Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,269
» Toplam Yorumlar 8,405

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Peygamber Efendimizin sofrasından eksik olmayan besinler
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:32 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Peygamber Efendimizin sofrasından eksik olmayan besinler

Muhammed (sav) İslam dinini tebliğ ederken yeni bir toplumun mühendisliğini de üstlenmişti. Cahiliye toplumunun hayatını İslam ile yeniden şekillendiren Hz.Muhammed (sav) yeme içme konusunda da değişikliklerde bulunmuş, yeni bir alışkanlık kazandırmıştır.

Resulullah sofranın toplumu birleştiren yanını görmüş ve bu yüzden ümmetine bir arada yemeyi ısrarla nasihat etmiştir. Birlikte yiyen insanlar arasında gelişen duygusal bağlar ve yemeğini paylaşmaya dayanan komşuluk ilişkisi köleliğin yaygın olduğu, zengin ve soyluların saygı gördüğü Cahiliye toplumunun sosyal yapısını revize ederek homojen bir kültürel zemin hazırlamıştır. Kalabalıkla oturulan sofralarda yenen yemek her şeyden evvel helal ve temiz olmalıydı. Ülkü Mensure Solak, Peygamber (sav)'in İslam ile yeme içme ahlakını yeniden şekillendirdiğini ifade ediyor ve cahiliye kültürüyle yetişmiş insanlardan yeni bir toplum inşa ederken bu şartların hayati bir öneme sahip olduğuna dikkat çekiyor.

Arpa olmadan olmaz

Hadis ve tarih kitaplarında Allah Resulünün ve ilk Müslümanların sofra kültürü ve adabı hakkında ciddi bilgiler bulabiliyoruz. Her ne kadar ekim yapılan arazi miktarı azsa da coğrafi konumu gereği önemli bir ticaret merkezi olan Hicaz'da pazarda bulunabilen mallar oldukça çeşitliydi. Anadolu'da çokça kullanılan arpa Resulullah'ın mutfağında da başrolü oynuyordu. Resulullah sofrasında arpa, çorbadan ekmeğe birçok yemeğin hammaddesiydi. Arap mutfağında buğday, arpa, çavdar, pirinç gibi tahıllar irice öğütülmüş halleriyle; bulgur, yarma, dövme şeklinde, elenmiş ve elenmemiş olarak farklı biçimde kullanılırdı. İnce öğütülmüş olanları çorbalarda, iri öğütülmüş ve kepekli olanları da ekmek ve yemek yapımında değerlendirilirdi.

Zor gün dostu: hurma

Arap mutfağına arpa kadar hâkim olan hurma da bolca tüketilen gıdalardandı. Özellikle Asr-ı Saadet dönemi mutfağı tatlılarında kullanıldığı görülen hurma, kıtlık zamanlarında tek başına bir öğünü oluşturmaya yeterdi.

Pırasa, bakla, muz, tarçın…

Bunun dışında Arabistan'da pancar, kabak, hıyar, pırasa, soğan, sarımsak, zeytin, palmiye kalbi, bakla, limon, muz, nar, hurma, üzüm gibi meyve ve sebzeler yetişirdi. Araplar keskin ve damağa dokunur cinsten kakule, karanfil, tarçın gibi baharatları tercih ederlerdi. Baharat adları hadislerde açıkça zikredilmediği için bunların ne olduğunu tarif edilen yemeklerden anlıyoruz.

Etsiz olmaz

Resulullah'ın deve ve koyun eti yediği bilinir. Kızartılmış kuş eti yediğine dair de rivayetler vardır. Hz. Enes (ra) annesinin kendisini kızarmış kuş eti ve buğday ekmeğiyle Peygamberimizin yanına gönderdiğini, orada bulunanlarla birlikte etin yendiğini anlatmıştır. Bu dönemde keçi de eti yenilen hayvanlardandı. Hz. Peygamber'in kendisine hediye edilen bir dağ keçisinin etinden yediği bilinir.

Kurutulmuş balık Bugün konserve balik yani

Peygamberimiz sahabenin Kızıldeniz'den getirdiği kurutulmuş amber balığı etini de yemişti. Ayrıca onun “irt" adı verilen, belli bir süre sirkede bekletilerek pişirilen ve yolculuk için hazırlanan et yemeğini yediği de rivayet edilmektedir. Hicret yolculuğunda Arc'dan Medine'ye kadar Hz. Peygamber'e kılavuzluk yapan Sad el-Eslemî irt yemeği yediklerini anlatır.

Hellim, labne, lor…

Hadislerde kuru peynirin, kurutulmuş yoğurdun ve tereyağının adı geçer. Ayrıca İbni Abbas (ra)'tan aktarılan bir haberde teyzesinin Resulullah'a kimi kaynaklarda keş olarak çevrilmiş olan süzme peynir gönderdiği, onun da kendisine hediye edilen bu peynir ve beraberindeki tereyağından yediği anlatılmaktadır. Hellim, labne, “akıt" ya da “ekıt" adı verilen lor gibi peynirlerin Arap mutfağında bulunduğu, keş gibi kurutulmuş yoğurt çeşitlerinin yapıldığı, Peygamberimizin de bunlardan tükettiği değişik kaynaklarda ifade edilmektedir. Yine Resulullah'ın düğünlerinden edindiğimiz bilgiye göre hays yemeğinin süzme yoğurt ya da peynirden yapıldığı bilinir.

Altın ve gümüş kaptan yemezdi

Hadislerde mutfakta kullanılan bazı araç ve gereçlerden de bahsedilmektedir: muhtemelen hurma liflerinden örülmüş elekler, tahtadan kısa ayaklı hamur açma zeminleri, yer örtüleri ve yine tahtadan yapılma hamur tekneleri gibi. Hurma kütüğü, toprak testi ve küpler; su kabağı, ince ve kalın hayvan derilerinden yapılmış küçük ve küp büyüklüğünde kaplar, “sini" olarak geçen, metalden yapılmış veya cam, altın ve gümüş kaplar o dönemin mutfak malzemeleri arasındaydı. Mütevazı yapısı ve İslami kurallar gereği Peygamberimiz gümüş veya altın kapları kullanmayı hiçbir zaman tercih etmemişti.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Soğan sarmısak yemek yasak değildir
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:29 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Soğan sarmısak yemek yasak değildir

Sual: Kur'an Müslümanlığı diyerek Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği hususları inkâr eden, Kur'anda böyle şey yok diyerek Peygamber efendimizin bildirdiklerine uymak gerekmediğini söyleyen bir yazar, (Resulullahın yapmadığı ve yasakladığı her şeye uymak gerekmez. Mesela soğan, sarmısak yemediğine göre, müslümanların da yememesi gerekmediği gibi, bir kadınla halvette kalmak, onu kucaklamak, eline veya başka yerine dokunmak Kur'anda yasak edilmediğine göre, Resulullah yasak etse de uymak gerekmez) diyor. Peygamber efendimiz soğan-sarmısak yemeyi yasaklamış mıdır? Yasakladığına uymak gerekmez mi?
CEVAP
Peygamber efendimiz, soğan, sarmısak yemeyi yasaklamamıştır. Başkalarını rahatsız etmemek şartı ile soğan, sarmısak gibi kötü kokulu bitkileri yemekte mahzur yok. Bunları yiyerek, camiye gelmek yasaklanmıştır. Bu husustaki üç hadis-i şerif meali:
(Soğan-sarmısak yemek haram değildir. Fakat kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmayın!) [İbni Huzeyme]

