Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,270
» Toplam Yorumlar 8,406

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Ayikla Pirincin Taşini
Yazar: RasitTunca - 04-02-2019, 12:42 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI

Bir  zorluğu  çözümlerken,  bir  engeli  ortadan  kaldırmaya  çalışırken  bezen  hiç  beklenmedik  sürpriz  olaylar  çıkar  ve  daha  büyük  engeller  karşınıza  dikilir.  Böyle  durumlarda  bu  deyim  kullanılır.  Deyimin  öyküsü  Osmanlı  tarihine  dayanır.  Yavuz  Sultan  Selim’in  Yemen’i  Osmanlı  topraklarına  katmasından  bir  süre  sonra  Yemen’de  isyan  çıkmış,  uzun  uğraşmalar  sonunda  Yemen  Fatihi  Sinan  Paşa  duruma  hakim  olmuş;  Yemen  bundan  sonra  400  yıl  Osmanlı egemenliğine  katılmıştı.

Söylentilere  göre  Sinan  Paşa’nın  askerleri  bir  gün  çölde  konaklamış.  Yemek  pişirmek  üzere  hasır  torbalar  içindeki  mısır  pirinçlerini  yere  serdikleri  büyük  bir  çadırın  üstüne  dökmüş  ve  taşlarını  ayıklamaya  başlamışlar.  Bu  sırada  bir  fırtına  çıkmış  ve  rüzgarın  savurduğu  bir  kum  bulutu  pirinçlerin  üstüne  inerek,  ufak  bir  tümsek  halinde  yığılmış.  Kumların  altında  kalan  pirinçlere  bakakalan  yeniçeriler  arasında  şakacı  bir  asker:
– Biz  Allah’ın  nimetini  taşlı diye  beğenmiyorduk,  bizim  gibi  günahkar  kullara  üç  beş  taş  az  bile  gelir.  Asıl  şimdi  ayıklayın  bakalım  pirincin  taşını.Allah,  Kabe’ye  hücum  eden  fil  sahiplerinin  başına  ebabil  kuşları  ile taş  yağdırmıştı.  Bizim  başımıza  da  daha  büyük  taş  yağdırmadan  hemen  tövbe  edelim,  diyerek  arkadaşlarını  güldürmüş.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Mitoz Ve Mayoz Bölünme Arasindaki Farklar Nelerdir..?
Yazar: RasitTunca - 04-02-2019, 12:39 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



MİTOZ VE MAYOZ BÖLÜNME ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR..?

Mitoz

    Vücut hücrelerinde bulunur. Eşeyli ve eşeysiz üremede.
    Bütün doku ve organallerde vardır.
    Tek hücreli canlılarda çoğalmayı, çok hücrelilerde ise gelişmeyi, büyümeyi, onarılmayı sağlar.
    Bölünmeden sonra oluşan hücrelerin kromozom sayısı aynı kalır. (2n)
    Bölünme sonunda iki hücre meydana gelir.
    Kalıtsal çeşitlilik yoktur. İki hücre birebir aynıdır.
    Çekirdek ve sitoplazma bölünmesi olur.
    Hücrenin ölümüne kadar devam eder.

Mayoz


    Canlıların üreme organlarındaki üreme ana hücrelerinde vardır. Tüm ökaryotlarda.
    Eşeyli üremede görülür.
    Üremeyi sağlarlar.
    Bölünmeden sonra kromozom sayısı yarıya iner. (2n->n)
    Mayozdan sonra 4 hücre oluşur.
    Kalıtsal çeşitlilik vardır. Birbirlerinden farklı hücreler oluşur.
    Mayozda çekirdek ve sitoplazma bölünmesi iki kere meydana gelir. Mayoz 1 ve Mayoz 2.
    Bölünmede tetrat,sinapsis, crossing-over meydana gelir.
    Ergenlikte başlayıp üreme döneminin sona ermesine kadar devam eder.



İki çeşit hücre bölünmesi vardır: Mitoz bölünme ve mayoz bölünme. Her iki bölünmenin birbirinden ayrılan özellikleri yukarıdaki gibidir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Tasavvuf Şairleri
Yazar: RasitTunca - 04-02-2019, 12:37 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



TASAVVUF ŞAİRLERİ


YUNUS EMRE (13. yy)

    Tasavvuf düşüncesini benimseyen şair Allah aşkını ve insan sevgisini dile getirmiştir.
    Tekke edebiyatının en lirik şairidir.
    Halkın konuştuğu Türkçeyi bir edebiyat dili haline getirmiştir.
    Yalın ve içten bir söyleyişi vardır.
    Zaman zaman aruz ölçüsüyle ve Divan edebiyatı anlayışıyla da şiirler yazmıştır.
    Tüm insanların eşit ve kardeş olduğuna inanmış; dil, din, ırk ayrımı yapılmasına karşı çıkmıştır.
    Türkçe divan sahibi ilk şairdir. Ayrıca Risaletü’n – Nushiyye adlı öğretici bir mesnevisi vardır.

HACI BEKTAŞ-I VELİ (1209 – 1270)

    13.yy’da yaşamıştır, Türkistan’ın Nişabur şehrinde doğmuştur. Ahmet Yesevi’nin isteğiyle Anadolu’ya gelmiştir.
    Bilinen en önemli eseri ‘’Makâlât’’tır.
    Bektaşilik tarikatının kurucusudur.
    Makâlât: Sohbetler sözler anlamına gelir. Hz Âdem’in yaratılışı, Şeytan ve Şeytani işler, Allah’ın birliği gibi konuları ele almıştır. Arapça yazılan bu eserin aslı elde bulunmadığı gibi Hacı Bektaş’ın kaleminden çıktığı da tarihi açıdan henüz kesin değildir.
    Vilâyetnâme: Eserde Hacı Bektaş-ı Veli’nin yaşamı ile ilgili menkıbeler anlatılmaktadır.

HACI BAYRAM VELİ (1352 – 1430)

    Ankara’da tarikat kurmuş bir bilgin ve şairdir.
    İlahi ve şathiye tarzı birkaç şiiri günümüze kadar ulaşmıştır.
    Sade ve coşkun bir dili vardır.
    Hece ölçüsü yanında aruzu da kullanmıştır.

EŞREFOĞLU (1353 – 1469)

    Bursa, Ankara, Suriye gibi yerleri dolaştıktan sonra İznik’te bir tekke ve tarikat kurmuş, Hacı Bayram Veli’nin etkisinde bir tasavvufçudur.
    Bir divan oluşturan şiirlerinden bir bölümü aruzla bir bölümü ise sade halk diliyle ve dörtlükler halinde yazılmıştır.
    Müzekki’n-Nüfus adlı düzyazılı, tasavvufla ilgili bir eseri vardır.

KAYGUSUZ ABDAL (15. Yüzyıl)

    Asıl adı Alaaddin Gaybi’dir. “Sarayi” adını da kullanmıştır.
    Efsaneye göre Alanya Beyi’nin oğlu iken tasavvufu tercih etmiştir.
    Şiirlerinde Yunus Emre etkisi sezilir.
    Hece ölçüsüyle ve sade bir dille ilahiler, nefesler ve şathiyeler ilginçtir. Aruzla da yazdığı şiirleri vardır.
    Manzum ve mensur eserleri vardır.

Manzum olanlar:

    Gülistan
    Minbernâme
    Gevhernâme
    Mensur Olanlar:
    Budalanâme,
    Kitâb-ı Miglate,
    Vücûdnâme

PİR SULTAN ABDAL (16. Yüzyıl)

    Alevi – Bektaşi şiir geleneğinin en ünlü şairidir.
    Dinsel inançların etkili olduğu bir ayaklanmanın önderliğini yapmış, asılarak öldürülmüştür.
    Şiirini bir araç olarak kullanmasına rağmen kuru bir öğreticiliğe düşmemiş, şiirini duygu yönünden de beslemiştir.
    Şiirlerinde coşkun bir lirizm vardır.
    Divan şiirinden hiç etkilenmemiş tüm şiirlerini hece vezniyle yazmıştır.
    Aşkı, doğayı, halkın gerçek yaşayışını duru bir halk diliyle anlatan şiirleri de vardır.

KAZAK ABDAL (16. Yüzyıl)

    Romanya Türklerinden olduğu söylenir.
    Bektaşi tarikatına bağlıdır.
    Taşlama özellikli şiirleriyle bilinir.

NİYAZİ MISRİ (17. Yüzyıl)

    Aruz ve hece ölçüsü ile yazdığı şiirlerini Divân-ı İlâhiyat isimli eserinde toplamıştır.
    Tasavvuf konulu eserlerinin yanında tefsir kitapları da kaleme almıştır.
    Yunus Emre’ye hayranlık duyan şair, Yunus tarzı tasavvuf şiirinin bu yüzyıldaki en önemli temsilcisidir.

AŞIK EDEBİYATI SANATÇILARI

NASREDDİN HOCA

          Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında doğmuş, 1284 yılında Akşehir’de ölmüştür. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun’dur. Önce Sivrihisar’da medrese öğrenimi görmüş, babasının ölümü üzerine Hortu’ya dönerek köy imamı olmuştur. 1237’de Akşehir’e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim’in derslerini dinlemiştir. Bir söylentiye göre medresede ders okutmuş, kadılık görevinde bulunmuştur. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır.

          Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlâna Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur’la konuştuğu birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

            Nasreddin Hoca’nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen fıkralara göre o, belli bir dönemin değil; Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir.

KÖROĞLU (16. Yüzyıl)

    Çoğunlukla koçaklama türünde örnekler vermiş, coşkulu şiirler söylemiştir.
    Bolu Beyi’yle olan mücadelesi efsaneleşen şair, halkın gönlünde yerini almıştır.
    Kavganın ve özgürlüğün sembolü olan bir şairdir.
    Şiirlerini sade bir dille söylenmiştir.

GEVHERİ (17. Yüzyıl)

    Doğum ve ölüm tarihleri, hayatı hakkında esaslı bir bilgi yoktur. Kırımlı olduğu, 1730’lu yıllara kadar yaşadığı söylenmektedir. Bir ara Rumeli sınır boylarında bulunduğu, İstanbul’a gelerek bir padişahın divan kâtipliğini yaptığı bilinmektedir.
    Âşık Ömer gibi, medrese tahsilinden geçtiği, Divan tarzında şiirler de yazdığı bilinmekle birlikte, asıl ününü koşma, semai, varsağı, türkü biçimli şiirleriyle yapmıştır.
    Halk şiir zevkine uygun, akıcı bir dili vardır.
    Yabancı sözcük ve tamlamaları oldukça az kullanır.

AŞIK ÖMER (17. Yüzyıl)

    Konya-Karaman yöresine doğup yetişmiş bir ordu ozanıdır. Birçok sefere katılmış, sınır boylarında bulunmuş İstanbul’da da uzun süre kalmış, 1707’de (İstanbul’da) ölmüştür.
    Âşık tarzının en ünlü ve usta ozanlarındandır.
    Gerçek ününü koşma, semai ve varsağı biçimli şiirleri ile yapmıştır.
    Aruz ölçüsüyle kaside ve gazeller de denemiştir.
    Doğal ve coşkun bir dili vardır.
    Dilindeki yabancı sözcük sayısı Karacaoğlan’a göre daha fazladır.

KAYIKÇI KUL MUSTAFA (17. Yüzyıl)

    Deniz seferlerine de katılmış bir yeniçeri ozanıdır.
    Koşma ve semai biçimli bazı şiirleri ile “Bağdat Seferi” ile ilgili bir destanı günümüze kadar gelmiştir.

KARACAOĞLAN (17. Yüzyıl)

    Âşık edebiyatının en büyük şairi sayılır.
    Din dışı konularda yazmış, yaşama sevinci, insan ve doğa sevgisini dile getirmiştir.
    Âşık edebiyatının duygu yönünden en zengin ve güçlü şairidir.
    Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayıp dolaştığı bilinmektedir.
    Daha çok koşma ve semai tarzında eserler vermiştir.
    Aruzla şiiri yoktur. Tüm şiirlerini heceyle söylemiştir.
    Dili sade, arı ve duru bir Türkçedir.
    Şiirlerinde coşkun bir lirizm, doğal bir içtenlik vardır.

