Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Allah ve Resûlü'nün Tavsiye Ettiği Gıdalar
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:46 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum (1)

Allah ve Resûlü'nün Tavsiye Ettiği Gıdalar

Sıhhatli olmak en büyük nimetlerdendir. Çünkü, dünyayı kazanmak da, ahreti kazanmak da sıhhatle mümkündür. Peygamberimiz A.S. da sağlık hakkında şöyle buyurmuştur:

“ Sizlerden her kim vücutça sağlıklı, nefsinden, malından korkusuz ve huzurlu , günlük yiyeceği de yanında olarak sabahlarsa, sanki dünyanın bütün nimetleri kendisinde toplanmış gibi olur (Tirmizi zühd Hadis 2346).” Yine benzer bir hadislerinde aynı konuya işaret etmişlerdir: “Emniyetli (Korkusuz) yaşamak ve sağlıklı olmak iki büyük nimettir ki, insanlardan pek çoğu bu iki nimetten mahrumdur” (İ. Sünnî vr. 10b).

Yine bir başka hadislerinde; “ Ey insanlar! Şüphesiz ki dünyada insanlara, imân ve sağlıktan daha kıymetli bir şey verilmemiştir. Böyle olunca, yüce Allah’tan bunları isteyiniz” buyurdu (Müsned 1/8).

İslâmiyet, sağlık noktasında koruyucu hekimliği ön plâna çıkarır. Bir başka ifâde ile, hastalıkların sebeplerini nazara verir ve bunlara riayet edilmesini ısrarla ister. Bu hususta özellikle az yeme tavsiye edilmektedir. Nitekim bir hadislerinde Peygamber A. S. “ İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma kâfidir. Mutlaka yemesi gerekirse, midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes alıp vermeye (havaya) bırakmalıdır” buyurmuştur (Tirmizi zühd Hadis 2380). Çok yeme, pek çok hastalığın sebebi olarak gösterilmiştir: “Bir çok hastalığın gerçek sebebi çok yemedir” (C. Sağır 1/36) .

Yine bir başka hadislerinde aynı konuya işaret etmiştir: “Allah’a en sevgili olanınız; az yiyenleriniz, vücut bakımından da hafif olanlarınızdır.” (Kenzü’l Ummal 3/7084; Münavi, Feyzu'l-Kadir, 1/175)

Sağlığın muhafazası için her türlü tehlikelerden uzak durulması istenir. Nitekim Peygamber A.S. “ Her kim korkuluksuz bir damda yatıp uyur da, geceleyin damdan düşüp ölürse sorumluluğu kendisine aittir. Her kim de fırtınalı bir zamanda deniz yolculuğuna çıkar, fırtınaya yakalanıp ölürse, bunun da sorumluluğu kendisine aittir” buyurmuştur (Müsned 5/79, 271). Yine Peygamber A.S. kirli ve pis şeylerden sakındırmıştır: “Her kim elinde et kokusu (bulaşığı) olduğu halde, yıkamadan yatıp uyur, bu sebeple de kendisine bir şey isabet ederse, ancak kendisini suçlasın” (Ebu Davud etime Hadis 3852) .

Cenab-ı Hak, dünyada imtihanın gereği , pek çok hikmetlerine binaen, insanların da sünnetulah’a riayet etmemesinin bir sonucu olarak, insanlara bir takım hastalıklar vermektedir. Bununla beraber, bütün hastalıkların da tedâvi çarelerini halk etmiştir.
İsrâ Suresi’nin 82. âyetinde Cenab-ı Hak, “Biz Kur’an-ı müminler için bir şifa ve rahmet olarak indirdik” buyurmaktadır. Yunus Suresi’nin 57. âyetinde ise, “Ey insanlar! (İşte bu Kur’an) size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olan dertlere bir şifa, müminler için doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet olarak gelmiştir.”ifadesi yer alır.

Peygamber A.S. da; “İki şeyde şifa vardır. Kur’an okumakta ve bal şerbeti içmekte” buyurmaktadır (Hakim tıp 4/200) . Peygamberimiz A.S. her hastalığın tedâvisinin mümkün olduğunu beyan etmiştir:” Yüce Allah, şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır” (Buhari, tıp Hadis 7/12) . Bir başka hadislerinde de şöyle buyurmuşlardır: “Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz! Çünkü yüce Allah, ölüm ve ihtiyarlıktan başka şifasını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır” (İbni Mâce, tıp Hadis 3436) .

Şifâli bitkilerden Allah ve Resûlü’nün tavsiye ettikleri:

Bitkilerle tedâvi, tedâvi sırasında ilâç kullanmadan gıda maddeleri ya da benzerleri ile yapılan tedâvidir. Her hangi bir hastalık gıda maddeleri ve perhizle tedâvi edilebilirse, ilâç kullanması tavsiye edilmez. Gıda maddeleri ile tedâvide genel kâide; hastalığın tedâvisi sırasında faydalı gıdaları alıp, zararlı olanlarını terk ederek perhiz etmektir.

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de gıdaların temiz ve helâl olmasına işaret etmektedir: “Allah’ın sizlere rızk olarak verdiği şeylerden helâl ve temiz olarak yiyiniz! Eğer gerçekten Allah’a ibadet ediyorsanız, Onun vermiş olduğu nimetlere teşekkür ediniz” (Nahl 114) .

Peygamberimiz A.S., hastalığın nasıl önleneceği ile alâkalı olarak şöyle buyurmuştur: “Hastalığın evi midedir. Tedavinin özü perhizdir.” Peygamberimiz A.S. bir başka hadislerinde de, bitkilerle tedâvinin yüce Allah tarafından öğretildiğini açıklamak üzere şöyle buyurmuştur: “Süleyman Aleyhisselâm her ne zaman namazgâhta namaz kılsa, ansızın önünde bir bitki görür ve o bitkiye: ‘İsmin nedir?’ diye sorardı. Bitki de: ‘İsmim şudur’ diye adını söylerdi. Süleyman Aleyhisselâm: ’Niçin yaratıldın, ne işe yararsın?’ diye tekrar sorardı. O bitki de:’Şunun için yaratıldım’ derdi. Eğer bir hastalığa ilâç olarak yaratılmış ise, yazıp not ederdi. Eğer yer yüzüne dikilmek için yaratılmış ise, toprağa dikerdi” (Abdüllatif Bağdâdî, Tıbb-ı Nebevî s. 58; Süyûti, Tıbb-ı Nebevî vr. 7a, 50b) .

Süleyman Aleyhisselâm’ın ilâhî vahye dayalı olarak bu şekilde tespit ettiği bitkilerin, “Bitkiler Kitabı”nda yer aldığı, ayrıca, pek çok ilacın ve hastalığın bu kitaba dahil edildiği belirtilir (A. Bağdâdî s.58,188) .

İnsanın ruh ve beden sağlığı üzerindeki çalışmalar bir bakıma insanlık tarihi kadar eskidir. Özellikle İslâm âleminde tıbbî konularda, Kur’an-ı Kerim’in bildirdikleri, Peygamberimizin tavsiye ve teklifleri, kıyas ve tecrübe yoluyla elde edilen bilgiler, Tıbb-ı Nebevî kaynaklarında yer almıştır.

Biz burada, tedavî noktasında, Kur’an ve hadislerde işaret olunan yiyecek ve içeceklerden bazılarını nazara alacağız.

Yeme ve içme hususunda İslâm dinin koyduğu prensibin başında az yemek gelir. İçilecek şeylerin de bir nefeste içilmemesini öğütler. Nitekim Peygamber A.S. her hangi bir şey içtiği zaman üç nefeste içer ve şöyle derdi: “Bu şekilde içmek daha kandırıcı, sağlık için daha faydalıdır” (Müslim eşribe Hadis 123; Ebu Davut eşribe Hadis 3729; Tirmizî eşribe Hadis188) . Yine Peygamber A.S. “ Devenin içtiği gibi suyu bir nefeste içmeyiniz. Bardağı her defasında ağızdan uzak tutarak iki veya üç nefeste içiniz. İçerken besmele çekiniz, içtikten sonra da ’Elhamdülillah’ deyiniz” buyurmuştur (Tirmizî eşribe Hadis 1885) . Bir hadislerinde de: “Sizden biriniz su içtiği zaman yavaş yavaş içsin, bir nefeste içmesin. Zira, suyu bir nefeste içmek karaciğer iltihabı (ve nefes tıkanıklığı) meydana getirir” buyurmuştur (Adürrezzak 10/428 Hadis 19594).

Bir başka hadislerinde de ayakta su içmenin zararına işaret etmiştir: “Eğer ayakta su içen kimse, midesine verdiği zararı bilseydi, içtiği suyu şüphesiz ki geri kusardı” (Abdürrezzak 10/427 hadis 19588). Yine aynı konu ile alakalı olarak. “Sizden biriniz ayakta su içmesin. Her kim unuturdea içerse, kusmaya çalışsın” buyurmuştur (Müslim eşribe Hadis 116) .

Peygamberimizin, güneşte ısıtılan suyun kullanılmaması hususunda da tavsiyeleri olmuştur. Hz. Aişe (R.A): “Peygamber A.S. yanıma gelmişti. Ben ise, güneşte su ısıtıyordum. Bunun üzerine. ”Ey Aişe! Böyle yapma! Zira, güneşte ısınmış suyu kullanmak abraşlık (Alaca, sedef) gibi cilt hastalığı meydana getirir” buyurdu (Dârekutnî taharet 1/38 Hadis 2) .

Acur (Cucumis anguria)

Kabakgillerden olup, salatalık’a benzer bir sebzedir. Peygamberimizin (A.S.) acuru yaş hurma ile yediği belirtilir (Kamus 1/79, 1247; K. Ummal 10/28281). Acur, idrar söktürür, mesane ağrılarına karşı faydalıdır. Hz. Âişe (R.A.), acurun yaş hurma ile yenmesinin kilo aldırdığını ifade etmiştir (İbni Mâce 3325; A. Bağdadi 141).

Ayva (Cydonia oblonga)

Peygamber A.S. “Ayva, göğüsteki sıkıntıyı, ağırlığı giderir, gönlü (kalbi) ferahlatıp kuvvetlendirir” buyurmuştur (M. Zevaid 5/45; C. Sağır 2/80; F. Kadir 5/46; K. Ummal 10/28258). Ayvanın kalbi kuvvetlendirdiği ve akciğer iltihabına karşı faydalı olduğu belirtilir (E. Nuaym 61). Ayrıca ayva, idrar arttırır, ishali keser, kusmayı teskin eder. Vücut ısısının düşmesini önler.

Bal

Bal ile alakalı olarak Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbin, bal arısına, ‘Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva yap, sonra her çeşit bitkiden ye; sonra da -bal yapman için- Rabbinin gösterdiği yollardan boyun eğerek yürü’ diye öğretti. Onun karınlarından renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Düşünen bir millet için bunda ibretler vardır” (Nahl, 69).

Peygamberimiz (A.S.) da balın şifa olduğunu şöyle açıklamaktadır: “Üç şeyde şifa vardır. Bal şerbeti içmekte, kan aldırmakta ve dağlama yaptırmakta, fakat ben dağlamayı sevmem” (Müslim, Hadis 71). Bir başka hadislerinde de; “Şifa iki şeydedir. Biri Kur’an okumakta, diğeri ise bal şerbeti içmekte” buyurmuştur (İbni Mâce, Hadis 3457). Yine bal şerbeti ile alakalı olarak şunları ifade etmiştir: “Bal şerbetinden daha üstün bir ilaç bulunmaz” (C. Sağır 2/125). “Bal şerbeti gönlümdeki üzüntüyü, sıkıntıyı giderir ve gözümün görme duygusunu da kuvvetlendirir” (E. Nuaym vr. 131b). Böbrek sancısı ile alakalı olarak da bal şerbetini tavsiye etmiştir: “Böbrek sancısı, böbrekteki sinirdendir. Hareket ettiği zaman sahibini hasta eder. Bu hastalığı ılık su ve bal şerbeti ile tedavi ediniz” (C. Sağır, 2/10). Bir baş hadislerinde; “Doğum yapan kadınlar için yaş hurma, hasta kimseler için ise, bal gibi şifa yoktur” buyurmuştur (K. Ummal, 10/28279). Yine bir defasında: “Sizlere sinameki ve sennût’u (tereyağı, bal, hurma ve kimyon) tavsiye ederim. Zira bunlar, sâm’dan başka birçok derde devadır” buyurunca, ashap: “Sâm nedir? Ya Resulallah!” diye sormuşlar. O da: “Ölümdür” diye cevap vermiştir (İbni Mâce, tıp Hadis 3457). Bal şerbetinin ishali kesmesi ile alâkalı bir vakıa. Bir kimse Peygamber A.S. gelerek, kardeşinin ishale yakalandığını söylüyor. Peygamber A.S. da “Bal şerbeti içir” buyuruyor. Adam sonra gelip”Kardeşime bal şerbeti içirdim, fakat bu onun ishalini arttırdı” demiştir. Peygamber A.S. üç defa tekrarlanan bu soruya “Bal şerbeti içir” buyurmuştur. Adam dördüncü defa geldiğinde Peygamber A.S. yine “Bal şerbeti içir” buyurdu. Adam:” Gerçekten hastaya bal şerbeti içirdim, fakat bu ondaki ishali arttırmaktan başka bir şey yapmadı” dedi. Bunun üzerine Peygamber A.S. “Allah doğru söyler, fakat senin kardeşinin karnı yalancıdır” buyurdu. Adam tekrar bal şerbeti içirdi ve hasta iyileşti (Müslim selâm Hadis 91).

Bal ile gargara yapılırsa, boğaz şişlikleri, boğmaca, bademcik ve boğaz iltihaplarına faydalıdır (Şerhu’l Erbain s.49). Müzmin kabızlıklara, vücudu zayıf olanlara, midesinde hazımsızlık bulunanlara ve zehirlenmelere karşı bal şerbeti fevkalâde faydalıdır (Aselün- Nahl s.149-150,157-158, 168-176).