(Sarmısak, soğan, pırasa ve turp yiyen, mescidimize yaklaşmasın. Çünkü insanların rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur.) [Taberani]

(Sarmısak yiyin, onunla tedavi olun! Sarmısak yetmiş derde devadır. Eğer yanıma melek gelmeseydi, elbette ben de yerdim.) [Tirmizi, Hakim]

Bir ülkeye gelenin, önce biraz çiğ soğan yemesi sıhhate iyidir. Soğan, mikroplara karşı koyma gücünü arttırır. Soğandan sonra kereviz yenirse kötü kokusunu giderir. Peygamber efendimiz de, insanları ve her zaman gelme ihtimali olan vahy meleğini rahatsız etmemek için çiğ soğan, sarmısak yemezdi. Pişmiş olarak yerdi. Peygamber efendimizin son yediği yemeğin içinde de pişmiş soğan var idi. Hadis-i şerifte, (Soğan ve sarmısakı pişmiş olarak yiyin) buyuruldu. Böylece kötü kokusu giderilmiş olur. (Mevahib)

Resulullah efendimiz ne emrederse, onu yapmak, neyi yasaklarsa ondan kaçmak gerektiği, dine ait her sözünün vahy olduğu, Ona itaatin Allah’a itaat, Ona isyan edenin Allah’a isyan etmiş olduğu Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir. (Haşr 7, Necm 4, Nisa 80)

Peygamber efendimizin emrine uymak gerekmediğini bildiren yazar, aslında Kur'an-ı kerime inanmadığını açıklamış oluyor.

Sual: Sarmısak yiyerek toplum içine çıkıyorlar. Çok rahatsız olunuyor. Böyle yapmaları uygun mudur?
CEVAP
Soğan, sarmısak yiyerek, sigara içerek, kötü koku ile başkalarını rahatsız etmek doğru değildir. Kötü kokudan melekler de rahatsız olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ağzınızı temizleyin! Kiramen kâtibin melekleri için, ağızdaki yemek artıklarının kokusundan daha kötü bir şey yoktur.) [Deylemi]

(Kur’an okuyorsunuz, ağzınızı misvakla temizleyin!) [Ebu Nuaym]

(Gece namaz kılmak için kalkan kimse, ağzını misvakla temizlesin! Çünkü bir melek namazda Kur’an okuyanın ağzına yaklaşarak dinler.) [Deylemi]

Soğan ve sarımsak yemek mekruh mudur?

Soğan ve sarımsak Allah’ın yeryüzünde bitirdiği nimetlerdendir; şifalıdırlar. Kendilerine mahsus tatlarıyla, şifa verici özellikleriyle, Allah’ın birer ikramı ve hediyesidirler; hiç şüphesiz şükrü gerektirirler.

Temizliğe ve kul hakkına dikkat eden Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), cemaate gelenin, sarmısak, soğan gibi başkalarını rahatsız edici kerih kokulardan da kaçınmasını emrederken, bu vesile ile insanları rahatsız eden her şeyin, melekleri de rahatsız ettiğini belirtir.

Rasûlullah (asm), Medîne’ye hicret ettiğinde Ebû Eyyûb’un evine misafir oldu. Yemek yediği vakit artanını Ebû Eyyûb’e gönderdi. Rasûlullah (asm), bir gün yemeği hiç yemeden ona geri göndermişti. Ebû Eyyûb Rasûlullah (asm)’e gelip durumu öğrenmek isteyince; "O yemekte sarımsak vardı!" buyurdular.

Ebû Eyyûb: "Sarımsak haram mıdır, Ey Allah’ın Rasûlü!" diye sorunca, Rasûlullah (asm) buyurdular ki:

    “Hayır, fakat ben kötü kokusundan dolayı hoşlanmam.” (Ebû Dâvûd, Etıme, 40)

Ubeydullah b. Ebî Yezîd (r.a.)’in babasından rivâyete göre, Ümmü Eyyûb ona şöyle anlattı: “Rasûlullah (asm), Medîne’ye hicret edip geldiğinde onlara misafir olmuştu. Rasûlullah (asm), için içersinde bu (soğan, sarımsak) sebzelerinin bulunduğu ağır bir yemek yaptılar. Rasûlullah (asm), o yemekten hoşlanmadı ve ashabına:

    "Siz o yemekten yiyin. Ben sizden biri gibi değilim, ben yanımdaki melek arkadaşımı o koku ile rahatsız edip incitmekten endişe ederim.” (Müslim, Eşribe 31; İbn Mâce, Etıme 59)

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    “Her kim şundan yerse -ilk önce sarımsak dedi sonra sarımsak soğan ve pırasa dedi- mescidlerimize yaklaşmasın.” (Ebû Dâvûd, Etıme, 40)

Bazan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a içerisinde yeşil sebzeler bulunan tencere getirildi de onda koku bulur ve (ne olduğunu) sorardı. Kendisine sebze nevinden ne olduğu haber verilince, tencereyi, beraberindeki arkadaşlarından birini göstererek ona vermelerini söylerdi. Aleyhissalâtu vesselâm, onun yemekten çekindiğini görünce:

    "Sen bana bakma, ye! Zira ben senin gibi değilim, senin konuşmadığınla (meleklere) konuşuyorum." derdi." (Buhârî, Et'ime 49; Tirmizî, Et'ime 13)

Ebû Ziyâd Hıyâr İbnu Seleme anlatıyor: "Hz. Âişe (radıyallahu anhâ)'ya soğan hususunda sordum. Şu cevabı verdi.

    "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın en son yediği yemekte soğan vardı." (Ebû Dâvud, Et'ime 41, no: 3829)

AÇIKLAMA:

1. Sarımsak veya soğan yeme meselesine hadislerde birçok kereler temas edilir. Bunların sıkca ele alınmış olması, onların yenilmesinin mekruh olmasından ileri gelmez.

2. Bu iki sebze insanları rahatsız edecek pis bir koku neşrettikleri için, çiğ halde yenilmesi hoş karşılanmamıştır. Bunlardan biri yenildiği takdirde, mescide gidilmeyip (namazın) evde kalınması tavsiye edilmektedir. Zira mescidler Müslümanların toplandığı, rahmet meleklerinin indiği yerdir. Pis koku meselesinde melekler de nazar-ı dikkate alınmalıdır, çünkü -yine Resulullah'ın açıkladığı üzere- onlar insanların rahatsız olduğu her şeyden rahatsız olmaktadırlar.

3. Şu hususu da belirtelim: Bazı âlimler, bu yasağın Mescid-i Nebevî ile ilgili olduğunu, diğer mescidlerin bu yasağın dışında kaldığını söylemiştir. Ancak cumhur, ittifakla bu yasağın bütün mescidlere şâmil olduğunu söyler ve delil olarak bazı hadislerde gelen: فََ يَقْرُبَنَّ مَسَاجِدَنَا"Soğan -veya sarımsak- yiyen mescidlerimize yaklaşmasın." ibaresini gösterirler. Burada ibâre herhangi bir mescidi kastetmiyor, bütün mescidlere âmm bir hüküm veriyor.