GEVHERİ (17. Yüzyıl)

    Aruz ölçüsünü de sıkça kullanan Kırımlı bir halk ozanıdır.

SEYRANİ (19. Yüzyıl)

    Kayseri’nin Develi kasabasında doğdu. İstanbul’a geldi. Devrin büyüklerini hicvedince memleketine dönmek zorunda kaldı. Orada çok kötü bir durumda, yoksulluk içinde öldü.
    Seyrani çağının aksaklıklarını, değersiz yöneticileri yerden yere vurur.
    Halk şiirimize hicivle mizah karışımı çok kuvvetli örnekler kazandırmıştır.

DERTLİ (19. Yüzyıl)

    Toplumsal yergi içerikli, softalığı, yobazlığı eleştiren şiirleriyle tanınan Bolulu bir halk ozanıdır.

ERZURUMLU EMRAH (19. Yüzyıl)

    Zamanının en ünlü şairlerindendir.
    Asıl kişiliği hece ölçüsüyle yazdığı koşma ve semailerinde görülür.
    Emrah gazel, murabba, muhammes tarzında şiirler de yazmıştır.

BAYBURTLU ZİHNİ

    Divanı ile başından geçen olayları anlatan Sergüzeşt-name adlı eseri bulunan Zihni, daha çok divan şairi olmak kaygısı gütmüştür. Ama adını yine sayıları az olan, hece ile söylenmiş koşmaları ve destanları yaşatmaktadır.
    Divanında divan şiirinin bütün şekilleri ile yazılmış şiirler vardır.
    Usta bir taşlamacıdır.

DADALOĞLU (19. Yüzyıl)

    Osmanlılarla, Toroslar’da göçebe yaşayan Türkmenlerin (Avşarlar) çatışmalarını dile getiren şiirler yazmıştır.
    Özgün ve yiğitçe söyleşi olan bir şairdir.

ÂŞIK VEYSEL (20. Yüzyıl)

    Âşık edebiyatının en güçlü, son temsilcilerinden olan şair; insan, yurt ve doğa sevgisi konularında şiirler söylemiştir.
    Şiirlerini “Deyişler”, “Sazımdan Sesler” ve “Dostlar Beni Hatırlasın” adlı kitaplarda toplamıştır.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Muhyiddini Arab-i Hz.’den Kehanetler
Yazar: RasitTunca - 04-02-2019, 12:35 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



MUHYİDDİN ARAB-İ HZ.’DEN KEHANETLER

1. “Benim mezarımı Yavuz Sultan Selim bulacak.” Yolu düşen herkes, İstanbul’da Fatih Çarşamba’da, Yavuz Selim camiine uğrasın. Kutsal emanetlerin bulunduğu yere gitsin. Orada taş üzerine yazılmış şöyle bir yazı görünecektir.

“İza dehallesinu veşşin. Zehere kabru muhiddin.” Türkçesi; sin, şine girdiği zaman, Muhiddin’in mezarı ortaya çıkar (bunun uzun hikayesi var. Şeriatçılar onun için ölüm fermanı çıkarınca mezarını gizledi). Burada şin ( ) Şam isminin baş harfidir. Yani, Yavuz Sultan Selim Şam’a girince demektir. Böylece kendisinden 277 yıl sonra (1517-1240=277) gelecek olan Yavuz Sultan Selim’in mezarını bulacağını haber veren Muhiddini Arabi (k.s.) geleceği Allah’ın izniyle biliyordu.

2. “Yavuz Sultan Selim 31 günde Mısır’ı alacak dedi.” Ne 30 oldu, ne de 32.. Dediği gibi çıktı. Geleceği ancak Allah bilir. Onun bildirmesiyle de nebiler ve veliler de bilir. İşte Allah’ın yakınlarının üstünlüğü.
3. “Osmanlı Devleti 600 seneden fazla yaşayacak ve yıkılacak.”

4. Şam’da 7 yaşında çocukken babası ile giden Mevlana Celaleddini Veli’yi görünce şöyle dedi: “Deryaya bak deryaya, gölün peşinden gidiyor.” Burada Mevlana’nın istidadından geleceğini görmüştü. Buradan da İbn-i Arabi’nin kalbiyle görüşünün keskinliğine bir kez daha rastlıyoruz. Kimliğini ve eserlerini bu açıdan değerlendirmek gerekir.

Bursalı İsmail Hakkı (k.s.) Kenzi Mahfi isimli eserin 83. Sayfasında şöyle der: “Hz. Ali’den (kerremellahu taalahü vecheh) sonra ekmel mezhair (Hakk’a mazharları bulunan) hatemülevliyadır. Yani Muhiddini Arabi (k.s.) ve ismi Muhammed bini Alidir (manası, Ali’nin oğlu Muhammed). Filhakika Ali’nin evladı maneviyesindendir. Ali, sureti Muhammed (yani Peygamberimizin sureti) olduğu gibi, Muhammed bini Ali dahi, sureti Ali ve belki sureti Muhammed’dir.”

Özetle diyor ki velayet ilmi, Muhammed Mustafa (s.a.v.)’dan damadı Hazreti Ali’ye geçti. Ali’den de, şeyhi ekber (bilinen) hatemülevliya namile maruf Muhiddini Arabi’ye uzandı (575 sene sonra). Bu ilim kablosu, kıyamete kadar gider. Soyu devam ettiren, oğul-torun akışı gibi.

SÖZLERİNDEN
“İlim Maluma tabidir“
“…Küçük insan, Büyük Alemin (makro-kozmos) bir minyatürüdür… İnsan varlığı, alemden daha da küçük olsa da, o Büyük Alemin bütün hakikatlerini kendisinde toplamaktadır. Bu sebepledir ki, bilge insanlar, bu aleme Büyük İnsan (İnsan-ı kebir) adını veriyorlar…” (Fusüs ul-Hikem)
“Dünya Yengeç burcunun etkisi altındadır, Berzah Alemi ise Başak burcunun hükmündedir. Ayrıca bir de Dünyanın ateşe dönmesi durumunda sahibi Yengeç burcu olmaktan çıkar ve Terazi burcunun hükmüne girer… Cehennem ateşine düşenlerin azabı sona erdiğinde ise İkizler burcu Dünyayı teslim almış olur. Cennet ve Cehennem ehline nezaret hakkı da 12 burca verilmiştir. Cennetteki hükümler hep bu 12 burçtan çıkar”
“Hakkın Rahmeti bizim günahlarımızdan büyüktür.”
“Seven kişi, içindeki eriyiğin sürekli değişmesiyle rengini değiştiren saf beyaz camdan yapılmış bir kase gibi, sevgilinin rengiyle renklenir.”
“Maddi hayata meyledenler için hayat deniz suyu içmeye benzer, içtikçe susarlar, susadıkça içerler.”
“Hakikatte Arş ve Beytullâh, Allah’ı bilen arifin kalbidir.”
“Bir kimse kendi hakikatine arif olursa, hiçbir itikat ile kayıtlı olmaz”
“Bütün suretleri kabul edecek bir hale geldi kalbim benim, ceylanların otlağına döndü, keşişlerin manastırına
puthaneye döndü, tavaf edenlerin Kabe’sine kalbim
Tevrat levhalarına, Kur’an sayfalarına.
Ben Aşk dininin müntesibiyim..
Aşk bineği hangi yöne götürürse benim dinim, imanım orada.”
“Bana Senin vücudunun vahdetini şuhud ettir.”
“Benim gönlüm, her şekli, her sureti kabul eder hale geldi.” Benim yolum muhabbet yoludur. Muhabbet kervanı ne tarafa giderse ben de oraya yönelirim. Yani bizim gönlümüzün bir tarafında Cenab-ı İsâ’nın, bir tarafında Cenab-ı Musâ’nın ve baş köşesinde de Cenab-ı Mustafa ‘nın yeri vardır. Peygamberlerin hiç birisini diğerinden ayırt etmeyiz.
“Aşkımı bildiler lâkin, aşkımın kime ait olduğunu bilemediler.”
“Zahir “Ben” dediği vakit Batın “Hayır” der.
Batın “Ben” deyince Zahir yine “Hayır” der.

Muhiddini Arabi, velayet ve risalet itibarı ile hatemülevliya idi. Yani irfan bakımından Peygamberimizin mukabili idi. Hz. Ali (r.a.)’nin Peygamberimizden aldığı velayet ilminin kemalat bulan uzantısı olup, en geniş açıklama yapan ilahi ruhsata sahiptir. Bir başka manevi lakabı da ‘Şeyhi Ekber’dir.

En uzun oruç tutan dört isimden biridir. (sırasıyla) İdris (a.s.) 16 sene, ne yedi, ne içti, ne uyudu. İkincisi, Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) 23 sene (Kur’an’ın iniş süresince) ne yedi, ne içti, ne uyudu. Görünürde hem yedi, hem içti, hem uyudu. Pazartesi-Perşembe günü oruçlu gözüktü. Biz ümmetine örnek olmak için. Üçüncüsü, Ebu Ukkalulmağribi’dir. 4 sene süreyle, ne yedi, ne içti, ne de uyudu. Ben Hakk’ın cemali ile iftar edeceğim dedi. Ve de öyle oldu.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Tesadüf Diye Bir Şey Yoktur
Yazar: RasitTunca - 04-02-2019, 12:32 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOKTUR

Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Hiçbir hissediş, düşünüş, bakış, algılayış, seziş de öyle. Hatta bunların tersi de tesadüf değil. Alışveriş yaptığımız market, yemek yediğimiz lokanta, su içtiğimiz çeşme, yürüdüğümüz kaldırım ve orada yanlarından birer yabancı olarak geçip gittiğimiz insanlar. Tesadüf gibi görünen karşılaşmalar, yolu sorduğumuz herhangi biri, hafifçe çarptığımız insan.

Bize gülümseyen küçük bir çocuk önümüzden aniden uçuveren kuş…Gün boyu yaşadığımız en basit olay bile herhangi bir zihinsel, fiziksel, ruhsal yada duygusal bir olayın tetikleyicisi olur. Küçük ya da büyük…
Bazen hiç hesapta olmayan durumların içine çekiliveririz. Hayal bile etmediğimiz olayları yaşarken buluruz kendimizi. Bir martı çığlığı,bir satıcı bağırışı, alır götürür bizi yıllarca ya da yollarca uzaklara… Hem öğretmen hem de öğrenciyizdir her ilişkinin içinde. Doğduğumuz aile, gittiğimiz okullar, sıra arkadaşımız, sevgilimiz , eşimiz, çocuğumuz vs.
Her ilişki, farklı bir yönümüzün aynasıdır. Ve bizler de onlar için birer aynayız.2
Farkındalığımız yükseldikçe, durumları ve ilişkileri yaşarken, kendimizi ve yaşanılanları gözlemlemeye başlarız. Ve eğer yaşadıklarımıza yüksek idrakle bakabilmeyi başarırsak, o ilişki ya da durumu ne için yaşadığımızı kavrarız. Düğmelerimize en fazla basan insanlar, en iyi öğretmenlerimizdir. O ilişkide kurban olmadığımızı anlar, ilişkinin bize neyi öğretmeye çalıştığını kavrarsak, dersimizi alır ve yolumuza devam ederiz. Eğer bunu yapamazsak, o ilişkide ya da durum içinde tutsak olur, ya daha ağır durumlar yaşar ya da daha travmatik durumları (o dersi alıncaya, eksik yönümüzü tamamlayıncaya, kendimizi düzeltinceye kadar) tekrar takrar yaşamaya devam ederiz.
Bazen bazı insanların hayatına yalnızca katalizör olarak gireriz. Onların hayatlarında değiştirmesi gereken durumun düğmesine basar ve sessizce çekiliriz.7 Ve yüksek farkındalık içinde kalırsak, yaşanılan durumdan etkilenmeden, arkamıza bakmadan yolumuza devam ederiz.

Özet olarak, en büyük düşmanımız en iyi dostumuzdur aslında. Çünkü bizde en büyük değişime neden olur genellikle. Ve her karşılaşma kutsaldır. Karşımızdaki insanın tanrısallığını kabul edip o şekilde yaklaşırsak, nefreti, öfkeyi, suçluluk duygusunu, o insana karşı sorumlu olduğumuz ve o ilişkiye mahkum olduğumuz duygusunu ve kini söküp atarız varlığımızdan.
Yaşadığımız her durum, tanıştığımız her insan öğretmenimizdir. Ne kadar kısa sürede öğrenirsek öğrenmemiz gerekenleri, karmamızı çözüp, iç huzuruna,mutluluğa,ideal ilişkimize ve ruhsal bütünlüğe ulaşırız…

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Korkularimizi Yenmek Için 9 Adim
Yazar: RasitTunca - 04-02-2019, 12:29 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



KORKULARIMIZI YENMEK İÇİN 9 ADIM

Hayvanlara baktığımızda, sadece anlık ve halen gerçekleşmekte olan bir tehlike karşısında korku yaşadıklarını görüyoruz. Şu anda gerçekleşmeyen, hatta ileride başımıza gelme ihtimali bile olmayan bir şeyden korkmak ise biz insanlara özgü.
Bazılarına göre bu korku bizim varoluşumuz için gereklidir ve aptal aptal şeyler yapmamızı engeller. Ancak bu korkuların büyük çoğunluğu gereksiz ve asılsızdır. Üstelik bir çok başarıyı da elde etmemize engel olurlar.
Nedir bu korkulardan bazıları?
• Başarısızlık
• Terk edilmek / reddedilmek
• Yakın ilişki kurmak
• Başarı
• Parasız kalmak
• Yetersiz olmak
Aslında son maddede yer alan “yetersiz olmak” korkusu diğerlerinin altında yatan ana nedeni oluşturuyor. Kendimizi yeterli görmediğimiz için başarısız olacağımızdan korkarız. Yeteri kadar iyi olmadığımızı düşündüğümüz için ilişkilerimizi kaybetmekten, terk edilmekten, reddedilmekten korkarız. Başarı korkusunun bile altında yeteri kadar iyi olamama endişesi vardır.
Peki sizde bu endişe var mı? Yeteri kadar iyi olmadığınıza dair bir endişe? Benim bütün yaşamım boyunca vardı, bugün de çeşitli şekillerde varolmaya devam ediyor.
Şuna dikkat çekmek istiyorum: Bu endişeyi yaşamak doğaldır. Ancak bu endişenin hayallerimizi engellemesi ise üzücü bir durumdur.
Ben hayatımın çok büyük bir kısmında aynen bunu yaptım. Bir çok konuda kendimi yetersiz gördüm. Bunun sonucunda da, istediğim bir çok şeyi değil denemekten, hayalini bile kurmaktan vazgeçtim.
Ama yıllar içinde bu korku ve endişelerimin asılsız olduğunu gördüm. Aslında oldukça yeterliyim. Tamam, mükemmel değilim, ama hangi insan mükemmel ki?
Yetersiz olma, reddedilme, başarısızlığa uğrama korkularımın üstesinden gelebildiğimde ise kendimi dünyaya açtım ve başarılı oldum. Aslında yeterli olduğumun farkına vardım.
Bu tabii ki yetersiz olma korkumun artık hiç kalmadığı anlamına gelmiyor. Hala bazen yetersiz olduğumu düşünüyor ve başarısızlığa uğramaktan korkuyorum. Zaten bunları hiç düşünmüyor olsaydım insan olmazdım. Her ne kadar göstermeseler bile, Barack Obama, Bill Gates, Steve Jobs gibi bir çok başarılı insan bile mutlaka bu endişeyi taşıyordur. Ama onlar bu endişelerinin ilerlemelerine engel olmasına izin vermiyor.
Peki biz bunu nasıl yapabiliriz? Gelin birlikte bakalım.
Korkularımızı Nasıl Yenebiliriz?
Korkuları yenebilmek için adım adım izlenebilecek garantili bir yöntem yok. Ama bu konuda öğrendiğim, uyguladığım ve faydasını gördüğüm bazı adımları sizinle paylaşmak istiyorum:

1) Korkularınızı kabullenin. Bu adım, tek başına bile atabileceğimiz çok büyük bir adımdır. Eğer bunu bugün yapabilirseniz, korkunuzu yenme yolunda müthiş mesafe katetmiş olursunuz. Aslında bir çoğumuzda bu korku ve endişeler sürekli var, ama hep beynimizin karanlık bir köşesinde, bizim farkında bile olmadığımız bir yerde yaşıyorlar. Biz de sanki onlar hiç yokmuş gibi davranıyoruz. Ancak onlar orada varolmaya ve yaşamımızın her gününde bizi etkilemeye devam ediyorlar. İşte bu yüzden ilk adım korkularımızın varlığını kabullenmektir.

2) Yazıya dökün. Sizi korkutan ve endişelendiren şey nedir? Hemen bir kağıda yazın. Korkunuzu yazıya dökmek, onu kabullenmekle birlikte gün ışığına da çıkartıyor. Korkunuz beyninizin karanlık bir köşesindeyken oldukça güçlüdür ve sizin üzerinizdeki etkisi kuvvetlidir. Siz bu korkuyu yazıya dökerek tüm çıplaklığıyla ortaya koymuş olursunuz. Artık bu noktada güç, korkunuzdan size geçiyor. Çünkü korkunuz artık sizin dışınızda bir yerde duruyor. Şimdi ona müdahale edebilirsiniz. Ben şahsi olarak o kağıdı buruşturup üzerinde tepinmeyi tercih ediyorum, ama siz istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz.

3) Korkunuzu hissedin. Her ne kadar bir ve ikinci adımda korkunuzu kabullenip yazıya dökmüş olsanız da, hala endişeleniyor olabilirsiniz. Kim bilir, belki bu korkudan dolayı utanç bile duyuyor olabilirsiniz. Ama artık değil. Lütfen bu konuda yalnız olmadığınızı hatırlayın. HEPİMİZİN öyle ya da böyle çeşitli korkuları ve yetersizlik endişeleri var. Tanıdığınız ünlü ve başarılı kişileri düşünün. Evet, onlar bile sizinle aynı korku ve endişeleri taşıyor. Şimdi lütfen benimle birlikte söyleyin: Bu korkumun beni endişelendiriyor olması normal. Şimdi bunu hissedin. Bütünüyle deneyimleyin. Bu korkunun içinde adeta yüzün. İnanın bu sandığınız kadar kötü değil. Bu korku sizin bir parçanız olabilir, ama sizi kontrol etmiyor. Bir internet kullanıcısının da yazdığı gibi: “Korkuyu hisset ve ona rağmen hareket et.” Nil Gün, kitaplarından birinde bunu çok güzel anlatıyor: “Cesaret, hiç bir şeyden korkmamak değil, korkularına rağmen adım atabilmektir.”2

4) Kendinize şu soruyu sorun: Başıma en kötü ne gelebilir? Genellikle bu sorunun cevabı zannettiğimiz kadar kötü değildir. Yeni bir işe girerseniz başarısız olmaktan mı korkuyorsunuz? Peki başarısız olsanız ne olur? Başka bir iş bulursunuz. Bu durumun üstesinden gelirsiniz. Yaşamaya devam edersiniz. Etkilendiğiniz bir kadın / erkek tarafından reddedilmekten mi korkuyorsunuz? Diyelim ki sizi reddetti. Peki ne olur? Yaralarınızı sarar, kendinize daha uygun biri ile karşılaşır ve hayatınıza devam ederdiniz. Tamamen parasız kalmaktan mı korkuyorsunuz? Tüm varlığınızı kaybetseniz ne olur? Harcamalarınızı kısar, belki eş dosttan geçici olarak maddi destek istersiniz. Bir şekilde para kazanmanın yolunu bulursunuz. Yaşamaya devam edersiniz.

5. Harekete geçin ve yapın. Tekrar ediyorum: “Korkuyu hissedin ve ona rağmen harekete geçin.” Korkuyu yenmek için yapmanız gereken tek şey harekete geçmektir. Sürekli olarak çıkış yolunu düşünmek değil, harekete geçmek. Tıpkı iskelenin başında durup suya atlayıp atlamamayı düşündüğümüz gibi. Düşünmeyin, atlayın! Bu inanın müthiş bir his. Zamanında (ve bazen hala) topluluk önünde konuşmaktan çok çekiniyordum. Ama buna rağmen yine de kalkıp konuşuyorum. Ve istisnasız her seferinde kendimi çok iyi hissediyorum. Şimdiye kadar hiç yüzüme domates veya yumurta yediğim de olmadı.

6. Kendinizi mücadeleye hazırlayın. Bir konuda rakibiniz olan biriyle mücadeleye gireceğiniz zaman kendinizi hazırlarsınız değil mi? Hayali silahlarınızı kuşanır, bir mücadele planı hazırlar ve kendinizi geliştirirsiniz. Korkunuzla vereceğiniz mücadelede de aynı şeyleri yapın. Eğer bir müzisyen veya sporcu olmak istiyorsanız ve başarısız olmaktan korkuyorsanız…pratik, pratik ve daha fazla pratik yapın. Ardından bir gelişim planı oluşturun, bu planı gerçekleştirmek için gereken tüm yetenekleri ve bilgiyi elde edin. Sonra pratik yapmaya devam edin. En sonunda da gidin ve bu planı uygulamaya koyun.

7. Anda kalın. Başarısız olmak, reddedilmek, terk edilmek veya benzeri korkular tamamen gelecek zamana ait korkulardır. Şu anda ne olduğu değil, gelecekte ne olabileceği hakkında endişe yaşarız. Bunun yerine, gelecekle ilgili tüm düşüncelerinizi bir kenara bırakın. Hatta geçmişte yaşanan başarısızlık ve hatalarınızla ilgili düşüncelerinizi de bir kenara bırakın. Sadece şimdiki ana odaklanın. Korkularınızı yenmek ve hayallerinizin peşinden koşmak için “şimdi” bir şeyler yapın ve ileride ne olabileceği düşüncelerini bir kenara bırakın. Kendinizi geçmiş veya gelecekle ilgili düşünceler içinde bulursanız, önce derin bir nefes alın, ardından nefesinizi verirken kendinizi şu an içinde bulunduğunuz ana ve yapmakta olduğunuz şeye odaklayın.

8. Küçük adımlar. Korkunuzu bir anda yenmeye, ve hayat amacınızı hemen gerçekleştirmeye çalışmak bizi ilk başlarda oldukça zorlayabilir. Bu yüzden küçük adımlar atarak başlayın. Adeta ufak bir çocuk gibi minik adımlar atın. Burada önemli olan, yapabileceğinizden emin olduğunuz bir adımı atmaktır. Çünkü bu boy bir adımı atabileceğimizden emin oluruz. Her ne kadar küçük olursa olsun, bu adımı atmış olmak bizi mutlu eder ve bizi bir adım daha atmaya teşvik eder. Bunu sürekli yapın ve bir süre sonra göreceksiniz ki o küçük adımları ata ata kocaman bir tepeyi aşmışsınız.

