Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Acilarinizi Kuma Ve iyiliklerinizi Taşa Yazmayi Öğrenin
Yazar: RasitTunca - 01-30-2019, 06:04 AM - Forum: Hikayeler - Yorum Yok



ACILARINIZI KUMA VE İYİLİKLERİNİZİ TAŞA YAZMAYI ÖĞRENİN

Bir hikaye, iki arkadaşın çölde yürüdüğünü anlatır.
Yolculuğun bir noktasında bir münakaşa olur ve biri diğerine tokat atar. Tokadı yiyenin canı acır ama bir şey söylemeden kuma şöyle yazar : "BUGÜN EN iYi ARKADAŞIM BENi TOKATLADI".
Bir vahaya gelene kadar yürümeye devam ederler ve suya girmeye karar verirler. Tokadı yiyen bataklığa saplanır ve boğulmaya başlar ama arkadaşı kurtarir. Yarı boğulmadan kurtulduktan sonra bir taşa şöyle yazar :
"BUGÜN EN iYi ARKADAŞIM HAYATIMI KURTARDI".
Tokadı atan ve hayat kurtaran sorar : "Canını acıttığımda kuma yazdın neden şimdi taşa?" Diğeri cevaplar : "Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı silebilsin ama biri bizim için iyi bir şey yaparsa taşa kazımalıyız ki hiç bir rüzgar silemesin.

"ACILARINIZI KUMA VE iYiLiKLERi TAŞA YAZMAYI ÖĞRENiN".

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Bir Çivi Bir Ülkeyi Nasıl Kurtarır?
Yazar: RasitTunca - 01-30-2019, 06:01 AM - Forum: Hikayeler - Yorum Yok



Bir Çivi Bir Ülkeyi Nasıl Kurtarır?

Bir tüccar atına atlayıp, uzak kentlerin birine gitmiş. Elindeki kıymetli taşları satarak tekrar yaşadığı kente dönmek arzusunda imiş... Öğle üzeri bir yerde mola vermiş. Atının bakımını yapan uşak; "Efendim!" demiş. "Atınızın sol arka ayağının nalından bir çivi noksan. Çiviyi çakmamı ister misiniz?"
Tüccar; "Bir şey olmaz demiş. Vakit kaybetmeme gerek yok. Nasıl olsa altı saatlik yolum kaldı, gidene kadar da nal düşmez herhalde."
İkindi üzeri bir konakta, tekrar dinlenmek için mola vermiş. Atın yemini ve suyunu veren uşak tüccara; "Efendim" demiş. "Atınızın sol arka ayağının nalı yok. Ne yapmamı istersiniz?'' Tüccar; "Hiç bir şey yapmayın!" demiş. "Sunun şurasında birkac saatlik yolum kaldı. Vakit kaybetmeden yoluma devam etmem lazım. Gidene kadar bir şey olmaz."

Adam yola çıkmış. Fakat çok geçmeden at aksamaya başlamış. Bu topallama uzun sürmemiş. Sonunda yere düşen atın bir ayağı kırılmış. Adam çaresiz atı bırakmış. Onun yükünü de sırtına alarak, yolun geri kalan kısmını yürüyerek tamamlamak zorunda kalmış.
Sonra da; Aaah, benim akılsız kafam aah!" demiş. Bütün bunlar bir tek çivi yüzünden geldi başıma. Beş dakika bekleyip çiviyi çaktırsaydım, hem saatlerce yürümemiş olacaktım. Hem de at, boşu boşuna ölmeyecekti.
Büyük Türk hakanı Atilla; "Atımın nalındaki bir çivi düşseydi, bu büyük ülke olmazdı!" demiş. "Ama nasıl olur?" demişler. "Bir çivi bir ülkeyi nasıl kurtarır?" Atilla cevap vermiş; "Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu da koca bir ülkeyi kurtarır. Şimdi anladınız mı? Bir çivinin eksikliği, ne kadar büyük kayıplara sebep oluyormuş."


Etiketler :
-----------------
Bir Çivi, Bir Ülkeyi, Nasıl Kurtarır?, Bir çivi bir nalı,bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu da koca bir ülkeyi kurtarır,gercek hikayeler, Hikayeler, hikayeleri, ibretlik hikayeler, anlamlı hikayeler, düşündürücü hikayeler, aşk hikayeleri,

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Üstad Necip Fazil’dan Hikayeler
Yazar: RasitTunca - 01-30-2019, 05:55 AM - Forum: Hikayeler - Yorum Yok



ÜSTAD NECİP FAZIL’DAN HİKAYELER

Ustad tramvaya biner ve cam kenarında bir koltuğa oturur. Biraz sonra bikaç takım elbiseli adam gelir. bir tanesi:
-Oradan kalkar mısınız? ben oturacağım”

Üstad:

-Neden? Sizin ne ayrıcalığnız var?

– ben milletvekiliyim!

Üstad:

-Ben de MİLLETİM… der

Üstad birgün konferans verirken cezayirli bir öğrenci kalkar ve fransızca olarak üstada

-neden osmanlı yıllarca bizi sömürdü neden osmanlı yıllarca bizi sömürge olarak kullandı…” der…

Üstad hiç durmadan cevabı sille misali yapıştırır…
–eğer osmanlı sizi sömürmüş olsa idi bugün bu soruyu bana fransızca sormazdın… ” der…

Üstad birgün mahkeme salonunda savunma yaparken baktı ki hakim anlayacak gibi değil hakime karşı yüksek sesle: bu salondakilerin yüzde ellisi eşşektir… der buna bozulan hakim çabuk sözünü geri al der… üstad bu lafın altında kalır mı?… hemen sözünü geri alır ve ” sözümü geri alıyorum bu salondakilerin yüzde ellisi eşşek değildir..

Talebeninin biri “hocam, ALLAH deveyi iğne deliğinden geçirebilir mi” diye sorar. “Geçirir evladım” diye cevap verir üstad. “ne iğneyi büyütür, ne deveyi küçültür. koca dünyayı senin gözbebeklerine sığdırdığı gibi geçirir“.

Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir gün konferans verirken salonda bulunanlardan birisi kürsüye salatalık fırlatır. Salatalığı eline alan Necip Fazıl salondakilere dönerek:

“- Birisi kimliğini göndermiş, kiminse gelsin alsın” der.

Üstad hapishanede koğuşunda iken aynı koğuşa Nazım Hikmet getirilir,

Nazım Hikmet Üstadı görünce gülerek ” sendemi buradasın? Şu haline bak maymuna dönmüşsün” der… Üstat, karşısında duran Nazım Hikmet e cevabı yapıştırır… ” Ben de pencereye dönerim… “

---oOo---

Bir gün büyük şair Necip Fazıl Kısakürek’e sahilde rastlayan bir hayranı;

”Üstad, senin bütün mücadelelerin güzel, hizmetlerin eşsiz ama şu tarafın olmasa diye tenkit eder Bunun üzerine Necip Fazıl tebessüm ederek: ”şu boğaz’dan geçen lüks ve güzel gemiyi görüyor musun? Bak ne kadar lüks ve konforlu değil mi? İşte böylesine lüks geminin tuvaleti de vardır” der

Bir gün Necip Fazıl, bir üniversitede konferansa katılmış

Çıkıp herzamanki gibi Din ve Allah kavramı hakkında konuşmuş Konuşması bittikten sonra, onunla karşıt görüşlü olan bir Profesör, Necip Fazıl’a ‘Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz, şimdi ise o sözlerinize çelişen şeyler söylüyorsunuz Yazdığınız şiirler hala ezberimdedir bu ne demek oluyor? ‘ Necip Fazıl’ın cevabı meleklere parmak ısırtacak bir cevap olur ‘Benim geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece köpekler kurcalar‘

Nur Harmanı’nın pırıltılı kalemi Necip Fazıl’ın da içinde bulunduğu uçak, Yeşilköy Havaalanından kalktıktan kısa bir zaman sonra arızalanır ve geri döner Havaalanındakiler merakla, “Ne oldu, nasıl oldu?” diye sorarlar mübareğin cevabı hem teslimiyetçi hem de hikmetli: “Ahirete kabul etmediler, geri döndük“

Mahkemede hakim, Necip Fazıl’a:

– Bak, der Seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim, öyle değil mi? Necip Fazıl sorar: – Hakim Bey, yoksa istifa mı ediyorsunuz?