4. İlk hadiste, kokulu sebze bulunan tencerinin kime gönderildiği belli değildir. Bazı rivayetlerde bu sahabinin Ebû Eyyub el-Ensârî olduğu tasrih edilmiştir.

5. Yine birinci hadiste "senin konuşmadığınla konuşurum" derken, kastettiği kimse meleklerdir. İbare: "Senin gizlice konuşmadığınla ben gizlice konuşurum." demektir, zira necve gizli konuşmak, fısıldaşmak, hususi konuşmak gibi manâlara gelir.

6. İkinci rivayet, Aliyyu'l-Kârî'nin belirttiği üzere,sarımsak ve soğan yemekle ilgili olarak başka rivayetlerde mutlak gelen nehyi kayıtlamaktadır. Yani, yasak sarımsak ve soğanın çiğ olarak yenmesine râcidir, pişince yasak kalkmaktadır.

7. Üçüncü rivayetimiz Resulullah'ın da (pişmiş halde) soğan yediğini ifade etmektedir. İbnu'l-Melek, bazı âlimlerin bu hadisten hareketle: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ömrünün sonunda soğanı, mezkur nehyin tahrimî değil, tenzihî olduğunu göstermek için yemiştir." demiştir.

8. Âlimler, bu konuda şöyle bir neticeye varırlar: "Sarımsak ve soğanla ilgili hadislerin tamamından çıkan hükme göre, "Bunların çiğ olarak yenmesi, mescide gelecek veya herhangi bir cemaate katılacaklar için tenzîhen mekruhtur. Evinde kalacaklara çiğ de ola yemesi mekruh değildir."

9. Fukaha, hadiste zikri geçen sarımsak ve soğana, aynı şekilde fena koku neşreden turp gibi diğer sebzeleri de dahil etmiştir.

10. Hadislerde soğan ve sarmısak yenen eve meleklerin girmeyeceği değil, bundan rahatsız olacağı ifade edilmektedir. Ayrıca soğan ve sarmısak yiyen kişilerin namazlarını terketmesi caiz değildir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Çörek otu bütün hastalıklara şifa mıdır?
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:26 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Çörek otu bütün hastalıklara şifa mıdır?

Çörek otu ile ilgili hadisler hakkında bilgi verir misiniz? Çörek otu bütün hastalıklara şifa mıdır? Peygamber Efendimiz çörek otunu nasıl kullanmış ve nasıl kullanılmasını tavsiye etmiştir?

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki, çörek otunda onun için bir deva bulunmasın." [Buhârî, Tıbb 7; Müslim, Selam 89, (2215); Tirmizî, Tıbb 5, (2042), 22, (2071)]

AÇIKLAMA:

Bu hadiste, dilimizde çörek otu dediğimiz siyah habbenin ölüm dışında bütün hastalıklara şifa vereceği beyan edilmektedir. Hadis muhtelif vecihlerde gelmiştir. İbnu Hacer, hadisin bir vechinde yer alan -çok hapşırma ile gelen nezleye nasıl kullanılacağı hususundaki- bir açıklamayı merfu rivayetten bulduğunu kaydeder:

"Çörek otu ayıklanır incecik dövülür, zeytin yağıyla karıştırılıp burna üçer damla damlatılır." Bir diğer rivayetin açıklaması hangi hastalık için olduğu tasrih edilmeden yapılmaktadır. Şöyle denir:

"Dendi ki: "Siyah habbe nedir?" Şu cevabı verdi: "Şûnîz'dir" Tekrar sordu: "Onu nasıl kullanacağım?" dedi ki: "Yirmi bir adet çörek otu tanesi alırsın, bir beze bağlarsın. Sonra bir suya koyup bir gece bekletirsin. Sabah olunca burnun sağ deliğine bir damla, sol deliğine iki damla damlatırsın. Ertesi günü sağ burun deliğine iki damla, sol deliğe bir damla. Üçüncü gün sağ deliğe bir, sol deliğe iki damla damlatırsın." İbnu Hacer açıklamasına devam eder:

"Bu beyandan varılan sonuç şudur: "Çörek otunun her derde deva olmasının ma'nâsı, her hastalık için tek başına aynı şekilde kullanılması demek değildir. Aksine, bazan olur tek başına kullanılır, bazan olur mürekkep olarak kullanılır, bazan dövülüp inceltilmiş, bazan da dövülmemiş olarak kullanılır. Zaman olur yenilerek, içilerek, damlatılarak ve sarılarak vs. çeşitli şekillerde kullanılır."

Hadiste geçen "her hastalığa" tabirini bazı âlimler pek mutlak bularak "onunla tedavi kabul eden..." diye kayıtlamak istemişler ve: "Çünkü o, soğuk hastalıklara iyi gelir, hararetli hastalıklara değil..." demişlerdir.

Hadis şârihleri burada teferruatına girmeyeceğimiz bir kısım açıklamalar yaparak, hadisin bütün hastalıklara şâmil olan âmm hükmünü "bir kısım hastalıklara" diye tahsis etmeyi uygun görürler. Hatta Ebu Bekr İbnu'l-Arabî bile bu görüşe katılır ve der ki:

    "Tabibler nezdinde bal, bütün hastalıklara şifa olma yönüyle çörek otundan çok ileride yer alır; buna rağmen öyle hastalıklar var ki, onlara yakalananlar bal yiyecek olsalar ondan zarara uğrarlar. Bal hakkındaki "Onda insanlara şifa vardır." (Nahl, 16/69) âyetinden murad, ekseri ve galib durum olursa, çörek otu hakkında gelen mutlak ifadeyi de "ekseri durum" diye tevil etmemiz evla olur."

Hadisin âmm olan hükmünü bu şekilde tahsis taraftarı olmayanlardan İbnu Ebî Cemre de şunu söyler:

    "Âlimler bu hadis hakkında ileri geri konuşup, âmm hükmünü tahsis ettiler ve hadisi tıbb ve tecrübe ehlinin sözleriyle izaha yeltendiler. Bunu yapanların hatası açıktır. Zira biz, tabiblerin sözlerini tasdik edecek olursak, ilimlerinin temelini zann-ı galibe dayanan tecrübe teşkil eden kimseleri esas almış oluruz. Şurası muhakkak ki, hevadan konuşmayan Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı tasdik etmek, onların kelamını kabulden evlâdır."

İbnu Hacer, bu farklı görüşleri kaydettikten sonra münakaşayı şöyle bağlar:

    "Çörek otunu tek başına, tek tarzda değil, farklı terkibler ve çeşitli şekillerde almanın kastedilmiş olacağını göstererek, ma'nâsının âmm olmasının esas olduğunu belirttik. Hadisin ma'nâsına böyle yaklaşmanın herhangi bir mahzuru yoktur, hadisin zahirinden çıkma da mevzubahis değildir."

