollektörler ve buhar motorları
Bir yoğunlaştırıcılı kollektörde ısıya dönüştürülen Güneş enerjisi, nükleer ya da kömürlü elektrik santrallerinde olduğu gibi, suyun kaynatılarak buhara dönüştürülmesi ve elde edilen buharla da bir buhar motoru ya da bir buhar türbininin tahrik edilmesi suretiyle elektrik enerjisi elde edilir.
Stirling motoru buharla çalışan motorlara benzer. Bu tür motorlarda buhar yerine gaz kullanılır. Bir stirling motoru herhangi bir tür ısı kaynağı ile tahrik edilir. Stirling motoru, içinde belirli bir gaz bulunan ve kapalı devre çalışan bir ısı motorudur. Stirling motorunun çalışma sistemi sıcak ve soğukluk farkına dayanır. Kapalı devre bir sisteme sahip motorun içine dışarıdan bir yakıt verilmez. Stirling motorunun çalışması için gerekli enerji dışardan ısı şeklinde verilir.
Güneş enerjisinin elektriğe dönüştürülmesinde stirling motorunun kullanımı, %30'luk bir verim ile en yüksek verime sahip bir sistem olarak kabul edilir.
Güneş paneli
Güneş paneli, üzerinde güneş enerjisini soğurmaya yarayan birçok güneş hücresi bulunduran bir enerji kaynağıdır.
6-30 (1000 Watt) panellik bir sistem, ihtiyaç olan yerlerde bir evin, 3000 watt'lık bir sistem ortalama bir binanın tüm elektrik ihtiyacını karşılayabilir. Endüstri uygulamaları veya elektrik santralleri için binlerce güneş panelinin kullanıldığı büyük sistemler kurulmaktadır. Bir güneş hücresinin performansı verimi ile ölçülür. Aldığı enerjinin yüzde kaçını kullanılabilir elektriğe dönüştürdüğü verimi belirler.
Sadece belli dalga boylarındaki ışık elektriğe dönüştürülebilir, geri kalan büyük miktar hücreyi oluşturan madde tarafından ya emilmekte ya da yansıtılmaktadır. Paneller, mevsimlere bağlı olarak farklı açılarla güneşe doğru yönlendirilerek her mevsimde azami verim alınması mümkün olmaktadır.
Güneş enerji santral türleri
Güneş Enerji Santralleri temelde fotovoltaik sistem ve termal sistem olmak üzere iki türdedir.
Fotovoltaik sistemde, güneşten gelen radrasyon, paneller vasıtası ile enerjiye çevrilir ve elde edilen enerji inverter cihazı ile kullanıma uygun hale getirilir.
Termal sistemlerde özel aynalar vasıtası ile güneş ışınları belli bir noktaya iletilmekte, bu noktada bulunan yağ ya da su ısıtılmakta, ısıtılan sıvı ile termik sistemlerde olduğu gibi buhar basıncı vasıtası ile mekanik enerji kinetik enerjiye çevrilmektedir.
Türkiye'de Güneş Enerjisi
Türkiye'de bulunan Güneş Enerji Santrallerinin toplam kurulu gücü 248,80 MW'dır.
Türkiye'de 271 adet güneş santrali bulunmaktadır (2014), toplam kurulu güç 241 MWe'dir ve yıllık elektrik üretimi 354 GWh'dir
Güneş Paneli Nasıl Çalışır?
Güneş ışığı foton adı verilen küçük enerji paketlerinden oluşur. Her dakika güneşten gelen fotonlar dünyanın bir yıllık enerji tüketimine yetecek kadar enerjiyi dünyamıza ulaştırırlar.
Güneşten gelen bu enerjiyi kullanarak elektrik üretme amaci ile güneş panelleri, başka bir deyişle fotovoltaik paneller kullanılır.Güneş panelleri yani Fotovoltaik paneller , birçok solar hücreden oluşur.
Bu hücreler silikon adı verilen ve dünyamızda çokça bulunan elementlerden yapılır.Herbir hücre, aynen pillerde de olduğu gibi, elektrik akimi yaratmak için bir pozitif ve bir negatif katmandan oluşur.
Güneşten gelen fotonlar güneş panelinin üzerinde bulunan bahsettiğimiz bu hücreler tarafından emildiklerinde, açığa çıkan enerji elektronların özgürce hareket etmelerine yol açar.Elektronlar panelin alt kışıma doğru yol alır ve bağlantı kablosundan dışarı çıkarlar. Elektronların bu akımına elektrik denir.
ElektrikPort editörlerinden Hakan Çolakoğlu tarafından alt yazı çevirisi ve düzenlemesi gerçekleştirilen ElektrikPort Laboratuvar Eğitimleri serisinin devam eğitimi olan Güneş Paneli Nasıl Çalışır eğitimini izleyebilirsiniz.
Güneş panelleri nasıl yapılır nasıl çalışır ?
GÜNEŞ PANELLERİ NASIL ÇALIŞIR
Güneş paneli, üzerinde güneş enerjisini soğurmaya yarayan birçok güneş hücresi bulunduran bir enerji kaynağıdır. 8-24 panellik bir sistem, ihtiyaç olan yerlerde rüzgar enerjisinin de desteği ile normal bir evin tüm elektrik ihtiyacını karşılayabilir. Endüstri uygulamaları veya elektrik santralleri için binlerce güneş panelinin kullanıldığı büyük sistemler kurulmaktadır. Bir güneş hücresinin performansı verimi ile ölçülür. Aldığı enerjinin yüzde kaçını kullanılabilir elektriğe dönüştürdüğü verimi belirler.
Sadece belli dalga boylarındaki ışık elektriğe dönüştürülebilir, geri kalan büyük miktar hücreyi oluşturan madde tarafından ya emilmekte ya da yansıtılmaktadır. Paneller, mevsimlere bağlı olarak farklı açılarla güneşe doğru yönlendirilerek her mevsimde azami verim alınması mümkün olmaktadır. Türkiye için genelde geçerli olan 60º kış eğimi sayesinde ve panel camlarının özelliği nedeni ile buzlanma veya kar birikmesi engellenmektedir. Güneş panellerinin çıkışına takılan özel güneş regülatörleri ile 12 ay boyunca en optimal koşullarda akü şarjı yapılmaktadır. Akülerde depolanan enerji yüksek verimli tam sinüs DC-AC (doğru akım – alternatif akım) çeviriciler ile 220 V AC akıma çevirilebilmektedir.
GÜNEŞ PANELLERİ NASIL YAPILIR
Güneş ışığı ve yarı iletken silikonun etkileşimi ile artı ve eksi yükler dolayısıyla bir voltaj farkı ortaya çıkar. Metal bağlantılarla iletilen, doğru akım özelliğine sahip, çok sayıda güneş hücresinin tek ünite altında bir araya getirilmesi ile -17 verimle 130Wa kadar enerji sağlayabilen güneş panelleri üretilir. Bu paneller, ilk kez uzay araçlarına elektrik sağlanması amacıyla kullanılmış, zaman içinde kapasiteleri arttıkça kullanım alanları yaygınlaşmıştır. Güneş panelleri, güneş ışığını direk olarak elektriğe çevirir. PV (Fotovoltaik) hücreleri, daha önce saat ve hesap makinelerinde kullanılmıştı. Güneş ışığı, bu maddeler tarafından emildiğinde, elektronlar bulunduğu atomlardan ayrılarak madde içinde serbest kalır ve böylece elektrik akımı oluşur. Işığın (foton), elektriğe (voltaj) dönüşümüne fotovoltaik efekt adı verilmiştir. Yeni paneller, gölgeli havalarda bile önemli miktarda elektrik enerjisi üretebilmektedir. Güneş enerjisi mekan ısıtma, su ısıtma, arıtma amaçlı kullanılabilir. Ülkemizde kollektör üretimini daha iyiye kanalize etmek ve standard bilincinin oluşmasına yardımcı olmak amacına yönelik olarak EİE Yenilenebilir Enerji Kaynakları Araştırma Parkına bilgisayar destekli bir güneş kollektörü test standı tesis edilmiştir. Türk Standartları Enstitüsü ile yapılan protokol çerçevesinde TS – 3680 standardının ısıl performans deneyleri bu standda gerçekleştirilmektedir. Ayrıca üreticilerin geliştirdikleri ürünler de bu standda ücretsiz olarak test edilmektedir. Gün boyunca güneş enerjisinden üretilen elektrik ile akü şarj edilerek, geceleri lamba çalıştırılmaktadır. Güneş pili aydınlatma birimi, 48 Wlık 2 adet güneş pili modülü, 65 Ah-12 V kuru akü ve 20 Wlık PLC lamba, 100 VA gücünde, 12VDC / 220VAC sinüs dalga invertör ve şarj regülatörü birimlerinden oluşmaktadır. Bu birimlerden 2 tanesi Ankara AOÇ Atatürk Evi önünde, 2 tanesi ise Aydın Yenihisar Güneş ve Rüzgar Enerjisi Araştırma Merkezinde bulunmaktadır.
Güneş panelleri nasıl yapılır nasıl çalışır ?
Bu videoyu izleyiniz
veya alamanca
|
|
|
Enerji bir türden diğerine nasıl dönüşür - Enerji Çeşitleri ve Dönüşümleri |
|
Yazar: RasitTunca - 12-30-2018, 03:05 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Enerji bir türden diğerine nasıl dönüşür -
Enerji
Fizikte, enerji doğrudan doğruya gözlemlenemeyen fakat kendi konumundan hesaplanabilen fiziksel sistemin geniş ve korunmuş bir özelliğidir. Enerji, fizikte temel önemdedir. Pek çok biçime girebilmesinden dolayı enerjinin kapsamlı bir tanımını yapmak imkansızdır ama en yaygın tanım şudur: Enerji, bir sistemin iş yapma kapasitesidir. Fizikte iş, kuvvetin yer değişim yönündeki bileşeninin etkisinin yerdeğiştirmeyle çarpımı olarak tanımlanır ve enerji, iş ile aynı birimle ölçülür.
Enerjinin 3 temel formülü vardır:
E=Fd
1 Joule enerjisi olan bir madde, 1 metreyi 1 Newton ile gidebilir.
E=mc2
1 kg kütlesi olan bir maddenin ışık hızının karesinin sayısal değeri kadar (Joule) enerjisi vardır.
E=Pt
1 Joule enerjisi olan bir madde, 1 saniye boyunca, 1 Watt'lık güç uygulayabilir.
Fizikte, enerjinin önemi için bir sebep; enerjinin korunma özelliğidir. Enerjinin korunumu yasası şöyle söyler: Enerji ne yaratılabilir ne de yok edilebilir, sadece farklı biçimlere dönüştürülebilir. Enerjinin bir hacim alanı içerisindeki bütün biçimlerinin toplamı sadece o hacme giren ya da o hacimden çıkan enerji miktarı ile değiştirilebilir. Enerjinin önemi için diğer sebep; enerjinin alabileceği farklı biçimlerin sayısıdır. Kinetik enerji (hareket enerjisi) ve potansiyel enerji enerjinin iki temel kategorisidir. Kinetik enerji atılan bir beyzbol topu gibi hareketli bir kütle tarafından taşınan hareketin enerjisidir. Potansiyel enerji kütleçekim alanı, elektrik ya da manyetik alan gibi bir kuvvet alanı içerisindeki objelerin konumları tarafından etkilenen enerjidir. Örneğin; yer çekimine karşı kaldırılan bir nesne içerisinde, eğer düşerse kinetik enerjiye dönüştürülen, kütleçekim potansiyel enerjisi depolar. Işık gibi elektromanyetik dalgaların ışıma enerjisi, katı cisimlerin bozulması ya da esnemesi sonucu elastik enerji, örneğin; bir yakıtın yanmasıyla oluşan kimyasal enerji ve ısı enerjisi, maddeyi oluşturan parçacıkların belirli bir rastgele hareketinin mikroskopik kinetik ve potansiyel enerjileri enerjinin özel biçimlerini içerir.
Ancak, bir sistemdeki toplam enerjinin tamamı işe dönüştürülemez. Bir sistemin enerjisinin işe dönüştürülebilen miktarına kullanılabilir enerji denir. En fazla bozulan ve enerjinin en yüksek entropi biçimi olarak ısı enerjisi özel bir duruma sahiptir. Termodinamiğin ikinci yasası, enerjinin değişik biçimlerine dönüştürülebilen ısı enerjisinin miktarını belirler.
Her cisim durgunken kütleye sahiptir. Buna hareketsiz kütle denir. Eylemsizlik kuvveti, Albert Einstein'ın E=mc2 eşitliği kullanılarak hesaplanabilir.
Enerjinin bir biçimi olan durgun enerji enerjinin başka biçimlerine çevrilebilir. Tüm enerji dönüşümlerindeki gibi, enerjinin toplam miktarı bu durumda da azalmaz ya da artmaz. Bu perspektiften dolayı; evrendeki maddenin miktarı onun toplam enerjisine katkıda bulunur.
Benzer bir biçimde, tüm enerji kütlenin bir eşdeğer miktarını gösterir. Güneşimiz (ya da bir nükleer bomba) nükleer potansiyel enerjiyi enerjinin başka biçimlerine dönüştürür; toplam kütlesi haddi zatından dolayı azalır. Çünkü, Güneş büyükçe bir ışık enerjisi olarak hala içerisinde aynı toplam enerjiyi içerir. (Enerji Güneşin çevresinden uzaklaştığı zaman kütlesi azalır.)
Enerjinin tüm egzotik biçimleri boş alanı da içeren tüm uzaya nüfuz eder. Örneğin; tüm uzay sıfır noktası enerjisi olarak adlandırılan bir enerji yoğunluğunu içerir.
Enerji maddelerin değişmesi için gereklidir. Tüm yaşayan şeyler canlı kalabilmek için kullanılabilir enerjiye ihtiyaç duyar. İnsanlar bu enerjiyi oksijen ile birlikte metabolizmanın ihtiyacını karşılayan yiyeceklerden alır. İnsan uygarlığı enerjinin devamlı uygulanışına çalışma gereksinimi duyar. Örneğin; fosil yakıtlar ekonomide ve politikada hayati bir konudur. Dünya'nın iklimi ve ekosistemi ışık enerjisi ile sürdürülür. Dünya ışık enerjisini büyük oranda Güneşten alır ve iklim ile ekosistem alınan enerji miktarı ile hassas bir biçimde değişir.
Enerjinin biçimleri
Enerji birçok biçimde var olabilir:
Doğa bilimlerinin içerisinde, çeşitli enerji biçimleri tanımlanabilir.
Kimyasal enerji: Yemek, pil vb. maddelerdeki depolanmış enerjidir.
Isı enerjisi: Atomların hareketinin enerjisidir.
Potansiyel enerji: Bir maddenin durumuna göre sahip olduğu enerjidir (yokuştaki tekerlek, esnetilmiş lastik veya havada tutulan top gibi).
Kinetik enerji: Bir maddenin bir yerden başka bir yere gitmek veya dönmek için ihtiyaç duyduğu enerji türüdür.
Mekanik enerji: Potansiyel enerji ile kinetik enerjinin toplamıdır.
Elektrik enerjisi: Elektronların hareketlerinden kaynaklanan enerjidir.
Manyetik enerji: Sadece metallerin sahip olabildiği, atomların dizilimine bağlı çekme veya itme hareketine dönüşebilen enerjidir.
Nükleer enerji: Atomların içlerinde sakladıkları enerjidir.
Işık enerjisi: Maddelerden yansıyıp görüntü oluşturan enerjidir.
Ses enerjisi: Canlıların duyma organı tarafından algılanabilen enerji türüdür.
Yukarıdaki liste, enerjinin muhtemel listesi tamamlamak zorunda değildir. Ne zaman doğa bilimcileri enerji korunumu yasası ile çelişen bir olay keşfederlerse, durumu açıklayacak yeni biçimler eklenebilir.
Isı ve iş, sistemin özelliklerini göstermemeleri fakat transfer edilen enerji süreçlerinde olmalarından dolayı özel durumlardır. Genellikle, bir cisimde ne kadar ısı ya da işin bulunduğunu ölçemeyiz fakat bunun yerine belirli yollarla, verilen durumun olduğu sırada, sadece cisimler arasında transfer edilenin ne kadarının enerji olduğudur.
Enerjinin çeşitleri sınıflandırılabilir. Yukarıda sıralananların bazıları listede olanların diğerlerini içerebilir ya da kapsayabilir. Depolanan enerjinin çeşitleri potansiyel enerji olarak adlandırılan doğanın temel kuvvetlerine bağlıdır. Potansiyel enerji, özel bir kuvvet çeşidinin ( kuvvet alanı, alan) etkisi altında olan cisimlerin ya da parçacıkların düzeni içerisinde kaydedilmesidir. Bunlar yer çekimsel enerji ( kütlelerin bir yer çekimsel alan içerisinde toplanması yoluyla depolanan enerji), nükleer enerjinin farklı çeşitleri ( nükleer ve zayıf kuvvetten yararlanarak depolanan enerjidir.), elektriksel enerji ( elektrik alandan...), ve manyetik enerji ( manyetik alandan...).
Diğer alışılmış enerji çeşitleri kinetik ve potansiyel enerjinin karışımının değişimidir. Bir örnek: genellikle makroskobik düzeyde kinetik ve potansiyel enerjinin toplamı mekanik enerjidir. Maddeler içerisindeki elastik enerji ayrıca atomlar ve moleküller arasındaki elektriksel potansiyel enerjiye bağlıdır. Kimyasal enerji elektriksel potansiyel enerji haznesinden salınan ve depolanan ve molekülleri ya da atomik çekirdekleri etkileşime sokan enerjidir.