Balın terkibinde bulunan maddeler ( Karabulut, A. Tbbı-ı Nebevi, 1993):

Su: %18
Meyve şekeri : %40
Üzüm şekeri : %34
Kamış şekeri, arpa şekeri ve diğer şekerler : %0.4
Proteinler: %0.3
Madeni tuzlar: %0.2
Diğer maddeler : %7.1

Yukarıda sayılan özellikleri sebebiyle bal, halk tababetinde çok eski devirlerden beri tedavi edici veya tatlandırıcı olarak geniş oranda kullanılan önemli bir drogdur ( Üçer, 1981; Üçer, 1983).Müshil, midevi, besleyici ve kuvvet verici etkilere sahiptir. Mikrop üremesini önleyici ve yara iyi edici özellikleri de vardır. Bitki droglarının tatlandırılması için karışımlara % 15 oranında bal konur (Ülker, 1964; Baytop, 1984).

Et

Et en kıymetli gıdalardandır. Kur’an-ı Kerim’de et on iki yerde zikredilmiştir. Hayvanlardan bahsedilirken; “Davarlar (Deve, sığır, keçi ve koyunları) da O yarattı. Bunlarda sizin için soğuktan koruyucu yünler ve bir takım menfaatler vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz” (Nahl 5).

Cennet ehli tavsif edilirken de: “Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik” (Nahl 5). Peygamber A. S. da : “Et, dünya ve ahrette yiyeceklerin efendisidir” buyurmuştur (İ. Mâce etime Hadis 3305). Peygamberimizin (A S.) en çok koyunun kürek etini, ön kolları etlerini sevdiği rivayet edilir. Boyun etinin de hem lezzetli ve hem de hazmı kolaydır. Sırt eti çok gıdalıdır, kan yapar. Nitekim bir hadiste: “En iyi et, sırt etidir” buyrulmuştur. Hayvanların sağ taraf etleri, sol taraf etlerinden daha hafif ve daha üstündür. Et, işkembeden uzaklaştıkça değeri artar (Bağdâdî s.156).

Peygamber A. S. : “Sizlere inek sütünü tavsiye ederim. Zira, ineğin sütü şifa, sütünden elde edilen yağı deva, eti ise derttir” buyurmuştur (C. Sagır 1/51; K. Ummal 10/28209). Sığır eti sert ve kurudur. Bazı hastalıkları meydana getirir. Çok çalışanların haricindekilerin yemesi iyi değildir (İ. Sünni vr.68b). Sığır eti basur hastalığını tahrik eder. Bu bakımdan basur hastalarının sakınması gerekir (L. Ukûl 1/533). Sığır etinin yan etkilerinin karabiber ve tarçın gibi baharatlarla giderilmesi tavsiye edilmektedir. Yaşlı ve zayıf olan sığırların etleri daha zararlıdır. Hazım bakımından özellikle yaşlı kimseler için iyi değildir (Bağdâdî s. 155-157). Dana eti böyle değildir. Hazmedildiği takdirde vücuda güçlü gıda verir. Nitekim Hz. İbrahim’in A.S. misafirlerine semiz dana kebabı ikram ettiğini Kur’an-ı Kerim haber vermektedir (İ. Kayyim s.418; Hûd 69-70; Zâriyât 26).

Yaşlı keçi etinin hazmı iyi değildir. Keçi etinin en iyisi, iki yaşında olanının etidir. Dişi keçinin eti erkeğininkinden daha faydalıdır. Oğlak etinin hazmı kolaydır, kan yapıcı özelliği vardır (İ. Kayyim s.416-418; Bağdâdî s.156-157).

Etlerin en kıymetlisi ve en gıdalısı koyun etidir. En iyisi bir yaşındaki koyunun etidir. Kan yapıcı özelliği vardır (İ. Kayyim s.416-418).

Peygamberimiz A.S. da bir hadislerinde: “Sizden biriniz-çorba yapmak için- et satın aldığı zaman, suyunu çok koysun. Zira-yiyen kimse- çorbanın içinde et bulamaz ise,suyundan içer. Çünkü et suyu, iki etten birisidir” (Tirmizî et’ime Hadis 1832) .

Tavşan eti kabızlık yapar, idrarı söktürür ve böbrek taşlarını parçalar. Tavşan eti kirli kan yapar (Bağdâdî s. 64) .

Balık eti hafıza zayıflığını gidermek için faydalıdır. Sinirler, ilik ve kemik için iyidir. Balık eti, diğer etlerden midede daha çabuk hazmolur (el-Edviyye s. 60-61) .

Hastalar ve hastalıktan yeni kalkmış kimseler için ilk tavsiye olunacak gıda, genelde kuş etidir (el-Edviyye s. 58) . Peygamberimiz A.S., Cenab-ı Hakk’ın, mü’minlere Cennette kuş ikram edeceğini belirtmektedir: ”Gerçekten sen Cennette bir kuşa bakar ve onu arzu edersin, hemen o kuş kızartılmış kebap olarak önüne gelir” (İ. Kesir 4/287) . Tavuk eti de kuş eti grubundandır. Tavuk eti, mideye hafif gelir, hazmı kolaydır. Zekayı güçlendirir ve meniyi arttırır, sesi iyileştirir. Kan yapıcı özelliği vardır.

Et en kuvvetli gıdalardandır. Vücudu şişmanlatır. Et yemek gönüle ferahlık verir. Diğer taraftan, et romatizma, tansiyon yüksekliği ve böbrek iltihabı gibi hastalıklar için zararlıdır. Mafsal ve romatizma ağrılarını arttırır (El –Edviyye s. 46, 52).

Zeytin (Olea sativa):

Zeytin kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 6 yerde geçmektedir. Cenab-ı Hak: ”İncir’e, zeytin’e, Tûr-i Sinâ’ya ve şu emin beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki, gerçekten biz insanı en güzel bir şekilde yarattık” buyurmaktadır (Tîn 1-4) .

“(Yine sizin için) Tûr-i Sinâ’da yetişen bir ağaç meydana getirdik ki, bu ağaç hem yağ (Zeytin yağı) ve hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (Zeytin) verir (Mü’minun 20).

Zeytin mideyi kuvvetlendirir, cinsi istek ve arzuyu tahrik eder, ağız kokusunu giderir (Bağdadi s.115). Peygamber A.S. “Sizlere zeytinyağı tavsiye ederim. Hem yiyiniz ve hem de onunla yağlanınız. Zira zeytinyağı bâsur hastalığı için şifadır” buyurmuştur (C. Sağır 2/54;F. Kadir 4/349;M. Zevaid 5/100;Ramuz s. 318, Bağdâdî s. 115;K. Ummal 10/28295). Bâsur hastalığı için zeytinyağının çiğ olarak içilmesi ve bâsur memelerine sürülmesi tavsiye edilmektedir (Bağdâdî s. 115) .

Zeytinyağı cildi yumuşatır, saçların beyazlaşmasını geciktirir. Zeytin yağı, sürülen organı kuvvetlendirir (İ. Kayyim s. 366; Bağdâdî s. 114) . Zeytinyağı, tedavi sırasında ağızdan alınır veya lavman olarak makattan verilir, ya da merhem gibi yaralara veya bütün cilde sürülür. Zeytinyağının, adale ve mafsallara sürülerek ovuşturulması faydalıdır. Zeytinyağı, cilt hastalıkları için de faydalıdır (Bağdâdî s.114) .

Zeytinyağı, oleik asit gliseritlerini %75 oranında bulundurur. Ayrıca A ve E vitaminlerini ihtiva eder (Okay,1944; Baytop, 1984) . Zeytinyağı, damar sertliği, peklik, ülser, karaciğer ve romatizma hastalıkları ile böbrek taşları ve kuma karşı faydalıdır. Tansiyon düşürücü özelliği vardır (Acartürk, 1996).

İncir (Ficus carica):

İncir, besleyici gıda olup hazmı kolaydır. Meyvelerin çoğundan daha gıdalıdır.

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de: ”İncir’e, zeytin’e, Tûr-i Sinâ’ya ve şu emin beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki, gerçekten biz insanı en güzel bir şekilde yarattık” buyurmuştur (Tîn 1-4) .

İncir, Öksürük için faydalıdır. Boğaz, göğüs ve gırtlak sertliğini giderir. İdrarını yapamayanlar için faydalıdır. Gözeneklerdeki tıkanıklığı giderir. Böbrek taşlarını ve mesâneyi temizler. Bâsur hastalığı ile mafsal ve eklem ağrıları için tavsiye edilmektedir (Bağdâdî s. 79-80; K. Ummal 10/28280, 28307) . İncir süt içinde kaynatılıp içilirse, çiçek ve kızamık hastalıklarına karşı faydalıdır.

Bir hadiste de: “Her kim kalbinin rahat çalışmasını isterse, incir yemeye devam etsin” buyrulmuştur (C. Sağır 2/80).

Sirke

Sirke, hurma, şeker, bal, incir ve üzüm gibi meyvelerin şırasının çıkarılıp ekşitilmesiyle elde edilir. Sirke, gıda maddesi olarak kullanıldığı gibi, temizlikte ve hekimlikte de kullanılmıştır. Peygamber A.S. bir hadislerinde: “Sirke ne güzel bir katıktır. Allahım! Sirkeyi bereketlendir. Zira sirke benden önceki peygamberlerin de katığı idi. İçinde sirke bulunan ev, katık sıkıntısı çekmez” buyurmuştur (İ. Mâce et’ime Hadis 3318) .

Sirke, iştahı açar, iltihaplı mideye faydalıdır, zehirleme yapan ilâçların zehrini giderir, vücutta katılaşan kanı inceltir ve çözer. Dalağa faydalıdır. Sıcak olarak ağızda gargara yapılırsa, diş ağrılarına karşı faydalı olup, diş etlerini de kuvvetlendirir (Bağdâdî s. 106) . Sirke, parmakların uçlarında ve tırnak diplerinde meydana gelen dolama, egzama, ateşli şişlikler ve ateş yanığına karşı faydalıdır (İ. Kayyim s.354-55) .

Sirke temizlik maddesi olarak da kullanılmıştır. Elbisedeki mürekkep ve benzeri lekeleri sudan daha iyi çıkarır (İ. Meâlimü’s Sünen 1/96).

Çörek otu (Nigella arvensis):

Düğünçiçeğigiller ailesinden otsu bir bitkidir. Bunun susam büyüklüğündeki siyah tohumları bu adla anılır. Börek ve pasta üstlerine çeşni için konur. Bu tohumların yağı da çıkarılır. Çörek otu, özellikle soğuktan ileri gelen hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Pek çok hastalık için şifa kaynağı olarak gösterilmiştir.

Peygamberimiz A.S. : “Sizlere şu çörek otunu tavsiye ederim. Zira bunda, ölümden başka bir çok hastalık için şifa vardır” buyurmuştur (Buhari tıp 7/14). Yine bir başka hadislerinde de buna işaret etmiştir: “Bilmiş olunuz ki, mantar göz ilâcıdır. Medine’nin acve isimli hurması ise cennet meyvelerindendir. Tuz ile karıştırılmış çörek otu ise, ölümden başka bir çok hastalık için şifadır” (Müsned 5/346) .

Enes İbni Mâlik (r.a.) : “Peygamber A.S. hastalandığı zaman, ağzına bir avuç çörek otu atar, üzerine de su (Zemzem suyu) veya bal şerbeti içerdi” demiştir (Râmuz s. 525) .

Çörek otu, şişkinliği, midenin suyunu alır. Çörek otu baş ağrısına, yarım baş ağrısına, baş dönmesine, unutkanlığa yüz ve ağız felçlerine karşı faydalıdır (Bağdâdî s. 89) .

Çörek otu havanda dövülüp bal ile macun yapılarak ılık su ile içilirse, böbrek ve mesâne taşlarını eritir, birkaç gün devamlı alınırsa idrarı, âdet kanamasını ve sütü arttırır.

Çörek otu yağı, deri kavlaması (sedef hastalığı)’, sivilce ve siğiller için tavsiye edilir. 4-5 gram içildiği zaman nefes darlığına iyi gelir. Havanda dövülmüş çörek otunun, sirke ile karıştırılıp macun yapılarak abraş (Alaca) ve mantar gibi hastalıklar için cilde sürülmesi faydalıdır (İ. Kayyim s. 347-49).

Peygamberimiz A.S.’ın çocuğunun Sâr’a hastalığından şikayetçi bir kadına, çörek otu tavsiye ettiği nakledilir (Fâik 3/330) .

Üzüm (Vitis vinifera) :

Üzüm hem gıda ve hem de hekimlikte kullanılmıştır. Meyveler içinde en üstün ve en çok gıdalı olanlarındandır. Meyvelerin kıralı olan üç yiyecekten biridir. Bunlar; hurma, incir ve üzümdür (İ. Kayyim s. 262, 387-88). Yaş ve kuru halde yenir. Kur’an-ı Kerim’de on bir yerde üzümün adı geçmektedir. Bir âyet-i Kerime’de “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerinden şerbet, şıra (meyve suları, meyve şekeri, bal) ve güzel rızk elde edersiniz. Düşünen bir millet için bunda bir ibret vardır” buyrulmuştur (Nahl 67).

Üzüm hazmı kolaylaştırır ve kabızlığı giderir. Bâsura, böbrek taşlarının düşürülmesine ve mafsal ağrılarına karşı faydalıdır. Karaciğeri takviye eder. Zayıflara ve hastalıktan yeni kalkmışlara üzüm yemeleri tavsiye edilir (el-Edviyye s. 118).

Peygamberimizin A.S. meyveler içerisinde üzüm ve karpuzu sevdiği belirtilir (Süyûtî vr. 22a) . Kuru üzümün sinirleri kuvvetlendirdiği, yorgunluğu giderdiği , ağız kokusunu güzelleştirdiği, balgama karşı faydalı olduğu belirtilir (K. Ummal 10/28268) .Kuru üzümün hafızayı da geliştirdiğine işaret edilmiştir. Nitekim İmam Zührî (r.a.) bu hususta şöyle demiştir: “Her kim hadis ezberlemek isterse, kuru üzüm yesin.”