---oOo---

Rahmetli Ustad bir yerde konferans verirken, Ustadı sevemeyen biri konuşmayı biraz

dinledikten sonra salondan çıkar gibi yapıp ustadın önünden geçerken muz kabugunu Ustadın ön tarafına yere atar üstad umursamaz bir tavır; –Burada bir kimlik bulunmustur kayıb eden varsa gelip alsın der

---oOo---

1960’lı yıllar, Üstad’ın “Sahte Kahramanlar” konferansı ile Türkiye’yi salladığı yıllar İşte bu “Sahte Kahramanlar” dolayısıyla Ankara’ya gittiği zaman, devrin başbakanı bir adamını göndermiş Üstad’a adamın getirdiği mesaj şu:

—Muhterem Üstadım, sayın başbakanımızın size çok selamları var –Aleyküm Selam ,ne diyor? —Sahte kahramanlar konferansında kendilerinden söz edilmemesini istiyorlar Başbakanın adamının sözü bitince şöyle gürlemiş Üstad: —Var git söyle ona, sahte kahraman olmak da bir seviye işidir Onda bu seviye de yok, merak etmesin bahsetmeyeceğim

---oOo---

Kayseri’deydik, bir adam getirdiler, “şununla iki kelime konuş!” dediler bana Adam geldi Elinde sigara, Ramazan günü Anladım ne tip olduğunu…Hitap ettim:

“- Sigaranı at da öyle gel karşıma!”

Gayet ucuz bir formülü vardır bu işin Günün hemen bütün formülleri gibi

O da aynı şekilde cevap verdi:

“- Allah’ın bildiğini kuldan niye saklıyayım?”

Bu umumî formül

Devam ettim:

“- Allah senin tenasül aletin olduğunu da biliyor Niye saklıyorsun?“

Bozuldu, kala kaldı, hiçbir şeye aklı eremedi “- Senin bu susman mağlûp olman değildir Şimdi seni mağlûp edeyim dedim; Allah’ın bilmediği bir şey olabilir mi? O her şeyi biliyor Yalnız senin, Allah’ın bildiğini, yalnız ondan af dileyerek ona tahsis etmen ve onun bildiği şeyi ortaya açıkça, hayâsızca dökmemeni gerektiren bir fakülteye malik olman lâzım Sen bundan da mahrum bir bedbahtsın!“

---oOo---

Üstad Yenilgi ve mağlubiyeti kabul etmezdi Bir gün bir tren istasyonunda onun sinirli sinirli gezdiğini gören bir hayranı (bazı rivayetlere göre onu sevmeyen biri) sorar:

– Ne oldu Üstad, treni mi kaçırdınız? Üstad böyle bir ithamı kabul eder mi? Treni kaçırmak bir eksiklik, bir yenilgidir – Kovdum gitti, der

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Ashab-ı Bedir'in isim listesi ve bunu okumanın fazileti hakkında
Yazar: RasitTunca - 01-30-2019, 05:46 AM - Forum: Hikayeler - Yorum Yok



Ashab-ı Bedir'in isim listesi ve bunu okumanın fazileti hakkında (Bedir savaşına katılan sahabeler)

Hazreti Ali radıyallahu anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselâm beni, Zübeyir'i ve Mikdad'ı gönderdi ve:

— Hah Bahçesine kadar gidin. Orada devenin üzerinde bulunan çadırda bir kadın vardır ki, kendisinde bir mektup bulunduruyor. O mektubu ondan alın, buyurdu. Bu emir üzerine atlarımızla hızla gittik. Orada deve çadırındaki kadınla karşılaşınca:

— Mektubu çıkar, ver! dedik. Kadın ise:

— Bende mektup diye bir şey yok, cevabını verdi. Biz de: — Ya mektubu vereceksin, yahut bütün elbiselerini çıkaracaksın, diye ısrar ettik. Bunun üzerine kadın saçının örgüsü arasından mektubu çıkarıp verdi. Mektubu alıp Peygamber aleyhisselâma getirdik. Bir de ne görelim, mektub eshabdan Hâtib bin Beltea tarafından Mekke'deki müşriklerden bazı kimselere yazılmış. Hâtib bu mektubu Allah'ın Resulünün işlerini Mekke müşriklerine ihbar ediyordu.

Mektup okunduğu vakit, Peygamber aleyhisselâm:

— Bu ne? ey Hâtib dedi.

Hâtib de: .

— Ey Allah'ın Resulü, hükmünü vermekte acele etme, meseleyi arzedeyim, diye söze başlayıp; Ben Kureyş'e mensup birisiydim, fakat neseb bakımından onlardan değildim. Diğer Muhacirlerin ise Mekke'de yakınları vardı ki, bu sebeple onlar, oradaki çoluk çocukları ile mallarımı himaye altında bulunduruyorlardı. Benim ise, onların içinde akrabam bulunmadığından, bu şekilde kendilerine bir iyilik yapmak istedim ki, bu sebeple benim oradaki yakınlarımı himaye etsinler. Bu iği, küfre saptığım, dinimden döndüğüm için yapmadım, dedi ve böylece özür beyan etti.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm eshâbı kirama:

— Hâtib size doğruyu söyledi, buyurdu. Hazreti Ömer ise:

— Müsaade buyur da onun boynunu vurayım, Ey Allah'ın Resulü! dedi.

Peygamber aleyhisselâm Ömer radıyallahu anh'e:

— Olmaz, dedi ve:

— O, Bedir harbine katılmıştır, nereden biliyorsun, umulur ki Allah Bedir'e iştirak edenlerin hâlini biliyor da, bunun için onlar hakkında «Dilediğinizi işleyin, ben sizi afvettim» buyurmuştur, diye ilâve etti.

Bu hususta da «Ey îman edenler, benim düşmanlarımla sizin düşmananlarınızı dost kabul etmeyiniz.» (Mümtehîne Sûresi) mealindeki Ayet-i Kerime nazil oldu.

Değerli kardeşimiz,

1. Bedir Savaşı'na katılanların cennetlik olduklarını bizzat Resulü Ekrem Efendimiz müjdelemişlerdir.

2. Savaşın seyri sırasında kendilerine Allah tarafından gönderilen meleklerin de katıldığı Kur'ân'da bildirilmiş olup bu onlar için ayrıca bir fazilet sebebidir.

3. Ehli kemâl bazı zevatın beyanına nazaran evliyâullahdan pek çoğu velilik makamına Bedir ehlinin mübarek isimlerini okumaya devam etmekle nail olmuşlardır.

4. Birçok hastalığa tutulan kimsenin Bedir ehlinin mübarek ismini zikr ederek bu vesile ile şifa taleb edip lütfü ilâhiye mazhar olarak hastalık­larından kurtuldukları rivayet edilmektedir.

5. Ehli irfan bir zat: "Hasta bir kimsenin başı­na elimi koyup halis bir niyyetle Bedir ashabının adını okuduğumda mutlak şifa hâsıl olmuştur. Hatta hastanın eceli dahi gelmişse en azından rahatsızlığı hafiflemiştir." demektedir.

6. Bazıları da: "Duadan önce Bedir ashabının isimlerinin okunmasının duânin sür'atle kabulüne vesile olduğunu" söylemişlerdir.

Cafer b. Abdullah şöyle diyor:

    "Babam bana Peygamber (asm)'in bütün ashabını sevmemi vasiyet eder ve şunu ilave ederdi:

    'Ey canım yavrum, Bedir ashabının adı zikr edilince duâ kabul olunur, bu mübarek isimleri zikreden kulu, ilâhi rahmet; bereket gufran ve rızâ-ı İlâhî kuşatır. Bu isimleri okuyarak hacetde bulunanın dileği mutlaka yerine getirilir...' "

7. "Ehli Bedrin üzerinde bulundurmak, oku­mak, hıfzetmek, düşman üzerine nusret, düşman­ların şerrinden vikayet ve yangın ve hırsız ve boğul­maktan sıyânet ve veba ve tâûn ve cünûn ve emrazı sâireden himayet ve zevali fark ve husûlu gına ve vefâi duyûn ve güfrânü zünûb ve keşfi kürûb ve ten­viri kulûb velhâsıl cemîi matâlibi dünyeviyyeye ve mekâsıdı uhreviyyeye vusul ve celbi menfaii âlakiyye ve enfüsiyye ve ins ve cinnin mazaratlarını defetmek ve merâtibi dünyeviyyeye nail olmak için iksiri mücerreb olduğuna Meşihât-ı İslâmiyye tarafından mücahidini Islamiyyeye hediye olunmuştur."

Şu kadar var ki: Bu mübarek isimlerin okunuşu sırasında herbirinin adı söylenince, Radıyallahü anh "Allah ondan razı olsun" demek lazımdır. Şüphe yok ki Peygamberimizin (asm) adı söylenince "Sallallahü Aleyhi ve Sellem" denecektir. Zira bu edebe riayet etmek, maksadın daha kısa zamanda elde edilmesinde vesiledir.