Klasik mekanik, bir alan içerisindeki konum işlevi olan potansiyel enerji, hızın bir işlevi olan hareket (kinetik) enerji üzerinden hesaplamalar yapar. Konum ve hız bir gözlemci çerçevesinde seçilmelidir. Gözlemci çerçevesini tanımlamak için gerekli olan şeylerden biri sıfır noktasıdır. Bu sıklıkla, Dünya'nın yüzeyinde isteğe bağlı keyfi bir noktadır.
Hareket ya da potansiyel enerjinin bütün biçimleri sınıflandırılmaya girişilmiştir. Richard Feynman şunun altını çizer:
Potansiyel ve hareket enerjisinin bu tanımı uzunluk ölçüsünün tanımına bağlıdır. Örneğin; biri, ısıl potansiyel ve hareket enerjisini içermeyen, makroskobik potansiyel ve hareket enerjisinden bahsedebilir. Ayrıca, kimyasal potansiyel enerji makroskobik bir kavramla adlandırılır. Daha yakın incelemeler atomik ve yarı atomik ölçekte, onun gerçekten potansiyel ve hareket enerjisinin toplamı olduğunu gösterir. Benzer yorumlar nükleer potansiyel enerji ve diğer enerji biçimlerinin en yaygın olanlarına uygulanır. Eğer çeşitli uzunluk ölçekleri ayrıştırılırsa, uzunluk ölçeğindeki bu bağımlılık, genelde olduğu gibi problemli değildir. Fakat, farklı uzunluk ölçekleri gruplandırıldığı zaman karmaşa yükselebilir. Örneğin, sürtünme makroskobik işi mikroskobik ısıl enerjiye dönüştürdüğü zaman böyle olur.
Enerji, çeşitli verimlerde farklı biçimler arasında dönüştürülebilir. Bu arasında dönüştürülen ögelere enerji dönüştürücü denir.
Kavramın kökeni
Enerji kelimesi, Yunanca energeia( ἐνέργεια) kelimesinden gelir. Muhtemelen ilk olarak, milattan önce 4.yy'da Aristotales'in çalışmalarında görülmüştür. (Antik Yunanca:ἐνέργεια-energeia: “etkinlik, faaliyet”)
Enerji kavramı, Gottfried Leibniz tarafından tanımlanan vis visa(canlı kuvvet) fikrinden çıkmıştır. Leibniz, vis visa'yı cismin kütlesiyle hızının karesinin çarpımı olarak tanımladı. Toplam vis visa'nın korunduğuna inandı. Yavaşlamanın sürtünme (Leibniz ısıl enerjinin, maddenin birbirini takip eden parçalarının karışık hareketinden oluştuğunu düşündü.) yüzünden olmasından dolayı, bu görüş Isaac Newton tarafından kabul edilmesine rağmen, bir yüzyıldan daha fazla bir süre boyunca çoğunluk tarafından kabul görmemiştir.
1807'de, Thomas Young günümüzdeki anlamında enerji kavramını vis visa yerine ilk kullanan kişidir. Gustave-Gaspard Coriolis, 1829'da hareket enerjisini; William Rankine 1853'te potansiyel enerjiyi günümüzdeki anlamında tanımlamıştır.
Enerjinin korunumu yasası'nın ilk olarak 19.yy'ın başlarında varsayıldığı ve her yalıtılmış sistemde uygulandığı kabul edilir. Noether'in kuramına göre; enerji korunumu fiziğin yıllar boyu değişmeyen yasalarının bir sonucudur. 1918'den beri, enerji korunumu yasası, enerjinin çoklu bileşiminin, zaman olarak bilinen ötelemsel eşbakışımının matematiksel olarak uygulanmasının bir sonucudur.
Enerjinin bir madde ya da momentum gibi yalnızca fiziksel bir büyüklük olup olmadığı yıllarca tartışıldı. 1845'te, James Prescott Joule matematiksel iş ve ısı üretimi arasındaki bağıntıyı keşfetti. Bu enerji korunumu kuramına ve termodinamiğin ilk kuralının gelişimine öncülük etmiştir.
Sonuçta William Thomson(Lord Kelvin); Rudolf Clausius, Josiah Willard Gibbs ve Walther Nernst'in katkılarıyla, kimyasal projelerin çabuk gelişiminin açıklamaları, bu keşifleri ısı bilgisi yasaları bünyesinde birleştirdi. Thomson ayrıca, Clausius tarafından ortaya atılan entropiyi ve Jozef Stefan tarafından ortaya atılan ışıma enerjisinin başlangıç yasalarını da içeren matematiksel bir formüle öncülük etti.
Kalifornya teknoloji enstitüsünde, 1961 sırasında, yüksek okul öğrencileri için bir derste, ünlü fizik öğretmeni Richard Feynman ve Nobel Laureate enerjinin kavrami hakkında şöyle söyledi:
Tarih olarak bilinen, bütün doğal olayları düzenleyen, uzun zamandır kesin olarak bildiğimiz bir etki – ya da dilerseniz yasa da diyebilirsiniz- vardır. Bu yasa enerji korunumu yasası olarak bilinir. Bu, enerji olarak adlandırdığımız, doğada benzeri pek çok yerde görülen belirli bir büyüklüktür. Bu en soyut iddiadır çünkü; herhangi bir şey olduğunda değişmeyen, belirli bir büyüklük olduğunu söyleyen matematiksel bir ilkedir. Enerji korunumu yasası bir mekanizmanın ya da herhangi bir somutlamanın tanımı değildir; Sadece, bazı sayılarla hesaplayabileceğimiz ve bitirdiğimizde doğanın oyunlarına katlanacağımız ve tekrar hesaplayacağımız gizemli bir etkidir. O aynıdır. (Feynman'ın fizik dersleri)
Ölçü birimi
Enerji, kütle gibi nicel bir büyüklüktür. Joule Uluslararası birim sisteminde enerjinin ölçü birimidir. O da; bir Newton'luk kuvvetin bir metre mesafe boyunca uygulandıkça artan (ya da işe yarayan) enerjiye eşittir. Ancak, enerji erg, kalori, İngiliz ısı Birimi, kilowatt-saat ve kilokalori gibi başkaca birimlerle de tanımlanabilir. Bu birimler için SI biriminde daima tartışmalı bir faktör vardır. Örneğin; bir kWh 3,6 milyon Joule'a eşittir.
Çeşitli Konular İçerisinde Enerji
Klasik Mekanik
Tarihçe (Zaman Çizelgesi)
Enerjinin bir formu olarak iş kuvvet-yol çarpımıdır.
W = ∫ C F ⋅ d s {\displaystyle W=\int _{C}\mathbf {F} \cdot \mathrm {d} \mathbf {s} } {\displaystyle W=\int _{C}\mathbf {F} \cdot \mathrm {d} \mathbf {s} }
Bu denklem; işin, bir C yolu boyunca uygulanan F kuvvetinin çizgi tümlevine eşit olduğunu söyler.
Sonuçta, iş ve enerji bu çerçevede birbirine bağımlıdır.
Kimya
Kimyanın içeriğinde, enerji bir maddenin atomik, moleküler ya da bütün yapısının bir özelliğidir. Maddenin içerdiği enerji daima bir enerji artışına ya da azalışına eşlik eder. Çünkü; bir kimyasal değişime bunun gibi bir ya da birden fazla yapının değişimi tarafından eşlik edilir. Bazı enerjiler çevre ve tepkimenin bileşenleri arasında, ışık ya da ısı formunda transfer edilir. Böylece, bir tepkimenin ürünleri, tepkime bileşenlerinden daha çok ya da daha az enerjiye sahip olabilir. Eğer son durumda ilk durumdakinden daha az enerji varsa, tepkimenin ısıveren (egzotermik) olduğu söylenebilir. Isıalan (endotermik) tepkimelerde bu durumun tersi gözlenir. Bileşenler etkinleşme enerjisi olarak bilinen bir enerji sınırını aşamazsa; kimyasal tepkimeler her zaman gerçekleşmez. Bir kimyasal tepkimenin hızı (verilen T sıcaklığında) Boltzmann'ın populasyon çarpanıyla e−E/kT ilgilidir. (Yani; verilen sıcaklıkta molekülün etkinleşim enerjisinden daha büyük ya da ona eşit olma ihtimalidir.) Bir tepkimeyi bu üstel bağımlılığını sıcaklığa oranlama Arrhenius eşitliği olarak bilinir. Etkinleşim enerjisi ısıl enerji formunda olabilen bir kimyasal tepkime için gereklidir.
Biyoloji
Biyolojide, enerji biyosferden en küçük canlı organizmalara bütün biyolojik sistemin bir özelliğidir. Bir organizmanın içinde, enerji bir biyolojik hücrenin ya da biyolojik bir organizmanın bir organelinin büyüme ve gelişmesinden sorumludur. Bu yüzden enerjinin genelde, solunum içerisindeki oksijen ile tepkimeye giren karbonhidratlar(şeker içeren), yağlar ve proteinler gibi maddenin yapı taşları tarafından depolanmış olduğu söylenir. İnsan açısından- verilen enerji tüketimi miktarı için, insani denklik(İ-d)(insani enerji dönüşümü), insan metabolizması için ihtiyaç olan bağıl enerji miktarını gösterir.(Ortalama bir insanın enerji tüketiminin günde 12,500kJ olduğunu ve bazal metabolik oranın 80 Watt olduğunu var sayarsak...) Örneğin, eğer vücudumuz ortalama 80 Watt ile çalışırsa, 100 Watt'ta çalışan bir lamba 1.25 insan denkliğidir(100/80=1.25 İ-d). Bir insan, sadece birkaç saniye süren zor bir iş için, binlerce Watt'ın üzerine çıkabilir. Birkaç dakika süren işler için, normal bir insan yaklaşık 1,000 Watt kullanabilir. Bir saat boyunca sürdürülmek zorunda olan bir etkinlik için çıkış gücü yaklaşık 300 Watt kullanılırken; tüm gün süren bir etkinlik için, maksimum 150 Watt güç harcanır. İnsan denkliği insanda enerji birimleri olarak tanımlanan fizikte ve biyolojik sistemlerdeki enerji akışını anlamayı desteklemek için oluşturulmuş bir birimdir: verilen enerji miktarı kullanımı anlamak için bir his sağlar.
Yer bilimleri
Jeoloji, kıtasal sürüklenme, sıra dağlar, volkanlar ve depremler Dünya'nın içsel enerji transferi olarak açıklanabilecek olaylardır. Diğer taraftan, rüzgar, yağmur, dolu, kar, aydınlanma, hortumlar, fırtınalar gibi meteorolojik olaylar güneş enerjisinin ve Dünya'nın atmosferinin meydana getirdiği enerji transferinin bir sonucudur.
Kozmoloji
Kozmoloji ve astronomide; yıldız, nova, süpernova, gökcisimleri ve gama ışık patlaması olayları maddenin enerji transferlerinin en yüksek evrensel üretimidir. Yıldızlarla ilgili Güneşi de içeren bütün olaylar çeşitli enerji transferleri tarafından yürütülür. Bu tür enerji transferleri ya astronomik nesnelerin çeşitli sınıflarında (yıldızlar, beyaz cüceler vs.) maddenin yer çekimsel hareketidir ya da ışıksal elementlerin, öncelikli hidrojenin nükleer füzyonundan dolayıdır.
Enerji ve yaşam
Enerjinin insan yaşamında ki yeri
Dünya'da yaşayan neredeyse her organizma Güneş'ten dışsal bir enerji ışınıma (radyasyonuna) bağımlıdır. Yeşil bitkiler bu şekilde gelen enerjiyi farklı biçimlerde kimyasal bileşiklere çevirirler. Bitkiler dışındaki canlıların neredeyse tamamı bu kimyasal enerjiyi büyüyebilmek ve yenilenebilmek için kullanır. Yetişkin bir insana oksijen ve besin moleküllerinin(bunlar daha çok glukoz (C6H12O6) ve stearin (C57H110O6) gibi karbonhidratlar ve yağlardır.) İnsana, bitkilerin ürettiği bu enerjiden farklı biçimlerde günlük 1500-2000 kalori(6-8 MJ) enerji alması önerilir. Besin molekülleri mitokondride su ve karbondioksite oksitlendirilir.
C6H12O6 + 6O2 → 6CO2 + 6H2O
C57H110O6 + 81.5O2 → 57CO2 + 55H2O
Ve bu enerjinin bir kısmı ADP'yi ATP'ye çevirmek için kullanılır.
ADP + HPO42− → ATP + H2O
Karbonhidrat ya da yağın içindeki kimyasal enerjinin geriye kalan kısmı ısıya dönüştürülür: ATP bir tür enerji birimi olarak kullanılır ve bölündüğü ve su ile tepkimeye girdiği zaman içerdiği kimyasal enerjinin bir kısmı başka metabolizma için kullanılır.( metabolik yolların her aşamasında bir miktar kimyasal enerji ısıya dönüştürülür.) Gerçek kimyasal enerjinin sadece küçük bir bölümü iş için kullanılır:
Bir 100 m yarışı sırasında bir koşucunun kullandığı kinetik enerji: 4 kJ
Yerden 2 metre kaldırılan 150 kg bir kütlenin kazandığı yer çekimsel potansiyel enerji: 3kJ
Normal bir yetişkinin aldığı günlük besin: 6–8 MJ
Yaşayan organizmaların aldıkları(kimyasal ya da ışıma enerjisi) enerjiyi kullanmada verimsiz(fiziksel anlamda) oldukları görülecektir ve gerçek makinelerin çoğunun daha verimli olduğu doğrudur. Büyüyen organizmalarda, ısıya dönüşen enerji hayati bir amaç sunar: organizma dokularının inşa edildikleri moleküller bakımından oldukça düzenli olmalarına izin verir. Termodinamiğin ikinci yasasına göre: enerji(ve madde) evren karşısında daha düzgün olarak yayılma eğilimindedir: özel bir alanda enerji(ya da madde) toplamak için; evrende(çevrede)4 kalan enerjinin daha büyük bir miktarını yaymak gerekir. Basit organizmalar daha karmaşık olanlardan daha fazla enerjiye ulaşabilir ama karmaşık organizmalar daha küçük bileşenlerine ayrışamayan ekolojik hücreyi işgal edebilir. Kimyasal enerjinin bir kısmının bir metabolik yolun her aşamasında ısıya dönüşümü ekolojide gözlenen biyokütle piramidinin arkasındaki fiziksel bir sebeptir: Besin zincirinin ilk aşamasından alınan karbonun(Fotosentezle sabitlenmiş 124.7 Pg/a karbon olarak hesaplanmıştır.) 64.3 Pg/a(%52)'si yeşil bitkilerin5 metabolizması için kullanılır, kalanı da karbondioksite ve ısıya geri dönüştürülür.
Enerji transferi
Enerji olgusu ve transferi en doğal olayı açıklama ve tahmin etmede hayati önem taşır. Enerjinin bir biçimi sık sık isteyerek bir diğerine dönüştürülebilir. Örneğin; bir batarya kimyasal enerjiden elektrik enerjisine; bir baraj, yer çekimsel potansiyel enerjiden hareket eden suyun kinetik enerjisine ve sonunda elektrik jeneratörü aracılığıyla elektrik enerjisine dönüşür.
Enerjinin emek ve ısının iki temel kanunuyla – Carnot teoremi ve termodinamiğin ikinci kanunu- nasıl etkili bir şekilde diğer biçimlere dönüştürüleceği konusunda katı sınırlar vardır. Bir motor çalışması için kullanıldığında bu sınırlar özellikle kanıt olacaktır. Bazı enerji transferleri oldukça etkili olabilir.
Enerji transferinin yönü ( hangi enerji türü hangi enerji türüne dönüşür) genellikle entropi ( var olan tüm serbestlik derecesi içinde eşit enerji dağılımı) göz önünde tutularak tarif edilir. Pratikte bütün enerji dönüşümleri küçük ölçekte imkanlıdır fakat belirli büyük dönüşümler imkanlı değildir çünkü enerji ya da maddenin rastgele daha konsantre biçimlere ya da küçük alanlara taşınacağı istatiksel açıdan pek mümkün değildir.
Big Bang’den bu yana var olan çeşitli potansiyel enerji türleri, tetikleyici bir mekanizma var olduğunda sonradan “ serbest bırakılmış” olan ( kinetik ya da radyan enerji gibi daha aktif enerji türlerine dönüştürülmüş) evrendeki enerji dönüşümlerinin karakterini oluşturmuştur. Uranyum ve toryum gibi ağır izotoplarda saklı bulunan enerjinin nükleosentez yoluyla açığa çıkarıldığı radyoaktif çözülme bu sürecin örneklerinden biridir. Nükleosentez, ağır elementlerin Güneş sistemi ve Dünya’ya dahil edilmesinden önce, süpernova yer çekimi çöküşünden çıkan yer çekimsel potansiyel enerjiyi ağır elementlerin yaratılmasında depolayan bir süreçtir. Bu enerji nükleer fisyon bombalarında ya da sivil nükleer enerji üretiminde tetiklenir ve serbest bırakılır.
Benzer olarak, kimyasal patlama durumunda, kimyasal potansiyel enerji çok kısa bir zaman diliminde kinetik ve ısıl enerjiye dönüşür. Buna başka bir örnek ise sarkaçtır. Sarkacın en yüksek noktasında kinetik enerji sıfırdır ve yer çekimsel potansiyel enerjisi en yüksek düzeydedir. En aşağı noktasında ise kinetik enerjisi maksimumdur ve potansiyel enerjisindeki azalmaya eşittir. Eğer sürtünme ve diğer kayıplar göz ardı edilirse,bu süreçler arasında enerji dönüşümü kusursuz olacaktır ve sarkaç sonsuza kadar salınımına devam edecektir.