Esasen Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), hiçbir ilacın hiçbir hastalığa kesin deva vereceğini vaadetmiyor, daha önce de geçtiği üzere "Allah'ın izni"yle kayıtlıyor. Sadedinde olduğumuz çörek otunun dahi, -İbnu Hacer'in de belirttiği gibi dozajını, terkibini alınış tarzını tesbit edebildiğimiz takdirde- bu çeşit ifadelerde tekid maksadı da bulunmakla beraber "Bütün hastalıklar için" demede bir mahzur olmamalıdır. Madem hadis âmmdır, öyleyse ülemânın belirttiği kayıtlar çerçevesinde bütün hastalıklar için çörek otunun az veya çok tedavi edici bir tesirinin varlığını kabul etmemiz daha uygundur. Zira O (aleyhissalâtu vesselâm), her ne söylemişse haktır, gerçektir, mübalağa ve mücâzefeden berîdir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Az yemenin faydaları
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:23 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Az yemenin faydaları

Sual: Oruç tutarak aç durmanın faydaları nelerdir?
CEVAP
Oruç tutmak başka, aç durmak başkadır. Aç durmanın faydaları:
1- Aç duranın basireti açılır. Anlayış kabiliyeti artar. Hadis-i şerifte, (Aç duranın idraki artar, zekası açılır) ve (Tefekkür, ibadetin yarısı, az yemek ise tamamıdır) buyuruldu. (İ. Gazali)

Çok yiyen çok uyur, çok uyuyanın da ömrü boşa geçer. Çok yiyenin zekası ve zihni dumura uğrar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çok yiyip içeni Allahü teâlâ sevmez.) [İ.Gazali]

2- Açlık, kalbde incelik doğurur. Hadis-i şerifte, (Az yiyenin içi nurla dolar) ve (Allahü teâlâ, az yiyip içen ve bedeni hafif olan mümini sever) buyuruldu. (Deylemi)

3- Açlıkta arzular kırılır, nefs uysallaşır. Çok yemek, gafleti doğurur. Azgın bir atı zaptetmek zor olduğu gibi, çok yedirmekle nefsi zaptetmek de zordur. Açlıkla terbiyesi kolaylaşır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Az yemekle kalbinizi ihya edin!) [İ.Gazali]

4- Tok olan şefkatsiz ve merhametsiz olur. Tok, açın halinden anlamaz. Çok yiyen sert ve katı kalbli olur. Hadis-i şerifte, (Çok yemekle kalbinizi öldürmeyin!) ve (Allahü teâlâ doyduktan sonra yiyip, midesini bozana buğzeder) buyuruldu. (İ. Gazali)

5- Sinirlerine hâkim olan huzurlu olur. Açlık, günah işleme arzusunu kırar, kötülük etmeye mani olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Aç ve susuz durarak nefsle cihad, Allah yolunda cihad gibidir.) [İ. Gazali]

6- Çok yiyen çok su içer. Çok su içen çok uyur. Ömrü uyku ile geçer. Çok uyku da dünya ve ahiret kazancına mani olur. Açlık, sinirleri uyanık, zinde tutar. Tokluk ahmaklığa yol açar, okuduğunu anlaması ve hatırında tutması zor olur. İki günde üç öğün yemek normaldir. Yani, bir gün sabah-akşam, öbür gün öğle vakti yemelidir. (Teshil-ül-menafi)

7- Çok yiyip göbek bağlamak zararlıdır. Peygamber efendimiz göbekli birine, (Bu fazlalık başka yerde olsaydı, daha iyi olurdu) buyurdu. (Hakim)

Yiyip içme ilmini öğrenmek, ibadet ilminden önce gelir. Beden sağlam olursa, dünyada rahata kavuştuğumuz gibi, sağlam vücutla daha çok hizmet etme imkanı olacağı için, ahireti kazanmaya da sebep olur. İki cihan saadeti için midemizi düşünmek gerekir. Acıkmadan yememeli, doymadan kalkmalıdır! İlim ve amel, az yemekte, kalb temizliği az uyumakta, hikmet az konuşmaktadır.

Az yemek ustalık, çok yemek hastalıktır. Evliya az uyur, az yer, az içer, sıratı kuş gibi geçer. Çok yiyen çok uyur, herkesten tembel olur. Çok yemek heder, çok uyumak kederdir. Çok yemek zihni çalıştırmaz, çok uyumak menzile ulaştırmaz. Az yiyenin kalb gözü körleşmez, açlıkla hastalık birleşmez.

Az yemek, meyveli bir ağaçtır, hasta kalblere ilaçtır. Az yemek, nefsani arzuları öldürür, kalbe ferahlık verir, ahirette güldürür. Az yemek tembellikten uzaklaştırır, bilgi kazanmayı kolaylaştırır. Az yiyenin kalbinde hikmet kapıları açılır, ağzından inci mercan saçılır. Çok yemek akıl için kıtlıktır, zeka için sakatlıktır. Oburluk insana düşman olur, çok yiyenler pişman olur.

Az yemek, insan için nezafettir, zihni açan firâsettir. Çok yemek, çok uyumak, çok konuşmak, kalbe sıkıntı verir, mide şişer, kalb ölür, acıkınca tekrar dirilir. Çok yiyen çok uyur, çok uyuyan çok konuşur, çok konuşan nimetten mahrum olur. Çok yemek mideyi bozar, midesi bozulanın dertleri azar. Bilen bilir, deli bile acıkınca aklı başına gelir. Az yemek nefse zindan, kalbe gülistandır. Çok yiyen unutkan olur, yüzü gülmez somurtkan olur.

Midenin esiri olmak
Kim ki hep yemek fikrini güder, aklını nefse esir eder. Mideye olmak esir, aklı ve şuuru giderir. Kim az yemekle yarışır, evliyaya karışır. Çok yiyen obur olur, kalb evi kabir olur. Seni taşıyacak kadar yemek ye, sen onu taşıyacak miktar yeme! Şunu iyi bilesin, yemeği sen yiyesin, yemek seni yemesin! Eğer sen onu yersen, hepsi derman olur, yemek seni yerse hepsi dert ve duman olur. Ben insanım demeli, yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemeli. Oruçtur vücudun zekatı, çok yiyenin bozulur sıhhati, azalır şefkati, tükenir takati. Az yemek bedenin istirahatı, az uyumak ruhun rahatı.

Çok yiyerek kalbini öldürme, şeytanı kendine güldürme! Çok yemek, organları çok çalıştırıp yıpratır, tedavi için doktor aratır. Çok yiyen hakikati göremez, haramlardan çekinemez. Haram yiyenin işleri harama yönelir, her bela haramdan gelir. Helalden bile fazla yiyenin yersiz olur sözleri, hem de ibretsiz bakar gözleri. Deme çok yemek çok yakıt olur, çok yiyenin anlayışı kıt olur.

Çok yiyenin az olur ibadeti, kaçırır ebedi saadeti. Çok yiyenin gözü doymaz, ibadetten zevk duymaz. Çok yemek tohumudur her derdin, az yemek ilacıdır her ferdin.

Az ye, az uyu, az söyle, nimete kavuşulur böyle. Çok yiyenin diridir nefsi, gönlü uyur çıkamaz sesi. Gönlü uyandırmak için bu sözü tutmalı, az yiyerek nefsi uyutmalı. Çok yiyen kötü fikirler güder, her an günaha meyleder. Gaflet istersen durma mideyi doyur, çünkü tok yatan çok uyur. Çok yemeyi unutmalı, sık sık oruç tutmalıdır.