Karpuz (Citrillus vulgaris):

Kabakgiller ailesinden olan karpuz, hararet giderici olarak alınır. Hz. Aişe (r.a.), peygamberimizin karpuzla yaş hurmayı birlikte yiyip şöyle dediğini nakleder: “ Hurmanın hararetini karpuzun soğukluğu ile, karpuzun soğukluğunu da hurmanın harareti ile kırıp gideriyoruz” (E. Davud et’ime Hadis 3836) .

Karpuz ve kavun, mideyi ve bağırsakları temizler, idrarı arttırır,böbrek ve mesane taşlarını eritir. Cinsi münasebet gücünü arttırır, cildi güzelleştirir. Karpuzun yemeklerden önce yenmesi tavsiye edilmektedir. “Karpuz yemeklerden önce yenirse,organları temizler ve hastalığı siler götürür. Eğer yemeklerden sonra yenirse, kusma meydana gelir” (İ. Kayyim s.337) .

Kekik (Thymus vulgaris):

Ballıbabgillerden bir bitkidir. Çiçekleri, tomurcukları ve sapı baharat olarak kullanılır. Bazı türlerinin çiçekli, ve yapraklı dallarından damıtma usulüyle kekik yağı elde edilir. Yapraklı dalları çay olarak da içilir. Güzel ve hoş kokusu vardır. Peygamberimiz bir hasislerinde. “Evlerinizi- zaman zaman- akgünlük, yavşan, kekik ve gelin çiçeği gibi güzel kokulu otlarla tütsülendiriniz” buyurmuştur (Râmuz s.243).

Kekik, midedeki gazı çıkarır, mide ve karaciğer üşütmelerine karşı faydalıdır. Şişkinliği giderir, ağır yemekleri hazmettirir. Şehveti tahrik eder, koklanması nezleye iyi gelir (Bağdâdî s. 124) . Ayrıca, İdrarı ve adet kanamasını arttırır. Gözlerin görme duyusunu keskinleştirir, hafızayı kuvvetlendirir. Yılan ve akrep sokmalarına karşı, bal ile karışık kekik macunu bol olarak yenirse, yılan ve akrebin zehrini tesirsiz hale getireceğine işaret edilmektedir (el-Mutemed s.285-287).

Kekik yağı, ağız yoluyla alındığında akciğer ve göğüs hastalıkları için gayet faydalıdır. Safrayı arttırır ve bağırsak kurtlarını düşürür.

Pırasa (Allium porrum):

Pırasa et ile pişirilirse etin yağını alır. Vücutta kötü sıvılar meydana getirir, gözü zayıflatır. Tansiyonu düşürür. Hazmı zordur. Ağızda kötü koku hasıl eder.

Peygamberimiz A.S., huzuruna gelen bir cemaatte pırasa kokusunu hissetti ve onlara: “Bu sebzenin yenilmesini ben size yasak etmedim mi? Çünkü insanların rahatsız oldukları şeylerden melekler de rahatsız olurlar” buyurdu (İ. Mâce et’ime Hadis 3365) .

Sarımsak (Allium sativum):

Bu bitkinin toprak altındaki baş kısmı hem yenir ve hem de baharat olarak kullanılır. Hoşa gitmeyen bir kokusu vardır. Hadis-i Şeriflerde soğan ve sarımsağa “habis” hoşa gitmeyen şey denilmiştir. Nitekim Peygamber A.S.: “Her kim şu kötü kokulu (habis) bitkiden (sarımsaktan) yerse, ağzının kokusu gidinceye kadar mescidimize gelmesin” buyurmuştur (Müslim Hadis 76) . Yine bezer bir hadiste buna temas edilmiştir: “Her kim soğan veya sarımsak yiyecek olursa, (Kokusu gidinceye kadar) yanımıza ve mescidimize yakın olmasın, evinde otursun” (Buhârî, ezan 1/207).

Sarımsak, haşarat sokmalarında dövülüp macun haline getirildikten sonra yılan ve akrebin soktuğu yerlere merhem gibi sürülürse zehiri çeker ve vücudu ısıtır. Bu sebeple soğuktan meydana gelen şişliklere karşı da panzehir olarak kullanılır. Sarımsak şişkinliği giderir, hazma yardım eder. Kan dolaşımı aksaklıklarını giderir. İdrar ve balgam söktürür. Kanser tümörlerinin büyümesini önler. Sarımsak bal ile macun yapılır alaca hastalığının tedavisi için cilde sürülürse faydalıdır (İ. Kayyim 345) . Sarımsak koruyucu olup, gıdaların bozulmasını önler. Hz. Ali (r. A.), sarımsağın bir çok hastalık için şifa olduğunu söylemiştir (Müntehabü’t-Tıbbı Nebevî li Ebî Nuaym vr. 60b) .

Sarımsağın zararlı tarafları da vardır. Baş ağrısı yapar, dimağa ve gözlere zarar verir. Görme gücünü ve cinsel arzuyu zayıflatır.

Kimyon (Cuminum cyminum):

Maydonozgillerden otsu, güzel kokulu bir bitkidir. Tohumlarıyla birlikte bu adla anılır. Kurutularak baharat olarak kullanılır. Geçmişte hekimlikte de faydalanılmıştır.

Peygamber A.S. bir hadislerinde: “Sizlere sinameki ve sennûtı (tereyağı, bal ve kimyon) tavsiye ederim. Zira bunlar Sâm’dan başka her derde devadır” buyurunca, oradaki sahabeler tarafından: “Sâm nedir, ya Resûlallah?” diye sorulduğunda, Peygamber A.S.: “Ölümdür” diye cevap vermiştir (İ. Mâce tıp Hadis3457) .

Kimyon iştahı açar, sindirimi kolaylaştırır, mide ve bağırsaklardaki şişkinliği ve ağız kokusunu giderir. Kimyon, bal ve şeker ile şerbet yapılacak olursa, bağırsak ve kulunç ağrılarına iyi gelmektedir. Kimyon, İdrarı ve sütü arttırır. İdrarı zor yapanlara tavsiye edilmektedir. Karaciğer için faydalıdır. Kimyon diş ağrılarına ve diş etlerindeki inmeye karşı da faydalıdır (Bağdâdî s.147-148) .

Süt:

Sütün terkibinde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, bakır kükürt ve klor gibi madeni tuzlar ile protein, şeker ve yağ gibi besinler mevcuttur. Bu bakımdan süt hem yiyecek ve içeceklerin yerini tutan iyi bir gıda maddesi ve hem de bir çok hastalık için şifadır. Cenab-ı Hak sütü, Kur’an- Kerim’de muhtelif âyetlerde zikretmiştir.: “...Hayvanlarda da sizin için alınacak dersler ve öğütler vardır. Sizlere hayvanların bağırsak muhteviyatı ile kan arasından meydana gelen, içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz” (Nahl 65-66) . “Hayvanlarda da sizin için muhakkak ki ibretler vardır. Onların (Yedikleri bitkilerden) karınlarında meydana getirdikleri sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha bir çok faydalar vardır, ayrıca etlerini de yersiniz” (Mü’minûn 21). Yine bir başka âyet-i Kerime’de: “... Bu hayvanlarda onlar için içilecek sütler ve daha nice faydalar vardır. Hala şükretmezler mi?” buyrulmaktadır (Yâsin 72-73) .

Peygamber A.S. da : “Yüce Allah bir kişiye süt ikram ederse o kimse (Sütü içeceği zaman): “Allahım bize bu sütü bereketli kıl, bize daha çok süt ver!” diye dua etsin. Çünkü yiyecek ve içeceklerin yerini tutan, açlığı ve susuzluğu gideren, sütten başka bir gıda bilmiyorum” demiştir (İ.Mâce et’ime Hadis 3322) . Yine bir başka hadislerinde: “Sizlere inek sütünü ve sütünden meydana gelen yağını tavsiye ederim. Etinden ise sakınınız. Zira sütü ve yağı deva, eti ise derttir” buyurmuştur (C. Sağır 1/51) . Bir diğer hadislerinde de inek sütünün şifa olduğuna işaret etmiştir: “İnek sütü ile tedavi olunuz. Çünkü ben yüce Allah’ın bunda şifa yarattığı kanaatindeyim. Zira inek her çeşit ottan otlamaktadır”(K. Ummal 10/28208) .

Umumiyetle süt, insan bedeni için en faydalı bir içecektir. Çünkü hem gıda verir, hem kan yapar. Vücudu temizler, cinsi münasebet gücünü arttırır. Zekayı geliştirir. Süt her türlü zehirlenmeye karşı bir panzehirdir. Bal ile şerbet yapılıp içildiği zaman yılan ve akrep sokmasına karşı iyi gelir (F. Kadir 4/348) . Süt, bazı hastalıklar ve hastalıktan yeni kalkanlar ile hamile ve emzikli kadınlar için gayet faydalıdır. Aşırı yorgunluk ve halsizlik için iyi bir ilâçtır (el-Edviyye s.34-37) .

Süt, safradan meydana gelen hastalıklar için iyi değildir. Bazı sütler, özellikle soğuk içildiği zaman gaz yapar. Süt ağır bir gıda olduğu için herkes buna tahammül edemez. Bilhassa koyun sütü daha ağırdır. Böyle yağlı sütlerin içerisine bir miktar su katılması, içimini hafifletir. Nitekim Peygamber A.S.’ın, koyun sütünü içerken bir miktar su karıştırdığı nakledilir (Buhari eşribe 6/245-47) .

Sütlü bulamaç

Sütlü bulamaç, arpa veya buğday ununa yağ ve süt karıştırılarak ateş üzerinde yapılan bir nevi çorbadır. Sütlü bulamaç olarak da bilinir (İ. Kayyim s.190-191) . Bazen bu karışıma bal da ilâve edilir. Sütlü bulamaçla alakalı peygamberimizin A.S. muhtelif hadisleri vardır: “Gerçekten sütlü bulamaç hastanın midesini kuvvetlendirip rahatlatır. Bazı üzüntülerini de giderir” (Buhari tıp 7/14) . “Gerçekten sütlü bulamaç, üzüntülü ve kederli kimsenin midesinin kuvvetlendirip rahatlatır. Sizlerden birinin yüzündeki kiri su ile yıkayıp temizlediği gibi, bu sütlü bulamaç da hastanın gönlünden üzüntü ve kederi öylece giderir” (İ. Mâce tıp Hadis 3445). Hz. Âişe (r.a) da: “ Peygamber A.S. aile fertlerinden bir kimse hastalandığı zaman, sütlü bulamaç çanağı ateşin üzerinden inmezdi. Taki hasta iyileşince veya ölünceye kadar” demiştir (İ. Mâce tıp Hadis 3446 ) . Yine Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir: “Bir defasında göğsümde bir sertlik ve başımda bir ağrıdan dolayı, Peygamber A.S. ‘a şikâyette bulundum. O “: ” Ey Âişe! Sana
sütlü bulamacı tavsiye ederim. Zira sütlü bulamaç bu şikayetlerinizi gidericidir” buyurdu (Müntehabü’t Tıbbı Nebevi 34a) .

Sinameki (Cassia acutifolia):

Baklagillerden bir bitkidir. Mekke’de yetişen türü meşhur olduğu için Mekke Senâsı anlamına gelen bu kelime, halk dilinde Sinameki olarak kullanılmıştır. En büyük özelliği, müshil olarak kullanılmasıdır. Yan etkisi yok denecek kadar azdır. Yaprakları kurutularak değerlendirilir. Az miktarda alınması halinde mide ve bağırsakları yumuşatır. Fazla miktarda alınırsa ishal eder (Şerhu’l-Erbain s.60; İ. Kayyim s.145) .

Peygamber A.S.’ın hanımlarından Ümmü Selem (r.a.), bir defasında kabızlığı gidermek için sütleğen sütü içmişti. Bunun üzerine Peygamberimiz A.S.: “Sakın bir daha kullanma! Zira sütleğen hararet verici ve zehirleyicidir. Sizlere sinameki, yağ, bal ve kimyonu tavsiye ederim. Çünkü bunlar ölümden başka bir çok hastalık için şifadır” buyurmuştur (Tirmîzî tıp Hadis 2081) . Peygamberimizin A.S. sinamekiyi hurma ile birlikte kullandığı belirtilmektedir (M. Ledüniyye).

Mantar:

Mantarın hazmı zordur, mideye ağırlık verir, kulunç ağrısı meydana getirir, idrarı zorlaştırır, kirli kan yapar. Ancak, göze sürme çekildiği zaman gözün görme duyusunu kuvvetlendirir. Mantar suyu, normal su ile karıştırılıp başa sürüldüğünde, saç dökülmesine karşı faydalıdır (Şerhu’l-Erbain s. 56; Dımeşkî s. 65; Aynî 8/466) .

Mantarla alâkalı olarak peygamber A.S.: “Sizlere yaş mantarın suyunu tavsiye ederim. Zira o, İlâhî bir kudretle kendiliğinden biten bir bitkidir. Suyu ise göz hastalığına karşı şifadır” buyurmuştur (Tirmîzî tıp Hadis 2069) .

Mantar suyunun sürme ile macun yapılıp göze sürme çekilmesiyle en iyi göz ilâcının yapılmış olacağı, bununu; göz kapaklarını güçlendireceği, gözün görme gücünü arttıracağı belirtilir (İ. Kayyim s. 410) .

Bazı bitkilerin ve gıdaların Kur’an’da ve hadiste tavsiye edilmesinin hikmetleri:

Bunun pek çok sebebi olabilir. Evvel emirde insanlığa, hastalıklardan kurtulmak için tedavî yollarını ve şeklini gösteriyor. Cenab-ı Hakk’ın Şâfî ismini gösterecek tıp ve eczacılık ile kimya ve biyoloji gibi ilim sahalarının yoluna işaret ediyor. İnsanları ilme ve araştırmaya sek ediyor. İnsan sağlığının ehemmiyetini nazara veriyor. Bitkilerin meyve, çiçek, yaprak ve köklerinin, insanın çeşitli ihtiyaçlarına cevap vermesi, kâinatla insan arasındaki münasebeti ortaya koyuyor. Bir başka ifade ile, mideyi kim tanzim edip yaratmışsa, ona uygun besinleri de yine O’nun yarattığını belirtiyor.

İslâm âleminin ve Osmanlıların bitkilerle tedaviye yaklaşımları:

Gerek İslâm âleminde ve gerekse Selçuklular’la Osmanlılar dönemlerinde, bitkilerle tedavi hususu genelde tıp ilmiyle birlikte değerlendirilmiştir. İslâm âleminde özelikle Araplar’da tıbbî bitkilerin hangisinin ve hangisinin zehirsiz olduğunu ayırt etmek için hayvanlardan istifade etmişlerdir. İlk defa tedavi pratiği eczacılıktan ayrılarak ilâçlar bilimi ortaya konmuştur. Sekizinci yüzyılda Cabir İbni Hayyam, Abu Nadir İbni Şumayl ve Abu Zeyd el-Anşari ve İbni el-Sıkkit, bitkierin ismleri, morfolojik yapıları ve kullanım alanları üzerinde durmuşlardır. Yine bu devirde Abu Said el-Aşmai’nin Kitab el Nebat vel Şecer (Bitki ve ağaçların kitabı), benzer konuları ihtiva ediyordu.

Dokuzuncu yüzyılda özellikle bitkilerin tıbbi yönleri üzerinde durulmuştur. Ali İbni Rabban el-Tebari’nin Firdevs el-Hikmet (Aklın Cenneti) adlı eseri ve Ebu Hanife el-Dinavari’nin Kitap el-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı eserinde bu konular yer alır.

Onuncu yüzyılın başında Türk bilim adamı meşhur İbn-i Sina (980-1037) yüzden fazla ilmî eser bırakmıştır. En büyük eseri 3 ciltlik “Alkanun-fittıb” tır. Onun bu eserinde 900 den fazla tıbbî bitki, hayvani ve inorganik menşeli ilâç yer almaktadır. İbn-i Sina , 7 bölümlük Tabiat Tarihi ve Şifa kitabında bitkilerin farmokolojik yönlerini incelemiştir. O zaman Müslümanlar 1600’den fazla tıbbî bitkiyi bilmekte idiler (Hayati Zade Mustafa Fevzi Efendi -Ölümü 1740-, Bitkilerin tıbda ilaç olarak kullanılmaları, terkipleri, alınma şekilleri ve ölçü sistemi; Tatlı, Â. Genel Biyoloji, 2000, s. 244; Makaklı, B. Şifalı Bitkilerle Tedavi (Tercüme), İstanbul, 1990) .

On üçüncü yüzyılda Endülüs’te yetişen İbnü’l Baytar, Basit İlâçlara ve gıdalara İlişkin Bütün Bilgiler (Kitab’ül-Câmi’li Müfredeti’l-Edviye ve’l-Agdiye) adlı kitabında minerallerden, bitkilerden ve hayvanlardan yapılan 1400 ilâcı, Yunan ve İslâm kaynaklarına dayanarak tanıtmıştır. Bunlardan 300 tanesi tamamen kendisine hastır ve ilk defa vermiştir (Tekeli, S. ve ark. Bilim Tarihine Giriş,1999) .

Osmanlılar devrinde özellikle tıbbî tedâvî ile ilgili olarak, İshak ibni Murat, Hacı Paşa, İbni Şerif ve Hekim Nidâî ön plâna çıkmaktadır (Tekeli, S. ve ark. Bilim Tarihine Giriş,1999) .


AYET VE HADİSLERDE TAVSİYE EDİLEN 13 YİYECEK

    Kur’ân’-ı Kerim ve hadisler, sadece ahiretimizi kazanmamızda değil, dünyada sağlıklı ve huzurlu bir hayat sürmemizi da sağlayacak reçeteler sunuyor. İşte sağlıklı bir hayat için ayet ve hadislerde tavsiye edilen 13 yiyecek.

Ayet ve hadislerde tavsiye edilen yiyecekler…

1- ÇÖREK OTU
Çörek otu, özellikle soğuktan ileri gelen hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Pek çok hastalık için şifa kaynağı olarak gösterilmiştir. “Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın.” [Buhârî, Tıbb 7; Müslim, Selam 89, (2215); Tirmizî, Tıbb 5, (2042), 22, (2071)]

2- İNCİR
İncir, besleyici gıda olup hazmı kolaydır. Meyvelerin çoğundan daha gıdalıdır. Cenab-ı Hakk: “İncire, zeytine, Tûr-i Sinâ’ya ve şu emin beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki gerçekten biz insanı en güzel şekilde yarattık” buyurmaktadır. (Tîn 1-4)

3- BAL
Bal ile alakalı olarak Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbin, bal arısına, ‘Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva yap, sonra her çeşit bitkiden ye; sonra da -bal yapman için- Rabbinin gösterdiği yollardan boyun eğerek yürü’ diye öğretti. Onun karınlarından renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Düşünen bir millet için bunda ibretler vardır” (Nahl, 69)

4- SÜT

Sütün terkibinde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, bakır kükürt ve klor gibi madeni tuzlar ile protein, şeker ve yağ gibi besinler mevcuttur. Bu bakımdan süt hem yiyecek ve içeceklerin yerini tutan iyi bir gıda maddesi ve hem de birçok hastalık için şifadır.

Cenab-ı Hakk, sütü, Kur’an- Kerim’de muhtelif âyetlerde zikretmiştir. Onlardan bir tanesinde: “…Hayvanlarda da sizin için alınacak dersler ve öğütler vardır. Sizlere hayvanların bağırsak muhteviyatı ile kan arasından meydana gelen, içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz”(Nahl 65-66) Buyurur.

5- KARPUZ
Karpuz: Kabakgiller ailesinden olan karpuz, hararet giderici olarak alınır. Hz. Aişe (r.a.), peygamberimizin karpuzla yaş hurmayı birlikte yiyip şöyle dediğini nakleder: “Hurmanın hararetini karpuzun soğukluğu ile karpuzun soğukluğunu da hurmanın harareti ile kırıp gideriyoruz” (E. Davud et’ime Hadis 3836) .

7- ZEYTİN
Zeytin kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 6 yerde geçmektedir. Cenab-ı Hak: ”İncire, zeytine, Tûr-i Sinâ’ya ve şu emin beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki gerçekten biz insanı en güzel bir şekilde yarattık” buyurmaktadır (Tîn 1-4) .

Başka bir ayette Allah-u Teâlâ: “(Yine sizin için) Tûr-i Sinâ’da yetişen bir ağaç meydana getirdik ki bu ağaç hem yağ (Zeytin yağı) ve hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (Zeytin) verir (Mü’minun 20) Buyurmaktadır.

8- ET
Et en kıymetli gıdalardandır. Kur’an-ı Kerim’de et on iki yerde zikredilmiştir. Hayvanlardan bahsedilirken; “Davarlar (Deve, sığır, keçi ve koyunları) da O yarattı. Bunlarda sizin için soğuktan koruyucu yünler ve bir takım menfaatler vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz” (Nahl 5).

9- KEKİK

Kekik: Çiçekleri, tomurcukları ve sapı baharat olarak kullanılır. Bazı türlerinin çiçekli ve yapraklı dallarından damıtma usulüyle kekik yağı elde edilir. Yapraklı dalları çay olarak da içilir. Güzel ve hoş kokusu vardır. Peygamberimiz bir hadislerinde. “Evlerinizi- zaman zaman- akgünlük, yavşan, kekik ve gelin çiçeği gibi güzel kokulu otlarla tütsülendiriniz” buyurmuştur (Râmuz s.243).

10- SİRKE
Sirke; hurma, şeker, bal, incir ve üzüm gibi meyvelerin şırasının çıkarılıp ekşitilmesiyle elde edilir. Sirke, gıda maddesi olarak kullanıldığı gibi, temizlikte ve hekimlikte de kullanılmıştır. Peygamberimiz (s.a.v) bir hadislerinde: “Sirke ne güzel bir katıktır. Allahım! Sirkeyi bereketlendir. Zira sirke benden önceki peygamberlerin de katığı idi. İçinde sirke bulunan ev, katık sıkıntısı çekmez” buyurmuştur (İ. Mâce et’ime Hadis 3318) .

11- AYVA
Ayva, Peygamberimiz (s.a.v) “Ayva, göğüsteki sıkıntıyı, ağırlığı giderir, gönlü (kalbi) ferahlatıp kuvvetlendirir” buyurmuştur (M. Zevaid 5/45; C. Sağır 2/80; F. Kadir 5/46; K. Ummal 10/28258). Ayvanın kalbi kuvvetlendirdiği ve akciğer iltihabına karşı faydalı olduğu belirtilir (E. Nuaym 61). Ayrıca ayva, idrar arttırır, ishali keser, kusmayı teskin eder. Vücut ısısının düşmesini önler.

12- ACUR
Acur ,Kabakgillerden olup, salatalık’a benzer bir sebzedir. Peygamberimizin (s.a.v)) acuru yaş hurma ile yediği belirtilir (Kamus 1/79, 1247; K. Ummal 10/28281). Acur, idrar söktürür, mesane ağrılarına karşı faydalıdır. Hz. Âişe (R.A.), acurun yaş hurma ile yenmesinin kilo aldırdığını ifade etmiştir (İbni Mâce 3325; A. Bağdadi 141).

13- SÜTLÜ BULAMAÇ

Sütlü bulamaç, arpa veya buğday ununa yağ ve süt karıştırılarak ateş üzerinde yapılan bir nevi çorbadır. Sütlü bulamaç olarak da bilinir (İ. Kayyim s.190-191) . Bazen bu karışıma bal da ilâve edilir. Sütlü bulamaçla alakalı Peygamberimizin (s.a.v) muhtelif hadisleri vardır: “Gerçekten sütlü bulamaç hastanın midesini kuvvetlendirip rahatlatır. Bazı üzüntülerini de giderir” (Buhari tıp 7/14) .

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN TAVSİYE ETTİĞİ 18 YİYECEK

1- Çörek otu: Düğünçiçeğigiller ailesinden otsu bir bitkidir. Bunun susam büyüklüğündeki siyah tohumları bu adla anılır. Börek ve pasta üstlerine çeşni için konur.

Bu tohumların yağı da çıkarılır. Çörek otu, özellikle soğuktan ileri gelen hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Pek çok hastalık için şifa kaynağı olarak gösterilmiştir.

2- İncir: İncir, besleyici gıda olup hazmı kolaydır. Meyvelerin çoğundan daha gıdalıdır.

3- Üzüm : Üzüm hem gıda ve hem de hekimlikte kullanılmıştır. Meyveler içinde en üstün ve en çok gıdalı olanlarındandır. Meyvelerin kıralı olan üç yiyecekten biridir.

Bunlar; hurma, incir ve üzümdür (İ. Kayyim s. 262, 387-88).

4- Bal: Bal ile alakalı olarak Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbin, bal arısına, ‘Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva yap, sonra her çeşit bitkiden ye; sonra da -bal yapman için- Rabbinin gösterdiği yollardan boyun eğerek yürü’ diye öğretti. Onun karınlarından renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Düşünen bir millet için bunda ibretler vardır” (Nahl, 69).

5- Pırasa: Pırasa et ile pişirilirse etin yağını alır. Vücutta kötü sıvılar meydana getirir, gözü zayıflatır. Tansiyonu düşürür. Hazmı zordur. Ağızda kötü koku hasıl eder.

6- Mantar: Mantarın hazmı zordur, mideye ağırlık verir, kulunç ağrısı meydana getirir, idrarı zorlaştırır, kirli kan yapar. Ancak, göze sürme çekildiği zaman gözün görme duyusunu kuvvetlendirir. Mantar suyu, normal su ile karıştırılıp başa sürüldüğünde, saç dökülmesine karşı faydalıdır (Şerhu’l-Erbain s. 56; Dımeşkî s. 65; Aynî 8/466) .

7- Süt: Sütün terkibinde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, bakır kükürt ve klor gibi madeni tuzlar ile protein, şeker ve yağ gibi besinler mevcuttur. Bu bakımdan süt hem yiyecek ve içeceklerin yerini tutan iyi bir gıda maddesi ve hem de bir çok hastalık için şifadır. Cenab-ı Hak sütü, Kur’an- Kerim’de muhtelif âyetlerde zikretmiştir.:

“…Hayvanlarda da sizin için alınacak dersler ve öğütler vardır. Sizlere hayvanların bağırsak muhteviyatı ile kan arasından meydana gelen, içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz”. (Nahl 65-66)

8- Karpuz: Kabakgiller ailesinden olan karpuz, hararet giderici olarak alınır. Hz. Aişe (r.a.), peygamberimizin karpuzla yaş hurmayı birlikte yiyip şöyle dediğini nakleder: “Hurmanın hararetini karpuzun soğukluğu ile, karpuzun soğukluğunu da hurmanın harareti ile kırıp gideriyoruz” (E. Davud et’ime Hadis 3836) .

9- Zeytin: Zeytin kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 6 yerde geçmektedir. Cenab-ı Hak: “İncir’e, zeytin’e, Tûr-i Sinâ’ya ve şu emin beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki, gerçekten biz insanı en güzel bir şekilde yarattık” buyurmaktadır (Tîn 1-4) .

“(Yine sizin için) Tûr-i Sinâ’da yetişen bir ağaç meydana getirdik ki, bu ağaç hem yağ (Zeytin yağı) ve hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (Zeytin) verir.” (Mü’minun 20)

10- Et: Et en kıymetli gıdalardandır. Kur’an-ı Kerim’de et on iki yerde zikredilmiştir. Hayvanlardan bahsedilirken; “Davarlar (Deve, sığır, keçi ve koyunları) da O yarattı. Bunlarda sizin için soğuktan koruyucu yünler ve bir takım menfaatler vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz” buyurulmuştur. (Nahl 5)

10- Sinameki: Baklagillerden bir bitkidir. Mekke’de yetişen türü meşhur olduğu için Mekke Senâsı anlamına gelen bu kelime, halk dilinde Sinameki olarak kullanılmıştır. En büyük özelliği, müshil olarak kullanılmasıdır.

Yan etkisi yok denecek kadar azdır. Yaprakları kurutularak değerlendirilir. Az miktarda alınması halinde mide ve bağırsakları yumuşatır. Fazla miktarda alınırsa ishal eder. (Şerhu’l-Erbain s.60; İ. Kayyim s.145)

11- Kekik: Ballıbabgillerden bir bitkidir. Çiçekleri, tomurcukları ve sapı baharat olarak kullanılır. Bazı türlerinin çiçekli, ve yapraklı dallarından damıtma usulüyle kekik yağı elde edilir. Yapraklı dalları çay olarak da içilir.Güzel ve hoş kokusu vardır.

12-Yavşan: Peygamberimiz bir hadislerinde; “Evlerinizi- zaman zaman- akgünlük, yavşan, kekik ve gelin çiçeği gibi güzel kokulu otlarla tütsülendiriniz” buyurmuştur. (Râmuz s.243)

13- Kimyon: Maydonozgillerden otsu, güzel kokulu bir bitkidir. Tohumlarıyla birlikte bu adla anılır. Kurutularak baharat olarak kullanılır. Geçmişte hekimlikte de faydalanılmıştır.

14- Sarımsak: Bu bitkinin toprak altındaki baş kısmı hem yenir ve hem de baharat olarak kullanılır. Hoşa gitmeyen bir kokusu vardır. Hadis-i Şeriflerde soğan ve sarımsağa “habis” hoşa gitmeyen şey denilmiştir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v): “Her kim şu kötü kokulu (habis) bitkiden (sarımsaktan) yerse, ağzının kokusu gidinceye kadar mescidimize gelmesin” buyurmuştur. (Müslim Hadis 76)

15- Sirke: hurma, şeker, bal, incir ve üzüm gibi meyvelerin şırasının çıkarılıp ekşitilmesiyle elde edilir. Sirke, gıda maddesi olarak kullanıldığı gibi, temizlikte ve hekimlikte de kullanılmıştır. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde: “Sirke ne güzel bir katıktır. Allahım! Sirkeyi bereketlendir. Zira sirke benden önceki peygamberlerin de katığı idi. İçinde sirke bulunan ev, katık sıkıntısı çekmez” buyurmuştur (İ. Mâce et’ime Hadis 3318) .

16- Ayva:Peygamber Efendimiz (s.a.v); “Ayva, göğüsteki sıkıntıyı, ağırlığı giderir, gönlü (kalbi) ferahlatıp kuvvetlendirir.” buyurmuştur (M. Zevaid 5/45; C. Sağır 2/80; F. Kadir 5/46; K. Ummal 10/28258). Ayvanın kalbi kuvvetlendirdiği ve akciğer iltihabına karşı faydalı olduğu belirtilir (E. Nuaym 61). Ayrıca ayva, idrar arttırır, ishali keser, kusmayı teskin eder. Vücut ısısının düşmesini önler.

17- Acur: Kabakgillerden olup, salatalık’a benzer bir sebzedir. Peygamberimizin (s.a.v) acuru yaş hurma ile yediği belirtilir (Kamus 1/79, 1247; K. Ummal 10/28281).

Acur, idrar söktürür, mesane ağrılarına karşı faydalıdır. Hz. Âişe (r.a.), acurun yaş hurma ile yenmesinin kilo aldırdığını ifade etmiştir (İbni Mâce 3325; A. Bağdadi 141).

18- Sütlü bulamaç :Sütlü bulamaç, arpa veya buğday ununa yağ ve süt karıştırılarak ateş üzerinde yapılan bir nevi çorbadır. Sütlü bulamaç olarak da bilinir. (İ. Kayyim s.190-191) Bazen bu karışıma bal da ilâve edilir. Sütlü bulamaçla alakalı Peygamberimizin muhtelif hadisleri vardır: “Gerçekten sütlü bulamaç hastanın midesini kuvvetlendirip rahatlatır. Bazı üzüntülerini de giderir.” (Buhari tıp 7/14)

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Peygamberimizin bal ve sirke hakkindaki sözleri
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:37 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Peygamberimizin bal ve sirke hakkindaki sözleri

Bal

Bal ile alakalı olarak Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbin, bal arısına, ‘Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva yap, sonra her çeşit bitkiden ye; sonra da -bal yapman için- Rabbinin gösterdiği yollardan boyun eğerek yürü’ diye öğretti. Onun karınlarından renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Düşünen bir millet için bunda ibretler vardır” (Nahl, 69).

Peygamberimiz (A.S.) da balın şifa olduğunu şöyle açıklamaktadır: “Üç şeyde şifa vardır. Bal şerbeti içmekte, kan aldırmakta ve dağlama yaptırmakta, fakat ben dağlamayı sevmem” (Müslim, Hadis 71). Bir başka hadislerinde de; “Şifa iki şeydedir. Biri Kur’an okumakta, diğeri ise bal şerbeti içmekte” buyurmuştur (İbni Mâce, Hadis 3457). Yine bal şerbeti ile alakalı olarak şunları ifade etmiştir: “Bal şerbetinden daha üstün bir ilaç bulunmaz” (C. Sağır 2/125). “Bal şerbeti gönlümdeki üzüntüyü, sıkıntıyı giderir ve gözümün görme duygusunu da kuvvetlendirir” (E. Nuaym vr. 131b). Böbrek sancısı ile alakalı olarak da bal şerbetini tavsiye etmiştir: “Böbrek sancısı, böbrekteki sinirdendir. Hareket ettiği zaman sahibini hasta eder. Bu hastalığı ılık su ve bal şerbeti ile tedavi ediniz” (C. Sağır, 2/10). Bir baş hadislerinde; “Doğum yapan kadınlar için yaş hurma, hasta kimseler için ise, bal gibi şifa yoktur” buyurmuştur (K. Ummal, 10/28279). Yine bir defasında: “Sizlere sinameki ve sennût’u (tereyağı, bal, hurma ve kimyon) tavsiye ederim. Zira bunlar, sâm’dan başka birçok derde devadır” buyurunca, ashap: “Sâm nedir? Ya Resulallah!” diye sormuşlar. O da: “Ölümdür” diye cevap vermiştir (İbni Mâce, tıp Hadis 3457). Bal şerbetinin ishali kesmesi ile alâkalı bir vakıa. Bir kimse Peygamber A.S. gelerek, kardeşinin ishale yakalandığını söylüyor. Peygamber A.S. da “Bal şerbeti içir” buyuruyor. Adam sonra gelip”Kardeşime bal şerbeti içirdim, fakat bu onun ishalini arttırdı” demiştir. Peygamber A.S. üç defa tekrarlanan bu soruya “Bal şerbeti içir” buyurmuştur. Adam dördüncü defa geldiğinde Peygamber A.S. yine “Bal şerbeti içir” buyurdu. Adam:” Gerçekten hastaya bal şerbeti içirdim, fakat bu ondaki ishali arttırmaktan başka bir şey yapmadı” dedi. Bunun üzerine Peygamber A.S. “Allah doğru söyler, fakat senin kardeşinin karnı yalancıdır” buyurdu. Adam tekrar bal şerbeti içirdi ve hasta iyileşti (Müslim selâm Hadis 91).

Bal ile gargara yapılırsa, boğaz şişlikleri, boğmaca, bademcik ve boğaz iltihaplarına faydalıdır (Şerhu’l Erbain s.49). Müzmin kabızlıklara, vücudu zayıf olanlara, midesinde hazımsızlık bulunanlara ve zehirlenmelere karşı bal şerbeti fevkalâde faydalıdır (Aselün- Nahl s.149-150,157-158, 168-176).

Balın terkibinde bulunan maddeler ( Karabulut, A. Tbbı-ı Nebevi, 1993):

Su: %18
Meyve şekeri : %40
Üzüm şekeri : %34
Kamış şekeri, arpa şekeri ve diğer şekerler : %0.4
Proteinler: %0.3
Madeni tuzlar: %0.2
Diğer maddeler : %7.1

Yukarıda sayılan özellikleri sebebiyle bal, halk tababetinde çok eski devirlerden beri tedavi edici veya tatlandırıcı olarak geniş oranda kullanılan önemli bir drogdur ( Üçer, 1981; Üçer, 1983).Müshil, midevi, besleyici ve kuvvet verici etkilere sahiptir. Mikrop üremesini önleyici ve yara iyi edici özellikleri de vardır. Bitki droglarının tatlandırılması için karışımlara % 15 oranında bal konur (Ülker, 1964; Baytop, 1984)

SİRKE

Sirke; hurma, şeker, bal, incir ve üzüm gibi meyvelerin şırasının çıkarılıp ekşitilmesiyle elde edilir. Sirke, gıda maddesi olarak kullanıldığı gibi, temizlikte ve hekimlikte de kullanılmıştır. Peygamberimiz (s.a.v) bir hadislerinde: “Sirke ne güzel bir katıktır. Allahım! Sirkeyi bereketlendir. Zira sirke benden önceki peygamberlerin de katığı idi. İçinde sirke bulunan ev, katık sıkıntısı çekmez” buyurmuştur (İ. Mâce et’ime Hadis 3318) .

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Peygamber Efendimizin sofrasından eksik olmayan besinler
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:32 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Peygamber Efendimizin sofrasından eksik olmayan besinler

Muhammed (sav) İslam dinini tebliğ ederken yeni bir toplumun mühendisliğini de üstlenmişti. Cahiliye toplumunun hayatını İslam ile yeniden şekillendiren Hz.Muhammed (sav) yeme içme konusunda da değişikliklerde bulunmuş, yeni bir alışkanlık kazandırmıştır.

Resulullah sofranın toplumu birleştiren yanını görmüş ve bu yüzden ümmetine bir arada yemeyi ısrarla nasihat etmiştir. Birlikte yiyen insanlar arasında gelişen duygusal bağlar ve yemeğini paylaşmaya dayanan komşuluk ilişkisi köleliğin yaygın olduğu, zengin ve soyluların saygı gördüğü Cahiliye toplumunun sosyal yapısını revize ederek homojen bir kültürel zemin hazırlamıştır. Kalabalıkla oturulan sofralarda yenen yemek her şeyden evvel helal ve temiz olmalıydı. Ülkü Mensure Solak, Peygamber (sav)'in İslam ile yeme içme ahlakını yeniden şekillendirdiğini ifade ediyor ve cahiliye kültürüyle yetişmiş insanlardan yeni bir toplum inşa ederken bu şartların hayati bir öneme sahip olduğuna dikkat çekiyor.

Arpa olmadan olmaz

Hadis ve tarih kitaplarında Allah Resulünün ve ilk Müslümanların sofra kültürü ve adabı hakkında ciddi bilgiler bulabiliyoruz. Her ne kadar ekim yapılan arazi miktarı azsa da coğrafi konumu gereği önemli bir ticaret merkezi olan Hicaz'da pazarda bulunabilen mallar oldukça çeşitliydi. Anadolu'da çokça kullanılan arpa Resulullah'ın mutfağında da başrolü oynuyordu. Resulullah sofrasında arpa, çorbadan ekmeğe birçok yemeğin hammaddesiydi. Arap mutfağında buğday, arpa, çavdar, pirinç gibi tahıllar irice öğütülmüş halleriyle; bulgur, yarma, dövme şeklinde, elenmiş ve elenmemiş olarak farklı biçimde kullanılırdı. İnce öğütülmüş olanları çorbalarda, iri öğütülmüş ve kepekli olanları da ekmek ve yemek yapımında değerlendirilirdi.

Zor gün dostu: hurma

Arap mutfağına arpa kadar hâkim olan hurma da bolca tüketilen gıdalardandı. Özellikle Asr-ı Saadet dönemi mutfağı tatlılarında kullanıldığı görülen hurma, kıtlık zamanlarında tek başına bir öğünü oluşturmaya yeterdi.

Pırasa, bakla, muz, tarçın…

Bunun dışında Arabistan'da pancar, kabak, hıyar, pırasa, soğan, sarımsak, zeytin, palmiye kalbi, bakla, limon, muz, nar, hurma, üzüm gibi meyve ve sebzeler yetişirdi. Araplar keskin ve damağa dokunur cinsten kakule, karanfil, tarçın gibi baharatları tercih ederlerdi. Baharat adları hadislerde açıkça zikredilmediği için bunların ne olduğunu tarif edilen yemeklerden anlıyoruz.

Etsiz olmaz

Resulullah'ın deve ve koyun eti yediği bilinir. Kızartılmış kuş eti yediğine dair de rivayetler vardır. Hz. Enes (ra) annesinin kendisini kızarmış kuş eti ve buğday ekmeğiyle Peygamberimizin yanına gönderdiğini, orada bulunanlarla birlikte etin yendiğini anlatmıştır. Bu dönemde keçi de eti yenilen hayvanlardandı. Hz. Peygamber'in kendisine hediye edilen bir dağ keçisinin etinden yediği bilinir.

Kurutulmuş balık Bugün konserve balik yani

Peygamberimiz sahabenin Kızıldeniz'den getirdiği kurutulmuş amber balığı etini de yemişti. Ayrıca onun “irt" adı verilen, belli bir süre sirkede bekletilerek pişirilen ve yolculuk için hazırlanan et yemeğini yediği de rivayet edilmektedir. Hicret yolculuğunda Arc'dan Medine'ye kadar Hz. Peygamber'e kılavuzluk yapan Sad el-Eslemî irt yemeği yediklerini anlatır.

Hellim, labne, lor…

Hadislerde kuru peynirin, kurutulmuş yoğurdun ve tereyağının adı geçer. Ayrıca İbni Abbas (ra)'tan aktarılan bir haberde teyzesinin Resulullah'a kimi kaynaklarda keş olarak çevrilmiş olan süzme peynir gönderdiği, onun da kendisine hediye edilen bu peynir ve beraberindeki tereyağından yediği anlatılmaktadır. Hellim, labne, “akıt" ya da “ekıt" adı verilen lor gibi peynirlerin Arap mutfağında bulunduğu, keş gibi kurutulmuş yoğurt çeşitlerinin yapıldığı, Peygamberimizin de bunlardan tükettiği değişik kaynaklarda ifade edilmektedir. Yine Resulullah'ın düğünlerinden edindiğimiz bilgiye göre hays yemeğinin süzme yoğurt ya da peynirden yapıldığı bilinir.

Altın ve gümüş kaptan yemezdi

Hadislerde mutfakta kullanılan bazı araç ve gereçlerden de bahsedilmektedir: muhtemelen hurma liflerinden örülmüş elekler, tahtadan kısa ayaklı hamur açma zeminleri, yer örtüleri ve yine tahtadan yapılma hamur tekneleri gibi. Hurma kütüğü, toprak testi ve küpler; su kabağı, ince ve kalın hayvan derilerinden yapılmış küçük ve küp büyüklüğünde kaplar, “sini" olarak geçen, metalden yapılmış veya cam, altın ve gümüş kaplar o dönemin mutfak malzemeleri arasındaydı. Mütevazı yapısı ve İslami kurallar gereği Peygamberimiz gümüş veya altın kapları kullanmayı hiçbir zaman tercih etmemişti.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Soğan sarmısak yemek yasak değildir
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:29 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Soğan sarmısak yemek yasak değildir

Sual: Kur'an Müslümanlığı diyerek Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği hususları inkâr eden, Kur'anda böyle şey yok diyerek Peygamber efendimizin bildirdiklerine uymak gerekmediğini söyleyen bir yazar, (Resulullahın yapmadığı ve yasakladığı her şeye uymak gerekmez. Mesela soğan, sarmısak yemediğine göre, müslümanların da yememesi gerekmediği gibi, bir kadınla halvette kalmak, onu kucaklamak, eline veya başka yerine dokunmak Kur'anda yasak edilmediğine göre, Resulullah yasak etse de uymak gerekmez) diyor. Peygamber efendimiz soğan-sarmısak yemeyi yasaklamış mıdır? Yasakladığına uymak gerekmez mi?
CEVAP
Peygamber efendimiz, soğan, sarmısak yemeyi yasaklamamıştır. Başkalarını rahatsız etmemek şartı ile soğan, sarmısak gibi kötü kokulu bitkileri yemekte mahzur yok. Bunları yiyerek, camiye gelmek yasaklanmıştır. Bu husustaki üç hadis-i şerif meali:
(Soğan-sarmısak yemek haram değildir. Fakat kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmayın!) [İbni Huzeyme]

(Sarmısak, soğan, pırasa ve turp yiyen, mescidimize yaklaşmasın. Çünkü insanların rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur.) [Taberani]

(Sarmısak yiyin, onunla tedavi olun! Sarmısak yetmiş derde devadır. Eğer yanıma melek gelmeseydi, elbette ben de yerdim.) [Tirmizi, Hakim]

Bir ülkeye gelenin, önce biraz çiğ soğan yemesi sıhhate iyidir. Soğan, mikroplara karşı koyma gücünü arttırır. Soğandan sonra kereviz yenirse kötü kokusunu giderir. Peygamber efendimiz de, insanları ve her zaman gelme ihtimali olan vahy meleğini rahatsız etmemek için çiğ soğan, sarmısak yemezdi. Pişmiş olarak yerdi. Peygamber efendimizin son yediği yemeğin içinde de pişmiş soğan var idi. Hadis-i şerifte, (Soğan ve sarmısakı pişmiş olarak yiyin) buyuruldu. Böylece kötü kokusu giderilmiş olur. (Mevahib)

Resulullah efendimiz ne emrederse, onu yapmak, neyi yasaklarsa ondan kaçmak gerektiği, dine ait her sözünün vahy olduğu, Ona itaatin Allah’a itaat, Ona isyan edenin Allah’a isyan etmiş olduğu Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir. (Haşr 7, Necm 4, Nisa 80)

Peygamber efendimizin emrine uymak gerekmediğini bildiren yazar, aslında Kur'an-ı kerime inanmadığını açıklamış oluyor.

Sual: Sarmısak yiyerek toplum içine çıkıyorlar. Çok rahatsız olunuyor. Böyle yapmaları uygun mudur?
CEVAP
Soğan, sarmısak yiyerek, sigara içerek, kötü koku ile başkalarını rahatsız etmek doğru değildir. Kötü kokudan melekler de rahatsız olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ağzınızı temizleyin! Kiramen kâtibin melekleri için, ağızdaki yemek artıklarının kokusundan daha kötü bir şey yoktur.) [Deylemi]

(Kur’an okuyorsunuz, ağzınızı misvakla temizleyin!) [Ebu Nuaym]

(Gece namaz kılmak için kalkan kimse, ağzını misvakla temizlesin! Çünkü bir melek namazda Kur’an okuyanın ağzına yaklaşarak dinler.) [Deylemi]

Soğan ve sarımsak yemek mekruh mudur?

Soğan ve sarımsak Allah’ın yeryüzünde bitirdiği nimetlerdendir; şifalıdırlar. Kendilerine mahsus tatlarıyla, şifa verici özellikleriyle, Allah’ın birer ikramı ve hediyesidirler; hiç şüphesiz şükrü gerektirirler.

Temizliğe ve kul hakkına dikkat eden Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), cemaate gelenin, sarmısak, soğan gibi başkalarını rahatsız edici kerih kokulardan da kaçınmasını emrederken, bu vesile ile insanları rahatsız eden her şeyin, melekleri de rahatsız ettiğini belirtir.

Rasûlullah (asm), Medîne’ye hicret ettiğinde Ebû Eyyûb’un evine misafir oldu. Yemek yediği vakit artanını Ebû Eyyûb’e gönderdi. Rasûlullah (asm), bir gün yemeği hiç yemeden ona geri göndermişti. Ebû Eyyûb Rasûlullah (asm)’e gelip durumu öğrenmek isteyince; "O yemekte sarımsak vardı!" buyurdular.

Ebû Eyyûb: "Sarımsak haram mıdır, Ey Allah’ın Rasûlü!" diye sorunca, Rasûlullah (asm) buyurdular ki:

    “Hayır, fakat ben kötü kokusundan dolayı hoşlanmam.” (Ebû Dâvûd, Etıme, 40)

Ubeydullah b. Ebî Yezîd (r.a.)’in babasından rivâyete göre, Ümmü Eyyûb ona şöyle anlattı: “Rasûlullah (asm), Medîne’ye hicret edip geldiğinde onlara misafir olmuştu. Rasûlullah (asm), için içersinde bu (soğan, sarımsak) sebzelerinin bulunduğu ağır bir yemek yaptılar. Rasûlullah (asm), o yemekten hoşlanmadı ve ashabına:

    "Siz o yemekten yiyin. Ben sizden biri gibi değilim, ben yanımdaki melek arkadaşımı o koku ile rahatsız edip incitmekten endişe ederim.” (Müslim, Eşribe 31; İbn Mâce, Etıme 59)

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    “Her kim şundan yerse -ilk önce sarımsak dedi sonra sarımsak soğan ve pırasa dedi- mescidlerimize yaklaşmasın.” (Ebû Dâvûd, Etıme, 40)

Bazan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a içerisinde yeşil sebzeler bulunan tencere getirildi de onda koku bulur ve (ne olduğunu) sorardı. Kendisine sebze nevinden ne olduğu haber verilince, tencereyi, beraberindeki arkadaşlarından birini göstererek ona vermelerini söylerdi. Aleyhissalâtu vesselâm, onun yemekten çekindiğini görünce:

    "Sen bana bakma, ye! Zira ben senin gibi değilim, senin konuşmadığınla (meleklere) konuşuyorum." derdi." (Buhârî, Et'ime 49; Tirmizî, Et'ime 13)

Ebû Ziyâd Hıyâr İbnu Seleme anlatıyor: "Hz. Âişe (radıyallahu anhâ)'ya soğan hususunda sordum. Şu cevabı verdi.

    "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın en son yediği yemekte soğan vardı." (Ebû Dâvud, Et'ime 41, no: 3829)

AÇIKLAMA:

1. Sarımsak veya soğan yeme meselesine hadislerde birçok kereler temas edilir. Bunların sıkca ele alınmış olması, onların yenilmesinin mekruh olmasından ileri gelmez.

2. Bu iki sebze insanları rahatsız edecek pis bir koku neşrettikleri için, çiğ halde yenilmesi hoş karşılanmamıştır. Bunlardan biri yenildiği takdirde, mescide gidilmeyip (namazın) evde kalınması tavsiye edilmektedir. Zira mescidler Müslümanların toplandığı, rahmet meleklerinin indiği yerdir. Pis koku meselesinde melekler de nazar-ı dikkate alınmalıdır, çünkü -yine Resulullah'ın açıkladığı üzere- onlar insanların rahatsız olduğu her şeyden rahatsız olmaktadırlar.

3. Şu hususu da belirtelim: Bazı âlimler, bu yasağın Mescid-i Nebevî ile ilgili olduğunu, diğer mescidlerin bu yasağın dışında kaldığını söylemiştir. Ancak cumhur, ittifakla bu yasağın bütün mescidlere şâmil olduğunu söyler ve delil olarak bazı hadislerde gelen: فََ يَقْرُبَنَّ مَسَاجِدَنَا"Soğan -veya sarımsak- yiyen mescidlerimize yaklaşmasın." ibaresini gösterirler. Burada ibâre herhangi bir mescidi kastetmiyor, bütün mescidlere âmm bir hüküm veriyor.

4. İlk hadiste, kokulu sebze bulunan tencerinin kime gönderildiği belli değildir. Bazı rivayetlerde bu sahabinin Ebû Eyyub el-Ensârî olduğu tasrih edilmiştir.

5. Yine birinci hadiste "senin konuşmadığınla konuşurum" derken, kastettiği kimse meleklerdir. İbare: "Senin gizlice konuşmadığınla ben gizlice konuşurum." demektir, zira necve gizli konuşmak, fısıldaşmak, hususi konuşmak gibi manâlara gelir.

6. İkinci rivayet, Aliyyu'l-Kârî'nin belirttiği üzere,sarımsak ve soğan yemekle ilgili olarak başka rivayetlerde mutlak gelen nehyi kayıtlamaktadır. Yani, yasak sarımsak ve soğanın çiğ olarak yenmesine râcidir, pişince yasak kalkmaktadır.

7. Üçüncü rivayetimiz Resulullah'ın da (pişmiş halde) soğan yediğini ifade etmektedir. İbnu'l-Melek, bazı âlimlerin bu hadisten hareketle: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ömrünün sonunda soğanı, mezkur nehyin tahrimî değil, tenzihî olduğunu göstermek için yemiştir." demiştir.

8. Âlimler, bu konuda şöyle bir neticeye varırlar: "Sarımsak ve soğanla ilgili hadislerin tamamından çıkan hükme göre, "Bunların çiğ olarak yenmesi, mescide gelecek veya herhangi bir cemaate katılacaklar için tenzîhen mekruhtur. Evinde kalacaklara çiğ de ola yemesi mekruh değildir."

9. Fukaha, hadiste zikri geçen sarımsak ve soğana, aynı şekilde fena koku neşreden turp gibi diğer sebzeleri de dahil etmiştir.

10. Hadislerde soğan ve sarmısak yenen eve meleklerin girmeyeceği değil, bundan rahatsız olacağı ifade edilmektedir. Ayrıca soğan ve sarmısak yiyen kişilerin namazlarını terketmesi caiz değildir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Çörek otu bütün hastalıklara şifa mıdır?
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:26 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Çörek otu bütün hastalıklara şifa mıdır?

Çörek otu ile ilgili hadisler hakkında bilgi verir misiniz? Çörek otu bütün hastalıklara şifa mıdır? Peygamber Efendimiz çörek otunu nasıl kullanmış ve nasıl kullanılmasını tavsiye etmiştir?

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki, çörek otunda onun için bir deva bulunmasın." [Buhârî, Tıbb 7; Müslim, Selam 89, (2215); Tirmizî, Tıbb 5, (2042), 22, (2071)]

AÇIKLAMA:

Bu hadiste, dilimizde çörek otu dediğimiz siyah habbenin ölüm dışında bütün hastalıklara şifa vereceği beyan edilmektedir. Hadis muhtelif vecihlerde gelmiştir. İbnu Hacer, hadisin bir vechinde yer alan -çok hapşırma ile gelen nezleye nasıl kullanılacağı hususundaki- bir açıklamayı merfu rivayetten bulduğunu kaydeder:

"Çörek otu ayıklanır incecik dövülür, zeytin yağıyla karıştırılıp burna üçer damla damlatılır." Bir diğer rivayetin açıklaması hangi hastalık için olduğu tasrih edilmeden yapılmaktadır. Şöyle denir:

"Dendi ki: "Siyah habbe nedir?" Şu cevabı verdi: "Şûnîz'dir" Tekrar sordu: "Onu nasıl kullanacağım?" dedi ki: "Yirmi bir adet çörek otu tanesi alırsın, bir beze bağlarsın. Sonra bir suya koyup bir gece bekletirsin. Sabah olunca burnun sağ deliğine bir damla, sol deliğine iki damla damlatırsın. Ertesi günü sağ burun deliğine iki damla, sol deliğe bir damla. Üçüncü gün sağ deliğe bir, sol deliğe iki damla damlatırsın." İbnu Hacer açıklamasına devam eder:

"Bu beyandan varılan sonuç şudur: "Çörek otunun her derde deva olmasının ma'nâsı, her hastalık için tek başına aynı şekilde kullanılması demek değildir. Aksine, bazan olur tek başına kullanılır, bazan olur mürekkep olarak kullanılır, bazan dövülüp inceltilmiş, bazan da dövülmemiş olarak kullanılır. Zaman olur yenilerek, içilerek, damlatılarak ve sarılarak vs. çeşitli şekillerde kullanılır."

Hadiste geçen "her hastalığa" tabirini bazı âlimler pek mutlak bularak "onunla tedavi kabul eden..." diye kayıtlamak istemişler ve: "Çünkü o, soğuk hastalıklara iyi gelir, hararetli hastalıklara değil..." demişlerdir.

Hadis şârihleri burada teferruatına girmeyeceğimiz bir kısım açıklamalar yaparak, hadisin bütün hastalıklara şâmil olan âmm hükmünü "bir kısım hastalıklara" diye tahsis etmeyi uygun görürler. Hatta Ebu Bekr İbnu'l-Arabî bile bu görüşe katılır ve der ki:

    "Tabibler nezdinde bal, bütün hastalıklara şifa olma yönüyle çörek otundan çok ileride yer alır; buna rağmen öyle hastalıklar var ki, onlara yakalananlar bal yiyecek olsalar ondan zarara uğrarlar. Bal hakkındaki "Onda insanlara şifa vardır." (Nahl, 16/69) âyetinden murad, ekseri ve galib durum olursa, çörek otu hakkında gelen mutlak ifadeyi de "ekseri durum" diye tevil etmemiz evla olur."

Hadisin âmm olan hükmünü bu şekilde tahsis taraftarı olmayanlardan İbnu Ebî Cemre de şunu söyler:

    "Âlimler bu hadis hakkında ileri geri konuşup, âmm hükmünü tahsis ettiler ve hadisi tıbb ve tecrübe ehlinin sözleriyle izaha yeltendiler. Bunu yapanların hatası açıktır. Zira biz, tabiblerin sözlerini tasdik edecek olursak, ilimlerinin temelini zann-ı galibe dayanan tecrübe teşkil eden kimseleri esas almış oluruz. Şurası muhakkak ki, hevadan konuşmayan Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı tasdik etmek, onların kelamını kabulden evlâdır."

İbnu Hacer, bu farklı görüşleri kaydettikten sonra münakaşayı şöyle bağlar:

    "Çörek otunu tek başına, tek tarzda değil, farklı terkibler ve çeşitli şekillerde almanın kastedilmiş olacağını göstererek, ma'nâsının âmm olmasının esas olduğunu belirttik. Hadisin ma'nâsına böyle yaklaşmanın herhangi bir mahzuru yoktur, hadisin zahirinden çıkma da mevzubahis değildir."

Esasen Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), hiçbir ilacın hiçbir hastalığa kesin deva vereceğini vaadetmiyor, daha önce de geçtiği üzere "Allah'ın izni"yle kayıtlıyor. Sadedinde olduğumuz çörek otunun dahi, -İbnu Hacer'in de belirttiği gibi dozajını, terkibini alınış tarzını tesbit edebildiğimiz takdirde- bu çeşit ifadelerde tekid maksadı da bulunmakla beraber "Bütün hastalıklar için" demede bir mahzur olmamalıdır. Madem hadis âmmdır, öyleyse ülemânın belirttiği kayıtlar çerçevesinde bütün hastalıklar için çörek otunun az veya çok tedavi edici bir tesirinin varlığını kabul etmemiz daha uygundur. Zira O (aleyhissalâtu vesselâm), her ne söylemişse haktır, gerçektir, mübalağa ve mücâzefeden berîdir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Az yemenin faydaları
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:23 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Az yemenin faydaları

Sual: Oruç tutarak aç durmanın faydaları nelerdir?
CEVAP
Oruç tutmak başka, aç durmak başkadır. Aç durmanın faydaları:
1- Aç duranın basireti açılır. Anlayış kabiliyeti artar. Hadis-i şerifte, (Aç duranın idraki artar, zekası açılır) ve (Tefekkür, ibadetin yarısı, az yemek ise tamamıdır) buyuruldu. (İ. Gazali)

Çok yiyen çok uyur, çok uyuyanın da ömrü boşa geçer. Çok yiyenin zekası ve zihni dumura uğrar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çok yiyip içeni Allahü teâlâ sevmez.) [İ.Gazali]

2- Açlık, kalbde incelik doğurur. Hadis-i şerifte, (Az yiyenin içi nurla dolar) ve (Allahü teâlâ, az yiyip içen ve bedeni hafif olan mümini sever) buyuruldu. (Deylemi)

3- Açlıkta arzular kırılır, nefs uysallaşır. Çok yemek, gafleti doğurur. Azgın bir atı zaptetmek zor olduğu gibi, çok yedirmekle nefsi zaptetmek de zordur. Açlıkla terbiyesi kolaylaşır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Az yemekle kalbinizi ihya edin!) [İ.Gazali]

4- Tok olan şefkatsiz ve merhametsiz olur. Tok, açın halinden anlamaz. Çok yiyen sert ve katı kalbli olur. Hadis-i şerifte, (Çok yemekle kalbinizi öldürmeyin!) ve (Allahü teâlâ doyduktan sonra yiyip, midesini bozana buğzeder) buyuruldu. (İ. Gazali)

5- Sinirlerine hâkim olan huzurlu olur. Açlık, günah işleme arzusunu kırar, kötülük etmeye mani olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Aç ve susuz durarak nefsle cihad, Allah yolunda cihad gibidir.) [İ. Gazali]

6- Çok yiyen çok su içer. Çok su içen çok uyur. Ömrü uyku ile geçer. Çok uyku da dünya ve ahiret kazancına mani olur. Açlık, sinirleri uyanık, zinde tutar. Tokluk ahmaklığa yol açar, okuduğunu anlaması ve hatırında tutması zor olur. İki günde üç öğün yemek normaldir. Yani, bir gün sabah-akşam, öbür gün öğle vakti yemelidir. (Teshil-ül-menafi)

7- Çok yiyip göbek bağlamak zararlıdır. Peygamber efendimiz göbekli birine, (Bu fazlalık başka yerde olsaydı, daha iyi olurdu) buyurdu. (Hakim)

Yiyip içme ilmini öğrenmek, ibadet ilminden önce gelir. Beden sağlam olursa, dünyada rahata kavuştuğumuz gibi, sağlam vücutla daha çok hizmet etme imkanı olacağı için, ahireti kazanmaya da sebep olur. İki cihan saadeti için midemizi düşünmek gerekir. Acıkmadan yememeli, doymadan kalkmalıdır! İlim ve amel, az yemekte, kalb temizliği az uyumakta, hikmet az konuşmaktadır.

Az yemek ustalık, çok yemek hastalıktır. Evliya az uyur, az yer, az içer, sıratı kuş gibi geçer. Çok yiyen çok uyur, herkesten tembel olur. Çok yemek heder, çok uyumak kederdir. Çok yemek zihni çalıştırmaz, çok uyumak menzile ulaştırmaz. Az yiyenin kalb gözü körleşmez, açlıkla hastalık birleşmez.

Az yemek, meyveli bir ağaçtır, hasta kalblere ilaçtır. Az yemek, nefsani arzuları öldürür, kalbe ferahlık verir, ahirette güldürür. Az yemek tembellikten uzaklaştırır, bilgi kazanmayı kolaylaştırır. Az yiyenin kalbinde hikmet kapıları açılır, ağzından inci mercan saçılır. Çok yemek akıl için kıtlıktır, zeka için sakatlıktır. Oburluk insana düşman olur, çok yiyenler pişman olur.

Az yemek, insan için nezafettir, zihni açan firâsettir. Çok yemek, çok uyumak, çok konuşmak, kalbe sıkıntı verir, mide şişer, kalb ölür, acıkınca tekrar dirilir. Çok yiyen çok uyur, çok uyuyan çok konuşur, çok konuşan nimetten mahrum olur. Çok yemek mideyi bozar, midesi bozulanın dertleri azar. Bilen bilir, deli bile acıkınca aklı başına gelir. Az yemek nefse zindan, kalbe gülistandır. Çok yiyen unutkan olur, yüzü gülmez somurtkan olur.

Midenin esiri olmak
Kim ki hep yemek fikrini güder, aklını nefse esir eder. Mideye olmak esir, aklı ve şuuru giderir. Kim az yemekle yarışır, evliyaya karışır. Çok yiyen obur olur, kalb evi kabir olur. Seni taşıyacak kadar yemek ye, sen onu taşıyacak miktar yeme! Şunu iyi bilesin, yemeği sen yiyesin, yemek seni yemesin! Eğer sen onu yersen, hepsi derman olur, yemek seni yerse hepsi dert ve duman olur. Ben insanım demeli, yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemeli. Oruçtur vücudun zekatı, çok yiyenin bozulur sıhhati, azalır şefkati, tükenir takati. Az yemek bedenin istirahatı, az uyumak ruhun rahatı.

Çok yiyerek kalbini öldürme, şeytanı kendine güldürme! Çok yemek, organları çok çalıştırıp yıpratır, tedavi için doktor aratır. Çok yiyen hakikati göremez, haramlardan çekinemez. Haram yiyenin işleri harama yönelir, her bela haramdan gelir. Helalden bile fazla yiyenin yersiz olur sözleri, hem de ibretsiz bakar gözleri. Deme çok yemek çok yakıt olur, çok yiyenin anlayışı kıt olur.

Çok yiyenin az olur ibadeti, kaçırır ebedi saadeti. Çok yiyenin gözü doymaz, ibadetten zevk duymaz. Çok yemek tohumudur her derdin, az yemek ilacıdır her ferdin.

Az ye, az uyu, az söyle, nimete kavuşulur böyle. Çok yiyenin diridir nefsi, gönlü uyur çıkamaz sesi. Gönlü uyandırmak için bu sözü tutmalı, az yiyerek nefsi uyutmalı. Çok yiyen kötü fikirler güder, her an günaha meyleder. Gaflet istersen durma mideyi doyur, çünkü tok yatan çok uyur. Çok yemeyi unutmalı, sık sık oruç tutmalıdır.

Oruç tutmak faydalıdır
Sual: Orucun vücuda zarar verdiği söyleniyor. Dinimiz zararlı şeyi emreder mi?
CEVAP
Allahü teâlâ, insanlara zararlı olan bir şeyi emretmez. Tıp uzmanları diyor ki:
Oruçlu kimselerde adrenalin ve kortizon hormonları kana daha kolaylıkla karışmaktadır. Bu hormonlar, tesirlerini kanserli hücreler üzerinde de göstermektedir. Böylece bu hormonlar, kansere karşı bir çeşit kalkan rolünü oynamakta, yani kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemektedir.

Oruç tutan bünye, adeta bakıma girer, iç organları saran yağlar erir, vücudun zindeliği artar, direnme gücü kazanır, mide, böbrek, şeker, kalb ve karaciğer hastalıklarına karşı mukavemet kazanır.

Çeşitli vazifeleri bulunan karaciğer, sindirimle de vazifelidir. Oruç müddetince, 3-5 saat istirahat eder, gıda depolama işine bir müddet ara vermiş olur. Bu arada, korunma sistemini güçlendirici globülinleri hazırlar. Midedeki kaslar ve salgı ifraz eden hücreler, oruç müddetince birkaç saat dinlenir. Kan hacmi de azaldığı için tansiyon düşerek kalb rahatlar. Bilhassa yüksek tansiyonlular için oruç, bir ilaç gibi faydalıdır.

Gıda artıkları iyi yakılmayınca, damarları yıpratır. Yakılmayan yağlar, damarları daraltır, damar sertliği denilen rahatsızlığa sebep olur. Akşama doğru vücutta gıda hemen hiç kalmaz. Yani bütün gıdalar yakılmış olur. Bu bakımdan bilhassa “damar sertliği” olanların başka aylarda da oruç tutmaları tavsiye edilir. Oruç müddetince vücudun diğer organlarında da dinlenme olur. Az yemek ve oruç tutmak, vücudun sıhhati için çok önemlidir. Zekat, malın kiridir. Zekat veren, malını kirden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudun zekatını ödemiş, hastalıklardan onu korumuş olur. Oruç tutmakta sabır da vardır.
Hadis-i şerifte, (Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır) buyuruldu. (Müslim)

Oruç sıhhat getirir. Hadis-i şerifte, (Oruç tutan sıhhatli olur) buyuruldu. (Taberani)

Hastalıkların ekserisi çok yemekten ileri gelir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çok yiyip içmek hastalıkların başıdır.) [Dâre Kutni]

Çok yiyende acıma hissi azalır. Arzuları artar, harama dalar. Gayrı meşru arzuları harekete geçiren yolları tıkamak gerekir. Açlık şeytanın yolunu tıkar. Hadis-i şerifte, (Şeytan, damardaki kan gibi, vücutta dolaşır, açlık ile yolunu daraltın) buyuruldu. (İhyâ)

Bekâr için de oruç faydalıdır. Hadis-i şerifte (Oruç şehveti keser) buyuruldu. (İ. Ahmed)

Sual: Çok yemek ne demektir? Doyuncaya kadar yemek, çok yemek midir?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri, (Tasavvuf, az yemek, az içmek değildir. Herkesin helalden kazanıp, doyuncaya kadar yemesi lazımdır) buyuruyor. Şah-ı Nakşibend hazretleri de, (Bir şey yemek, aç kalmaktan iyidir) buyuruyor.

Az yemek, elbette iyidir. Fakat, az yemek, doymadan önce sofradan kalkmak ve acıkmadan sofraya oturmamak demektir. Yoksa, aç kalmak demek değildir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İnsanlar, riyazet çekmek deyince, açlık çekmeyi ve nafile oruç tutmayı anladılar. Halbuki, dinimizin emrettiği kadar yemek için dikkat etmek, binlerce sene nafile oruç tutmaktan daha güç ve daha faydalıdır. Bir kimsenin önüne lezzetli, tatlı yemekler konsa, iştahı olduğu halde ve hepsini yemek istediği halde, dinimizin emrettiği kadar yiyip, fazlasını bırakması, şiddetli bir riyazettir ve diğer riyazetlerden çok üstündür. (Menakıb-ı Ahmediye, H. S. Vesikaları)

Muhammed Masum hazretleri de, buyuruyor ki:
Yemekte, içmekte orta yolu gözetmelidir. Gevşeklik verecek kadar çok yememeli. İbadet yapamayacak kadar da, perhiz etmemelidir. Evliyanın büyüklerinden Şah-ı Nakşibend hazretleri, (İyi ye, iyi çalış) buyurdu. Sözün kısası, ibadet ve iyilik yapmaya yardımcı olan her şey, iyi ve mübarektir. Bunları azaltanlar da, yasaktır. (2/110)

Sınava aç girmek
Sual: Sınavlara aç karnına mı yoksa tok karnına mı girmek daha uygun? Oruçlu olmanın bir mahzuru var mıdır?
CEVAP
Sınava aç girmenin mahzuru olmaz. Oruçlu olmak da iyidir. Tokluk, unutkanlık yapar. Kalbi kör eder, zihin iyi çalışmaz. İhtiyaç kadar yemeli. Çok yiyip içmenin mahzurları çoktur. Bir hadis-i şerif meali:
(Kıyamette en aç kalacak olan, dünyada en çok tok olandır.) [Beyheki]

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Temizliğe riayet
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:21 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Temizliğe riayet


Sual: Bir misyonerin, (İslam peygamberinin, "Yemeğin içine düşen sineğin tek kanadı ıslansa, sineğin öbür kanadının da yemeğe batırıldıktan sonra yemeye devam edilmesi" şeklinde tavsiyesi vardır. Ayrıca İslam ülkelerine gidin, her yer pisliktir. Bunlar Müslümanlığın temizlikten uzak, pislik dini olduğunu göstermektedir) şeklindeki sözlerine ne dersiniz?
CEVAP
Misyonerin dediği yanlıştır. Gayri Müslimlerin çoğu pistir. Bugün Amerika’da, Avrupa’da hâlâ küvetteki aynı su ile yıkananlar, lavabodaki aynı su ile elini yüzünü yıkayanlar görülmektedir. Tuvaletlerdeki temizlik ve su durumlarını herkes bilir.

L'Eau Potable = İçme Suyu adlı Fransızca eserde diyor ki:
(Fransızların dünyaya övündükleri Versay sarayında bir hamam yoktur. Orta çağda, Paris'te oturan bir Fransız, sabahleyin kalktığı zaman, evinde bir tuvalet olmadığı için, oturağa yaptığı pislik ile içme suyu şişesini beraberinde Seine = Sen nehrine götürür, o nehirden önce içmek için su alır, sonra pisliğini nehre dökerdi.)

Hakiki Müslüman, hem temiz olur, hem de, sağlığına çok dikkat eder. Tarihte Müslümanlar temizliğe dikkat ettikleri halde, günümüzdeki Müslümanlar maalesef temizliğe gerektiği gibi riayet etmiyorlar. Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul'a gelen bir Alman rahibi, 1560’de yazdığı bir eserde şöyle demektedir: (İstanbul'daki temizliğe hayran oldum. Burada herkes günde beş defa yıkanır. Bütün dükkanlar tertemizdir. Sokaklarda pislik yoktur. Satıcıların elbiseleri üzerinde ufak bir leke bile bulunmaz. Ayrıca ismine (hamam) dedikleri ve içinde sıcak su bulunan binalar vardır ki, buraya gelenler, bütün bedenlerini yıkarlar. Halbuki bizde insanlar pistir, yıkanmasını bilmezler.)

Bugün, İslam ülkesi denilen yerlerde, iman bilgileri bozulduğu gibi, temizliğe de tam riayet edilmemektedir. Fakat burada suç, dinimizde değil, dinimizin esasının temizlik olduğunu unutan kimselerdedir. Her Müslüman, dinini iyi öğrense ve buna riayet etmiş olsa, bu pislik hemen ortadan kalkar. O zaman, başka milletler, Müslüman ülkeleri ziyaret ettiklerinde, tıpkı orta çağda olduğu gibi, Müslümanların temizliğine hayran kalırlar.

Hıristiyanlığın en revaçta olduğu orta çağda, büyük tıp âlimleri, yalnız Müslümanlardı ve Avrupalılar Endülüs’e tıp tahsil etmeye gelirlerdi. Çiçek hastalığına karşı aşıyı bulanlar, Müslüman Türklerdir. Türklerden bunu öğrenen Jenner, ancak 1796’da bu aşıyı Avrupa’ya götürdü ve haksız olarak (Çiçek aşısını bulan kimse) unvanını aldı. Halbuki, tam bir zulmet diyarı olan o zamanki Avrupa’da insanlar, hastalıktan kırılıyordu. Fransa kralı XV. Louis 1774’de çiçekten öldü. Avrupa uzun zaman veba ve kolera salgınlarına uğradı.

Napolyon 1798’de Akka kalesini çevirdiği zaman, ordusunda veba zuhur etmiş ve hastalığa karşı çaresiz kalınca, Müslüman Türklerden yardım istemek zorunda kalmıştı: (Türkler, ricamızı kabul ederek hekimlerini yolladılar. Bunlar tertemiz giyinmiş, nur yüzlü kimselerdi. Önce dua ettiler ve sonra ellerini bol su ve sabun ile iyice yıkadılar. Hastalarda zuhur eden hıyarcıkları neşterle yardılar. İçindeki sıvıyı akıttılar ve yaraları tertemiz yıkadılar. Sonra hastaları ayrı ayrı yerlere koydular ve sağlamların mümkün olduğu kadar onlara yaklaşmamasını tembih ettiler. Hastaların elbiselerini yaktılar ve onlara yeni elbiseler giydirdiler. Bizden hiç bir ücret almadan yanımızdan ayrıldılar.)

Bugün tıp iki kısma ayrılıyor:
1- Hijyen, sağlığı korumak,
2- Therapeutique = terapötik, hastaları iyi etmektir.

Bunlardan birincisi önce gelmektedir. İnsanları hastalıklardan korumak, sağlam kalmayı sağlamak, tıbbın birinci vazifesidir. Hasta insan, iyi edilse de, çok kere, arızalı, çürük kalır. İşte İslamiyet, tıbbın birinci vazifesini, hijyeni garanti etmiştir. Bu demek Müslüman hiç hasta olmaz demek değildir. Temizliğe itina eden bir Müslüman, sağlam kalır, kolay kolay hasta olmaz demektir.

Zamanımızdaki bazı Müslümanların temizliğe riayet etmediklerini gösteren batılılar, bu suçu dinimize yüklüyorlar. Halbuki İslamiyet’te temizliğin önemi büyüktür. (Temizlik imandandır) buyurulmuştur. Eshab-ı kiramdan sonra gelen ve tabiin adını alan Müslümanlardan bazıları Eshab-ı kirama, (Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde sizi çok sevdiğini bildirip övmektedir. Bunun sebebi nedir?) dediklerinde, (Biz temizliğe de çok dikkat ederdik) diye cevap verdiler. Müslümanlar, camilere, evlere ayakkabı ile girmez. Yere serili döşemeler tozsuz, temiz olur. Her Müslümanın evinde banyo bulunur. Vücutları, elbiseleri, çamaşırları, yemekleri hep temiz olur. Temiz olunca da mikrop ve hastalık bulunmaz. Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimin çeşitli yerlerinde, (Allah tevbe edenleri ve temiz olanları sever) buyuruyor. (Bekara 222)

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Müslümanlık temizlik dinidir. Temiz olun! Cennete ancak temiz olan girer.) [Deylemi]
(Mümin pis olmaz.) [Buhari]

(Her şeyi iyi temizleyin! Temizlik imana, iman da Cennete götürür.) [Taberani]
(Temizlik imanın yarısıdır.) [Müslim]

(Namazın anahtarı temizliktir.) [Tirmizi]
(Ağzınızı temizleyin, ağzınız Kur’an-ı kerim yoludur.) [Ebu Nuaym]

(Cuma günü yıkanın, misvak kullanın ve güzel koku sürünün.) [Buhari]
(Yemekten önce ve sonra el yıkamak, zenginliğe yol açar, fakirliği giderir.) [Ebuşşeyh]
(Evinin hayrını isteyen, yemekten önce ve sonra, elini ve ağzını yıkasın!) [İbni Ebi Şeybe]

(Elbiselerinizi yıkayın, fazla kıllarınızı temizleyin, dişlerinizi misvakla temizleyin, temiz, güzel giyinin! Nezafet sahibi olun!) [İbni Asakir]

(Tırnaklarınızı kesip gömün! Ağzınızdaki yemek kırıntılarını temizleyin ve misvak kullanın! Yanıma, dişleri sarı, ağzı kokar vaziyette gelmeyin!) [Taberani]

(Kap kacak yıkamak, evi temiz tutmak, zenginliğe sebep olur.) [Hatib]

Peygamber efendimiz, yanına gelen birisine, (Tırnakların kuş tırnağı gibi uzamış, içi pislik doludur) buyurarak, temiz olmasını emretmiştir. (Taberani)

Dinimizde temizlikle ilgili bu kadar hadis-i şerif varken sinekle ilgili hadis-i şerifi öne sürmek, art niyeti, hainliği göstermektedir. (Sinek bir kaba konarsa, onu tamamen kabın içine batırsın ve sonra çıkarıp atsın) hadis-i şerifi, sineğin mikrop taşıyıcı olduğuna dikkat çekmekte ve sineğin bir kanadında şifa, diğer kanadında ise hastalık olduğunu bildirmektedir. Bu da Peygamber efendimizin bir mucizesidir. O zamanda sinekte böyle bir özelliğin bulunduğunu kim biliyordu ki?

Sineğin bir yanında mikrop, diğer yanında ise, o mikrobu sterilize edecek, panzehir görevini yapan bir ilaç taşıdığı günümüz tıp araştırmalarının ortaya koyduğu bir gerçektir. Bu meseleyi inceleyen fen adamları, “Sineğin sırtına bastığımız zaman mikroskopla gördük ki, bir kısım mikro varlıklar sağa sola koşuyorlar. Bunların sterilize edici elemanlar olduklarını anladık” diyorlar

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Ruh temizliği
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:19 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Ruh temizliği

Sual: Ruh temizliği nedir?
CEVAP
Hadis-i şerifte (İlim ikidir: Beden bilgisi, din bilgisi) buyuruldu. Yani (İlimler içinde en lüzumlusu, ruhu koruyan din bilgisi ve bedeni koruyan sağlık bilgisidir) buyurarak, her şeyden önce, ruhun ve bedenin zindeliğine çalışmak gerektiğini emretti. İslamiyet, beden bilgisini, din bilgisinden önce öğrenmeyi emrediyor. Çünkü, bütün iyilikler, bedenin sağlam olması ile yapılabilir.

İslamiyet’te ruh temizliği esastır. Yalan söyleyen, hilekârlık yapan, insanları aldatan, zulmeden, haksızlık yapan, din kardeşlerine yardım etmeyen, büyüklük satan, yalnız kendi menfaatlerini düşünen bir kimse, ne kadar ibadet ederse etsin, hakiki bir müslüman sayılmaz. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Ey Resulüm, kıyamet gününü inkâr eden, yetimi, öksüzü incitip hakkını gasp eden, fakiri doyurmayan ve başkalarını da fakire iyilik yapmaya teşvik etmeyen o kimseyi gördün mü?) [Maun]

Bu gibi kimselerin ibadeti kabul olunmaz. İslam dininde yasaklardan, haramlardan sakınmak, emirleri, farzları yapmaktan daha önce gelmektedir. Hakiki bir müslüman, her şeyden önce, tam ve mükemmel bir insandır. Güler yüzlü, tatlı dilli, doğru sözlüdür. Kızmak nedir bilmez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kendisine yumuşaklık verilen kimseye dünya ve ahiret iyilikler verilmiştir.) [Tirmizi]

Müslüman son derece mütevazı, alçak gönüllüdür. Kendisine başvuran herkesi dinler ve imkan buldukça yardım eder. Müslüman vakurdur, kibardır. Ailesini ve vatanını sever. Hadis-i şerifte (Vatan sevgisi imandandır) buyuruldu. Bunun için, vatanına saldıranlara karşı gereken vazifesini yapar. Hakiki müslüman, dinine, anasına, babasına, hocasına, âmirine karşı saygılıdır. Lüzumsuz şeylerle uğraşmaz. Ancak faydalı şeylerle meşgul olur. Kumar oynamaz, vaktini boş geçirmez

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Sağlık bir nimettir
Yazar: RasitTunca - 12-31-2018, 05:17 AM - Forum: islamda Saglik Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Sağlık bir nimettir

Sual: Hiç hastalanmamak, hep sıhhatli olmak kötü müdür?
CEVAP
Hiç hastalanmamak, hep sıhhatli olmak kötü değildir. Cenab-ı Hak, dünya saadetini de istememizi emrediyor: (Ey Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette de hasene ver!) [Bekara 201] [Hasene, iyilik, güzellik, sıhhat ve afiyet içinde mutlu yaşamaktır.]

Her Peygamber beladan Cenab-ı Hakka sığınmış, dünya ahiret güzelliği istemişlerdir. Allahü teâlâ, iman eder, salih amel işlerseniz, size dert-bela ve korku vermem, mahzun etmem buyurdu. O halde, bir kimsede iman, salih amel ve sıhhat varsa, en büyük saadet ve sultanlıktır. Sıhhatin önemi hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Duanın efdali, dünya ve ahirette Rabbinden af ve afiyet istemektir. Affa ve afiyete kavuşan, dünya ve ahirette kurtuluşa ermiştir.) [Tirmizi]

(İhlastan sonra, afiyetten iyisi yoktur. O halde Allahü teâlâdan afiyet isteyin!) [Nesai]
(Sıhhat, müttekiye, zenginlikten hayırlıdır.) [Müslim]

(Seyahat edin ki, sağlığa kavuşasınız.) [Şir’a]
(Oruç tutun ki, sıhhate kavuşasınız.) [Taberani]
(Kalk namaz kıl, namaz elbette şifadır.) [İ. Ahmed, İbni Mace]

(Ya Rabbi, bedenime, kulağıma, gözüme sıhhat ver!) [Tergib]
(Ya Rabbi, sıhhat, afiyet ve güzel ahlak ver.) [Harâiti]

Bu konuyu yazdır