Transferde kütlenin ve enerjinin korunumu
Transferde Enerjinin Korunumu ve Kütle Enerji ölçülebildiği yerde sıfır ivmeyle bir sisteme hapsedildiğinde bir ağırlık yaratır. Bu ağırlık kütleye denktir ve bu kütle ağırlıkla her zaman ilişkilidir. Kütle ayrıca enerjinin belirli miktarına denktir ve kütle enerji denkliğinde belirtildiği gibi aynı şekilde enerjiyle ilişkili görünür. Albert Einstein’ın bulduğu E = mc² formülü özel görelilik içinde durgun kütle ve durgun enerji arasındaki ilişkiyi ölçer. J. J. Thomson (1881), Henri Poincaré (1900), Friedrich Hasenöhrl (1904) ve diğerleri (daha fazla bilgi için: Mass-energy equivalence#History).
Madde enerjiye dönüştürülebilir (ya da tam tersi) fakat kütle hiçbir zaman yok edilemez, madde ve enerjinin birbirine dönüştüğü bütün durumlarda kütle- enerji denkliği hem kütle hem de enerji için sabit kalır. Ancak, c² sıradan insan ölçeğine çok büyük ölçüde bağlı olduğundan, sıradan madde miktarının ısı, ışık, digger radyasyon gibi gibi enerji türlerine dönüşmesi, nükleer silah ve nükleer reaktörlerde görülebileceği gibi, çok büyük miktarda enerji bırakır( örneğin 1 kg’dan ~ jul yani 21 megaton TNT üretilir). Aksine, bir birim enerjiye denk düşen kütle denkliği çok küçüktür. Bu da çok büyük bir enerji kaybı olmadıkça, çoğu sistemden enerji kaybını ağırlık aracılığıyla ölçmenin neden zor olduğunu gösterir. Enerjinin maddeye dönüşümünün örnekleri yüksek enerjili nükleer fizikte bulunur.
Tersinir ve tersinmez dönüşüm
Enerji transferini yararlı bir çalışmaya dönüştürmek termodinamiğin ana konularından biridir. Doğada, enerji transferi temel olarak iki sınıfa ayrılır: ısı bilgisi olarak tersinir ve ısı bilgisi olarak tersinmez. ısı bilgisindeki tersinir süreç, enerjinin daha yoğun biçimlerine geri kazandırılamadığından ( düşük kuantum dereceleri) hiçbir enerjinin bir hacimdeki var olan boş enerji derecelerine dağılmadığı süreçtir. Tersinir bir süreç bu tür dağılmanın gerçekleşmediği bir süreçtir. Örneğin, bir tür potansiyel alandan diğerine gerçekleşen enerji transferi tersinirdir, yukarıda sarkaç sistemi örneğinde de belirtildiği gibi. Isının üretildiği süreçlerde, düşük enerjinin kuantum dereceleri alanda atomlar arasındaki mümkün olan uyarılmaları ifade eder ve 100% etkili bir şekilde diğer enerji biçimlerine dönüşmek için enerji parçası için depo gibi hareket eder. Bu durumda enerjinin bir kısmı ısı olarak kalmalıdır. Enerji evrende tamamen kullanılabilecek enerji olarak geri kazandırılamaz, kuantum derecelerindeki düzensizliğin artışı gibi ısının bazı diğer türlerindeki artışın bedeli istisnai bir durumdur, ( madde patlaması ya da bir kristalde rastgele sıralama gibi)
Evrenin yaşıyla dönüşüm
Evren zamanla evrimleştikçe, evrimin enerjisi de tersinmez derecelerde hapsedilmiş olur.( yani ısı ya da diğer türlerin düzensizlikte yükselmesi). Bu durum evrenin kaçınılmaz ısı bilgisi ısıl dengeliliğine işaret eder. Bu ısıl dengelilikte evrenin enerjisi değişmez fakat enerjinin ısı motorlarıyla çalışmaya uygun olan kısmı ya da diğer kullanılabilir enerji türlerine dönüştürülebilen kısmı ( ısı motorlarına bağlı çalışan jeneratörlerin kullanımı yoluyla) daha az büyür.
Daha yavaş bir süreçte, Dünya’nın merkezindeki bu atomların radyoaktif ayrışması ısı açığa çıkarır. Bu ısıl enerji orojonez yoluyla levha tektoniklerini hareket ettirir ve dağları yükseltebilir. Bu yavaş yükseltme ısıl enerjinin bir yer çekimsel potansiyel enerji deposu olduğuna işaret eder, tetikleyici bir olaydan sonra bu yükselim toprak kaymasında aktif kinetik enerjiyi de ortaya çıkarabilir. Depremler ayrıca kayalardaki depolanmış elastik potansiyel enerjiyi de ortaya çıkarır, bu depo sonuç olarak aynı radyoaktif ısı kaynaklarından üretilmiştir. Böylelikle, şimdiki anlayışa göre, deprem ve toprak kayması gibi birbirine yakın olaylar Dünya’nın yer çekimi alanındaki ve kayalardaki elastik şekil değiştirmedeki (mekanik potansiyel enerji) depolanmış potansiyel enerjiyi açığa çıkarırlar. Bundan önce, uzun süreli imha edilmiş supernova yıldızlarının çöküşünün bu atomları yaratmasından bu yana, bu olaylar ağır elementlerdeki birikmiş enerjinin ortaya çıkmasını yansıtıyordu.
Evrenin şafağında başlayan başka bir dönüşüm zinciri ise Güneş’teki hidrojenin nükleer füzyonlarının Big Bang zamanında yaratılan başka bir enerji deposunu ortaya çıkarmasıdır. Bu zamanda teoriye göre,uzay genişledi ve evren hidrojenin tamamen daha ağır elementlerle kaynaşması için çok hızlı bir şekilde soğudu. Bu hidrojenin füzyon yoluyla ortaya çıkarabilecek bir potansiyel enerji deposu olduğunu gösterir. Hidrojen bulutları yıldızları ürettiğinde, hidrojen bulutlarının yer çekimsel çöküşünden üretilen ısı ve baskı böyle bir füzyon sürecini tetikler. Güneş’ten gelen gün ışığı Dünya’ya çarptıktan sonra belki yer çekimsel potansiyel enerji olarak depolanır. Örneğin, su okyanuslardan buharlaşır ve dağların üstünde depolanır ( bir hidroelektrik barajında ortaya çıktıktan elektrik üretmek için sonra türbinlerin ya da jeneratörlerin hareket ettirilmesi için kullanılır). Güneş ışığı ayrıca birçok hava olaylarını da etkiler, volkanik olaylardan oluşanları da korur.
Güneş aracılı hava olaylarına bir örnek ise ılık okyanusların dağların üstünden ısınmış değişken geniş alanlarının birkaç günlük sert hava hareketlerini güçlendirmek için birden kendi ısıl enerjilerini bırakmasıyla gerçekleşen kasırgalardır. Güneş ışığı ayrıca bitkiler tarafından fotosentez sırasında kimyasal potansiyel enerji olarak hapsedilmiştir. Fotosentez ise karbondioksit ve suyun (iki düşük enerjili birleşimin) birleşerek yüksek enerjili karbonhidrat, yağ ve protein bileşimlerini oluşturmalarıdır. Bitkilere ayrıca fotosentez sırasında karbonhidrat yağ ve proteinlerin enerjisini ortaya çıkarmak için canlı organizmalar tarafından elektron alıcısı olarak kullanılan oksijeni üretirler. Fotosentez boyunca ısı ya da ışık olarak depolanın enerjinin ortaya çıkması bir orman yangınında birden bir kıvılcım ile tetiklenebilir ya da enzim hareketleriyle katabolizma tetiklenip bu moleküller sindirildiğinde insan ya da hayvan metobolizması için bu süreç daha yavaş olabilir.
Bütün bu enerji dönüşümü zincirlerinde, Big Bang döneminde depolanmış olan potansiyel enerji sonradan ara olaylar tarafından aktif enerji olarak ortaya çıkar. Bütün bu olaylarda, ısı da dahil olmak üzere enerjinin bir türü diğer enerji türlerine dönüşmüş olur.
Enerji korunumu
Enerji, enerjinin korunumu yasasına tabidir. Bu yasaya göre, enerji kendi kendine ne var olabilir ne de yok olabilir. Sadece dönüşebilir.
Çoğu enerji çeşidi (yer çekimi enerjisi kayda değer bir istisnadır) enerjinin kısmi korunumu yasasına bağlıdır. Bu durumda, enerji sadece uzayın birbirine çok yakın bölgelerinde değiştirilebilir ve tüm gözlemciler, herhangi bir uzayın volumetrik yoğunluğundaki enerjiyi kabul ederler. Bir de evrenin toplam enerjisinin değişemeyeceğini savunan evrensel bir enerjinin korunumu yasası vardır; kısmi yasanın sonucudur; ama tam tersi değildir.6 Enerjinin korunumu zamanın dönüştürülebilir simetrisinin matematiksel sonucudur.(yani, alınan farklı zamanların zaman aralığının ayırt edilemezliği)- (Noether Teoremi)
Enerjinin korunumuna göre, bir sisteme giren toplam enerji o sistemden çıkan toplam enerjiye eşit olmak zorundadır.
Bu yasa fiziğin temel ilkesidir. Bu kural zamanın dönüştürülebilir simetrisini takip eder, kozmik ölçeğe ait olayları yerlerinden ve zaman koordinasyonlarından bağımsız yapar. Başka bir deyişle, dün, bugün ve yarın fiziksel olarak farksızdır.
İşte bu sebeple enerji, zamana enerji koruyan eşlenik olan bir niceliktir. Enerjinin ve zamanın bu matematiksel karmaşıklığı belirsizlik ilkesini de doğurur- belirli bir zaman aralığındaki gerçek enerji miktarını tanımlamak imkansızdır. Belirsizlik ilkesi, enerjinin korunumuyla karıştırılmamalıdır- aksine matematiksel limitler sağlar, bu ilkeyle enerji tanımlanabilir ve hesaplanabilir.
Doğanın her bir temel gücü farklı potansiyel enerji türleriyle bağlantılıdır ve tüm potansiyel enerji türleri(diğer tür enerji türleri gibi) sistem kütlesi gibi görünür. Örneğin, sıkıştırılmış bir yay sıkıştırılmadan öncekine göre çok az daha ağırdır. Aynı şekilde, enerji herhangi bir mekanizmayla sistemler arası transfer edildiğinde bağlantılı kütleyle transfer olur.
kuantum mekaniğinde enerji Hamilton operatörü ile ifade edilir. Herhangi bir zaman ölçeğindeki enerjideki belirsizlik -Heisenberg'in belirsizlik teoremi'nde olduğu gibi:
Δ E Δ t ≥ ℏ 2 {\displaystyle \Delta E\Delta t\geq {\frac {\hbar }{2}}} {\displaystyle \Delta E\Delta t\geq {\frac {\hbar }{2}}}
Δ E Δ t ≥ ℏ 2 {\displaystyle \Delta E\Delta t\geq {\frac {\hbar }{2}}} {\displaystyle \Delta E\Delta t\geq {\frac {\hbar }{2}}}
(Fakat, H ve t dinamik olarak eşlenik değişkenler olmadığı için, ne kuantum mekaniğinde ne de klasik mekanikte tam matematiksel karşılığı bu formül vermez.)
Parçacık fiziğinde, bu eşitsizlik momentumu taşıyan sanal parçacıkların niteliksel kavrayışına olanak verir. Sanal fotonlar(Kuantum mekanik enerji seviyesi en düşük olan fotonlardır.) da elektriksel yükler(Coulomb yasasının sonucu olan) arasındaki elektrostatik etkileşiminden sorumludur.
Enerji kavramının uygulamaları
Enerji, evrensel korunum yasasına sıkı sıkıya bağlıdır;yani, ne zaman bir sistemin toplam enerjisi ölçülse( ya da hesaplansa), sistemin toplam enerjisi daima sabit kalır.
Bir sistemin toplam enerjisi çeşitli yollarda bölünebilir ve sınıflandırılabilir. Örneğin; bazen potansiyel enerjiyi(sadece koordinat fonksiyonu olan) kinetik enerjiden (Sadece zaman koordinat türevi fonksiyonu olan) ayırmak elverişlidir. yer çekimi enerjisini, elektrik enerjisini, ısı enerjisini ve diğer formları ayırmak da elverişli olabilir. Bu sınıflandırmalar örtüşür; mesela, ısı enerjisi genellikle kısmen potansiyel kısmen kinetik enerjiden oluşur. Enerjinin transferi çeşitli şekillerde olabilir; aşağıda iş,ısı akışı ve yatay akım gibi örneklerle ele alınmıştır. Enerji kelimesi fiziğin dışında birçok yerde de kullanılır ve anlam belirsizliği ve uyumsuzluğa neden olur. Konuşma dili teknik terminolojiyle tutarlı değildir. Örneğin; enerji sürekli korunurken(enerji dönüşümüne rağmen toplam enerjinin değişmemesi bakımından), enerji ısı enerjisi gibi bir biçime dönüştürülebilir. Birisi "daha az araba sürerek enerji korumak" dan bahsedebilir, birisi fosil yakıtları korumak ve enerjinin ısıya dönüşerek kaybolmasına engel olmaktan bahsedebilir. "Korunumun" bu şekilde kullanılması enerjinin korunumu yasasından farklıdır.
Klasik fizikte enerji ölçeksel miktar olarak nitelendirilir, zamana enerji koruyan eşleniktir. Özel görecelilikte de enerji ölçekseldir. Başka bir deyişle, enerji uzayın döngülerine nazaran değişmezdir, ama uzay-zaman döngüsüne nazaran değişmez değildir.(=itici güç)
Enerji Transferi
Bir sistem sadece maddeyi diğer sisteme aktararak ona enerji aktarabilir. (Çünkü madde kütlesi uyarınca enerjiye eş değerdir). Eğer enerji transferi madde dışında başka yollarla transfer edilirse, transfer üzerinde yapılmış olan işten dolayı bu transfer ikinci sistem içerisinde değişikliklere yol açar. ış kendisini hedef sistem içindeki mesafeler üzerinden uygulanan kuvvetlerin etkisi ile gösterir. Örneğin, bir sistem diğerine elektromanyetik enerji aktararak( radiating- ışın yayarak) enerji yayabilir,ama bu radyasyonu soğrulmuş parçacıklar üzerinde kuvvetler oluşturur. Benzer bir şekilde bir sistem başka bir sisteme fiziksel olarak etkileyerek enerji aktarabilir ama bu durumda nesnenin içerisindeki hareket enerjisi kinetik enerji olarak adlandırılır ki; bu da temas ettiği diğer nesnede görülen kuvvetlerin mesafeler üzerinde etkisi (yeni enerji) ile sonuçlanır. Isı ile ısıl enerji alışverişi şu iki mekanizma ile oluşur: ısı elektromanyetik radyasyon ile transfer edilebilir ya da doğrudan parçacık çarpışmalarındaki fiziksel temasla kinetik enerji aktarılır.
Çünkü enerji kesinlikle korunur ve (tanımlanabilir olduğu her yerde) bölgesel olarak da muhafaza edilir, şunu hatırlamak önemlidir ki enerji tanımına göre sistem ve komşu bölgeler arasındaki enerji transferi iştir. Bilinen bir örneği ise mekanik iştir. Basit durumlarda aşağıdaki denklem kullanılarak yazılır:
Δ E = W {\displaystyle \Delta E=W} {\displaystyle \Delta E=W}
Eğer başka enerji transfer süreçleri içermiyorsa. Burada; ΔE transfer edilmiş enerjinin miktarını ve W sistem üzerinde yapılmış olan işi temsil ediyor. (Wikipedia: Tartışmalı konu(Disputed statement))
Daha genel olarak enerji transferi iki kategoriye ayrılabilir:
Δ E = W + Q {\displaystyle \Delta E=W+Q} {\displaystyle \Delta E=W+Q}
Burada Q sisteme ısı akışını temsil ediyor.
Açık bir sistemin enerji kaybetmesinin ya da kazanmasının başka yolları da var. Kimyasal sistemlerde, farklı kimyasal potansiyelli maddelerin eklenmesi, ki bu daha sonra ekstre edilecektir, ile enerji sisteme eklenebilir. ( bu iki süreç de araca yakıt vermek ile örneklendirilebilir; iş ya da ısı eklemeden bu şekilde enerji kazanan bir sistemdir) Bu terimler yukarıdaki denkleme ilave edilebilir ya da enerji toplama terimi diye adlandırılan miktar içerisine toplanabilir ayrıca bu enerji toplan terimi kontrol hacmi ya da sistem hacmi üzerine aktarılan herhangi bir tür enerjiye değinir. Üstte örnekleri bulunabilir ve bir sürü başkaları da düşünülebilir. (Örneğin, klasik anlamda, iş yapılmadan ya da ısı eklenmeden ya da olmadan, bir sisteme giren parçacıkların kinetik enerjisi, ya da lazer ışınından çıkan enerjinin sistem enerjisine eklenmesi.)
Δ E = W + Q + E {\displaystyle \Delta E=W+Q+E} {\displaystyle \Delta E=W+Q+E}
Bu genel denklemde E diğer ek adveksiyon enerji terimlerini temsil eder ve sistem üzerindeki yapılan iş ve ısı buna eklenmemiştir.
Enerji aynı zaman da potansiyel enerjiden(E p) kinetik enerjiye(E k) transfer edilir ve sonra sürekli bir biçimde potansiyel enerjiye geri döner. Bu enerji korunumu olarak adlandırılır. Bu kapalı sistemde, enerji yaratılamaz ya da yok edilemez. Bu yüzden de başlangıç enerjisi ve nihai enerji birbirine eşit olacaktır. Bu durum aşağıdaki şekilde gösterilir:
E p i + E k i = E p F + E k F {\displaystyle {E}_{pi}+{E}_{ki}={E}_{pF}+{E}_{kF}} {\displaystyle {E}_{pi}+{E}_{ki}={E}_{pF}+{E}_{kF}}
Bu denklem sonra daha da basitleştirilebilinir. Çünkü E p = m g h {\displaystyle E_{p}=mgh} {\displaystyle E_{p}=mgh} ( kütle, yer çekimi ivmesi ve yüksekliğin çarpımı) ve E k = 1 2 m v 2 {\displaystyle E_{k}={\frac {1}{2}}mv^{2}} {\displaystyle E_{k}={\frac {1}{2}}mv^{2}} (Kütlenin yarısıyla hızın karesinin çarpımı). Ve böylece toplam enerji iki terimin toplamına eşit olur: E p + E k = E t o t a l {\displaystyle E_{p}+E_{k}=E_{total}} {\displaystyle E_{p}+E_{k}=E_{total}} .