Oruç tutmak faydalıdır
Sual: Orucun vücuda zarar verdiği söyleniyor. Dinimiz zararlı şeyi emreder mi?
CEVAP
Allahü teâlâ, insanlara zararlı olan bir şeyi emretmez. Tıp uzmanları diyor ki:
Oruçlu kimselerde adrenalin ve kortizon hormonları kana daha kolaylıkla karışmaktadır. Bu hormonlar, tesirlerini kanserli hücreler üzerinde de göstermektedir. Böylece bu hormonlar, kansere karşı bir çeşit kalkan rolünü oynamakta, yani kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemektedir.

Oruç tutan bünye, adeta bakıma girer, iç organları saran yağlar erir, vücudun zindeliği artar, direnme gücü kazanır, mide, böbrek, şeker, kalb ve karaciğer hastalıklarına karşı mukavemet kazanır.

Çeşitli vazifeleri bulunan karaciğer, sindirimle de vazifelidir. Oruç müddetince, 3-5 saat istirahat eder, gıda depolama işine bir müddet ara vermiş olur. Bu arada, korunma sistemini güçlendirici globülinleri hazırlar. Midedeki kaslar ve salgı ifraz eden hücreler, oruç müddetince birkaç saat dinlenir. Kan hacmi de azaldığı için tansiyon düşerek kalb rahatlar. Bilhassa yüksek tansiyonlular için oruç, bir ilaç gibi faydalıdır.

Gıda artıkları iyi yakılmayınca, damarları yıpratır. Yakılmayan yağlar, damarları daraltır, damar sertliği denilen rahatsızlığa sebep olur. Akşama doğru vücutta gıda hemen hiç kalmaz. Yani bütün gıdalar yakılmış olur. Bu bakımdan bilhassa “damar sertliği” olanların başka aylarda da oruç tutmaları tavsiye edilir. Oruç müddetince vücudun diğer organlarında da dinlenme olur. Az yemek ve oruç tutmak, vücudun sıhhati için çok önemlidir. Zekat, malın kiridir. Zekat veren, malını kirden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudun zekatını ödemiş, hastalıklardan onu korumuş olur. Oruç tutmakta sabır da vardır.
Hadis-i şerifte, (Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır) buyuruldu. (Müslim)

Oruç sıhhat getirir. Hadis-i şerifte, (Oruç tutan sıhhatli olur) buyuruldu. (Taberani)

Hastalıkların ekserisi çok yemekten ileri gelir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çok yiyip içmek hastalıkların başıdır.) [Dâre Kutni]

Çok yiyende acıma hissi azalır. Arzuları artar, harama dalar. Gayrı meşru arzuları harekete geçiren yolları tıkamak gerekir. Açlık şeytanın yolunu tıkar. Hadis-i şerifte, (Şeytan, damardaki kan gibi, vücutta dolaşır, açlık ile yolunu daraltın) buyuruldu. (İhyâ)

Bekâr için de oruç faydalıdır. Hadis-i şerifte (Oruç şehveti keser) buyuruldu. (İ. Ahmed)

Sual: Çok yemek ne demektir? Doyuncaya kadar yemek, çok yemek midir?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri, (Tasavvuf, az yemek, az içmek değildir. Herkesin helalden kazanıp, doyuncaya kadar yemesi lazımdır) buyuruyor. Şah-ı Nakşibend hazretleri de, (Bir şey yemek, aç kalmaktan iyidir) buyuruyor.

Az yemek, elbette iyidir. Fakat, az yemek, doymadan önce sofradan kalkmak ve acıkmadan sofraya oturmamak demektir. Yoksa, aç kalmak demek değildir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İnsanlar, riyazet çekmek deyince, açlık çekmeyi ve nafile oruç tutmayı anladılar. Halbuki, dinimizin emrettiği kadar yemek için dikkat etmek, binlerce sene nafile oruç tutmaktan daha güç ve daha faydalıdır. Bir kimsenin önüne lezzetli, tatlı yemekler konsa, iştahı olduğu halde ve hepsini yemek istediği halde, dinimizin emrettiği kadar yiyip, fazlasını bırakması, şiddetli bir riyazettir ve diğer riyazetlerden çok üstündür. (Menakıb-ı Ahmediye, H. S. Vesikaları)

Muhammed Masum hazretleri de, buyuruyor ki:
Yemekte, içmekte orta yolu gözetmelidir. Gevşeklik verecek kadar çok yememeli. İbadet yapamayacak kadar da, perhiz etmemelidir. Evliyanın büyüklerinden Şah-ı Nakşibend hazretleri, (İyi ye, iyi çalış) buyurdu. Sözün kısası, ibadet ve iyilik yapmaya yardımcı olan her şey, iyi ve mübarektir. Bunları azaltanlar da, yasaktır. (2/110)

Sınava aç girmek
Sual: Sınavlara aç karnına mı yoksa tok karnına mı girmek daha uygun? Oruçlu olmanın bir mahzuru var mıdır?
CEVAP
Sınava aç girmenin mahzuru olmaz. Oruçlu olmak da iyidir. Tokluk, unutkanlık yapar. Kalbi kör eder, zihin iyi çalışmaz. İhtiyaç kadar yemeli. Çok yiyip içmenin mahzurları çoktur. Bir hadis-i şerif meali:
(Kıyamette en aç kalacak olan, dünyada en çok tok olandır.) [Beyheki]

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Temizliğe riayet
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:21 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Temizliğe riayet


Sual: Bir misyonerin, (İslam peygamberinin, "Yemeğin içine düşen sineğin tek kanadı ıslansa, sineğin öbür kanadının da yemeğe batırıldıktan sonra yemeye devam edilmesi" şeklinde tavsiyesi vardır. Ayrıca İslam ülkelerine gidin, her yer pisliktir. Bunlar Müslümanlığın temizlikten uzak, pislik dini olduğunu göstermektedir) şeklindeki sözlerine ne dersiniz?
CEVAP
Misyonerin dediği yanlıştır. Gayri Müslimlerin çoğu pistir. Bugün Amerika’da, Avrupa’da hâlâ küvetteki aynı su ile yıkananlar, lavabodaki aynı su ile elini yüzünü yıkayanlar görülmektedir. Tuvaletlerdeki temizlik ve su durumlarını herkes bilir.

L'Eau Potable = İçme Suyu adlı Fransızca eserde diyor ki:
(Fransızların dünyaya övündükleri Versay sarayında bir hamam yoktur. Orta çağda, Paris'te oturan bir Fransız, sabahleyin kalktığı zaman, evinde bir tuvalet olmadığı için, oturağa yaptığı pislik ile içme suyu şişesini beraberinde Seine = Sen nehrine götürür, o nehirden önce içmek için su alır, sonra pisliğini nehre dökerdi.)

Hakiki Müslüman, hem temiz olur, hem de, sağlığına çok dikkat eder. Tarihte Müslümanlar temizliğe dikkat ettikleri halde, günümüzdeki Müslümanlar maalesef temizliğe gerektiği gibi riayet etmiyorlar. Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul'a gelen bir Alman rahibi, 1560’de yazdığı bir eserde şöyle demektedir: (İstanbul'daki temizliğe hayran oldum. Burada herkes günde beş defa yıkanır. Bütün dükkanlar tertemizdir. Sokaklarda pislik yoktur. Satıcıların elbiseleri üzerinde ufak bir leke bile bulunmaz. Ayrıca ismine (hamam) dedikleri ve içinde sıcak su bulunan binalar vardır ki, buraya gelenler, bütün bedenlerini yıkarlar. Halbuki bizde insanlar pistir, yıkanmasını bilmezler.)