Cenab-ı Hak (c.c.) bizleri onların şefaatine nail eylesin. Amin

(Rıdvanullahi aleyhim ecmeıyn)

Bedir savaşına katılan Ashab-ı Bedir'in isim listesi

01. Seyyidüna ve nebiyyüna Muhammed el-Muhaciri (Sallallahu teala aleyhi ve sellem)
02. Seyyidüna Ebû Bekir Sıddıyk el-Muhaciri (R.A.)
03. Seyyidüna Ömer ibnü'l-Hattab el-Muhaciri (R.A.)
04. Seyyidüna Osman ibn-i Affan el-Muhaciri (R.A.)
05. Seyyidüna Aliyy ibn-i Ebi Talib el-Muhaciri (R.A.)
06. Seyyidüna Talha bin Ubeydullah el-Muhaciri (R.A.)
07. Seyyidüna Zübeyr ibn-i Avvam el-Muhaciri (R.A.)
08. Seyyidüna Abdurrahman bin Avf el-Muhaciri (R.A.)
09. Seyyidüna Sa'd bin Ebi Vakkas el-Muhaciri (R.A.)
10. Seyyidüna Said ibn-i Zeyd el-Muhaciri (R.A.)
11. Seyyidüna Ebu Ubeyde bin Cerrah el-Muhaciri (R.A.)
12. Seyyidüna Übeyy ibn-i Ka'b el-Hazreci (R.A.)
13. Seyyidüna el-Ahnes ibn-i Habib el-Muhaciri (R.A.)
14. Seyyidüna el-Erkam ibn-i Erkam el-Muhaciri (R.A.)
15. Seyyidüna Es'ad ibn-i Yezîd el-Hazreci (R.A.)
16. Seyyidüna Enes Mevla Rasülillah el-Muhaciri (R.A.)
17. Seyyidüna Enes ibn-i Muaz el-Hazreci (R.A.)
18. Seyyidüna Enes ibn-i Katadet'el-Evsi (R.A.)
19. Seyyidüna Evs ibn-i Sabit el-Hazreci (R.A.)
20. Seyyidüna Evs ibn-i Havli el-Hazreci (R.A.)
21. Seyyidüna İyas ibn-i Evs el-Evsi (R.A.)
22. Seyyidüna İyas ibn'il-Bükeyr el-Muhaciri (R.A.)
23. Seyyidüna Büceyr ibn-i Ebi Büceyr el-Hazreci (R.A.)
24. Seyyidüna Bahhas ibn-i Sa'lebe el-Hazreci (R.A.)
25. Seyyidüna el-Bera bin Ma'rur el-Hazreci (R.A.)
26. Seyyidüna Besbese bin Amr el-Hazreci (R.A.)
27. Seyyidüna Bişr ibn'il-Bera el-Hazrecî (R.A,)
28. Seyyidüna Beşir ibn-i Said el-Hazrecî (R.A.)
29. Seyyidüna Bilal ibn-i Rebah el-Muhaciri (R.A.)
30. Seyyidüna Temim Mevla Hıraş el-Hazreci (R.A.)
31. Seyyidüna Temim Mevla Beni Ganem bin es-Silm el-Evsî (R.A.)
32. Seyyidüna Temim ibn-i Yuar el-Hazrecî (R.A.)
33. Seyyidüna Sabit ibn-i Akram el-Evsi (R.A.)
34. Seyyidüna Sabit ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
35. Seyyidüna Sabit ibn-i Halid el-Hazrecî (R.A.)
36. Seyyidüna Sabit ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
37. Seyyidüna Sabit ibn-i Hezzal el-Hazrecî (R.A.)
38. Seyyidüna Sa'lebe bin Hatim el-Evsî (R.A.)
39. Seyyidüna Sa'lebe bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
40. Seyyidüna Sa'lebe bin Aneme el-Hazreci (R.A.)
41. Seyyidüna Sıkf ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
42. Seyyidüna Cabir ibn-i Abdullah bin Riyab el-Hazrecî (R.A.)
43. Seyyidüna Cabir ibn-i Abdullah bin Amr el-Hazreci (R.A.)
44. Seyyidüna Cebbar ibn-i Sahr el-Hazrecî (R.A.)
45. Seyyidüna Cübr ibn-i Atik el-Evsi (R.A.)
46. Seyyidüna Cübeyr ibn-i İyas el-Evsi (R.A.)
47. Seyyidüna Hamza bin Abd'il-Muttalib el-Muhaciri (R.A.)
48. Seyyidüna el-Haris ibn-i Enes el-Evsi (R.A.)
49. Seyyidüna el-Haris ibn-i Evs bin Rafi' el-Evsi (R.A.)
50. Seyyidüna el-Haris ibn-i Evs bin Muaz el-Evsî (R.A.)
51. Seyyidüna el-Haris ibn-i Hatib el-Evsî (R.A.)
52. Seyyidüna el-Haris ibn-i Ebî Hazme el-Evsi (R.A.)
53. Seyyidüna el-Haris ibn-i Hazme el-Hazreci (R.A.)
54. Seyyidüna el-Haris ibn-i Simme el-Hazrecî (R.A.)
55. Seyyidüna el-Haris ibn-i Arfece el-Evsi (R.A.)
56. Seyyidüna el-Haris ibn-i Kays el-Evsî (R.A.)
57. Seyyidüna el-Haris ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
58. Seyyidüna el-Haris ibn'un-Nu'man ibn-i Ümeyye el-Evsi (R.A.)
59. Seyyidüna Harise bin Süraka el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
60. Seyyidüna Harise bin Nu'man el-Hazreci (R.A.)
61. Seyyidüna Hatıb ibn-i Ebi Beltea el-Muhaciri (R.A.)
62. Seyyidüna Hatıb ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
63. Seyyidüna el-Hubab ibn-i Münzir el-Hazrecî (R.A.)
64. Seyyidüna Habîb ibn-i Esved el-Hazrecî (R.A.)
65. Seyyidüna Haram ibn-i Milhan el-Hazreci (R.A.)
66. Seyyidüna Hureys ibn-i Zeyd el-Hazreci (R.A.)
67. Seyyidüna el-Husayn ibn-i Haris el-Muhaciri (R.A)
68. Seyyidüna Hamza bin el-Mumeyyir el-Hazreci (R.A.)
69. Seyyidüna Harice bin Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
70. Seyyidüna Halid ibn-i el-Bükeyr el-Hazrecî (R.A.)
71. Seyyidüna Halid ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
72. Seyyidüna Habbab ibn'ül-Eret el-Muhaciri (R.A.)
73. Seyyidüna Habbab Mevla Utbe el-Muhaciri (R.A.)
74. Seyyidüna Hubeyb ibn-i İsaf el-Hazreci (R.A.)
75. Seyyidüna Hıdaş ibn-i Katade el-Evsi (R.A.)
76. Seyyidüna Hıraş ibn'is-Sımme el-Hazrecî (R.A.)
77. Seyyidüna Hureym ibn-i Fatik el-Muhacirî (R.A.)
78. Seyyidüna Hallad ibn-i Rafi' el-Hazreci (R.A.)
79. Seyyidüna Hallad ibn-i Süveyd el-Hazrecî (R.A.)
80. Seyyidüna Hallad ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
81. Seyyidüna Hallad ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
82. Seyyidüna Huleyd ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.»
83. Seyyidüna Halife bin Adiyy el-Hazrecî (R.A.)
84. Seyyidüna Huneys ibn-i Hazafe el-Muhaciri (R.A.)
85. Seyyidüna Havvat ibn-i Cübeyr el-Evsî (R.A.)
86. Seyyidüna Havli bin Ebî Havli el-Muhaciri (R.A.)
87. Seyyidüna Zekvan ibn-i Ubeyd el-Hazrecî (R.A.)
88. Seyyidüna Zü'ş-Şimaleyn ibn-i Abd Amr el-Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
89. Seyyidüna Raşid ibn-i Mualla el-Hazrecî (R.A.)
90. Seyyidüna Rafi bin Haris el-Hazreci (R.A.)
91. Seyyidüna Rafi' bin Ğunecde el-Evsî (R.A.)
92. Seyyidüna Rafi' bin Malik el-Hazrecî (R.A.)
93. Seyyidüna Rafi'ibn'ül-Muall el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
94. Seyyidüna Rafi' bin Yezîd el-Evsi (R.A.)
95. Seyyidüna Rib'ıy bin Rafi' el-Evsî (R.A.)
96. Seyyidüna er-Rebi'ibn-ü İyas el-Hazrecî (R.A.)
97. Seyyidüna Rabia bin Eksem el-Muhaciri (R.A.)
98. Seyyidüna Ruhayle bin Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
99. Seyyidüna Rifaa bin Haris el-Hazreci (R.A.)
100.Seyyidüna Rifaa bin Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
101.Seyyidüna Rifaa bin Abd'il Münzir el-Evsî (R.A.)
102.Seyyidüna Rifaa bin Amr el-Hazreci (R.A.)
103.Seyyidüna Zübeyr ibn-i Avvam (R.A.)
104.Seyyidüna Ziyad ibn'is-Seken el-Evsî (R.A.)
105.Seyyidüna Ziyad ibn-i Lebid el-Hazrecî (R.A.)
106.Seyyidüna Ziyad ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
107.Seyyidüna Zeyd ibn-i Eslem el-Evsi (R.A.)
108.Seyyidüna Zeyd ibn-i Harise el-Muhaciri (R.A.)
109.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Hattab el-Muhaciri (R.A.)
