| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Mehmet Akifi Anma Ve istiklal Marşi’nin Kabulü |
|
Yazar: RasitTunca - 02-23-2019, 03:38 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
MEHMET AKİFİ ANMA VE İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ
İstiklâl Marşı
İstiklâl Marşı, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin[1] millî marşı. Mehmet Âkif Ersoy tarafından kaleme alınan bu eser, 12 Mart 1921'de Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İstiklâl Marşı olarak kabul edilmiştir.
Üç kıtada şanlı zaferlerle fetihler yapmış, 23 milyon km2’ye sahip olmuş, küreselleşen dünyaya inat 6,5 asır adaletiyle ayakta durmuş olan Osmanlı İmparatorluğu, girdiği 1. Dünya Harbi’nden yenik çıkmıştır. Emperyalist devletlerce vatan toprakları işgal edilmiş, halkımız adeta her taraftan bir soykırıma tabi tutulmuş binlerce ocak acımasızca yok edilmiştir. Tarihi şanla şerefle yazılı Türk milleti Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Anadolu yarımadasında “Ya İstiklal Ya Ölüm” parolası ile hareket ederek İstiklal Savaşı’na başlamıştır. Tabi bu savaşa yakışacak ömür boyu unutulmayacak bir şiire ihtiyaç duyulmuştur ve 1.TBMM hemen hazırlıklara başlamıştır.
Yıl 1921
Şanlı ordumuz Eskişehir İnönü önlerinde zaferle çıkmıştır. Şanlı bayrağımızın ve kahraman Türk milletinin simgesi olacak milli bir marş yazılması için milli eğitim bakanlığı tarafından bir yarışma açılmış ve kazanana para ödülü verileceği açıklanmıştır. Ülkenin her tarafından pek çok şair duygulu ve heyecanlı şiirleriyle yarışmaya katılmıştır. Mehmet Akif Ersoy’un yarışmaya katılmadığı görüldü. Nedeni sorulduğunda “Milli Marş para ile yazılmaz”. Cevabını verdi. Arkadaşlarının ısrarları üzerine ve kazanırsa ödülünü kahraman orduya vereceği şartı ile yarışmaya katıldı.
Türk milletinin zaferini, yüceliğini ve bayrağımızın kutsallığını en güzel duygularla anlatan istiklal marşı yarışmaya katılan 724 şiir arasından seçilerek MEB bakanı Hamdullah Suphi tanrı öven tarafından büyük millet meclisinde okundu. Bütün milletvekillerince büyük bir coşku ve heyecan içerisinde iki defa ayakta dinlenen istiklal şiiri 12 Mart 1921 de TBMM tarafından milli marşımız olarak kabul edildi
Tarihçe
Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlarında, İstiklâl Harbi'nin milli bir ruh içerisinde kazanılması imkânını sağlamak amacıyla Maarif Vekaleti, 1921'de bir güfte yarışması düzenlemiş, söz konusu yarışmaya toplam 724 şiir katılmıştır. Kazanan güfteye para ödülü konduğu için önce yarışmaya katılmak istemeyen Burdur milletvekili Mehmet Akif Ersoy, Maarif Vekili Hamdullah Suphi'nin ısrarı üzerine, Ankara'daki Taceddin Dergahı'nda yazdığı ve İstiklal Harbi'ni verecek olan Türk Ordusu'na hitap ettiği şiirini yarışmaya koymuştur. Yapılan elemeler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda, bazı mebusların itirazlarına rağmen Mehmet Âkif'in yazdığı şiir coşkulu alkışlarla[2] kabul edilmiştir. Mecliste İstiklâl Marşı'nı okuyan ilk kişi dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver olmuştur.[3][4][5]
Mehmet Âkif Ersoy İstiklâl Marşı'nın güftesini, şiirlerini topladığı Safahat'a dahil etmemiş ve İstiklâl Marşı'nın Türk Milleti'nin eseri olduğunu beyan etmiştir.
Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katılmış, 1924 yılında Ankara'da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay'ın bestesini kabul etmiştir.[6] Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930'da değiştirilerek, dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör'ün 1922'de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konmuş, toplamda dokuz dörtlük ve bir beşlikten oluşan marşın armonilemesini Edgar Manas, bando düzenlemesini de İhsan Servet Künçer yapmıştır. Üngör'ün yakın dostu Cemal Reşit Rey'le yapılmış olan bir röportajda da kendisinin belirttiğine göre aslında başka bir güfte üzerine yapılmıştır ve İstiklal Marşı olması düşünülerek bestelenmemiştir. Söz ve melodide yer yer görülen uyum (Prozodi) eksikliğinin (örneğin "Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak" mısrası ezgili okunduğunda "şafaklarda" sözcüğü iki müzikal cümle arasında bölünmüştür) esas sebebi de budur. Protokol gereği, sadece ilk iki dörtlük beste eşliğinde günümüzde İstiklâl Marşı olarak söylenmektedir.[7]
Marşı : İstiklal Marşı Dinle
Metni
İSTİKLÂL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâ-mahrem eli.
Bu ezanlar -ki şehadetleri dînin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!
MEHMET AKİF ERSOY
----------------------------
Kaynakça
^ Ülsever, Cüneyt (25 Mart 2007). "KKTC'de yaşanan Türklük kriziyle ilgili bilgi notu". Hürriyet. 18 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ İstiklâl Marşı Yayın: Milli Eğitim Bakanlığı, Yayın tarihi: 2003.
^ "Maarif vekaleti tezkeresinin okunması (26.02.1921)". TBMM. 18 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ "İlk okunması (01.03.1921)". TBMM. 18 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ "Görüşmeler ve kabulü (12.03.1921)". TBMM. 18 Şubat 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi.
^ "İstiklâl Marşı'nın Altı Yıl Boyunca Kullanılan İlk Bestesi". Youtube. 21 Eylül 2006. Erişim tarihi: 18 Şubat 2015.
^ "İstiklâl Marşı'nın notası". TBMM. Erişim tarihi: 18 Şubat 2015.
|
|
|
Omega (Ω ω) Nedir? | Omega 3 - Omega 6 Nelerde Bulunur? | Faydaları Nelerdir? |
|
Yazar: RasitTunca - 02-23-2019, 03:33 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Omega (Ω ω) Nedir? | Omega 3 - Omega 6 Nelerde Bulunur? | Faydaları Nelerdir? | Eksikliğinde Neler olur?
Omega (Ω ω) (Yunanca: Ωμέγα, Omega), yirmi dört harfli Yunan alfabesinin sonuncu harfidir. Türkçedeki O sesi gibidir, ancak genellikle Ö sesine yakın bir ses verir.
Omega 3 ve Omega 6 faydaları ve kullanımı
Omega 3 ve Omega 6′nın bazı hastalıklara faydalı olduğı Ahmet Maranki tarafından açıklandı onaylandı.Şimdi kendi ağzından Omega 3 ve Omega 6 faydaları ve kullanımını dinleyelim..
omega Omega 3 ve Omega 6 faydaları ve kullanımı
Omega-3 ve omega-6 asitleri vücutta yapılamayan ve dışarıdan alınması gereken yağ asitleridir. Bunlara bu nedenle tıp dilinde “esanssiyel yağ” asitleri adı verilir. Buradaki 3 ve 6 rakamları kimyasal yapılarındaki ilk çift bağlanmanın olduğu karbon atomunu gösterir. Eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) uzun zincirli omega-3 yağ asitleridir.
Görevleri:
1)Hücre mebranı sabitler: Hücre memranların iyi çalışması omega-3 ve omega-6 ile olur. DHA özellkle retina ve sinir hücre membranlarında bulunur.
2)Görme: DHA isimli omega-3 göz dibindeki retina hücrelerinde yüksek konsantrasyonda bulunur. Retinanın gelişimi için DHA yağ asiti çok önemlidir.
3)Sinir Hücreleri: beyindeki gri dokuda bulunan posfolipidler yüksek oranda DHA yağ asiti ve araşidonik asit bulunur. Hayvan çalışmaları beyindeki DHA azaldığında öğrenmenin azaldığını göstermiştir.
4) İltihap hormonları üretimini azaltır
5) Gen etkileşimi yapar.
Yağ Asit Yetmezliği;
Esansiyel yağ siteleri eksikliğinde klinik olarak bebeklerde büyüme ve gelişmede azalma, enfeksiyonlara eğilimin artması, yara iyileşmesinin zor olması gibi belirtiler olur. Omega-3 ve omega-6 az alınınca omega-9 kanda artar. Kronik yağ emilim bozukluğunda, kistik fibroziste yağ asit yetmezliği sık görülür.
Omega-3 ve Omega-6’nın Hastalık Önlenmesinde Kullanımı:
1)Erken Doğan Prematüre Bebeklerde mamalara Katılması:
Prematür doğan bebeklerde göz ve sinir dokusu gelişimi için mamalara DHA katılması düşünülmüştür. Ancak yapılan bilimsel çalışmalarda faydalı olduğunu bildiren sonuçlar olduğu kadar faydalı olmadığını bildiren çalışmalar da vardır.
2) Gebelik
Gebelikte omega-3 almanın gestasyonal diyabet (gebelik diyabeti), hipertansiyon ve eklampsi denen hastalık oluşmasını önlemediği saptanmıştır.
Avruapa’da yapılan çalışmalarda yüksek riskli gebelere son trimestrde (son üç ayda) günde 2.7 gram EPA+DHA yağ asiti verildiğinde prematür doğum riskinin % 33 den % 21’e azaldığı gösterilmiştir. Gebelikte EPA ve DHA alan annelerinin beyin fonksiyonlarının daha iyi olduğu iddia edilmişse de ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
3) Kalp Hastalıkları
Omega-6 Yağ Asiti Kullanımı
Omega-6 (linoleik asit, LA) ya asiti kullanımı bazı çalışmalarda kalp hastalığını önlediği gösterilmiş bazılarında ise gösterilememiştir. Omega-6 alanlarda kolesterol, trigliserit ve LDL kolesteroö düzeyleri daha düşük bulunmuştur.
Omega-3 Kullanımı
Alfa linolenik asit (ALA) bir omega-3 yağ asitidir ve yapılan çalışmalar günde 1 gram ALA alanlarda koroner kalp hastalığının % 16 azaldığını , riskin % 47 azaldığını göstermiştir. Omega-3 alınmasıyla kan kolesterolü düşmezken CRP denen kalp hastalığı riskini gösteren protein azalır.
Uzun Zincirli Omega-3 Yağ Asiti EPA ve DHA Kullanımı
EPA ve DHA alımı en etkili metot olup bunları alanlarda kalp ve damar hastalıkları aritmilerin önlenmesi, ani ölümün önlenmesi, pıhtı oluşumunun önlenmesi, kan trigliserid düzeyinin azalması, damar sertliğinin azalması, damar endotelinin düzelmesi ve enflamasyonun azalması ile kendini gösterir. Bu nedenle kalp krizi ve inme azalır. Bu nedenle haftada en az 2 kez yağlı balık yemelidir.
Hastalıkların Tedavisinde Kullanımı
1)Koroner Kalp hastalığı varsa: Günde 1 gram EPA-DHA alınmalıdır
2)Şeker Hastalarında: Özellikle trigliserid yüksekse omega-3 alınmalıdır (1 gram/gün)
3)Trigliserrit Yüksekse: Günde 2 gram DHA+EPA alınmalıdır
4)Romatoit Artrit: Bu hastalarda diğer ilaçların dozunda azalmaya neden olur.
5)Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı: Bu hastalıklarda umut verici sonuçlar alınmıştır.
6)Astım Hastaları: Yapılan çalışmalarda faydası bulunamadı.
7)Depresyon ve Manik-Depresyon, Şizofreni: Bazı çalışmalarda EPA+DHA alan hastalarda deprosyonun kısmen düzeldiği veya faydalı olduğu gösterilmiştir. Manik-Depresyon ataklarında da azalma olmuştur. Şizofrenili hastalarda da kanda omega-3 yağ asitleri düşük bulunduğundan EPA verilmiştir. Antipsikotik ilaçlarla birlikte EPA verilen hastalarda iyileşma daha iyi bulunmuştur.
Hangi Gıdalarda Bulunur?
Omega-6 Yağ Asitleri
![[Resim: 145797775342523.jpg]](https://image.1trk.net/uploads/145797775342523.jpg)
![[Resim: 1457977753464.jpg]](https://image.1trk.net/uploads/1457977753464.jpg)
Omega-6 yağ asitleri bitkisel yağlarda bulunur. Soya yağı, ayçekirdeği yağı, mısır yağında ve susam yağında omega-6 yağ asiti vardır. Ceviz, badem, fındık gibi kuru yemişlerde vardır.
Omega-3 Yağ Asitleri
ALA (Alfa linoeik Asit) : ALA omega-3 yağ asiti keten tohumu, ceviz ve bunların yağında bulunur. Kanola yağı da ALA kaynağıdır. Bu nedenle Kanola yağı en iyi yağlardan birisidir.
Diyetle alınan omega -6’ nın omega-3’e oranı giderek artmış ve son zamanlarda 10-20/1 olmuştur. Oysa esas faydalı olan omega-3 yağ asit alımının artırılmasıdır. Bu nedenle Amerikan Kalp Cemiyeti kalp ve damarları korumak ve ritm bozukluklarından korunmak için haftada en az 2 defa balık yenmesini ve koroner kalp hastalığı varsa yaklaşık 1 gram omega-3 ‘ün eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) karışımı olarak alınmasını önermektedir.
Eicosapentaenoic Acid (EPA) ve Docosahexaenoic Acid (DHA):
Bunlar en iyi omega-3 yağ asitleridir. Bunların esas kaynağı yağlı balıklardır. Somon, sardunya, Tuna balığı gibi yağlı balıklar bu yağ asitlerince zengindir.
Piyasada Nasıl Satılır?
Omega-6 Yağ Asiti
Borage Oil (yağ), evening primrose oil içinde çok fazla gama linoneik asit (GLA) vardır ve bu omega-6’dır. Bu ilaçlar yüksek dozda mide ve barsaklarda yan etki yapar. Primrose evening oil ürününü epilepsisi olanlar kullanmamalıdır. Kasılmaları artırabilir.
Omega-3 Yağ Asiti
Keten tohumu yağında omega-3 (ALA) yağ asiti vardır. Balık yağı içinde EPA ve DHA oranı çok değişkendir. Bu nedenle bu tür ürünlerin etiketindeki EPA ve DHA oranını okumak gerekir. Bu ürünler yemekle birlikte iyi emilir. Cod liver oil de omega-3 içerir ancak bunda yüksek A vitamini vardır. Omega-3 alanlarda yan etki olarak reflüde artma, bulantı ve ishal olabilir.
![[Resim: 145797775348745.jpg]](https://image.1trk.net/uploads/145797775348745.jpg)
Omega-3 Alırken Dikkat!
Omega-3 ürünleri 3 gram/güne kadar güvenle alınırsa da kanama zamanında uzama olmasına dikkat edilmelidir. Coumadin, aspirin gibi ilaç kulananlar kanama zamanı ve INR ile takip edilmelidir. Bu ürünler bağışıklık sistemini baskıladığından sık hastalanan (enfeksiyon geçiren) ve bağışıklık sistemi bozuk kişilerde kullanmamalıdır. Bazı hastalar trigliserit yüksekliği için balık yağı alırken LDL kolesterol düzeyini kontrol etlidir. Yapılan bazı çalışmalarda balık yağı tüketen kişilerde LDL kolesterolün arttığı saptanmıştır.
İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR?
İnsülin hormonu, midenin altında bulunan pankreas bezindeki beta hücrelerinden salgılanır. Pankreas bezinden insülin salgılanması kan şekeri seviyesine göre ayarlanır. Kanda şeker artınca ilk 1-2 dakika içinde pankreastan insülin salgısı hızlı olur ve buna ‘’ilk faz insülin salgısı’’ denir. Bu salgı 3-7 dakika sürer. Daha sonra ikinci faz denen salgı oluşur ki, bu yavaş bir salgılanmadır ve devamlıdır.
Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar bağırsaklarda parçalanır ve ufak şeker parçalarına dönüşür ve bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır.
Enerji sağlanması için kan şekerinin, kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi dokular başta olmak üzere hepsine girmesi gerekir. Kandaki şekerin hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu sayesinde olur. Bir bakıma insülin enerjinin depolanmasını sağlayan bir hormondur. İnsülin hormonu yoksa veya olduğu halde etki gösteremiyorsa şeker hücreye giremediğinden kanda birikir ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Kan şekerinin ayarlanmasında insülin çok önemli olmasına rağmen diğer hormonların (glukagon, adrenalin gibi) da kısmi etkileri vardır.
Obezite yani kilo almaya neden olan hormonlardan birisi kanda insülin hormonunun yemek sonrası yüksek olmasıdır. Yüksek glisemik indekse sahip yani kan şekerini hızlı yükselten karbonhidratların devamlı fazla yenmesi kanda insülin hormonunun hep yüksek olmasına, doygunluğun kısa süreli olmasına, acıkma ataklarına ve kilo almaya neden olur. Kandaki aşırı insülin kilo almanızın en önemli nedenidir.
Bu nedenle kanda insülin düzeyini normal sınırlarda tutmak kilo vermenizi sağlamaktadır. Kanda yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, fakat daha sonra bu görevini yapamaz hale gelir. İşte insülin hormonunun yeterince etkili olamamasına İNSÜLİN DİRENCİ (Rezistansı) adı verilir. İnsülin direnci’ni kan damarıyla hücre arasında bulunan bir duvar olarak düşünebilirsiniz. Bu duvar (insülin direnci) kandaki glukozun kas ve yağ hücresine girmesini önler. Duvar yükseldikçe (insülin direnci arttıkça) kan şekerinin hücreye girmesi için daha fazla insülin salgılanması gerekir. Pankreastan salgılanan insülin hormonu salgısı, belirli bir süre sonra pankreas bezinin çok çalışmaktan dolayı yorulması nedeniyle azalır ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Bu süreçte önce reaktif hipoglisemi (acıkma atakları), gizli şeker ve sonra aşikar şeker hastalığı ortaya çıkar.
İnsülin direncinin etkili olduğu yerler kaslar ve karaciğerdir. Kandaki şeker kaslar ve karaciğer tarafından çok miktarda alınır. Eğer direnç varsa yani insülin yeterince etkili değilse yemek sonrası kanda artan şeker kas ve karaciğere giremediği için kanda birikmeye başlar ve kan şekeri yükselir.
İnsülin hormonu yağ dokusundan yağların çözülmesini engelleyen bir hormondur. İnsülin etkisi azalınca yağ dokusundan yağlar çözülmeye başlar ve kanda yağ asitleri veya yağlar artmaya başlar.
Karaciğerde oluşan şeker üretimi sağlıklı kişilerde insülin hormonu tarafından baskılanır. Şeker hastalarında ise insülin etkisi olmadığından karaciğerden de aşırı miktarda şeker üretilir ve kan şekeri yükselir. Açlık kan şekeri 100 mg/dl ‘yi geçtiği andan itibaren karaciğerde şeker üretimi artmış demektir.
İnsülin direnci kilolu kişilerde daha fazladır ve o yüzden kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker hastalığı görülme olasılığı artar. Özellikle yağın karında iç organlar etrafında birikmesi şeker hastalığı riskini iyice artırır.
Yağ dokusundan çözünen yağ asitlerinin kanda çok artması hem insülinin çalışmasını bozar hem de bu yağların depolanmaması gereken pankreas gibi dokularda depolanması da şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunur.
Dr. Ender Saraç OMEGA 3 faydaları ve OMEGA 3 içeren besinler
Dr. Ender Saraç omega-3 yağı yararları ve kullanımı. Omega-3 nelerde bulunur? Omega-3 içeren besinler: Omega-3 yağı hayvansal gıda olarak en çok somon, uskumru, sardunya gibi balıklarda, bitkisel gıdalardan ise başta ketentohumu olmak üzere ceviz, semizotu ve taze fasulyede bulunur.
Omega-3 yağı kolesterolü düşürür, hafızayı kuvvetlendirir, yorgunluğu azaltır, eklem iltihaplarına karşı iyi gelir, kanı sulandırır ve cildi nemlendirir. Standart dozlarından, günde 1 kapsül veya 2 tatlı kaşığı tok karnına tüketilir. Omega-3′ün ayrıca iştah açıcı etkisi de bulunmaktadır, bu nedenle iştahlı olup kilo veremeyenlere önermem. Ama yorgun ve iştahsız kişilere şiddetle tavsiye ederim.
Ben omega-3 yağını bazı egzama türlerinde, sinir sisteminin çeşitli hastalıklarında, depresyondan korunmada veya tedaviye yardımcı olarak kullandığımda birçok hastamda olumlu sonuçlar aldım. Dikkat edilmesi gereken noktalar: omega-3′ün bilinen ciddi bir yan etkisi yoktur. Ancak balık ürünlerine karşı alerjisi olan ve hayvansal preparatları kullananların dikkatli olması gerekir.
Ayrıca kan sulandırıcı hap kullananlar da doktorlarına danışmadan omega-3 kullanmamalıdır.
Dr. Ender SARAÇ
Omega 3 eksikliği ve kalp krizi
Yapılan araştırmalara göre her 38 saniyede bir kişi kalp krizi nedeniyle hayatını kaybediyor. Kalp krizini tetikleyen pek çok faktörden biri de Omega 3 eksikliği. Klinik Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Özışık Omega 3 hakkındaki soruları yanıtlıyor!
hizliresimyukle.com - Resmi tam boyutta görmek için Tıklayınız
Omega 3 nedir, ne işe yarar?
Kalp ve birçok sistemin korunması için gerekli olan Omega 3 vücut tarafından yapılamayan ve muhakkak dışarıdan alınması gereken bir yağ asididir. Kişilerin yaşam tarzı ve metabolizmalarındaki değişiklikler, örneğin sigara içmek, yanlış beslenme alışkanlığı da Omega 3 seviyeleri üzerinde son derecede etkilidir. Her balıkta yeterli Omega 3 olmadığı gibi bazen yenilen balıklar ve alınan bazı Omega 3 takviyeleri de vücut tarafından yeterince kullanılamamaktadır. Balığın hazırlanışından seçimine kadar çeşitli faktörlerin Omega 3 düzeyleri üzerindeki etkisi çok önemlidir. Bu nedenle kişilerin Omega 3 seviyelerini balık yiyip yememesine, takviye alıp almamasına bakarak tahmin etmek imkansızdır ve kişiler farkında olmadan düşük Omega 3 düzeyine bağlı tehlikelerle karşı karşıya kalabilmektedirler.
Tam da bu noktada hs-Omega 3 indeks testi kişilere ve doktorlara son derecede yardımcı olmaktadır ve sadece Omega 3 seviyesini değil, trans yağlar dahil, 23 çeşit yağ asidinin durumunu da inceleyerek kişinin hem korunma düzeyini, hem de potansiyel sağlık risklerini ortaya koymaktadır.
hs-OMEGA 3 İNDEKS testi nedir?
hs-Omega 3 indeks testi Omega 3 yağ asitlerinin miktarını ölçen yeni nesil bir kan testidir. Bu test sayesinde ani kardiyak ölüm riskinizi ve korunma durumunuzu belirleyebilirsiniz. Araştırmalar düşük Omega 3 indeksinin yüksek kalp krizi riski ile ilişkisini göstermiştir. 3.3’ten düşük Omega 3 indeksi yüksek kalp krizi ölüm riskini işaret etmektedir.
Omega 3 indeksini % 6.5’a çıkartmak kalp krizinden ani ölüm riskini % 90 oranında azaltmaktadır. İdeal değerler 8 ila 11 arasıdır.
Omega 3 miktarı kadar bu testte belirtilen Omega 3 – Omega 6 oranı ve yine bu testte yapılan 23 farklı trans yağlar ile doymuş yağlar dahil çeşitli yağ asitlerinizin düzeyi de çok önemlidir.
hs-OMEGA 3 İNDEKS testi nasıl yaptırılır?
hs-Omega 3 indeks testi size bu konuda yol gösterecek en gelişmiş testtir. hs-Omega 3 indeks testi hakkında doktorunuzdan, diyetisyeninizden veya eczacınızdan bilgi alabilirsiniz. hs-Omega 3 indeks testi şu ana kadar CLIA sertifikası almış ve hem ABD, hem de Avrupa’da ruhsatlanmış olan tek testtir. Çok yeni geliştirilmiş bir test olan hs-Omega 3 indeks testi kırmızı kan hücreleri zarındaki Omega 3 yağ asitlerinin miktarını ölçmeye dayanmaktadır. Araştırmalar Omega 3 asitlerinin yüksek olduğu zaman kalp korumasının en üst seviyede olduğunu göstermektedir. Bu testte Omega 3 dahil olmak üzere 23 çeşit yağ asidi ölçülmektedir ve sonuçları verilmektedir. Doktorunuz veya diyetisyeniniz bu sonuçlara göre size gerekenleri önererek ve takip ederek kalp krizi riskinizi, damarsal hastalık risklerinizi ve aşağıdaki pek çok duruma karşı riskinizi ileri derecede düşürme imkanına sahiptir. Diğer taraftan, hamilelerde Omega indeks testi çok önemli rol oynamaktadır. Düşük Omega 3 indeksi ileride doğacak çocukta bazı sağlık problemlerine neden olabilmektedir.
İdeal Omega 3 alımı nasıl olmalı?
Yeterli Omega 3 alıp almadığınızın veya aldığınız Omega 3′lerden yararlanıp yararlanmadığınızın tek kontrol yolu hs-Omega 3 indeksi testi yaptırmanızdır.
Omega 3 testi ile tespit edilen düşük Omega 3 indeksini düzeltmek için yapılması gereken, Omega 3 ihtiva eden ve doğru şartlarda yaşamış somon, saldalya gibi balıkları daha çok yemek ve doğru kalite ve miktarda omega 3 yağ asidi içeren besin takviyelerini almaktır.
Bunların tesiri üç veya dört ayda ortaya çıkacağından bu süre sonunda tekrar hs-Omega 3 indeksinizi kontrol etmek ve indeks normale geldi ise tekrar düşüşü önlemek için bu şekilde beslenmeye ve takviyeleri kullanmaya devam etmek gerekir.
3 kişiden biri kalp krizinden ölüyor!
Omega 3 eksikliği hangi belirti ve hastalıklara yol açar?
· Kronik yorgunluk ve halsizlikten yakınıyorsanız,
· Konsantrasyon güçlüğü ve hafıza problemleri yaşıyorsanız,
· Cildiniz kuru ve eskisinden daha sertse,
· Gözleriniz eskisi gibi parlak ve canlı değilse,
· Eklem ağrıları çekiyorsanız,
· Yoğun çalışma temposu ve strese tahammülünüz azaldı ise,
· Trigliserid düzeyiniz yüksek ise,
· 60 yaşından önce kalp krizi geçirmiş 1. derecede akrabalarınız var ise,
· Koroner kalp hastalığınız varsa,
· Hamileyseniz,
· Çok fazla kahve ve çay tüketiyorsanız,
· Sigara veya puro içiyorsanız,
omega 3 seviyeniz ve diğer yağ asitleri oranları bozuk olabilir.
Hangi besinlerde Omega 3 bulunur?
Omega 3 insan vücudunda yapılamadığından muhakkak dışarıdan alınması gereklidir. Temelde üç farklı türü bulunur Omega 3’ün: ALA, EPA ve DHA.
Omega 3’ün asıl ana kaynağı yağlı balıklardır. Daha az olmakla beraber diğer deniz mahsullerinde de bulunur. ALA ise balıkta bulunmaz yağlı tohumlar ve koyu yeşil sebzelerde bulunur. Tek başına ALA almak yeterli değildir. Daima EPA ve DHA da alınmalıdır. Bu nedenle beslenmemizde Omega 3 kaynaklarının dengesine çok özen göstermek lazımdır. Omega’nın başka bir çeşidi olan omega 6’nın da en önemli kaynağı bitkisel yağlardır. Omega 3 ve Omega 6 oranları çok önemlidir. Bu oranlardaki değişiklikler insanlarda çeşitli sistemlerin bozukluklarına neden olabilirler. Bunun dışında, zehirli maddeleri ihtiva etmeyen (çevre kirliliğinden etkilenmemiş) balıklardan uygun tekniklerle elde edilmiş ve içinde yeterli miktarda Omega 3 olan besin takviyeleri de en güvenilir Omega 3 kaynağıdır.
----------------------------
Kaynaklar :
1. ciltdbakimi. com
2. Dr. Ender SARAÇ
-----------------------
Etiketler : Omega (Ω ω) Nedir,Omega 3 ,Omega 6 ,Nelerde Bulunur,Faydlari,ve, Eksikliginde ,Neler olur,zararlari,omega,Yunanca,Yunan alfabesinin, sonuncu harfidir,Bel, beslenme, Bitkisel Yağlar, Kas, Metabolizma, Stres,Alerji, Depresyon, Egzama, Ender SARAÇ,Ahmet Maranki, Artrit, Astım, Bel, Bitkisel Yağlar, Depresyon, Kas, Kist, Mide, Tansiyon, Ülser,
|
|
|
Dünyayı Saran Görünmez Kalkan |
|
Yazar: RasitTunca - 02-23-2019, 03:27 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
BİLİM İNSANLARI DÜNYAYI SARAN GÖRÜNMEZ BİR KALKAN KEŞFETTİ, NASIL MEYDANA GELDİĞİ ŞAŞKINLIK UYANDIRIYOR
Bilim insanları Dünya atmosferinin üzerinde dikkate değer bir şey keşfetti. Dünya’nın yaklaşık 11500km üzerinde, görünmez bir kalkan var ve bilim insanları bu kalkanı “Uzay Yolu filmindeki güç alanlarına” benzetiyorlar.
Front Line Desk’e göre bu kalkan, Van Allen radyasyon kuşakları içinde keşfedildi. Van Allen radyasyon kuşakları Dünya’nın üzerinde, yüksek enerjili elektron ve protonlarla dolu lokma şeklindeki iki halkadan oluşmaktadır. Mevcut konumunu Dünya’nın manyetik alanıyla koruyan Van Allen radyasyon kuşakları, güneşten gelen enerji düzensizliğine göre şişip büzülmektedir. Van Allen radyasyon kuşakları ilk kez 1958’de keşfedilmişti. Bilim insanları, Dünya yüzeyinden 40000km yukarıya kadar genişleyen biri iç, diğeri dış kuşak olmak üzere iki kuşak keşfetmişti.
Bununla birlikte, geçen yıl, Colorado Boulder Üniversitesi’nden Profesör Daniel Baker ve ekibi 2012’de üçüncü bir geçici “depolama halkası” bulmak için fırlatılan ikiz Van Allen Sondalarını kullandılar. Araştırmaya göre bu üçüncü kuşak, önceden bilinen iç ve dış Van Allan radyasyon kuşaklarının arasında yer almakta. Bu kuşak uzaydaki hava koşulları değiştikçe gelip gidiyor gibi görünüyor, bu yüzden diğerlerinden farklılaşıyor.
Araştırmacılara göre bu halkanın amacı oldukça açık: öldürücü elektronların Dünya atmosferinin derinlerine kadar girmesini engellemek. Bu elektronlar ışık hızına yakın bir hızda oldukça yıkıcı olabiliyorlar. Astronotları tehdit etmeleriyle, uyduları kızartmalarıyla ve uzay sistemlerine zarar vermeleriyle biliniyorlar.
Beta Wired’ın notuna göre, Profesör Daniel Baker bu görünmez kalkanı, Uzay Yolu’ndaki güç kalkanlarına benzetiyor. Dünya’nın manyetik alanı Von Allen kuşağını mevcut konumunda tutmaktadır. Fakat bilim insanları, bu kuşakta yer alan ve neredeyse ışık hızında seyehat eden elektronların, gizli bir kuvvet tarafından engellendiğini söylemekteler. Uzay Yolu dizisinde, uzaylıların, uzay gemilerini yok etmek için kullandıkları enerji silahlarından korunmak için kullanılan kalkan türüne benzerliğinden dolayı Baker’a bu diziyi hatırlatmaktadır. Buna benzer şekilde Dünya için gerçekleşen bu durumunda, görünmez kalkan öldürücü elektronların atmosfere girişini durdurmak için kullanılmaktadır.
Görümez kalkanın keşfinden önce, bilim insanları, gezegenin üst atmosferine girmeyi başaran elektronların hava molekülleri tarafından dağıtıldığını varsayıyorlardı, fakat bu görünmez elektron kalkanı ile, şükür ki bu parçacıklar üst atmosfere kadar ulaşamıyorlar.
Şuan bilim insanları görünmez kalkanın var olduğunu biliyorlar, nasıl meydana geldiğini ve tam olarak nasıl çalıştığını belirlemeye çalışıyorlar.
“Bu elektronlar sanki uzaydaki camdan bir duvarın içine giriyorlarmış gibi. Bu son derece kafa karıştırıcı bir olgu.”
Çeviren : Gültekin METİN
|
|
|
Tanrı Fikri ve Çoklu Evren Teorisi |
|
Yazar: RasitTunca - 02-23-2019, 03:23 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Tanrı Fikri ve Çoklu Evren Teorisi
Evren içre evrenlerde TANRI NEREDE?
Evren, bir kuantum parçacığının varlıkta açığa çıkışı ile başladıysa, uzay zaman ve tüm bu parçacık aleminde tanrı olmadan genişliyorsa, nasıl olup da hayat için bu kadar uygun bir durumda olabiliyor?
Orta çağdaki felsefeciler için evrenin bu mükemmelliği, tanrının varlığının kanıtı için anahtar rolündeydi. Evren, akıllı yaşam için o kadar uygundur ki; bu ancak güçlü, cömert, dışsal bir ilahın ürünü olmalıydı. Günümüz dini öğretisine göre de, tüm bu evren tesadüfen biraraya gelmiş olamazdı.
Modern fizik de bu “hassas ayarlanmış evren problem”i ile boğuşmuş ve kendi cevaplarını bulmuştur. Eğer tek bir evren var ise, yerçekimsel ve kozmolojik sabitlerdeki küçük bir değişiklik, bambaşka bir evren ile karşılaşmamıza neden olacaktı. Oysa, kendi farklı sabitlere sahip pek çok evrenli bir “çoklu evren” varsa, problem çözülmüş olur: “buradayız, çünkü evrenler içerisinde uygun bir evren içinde kendimizi bulduk“. Mucize yok, plan yok, yaratıcı yok.
Kozmolog Bernard Carr şöyle dillendiriyor: “Tanrıyı istemiyorsanız, o zaman çoklu evrene sahipsiniz demektir”. Peki bu, gerçekten de bizim tek seçeneğimiz mi? Tanrılık hakkında düşünmek için başka bir yol var mı?
Batı felsefesinde, sonsuz dünyalar teorisinin ortaya atılışı 2500 yıl öncesine, eski yunanıların “atomcu”larına dayanır. Leukippos, Demokritos, Epiküros gibi felsefeciler için evren, mikroskobik, parçalanmayan madde parçalarından, atomlardan oluşmaktadır. Bu atomlar, bir vorteks oluşturana kadar sonsuza kadar rastgele bir şekilde bir boşlukta birbirleri ile çarpışırlar.
Bu vorteksde ağır elementler, dünyayı oluşturmak için biraraya gelirler, hafif elementler ateş gibi merkezden uzağa doğru dağılırlar ve orta ağırlıktaki elementler de su ve havayı olutururlar. Dolayısıyla, başka yerlerdeki parçacıklar da diğer sonsuz sayıdaki dünyaları yaratmak için vorteksler oluşturmaktadırlar. Bu dünyalar öldüğünde, onların atomları başka yerlerde, yeni dünyalar oluşturmaya devam ederler.
Bu dünyalardan bazıları küçük, bazıları büyük, bazıları sönük, cansız, bazıları da bizimki gibidir. Ancak hepsi de sonsuz uzaydaki rastgele çarpışmaların sonucudur ve bunun için bir tanrıya gerek yoktur. Atomcular için “tanrılar”, derin düşünceye dalmış, tefekkür ile meşgul olan aydınlanmış bilgelerdir. Bu tanrılar mevcuttur ama bizim dünyamızı yaratmazlar, dünyamızda yaşamın devam etmesine müdahele etmezler, onlar bir şekilde bu konu ile alakalı değillerdir.
Eğer atomcular bize uzaysal bir çoklu evren modeli öneriyorsa, o zaman “Stoic” olarak adlandırılan onların muhalifleri de bize maddi, geçici bir evren modeli öneriyor. Stoic’ler için madde devam eder, sürekliliği vardır. Atomlar yoktur, boşluk yoktur ve diğer dünyaları yaratabilecek bizim kozmosumuzun ötesinde hiç bir şey yoktur.
Daha da açıkçası, bizim dünyamız tektir. Stoic’ler için kozmos, nihayetinde son bulacaktır ve güneş dünyayı alevler içinde yuttuğunda, bu, sadece dünyanın yeniden doğması için olacaktır. Evrenin periyodik yıkımı ve yeniden doğması, ilk Stoic kozmolojisinin “ekyprosis” adlı bir sürecin göze çarpan özelliğidir.
Atomcular tanrılarını kozmosun dışına attıklerı kadar, Stoic’ler de onu tüm bu sürece dahil etmektedirler. Stoic’lerin tanrısı kozmosun kendisinin canlandırma kuvvesidir: yaratan, devam ettiren, çözen, ortaya çıkaran, herşeyi yeniden yaratan… Eğer atomcular etkin bir şekilde tanrının varlığını reddediyorsa, o zaman Stoic’ler de etkin bir şekilde panteisttirler: dünya “tanrı” diye adlandırılanın kendisidir.
Birbirine rakip olarak çarpışan eski çoklu evrenler düşüncelerinden bir tanesi uzaysal, diğeri de maddeseldir, bir tanesi tanrı tanımaz, diğeri pantesittir, bir tanesi rastgele, diğeri rastgele olmayan, önceden belirlenmiştir. Ancak her ikisi de geleneksel “Tanrı” fikrine tamamen karşıdır.
Dolayısıyla, çoklu evrenler modeli günümüzde ne kadar ürkütücü ya da tehditkar gözükürse gözüksün, çocukluğumuzu atomcuların kamplarında alternatif evrenleri modellemekle geçirmişi olsaydık veya Stoic’lerin tapınaklarında kozmosun sonsuz geri dönüşümünü tefekkür etmiş olsaydık da, her ikisi de o kadar iç karartıcı olmayabilirdi.
Ama tabii ki, bunları yapmadık. Her iki gelenek de çok farklı bir tanrı kavramına karşı kayboldu gitti: bizimkisi gibi zaafları olmayan, değişmeyen bir akla sahip, tüm kuvveleri ile kozmos üzerinde varolan güce… Peki bu nasıl oldu?
Plato, tek bir evren yaratan bir yaratıcının üzerinde ısrarla durmuştur ve bunu şöyle ifade etmiştir: “sadece bir evren olduğu doğru mu, yoksa çokluktan ya da sonsuzluktan konuşmak mı doğru olur?” diye sorgulamış ve “bizim evrenimiz vardı, var olmaya devam ediyor ve tek tanrının yarattığı tek yaratılan evren olarak devam edecek …”
Aristo’nun ise farklı bir fikri vardı ama onunki de tek bir kozmosa yönelikti. Atomcular hristiyanlığın ilk zamanlarında, hedonist-hazcılar, ahmaklar ve yozlaşmışlar olarak görülmüştür. Düşünceleri ile Batı Hıristiyanlığını şekillendiren Aziz Agustin, Tanrı’nın Şehri adlı tanınan eserinde atomcuların argumanlarını çürütmeye gerek duymamıştır. Öte yandan, Stoic’lerin evrenin hem döngüsel, hem mükemmel olduğu ve her dünyanın öncekiler kadar aynı olduğunu söylemeleri Agustin’i neredeyse delirtecekti. Agustin için bu şu anlama geliyordu: ruhların yaratılıp, kovulduktan sonra, dönüşseler veya dönüşmeseler, kurtarılıp kurtarılmasalar bile, cennet veya cenhenneme gittikten sonra tekrar evrensel döngüye girip aynı hayarı yaşarlar. Agustin bu fikirden nefret etti ve “Tanrı, onların doğru olması gerektiğini düşündükleri şeylerin dile getirilmesini yasakladı” diyerek onların fikilerine karşı çıkarak, sövüp saydı. Agustin teselliyi İncil’de buldu.Romalılar 6:9:”İsa bizim tüm günahlarımız için bir kere ölmüştür”. Agustin bunun şu anlama gelmesi gerektiğini not etti: “İncilde yazılandan dolayı, bizden önce ve sonra başka dünyalar olamaz. İsa’nın sonsuz sayıdaki dünyalara yaşaması için yollanacağını, öğretici olacağını ve öleceğini düşünebiliyor musunuz?”. Sadece tek bir mesih olmalı, tıpkı Tanrı’nın insan şekline girmesi, vücud bulması gibi. Bu yüzden sadece tek bir dünya var!…
Tüm farklılıklarına rağmen, atomcular ve Stoic’ler egemen güç olan ilah anlayışına kurban gittiler. Modern kozmoloji öncesi, günümüz modern kozmolojinin bu fikirlerin tam tersine tavır almasına sebep olmuştur: “Çoklu bir evren olduğunu düşünmüyorsanız, siz en iyisi gidin bir tanrıya inanın!”
Acaba, tanrı ve çoklu evren hakkında daha az muhalif başka bir açıklama olabilir mi? Bence var ve ben bunu keşfetmek için sizleri iki kişi ile tanıştırmak istiyorum: Cusa’lı Nikola ve eski Dominiken tarikatı üyesi, bilge bir kişi olan Giordano Bruno. Bruno günümüzde laik bilimin babası, kurucusu olarak biliniyor. Bu iki kişinin evren hakkındaki vizyonları neredeyse aynıdır. Ancak aralarındaki çok küçük farklılık, her ikisini de farklı kaderlere sürüklemiştir.
Bilim tarihinde, Batlamyos’un (ikinci yüzyılda Mısır’da yaşamış Yunanlı coğrafyacı ve astronom) dünyanın gökkürenin merkezinde olduğuna dair kozmos vizyonu, 16. Yüzyılın ortalarında Kopernik’in güneşi merkeze koymasına kadar alternatifsiz kabul gören bir fikirdi. Ancak, Kopernik’ten 100 yıl önce, Cusa çok daha radikal bir fikri ortaya koymuştu: “Evrenin bir merkezi yoktur. Her an herşey hareket halindedir ve bu yüzden, her bir gözlemciye göre dünya, güneş ya da başka bir yıldız, hareket etmeden bir şeylerin merkezindeymiş gibi ve diğer şeyler de onların çevresinde hareket halinde gibi gözükebilir. Eğer herşey hareket ediyorsa, o zaman belirli bir merkez de yoktur. Herhangi kozmolojik bir cisme bir başlangıç belirleyin, onun etrafındaki görülür alan, dünya diye adlandırılabilir”. Bu görüş, çoklu evrenin modern versiyonu gibi gözükmekte: “Bizim evrenimiz, çok daha büyük bir kozmosun görülebilir bir kısmı“. Çoklu evren modelindekigibi, Cusa’nın evreni de, kendisi dışında bir şey olmayan, mekansal sınırı olmayan bir evren. Cusa kozmosa “sonsuz” demeyi reddetmiştir. Çünkü o, yaratıcısına bağlı bir evrendir. Cusa’nın terminolojisinde, Tanrı’nın kendisi “mutlak sonsuz” olurken, yaradılış “daralmış- büzüşmüş bir sonsuzluk”ta mevcuttur.
Bu ayrım bir tarafa, Cusa, Stoic’lerin tanrıya benzeyen, tanrı gibi gözüken evren gibi aykırı düşüncelerine yaklaşmaktadır. Tanrı gibi, Cusa’nın evreninin de sınırları yoktur. Tanrı gibi, evren de olan herşeyi kapsadığı gibi, olacakların da tohumlarını içerir. Cusa bunu şu şekilde anlatır: “Bu sanki Yaratıcının “Yaradılış OLsun..” diye “konuşmuş olması gibi.. ve tanrı, sonsuzluğun kendisi olduğu içindir ki; yaratılmaz, yaratır..
Geleneksel hristiyan doktrini, insanın Tanrı’nın görüntüsü, suretinde yaratıldığını öğretmektedir. Cusa: “insan değil, evren tanrının suretindedir” diyerek bu fikre karşı çıkmıştır. Ve ona göre eğer insanlar tanrısal değillerse, o zaman tanrı da insana benzemez. Tanrı gökyüzündeki babamız değildir, Tanrı evrene benzer.
Bu fikrinden dolayı, Cusa’nın başı kilise ile biraz derde girer. Düşüncelerinden dolayı tüm hristiyan alemi ile başını derde girebilme korkusu, onun kozmoloji fikirlerinin sonu oldu, kilise ile arasını düzeltti hatta kardinal bile oldu.
Ancak, Giordana Bruno o kadar da şanslı değildi, 100 veya 150 yıl sonra benzer şeyleri söyler ama engizisyon tarafından ölüme mahkum edilir. Bruno’nun dinsel devrim uyanışına ve Koperniğin dünyanın kozmosun merkezinde olmadığına dair teze denk gelen bir zamanda fikirlerini ortaya koyması onun talihsizliği olmuştur. Ancak, Bruno’nun sonunu getiren en büyük faktör, Cuso’nun kozmoloji fikrinde yaptığı çok ufak bir değişimdir. Bruno’ya göre, evren “daralmış-büzülmüş” bir şekilde sonsuz değil, evren gerçekten hem güç, hem de ölçü olarak da sonsuzdu. Bruno için evren sonsuz, sınırsız olmalıydı. Çünkü yaratıcısı öyleydi.
Ancak, eğer evren sonsuz ve sınırsız ise, o zaman öncesinde, sonrasında ya da ötesinde, evren dışında Tanrı olamazdı. Mahkeme süresince, Bruno, evrenin bazı anlamlarda Tanrıdan farklı olduğuna ve mesihin diğer herhangi bir kişiden daha özel olduğuna yönelik yaptığı açıklamalarla engizisyonu ikna edemedi. Aslında anlatmak istediği şey; sınırsız sonsuz evrenin herşeyin — herkesin tanrı dediği– kaynağı, herşeydeki yaşam ve sonun olduğu idi. Bu, kısaca, panteizm’dir. Ama bu, sonsuz döngüleri olan Stoic’lerin panteizmi değildir.
Aslında, bu gibi panteizmler teolojik olarak ateismden çok daha tehditkardır. Çünkü, tanrı ile işaret edilenin anlamını değiştirmektedirler; tanrı, dünyanın ötesindeki insana benzeyen bir yaratıcı değil, ondaki yaratıcı kuvvedir.
Dolayısıyla, tanrı ile çoklu evrenler arasında bir şeçim yapmak zorunda değiliz.Onu yerine, yaradılış, güç-kuvve, yenilenme ve muhafaza, himaye gibi ilahi terimlerin ne anlama geldiğini yeniden düşünebiliriz. Modern kozmolojinin bizlerden istediği; dini terketmek yerine, yaşam sunanın, HAYat verenin, nereden geldiği, neyin kutsal olduğu ve nereye gideceğimiz konusunda farklı düşünmemiz olabilir mi?
-------------------------------------------------
Çeviren: AylinER
Bu makale, 19-26 Aralık 2015 tarihli New Scientist Dergisi’nin 64-67 sayfalarından çevrilmiştir
|
|
|
Et Hakkinda Merak Ettikleriniz |
|
Yazar: RasitTunca - 02-23-2019, 03:20 PM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
ET HAKKINDA MERAK ETTİKLERİNİZ
Sığır gövde etinden; Bonfile, Kontrfile, Tranç, Kuşbaşı, Nuar, Kontrnuar, Yumurta, İncik, Kıyma, Sokum, Puli gibi değişik adlar altında et çeşitleri elde edilebilinir.
Koyun gövde etlerinden; Pirzola, Şiş, Kuşbaşı, Kıyma ve Haşlamalık gibi değişik adlar altında et çeşitleri elde edilebilir.
Sığır Gövde Eti Çeşitleri
a-Bonfile: Büyükbaş hayvanlardan karın içinde böbrek yatağından belin iki yanında uzanan kaslardan oluşan iç yağlardan ve iç organ bağlantılarından ayırılmış gevrek yapıdaki ettir.
b-Kontrfile: Büyükbaş hayvanlardan belin üst kısmında boydan boya sakrum kemiğine kadar uzanan ve omurlara yapışık olan kaslardan elde edilen yağlardan arındırılmış ettir.
c-Antrikot: Büyükbaş hayvanlarda göğüs omurları üzerinden boyuna doğru uzanan ettir.
d-Sokum: Büyükbaş hayvanların but kısmının üst tarafından elde edilen ettir.
e-Tranç: Büyükbaş hayvanların but kısmının iç yüzünde, üstte çanak kemiğinden(pelvis,leğen kemiği), altta diz eklemine kadar uzanan ettir.f-Nuar: Büyükbaş hayvanların but kısmında diz ekleminin iç kısmından kalça ekleminin dışına doğru uzayan ettir.
f-Kontrnuar: Budun dış kısmından elde edilen yağsız ettir.
g-Yumurta: Büyükbaş hayvanların but kısmında diz ekleminin iç kısmından kalça eklemine doğru uzanan yumurta şeklindeki ettir.
ı-Puli:: Aşil Tendosunun devamında inciğin üzerinde bulunan ettir.
j-İncik: pulinin altındaki ettir.
Yumurta ve Sokum un arasındaki fark, sokum un orta kısmında bulunan çizgi halindeki yağ tabakasıdır.
Kontrfile ve Antrikot arasındaki fark, Antrikot un ortasından alınan kesitte sanki iki ayrı kastan oluşmuş gibi görünmesi olup ,ayrıca Antrikot üzerindeki yağ katmanları belirgin bir şekilde dikkati çekmektedir.dana_bolumler
ETİN ÜRETİLMESİNDE, AKILDA KALMASI GEREKENLER
Et üretimi için önce sağlıklı hayvanın olması, sonra uygun(temiz, çalışan sağlıklı personele, çevreye zarar vermeyen, amacına uygun aletlerle donatılmış) mekânın olması gerekir. Kesim öncesi veya sırasında hastalıklı olduğu tespit edilen hayvan etleri için kanun ve yönetmeliklerle de belirtilmiş tedbirler dikkate alınarak işlem yapılmalıdır. Örneğin Yanıkara, Şarbon, Sığır vebası, Yaygın Tüberküloz, Yaygın sistiserk, Bariz kaşeksi, Görünüş itibariyle fena manzara ve kokulu etler, Patolojik sarılıklı, Agoni halinde kesilmiş oldukları kesin tespit edilen hayvan gövdelerinin sakatatlarıyla birlikte imhası gerekir.
Muayene Veteriner Hekimliği yaptığım yaklaşık yedi yıl içerisinde, çoğu ihracat için bir milyonu aşkın küçükbaş, onbeş bini aşkın büyükbaş hayvan içinde Tüberküloz, Septisemi, Kaşeksi, Patolojik ikter veya agoni kesimden dolayı imha edilen yaklaşık toplam 10 adet büyükbaş, beş adet küçükbaş hayvan gövdesini geçmemiştir. Lokal tüberküloz, sistiserk gibi hastalıklardan çoğu ithal edilen büyükbaş hayvandan dolayı(1983-1987 yılları arasında)üçyüz adet gövde için şarta tabi gövde olarak işlem yaptırılmıştır. Yukarıdaki sayısal bilgilerden istatistik’i bir anlam çıkarmam gerekirse, ülkemiz hayvanlarının kayda değer bir hastalık sorunu olmadığı söylenebilir.
Kesim, yüzüm, baş, ön ve arka bilek(metacarpus, metatarsus) kemikleri ile iç organlarından ayrılma işlemleri ve etin amacına uygun olarak(Tranç, yumurta, antrikot, nuar, kotrfile gibi) kemiklerinden ayırtılması için, kurallardan biri ve önemlisi, bir operatörün operasyondaki hassasiyeti gibi azami itina gösterilmesidir. Kas dokusunu saran bağ ve yağ doku alanında bıçak hareket ettirilmeli, kas dokusuna bıçak darbesiyle zarar vermeden çıkarılmalıdır. Bu durumda mikrop bulaşma riski az, dayanma süresi uzun, görünüm albenili, gıda değerinde zayiat minimal seviyede olur.
Sığır Eti üretimi için; Kesim, yüzüm, baş, ön ve arka bilek(metacarpus, metatarsus) kemikleri ile iç organlarından ayrılma işlemleri sonrası elde edilen kemikli ete gövde veya karkas et adı verilir. Karkas et testere veya balta ile gövdenin kuyruk bölgesinden boyuna doğru, omurgalar iki eşit parçaya ayrılacak şekilde kesilir. İkiye ayrılan gövde tazyikli temiz su ile kan, kemik parçası gibi istenmeyen maddelerden temizlenir. Gövdenin soğuması, suyun akması için kesim alanının uygun bir yerinde 30-45 dakika kadar bekletilir, sonra soğuk muhafaza odasına( o 0C – +4 0C) taşınır, birbirine değmeyecek şekilde 24 saat kadar dinlendirilir.
Dinlendirilmiş karkas et amacına uygun olarak;
1- Uzun süre bekletilecekse önce, göğüs kafesi bölgesinden başlayarak 11 ve 12 nci kaburgalar arasından kaburgaların omurgalara bağlandığı yere kadar kesilir. şoklama (-30 0C – -35 0Cdeki) odasına götürülür, burada 24 – 48 saat bekletildikten sonra gövdenin omurgalara bağlı olduğu kısım da kesilir. Önce ikiye ayrılmış olan gövde şimdi sağ ön çeğrek, sol ön çeğrek, sağ arka çeğrek, sol arka çeğrek adı altında 4 parçaya ayrılmış oluyor. Her bir parça ambalajlanır donmuş muhafaza( -18 0Clik)odasına taşınır, ulaşımına engel olunmayacak şekilde istiflenir. Dondurulmuş gövde parçalarının kemiklerinden ayrılması için önce soğuk muhafaza odasına taşınır, burada 24 – 36 saat bekletilerek çözdürülmesi sağlanır. Etin kemiklerinden ayırtılması için uygun bir mekâna getirilir.
2- Taze olarak üretim alanından başka yere nakledilecekse önce, göğüs kafesi bölgesinden başlayarak 11 ve 12 nci kaburgalar arasından omurgalarda dâhil olmak üzere kesilir, ambalajlanır. Soğuk muhafazalı araçlarda asılı olarak taşınır.
3- Taze olarak üretim alanında Eti kemiklerinden ayırma işlemine başlanacaksa, 24 saat dinlendirilen ikiye ayrılmış gövdenin biri(yarım gövde) önce, göğüs kafesi bölgesinden başlayarak 11 ve 12 nci kaburgalar arasından omurgalarda dâhil olmak üzere kesilir, sonra uygun bir mekâna getirilir.
Dört parçaya ayrılmış gövdenin, sağ arka çeğrek etinin kemiklerinden ayırtılması için, tahmini 120 cm ile 160 cm ebadında,120 cm yüksekliğinde takribi on cm kalınlığında polietilen tablalı masaya ihtiyaç vardır. Arka çeğrek kemikli etin iç kısmı görünecek şekilde bırakılır. Veya arka çeğrek kemikli etin iç yüzü görünecek şekilde askıda hareketine mani olunarak sabit bir şekilde tutulur. Modern et parçalama salonlarında, iş akışını rahatlatacak düzenlemeler in yapıldığını görmek mümkündür.
Karkas ağırlığı 220 Kg gelen bir gövdenin , sağ arka çeğrek etin ağırlığı ortalama 50Kg, Bir sağ ön çeğrek etin ağırlığı ortalama 60 Kg dır. 130 Kg ağırlığındaki bir gövdenin, sağ arka çeğrek etin ağırlığı ortalama 30Kg, Bir sağ ön çeğrek etin ağırlığı ortalama 35 Kg dır.
Etin kemiğinden ayırtılmasında iş güvenliği, rahatlığı ve verim randımanını artırmak için sağ arka çeğrek et iki (kısa but ve flato)parçaya ayrılmalıdır. sağ arka çeğrek et iki parçaya ayrılmadan önce bonfile adı verilen etin çıkartılması gerekir.
Kısa buttan sırayla sırayla, Tranç, sokum, nuar, kontrnuar, , yumurta, puli ve incik etleri kasları ve kemikleri arasındaki bağlantılar kesilerek elde edilir. Flato kısmında önce bonfile, sonra kontrfile ayırtılmalıdır.Yeteri kadar itina gösterilmesine rağmen yüzüm ve etin kemiklerinden ayırtılması esnasında, bıçak kaymasından kaynaklanan kas dokusu kayıpları dikkati çekmektedir. Yukarıda’da ifade edildiği gibi bir operatörün operasyondaki hassasiyeti gibi azami itina gösterilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Etin satış veya tüketim öncesi iki-üç gün bekletilmesi halinde, kokuşmanın ilk belirtisi olan, elle temas halinde yapışkanlık dikkati çekecektir.
Daha dikkatli çalışılması halinde ise etin kalitesine olumlu etki yapacak, ayrıca dışarıdan elle, gözle tespit edilemeyen kas – deri arası, kas arası veya içinde olabilecek kapsüllü abse odaklarının daha zararsız bir şekilde uzaklaştırılması mümkün olacaktır.
Etin kemiğinden ayırtılmasında iş güvenliği, rahatlığı ve verim randımanını artırmak için sağ ön çeğrek üç (Boyun veya gerdan, bacak, göğüs veya döş)parçaya ayrılmalıdır.
Dört parçaya ayrılmış gövdenin sağ ön çeğreğinin kemiklerinden ayrılması için tahmini 120 cm ile 160 cm ebadında,120 cm yüksekliğinde takribi on cm kalınlığında polietilen tablalı masa üzerine, göğüs kafesinin iç kısmı görünecek şekilde bırakılır. Aşağıdaki fotoğraflarda görüldüğü gibi gövdenin sağ ön çeğreği önce üç parçaya ayrılıyor.etler
YEMEK İÇİN HANGİ ETİ TERCİH EDERSİN
Hareketli kaslarda(but, ön kol) su oranı çok, yağ oranı az, Hareketi az olan kaslarda (gerdan, göğüs) su oranı az, yağ oranı çoktur.
Yağ, protein ve karbonhidratların bir misli kadar enerji üretir. Günlük enerji tüketimi fazla olanlar için, yağlı etler tavsiye edilir.
Tabii olarak Koyun etlerindeki yağ oranı; dana, sığır etlerindeki, yağa oranla etin bulunduğu bölgeye göre(görünen yağları uzaklaştırıldıktan sonra) bir-üç misli daha fazladır. Bu bilgileri doğrulayan bir çalışmayı örnek olarak vermek istiyorum.
Hayvanlardaki yağ % desini düşürmek için entansif besi yöntemi yerine, ekstansif besi yöntemi tercih ediliyor.
Etlerdeki yağ % desi azalınca, protein %desi artıyor, yağ % desi artınca protein % desi azalıyor. Bu bilgileri doğrulayan bir çalışmayı örnek olarak vermek istiyorum.tablo2
Antrikot: Büyükbaş hayvanlarda göğüs omurları üzerinden boyuna doğru uzanan ettir.
Yumurta: Büyükbaş hayvanların but kısmında diz ekleminin iç kısmından kalça eklemine doğru uzanan yumurta şeklindeki ettir.
Kontrfile: Büyükbaş hayvanlardan belin üst kısmında boydan boya sakrum kemiğine kadar uzanan ve omurlara yapışık olan kaslardan elde edilen yağlardan arındırılmış ettir.
Yukarda ki iki ayrı araştırma verilerinde sapmalara; etlerin besi durumu, analiz için alınan numunenin bölge içindeki yeri, analiz yöntem ve uygulamarı vb neden olmakla birlikte, kurallarda kayda değer bir değişime sebep olmaması gerekir. Yani yağ oranı fazla olan etlerde su ve protein oranı az, yağ oranı az olan etlerde su ve protein oranı çoktur. Burdan hareketle genel olarak koyun etleri yağlı ve protein oranı az,dana etleri proteini çok, yağı az olan etlerdir. Yağlar enerji kaynağı olduğuna göre, günlük enerji tüketimi çok olan insanların koyun eti yemeleri tavsiye edilir.
Genelde hayvanlar sağ tarafına oturarak dinlenirler, uyurlar, bu durum vücudun sağ tarafının bir çeşit baskı altında kalmasına, dolayısıyla vucudun sağ tarafındaki kasların, sol taraftaki kaslara göre daha sert bir durum almasına sebep olur. Et satın alırken, gövdenin sol tarafındaki et tercih edilebilir. Yeri gelmişken söylemek istiyorum. Bize tavsiye etmişlerdi, İnsanlarda yatarken sağ tarafı üzerine yatmayı tercih etmelidir. Çünkü kalp vücudun sol tarafındadır, kalp bu şekilde daha az baskıya maruz kalır.
Hayvanlarda başın dik durması için ligamentin çok önemli bir rolü olmasına rağmen, boyun kaslarının da kuvvetli olması zorunluluğundan dolayı, bu bölge kasları tüketilirken parça halinde değil, kıyma şeklinde tüketilmesi tercih edilmelidir.
Tam etli, orta yağlı etler birinci sınıf et olarak kabul ediliyor. Bu özellikler daha çok, Dana etlerinde görülür. Gövdeye veya parça ete dikkatli bir gözle bakıldığında; dolgun görünümlü etin dış görünümünü engellemiyecek şekilde, üzerinde ince ve etin kaslarının birleşim yerlerindeki boşluğu dolduracak kadar yağ bulunan et tercih edilmeli. Koyun etleri , dana etlerine göre 1-3 misli daha fazla yağlı oldukları için daha yağlı görünmeleri tabiidir.
Mineral maddeler:
Doğada,besinlerde,suda sayıları çok olmakla beraber, canlıların yaşamlarına etkili olduğu bildirilen, üzerinde çalışılan mineral madde(anorganik elementler) sayısı azdır.yapılan araştırmalarda, bazı minerallerin Kemiklerin,dişlerin oluşumunda,sıvı dengesinin düzenlenmesinde,enzim reaksiyonlarının oluşmasında,sinir ve kasların uyarılmasında,bazı proteinlerin(amino asitler)faaliyetlerinde önemli görevleri olduğu,azlığında veya çokluğunda hastalık sebebi olabileceği tespit edilmiştir.100 gram dana etinde 350-400 mg potasyum,150 mg fosfor,80-100 mg sodyum, 50 mg klor, 20-25 mg mağnezyum, 9-11 mg kalsiyum,2-5 mg demir ve diğerlerini içerir. Daha detaylı bilgi için biyokimya ve besin değerleri ile ilgili yayınlardan yararlanılabilinir.
Yukardaki verilerden, etin çok yönlü yararlı bir besin maddesi olduğunu söylemek yanlış bir saptama olmayıp, etle ilgili çok yönlü teşviklerin yapılması gerekir.Balık ve Kanatlı etleri içinde istisnalar(balık etinde: Kalsiyum,klor miktarları fazla,yağ oranı az,Tavuk etinde yağ oranı az ….) hariç, benzer veriler söz konusudur.
Zaman zaman en iyi et ,gövdenin neresindeki ettir diye düşünüyor,cevap aramaya çalışıyorum.Pişirildikten,ızgara yapıldıktan sonra zevk alarak yenilen etin en iyi et olduğunu düşünüyorum.Yinede bir sıralama yapmam gerekirse;kontrfile,tranç,antrikot,bonfile diye sıralayabilirim,Dana döş etinden çekilen kıyma ile yapılan etli pide,biber dolmasının döş eti kıyması takviyesi ile yapılanı, ………gibi sağlıklı yaşam için sağlıklı etlerle olun….et çeşitleri bölgeleri
KIRMIZI ET PİŞİRME PÜF NOKTALARI
Kırmızı Et Pişirmenin Püf Noktaları Kırmızı et birçoklarımızın vazgeçemediği bir besindir. Ama dışarıda yenilen etler maalesef her zaman istediğimiz lezzette olmuyor. Oysa siz, aşağıdaki önerilerimizi uygulayarak, ister tavada, ister mangalda, evde kendinize ve dostlarınıza tam hayalini kurduğunuz o lezzetli, sulu etlerden pişirebilirsiniz!
Doğru kesilmiş eti tercih edin
Etlerin birkaç çeşit kesim şekli vardır. Sizin, fiyat farklarını göz önüne almadan, en çok rastlayacaklarınız ise şunlardır;
T-bone steak
Bu mükemmel bir mangal etidir çünkü içinde bulunan kemik de ete lezzet verir. Yumuşak, lezzet bakımından zengin olan bu etin kemik kısmında küçük bir parça fileto et, geniş kısmında ise bonfile bulunur.
Bonfile
Bu et de en sevilenler arasındadır. Sıkı, dokulu ve zengin lezzetlidir.
Kemiksiz pirzola
Bu et türü suludur, yumuşaktır ve çok lezzetlidir. Ayrıca en çok tüketilen et çeşitlerinden biridir. Etin içindeki yağlı parçalar etin pişerken de sulu ve yumuşak kalmasını sağlar.
Fileto
Bu, tüm etler arasında en yumuşak olanıdır. Genellikle en pahalı olan kesim şekillerinden biridir.
Rumsteak
Bu et son derece ekonomik, yağsız ve lezzetli bir ettir.
Eti sıcağa koymadan önce;
Eti pişirmeye başlamadan 10 dakika önce buzdolabından çıkarın. Bu etinizdeki soğukluğun giderilmesini ve eşit şekilde pişmesini, mükemmel bir kahverengi olmasını sağlar ve sertleşmesini engeller.
Mangalınız veya tava yerine, etinizi yağlayın. Bu, etinizin yüzeye yapışmasını önleyeceği gibi yağın yanmasını da engeller.
Eti, sıcağa koymadan hemen önce taze çekilmiş karabiber ve deniz tuzu ile hafifçe baharatlayın. Etinizi erken tuzlarsanız, etinizin suyu çekilecektir ve sertleşecektir.
Mükemmel et için 4 adım;
1. Cızırdamasına izin verin
Et sıcağa konduğu zaman cızırdamalı. Eğer cızırdamıyorsa, yüzey yeterince ısınmamış demektir ve yeterince ısınmamış yüzeyde, etiniz o mükemmel kahverengiye dönmez. Eğer kalın bir et pişiriyorsanız (ve ya etinizi iyi pişmiş seviyorsanız) etinizi mangalın daha az ısınmış kısmına geçirin ya da tavanızın altını kısın ki etinizin dışı çok yanmasın.
2. Bir kere çevirin
Etinizi sadece bir kere çevirin. Ne kadar sık çevirirseniz etiniz o kadar sertleşecektir.
3. Bir yanını diğerinden daha kısa süre pişirin
Etinizi nasıl severseniz sevin, klasik kural etin bir yanını diğer yanından 2 dakika daha az pişirmeniz gerektiğidir. Böylelikle etinizin eşit derecede pişmesini sağlarsınız.
4. Dinlendirin
Eti sulu ve yumuşak tutmak için etinizi piştikten sonra mutlaka 1-2 dakika dinlenmeye bırakın. Bu, en az pişirme şekliniz kadar önemli bir ayrıntıdır.
Piştiğini nasıl anlarsınız?
Mükemmel pişmiş etin sırrı onun ne zaman piştiğini bilip, doğru zamanda sıcak ortamdan almakta gizlidir. Maşanızın sırt kısmını kullanarak şu şekillerde kontrol edin;
Az pişmiş
Etin kalınlığına göre, iki tarafını da kısa bir sürede pişirin ve maşanızla dokunduğunuzda yumuşaksa eti ateşten alın.
Orta – az pişmiş arası
Etinizi sululuğu etin üstünde görünür oluncaya kadar pişirin, çevirin ve diğer yanını pişirin. Maşayla dokunduğunuzda et yumuşaksa pişmiş demektir.
Orta pişmiş
Etin üzerindeki suyu küçük bir havuz gibi toparlanıncaya kadar eti pişirin, çevirin ve diğer tarafını etin suyu üstünde görünmeye başlayana kadar pişirin. Maşanızla dokunduğunuzda eti elastik hissediyorsanız pişmiş demektir.
Orta – iyi pişmiş arası
Etin üzerindeki suyu küçük bir havuz gibi toparlanıncaya kadar eti pişirin, çevirin ve diğer tarafı da aynı şekilde küçük bir havuz oluncaya kadar pişirin, ısıyı azaltın ve et sıkılaşınca ateşten alın.
İyi pişmiş
Etin üzerindeki suyu küçük bir havuz gibi toparlanıncaya kadar eti pişirin, çevirin ve diğer tarafı da aynı şekilde küçük bir havuz oluncaya kadar pişirin. Isıyı azaltın ve et iyice sıkılaşana kadar pişirmeye devam edin.
Etlerinizi pişirdiyseniz ve yemeye hazırsanız yanına kocaman bir de salata yapmanızı öneririz. Malum yaz geldi, daha sağlıklı ve kalorisine dikkat ettiğimiz besinler tüketme zamanı!
Afiyet Olsun!sarkuteri2
Lezzetli et pişirmenin püf noktaları
Eti daha lezzetli yiyebilirsiniz. Bazı ayrıntılara dikkat etmeniz yeterli.
Daha lezzetli bir yemek için etinizi terbiye edebilirsiniz. En basit olarak zeytinyağ, tuz ve biber ile etinizi bir süre marine edebilirsiniz. Bu, hem lezzetli hem de yumuşak olmasını sağlar.
Aşağıdaki kurallara uyarak her zaman lezzetli biftekler, bonfileler, pirzolalar pişirebilirsiniz…
Öncelikle etleri nasıl pişireceğinize karar vermelisiniz. Biftekleri hızlıca bir tavada ya grill’de ya da ızgarada pişirebilirsiniz.
Etiniz ne kadar yağlı olursa o kadar yumuşak olur. Ancak kaloriler yüzünden çok endişelenmeyin, eti kendi yağında pişireceğiniz için yağını salacak ve böylece kalorisi de azalacaktır. Bifteğin kenarında şerit halinde yağ halkasının olması da yemeğinize lezzet katacaktır.
Etin 1,5 cm’den daha ince dilimlenmiş olmamasına dikkat edin. İnce et pişirken kurur ve sertleşir.
Bifteğiniz 4 cm’den kalın ise bıçakla üzerine küçük yarıklar açın. Bu şekilde sıcaklık etin içine de nüfuz ederek daha kolay pişmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca bu şekilde biftek pişirken içine doğru kıvrılmaz.
Bifteği pişirmeden önce oda sıcaklığında olmasına dikkat edin.
Tavayı ya da ızgarayı etleri yerleştirmeden önce ısıtın.
Daha lezzetli bir yemek için etinizi terbiye edebilirsiniz. En basit olarak zeytinyağ, tuz ve biber ile etinizi bir süre marine edebilirsiniz. Bu, hem lezzetli hem de yumuşak olmasını sağlar.
2,5 cm kalınlığındaki pirzola, biftek ya da t-bone pişirecekseniz öncelikle ızgarayı ısıtın ve etleri yerleştirdikten sonra, sıcaklığı orta seviyeye (70ºC) getirin. 6-7 dakika kadar bir yüzünü pişirin ve diğer tarafını çevirin. Eti sadece bir kez çevirmeye dikkat edin. Diğer yüzünü 9 – 12 dakika kadar pişirirseniz normal, 12 – 15 dakika bekletirseniz de çok pişmiş biftek hazırlamış olursunuz.
Bonfile pişireceksiniz, geceden marine edip buzdolabında bekletmenizde yarar vardır. Oda sıcaklığına gelen eti önceden ısıtmış olduğunuz ızgara ya da tavay yerleştirin ve orta sıcaklıkta ters yüz ederek 7 – 10 dakika kadar pişirin. Bonfilenin genel olarak az pişmişi tercih edilir.
Tenderloin ve madalyon cinsi eti ise 1 saatten fazla marine etmemelisiniz. 2,5 cm kalınlığındaki filetoyu daha önceden ısıttığınız tavaya yerleştirdikten sonra 5 dakika bir yüzünü pişirin. Ters yüz ettikten sonra ise 6-7 dakika daha pişirin.
1-)Tavayı ve ızgarayı etleri yerleştirmeden önce ısıtın.
2-)Tuzu et piştikten sonra ilave edin,tuz etin sertleşmesine neden olur.
3-)Yoğurt suyu ile terbiye edin.Yoğurt suyu asitli olduğu için etin yumuşamasını sağlayacaktır.
4-)Etin terbiyelendikten sonra en az 4 saat buzdolabında dinlendirilmesi lezzetini arttırır ve daha kolay pişmesini sağlar.
5-)Etinizi pişirmeden önce 20 dakika soğuk suda bekletin.Bu yöntem etinizin kanının çikmasina ve renginin açık olmasını sağlayacaktır.
6-)Eti yavaş yavaş pişirmek en sağlıklı yöntemdir.Et pişirirken içi ile dışının aynı oranda pişirilmesi önemlidir.
7-)Eti fırında pişirmeniz gereken durumlarda fırını 180 dereceye ayarlamanız doğru sonuç almanızda yardımcı olacaktır.
8-)Etin içinde doymuş yağlar bulunur, bu nedenle pişirirken ayrıca yağ ilave etmemeye özen gösterin. Eti önceden terbiyelemeniz daha yumuşak olmasını ve lezzetli olmasını sağlar.
9-)Eti terbiyelerken kuru soğan ve sarımsaktan, baharatlardan, taze kekik ve defne yaprağından, yoğurt ve zeytin yağından yararlanabilirsiniz .
10-)Et kavururken tava ya da tencerenin kenarlarında oluşan köpükler bol miktarda aroma içermektedir.Bu nedenle bu köpükleri biriktiklerinde atmak yerine tencerede toplamaya çalisin.
11-)Kalın etleri kapak kapalı olarak pişirin.Bu yöntemle kalın etleri pişirmek istediğinizde, (varsa) mangalın kapağını kapalı olarak pişirmelisiniz. Kapağı her açışınızda pişirme sürenize 5-10 dakika daha ekleneceğini unutmamalısınız.
12-)Et pişirmede benmari yöntemi tercih edilmelidir.Bu yöntemde yemeğin bulunduğu tencere ile ateşin teması önlenmis olur. Yemek tenceresi içinde su bulunan başka bir tencerenin içine konularak uygulanan bu yöntemde, içinde su bulunan tenceredeki su seviyesi yemek tenceresinin en az yarısına kadar gelmelidir.
13-)Izgara etlerini servis yaparken üzerlerine bir parça Bizim Margarin veya İçim Tereyağı koyarsanız,sonucundan memnun kalırsınız.
14-)İşte size kolayca hazırlayabileceğiniz bir marinat: Bir miktar soğanı (ör.1 kg. et için 3 orta boy soğan) çok küçük parçalar halinde kestikten sonra bir tülbentin içine koyun ve suyunu bir kabın içine çikartin.
15-)Aynı kabın içine bir miktar zeytinyağıyla birlikte kekik ve defne yaprağı koyun. Eti bu karışımın içine yatırın ve 24 saat bekletin. Etinizin yumuşak ve lezzetli olacağını göreceksiniz.
16-)Etin 1,5 cm.den daha ince dilimlenmiş olmamasına dikkat edin. İnce et pişirirken kurur ve sertleşir.
17-)Biftek, pirzola gibi etlere farklı bir tat katmak için pişirmeden önce 1 kahve fincanı süt, 1 kahve fincanı soğan suyu ve 1 kahve fincanı zeytinyağı karışımında marine edin. Üzerini alüminyum folyo ile kapatıp 3-4 saat buzdolabında bekletin.
18-)Mangalda pişirdiğiniz ete duman kokusunun ve tadının sinmemesi için iyice yıkadığınız bir elma ya da bir parça limonun kabuğunu ateşe atın. Ateşe atacağınız birkaç sap biberiye de ete farklı bir tat katabilir. Ama bu tadın ve kokunun çok baskın olmaması için biberiyenin etin pişirme süresinin sonuna doğru ateşe atılması gerekir.
19-)Birkaç diş soyulmamış sarmısağı hafifçe ıslatıp mangal kömürünün üzerine pişmenin son bir-iki dakikasında atarsanız, bunların yanmasıyla çikacak dumanın aroması da etlerinize ve hatta ızgara sebzelerinize muhteşem bir lezzet katar.
20-)Uzmanlar, etleri yumuşatmak için de limon suyunu tavsiye ediyor. Sert etler bile limon suyu ilave edilerek pişirilirse, hem yumuşak ve lezzetli olur, hem de çabuk pişer.
21-)Dana eti alırken yağına bakmak lazım. Yağı hem beyaz olmalı hem de dokununca sımsıkı olduğu hissedilmeli. Dana ne kadar yaşlanmışsa, yağının rengi de o kadar sararır.
22-)Sert etleri, çabuk pişirmek için tencereye bir parça ekmek atın. Göreceksiniz ki, işiniz son derece kolaylaşacak.
23-)2,5 cm kalınlığındaki pirzola, biftek ya da t-bone pişirecekseniz öncelikle ızgarayı ısıtın ve etleri yerleştirdikten sonra, sıcaklığı orta seviyeye (70ºC) getirin. 6-7 dakika kadar bir yüzünü pişirin ve diğer tarafını çevirin. Eti sadece bir kez çevirmeye dikkat edin. Diğer yüzünü 9 – 12 dakika kadar pişirirseniz normal, 12 – 15 dakika bekletirseniz de çok pişmiş biftek hazırlamış olursunuz.
24-)Rostoyu pişirdikten sonra 15 dakika bekletip servis yaparsanız, hem lezzeti daha iyi olur, hem de daha rahat kesilir.
25-)Et haşlarken haşlama suyuna 2 yemek kaşığ sirke koyarsanız,etiniz hem çabuk pişecek,hem de yumuşak olacaktır.
26-)Et, tavuğa göre daha uzun sürede pişer. Eti fırında yapacağınız zaman, fırınınızı 180 °C’ye ayarlarsanız, daha iyi sonuç alırsınız. Eğer eti fırına vermeden önce yağlayacaksanız, yağlı tarafının gelmesine dikkat edin. Tariften yemek yaparken ölçülerin uygulanması büyük önem taşir. Şeker, un gibi malzemeyi kap içinde ölçeceginiz zaman, yerleştirmek için bastırmaktan kaçının Aksine, hafifçe bir biçimde karıştırın.
27-)Pişireceğiniz parça et sertse, daha önceden sirke ve zeytinyağıyla ovarak bir gece, bütün gece olmasa bile, hiç olmazsa birkaç saat bekletmenizde yarar sağlayacaktır.
28-)Daha lezzetli bir yemek için etinizi terbiye edebilirsiniz. En basit olarak zeytinyağ, tuz ve biber ile etinizi bir süre marine edebilirsiniz. Bu, hem lezzetli hem de yumuşak olmasını sağlar.
29-)Bifteğiniz 4 cm. den kalın ise bıçakla üzerine küçük yarıklar açın. Bu şekilde sıcaklık etin içine de nüfuz ederek daha kolay pişmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca bu şekilde biftek pişirirken içine doğru kıvrılmaz.
30-)Köftenizin daha lezzetli olması için,köfteye ilave edeceğiniz bayat ekmek dilimlerinin kabuklarını ayırın ve içlerini ılık et veya tavuk suyunda ıslatın.Elinizle sıkıp iyice süzün ve kıymaya ekleyin.
Et hakkında bilmeniz gerekenler
Kasaba girdiğinizde hangi yemeği yapacağınıza karar vermiş olmanız lazımdır. İşte et hakkında bilmeniz lazım gelen mühim detaylar.
1 – Seçiminiz dana ise, et hayvanın sırt kısmından olmalı. ‘Antrikot, kontrfile, bonfile’. Bunlar hayvanın en az hareket eden kısımlarıdır ve yumuşaktır.
2 – Taze et, bilinenin aksine serttir ve kesinlikle dinlenmiş olmalıdır.
3 – Etin rengi biraz koyu olabilir fakat mor olmamalıdır. Mor renkli etlerden uzak durun. Ya küspe yemiş değersiz bir hayvanın etidir ya da kasabınız o ete su enjekte etmiştir.
4 – Etin duruşu toplu olmalı, kendini salmış olmamalı. Eğer et pelte gibi yayılmışsa içine su enjekte edilmiştir.
5 – Etin üzerindeki yağ dokusu ince ve sık olmalı. Sakın et yağlı diye kaçmayın çünkü yağ zerrecikleri demek lezzet demek. Bunlara ‘yazı’ denir ki, kasabınıza, “Bana şuradaki yazılı antrikotu verin” derseniz. Kasabınız sizden çekinecek ve en iyi eti size vermeye çalışacaktır.
6 – İçinde küçük yağ hücreleri (yazı) oluşmuş etler, genelde merada beslenen hayvanlardan elde edilmiştir. Bol omega- 3 ihtiva ettiği için ne bu yağlar ne de bu hayvanın sütünden yapılan tereyağı zararlıdır.
7 – Kıymayı gözünüzün önünde çektirin ve kasabınıza “Önce aynasını al usta” deyin. Ayna, kıyma makinesinin ağız kısmıdır, daha önce nasıl bir kıyma çekildiğini bilemezsiniz.
8 – Kasabınızı dikkatle izleyin. Eline dövme demirini alıp etlere vurmaya kalkıştığı anda etinizi asla dövdürmeyin.
9 – İyi pişmiş seviyorsanız eti ince kestirin, üstüne kekik, tuz attırmayın.
10 – Tencere ve güveç yemeklerinde sırt eti şart değil, pahalıdır çünkü. Dana (Tranç diye isteyin) ya da kuzu but iyi sonuç verir. Dana budundan çıkan ‘nuar’ kullanmayın. Bence en lezzetsiz bölgedir. Sadece fırında soslu rosto yaparsanız lezzetli olur.
11 – Haşlama yemeklerinde, incik kemiği mükemmel sonuç verir. Çünkü incik kemiği hayvanın hayatı boyunca bütün ağrılığını taşıyan bölge olduğundan kaslı bir yapıya sahiptir ve en yoğun ilik burada vardır. İlik ise, hem lezzet verir hem de sosu koyulaştırır.
12 – Fırın yemeklerinde, dana budundan çıkan ‘nuar’ı tercih edebiliriz. Kuzu etinde ise ön kol ya da budu bütün kemikli olarak pişirmeliyiz.
13 – Kasabınızı iyi seçin. Hem sağlığımızla hem cebimizle oynamaya hazır birçok hokkabaz var. Kıymaya tavuk taşlığı katarlar. Dikkat ‘salmonella’ riski vardır.
14 – Sosis ve salamlarda ‘yüzde 100 dana eti’ yazar. Ama bu dana yağı da olabilir. Sosislerin önce fiyatına bakın sonra rengine. Tütsülenmiş sosis kahverengine yakındır. Pembeye ve kırmızıya çalan bir renkte olmamalı. Türkiye’de gerçek sosis üretimi yok, hemen hemen tamamı sunidir.
15 – Çoğu firma ve kasap, kıymanın maliyetini düşürmek için içine yüzde 50 oranında soya kıyması koyar. Bu kıyma protein yönünden çok zayıftır. Üstelik soya kıyması GDO’lu ürünlerin başında gelir. Soya katkılı hazır köfteler tabii değildir, lastik gibidir ve pişirince dışı kurur ve sahte lezzet artırıcılar ihtiva eder.
16 – Hazır kıymalar da içine hindi kıyması karıştırılarak çoğaltılır. Bu kıymaların görüntüsü normal kıymadan daha parlak ve yağsızdır. Dikkat edin! Hindi ve tavuk, kıyma makinesinden geçtikten hemen sonra bakteri üretmeye başlar.
17 – Dünyanın en iyi ırkı Trakya kıvırcığıdır yani kuyruksuz kuzu. Eti çok lezzetlidir çünkü kuzunun yağı kuyruğuna değil bütün vücuduna yayılır. Bu sayede et fazla su tutar ve tabii ki daha lezzetli olur.
18 – Çok büyük et almayın. But kısmını alın. Kemikli ağırlığı 2-3 kilo arasında olmalı.
19 – Kıvırcık kuzuda kuyruk kesilmez ve küçük bir parça olarak orada görebilirsiniz. Kuyruklu kuzuda ise genelde sizi kandırmak için kuyruğu tamamen keserler.
20 – Kuzu etinin kokusunu marine ederek giderebiliriz. Eti kemiksiz parçalara ayırıp (1 kilo için) 3 diş sarımsağı ezin, 1 su bardağı süt, 1/2 çay bardağı zeytinyağı, 2 dal biberiye ve 2 dal taze kekik içinde bir gün bekletin.
21 – Izgara için danada olduğu gibi yine sırt etini tercih edin. İşte size havalı bir kelime; ‘karski’. Kuzunun kontrfilesi ve bonflesinin olduğu kesimdir ki, en değerli parçadır. Kasaplar bu parçaları, hep işi bilenlere tezgâh altından satar. Kasabınıza, “Yıllardır benden sakladığın karskileri istiyorum, akşam mangal var” deyin. Çekinmeyin…
22 – Evinizde döküm tavanız varsa, hemen ocağa koyun ve yağ sürmeden iyice ısıtın. Ete, biraz tuz, çok az şekerle masaj yapın ve saf zeytinyağı (Bunun dışındaki yağlar omega- 3 asitlerini öldürür) sürerek tavaya atın. Et inceyse her yanını ikişer dakika pişirip tavadan alın ve bekletmeden servis yapın ki suyu kaçmasın.
23 – Tencere yemeklerinde ise kuşbaşı doğradığınız etleri yavaş yavaş pişirin ve tuzunu yemek piştikten sonra ilave edin. Pişirirken kullanacağımız tencere fırına giren bir tür olursa (güveç veya döküm) daha iyi sonuç alırsınız. Her tarafından eşit ısı alarak yavaş pişer. Aradınız, taradınız iyi et bulamadınız. Elinizdekiyle idare etmek zorunda kalırsanız işte size tavsiye:
a-Etimizi ince dilimleteceğiz. Sonra süt, soğan suyu, zeytinyağı gibi asitli maddelerle terbiye edeceğiz. Bunun için; 2 soğanı rendeleyip suyunu sıkın, yarım bardak süt ve zeytinyağı ekleyip bir gün bekletin. Sonra da anlattığım şekilde pişirin. Netice elbette mükemmel!
b – Bir vakum poşetine piyaz (ince uzun doğranmış) 1 soğan, 1 çay bardağı soğan suyu, 2 dal biberiye ve etleri içine koyup vakumlatın. Buzdolabında en az bir gün bekletin, sonra aynı pişirme işlemini uygulayın. Hayatınız değişecek!
TERBİYELER
LİMON YAPRAĞI MARİNADI
Limon Yaprağı Marinadı, Et Marinadı, Et Terbiyeleri, Terbiye Tarifleri Marinad İçin Malzemeler
2 diş sarımsak
Çeyrek bardak zeytinyağı
Çeyrek bardak limon suyu
1 yemek kaşığı ufalanmış mercanköşk
1 yemek kaşığı iyice ufalanmış kekik
LİMON YAPRAĞI MARİNADI TARİFİ
Terbiye için sarımsak, yağ, limon suyu, mercanköşk ve kekiği derin bir kapta karıştırın. Et parçalarını bulayıp kalan marinadı üzerine dökün. Ağzını kapatarak gece boyunca dolapta bekletin.
KELLE PAÇA TERBİYESİ
Kelle Paça Terbiyesi, Çorba Terbiyesi Tarifleri, Çorba Terbiyeleri, Terbiye Tarifleri Terbiye İçin Malzemeler
1 adet yumurta sarısı
Yarım limonun suyu
1 yemek kaşığı yoğurt
1 tatlı kaşığı tuz
KELLE PAÇA TERBİYESİ TARİFİ
Yumurta sarısı, limon suyu ve yoğurt karıştırılarak çorbaya ilave edilir.
SATAY SOSLU ET TERBİYESİ
Satay Soslu Et Terbiyesi, Et Marinadı, Et Terbiyeleri Terbiye İçin Malzemeler
150 gr kavrulmamış yer fıstığı
2 çorba kaşığı zeytinyağı
1 adet kuru soğan
1 çay kaşığı esmer şeker
1 çorba kaşığı soya sosu
1 çay kaşığı zencefil tozu
1 çay kaşığı kişniş tohumu tozu
8-10 damla acisso
Yarım çay kaşığı biber ve tuz
SATAY SOSLU ET TERBİYESİ TARİFİ
Soya sosu, sıvı yağ, sarımsak tozu ve zencefil tozunu karıştırın, derin bir kaba koyduğunuz etlerin üzerinde gezdirin. Karışımı buzdolabına koyun kabın altında biriken bu sıvıyı, birkaç defa yeniden etlerin üzerinde gezdirin. Etlerin altını üste getirerek her tarafının bu terbiye ile temasını sağlayın. Ezilmiş yerfıstıklannı ve kalan sos malzemelerini bir blenderden geçirin, sıvı yağda pembeleştirilen ince kıyılmış soğan ve sarımsaklara ilave edip, ağır ateşte kaynatın. Sos ılık iken yeniden blenderden geçirin ve koyu boza kıvamına getirip, ılık olarak etlerin yanında servis edin.
YUMURTA LİMON TERBİYESİ
Yumurta Limon Terbiyesi, İşkembe Çorbası Terbiyesi, Terbiye Tarifleri Terbiye İçin Malzemeler
2 yumurta veya 4 yumurta sarısı
4 yemek kaşığı limon suyu
1/2 su bardağı kullanılacağı çorbanın ılık suyu
Tuz
YUMURTA LİMON TERBİYESİ TARİFİ
Yumurtalar, limon suyu ve tuz iyice çırpılır. Üzerine çorbanın suyundan ilave edilerek terbiye hazırlanır.
NAR EKŞİSİ İLE ET TERBİYESİ
Nar Ekşili Et Terbiyesi, Et Marinadı, Et Terbiyeleri Tarifleri Terbiye İçin Malzemeler
4 çorba kaşığı sıvı yağ
8 çorba kaşığı sulandırılmış salça
4 diş sarımsak
1 çorba kaşığı kırmızı pul biber
2 çorba kaşığı soğan suyu
4 çorba kaşığı nar ekşisi
Karabiber Tuz
NAR EKŞİLİ ET TERBİYESİ TARİFİ
Derin bir kapta salçayı sulandırın, içine dövülmüş sarımsak, sıvı yağ, soğan suyu, nar ekşisi ve baharatdan ilave edin. Bu sosta eti 2 saat dinlendirin.
BALIK TERBİYELERİ
Balık Terbiyeleri, Balık Marinadı, Marinad Tarifleri, Terbiye Tarifleri Sarımsak ile terbiye için malzemeler
4 diş sarımsak
4 dal taze biberiye
5 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz, karabiber
Kırmızı toz biber
Sarımsak İle Balık Terbiye Tarifi
Balıkları temizleyip bir kaba alın. Tuz, kırmızı toz biber, sarımsak katılmış zeytinyağını üzerini kaplayacak seviyede ekleyip 1 saat bekletin.
Sebzeli Marinad Malzemeleri
1 su bardağı zeytinyağı, 4 diş dövülmüş sarımsak, 1 çay kaşığı ufalanmış taze kişniş, 1 çay kaşığı dereotu, 1 çay kaşığı kırmızı pul biber, Yeterince tuz.
Sebze İle Karides Marinadı Tarifi
Bir kabın içine zeytinyağı, dereotu, taze ufalanmış kişniş, dövülmüş sarımsak, pul biber ve tuz koyup iyice karıştırın. Jumbo karidesleri ortadan ayırıp bağırsaklarını çıkarın ve elinizle bastırarak düzleyin. Bir kaşık yardımıyla karışımı karideslerin içine paylaştırın.
Nar İle Marinad Malzemeleri
1 kg nar
Nar İle Balık Terbiye Tarifi
Balıkları temizleyip halka halka kesin ve derin bir kabın içine bırakın. Narların suyunu sıkıp balık halkaları üzerine dökün ve 30 dakika bekletin.
Zeytinyağı ile Terbiye Malzemeleri
2 adet defne yaprağı, 4 adet tane karabiber, 1 su bardağı zeytinyağı, Yeterince tuz
Zeytinyağı İle Balık Marinad Tarifi
Balıkları iyice temizleyin, temiz bir diş fırçası yardımıyla içindeki pıhtılaşmış kanı iyice akıtın. Kan artığı kalırsa balıkta acılık yaratır. Pullarını temizledikten sonra balığı ortasından ikiye ayırıp kılçığını çıkarın ve fileto elde edin. Balık filetolarını içinde zeytinyağı, defne yaprağı ve tane karabiber olan bir kabın içinde 10 dakika bekletin.
ETLERE UYGULANAN TERBİYELER
Marinad Etmek, Marinad Yöntemleri, Et Terbiyeleri, Terbiye Tarifleri Marinad Etmenin Amaçları
Marinad, etlere hoş koku ve lezzet vermek için yapılan bir işlemdir. Marinad içindeki malzemeler etlere geçerek istenen lezzet elde edilir. Bu işlem aynı zamanda etlerin yumuşatılması içindir. Marinad içindeki et marinad sıvısındaki asitte dinlenerek yumuşar.
ÇEŞİTLİ MARİNAD YÖNTEMLERİ
Çiğ Marinadlar
Çoğunlukla av hayvanı etleri ve kırmızı etler için yapılır. Örnek verecek olursak; bazı yahniler, burginyon, reze usulü pişirilecek bazı etler vb. için uygulanır.
Çiğ Marinadlar için kullanılan malzemeler
Soğan, havuç, kereviz dalı, maydanoz sapı, sarımsak, defne yaprağı, kekik, aromatik bitkiler, tane karabiber, karanfil, kırmızı veya beyaz şarap, konyak, sirke, bira, zeytinyağı veya diğer sıvı yağlar.
Çiğ Marinadları Hazırlama Tekniği
Et kesilip hazırlanır. Marinad kabının içine, malzemelerin bir kısmı koyulur. Marinad olacak etler kaba yerleştirilir. Kalan malzemeler üzerine eklenir. Şarap, sirke, konyak, sıvı yağ eklenir. Marinad edilecek etlerin tamamının sıvının içinde kalmasına dikkat edilmelidir. Üzeri kapalı olarak buzdolabında dinlenmeye bırakılır. Ara ara marine edilen etler çevrilmelidir.
Kısa Süreli Marinadlar
Genellikle küçük parça etler için kullanılır. Türk mutfağında genellikle uygulanan yöntem budur. Bu tür marinadlarda yiyeceklerin kalma süresi terbiye edilecek etin yapısına ve özelliğine göre değişir.
Kısa süreli marinadların hazırlama tekniği Marina edilecek parçalar hazırlanır. Aromatik malzemeler eklenerek karıştırılır. Buzdolabında bir süre bekletilir.
Çeşitli Etlere Uygulanacak Marinadlar ve Süreleri
Izgara etler sıvıyağ, kekik, defne yaprağı, soğan suyu, karabiber, isteğe bağlı ve özel baharatlar içinde 2 saat ile 2 gün arasında bekletilir. Tavuk etleri ve kanatlılar; sıvıyağ, kekik, defne yaprağı, soğan suyu, karabiber, isteğe bağlı ve özel baharatlar içinde 2 saat ile 2 gün arasında bekletilirler. Balıklar, çiğ olarak zeytinyağı, tuz, dereotu, limon suyu, karabiber, kekik, defne yaprağı, kereviz dalı, vb aromatik malzemeler içerisinde 2 saat ile 24 saat arasında bekletilir. Av etleri ise ızgara etlerde kullanılan çiğ marinadlar içerisinde 2 saat ile 2 günarasında bekletilir.
BİBER İLE ET TERBİYESİ
Biberli Et Terbiyesi, Et Marinadı, Et Terbiyeleri Terbiye İçin Malzemeler
Sıvı yağ
Yarım çay kaşığı pul biber
Yarım çay kaşığı karabiber
BİBERLİ ET TERBİYESİ TARİFİ
Bir kaba sıvı yağ, pul biber ve karabiber koyup etleri bu terbiyede bekletin.
ET İÇİN HARDAL SOS TARİFİ
Hardal Soslu Terbiye, Et Terbiyeleri, Terbiye Tarifleri Sos İçin Malzemeler
2 çorba kaşığı mayonez
2 çorba kaşığı hardal
2 çorba kaşığı yogurt
HARDAL MARİNADI TARİFİ
1 tatlı kaşığı hardal ile 2 kaşık sıvı yağı karıştırın. Etleri bu karışıma bulayınız. Bir kaba etleri alıp kalan karışımı üzerine döküp 1 saat bekletiniz.
SARIMSAK İLE ET TERBİYESİ
Sarımsaklı Et Terbiyesi, Kişnişli Sos, Terbiye Tarifleri Terbiye İçin Malzemeler
2 diş sarımsak
2 adet yumurta sarısı
1 çorba kaşığı limon suyu
2 çorba kaşığı kişniş
1 çorba kaşığı maydanoz
3 çorba kaşığı tereyağı
Karabiber
SARIMSAKLI ET TERBİYESİ TARİFİ
Eti bir tabağa koyun. Sarımsağı dövün ve bir kaseye alın. İçine zeytinyağını ve karabiberi ekleyerek karıştırın ve etin üzerine dökün. Üzerini bir kapakla kapatıp 30 dakika marine edilmesi için bekletin.
DÜĞÜN ÇORBASI TARİFİ
Düğün Çorbası Tarifi, Çorba Tarifleri, Resimli Çorba Tarifleri Malzemeler
10 su bardağı et suyu
200 g kuzu eti ya da
koyun kaburgasının sıkı eti
4 yemek kaşığı un
1 tatlı kaşığı tuz
2 yemek kaşığı tereyağı
1 çay kaşığı kırmızıbiber
Terbiye İçin Malzemeler
2 adet yumurta veya 4 adet yumurta sarısı, 4 çorba kaşığı limon suyu, Yarım su bardağı ılık çorba suyu
TERBİYELİ DÜĞÜN ÇORBASI TARİFİ
Et bir tencerede haşlanarak küçük parçalar halinde doğranır. Et haşlanırken et suyu da birlikte hazırlanabilir. Etler, et suyuyla birlikte ayrı bir tencerede kaynamaya bırakılır. Bu arada ılık çorba suyundan bir miktar başka bir kaba alınarak unla birlikte iyice ezilir. Kaynamakta olan çorbaya sürekli karıştırılarak eklenir. Un kokusu kayboluncaya kadar kısık ateşte pişirildikten sonra ateşten alınır. Yumurta ve limon suyu iyice çırpıldıktan sonra çorbaya ilave edilir. Servis yapılmak üzere kaselere alınır. Kızdırılmış yağa kırmızı biber karıştırılarak çorbanın üzerine gezdirilir. Yanında ekmek garnitürüyle servis yapılır.
ET İÇİN YOĞURT TERBİYESİ
Et Terbiyesi, Yoğurt Terbiyesi, Terbiye Tarifleri, Et Marinad Marinad İçin Malzemeler
1 çorba kaşığı soğan suyu
4 çorba kaşığı sıvı yağ
1 çorba kaşığı yoğurt
1 tatli kaşığı kekik
Tuz, karabiber
ET İÇİN YOĞURT TERBİYESİ
Biftekleri 3 parmak eninde dilimlere ayırın. Sogan suyu, sıvı yağ, yoğurt, kekik, tuz ve karabiberi oval bir kapta karıştırarak etleri bu sosta 4 saat bekletin.
KUZU VE KOYUN ETLERİ
İngiltere dışındaki bütün Avrupa ülkelerinde koyun etine büyük bir ilgi gösterilmemesine karşılık yurdumuzda pişirilen yemeklerin büyük bir çoğunluğunda koyun eti kullanılmaktadır. Doktorların da daha çok sindirimi güç, yağı da ağır olduğundan hastaların yemeklerini pek uygun görmedikleri koyunun belli başlı üç cinsi vardır: Kıvırcık, Dalgıç ve Karaman. Her cinsin kendine has kalite ve özellikleri vardır. Ancak bu özellikleri incelemeden önce bu kasaplık hayvanların erkeklik ve dişiliklerinin, yemekler üzerindeki etkisi üzerinde durmak daha doğru olur.
DİŞİ KOYUNLAR Hangi cins olursa olsun koyunun dişisi yani Marya makbul değildir. Maryaların etleri yavruladıktan sonra lezzetsiz ve sert olur. Yağları da mum yağı gibi donmuş bir durumdadır. Eti yenilebilecek dişi koyunlar, genç ve kısır olarak kesilmiş olanlardır.
ERKEK KOYUNLAR Erkek koyunlara gelince bunlar Koç derler. Bunların da etleri yağsız ve sert olduğu gibi hoş olmayan bir biçimde de kokmaktadır. Eti yenebilecek koyunlar kasaplık hayvan olarak ayrılmış ve kuzuluklarında burulmuş yani erkeklik bezleri alınmış erkek koyunlardır. Burma erkek koyunların etleri yağlı ve çok lezzetli olmaktadır.
SÜT KUZUSU Cinsi ne olursa olsun koyunların yavrularına kuzu denir. Süt kuzusu daha anne sütünden ayrılmamış yani sütle beslenen ve en çok iki aylık olan koyun yavrularına denir. Bunların ağırlıkları 4-5 kadardır. Ana sütüyle beslendiklerinden etleri çok körpe ve yumuşaktır. Tadı da çok hoştur. Vücudunun hiçbir yerinde yağ bulunmaz. Genel olarak bu etle yapılan yemekler bir saatten çok az bir sürede pişer. Bu kuzular Ocak ayından Mayıs sonlarına kadar satılır. Süt kuzusuna esnaf ağzıyla araba kuzusu da denir.
KUZU Ana sütünü bırakmış, besinini ot yiyerek elde eden irice kuzulardır. Genel olarak 5-10 kiloluk olurlar. Bunları kasaplarda bütün yıl bulmak mümkündür. Koyundan daha çok makbuldür. Kuzuların erkekleri kadar dişileri de lezzetlidir. Onun için kuzuda erkek-dişi ayırımı yapılmaz. Genel olarak kuzu eti birbuçuk saatte pişer. Et yiyebilen her türlü hasta, dana gibi kuzuyu da hiç çekinmeden yiyebilir. Yalnız kuzu buzdolabında pek çok kalmadığından, ancak pişirilecek kadar alınmalıdır. Kuzunun tazeliği en çok böbreğinden anlaşılır. Yenebilecek tazelikteki bir kuzunun böbreği açık pembe bir renktedir. Bu kuzuların gözleri de canlı ve fazla büyümemiş olur. Etine de el sürüldüğünde sert olduğu görülür.
KIVIRCIK Koyun etlerinin en iyisi kıvırcıktır. Bunlar da Merinos ve Karbanat diye ikiye bölünürler. Tat bakımından Karnabat’ın eti Merinos’tan daha lezzetlidir. Üstelik Merinos koyununun yağında garip bir koku vardır. Karnabat kıvırcıklar vücutça daha toplu ve yuvarlak oldukları gibi etleri de daha beyazdır. Merinos’ların etleri daha esmerce olduğu gibi vücutları da daha uzundur.
DALGIÇ Kıvırcıktan sonra sırada dalgıç eti vardır. Bu da Beyaz Dalgıç ve Kara Dalgıç olarak ikiye bölünür. Kara Dalgıç’ın eti hafifçe koktuğundan makbul değildir. Beyaz Dalgıç’ın eti daha lezzetlidir. Beyazla Kara Dalgıç’ı kuyruklarından ayırd etmek mümkündür. Beyaz Dalgıç’da kuyruğun üstü geniş, ortası yarık, altı ise parmak biçiminde sarkmaktadır. Kara Dalgıç’ın kuyruğuysa daha ensizdir. Parmak biçiminde sarkan bölümü ise daha uzundur.
KARAMAN Koyun etlerinde üçüncü sırada yer alan Karaman da Beyaz Karaman, Kızıl Karaman diye iki cinstir. Beyaz Karaman, Kara Dalgıç’tan daha üstündür. Kızıl Karaman ise hem tatsızdır, hem de hoş olmayan bir kokusu vardır. Bunları da kuyruklarından ayırdetmek mümkündür. Beyaz Karaman’ın kuyruğu, Beyaz Dalgıç’ınkinden daha büyükçedir. Alt tarafdaki parmak biçimindeki sarkık bölüm üste kıvrılmıştır ve bir yumru durumundadır. Kızıl Karaman’ın kuyruğundaki yumru ise iki katlıdır.
KUZUDA PROTEİN ÇOKTUR Besin bakımından kuzuyla dana arasında hemen hemen hiç fark yoktur. Yalnız kuzu, proteince danadan biraz daha ağır basmaktadır. Kuzunun her 100 dramından 20 gram protein elde edilmesine karşılık dana etinini 100 gramından sadece 12-18 gram protein elde edilmektedir.
KUZUNUN BÖLÜMLERİ
Et konusunda böylece kısaca gözden geçirdikten sonra bu sayımızda Kuzu’nun bölümlerini ele alalım ve bu bölümlerden ne gibi yemekler yapmanın mümkün olduğunu öğrenelim.
BUT Kuzunun arka ayaklarına but denir. Butların etleri yağsız ve yumuşak olur. Kuzunun en lezzetli bölümlerinden biri burasıdır. Buttan çok güzel kızartma, fırın ve şişler yapar.
PİRZOLALIK Kuzunun sırtındaki ön bölüm bütün olarak pişirilirse buradan güzel kızartmalar olur. Ama daha çok bu bölümdeki kaburga kemikleri tek tek yani kalem kalem ayrılır ve pirzola ya da kemiksiz pirzola yani külbastı olarak pişirilir.
FİLETOLUK Kuzunun sırtındaki arka bölüm pirzolalığın devamıdır. Bu bölümün kaburga kemikleri bulunmadığından buradan pirzola yerine fileto çıkarılır. Bu bölümdeki etle gayet lezzetli kızartmalar, rostolor ve kotleler pişirilir.
KOL Ön bacakların üst bölümüne kol denir. Bu bölümdeki kasların arasında ince yağ tabakası görülür. Kuzunun bu bölümünden kızartmalar pişirilirse de daha çok kuşbaşı kesilmiş et yemekleri, tas kebaplık bu bölümden yapılır.
DÖŞ Kuzunun en yağlı bölümüdür. Ancak, kemiksiz eti çok az olduğundan genellikle eti kemikli olarak parçalanır ve sebze yemeklerinde, kuru fasulye, nohut yemeklerinde kullanılır.
GERDAN VE BAŞ Kuzunun makbul olmayan bölümüdür. Bunun için kasaplarda genellikle daha ucuz bir fiyata satılır. Daha çok haşlamalarda ve et suyu çıkarmak için kullanılır.
SAKATAT Bu bölüme kuzunun ciğerleri, yüreği, böbreği, dalağı, işkembesi, bumbarı, şirdeni, dili, başı, beyni, parçaları erkeklik bez’leri (yumurtası girmektedir) kuzunun en körpe ve yumuşak yerleri buraları dense pek hata olmaz. Sakatatta her parçanın kendine has özel yemekleri vardır. Ancak bunlar durgun etler olduğundan sakatattan yapılmış yemekler genellikle hastalara ve sindirim güçlüğü çekenlere pek yedirilmemektedir.
UYKULUK Bu küçük ve nazik bez’den yapılan yemekler son yıllarda en lüks lokantaların, en çok aranan spesyaliteleri arasına girmiştir. Bunda biraz da bu bez’in çok hoş bir tadının bulunmasının büyük rolü vardır. Uykuluk pişirilmeden önce soğuk suyla orta ısıdaki bir ateşe konur ve su kaynamaya başladıktan birkaç dakika sonra delikli bir kepçeyle sudan alınarak süzülür, sonra soğuk suyun içine atılır. Burada çok kısa bir süre tuttuktan sonra zar gibi ince derisi çıkarılır, kurulanır ve pişirilmeye hazır bir duruma getirilmiş olur.
|
|
|
MYBB Forumda Forum konu görünümünü Klasik Dikey Moda Ayarlamak için |
|
Yazar: RasitTunca - 02-22-2019, 06:03 PM - Forum: Webmaster Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
MYBB Forumda Forum konu görünümünü Klasik Dikey Moda Ayarlamak için
MYBB Forumda Forum konu görünümünü Klasik Dikey Moda Ayarlamak için
ilk üye olundugunda otamatik olarak forum yatay ve avatar yukarda ayarinda geliyor bunu
yani avatar yanda ayari için
önce üye girisi yap
sonrada üye paneline gir
[attachment=483]
sonra acilan sayfadan secenekleri ayarla bölümüne gir
[attachment=482]
sonra ordaki postbiti klasik dikey modda göster kutucugnu isaretle ve sonra alta in ve secenkleri kaydete tikla
[attachment=481]
islem bu kadar tamamdir
|
|
|
Hazret-I Isa Aleyhisselâm |
|
Yazar: RasitTunca - 02-16-2019, 05:50 PM - Forum: Peygamberler Tarihi Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM
HAZRET-İ
İSA ALEYHİSSELÂM
İsa Aleyhisselâm, Allah-u Teâlâ’nın İsrâiloğullarına gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ’nın bir kelimesidir. Kendisinden önce Musa Aleyhisselâm’a verilen Tevrat’ı tasdik etmekle birlikte, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmek üzere gelmiş, muhataplarını Allah-u Teâlâ’nın kulluğuna yönelmeye teşvik etmiştir. Allah-u Teâlâ’nın mütevazi ve seçkin kullarından birisi ve peygamberidir.
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın gerçek kişiliğini Âyet-i kerime’sinde şöyle beyan buyurmaktadır:
“Meryemoğlu İsa’ya açık mucizeler verdik.” (Bakara: 87 ve 253)
Allah-u Teâlâ onun mucizelerini, onun üstünlüğünün ve derecelerinin farklılığına sebep göstermiştir.
“Ve onu kudsi ruh ile destekledik.” (Bakara: 87 ve 253)
İmrân Âilesi (Âl-i imrân):
İmrân âilesi; İbrahim Aleyhisselâm’ın oğlu İshak Aleyhisselâm, onun da oğlu Yakup Aleyhisselâm’ın neslinden gelmektedir. Yakup Aleyhisselâm’ın lâkâbı İsrâil olup, İsâ Aleyhisselâm İsrâiloğulları peygamberlerinin sonuncusudur. Peygamberlik ise İbrahim Aleyhisselâm’ın diğer oğlu İsmail Aleyhisselâm’ın neslinden gelen Muhammed Aleyhisselâm’la sona ermiştir.
•
Hazret-i Meryem’in babası İmrân, İsrâiloğullarının ileri gelenlerinden ve âlimlerinden bir kimse idi. Zekeriyâ peygamberle İmrân, iki kız kardeşle evli idiler. Karısı Hanne yaşlanmaya başlamış, fakat Zekeriyâ Aleyhisselâm’ın hanımı olan kız kardeşi gibi bir çocuk sahibi olamamıştı. Allah-u Teâlâ’ya sığınarak kendisine bir çocuk bağışlaması için hulûs-u niyetle, huşu içinde niyazda bulundu. Allah-u Teâlâ duâsını kabul etti. Hanne hamile kaldığını hissedince çok sevindi. Bu büyük lütuf karşısında bir şükran ifadesi olarak, doğacak olan çocuğu Beyt-i Makdis’in hizmetine adadı.
Ve şöyle duâ etti:
“Ey Rabb’im! Karnımda olanı azatlı bir kul olarak sırf sana (hizmet etmek üzere) adadım, bunu benden kabul buyur. Şüphesiz ki işiten ve bilen ancak sensin.” (Âl-i imrân: 35)
O devirde adanarak bağışlanan bir çocuk mescidin hizmetlerini görür, erginlik çağına kadar ara vermeden bu hizmetine devam ederdi. Büluğa erdikten sonra serbest bırakılır; isterse ölünceye kadar orada kalır, dilerse çekip giderdi. Kız çocuğunu adama âdeti hiç yoktu.
Nihayet gün geldi, Hanne adağının kabulünü Allah-u Teâlâ’dan beklerken, ümidinin aksine bir kız çocuğu dünyaya getirdi.
Hazret-i Meryem:
Zekeriyâ Aleyhisselâm Hazret-i Meryem’in bakımını üzerine aldı ve zevcesine teslim etti. Kısa bir zaman sonra Hanne vefat etmiş, Hazret-i Meryem teyzesinin kucağında büyümüştür. Kendisini idare edecek bir yaşa gelince Zekeriyâ Aleyhisselâm Hazret-i Meryem için mescidin içinde onun kalacağı bir oda yaptırdı. Mihrap denilen bu odaya bir merdivenle çıkılıyor, oraya kendisinden başka kimse girmiyordu.
Hazret-i Meryem orada gece gündüz ibadet ediyor, mâbedin hizmetleri ile ilgili üzerine düşeni yapıyordu.
Zekeriyâ Aleyhisselâm Hazret-i Meryem’in yanına her girişinde kendisinin getirmediği, o bölgede o mevsimde yetişmeyen çeşit çeşit taze meyveler görürdü.
Bu husus Âyet-i kerime’de şöyle beyan ediliyor:
“Zekeriyâ onun yanına mâbede her girişinde yanında bir rızık bulur ve: ‘Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?’ derdi. O da ‘Allah tarafından!’ derdi. Çünkü Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.” (Âl-i imrân: 37)
Hazret-i Meryem bütün kötülüklerden müberra idi. Gönlünü o derece Allah-u Teâlâ’ya vermişti ki, melekler kendisine hitap etmeye, müjdeler vermeye başlamıştı:
“Melekler demişti ki;
Ey Meryem! Allah seni seçti, tertemiz kıldı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” (Âl-i imrân: 42)
Cebrâil Aleyhisselâm’ın Teşrifi:
Hazret-i Meryem Beyt-i Makdis’in hususi bir odasında Zekeriyâ Peygamberin himayesinde büyüyüp gelişmişti. Yanına ondan başka kimse girip çıkmıyordu. Buna rağmen kapısını örtülü bulundururdu. Kendisini ibâdete öyle vermişti ki, o zamanda bir benzeri daha yoktu.
Bu halde iken Allah-u Teâlâ Cebrâil Aleyhisselâm’ı kendisine gönderdi.
Bu hususta Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Resulüm! Kitapta Meryem’i de an. Hani o, âilesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti.” (Meryem: 16)
İnsanlardan uzaklaşarak evinin doğu tarafına çekilir, yalnız başına ibadet ve taat ile meşgul olurdu.
“Sonra onlarla kendi arasına bir perde çekmişti.” (Meryem: 17)
İbadetine bir mâni bulunmaması için tenha bir yer seçmiş, kendisini gizlemek için bir perde asmıştı.
“Derken biz ona ruhumuzu (Cebrâil’i) göndermiştik de, kendisine düzgün bir insan şeklinde görünmüştü.” (Meryem: 17)
Melek şeklinde görünmüş olsaydı, ondan ürker ve sözünü dinlemeye güç getiremezdi.
Onu birden karşısında görüverince ürperdi, kendisine bir kötülük yapmak maksadıyla gelmiş olmasından korktu.
“Meryem: ‘Senden çok esirgeyici olan Allah’a sığınırım. Eğer Allah’tan korkan bir kimse isen (çekil yanımdan!)’ dedi.” (Meryem: 18)
Cebrâil Aleyhisselâm ona, Rabbinin gönderdiği bir elçi olduğunu, geliş hikmetini de kendisine bir çocuk bağışlanmasına vesile olmak olduğunu da açıkladı.
Ve dedi ki:
“Ben yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim.” (Meryem: 19)
Hazret-i Meryem ise bundan hayrete düşerek açıkça sordu:
“Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir?” (Meryem: 20)
Cebrâil Aleyhisselâm Hazret-i Meryem’in korkusunu gidermek ve kalbini rahatlatmak için ona hakikatı anlattı.
“Cebrail: ‘Bu böyledir. Çünkü Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır. Biz onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız. Bu, önceden kararlaştırılmış bir iştir.’ dedi.” (Meryem: 21)
Yaratmak istediği şeyi diler ve istediği gibi yaratır. Bir şeyin olmasını istediğinde, o şey gecikmeksizin ve sebebe ihtiyaç duymaksızın meydana gelir. İşte ilâhî takdirde İsa Aleyhisselâm da böyle bir kelime idi.
“Ona Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek. Onu İsrâiloğullarına bir peygamber yapacak.” (Âl-i imrân: 48-49)
İsa Aleyhisselâm İsrâiloğullarının son peygamberidir.
•
Cebrâil Aleyhisselâm daha sonra elbisesinin yakasından üfledi ve yanından ayrıldı. Hazret-i Meryem o anda İsa Aleyhisselâm’a hamile kaldı.
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:
“Irzını korumuş olan İmrân kızı Meryem de bir misaldir.” (Tahrim: 12)
Üflemek, Kuddüs olan Allah-u Teâlâ’nın emriyle Ruh’ul-kudüs’tendir. Ona İsa Aleyhisselâm Cebrâil Aleyhisselâm’dan bir kelime üfürülür gibi, Allah tarafından üfürülmüştür. Allah-u Teâlâ onu şereflendirmek için ruhu zâtına izafe etmiştir.
“Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etmişti. O bize gönülden itaat edenlerdendi.” (Tahrim: 12)
“Biz ona ruhumuzdan üflemiş, kendisini de oğlunu da âlemler için bir mucize kılmıştık.” (Enbiyâ: 91)
Mucize Doğum:
Nihayet zaman geldiğinde Hazret-i Meryem doğum yaptı.
Bu mucize doğum hakkında Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:
“Hiç şüphe yok ki, İsa’nın babasız dünyaya gelişi de Allah nezdinde Âdem’in durumu gibidir. Allah Âdem’i topraktan yarattı, sonra ona ‘Ol!’ dedi, o da oluverdi.” (Âl-i imrân: 59)
Allah-u Teâlâ Âdem Aleyhisselâm’ı yaratmayı murad ettiği zaman nasıl ki ona sadece “Ol!” demiş, o da hemen olmuşsa; İsa Aleyhisselâm’ın yaratılışı da Allah-u Teâlâ’nın iradesine muvafık olarak böyle olmuştur.
“Hak Rabbinden gelendir. Öyleyse şüphecilerden olma!” (Âl-i imrân: 60)
Allah-u Teâlâ’nın bütün beyanları birer gerçektir. Bunun dışında bir gerçek yoktur. Her mümin bunu bilir, buna iman eder.
“İşte bu, elbette en doğru haberdir. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hiç şüphesiz ki Allah Azîz’dir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.” (Âl-i imrân: 62)
Hiç kimse Ulûhiyetinde ve Rubûbiyetinde O’na ortak olamaz.
“Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah fesat çıkaranları bilendir.” (Âl-i imrân: 63)
Hazret-i Meryem doğumdan bir müddet sonra çocuğunu alarak kavminin arasına döndü. Bu durum onlara şok bir tesir yaptı. Halk arasında kocası olmayan bir bâkire olarak bilinen Hazret-i Meryem’i, kucağında çocukla aniden karşılarında görünce şaşırdılar. Hakkında kötü düşünceler beslemeye, tahkir etmeye, kınamaya başladılar.
Bu hadise de Kur’an-ı kerim’de veciz bir şekilde beyan buyurulmaktadır:
“Nihayet çocuğu kucağında taşı(Zeker) kavmine getirdi.” (Meryem: 27)
Kavmi kucağında bir çocukla birlikte onu görüverince heyecana kapıldılar. Kızgın kızgın konuşuyorlardı.
“Dediler ki:
Ey Meryem! Hakikaten sen çok tuhaf bir iş yapmışsın.
Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz değildi.” (Meryem: 27-28)
Anası babası tertemiz olan bir kız, nasıl olur da gayr-i meşru bir evlât sahibi olur? Bu babasız çocuğu nereden buldun?
Hazret-i Meryem onlara cevap vermedi. Çocuğunun telkin ettiği tavsiyeleri yerine getirdi. Kendisiyle konuşmaları ve soru sormaları için beşikteki çocuğu işaret etti.
“Bunun üzerine çocuğu gösterdi.” (Meryem: 29)
Oradakiler hayrete düşerek:
“Biz beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?’ dediler.” (Meryem: 29)
Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm bir kudret harikası olarak konuşmaya başladı, fasih bir dille ilk söz olarak Allah’ın kulu olduğunu belirtti.
“Şöyle dedi: Ben Allah’ın kuluyum. O bana Kitap verdi ve beni peygamber yaptı.” (Meryem: 30)
“Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe bana namaz kılmamı, zekât vermemi emretti.” (Meryem: 31)
“Beni anneme hürmetkâr kıldı, baş kaldıran bir bedbaht yapmadı.” (Meryem: 32)
“Doğduğum günde, öleceğim günde, diri olarak kabirden kaldırılacağım günde bana selâm olsun.” (Meryem: 33)
İsa Aleyhisselâm bu sözleri söylediği zaman birkaç günlük bir bebek idi ve yaşıtları gibi normal konuşma zamanı gelinceye kadar bir daha da hiç konuşmamıştır.
İsrâiloğulları Hazret-i Meryem’in zinâ ettiğini sanarak, kendisini taşlayıp öldüreceklerdi. Fakat beşikteki çocuğun konuştuğunu görünce suçsuz olduğuna kanaat getirdiler. Onun iffetli olduğuna inandılar ve serbest bıraktılar.
Halkı Hakk’a Dâvet:
İsa Aleyhisselâm otuz yaşlarında iken vahiy geldi, peygamberlikle vazifelendirildi. Allah-u Teâlâ’nın emir ve nehiylerini İsrâiloğullarına tebliğ etti.
•
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde Nuh Aleyhisselâm ile İbrahim Aleyhisselâm’ın gönderildiklerini, onların zürriyetlerinin de nübüvvete nâil olduklarını, daha sonra da diğer peygamberlerin ve İsa Aleyhisselâm’ın gönderilmiş olduklarını beyan buyurmaktadır:
“Andolsun ki biz Nuh’u ve İbrahim’i gönderdik, peygamberliği ve Kitab’ı da onların soyuna verdik. Onlardan kimi doğru yoldadır, içlerinden birçoğu da yoldan çıkmışlardır.
Sonra onların izleri üzerinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik.
Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik ve ona İncil’i verdik.
Ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk.
Türettikleri ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Ancak Allah’ın rızâsını kazanmak için kendileri türettiler, amma buna da gereği gibi riâyet etmediler.
Biz de onlardan iman etmiş olanlara mükâfatlarını verdik.
İçlerinden çoğu da yoldan çıkmış fâsıktırlar.” (Hadid: 26-27)
Hıristiyanlardan çoğu da itaat sınırından çıkmışlar, son peygamber Muhammed Aleyhisselâm’ın risaletini inkâr etmişlerdir.
“Onların izleri üzerine arkalarından Meryem oğlu İsa’yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ve ona, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önündeki Tevrat’ı tasdik eden İncil’i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik.” (Mâide: 46)
İncil Tevrat’ı doğrulayıcıdır, onunla çelişen bir kitap olarak indirilmemiştir. Allah-u Teâlâ İncil’i yol gösterici, nurlandırıcı ve öğüt olarak göndermiştir.
Fakat yahudiler inanmadılar, bu dâveti kabul etmediler. İsa Aleyhisselâm’ın karşısında, aslından çıkardıkları Tevrat’ı savunmaya kalktılar.
•
İsa Aleyhisselâm kendisini ve peygamberliğini İsrâiloğullarına şöyle takdim etti:
“Ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Size çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim ve Allah’ın izni ile o hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm. Allah’ın izni ile ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanmışsanız, bunda sizin için bir ibret vardır.
Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik etmekle beraber size haram kılınan bazı şeyleri de helâl kılmak üzere gönderildim.” (Âl-i imrân: 49-50)
“Size Rabbinizden bir âyet getirdim. O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” (Âl-i imrân: 50 – Zuhruf: 63)
“Allah benim de Rabb’im, sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin. İşte bu doğru yoldur.” (Âl-i imrân: 51)
İslâm’a Yakın Olanlar:
Sevgi bakımından hıristiyanlığın, dinlerin İslâm’a en yakını olduğu Kur’an-ı kerim’de beyan edilmektedir:
“Onların, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanlarını da: ‘Biz hıristiyanız’ diyenleri bulursun.” (Mâide: 82)
Gerçi hıristiyanlar mümin değildir, hatta müminlere düşmanlık bunlarda da vardır. Fakat içlerinde tevbe ile imana gelmek kabiliyetinde olanlar çoktur.
“Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır, onlar büyüklük taslamazlar.” (Mâide: 82)
Onlar ağırbaşlı oldukları için alçak gönüllüdürler ve yahudiler gibi kibirlenmezler.
Büyük Bir Müjde:
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ism-i şerifleri ve vasıfları Tevrat’ta da İncil’de de yazılı bulunuyordu.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Onlar ki yanlarında bulunan Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, ümmî Peygamber’e uyarlar.” (A’raf: 157)
Yahudiler Tevrat’ta, hıristiyanlar İncil’de âhir zaman peygamberinin vasıflarını gördüler ve onun gelmesini beklediler. Her nesil bunu kendinden sonra geleceklere anlattı ve geldiği zaman inanmalarını tenbihledi. Bu sebeple her iki zümre de bu peygamberin gelmesini dört gözle bekliyorlardı. Ancak beklenen peygamberin Araplar arasından ve yetim bir kimse olarak gönderildiğini görünce, sırf ırkçılık gayretiyle inkâr ettiler. Halbuki onun gerçekten peygamber olduğunu, kendi oğullarını bilip tanıdıkları gibi tanıyorlar ve gelmesini bekliyorlardı.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Kendilerine kitap verdiklerimiz onu, öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler.” (Bakara: 146)
Yahudi âlimlerinin Tevrat’tan, hıristiyan âlimlerinin İncil’den birçok sözleri gizledikleri, âhir zaman peygamberi Muhammed Aleyhisselâm’ın teşrif buyuracağını müjdeleyen âyetleri tamamıyla kaldırdıkları Kuran-ı kerim’de haber verilmektedir.
İsrâiloğulları peygamberlerinin sonuncusu olan İsa Aleyhisselâm; kendi zamanına kadar gelen dînî hayatı tazelemiş, kendisinden sonra gelecek olan Ahmed-i Muhtar’ı açıkça ismiyle duyurmuş, fikir ve kanaatları Hatem-ül Enbiyâ Muhammed Aleyhisselâm’a meylettirmiş, göğe yükselmeden önce bütün insanlara en büyük müjdeyi vererek şöyle söylemişti:
“Ey İsrâiloğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş Tevrat’ı tasdik edip doğrulayan, benden sonra gelecek ve ismi Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim.” (Saf: 6)
İsa Aleyhisselâm’ın Tevrat’ı tasdik etmesi, haber verme itibariyledir. Zira Tevrat’ta hem İsa Aleyhisselâm’a hem de son peygamber Muhammed Aleyhisselâm’a dair haberler vardı. Bu sebepledir ki İsa Aleyhisselâm, Ahmed Aleyhisselâm’ın gelmesinin yakın olduğunu müjdelemek suretiyle bu husustaki haberlerin doğru olduğunu ispatlamıştır.
Ahmed; Allah-u Teâlâ’nın en çok methini yapan kişi mânâsına geldiği gibi, en çok methedilen veya kullar arasından en çok övülen kişi mânâsına da gelir.
Tevrat’ta İsa Aleyhisselâm’ın gönderilmesine dair verilen müjde, onun gelişiyle gerçekleşmiş oldu. Muhammed Aleyhisselâm’ın geleceğine dair Tevrat’ın verdiği müjdeyi İsa Aleyhisselâm tasdik ederek onun geleceğini müjdelemiş ve onun öncüsü olduğunu belirtmişti. Bu, İsa Aleyhisselâm’ın peygamberlik vazifelerinden birisi idi.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Muhammed’in nefsi yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer bu ümmetten bir yahudi veya hıristiyan beni işitir de sonra benimle gönderilene iman etmeden ölürse, mutlaka cehennemlik olur.” (Müslim: 153)
Bu Hadis-i şerif, Resulullah Aleyhisselâm’ın gönderilmesiyle bütün dinlerin neshedildiğine delildir. Hadis-i şerif’in hükmü yalnız Resulullah Aleyhisselâm’ın zamanında yaşayanlar için geçerli olmayıp, kıyamete kadar her devir insanlarına şâmildir. Çünkü ikinci bir peygamber gelmeyecek, başka bir kitap inmeyecek.
İsa Aleyhisselâm Resulullah Aleyhisselâm’ın geleceğini haber verdiği gibi, Resulullah Aleyhisselâm da İsa Aleyhisselâm’ın tekrar gökten inip geleceğini, ümmetine ona uymasını emredip, ne gibi işler yapacağını da bir bir müjdelemiştir.
Nezd-i İlâhîye Yükseliş:
İsrâiloğulları Romalıların esareti altında zillet içinde yaşıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ın elinden o kadar parlak mucizeleri gördükleri halde, dâvetine icabet etmediler. Çünkü kurtarıcı bir Mesih bekliyorlardı. Bu Mesih’in çok mücadeleci bir kişi olacağına ve diğer milletlerin esaretinden kurtararak Yahudileri dünyaya hakim kılacağına inanıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ı çok yumuşak ve merhametli gördükleri için, onun Mesih olduğuna inanmadıkları gibi, dâvetine kulak vermekten insanları alıkoymaya çalıştılar. Fakat başvurdukları her teşebbüs neticesiz kaldı. İman etmek şöyle dursun, Yahya Aleyhisselâm gibi İsa Aleyhisselâm’ı da öldürmeye karar verdiler.
İçlerinden birini inanmış gibi göstererek havârîlerin arasına soktular. Toplandıkları yeri ve zamanı öğrenip baskın yapacaklardı.
Fakat Allah-u Teâlâ:
“Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır.” (Fâtır: 43)
Âyet-i kerime’si mucibince, kendi kurdukları tuzağa kendilerini düşürdü, plânlarını boşa çıkardı.
Daha sonra Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı öldürmek için tuzak kuranlar hakkında bilgi vererek şöyle buyurdu:
“(Yahudiler gizlice) tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi. Allah tuzak kuranlara karşılık vermekte en güçlü olandır.” (Âl-i imrân: 54)
Onlardan daha sağlam tuzak kurar, onları kendi kazdıkları kuyuya düşürür.
Allah-u Teâlâ kulu ve Resul’ü İsa Aleyhisselâm’a vahiyle durumu haber verdi, tuzak hazırlayanların bu tuzaklarını nasıl başarısızlığa uğrattığını açıkladı.
“O vakit Allah şöyle buyurdu: Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim ve seni nezdime yükselteceğim.” (Âl-i imrân: 55)
Allah-u Teâlâ bu beyanı ile İsa Aleyhisselâm’ı yahudilerin elinden kurtaracağını ve kendisine hiçbir eziyet edilmeden, sağ salim göklere kaldıracağını müjdelemektedir.
“Seni inkâr edenlerden tertemiz ayıracağım.” (Âl-i imrân: 55)
Artık onlarla bir ilgin kalmayacak, onlar sana bulaşamayacaklar.
“Sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım.” (Âl-i imrân: 55)
Bu müjde müslümanlara âittir. Çünkü İsa Aleyhisselâm’a hem de diğer bütün peygamberlere gerçek mânâda tâbi olanlar Muhammed Aleyhisselâm’ın ümmetidir.
“Sonra da dönüşünüz bana olacak.” (Âl-i imrân: 55)
İnananların da inkâr edenlerin de gidecekleri yer kıyamet gününde Allah-u Teâlâ’nın mahkeme-i kübrasıdır.
“İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” (Âl-i imrân: 55)
Mümin ve muvahhid olanlar ebedî olarak mükâfata erecekler, münkir ve müşrik olanlar da ebedî azaplarla cezalanacaklar.
“İnkâr edip kâfir olanları, dünyada da âhirette de şiddetli bir azaba çarptıracağım. Onların hiç yardımcıları da olmayacak.” (Âl-i imrân: 56)
Yeryüzüne Geliş:
İsa Aleyhisselâm, Deccal’in fitnesi ile müslümanların iyice bunaldığı bir sırada yeryüzüne inecek ve icraatlarını gerçekleştirecektir.
İsa Aleyhisselâm’ın halen sağ olduğuna, âhir zamanda mutlaka yeryüzüne inerek Muhammed Aleyhisselâm’ın şeriatı ile hükmedeceğine ve Allah yolunda mücadele mücahede edeceğine inanmak farzdır.
Bu husus tevatür derecesine ulaşmış; Kitap, Sünnet ve İcmâ ile sabit olmuştur.
Ümmet-i Muhammed’in her asırdaki âlimlerinin ileri gelenleri, İsa Aleyhisselâm’ın kıyamete yakın bir zamanda ineceği hakkında icmâ etmişler, muhalefette bulunmamışlardır. Ancak bir takım filozoflar inkâra kalkışmışlardır.
İsa Aleyhisselâm’ı çok sevmeli ve gelmesini de beklemeliyiz, ancak henüz daha gelmiş değil. Bu yüzden bu çıkanların hepsi sahtedir, yalancıdır, soytarıdır.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurur:
“Şüphesiz ki o, kıyametin kopacağını gösteren bir bilgidir.” (Zuhruf: 61)
İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne inmesi de kıyametin en büyük ve en bariz alâmetlerinden birisidir. Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasından az önce onu gökten indirecektir. Onun belirmesi ile kıyametin kopmasının yakın olduğu anlaşılır.
“Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce İsa’ya muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o onlara şâhit olacaktır.” (Nisâ: 159)
Bu ehl-i kitap, âhir zamanda onun nüzulü esnasında hayatta bulunacak olan kitap ehlidir. Yeryüzüne indiği zaman onun vefatından önce bütün ehl-i kitap iman edeceklerdir. O zaman bütün insanlar İslâmiyet’e nâil olacaklar, bir ümmet halinde bulunacaklardır.
Mehdi Resul ve İsa Aleyhisselâm zamanında gerçeği görerek iman edenler de aynı sözü söyleyecekler. İman ettikçe hatırlanacak.
|
|
|
Samson ve Delilah'ın Eski Ahit'te geçmekte olan hikayesi |
|
Yazar: RasitTunca - 02-16-2019, 05:48 PM - Forum: Peygamberler Tarihi Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Samson ve Delilah'ın Eski Ahit'te geçmekte olan hikayesi
(Yalçın ve Leyla - Higlander - Son İskoçyalı)
Samson (İbranice: שמשון , Şimşon, İÖ XII. yy’ın sonu), Antik İsrail’in son hâkimlerinden biri. Serüvenleri Eski Ahit’in Hakimler Kitabı’nda (13-16) anlatılır. İsrailoğullarının Kenan ülkesinde Filistilerin boyunduruğu altında bulunduğu dönemde (İÖ 1200-1000) yaşayan Samson, Hâkimler Kitabı’nda sözü edilen öteki kutsal savaşçılar gibi İsrailoğullarını yabancı egemenliğinden kurtarmaya çalışan bir önderdir.
Hakimler Kitabı’na göre Samson’un anne babası Danoğulları kabilesindendir. Tanrı, Kudüs yakınlarındaki Tsora’da çiftçilik yapan Manoah adindaki bir adamin kisir olan karisina meleklerinden birini gönderir. Melek kadina: “İşte şimdi, sen kısırsın ve doğurmuyorsun, fakat gebe kalacaksın ve bir oğul doğuracaksın” (Hakimler Bap. 13: 3) der. Kadin olan bitenleri kocasina anlatır, fakat kocasi pek inanmaz ve Tanrı’ya yalvararak meleğini tekrar göndermesini ister. Dilek geregince Tanri meleğini gönderir ve melek, daha önce karisina söylemis olduklarini ona tekrarlar. Manoah Tanrı’ya ekmek ve oglak takdimesinde bulunur. Az zaman sonra bir oğlu olur ve adini Simson koyar.
Çocuk büyür ve bir nezir (Tanrı’ya adanmış kutlu kişi) olur; saçını kesmemek, şarap içmemek ve ölüye el sürmemek üzere ant içerek kendini Tanrı’ya adar. Samson olağanüstü güçlüdür; bir aslanı elleriyle parçalar, bir eşek çenekemeğiyle binden fazla Filisti’yi öldürdü ve tutuklu bulunduğu Gazze kentinin kapılarını sökerek kaçar. Nezirlik andını bozmasıyla gücünü yitirmesi, efsanenin ahlaki içeriğini oluşturur.
Ne var ki, Filisti kadınlarına olan düşkünlüğü, onun mahvına yol açtı; Samson andını ilk kez, Timna kentinde gördüğü bir kızla ziyafet düzenleyip eğlenerek bozar. Sonra, İsrailoğullarının can düşmanı sayılan Filisti halkından olmasına karşın bu kızla evlenir. Düğünde sorduğu bir bilmece yüzünden kız tarafıyla kavgaya tutuşur ve karısının geri götürülmesi üzerine Timna’ya inip çok sayıda Filisti’yi öldürür. Gazze’de bir fahişeyle beraberken de gene Filistilerle dövüşür ve onları uzaklaştırır. Sonra Sorek Vadisinden Delila adlı bir başka Filistiye aşık olur ve onun oyununa gelip düşmanlarının eline düşer. Delila, Samson’un ağzından laf alarak gücünün uzun saçlarından kaynaklandığını öğrenir. Uykudayken saçlarını kesip Samson’u Filistilere teslim eder. Samson, gözleri oyulduktan sonra bir değirmende köle olarak çalıştırılır. Ama saçları yeniden uzayınca eski gücüne kavuşur ve Tanrı Dagan’a (Tevrat’ta “Dagon” diye geçer) adanan büyük Filisti toprağını yerle bir eder; kendisi de tapınakta bulunan Filistilerle birlikte ölür (Hakimler 16:4-30)
Hakimler Kitabı’nın bu konuyla ilgili bölümleri, hikaye ve efsane türünden söylentilerle karışık basmakalıp anlatılardan oluşan bir popüler tarih niteliğindedir. Bu anlatılar, Yahudi toplumunun o dönemdeki durumunu ve uygarlığını yansıtır. Hakimler Kitabı’nın, Samson’un bir eşek çenekemiğiyle 1000 Filisti’yi öldürdüğünü anlatan bölümü (15:15-17) üzerinde çok inceleme yapıldı. Mezopotamya’da, sapı bitümden ya da bir hayvan çenekemiğinden yapılmış çakmaktaşından oraklar bulundu.
Kutsal Kitap kahramanı, roman döneme ait birçok sütun başlığı üzerinde ve Gil de Siloé (Miraflores Manastırı’nda II. Jean’ın mezarı) ve Claude Lestocard (Paris’te, St-Etienne-du-Mont vaaz kürsüsü) gibi heykelciler tarafından betimlendi. Delila ile olan şansız serüveni, Andrea Mantegna, Lucas Cranach, Guido Reni, Domenico Fiasella, Peter Paul Rubens, Anthony van Dyck, Rembrandt, Jan Steen, Gustave Moreau tarafından işlendi. Georges Rouault, Samson değirmentaşını çevirirken (Los Angeles) adlı bir tablo gerçekleştirdi.
SAMSON VE DALİLÂ Filmi Hakkinda
SAMSON VE DALİLÂ (1949) Samson and Delilah
Yönetmen:Cecil B. DeMille
Senaryo: Jesse Lasky Jr., Fredric M. Frank, Harold Lamb
Ülke: ABD
Tür: Macera, Dram, Tarihi, Romantik
Vizyon Tarihi: 21 Aralık 1949 (ABD)
Süre: 131 dakika
Dil: İngilizce
Müzik: Victor Young
Nam-ı Diğer: Cecil B. DeMille’s Samson and Delilah
Oyuncular Hedy Lamarr, Victor Mature, George Sanders, Angela Lansbury, Henry Wilcoxon
Özet
Samson gücünün kaynağını kimsenin bilmediği efsanevi bir kahraman. Gönlünü Semadar’ın kardeşi Delilaha kaptırır .Semadar öldürülünce Samson intikam peşine düşer ama Delilah onun gücünün sırrını keşfedip, Samson’u düşmanlarına teslim eder..
Filmden
Tarihin şafağından önce, insan ruhunu keşfettiğinden beri kendisini esir almaya çalışan güçlerle mücadele etmiştir. Doğanın korkunç gücünün kendisine karşı geldiğini görmüştür. Şimşeğin nazarı, Yıldırımın dehşet veren sesi, Rüzgârın çığlıklarıyla dolu karanlık, korkunun prangalarıyla zihnini köle etmiştir. Korku, insanın aklını kör ederek batıl inançları da doğurmuştur. Şeytani tanrılar insanı ele geçirmiştir. Putperestliğin sunağında insanlık onuru kaybolmuştur. Ve insanın ruhunu, fatihin ayakları altında ezen bir zorbalık doğmuştur. Fakat insanın yüreğinin derinliklerinde o dinmek bilmez özgürlük arzusu hiç sönmemiştir. Bu kutsal kıvılcım ister rahip olsun, ister asker, isterse sanatçı, vatansever, aşık veya devlet adamı bir ölümlünün kalbinde alev alev tutuştu mu o kişinin yaptığı işler insanlığın gidişatını değiştirir ve onun adı çağları aşar. İsa’nın doğumundan bin yıl önce Dan diyarında, Zorah köyünde böyle bir adam yaşamış. Bu kişide büyüklük ve zayıflık, güç ve akılsızlık bir aradaymış. Fakat bunların yanında bir de cesur hayali varmış: Ulusuna özgürlük getirmek. Bu adamın adı Samson’mış. Filistinliler kırk yıldır halkını esir tutuyormuş.
Bazen bir arı, bir öküzü harekete geçirebilir.
---oOo---
SAMSON
Yahudi Samson Filistinli bir kadına (Delilah) âşık olur. Samson, bir kahramandır, bir katırın çene kemiği ile Filistin ordusunu kırar geçirir. Güzelliği ile nam salan Delilah, kavmine yardımcı olmaya karar verir ve Samson'un, o bitmek tükenmek bilmeyen gücünün sırrını ve kaynağını öğrenmek ister. En sonunda Samson'u kendine âşık eder. Samson, ona gücünün sırrını söyler, bu gücün sebebi, saçlarıdır...
Saç; tarih boyunca bütün kültürlerde, kişisel ifadenin önemli bir aracı, cazibenin ve statünün önemli bir parçası olmuştur. Eski Mısır'da uzun saç ve saç estetiği, kişiye, özel bir mevki, toplumda da politik bir pozisyon sağlamıştır. Yani, toplumda önemli bir yer işgal edenler, kendilerini fark ettirmek için imaj değişimini saçlarından başlatmışlar; onların soyundan gelenler de bu saç ve diğer vücut şeklini taklit etmişlerdir. Mesela, eski Mısır'da peruk önemli bir aksesuar olduğu için çok dikkatle hazırlanırdı. Sıklıkla renklendirilir ve altın tozu ile süslenirdi. Kel erkekler, erkeklik gücünü, kadınlar da doğurganlığın sembolü olarak takma saç yani peruk kullanmışlardır.
Klasik yunan döneminde ( M.Ö.500-460 ) kıvırcık saçlar, bukleli saçlar, devinim, değişim, özgürlük ve mutluluğun simgesidir. Eski Yunan sözlüğünde kıvırcık saçı tanımlayan "oulos" kelimesi , aynı zamanda "entrika" anlamı taşır ki bu anlam düz saç ile kıvırcık saçın karşılaştırılmasından çıkmıştır. Düz saçlıların dürüst, kıvırcık saçlıların entrikacı olduğu sanısı bununla ilgilidir. Buradan anlıyoruz ki ilm-i kıyafet (ilmisima) dediğimiz fizyonominin geçmişi eski Yunan'a kadar uzanmaktadır.
Divan şiirindeki siyah saç, yılana benzerlik ilişkisini Eski Yunan'da da görürüz. Yunan mitolojisinde Medusa güzel bir kadındır, Athena'nın tapınağında Poseidon ile yasak aşk yaşar. Buna sinirlenen Athena, Mmedusa"yı çirkin yüzlü bir heykele, o muhteşem kıvırcık saçlarını ise yılana çevirir. Ona bakan her erkek de taşa dönüşür.
Saçın merkez olduğu bir savaş da vardır ve Yahudilerle Filistinliler arasında cereyan etmiştir.
Gücün sırrı saçları
Hikayeye göre Yahudi erkek (Samson) Filistinli bir kadına (Delilah) âşık olur. Samson, bir kahramandır, bir katırın çene kemiği ile Filistin ordusunu kırar geçirir. Güzelliği ile nam salan Delilah, kavmine yardımcı olmaya karar verir ve Samson'un, o bitmek tükenmek bilmeyen gücünün sırrını ve kaynağını öğrenmek ister. En sonunda Samson'u kendine âşık eder. Samson, ona gücünün sırrını söyler, bu gücün sebebi, saçlarıdır. Tanrı Yahova, saçları sayesinde Samson'a güç vermiştir. Delilah, Samson yatağında uyurken onun saçlarını keser. Sabah kalktığında saçlarını kaybettiğini anlayan Samson delirir, artık gücü kalmamıştır ve kendisine bu gücü veren Tanrısına ihanet ettiğini düşünür. Ardından Filistinliler onun gözlerini oyar ve Samson bir kafeste millete teşhir edilir, zindana atılır. Düzenlenecek bir festivalde idam edilmesine karar verilir. Fakat bu arada Samson, Tanrı'ya yalvarmaktadır. Tanrı en sonunda merhamet eder ve Samson'a gücünü geri verir. Samson'un idam edileceği gün, bütün Filistin önderleri ve binlerce kişi Dagon Tapınağında toplanır. Samson bir anda zincirlerini kırar ve tapınağın iki temel sütununu ittirerek tapınağı yıkar. Kendisiyle beraber binlerce Filistinliyi öldürür.
Göktürklerin saçını kestiler
Benzer inanç nedeniyle Çinliler, esir aldıkları Göktürklerin saçlarını kesmişlerdir.
Kitaplardaki bilgilerden, heykel ve resimlerden anlıyoruz ki tarih boyunca birçok toplumda erkekler uzun saçlıdır. Orta Asya'nın göçebe uygarlıklarında; 15, 16, 17'inci yüzyıllarda Avrupa'da kısa saçlı erkek düşünülemezdi bile. 20'nci yüzyılda renkler ve zevkler tartışılmaz oldu. Erkeklerde hem uzun, hem kısa saç moda olduğu gibi kökünden kazıtmak da modaya eklenmiştir. Beatles'in tempolu şarkılarıyla kaküllerin sağa sola sallanması da modalaşmış bir saç şeklidir.
Saçı (sakalı, bıyığı, kaşları, kirpikleri) kökünden kazıtmaya özel anlamlar yükleyen Melamiler daha sonraki yıllara aittir. Günümüzün protestocuları olan "punk"cular, burjuva tarzı yaşamı protesto etmek için, saçlarını başkaldırının bir sembolü olarak değişik şekillerde kestirir ve şok edici renklere boyar. Saç, 1960'larda özgürlüğün simgesidir. 60'lı yıllarda bayanların kısa kesilmiş, düz ve basit şekiller, kadınsılığı ihmal etmeden, erkeklerle eşitliği simgeliyordu. 60'ların sonuna doğru sokak sokak çatışan gençler, uzun saçlarıyla da öne çıktı. 70'li yıllarda uzun saç, rock müzik furyasıyla tek saç tipi oldu. Barış Manço ve Cem Karaca bu dönemin öncüleridir Türkiye'de. 80'lerde liberal rüzgarlar 'Amerikan tıraşı''nı gözde yaptı.
Bizim gençliğe adım attığımız yıllarda saç bırakmak komünistlikti. Okullarda disiplin denilince saçları kısaltılmış, tarağa gelmeyen gençler anlaşılırdı. İzleyenler hatırlayacaklardır Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminde böyle bir sahne vardır. Sabahları elinde makasla saç kontrolü yapan müdür, müdür yardımcıları ve nöbetçi öğretmenlerimiz vardı. Yatılı okullarda, askeriyede ve diğer kalabalık yerlerde bite karşı bir önlem olarak görülen kısa saç, ülke geneline disiplin olarak yayılmıştı. Anne babamız ve büyüklerimiz bunu ne kadar bilirdi, bundan haberimiz yok. Onların gözünde de uzun saç komünistlik ve anarşistlik idi. Zira televizyonda, gazetelerde olaylara karışan üniversite öğrencilerinin kahir ekseriyeti uzun saçlı idi. Nasıl bir uzun saç? Günümüzdeki gibi örgülü, kuyruklu saç değil. Enseden taşan, kulakları örten ve nadiren kulak memelerini aşan bir uzun saç. "Anan gibi saç bırakacağına baban gibi bıyık bırak" sözü o zamanlardan kalmadır zihnimde.
En güzel aksesuarlardan
Saç en önemli güzellik aksesuarındandır. Saç, sakal başlangıçta zevk, tip, yakışıklı oluşla ele alınmıştır. Saçların yakışıklılık, güzellikle ilişkilendirilmesi dönemin ünlüleri olarak şarkıcılar, futbolcular, aktör ve aktristler aracılığıyla yaygınlaşmıştır. Kafa yapısı, saç karakteri uysun uymasın, gençlerin John Travolta tipi saçla dolaştıklarını hatırlarım mesela. Köyümüzde sarışın bir ağabey vardı. Saçlarını geriye doğru tarar Cüneyt Arkın'a benzedim mi diye sorardı. Saç tarama şekli, bir zaman sonra siyasi bir anlam kazandı. Bizim yetişme dönemimizde saçını sağa doğru tarayana "sağcı"; sola doğru tarayana "solcu" dendiğini bilirim. Bu anlamda "siyasal saç"ın en tipik örneği Che Guveara'dır. Biz gençler bu tiplemenin karşısında sünnete sığınırdık. Okuldaki öğretmenlerimize, anne babamıza Hz. Peygamber'in de saçlarının uzun olduğunu, kulak memesine kadar uzattığını söylerdik.
Kitaplardan öğrendiğimize göre Hz. Peygamber saçlarını kulak memesini kapatacak kadar uzatırdı. Saçları uzatmak sünnettir, derdik. Cevap hazırdı. "Her sünneti yerine getirdiniz, sıra saça geldi öyle mi?" Bundan dolayı bizimle akran delikanlıların liseden mezun olunca yaptıkları ilk iş saçlarını uzatmak oldu. Sonra da bir vesile ile okulunu ziyaret etmek, öğretmenlere uzun saçlarını göstermek... Saç bıyık, sakal erkeğin alamet-i farikasıdır. 70'li yıllarda buna favori de eklendi. Saç gitti, geriye bıyık ve sakal kaldı.
Erkek camiasında durum böyledir de kadınlar cephesinden nasıldı derseniz onlarla ilgili şunları hatırlıyorum. Kadınların saçları (öğretmenlerimiz, okuldaki ve mahalledeki kızlar) modaya daha açıktı. Fakat kimi taklit ettiklerini bilemezdik. Türkülerde, şiirlerde daha çok lepiska saçlı olan kızlar, permadan, küt şekle kadar birçok saç yapısı ile görünür olmuştu.
Halk edebiyatında saç ve saç ile ilgili hususlar daha çok ilmisima ile ilişkilidir. Buna göre kel ölür, sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur; saçın ak mı kara mı, önüne düşünce görürsün; tarlanın taşlısı, karının (kadının) saçlısı; saç saça baş başa gelmek (dövüşmek); saçı başı birbirine karışmak; saçı (saçları) değirmende ağartmamak; saçı topuklarını dövmek; saçı uzun aklı kısa; saçına ak (kır) düşmek; saçına başına bakmadan; saçını başını yolmak gibi deyimler ve atasözleri bunlara örnek olarak verilebilir.
Divan şiirinde saçlar sümbüldür, sırma saçtır. Saç, sümbüle hem kıvrımları hem kokusu itibariyle benzetilmiştir. Saç kokusu özel bir kokudur ve günümüzde bunun deodorantlarla sağlandığı biliniyor.
Hadisişerifte ihtiyarlara benzeyen gençler övülmüş; gençlere benzeyen ihtiyarlar ayıplanmıştır. Nice kişinin gençken ihtiyarlara özenip sakal bıraktığını; aynı kişinin ihtiyarlayınca her gün sinek kaydı tıraş olduğu görülmüştür. Peygamber döneminde kadınların topuz yaptırdıkları da biliniyor ki bu, hadisişerifte lanetlenmiştir. Sebebini bilmiyorum, zamanın gayrimüslim kadınları topuz yaptırdıkları için olmalı.
Cesetten ayrılır, ömrü sürer
Saç, cesetten ayrıldıktan sonra da ömrü süren bir organımızdır. Toprakta hemen çürümez saç ve diğer kıllar. Koyun, aslan, kaplan, ayı postlarında da bunu açıkça görebiliyoruz. İnsana ait bir parçanın toprakta çürümemesine niçin şaşmalı. Kemikler ve dişlerimiz de uzun ömürlü azalarımızdır. Saç, sakal ve bıyığın erkeklerde uzaması, kadınlarda olmaması önemli bir özelliktir. Eskiden berberlerin dükkan önüne "Zakkum" ağacı dikilirmiş ve artıkları onun dibine dökerlermiş. Bizim köyde de vardı. Büyüklerimiz bunda bir hikmet gizlidir, der. Fakat ben bunun hikmetini bilmiyorum. Doktorlar, kıllarda mikroskobik olarak sinir vardır, diyor. Saçlarda dokunma hissi vardır fakat kesildiği zaman acı duygusu yoktur. Tırnaklarda olduğu gibi. Bu da ayrı bir sırdır denir. Doktorlar, saçların terkibinde kimya olarak kadmiyum, antimuan ve selenyum olduğunu söylüyor. Göz kirpiklerine sürülen "sürme"de de antimuan bulunuyormuş. Bıyık ve sakalın büyümesi, vücutta meydana gelen birçok zararlı enzimi dışarı atması ile ilgili imiş. Sakal ve bıyığı kesmeyerek uzun bırakmak, ömrü biyolojik bakımdan tedrici olarak zehirleyip kısaltır(mış).
Saç, sakal, tırnak ve bütün kıl tıraşlarında insanın gusül gerektiren bir hal içinde olmaması gerekir. Bir şey daha: Saç, sakal ve tırnağı ateşe atmak yasaklanmıştır. Saçlar; erkeklerde düşünce ve enerji kaynağıdır; kadınlarda, şefkat ve kadınlık timsalidir, denir. Kedilerin bıyıklarını keserseniz kediler âtıl kalır, yönlerini bulamaz, uzaktaki hemcinsleriyle iletişim kuramazmış. Bıyık, sakal; Katolik, Lüteryen, Evangelis'lerde yoktur. Ortadokslarda ve Yahudilerde ise önemli bir unsurdur. Yahudilerin ruhanilerinde ve dindar Yahudilerde sakal, bıyık kesilmez.
Modern zamanlar, beden üzerinden para kazanmaya devam ediyor. Artık bir saç ekonomisi var ve kapitalist düzenin kazanç yollarından biri ve de en önemlisi de saç üzerine kurulu. Geçtiğimiz günlerde iki kişinin konuşmasına misafir oldum. Saçlarını dökmüş biri, arkadaşına dokuz bin (9.000) saç ektirdim, tanesi bir liraya, dedi. Berberler, kuaförler, saç boyası, saçın aldığı şekiller, peruk sanayii, şampuanlar, ayna tarak, toka vs. bu sanayinin tamamlayıcı unsurları. Masallardaki gibi saçını satarak para kazananlar da var, saçının şeklini değiştirerek de...
O'nun saçları
O, saçlarını yağlar, tarardı. Dağınık saçla insan önüne çıktığına kimse şahit olmadı. Bazen eliyle saçlarını kulak memesini örtecek şekilde uzatırdı. Bir gün saç, sakal birbirine karışmış olarak Mescid'e gelenleri görünce 'İnsanlara ne oluyor ki Mescid'e gelirken saçlarını taramıyor, dişlerini fırçalamıyor," dedi. Saça özen göstermek Resûl'e vücud ve görünüş bakımından ittibadır. Görünüşte onun çehresini taklittir. Sünnet niyetiyle saç bırakan kişi, ben içten ona benzemeye çalışıyorum, bunu dışarı vurmak istiyorum demek istemiştir.
Peygamberimiz'e ittibaın bir nevi cesedî şâhidi olur saçımız ve sakalımız. O'na Selam olsun.
AYiNESi iŞTiR KiŞiNiN LAFA BAKILMAZ
12-Mayis-2011-Perşembe saat:03:57
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Rabbena emenne bima enzelte vetteba a ner Rasule fektubna meaş şahidiyn. ve Mekeru ve mekerallahu, vallahu hayrul makiriyn.
sadakallahul aziym -- Ali imran-- 53-54
Allahümme salli ala men fadzat min nurihi cemiul envaar.
Yolculugumuza başliyoruz
yolculugumuz gecenki vaazimizin teevili ile başliyacak.
herkes yine itiraz etdi ve deilerki bu gecenki vaazda basettigimiz uzun sacli mübaregin adinin yalcin oldugu ve ilk etek traşi eden oldugu hic biryerde yazili degil bu nasil bir işdirki bize kendi kafasindan anlatiyor baabinda bir hüküm getirdiler!!!
oysaki tasavvuf demek bu kainatin tamamini yok farzetmek ve her yerde cenabi hakkin kudretinin tecellisini temaaşe etmekdir.
Sofi demek ilmiyle amil kimse demekdirki ki bu sofiligin mucibindendir söz başka hal başka olamaz. iş = hal ile mümkündür. ziya paşanain dedigi gibi : Ayinesi iştir kişinin lafina bakilmaz.
Gecenki vaazimizin özü ne idi etek traşi sünneti bu rivayetlerde ilk ibrahim aleyhisselamdan başladigi alimlerce rivayet edilmişdir bunu duymuş olabilirsiniz.Fakat
Tasavvuf ilmi demek ise tefsir ilmine tam vukuf etmek ve taabirat ve te vilat ilmini bilmekdir.
her yerde cenabi hakkin kudretinin tecellisini temaaşe etmekdir.
Eger bir insan daha hayatinin tefsirini ve tevilatini yapamiyorsa bu insanin kurani tefsir etmesi ve te vil etmesi dogru olmaz.
dedikya her yerde ve her zaman cenabi hakkin kudretinin tecellisini temaaşe etmekdir. peki bunu nasil anliyacagiz
önce ne dedik insan hayatini te vil edecek işte bizler rivayetle ögrenmişizki peygamber efendimiz cobanlik yapar iken bir gün arkadaşi ile şehre inerlerki bir eglence dügün vardir iki coban arkadaş dügün evine kadar gelirler fakat pegamberimizin arkadaşi dügün evine girer eglenceye karişir peygamberimizde camdan bakmak ister fakat onu bir uyku bastirir ve uyuklar kalir ve eglenceye karişmadan sabah olur uyansaki dügün bitmişdir ve herkes sarhoş bir haldeler peygamberimiz ise cenabi mevlanin korumasi ile bu kötü haldan muhafaza edilmişdir diye te vil edilir yani daha cocukken dahi o Allahu teala tarafindan güdülüp gözetilmiş ve korunmuş bir zaati peygamberdir.
peki peygamberimiz için böyledirde senin benim için farklimidir. herkes şöyle cocukluguna baksin şeytan aleyhillane ilk defa kandirmadan önce cenabi mevla herkesi güdüp gözetmişdir herkesin anilarinda bir yerinde bu hikmetin gizli SIRRI yazilidir.
bizim gecenki vaaaazimizi tasavvuf ilmi ile tevil etmemiz ise hayatimiza baktikki gördük ve tevil ettik o hikmet bizde aciga cikmiş oldu.
biz cocuk iken köyden sandikliya göc ettik bizim imam hatibe yazilip başlamamiz sebebiyle babamiz bizi yalniz birakmak istemedi ve sandiklidan ev kiraladik ve sandikliya göc ettik yani şehire göc ettik işte okula başladik ortaokul ikinci sinif yada ücüncü sinifa kadar bizde etek killari yoktu taa ne zamanki okuldan eve giderken yolda belediye cöpcüsünün birisi kaldirimin kenarini süpürürken donu düşmüş olmaliki donunu cekmek için kemerini boşaltip donunu tekrar toplamak istediki bizde yolda gidiyoruz adamin etek traşi bölgesi gözüküverdi. adam yollari süprümesine süpürüyor amma velakin işde etek bölgesini süpürmemişki etek killari orman olmuş ilk defa o zaman o bölgede kil oldugu gözüme ilişdi ve görmek o görmek imiş aradan bir yada iki hafta gectiki bizdede etek killari birden biz farketmeden türemiş ve büyümüşler yani göz gördü ve akil bildi ve vücut imal etdi dogal yapisinda olan hüküm sadece bizim bilmemiz ile vukuu buldu . biz bunu nasil tevil ediyoz şimdi adam cöpcü olmuş neden cünkü etek traşina dikkat etmediginden temizilk yapmasi hayati boyunca ögretiliyor adama halbuki o adam orta yaşin üstünde bir adamdiki daha haala etek traşi yapmasi gerektigini ögrenemişki haala cöpcülük yapiyor idi. cenabi mevla işde adami güdüyor temizlik yapmasini ögretiyor amma anlamayan ahmaklar anlamazki odun kafalilar algilamzki rabbim bunun ile bana hangi hikmeti ögertecek diye tefekkür etmezki.
neyse nüktemize devam edersek. bizde etek killari türedi ve birden uzadiki imam hatiptde okulun en arka orta sirasinda iki arkadaş oturular idi onlar bir gün okula geldiler ikide bir etek bölgelerini elleriyle tutup oh uh deyip durular ne oluyor dedik dedilerki etek traşi olurken cilet kesdi. bu iki arkadaşin adlari biri yalcin biri remzi idi. remzi soyadi yilmaz idi yani bizim oralarda yilmaz ismi dögüşken bogaya verilirki kavgadan yilmaz digeri ise yalcin pinarbaşi idi . işde rabbim bize iki melegi ile etek traşi olmak sünnetini daha etek killarimiz yenice uzadiginda daha kirk gün gecmeden aradan bu iki arkadaş ile ögretdi evet cenabi mevla insani peygamberimizi gütdügü gözetdigi gibi gözetiyormuşmu bizide gözetip bize sünnet olani ögretmişmi evet ögretdi elhamdülillah hemde hayatin bir cilvesi serencami olarak yaşatip ögretdi. eger cenabi mevla bize bu iki yalcin ve remzi arkadaşdan ögretdi ise elbet cenabi mevla bunlari secer iken bize elelade isimleri olanlardan secmiş olamaz ki bize etek traşi sünnetini o sünnetin babasi olan o iki zaatin adini almiş iki insan meleke ile ögrtemiş oldu o mübereklerin siluetleri geldi ve bizi ögretdi gitdiler. işde hayati böyle tevil edemeyen kurani nasil tefsir edecek hayatin serancami icinde ne yaptigini ne işledigini bilmeyen için ziya paşanin sözü tevaffuk ederki o cöpcü adam için hukuk yerini bulmuş ve adam cöpcü olmuş Ayinesi iştir kişinin lafina bakilmaz. yani adama cenabi mevla temizlik yapmasini ögretiyor ne zaman ögrendi o adam bir başka sünnete terhis olur. velhasil kelam.şimdi bizim o yalcin ve remzi ismini nerden ögrendigimizi ögrendiniz eger cenabi mevla nin güdümünde durusaniz vakti geldimiydi hangi sünneti ögrenecek iseniz o sünnetin babasi gelir ömerse ömer osmansa osman musa ise musa gelirde sizi ögretir gider bazilari bir seferde ögrenir bazilari ise ahmak olur hayati boyu ögrenemez!!!???
Ey sofiler nefsi ispat budur yoksa nefsi ispat demek sadece dilde la ilahe illallah cekmek degildir.işde o gözün gördügü etek kilinin bizde de türemesi demek remzi ile yalcindan duydugumuz etek traşini bizimde tatbik etmemiz demekdir. nefsi ispat nefsin Allah tarafindan güdüldügünü bilmekdir . yoksa bilmez iseniz o cöpcü gibi size meslek ederlerde hayatiniz boyu ögrenmek zorunda kalirsiniz. nefsi ispat böyle kendini bilmekdir sen kendini bilmez isen bu nice okumakdir.eşini dostunu arkadaşini hayatin serencamini bilmez isen bu ne ahmak hotfuruşlukdur. işde böyle ahmak olmayin isa nin dedigi gibi bu dünya bir köprü cabuk olun gecin gecin bir günü bir diger güne eş olan zarardadir. her gün yeni bir sünnet ögrenme zamanidir. eger şeytanin güdümünde kalmak istemiyorsaniz sofi olun sofi kendini bilmek ilmidir derviş kendini bilmekdir
dedikya her yerde ve her zaman cenabi hakkin kudretinin tecellisini temaaşe etmekdir.
Rabbim bu vaazimizi dinleyen okuyan mü minlere kendinide rabbinide bilmeyi öretsin dedikya her yerde ve her zaman cenabi hakkin kudretinin tecellisini temaaşe etmekdir
el fatiha maasalavat
Dipnot : (Ahmaklara özeldir)
Kainatta tesadüf diye birşeyin olmadigini bilmek gerekirki peygamberimizin arkadaşlari olan eshabini cenabi mevla öyle tesadüfe birakmadigi öyle ömer ebu bekr olacak kişlerden sectigi gibi hic bir kimsenin arkadaşini anasini babasini kardeşini arkadaşini da rabbimiz öyle tesadüflere birakmamişdir.herkesin eşi dostu kendine özel ve ona özel zamanda yakinlaşir ve uzaklaşir ne zaman hangi amelle ile ugraşacaklari dahi tesadüf degildir rabbimizin bizzat güdümü ve gözetimden olup binlerce melek başta yazdigimiz ayetde oldugu gibi hem arkadaş hem de cenabi mevlanin yarattiklarina şehadet ederler. öyleyse bu vaazimizda gecen arkadaşlarimiz ve diger zaatlarda hic tesadüf eseri olmayip neyi ne zaman kiminle yapacaginin en iyisini bilen rabbimizin bir eseri melekesidirler. anlamayan ahmaklara duyrulur!!!
KUTBUL AKTAB
06-Mayis-2011-Cuma saat:00:17
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ma kane beşerin en yü tiyehullahul kitabe vel hukme vennubuvvete s*ümme yagule linnasi kunu ibaden li min dunillahi velakin kunu rabbaniyyine bima küntüm tuallimunel kitabe ve bima küntum tedrusun.
sadakallahul aziym -- Ali imran -- 79 --
Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala eeli seyyidina muhammedin adede gatri velmetari vennebati min yevmi halakted dünya ila yevmil kiyameti.
Yolculugumuza basliyoruz
Yolculugumuz hizir kapisina dayandiki bu gün zamanin kutbul aktabinin ahirete göcmesi sonucu yeni kutbul aktab secimi günü ve gecesidir ki uyanik olun ey insanlar.
Remzi ile Yalçın hep bir arada gezerler eger remzi yalcindan ayri düşmüş ise o zaman kutbul aktab vefat eder.
gecenki vaazimizda dedikki cennetten ihrac edilen adem atamiz ve havva annemizden bahsedip onun dünyaya indikden sonra dübür deligini actigini ögrenmisdik bu hafta ise hacetlerini yapinca onu ne yapacaklarini bilmemeleri yüzünden bir rivayetde o dübür deligini cennete actigi vardir diger rivayetde ise rabbimizin azarlamsi ile burasi pisleme yeri degil buyurmasi ile asagi atilmislar amma iste ilk hacetlerini yapinca ne yapacaklarini bilmediklerinden onu etek mahalline sürmüsler ve bu yüzden orada etek tıraşı yaptigimiz kıllar türemişler, işte bu kılların ilk traş edilmesi Remzi tarafindan yapilmiştir ve traş yalçın bir kaya parçasi ile olmuşturki işte yalçın demek sivri kaya demekdir ki ilk traş malzemesidir Remzi iskocyalinin memlektinde yaşayan ve gücünü saclarindan alan zati muhteremin arkadasi olup onun eshabi olup traş malzemesi olan yalcin kayasida iskocya kayalarindan bir kayadir. mübarekler iskocyanin pinarlari ile meşhur olan bölgesinde yaşamişlardir yani kayalardan pinarlarin fişkirdigi bir bölgede yaşamişlardir. işde kutbul aktaplik taaaaa o saclarindan güc alan zaati muhtermden bu yana devam edip gelmekdedir isde o zati muhteremin görevi gibi sert kayalardan pinarlar fişkirtmak için görevlidir kutbul aktab. yani kaya gibi lafa söze bakmayan itaatsizlerin icinden cevher cikarmak ve hemde o cevher pinarlar fişkirtsin işde etek traş oldugumuz bölge idrar fişkirtma bölgesi amma işde remiz yahut rmz demek kücük kıl demekdir. işde Remzinin arkadaşi ise gücünü saclarindan alan mübarek zat yalçın. yalçınin iskoc dilinde ne manaya geldigini aradim bulamadim bilen var ise allah rizasi için bize bildirsin işde o mübaregin kendi halki arasindaki adi cermence yani iskoc dilindeki adidir yalçın kelimesinin karsiligidir. o mübaregi tekrar analim insallah gücünü saclarindan alan mübarek zat cok güclüdür ve kimse onu yenemez bir boga gibi güclüdür kafirler bu mübarek zata hasedlik ederler ve bunu yenmek için karisini yaahut kadinini kandirilar ve ondan o zaatin SIRRINI ögrenmesini isterler kadin kafirler ile birlik olur ve o yatarken ellerini ayaklarini zincir ile baglar mübarek uyaninca ellerini şöyle bir silkeler zincirler kopuverir kadin sinsi sinsi güler ve ben seni sinamak için yapmişdim der işi şakaya vurur düşmanligini caktirmaz ve onunla yatip kalkar ve kadinligini kullanip seni ne zapteder hic birsey senin gücüna karşi koyamiyor der mübarek kadini dost zannedip SIRRINI ifşa eder ve kadina derki beni hicbirşey zaptedemez ancak şu sacimin bir teli beni zapteder diye kadina söyler. kadin bunu ögrenince o mübarek uyuyunca sacini keser ve elini ayaklarini saci ile baglar ve kafirleri cagirir kafirler bunu gücsüz bulunca alip sürüyüp arenalarina götürürler arenalari üstü kapali bir arenaymiş arenanin ortasindaki direge baglarlar ve eglence etmeye başlarlar mübarek ya rabbi der eger benden yüz cevirmedinse beni bagişla sirrimi ifşa ettim tek dilegim şu eski gücümü bana geri ver bu kafirler güruhunu burayi yikip buraya gömeyim der cenabi mevla eski gücünü geri verir ve diregi yerinden koprarir mübarek. direk kopunca arena cöker ve kafirler altinda kalirlar bu mübaregin sadece tek ashabi ve dostu vardir işde o da Remzi dir yahut RMZ dir yahut son iskocyali filmindeki tasavur edilen zaatdir ki o arena cökünce kutbul aktaplik görevi remzi kardesimize devrolmuşdur ve o son iskocyali filmindeki gibi uzun sacli bir mübarekdir. ve bu kutbul aktablik görevi yani etek traşi sünneti taaa ibrahim aleyhiselama gelinceye kadar birbirine aktarilmis ve ibrahim aleyhisselam bu sünnetin babasi olmuş ve hem etek traşi hemde tirnak kisaltarak buna ilave yapmişdir. kutbul aktablik görevi peygamber azimuşşan efendilerimizden en son ibrahim aleyhisselam tarafindan devralinmiş ve ondan sonra ümmeti islama devrolmuşdur.
Ey Amerika hic öyle hüsame bin ladini öldürdük falan diye kubarman sizin blöfünüzü yutcak pokerci yok burda bütün aslar bizde o kutbul aktaplik görevi muhammed ashabindan halid bin velide verildi halid bin velid ise tozkopran mübarekdir o mübregin özelligi ne kafire acir nede müslümana senin anani beller. isde ülkende kol geziyor. o toz koparani sana göndercek sen uslanmazsan diye ilk ihtarlarimizda seni uyarmisdik simdi ülkende gezen kasirga kimdir sanirsin isde Yalcin mübarekden el almiş olan kutbul aktab halid bin velid . bu gün kutbul aktablik devroldu.
öyle blöflerle bizi yenceginimi sanirsin. hele bir yeni kutbul aktab makamina otursun sen o zaman gör hüsamayi hind denizine attik demeyi bir hüsamanin ardina düşdün yikmadigin fesada ugratmadigin memleket kalmadi eger hüsama bu kadar kolay av idiyse neden o kadar devleti karişdirdin şimdiye kadar yakalamadin. sen o laflari bizim külahimiza anlat külahimiza.
yalcin mübaregi öldürmeye kafirlerin gücünün yetmedigi gibi halid bin velidide savaşmak öldüremedi o cenk etmekden yaşlandida kilicina dayandi vefat etdi halid bin velidi hangi kafir kilici öldürecekmis ulen onun adi Allahin kilicidir sen kimsinde Allahin kilicini öldürdüm diye hava atacaksin ulen kafir köpek.
Allahin peygamberi sag yaşiyor Allahin Arslani sag yaşiyor , Allahin yigidi ali sag yaşiyor, Allahin kilici da sag yaşiyor
ulen köpek uhuddaki kafirlerden betersin beee
uhudda akillanmadinmi orada kilici belinden uzun usame idi yani Allahin kilici idi herkes tepeyi terkederken o tepede komutani ile bekleyen idi eger o kilic kafir kanina susar ise ne sen durdurusun o kilici nede müslüman birisi durdurabilir bunuda kafana iyice bir sok anladinmi ahmaklarin ahmagi. üsamenin kilici istanbulda bizi bekler sen in kanina susar ise elbet bize haberi gelcekdir gel beni al diye.
Rabbim Yeni kutbul aktaba görevinde yardım etsin onu dostada düşmanada mahcup eylemesin inşallah
el fatiha maassalavat.
haa etek tiraşi sünnetini anlatmadan cikasimiz geldi vaaazdan amma geri döndük etek traşi sünneti islama göre kirk günden fazla etek killari uzatilmaz ve koltuk alti killarida amma bir edebde vardirki kadinla yatip cünüp olduktan sonra banyoya girip gusl abdesti almadan önce etek traşi olunmaz bedende hizmet eden her uzva edeb gerekir o yüzden abdestsiz olarak yani cünüp olarak bedenden bir aza koparilamaz ki o yarin mahşerde bedenimizin yeniden bir araya getirildiginde bizden hesap sormasin bu beni pis pis dişari atdi demesin o yüzden etek traşinizi haftalik temizlik için yaptiginiz temiz oldugunuz zamanki banyonuzda traş edin yoksa kadinla cima edip pis pis traş olup onlara kafirlere yem etmeyin ki işde böyle amerikan kafirleri onlari abdestsiz bulup yakalayip hind denizine atmasinlar. müslüman vücudunun her azasina saygi gösterir vucuduna gösterdigi gibi taşa kayaya yalcin kayasina kila ota cöpe hayvana dogaya insana saygi gösterir işde böyle insanlikdan nasip almamiş kafirler ise ölüye saygi göstermeyip hind denize attik derler ölüye saygi göstermesini ögrettik halbuki önceki dersimizde kargadan ibret alda ölüye saygi göster dedik ahmaga amma anlacyacak akil nerde kargadan ders alcak akil nerde kabil kadar aklin yokmuş amerikali kabil bile katliamin babasi olmasina ragmen habili gömdü sen ise ona eziyet olsun diye hind denizine attigini söylüyorsun vay ahmak vayyyy. karga kadar beynin yokmuş demekki.(:=))
vaaza geri dönersek işde tirnak da cünüp iken kesilmez kadinlar ay halindeykende traş olamazlar ve tirnak kesemezler amma eger özürlü ise on günden fazla adet görüyor ise o zaman abdestlenip kesmesi gerekir zaten on günden sonrasi özürdür onuncu gün abdesitini alir ve abdest aldikdan sonra traş da olabilir tirnakda kesebilir
Rabbim hakki hak bilip hakka ittiba eden batili batil bilip batildan ictinab eden kullarindan eylesin
el fatiha maassalavat
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 6 Mayis 2011
Original Kar © glan
|
|
|
Peygamberlere iman Ve Son Peygamber |
|
Yazar: RasitTunca - 02-16-2019, 05:43 PM - Forum: Peygamberler Tarihi Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
PEYGAMBERLERE İMAN VE SON PEYGAMBER
Ve rusülihi: Îmânın dördüncü şartı, Allâhü Teâlâ’nın peygamberlerine îmân etmektir.
Peygamberlerin evveli Âdem aleyhisselam, âhiri; son peygamber bizim peygamberimiz Muhammed aleyhisselamdır. Bu ikisinin arasında ne kadar peygamber geldi ise hepsinin peygamberliği haktır ve gerçektir.
Kurân-ı Kerîm’de ismi geçen yirmi sekiz peygamber vardır ki bunları bilmek herkese vaciptir:
Âdem, İdris, Nuh, Hûd, Sâlih, İbrahim, Lût, İsmail, İshak, Yakub, Yûsuf, Eyyûb, Şuayb, Mûsâ, Hârûn, Dâvûd, Süleyman, Yûnus, İlyas, Elyesâ, Zülkifl, Zekeriyya, Yahyâ, Îsâ, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn -bu üçünde ihtilaf olundu, bazıları peygamberdir dediler ve bazıları evliyadır dediler-. Âhiri, son peygamber Muhammed aleyhisselam’dır.
Peygamberler hakkında vacib olan sıfatlar beştir:
1- Sıdk: Bütün peygamberler sözlerinde doğrudurlar.
2- Emânet: Bütün peygamberler emîndirler.
3- Teblîğ: Bütün peygamberler Allâhü Teâlâ’nın emirlerini ve yasaklarını noksansız olarak ümmetlerine ulaştırıp beyan ederler.
4- Fetânet: Bütün peygamberler kâmil akıl ve zekâ sahibidirler.
5- İsmet: Peygamberler günahtan uzaktır.
Peygamberler yalandan, hıyanetten, emir veya yasağı gizlemekten, ahmaklıktan, büyük ve küçük günahtan uzaktırlar.
Bizim peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) diğer peygamberlerden fazla olan sıfatları:
Bütün peygamberlerden efdaldir (üstündür).
Bütün insanlara ve cinlere gönderilmiştir.
Hâtemül enbiyadır. Yani, bütün peygamberlerin en sonuncusudur, ondan sonra peygamber gelmeyecektir.
Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
Dîni, kıyâmete kadar devam edecektir.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Muhammedin nefsi elinde olana yemin ederim ki, yahudi olsun, hıristiyan olsun, bu insanlardan beni duyup da, getirdiğim kitaba îman etmeden ölen kimse, kesinlikle cehennemlik olur."
Ebû Hureyre radıyallahu anh.
Müslim.
*. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"iman, Allaha, onun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanman ve kadere iyisiyle kötüsüyle îman etmendir."
İbn Yâmer radıyallahu anh.
Müslim.
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Sizden biriniz, ben kendisine babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça, tam îman etmiş olmaz."
Enes radıyallahu anh.
Buhârî.
Peygamberlere İman Ayetleri
مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلّهِ وَمَلئِكَتِه وَرُسُلِه وَجِبْريلَ وَميكَالَ فَاِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرينَ
Bakara / 98. Kim, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikâil'e düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcı kâfirlerin düşmanıdır.
يَااَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا امِنُوا بِاللّهِ وَرَسُولِه وَالْكِتَابِ الَّذى نَزَّلَ عَلى رَسُولِه وَالْكِتَابِ الَّذى اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلئِكَتِه وَكُتُبِه وَرُسُلِه وَالْيَوْمِ الْاخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعيدًا
Nisa / 136. Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyle sapıtmıştır.
لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلكِنَّ الْبِرَّ مَنْ امَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ وَالْمَلئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّنَ وَاتَى الْمَالَ عَلى حُبِّه ذَوِى الْقُرْبى وَالْيَتَامى وَالْمَسَاكينَ وَابْنَ السَّبيلِ وَالسَّائِلينَ وَفِى الرِّقَابِ وَاَقَامَ الصَّلوةَ وَاتَى الزَّكوةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرينَ فِى الْبَاْسَاءِوَالضَّرَّاءِ وَحينَ الْبَاْسِ اُولئِكَ الَّذينَ صَدَقُوا وَاُولئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
Bakara / 177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!
اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَا اِنَّا كُنَّا مُرْسِلينَ
Duhan / 5.(Yani)katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz, peygamberler göndermekteyiz.
وَمَا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحى اِلَيْهِمْ فَسَْلُوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Enbiya /7. Biz, senden önce de, kendilerine vahiy verdiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız bilenlerden sorunuz.
وَمَاكُنَّا مُعَذِّبينَ حَتّى نَبْعَثَ رَسُولًا
İsra / 15Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.
إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيراً وَنَذِيراً وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إِلَّا خلَا فِيهَا نَذِيرٌ:
MEALİ :
“Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur.” (FÂTIR SURESİ – 24. AYET)
Yüce Allah; varlıkların en şereflisi ve değerlisi olan insana akıl, irade, düşünme, anlama ve benzeri birçok yetenek vermiş, bununla yetinmemiş ilk insan Âdem (AS)’den itibaren, son Peygamber Hz. Muhammed (SAV)’e kadar her topluma bir peygamber göndermiştir. Şu ayet bu gerçeği ifade etmektedir:
إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيراً وَنَذِيراً وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إِلَّا خلَا فِيهَا نَذِيرٌ:
“Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur.” (FÂTIR SURESİ – 24. AYET)
Yüce Allah, peygamberler ve onlara verdiği kitaplar ile insanlara yol göstermiş, rehberlik etmiştir. Emir ve yasaklarını, helâl ve haramlarını, öğüt ve tavsiyelerini kısaca dinini, insanlara peygamberler vasıtasıyla bildirmiştir. Peygamberler, Allah’ın dinini sözlü ve uygulamalı olarak insanlara açıklamışlar, onlara örnek ve rehber olmuşlardır.
Peygamberlerin ilki, Âdem (AS), sonuncusu ise Hz. Muhammed (SAV)’dir. Allah, şöyle buyuruyor:
مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماً:
“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (AHZAB SURESİ – 40. AYET)
Peygamberlerin sadece bir kısmının ismi Kur’an’da zikredilmiştir. Yüce Allah, bu gerçeği Kur’an’da şöyle bildirmektedir:
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلاً مِّن قَبْلِكَ مِنْهُم مَّن قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُم مَّن لَّمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَنْ يَأْتِيَ بِآيَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ فَإِذَا جَاء أَمْرُ اللَّهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَهُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ:
“And olsun (ey peygamberim!) Senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, durumlarını sana bildirmediğimiz kimseler de var...” (MÜMİN SURESİ – 78. AYET)
Kur’an’da ismi geçen peygamberlerin sayısı 25’tir. Üzeyr (AS), Lokman (AS) ve Zülkarneyn (AS) adlarında üç kişinin peygamber mi, veli mi olduğu konusunda ihtilâf edilmiştir. Bir hadis-i şerifte, insanlara gönderilen peygamber sayısının 124 bin olduğu bildirilmektedir.
Peygamberlerin hepsi aynı derecede değildir:
تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ:
“O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir...” (BAKARA SURESİ – 253. AYET)
Anlamındaki ayet bu gerçeği ifade etmektedir.
Peygamberlerin doğru sözlü, akıllı, güvenilir, günahsız olmaları ve kendilerine verilen görevi eksiksiz yapmış olmaları ortak özellikleridir. Bunların dışında peygamberleri diğer insanlardan ayıran temel özellikleri, ilâhî vahye muhatap olmaları ve mucize gösterebilmeleridir. Bütün peygamberler müjdeci ve uyarıcılar olarak gönderilmişlerdir. Kur’an şöyle buyurur:
وَمَانُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلاَّ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ فَمَنْ آمَنَ وَأَصْلَحَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ:
“Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmeyecekler.”
(EN’AM SURESİ – 48. AYET)
İman edip Salih ameller işleyenleri cennet ile müjdelerler, inkâr edip isyan edenleri ise ilâhî azap ile uyarırlar.
Peygamberlerin insanlara tebliğ ettiği hak dinin iman, ibadet ve ahlâk gibi temel esaslarında bir değişme olmamıştır. İbadetin şekilleri ve sosyal hayatla ilgili bir kısım hükümlerde (muamelât) bazı değişmeler olmuştur. Bütün peygamberlerin tebliğ ettiği hak dinin ruhu; dini/ahlâkı, nefsi, aklı, nesli ve malı korumaktır.
Peygamberlere iman Allah'ın insanlara örnek ve rehber olması için peygamberler gönderdiğine iman etmek, imanın altı esasından biridir. Yüce Allah Kur’an’da, peygamberlerine iman edilmesini emretmektedir:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ:
“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin.” (NİSA SURESİ – 136. AYET)
Allah’ın görevlendirdiği peygamberlerden birine iman etmeyen kimse mümin olamaz. Bu husus Kur’an’da açıkça ifade edilmektedir:
وَمَن يَكْفُرْبِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيداً:
“Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (NİSA SURESİ – 136. AYET)
Yüce Allah Kur’an’da, peygamberlerden bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr edenleri “hakiki kâfirler” olarak nitelemektedir:
إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللّهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُواْ بَيْنَ اللّهِ وَرُسُلِهِ وَيقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُواْ بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلاً:أُوْلَـئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقّاً وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَاباً مُّهِيناً:
“Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip “Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız” diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu; İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (NİSA SURESİ – 150/151. AYETLER)
SON PEYGAMBER
Son Peygamber Hz. Muhammed (SAV)’dir. Bu husus Kur’an’da şöyle ifade edilir:
مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماً:
“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur…” (AHZAB SURESİ – 40. AYET)
Hz. Muhammed (SAV) ile peygamberlik sona ermiştir. Artık kıyamete kadar insanlığa peygamber gelmeyecektir. Mümin ve Müslüman olabilmek için, Hz. Muhammed (SAV)’in hak peygamber olduğunu kabul etmek şarttır. Onun peygamberliğini ve tebliğ ettiği Kur’an’ı ve dinî esasları kabul etmeyen mümin olamaz. Diğer peygamberler, belli bir kavme ve topluluğa, Hz. Muhammed (SAV) ise bütün cinlere ve insanlara peygamber olarak gönderilmiştir. Kur’an şöyle buyuruyor:
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيراً وَنَذِيراً وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ:
“Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (SEBE SURESİ – 28. AYET)
Hz. Muhammed (SAV),yaratılmışların en üstünü ve en değerlisidir.
Amerikalı Yahudi asıllı Jules Masserman, Time Dergisinde (15.07.1974) “Liderler Nerede” başlıklı yazısında, birçok tarihi şahsiyeti tahlil ettikten sonra: “Bütün zamanların en büyük lideri Muhammed (SAV)’dir.” demiştir. Yine Amerikalı yazar Michael H. Hart, dünyada etkili olmuş 100 kişiyi tanıtan bir eser yazmış, ilk sırayı Peygamberimiz (SAV)’e vermiştir.
Peygamberimiz (SAV), kıyamet gününde de insanların efendisi olacak. “Hamd Sancağı” ona verilecek ve bütün peygamberler, onun bu sancağı altında toplanacaklardır. Peygamberimiz (SAV), son ilâhî kitap Kur’an’ı, insanlara tebliğ etmiş, dinin hükümlerini sözlü ve uygulamalı olarak açıklamıştır. Onun, Kur’an ile ilgili görevlerini şöyle sıralayabiliriz.
PEYGAMBERİN GÖREVİ
1-) TİLAVET-KIRAAT ETME: “Tilâvet” ve “kıraat”, ayetleri okuyarak insanlara duyurmadır. Kur’ân şöyle buyuruyor:
اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ:
“Rabbinin Kitabından sana vahyedileni (insanlara) oku.” (ANKEBÛT SURESİ – 45. AYET)
Bu ayet, Peygamberin bu görevini beyan etmektedir. “Tebliğ”, Kur’an’ı insanlara ulaştırmaktır. Peygamberin görevi insanları dine zorlama değil, sadece duyurmadır:
مَّا عَلَى الرَّسُولِ إِلاَّ الْبَلاَغُ وَاللّهُ يَعْلَمُ مَاتُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ:
“Peygambere düşen sadece tebliğdir (zorlama değil). Allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.” (MÂİDE SURESİ – 99. AYET)
لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ:
“Sen, onlar üzerinde bir zorba değilsin.” (GAŞİYE SURESİ – 22. AYET)
نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ:
“Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen, onların üzerine bir zorlayıcı değilsin. Tehdidimden korkanlara Kur’an’la öğüt ver.” (KÂF SURESİ – 45. AYET)
2-) DAVET, VAAZ ETME VE ÖĞÜT VERME: “Davet”;insanları İslâm’a çağırmak¸ “vaaz” ve “öğüt” (tezkire);insanlara nasihat etme, onları iyiye, güzele ve doğruya teşvik etme, ilâhî gerçekleri hatırlatma görevidir. Yüce Allah, bu konuda şöyle buyurmuştur:
ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِوَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ:
“(Resûlüm!) Rabbi’nin yoluna (insanları) hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir...” (NAHL SURESİ – 125. AYET)
أُولَـئِكَ الَّذِينَ يَعْلَمُ اللّهُ مَافِي قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُل لَّهُمْ فِي أَنفُسِهِمْ قَوْلاً بَلِيغاً:
“(Ey peygamberim!)... Onlara vâzet ve onların içlerine tesir edecek güzel söz söyle.” (NİSA SURESİ – 63. AYET)
فَذَكِّرْ إِنَّمَا أَنتَ مُذَكِّرٌ:
“(Ey peygamberim!) Sen öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin.” (GAŞİYE SURESİ – 21. AYET)
3-) TALİM: Bu; Kur’an’ı, hikmeti ve insanların bilmediklerini öğretme görevidir. Yüce Allah, bu hususu Kur’an’da şöyle bildirmektedir:
هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُوعَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوامِن قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ:
“O (Allah) ki, ümmîler içinde kendilerinden olan, onları temizleyen, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi. Kuşkusuz onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (CUMA SURESİ – 2. AYET)
4-) TEBŞİR VE İNZÂR: “Tebşir”; ödül vaad ederek insanları, iman ve salih amellere teşvik etmek, iman edip Salih ameller işleyenleri, Allah’ın nimeti ve cenneti ile müjdelemektir. “İnzâr” ise, ilâhî ceza olduğunu bildirerek, inkâr ve isyan olan inanç, söz, fiiller ve davranışlardan sakındırmaktır. Peygamberimiz (SAV) Kur’an’da “beşîr”, “mübeşşir” ve “nezîr” olarak nitelenmiştir:
يَا أَيُّهَاالنَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذِيراً:
“Ey Peygamber! Biz seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” (AHZAB SURESİ – 45. AYET)
Peygamber (SAV), iman edip salih amel işleyenleri cennet ve nimetleriyle müjdeler:
وَبَشِّرِ الَّذِين آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُواْ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقاً قَالُواْ هَـذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُواْ بِهِ مُتَشَابِهاًوَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ:
“İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî kalıcılardır.” (BAKARA SURESİ – 25. AYET)
Kâfirleri:
وَأَذَانٌ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الأَكْبَرِ أَنَّ اللّهَ بَرِيءٌ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُواْ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ:
“Hacc-ı ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Resûlünden insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirseniz bilin ki, siz Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. (Ey Muhammed)! O kâfirlere elem verici bir azabı müjdele!” (TEVBE SURESİ – 3. AYET)
Münafıkları:
بَشِّرِ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَاباً أَلِيماً:
“Münafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele!” (NİSA SURESİ – 138.AYET)
Ve dinî görevlerini yapmayanları azapla uyarır:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّ كَثِيراً مِّنَ الأَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّه وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنفِقُونَهَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ:
“Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve (insanları) Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele! (TEVBE SURESİ – 34. AYET)
5-) TEZKİYE: Bu, Peygamberin insanları tevhide (Allah’ı bir olarak kabul etmeye) davet ederek, onları şirk (Allah’a ortaklar koşma), inkâr ve isyandan kurtarmaya vesile olma görevidir. Yüce Allah, peygamberin bu görevini şöyle bildirmiştir:
كَمَا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولاً مِّنكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ
وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمْ تَكُونُواْ تَعْلَمُونَ:
“Nitekim içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.” (BAKARA SURESİ – 151. AYET)
6-) ŞAHİT OLMA: Bu, peygamberin dünyada; Kur’an hükümlerini tatbik ederek insanlara gösterme, kıyamet günü ise, müminlere ve diğer ümmetlerin şahitlerine tanıklık etme görevidir. Yüce Allah, bu hususu şöyle bildirmiştir:
وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطاً لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيداً وَمَاجَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ:
“İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl’ün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin (arzulayıp da şu anda) yönelmediğin kıbleyi (Kâbe'yi) biz ancak Peygamber’e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırt etmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.” (BAKARA SURESİ – 143. AYET)
7-) EMR-İ Bİ’L MA’RUF VE NEHY-İ AN’İL MÜNKER: Bu, İslâm’a ve akl-ı selime uygun olan iyi, güzel ve faydalı şeyleri emretme ve insanları İslâm’ın ve akl-ı selimin iyi, güzel ve faydalı görmediği, çirkin kabul ettiği şeylerden men etme görevidir. Şu ayet peygamberin bu görevini beyan etmektedir:
الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوباً عِندَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ يَأْمُرُهُم بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَآئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالأَغْلاَلَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُواْ بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُواْ النُّورَ الَّذِيَ أُنزِلَ مَعَهُ أُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ:
“Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber’e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber’e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nur’a (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (A’RAF SURESİ – 157. AYET)
8-) CİHAT VE KITÂL: “Cihâd”, İslâm’ın bilinmesi, tanınması ve yaşanması için çalışma; “kıtâl” ise gerektiğinde İslâm düşmanlarıyla savaşma görevidir. Yüce Allah şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ:
“Ey Peygamberim! Kâfir ve münafıklara karşı cihad et. Onlara karşı sert davran...” (TEVBE SURESİ – 73. AYET)
Ve
فَقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ تُكَلَّفُ إِلاَّ نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ عَسَى اللّهُ أَن يَكُفَّ بَأْسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ وَاللّهُ أَشَدُّ بَأْساًوَأَشَدُّ تَنكِيلاً:
“Artık Allah yolunda savaş. Sen, kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah kâfirlerin gücünü kırar (güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah’ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.” (NİSA SURESİ – 84. AYET)
Müdafaa sadedinde Peygamberimiz (SAV) İslâm düşmanlarıyla (kâfir, müşrik ve münafıklarla) savaşmak durumunda kalmıştır.
9-) HÜDA: Bu, Peygamber (SAV)’in, Allah’ın izni ile insanlara doğru yolu gösterme görevidir. Şu ayetler bunun delilidir:
وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحاً مِّنْ أَمْرِنَا مَا كُنتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْإِيمَانُ وَلَكِن جَعَلْنَاهُ نُوراً نَّهْدِي بِهِ مَنْ نَّشَاء مِنْ عِبَادِنَاوَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ:
“İşte böylece sana da emrimizle Kur’an’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.” (ŞÛRA SURESİ – 52. AYET)
10-) TEBYÎN: Bu, Kur’an hükümlerini açıklama ve dinî konularda hüküm verme görevidir. Kur’an hükümlerini, sözlü ve uygulamalı olarak açıklamak peygamberin temel görevidir. Bu görev, şu ayette açıkça bildirilmiştir:
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ:
“(Ey Muhammed!) Sana bu zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın; tâ ki, düşünüp öğüt alsınlar.” (NAHL SURESİ – 44. AYET)
Peygamberimiz (SAV),bu görevini Kur’an’a veya Kur’an dışı vahye dayanarak veya içtihatta bulunarak yerine getirmiştir. Namazların ilk ve son vakitleri, rekâtları ve kılınış biçimleri, zekâtın hangi mallardan ne miktarda verileceği, boşanmanın şekli, kadınların hayız ve nifas hallerinde namaz kılamayacakları ve oruç tutamayacakları, çocuklara, hastalara, yolculara ve kadınlara cuma namazının farz olmayışı, mestlerin üzerine meshedilmesi, fıtır sadakası, revatip sünnetler, teravih, bayram ve cenaze namazları... Gibi pek çok dinî görev, Peygamberimiz (SAV) tarafından açıklanmıştır. Bazı ayetlerin mücmel, müphem ve muhtasar olması sebebiyle, Kur’an’ın açıklanmaya ihtiyacı vardır. İnsanların, Kur’an’ı kendilerine rehber edinebilmeleri, hükümlerine, emir ve yasaklarına uyabilmeleri için iyice anlaşılması ve nasıl uygulanacağının bilinmesi gerekir. Allah, bu görevi Peygamberin (SAV)’e vermiştir. Peygamberimiz (SAV), hakkında ayet bulunmayan konuları açıklığa kavuşturmuştur. Peygamberimiz (SAV)’in Kur’an’a ilâve olarak ortaya koyduğu hükümlerin asılları, icmalî olarak Kur’an’da vardır. Peygamberimiz (SAV) bu görevini şu şekilde yerine getirmiştir:
A-) Kur’an’da var olan hükümleri sözlü olarak teyit etme: Meselâ Peygamberimiz (SAV’)in:
“Hayra delâlet eden, onu işleyen gibidir.”
“Kim bir hayra delâlet ederse, bu kimseye o hayrı işleyenin sevabı gibi sevap verilir.”
Sözleri,
وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْعَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ:
“Birr (hayır, iyilik ve güzel ameller) ve takvada yardımlaşın.” (MÂİDE SURESİ – 2. AYET)
Ayetini teyit etmektedir. Maide suresinin 6. ayeti, abdest alınmadıkça namaz kılınmaması gerektiğini ön görmektedir. Hz Peygamber (SAV)’in:
“Abdestini bozan kimse (yeniden) abdest almadıkça, namazı kabul olmaz.”
Sözü bu ayeti teyit etmektedir.
B-) Kur’an’ı tefsir etme: Peygamberimiz (SAV), bazı ayetleri tefsir etmiştir. Meselâ:
الَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ يَلْبِسُواْ إِيمَانَهُم بِظُلْمٍ أُوْلَـئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ:
“İman edenler ve imanlarına zulüm karıştırmayanlar, işte güven onlarındır ve hidayete ermiş olanlar da onlardır.” (EN’AM SURESİ – 82. AYET)
Ayetinde geçen “zulüm” kelimesini Peygamberimiz (SAV), Lokman suresinin 31. ayetinde geçen, “şirk” (Allah’a ortak koşmak) ile tefsir etmesi buna örnektir.
C-) Kur’ân’ın genel hükümlü ayetlerini tahsis etme: Peygamberimiz (SAV), Kur’an’ın bazı genel hükümlerini tahsis etmiş yani alanını, kapsamını daraltmıştır. Meselâ:
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ:
“Ölü eti ve kan size haram kılındı.” (MÂİDE SURESİ – 3. AYET)
Ayetinde geçen “meyte” (ölü eti) ve “dem” (kan) kelimeleri, umum ifade eden lâfızlardır. Peygamberimiz (SAV),ölü etlerinden balık; çekirge; keleri bu hükümlerden istisna ederek ayeti tahsis etmiştir.
D-) Kur’an’ın mutlak hükümlerini takyid etme: Peygamberimiz (SAV),Kur’an’ın bazı mutlak ayetlerini takyit etmiştir. Meselâ:
فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ:
“(Namazda) Kur’an’dan kolayınıza gelen(ayetleri) okuyun.” (MÜZZEMMİL SURESİ – 20. AYET)
Ayeti, namazda mutlak olarak herhangi bir ayetin okunmasını ifade etmektedir. Peygamberimiz (SAV): “Fatiha okumayanın namazı olmamıştır.”
Sözü ile her namazda fatiha okunmasını gerekli görerek ayeti takyid etmiştir.
E-) Kur’an’ın mücmel ayetlerini açıklama: Kur’an’da müteaddit defalar, “namaz kılınız.” (Bakara, 43)
Emri mücmel (kapalı) olarak verilmiş, ancak namazın nasıl kılınacağı açıklanmamıştır. Hz. Peygamber (SAV), uygulamalı olarak namazın kılınışını öğretmiş ve: “Beni gördüğünüz gibi namaz kılınız.” buyurmuş ve namazın nasıl kılınacağını ashabına öğretmiştir.
F-) Kur’an’ın müphem ayetlerini açıklığa kavuşturma: Meselâ Kur’an’da oruç ile ilgili olarak:
وَكُلُواْ وَاشْرَبُواْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ:
“Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra ta gece oluncaya kadar orucu tamamlayın...” (BAKARA SURESİ – 187. AYET)
Ayetindeki “ak iplik” ve “kara iplik”, müphem (anlamı kapalı) kelimelerdir. Hz. Peygamber (SAV),bu kelimeleri, “Gündüzün beyazlığı ve gecenin karanlığı” olarak açıklayarak, ayetin müphemliğini gidermiştir.
G-) Kur’an’ın müşkül ayetlerini izah etme:
وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ:
“Gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın.” (ENFÂL SURESİ – 60. AYET)
Ayetindeki “kuvvet” kelimesini Hz. Peygamber (SAV): “Kuvvet, atmaktır.”
Sözü ile açıklığa kavuşturmuştur.
H-) Helâl ve haram bildirme: Peygamberimiz (SAV), Kur’an’da bildirilmeyen bazı haramları açıklamıştır. Bu hususu, Kur’an şöyle beyan eder:
الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوباً عِندَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ يَأْمُرُهُم بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَآئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالأَغْلاَلَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُواْ بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُواْالنُّورَ الَّذِيَ أُنزِلَ مَعَهُ أُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ:
“Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber’e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber’e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nur’a (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (A’RAF SURESİ – 157. AYET)
Kur’an’da yer almadığı halde peygamberimizin haram olduğunu bildirdiği birçok husus vardır. Meselâ; bir kadının teyzesi, halası, kız ve erkek kardeşlerinin kızları ile bir nikâh altında bulundurulması; ehli merkep; katır, aslan, kaplan, fil, kurt, maymun, köpek gibi pençesi bulunan vahşi hayvanların; kartal, atmaca, şahin ve doğan gibi tırnaklarıyla avlanan yırtıcı kuşların ve fare, köstebek ve akrep gibi haşaratın etlerinin yenilmesi; erkeklerin altın zinet takınmaları ve ipek elbiseler giymeleri, altın ve gümüş kaplardan su içilmesi ve yemek yenilmesi, Peygamberimiz (SAV) tarafından yasaklanmıştır. Peygamberimiz (SAV) Kur’an’ı açıklama görevini şu şekilde yapmıştır:
Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV), “açıklama” görevini, Allah’tan aldığı ilave bilgi ile yapmıştır. Şu örnekleri verebiliriz:
قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاء فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِالْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوِهَكُمْ شَطْرَهُ وَإِنَّ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ:
“(Ey Muhammed!), Biz senin yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. Elbette seni hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz. (Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.” (BAKARA SURESİ – 144. AYET)
Ayetinden; önceleri Kudüs’teki Mescid-i Aksa cihetine doğru namaz kılınırken, kıblenin Mekke’deki Mescid-i Haram cihetine çevrildiğini öğreniyoruz. Kur'an’da, kıblenin Mescid-i Aksa cihetine doğru olduğunu bildiren ayet yoktur. Peygamberimiz (SAV), Mescid-i Aksa cihetine kendi içtihadı ile değil, Allah’tan aldığı Kur'an dışı bilgi (vahy-i gayri metlüv) ile namaz kılmıştır. Eğer kendi içtihadı ile olsaydı, kıblenin değişmesi için vahiy beklemezdi. Allah şöyle buyuruyor:
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى:إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى:
“O (peygamber) kendi heva ve hevesinden konuşmaz. (Hak din adına her) konuştuğu ancak kendisine vahyolunan bir vahiydir” buyurmuştur. (NECM SURESİ – ¾. AYETLER)
Bu ayette geçen “vahiy” ve “konuşma” lâfızları hem Kur’an’ı hem de Kur’an dışı vahyi (sünneti) içerir. Bu lâfızları sadece Kur’an’a indirgemek, ayeti tahsis etmek (anlamını daraltmak) tır ki bu, delilsiz ve keyfi bir görüştür. Ayrıca ayette “o konuşmaz” denilip, “o okumaz” denilmemesi de bu ayetteki nutkun (konuşmanın), sünneti de içerdiğine delâlet eder.
Hadislerde, Peygamberin (SAV) Kur’an dışı vahiy aldığına dair pek çok örnek vardır. Cibril’in (AS), insan suretinde gelip Peygamber’e (SAV), iman, İslâm ve ihsan’ın ne olduğunu sorması ile ilgili hadis, bunun en güzel örneğidir.
Cibril (AS), Hz. Peygamber’e Kur'an için indiği gibi sünnet için de iniyor, ona ayetleri ve dinî hükümleri ayrıntılı olarak açıklıyordu. Peygamberimiz (SAV), kendisine vahiy gelmeyen bir konuda bir şey sorulduğu zaman “bilmiyorum” der veya vahiy gelinceye kadar cevap vermez ve kendi görüşü ile ve kıyasla (bir şey) söylemezdi.
Hz. Peygamber (SAV): “Bana Kur’an ve onun gibi bir misli verildi.” buyurmuştur.
11-) ÜSVE-İ HASENE: Bu, Peygamber (SAV)’in söz, fiil ve davranışlarıyla insanlara örnek olma görevidir. Peygamberimiz (SAV)’in en güzel örnek olduğunu:
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌحَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً:
“And olsun ki, Allah’ın Elçi'sinde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır.” (AHZAB SURESİ – 21. AYET)
Anlamındaki ayet bize bildirmektedir. Peygamberimiz (SAV), imanı, ameli, sözleri, davranışları ve ahlâkı ile bize örnek olmuştur. O (SAV), en büyük ahlâk üzeredir:
وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ:
“(Ey Peygamberim!) Sen büyük bir ahlâk üzeresin.” (KALEM SURESİ – 4. AYET)
Anlamındaki ayet ile Allah, Peygamberimiz (SAV)’in ahlâkını yüceltmiştir. Peygamberimiz (SAV), Kur’an hükümlerini tatbik ederek Müslümanlara örnek olmuştur. Onun ahlâkını şöyle özetleyebiliriz:
O; emin, güvenilir, mütevazı, edepli, sabırlı, yumuşak huylu, affedici, çok merhametli, çok şefkatli, kanaatkâr, muttaki, müstakim, muhsin, salih ve sadık bir insandı. Asla büyüklenmez, kimseye kaba davranmaz ve kimseyi hakir görmezdi. Kötülüğe iyilikle muamele ederdi. Davete icabet eder, yapılan iyiliğe teşekkür ederdi. Zengin-fakir herkese eşit davranır, insanlar arasında ayırım yapmazdı. Özür dileyenin özrünü kabul ederdi, hoşgörülü idi. Çocukları çok sever, hastaları ziyaret eder, misafirlerine son derece ikramda bulunurdu. Nefret ettirmez, müjdeler; zorlaştırmaz, kolaylaştırırdı. Adaleti her yerde tatbik eder, zulmü hoş görmezdi. Asla yalan söylemezdi. Doğru sözlüydü. Akrabalarıyla ilgilenir, emanetlere riayet eder, yoksulları doyurur, acizlerin işini görür, musibet ve felâkete uğrayanlara yardım ederdi. Hiç “hayır” demezdi. Kendisinden bir şey talep edilince yapmak isterse “evet” der, yapmak istemezse sükût ederdi. İnsanların en cömerdi ve cesuru idi. Ev işlerine yardım ederdi. Daima Allah’ı zikrederdi. İpekli elbise giymez, altın yüzük takınmaz, altın ve gümüş kaptan yemek yemezdi. Giyiminde temizliğe ve sadeliğe önem verirdi. Güzel koku sürünmeyi severdi. Hiçbir yemeği ayıplamazdı. Yemeğe besmele ile başlar ve sağ eliyle yerdi. Yemekten önce ve sonra ellerini yıkardı. İyice doymadan sofradan kalkardı. Suyu üç yudumda içerdi. Nefsi için kin tutmaz, öç almaz ve kimseye sövmezdi. Darılmaz ve dargın durmazdı. Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, zenginlik ve fakirliğin fitnesinden, fakirlik ve zilletten, faydasız ilimden, saygılı olmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olmayan duadan Allah’a sığınırdı. Allah’tan daima hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği isterdi. İnsanları renklerine, şekillerine ve servetlerine göre değil, inanç, söz, fiil ve davranışlarına göre değerlendirirdi. İnsan haklarına, müminlerin birlikteliğine, birbirlerine sevgi, şefkat ve merhamet ile davranmalarına, kardeşliğe, kusurların bağışlanmasına, komşu haklarına, sevgi ve dostluğa, akrabalarla ilişkinin sürdürülmesine ve onlara iyilik yapılmasına, mal, can ve namus güvenliğine çok önem verirdi. Yetimlere bakılmasını, yoksulların doyurulmasını, çocukların iyi yetiştirilmesini, misafirlere ikram edilmesini, kötülüğün iyilikle savılmasını ve insanlara güzel davranılmasını, selâmlaşmayı, Müslüman’a yardım etmeyi, küçüklere sevgi, büyüklere saygı göstermeyi, güler yüzlü olmayı, doğruluğu, cömertliği, samimiyeti, iffetli ve hoşgörülü olmayı, adaleti, iyiliği, güzelliği ve temizliği, yardım severliği ve insanlara faydalı olmayı teşvik ederdi. İnsanlara eziyet edilmesine, sövülmesine, lânetlenmesine, dövülmesine, zarar verilmesine, güçlük çıkarılmasına, işkenceye, kin tutmaya, dargın durmaya, öfkelenmeye, insanların aldatılmasına, haset edilmesine, arkadan çekiştirilmesine, gizli hallerinin araştırılmasına, komşuya eziyet edilmesine, iki yüzlülük yapılmasına, yalan söylenmesine, yalancı şahitlik yapılmasına, emanete hıyanetlik edilmesine... Karşı çıkardı.
SONUÇ
Yüce Allah, rehber ve örnek olsunlar diye, ilk insandan itibaren her topluma bir peygamber göndermiştir. İlk peygamber Âdem (AS), Son Peygamber Hz. Muhammed (SAV)’dir. Bu ikisinin arasında gelip geçen peygamberlerden, Kur’an’da sadece 25'inin ismi zikredilmiş, diğerlerinin isimleri zikredilmemiştir. İsimlerini bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün peygamberlere iman etmek imanın altı esasından biridir. Bu peygamberlerden birine iman etmeyen kimse, mümin ve Müslüman olamaz. Peygamberler, akıllı, güvenilir, dürüst, özü ve sözü doğru insanlardır. Peygamberler büyük günah işlememişlerdir. Allah'tan aldığı görevleri yerine getirmişler, hak dini insanlara tebliğ etmişlerdir. Son Peygamber Hz. Muhammed (SAV), diğerlerinden farklı olarak bütün insan ve cinlere Rahmet Peygamberi, en güzel örnek olarak gönderilmiştir.
KAYNAK : DİYANET AYLIK DERGİ
|
|
|
|