Bugün, İslam ülkesi denilen yerlerde, iman bilgileri bozulduğu gibi, temizliğe de tam riayet edilmemektedir. Fakat burada suç, dinimizde değil, dinimizin esasının temizlik olduğunu unutan kimselerdedir. Her Müslüman, dinini iyi öğrense ve buna riayet etmiş olsa, bu pislik hemen ortadan kalkar. O zaman, başka milletler, Müslüman ülkeleri ziyaret ettiklerinde, tıpkı orta çağda olduğu gibi, Müslümanların temizliğine hayran kalırlar.

Hıristiyanlığın en revaçta olduğu orta çağda, büyük tıp âlimleri, yalnız Müslümanlardı ve Avrupalılar Endülüs’e tıp tahsil etmeye gelirlerdi. Çiçek hastalığına karşı aşıyı bulanlar, Müslüman Türklerdir. Türklerden bunu öğrenen Jenner, ancak 1796’da bu aşıyı Avrupa’ya götürdü ve haksız olarak (Çiçek aşısını bulan kimse) unvanını aldı. Halbuki, tam bir zulmet diyarı olan o zamanki Avrupa’da insanlar, hastalıktan kırılıyordu. Fransa kralı XV. Louis 1774’de çiçekten öldü. Avrupa uzun zaman veba ve kolera salgınlarına uğradı.

Napolyon 1798’de Akka kalesini çevirdiği zaman, ordusunda veba zuhur etmiş ve hastalığa karşı çaresiz kalınca, Müslüman Türklerden yardım istemek zorunda kalmıştı: (Türkler, ricamızı kabul ederek hekimlerini yolladılar. Bunlar tertemiz giyinmiş, nur yüzlü kimselerdi. Önce dua ettiler ve sonra ellerini bol su ve sabun ile iyice yıkadılar. Hastalarda zuhur eden hıyarcıkları neşterle yardılar. İçindeki sıvıyı akıttılar ve yaraları tertemiz yıkadılar. Sonra hastaları ayrı ayrı yerlere koydular ve sağlamların mümkün olduğu kadar onlara yaklaşmamasını tembih ettiler. Hastaların elbiselerini yaktılar ve onlara yeni elbiseler giydirdiler. Bizden hiç bir ücret almadan yanımızdan ayrıldılar.)

Bugün tıp iki kısma ayrılıyor:
1- Hijyen, sağlığı korumak,
2- Therapeutique = terapötik, hastaları iyi etmektir.

Bunlardan birincisi önce gelmektedir. İnsanları hastalıklardan korumak, sağlam kalmayı sağlamak, tıbbın birinci vazifesidir. Hasta insan, iyi edilse de, çok kere, arızalı, çürük kalır. İşte İslamiyet, tıbbın birinci vazifesini, hijyeni garanti etmiştir. Bu demek Müslüman hiç hasta olmaz demek değildir. Temizliğe itina eden bir Müslüman, sağlam kalır, kolay kolay hasta olmaz demektir.

Zamanımızdaki bazı Müslümanların temizliğe riayet etmediklerini gösteren batılılar, bu suçu dinimize yüklüyorlar. Halbuki İslamiyet’te temizliğin önemi büyüktür. (Temizlik imandandır) buyurulmuştur. Eshab-ı kiramdan sonra gelen ve tabiin adını alan Müslümanlardan bazıları Eshab-ı kirama, (Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde sizi çok sevdiğini bildirip övmektedir. Bunun sebebi nedir?) dediklerinde, (Biz temizliğe de çok dikkat ederdik) diye cevap verdiler. Müslümanlar, camilere, evlere ayakkabı ile girmez. Yere serili döşemeler tozsuz, temiz olur. Her Müslümanın evinde banyo bulunur. Vücutları, elbiseleri, çamaşırları, yemekleri hep temiz olur. Temiz olunca da mikrop ve hastalık bulunmaz. Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimin çeşitli yerlerinde, (Allah tevbe edenleri ve temiz olanları sever) buyuruyor. (Bekara 222)

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Müslümanlık temizlik dinidir. Temiz olun! Cennete ancak temiz olan girer.) [Deylemi]
(Mümin pis olmaz.) [Buhari]

(Her şeyi iyi temizleyin! Temizlik imana, iman da Cennete götürür.) [Taberani]
(Temizlik imanın yarısıdır.) [Müslim]

(Namazın anahtarı temizliktir.) [Tirmizi]
(Ağzınızı temizleyin, ağzınız Kur’an-ı kerim yoludur.) [Ebu Nuaym]

(Cuma günü yıkanın, misvak kullanın ve güzel koku sürünün.) [Buhari]
(Yemekten önce ve sonra el yıkamak, zenginliğe yol açar, fakirliği giderir.) [Ebuşşeyh]
(Evinin hayrını isteyen, yemekten önce ve sonra, elini ve ağzını yıkasın!) [İbni Ebi Şeybe]

(Elbiselerinizi yıkayın, fazla kıllarınızı temizleyin, dişlerinizi misvakla temizleyin, temiz, güzel giyinin! Nezafet sahibi olun!) [İbni Asakir]

(Tırnaklarınızı kesip gömün! Ağzınızdaki yemek kırıntılarını temizleyin ve misvak kullanın! Yanıma, dişleri sarı, ağzı kokar vaziyette gelmeyin!) [Taberani]

(Kap kacak yıkamak, evi temiz tutmak, zenginliğe sebep olur.) [Hatib]

Peygamber efendimiz, yanına gelen birisine, (Tırnakların kuş tırnağı gibi uzamış, içi pislik doludur) buyurarak, temiz olmasını emretmiştir. (Taberani)

Dinimizde temizlikle ilgili bu kadar hadis-i şerif varken sinekle ilgili hadis-i şerifi öne sürmek, art niyeti, hainliği göstermektedir. (Sinek bir kaba konarsa, onu tamamen kabın içine batırsın ve sonra çıkarıp atsın) hadis-i şerifi, sineğin mikrop taşıyıcı olduğuna dikkat çekmekte ve sineğin bir kanadında şifa, diğer kanadında ise hastalık olduğunu bildirmektedir. Bu da Peygamber efendimizin bir mucizesidir. O zamanda sinekte böyle bir özelliğin bulunduğunu kim biliyordu ki?

Sineğin bir yanında mikrop, diğer yanında ise, o mikrobu sterilize edecek, panzehir görevini yapan bir ilaç taşıdığı günümüz tıp araştırmalarının ortaya koyduğu bir gerçektir. Bu meseleyi inceleyen fen adamları, “Sineğin sırtına bastığımız zaman mikroskopla gördük ki, bir kısım mikro varlıklar sağa sola koşuyorlar. Bunların sterilize edici elemanlar olduklarını anladık” diyorlar

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ruh temizliği
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:19 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Ruh temizliği

Sual: Ruh temizliği nedir?
CEVAP
Hadis-i şerifte (İlim ikidir: Beden bilgisi, din bilgisi) buyuruldu. Yani (İlimler içinde en lüzumlusu, ruhu koruyan din bilgisi ve bedeni koruyan sağlık bilgisidir) buyurarak, her şeyden önce, ruhun ve bedenin zindeliğine çalışmak gerektiğini emretti. İslamiyet, beden bilgisini, din bilgisinden önce öğrenmeyi emrediyor. Çünkü, bütün iyilikler, bedenin sağlam olması ile yapılabilir.