110.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Müzeyyen el-Hazrecî (R.A.)
111.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Mualla el-Hazrecî (R.A.)
112.Seyyidüna Zeyd ibn-i Vedia el-Hazreci (R.A.)
113.Seyyidüna Salim Mevla Ebî Huzeyfe el-Muhaciri (R.A.)
114.Seyyidüna Salim ibn-i Umeyr el-Evsî (R.A.)
115.Seyyidüna es-Saib ibn-i Osman el-Muhaciri (R.A)
116.Seyyidüna Sebre bin Fatik el-Muhaciri (R.A.)
117.Seyyidüna Süraka bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
118.Seyyidüna Süraka bin Ka'b el-Hazreci (R.A.)
119.Seyyidüna Sa'd Mevla Hatıb el-Muhaciri (R.A.)
120.Seyyidüna Sa'd ibn'i Havle el-Muhaciri (R.A.)
121.Seyyidüna Sa'd ibn'i Hayseme el-Evsî (R.A.) (ŞEHİD)
122.Seyyidüna Sa'd ibn'ür-Rebi el-Hazrecî (R.A.)
123.Seyyidüna Sa'd ibn-i Zeyd el-Evsi (R.A.)
124.Seyyidüna Sa'd ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
125.Seyyidüna Sa'd ibn-i Sehi el-Hazreci (R.A.)
126.Seyyidüna Sa'd ibn-i Ubade el-Hazrecî (R.A.)
127.Seyyidüna Sa'd ibn-u Ubeyd el-Evsi (R.A.)
128.Seyyidüna Sa'd ibn-i Osman el-Hazrecî (R.A.)
129.Seyyidüna Sa'd ibn-i Muaz el-Evsi (R.A.)
130.Seyyidüna Süflan ibn-i Bişr el-Hazrecî (R.A.)
131.Seyyidüna Seleme bin Eslem el-Evsî (R.A.)
132.Seyyidüna Süleym ibn-ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
133.Seyyidüna Seleme bin Selame el-Evsi (R.A.)
134.Seyyidüna Selît' ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
135.Seyyidüna Süleym ibn-ül Haris el-Hazrecî (R.A.)
136.Seyyidüna Süleym ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
137.Seyyidüna Süleym ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
138.Seyyidüna Süleym ibn-i Milhan el-Hazrecî (R.A.)
139.Seyyidüna Simak ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
140.Seyyidüna Sinan ibn-i Ebî Sinan el-Muhaciri (R.A.)
141.Seyyidüna Sinan ibn-i Sayfi el-Muhaciri (R.A.)
142.Seyyidüna Sehl ibn-i Huneyf el-Evsî (R.A.)
143.Seyyidüna Sehl ibn-i Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
144.Seyyidüna Sehl ibn-i Atik el-Hazreci (R.A.)
145.Seyyidüna Sehl ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
146.Seyyidüna Sehl ibn-i Vehb el-Muhaciri (R.A.)
147.Seyyidüna Sehl ibn-i Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
148.Seyyidüna Sevad ibn-i Zerin el-Hazrecî (R.A.)
149.Seyyiduna Sevad ibn-i Ğaziyye el-Hazrecî (R.A.)
150.Seyyidüna Süveybıt ibn-i Harmele el-Muhaciri (R.A.)
151.Seyyidüna Şüca' ibn-i Ebi Vehb el-Muhaciri (R.A.)
152.Seyyidüna Şerik ibn-i Enes el-Evsî (R.A.)
153.Seyyidüna Şemmas ibn-i Osman el-Muhaciri (R.A.)
154.Seyyiduna Sabiyh Mevla Eb'l-As el-Muhaciri (R.A.)
155.Seyyidüna Safvan ibn-i Vehb el-Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
156.Seyyidüna Şuheyb ibn-i Sinan el-Muhaciri (R.A.)
157.Seyyidüna Sayfi bin Sevad el-Hazreci (R.A.)
158.Seyyidüna ed-Dahhak ibn-i Harise el-Hazreci (R.A.)
159.Seyyidüna ed-Dahhak ibn-i Abd-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
160.Seyyidüna Damre bin Amr el-Hazreci (R.A.)
161.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Haris el-Muhaciri (R.A.)
162.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
163.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Nu'man el-Hazrecî (R.A.)
164.Seyyidüna Tuleyb ibn-u Umeyr el-Muhaciri (R.A.)
165.Seyyidüna Asım ibn-i Sabir el-Evsî (R.A.)
166.Seyyidüna Asım ibn-i Adiyy el-Evsî (R.A.)
167.Seyyidüna Asım ibn-i Ukeyr el-Hazrecî (R.A.)
168.Seyyidüna Asım ibn-i Kays el-Evsi (R.A.)
169.Seyyiduna Akıl ibn'ül-Bükeyr el-Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
170.Seyyidüna Amir ibn-i Ümeyye el-Hazreci (R.A.)
171.Seyyidüna Amir ibn-i Bükeyr el-Muhaciri (R.A.)
172.Seyyiduna Amir ibn-i Rebia el-Muhacirî (R.A.)
173.Seyyidüna Amir ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
174.Seyyidüna Amir ibn-i Seleme el-Hazrecî (R.A.)
175.Seyyidüna Amir ibn-i Füheyre el-Muhaciri (R.A.)
176.Seyyidüna Amir ibn-i Muhalled el-Hazrecî (R.A.)
177.Seyyidüna Amir ibn-i Yezîd el-Evsî (R.A.)
178.Seyyidüna Ayiz ibn-i Maıs el-Hazreci (R.A.)
179.Seyyidüna Abbad ibn-i Bişr el-Evsi (R.A.)
18O.Seyyidüna Abbad ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
181.Seyyidüna Ubade bin Samit el-Hazrecî (R.A.)
182.Seyyidüna Abdullah ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
183.Seyyidüna Abdullah ibn-i Cübeyr el-Evsî (R.A.)
184.Seyyidüna Abdullah ibn-i Çahş el-Muhaciri (R.A.)
185.Seyyidüna Abdullah ibnü'l-Ced el-Hazrecî (R.A.)
186.Seyyidüna Abdullah ibn'ül-Humeyyir el-Hazreci (R.A.)
187.Seyyiduna Abdullah ibn'ür-Rebi el-Hazreci (R.A.)
188.Seyyidüna Abdullah ibn-i Revaha el-Hazrecî (R.A.)
189.Seyyidüna Abdullah ibn-i Zeyd el-Hazreci (R.A.)
190.Seyyidüna Abdullah ibn-i Süraka el-Muhaciri (R.A.)
191.Seyyidüna Abdullah ibn-i Seleme el-Evsi (R.A.)
192.Seyyidüna Abdullah ibn-i Sehi el-Evsi (R.A.)
193.Seyyidüna Abdullah ibn-i Süheyl el-Muhaciri (R.A.)
194.Seyyidüna Abdullah ibn-i Şerik el-Evsi (R.A.)
195.Seyyidüna Abdullah ibn-i Tarık el-Evsi (R.A.)
196.Seyyidüna Abdullah ibn-i Amir el-Hazreci (R.A.)
197.Seyyidüna Abdullah ibn-i Abd-i Menaf el-Hazreci (R.A.)
198.Seyyidüna Abdullah ibn-i Urfuta el-Hazrecî (R.A.)
199.Seyyidüna Abdullah ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
200.Seyyidüna Abdullah ibn-i Ümeyr el-Hazrecî (R.A.)
201.Seyyidüna Abdullah ibn-i Kays bin Halid el-Hazrecî (R.A.)
202.Seyyiduna Abdullah ibn-i Kays bin Sayfi el-Hazrecî (R.A.)
203.Seyyidüna Abdullah ibn-i Ka'b el-Hazrecî (R.A.)
204.Seyyidüna Abdullah ibn-i Mahreme el-Muhaciri (R.A.)
205.Seyyidüna Abdullah ibn-i Mes'ud el-Muhacirî (R.A.)
206.Seyyidüna Abdullah ibn-i Maz'un el-Muhacirî (R.A.)
207.Seyyidüna Abdullah ibn-i Numan el-Muhacirî (R.A.)
208.Seyyidüna Abd-i Rabb ibn-i Cebr el-Evsî (R.A.)
209.Seyyiduna Abdurrahman ibn-i Cebr el-Evsi (R.A.)
210.Seyyidüna Abdet'el-Haşhaş el-Hazrecî (R.A.)
211.Seyyidüna Abd ibn-i Amir el-Hazrecî (R.A.)
212.Seyyidüna Ubeyd ibn'ut-Teyyihan ey-Evsî (R.A.)
213.Seyyidüna Ubeyd ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
214.Seyyidüna Ubeyd ibn-i Ebî Ubeyd el-Evsi (R.A.)
215.Seyyidüna Ubeyde bin Haris el-Muhaciri (R.A.)
216.Seyyidüna Utban ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
217.Seyyidüna Utbe bin Rebıa el-Hazrecî (R.A.)
218.Seyyidüna Utbe bin Abdullah el-Hazrecî (R.A.)
219.Seyyidüna Utbe bin Gazvan el-Muhacirî (R.A.)
220.Seyyidüna Osman ibn-i Maz'un el-Muhacirî (R.A.)
221.Seyyidüna el-Aclan ibn'ün Nu'man el-Hazrecî (R.A.)
222.Seyyidüna Adiyy ibn-i Ebi Zağba el-Hazreci (R.A.)
223.Seyyidüna İsmet'übn'ül-Husayn el-Hazrecî (R.A.)
224.Seyyidüna Usaymet'ül-Hazreci (R.A.)
225.Seyyidüna Atıyye bin Nüveyre el-Hazrecî (R.A.)
226.Seyyidüna Ukbe bin Amir el-Hazrecî (R.A.)
227-Seyyidüna Ukbe bin Osman el Hazrecî (R.A.)
228.Seyyiduna Ukbe bin Vehb el-Hazreci (R.A.)
229.Seyyidüna Ukbe bin Vehb el-Muhacirî (R.A.)
230.Seyyidüna Ukkaşe bin Mıhsan el-Muhacirî (R.A.)
231.Seyyidüna Amman ibn-i Yasir el-Muhacirî (R.A.)
232.Seyyidüna Umare bin Hazm el-Hazrecî (R.A.)
233.Seyyidüna Umare bin Ziyad el-Evsî (R.A.)
234.Seyyidüna Amr ibn-i İyas el-Hazrecî (R.A.)
235.Seyyidüna Amr ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
236.Seyyidüna Amr ibn'ül-Cemuh el-Hazrecî (R.A.)
237.Seyyidüna Amr ibn'ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
238.Seyyidüna Amr ibn'ül Haris el-Muhacirî (R.A.)
239.Seyyidüna Amr ibn-i Süraka el-Muhaciri (R.A.)
240.Seyyidüna Amr ibn-i Ebi Şerh el-Muhaciri (R.A.)
241.Seyyidüna Amr ibn-i Talk el-Hazreci (R.A.)
242.Seyyidüna Amr ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
243.Seyyidüna Amr ibn-i Muaz el-Evsî (R.A.)
244.Seyyidüna Umeyr ibn-i Haram el-Evsî (R.A.)
245.Seyyidüna Umeyr ibn'ül Humam el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
246.Seyyidüna Umeyr ibn'ül-Amir el-Hazrecî (R.A.)
247.Seyyidüna Umeyr ibn-i Avf el-Muhacirî (R.A.)
248.Seyyidüna Umeyr ibn-i Ma'bed el-Evsî (R.A.)
249.Seyyidüna Umeyr ibn-i Ebî Vakkas el-Muhacirî (R.A.) (ŞEHİD)
250.Seyyidüna Avf ibn'ül-Haris el-Hazreci (R.A.)
251.Seyyidüna Uveym ibn-i Saide el-Evsî (R.A.)
252.Seyyidüna İyaz ibn-i Züheyr el-Muhacirî (R.A.)
253.Seyyidüna Ğannam ibn-i Evs el-Hazrecî (R.A.)
254.Seyyiduna el-Fakih ibn-i Bişr el-Hazrecî (R.A.)
255.Seyyiduna Ferve bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
256.Seyyiduna Katade bin Numan el-Hazrecî (R.A.)
257.Seyyidüna Kudame bin Maz'un el-Muhaciri (R.A.)
258.Seyyidüna Kutbe bin Amir el-Hazreci (R.A.)
259.Seyyidüna Kays ibn-i Mıhsan el-Hazrecî (R.A.)
260.Seyyidüna Kays ibn-i Mıhsan el-Hazrecî (R.A.)
261.Seyyidüna Kays ibn-i Muhalled el-Hazrecî (R.A.)
262.Seyyidüna Ka'b ibn-i Cemmez el-Hazreci (R.A.)
263.Seyyidüna Ka'b ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
264.Seyyidüna Malik ibn-i Ebi Havli el-Muhacirî (R.A.)
265.Seyyidüna Malik ibn-i Ebi Havli el-Muhaciri (R.A.)
266.Seyyidüna Malik ibn'ud Duhşum el-Hazrecî (R.A.)
267.Seyyidüna Malik ibn-i Rifaa el-Hazreci (R.A.)
268.Seyyidüna Malik ibn-i Rifaa el-Hazrecî (R.A.)
269.Seyyidüna Malik ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
270.Seyyidüna Malik ibn-i Kudame el-Evsı (R.A.)
271.Seyyidüna Malik ibn-i Mes'üd el-Hazrecî (R.A.)
272.Seyyiduna Malik ibn-i Nümeyle el-Evsi (R.A.)
273.Seyyidüna Malik Mübeşşir bin Abd'il-Munzir el-Evsî (R.A.) (ŞEHİD)
274-Seyyidüna Mücezzer ibn-i Ziyad el-Hazreci (R.A.)
275.Seyyidüna Muhriz ibn-i Amin el-Hazrecî (R.A.)
276.Seyyidüna Muhriz ibn-i Nasle el-Muhaciri (R.A.)
277.Seyyidüna Muhammed ibn-i Mesleme el-Evsî (R.A.)
278.Seyyidüna Midlac ibn-i Amir el-Muhaciri (R.A.)
279.Seyyidüna Mersed ibn-i Mersed el-Hazreci (R.A.)
280.Seyyiduna Mistah ibn-i Üsase el-Muhaciri (R.A.)
281.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Evs el-Hazrecî (R.A.)
282.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Halde el-Hazrecî (R.A.)
283.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Rebia el-Muhacirî (R.A.)
284.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
285.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
286.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Sa'd el-Evsi (R.A.)
287.Seyyidüna Mus'ab ibn-i Umeyr el-Muhacirî (R.A.)
288.Seyyidüna Muaz ibn-i Cebel el-Hazreci (R.A.)
289.Seyyidüna Muaz ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
290.Seyyidüna Muaz ibn-üs Sımme el-Hazrecî (R.A.)
291.Seyyidüna Muaz ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
292.Seyyidüna Muaz ibn-i Maıs el-Hazreci (R.A.)
293.Seyyidüna Ma'bed ibn-i Abbad el-Hazreci (R.A.)
294.Seyyidüna Ma'bed ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
295.Seyyidüna Muattib ibn-i Ubeyd el-Evsi (R.A.)
296.Seyyidüna Muattib ibn-i Avf el-Muhaciri (R.A.)
297.Seyyidüna Muattib ibn-i Kuşeyr el-Evsî (R.A.)
298.Seyyidüna Ma'kıl ibn-i Munzir el-Hazreci (R.A.)
299.Seyyidüna Ma'mer ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
300.Seyyidüna Ma'n ibn-i Adiyy el-Hazreci (R.A.)
301.Seyyidüna Ma'n ibn-i Yezîd el-Muhaciri (R.A.)
302-Seyyidüna Muavviz ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
303.Seyyidüna Muavviz ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
304.Seyyidüna Mikdad ibn'ül-Esved el-Muhaciri (R.A.)
305.Seyyidüna Muleyl ibn-i Vebre el -Hazreci (R.A.)
306.Seyyidüna Münzir ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
307.Seyyiduna Münzir ibn-i Kudame el-Evsî (R.A.)
308.Seyyidüna Münzir ibn-i Muhammed el-Evsi (R.A.)
309.Seyyidüna Mıhça' ibn'üs-Salih Mevla Ömer'ibn'ül-Hattab el Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
310.Seyyidüna Nadr ibn-i Haris el-Evsi (R.A.)
311.Seyyidüna Nu'man ibn-i el-A'rac el-Hazrecî (R.A.)
312.Seyyidüna Nu'man ibn-i Ebi Hazme el-Evsî (R.A.)
313.Seyyidüna Nu'man ibn-i Sinan el-Hazrecî (R.A.)
314.Seyyidüna Nu'man ibn-i Abd-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
315.Seyyidüna Nu'man ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A)
316.Seyyidüna Nu'man ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
317.Seyyidüna Nevfel ibn-i Abdullah el-Hazrecî (R.A.)
318.Seyyidüna Vakıd ibn-i Abdullah el-Muhaciri (R.A.)
319.Seyyidüna Varaka bin İyas el-Hazrecî (R.A)
320.Seyyidüna Vedia bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
321.Seyyiduna Vehb ibn-i Ebî Şerh el-Muhaciri (R.A.)
322.Seyyidüna Vehb ibn-i Sa'd el-Muhaciri (R.A.)
323.Seyyidüna Hanî'bin'Niyar el-Hazrecî (R.A.)
324.Seyyidüna Hübeyl ibn-i Vebre el-Hazrecî (R.A.)
325.Seyyidüna Hilal ibn-i Mualla el-Hazreci (R.A.)
326.Seyyidüna Yezid ibn-i el-Ahnes el-Muhaciri (R.A.)
327.Seyyidüna Yezîd ibn-i Rukayş el-Muhacirî (R.A.)
328.Seyyidüna Yezidi ibn-i Haram el-Hazrecî (R.A.)
329.Seyyidüna Yezîd ibn'ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
330.Seyyidüna Yezîd ibn'üs-Seken el-Evsî (R.A.)
331.Seyyidüna Yezid ibn'ül-Münzir el-Hazrecî (R.A.)

(RADIYALLAHU ANHUM ECMAİN)

(bk. Ashâb-ı Bedir, Derleyen: Halil el-Giridî, Yazan: Hafızu'l-Kur'ân İbrahim Edhemî, Buhara Yayınları, İstanbul)

Not: Ashab-ı Bedr'in bilinen meşhur adedi 313'tür. Ancak kayıtlarda, listelerde 333, 331, 319 gibi farklı rakamlar da verilmektedir.

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Sadaka Malı Eksiltmez - Dini Hikaye (Müslim, Zühd, 45)
Yazar: RasitTunca - 01-30-2019, 05:34 AM - Forum: Hikayeler - Yorum Yok



Sadaka Malı Eksiltmez - Dini Hikaye  (Müslim, Zühd, 45)

Nebî (sav), infâkın mala bereket getirdiğini açık bir şekilde ortaya koyan şu ibretli hâdiseyi anlatmıştır:

“Sahrâda yolculuk yapmakta olan bir adam, semâdaki bir buluttan «Falanın bahçesini sula!» diye bir ses duydu. Bundan sonra o bulut, kara taşlık bir yere saptı ve oraya suyunu boşalttı. Adam, suyun tamâmının bir derede toplandığını hayretle gördü ve suyu tâkip etti. Bir de baktı ki adamın biri, elindeki kürekle suyu oraya buraya çevirerek bahçesini suluyor. Ona:
“-Ey Allâh’ın kulu! Adın nedir?” diye sordu. Adam, daha önce buluttan duyduğu ismi söyledi, peşinden de:
“-Ey Allâh’ın kulu! Adımı niçin soruyorsun?” dedi. O da:
“-Ben şu suyu yağdıran buluttan, senin adını vererek, «Falanın bahçesini sula!» diye bir ses duymuştum da onun için sordum. Sen ne yapıyorsun ki bu lutfa mazhar oldun?” dedi. Bahçe sâhibi:
“-Mâdem ki merak ediyorsun söyleyeyim. Ben bu bahçenin ürününü hesap ederim; üçte birini sadaka olarak dağıtırım, üçte birini çoluk çocuğumla birlikte yerim, üçte birini de tohumluk olarak ayırırım, dedi.””

(Müslim, Zühd, 45)

Bu bahtiyâr zât, sırf cömertliği sâyesinde, çöl gibi suyun çok az bulunduğu bir yerde, Cenâb-ı Hakk’ın eşsiz lutfu sâyesinde, müstesnâ bir şekilde bahçesini sulayabilmekte ve bereketli mahsûller elde edebilmektedir.


Bu konuyu yazdır

Oku-1 iskender Olsan Neye Yarar Hikayesi
Yazar: RasitTunca - 01-30-2019, 05:27 AM - Forum: Hikayeler - Yorum Yok



iskender Olsan Neye Yarar Hikayesi

Hikâye edilir ki İskender, seferlerinin birinde hikmet ehli kimselerin bulunduğu bir adaya uğradı.
Burası son derece büyük bir adaydı.
Orada bir toplulukla karşılaştı.
Onların evleri kaya ve taşlardan oyulmuş mağaralardı.
Elbiseleri de ağaç yapraklarıydı.
Onlara bir takım meseleler sordu.
Onlar da yumuşak, tatlı bir şekilde hikmetli cevaplar verdiler.
Çünkü onlar, “Hakîm” isminin mazharı kimselerdi.
İskender onlara:
“İhtiyaçlarınızı bildirin, derhal karşılansın” dedi.
Onlar da gülümseyerek:
“-Senden bizi dünyada ebedî kılmanı istiyoruz” dediler.
İskender şaşırdı ve:
“-Bunu ben nasıl yapabilirim? Alıp verdiği bir nefesin bile sahibi olamayan, nefes aldığında vermeye, verdiğinde tekrar almaya gücü yetmeyen âciz bir varlık, nasıl olur da size ebedîlik bahşeder?” dedi.
Onlardan bir tanesi:
“- Öyleyse senden hayatta kaldığımız sürece bedenlerimize sıhhat vermeni istiyoruz” dedi.
İskender yine:
“-Ben buna da güç yetiremem” dedi.
Onlardan bir başkası:
“-Peki o halde bize ne kadar ömrümüz kaldığını söyle” dedi.
İskender yine acziyet içerisinde:
“-Ben kendimin ne kadar ömrü kaldığını bilmiyorum ki, sizinkini bileyim?” dedi.
Bunun üzerine o hikmet ehli topluluk İskender’e:
“- O zaman bırak da biz bunları, yani ihtiyaçlarımızı, bu söylediklerimizden daha fazlasına güç yetirebilen birinden isteyelim!” dediler.
Bir topluluk, İskender’in ordusunun çokluğuna hayretle bakıyorlardı.
Aralarında Şeyh Salûk adında dışardan bakıldığında fakir, garib görünen bir kimse vardı.
O zat etrafıyla hiç ilgilenmiyor ve başını kaldırmıyordu.
Onun bu hali İskender’in dikkatini çekti ve ona:
“-Sana ne oluyor ki insanların baktığı şeye bakmıyorsun?” diye sordu.
O da şöyle karşılık verdi:
“-Senden önce gördüğüm hiçbir mülk ve saltanat beni hayrete düşürmedi ki, sana ve senin saltanatına bakayım!” dedi.
Bu söz üzerine İskender:
“-Neden böyle söylüyorsun?” dedi.
O zât şu ibretli cevabı verdi:
“ -Bizim bir kralımız bir de fakir, garib bir komşumuz vardı. İkisi aynı günde öldüler. Ben bir müddet onlardan ayrılıp uzaklara gittim. Döndüğümde kabirlerinin başına geldim. Hangisi kral, hangisi garib idi birbirinden ayırmaya çalıştım, fakat ayıramadım!” dedi.
İskender, hikmet ehli bu zatların sözlerinden kendisine ibret dersleri çıkartarak yoluna devam etti.
“Ruhu’l-Beyan” tefsirinde anlatılan bu kıssanın peşinden Şeyh Attâr’ın şu güzel beyitleri nakledilir:
Bu nasıl hükümdarlık, nasıl padişahlık?
Ecel aslanıyla baş edemiyorsun.
Sen (İran şahı) Behrâm gibi güçlü olsan da,
Nihâyet yine mezara gireceksin.
Bu dünya mülkü gelip geçicidir.
Diri olan o cihânın hükümdarı olur.
Eğer o mülkün/ahiret hükümdarlığını istersen,
İbrahîm Edhem’e uyarak bu dünya sultanlığını fedâ et.
İbrahim bin Edhem kuddise sirruh madde sultanlığını terkedip mânâ sultanlığını tercih eden büyük bir Allah dostudur. O, Belh padişahıydı. Miladi 777 yılında Şam’da vefat etti.
Onun mânâ sultanlığını dünya sultanlığına tercih ederek gönül erleri yoluna girmesi şöyle oldu:
“-Bir gece tahtı üzerinde uyuyakalmıştı.
Gece yarısı sarayın tavanında birinin çatıda yürüdüğünü duydu ve şöyle seslendi:
“– Kimsin? Tavanda ne arıyorsun?” dedi.
Çatıdaki adam:
“– Ben yabancı biri değilim, devemi kaybettim, onu arıyorum.”
İbrahim iyice dehşete kapıldı ve:
“– Sen d eli misin, tavanda devenin işi ne?” dedi.
O da:
“– Asıl d eli sensin. Altın taht ve atlas ipekler içinde Allah’ı bulacağını mı sanıyorsun?” diye karşılık verdi.
Bu sözler, İbrahim b. Ethem’in intibaha gelmesine, uyanışına vesile oldu. Onun kalbi haşyet ve dehşetle doldu. Kulağında bu sesin akisleri çınladı, durdu. Nihayet dünya sultanlığını terkederek mânâ sultanlığı yoluna koyuldu.
İbrahim bin Ethem kuddise sirruh hazretlerinin hayat düsturu, kıymetli sözleri vardır. Onlardan bir kaçı şöyledir:
“-Kalplerinizi Allah korkusuyla, cesetlerinizi Allah’a ibadetle meşgul edin.
Yüzlerinizi hayâ, dillerinizi zikr-i ilâhi ile tenvir edin.
Gözlerinizi haramdan sakının.”
O dünya sevgisi hakkında şöyle derdi:
“-Hey kardeş! Dünyadan yüz çevir, çünkü dünya sevgisi insanı kör ve sağır yapar, zelil eder.”
“-İnsanlar arasına çokça karışmak dünya sevgisindendir. Meşguliyetlerinizi azaltın, Allah’a yönelin.”
“Sevgilinin hoşlanmadığını sevmek, sevgi alâmeti değildir.
Rabbımız dünyayı zemmetti; biz ise onu övmekle meşgulüz.
O dünyaya buğzetti; biz ise onu sevmekle meşgulüz.
O bizi dünyadan zühde teşvik ediyor; biz ise onu herşeye tercih ediyoruz.”
Sordular:
“– Kalbler neden perdelenir?”
İbrahim bin Ethem kuddise sirruh hazretleri şöyle cevap verdi:
“– Allah’ın buğzettiği şeyi sevmekten.
Dünyayı sevip, ona meyletmekten,
Oyun ve eğlenceye dalmaktan,
Ebedî hayat için ameli terketmekten” dedi.
Rabbimiz hikmet ehli bu zatların güzel sözlerinden hakkıyla istifade edebilmeyi, gönlümüze huzur veren bu güzel ölçüleri hayatımıza yansıtabilmeyi ve ebedî hayat için çokca amel yapabilmeyi cümlemize nasib eylesin.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Uykudayken Ele-Ayağa Kına Yakılması
Yazar: RasitTunca - 01-30-2019, 05:22 AM - Forum: Hikayeler - Yorum Yok




Uykudayken Ele-Ayağa Kına Yakılması


Soru: Sabah kalktıgımda ellerimde karışık şekillerde koyu renklerde belirgin kınalar vardı, her iki elimde de. Bunun nedenini söyler misiniz?