Enerji ve hareket yasaları
Klasik mekanikte, korunmuş bir miktar olarak enerji, kavramsal ve matematiksel olarak kullanışlı bir özelliktir. Mekaniğin çeşitli formülleri enerjiyi kullanarak çekirdek bir kavram olarak geliştirilmiştir. Aşağıdaki gibi:
Hamilton mekaniği
William Rowan Hamilton'dan sonra, bir sistemin toplam enerjisi bazen Hamiltonsal olarak ifade edilir. Hareketin klasik eşitlikleri, yüksek karmaşık ya da kuramsal sistemler için bile, Hamiltonsal olarak yazılabilir. Bu klasik eşitlikler görecelilik olmayan kuantum mekaniğinde dikkate değer doğrudan benzerliklere sahiptir.8
Langrange mekaniği
Joseph Louis Lagrange'den sonra, bir diğer ilgili enerji kavramı Langrange'sel olarak ifade edilir. Bu Hamilton'a göre daha da temeldir ve hareket eşitlikleri türetmek için kullanılabilir. Bu klasik fiziğin bağlamından bulunmuştur ama genelde modern fizik için daha kullanışlıdır. Langrange'sel kinetik enerji eksi potansiyel enerji olarak tanımlanır.
Genellikle, Langrange'sel biçimcilik, korunumun olmadığı sistemlerde(örneğin sürtünmeli sistemlerde) Hamilton'saldan matematiksel olarak daha uygundur.
Noether'in teoremi
Noether'in(ilk) teoremi(1918) bir fiziksel sistemin sahip olduğu bir korunum yasasına karşılık gelen hareketinin her türevlenebilir simetrisini belirtir. Noether'in teoremi modern teorik fiziğin ve varyasyon hesaplamasının temel bir aracı olmuştur. Langrange'sel ve Hamilton'sal(Sırasıyla 1788 ve 1833) mekanikte hareket sabitleri üzerine üretilen denklemlerin bir genellemesidir. Bir Langrange'sel sistem ile modellenemeyen sistemlerde uygulanamaz. Örneğin; devamlı simetrileri ile yutucu sistemlerinin bir korunum yasasına karşılık gelmesine gerek yoktur.
Enerji ve ısı bilgisi
İç enerji
İç enerji bir sistemin tüm mikroskobik formlarının toplamıdır. Bir sistem yaratmak için gerekli olan enerjidir. Potansiyel enerji, v.s., molekül yapısı, kristal yapı ve parçacık hareketi, kinetik enerji formunu içeren diğer geometrik etkenler ile ilgilidir. ısı bilgisi iç enerjideki değişikliklerle başlıca ilgilendirilir ve sadece ısı bilgisi ile belirlenmesi imkansız olan değerin bir kesinliği yoktur.9
Termodinamiğin ilk yasası
Termodinamiğin ilk yasası enerjinin( serbest ısı bilgisi enerji olmak zorunda değil) daima korunduğunu ve ısı akışının enerji transferinin bir formu olduğunu ileri sürer. Homojen sistemler için, iyi tanımlanan bir sıcaklık ve basınçta, birinci yasanın sıklıkla kullanılan bir sonucu şudur: sadece basınç kuvvetine ve ısı transferine(mesela, gazla dolu bir silindir) konu olan bir sistem için, sistemin iç enerjisindeki son küçük değişimi (diferansiyel değişim )
d E = T d S − P d V {\displaystyle \mathrm {d} E=T\mathrm {d} S-P\mathrm {d} V\,} {\displaystyle \mathrm {d} E=T\mathrm {d} S-P\mathrm {d} V\,},
olarak verilir. Burada, sağdaki ilk ifade sisteme transfer edilen, sıcaklığı T entropiyi S cinsinden tanımlanan ısıdır(sistem ısıtıldığı zaman, entropi artar ve dS değişimi pozitiftir.), ve sağ taraftaki son ifade, basıncın P hacmin V olduğu yerde, sistemde yapılan iş olarak tanımlandırılır. (negatif işaret, sistemin kendi üzerinde yaptığı işe gereksinen basıncının sonucudur ve böylece hacim değişikliği,dV, sistem üzerinde iş yapıldığı zaman negatiftir.) Bu, tüm kimyasalları, elektriksel, nükleer ve yer çekimsel kuvvetleri yok sayan çok özel bir eşitliktir. Adveksiyon gibi, ısı ve pV-iş dışında, herhangi bir enerji formunu etkiler. İlk yasanın genel u( yani, enerji korunumu) sistemin homojen olmadığı koşullarda bile geçerlidir. Bu sebeplerden ötürü, kapalı bir sistemin iç enerjisindeki değişim genel bir form olarak şu şekilde tanımlanır.
d E = δ Q + δ W {\displaystyle \mathrm {d} E=\delta Q+\delta W} {\displaystyle \mathrm {d} E=\delta Q+\delta W}
Burada, δ Q {\displaystyle \delta Q} {\displaystyle \delta Q} sisteme sağlanan ısıdır ve δ W {\displaystyle \delta W} {\displaystyle \delta W} sisteme uygulanan iştir.
Enerjinin eş bölüşümü
Bir mekanik harmonik salınıcının enerjisi(yayın enerjisi) kinetik ve potansiyel enerjiye alternatiftir. salınım döngüsünün iki noktasında, o tamamen kinetik ve buna alternatif diğer iki noktada tamamen potansiyeldir. Buna enerji eş dönüşümü ilkesi denir: Birçok serbestlik derecesiyle birlikte bir sistemin toplam enerjisi tüm kullanılabilir serbestlik dereceleri arasında eşitçe bölünmüştür. Bu ilke, entalpi denen enerji ile yakından ilişkili bir büyüklüğün davranışını anlamak için hayati öneme sahiptir. Entropi, bir sistem parçaları arasında bir enerji dağılımının eşit ölçümüdür. İzole edilmiş bir sisteme daha fazla serbestlik derecesi verildiği zaman (örneğin; var olan durumla eşit olan yeni kullanılabilir enerji durumu verilmesi), toplam enerji tüm kullanılabilir derecelere, yeni ve eski derece ayrımı olmaksızın, eşit olarak yayılır bu matematiksel sonuca termodinamiğin ikinci yasası denir.
Salınıcılar, fononlar ve fotonlar
Eş zamanlı olmayan bir salınımcılar topluluğunda, ortalama enerji kinetik ve potansiyel enerji tipleri arasında eşit olarak dağılmaktadır.
Katılarda ısıl enerji (genellikle ısı olarak da adlandırılır), mekanik salınıcı işlevi gören ısıl fononlar şeklinde tanımlanabilir. Bu modelde, ısıl enerji yarı yarıya kinetik ve potansiyeldir.
İdeal bir gazda, parçacıklar arasındaki etkileşim potansiyeli, enerji depolamayan delta fonksiyonuyla ifade edilebilir: bu yüzden, ısıl enerjinin tamamı kinetiktir.
Elektrik salınıcıları (LC devresi) mekanik salınıcıyla benzer olduğundan, ortalama enerji yarı yarıya kinetik ve potansiyel olmalıdır. Manyetik enerjinin kinetik ve elektrik enerjisinin potansiyel olması, ya da bunun tam tersi durum, tamamen rastgeledir. Bu durum, sığaç yaya eşdeğerken ürünleyici kütleye benzetilmesiyle, ya da tam tersi bir benzetmeyle açıklanabilir.
1. Yukarıdaki fikrin bir uzantısı olarak, elektromanyetik alan boş uzayda bir salınıcılar topluluğu olarak düşünülebilir. Bu durumda radyasyon enerjisi yarı yarıya potansiyel ve kinetik enerjiden oluşmaktadır. Bu model, elektromanyetik Lagrange birincil ilgi alanıysa ve potansiyel ve kinetik enerji terimleriyle ifade edilmekteyse kullanışlı bir modeldir.
2. Öte taraftan, anahtar denklemde m 2 c 4 = E 2 − p 2 c 2 {\displaystyle m^{2}c^{4}=E^{2}-p^{2}c^{2}} {\displaystyle m^{2}c^{4}=E^{2}-p^{2}c^{2}}'nin katkısına dinlenme enerjisi denir ve enerjiye diğer tüm katkılara kinetik enerji denir. Kütleye sahip bir parçacık için bu kinetik enerjinin, c den çok daha küçük hızda olduğuna işaret eder. Bu; E = m c 2 {\displaystyle E=mc^{2}} {\displaystyle E=mc^{2}} √ ( 1 + p 2 m − 2 c − 2 ) {\displaystyle (1+p^{2}m^{-2}c^{-2})} {\displaystyle (1+p^{2}m^{-2}c^{-2})} eşitlikleri yazılarak ve en düşük sıranın karekökü ile genişleterek ispat edilebilir. Bu hattan akıl yürüterek, bir fotonun enerjisi tamamen kinetiktir. Çünkü, foton kütlesizdir ve dinlenme enerjisi yoktur. Örneğin; enerji-momentum ilişkisi birincil ilgi olduğu zaman, bu tanım kullanışlıdır.
Bu iki analiz tamamen tutarlıdır. 1. maddedeki elektrik ve manyetik serbestlik dereceleri hareket yönüne aykırıyken; 2. maddede hareket yönü boyuncadır. görecelilik olmayan parçacıklar için potansiyel ve kinetik enerjinin bu iki kavramı sayıca eşittir. Bu yüzden belirsizlik zararsızdır fakat göreceli parçacıklar için öyle değildir.
Nicem mekaniği
Nicem mekaniğinde enerji, dalgaişlevinin bir zaman türevi olan enerji operatörü olarak tanımlanır. Schrödinger eşitliği enerji operatörünü bir sistemin ya da parçacığın toplam enerjisine eşitler. Sonuçta, nicem mekaniğinde enerji ölçümünün bir tanımı olarak düşünülebilir. Schrödinger eşitliği nicem sistemlerinin yavaş değişen dalgaişlevini(göreceli olmayan) uzay-zaman bağımlılığıyla tanımlar. Bağlı sistem için bu eşitliğin çözümü kuanta kavramında sonuçlanan soyutluktur(her biri bir enerji seviyesi tarafından tanımlanan bir dizi izinli evre). Herhangi bir salınıcı ve bir vakumdaki elektromanyetik dalgalar için Schrödinger eşitliğinin çözümünde, elde edilen enerji evresi Planck
E = h ν {\displaystyle E=h\nu } {\displaystyle E=h\nu }
denklemindeki frekansla ilgilidir.( Burada h Planck sabiti ve ν {\displaystyle \nu } {\displaystyle \nu } frekanstır.) Elektromanyetik dalga durumunda, bu enerji evreleri ışık ya da foton kuantaları olarak adlandırılır.
Görelilik
Kinetik enerji(bir kütleyi sıfır hızdan belirli bir hıza ivmelendirilerek yapılan iş) Newton mekaniği yerine Lorentz dönüşümlerini kullanarak göreceli olarak hesaplandığı zaman, Einstein, sıfır hızda kaybolmayan bir enerji terimi olarak bu hesaplamalardan beklenmedik bir ürün keşfetti. O buna durgun kütle enerjisi dedi. -Durgun kütle enerjisi her kütlenin durgun halde olduğunda bile etkilenmek zorunda olduğu enerjidir.- Enerji miktarı vücut kütlesinin doğrudan özelliğidir:
E = m c 2 {\displaystyle E=m{c}^{2}} {\displaystyle E=m{c}^{2}}
Burada:
m kütle
c ışığın boşluktaki hızı
E durgun kütle enerjisidir.
Örneğin: elektron-pozitron yok oluşu düşünüldüğünde, ki burada özel parçacıklarının durgun kütleleri parçalanır, ama iki parçacığın sisteminin eylemsizlik eşitliği (farklı olmayan kütleleri) kalır(çünkü bütün enerji kütle ile ilişkilendirilir.) ve bu eylemsizlik ve farklı olmayan kütle özel kütlesiz fotonlar tarafından taşınır ama bir sistem olarak kütlesini elinde bulundurur. Bu tersine çevrilebilir bir süreçtir – ters süreç çift oluşturma olarak adlandırılır.- Burada, parçacıkların durgun kütlesi iki(ya da daha fazla) bozulmuş fotonun enerjisinden yaratılır. Ancak, sistemin toplam kütlesi ve enerjisi bu etkileşim süresince değişmez.
Genelde görecelilik, manyetik alan için kaynak terimi olarak sunulan stres enerji gergisi, kaba bir kıyaslamayla görecelilik olmayan Newton yaklaşımında kayna terimi olarak kütle yolu için sunulur.
Enerjinin kütleye eşit olduğunu duymak oldukça yaygındır. Tüm enerjinin bir eylemsizliğe, yer çekimi eşitliğine sahip olduğu ve kütle, enerjinin bir formu olduğu için; kütlenin de kendisiyle ilişkilendirilen eylemsizliğe ve yer çekimine sahip olduğu durumu daha doğru olur.
Ölçme
Kalorimetre için şematik çizim.
Enerjinin kesin ölçümü yoktur. Çünkü; enerji nesneler üzerinde iş yapabilme yeteneği olarak tanımlanır. Bir durumdan başka bir duruma bir sistemin sadece transferi olarak tanımlanabilir ve sonuçta enerji; görecelilik terimlerle ölçümlendirilir. Taban çizgisi ve sıfır noktası arasındaki yapılacak tercih genellikle isteğe bağlıdır ve sorunun çeşidine elverişli herhangi bir biçimde yapılabilir. Örneğin, diyagramda gösterilen X- ışınlarının bıraktığı enerjinin ölçümünde sıklıkla kalorimetri yöntemi kullanılagelmiştir. Bu bir ısı bilgisi tekniktir ve ısının ölçümünde kullanılan bir termometre ya da radyasyonun yoğunluğunun ölçümünde kullanılan bir barometreye dayanır.
Enerji yoğunluğu
Enerji yoğunluğu belirli bir sistemin ya da bir bölgenin birim alandaki boşluğunun içerdiği kullanılabilir enerji miktarı için kullanılan bir terimdir. Yakıtlar için birim hacimdeki enerji bazen kullanışlı bir parametredir. Bazı uygulamalarda, örneğin hidrojen yakıtı ve benzinin tesirliliğini karşılaştırırken, hidrojenin daha yüksek bir spesifik enerjisinin olduğu ancak, sıvı formdayken bile çok daha düşük bir enerji yoğunluğunun olduğu ortaya çıkmıştır.
ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ
Daha önce de bahsettiğimiz gibi hiçbir enerji kaybolmaz. Sadece dönüşüm sonucu başka bir enerji türü olur. Yani, evrendeki enerji toplamı değişmez. Buna enerjinin korunumu denir.
Enerji Dönüşümüne Örnekler :
1- Tost makinesi, fırın, su ısıtıcısı ve elektrik sobasında elektrik enerjisi ısı enerjisine dönüşür.
2- Fren yapan aracın lastiklerinde mekanik enerji, ısı enerjisine dönüşür.
3- Ellerin birbirine sürtülmesi sırasında mekanik enerji ısı enerjisine dönüşür.
4- İki tahta parçasının birbirine sürtülmesinde mekanik enerji ısı enerjisine dönüşür.
5- Kasların çalışması sırasında mekanik enerji ısı enerjisine dönüşür.
6- Ampulün yanması sırasında elektrik enerjisi ısı ve ışık enerjisine dönüşür.
7- Saç kurutma makinesinde elektrik enerjisi mekanik ve ısı enerjisine dönüşür.
8- Çekiçle bir levhaya vurulduğunda mekanik enerji ısı enerjisine dönüşür.
9- Kavanozdaki su sallandığında mekanik enerji ısı enerjisine dönüşür.
10- Besinlerin kimyasal bağlarında depolanan enerji, besinlerin solunum olayında parçalanması sonucu ısı ve kimyasal enerjiye dönüşür.
11- Kibritin yanması sırasında mekanik enerji ısı enerjisine dönüşür.
12- Fayans ve paspas, sıcaklıkları aynı olmasına rağmen ısı iletkenlikleri farklı olduğu için çevreye farklı miktarlarda ısı aktarır. Bu nedenle paspas daha sıcak hissedilir.
13-Elektrik enerjisi bir elektrik lambasında ya da deşarj tüpünde ışığa dönüştürülür. Kimyasal enerji ve ateşböceği gibi ışık saçan hayvanlarda ışığa dönüşür.
14-Bu dönüşüm ters yönde de olabilir Örneğin bir fotoelektrik hücrede ışık elektrik enerjisi üretir.
15-Bisiklette dinamo tekerleğe sürtünerek mekanik enerji elektrik enerjisine dönüşür ve küçük bir lambayı kakar.
16-Elektrikli kapı zilinde kol zile vurdukça zilin kinetik enerjii ses ve birazda ısı enerjisine dönüşür.Burada elektrik enerjisi kinetik nerjiye oda ses ve ısı enerjisine dönüşür.Telefonda da ses elektrik enerjiye karşıtarafta da elektrik enerjisi ses enerjisine dönüşür.
Bu kısmı daha çok şekiller vasıtasıyla anlatmak istiyorum.
- Barajlardaki depolanmış suyun potansiyel enerjisi vardır. Bu potansiyel enerji su serbest bırakılınca hareket enerjisine dönüşür ve elektrik üreten jeneratörlerin dönmesini sağlayarak elektrik enerjisine dönüşür.
-Silgi ile yazdıklarımızı sildiğimiz zaman silginin ısındığını farkederiz. Burada hareket enerjisi ısı enerjisine dönüşmüştür.
-Bisikletlerde yer alan dinamo tekere sürtünerek döner ve bisiklette bulunan ufak bir ampülü yakar. Bu durumda hareket enerjisi elektrik enerjisine dönüşmüştür.
- Kaydırakta kayan çocuklar kaydırağın tepesine çıktıklarında yere göre bir potansiyel enerjiye sahip olurlar. Kayarlarken bu potansiyel enerji kinetik enerjiye yani hareket enerjisine dönüşüyordur.
Kaydırak
-Elektrik enerjisi, farklı araç-gereçlerin yardımıyla diğer enerji türlerine dönüştürülebilir. Örneğin, serinlemek amacıyla kullandığımız vantilatörde hareket, radyoda ise ses enerjisine dönüştürülmektedir.
-Akü ve pillerde depolanan kimyasal enerji, kullanım aşamasında elektrik enerjisine dönüşür. Kömürde depolanan kimyasal enerji de yanma sırasında ısı enerjisine dönüşmekte
-Güneş,yerküreyi ısıtan bir enerji kaynağıdır.yeryüzüne ulaşan güneş ışınları ısı enerjisine dönüşürler.mesela binaların çatılarında bulunan su depoları güneş enerjisini depo ederek suyun ısınmasına neden olurlar; yani güneş enerjisi ısı enerjisine dönüşmüş olur ve suyu sıcak bir şekilde kullanmış oluruz .
- hidroelektrik santrali. Kademe kademe anlatmakta yarar görüyorum.
Nehirlerden gelen suyun kinetik enerjisi barajda potansiyel enerjiye dönüşür.
Bu potansiyel enerji kapaklardan akarak doğrusal hareketle bir kinetik enerjiye dönüşür.
Buradan da türbin görevi devralır. O doğrusal hareketi dairesel harekete çevirir; ama hâlen kinetik enerjidir.
Jeneratör türbinden aldığı bu enerjiyi elektrik enerjisine çevirir ve trafolara gönderir.
Bundan sonra uzun bir yolculuk sonrası evinize gelen elektrik fırınlarda ısı enerjisine, saç kurutma makinelerinde ısı enerjisine ve kinetik enerjiye, ampulde ise ışık enerjisine dönüşür.
Böylece 5 kademe atlatmış olan kinetik enerji sonunda bizim yararımıza çalışmış olur.
ARABANIN ANİ FREN YAPMASI
Bu hidroelektrik santralinin işleyişinden daha basittir; ama sonuç olarak enerji dönüşümü olduğu için yazmak istedim.
Arabadaki yakıtın yanması (kimyasal enerji) basınç yaratarak pistonu aşağı iter ve bu enerjisini (kinetik, doğrusal) krank miline iletir.
Krank mili alığı bu enerjiyi doğrusaldan dairesele çevirir ve tekerleklere iletir.
Tekerlek aldığı bu dairesel hareketi doğrusal harekete çevirir ve araba hareket etmeye başlar.
Hızlandıktan sonra sürücü önüne bir şey çıkınca durmaya kalarsa arabanın hareketi yavaşlar, yani kinetik enerjisi de azalır.
Bu enerji kaybolmaz, sadece ses ve ısı enerjisine dönüşür. Fren balatalarının disklere sürtmesi sonucu ses ile ısı ve lastiğin sürtünmesi sonucu da yine ısı ortaya çıkar.
POTANSİYEL ENERJİ
Potansiyel enerji belli bir yükseklik ya da gerginliği olancisimlerin sahip olduğu enerji türüdür. Biz aşağıda sadece yükseklik bahsini işleyeceğiz.
Yüksekliği olan her şeyin potansiyel enerjisi de vardır. Bu enerji gerektiğinde kullanılarak başka enerjilere dönüşebilir (örneğin bir kitabı yüksekte tutarken bırakırsak potansiyel enerjisi kinetik enerjiye dönüşür.)
Isı (Termal) Potansiyel Enerji: Kömür, petrol,doğalgaz gibi yakıtların yakılmasıyla ısı enerjisi ortaya çıkmaktadır. Elde edilen ısı enerjisi ilk önce türbinler yardımıyla mekanik enerjiye, daha sonra da jeneratörler yardımıyla elektrik enerjisine dönüştürülebilmektedir. Evlerimizde, kışın ısınmak, mutfak ve banyoda sıcak su elde etmek, yemek pişirmek için ısı enerjisinden sıkça faydalanmaktayız.
JEOTERMAL ENERJİNİN ELEKTRİK ÜRETİMİNDE KULLANILMASI
Çeşitli araştırma tekniklerinin uygulanması sonucunda, jeotermal enerjinin oluştuğu uygun jeolojik koşullarda yapılan sondajlarla aşırı derecede ısınmış sular, yaş ve kuru buhar olarak yeryüzüne çıkarılmaktadır. Bu jeotermal akışkan, üzerindeki basıncın azalması ile su-buhar fazlarına ayrılmaktadır. Ayrılan buhar, jeotermal santrallere gönderilerek, elektrik enerjisine dönüştürülmekte, atık su ise, diğer ısıtma sistemlerinde kullanılmakta veya yeraltına basılmaktadır. Yaş buhar, buhar yüzdesinin ve entalpisinin yüksek olması durumunda elektrik üretimi için daha verimli olmaktadır.
Bio Enerji nedir? - Nasıl Uygulanır?
Nedir?
Bioenerji herkezde bulunan vücudun dış etkenlere karşı korunmasını sağlayan bir kalkandır.Bioenerji bazı kişilerle kendine yetecek kadar bulunur bazılarında kendine ve kendinden başkalarına verecek kadar çok bulunur.Bunu kullanmayı bilinler hasta olan kişinin bazı hastalıklarını geçirebilirler.Ayrıca bu kişilerin ikna etme yeteneğide çok fazladır.İyilerştirebilecekleri hastalıklar baş ağrısı,eklem ağrıları ayrıca pisikolojik olarakda morel verebilirler siniri ve stresi çekebilirler.
Nasıl uygulanır?
Öncelikle eller sıcak olmalı enerjinin geçişi hissetmek için daha sonra parmaklar birbirine birleştirilir ve avuca doğru hafifce bükülür.Bu sırada parmakların arası açık olmamalıdır.Daha sonra hastanın neresi eller ağrıyan yere götürülür ve ağrıyan yer 2 avucun ortasında kalır bu sırada hastayla temas olmamalıdır.
2-3cm kadar avuclar ilerde tutulur ve yavaş yavaş enerji aktarılır enerjinin hastaya aktarılabilmesi için bazı kelimeler söylenir.Örneğin hastanın başı ağrıyor baş ağrısını geçirmek için "şuanda<isim>başının ağrısı geçiyor başındaki negatif enerjiyi çekiyorum" kelimeleri tekrar tekrar söylenir.Ellerinizde elektriklenme hissetmeye başlarsanız işe yarıyor demektir eğer hissetmiyorsanız az daha çaba harcayın.Ellerinizdeki elektriklenme geçmeden aynı kelimeleri tekrarlayın her seferinde ne zaman elinizdeki elektriklenme geçti hmn ellerini yıkayın,toprağa sürtün,silkeleyin bunların amacı enerjini size geçmemesi aksi halde başınız kolunuz ağrıyabilir.Zararları vardır ellerinizi silkelemezseniz sizede ağrı gelebilir...
Enerjinin Korunumu
Enerjinin korunumu fizikte, yalıtılmış bir sistemdeki enerjinin toplam miktarının sabit kalmasıdır. Buna göre enerji kaybolamaz ancak şeklini değiştirebilir.
Termodinamik
Enerji ve enerji dönüşümlerini, entropiyi ve burada maddenin fizikî özellikleri arasındaki bağıntıları inceleyen bir ilim. Termodinamik fiziğin bir koludur. Diğer ilimlerde olduğu gibi, termodinamik de esas olarak önce gözleme, deneye dayanır. Sonra elde edilen neticelerden ...
Enerji Dönüşümü
Enerji dönüşümü, enerjinin bir biçimden diğerine dönüşümüdür. Fizikte enerji terimi bir sistemdeki belirli değişiklikleri oluşturma kapasitesini açıklar. Dönüşümde entropinin sınırlamaları göz ardı edilir. Sistemlerin toplam enerji dönüşümü, yalnızca enerjinin ...
Işık Dalgaları
Galile, ışık hızını saptanması problemini formülleştirdi; ama çözmedi. Bir problemin formüllleştirilmesi, çoğu zaman, problemin yalnız bir matematik ya da deney ustalığı sorunu olan çözümünden daha önemlidir. Yeni sorular, yeni olanaklar ortaya koymak, eski problemlere yeni ...
Fiziğin Kavram Ve Ilkeleri
FİZİĞİN KAVRAM VE İLKELERİ. Fizik biliminin yapısına temel oluşturan üç düşünce ana hatlarıyla şöyle sıralanabilir:Korunum yasaları ve bakışım. Fizikteki korunum yasaları, yalıtılmış bir fiziksel sistemdeki kimi ölçülebilir niceliklerin zaman içinde değişmeyeceği ...
Enerji Biçimleri
enerji biçimi tanımlanır. Bunlar:
Law Of Conservation Of Energy
Nötrinolar
Nötrino yükü sıfır ve kütlesi sıfır yada çok küçük olan temel lepton parçacığı anlamına gelmektedir.Bu parçacıkların varlığı ortaya konmadan çok önce kuramsal bir gereklilik olarak ortaya çıkmıştır.Örneğin b bozunması bir çekirdeğin bir elektron yayınladığı ...
Bilimin Klasik çağı
BİLİMİN KLASİK ÇAĞI Mekanik. Mekanik, 18. yüzyılda bilimler arasındaki öncülüğünü sürdürdü, gelişme süreci içinde de fiziğin bir dalı durumundan, matematiğin bir dalı durumuna geçti.
Fiziğin Dalları
Cisimlerin hareketleri ve etkileşmelerinin temel fizik ilkeleriyle kavranmasına yönelik olarak incelenmesi mekaniğin kapsamına girer. Bu anlamda tüm fizik, mekanik olarak görülebilir. Klasik mekanik ya da Newton mekaniği, atomlarla karşılaştırıldığında, oldukça büyük cisimlerle ...
Hadronlar
Kuarklar üçlüler halinde bir araya gelerek, daha pek çok diğer parçacık oluşturuyor. Baryonlar ailesinin bilinen, yaklaşık 120 çeşit üyesi var. Bazılarında üç kuarkın spini de aynı yönde oluyor ve bu durum, toplam spini 3/2 olan, daha ağır veya yüksek enerjili baryonlara ...
Enerji biçimleri
Bir enerji biçimi olan ısı, kısmen potansiyel enerji ve kinetik enerjidir.
Fizikte birkaç enerji biçimi tanımlanır. Bunlar:
Termal enerji
Kimyasal enerji
Elektrik enerjisi
Işınım enerjisi (Elektromanyetik ışınım enerjisi)
Nükleer enerji
Manyetik enerji
Esneklik enerjisi
Ses enerjisi
Mekanik enerji
Işık enerjisi
Kütle (E=mc²)
Bu enerji biçimleri, iki ana grubu ayrılabilir: kinetik enerji ve potansiyel enerji. Diğer enerji türleri bu iki enerji türünün karışımdan elde edilir.
Enerji, çeşitli verimlerdeki farklı biçimlere dönüştürülebilir. Bu farklı biçimlere dönüştüren cihaza transduser denir.
Yukarıdaki listedeki enerji biçimleri bilinenlerdir. Enerji biçimlerinin tümünü kapsamaz. Fizikçiler, enerjinin korunumu yasası gereğince yeni biçimler keşfedebilir. Bu yeni biçim, karanlık enerji sonucunda da oluşabilir.
Klasik mekanik, bir alan bulunan cismin pozisyonundan dolayı depoladığı enerji olan potansiyel enerji ile, cismin hareketinin sonucu oluşan kinetik enerjiyi birbirinden ayırır. Hem pozisyon hem de hareket bir referans çerçevesine göre görecelidir ve şöyle belirtilir: bu daha çok (ve aslında) dünya yüzeyinde seçilen keyfi bir sabit noktadır. Yani karasal referans çerçevesidir.
İçindekiler
1 Mekanik enerji
2 Kinetik enerji
3 Potansiyel enerji
4 Mekanik iş
5 Esneklik enerjisi
6 Yüzey enerjisi
7 Ses enerjisi
8 Yerçekimi potansiyel enerjisi
9 Termal enerji
10 Kimyasal enerji
11 Elektrik enerjisi
11.1 Elektrostatik enerji
11.2 Elektrik enerjisi
11.3 Manyetik enerji
11.4 Elektromanyetik enerji
12 Nükleer enerji
Mekanik enerji
Enerji dönüşümü örnekleri Mekanik enerji dönüştürüldü
Neye Ne ile
Mekanik enerji Kaldıraç
Termal enerji Frenler
Elektrik enerjisi Dinamo
Elektromanyetik ışınım Senkrotron
Kimyasal enerji Kibritler
Nükleer enerji Parçacık hızlandırıcı
Ana madde: Mekanik enerji
Genel göreceli olmayan mekanik
Mekanik enerji (sembolleri; EM veya E) birçok biçimde ifade edilir. Fakat çoğunlukla potansiyel enerji (Ep, V, U veya ?) ve kinetik enerji (Ek veya T) içinde sınıflandırılır. Potansiyel enerji teriminin çok geniş kullanımı vardır. Çünkü, kütleçekim, elektrostatik ve manyetik alanlar gibi tüm kuvvet alanlarında bulunur. Potansiyel enerji, bir kuvvet alanındaki herhangi bir cismin pozisyonundan dolayı elde edilen kazancı ifade eder.
Mekanik enerji ile kinetik ve potansiyel enerji arasındaki ilişki basitçe şöyledir:
E = T + V {\displaystyle E=T+V\,\!} {\displaystyle E=T+V\,\!}.
Kinetik enerji
Ana madde: Kinetik enerji
Genel kapsam
Kinetik enerji, bir cismi belirli bir hıza ivmelendirmek için gereken iştir. Formülü şöyledir:
E k = ∫ F ⋅ d x = ∫ v ⋅ d p = 1 2 m v 2 {\displaystyle E_{\mathrm {k} }=\int \mathbf {F} \cdot d\mathbf {x} =\int \mathbf {v} \cdot d\mathbf {p} ={\frac {1}{2}}mv^{2}\,\!} {\displaystyle E_{\mathrm {k} }=\int \mathbf {F} \cdot d\mathbf {x} =\int \mathbf {v} \cdot d\mathbf {p} ={\frac {1}{2}}mv^{2}\,\!}
Özel Göreceli mekanik
Ana madde: Özel görelilik
Işık hızına © yaklaşan hızlarda , bu iş Lorentz dönüşümü kullanılarak hesaplanmalı. Ayrıca kütle ve enerji dönüşümüde hesaba katılmalıdır. Sonuçta formül şöyle olur:
E k = ( γ − 1 ) m c 2 {\displaystyle E_{\mathrm {k} }=\left(\gamma -1\right)mc^{2}\,\!} {\displaystyle E_{\mathrm {k} }=\left(\gamma -1\right)mc^{2}\,\!}
burada
γ = 1 1 − ( v c ) 2 {\displaystyle \gamma ={\frac {1}{\sqrt {1-\left({\frac {v}{c}}\right)^{2}}}}\,\!} {\displaystyle \gamma ={\frac {1}{\sqrt {1-\left({\frac {v}{c}}\right)^{2}}}}\,\!}
lorentz faktörüdür.
Burada sağ taraftaki iki terim toplam enerji ile tanımlanır ve cismin kalan enerjisi görecelidir. Bu denklem onu bir yukarı arttırır, at small (compared to c) speed. v=0'da (? = 1 olduğunda) kinetik enerji sıfırdır. Böylece geriye kalan toplam enerji, kalan enerjidir. Bu da aşağıdaki formülle hesaplanır:
E 0 = m 0 c 2 {\displaystyle E_{0}=m_{0}c^{2}\,\!} {\displaystyle E_{0}=m_{0}c^{2}\,\!}
Kalan tüm kütlelerde, c2 orantı faktöründen dolayı çok büyük miktarda enerji vardır.
Potansiyel enerji
Ana madde: Potansiyel enerji
Potansiyel enerji, bir cismin belirli bir referans pozisyonuna göre pozisyonunu değiştirmek için bir kuvvete karşı yapılan iş olarak tanımlanır. Başka bir ifade ile, bir cisme daha fazla enerji vermek için yapılan iştir. İşteki değişimler ve potansiyel enerji arasındaki ilişki basitçe şöyledir:
Δ U = − Δ W {\displaystyle \Delta U=-\Delta W} {\displaystyle \Delta U=-\Delta W}.
burada Δ U {\displaystyle \Delta U} {\displaystyle \Delta U}, yapılan işteki değişim; Δ W {\displaystyle \Delta W} {\displaystyle \Delta W}, potansiyel enerji değişimidir
Mekanik iş
Ana madde: İş (fizik)
Doğrusal hareket
F, kuvvet ve x, yer değiştirme olsun. Uygulanan kuvvetten dolayı x1 ve x2 noktaları arasında yapılan mekanik işteki değişimin integral formu şöyledir :
Δ W = ∫ x 1 x 2 F ⋅ d x {\displaystyle \Delta W=\int _{\mathbf {x} _{1}}^{\mathbf {x} _{2}}\mathbf {F} \cdot \mathrm {d} \mathbf {x} } {\displaystyle \Delta W=\int _{\mathbf {x} _{1}}^{\mathbf {x} _{2}}\mathbf {F} \cdot \mathrm {d} \mathbf {x} },
(buradaki nokta, iki vektörün nokta çarpımıdır. Yukarıdaki genel eşitlik, kütleçekim veya esneklik kuvveti gibi bazı durumlarda basitleştirilebilir. Kuvvet eğer korunumlu ise eşitlik şu şekilde yazılabilir:
F = ∇ W {\displaystyle \mathbf {F} =\nabla W} {\displaystyle \mathbf {F} =\nabla W}.