İslamiyet’te ruh temizliği esastır. Yalan söyleyen, hilekârlık yapan, insanları aldatan, zulmeden, haksızlık yapan, din kardeşlerine yardım etmeyen, büyüklük satan, yalnız kendi menfaatlerini düşünen bir kimse, ne kadar ibadet ederse etsin, hakiki bir müslüman sayılmaz. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Ey Resulüm, kıyamet gününü inkâr eden, yetimi, öksüzü incitip hakkını gasp eden, fakiri doyurmayan ve başkalarını da fakire iyilik yapmaya teşvik etmeyen o kimseyi gördün mü?) [Maun]

Bu gibi kimselerin ibadeti kabul olunmaz. İslam dininde yasaklardan, haramlardan sakınmak, emirleri, farzları yapmaktan daha önce gelmektedir. Hakiki bir müslüman, her şeyden önce, tam ve mükemmel bir insandır. Güler yüzlü, tatlı dilli, doğru sözlüdür. Kızmak nedir bilmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kendisine yumuşaklık verilen kimseye dünya ve ahiret iyilikler verilmiştir.) [Tirmizi]

Müslüman son derece mütevazı, alçak gönüllüdür. Kendisine başvuran herkesi dinler ve imkan buldukça yardım eder. Müslüman vakurdur, kibardır. Ailesini ve vatanını sever. Hadis-i şerifte (Vatan sevgisi imandandır) buyuruldu. Bunun için, vatanına saldıranlara karşı gereken vazifesini yapar. Hakiki müslüman, dinine, anasına, babasına, hocasına, âmirine karşı saygılıdır. Lüzumsuz şeylerle uğraşmaz. Ancak faydalı şeylerle meşgul olur. Kumar oynamaz, vaktini boş geçirmez

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Sağlık bir nimettir
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:17 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Sağlık bir nimettir

Sual: Hiç hastalanmamak, hep sıhhatli olmak kötü müdür?
CEVAP
Hiç hastalanmamak, hep sıhhatli olmak kötü değildir. Cenab-ı Hak, dünya saadetini de istememizi emrediyor: (Ey Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette de hasene ver!) [Bekara 201] [Hasene, iyilik, güzellik, sıhhat ve afiyet içinde mutlu yaşamaktır.]

Her Peygamber beladan Cenab-ı Hakka sığınmış, dünya ahiret güzelliği istemişlerdir. Allahü teâlâ, iman eder, salih amel işlerseniz, size dert-bela ve korku vermem, mahzun etmem buyurdu. O halde, bir kimsede iman, salih amel ve sıhhat varsa, en büyük saadet ve sultanlıktır. Sıhhatin önemi hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Duanın efdali, dünya ve ahirette Rabbinden af ve afiyet istemektir. Affa ve afiyete kavuşan, dünya ve ahirette kurtuluşa ermiştir.) [Tirmizi]

(İhlastan sonra, afiyetten iyisi yoktur. O halde Allahü teâlâdan afiyet isteyin!) [Nesai]
(Sıhhat, müttekiye, zenginlikten hayırlıdır.) [Müslim]

(Seyahat edin ki, sağlığa kavuşasınız.) [Şir’a]
(Oruç tutun ki, sıhhate kavuşasınız.) [Taberani]
(Kalk namaz kıl, namaz elbette şifadır.) [İ. Ahmed, İbni Mace]

(Ya Rabbi, bedenime, kulağıma, gözüme sıhhat ver!) [Tergib]
(Ya Rabbi, sıhhat, afiyet ve güzel ahlak ver.) [Harâiti]

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Sağlıklı ve çok yaşamak için
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:15 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Sağlıklı ve çok yaşamak için

Sual: Sağlıklı ve çok yaşamak için ne yapmak lazım?
CEVAP
Yaşlı bir âlime, çok yaşamasının sırrını sormuşlar. O da, (Biz iki günde üç defa yemek yeriz. Yemeği iyi pişiririz, iyice çiğnemeden de yutmayız, acıkmadan yemeyiz, henüz iştahımız varken sofradan kalkarız. Sabah kahvaltısını erken yaparız, akşam yemeğini geç yeriz, tok karnına uyumayız) demiştir.

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Sağlıklı ve çok yaşamak için, eşine ihtiyaç halinde yaklaş. Münasebetin fazlası bedene, azı ise ruha zarar verir. Ayda bir ishal edici bir şey al, yılda bir kan aldır.

Çok üzüntü ve çok şiddetli sevinç zararlıdır, kanı pıhtılaştırabilir. Boş durmamalı, bir işle meşgul olmalıdır. Atalarımız demiş ki:
Ayağın sıcak tut, başını serin,
Bir işle meşgul ol, düşünme derin.

Hastalığa sebep olan şunlardan sakınmalıdır:
Gece az, gündüz çok uyumak, tok iken yemek yemek, idrarını tutmak. Sık sık cinsi münasebette bulunmak.

Şu zamanlarda su içmemelidir:
Hamamdan çıkınca, uykudan uyanınca, cimadan sonra ve terli iken.
Aç karna su içmemelidir. Suyu yavaş yavaş emerek içmelidir. Suyun hepsini bir solukta içmemelidir. Üç nefeste içmelidir. Soluğu suya değil, bardağın dışına vermelidir. Çok soğuk içmemelidir. Gece uykudan uyanınca su içmek sağlığa zararlıdır.

Ayakta ve yürürken yememelidir. Hadis-i şerifte, (İnsan kalbi, tarladaki ekin gibidir. Yemek, yağmur gibidir. Fazla su, ekini kuruttuğu gibi, fazla gıda kalbi öldürür) buyurdu. Çok yemek, hastalıkların başı, perhiz ederek az yemek ilaçların başıdır.

Midenin üçte biri yemeklere, üçte biri içeceklere ayrılmalıdır. Üçte biri hava payı olarak ayrılmalıdır. Yemekten sonra dişleri misvak ile temizlemek sünnettir. Az yemeli ve az uyumalıdır. Tok olarak yatmamalıdır. Hadis-i şerifte, (Tok olarak yatmayın, kalbiniz katılaşır) buyuruldu. Ayrıca müminin artığında ve cömerdin yemeğinde şifa vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Müminin artığı şifadır.) [Fetava-i Kübra, El-Medhal]
(Cömerdin yemeği şifa, cimrininki hastalıktır.) [Hatib]

Gül koklayınca, salevat-ı şerife getirmelidir. Çünkü, Peygamber efendimizin mübarek teri, gül gibi kokardı. Hadis-i şerifte, (Üç şey, bedeni besler: Güzel koku, yumuşak kumaştan güzel elbise ve bal yemek) buyuruldu.

Tıbben vücuda zararlı olan şey, dinen de yasaktır. Kışın soğukta kalıp donmak, yazın güneş altında çok kalıp hastalanmak günahtır. Yoğun güneş ışığında kalmanın, bilhassa göz sağlığı için tehlikeli olduğu, kanserojen etkisi olan ultraviole ışınlarının ozon tabakasından süzülmeden geldiği bildirilmiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Güneşte fazla durmayın! Güneş elbiseyi eskitir, soldurur, hastalığa da sebebiyet verir.) [Hakim]

Asırlar önce yaşamış bir tabib diyor ki:
Hasta olmadıkça ilaç kullanmamalıdır!
Dalında olgunlaşmış meyveyi ve genç olan, körpe hayvan etini tercih etmelidir!
Yemek iyi pişmiş olmalıdır. Yerken iyice çiğnenmelidir! Canının istediği yemeği yemelidir!