Soru: Bu olay babaannemin başına gelen bi olay. Akşam yatarken ayağında hiç bişey yokken sabah namazına abdest almak için uyandığında, sağ ayağına kına yakılmış olduğunu görmüş. Kına kokusu bile varmış. Bu neden olabilir?


Değerli Kardeşimiz:
Bunun nedenini bilmiyoruz. Ancak korkulacak bir durum değildir. Özellikle bu gibi durumları kötüye yormamalıyız.

Selam ve dua ile
Sorularla İslamiyet Editör

***


Belki başınıza gelmiştir, bir sabah uyandıklarında ellerinde ya da ayak parmaklarında kına şeklinde bir yanık iz gören kişilerin sayısı çok fazladır. Geçen bir sohbet esnasında gene bu konu gündeme geldi velhasıl bugunde aynı soruyu bir arkadaşımızın sorması üzerine böyle bir konuya değinmek istedik.

Şimdi olaya 2 türlü bakacak olursak birincisi şu şekilde olabilir; hepimizin bildiği gibi vücüt ve ruh bağımlıdır ancak belli bir zamana kadar, insan rüya alemine ruhuyla dalar, vucut sabittir ancak aradaki bağ hiçbir zaman tam olarak kopmaz, örneğin rüyada yüksek bir binadan atladığınızda aynı hissi yataktada hissedersiniz ve zıplarsınız (arasıra başıma gelmiş bir şey) aynı şekilde istemsiz olarak kabus gördüğümüzde el kol hareketleri yapmamız yada ona bağlı olarak konuşmamız hareket etmemiz bunlara örnektir. insan çok az rüyasını hatırlar, uyku esnasında binlerce onbinlerce rüyadan sadece bir kaçı hatırlanır; bazende öyle alemlere dalarki rüya esnasında tıpkı rüyada zıplamak gibi; korkmak gibi bir iz kanıt bırakır, buda genelde kına şeklinde yansır vucuda, bu aslında inanılmaz bir bağın olduğunu ve 2 aleminde adete iç içe olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Diğer bir taraftan bakacak olursak da, Rüyada kina görmek süsle yorumlanir. Rüyasinda eline kina yaktigini görmek, ziynete, süse düskün bir kisi olduguna isarettir. Rüyasinda baska birisinin eline kina yaktigini görmek, merhamet, sefkat ve müjde ile tabir olunur. Kirmani ye göre; kinayi bir kap içinde görmek, mal ve müjdedir. Ellerini veya ayaklarini kina ile boyadigini gören, Ailesini zengin eder. Bir rivayete göre de dinde fesattir. Diger bir rivayete göre, ailesine ait bazi isleri saklar. Sakalini kina ile boyamak, ibadeti gözleme, fakirligini halktan saklama, uzun ve hayirli ömür, Allah (cc) rizasi için çalismak seklinde yorumlanir. El ve ayaklarina kina koydugunu gören, kadin ise hileci olur. Bir rivayete göre kocasinin islerine hizmet eder. Eger boyamak seran mekruh ve kinadan baska bir seyle yapilirsa, gelinlerden gayrisi için hayirsizdir. Bir rivayete göre gelin için de iyi degildir. Kina yaktigini fakat tutmadigini görmek, halka göre meshur olan yani bilinen malini saklamaktir. Kinanin tuttugunu görmek, ayiplarinin gizli kalacagina delalet eder. Saç ve sakalini çamurla ve ona benzer seylerle boyadigini gören, halini olmayacak mazeretlerle örtmege çalisir, veya tiksindigi bir fenaliga ugrar. Vücudunun boyanmasi uygun olmayan yerlerini boyamak hayirli degildir Ancak ilaç için boyuyorsa buna diyecek yok. Bir baska rivayete göre de: Rüyada kina kisinin yapacagi isteki kabiliyetidir, Kina mal ve alideki zinetede isarettir.

Kına yakmakla alakalı Hadis-i Şerifler de vardır:

“Ebu Nuaym ve Bezzar’ın naklettiği hadis-i şerif de Efendimiz (as) :”Kına yakın. Zira güzelliğinizi, gençliğinizi ve nikah sevginizi arttırır.”

“Deylemî’nin naklettiği bir hadis-i şerif de ise Resûl-ü Ekrem (sav)) : ”İlk kına yakan İbrahim Peygamber’dir. Siyahla ilk boyanan da Firavundur.”

Müslim’in rivayet ettiği bir hadis-i şerif de ise yine Efendimiz (as): ”Kocası öle kadın (iddeti bitine kadar) süslü elbise giymez. Ziynet de takmaz, kına sürmez ve sürme çekmez.”

Deylemî’nin naklinde ki hadis de Efendimiz (sav) :”Boyanmanın en iyisi kına ile olandır.”
İbn-i Asakir’nin kaydettiği bir rivayette :”İhtiyarlığınızı kına ile giderin. Zira bu, yüzleriniz için güzellik, ağızlarınız için hoşluk, kadın için kuvvettir. Kına cennet ehlinin kokusunun seyyididir ve kına küfürle imanı ayırır.”

Deylemî’nin rivayet ettiği diğer bir hadis de; Resûl-ü Ekrem (sav) ;”Şunlar lut kavminin kötü ahlakındandırErkeklerin sakız çiğnemesi, yol üstünde misfak kullanmak, ıslık çalmak, güvercinle oynamak, erkeklerin parmaklarına kına yakması, bağrı açık gezmesi.”

Hâkim’in müstedrek’inde Efendimiz (sav):”Kına ile boyanın. Çünkü o güzel kokuludur ve korkuyu yatıştırır.

İbn-i Adi'nin rivayetinde ise Resul-ü Ekrem (as) “Saçlarınızı kınalayın ve Yahudilere benzemeyin.” buyuruyor.

Tabâranî ise şöyle bir hadis-i şerif rivayet eder: ”Peygamber Efendimiz, başından rahatsız olana “git hacamat ol”, ayağından rahatsız olana ,”git ayağına kına koy” derlerdi.”

İbn-i Mace: Efendimiz’den:”Bedeninde bir yara olursa üzerine kına korlardı.”

Beyhâkî ise şu hadis-i şerifi nakleder:”Kadının elinde kına eseri olmasını hoş görürlerdi.”

Görüldüğü gibi uykudan uyandığında elinde ayan-beyan kınalar görmek mutlak manasıyla hayra alamettir.

Selam ve dua ile inzar (Muhammet Kahraman)

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Döner + Ayran = 2,5 YTL (GERÇEK OLAY)
Yazar: RasitTunca - 01-30-2019, 05:19 AM - Forum: Hikayeler - Yorum Yok



Döner + Ayran = 2,5 YTL (GERÇEK OLAY)

Niye garsonun gösterdiği yere oturdum ki şimdi?
Bak gerilerde boş bir masa daha var.
Bu “cam kenarı” hassasiyeti de sürekli otobüsle seyahat etmemin, algılarımı çimdiklemesinden kaynaklansa gerek.
Of ne çok acıktım.
Zaten bu kadar acıkmasam, ne işim var burada değil mi?
Açım aç…
Şu an içimdeki tüm hislerin dibi tutmuş, beynim sağ ve sol lob diye yumurtaya öykünmüş, ruhumsa bir pilav gibi lapalaşmış.
İşte geliyor garson.

—Ne alırsınız efendim?

—Döner alayım, lakin iyi dönmüş olsun.

—Nasıl yani?

—Aman iyi pişmiş olsun diyecektim, af edersiniz.

—Peki efendim.

Çok acıkınca insanın dili de sürçüyor böyle.
Of şu cama da bir perde asmamışlar ki, yoldan geçen herkesle göz göze geliyor insan.
Acaba şu kaldırımdaki teyze, şu çocuk, şu delikanlı da benim gibi aç mıdır?
Yok, canım aç olsalar içeri girip bir şeyler yerlerdi değil mi?
Hem zaten şu yan masadaki genç kızlar gibi birazdan burnumu ketçapa daldırdım mı herkes hikâyemin dışında kalıverecek.
Zaten safer ayı diye sadaka vermiş, hayır hasenatta bulunmuşuz.
Cümle yoldan geçeni de doyuramayız ki kardeşim değil mi?
Açım ben aç...
Aç insan öyle çok fazla düşünmez, düşünmemeli.
Zira çoğu halkın aç bırakılma sebebi “düşünme”, “düşündükten sonra başkaldırma” dürtülerinin baltalanması için değil mi?

Döneri de camın kenarına mı koymuş bu adamlar?
Kokusu da tüm caddeye yayılmıştır şimdi.
Ah ah…
Aklıma anacığımın yemekleri geldi ve de çocukluğum.
Penceresinde küpeli çiçekleri olan beyaz badanalı bir evimiz vardı.
Annem saçlarımı tarayıp kafama kocaman bir kurdele kondurunca kendimi kremasından görünmeyen keklere benzetirdim.
Anacığım pek titizdi.
Beyaz yakalık, ütülü önlük, tertemiz mendillerle beni okula asılmaya hazır bir tabloya çevirirdi.
Lakin bu klasik tablo eve her dönüşte modern sanatın derin izlerini taşıyan Picasso resimlerine dönüşüverirdi.
Çünkü yakalığımı okulda unutur, üstüm başım leblebi tozuna bulanır, çoraplarım kirden görünmezdi.
En çok da işitme engelliler haber bültenini kaçırmayan bir çocuktum da ona gülerim.
Televizyonun sesini kapatır, kendimi duymuyor kabul eder ve spikerin hareketlerinden ne anlattığını anlamaya çalışırdım.
Milletin övdüğü “empati” yöntemini bakın ben daha çocukken yapıyormuşum.
Şimdide buraya oturmuş, dörtte biri yoksul olan halkımın gözü önünde yemek yemeye hazırlanıyorum.
Lokantanın camında bir gerdanlık gibi duran şu dönerde, göz hakkı kalmış çocuklar yokmuş gibi davranıyorum.
Yoksa kötü müyüm ben?
Yok, yozlaşmış diyelim.
Hem yoz hem de hala aç.

Oysa babamın dizinin dibinde, ödediğimiz her kuruş verginin bize yol, su, elektrik olarak dönmesini beklediğimiz yıllarda bu tür konularda ne kadar hassastık.

Gerçi o yıllarda da çoğumuz açtık, vatandaş demek bir nevi depozitolu şişe demekti ve de boş mideler birkaç tatlı söz ile takas edilirdi ama ruhları esir almaya kimsenin gücü yetmezdi.

Bay yanlış ile doğru Ahmet’i izleyip doğru yanlış ayrımı yaptığım yıllardı o yıllar. Bir de annemin doğru ve yanlışları vardı.
Misal dışarıya mandalina, salatalık gibi kokulu yiyeceklerle çıkmak yasaktı.
Yok, ille de dışarıda bir şey yenecekse bu ekmek olmalı ve mutlaka tüm arkadaşlara ısırtılmalı kalanı –ki kalırsa- öyle yenmeliydi.
Steril yaşayıp hijyenik büyümekten daha evlaydı, üzerinde “göz hakkı” olmayan bir ekmeği yemek.

Sonra komşular bahçede gözleme yaparlar, oradan geçen herkese ikram ederlerdi.
Yaşlısı genci tüm kadınlar bir açık oturumda hem fikir olmuş aydınlar gibi başlarını sallayıp “canı çeken olursa günah olur, ikram edilmezse bereketi kaçar, kimsenin gözü kalmasın, kul hakkının vebali büyüktür” mealli laflar ederlerdi.
O zamanlar pek anlamazdım.
Lakin lisedeyken ramazan ayında, yarım tostu midesine indiren Sinem’in karşısında yutkununca ve gözlerimi o tosttan ayıramayınca ve dahası içimde Sinem’i pataklama hissi doğunca anlayıvermiştim “göz hakkı”nın ne demek olduğunu.
Acaba şu karşıdan gelen lise talebesi de beni pataklamak istiyor mudur?

Of ne işim var benim burada?
Bunca hatıradan sonra şu cam kenarında dönüp duran dönerden daha pişkin ve daha dönek hissediyorum kendimi.
bilir o dönerin üzerinde kaç çift göz takılı kalmıştır.

İştahım kaçtı.
Kaçmalı zaten.
Çocukluğumda refleks haline gelmiş bazı hasletlere bile ancak iki saat düşününce ulaşır oldum artık.
Baksana şu halime!
Nerede o okuduğum erdemler, diğerkâmlıklar.
Hatta geçenlerde okuduğum Alâeddin Bey’in koskoca beylik makamını, kendi hakkı olduğu halde kardeşi Osman Bey’e teslim etmiş olmasına nasıl da hayran kalmıştım.
Bu bey, bir kişiye sadece hak ettiğini değil kendi hakkı olanı da verebilmişti.

Her şey değişmişti sanki.
Kâbe desenli örtüler duvarlardan inmiş, ezan okuyan saatler eskiciye verilmiş, sofralar küçülüp ikramlar buharlaşmıştı.
Ve annelerimizin bir zamanlar omzumuza muska gibi tutturduğu “kul hakkı hassasiyeti” bir sokak simidinde, bir hamburgerin mayonezinde, gezinerek tüketilmiş bir çikolatada eriyip kaybolmuştu sanki…

Evet, o döneri yemeyeceğim, gitmeliyim şimdi.

—Hey abla, çok dönmüş aman çok pişmiş dönerin kalsın mı?

—Kalsın kardeş. Hakkınızı helal edin.

Oh rahatladım biraz.
Gerçi hala açsın Ayşegül ama olsun.
Açlığın hoşuna gitmediğine, nefsine ağır geldiğine bakma sen!
Aslında bütün yıkıcılığına rağmen açlıktan daha âli ve daha ahi bir muallim yoktur.
Yeter ki şuurundan nefsine intikal ettirmeyesin.

ALINTI Ayşegül Genç


Bu konuyu yazdır

Oku-1 Barış manço ve fransız muhabir (GERÇEK OLAY)
Yazar: RasitTunca - 01-30-2019, 05:11 AM - Forum: Hikayeler - Yorum Yok



Barış manço ve fransız muhabir (GERÇEK OLAY)

Baris Manço Fransa'da bir televizyon kanalinin canli
yayinina konuktur...
Küstah bir spiker vardir ve Baris Manço ile dalga
geçmektedir...
Sürekli, "iste Türk, yani barbar, vahsi vs..."
demektedir...
Baris Manço daha fazla dayanamaz ve spikere
"yaninizda kâgit para var mi?" diye sorar!
Bu soruya spiker sasirir ve "evet var ama nolacak"
der...Baris Manço israr edince spiker cebindeki kâgit
paralar çikartir...
Bu olaydan az önce Baris Manço canli yayinda
"Anahtar" adlı sarkisini söylemiştir...
Bu sarkinin bir bölümü söyledir:
"Bes Akif- bir Saat Kulesi, iki Kule-bir Fatih, bes
Fatih-bir Mevlana, iki Mevlana-bir Sinan"
(Baris Manço / Anahtar sarkisi / Darisi Basiniza
Albümü / 1992)
Bu sarki bir matematik sorusudur ve sarkida adi geçen
kisiler o dönemdeki
Türk parası olan banknotlarin arkasinda fotografi
olan kisilerdir...
Baris Manço spikere sorar: "Bu paranizda fotografi
olan kisi kim?"
Spiker:"General......." Baris Manço diger paralardaki
fotograflari olan
kisileri de sorar, spikerin verdiği cevaplar hep
aynidir,
"General.......", "Amiral...........", "Komutan............."
Spikerin bu "falanca General, falanca Amiral, falanca
Komutan" cevablarından sonra,
bu sefer de Baris Manço cebinden Türk paralarini
çikarir... Spikere der ki:
"Bu parada fotografi olan kisi Mehmet Akif Ersoy'dur.
sairdir...
Bu fotograftaki kisi Mevlana'dir. Düsünürdür...
Bu paradaki fotografi olan kisi Fatih Sultan
Mehmet'dir. Adaletin sembolüdür...
Bu paradaki kisi ise Atatürk'tür. "Yurtta baris,
dünyada baris" diyen kisidir...
Bizim paralarimiz bunlar... Biz Türkler ince ruhlu,
kibar, medeni insanlar
olduğumuz için paralarimizin arkasına
"sairlerimizin",
"düsünürlerimizin","bilim adamalarimizin"
fotograflarini bastik...
Siz Fransizlar kendiniz barbar, vahsi oldugunuz için
paralarinizin arkasina hep savas
Adamlarinin fotograflarini basmisiniz!" der...
Baris Manço'nun bu müthis cevabindan sonra televizyon
yöneticileri
Canli yayini keserler ve spikeri oradan kovarlar,
baska bir spiker yerine
gelir ve canli yayin yeniden baslar, yeni spiker
Baris Manço'dan ve
Türklerden özür diler, programa böylece devam
edilir..

Bu konuyu yazdır