9. Her başarınızı kutlayın! Ne kadar küçük olurlarsa olsun, doğru yaptığınız her bir şey için kendinizi kutlayın. Ardından, bu kutlama ile gelen başarı hissi bir sonraki adımınızı atmak için sizi teşvik etsin. Her bir küçük başarınızı bir sıçrama tahtası olarak kullanın ve sizi daha da yükseltmesini sağlayın.
Bu dokuz maddeyi hemen şimdi uygulamaya başlayabiliriz. Buradaki en önemli nokta, korkularımızı yenmenin bir süreç olduğunu daima hatırlamamızdır. Ne kadar erken adım atmaya karar verirsek, bu süreci de o kadar çabuk aşmış oluruz. Korkularınızdan özgürleşme serüveninizde tüm güzelliklerin sizinle birlikte olmasını diliyorum.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Her Sorunuzun Cevabi Bilinçaltinizda Var.
Yazar: RasitTunca - 03-24-2019, 01:41 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok


HER SORUNUZUN CEVABI BİLİNÇALTINIZDA VAR.

1- Bilinçaltınızda her sorunun cevabı vardır.Uykuya dalmadan önce bilinçaltına ” Sabah altıda kalkacağım” emrini verirseniz sizi tam saatinde uyandıracaktır.

2- Her gece yatarken kendi kendinize söylediğiniz olumlu ifadeler sağlığınızın ve yaşantınızın kusursuz olması yönünde olsun; bilinçaltınız Bu ifadeyi buyruk olarak algılayıp buyruğunuzu yerine getirecektir.

3- Bir kitap ya da harika bir tiyatro eseri yazmak, fevkalâde bir konuşma yapmak istiyorsanız, bu fikri sevgiyle hissederek bilinçaltınıza iletin;o da size istediğiniz karşılığı verecektir.

4- Asla “bunu yapamam” ya da “şunun olması imkânsız” gibi sözler söylemeyin. Bilinçaltınız bunu yalın anlamlarıyla alacak ve bu düşüncelerden dolayı yapmak istediğiniz şey için yeteneğiniz olmadığını kabul edecektir.

5- Size zarar verecek ya da canınızı yakacak şeyler düşünmeyin. Çünkü neye inanırsanız onunla karşılaşacaksınız.

6- En doğru şekilde düşünüp hissetmeye başlarsanız huzurlu bir zihne sahip olmanız kaçınılmaz olur. Bilinçaltınız, zihninizden geçirip doğru olduğunu iddia ettiğiniz her şeyi kabul edecek ve size bunu yaşatacaktır.

7- Bilinciniz kapıdaki bekçidir. En önemli işlevi bilinçaltını, yanlış izlenimlerden korumaktır. İyi şeylerin olabileceğini ve şu anda olmakta olduğunu düşünmeyi her zaman tercih edin..

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Tuz Hakkinda Bilinmesi Gereken Her Şey
Yazar: RasitTunca - 03-24-2019, 01:33 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



TUZ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN HER ŞEY

Sağlıklı bir kişinin günlük alması gereken tuz miktarı ne kadardır? İyotlu tuz nasıl saklanmalı? İyot içeren gıdalar hangileridir? Tuzla ilgili tüm merak edilenler..

Tuz vücutta sıvı dengesinin sağlanması, kan basıncının düzenlenmesinde, kasların kasılması ve sinirlerin iletisi için gerekli olan önemli bir mineraldir. Ancak fazla tuz tüketimi bazı hastalıklar için büyük risk faktörü oluşturur. Nükleer Tıp Uzm. Dr. Mari Benli sağlıklı bir kişinin gün içerisinde en fazla 5-6 gram (bir dolu çay kaşığı) tuz tüketmesi gerekliliğine dikkat çekiyor.

Aşırı tuz tüketimi, hipertansiyon, inme, kalp krizi, kalp yetmezliği, böbrek hastalığı, mide kanseri, şişmanlık ve kemik riskini artırır!

Türkiye’de iyot eksikliğine bağlı tiroid hastalıkları ve guatr sıklığını azaltmak için iyotlu tuz tüketimi teşvik edilmektedir. İyottan zenginleştirilmiş sofra tuzu kullanılarak toplumun iyot alımı artırılmaktadır. Ancak tuz tüketiminin fazlalığına bağlı sağlık sorunları yaşayanlarda iyotlu tuz tüketirken aşırıya kaçmamak gerekir. Çok az miktarda (1/4 çay kaşığı) iyotlu tuz, günlük iyot gereksinimini karşılamak için yeterlidir.
İyotlu tuzu ışık geçirmeyen kapalı kaplarda saklayın

Tuzun saklandığı kaplardan iyot kayba uğradığından iyotlu tuzlar ışık geçirmeyen kapalı kaplarda saklanmalıdır. Ayrıca yemek pişirilmeden önce iyotlu tuzu yemeğe ilave etmek, pişme sırasında iyodun buharlaşma yoluyla kaybolmasına sebep olur. Tuzu yemeğe piştikten sonra ilave etmek bu kaybı önler. Aile içinde tuza bağlı sağlık sorunları olanlar varsa tuzu sofrada tuzlukla yemeklere ilave etmek daha güvenilir bir yoldur.
Tuz yerine baharat ve sarımsak kullanın

Genç ve sağlık sorunu olmayanlar tuzu istediği kadar tabağına ekerken, tuza bağlı sağlık sorunu olanlar veya koruyucu amaçlı olarak tuz tüketmemesi gerekenler tuzu çok az kullanabilir, hatta hiç kullanmayabilir. Yemekleri tatlandırmak için tuz yerine sağlıklı etkileri olan baharat, çeşitli faydalı otlar, soğan ve sarımsak kullanılabilir.