Dönüş hareketi
Dönüş hareketi, bir τ torkunun θ1 ile θ2 açıları arasında yaptığı iştir.
Δ W = ∫ θ 1 θ 2 | τ | d θ {\displaystyle \Delta W=\int _{\theta _{1}}^{\theta _{2}}\left|{\boldsymbol {\tau }}\right|\mathrm {d} \theta } {\displaystyle \Delta W=\int _{\theta _{1}}^{\theta _{2}}\left|{\boldsymbol {\tau }}\right|\mathrm {d} \theta }.
Esneklik enerjisi
Ana madde: Esneklik enerjisi
Kütleçekim etkisi altında ivmelenerek serbest düşen bir top hareketi. Başlangıçtaki potansiyel enerjisi, kinetik enerjiye dönüşüyor. Sert bir yüzeye çarpan topun şekli değişir ve kinetik enerjisi esneklik enerjisine dönüşür. Top tekrar zıpladığında enerjisi ilk kinetik enerjisine dönüşür. Ardından tekrar yükselerek potansiyel enerji kazanır. Enerji, sırasıyla esneklik, şekil değişikliği ve sürükleme nedenlerinden dolayı ısıya dönüşür.
Esneklik enerjisi, bir yayı sıkıştırmak veya germek için gereken iş olarak tanımlanır. Bir yay veya Hooke yasasına uyan diğer herhangi bir sistemteki F germe/sıkıştırma kuvveti, x germe/sıkıştırma mesafesi ile orantılıdır.
F = − k x {\displaystyle \mathbf {F} =-k\mathbf {x} \,\!} {\displaystyle \mathbf {F} =-k\mathbf {x} \,\!},
burada k yaya veya sisteme özgü yay sabitidir. Bu durumda kuvvet korunur ve iş şöyle hesaplanır:
E p , e = 1 2 k x 2 {\displaystyle E_{\mathrm {p,e} }={\frac {1}{2}}kx^{2}\,\!} {\displaystyle E_{\mathrm {p,e} }={\frac {1}{2}}kx^{2}\,\!}.
Eğer k sabit olmazsa yukarıdaki eşitlik hatalı olur. Hook yasası, sabit şartlar altındaki kimyasal bağların davranışları için iyi bir yaklaşımdır. Örneğin, bağlar kopmadığında veya şekil değiştirmediğinde.
Yüzey enerjisi
Bir yüzeye eğer herhangi bir tür gerilim uygulanırsa, örneğin silgi ile kağıt silinirse, bu yüzey enerjisi olarak tanımlanabilir.
γ yüzey gerilim ve S yüzey alanı olsun. Alanı arttırmak için, bir birim alanda yapılan W işi ile yüzey enerjisi arasındaki ilişki şöyledir:
d W = γ d S . {\displaystyle \mathrm {d} W=\gamma \mathrm {d} S.\,\!} {\displaystyle \mathrm {d} W=\gamma \mathrm {d} S.\,\!}
Özellikle, farklı maddelerin yüzey gerilimi farklı olduğundan dolayı temasları esnasında karışım olmaz. Boş bir yüzey, örneğin kılcal yüzey, hareket ettirilirse çok küçük bir enerji açığa çıkar.
Örneğin bir minimal yüzey, mümkün olan en küçük enerji barındırabilir. Bu enerji yüzeyin alanı ile orantılıdır. Bu sonuca göre, küçük boyutlu sabun köpükleri minimal yüzeye sahiptir (küçük boyut kütleçekim etkilerini azaltır ve genişlik basıncı arttırır. Köpüğün yüzey enerjisi minimum olmasına rağmen, köpük minimal yüzeye sahip değildir).
Ses enerjisi
Ana madde: Ses enerjisi
Ses, her mekaniksel ortamda yayılabilen bir mekaniksel titreşim biçimidir. Ses enerjisi daha çok insan kulağının sese karşı duyarlılığı ile ilgilidir. Büyük kulak kepçesi, ses titreşimlerini daha iyi toplar. Kulak kepçesinin yakaladığı ses yükseltilerek kulak zarı tarafından orta kulaktaki örs, çekiç ve üzengi kemikleri aracılığı ile iç kulaktaki salyangoz organına aktarılır. Salyangoz akustik dalgayı beynin yorumlayabileceği elektriksel işarete dönüştürmekle görevlidir. Bu aktarma ve elektriksel işarete çevirme işlemleri, insan duyma sisteminin karakteristik özelliklerinin ana belirleyicisidir.
Yerçekimi potansiyel enerjisi
Ana madde: Yerçekimi potansiyel enerjisi
Bir kütlenin (örn, gezegen) yüzeye çok yakın kütleçekim kuvveti, h yüksekliğinde çok az değişir ve mg ye eşittir. Buradaki m kütle ve g kütleçekim ivmesidir. Dünya yüzeyinde g = 9.81 m s−1'dir. Bu durumda yerçekimi potansiyel enerjisi eşitliği şöyle olur:
E p , g ≈ m g h {\displaystyle E_{\mathrm {p,g} }\approx mgh\,\!} {\displaystyle E_{\mathrm {p,g} }\approx mgh\,\!}
Daha genel bir ifade ile Newton'ın evrensel kütleçekim yasasına göre m1 ve m2 kütleleri çekimi sonucu açığa çıkan potansiyel enerji;
E p , g = − G m 1 m 2 r {\displaystyle E_{\mathrm {p,g} }=-{\frac {Gm_{1}m_{2}}{r}}\,\!} {\displaystyle E_{\mathrm {p,g} }=-{\frac {Gm_{1}m_{2}}{r}}\,\!},
Burada, r iki kütle arasındaki mesafe ve G yerçekimi sabitidir ve değeri 6,6742(10) × 10−11 m3 kg−1 s−2'dir. Bu durumda sıfır potansiyel referans noktası, iki kütle arasındaki sonsuz mesafedir.
Kütleçekim potansiyelinin (Φ, U veya V), potansiyel enerjisi şöyledir.
E p , g = − Φ m {\displaystyle E_{\mathrm {p,g} }=-\Phi m\,\!} {\displaystyle E_{\mathrm {p,g} }=-\Phi m\,\!}.
Termal enerji
Enerji dönüşümü örnekleri Termal enerji dönüştürüldü
Neye Ne ile
Mekanik enerji Buhar türbini
Termal enerji Isı eşanjörü
Elektrik enerjisi Termokupl
Elektromanyetik ışınım Sıcak cisimler
Kimyasal enerji Yüksek fırın
Nükleer enerji Süpernova
Ana madde: Termal enerji
Genel kapsam
Termal enerji (maddenin gaz, plazma, katı, vb. gibi bazı halleri), partiküllerin rastgele mikroskopik hareketi ile ilgili enerjidir. Örneğin, monoatomik gaz halinde gaz atomları hareketten dolayı yalnızca kinetik enerjiye sahiptir. Molekül halinde gazda dönme ve titreşim enerjisi oluşur. Sıvı ve katı hallerinde de (atomların etkileşiminden dolayı) potansiyel enerji vardır.
Isı, termal enerjinin belirli bir yere yayılması olarak tanımlanır (örneğin sıcak bir cisme soğuk bir cisim yapıştığında yapışan yüzeyler arasında ısı alış verişi olur. Küçük iletişim için uygun eşitlik şöyledir:
Δ q = ∫ T 1 T 2 C v d T {\displaystyle \Delta q=\int _{T_{1}}^{T_{2}}C_{\mathrm {v} }\mathrm {d} T} {\displaystyle \Delta q=\int _{T_{1}}^{T_{2}}C_{\mathrm {v} }\mathrm {d} T}
Burada Cv, sistemin ısı kapasitesidir. Eğer sistem hal değişimi altında ise bu eşitlik geçersiz olur. Örneğin buz erimesi esnasında ısıda bir azalma olmaksızın sistem ısıyı tutar.
Kinetik teori
İdeal gazı tanımlayan kinetik teorideki serbestlik derecesine göre termal enerji eşitliği şöyledir:
U = d f 2 k B T {\displaystyle U={\frac {d_{f}}{2}}k_{B}T} {\displaystyle U={\frac {d_{f}}{2}}k_{B}T}
Burada df, serbestlik derecesi sayısı ve kB,Boltzmann sabitidir. Toplam termal enerji gazın toplam iç enerijine eşit olmalıdır. Fakat moleküller arası potansiyel enerji bu teoriye dahil değildir. kBT ifadesi, istatistiksel mekaniğinde çok sık kullanılır.
Kimyasal enerji
Ana madde: Kimyasal enerji
Enerji dönüşümü örnekleri Kimyasal enerji dönüştürüldü
Neye Ne ile
Mekanik enerji Kas
Termal enerji Ateş
Elektrik enerjisi Yakıt hücresi
Elektromanyetik ışınım Ateş böceği
kimyasal enerji Kimyasal tepkime
Kimyasal enerji, moleküldeki atomları tepkimesi sonucu açığa çıkan enerjidir ve element birleşimine göre çeşitli türde olur. Elektriksel yükler, elektronlar ve protonların pozisyonlarının karşılıklı yer değişmesi esnasında ortaya çıkan elektriksel kuvvet tarafından yapılan iş olarak tanımlanabilir. Bu yüzden aslında elektriksel yüklerin elektrostatik potansiyel enerjisidir. Eğer bir sistemin kimyasal enerjisi, kimyasal tepkime esnasında azalırsa, bu azalma farkı, (daha çok ısı ve ışık gibi) bazı biçimlere dönüştürülür. Diğer tarafından eğer bir sistemin kimyasal enerjisi kimyasal tepkime sonucu azalırsa fark, (genellikle ısı veya ışık biçimindeki) enerjiye dönüşür. Örneğin;
iki hidrojen atomu tepkimeye girerse dihidrojen molekülü biçimine dönüşür. Kimyasal enerji (H-H bağının bağ enerjisi) 724 zJ kadar azalır;
bir hidrojen atomundan elektron koparılırsa, hidrojen iyonuna (gaz haline) dönüşür. Kimsayal enerjisi (hidrojenin iyonlaşma enerjisi) 2,18 aJ kadar artar.
Yukarıda tanımlanan kimyasal enerji kimyagerler tarafından İntegral enerji (U) olarak ifade edilir. Burada sistemin hacmi ve basıncı sabit kabul edilir. Tepkime esnasında eğer hacim değişirse (örneğin gaz uçarsa) entalpiyi (H) elde etmek için, atmosfer tarafından yapılan işin miktarına bir düzeltme uygulanır. Bu düzeltme, uçan gaz tarafından yapılan iştir ve eşitliği şöyledir:
Δ E = p Δ V {\displaystyle \Delta E=p\Delta V\,\!} {\displaystyle \Delta E=p\Delta V\,\!},
burada entalpi şöyle yazılabilir;
Δ H = Δ U + p Δ V {\displaystyle \Delta H=\Delta U+p\Delta V\,\!} {\displaystyle \Delta H=\Delta U+p\Delta V\,\!}.
İkinci bir düzeltme entropideki, (S) değişiklik için yapılır. S, kimyasal bir tepkimenin bir yer kaplayıp kaplamadığı dikkate alınarak uygulanır. Bu Gibbs serbest enerjisini (G) verir. Düzeltme, kaybolan enerjiyi elde etmek için gereken enerjidir.
Δ E = T Δ S {\displaystyle \Delta E=T\Delta S\,\!} {\displaystyle \Delta E=T\Delta S\,\!},
böylece aşağıdaki eşitlik elde edilir;
Δ G = Δ H − T Δ S {\displaystyle \Delta G=\Delta H-T\Delta S\,\!} {\displaystyle \Delta G=\Delta H-T\Delta S\,\!}.
Bu düzeltmeler bazen (özellikle gazlar arasındaki tepkimelerde) göz ardı edilir, çoğunlukla değil.
Bohr teorisine göre kimyasal enerji Rydberg sabiti tarafından karakterize edilir.
R y = m e e 4 8 ε 0 2 h 2 = 1 2 α 2 m e c 2 = 13 , 605 692 53 ( 30 ) e V {\displaystyle R_{y}={\frac {m_{e}e^{4}}{8\varepsilon _{0}^{2}h^{2}}}={\frac {1}{2}}\alpha ^{2}m_{e}c^{2}=13,605\;692\;53(30)\ \mathrm {eV} } {\displaystyle R_{y}={\frac {m_{e}e^{4}}{8\varepsilon _{0}^{2}h^{2}}}={\frac {1}{2}}\alpha ^{2}m_{e}c^{2}=13,605\;692\;53(30)\ \mathrm {eV} }
Elektrik enerjisi
Ana maddeler: Elektromanyetizma ve Elektrik
Enerji dönüşümü örnekleri Elektrik enerjisi dönüştürüldü
Neye Ne ile
Mekanik enerji Elektrik motoru
Termal enerji Direnç
Elektrik enerjisi Transformatör
Elektromanyetik ışınım LED
Kimyasal enerji Elektroliz
Nükleer enerji Senkrotron
Elektrostatik enerji
Genel kapsam
Elektriksel potansiyel enerji, elektriksel yüknün elektriksel alan içerisindeki konumuna bağlı olarak depoladığı bir potansiyel enerji çeşididir. Q1 ve Q2 yüklü noktasal cisimleri aralarında r mesafesi olsun. Elektriksel potansiyel enerji eşitliği şöyledir:
E p , e = 1 4 π ϵ 0 Q 1 Q 2 r {\displaystyle E_{\mathrm {p,e} }={\frac {1}{4\pi \epsilon _{0}}}{{Q_{1}Q_{2}} \over {r}}} {\displaystyle E_{\mathrm {p,e} }={\frac {1}{4\pi \epsilon _{0}}}{{Q_{1}Q_{2}} \over {r}}}
Burada ε0, vakum sabiti (elektrik sabiti)dir ve değeri; 107/4πc02 veya 8,854188… × 10−12 F m−1'dir. Elektrostatik potansiyel (mutlak için ϕ, potansiyel farkı için V), elektrostatik potansiyel enerji olarak ele alınırsa eşitlik şöyle olur:
E p , e = ϕ q {\displaystyle E_{\mathrm {p,e} }=\phi q\,\!} {\displaystyle E_{\mathrm {p,e} }=\phi q\,\!}.
Bir kondansatörde depolanan yük (C kapasitesi), V gerilimi ile doğru orantılıdır. Bu durumda elektrostatik potansiyel enerji:
E p , e = Q 2 2 C = 1 2 C V 2 = 1 2 V Q {\displaystyle E_{\mathrm {p,e} }={\frac {Q^{2}}{2C}}={\frac {1}{2}}CV^{2}={\frac {1}{2}}VQ\,\!} {\displaystyle E_{\mathrm {p,e} }={\frac {Q^{2}}{2C}}={\frac {1}{2}}CV^{2}={\frac {1}{2}}VQ\,\!},
Elektrik enerjisi
Ana madde: Elektrik enerjisi
Elektrik devreleri
Eğer bir elektrik akımı dirençten geçerse elektrik enerjisi ısıya dönüşür. Akım eğer elektrik cihazından geçerse, elektrik enerjisinin bazısı (her ne kadar birazı kaybolsa veya ısıya dönüşse bile) diğer enerji biçimlerine dönüşür. Elektrik akımından dolayı oluşan elektrik enerjisi miktarı, farklı yollarla ifade edilebilir:
E = V Q = V I t = P t = V 2 t R = I 2 R t {\displaystyle E=VQ=VIt=Pt={\frac {V^{2}t}{R}}={I^{2}}Rt\,\!} {\displaystyle E=VQ=VIt=Pt={\frac {V^{2}t}{R}}={I^{2}}Rt\,\!}
Burada V is the gerilim (volt olarak), Q yük (coulomb olarak), I akım (amper olarak), t akımın aktığı süre (saniye olarak), P güç (watt olarak) ve R direnci (ohm olarak).
Manyetik enerji
Ana madde: Manyetik enerji
Genel kapsam
Manyetik enerji ile elektrik enerjisi arasında belli başlı bir fark yoktur: Maxwell denklemleri ile ilgili iki durum vardır. Bir B manyetik alanındaki bir mıknatısın manyetik momentinin m potansiyel enerjisi, manyetik çift kutup moment vektörü değişimdeki manyetik kuvvetin (aslında manyetik torkun) işi olarak tanımlanır ve şuna eşittir:
E p , m = − m ⋅ B {\displaystyle E_{\mathrm {p,m} }=-\mathbf {m} \cdot \mathbf {B} } {\displaystyle E_{\mathrm {p,m} }=-\mathbf {m} \cdot \mathbf {B} }.
Elektrik devreleri
I akımı taşıyan bir indüktörün L indüktansında depolanan enerji şöyledir:
E p , m = 1 2 L I 2 {\displaystyle E_{\mathrm {p,m} }={\frac {1}{2}}LI^{2}} {\displaystyle E_{\mathrm {p,m} }={\frac {1}{2}}LI^{2}}.
Eşitliğin sağ tarafındaki ifade, süperiletken manyetik enerji depolama için temel biçimdir.
Elektromanyetik enerji
Enerji dönüşümü örnekleri Elektromanyetik enerji dönüştürüldü
Neye Ne ile
Mekanik enerji Uzay yelkenlileri
Termal enerji Isıl güneş kollektörü
Elektrik enerjisi Güneş pili
Elektromanyetik ışınım Doğrusal olmayan optikler
Kimyasal enerji Fotosentez
Nükleer enerji Mössbauer spektroskopi
Elektromanyetik enerji, birim hacimde elektriksel veya manyetik alan oluşturmak için gereken iştir. E {\displaystyle \mathbf {E} } {\displaystyle \mathbf {E} } elektriksel ve B {\displaystyle \mathbf {B} } {\displaystyle \mathbf {B} } manyetik alanların SI birimlerindeki enerji yoğunlukları sırasıyla şöyledir:
u e = ε 0 2 | E | 2 , u m = 1 2 μ 0 | B | 2 {\displaystyle u_{e}={\frac {\varepsilon _{0}}{2}}\left|\mathbf {E} \right|^{2},\quad u_{m}={\frac {1}{2\mu _{0}}}\left|\mathbf {B} \right|^{2}\,\!} {\displaystyle u_{e}={\frac {\varepsilon _{0}}{2}}\left|\mathbf {E} \right|^{2},\quad u_{m}={\frac {1}{2\mu _{0}}}\left|\mathbf {B} \right|^{2}\,\!},
Burada ε 0 {\displaystyle {\varepsilon _{0}}} {\displaystyle {\varepsilon _{0}}}, elektriksel vakum sabiti; μ 0 {\displaystyle {\mu _{0}}} {\displaystyle {\mu _{0}}}, mekanik vakum sabitidir.
Mikrodalgalar, ışık veya gama ışınları gibi elektromanyetik ışınımlar, elektromanyetik enerji akışını ifade eder. Elektromanyetik alanın manyetik ve elektrik bileşenlerinde uygulanan yukarıdaki ifadeler EM alandaki hem enerji yoğunluğu hem de akışı ile hesaplanır. Sonuçta, elektromanyetik alanın enerji akısını tanımlayan Poynting vektörü SI biriminde şöyle hesaplanır.
S = 1 μ E × B , {\displaystyle \mathbf {S} ={\frac {1}{\mu }}\mathbf {E} \times \mathbf {B} ,} {\displaystyle \mathbf {S} ={\frac {1}{\mu }}\mathbf {E} \times \mathbf {B} ,}
Burada μ {\displaystyle {\mu }} {\displaystyle {\mu }}, ortamın geçergenliğidir.
Farklı enerji seviyelerine sahip olan bir fotonun elektromanyetik ışınım enerjisi eşitliği şöyledir:
E = h ν = h c λ {\displaystyle E=h\nu ={\frac {hc}{\lambda }}\,\!} {\displaystyle E=h\nu ={\frac {hc}{\lambda }}\,\!},
Enerji seviyeleri arasındaki boşluk:
Δ E = E 2 − E 1 = h c ( ν 2 − ν 1 ) = h c ( 1 λ 2 − 1 λ 1 ) {\displaystyle \Delta E=E_{2}-E_{1}=hc\left(\nu _{2}-\nu _{1}\right)=hc\left({\frac {1}{\lambda _{2}}}-{\frac {1}{\lambda _{1}}}\right)\,\!} {\displaystyle \Delta E=E_{2}-E_{1}=hc\left(\nu _{2}-\nu _{1}\right)=hc\left({\frac {1}{\lambda _{2}}}-{\frac {1}{\lambda _{1}}}\right)\,\!},
Burada h değeri 6,6260693(11)×10−34 J.s olan Planck sabitidir, ν ışınım frekansıdır. Bu elektromanyetik enerji büyüklüğü, genellikle bir foton olarak adlandırılır. 270–520 yJ enerji büyüklüğüne sahip foton görünür ışık yayar ve bu da 160–310 kJ/mol'a eşdeğerdir. Bu değer zayıf kimyasal bağ oluşturur.
Nükleer enerji
Ana madde: Nükleer enerji
Enerji dönüşümü örnekleri Nükleer enerji dönüştürüldü
Neye Ne ile
Mekanik enerji Alfa bozulması
Termal enerji Güneş
Elektrik enerjisi Beta parçacığı
Elektromanyetik ışınım Gama ışını
Kimyasal enerji Radyoaktivite
Nükleer enerji Nükleer izomer
Nükleer potansiyel enerji ile elektriksel potansiyel enerji, fisyon ve füzyon süreçlerindeki enerji salınımını sağlar.
Zayıf nükleer kuvvet (güçlü kuvvetten farklıdır), beta çözünmesi gibi belirli radyoaktivite türleri için potansiyel enerji sağlar.
Nükleer süreçte salınan enerji, çok büyüktür ve (enerji salındıktan sonra) kütlenin değişimine neden olur.
Güneş enerjisi olarak adlandırılan güneşteki enerji, bu enerji dönüşüm biçimine örnektir. Güneşte hidrojen füzyon sürecinde, güneş "maddesi"nin yaklaşık 4 milyon tonu bir saniyede ışığa dönüşerek uzaya yayılır. Fakat bu süreç esnasında her ne kadar protonlar nötrona dönüşse bile proton ve nötron sayıları toplamı değişmez. Bu sistemde yayılan ışık (bir sistem gibi düşünülürse), elektromanyetik ışınım sonucu bir saniyede "kaybolan" yaklaşık 4 milyon ton kütleyi kendisi tutar ve onu uzaya taşır. Bu süreçte dönüştürülen helyum çekirdeğinin her biri, dönüştürülen dört protondan daha hafiftir. Güneşin nükleer potansiyel enerjisi ışığa dönüştüğü esnada hiçbir parçacık kaybolmaz.
Nükleer enerji formülü, kimyasal enerjininkine benzer ve şöyle hesaplanır
E N = 1 2 α m p c 2 = 3.5 M e V {\displaystyle E_{N}={\frac {1}{2}}\alpha m_{p}c^{2}=3.5MeV} {\displaystyle E_{N}={\frac {1}{2}}\alpha m_{p}c^{2}=3.5MeV}
Burada mp, protonun kütlesidir.
____________
Kaynaklar:
Vikipedi, özgür ansiklopedi
|
|
|
Tıpa Nasıl Yapılır? - Şarap Şişeleri için Kullanılan Mantar Tıpa - Dıkaç |
|
Yazar: RasitTunca - 12-30-2018, 03:03 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Tıpa Nasıl Yapılır? - Şarap Şişeleri için Kullanılan Mantar Tıpa - şarap şişesi mantarı - Dıkaç
Tıpa Nasıl Yapılır? - Şarap Şişeleri için Kullanılan Mantar Tıpa - şarap şişesi
mantarı
Şarap Şişeleri için Kullanılan Mantar Tıpa Nasıl Yapılır
Makine, beysbol topu veya şampanya üretiminde büyük rol oynayan bir ağaç kabuğu
düşünebilir misiniz? Bu kabuk binlerce yıl önce hem balıkçılar hem de zarif
hanımefendiler tarafından kullanılmış, hatta uzaya bile gitmiş! Daha da ilginci,
bu eşsiz kabuğun tüm bu ihtiyaçları karşılaması için hiçbir ağaç kesilmiyor!
MANTAR, kendi adını taşıyan bir ağaç olan mantar meşesi ağacının kabuğundan elde
edilir. Fakat bu, sıradan bir kabuk değildir. Hafif, ateşe dayanıklı ve esnektir.
Mantar meşesinin dayanıklı kabuğu yıldan yıla göze çarpar şekilde kalınlaşır.
Hasat edilmezse kabuğun kalınlığı 25 santimetreye ulaşabilir. Bu kabuk, ağacı
sıcaktan, soğuktan ve orman yangınlarından koruyan etkili bir kalkan görevi
görür. Eğer kabuğu soyulursa mantar meşesi yaklaşık on yıl içinde yeni bir kabuk
oluşturur.
Portekiz dünyadaki mantar üretiminin yaklaşık yüzde 55’ini, İspanya yaklaşık
yüzde 30’unu, diğer ülkeler de (Cezayir, Fas, Fransa, İtalya ve Tunus) kalan
yüzde 15’lik kısmını karşılar.*
Çok Amaçlı Kullanım
Romalılar ve Yunanlılar mantarın balık ağı şamandırası için ideal bir malzeme
olduğunu, çarıklar için de rahat bir taban olabileceğini keşfettiler. Anlaşılan
kavanozları kapatmak için de mantar tıpalar kullandılar. Mantar yüksek
sıcaklıklarda bile esnek yapısını koruduğundan makine contaları için de ideal bir
malzemedir. Ayrıca bazı uzay gemilerinde kullanılan ısı kalkanlarının önemli bir
kısmını oluşturmaktadır.
Hem görüntüsü hem de yalıtma özelliği nedeniyle mantar plakalar duvar ve yer
döşemelerinde gözde bir malzeme haline geldi. Spor malzemesi üreticilerine göre
de beysbol topunun dolgu malzemesi ya da olta sapı için mantar paha biçilmez bir
hammadde. Elbette mantar en çok şarap ve şampanya şişelerinde tıpa olarak önümüze
çıkar. (“İdeal Bir Tıpa” çerçevesine bakın.)
Çevre Dostu
İyi korunmuş bir mantar ormanı insanların doğayla uyum içinde çalışabileceğinin
kanıtıdır, çünkü mantar hasadı sırasında doğa zarar görmez. Yaşlı mantar meşeleri
çevreyi güzelleştirir, dallarının altında otlayan büyükbaş hayvanlara gölgelik ve
yiyecek sağlar ve yaz sıcağının bunaltıcı etkisini azaltır.
Büyük mantar meşeleri şah kartal, kara akbaba ve kara leylek gibi soyu tükenmekte
olan bazı kuş türlerine yuva yapmak için uygun alanlar sağlıyor. Soyu tehlikede
olan İber vaşağının da sığınabildiği son yerlerden biri mantar ormanlarıdır.
Geçenlerde Doğal Hayatı Koruma Vakfı bu türün yaşamının İspanya ve Portekiz’deki
mantar endüstrisinin gelişimine bağlı olduğunu söyledi.
Öyleyse bir dahaki sefere bir şarap şişesinin tıpasını çıkardığınızda bir an
durup düşünün. Elinizde doğal, toprakta çözülebilen ve yenilenebilir bir nesne
tutuyorsunuz. Üstelik bu malzemenin kullanılması doğanın korunmasına yardımcı
oluyor. Bir ağaçtan daha ne istenebilir ki?
[Dipnot]
Mantar meşesi dünyanın başka yerlerinde de yetişir, fakat ticari üretimin büyük
kısmı mantar meşesinin doğal olarak yetiştiği Akdeniz bölgesinde yapılır.
[Sayfa 20’deki çerçeve/resim]
“İdeal Bir Tıpa”
Extremadura (İspanya) bölgesindeki Mantar, Odun ve Odun Kömürü Enstitüsü’nün
müdürü olan Miguel Elena mantarın tıpa olarak kullanılması hakkında bilgi
veriyor.
Mantar tıpa ne kadar işe yarıyor?
Yüz küsur yıllık şişelerden çıkan tıpalar gördüm ve şarap çok iyi şekilde
korunmuştu! Mantar ideal bir tıpa.
Kabuğundan tıpa üretilebilmesi için bir mantar meşesi kaç yaşında olmalı?
Kaliteli bir tıpa üretebilmek için mantar meşesi en azından 50 yaşında olmalı,
yine de palamutu ektikten 25 yıl sonra ilk hasat yapılabilir. Elbette kazanç
sağlamak için 50 yıl beklenmesi gereken bir ürüne çok az kişi yatırım yapmak
ister. Aslında gelir elde etmek için bu kadar çok beklenmesi gereken başka bir
endüstri alanı var mı bilmiyorum.
Mantar meşesinin ömrü ne kadar?
Bir mantar meşesi ağacının ömrü ortalama 200 yıldır ve bazı türleri çok daha uzun
yaşar. Mantar meşesinin kabuğu dokuz yılda bir soyulur.
Mantar üretiminin geleceği için neler yapılıyor?
Avrupa Birliği ve bölgesel yönetimler insanları mantar meşesi dikmeye teşvik
etmek için ödenek ayırıyor. Bu sayede son yıllarda hektarlarca alana fidan
dikildi, var olan ormanlar da daha iyi hale getirildi.
Mantar üretiminde son yıllarda hangi gelişmeler oldu?
Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca en iyi meşe palamudu türlerini tespit etmek için
birçok araştırma yapıldı. Ayrıca ürün kalitesini artırmak için diğer mantar
üreticisi ülkelerle işbirliği yapıyoruz. Geliştirdiğimiz küçük bir el testeresi
sayesinde, yüzyıllardır balta kullanılarak yapılan kabuk çıkarma işlemi artık
daha kolay ve etkili şekilde yapılabiliyor.
|
|
|
Yarasa - Uçan Fare - isa Kuşu - Dişli Kuş - Yarasalar Hakkinda Bilgi |
|
Yazar: RasitTunca - 12-30-2018, 02:59 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum (1)
|
 |
YARASALAR HAKKINDA BİLGİ
Özellikleri
Yarasanın 200 cins ve 17 familya içinde 900 – 1000 türü vardır. Kanatları açık
durumdaki boyları 5 cm’den 150 cm’ye kadar değişebilir. Dünyanın her bölgesinde
yaşarlar, ancak tropikal bölgelerde sayıları daha fazladır. Yarasalar çok
miktarda böcek tükettikleri için, dünyanın dengesi açısından büyük önem taşırlar.
Yarasanın vücudu fareye benzer ve genellikle ince bir kürkle kaplıdır.
Yarasaların kulakları çoğunlukla çok büyük ve kıvrımlıdır. Burun ve kulaktaki bu
çıkıntılar, duyu organı görevi görür, ses titreşimlerini almaya ve iletmeye
yarar.
Bazı yarasalar yalnız yaşar, mağaralarda, yarıklarda, içi oyuk ağaçlarda veya
tavan aralarında. Diğer türler ise sürüler halinde yaşar. Kuzey bölgelerdeki
yarasalar kışın göç ederler veya kış uykusuna yatarlar.
Yarasalar baş aşağı tutunarak uyurlar. Geceleri aktif olan yarasaların koklama ve
tat alma duyuları çok iyi gelişmiştir. Meyveyle beslenenler dışında, yarasaların
görme duyuları iyi gelişmemiştir. Çıkardıkları çok yüksek frekanslı ses
dalgalarının, etraflarındaki cisimlere çarpıp geri dönmesi yardımıyla yönlerini
bulurlar. Bu sesler, çoğunlukla insanlar tarafından duyulmaz.
Birçok yarasa türünde, erkek ve dişi çiftleşme mevsimi dışında bir araya gelmez.
Dişi çoğunlukla her yıl yaz aylarında bir tane yavru doğurur. Yeni doğan yavru
birkaç gün anne tarafından taşınır, anne yavrunun yanında olmadığı zamanlarda ise
yavru, tünekte bırakılır. Yavrular birkaç hafta içinde uçmaya başlar. Yarasaların
yaşam süresi yaklaşık 20 yıldır.
Yarasalar hakkında bazı gerçekler
Meyve yiyen yarasalar, 450 kadar ticari maddeyi ve 80 kadar ilacı
insanoğlunun hizmetine sunmaktadır. Yağmur ormanları için yarasalar, yaşamsal
önem taşır. Yarasalar, bu bölgedeki ağaçların polen ve tohumlarını taşı(Zeker)
yaklaşık yüzde 95’inin çoğalmasını sağlar.
Dünyadaki 1000’i aşkın yarasa türünden sadece 3’ü vampir yarasadır ve bunlar
Latin Amerika’da yaşar. Vampir yarasalar insanlara saldırmazlar. Kümes
hayvanlarını tercih ederler.
Avrupa’nın ve Türkiye’nin en küçük yarasası olan cüce yarasa sadece 5 gram
ağırlığındadır.
Dünya üzerinde yaklaşık 4500 memeli türü bulunmaktadır ve bunların 1000’den
fazlasını yarasalar oluşturur.
Amerikan iç savaşında barut yapmak için kullanılan malzemelerden biri de
yarasa dışkısıydı.
Yarasalar uçmasına rağmen kuş değil memelidir.
İnsanlar yarasaların kör olduğunu zanneder, ama 1000’i aşkın yarasa türünden
kör olan bir tür bile yoktur, hatta büyük bir kısmı iyi görür.
YARASALARIN ÖZELLIKLERI
Yarasalar gececidirler ve gündüzleri karanlık
yerlerde, arka ayaklarının çengelleriyle baş aşağı
sarkarak dinlenirler. Gece avlanmaya çıkarlar. Çoğu
böcekçildir ve meyve, çiçek özü ile beslenenleri de
vardır. Kuş, kertenkele, kurbağa ve balık
avlayanlarına da rastlanır. Yarasaların memeleri ve
döl yatakları çifttir. Bazılarının dişileri hayız görür.
Gebelik süresi 110 gün kadardır. Genellikle 1 veya 2
yavru doğururlar. Dişiler yavrularını büyüyünceye
kadar kanatlarının altında taşırlar. Yarasada annelik
şefkati yüksektir. Çıkardıkları çok yüksek frekanslı
ses dalgalarının, etraflarındaki cisimlere çarpıp geri
dönmesi yardımıyla yönlerini bulurlar
(ekolokasyon). Bu sesler, çoğunlukla insanlar
tarafından duyulamaz. 15-20 yıl kadar yaşarlar.
Uzmanlar onlarla ilgili geniş çaplı araştırmalara
girişmişlerdir. Bütün yarasaların gözleri görür, fakat
görmekten çok radar sistemi olan his organlarını
kullanırlar. Yarasa, ses-yankı sistemiyle bezenmiş,
canlı bir radardır. 200.000 frekanslı sesleri rahatlıkla
duyarlar. Hâlbuki insan, frekansı azami 20.000 olan
titreşimleri ses olarak duyar. Ses-yankı sistemiyle
çalışan radarları sayesinde karanlık gecede, gündüz
gibi hiçbir yere çarpmadan rahatlıkla uçarlar. Bir
deneyde de kör edilen bir yarasanın hiçbir yere
çarpmadan uçtuğu gözlenmiştir. Yarasa süpersonik
sesleri burnu ve ağzı ile çıkarır. Hassas kepçe
kulakları ve hissî organlarıyla algılar. Yarasalar
böcek avlarken uçuş esnasında saniyede 200 çığlık
Yarasaların Yaşam Ortamları
Yarasaların yiyecek ortamları ile barınak ortamları
arasında bir dengenin olması gereklidir. Yarasalar
hayatlarının yarısını, rahatsız edilmeyen, çeşitli
faktörlere karşı doğal olarak korunmuş mağara, kaya
oyukları, ağaç yuvaları gibi barınaklarda geçirirler
. Bu barınaklar kış aylarında yarasaların kış
uykusuna yatması ve genç yarasaların büyümesi
açısından önemli yerlerdir. Örneğin; barınakların gün
boyu sıcaklıkları 80ºF ve 90ºF sıcaklıklarını
koruması, genç yarasaların büyümesi açısından son
derece önemlidir (4).
Yarasaların barınakları tabiatın henüz tam
çözülmemiş bir sırrıdır. Yarasalar kış uykusuna
yatabilen sıcakkanlı yaratıklardır. Aktiflik
dönemlerinde sıcakkanlıdırlar. Fakat uykudayken
soğukkanlı olurlar. Diğer memelilere nazaran daha
kolay ve daha çabuk kış uykusuna girebilirler.
Buzdolabında bile hayatlarını devam ettirebilirler.
Laboratuarlardaki buzdolaplarında uyuyan yarasalar
üzerinde yapılan çalışmalar, kalp ve dolaşım
hastalıkları ile kadın hastalıklarına ışık tutmaktadır
Yarasaların Yaşam Ortamları.
Yarasaların Gıda Ortamları Barınak Ortamları
Kunduz gölleri Mağaralar
Bataklıklar Boş ağaç kovukları
Çiftlik gölleri Oyuk yerler ve dar geçitler
Irmaklar Terkedilmiş evler
Sezonluk havuzlar Eski bacalar
Geniş drenajlı su birikintileri Kayalardaki oyuklar
Yarasaların Önemi
Yarasalar gece uçan ve böcekleri avlayan büyük bir avcıdır. Yarasaların en büyük
gıda kaynaklarını; Chrysopidae
ve Hemerobiidae ailesine ait böcekler, Cockroach böcekleri, Dictyopterous ve
Dipterous böcekleri ile sivrisinekler
oluşturur. Örneğin; tek başına büyük kahverengi yarasa, bir gecede 3000 ile 7000
arasında sivrisinek yiyebilir.
Yarasalar büyük popülasyonları ile yıllık olarak milyonları aşan orman ve tarım
zararlılarını tüketmek suretiylemücadele etmekte ve ekolojiye eşsiz bir yarar
sağlamaktadırlar. Bu arada, ekolojik dengenin devamı, böcek ve
yarasaların sürekliliği açısından ıslak alanlar da önemlidir. Çünkü bu alanlar
düzenli olarak su ve böcek desteği
sağlamakta, dolayısıyla da yarasa popülasyonu üzerinde önemli derece de etki
oluşturmaktadır. Yağmur ormanları
için de yarasalar, yaşamsal öneme sahiptirler. Yarasalar, bu bölgedeki ağaçların
yaklaşık yüzde 95’ inin polen ve
tohumlarını taşı(Zeker) çoğalmasını sağlarlar. (4).
YARASA TÜRLERİ
Dünyada 18 familyaya bağlı, 986 tür yarasa varken Türkiye’de 4 aileye bağlı, 30
tür yarasa bulunmaktadır.
Meyve Yarasaları (Pteropodidae)
Mısır meyve yarasası (Rousettus aegyptiacus)
Nal burunlu yarasalar (Rhinolophidae)
Büyük nalburunlu yarasa (Rhinolophus ferrumequinum)
Küçük nalburunlu yarasa (Rhinolophus hipposideros)
Akdeniz nalburunlu yarasası (Rhinolophus euryale)
Blasius nalburunlu yarasası (Rhinolophus blasii)
Mehely nalburunlu yarasası (Rhinolophus mehelyi)
Şemsiyekuyruklu Yarasalar (Emballonuridae)
Çıplak karınlı mezar yarasası (Taphozous nudiventris)
Düz burunlu yarasalar (Vespertilionidae)
Büyük fare kulaklı yarasa (Myotis myotis)
Fare kulaklı su yarasası (Myotis daubentonii)
Uzun ayaklı yarasa (Myotis capaccinii)
Sakallı yarasa (Myotis brandtii)
Bıyıklı siyah yarasa (Myotis mystacinus)
Bıyıklı kahverengi yarasa (Myotis aurascens)
Bıyıklı nepal yarasası (Myotis nipalensis)
Kirpikli yarasa (Myotis emarginatus)
Büyük kulaklı yarasa (Myotis bechsteini)
Saçaklı yarasa (Myotis nattereri)
İran saçaklı yarasası (Myotis schaubi)
Bayağı akşamcı yarasa (Nyctalus noctula)
Küçük akşamcı yarasa (Nyctalus leisleri)
Büyük akşamcı yarasa (Nyctalus lasiopterus)
Geniş kanatlı yarasa (Eptesicus serotinus)
Akdeniz geniş kanatlı yarasa (Eptesicus bottae)
Çift renkli yarasa (Vespertilio murinus)
Bayağı cüce yarasa (Pipistrellus pipistrellus)
Akdeniz cüce yarasası (Pipistrellus pygmaeus)
Beyaz şeritli yarasa (Pipistrellus kuhlii)
Sert derili yarasa veya pürtük derili yarasa (Pipistrellus nathusii)
Savi cüce yarasası (Hypsugo savii)
Kahverengi uzun kulaklı yarasa (Plecotus auritus)
Gri uzun kulaklı yarasa (Plecotus austriacus)
Basık burunlu yarasa (Barbastella barbastellus)
Uzun kulaklı çöl yarasası (Otonycteris hemprichi)
Uzun kanatlı çöl yarasası (Miniopterus schreibersii)
Kuyruklu yarasalar (Molossidae)
Buldog yarasası (Tadarida teniotis)
Yarasalar (Chiroptera) takımının, büyük yarasalar (Megachiroptera) ve küçük
yarasalar (Microchiroptera) olmak üzere iki alt takımı mevcuttur. Büyük yarasalar
alt takımı, Afrika, Hindistan ve Avustralya ormanlarında yaygındır. Kanat-
ayaklıgiller (Pteropodidae), bu alt takımın tek familyasıdır. Küçük yarasalar alt
takımı; Nalburunlu yarasagiller (Rhinophidae), Yaprakburunlu yarasagiller
(Phyllostomatidae), Serbest kuyruklu yarasagiller (Emballonuridae), Kapakburunlu
yarasagiller (Rhinopomidae), Yassı burunlu yarasagiller (Vespertilionidae), Balık
yiyen yarasagiller (Noctilionidae) familyalarını ihtivâ eder.
Yarasa, üzerine gittiği hareketli bir böcekten yansıyan eko ile, kendisinin
çarpmamak için kaçtığı bir dal parçasından akseden ekoyu birbirinden nasıl ayırt
edebiliyor? Nasıl oluyor da kendisiyle birlikte binlerce yarasanın bulunduğu bir
mağarada kendi ekosunu diğerlerinden ayırt edebiliyor? Bu tip soruların cevâbı
bulunabilirse insanlığın elektronik güdüm ve tespit sahasında yapmış olduğu
buluşlar bir anda akılları durduracak bir seviyeye ulaşır.
Dünyada 18 familyaya bağlı, 986 tür yarasa varken Türkiye’de 4 aileye bağlı, 30
tür yarasa bulunmaktadır. Türkiye’de yaşayan yarasa familyaları şunlardır:
•Uçanköpekler ( Pteropodidae): Gözleri oldukça büyüktür, dış kulakları huni
şeklindedir. Meyvelerle beslenirler.
•Nal burunlu yarasalar ( Rhinolophidae): Burunları atnalı şeklinde, gözleri
küçüktür. Kış uykusu sırasında serbest olarak baş aşağı sarkarlar ve uçma
derisiyle bütün vücutlarını örterler. Böceklerle beslenirler.
•Düz burunlu yarasalar ( Vespertilionidae): Burunları düz, gözleri küçüktür.
Sadece böceklerle beslenirler. Koloniler halinde yaşarlar.
•Kuyruklu yarasalar = Buldokyarasalar ( Molossidae): Kuyrukları oldukça uzun,
kulakları büyük ve köşelidir. Kanatları dar ve uzundur. Pis kokarlar.
YARASALARIN BİLİMSEL ÇALIŞMALARA
VE İLAÇ SEKTÖRÜNE KATKILARI
Meyve yiyen yarasalar, 450 kadar ticari maddeyi ve
80 kadar ilacı insanoğlunun hizmetine sunmaktadır.
Yarasaların özellikle körler için ilaç kaynağı olması
son derece önemlidir (4).
Danimarka’da bir ilaç firması olan H.Lundbeck,
yarasaların bir türü olan vampir yarasanın
tükürüğünden felç ilacı üretmiştir. Günümüzde felçli
hastalarının %80’ ı ilk üç saat içerisinde tedavi
edilememektedir. Nedeni de elimizdeki bütün felç
ilaçlarının felcin oluşumundan üç saat sonra etkisinin
kalmamasından dolayıdır. Geliştirilmiş yeni ilaç ise
özellikle bu üç saatlik sürenin artırılmasını sağladığı
için önem arz etmektedir. Vampir yarasanın
tükürüğünde yer alan ‘desmoteplase’ maddesi felç
oluşumundan dokuz saat sonraya kadar etkisini
kaybetmemektedir. Bu da ilacın, beyine giden
atardamarların tıkanması sonucu meydana gelen felç
vakalarının tedavisinde ve felç riski olan hastaların
hastaneye ulaşmaları için gerekli olan altı saat
zamanda etkili olabildiğini göstermektedir. (5).
Örneğin; son yıllarda vampir yarasanın antikoagulan
madde içeren salyasından insanlarda arteriosklerozis
hastalığında kullanılan ve iyi sonuçlar alınan yeni bir
ilaç da sentezlenmiştir (6).
Genelde memeli bir hayvanın ömrü onun vücut
ölçüsüyle ilgilidir. Bir tarla faresi nadiren bir yıldan
fazla yaşamaktadır. Bir kedi 13 yaşında, köpek 14
yaşında, at 20 yaşında yaşlı sayılır. Ancak
yarasaların birçoğu fareden daha ufak olduğu halde
15 veya daha fazla yıl yaşayabilmektedir. Ayrıca
hayatları boyunca yağlı böceklerle beslenen
yarasalarda yan etki olarak hiçbir rahatsızlık
görülmemektedir. 20 yaşlarında bir yarasayla 1
yaşındaki bir yarasanın atardamar çeperinde bir yağ
birikintisine rastlamak mümkün değildir. Bugün
çözüm bekleyen konulardan biri de; yarasalar yağlı
yiyeceklerle bol miktarda beslendiği halde damar
hastalıklarına yakalanmamalarıdır. Memeli
hayvanlar içerisinde sadece dişi yarasa, erkeğinin
spermini depolayıp gerektiğinde ve uygun gördüğü
zaman kullanabilen tek memelidir. Birçok yarasa
türü kış uykusuna yatmadan evvel sonbaharda
çiftleşirler. Dişide ancak ilkbaharda üreme hücresi
(yumurta) meydana gelir ve kış uykusu müddetince
vücudunda depoladığı spermle bunu döller. Hamile
dişiler doğum oluncaya kadar erkeklerden ayrı olarak
doğum koğuşlarında tünerler. Doğum oluncaya kadar
erkekler buraya uğramazlar. Yavrular, haziran ve
temmuz aylarında doğarlar. Genelde dişi, bir yavru
doğurur. Bilim adamları dişi yarasaların sperm
depolama hâdisesini henüz çözememiştir. Bununla
ilgili olarak yoğun araştırmalar devam etmektedir.
Bunun çözümü suni tohumlamaya yardımcı
olacaktır. Bu yolla saf ırk hayvanların spermlerinin
uzun müddet bozulmadan saklanması ve ithal
edilmesi gerçekleşebilecektir (7).
YARASALARIN NEDEN OLDUĞU
ZARARLAR
Yarasalar dünya üzerinde, insanlardan sonra en fazla
ve en yaygın memelilerdir. Antartika ve bazı küçük
adalar haricinde dünya genelinde yaygındırlar.
Zoonoz hastalıkların yayılması ve rezervuarı
(taşıyıcı) olmaları bakımından önemli bir rol
oynamalarına karşın, halen yarasalar ile ilişkili olan
çok sayıda zoonoz hastalıkların sebepleri ve
nitelikleri konusunda çok şey bilinmemektedir.
Sadece dünya genelinde virus (kuduz virusu),
bakteri, parazit, mantar ve riketsiyal etkenlere bağlı
zoonitik hastalıkların yayılmasında rol oynadığına
dair raporlar mevcuttur. Özellikle kuduz virusunun
rezervuarı olan başta vampir yarasa olmak üzere
farklı tür yarasaların kuduz hastalığının yayılmasında
etkili olduğuna dair çok araştırma, deney ve raporlar
mevcuttur. Yine vampir yarasalar çiftlik hayvanları
üzerinde (sığırlar) her gece küçük miktarda kan
emerek ve salyalarındaki antikoagulant maddeler ile
kanama süresini uzatarak da bir ektoparazit gibi
hareket ederler. Bu yönleriyle bakıldığında yarasalar
ciddi şekilde sürü kayıpları ve kuduz gibi enfeksiyöz
hastalıkları bulaştırmasıyla da ölüm sayısını
arttırırlar (8).
Yarasalar ile ilgili 60 civarında virus türünün neden
olduğu hastalık rapor edilmiştir. Bunların çoğu,
insanlarda tekrarlayan enfeksiyonlara neden olan,
nesillere geçebilen önemli viruslardır ve bunların
59’unu RNA virusları oluşturur. Bu virusların temel
örnekleri; Lyssvirus (Liza virus) ve Henipa
virus’dur. Bazı yarasa türlerindeki Lyssvirus ile
Corona virus arasındaki ilişki, virusların kendine
özel yarasa türleri ile ilişkili olduğunu
göstermektedir. Bu arada çok fazla yarasa türleri
arasında Çapraz Enfeksiyon’un (Cross-infection)
oluştuğu ve buna bağlı özel bariyerleri daha etkili
birşekilde aşabilen yeni viruslar meydana geldiği
bilinmektedir. Yarasalarda şu anda bilinen virusler
yeniden araştırılmış ve insanlara bulaştırma
risklerinin yüksek oluğu da tespit edilmiştir.
Pteropodidae, Molossidae, Phyllostomidae,
Vespertilionidae ailelerinin dahil olduğu belirli
yarasa ailelerinin insan patojenleri ile ilişkili olduğu
saptanmıştır (9).
Son on yılda, yeni keşfedilen ensefalitojenik zoonitik
virusların, Megachiroptera, Pteropus, Chiroptera
cinsi meyve yarasalarından yayıldığı farkedilmiştir.
Bu viruslar şunlardır; Hendra virus; atlarda ve
insanlarda salgın hastalıklara neden olan eski adıyla
Morbilli virusdur. Lyssavirus (Liza virüs) ise
Rhabdoviridae ailesine aittir. Kuduz ve akut
ensefalitise neden olur, örneğin; Avusturalya’da
Lyssavirus enfeksiyonlu kuduz belirtisi olan ve
nonsuperatif ensefalitis olmak üzere iki enfeksiyon
taşıyan bir insan belirlenmiştir. Ayrıca yine
Avustralya’da iki insan ölmüş ve hayatta kalanların
da virusu taşıdığı fark edilmiştir. Bu olaydan sonra
daha fazla bu konunun üzerinde durulmuş,
yarasalarla mücadelede koruyucu uygulamalara
başvurulmuş ve virusa maruz kalınmadan önce
inaktive edilmiş kuduz aşıları (Pasteur Merieux)
koruyucu önlemlerin bir bölümü olarak enfeksiyona
karşı uygulanmıştır. Yine viruse maruz kalındıktan
sonra da, insana kuduz immunglobülinlerinin ve
inaktive edilmiş kuduz aşılarının uygulanması gibi
uygulamalara başvurulmuştur. Nipah virusu;
insanlarda ve evcil domuzlarda salgın akciğer
hastalığı ve ensefalitislere neden olur. Eşsiz
özelliklere sahip bir virus olmasının yanında, diğer
paramyxo viruslarda bulunan biyolojik ve genetik
özelliklerin çoğuna sahiptir. Nipah virusu yüksek
ölüm oranına sahip, respiratorik sendromlu fibril
ensefalitislerine neden olur. Nipah virusunun
taşıyıcısının meyvve yarasaları olduğu bilinir.
İnsanlar, enfeksiyonlu yarasalar ve domuzlarla
Yarasalar hakkında bazı gerçekler
Meyve yiyen yarasalar, 450 kadar ticari maddeyi ve 80 kadar ilacı insanoğlunun hizmetine sunmaktadır. Yağmur ormanları için yarasalar, yaşamsal önem taşır. Yarasalar, bu bölgedeki ağaçların polen ve tohumlarını taşı(Zeker) yaklaşık yüzde 95'inin çoğalmasını sağlar.
Dünyadaki 1000'i aşkın yarasa türünden sadece 3'ü vampir yarasadır ve bunlar Latin Amerika'da yaşar. Vampir yarasalar insanlara saldırmazlar. Kümes hayvanlarını tercih ederler.
Avrupa'nın ve Türkiye'nin en küçük yarasası olan cüce yarasa sadece 5 gram ağırlığındadır.
Dünya üzerinde yaklaşık 4500 memeli türü bulunmaktadır ve bunların 1000'den fazlasını yarasalar oluşturur.
Amerikan iç savaşında barut yapmak için kullanılan malzemelerden biri de yarasa dışkısıydı.
Yarasalar uçmasına rağmen kuş değil memelidir.
İnsanlar yarasaların kör olduğunu zanneder, ama 1000'i aşkın yarasa türünden kör olan bir tür bile yoktur, hatta bazıları iyi görür.
|
|
|
|