Tokluk, unutkanlık yapar. Kalbi kör eder.
Yemek üzerine su içmemelidir. Yemekten sonra bir saat geçmeyince su içme, vücuda iyi değildir.

Küçük ve büyük abdesti bekletmemelidir! İdrarı bekletmek, mecrası kapatılan nehrin, etrafını tahrip etmesi gibi, vücudu tahrip eder.

Gündüz yemekten sonra biraz uyumalıdır!
Akşam yemeğinden sonra az da olsa yürümeden uyumamalıdır! Araplarda, "Sabah kahvaltısından sonra yat uzan, akşam yemeğinden sonra gezin" sözü meşhurdur. İki hadis-i şerif meali:
(Akşam yemeğini kesmek ihtiyarlığa sebeptir.) [İbni Adiy]
(Bir avuç kötü hurma ile de olsa, akşam yemeğini ihmal etmeyiniz!) [Tirmizi]

Sabah kahvaltını yapmadan dışarı çıkmamalıdır! Çünkü kahvaltı sayesinde halim ve ağırbaşlı olunur, aynı zamanda çarşıda görülen her şeye can çekmemiş olur.

Hikmetli ehli zatlardan biri, etli birine kinaye ile, "Sırtındaki kadifeyi kim dokudu?" der. O, "Ekmeğin özünü, genç hayvan etini yemekle; menekşe ile yağlanıp yumuşak elbise giymekle ..." diye cevap verir.

Dört şey bedeni kuvvetlendirir:
Et ve bal yemek, güzel koku sürünmek, münasebet olmadan çok yıkanmak, yumuşak kumaştan güzel elbise giymek.

Dört şey bedeni zayıflatır:
Fazla düşünce, çok ekşi yemek, aç karnına çok su içmek, fazla münasebet.

Dört şey gözü kuvvetlendirir:
Sürme çekmek, yeşilliğe, akar suya ve helal olan güzel yüze bakmak.

Dört şey gözün nurunu azaltır:
Pisliğe bakmak, idam edilene bakmak, helali de olsa, kadının edep yerine bakmak, Kıbleye arkası dönük oturmak.

Dört şey aklı çoğaltır:
Fazla ve lüzumsuz konuşmamak, misvak kullanmak, salihlerle, âlimlerle beraber olmak, günah işlememek

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Hacamat [kan aldırmak]
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:13 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Hacamat [kan aldırmak]

Sual: Kan aldırmanın iyi olduğu söyleniyor. Herkesin, her zaman kan aldırması iyi mi?
CEVAP
Kan aldırmak kimine faydalı, kimine zararlı olabilir. Bu bakımdan herkesin, her zaman kan aldırması doğru değildir. Doktor tavsiyesine uygun olarak, bilhassa yazın, sıcak ülkelerde bulunanların, kan basıncı artanların kan aldırması iyi olabilir.

Hadis-i şerifte (Kanın artması [tansiyon yükselmesi] Allahü teâlânın ölüme sebep yaptığı hastalıklardan biridir) buyuruluyor. (Bezzar)

Bu bakımdan ihtiyaç olunca, doktora danışıp kan aldırmak faydalıdır!
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Hacamat [kan aldırmak], en iyi tedavi usullerinden biridir.) [Hakim]

(Sıcaklar artınca, hacamat olun! Çünkü kan basıncı artar da hastalığa veya ölüme sebep olur.) [Hakim]

(Hacamat birçok hastalığa şifadır. Aman hacamat olun!) [Deylemi]
(Mirac gecesi, uğradığım her melek topluluğu, ümmetime hacamatı tavsiye etti.) [Hakim]

(Hazret-i Cebrail, hacamatı o kadar tavsiye etti ki mutlaka lüzumlu zannettim.) [Deylemi]
(Şifa veren üç şeyden biri hacamattır.) [Buhari]
(Hacamat, aklı artırır, hafızayı kuvvetlendirir.) [Hakim]

(Baştan hacamat olmak, cüzzam, cünun, baras, uyuklama, göz kararması, baş ve diş ağrısına şifadır.) [Taberani]

(Boyundan hacamat olmak, 72 çeşit hastalığa devadır.) [Taberani]
(Hacamat ne güzel âdettir.) [Deylemi]
(Hacamat, Peygamberlerin âdetindendir.) [Tirmizi]

Hacamat Günleri
Hacamat, bazı gün ve bazı hallerde faydalı veya zararlı olabilir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Pazar günü hacamat olmak şifadır.) [Deylemi]
(Aç karnına hacamat olmak deva, tok karnına ise derttir.) [Deylemi]

(Arabi ayın 17, 19 veya 21. günü hacamat olmak, birçok derde şifadır.) [Hakim]
(Ayın 17’sine rastlayan Salı günü hacamat olmak, bir yıllık hastalığa şifadır.) [Bezzar]
(Pazartesi veya Salı günü hacamat olun! ) [İbni Mace]

(Çarşamba veya Cumartesi günü hacamat olup da bir hastalığa yakalanan, kendinden başkasını suçlamasın!) [Ebu Davud]

(Başın çukurundan hacamat olmak unutkanlığa sebep olur.) [Deylemi]

Kan aldırmanın faydalarını öğrenen bir kimse, doktor kontrolünden geçmeden, sık sık kan aldırmaya kalkarsa, zararlı olabilir. İhtiyaç kadar kan aldırmalıdır!

Hacamattan sonra hamama girmemeli, tehlikeli olabilir. Tuzlu yemek iyidir. Süt ve yoğurt yememeli, suyu da az içmelidir! Çarşamba ve Cumartesi günleri kan aldırmak mekruhtur.

Hadis âlimlerinden biri, cumartesi kan aldırdı. Baras hastalığına yakalandı. Doktorlar bir çare bulamadılar. O zat, Allahü teâlâya yalvardı, ağladı, secdeye kapanıp, Rabbine sığındı. Secdede iken uyudu. Resulullahı rüyada görüp hastalığını arz etti. Peygamber efendimiz, "Bu husustaki hadisimi işitmedin mi?" buyurdu. İşittim ama, sıhhatinde şüphe ettim, mevdu [uydurma] olabilir dedim. (Benden bildirilen ve hadis denilen bir sözde niçin ihtiyatlı olmadın?) buyurup, mübarek elini, yaralara sürdü. O zat uyanınca, hastalığından eser kalmadığını gördü. Bir daha da hadis-i şerifleri mevdu sanmakta ihtiyatlı hareket etti. (Şir’a)

Sual: Tahlil için kan verirken hacamata niyet etmek caiz mi?
CEVAP
Evet. Niyet edince sünnet sevabı alınır.

Sual: Tetkik için hangi gün kan vermek uygundur?
CEVAP
Hacamat olmak ayrı, tetkik için kan aldırmak ayrıdır. Pazar, Pazartesi ve Salı günleri hacamat olmak iyidir. Çarşamba ve Cumartesi mekruhtur

Bu konuyu yazdır

TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca