| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Karikatür nedir? Karikatürün Tarihçesi |
|
Yazar: RasitTunca - 03-23-2019, 11:40 AM - Forum: Sanal Dergi
- Yorum Yok
|
 |
Karikatür nedir? Karikatürün Tarihçesi
Karikatür bir kişinin bir şeyin ya da bir olayin tuhaf ve gülünç taraflarini meydana koyacak şekilde yapilan resim. karikatürler, güdülen amaçlara göre, şaka etmek, alay etmek ya da küçük düşürmek için yapilmiş olabilir. kuvvetli bir anlatim kudretini gerektirdiği için ince ve önemli bir sanat şubesidir. edebiyattaki mizah ve yerginin resimdeki şeklidir.
bugünkü anlamiyla karikatürün meydana gelişi rönesans devrine rastlar bizde xiv. yüzyilda başlayan karagöz oyunu bir çeşit karikatürdür. fakat karikatürlerin bulunduğu mizah dergileri ancak xix. yüzyilin sonlarina doğru çikmağa başlamiştir. son yillarda da karikatür sanati bizde, dünya ölçüsünde bir gelişme kazanmiştir.
Karikatür, herhangi bir insanın, fikrin veya bir olayın resimlendirilerek gülünç şekilde anlatılması. bir insanın veya bir olayın ayrıntılarına girmeksizin, kısa, düşündürücü ve özlü bir fikir vermek veya genellikle güldürmek için bazı özelliklerinin göze çarpıcı bir şekilde resimlendirilmesi. karikatür, bir resim sanatıdır. bu resimleri çizenlere karikatürcü veya karikatürist denir.
karikatür, özelliği itibarıyla tanınan, bilinen orijinalinden farklıdır. karikatür, konu olan bir kişinin veya bir olayın dikkati çekici özelliklerini ortaya koyar. çoğu zaman kişinin bazı özelliklerinin abartılmasını konu eden karikatür, o kişiyi hicvetmek, küçültmek ve onunla alay etmek vasıtası olarak da kullanılmaktadır. alay etmek, insanların birbirlerini hafife alması, rencide etmesi, onu küçük ve gülünç duruma düşürmesi demektir. bu hususta avrupalı filozof bergson insanlar, yalnız insanları veya insanlarla ilgili olayları gülünçleştirmeyi düşünmüşlerdir. demiştir.
Yazılı karikatürler , genellikle güncel veya bölgesel sorunları ele alan daha çok yergi ve gülmece etki taşıyan eserlerdir.
Portre karikatürler , çoğunlukla insanın yüz kısmı (tüm beden de alınabilir) karikatürize edilerek , (yüzdeki temel öğelerin , çarpıcı unsurların aşırı abartıya kaçmadan deforme edilmesi) çizilen eserlerdir.
Bant karikatürler , birden çok kareden oluşan , verilmek istenilen mizahi duygu son karede yer alan yazılı veya yazısız çizimlerdir.
Karikatür görsel iletişim sanatıdır.Psikoloji ve sosyoloji ile de yakından ilgilidir. Karikatür çizen bir kişinin duygu ve düşüncelerini özgürce yansıtabilmesi gerekmektedir. Bu özgürlüğün ; duygu ve düşüncelerin irdelenmesi , çarpık , komik , tutarsız yanların meydana çıkarılması olduğunu unutup "karikatür sanatı" alet edilerek yapılan hakaret içerikli çalışmaların da karikatür sanatına dahil edilmesi toplumlarda karikatüre karşı beğeni olduğu kadar tepkinin de oluşmasına neden olmaktadır.
Karikatürün kışkırtıcı olması önemli özelliklerinden biridir.Buradaki kışkırtıcılık ile hakaret aynı anlama gelmemektedir. Her ne kadar kışkırtıcılığın içinde hakaretin varlığı aransa bile , hoşgörü ve mizah sınırları içinde kalındığı sürece ortaya güzel mizahi eserler çıkabilmektedir.
Stil :
Karikatürün çiziminde , fırça , tarama ucu , dijital (bilgisayar) gibi araçlar kullanılır. Sanatçının kimliğini oluşturmasında kullandığı çizim araçları da belirleyici olmaktadır.
Çizgi stili sanatçıyı en çok belirleyen özelliktir.Adeta onun imzası gibidir.Karakterini ; üç parmaklı , kel vs. stillerde çizmesi onu tanımamızda yardımcı olur. Çizimlerde plastik sanatlardan (resim , grafik) faydalanılmaktadır. Ancak unutmamak gerekir ki ; karikatür sanatı sanat disiplinlerinin bazen katı gelen kurallarına da karşı durduğu için çizimlerde deformasyon , perpektif bozuklukları kullanmakta hiç bir sakınca yoktur. İnsanı , doğayı dilediğiniz gibi çizebilirsiniz. Burada dikkat edilmesi gereken önemli unsur ; deformasyonun da görsel rahatsız ediciliği olmamasıdır.Aksi takdirde ortaya mizahi yönden yeterli de olsa bir yanı eksik eser çıkabilmektedir.
Benzerlik:
Karikatüristlerin Kabusu ! Bir sanatçı için olabilecek en kötü durumların başında yer alır. Yarışmadan ödül almanın keyfini sürerken bir anda karşınıza eserinizin pekçok benzerini koyuverirler.Yapılacak şey ya durumu görmezden gelmek ya da sessiz sedasız (biraz da kızarak) ödülü iade etmektir.
Bu durum genellikle ödüllü eserlerin başına geliyor gibi sanılmaktadır. Oysa ben dahil her çizerin benzer çalışmaları vardır. Kopya çalışmalara burada hiç değinmeyeceğim , çünkü onların sanat adına hiç bir değeri yoktur.Adı üstünde kopyadır ! Karikatür Sanatçısı doğası gereği kopya çekmez. Kopya çeken zaten karikatürist değildir. Bu kişinin öncelikle kendi değerlerini sorgulaması faydalı olacaktır.
İnternetin hızlı gelişimi bize bu konuda avantajlar da sunmaktadır.Binlerce çizerin eserine ulaşmak , iletişim kurmak kolaylaşmıştır.
Akla gelen ilk temayı çizmek karikatüristin düşeceği ilk tuzaktır.Benzer bir çizimi gördüğünüzde hiç kızmayın.Sizin gibi düşünen yüzlerce çizer var.
Benzersiz bir çalışma ortaya koyduğunuzu varsayalım.Benzersiz çalışmanız bir anda pek çok çizer tarafından kullanılmakta , esasen onlar da "benzer" çalışma yaptıklarının farkına varamamaktadırlar. Örneğin kum saati çalışması yaptınız.Başka bir çizer kum saatini alıp içine beyin yerleştirir , akışını gösterir , bir diğeri ağaç ... Rodin'in Düşünen Adam heykelini bilmeyen yoktur.Bununla değişik versiyonlarda her konuya uyumlu karikatür çizmek mümkündür. Oysa bunların tümü benzerdir.Beslendiği kaynakta temayı aldığı eserdir.
Çok eski devirlerden beri karikatürün yapıldığı bilinmektedir. pompei ve herculanın kazılarında, duvar ve vazolarda çeşitli karikatür örneklerine rastlanmıştır. esas karikatür sanatı, rönesans devrinde başlamıştır. fakat champfleury, eskiden yapılan resimleri karikatürden saymamaktadır. resme konu olan kişilerin özellikleri aydınlatılmadığı için karikatür sayılmaz. bunlara bürlesk denir.
taş, tuğla, vazo ve duvar gibi yerlere yapılan karikatür, baskı makinesi bulunup da kitaplar ve gazeteler yayınlanmaya başlayınca daha da gelişti.
18. yüzyılda yaşamış ispanyol ressamı goya, siyasi karikatürleriyle ün yaptı. aynı çağda yaşamış ingiliz ressamı william hogarth'da eserlerinde bu özelliğe çok yer verdi.
gazeteciliğe karikatürü ilk defa fransız ressamı charles philipon getirdi. hatta 1831'de paris'te la caricature gazetesini kurdu. ondan sonra ingilizler ve almanlar da karikatürü gazetecilikte kullanmaya başladı. ingiltere'deki ünlü siyasi mizah dergisi punch bu çığırın kısa zamanda gelişmesine yol açtı.
karikatür, kendine özgü sadeliği ve didaktik (öğretici) tarafı sebebiyle herkes tarafından benimsendi. karikatürde insanları veya tipleri hicivli olarak canlandırma şekli ilk olarak 16. yüzyılda olmuştur. mesela, agostino carracci ve giovanni bernini tarafından ele alınmıştır. 16. yüzyılın tanınmış karikatürlerinden birisi, küçük bir el arabasında midesini taşıyan ve bir yandan da kusan bir oburu tasvir eden alman karikatürüdür.
siyasi konuları gaye edinen karikatürler, 18. yüzyılda çoğaldı. luterciliğin ortaya çıkışı ingiltere'de hannover hanedanıyla jakobitler arasında meydana gelen olayları anlatan çizgiler önemli siyasi karikatürler arasında sayılmaktadır. son zamanlarda milletlerarası karikatürcüler arasında fransa'da sempe,ronald searle, guérin ve effel; ingiltere'de sir david low; almanya'da da p. simmel bilinmektedir. şair ve edipliklerinin yanında victor hugo ile alfred de musset birer karikatürcüydüler.
türkiye'de ilk karikatür; teodor kasap'ın 1870'te çıkardığı diyojen dergisi'nde görüldü. bilinen ilk türk karikatürcüsü ali fuat bey'dir.sultan abdülhamit döneminde kesintiye uğrayan mizah dergiciliğinde ikinci meşrutiyet'in ilanıyla birlikte bir patlama olur.bu dönemin en önemli karikatürcüsü cem'dir. damgasını vurduğu kalem ve çıkardığı cem dergilerinde batı anlayışına uygun olarak osmanlı devletini ve idarecilerini hicvetmiştir.bu dönemde birbiri ardına çıkan karagöz, geveze, dalkavuk, davul gibi dergilerde siyasi karikatürün ilk örnekleri verilmiştir. kurtuluş savaşı'na karşı aydede'de rıfkı ve kurtuluş savaşı yanlısı güleryüz'de sedat simavi de dönemin önemli imzalarıdır. cumhuriyet döneminin karikatürcü simgeleri olarak cemal nadir ve ramiz gökçe'yi görürüz. bu iki karikatürcü, çizdikleri sosyal ağırlıklı karikatürlerle türkiye'de bu sanatın geniş kitleler tarafından benimsenip sevilmesini sağlamışlardır.aynı dönemin çizerleri olarak münif fehim, sedat nuri, şevki çankaya, necmi rıza ayça, orhan ural, sururi gümen, salih erimez,ihap hulusi adları da anılmaya değerdir... 1940'ların sonlarına doğru çıkmaya başlayan marko paşa dergisinde mim uykusuz toplumcu gerçekçi karikatürün başyapıtlarını vermiştir. aynı dönemde ratip tahir de chp çizgisinde kalem oynatarak politik karikatürlerin başarılı örnekleriyle okuyucuyu buluşturmuştur. daha sonraki döneme damgasını vuran 1950 kuşağı karikatürcüleri ise batıdaki değişime paralel olarak karikatürde kara mizaha kayan ve yazısız olmaya özen gösteren bir anlayışla eserler verdiler...eflatun nuri,semih balcıoğlu, turhan selçuk, nehar tüblek, ferruh doğan,ali ulvi, güngör kabakçıoğlu, tonguç yaşar, yalçın çetin, altan erbulak,bedri koraman, mıstık, cafer zorlu gibi karikatürcüler bu dönemde ve daha sonra önemli yapıtlara imzalarını atmışlardır. aynı karikatürcü kuşağının en genç üyesi oğuz aral, 1972'de yayınlamaya başladığı gırgır dergisiyle, 1960'lar boyunca düşüş gösteren mizah dergiciliğine büyük bir ivme kazandırmış ve 1970'lerin sonunda 300 bin, 80'lerde 500 binin üzeri tirajları yakalamıştır.hayatın her alanını kucaklamaya çalışan gırgır karikatürcüleri arasında ilban ertem, nuri kurtcebe, irfan sayar, hasan kaçan, behiç pek, latif demirci, necdet şen, engin ergönültaş, mehmet çağçağ, tuncay akgün,ergün gündüz, zafer temoçin,birol bayram, metin üstündağ sayılabilir.aynı dönemde tan oral,sami caner, atilla kanbir, emre senan, kemal gökhan, behiç ak , musa kart, salih memecan gibi karikatürcüler de daha farklı tarzlarda gazete ve sergi karikatürleri çizmişlerdir...90'lı yılların sonlarına doğru yeni karikatür anlayışları filizlenmeye başlamış ve undergraund tarzda yaklaşımlar öne çıkmaya başlamıştır.bu son dönemin önde gelen adları arasında selçuk erdem, erdil yaşaroğlu, bahadır baruter, bülent üstün sayılabilir...
bugüne kadar bulunmuş ilk resimler, mağara duvarlarına çizilmiş hayvan resimleri, av sahneleri ve gene mağara duvarlarına basılmış el izleridir. bunlar, insanoğlunun soyut düşünme yeteneğini bu dönemlerde bile geliştirmiş olduğunu ispatladıkları için ayrıca değer taşırlar.teknoloji geliştikçe resim yapmakta kullanılan malzemeler de gelişmiş, bitki yağlarıyla elde edilen ve öylece kullanılan pigmentlerin yerini sentetik pigmentlerle yapılmış, sağlığa daha az zararlı, daha kalıcı, kullanımı daha kolay boyalar almıştır. tarih boyunca duvarlara, taşa, tahtaya, deriye, metallere, kumaşlara, kanvasa, kağıda (ve çeşitlerine), cama, sentetik malzemelere resim yapılmıştır.
içerik açısından bilinen ilk resim örneklerinin kötü ruhları uzak tutmak, bereket getirmek gibi dini inançlarla yapılmış oldukları tahmin edilir. mısır, çin ve hindistan'da m.ö. yapılmış resimler, gündelik hayatı betimlerler, hikayeler anlatırlar ve kılavuz nitelikleri taşırlar.
batı resmi, milattan sonra dini konuları sembolik bir şekilde resmetmeye odaklanmıştır ancak figürler hareketsiz, kompozisyonlar ise kuralcıdır. rönesanstan sonra dini konuların dışına çıkılmaya başlanmış, ressamlar eserlerine vermek istedikleri anlamlara göre nüanslar katmaya başlamışlardır. rönesans ile canlanan ve doğayı inceleyerek, detaylı şekilde, olduğu gibi resmetme arzusu perspektif tekniğinin geliştirilmesine yol açmıştır. leonardo da vinci'nin anatomi analizleri eşsizdir.
islam dini, allah yaratılarını taklit etmeyi insanoğluna yasakladığı için islami resimler 18. yüzyılın ortalarına kadar, daha çok soyut desenler ve yazının şekillendirilmesi hat sanatı, ebru ve minyatür ile sınırlı kalmıştır.
1860-1869 döneminde, pariste geromeun öğrencisi olan osman hamdi bey, ülkesine döndükten sonra gerçekleştirdiği yapıtlar ve sanayii nefise mektebi'ni kurmasıyla birlikte, resim sanatı doğu toplumlarında yaygınlaşmaya başlamıştır. günümüzde, dünya resim tarihinin önemli bir parçası olarak kabul edilen pek çok türk ressam bulunmaktadır.
1880'lerde, kimine göre tonalizm, kimine göre sembolizm akımlarıyla başlayan modern resim, konusunu avam insanda, onun gündelik yaşamında, psikolojisinde bulur. kompozisyon, ışık, renk, çizgi, perspektif konularında konmus kurallari yıkma, özgürleşme arzusu öne çıkar.
Karikatür Tarihi
Karikatür tarihi Paleolitik Çağa kadar götürülebilir. Ancak bugünkü anlamıyla ortaya çıkan karikatürlerin başlangıcını 17. yüzyıl olarak ifade etmek olasıdır. Önceleri sadece kişilerin portreleriyle ilgilenirken daha sonra olayları, sosyal konuları ele almış ve bu gelişmeler sırasında çizgi anlayışı ve teknik açısından da değişimler göstermiştir. Baskı makinasının gelişimine parelel olarak karikatür daha da yaygınlaşmıştır. Karikatür gazetelerle, dergilerle, sergilerle hedef kitlesine ulaşmaya çalışırken, daha sonra TV ye girmiş, bilgisayara girmiş internet ağı ile yepyeni bir iletişim olanağına kavuşmuştur.
Karikatür; insanların, varlıkların, olayların hatta duygu ve düşüncelerin doğala ters düşen, olağanla çelişen, gülünç yanlarını yakalayıp bunları kimi zaman da yazıyla desteklenmiş abartılı çizimlerle bir gülmece anlatımına dönüştürme sanatıdır.
Karikatür bir tek kare ile görsel anlatım aracı iken, bant karikatürler kullanılmaya başlanmış, çizgi öykü, çizgi roman gibi çeşitlenmeler ortaya çıkmıştır. Karikatürün altın çağı 20. yüzyıldır. Bu dönemde karikatürün sıkça kullanıldığı bir başka alan da sinema olmuştur. Çizgi öykülerin hareketlendirilmesiyle kısa ve uzun metrajlı filmler yapılmaktadır. Bilgisayar kullanımı ile çizgi film çalışmalarında hem görüntü zenginliğinden yararlanılmakta hem de zaman ve emek tasarrufu yapılmaktadırTüm bu gelişmelerle karikatür ne yapmak istiyor? Elbette basının birincil işlevi olan haber vermek anlamında karikatür de haber vermek istiyor. Bu haber verme karikatürün kendi kurgusu, kendi anlayışı çerçevesinde ve kendi üslubu ile oluşturuluyor. Siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, sanatsal, felsefi, edebi ve psikolojik aktüaliteyle ilgilenen karikatür bunu okuyucuya iletiyorsa kuşkusuz bu bir haberdir.
Karikatür sanatı, özellikle gazete karikatürü gündelik politika ile ilgilenmiş ve ilgisini sürdürmektedir. Bir bakıma çizgiyle tutulmuş günlük tarih olarak ta değerlendirilmektedir. Bu hem ülkemizde hem de Batıda böyle süregelmektedir. Gazete karikatürleri kronolojik olarak izlendiğinde ülkenin tarihini, siyasal ve sosyal yaşamdaki değişimlerini, toplumsal aksaklık ve aykırılıklarını gözlemek olasıdır.
Karikatür, ders kitaplarında bir eğitim aracı olarak kullanılabilmektedir. Uzaktan öğretim yöntemiyle ders işlemede anlaşılmayı kolaylaştıran öge olarak yazılar, şemalar ve grafiklerin yanı sıra karikatürden de yararlanılmaktadır.
Karikatür bir grafik sanatı, bir görsel iletişim sanatıdır. O yüzden semantik ve estetik olarak incelenmelidir. Semantik yanı düşünce ve içeriği temsil eder, estetik yanı ise görsel iletinin sanatsal yanını oluşturur. Buradan yola çıkılarak karikatürün hem sanat tarihinde, hem de düşünce tarihinde yeri olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ünlü Türk karikatürcüsü Ali Ulvi ERSOY; karikatürcünün, özellikle günlük gazete karikatürcüsünün estetik yönünü geliştirirken ekonomi, bilim, politika, felsefe, tarih ve edebiyat konularında bol kitap okumalı ki karikatürünü çizerken bütün bu alanlara başvurma olasılığı hep vardır demiştir.
Karikatür; sosyal bir gösterge, bir yansıtıcıdır. Psikoloji ile yakından ilgilidir. Bir kişiliğin, bir sosyal sınıfın, bir rolün belirgin çizgilerini açığa çıkarmak hem karikatürcünün, hem psikologun görevidir. Öyleyse karikatür sanatı ile psikoloji bilimi arasında önemli bir bağ vardır.
Daha önceki dönemlerde de örnekleri olmasına karşın, çağdaş karikatür 19. yüzyılda kitle iletişim aracı olarak gazete ve dergilerin yaygınlık kazanmasıyla gelismiştir. Türkiye'de ortaya çıkışı da bu alandaki gelişmelerle hemen hemen aynı döneme rastlar. Tanzimat döneminden sonra gazete ve dergilerin çoğalması ve baskı tekniklerindeki ilerleme anlatım aracı olarak grafik sanatlarından yararlanmayı da birlikte getirmiş, gazetelerde, dergilerde haberleri anlatan ya da destekleyen çizimler, resimleme çalismaları görülmeye baslamıştır. Bir süre sonra bu anlatım biçimlerinden batıda olduğu gibi eleştiri ve gülmece amacıyla yararlanma düşüncesi ortaya çıkmış ve uygulanmıştır.
Giderek bu işin uzmanı sanatcılar yetişmiş, hatta yalnız bu tür çizimlere dayanan gülmece gazete ve dergileri yayımlanmıştır. Türkiyede Karikatür: Karikatür Türkiye'de batı etkisi altında gelişmiş sanatlar arasındadır. Ama bize özgü sanatlar arasında karikatürün özelliklerini taşıyan yaratı alanları da bulunmaktadır. Sözgelimi, minyatürde çizimin önemli bir yeri vardır. Bazı minyatürlerde oldukça abartılmış figürlere rastlanır. Karagöz oyununda kullanılan figürler de fazlasıyla kendine özgü, abartılmış çizgilerle gülünç tipler çizerler. Karikatürün en önemli öğesi olan gülmece ise cok eskiçağlardan beri Anadolu insanının kullandığı bir dişavurum biçimidir. Hitit kabartmaları incelendiğinde, işlevi eğlencelerde insanları güldürmek olduğu anlaşılan kişileri canlandıran kabartmalara rastlanır. Nasreddin Hoca ve Bektaşi fikaraları ise daha yakın çağlardan örneklerdir. Ortaoyunu gibi gösteri sanatları özgün ve abartılı tiplerle gülmeceyi kullanan anlatım araclarıdır.
Bütün bu birikimler Türkiye'de karikatüre hazır bir ortam yaratmıştır diyebiliriz. Başlangıç Dönemi: Osmanlı döneminde ilk karikatür 1867'de yayımlanmıştır. 1870'te Teodor Kasap'ın yayımladığı Diyojen ise ilk Türk gülmece dergisidir. Bu dergiyi başkaları izlemekle birlikte, ilk karikatürlerin yayımlanmasından sonra uzunca bir süre karikatürsüz bir dönem yaşandı. II. Abdülhamid'in baskıcı yönetimi gazete ve dergilerin çıkmasını engellemiş, çıkabilenlerde de eleştiri amaçlı gülmeceye izin verilmemiştir. Bu dönemde Türk karikatürü Türkiye dışında yayımlanan gazete ve dergilerde yer alarak sürdü. 1908'de II. Meşrutiyet'ten hemen sonra bu tür yerli yayınlar yeniden çoğaldı, bu da karikatürde bir canlanmaya neden oldu. İlk dönem Türk karikatürünün özelliklerinden biri çizimlerin resim gibi oluşudur. Başka bir deyişle, karikatürler gerçekçi çizimler üstüne kuruluydu.
Abartıyı sağlamak için düzenleme ve çizim özelliklerine önem veriliyor, gülmece daha çok yazıya dayanıyordu. Altyazılarda açıklamalar, karşılıklı konuşmalar yer aliyor, ayrıca çizimde gösterilen figürlerin üstüne de kim ya da ne oldukları yazılarak açıklanıyordu. Türkler'in dışındakı Osmanlı uyrukları batılılasma hareketine önemli katkıda bulunmuşlardır. Özellikle Ermeni kökenli sanatçılar, tiyatro ve mimarlık alanında olduğu gibi, karikatür alanında da batı etkilerine açık çalişmalarıyla tanınırlar. İlk dönem karikatürcüleri, arasında Nişan Berberyan, Santr, Opçandassis'in yanı sıra Ali Fuat Bey gibi adlar vardır. Bu dönemde pek çok karikatür de imzasız olarak yayımlanmıştır. II. Meşrutiyet'i izleyen dönemde ise Sedat Nuri İleri, Scarselli, A. Rigopulos, Mehmed Baha, Halit Naci, Münir Osman yer alir. Dönemin en önde gelen sanatçısı ise Cemil Cem'dir. Klasik Karikatür Dönemi : Türk karikatürünün ikinci dönemi cumhuriyetin kurulmasını izleyen yıllarda ortaya çıkmıştır. 1928'de yeni Türk alfabesinin benimsenmesi okuryazar sayısını çoğalttığı gibi basın yayın alanında da önemli bir canlanmaya yol açtı. Bu değişme ve gelişmeleri izleyen yıllarda karikatürün günlük gazetelerin ayrılmaz bir parçası olmuş ve klasik Türk karikatürünün en büyük ustaları yetişmiştir.
Bu dönemin karikatürünün en belirgin özelliği çizimdeki değişmedir. Bir önceki dönemin sonlarına doğru başlayan çizimlerdeki yalınlaşma süreci bu dönemde de sürmüştür. Çizimlerde artik en ince ayrıntılardan vazgeçilmiştir. Karikatürün gündelik olması bu ayrıntı düzeyinde çalışmayı olanaksız kılmaktaydı. Dönemin bir başka çizim özelliği de insanların dışındaki varlık ve olguların da karikatür kalıpları içinde çizilmeye başlanmasıdır. Çizim düzeyindeki üçüncü gelişme ise bazısı batıdan alınmış simgelerin ve kalıpların kullanılmasıdır. Örneğin şaşıran birinin şapkası uçar, birinin başının üstünde uçuşan yıldızlar onun canının yanmış olduğunu anlatır. Yazı bu dönemde de gülmeceyi iletmede enn önemli öğe olmayı sürdürmüştür. Karikatürler resimlendirilmiş birer fıkra gibidirler. Bir önceki döneme göre bu alanda da bir yalınlaşma gözlenmektedir. Artık olayın hangi ortamda geçtiği, konuşmaların kimler arasında olduğu gibi, çizimin açık seçik gösterdiği şeyler yazıyla açıklanmaz olmuştur.
Eskiden olduğu gibi bu dönemde de tümüyle yazısız anlatımların kullanıldığı olmaktadır, ama bunların sayısı çok değildir. Yeni yazıyla yayımlanan ilk karikatür albümlerinin çıkması, ilk karikatür sergilerinin açılması, ilk kadın karikatürcünün yetişmesi yaklaşık 1950'ye kadar süre bu dönem içinde olmuştur. Dönemin en önemli sanatçısı Cemal Nadir Güler'dir. Bu dönemin özelliği olarak söylenenlerin hepsinde katkısı olan bu sanatçı çizgide sağlam bir anlatım dili kurmuştur. İlk çizgi roman sayılabilecek Amcabey'i yaratmış, onun öykülerini çizgi film biçimine getirmeye çalışarak bu alandaki ilk denemeleri yapmıştır. İlk kadın karikatürcü olan Selma Emiroğlu'nun da öğretmenidir. Cemal Nadir karikatür sanatının sevilmesinin, benimsenmesini sağlamış, genç karikatürcüleri özendirmiştir.
Dönemin önde gelen öteki adları arasında Münif Fehim Özarman, Ramiz Gökçe, Ratip Tahir Burak, Kozma Togo, Salih Erimez, Orhan Ural, Necmi Rıza Ayça bulunmaktadır. Bu sanatçılardan birçoğu sonraki dönemlerde de karikatürcülüğü sürdürmüştür. Çağdaş Karikatür Dönemi : Türk karikatürünün üçüncü dönemi 1950'de başlar. II. Dünya Savaşı'nın bitmesinden sonra Türkiye'nin dış dünyaya açılmasına, siyasal ve ekonomik alanda liberalleşmesine paralel olarak basın-yayın yaşamında gözlenen canlanma ve çeşitlenme karikatüre de yansımış, Türk karikatürü yenilenip çağdaşlaşmaya başlamış, çalışmalarını uluslararası düzeyde kabul ettiren sanatçılar yetişmiştir.
Yeni karikatür anlayışının en etkin olduğu dönem 1950-1960 arasıdır. Önde gelen temsilcileri günümüzde de yapıt vermeyi sürdürmekte, ayrıca pek çok genç karikatürcü günümüzde de bu dönemin ustalarının ilkelerini uygulayan yapıtlar vermektedir. Üçüncü dönemdeki en önemli değişiklik çizimde görülmektedir. Belli bir yalınlaşma sürecinden geçmiş de olsa, ikinci dönem karikatürü anlatımı doğrudan desteklemeyen ayrıntılarla doludur. 1950 kuşağı adıyla da bilinen yeni karikatür neredeyse bir çırpıda denecek kadar hızla kendini bunlardan arındırmış, gereksiz her türlü ayrıntıyı çizimden çıkarmıştır.
Çağdaş eğilimlere paralel bu gelişme bir süre sonra karikatürün çizgiyle gülmece yapma sanatı olarak tanımlanmasına yol açmıştır. Çizgide görülen tutumluluğun benzeri yazıda da görülmektedir. Gülmeceyi ileten yazı artık kendi başına bir fıkra olmaktan çıkmış, çizimi bütünleyen, ancak onunla anlam kazanan bir öğe durumuna gelmiş, yazısız karikatür öne çıkmıştır. Bu anlayışı uygulayan en önemli sanatçılar Turhan Selçuk, Ali Ulvi Ersoy ve Ferruh Doğan olmuşlardır. Nehar Tüblek, Semih Balcıoğlu, Altan Erbulak, Mustafa Eremektar (Mıstık) ve Oğuz Aral da bu dönemin karikatürcüleri arasındadır. Onları Yalçın Çetin, Tonguç Yaşar, Tan Oral ve Tekin Aral izlemişlerdir. Suat Yalaz daha sonra çizgi romana yönelmiştir. Bu dönemde Türk karikatürcüleri yurtdışındaki yarşmalarda ödüller kazanmış, yapıtları yabancı gazete ve dergilerde yayımlanmış, karikatürleri albümlere, müzelere alınmıştır.
Türkiye'de de ulusal ve uluslararası yarışmalar düzenlenmeye başlanmıştır. Karikatürcülerin çizgi roman, canlandırma sineması diye de anılan çizgi film, kitap resimleme, afiş gibi sanat alanlarında da çalışmalar yapmışlardır. Karikatürün ne olduğu ve ne olması gerektiğine ilişkin ilk kurumsal çalışmalara da gene bu dönemde rastlanır. Türk karikatürü 1960'tan sonra bir duraklama dönemine girdi. Sanatçıların anlatım açısından yenilikler getirmeyişinin yanı sıra okuyucu ve izleyici de karikatüre daha az ilgi göstermeye başladı.
Gazete ve dergiler yalnız yurtdışından alınan karikatürleri ve adını duyurmuş Türk sanatçılarının yapıtlarını yayımlıyor, genç sanatçıların çalışmalarına fazla şans tanımıyordu. Duraklamaya neden olan etkenlerden biri karikatürün giderek soyut bir grafik sanat düzeyine gelmesi, anlatımını karmaşık simgeler ve çizim teknikleriyle iletir olmasıdır. Karikatür çizgiyle gülmece yapma sanatıdır düşüncesi yerini, karikatür güldürmez düşundürür düşüncesine bıraktı, gülmecesi sınırlı bu yaklaşım da geniş izleyici kitlesi tarafından benimsenmedi. Konu ya da anlatım yolu bulamayan karikatürcüler güncel olayları resimlemekten ileri geçemeyen yapıtlar üretir oldular.
Bu dönemin sonlarında, 1969'da Semih Balcıoğlu, Turhan Selçuk ve Ferit Öngören'le birlikte Karikatürcüler Derneği'ni kurdu. Yeni Karikatür Dönemi : 1970'lerin başında karikatür bir kendini yenileme sürecine girdi, böylece de günümüze kadar süren dördüncü ve sonuncu dönem başlamış oldu. Bu dönemde karikatür büyük yaygınlık kaznarak pek çok kişi, özellikle de gençler için bir anlatım, bir dışavurum aracı oldu. 1975'te de İstanbul'da, Tepebaşı'nda Türkiye'nin ilk Karikatür Müzesi kuruldu. Dönemin özelliklerinden biri soyut anlatımlarından uzaklaşmak olmuştur. Bir başka çizim özelliği de karikatürün çizgi romana özgü anlatım tekniklerinden yararlanmaya başlamasıdır. Altyazılar ortadan kalkarak, sözlerin konuşma balonları içine alınması, çizgi romana özgü ünlem, sözcük ve işaretlerin karikatürde de kullanılması, daha devingen, canlı, çarpıcı çizimlerin araştırılması, yazarı ile çizeri ayrı ortak yapımların çoğalması karikatüre yeni bir soluk kazandırmış, karikatürün yeniden yaygın bir anlatım aracı olarak kullanılmasını sağlamıştır.
Dönemin gülmece açısından özelliği yazıdan kaçınmaması, dahası yüzyıllardır kullanılan bazı sözlü gülmece özelliklerine dayanarak bunu karikatüre aktarmasıdır. Ayrıca gülmece açısından bir başka önemli adım daha atmış, bilinmeyen üçüncü kişilere yönelik iğnelemeler yerine doğrudan sokaktaki insanı konu alan bir gülmeceye yönelinmiştir. Yazında gülmece yazarı Aziz Nesin'le başlayan, Türk insanının kendi kendisinin alaya alan gülmece yaklaşımının karikatüre katılması da bu sanata yeni bir canlılık veren en önemli etkenlerden biridir.
Bu dönemin önde gelen adı, 1950 kuşağının en genç karikatürcülerinden biri olan Oğuz Aral'dır. Onun yönetimini üstlendiği Gırgır adlı gülmece dergisi yeni anlayışa öncülük etmiş, pek çok genç sanatçının yetişmesini sağlamıştır. 1971'den beri çıkan ve adı 1989'da Oğuz Aral'ın yarattığı bir çizgi roman kahramanı olan Avni'ye dönüştürülen bu dergi görülmedik bir başarı kazanarak, bütün dünyada yayımlanan üçüncü büyük gülmece dergisi durumuna gelmiştir. Dönemin öteki karikatürcüleri arasında Hasan Kaçan, Behiç Pek, Latif Demirci gibi adlar vardır. Engin Ergönültaş, Can Barslan, Mehmet Çağçağ, Tuncay Akgün de aynı anlayışı sürdürmüşlerdir. Yeni anlayışa ayak uydurabilen, Oğuz Aral'ın kardeşi Tekin Aral bir yandan başarılı portre karikatürleriyle tanınırken bir yandan da Türkiye'nin büyük gülmece dergilerinden Fırt'ı yönetmektedir. Kemal Aratan, Serhat Gürpınar, Yavuz Taran ise bir sonraki çizer kuşağının temsilcileridir. Bu dönemde kadın çizerlerin de sayısı çoğalmıştır. En başarılı olanlarından biri Çılgın Bediş adlı çizgi romanın yaratıcısı Özden Ögrük'tür.
Bu arada bu dönemde karikatürcülüğünün yanı sıra mizah yazarlığı yapan isimler de görülür. Cihan Demirci, Gani Müjde ve Metin Üstündağ gibi isiler hem çizer hem de yazar olarak diğer mizahçılardan ayrılırlar. Karikatür günümüz Türkiye'sinde yaygınlık açısından en önde gelen sanat dalı durumuna gelmiştir. Sanatsal yaratıcılık alanı olarak geniş kitleler tarafından ilgiyle izlenmekte ve sevilmektedir. Gülmece dergilerinin sayısı çoğalmış, ayrıca gazete ve dergiler de gülmece ekleri vermeye, amatör çizer köşeleri düzenlemeye başlamişlardır. Büyük kentlerin dışında da sergiler, yarışmalar düzenlenmektedir. Bunlara paralel olarak karikatürün tarihini, kuramını konu alan yazılar, kitaplar yayımlanmaktadır.
Türk Karikatür Tarihi
Başlangıç Dönemi
Osmanlı döneminde ilk karikatür 1867'de yayımlanmıştır. 1870'te Teodor Kasap'ın yayımladığı Diyojen ise ilk Türk gülmece dergisidir. Bu dergiyi başkaları izlemekle birlikte, ilk karikatürlerin yayımlanmasından sonra uzunca bir süre karikatürsüz bir dönem yaşandı. II. Abdülhamid'in baskıcı yönetimi gazete ve dergilerin çıkmasını engellemiş, çıkabilenlerde de eleştiri amaçlı gülmeceye izin verilmemiştir.
Bu dönemde Türk karikatürü Türkiye dışında yayımlanan gazete ve dergilerde yer alarak sürdü. 1908'de II. Meşrutiyet'ten hemen sonra bu tür yerli yayınlar yeniden çoğaldı, bu da karikatürde bir canlanmaya neden oldu.
İlk dönem Türk karikatürünün özelliklerinden biri çizimlerin resim gibi oluşudur. Başka bir deyişle, karikatürler gerçekçi çizimler üstüne kuruluydu. Abartıyı sağlamak için düzenleme ve çizim özelliklerine önem veriliyor, gülmece daha çok yazıya dayanıyordu. Altyazılarda açıklamalar, karşılıklı konuşmalar yer aliyor, ayrıca çizimde gösterilen figürlerin üstüne de kim ya da ne oldukları yazılarak açıklanıyordu.
Türkler'in dışındakı Osmanlı uyrukları batılılasma hareketine önemli katkıda bulunmuşlardır. Özellikle Ermeni kökenli sanatçılar, tiyatro ve mimarlık alanında olduğu gibi, karikatür alanında da batı etkilerine açık çalişmalarıyla tanınırlar. İlk dönem karikatürcüleri, arasında Nişan Berberyan, Santr, Opçandassis'in yanı sıra Ali Fuat Bey gibi adlar vardır. Bu dönemde pek çok karikatür de imzasız olarak yayımlanmıştır. II. Meşrutiyet'i izleyen dönemde ise Sedat Nuri İleri, Scarselli, A. Rigopulos, Mehmed Baha, Halit Naci, Münir Osman yer alir. Dönemin en önde gelen sanatçısı ise Cemil Cem'dir.
Klasik Karikatür Dönemi
Türk karikatürünün ikinci dönemi cumhuriyetin kurulmasını izleyen yıllarda ortaya çıkmıştır. 1928'de yeni Türk alfabesinin benimsenmesi okuryazar sayısını çoğalttığı gibi basın yayın alanında da önemli bir canlanmaya yol açtı. Bu değişme ve gelişmeleri izleyen yıllarda karikatürün günlük gazetelerin ayrılmaz bir parçası olmuş ve klasik Türk karikatürünün en büyük ustaları yetişmiştir.
Bu dönemin karikatürünün en belirgin özelliği çizimdeki değişmedir. Bir önceki dönemin sonlarına doğru başlayan çizimlerdeki yalınlaşma süreci bu dönemde de sürmüştür. Çizimlerde artik en ince ayrıntılardan vazgeçilmiştir. Karikatürün gündelik olması bu ayrıntı düzeyinde çalışmayı olanaksız kılmaktaydı. Dönemin bir başka çizim özelliği de insanların dışındaki varlık ve olguların da karikatür kalıpları içinde çizilmeye başlanmasıdır. Çizim düzeyindeki üçüncü gelişme ise bazısı batıdan alınmış simgelerin ve kalıpların kullanılmasıdır. Örneğin şaşıran birinin şapkası uçar, birinin başının üstünde uçuşan yıldızlar onun canının yanmış olduğunu anlatır. Yazı bu dönemde de gülmeceyi iletmede en önemli öğe olmayı sürdürmüştür. Karikatürler resimlendirilmiş birer fıkra gibidirler. Bir önceki döneme göre bu alanda da bir yalınlaşma gözlenmektedir. Artık olayın hangi ortamda geçtiği, konuşmaların kimler arasında olduğu gibi, çizimin açık seçik gösterdiği şeyler yazıyla açıklanmaz olmuştur. Eskiden olduğu gibi bu dönemde de tümüyle yazısız anlatımların kullanıldığı olmaktadır, ama bunların sayısı çok değildir. Yeni yazıyla yayımlanan ilk karikatür albümlerinin çıkması, ilk karikatür sergilerinin açılması, ilk kadın karikatürcünün yetişmesi yaklaşık 1950'ye kadar süre bu dönem içinde olmuştur.
Dönemin en önemli sanatçısı Cemal Nadir Güler'dir. Bu dönemin özelliği olarak söylenenlerin hepsinde katkısı olan bu sanatçı çizgide sağlam bir anlatım dili kurmuştur. İlk çizgi roman sayılabilecek Amcabey'i yaratmış, onun öykülerini çizgi film biçimine getirmeye çalışarak bu alandaki ilk denemeleri yapmıştır. İlk kadın karikatürcü olan Selma Emiroğlu'nun da öğretmenidir. Cemal Nadir karikatür sanatının sevilmesinin, benimsenmesini sağlamış, genç karikatürcüleri özendirmiştir. Dönemin önde gelen öteki adları arasında Münif Fehim Özarman, Ramiz Gökçe, Ratip Tahir Burak, Kozma Togo, Salih Erimez, Orhan Ural, Necmi Rıza Ayça bulunmaktadır. Bu sanatçılardan birçoğu sonraki dönemlerde de karikatürcülüğü sürdürmüştür.
Çağdaş Karikatür Dönemi
Türk karikatürünün üçüncü dönemi 1950'de başlar. II. Dünya Savaşı'nın bitmesinden sonra Türkiye'nin dış dünyaya açılmasına, siyasal ve ekonomik alanda liberalleşmesine paralel olarak basın-yayın yaşamında gözlenen canlanma ve çeşitlenme karikatüre de yansımış, Türk karikatürü yenilenip çağdaşlaşmaya başlamış, çalışmalarını uluslararası düzeyde kabul ettiren sanatçılar yetişmiştir. Yeni karikatür anlayışının en etkin olduğu dönem 1950-1960 arasıdır. Önde gelen temsilcileri günümüzde de yapıt vermeyi sürdürmekte, ayrıca pek çok genç karikatürcü günümüzde de bu dönemin ustalarının ilkelerini uygulayan yapıtlar vermektedir.
Üçüncü dönemdeki en önemli değişiklik çizimde görülmektedir. Belli bir yalınlaşma sürecinden geçmiş de olsa, ikinci dönem karikatürü anlatımı doğrudan desteklemeyen ayrıntılarla doludur. 1950 kuşağı adıyla da bilinen yeni karikatür neredeyse bir çırpıda denecek kadar hızla kendini bunlardan arındırmış, gereksiz her türlü ayrıntıyı çizimden çıkarmıştır. Çağdaş eğilimlere paralel bu gelişme bir süre sonra karikatürün çizgiyle gülmece yapma sanatı olarak tanımlanmasına yol açmıştır.
Çizgide görülen tutumluluğun benzeri yazıda da görülmektedir. Gülmeceyi ileten yazı artık kendi başına bir fıkra olmaktan çıkmış, çizimi bütünleyen, ancak onunla anlam kazanan bir öğe durumuna gelmiş, yazısız karikatür öne çıkmıştır. Bu anlayışı uygulayan en önemli sanatçılar Turhan Selçuk, Ali Ulvi Ersoy ve Ferruh Doğan olmuşlardır. Nehar Tüblek, Semih Balcıoğlu, Altan Erbulak, Mustafa Eremektar (Mıstık) ve Oğuz Aral da bu dönemin karikatürcüleri arasındadır. Onları Yalçın Çetin, Tonguç Yaşar, Tan Oral ve Tekin Aral izlemişlerdir. Suat Yalaz daha sonra çizgi romana yönelmiştir.
Bu dönemde Türk karikatürcüleri yurtdışındaki yarşmalarda ödüller kazanmış, yapıtları yabancı gazete ve dergilerde yayımlanmış, karikatürleri albümlere, müzelere alınmıştır. Türkiye'de de ulusal ve uluslararası yarışmalar düzenlenmeye başlanmıştır. Karikatürcülerin çizgi roman, canlandırma sineması diye de anılan çizgi film, kitap resimleme, afiş gibi sanat alanlarında da çalışmalar yapmışlardır. Karikatürün ne olduğu ve ne olması gerektiğine ilişkin ilk kurumsal çalışmalara da gene bu dönemde rastlanır.
Türk karikatürü 1960'tan sonra bir duraklama dönemine girdi. Sanatçıların anlatım açısından yenilikler getirmeyişinin yanı sıra okuyucu ve izleyici de karikatüre daha az ilgi göstermeye başladı. Gazete ve dergiler yalnız yurtdışından alınan karikatürleri ve adını duyurmuş Türk sanatçılarının yapıtlarını yayımlıyor, genç sanatçıların çalışmalarına fazla şans tanımıyordu. Duraklamaya neden olan etkenlerden biri karikatürün giderek soyut bir grafik sanat düzeyine gelmesi, anlatımını karmaşık simgeler ve çizim teknikleriyle iletir olmasıdır. Karikatür çizgiyle gülmece yapma sanatıdır düşüncesi yerini, karikatür güldürmez düşundürür düşüncesine bıraktı, gülmecesi sınırlı bu yaklaşım da geniş izleyici kitlesi tarafından benimsenmedi. Konu ya da anlatım yolu bulamayan karikatürcüler güncel olayları resimlemekten ileri geçemeyen yapıtlar üretir oldular. Bu dönemin sonlarında, 1969'da Semih Balcıoğlu, Turhan Selçuk ve Ferit Öngören'le birlikte Karikatürcüler Derneği'ni kurdu.
Yeni Karikatür Dönemi
1970'lerin başında karikatür bir kendini yenileme sürecine girdi, böylece de günümüze kadar süren dördüncü ve sonuncu dönem başlamış oldu. Bu dönemde karikatür büyük yaygınlık kaznarak pek çok kişi, özellikle de gençler için bir anlatım, bir dışavurum aracı oldu. 1975'te de İstanbul'da, Tepebaşı'nda Türkiye'nin ilk Karikatür Müzesi kuruldu.
Dönemin özelliklerinden biri soyut anlatımlarından uzaklaşmak olmuştur. Bir başka çizim özelliği de karikatürün çizgi romana özgü anlatım tekniklerinden yararlanmaya başlamasıdır. Altyazılar ortadan kalkarak, sözlerin konuşma balonları içine alınması, çizgi romana özgü ünlem, sözcük ve işaretlerin karikatürde de kullanılması, daha devingen, canlı, çarpıcı çizimlerin araştırılması, yazarı ile çizeri ayrı ortak yapımların çoğalması karikatüre yeni bir soluk kazandırmış, karikatürün yeniden yaygın bir anlatım aracı olarak kullanılmasını sağlamıştır.
Dönemin gülmece açısından özelliği yazıdan kaçınmaması, dahası yüzyıllardır kullanılan bazı sözlü gülmece özelliklerine dayanarak bunu karikatüre aktarmasıdır. Ayrıca gülmece açısından bir başka önemli adım daha atmış, bilinmeyen üçüncü kişilere yönelik iğnelemeler yerine doğrudan sokaktaki insanı konu alan bir gülmeceye yönelinmiştir. Yazında gülmece yazarı Aziz Nesin'le başlayan, Türk insanının kendi kendisinin alaya alan gülmece yaklaşımının karikatüre katılması da bu sanata yeni bir canlılık veren en önemli etkenlerden biridir. Bu dönemin önde gelen adı, 1950 kuşağının en genç karikatürcülerinden biri olan Oğuz Aral'dır. Onun yönetimini üstlendiği Gırgır adlı gülmece dergisi yeni anlayışa öncülük etmiş, pek çok genç sanatçının yetişmesini sağlamıştır. 1971'den beri çıkan ve adı 1989'da Oğuz Aral'ın yarattığı bir çizgi roman kahramanı olan Avni'ye dönüştürülen bu dergi görülmedik bir başarı kazanarak, bütün dünyada yayımlanan üçüncü büyük gülmece dergisi durumuna gelmiştir. Dönemin öteki karikatürcüleri arasında Hasan Kaçan, Behiç Pek, Latif Demirci gibi adlar vardır. Engin Ergönültaş, Can Barslan, Mehmet Çağçağ, Tuncay Akgün de aynı anlayışı sürdürmüşlerdir. Yeni anlayışa ayak uydurabilen, Oğuz Aral'ın kardeşi Tekin Aral bir yandan başarılı portre karikatürleriyle tanınırken bir yandan da Türkiye'nin büyük gülmece dergilerinden Fırt'ı yönetmektedir. Kemal Aratan, Serhat Gürpınar, Yavuz Taran ise bir sonraki çizer kuşağının temsilcileridir. Bu dönemde kadın çizerlerin de sayısı çoğalmıştır. En başarılı olanlarından biri Çılgın Bediş adlı çizgi romanın yaratıcısı Özden Ögrük'tür. Bu arada bu dönemde karikatürcülüğünün yanı sıra mizah yazarlığı yapan isimler de görülür. Cihan Demirci, Gani Müjde ve Metin Üstündağ gibi isiler hem çizer hem de yazar olarak diğer mizahçılardan ayrılırlar.
Karikatür günümüz Türkiye'sinde yaygınlık açısından en önde gelen sanat dalı durumuna gelmiştir. Sanatsal yaratıcılık alanı olarak geniş kitleler tarafından ilgiyle izlenmekte ve sevilmektedir. Gülmece dergilerinin sayısı çoğalmış, ayrıca gazete ve dergiler de gülmece ekleri vermeye, amatör çizer köşeleri düzenlemeye başlamişlardır. Büyük kentlerin dışında da sergiler, yarışmalar düzenlenmektedir. Bunlara paralel olarak karikatürün tarihini, kuramını konu alan yazılar, kitaplar yayımlanmaktadır.
|
|
|
Rehber Gözüyle Süleymaniye ile Sultanahmet Cami inin Farkı |
|
Yazar: RasitTunca - 03-22-2019, 06:29 AM - Forum: Makaleler
- Yorum Yok
|
 |
Rehber Gözüyle Süleymaniye ile Sultanahmet Cami inin Farkı
Süleymaniye ve Sultanahmet farkı
Son zamanlarda Süleymaniye Camii'ne grubunuzla gittiniz mi bilmem ama ben artık sık sık gidiyorum ve her gitiiğimde de müthiş zevk alıyorum.. Bir kere muazzam heybetli bir yapı ve işin uzmanı değilim ama anladığım kadarıyla restorasyonu gayet başarılı yapıldığından sanki yepyeni gibi görünüyor. Dıştan seyretmeye doyum olmuyor. Uzun kuyruklar ve insanı bunaltan aşırı kalabalık kesinlikle yok; dolayısıyla beklemeden hemen girebiliyorsunuz. Kapıdaki görevliler inanılmaz kibar saygılı ve efendi insanlar. Sultanahmet'te ki gibi tek sıra halinde cami görevlisi bayanın huzurundan geçip kıyafet kontrolüne tabi tutulmuyorsunuz ama buna karşın her ne hikmetse cami içinde de bir tane bile absürd şekilde açık saçık giyimli kimseyi de göremiyorsunuz...İçeri giriyorsunuz...insanı rahatsız eden hiç bir koku vs yok. İçerisi kalabalık olmadığından huzur içinde caminin her detayını inceleyebiliyor ve her köşesinde saklı güzellikleri keşfediyorsunuz. Grubunuza İslamın güzelliklerini ve Türklerin yaşadığı İslamı gururla anlatıyorsunuz.. Sonra Kanuni'nin türbesini de görüyorsunuz ve hemen yanındaki Hürrem'in türbesini de görünce her gruba ilginç gelebilecek güzel bir aşk hikayesini anlatabilme fırsatını yakalıyorsunuz. Vaktiniz varsa Koca Mimar Sinan'ın mütevazi türbesine de bir göz atıyorsunuz. Cami ve etrafında nerede gezerseniz gezin bir sakinlik, huzur ve rahatlık var. Yaklaşık 400 yıllık Kadın hastanesini, İmarethaneyi gösteriyorsunuz uzaktan. İşte Türk medeniyeti buydu diyorsunuz.. Yüzlerce yıllık devasa Kütüphanenin önünde durup.."İşte Osmanlı" diyorsunuz, "İşte İslam'ın güzelliği, ve işte Türklerin İslam anlayışının eşsiz yorumu" diye grubunuza güzel kısa bir nutuk çekiyorsunuz. Nefis bir cami turu oluyor.
Sultanahmet Camiini gezerken yaşanan olumsuzlukların hiç birini Süleymaniye de göremiyorsunuz. Zavallı Sultanahmet, o muhteşem yapı kimlerin elinde can çekişiyor...yıllardır doğru dürüst bir restorasyon yapılmamış, cami resmen eskimiş artık... girmesi bir dert çıkması bir dert, içerisi bambaşka bir dert..Koca kapılar dururken camiye girmek için küçücük bir koridoru kullanmak zorunda kalmalar ve her seferinde de "Eskiden Türkler bu kadar kısa boylumuydu ?" tipi alaycı sorularla karşılaşmalar..nasıl anlatacaksınız ki " bu esas giriş kapısı değil, aslında bu şekilde nizama sokulan turistler tek tek kıyafet kontrolünden geçiriliyor " diye....İtiş kakış,sırt sırta değerek yapılan bir gezi. İslamın ne yüce ne kutsal bir din olduğunu örneklerle anlatmak istiyorsunuz; kadınlar mendille burunlarını tıkıyor karşınızda. Çalınmış çinileri oradan buradan sırıtıyor. Turistleri davar güder " alooov, hooo, haaa" diyerek yönlendiren görevliler...Turistler kıyafetlerini inceleyen ve sert emrivaki tondan 2-3 kelime İngilizceyle bağırarak konuşan görevlilere ürkerek bakıyor, yanlış birşey yapmamak için...Çıkış kapısında yıllardır duran birilerinin insanların üzerine üzerine yıllardır "Doneyşınnn...doneyşın..." diye bağırmaları...Eskiden bu yoktu sonradan çıktı.. Şimdiki çıkış kapısında sanırım albumin'li olacak saygılı bir adam dururdu ve ayakkabıları çıkarıp orda bırakırdık ve o da bakardı..çıkınca da 3-5 birşeyler verirdik, bakmadan hızlıca cebine atar teşekkür ederdi. İç avluda da yaz kış belden aşağısı olmayan pala bıyıklı iri yapılı bir adamcağız kitap satardı. bazen fes takardı..Bir kere bile yanından geçerken grubuma "kitap alın" diye sormazdı..o kadar saygılı ve efendi biriydi.Çok severdim kendisini ve her seferinde kitabı ordan aldırmaya gayret ederdim..Şimdi Neredeyse her 3 adımda bir kitap satan yılışık tipler, ayakkabı boyacısı görünümlü “çarpıcı” tipler grupları, gezen insanları bezdiriyor; geldiğine pişman ediyor; üstelik de zabıta arabası ve görevlilerin önünde ! Caminin içi dışı hanutçu kaynıyor ve kimse görmüyor. Buradaki bazı görevliler tarafından grubunun başında tur yaparken azarlanan, kötü davranılan, kötü gözle görülen, hakaret edilen ve hatta tehdit edilen rehberler ise olayın bir başka trajik yönünü oluşturuyor. Kısaca her şey ama her şey bu cami de karman çorman olmuş durumda. Kitle turizmi öyle berbat bir şey ki işte gittiği yeri böyle Sultanahmet'te ki gibi berbat edebiliyor.
Süleymaniye de İstanbul da Sultanahmet’te…ikisini de yurdum insanı yönetiyor..Neden bu kadar fark var ? Neden birisi olması gerektiği gibi de birisi karanlık ortaçağları yaşıyor hala yönetim açısından..Bu camiyi birileri ele geçirmiş, sahiplenmiş ve kafalarına göre dizayn etmek istiyorlar olabilir mi acaba ? Bilemiyorum…
SONUÇ
Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Dünyaca ünlü Sultanahmet Camii ne yazık ki çok kötü günler geçiriyor…adeta can çekişiyor..Dili olsa belki de “yıkın beni de “ kurtulayım bu ızıdıraptan” diyecek. Bunun nedeni de camiinin koruyuculuğna soyunup yönetimini ele geçirmiş bir takım kişiler başta olmak üzere,bu eşsiz mabede sahip çıkmayan Vakıflar, Turizm’in bakanlığı olduğunu iddia edip te milyonlarca turist burada nasıl gezi yapıyor diye merak edip te bir kere bile dönüp bakmayan Turizm Bakanlığı görevlileri ve buraya milyonlarca turisti getiren 6500 acentayı temsil eden TURSAB’ın bu konularla hiç ama hiç ilgilenmemesi.
Oysa yapılması gereken basittir: Rehber gördüğü kötü bir durumu meslek odasında bildirecek, Meslek odası başkanı bunu Acentalar birliği başkanına bildirecek, onlar da Bakanlığa bildirecekler ve en sonunda Bakanlıkta Vakıflara bildirerek acil önlemler alınması sağlanacak. Kimse görevini yapmayınca da işte böyle iş bizim gibi sesini duyurmaya kalkan bireysel gayretlere kalıyor. Umarım bu yazıyı birileri okur da ilgili yerlere iletir ve sonuç getirecek bir takım önlemler için harekete geçerler artık. Kaynak: Süleymaniye ve Sultanahmet farkı - Ali Yalnız
Ali Yalnız
|
|
|
subhanallahivelhamdulillahivelailaheillallahuvallahuekber Tesbihatı Hakkinda Bilgiler |
|
Yazar: RasitTunca - 03-21-2019, 01:29 AM - Forum: Güzel Dualar Zikirler Tesbihatlar
- Yorum Yok
|
 |
Subhânallâhi velhamdulillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber, Ve lâ havle ve lâ quvvete illâ billâhil aliyyil azîm Tesbihatı Hakkinda Bilgiler
Subhânallâhi velhamdulillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber Velâ havle velâ quvvete illâ billâhil aliyyil azîm
Subhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber zikrinin anlamı okunuşu ve arapçası
Okunuşu: Subhânallâhi velhamdulillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber, Ve lâ havle ve lâ quvvete illâ billâhil aliyyil azîm
Anlamı: Allah bütün noksan sıfatlardan münezzehtir, bütün hamdler ona mahsustur. Allah'tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür.Azamet sahibi Yüce Allah’tan başkasında güç kuvvet ve kudret yoktur.
Arapçası: سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ للهِ وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَاللهُ أَكْبَر وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ
---
Bu tesbihat hakkında kitaplar dolusu bilgi yazılsa yine de eksik kalır. Şükrü zikri tevhidi ve ismi azamları içerisinde barındıran muhteşem bir tesbihattır. Bu tesbihatı günlük en azından 100 defa okumak çok faziletlidir.
Dualardan önce veya sonra okunması duaların tesirini artırır. Eğer tevekkül ve teslimiyet ile inanarak herhangi bir niyet ile okunsa niyet hasıl olur (biiznillah) Duaların kalıpları gönül kalıbına uyar ve gönül lisanı ile dua edilir ise bu duaların faydasını görmemek "İMKANSIZDIR"
Çok sıkıntılı durumda olana not: Ey kardeşim, ne dua etsem, ne duasını okusam, acaba kabul olur mu, benim duamdan ne çıkar şeklinde düşüncelerle vaktini harcama ! Bu yazıyı okudu isen bu tesbihatı gece gündüz okumaya başla. Yüce Allah'a hakkı ile tevekkül et. Düşün ki; Alemleri yoktan var eden Şanı Yüce Allah için her şey çok kolaydır. Allah kuluna kafidir. Allah'a dayanan ve sığınan boşa düşmez. Her şeyin sahibi olan Yüce Allah'a tevekkül ve teslimiyet ile gözyaşı ile hüzün ile yönel. Göreceksin ki Allah kuluna yeter.
Bu tesbihat ile ilgili Hadis-i Şerifler
Allahu teâlânın indinde, tekbiri, tahmidi, tesbihi ve tehlili sebebiyle Müslüman olarak ihtiyarlayan bir müminden daha efdal kimse yoktur.
Zikrin efdali, La ilahe illallah, duanın efdali de elhamdülillahtır.
Ebu Hureyre (R.A.)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Subhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illAllahu vallâhü ekber demek, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha kıymetlidir."
"Her kim bu duayı okursa her okuyuşunda cennette kendisi için bir ağaç dikilir.”
Bir başka rivayette de İbni Mes"ud (ra) anlatıyor: “(sas) buyurdular ki: Miraç sırasında Hz. İbrahim"le karşılaştım. Bana: Ey Muhammed! Ümmetine benden selam söyle ve haber ver ki, cennetin toprağı temiz, suyu tatlıdır. Burası (suyu tutacak şekilde) düz ve boştur. Oraya atılacak tohum da sübhanallahi, velhamdülillahi ve la ilahe illallahu vallahu vAllahu ekber cümlesidir. (Tirmizi: Daavat, 60).
Cennet hazinesi olan, "Sübhânallahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illAllahu vallâhü ekber, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah" demeye devam edenin ağaçtan yaprak döküldüğü gibi günahları dökülür.
Kur’an-ı kerimde, Bâkıyat-üs-sâlihat [sürekli kalan iyi işler] geçmektedir. Resulullah buyurdu ki: (Bâkıyat-üs-sâlihatı, çok söyleyin. Bunlar; tesbih, tehlil, tahmid, tekbir ve temciddir.)
Tekbir :Allahu ekber,
Tahmid :Elhamdülillah,
Tesbih :Subhanallah,
Tehlil :La ilahe illallah,
Temcid :La havle vela kuvvete illa billah
İsrafil (a.s) Peygamber Efendimize (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi : ” Ya Muhammed (s.a.v) , bir kimse ;
Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illAllahu vAllahu ekber. Vela havle vela kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim.” (Allah eksik sıfatlardan beridir. Hamd Allah’adır. Allah’tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Allah’tan başkasında güç ve kudret yoktur.)tesbihini bin defa okursa ALLAHU TEALA ona beş haslet ihsan eyler ;
1. ALLAH (c.c) onu çok zikreden zümre arasına yazar.
2. Gece ve gündüzde kesndisini zikredenlerin en faziletlisi eyler.
3. Bu tesbihler, onun için Cennette dikili ağaçlar olur.
4. Bu tesbihler , o kimsenin günahlarını döker.Tıpkı bir ağacın kuru yapraklarını döktüğü gibi.
5. ALLAHU TEALA onu gözetir.ALLAHU TEALA bir kimseyi gözetirse ona azab etmez.
|
|
|
Nefsin Marifet Makami - Marifetullah Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 03-18-2019, 01:48 PM - Forum: Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Nefsin Marifet Makami - Marifetullah Nedir?
(Kar©glanin 03.06.2015 Vaazi)
21 Şaban 2015 Çarşamba
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌ
Sadakallahul Aziym Adiyat Suresi 9 - 10 - 11
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
E fe lâ ya’lemu izâ bu’siramâ fîl kubûr.Ve hussıle mâ fîs sudûr. İnne rabbehum bihim yevme izin le habîr
Meali:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Kabirdekilerin halleri ortaya cikdiginda, ve onlarin
gögüslerinde olanlar (iman veya inkarlari ) bilinince ortaya cikinca . O
izin verilmiş biliglerdende, O gün Rabbiniz Haberdardir.(Rabbinizin
müsadesi kadarini bilebilirsiniz).
Sadakallahul Aziym Adiyat Suresi 9 - 10 - 11
[attachment=44896]
Allahümme Sallai ala muhammedin ve ala elihiu vesahibhi ve selleme teslimen, vettebiiyne illa anhü, ile yevmil kiyamet.
Yolculugumuza Başliyoruz :
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Berat gecesini geride biraktik ve yine sizin o berat gecesi
dediginiz gece, berat gecesi degildi, ve fakat biz bir fitneye sebeb
olmamak için, bunu dah önceden yazmadik ve kimseyede bugün degil, diye
gecen seneki hataya düşüp tartişmak durmunda da kalmadik. ve gecen hafta
cuma gecesi 15 iydi ve berat gecesiydi bizim hesabimiza göre, ve fakat
rabbimizin ise bize dahi senin hesabinda yalniş, bu gece degil yarin
gece dercesine, Allahu alem gecen hafta cumartesi sabahdi, Seda Akgülün
programinda, babasi dövecek diye evden kacan kücük berat in haberi
verildi, ve o gün gercek berat görülmüş oldu, ve o gece beratdi, her ne
kadar bunun için "tvem" özel bir müdahale ve gayret ettiysede, takdirden
öte köy yok. ve bu nasil olur denilince size kisaca anlatalim, ve
halbuki sizin o nisfuşşaban dediginiz gece, gercekden ay aynen aynin 15 i
gibi dolunaydi yani şabanin ortasi gibiydi amma, gel gelelim durum o
degil, cünkü eger bundan üc ay önce eger ayin son günü görülmemiş olsa
ve sonraki günde görülmemiş olursa , o ay 30 a tamalanir ve halbuki ay
ikinci gün görülse bile ikinci gün o ay 3 günlük bir hilal kalinliginda
olmasina ragmen, ikinci günü, daha biri alindigi için, 3 üncü günde
ikisi demek olur. ve böylece aylarda bir sapma meydana gelir, ve yine
ikinci ayda böyle, ücüncü ayda böyle, son gün 30 tamamlaninca demek
olurki: şabanin kameri 3 günlük olunca daha eger her ayda 2 gün sapma
olduysa biz Kameri 3 ayda 6 günlük hilal kalinginda kamer görülünce biz
daha birinde diye zannederz veya kabul etmemiz gerekir, cünkü Muhammed
dedi : "Hilali görün oruca başlayin , hilali görün iftar edin veya
bayram edin". dedi.
Böyle olunca bizim o Receb hidrellez ve mirac ve berat mucizelerimizin gercek oldugu ortaya cikmiş olur.
Berat demek ise "bare e" kelimesinden türemiş "El Bariu Allah"
yani eski borclari davalari mahkemeleri berat ettiren Allah, ve öyle
olunca berat demek işde önceden kalmiş o takvim sapmalarininda tekrar
düzeltildigi gece demek olur, yani eski hesaplarin affedildigi gece "Berat gecesi"
davalarin berat ettirildigi gece, yani falanci falani dövdü, dava iki
senedir sürüyor, filanci filani caldi, amma tövbe etdi, dava sürüyor, ve
berat gecesi oldu ve Berat ettiren Allah, Peygamberin sözü ile "o gece Allah, Mudar kabilesinin koyunlarinin yünleri sayisi adedince insani bagişlar yani (davalarini berat eder)."
---oOo---
Gecenki vaazlarmizda yazdigimiz Mehdinin zekriyanin hanimi ile
görüştürüldügünü ve zekeriyanin bir cocugu olacagni cebrail habeer
verince, ve cebrailin: zekeriyanin "bu naasil olur bu kasir karindami ve
bu yaşimdami dmesi üzre (o vakit 90 yaşinda idi) biz onu mehdi ile
görüşdürdük o olacakdir demesi. ve bizim dedigimizde isminde "R" olan
herkesen Mehdinin bir R yani ruh cikarabildigini cocuk yapabildigni
yazdik veya söyledik. ve amma zekirayada bir "R" var fakat zekeriyanin
hanimindada bir "R" varmi bilmiyoz cünkü haniminin ismini bilmiyoruz
dedik, bizim bu konudaki aciklamamizi duyan bir üstad ve prof. dediki bu
gece: Zekeriyanin haniminin ismi elizabet idi dedi, ve öyle olunca
marifet toprakda degil zekeriyada sakli imiş yani ZekeRiya
yani "R" onda sakli imiş. belli oldu yani. teşekkürler üstad. ve yine
Meryemdede Bir "R " var ondan dogan isanin da işde o babam dedigi ruh
babasi mehdinin, zamanda yolculuk edip geri gidip, meryemden isayi, ruh
yoluyla dogurttugunu yazmişdik zaten. ve geldik haziran ayina ve Arnold
teminatorun son filiminde bize ne fisildiyacak merak ediyorum, fim
yayinlandimi acaba, haziranda yayinlancakdi? hani terminatorun en son
bölümünde kurtariciyi zamanda geri gönderip kendi annesinden
dogurtuyorladi ya, dünya mahvolunca. bakalim son sürümde ne olcak, Allah
onlara ne keşfettirmiş.
---oOo---
Ve Mehdi bereketine Turunce rengine bir bereket geldi, ve fakat
turuncunun afetlerini yazmişdik daha önce, fakat tekrar hatirlatalim:
1 - Eger turunucu sevmeye ve giymeya başlayinca yalan söylemek
ihtiyaci hissder oldunsa, hemen turunucuyu terket ve kendine bir siyah
giy ve sonra beyaz giy ve format at. cünkü trunucu kürklü tilki bazen
yalan söylemeya başlar, masal masal maniki, Tilkinin kuyrugu var 12
olur.
2 - Eger hirsizilk ediyoyrsan, ufak ufak calmaya başladinsa
hemen trunucuyu terket format at. aynen turuncu meclis koltugunda oturan
(:::) amcalarin ve milletelvekillerinin devletin malini parasini
caldigi gibi. yani mehdi askesri calarmi hic? calmaz, amma Mehdi askeri
degilde, aslan degilde tilki olduysa calar.
3 - Kimseler sana inanmmaz olduysa yine turunucuyu terket,
cünkü sen mehdi Askeri degilsin, Aslan kürkü degil, tilki kürkü
giymişsin.
4 - Senin kicina heves edenler olmaya başladiysa turuncuyu
terket, sen mehdinin askeri olabilirsinde olmayadabilirsinde, yani
tilkinin kuyruguna hevesli cok kadin olur, yani kicina hevesli kadinlar
unutma.
5 - Anal ilişki yasak, yani her ne kadar portakal yerken,
portakala parmak atilsada, yani kadinlarin G punktunu uyarmasini
bilsende, penis ile oraya müdahele yasak. sende buna karşi cok istek ve
ilgi olduysa turuncuyu terket, Allah muhafaza bir gün sabir, iki gün
sabir ücüncü gün sabredemez surlari deler girersin.
5 - Aslanda olsan tilkide olsan yani turuncu kürk giyince,
kürkünü yüzmek isteyen yani derini yüzmek isteyen bircok düşmanin
olcakdir, eger mehdi askeriysen korkma yürü, demirden korksak trene
binmezdik de, gec o köprüyü.
---oOo---
Türklerde bir deyim vardir "Elimle koymuş gibi buldum." ve
bizim evmizide düzenlermizi koydugumuz bir odamiz var ve orda (matkap
anahtar tornavida pense,..) düzenlerimizin herbirinin bir yeri var, ve
fakat cocuklar oraya girnce düzeni alip kullandikdan somnra geri yerine
koymayi unutuyorlar. ve böyle olunca eger alinan aynen yerine geri
konmaz ise tekrar araninca yerinde bulunamaz. o bulamaz bu bulamaz,
hatta oradaki düzene bir yer tahsis eden bana sorsan, ben falan yerde
derim, ve fakat alinip yerine konmadiysa orda bulunamaz.
hani naasrettin hocadan biri adam para ister der ki: IRAFDA
tencere var onun icinde, git al istedigin kadarini der, adam gider bikr
mikdar alir gider. ve zaman gecer tekrar adam gelir tekrar para ister
yine nasrettin git ordan al der.
ve sonra yine zamaan gecer, ve adam yine gelir para ister, ve nasrettin yine, rafda tencerede var git onun icinden al der.
Adam almya gider, ve döner: "hoca icinde para yok" der
Nasrettin Kizar ve der:
Bre adam sen aldiklarini geri yerine koydunmuki tekrar isteyince yerinde para olsun der.
Yani gecen hafta anlattigimizi insanin dogasinin bozulmasi
bahsinede birazcik daha deginirsek, yani Allah insan için "biz onun en
güzel surette halkettik yarattik" buyuruyor,
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
Sadakallahul Aziym Tin Suresi 9 - 10
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm.
Summe redednâhu esfele sâfilîn.
Meali:
Gerçekten de biz, insanı, en güzel bir sûrete sâhip olarak yarattık.
Sonra onun esfele safiline kadar derece derece rütbelendirdik.
ve her güzel ve salih iyi amel ile insanlar onda mertebe ve
derece kazanirlar, taaki onlarin üstünde memnun olmadiklari hicbirşey
kalmayasiya kadar.
Sadakallahul Aziym Tin Suresi 9 - 10
ve Allah, insani en güzel surette yaratmişken ,bilim adamiyiz
diyen ahmaklar sürüsü, onun dogasini bozup, burasi emme zekeri emme
kulagi, amma kuyrugu olsun, oralari degiştirip kendi istekleri
dogrultusunda oynarlarsa, insanoglu insanlikdan cikar, ve sonra insan
ararizda, insan yerinde bulunmaz olur, ey insan kardeşler.
Rabbim insani muhafaza edip, aradigimizda rafda insan bulmayi, mehdi cematine naasip ve müyesser kilsin.
---oOo---
Marifet nedir konusuna gelince hepimizin anasiri erbeasi, dört ana elementi: toprak, hava, su,ateş
ve bir cekirdek topraga dikilince, kökü topraga dogru,
filizleri havaya dogru, ve damarlari ile ve köklleri ile suya dogru, ve
yapraklari ile de güneşe dogru uzanir. ve sonra agac olunca gayesi
yeniden hayata gelebilmek ve soyunu muhafaza için tohum vermek olan
meyva vermekdir. ve meyva ilede insan bedenine yolculuk eder, ve tohumu
ilede gelcege dogru yolculuk eder. işde dal ve budak veermesi gaye
degil, onun gayesi meyva vermekdir. ve meyva verince insanogluna
yolculuk eder, ve insan meyvasini yiyince onun cekirdeginide dikmesini
ögrenmişdir, ve böylece onun yeniden dogmasi meyvadan ve insandan gecer,
ve insana kendini yeniden dikdirtip yeniden yeniden dogmak isteyen agac
bile, kokulu kokulu tatli lezzetli meyvalar verirken, ey insanoglu sen
niye yeniden dünyaya glemk için elzem olan yaratan yerini oynayip
zekrrini ve meninle tohumunla oynayip onu fasit tohuma cevirirsin.
dölsüz meyva, dölsüz insan oluşturmya calişirsin, bir agac kadar aklin
yokmu? bu kadarmi ahmaksin.
işde marifet meyva vermekdir ve hal böyle olunca bütün dinlerin
gayesi peygamberlein gayesi, bu insan denen varligin soyunun muhafazasi
icindir, ve din nedir denince, eger sen bundan başka birşey anliyorsan ,
savaş cihad anliyorsan, ahmak cihadda yine insanin korunmasi, özsoyun,
paksoyun korunmasi icindir. yoksa din neye gerekli olsun. ve hal böyle
olunca insan bozulunca kiyametinde kopma vakti gelmiş olur, aynen Nuh
tufani gibi bir tufan kopar, yahut büyük kiyamet kopuveririr başimiza.
yani insan gidince, bozulunca, dünyaninda bir önemi kalmaz olur.
Rabbim mehdi ve cemaatina insan kalmayi nasip etsin, ve
icindeki marifetini cekirdegini bulup, onu muhafaza etmeyi nasip
etsinki, ona cibilliyat denilir, ve o da elma ise, elma, at ise at,
sinek ise sineksin demekdir.
Amiyn
Elfatiha maassalavat.
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 26 Mayıs 2015 Salı
Original Kar©glan
|
|
|
Nefsin ihsan Makamı Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 03-18-2019, 01:38 PM - Forum: Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Hakikat ve Marifet Nedir -Nefsin ihsan Makamı Nedir?- Zirve 1 Kişiliktir, ve Orasi Keyif Yeri Degildir
(Kar©glanin 14 Mart 2016 Vaazi)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 31. ayet
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve alleme âdemel esmâe kullehâ summe aradahum alel melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn
Meali :
Ve (Allah), Âdem’e, (Allah’ın) isimlerinin hepsini (bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile bana haber verin (söyleyin).”
Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 31. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
عَلَّمَنِي رَبِّي
allemenî rabbî
Meali
“Rabbim bana öğretti.”
(Sadakallahul Aziym Yusuf Suresi 37. Ayet )
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ
Ve mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn.
Meali
Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk buluncakdir
(Sadakallahul Aziym A'RAF Suresi 181. ayet )
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
“Dünyada da muhakkak bir cennet vardır. Onu bulan kimsede cennet arzusu kalmaz. O cennet mârifetullahtır.”
( Hadis-i Şerif )
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Allah-u Teâlâ bu ümmete, her yüzyıl başında dinini yenileyecek bir müceddid gönderir.”
(Ebu Dâvud: 4391)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculugumuza Başliyoruz :
[attachment=44894]
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Top adamin vuruş hizina göre zirveye cikiyor ve sonra aşagi iniyor, yani zirve orda oturmak için degilmiş, yine ihsan makami orda oturup devamli kalmak için degildir,
Yine Hz. Muhammed Miracda En zirveye cikdi, ve sona geri döndü, yani orda kalmadi geri döndü, ihsan makamina cikan,Mirac edip Allahi gören veya görüyor gibi makamina, ihsan makamina cikan, orda Allahla bagdaş kurup oturmaz, orda keyif edip laka luka yapmaz, o makami meşgul etmez, geri dönüp ümmeti irşad eder,
"Koca Kari dünya bu gece bana göründü ve diyorkine: "Ne Ana Gördüm Ne Baba, Ne Evlat Gördüm Ne Koca, Ama Yinede Yaşadim Doya Doya.
imza (Hoşcakal, Yalan Dünya)
ve diyorki yaşlandim artik ben, daha 90 yaşindayken okuyup yaziyordum, şimdi gözlerim zayilfladi diyor, azalarim zayifladi diyor. ve bunamamiş daha akli başinda amma yaşlanmiş kaaporta (beden eskimiş) ve diyorki insanlik artik bu genc kalmayi bulsun diyor, ve bana yol aciyo, bunu insanlara ögret diye.
Hangi yigiti toprak yutmadiki, hangi ceylan gözler toprak olmadiki, hangi en tatli Yemek, Ya tuvalet olup, yada hücre olup sonunda topraga karişmadiki,
Kadinlar Rahim tabiatinda, cekici, icine yutucu, yani topragimiz ve dünyamiz, icine girince, ondan taze cocuk olarak dogurup cikariyor, o öldürücü indirici, indirmek rahmani indirmek, yine topraga kariştirmak, ve geri cagirmak üzere yapilandirilimiş. oysaki rahmanda, cocuk olup onu(rahmi) yirtip cikan, bir ayrik otu gibi bir filiz gibi onu(topragi) yirtip ciakabilcek bir tabiatta yaratilmiş olan, erkek ve rahmanlar, her ne kadar rahman (erkek cocuk) rahimin icinden ciksada, rahimde rahmanin zekerinden gecip gelmiyormu? meni babanin zekerinden inip geliyor, öyleyse rahmandan gecmeyen dogmaz, rahmini tanimayan dogamaz azizim.Tasavvufdaki "Seyri Süluk" ilmi bilgisi,o sülükdeki yolu bilmeyen tasavuf nedir bilmez. tasavvufu anlamyan ahmak, o sülükdeki yolculugu "meni olan lokmanin cocuk oluncaga kadarki seyahatini anlamaz. Babayi anlamayan nasil dogacakki, meni olmazki. Babadan gecince, anneyi anlamayan rahme dahil olamazkine, belki mastürbasyon olur, belkide dişari cikar amma, cocuk olup dogamaz,gizli alemden hakikat alemine gecmekdir, dogmak marifet ancak, o seyri sülükunu tamam edenler dogabilir yeniden, onun için bu gercek mürşidi kamillere ihtiyac var amma, onlar sana hakikati marifeti ögretiyorsa gercek mürşiddir, yoksa sen onun şeyh denen kimsenin temsili misal ile, tuvalet bekcisiysen, bilmem SOBASINI YAKIP KÜLÜNÜ ALIYORSAN, BUNUNLA iLiM ÖGRENiLMEZ, EşşEKLiGE DEVAM ET SEN AZiZiM, BU DÜNYANIN EşşEK OLARAK DOGACAKLARADA ihtiyaci var elbet, hangi dört kariya yeten erkek toprak olmadiki; en fazla misal ile, olsa olsa iki saatin sonunda, onun zekeride yorulup inip buruşmadiki, bu koca kari dünya ne diyor, sen gibi yigitlerden, elli tanesini 100 tanesini 1000,...gömdüde, diyorki "ne koca gördüm, ne baba" diyor bana, anladinmi ahmak, en kuvetli adam olsan, 60 yaşa gelince, o kaslarin sarkip buruşcak, aklin belki başindan gitcek, aynen Muhammed Ali gibi "kelebek gibi ucarim, ari gibi sokarim" diyordu bir zamanlar, bugün akli bile başinda degil belki, titrek sultan oldu, yani güvenme öyle gücüne, güvenme öyle güzelligine, güvenme öyle aklina, nice akilsizlar dolaşir bu dünyada, yusuf gibi dünya güzeli olsan, gömerler azizim, topraga katcak karişdircak yeniden yogurcak, en azindan ikinci el bir araba sanada vardir bu dünyada, senide katip karişdirip yenidin yogurcak bir ana, bir kadin bir rahim vardir, bir züleyha vardir, ve
Hz. Enes’ten yapılan rivayete göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:
“Cennet halkı kıyamet günü Âdem’in suretinde, otuz üç yaşında, bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir sima hâlinde haşr edilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler, artık ne elbiseleri eskir ve ne de gençlikleri kaybolur.”
(Kenzu’l-Ummal, H. No: 39383)
Diğer bir rivayette ise şu ifadelere yer verilmiştir:
“(Ruh üflenmiş) bir düşükten bir pirifâniye kadar (cennetlik olan) her kes otuz üç yaşında, Âdem’in suretinde, Yusuf’un güzelliğinde, Eyyub’un ahlakında bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir simayla haşr edilirler.”
(age, H. No: 39384)
“Âlimler, dünya kadınlarının cennette bir yaşta olacaklarını, Hurilerin ise büyük-küçük (nefislerin arzu ettiği şekilde) çeşitli yaşlarda olacaklarını söylemişlerdir."
"Nebe sûresinde cennetliklere ihsan edilen nimetlerden bahsedilirken de cennet hurilerine atıfta bulunularak “ve kevâibe etrâbâ” buyrulmaktadır. Bu âyetteki “kevâib” gençliğin en ilk ve en güzel dönemini ifade etmekte olup, ergenliğinin ilk demlerindeki genç kızlar demektir. “Etrâben” ifadesi ise aynı yaşta (yaşıt) manasındadır.” (Muhtasaru Tezkireti’l-Kurtubî, s. 101)
Bu hadisler ve ayetler gösteriyorki, genclik iksiri keşfedilcek, ve insanlar yaşlanmayacak, ve öyle(33 yaşinda) haşrolcak demek, öyle toplanir olcaklar, yani genclik iksiri buluncak, ve muhammed ne yapmişdir bu hadisi ile: Hani karanlik bir odadaki bir nesnenin yeirini bilen kimse, ona dogru elindeki el lambasini tutar, ve yanindakine der ki, ve bak burda ne var, "hadi onuda al" der gibi, muhammed bize bu gencliik iksirine işaret emişdir, ve bunun mümkün oldgunu, ve bizim bunuda zamani gelince alacagimizi, ve yedigimiz ictiklerimiz artik bizi yaşlandirmayacak oldugu, yani haşrolur demek: anlattik işde, almanyadan nutella, bilmem italyadan bedem, bilmem yunandan eşşek zeytini alip geldiler yedin, bunlar sende seni oluşturduysa, işde onlr sende haşroldu, toplandi demekdir. öyleyse öyle bir zaman da ahir zamanda, işde o topraktan cikanlari yiyecek amma, artik insanlari yaşlandirmaycak demekdir. ve bunun bulunmasi yiyeceklerdeki bir püf noktasinin keşfedilmesi ile olcak, oda nedir yine dönüp dolaşip rahmanda kaliyoruz, bunun sirri ise yine rahmanda, yani "ulu yarah" da gizli. buruşuk bir yarah nasil, oluyurda dimdik ve sert ve cap canli oluyor, arayip bulan, insanin nasil öyle 33 yaşindan daha fazla yaşlanmaycaginida bulabilir, iş rahmanda bitiyor, rahmani anla herşeyi anlarsin zaten, ahmak bilim adami, rahmani bilmeyen hicbirşeyi bilmez, Allahi bilmeyen, ahmakdir, kördür sagirdir dilsizidir, yani ahmakdir ahmak. ve bunun sirri ise, oraya belli sebebden dolayi kan hücüm etmesi, amma dayak yedin oraya kan hücum ediyor amma, kara bere oluyor, öyle hücüm etmiyecek, başka bir yolda hücüm etcek, yani onu dipdiri yapacak birşey, nedir o rahim ve Rahmi bilmek lazim, yine onun için görsel "aynel yakin", tatsal "hakkal yakin" duygusal "hissel yakin", "fiziksel yakin" yine girip cikcak "eşşek bakmakla bahar almaz" derler yani. Rahman ve Rahim dersi bitince ancak cözebilir bu insanoglun nasil 33 yaşindan daha fazla yaşlanilmaz, "genclik iksiri" nedir?
---oOo---
Gecenki vaazdaki evrim konusuna atfen yine şöyle bir aciklama yapiyoruz ki: Maymunlar uzun yillardir hayvanat bahcelerinde egitiliyor, ve insanlarla ic ice yaşayanlari var, ve onlar, birak kendi başlarina maymun iken gelişip insn olmayi, insan olanlardan bak bu böyle, şu şöyle diye ögretenler olmasina ragman, dah hayvanat bahscesindeki egitilmiş hic bir maynun ailesinden öyle insana daha cok benzryen bir maymun dogmadi .maymunlar yine maymun yine maymun, o halde hani maymun gelişdide, kendini gelişdirdide insan olduydu, lan angut, maymun dün degil belki ikibin yildir insanlarca egtiliyor, egtilmesine ragmen insan olmasini beceremiyorsa, o insan flan degildir , evrim diyde birşey yokdur ahmak cahil, ahmak evcrimci o maymundur maymun, ondan insan falan olmaz, kurbagidan da, prens olmasini falan beklemeyin ahmak evrimciler.
---oOo---
Tasavvufda Nefsin Mertbelri konusunda en son Nefsi Kamil ve Kamileyi anlattik, ve mürşdii kamildende bahsettik, yani kemal ilimini ögreten büyük ögretmen demekdir dedik, ve insanlara seyri sülük yolunu talim eden, ögreten ögretmendir dedik.
geldik ondan sonraki rütbe ve makam olan ihsan makamina
ve bu soruyu gelin cebrail aleyhisselama, muhammede sorduralim ve cevabini alalim .
HADİS-İ ŞERİF
* Ebû Hüreyre radiya’llâhu anh’den: Şöyle demiştir: Bir gün Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem açıkta oturuyordu. (yanına) biri gelip: “Îmân nedir?” diye sordu. “Îmân; Allâha, Meleklerine, Allâh’a mülâkî olmağa (yâni Rü’yetu’llâh’a), Peygamberlerine inanmak, kezâlik (öldükten sonra) dirilmeğe inanmaktır.” cevâbını verdi.
“Ya İslâm nedir?” dedi. “İslâm; Allâh’a ibâdet edip (hiçbir şeyi) O’na şerîk ittihâz etmemek, namazı ikâme ve farz edilmiş zekâtı edâ etmek, Ramazanda da oruç tutmaktır.” buyurdu. (Ondan sonra)
“Ya ihsân nedir?” diye sordu. “Allâh’a sanki görüyormuş gibi ibâdet etmendir. Eğer sen, Allâh’ı görmüyorsan şüphesiz O, seni görür.” buyurdu........
HADİS-İ ŞERİF
ve gelelim bu hadisi ve ihsan makamini, Karoglan hoca nasil anladi, ve nasil size anlatir :
Karoglanin dilinden ihsan makami nedir
evet muhammed dediki ihsan allahi görüyor gibi ibdet ertmekdir dedi ve Muhammed mirac etdi gitdi allahi ruyet etdi geldi ve artik Allah a olan imani mutmain oldu, ve aynel yakin bildi, galel yakin bildi, ve kelam etdi, hissel yakin bildi, ki allah vardir ve ve ona gaipden bilgiler verildiki ona, tam ve mutmain imani olsun diye, ve evvel odur ahir odur bildi, rahman odur rahim odur bildi, alim odir bütün bilgi onundur bildi. ve kaynagindan icdi o bilgileri, ve ve o makamdan selam ve salavat ile ümmetine geri gönderildi, eger muhammed miracda gerdi dönmeseydi, dünyadaki newton konunu denen, yer cekimi yasasi olmazdi, ve uzaydaki gibi cekim kuvveti olmazdi, oysaki onun zirveye cikdikdan sonra geri dönmesi, ümmetine gönderilmesi, ve ümmetini irşad etme görevi olan raşidlik verilmesi sebebiyle, ona bir raşid verildiki ve O Mehdi olan Raşiddir ögretmenidrki o ahir zmanda onun ümmetine Kemalat ilimini ögretir. o kef suresinde gecen ve heyyi'i olan raşidlik ikram edildi . ve o sayeda kainatin dünya denen kisminda newton kanunu yaratildi, cikdikdan sonra inmek veya gravitasyon dedikleri veyada taşi havaya atinca yere geri dönmesi ve düşmesi kanunu. öyle olunca muhammed geri geldi ve ümmetini irşad etdi ve bu irşad görevi ondan sonra raşid halifelerce devam ettirildi, bu Raşid halifeler dört halife ile sabit degildir, O nun muhamedin mirasini yüklenen alimlerce devam etmişdir, yani mürşdi kamillerce devam etmişdir ve etmekdedir, amma arada bul mürşidi kamil nerde var,.
Hani Fatihi Akşemseddin ardindan yönetti, istanbulun manevi fatihi diyorlar ya, yine hani onun babasi sultan Murad i Haci Bayram yönetti diyorlar diye, (:::) beyde kendine bir ulvi şahsiyet aradiki, onun fatih yapsin diye, amma ahmak, onu dünya lideri yapani Mehdiyi birakdida, başkalarini aradi, ve buldumu bulamadi, fetoya takildi, feto boş cikdi teröristin götü öpülür dedi gitdi öcalanin kicini öptü geldi, ne oldu ahmak oldu, olmadi, şamda namaz kilcaklardi olmadi ,oda boş cikdi marifet şamda namaz kilmakda degilki, oysa fetonun hocasi kilmiş, birde hutbe irad etmiş, hani nerde mehdilik, nerde kaldi o zaman. cübbeliye takildi, oda bu işidi yüşidi icad ettirdi ona, o da boş cikdi, cübbeli sarilki adamlar Allah deyip baş kesdiler marifet cübbede sarikdada degilmiş, ve şimdi menzil nakşilerine baglandi, yine hani ne oldu, şu hale bak kürt türk kavgasi daha beter oldu, Abdülbakinin kari kürt, ana kürt. akşama yataga girince kariyla kavgami etsin Türk Türkiye desinde, ne oldu, kari köylü oldular. Babalkari Abdülhekim nerden gelmiş, nereye konmuşlar, karinin köyüne konup, kari köylü olmuşlar zaten, artik Türk Türkiye diyebilirmi anasini karisini inkar edebilirmi, kan bagi kurdu o zalim soy ile, kari köylü, toprak bozuk, hüseyini, Hz Aliyi şehid edenlerin topragi, ne oldu ondanda birşey cikmadi, bu sefer (:::) türk türkiye demeye başladida, gec kaldin ahmak, vatan gitdi gidiyor, artik ne kaldi geriye, bir bak vatani ne hale sokdun, bu arkadan yönetilmek sevdasina, ve oralar ahmak ve ahmklarin topragi, Hz Hüseyinin kanini icen toprak , o zaman varmiki bu dünyada hakiki bir mürşidi kamil, (:::) bulamadiysa sen nereden bulcan diyenler olcakdir, ve ne dedi muhammed
"Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır."
ve yine bir ayettede
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ
Ve mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn.
Meali
Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk buluncakdir
(Sadakallahul Aziym A'RAF Suresi 181. ayet )
Zirve 1 Kişilikdir kardeşim, Zirvenin sahibi Zirvedeyken, Oraya ne Abdülbakisi ne Tayybi nede Cübbelisi oturabilir.
ey Abdülabaki ve sofileri sizde gikinizi cikarmaycaksiniz, sen yetişdirdigini omzuna almak ile sorumlusun ve ordaki zirveyi gören ben isem ve omzune basip cikdiysam sen alltaki görevini ifa et, ve kuleyi saglam tutmaya bak, yoksa bu kulenin üstüne birini daha cikarmaya kalkarsan, bu kule devrilirde, sende, bu da o da şu da heder olur,
bu rüyada burda biter The End kiyamet olur, anladinmi sesini kis otur yerinde şimdi.
---oOo---
Ve ihsan makaminda öyle her an Allah görülmez, ve aynen muhammed gibi, o gitdi gördü geri geldi, ve artik O nun her an gördügünü bildi, fakat o onu her an görmedi, ve görüyor gibi amel etdi, ve bunun bir misalide, ben Allahi görüyor gibi nasil amel ederim: ben sendeki Allahi görüpde, sana ona göre muamele edersem, öyle yapmiş olurum. mesala sen hakim isen ben seni görünce, ve yine mesala benim hakim ile bir işim varsa, sen benim hakkimda karar verceeksen, ben sen karar vereceksin diye degilde "Hakim olan Allah bana ne karar verecek" diye düşündügümde, sendeki Allahi görüp, sende, Allahin Hakim isminin tecelli ettigini bilipde, sana öyle davrandigimda, o zaman hakim olan allahin beni gördügünü, ve bana ne hüküm verecegini düşünmekle ihsan makaminda bir an bulunmuş oldum, sende bana: hakim isen, benim hakkimda bir karar verecegin zaman, Hakim olan Allah, bu Raşid hakkinda ne hüküm verirdi diye düşündügünde, ve öyle Adelet ve hikmetle bana hükmettiginde, o zaman ikimizde ihsan üzre olmuş oluruz. ve ben her zman senin için bunu düşünmem, cünkü, senin ismin Hakim Ahmet bey ise, ben bir an senin hakkinda o tefekküre vardim, ve sendeki Allahi gördüm, amma belki iki saat sonra, o tefekkürde olamayabilirim, cünkü zirvede, ihsan makaminda cikip oturulmaz, oraya cikarsin inersin, o yüzden, iki saat sonra ben sana yine "hakim olan allah" demeyebilirim, ve derimki falanci ahmet bey veya filanci fatmanin kocasi, Hakim Ahmet bey diye düşnür, ve senin o makamini unutur öyle muamele ederim, cünkü her an seni öyle"Hakim olan allah" diye düşününce, eger senden bir densizlik zuhur ederse, o zaman inkara giderim, ve haşa huzur Allahi edebsizlik etmekle itham etmiş olurum. ve insan cigdir her an bir dengeszilik edebilir, bir günah işleyebilir, halife oldugunu unutabilir, nitekim havva ile Ademde unuttular halife olduklarini, ve hata etmedilermi zaten. haa burda büyük SIR onlar hata edince cürmünüde cekdiler, cezaya layik oldular ve atildilar cennetden, o sonraki durum amma, ve ihsan tefekkürü bir anlikdir, o makam her an meşgul edilmez demekde budur , yoksa seni her ano makmda diye öyle tefekkür edince, senin Allahi unutugun zamanlari hesab etmemiş olurum, ve sana da şeytanin tasallut edip, bir an seni gafil birakabilcegi, ve sana allahi unutturabilcegini hesap etmemiş olurumki, bu büyük hata olur, ve şeyh mürüdlerince öyle yüceltilirki, ve gözlerinde öyle büyürki, o hic hata etmez sanilir, oysaki Adem gibi ulul azim bir peygamber, gafil kalabildiyse, senin şeyh amca ademden dahami üsütün, ahmak sofi, ahmak mürid, O da gaflete düşebilir, hata edebilir unutma bunu, ve o tefekkürde ifrat derecesine varirisan, işde (:::), ne cevizler kirar amma, dangillar onu cok yücelttiginden, hatasini gözardi ederler, ve (:::) çalsada, adam diyor ki, çalsin, çaliyor amma hizmet ediyor, köprü yaptiya, bilmem ne yaptiya, diye onun hatalarini ört bas edip, onu haala en yüce görmeye devam ediyor. ve oda artik ofurddukca ofurddu, ve nerdeyse kendini tanri ilan etcek ,bir firavunlugunu ilan etmedigi kaldi zaten ahmagin, şeyh ucmaz mürüd ucurur bu olsa gerek herhalde.
ve atalar bunu şu vecizeli amma biraz komik sözle ifade etmişler:
"Gönül düşmüş bir boka , o da, O na mis gibi koka"
Rabbim Ben ve Cemaatime, şeytanin kendi askeri olan, o hata edenlere, "temiz gösteren şeytan filtreslyle bakip" , poh ve pis mikrop, vahşi hayvan cibilliyatli, Firavun nemrut gibi dangil cibilliyatlilarida, Allah gibi görmekden muhafaza etsin.
---oOo---
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
---OoO---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 14 Ocak 2016 Salı
Original Kar©glan
|
|
|
Nefsi Safiye - Nefsi Safiye Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 03-18-2019, 01:24 PM - Forum: Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Nefsi Safiye - Nefsin Safiye Makamı Nedir?
YAKiN BiLGiSi NEDiR? ÖRNEKLERiYLE
(Kar©glanin 12 Nisan 2016 Vaazi)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
الم تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Elif lâm mîm. Tilke âyâtul kitâbil hakîm. Huden ve rahmeten lil muhsinîn. Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhırati hum yûkinûn.
Meali :
Ayaktakilere Egilenlere Oturanlara dir bu söz.
Bunlar, hakîm olan Karar mercii olan Kitab’ın Âyetleri’dir.
Bu ögütler sadece ihsan makaminda olanlar icindir, (önüne gelenin yapacagi işler degildir, Doktorun yapmasi gerekeni hakim yaparsa olmaz , hakimin görevini, calgici yapmaya kalkarsa yine olmaz).
Ve Onlar, namazı ikame ederler (namaz kılarlar), ve zekâtı verirler. Ve onlar, ahireti yakinen bilirler.
Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin. "Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?" denince, iş ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin.buyurdu.
(Hadisi şerif)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculugumuza Başliyoruz :
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.
Ve sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar , Allah a Kullukda Devam et.
Sadakallahul Aziym HİCR Suresi 99. ayet
isa efendimiz öyleki ona öyle bir yakin bilgise gelmişdiki, hangi şeyin, hangi topragin, hangi bitkin, kimin cibilliyati oldugunu biliyordu, cönkü o nun, o topragin o melekeleri ona diyorduki : ben falanciyin, ben fillanciyin, bu muhmede ne zaman geldi, taa müşrikler muhammede davet verip, sonra onun yemegine zehir katip sunduklari güne kadar, onda o yakin bilgisi yok idi, ve o gün o eti agzina götürdü, ve etteki o meleklr ona dediki,"ya rasulallah, beni yeme ben zehirliyin" dedi, peki bu yakin bilgisi ne olaki, işde o elementlerin sesini duyar olmak, element meleklerinin sesni duyar olmak makami: makami safiye, tasavufdaki nefsin rütblerinden safiye makamindan bahsediyoruzki, o kadar saf dereceye ulaşacaksinki, saaffet ve saafiyetin senin, elementlerin sesini duymaya kadar götürcek ve sende. o kdarki o sesleri duyup ayirt edebilcek bir yakin bilgisi hasil olacak yani, ve yine isa efendimiz ve havarileri bir yere vardilar ve, isa bir avuc yerden toprak veya camur alip dediki bu dedi bilmem nuhun oglu mafsal kemigi dedi, haydi diriltte bakalim o zaman ya ruhullah dediler,
"Rabbena atina min ledunke rahmeten ve heyyi’ lena min emrina reşeda”
dedi o taprak canlandi kalkdi onlarla konuşdu, ve gördülerki isa dogru söylüyor, ve havarilere gecdi bu sefer bu yakin bilgisi onlarda tebiatin sesini duyar oldular, tabiat ana onlarlada konuşur oldu. ve işde safiye makami bazen elden ele verilir, bazende kendi tasarrufun ile kazanirsin, yakin bilgisi böyledir, ilmlel yakin bilgisi için, elinde ilmi bir burhan olmali, yani yazili bir metin, bir bilgi olmaliki onu okuyup ilmel bilebilesin. yazili bir metin bir bilgi olmadan onu ilmen bilemezsin, ve Allah bu ilimini öyle her zaman insanlarin sandigi gibi tevrat levhalari gibi levhalara yazmamisdir, ve ve tevrat nüshalari yazili olan levhalar dünyanin dört bir yainindaki taslara kazinmis olan bütün yazilar tevrat nüshasidir ve orjinaldir, tahrip edilmemiş olan tevrat onlardir, ve taa bu misir piramitilerinin icindeki resimli yazilarda buna dahildir tahrip edilmeden günümüze kadar gelmiş, cünkü taşa kazinmiş, amm insanoglunun bunlarda ahmaklik etitgi görülünce, rabbim bu yöntemi neshetmişdir, ve kuran kainatta yazilidir. nasil? mesala cekirgelerde bir ayet veya bir nüsha vardir, bilmem aluminyumun iicnde bir nüsha vardir, yine eşşekde bir nüsha, devede bir nüsha veya ayet yazilidir, ve bütün hak kitaplar canlidir, hala bozulmadan kalanlari vardir, ve tahrip edilmiş olanlar, zaten bugün yine tahrif edilmiş olan bitkiler hayvanlar olarak tezehür göstermekdedir, özü bozulmuş bir elma tahrif olmuş bir ayeti temsil eder, amma onun orjinal metni elmizde varsa, bozulmamiş bir elma türü, cekirdegi tahrif olamamiş, Allahu tealanin ayetlerinden bir ayeti temsil eder, ve kuran kainatta yazildir işde.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ
Fe selâmun leke min ashâbil yemîn.Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn. Fe nuzulun min hamîm. veya Ha ve mim . Ve tasliyetu cahîm.
İnne hâzâ le huve hakkul yakîn
Ey sağdaki!( ey iyler zümresi) Sana selam olsun!
(Dallin veya sol ve kötüler) Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,
Ve onlar için alevli ateşe atılma vardır. su gibi kaynamak vardir.
veya asli vatani ateş olmak vardir, yani ateşden bir parca olmak vardir.
ve bunlar muhakkakki taddirilarak, hakkal yakin bilinir ve ögretilir.
VÂKIA Suresi 91. 92. 93. 94. 95. ayet
ingiliz ingilizcesini en iyi ingilterede yaşyanlar ögrenir, veya onu, bir ingilizledevamli konuşanlar daha iyi ögrenir, italyanca böyle, türkcede böyle, almancada, öyleyse elementlerin dilinide elementlerle konuşabilme ve yakin bilgisne sahip olanlar bilir. o derece saf olcakki halin, elementleri duyacak, sonra onlarin dilinden birde anlamak, ögrenmek lazim, mesala ingilizceyi duyarsinda, sen ingilizce bilmiyorsan, anlamzsin ne diyor onlar, elementlerin sesini biz duysak ne kadar bir gürültüdür o düşünün bir, 1cm3 bir elementin icinde binlerce o elementin atomundan var, atom mikroskop bazinda görülebilen kücük bir parca, öyle olunca 1cm3 bir cam bardagin parcasindaki elementlerin sesini duysan, bir şehrin gürültüsü kadar ses duyman lazim, amma duymuyoz işde, ve ve isaya verilen yakinlik bilgisi, bunlarin sesini duyacak bir yakinlik, yine muhammede öyle bir yakinlik, ve yine Allah, ibrahimi yakacak olan ateşe :
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîme.
“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.
ENBİYA Suresi 69. ayet
öyleyse, öyle bir yakinlik derecesi varki, ateşle suyla konuşabiliyorsun. ve Allah dediki
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.
Ve sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar , Allah a Kullukda Devam et.
ve bu ilim, Hz ibrahime ögretilirken birinci defa sinandi, yatirdi ismaili kescek, Allah bicaga dur kesme dedi, bicak kesmiyor, kesemiyor, izinsiz kesemez, ve burda ögrenemedi. bu sefer manciniga bindirdiler ateşe atiyorlar, ordada ögrenemedi, Allah diyor "gulne.." , "biz dedikki ateşe" diyor, yani yine ibrahim ögrenmiş olsa, rabbimiz buyurcakki "ibrahim dediki ateşe" olcak amma, öyle demiyor, "biz dedikki" diyor, ibrahim yine bu elementleri duyabilcek, onlarla konuşabilcek yakin bilgisinden yoksun . ve ashabi kehfe öyle bir kelime ögrettiki rabbim, onlar 300 sene sonra kalkmak istediler, ve bu bir kelime ile oldu ve ve kuranda bunu, kehf suresinde nasil anlatiyor, o kelime hakkinda:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.
De ki: “Denizler, Rabbimin kelimeleri için (kelimelerini yazmak için) mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha imdada (yardıma) getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden, denizler mutlaka tükenirdi.
KEHF Suresi 109. ayet
ve bu SIRLI kelimeyi dedigin zaman 300 senede uyusan, Allah seni uykudan kalkar gibi kaldirir, SIR bu kelimede amma, o kelime hangi kelime, hadi bil. Allah bildirmeyince bilemezsinki, sana o yakinen bidirilmeyince bilemezsinki, ve onlar bir kelme ögrendiler ve ve bu kelime onlari 300 sene sonra uyndirdi, ve her kim akşam yatarken bu ayeti okuyupda,"rabbim, o ashabi kehfi kaldiran kelime hatrina benide şu saatte kaldir2 derse inşallah faydasina nail olur, ve o saatte uyanir, amma o kelime yine, o derece yakin bilgisine ermek ile olur, yoksa bu ayet o kelime degildir, yine sadece o ayet , o kelime hatrina kullanilir. Allahin muradina uygunsa cevap gelir o duadan. (hani mesala herkes uyuyunca kalkip, bilmem sucsuzlari uyurken öldürcen diye okunmaz undefined
ve Allah diyorki, biz ateşe dedikki "serin ol" haydi sende söyle bu kelimeyi ateşe, bnde söyleyen, ateş serin olcakmi bakalim, kimin sözüne itaat edecek, eger ben o yakin ve safiyet makamina cikmadiysam, benim "ya naru berden ve selamen" demem işe yaramaz, hadi diyen bak yine yakar benim elimi, sen de bakalim, seni yakmayacakmi. amma öyle kimseler varki, onlar safiyet makamina cikmiş kimseler, onlar derse o kelimeyi, ateş yakmaz bicak kesmez. nitekim bir tarikat vardirki rufailer diyorlar, onlar bedenlerine şiş sokuyor bilmem kilic sokuyor, bişey olmuyor, neden onlarda bir kelime var, o tilsim amma, o tilsimida söyliyen agiz ve insanlarin hepsi bir degil, amma velevki bir cocuk olsa bile, ve bu kelimeyi, amma elden ele verilir, dilden dile verilir, amma da, kendi tasarrufun ile kazanirsin dedik işde. ve sana bicak dürtseler bişey olmazsin hatta ta kalbine dürtseler yine bişey olmaz, cünkü sen tilsimli kelmeyi biliyoyrasn elementler senin sözünü dinler, ve onlar sana zarar verecek o madeden korunurlar.
Nitekim mehdiyi deccalin kesmes,i fakat mehdinin tekrar dirilmesi cünkü o kelimeyi o biliyor, sonra yine kesemesi yine, dirilmesi sonunda ücüncüde dirilince, bir daha onu öldürümeyecak olmasi ve onun sirtinin onun em ri ile bakirdan ve kjursundan bir hale dösnmesi yani elmentlere emredince kesilmez bir elemente dönünce, onun gücünün bitmesi yani onu yenemeyecegini anlayinca umudu biter, ayni firavun gibi, artik ben ona inandim diyecek amma biraz gec olcak, ayni ikinci firavun, mehdinin firavunu yani, ve orda mehdiye düsen tilsimli kelime "simdimi ahmak, simdimi anladin." evet bujrdan davet var somnun gelcegi güne hazir ol o gün seni gücünün bittgi gün istersen den ve sonuda inan istersen bira geri dur krokmuyan senmisin benmi bundan baklaim haydi cagri davetye buyur dene ya sen ya ben aslar kimdese o kazanir, ve varsa kesilemeye razi olcak başka bir mehdi adayi ciksin, hadi onunla savaşin, varsa öyle onun önünde kesilmekden korkmayacak bir daşşakli mehdi, ben ona öncelik vercen, hadi gitsin yatsin kesilmeye, ve benim atam ismail varken, benim korkum yok, onu kesmeyen bicak benide kesmez amm ne zaman omnuda rabbim bilir, sen o tilsimi bilmezsin, amma o kelime bana ben oray ayatmadan gelcekdir, şimdi boşuna hafizamda arama yok, o safiye bilgisi elin ateşe düşmeden gelir, ibraim ateşe düşmeen hmen önce gelir senin işin bitip mancinigi firlatinca, ben senin elinden cikinca firsat bana gecince, varsa o sesi duyabilcegini başka iddia eden buyursun önden buyursun.
insan kendisinin olmayan lokmayi yiymez dedik, cooook önceki vaazlarmizda. ve bunu şimdi şöyle aciklayacagiz, ve mesala toyota marka bir arabanin tekeri, koca teker bile reno arabaya takan desen uymuyor, yani tekermi teker, cantmi cant, amma o toyata için, digeri reno için, öyle olunca, Allahin, senin bedenini oluştursun diye halkettgi bir lokmayi, başkasi yiyemez, sende: başakasinin bedeni olcak lokmayi yiyemezsin, ve yine istisnai durum, isa efendimiz son yemekde ortadaki ekmegi böldü, ve dedi bu benim etim, yiyin dedi, sonra şerbet vardi, vişne şerbeti bu da benim kanim, için dedi. Yani o , o elemntlerin kendini oluşturcak olan parcalar oldugunu biliyordu, fakat onlari o, havarilerini yedirdi, ve o havarileri olarak hayat sürdü, misyonunu tamam etti, ve hiristiyanlik diye bir din, dünyada, ikinci büyük din oldu, ve onlar yine onun lokmalarini, onun müsadesi ile yediler, amma dedi, sofradiklerden yaninizda, evinize götürmeyin bundan dedi, alip gidenler domuz suretine carpildilar.
iş ehlinde güzel, doktorluk doktor bilgisi olanda güzel, sen hic tedavi olmak için baytarin önüne yatarmisin, amaliyat etsin diye, belki zorda kalirsan olur amma, ne kadar güvenebilirsin ona, cünkü doktor başka, baytar başka degilmi, yine doktoru alip gelip ona, "hadi bana istanbul köprüsü yap" denirmi, o mühendisin işi ve görevi, ve safiye makamina cikmayan ve SIR saklayamayan birisine bu kelimeler ögretilmez, ve Hz Süleyman, Belkisin veya BALKIZIN tahtini getiren o "Asaf bin Berhiya" da işde safiyye makamina cikmiş olan bir Allah adaminydiki, ona ilahi kelimeler ögretilmişdi, öyle bir kelime ki, onunla bir yerden biryere gidebilme, veya bir yerdekini, başka yere taşiyabilmek için, bir TILSIMLI kelime, ve eger seni elementlere komutan tayin ederlerse, bir komutan bir orduyu isterse "suya dal" der hepsi suya dalar "cik" der cikarlar degilmi, öyle sokakdan gecen biri askere, yat deyincemi asker yatar, yoksa komutani taniyip komutan deyincemi, yere yatar. öyleyse, işde elementlere emredebilme yetkisi olan bir zati muhteremde, gel buraya deyince, agac kökleriyle cikar gelir. ve muhammedde oldumu? oldu, haceti def iyesini yapacagi zaman agaclara gel buraya, beni sakla diyordu, hacet edesiye gelip ona gelerti olurlardi.
ve hakkal yakin derecesindeki bir yakin bilgisi ateşin yakdigini, gerekince ekmek pişirdigini, ve suyun gerekince hayatenerjisi oldugunu, ve amma bazende, zaman gelipde katil olup, bogup adam öldürdügünü bilmek derecesinde kalir.
ondan daha üstün bir yakin bilgisi varki, işde ateşe serin ve selamet ol diyebilme derecesi, bicaga kesme diyebilme derecesi, ve o makama tasavuf ehli,nefsi safiye diyor. neden bu ihsan makamindan önce gelmesine ragmen, amma ihsan makamindan sonra anlatildi diyenler olcakdir, cünkü hakkal yakin olmadan önce, o ateşe yakma demek lazimdir yoksa, hakkal yakin bilince, ateşin icine düşünce ateşe yakma dersen, senin ya tamamini, yada yarini yakmiş olur, öyle olunca, önce olmasinsa ragmen, sonda olan demekdir. ve vaktinden önce gelen demekdir, ve gecen hafta yazdik, bize füyüzat geldi, ve dediki "zararin neresinden dönersen kardir" ve bunu ben hakkal yakin bilince degil, yani zarara ugradikdan sonra gelse idi, bana faydasi ne olcakdiki zaten, o öyleki sen ateşe düşmeden önce gelen bir bilgidir, bir füyzattir, ilimdir, bilgi ve SIRLI ayet ve kelimedir.
Komutan olmayan brisinin emrine askerler itaat edip uymazlar degilmi , öyle olunca zamanin imami mehdiyi, yer gök ehli bilir, ve ona uyarlar amma insanlarin ahmaklari onuN imam ve komutan oldugunu bilmezler, insanlardan sadece seckin olanlar onu tanir bilirler, ve o yüzden o agaca emretse agac itaat eder, ve su ya dese su itaat eder. amma işde kafir deccal anti uygulamasi yapiyor, ve tersine ceviriyor işde, ve öyle olunca "
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا
iz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşedâ(raşeden).
kehf ashabina dedilerki "Rabbinizden size Rahmet olarak Gelen Raşidin emriyle diriler olun ."
ve sen de bakalim bu kelimeleri ve birde ben diyen, o ayeti ölüler dirilcekmi dirilmez, cünkü sen o raşid degilsin, sen o isa degilsinki dirilsin, ve komutan kimse elementler ona uyar itaat ederler. . velhasil kelam.
Ve element dili bilmek işde, ilk basamakda "ti ve anti" olarak başlar , yani israfil burusu "tatüüü veya taaa ve tiii veya tüüüü" veya horoz dili "ü' üürü' üüüüüü" ne demek peki bilen varmi, hangi dil bu, ne komut veriyor bu dil acaba diyen varmi, neden böyle ötüyor horuz demek yokmu? yine dolunay olunca kurtlar "wuuuuuuuuu" derler ne komut veriyor acaba, yani Allahin kelimlerini yazacak mürekkeb denizler dolusu olsa, onun kelimelerini yazip bitiremez diyor, Rabbim. cünkü kedi dili, köpek dili, karinca dili, bakteri dili, ,iknek dili, aslan dili, fok baligi dili,........ hangi birini yazcan, anlayacan, ingilizce bilen, birde kendi dilini bilen, iki dil biliyorum diye övünüyor,
lan ahmak,sen bilmezmisin
Allahin binlerce yarattigi hayvani, börtüsü böcügü elmentiyapragi bitkisi agaci cekirdegigezegenleri yildizlari,.....melekleri ceberrut, lahut alemindekiler varken, bunlara birbirleriyle anlascabilcegi birerde dil veren rabbinin üstünlügünü unuturda, iki dile bilene üstünlük yüklüyorsun, ahmak insanoglu, sana kim ögretti bu dilleri. köpek köpekceyi nereden ögrendi demek yokmu, kedi kedi dilini nerden ögrendi demek yokmu, bunun bir kitabida okuluda yok, nerden ögeniyor bunlar demek yokmu ahmak insanoglu, "köpegimi bu sene ilkokula gönderdim okumasini ögrendi" diyen varmi? köpek kendi dilini otamatik bilir, ama insan dilinide bilir, fakat konuşmaz sadece. "dab daba rab" ne demek acaba degilmi, yani musiki. yine mesela "şip şibidi şip" ne demek, yagmur ne diyor acaba diyen varmi. "kappudu kappudu kappudu kap" atin nali ne diyor acaba demek yokmu?
Hz. Yunus efendimiz, derviş yunus bu makama eren biri, ne diyor : "sordum sari cicege, annen baban varmidir." " ne inilersin dertli dolap" . Hz isa ise, onun, o cicegin annesi kim? babasi kim bilen bir makam, bir üst makam. bu kimin cibilliyati bilebilen bir makam. onu kim yiyecekde, onda lokma olcak, hücre olcak biliyor. ve öyle olunca, sen senin olcak lokmayi yiyebilir, nefesi alabilirsin. ve bagaya, dozere, tanka, takilcak vidayi, radyoya takamazsin azizim, olmaz olmaaaaz, ahmak olmak lazim 36 lik bir vidayi kücücük radyoya takmaya kalkmak delilik degilde ne o zaman, ey kafir deccal, sen senin olmayan makama eremezsin, o makam mehdinin ise, sen elli defa ugraş, senin olmaz. sen senin olan lokmaya nasipdar olabilirsin ancak ahmak, koca ahmak. sen bilmezmisin
ve mehdilik de öyle ismini mehdi koymakla, babasinin ismini abdullah koymakla, bilmem suriyede şamda namaz kilmamklada olmaz.
O nu yerdekilerde bilir, göktekilerde bilirken, ey kendi bilmez, ahmak cakma mehdiler, yok olun şimdi, kaybolun şimdi, ahmaklar sürüsü, daha derviş yunus derecesini ermemiş birinin mehdilige kalkmasi ancak DANGILLIKDIR.
::::::
Hz. Haticenin ümmertin annesi oldugunu söyledigimiz için, bizi yine yalanci cikarmaya kalkanlar oldu, ve bunu bu hafta şu satirlarla anlatip ispat edip cevaplayacagiz:
Herkesin bir cibillyati olan hayvan cinsinden sifati vardir, ve o hayvanin özelliklerinden taşir o kimse, ve hatcenin ümmetin annesi olmasi yani mesela karincalarda bir tane anne vardir, anne karinca bütün karincalarin annesidir, tabiatta örnegi varmi var. yine arilardada aynidir durum. ve meryemin, mehdinin yani isanin annesi olmasi, ve gelceekden gelen cocugun annesi olmasi demek ise, yani bütün mehdi cocuklarinin annesi demek olur. ve yine meryem, fakir meryem, cocugunu, öyle saraylarda büyütmedi isayi, deneleri harmana götüren arabalardan dökülen bugday başaklarini toplayarak büyüttü. ey mehdi cocuklarinin anneleri, öyle mehdiye bu cocuklara bakmiyorsun diye saray saltanat beklemeyin, yani an karinca meryem, başak topliyarak büyüttüyse, isa ruhullah olmasina ragmen, Alllahin en fakir kulu olan isa, Allah katinda en zenginlerden birisi, ve yine ali agaoglu ile özyilmazel konusu o nun bu konuyu yanliş anlayip, yanliş lansetmesi yüzünden, ve cok eşli hayvanlar belli, tek eşlilerde belli, ve süleyman aleyhisselamin 300 eşi olmasi, öyle belki sizin bildiginiz gibi degil, bir kadini alip boşarsan, istersen böyle 300 degil 3000 kadinla evlen boşan, varmi şeriata aykiri bir durum? yok. o zaman, onun 300 karisi olmasi, bir anda hareminde 300 kadin tutmuş olmayabilir degilmi? Bunun versionlari cok, ve bir ciftlikde bir tane saglam salma erkek at varsa, o bütün dişileri döllerki, ari diri ve soolu bir at soyu olsun diye degilmi? cünkü o at gercek soydur, gercek erkekdir, onun döllemesi, dogacak bütün yeni bebe atlarin ari diri irk at olmasi icindir degilmi?yine ciftlikde bvir koc bütün ciftligin koyunlari döller damizlik koc odur cünkü ve böyle olunca karişik irk olmaz ari diri irk olur yine, ve böyle olunca tek eşli hayvanlarda bellidir ve onlarda tek eşliligi korurlar
ve tabiatta örnekleri var.
saf kelimesi nerde geciyor mesala "saf kan at", "saf irk" safiye yani saf irk demekdir, yani o makama ancak saf irk olan kimseler ulaşabilir yani , hitler köpegi kendisini saf irk saniyordu ahmak. yani alman iti doberman saf irk diyordu, yani ahmak dünyada bir doberman köpegi yok, ve herkes doberman köpegi olcak diye bir hukuk olmaz, herkez köpek olursa, kedi ne olcak, yahut balik ne olcak, kuş ne olcak, ve digerlerini yok edip dünyayi tek irk yapma projesi, böyle ahmak birinin akli olabilir zaten, dangillarin başkmutani, onun ardindan gidenlerde zaten doppel dangil demek. yani dünyada at ayri bir soy, aslan ayri bir soy, kedi ayri bir soy, ve hepsininin ari diri irki vardir, amma bozdular ve artik öyle bir ari irk yok dencek kadar az, cünkü elma bozulunca oynaninca, nerde bulcan artik gercek elmayi, yok bir de, olanlarida öldürtüyorlar vararrsa. tavuk gribi dediler, gercek tavuklari ithaf etridiler, ve herkese bozuk irk tavuk sattilar, artik yokki gercek tavuk, kaldiysa bir kac bilinmeyen köyde kaldi belki, ve bu ayni sistem ile dometis faytini bir düşürdüler, adam satsada para etmiyor, kamyonlarca dometes cöpe döküldü, ertesi senede ekmediler, dometis tohumu kayboldu, sonra kendileri bozuk dometes soyunu sürdüler piyasaya, artikk gercek, ari diri dometes kalmadi yani, ve böylece bunlar, isde itler ve hitler akli ile, bütün diger soylari bozdular, ve kendi soylarini, ari irk kabul ettirmek için digerini bozdular, ve onlar kendileri bu bozuklardan yemezler zaten, sen, ben ucuz diye alabilip yiyebiliyoz, kendileri iyisni yiyorlar, bunlarin sana ban yok onlardan ve işde mehdi bunlarin cerkina comak sokan oluyor. öyle yapiyorlar fallanc, sirni ortaya koyuyor böyle yapiyorlar, onuda acikliyor ve onlarin işinede gelmiyor ve bize rakip sahte mehdiler icad etdi (:::) gavur.
amma sahteler aslina rucu etriri senin yaptgin sahte dometisler, artik bizim gercek dometisi aramamiz gerketigini ögretsyse senin o tüpretgini sahte mehdilerde , inslarin gercek mehdjiyi arayip secmesini sebeb olckadir zaten. danke bu hizmeitne bilmeden yaptgin hizmetin için.
Rabbim o ari diri soya ,saf soya, saf irka, mehdi soyuna, muhammed soyuna yardım etsinki, kafir decal ve irkiyla savaşinda güc kuvvet versin, onlari o kafirlere, galip getirsin, amiyn.
---oOo---
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
---OoO---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 12 Nisan 2016 SALI
Original Kar©glan
|
|
|
Nefsi Kamil - Nefsi Kamile Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 03-18-2019, 01:10 PM - Forum: Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Nefsi Kamil Nefsi Kamile Nedir? Nefsin Kemaline Erdiği Makamı Nedir?
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Nefsi Kamil - Nefsi Kamile Nedir? Denilince
Nefsi Marziyeye ulaşmiş, ve Allahin Razi oldugu yeri ögrenmiş bir kul, artik Allahu Tealanin isimleri ve sifatlarinda kemala dogru yolculuguna başlar. ve önce ona Rahman nedir ögretilir, yani zeker ve erkeklik babalik nedir ögretilir, eger insan veya o sofi, o mürid, bunda dangillik edip anlamazsa, kadinsa kocasi babasi elinden alinir, ve babasiz veya kocasiz kalir, cocuklarina hem ana, hem babalik yapmak durumunda kalir, ve babalik neymiş ona hakkal yakin tattirirlar azizim, öyle vay baba işde cocugu dogurtan adam diye yüzeysel bir bilgi degil, bizzat yaşarsin baba neymiş rahman neymiş, veya baba olarak dogarsin bir ömür babalik yapip bizzat baba olrak hayata, insanlik alemine cirak cikarsin, yada senin elinden o alinir ve, bak bakalim o olmayinca neler oluyor, ve sonrada, haaaa rahmanin görevleri şunlarmiş, keşke (rahman) bababimiz yaşasaydi, keşke kocam yaşasaydi diyecek vehamete kadar düşersin. ve eger anlamazsan senelerce öyle sürünürsün hem baba, hem ana olmaya devam edersin. ögrenmeyen geçemezki ikinci basamağa. ve ikinci basamak annelik yani rahim, yine anneligi rahimligi kolay bişey sanan dangillardan, karisi kizi elinden alinirda, mahrum edilirde, yahutta cocugu olmaz, annelik nedir bilmez, kapi kapi doktor doktor cocuk ararda, ne baba ne anne olabilirler, cünkü ne rahim (Anne) nedir bilir nede rahman (Baba) nedir bilir, ve sonunda öyle hale gelirki,mesala bir KIZIM olsunda isterse toprakdan olsun ve ya mesala bir baba erkek Temili misal ile "Ali" oglum olsunda isterse toprakdan olsun diyecek acziytee düşer. ve bir bardak su vercek kimse bulamaz. ve hem anne, hem baba, hem cocuk ,hem ebeveyn olmuşdur. ZITLAR ancak yoklugunda kavranabilir kurali geregi, bu yüzden elinden alinanin kiymetini, elinden gidince, o zaman anlar. eger bu köprüyüde aşabilirse, anne nedir rahman nedir rahim nedir, görevleri nedir, anlayinca bu sefeer , el alim ismi gelir. ve bilginin önemini anlayacak amma, bilgi olmadan hicbirşeyin, ne oldugunu kavrayamaz, ve cahil olur, ahmak olurda, kafasini taşlara vuran ahmak olurda, "onlar kördür sagirdir,.." ayeti ile bilginin kiymetini bilmeyen, allahin el alim ismini anlamayan, dangillerdir onlar yani ahmak takimi, ve böylcee artik her gün, her an, yeni bir isimde yeni bir sifatta yolculuk edilir, ve bunun sonu hududu yokdur, el hakim ismine gelince, mesala seni bir hakimin yanina verirler, bak kulum ben hakim olunca, ne yaparim bak gör ögren denilir ona, ve hakimin yaninda cirak cikar. eger orda hakim olupda, hak yemeyi ögrenirse, yalancilarin avukati olur, dangillarin sözcüsü olur, kafirlerin yardimicisi olur, ve sinifda kalir, ikinci hayatta ona o yedigi haltlar, yaptgi haksizliklar taddirilir, ve atarlar sucsuz yere hapse, ve seenlerce orda adalet ve dogru hakim bekler, senmisin allahin adaletine ve hakim ismine dangillik eden, ve yine Raşid ismini ögrenecek ögretmen ederler adami, Allah nasil ögretmenilk eder ögrenir, ve eger ögrenemezse, bunu anlamazda ögretmenlige raşidlige hiyanet ederse, iliminin zekatini verip, insan vce cocuk yetiştirmezse, başina ......
ve böylece insan, işde Allahin ismlerinde mahir olunca, ve bu nefsin iki türlü boyutu vardir bir "nefsi kamile" birde "nefsi kamil" yani aynen bir rahman erkek ve zeker cikintili, ve birde rahim girintili cukurlu, bir dag ve bir göl veya deniz gibi oldugu gibi, nefsi kamil erkek, versiyonu ve kamile ise cukurlu, ve eger kamileyi ögrencekse,yani dişi SADIK degil SIDIKA yani yeni versiyonu onun dişi ve kadin olcakdir. ne zaman kamileye erdi o zaman bir kiz cocuk olarak dogar artik. veya nefsi kamil e erdi hep erkek olanlarda ilerledi, yani rahman kamil ,sadik SIDIKA, rezzak, rizika saffet safiye, gibi dogacagi versiyonu onun kemal buldugu veya anlayamadigi takildigi yerde, daha iyi anlamasi için, dangilliginin gitmesi için, yeni versiyonu, o isimde olur, yani saf ve temizligi mi anlamadi onu saffet veya safiye eder dogurtur bir anadan Allahu Teala de, temizlik saflik nedir ögretirler, ve yeni versiyonda temizlik hastasi olur cikar,......
ve böylece Allahin herşeyi ciftler, zevcler, ZIT kutuplar halinde yarattigi hikmeti aciga cikar, ve insan ya dogacagi yeni versiyonu olan bir erkek cocukla kemala erer, yada kadin ve dişi KIZ cocukluga erer. ve seyri süluk artik, onun kemalatina bakar, hangi dersden sinifta kaldigina bakar, hangi dersden zorlandiysa, ve sinifda kaldiysa, o ders ve o isim ile dogar, ve ona bir ömür boyu ögretilir artik.
ve Allahin milyonlarca isimi ve sifati vardir ancak, Allah bunlardan 99 için bunlar, en güzel ismlerimdir buyuruyor, ve bunlari "(esmaül hüsnayi) ögrenen(yaşyan tadan) cennete yol bulur" dedi muhammed, yani anne karnina gecip dogar demekdir.
Rabbim bu makama ulaşinca, DANGILLLARDAN, ahmaklardan, cahil cühelalardan olmakdan muhafaza buyursun hepimizi.
ulaşabilirsniz bu makama makaminiz mübarek olsun.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 1 Mart 2016 Salı
Original Kar©glan
Etiketler : Nefsi Kamil , Nefsi Kamile Nedir?,Kamil,kamile,tasavvuf,seyri süluk,vahdet,vahdeti vücut, nefsin rütbeleri,makamlari,kemalat dereceleri,nefsin sifatlari,
|
|
|
Nefs-i Marziye Nedir? , Senin Razı oduğun değil - Allahın Razı Olduğu Nefis Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 03-18-2019, 12:56 PM - Forum: Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Nefs-i Marziye Nedir? Allahın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir?
(Senin Razı Olduğun Değil!!)
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Nefs-i Marziye Nedir? Allahın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir? denilince
Nefsi Raziyeye Yükselmiş bir nefis artik, Rabbimizin her yarattiginin kader cizgisinde dogru ve hak olan oldgunu anlamaya başlar, ve keşkelerini birakirsa, ve sebeblerde bogulmaz ise , artik onun melekleri anlamaya başladigi zaman, nefsi Marziyeye adim atmiş olur. ve hayatta seceneklerin bol oldgunu anlamasi, ve kör cahil gibi bir kararda diretmemsi gerektigini anlayinca yine marziyede yol almaya başlar.
Ve dinimiz bize meleklerin yemedigini, icmedigini, tuvaletde yapmadiklarini, ve cinsi münaasebettede bulunmadiklarini bildirir. ve böyle olunca dünyamizda bunu yapabilen canlilara bizler elmentler diyoruz. ve atomlar ve elementler canlidirlar, iclerinde hareket halinde olmalarina ragmen, elektronlarin atomun cekirdegi etrafinda dönme hizlari, onlarin katimi sivimi oldugunu belli eder. hizli dönen elektronlar, onlari sert yapar, icine başka cisimilerin girmesine onlarin hizli dönmeleri sebebiyle engeller. aynen bir pervanenin saniyede 300 bin döndügünü düşün, ve sanki pervanenin boşluklari olmadigini, ve sanki yuvarlak bir zil ve tek bir parca dönüyormuş gibi, onun menzilinde katman oluşur. ve o icine başka bir şeyin girmesine müsade etmez. işde elektronlarin hizida yogunluguda bizim elementleri kati sert veya sivi yumuşak veyahutta gaz diye atfetmemize sebeb olur.
ve işde bu melekler ordusu, bizim sesimizi duyar anlar,duruma göre hareket ederler . ve göz denen canli organizmasinda 300 veya 300 bin tane melek görevli oldugu bilinmekde yani göz 300 bin parcadan oluşuyor. ve canli organizmalar moleküler yapilardan oluşmakda, yani molekül bir kac atom cinsinin biribiriyle kurdugu fiziksel baglara molekül diyoruz. ve moleküller ise yedigimiz icdigimiz yiyeceklerden alinan, öz maddelerden imbiklenen atom parcaciklarinin, özel bir formül ile, yaptiklari moleküler baglar. ve o elementler göz denen moleküler yapiyi oluşturunca, görme sinyallerini algilayip, beyine sinir sistemi yoluyla göndermekde, ve beyinde ise, o görüntü hakkindaki bütün veriler ile, ona karşi yapilcak hareket ve ve davrarniş hakkinda, bir karar verilir.
işde meleklik vasfi bu elementlerle algilanabilcegi için, mesela su molekülünün kaynama noktasi 100 °C ve Demirin 1500 °C ler arasinda. ve insanda, ya meleklige dogru gider, yahut cin ve şeytanliga dogru. ve şeytanin maddesi demir ve ona yakin maddeler, işde o “galu bela da” secde etmeyecegini iddia eden yapi yani, egilmen bükülmen diyen yapi, demir gibi sert, işlenebilmesi ve yararli hale getirebilmesi için, isitilmasi, ateşe tabi tutulmasi gereken yapi, ve ateşe maruz kalip kaynama noktasi degil amma, yüksek derecede isininica, işde onu egip büküp şekil verilir. ve demirciler işde, ona egilip bükülebilcegini ögreten, ve onu terbiyet eden, aynen at terbiyecisinin, atin sirtina eger vurdugu gibi, demir tebiyecisi bir demircide, demire şekil vermek ici, onu isitip kizdirir, ve kizan demir yumuşar, ve dövüle dövüle şekil alir. yahut dökme demir gibi 1150 °C derecelerdeki demir kaynama ergime noktasina varmiş olur, ve sivi hale gecer, ve sivi haldeki demirde kaliplara dökülerek, onun yararli bir kaliba şekle girip, insanin hizmetine verilcek birer, mesala mazgal demirleri gibi, veyahut kalorifer demirleri gibi, şekillerdeki yararli degişik demir kaliplarina dökülerek, işde insanlarin hizmetine girer. ve nasil at üstüne eger vurulunca, evcil olup hizmet ederse, demir dahi, demircilerin elinde teerbiyet olup, insanlarin hizmetine girer, ve işe yarar hale gelir.
Allahü Teala Adem Atamizi yarattiktan sonra, bütün herkese, benim halifeme secde edin dedi. o secde Adem Atamizin taşidigi Muhammed A.S min nurunaydi. yaratilişdan bu yana melekut, ceberut, lahut ve islam olanlar o nura tavaf ederler, o secdenin simgesi amma, iblis müstesna. iste iblis secde etmedi Adem Atamiza, bütün melekut ve digerlerini secdesi rabbimizin ilminde gün hesabiyla beşyüz sene sürdü, iblis lanetli herkes secdeye varirken ayakta beşyüz sene durdu kaldi. kibrinden her şeyi degişti, itaati isyana şekli şemali, melekligi herşeyi degişti, bu süre icinde hemde Adem Atamiza sirtini döndü. bir şeylere kizip sirtinizi dönmeyin insanlara, bu şeytan ahlakidir. Allahim inananlari şeytan aleyhillane ahlakindan uzak etsin.daha sonra mühlet aldi, ve cennette Havva annemizi kandirip, Bugdaydan yedirdi. bugday posali idi, Allahü Teala yasaklamişdi, bu yüzden yemeyin demişti, havva Annemizde Adem atamizi yaniltti, ikiside yediler, az sonra barsaklar calişdi ve defi hacet ihtiyaci hissettiler, Adem Atamiz aranmaya başladi, Allahü Teala Biliyordu fakat sordu Adem Atamiza, Adem Ne aranirsin , pislenecek yer, Allahü -Teala Adem Atamiza dedi, Cennette pislik olmaz, in dünyaya, oraya pislen. yani ey insan oglu dünya pislenme yeridir, defi hacet yeridir. burada mal mülk tutmak keyif yapmak yeri degil, cennetten indirilmeden önce Adem Atamizdan, Peygamberimizin nuru alindi, ilk ameliyat. ondan sonra dünyaya indirildi dünyada Adem Atamiz Havva Annemizle ayri yerlere indirildi, Adem atamiz cok üzüldü, pişman oldu, havva annemizden de ayri düşmüşdü, hem tövbe ediyorlar, hemde bir birbirlerini ariyorlardi, Adem atamizin boyu 70 ziraydi, yani parmaklarin ucundan dirsege kadar olan yer bir ziradir. yani yaklasik 28 -30 metre civarinda, tam kac metredir Allahü Teala bilir. dünyada bir biribilerini ararken, arafatta buluştular. yani konumuza geri döndük hacda tavaf ve say in yaninda birde Arafatta Vakfe yapilir. şimdi bunun hikmetini anlatacagim. Adem atamiz tövbesinde dediki: cennettin kapisinin üzerinde yaziyorduki “Lailahe illallah Muhammedün Rasulullah.” “Yarabbi cennetin kapisinda yazan isminle beraber yazdigin Muhammedin hatirina bizi bagişla” dedi cenabi hak nidalarini duydu ve tövbelerini kabul etti. ve Arafattayken bütün dünya alem yildizlar herşey durduruldu, yani vakfedildi, ve Peygamberimiz Muhammed Mustafanin nuru, Adem atamiza tekrar yerleştirildi. iste arafattaki vakfe, bu sebebledir.yani ikinci ameliyat bu sünneti peygamberimizde yaşamişdir, iki defa manevi ameliyat olmuştur, yani ameliyat olanlar üzülmesin, ameliyata gidecekler desinlerki, Adem atamizin sünnetini, peygamberimiz Muhammed Mustafanin sünnetini yaşamaya gidiyoruz niyetiyle ameliyata girsinler, Allahin izniyle ameliyat şifa olacaktir.
Yine cam denen madde, silisyum veya silikat yani kum tanesi isitilarak elde edilir, ve onun terbiyeti yine ateş iledir. ateşde cehhennemde terbiyet olur. ve cehennemin sicak tabakasi ile terbiyet olur. ve isitilinca, bardak tas tapak veya pencere olur veya ayna haline girer. ve cam yine kirilgan yapidadir, onu işledikden sonra soguyunca, yine o sanki eski hali gibi sert olur, ve o halde iken, onu bükemezsin, bükmeye kalkinca kirilir.
işde Havva Annemiz için yapilmiş olan rivayetlerde gecerki, Havva Annemiz Hz. Ademin Kaburga kemiginden halkoldu. Ve kadin kismini eger serbest birakirsan kaburga kemikleri gibi egik kalir, veya onu tamamen düzeltmeye kalkarsan kirarsin incitirisin. ve hal böyle olunca kadini ne serbest birakacaksin, öyle davulcuya zurnaciya kacacak kadar, nede zorlayip dosdogru olacaksin diye egriligini düzeltmiye kalkacaksin. ve ona yumuşaklikla muamele edip, hafif bükeceksin, ve onu kirmadan egri oldgu yerlerde ona direnc uygulayacaksin. ve fazla direnc, yine onu kirar incitir. yani elementar yapi, bu rivayet bize kadinin nasil bir elementar yapisi oldugunu anlatir. ve kemik sertttir, mesal bacak kemikleri egilmez, egersen kirilir, amma Allah, kaburga kemigini öyle halkederki, o hafif egilebilcek yapidadir.
yani kadinin terbiyetide, aynen demirinki gibi olmasada, ona yakin olarak, ne serbest birakacak, nede ip gibi dosdogru yapican onu. aynen gögüs kefesindeki gibi, ve 12. kaburgalarin agzi acikdir, ve onlar esnek bir yapidadir, ve vücudun durumuna göre esnerler, ve onun görevi kalbi ve cigerlri korumakdir. yani kadin erkegin zirhi gibidir.
Hal böyle olunca, su 100 °C de kaynar dah önce kaynamaz. ve yemek, sulu yemek kaynamadan pişmiş olmaz, ve en az 100 ° C li bir cehhennem ateşine maruz kalir o yiyecekler, veyahut yanmiş hararet yapmiş bir beden, soguk su ister, onun icebilcegi soguk su, en fazla 4 dereceya kadar olan su sogukdur, ondan ötesi donma derecesine girmeye başlar, ve eksi bir derece donma noktasidir, ondan sonra su kati hale gecer, ve artik icilmez olur . yani su ise senin cibilliyatin, su isen, seni soguk ile terbiyet edersek, sen 4 derecey kadar sivi kalabilirsin, eksi bir derecde donarsin, artik kati olursun, yani aynen sistemimizdeki uranüs gezegeni gibi, havanin ve suyun dondugu nokta. ve yani uranüsün oldugu nokta demek oluyorki, güneş sistemimizin dört dereceden daha az oldugu bir uzaklik noktasi, ve hal böyle olunca ondan daha uzaga gidildikce, sicaklik dahada düşer, ve dört dereceden az sicaklik olan bir yerde hayat olmaz degilmi, amma su molekülleri kati haldedir ve canli orgnizmalar vardir yani .
Yani sen ey insanoglu, su gibi aziz bir kimse olsan, cok faydali bir kimse olsan, senin ögrencegin yapi, yani Hz Osman gibi faydali, Hz Ebubekr gibi dini mübine faydali bir yapida olsan, sana ögretilcek olan, dört dereceden aşagi gecersen, sivi olmakdan cikarsin kati buz olmaya dogru gidersin, ve faydan azalmaya başlar istidatin bozulur, ve ondan sonra artik organizmalari saklamakda kullanilrisin. ve yine sicaga tabi tutulursan, 100 °C kaynama noktan, bu sefer ondan yüksek derecede, hiddetlenirsen, sen buhar olur ucarsin, kabina sigmamaya başlarsin, ve gaz aynen kaynayan caydanlgin tepesinin atmasi gibi, tepen ativerir, ve eger bir yerde gaz cogalir, ve kapaginida atamazsa, orayi patlatir ve dişari cikar.
su gibi saf ve temiz olsan yine olmaz ve bazen kötü olmayi ögrenmen lazim ve, Hz ömer veya
Hz.Aliye bir adam hakkinda “cok saf temiz, ve cok iyi” dediler. O da, “O adam kandırılmaya çok müsaitmiş” dedi. yani afedesiniz cok iyi olursan, bir şeytan askeri gelir ve ac donunuda bilemem ne eden demeye kalkar. ve kadin olmak o donu acmak ile başlar, yani kadin ilk kanan, yani Hz Havvadan önce Lusi diye bir Havva daha varmiş diyorlar, ve şeytan gelip ac bilmem neyini deyince ona kanan ve acan kandirilan, ve şeytan soyunu üreten kabillerin soyu, ve ondan sonra şeytanin erkekligi ve dişiligini allah yok etmiş, ve havvayi yaratmiş ve havvayi ise yine saf bulup kandiran, hain şeytan ve askerleri, yani kadin kandirilmaya müsait. erkeklik ise işde kanmamasini ögrenen, donunu acmamayi ögrenen kimse, ve eger erkekleri kandirida onlar donunu acarsa homo olur, ve artik ondan erkeklik kadinlik gider neutron drumuna düşer. afedesiniz erkelik dişiligi olmayan cibilliyatsiz şeytan olur, şeytanin tiki yokdur ve kuyrugunu kicina sokup üreyen yaratik. yani kendi kendini dölliyen yaratik. yani zekeride faza uzatmaya kalkanlara, öyle seninki o kadar uzunsa, döndürde kicina sok denir, yani o kadar uzattinsa artik kicina sokda şeytan ol demekdir bu. yani cibilliyatsiz şerrefsiz hain kalleş (BibBiiiiiib Kafa) yaratik.
işde kuranda gecen vusta yol bu yüzden önemlidir, atomlari anla anlamasina amma, demiri ögren amma, demir olup, demirin düştügü hataya düşme, suyu ögren amma, suyun düşdügü tuzaga düşme diye sana nefis marziye makami ögretilir. yani pipisi tutisi olmayan meleklik vasfini ögren, amma sen insan kal, ve yerince baba ol, yerince anne ol, ve yerince merhmetli, yerince cebbar ol, yerince mümin, yeri gelince halid bin velid gibi ol, karşindaki bir muhammedse bile, ve kanma öyle her lafa her söze, hemen bir düşün tefekkür et, bunun önü ne olur sonu ne olur diye, hemen atilma.
ve demir oldunsa, senin yararli hale gelmen demek, önce azabi tadacan, ateşe tabi tutulcan, ve sonra yandim pişdim demek olmaz, seni terbiyet edicin, hangi kaliba sokduysa, ondan razi olabilmekdir. senin razi oldugun degil, Allahin senden razi oldugu yeri bilmekdir. ve Allah seni su yaptiysa, bilki senin kaynaman, pişme noktan 100°C, ve sen 80 ° C de yoldan cayma bekle yansanda, buhar olsanda, sen ucup melek olmak istiyorsan, önce 100°C de kaynayacan, ondan sonra ucmayi ögenirisin buhar olursun. 80°C de evliya kesilip ucuyon kaciyon numralari cekme insanlara .
Ve Allah kainata fizik yasalari diye yasalar koymuş, ve melekleri anlamak, onlari bilmek ile olur. ne ne zaman radyoaktif olur, ne nezaman işik verir, ne nezaman kaynar, ne nezaman donar, ve ne zaman agir olur, ne zaman hafif olur bunlari bilmek melek ilmidir.
Allahin kainata koydugu yasalar, melek yasalaridir. Mesala 1 dioptri gözlük olmuş bir cam, bir dioptri göstermek ile sorumlu, o onun sahibinin koydugu kaliba, %100 uyar ve 1 dioptri gösterir, buna tam itaat eden meleklik denir. onda sapma olmaz, ve sen o melegi anliyacak isen, ve gözlük olabilecek bi safliga ulaşmak istersen, önce dioptri yasalarini ögrenceksin, ve şeyh için derlerki, onun müridi, gassalin, yani ölü yikayicinin elindeki ölü gibi olacak, o seni o yana cevirirse o yanna, buyana cevirirse bu yanna döneceksin. sen ölüsün, sende itiraz olmaz, olamaz yani. işde meleklik, canli olmana ragmen, ölü gibi olmakdir ve kapi duvar canta gömlek gibi ölü gibi davranabilmekdir, yaratan sana, hangi kural ve yasa koyduysa, ona tam itaat etmekle sorumlusun. ve su odunsa, senin kaynama noktan 100°C, bundan aşagisinda olmaz. 80°C de viyklarsan, indirirler ocakdan, ham kalir, kaynamiş olmazsin,ve makami marziyeye cikamazsin, senin razi oldugun 80°C ye degil, sen Allahin sana koydugu yasa olan, 100°C den razi olmalisin. senin razi oldugun,yeter dedigin yer degil, Allahin senden razi oldugu yer önemli. yine donma noktan belli, eksi bir derece, ondan önce hafif donarsin amma, tam donma nokta sifir ve alti, ondan önce dondum olmaz, KATI oldum olmaz. işde bunlari anladgin gün makami marziyeye cikdin demekdir. o güne ve o yere varirsan, orda bu garip Raşid kuluda, onlarin meclisinde an, olurmu unutma haaa.
Cikabilirsen o makama, makamin mübarek olsun.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 20.08.2021 Cuma
Original Kar©glan
|
|
|
Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanliklari Olmayan Nefis Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 03-18-2019, 12:54 PM - Forum: Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanliklari Olmayan Nefsin Makamı Nedir?
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanliklari Olmayan Nefsin Makamı Nedir? Denilince
Nefsi Mutmainneden daha yüksek makama çikarsa bir nefis, artik Rabbinin onun için yazdiği, kaderinde yaşadiği hiçbirşeyin tesadüfen değil, bilinçli bir kader çizimi olduğu, ve her yaşananin bir sebebinin olduğunu anlamaya başlar. Hani Hz Musa ile Hz HIZIR yolculuk ederlerken Musa HIZIRIN Gemiyi deldiğini görünce, ona razi gelmedi, ve dedi bu gemiyi niye deliyon dedi, bak bunlar bizi gemiye aldi zaten fakirler falan filan, HIZIR dedi bir canin gitti, sana bana karişma dedim dedi, sonra ikinci olay HIZIR çocuğu öldürdü, hemen itiraz etdi Bu çocuk günahsiz sabi dedi, sen bunu niye öldürüyon, hadi büyük günah işlemiş suçlu biri olsa, neyse dedi. Hizir dedi ikinci caninda gitdi, sana bana karişma dedim dedi, Ve üçüncü olay oldu bir köye gitdiler, o köylü onlara iltifat etmedi, yiyecek ekmek dahi vermediler, fakat Hz. HIZIR yikilmak üzere bir duvar gördü, ve o duvari ustalik edip yeniden yapip düzeltti. yine musaya ters, bunlar iyi insanlar degil dedi, sen niye bunlara yardım ediyon dedi, bari karşiliğinda yiyecek birşeyler isteseydik dedi. Ve HIZIR benim işlerime karişma dememişmiydim dedi, artik senin benimle yolculuk edebilcek bir canin yok, Allah sana üç can verdiki, üç caninda öldü malesef, artik yollarimiz ayrildi dedi, bundan sonra sen beni göremezsin manasinda yani. ve dedi birinci olayin sebebi: çünkü ortada dolaşan korsanlar veya devlet memurlari var, onlar sağlam gemileri topluyorlar, ve ben o gemiyi hasarli yaptimki, onlar o gemiyi almasinlar, ve bu korsanlar gemiye baktikdan sonra, gemi sahipleri gemilerini tamir edip, tekrar calişip ekmeklerini kazanmaya devam etsinler diye yaptim dedi. ikinci olayda, çocuk büyüdüğü zaman çok kötü biri olcakdi, ve anne babasinida günahkar yapicakdiki, onu öldürdümkü, Allah onlari daha salih bir evlat ile, günaha girmekden koruyacak dedi. ve üçüncü olay ise, o duvarin altinda bir hazine vardi, ve o evde yetim veya öksüz çocuklar vardi ve o çocuklar daha küçük olduğu için, eger duvar yikilirda hazine ortaya çikarsa, o çocuklara vermeyip hazineyi başklari alicakdi, ben duvari yaptimki, çocuklar büyüyünce o hazineyi, kendileri bulsun diye yaptim dedi. ve musa anladiki kaza, bela, ceza, tokat, hepsinin bir sebebi var. o zaman, Rahman abes iş işlemez anladi, sen hiziri görmezsin, bilmezsin, musaya bile hizir ile gidebilcek, onu görebilcek, onun yaptiklarina bakabilcek üç can verildi, üç cani ölünce dedi hizir, sen dünyaya ben bu gizli aleme dedi. ve musa anladiki Rahmandan razi olmak lazimmiş. her olan kaderin ve olayin bir sebebi, sebebin bile, bir başka sebebi var, sebebin sebebinin bile bir başka sebebi var. yani vaazlarimizdan birinde anlattiğimiz temizler temizlerdendir ve temizler içindir, peki biber fidesinin altina ters gübresi dökdük, ve biber o gübreyi yedi , pis gübreyi yedi, amma bize cillop gibi tertemiz biber verdi, hani temizler temizlerdendi, hani avaramu fimi var ya, hakimin çocuğuda hirsiz olabiliyor, nuhun bebeside kenan olabiliyormuş, ve yine bir üste çik yine o ters gübre dediğin bir inegin yediği tertemiz otlar idi, o yedi ve ayrildi ters oldu, hani pisdi, ters ot iken tertemiz degilmiydi, yani her olayin binlerce versiyonlari var kainatta, sen o kapi, bu, şu kapi hangi kapyi açdin. ve rahman abes işle iştigal etmez, bunu bilirsen, kötü sandiğin bir olay gelirse başina hamd et, iyi olay gelirse şükret, ve yoluna devam etki, hakktan razi olan kul ol. ve maddeler bunun için metin ismini çekerler, ve hiç bir madde, bitki, metin çektigi sürece bozulmaz ölmez diridir. ne zaman ziikirden kesildi ölür. ve o yüzden bardak bardaklikdan memnundur, zikrettiği müddetçe. ne zaman senin ondan razi olmadiğin onun kulağina gitdi, üzülür ve metanetini kaybeder ve sen onu terkettikce, sevgin bozuldukça,onun şükrünü eda etmedikçe, metaneti bozulur. ve sonunda bitap düşer ve zikirden kesilir, ve zikirden kesilince, bir bardaksa düşer kirilir, bir koyunsa kasap alip gidip keser, bir bitkiyse sahibi gelir toplar alip gidip satar, biride alir yer, insan ise hasta olur ölür gider. yani riza rahmandan razi olmakdir. şayet ecel için bile çağiriyorsa, rahmana iman ve itaat etki, seni bir başka bahara götürmek için çağiriyor , yeni bir doğuma hazirlamak için verdiği ruh emanetini geri cağiriyor, ve kaderine razi ol. ve artik ne zaman keşke şöyle olsaydi, bu olmazdi, keşke böyle yapsaydim, bilmem doktur olurdum, bilmem şöyle yapsaydim hakim olurdum deme, bilki bu gün ne oldunsa ne başina geldiyse, senin için en iyisi o, birak keşkeleri ve rahmandan razi ol kurtul. Ne zaman keşkeleri birakdin, ve ikinci olarak hayatin tek şıklı degil çok şıklı olduğunu anladin, ve bir kararda durmanin kör cahil karari olduğunu anladin, ve eğer dünkü kararda kalsaydik, bu gün atomun da parcalancağini bilmezdik, amma atom en kücük değil, ondan da kücükler var deniyor bu gün, neden çünkü bir kararda saplanip kalmadilar, acaba bölsek birşeyler vardimir deyince, araştirip buldular, yani cahil nefis inatcidir, ve mesela illede elma isterin, illede şu kizi isterin diye viyklar durur, o olmayinca muradim olmadi der. halbuki , Hz. Davuddan ilmi ögrenen kurnaz şeytan, sana bir günah sunar hadi kumar oyna der, sen kumar oynamammi dedin, o zaman içki iç der, onuda yapman dedin, o zaman yalan söyle der, seçenek bol, yani sende şeytanla savaşmasini öğrenceksen, sadece kurusıkı tüfekle savaşilmaycagini öğren, ve hayatta başka seçeneklerin de oldugunu unutma, ve görelim mevla neyler neylerse güzel eyler dedinmi, bilki sana riza veya raziye makami bir göz kirpti demekdir, artik gir o kapidan ve makami marziyeye doğru yürü. ve Hz Davud aleyhisselam, eğilmezin bükülmezin sanan, secde etmiyon diyen, demir cibilliyatli şeytani ateşde kizidirip şekil veren, egip büken ve ona başka seçeneklerin de olduğunu öğreten peygamber. Hz Süleyman ise onu demir haliyle değil, bizzat şeytan haliyle caliştirip başka seçenekerinde olduğunu öğreten peygamber. pirimiz Davud aşkina gir ve eğilmezin bükülmezin sanan nefsini demir gibi kizdir, ve döve döve, eğ bük ve davud gibi, o nefisden zencirler kalkanlar balkon bahçe demirleri yap.
varabilirsen taaa oraya, MAKAMI RIZAYA ve RAZiYEYE, makamin mübarek olsun.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 20.08.2021 Cuma
Original Kar©glan
|
|
|
|