Türkiye’de tiroid hastalarının yaklaşık %80’inde Hashimoto tiroiditi adı verilen bağışıklık sistemi tepkisine bağlı bir hastalık görülür. Bu hastalık ve başka nedenlerle tiroid bezi az çalışan orta yaş ve üstü kişilerin zihinsel faaliyatlerinde yavaşlama, unutkanlık, devamlı yorgunluk ve bitkinlik hissi, depresyon, kilo almaya meyil, kanda kolesterol düzeyinde yükselme, ciltte kuruluk, saçlarda seyrekleşme, sıcak ortamlarda bile üşüme hissi gibi çoğunlukla yaşa bağlı olarak yorumlanan rahatsızlıklar olur.
İyot alımına dikkat

Tiroid bezi tüm vücudu çalıştıran, metabolizmayı düzenleyen bir hormon salgılar ve bu hormonun yapısında iyot bulunur. İyot alımı eksik olduğunda tiroid hormonu yetersizliği ve guatr ortaya çıkar. Ailesel sebepler dışında tiroid bezinin yetersiz çalışmasının sebeplerinden biri de iyot eksikliğidir. Orta yaş üstü, kalp damar sorunları olan, tuzu kısıtlı kullanması gereken kişiler iyot içeren gıdaları kullanarak ve tiroidin iyot tutmasını engelleyen gıdaları kullanmayarak tiroid bezlerinin daha verimli çalışmasını sağlayabilirler.
İyot içeren gıdalar

Erişkin bir kişinin alması gereken iyot günlük ortalama 150 mcg’dır. Hamilelerin iyot ihtiyacı günde 220 mcg, emzirenlerde günde 290 mcg’dır. 1-13 yaş arası çocukların günde 90-120 mcg iyot alması gerekmektedir. Doğal gıdalarda iyot ürünün elde edildiği bölgenin suyunda ve toprağında bulunan iyot miktarı ile orantılı olarak değişir. Yiyeceklerin pişirme şekli de iyot içeriğinin azalmasına sebep olabilir. Fazla ısıda pişirme, yağda kızartma, suda kaynatma, uzun süre pişirme besinlerdeki iyodun kaybolmasına sebep olur
Yemekleri taze olarak tüketin

Yemekler piştikten sonra taze tüketilmeli ve çok açıkta bırakılmamalıdır. Uçucu bir madde olan iyot zaman geçtikçe azalır.
En güzel iyot deposu balık

Ancak derin sularda, okyanuslarda yaşayan büyük balıklarda iyot daha fazla bulunur. Kabuklu deniz ürünleri ve uzak doğu mutfağında kullanılan deniz yosunları da zengin iyot içerir. 100 gr. yağsız tuzlu su balıklarında ortalama 100 mg iyot bulunabilir. En çok iyot içerenler ton balığı, morina balığı ve mezgit balığıdır. 200 gr. balık günlük iyot ihtiyacımızın en az yarısını karşılamaktadır.
Süt ve süt ürünleri iyot bakımından zengindir

Süt ve süt ürünlerinde de 100 gr’da türüne göre 50 mg’a kadar iyot bulunabilir. Süt ve süt ürünleri iyot bakımından zengindir. Bir kase yoğurt günlük iyot ihtiyacının yaklaşık %60’ını, 1 bardak inek sütü %40’ını, 1 yumurta %20’sini karşılar. Hayvanların aldıkları besin ile orantılı olarak kırmızı ette ve tavuk etinde de değişik oranlarda iyot bulunur.
Sebzelerde genelde iyot daha az bulunur

İyot oranı en yüksek sebze ıspanaktır. Meyveler genellikle iyi iyot kaynağı değildir. İyot oranı en yüksek meyve çilektir. 6-7 adet çilek günlük iyot ihtiyacının yaklaşık %8 ini sağlar. Değişik bölgelerin ürünlerini tüketen ve değişik besinlerle beslenenlerde genellikle iyot yetersizliği görülmez. Ama devamlı aynı bölgenin ve iyod içeriği az olan toprakta yetişen ürünlerini tüketenlerde iyot eksikliği görülme oranı fazladır.

Multivitaminlerde genellikle 100 mg iyot bulunmaktadır. Düzenli olarak iyot içeren bir multivitamin kullananlarda günlük iyot ihtiyacı karşılanmış olur.
Fazla lahana tüketimi guatra yol açabilir

İyot alımı yeterli olsa bile bazı besin maddeleri de tiroid bezinin iyodu tutmasına, dolayısıyla tiroid bezinin çalışmasını engelleyerek guatra sebep olur. Karadeniz Bölgesi’nde sık tüketilen karalahana Türkiye’de kullanılan guatrojen maddelerin başında gelir. Seyrek olarak tüketilmesi sorun yaratmazken her gün, hatta günde birkaç öğün tüketildiğinde tiroid bezinin çalışması bozulur ve tiroid büyür.

Turpgillerden olan beyaz lahana, brokoli ve karnabahar gibi sebzeler çiğ olarak çok fazla miktarda tüketildiğinde tiroid bezinin az çalışmasına sebep olabilir. Bu sebzelerin pişirilmesi, buharda haşlanması ya da fermente edilmesi sayesinde içeriklerinde bulunan guatr yapıcı özellikleri büyük ölçüde kaybolur.
İhtiyaçtan fazla iyot alımı zararlı

Doğal besinler, ölçülü miktarda iyotlu tuz veya doktorun verdiği iyot içeren ilaçlar dışında iyot almak faydadan çok zarara sebep olur.

Kaynak: KADINVEKADIN.NET


Etiketler : asit baz tuz, çankırı tuz, çankırı tuz lambası, çankırı tuz mağarası, çankırı tuzu, ünver tuz, billur tuz, deniz tuzu, deniz tuzu fiyatı, deniz tuzu nerede satılır, diyet tuz, doğal tuz, emek tuz, emekçioğlu tuz, himalaya kristal tuz, himalaya tuz, himalaya tuz lambası, himalaya tuzu faydaları, himalaya tuzu fiyatı, himalaya tuzu nasıl kullanılır, himalaya tuzu nedir, iyotlu tuz, iyotsuz tuz, kar tuz, kar tuzu, kartal tuz, kaya tuz, kaya tuzu, kaya tuzu fiyatı, kaya tuzu nedir, kaya tuzundan rafine tuz nasıl elde edilir, kaya tuzunun faydaları, kayatuzu, kemah tuzu, kristal tuz, kristal tuz lambası, kristal tuz nedir, limon tuz, limon ve tuz, madensel tuz, madensel tuz nedir, maranki tuz, medmar tuz, mutlucan tuz, organik tuz, pak tuz, rafine tablet tuz, rafine tuz, rüyada tuz görmek, reel tuz, safir tuz, salina tuz, salti tuz, saray tuz, sole tuz, su ve tuz, sıvı tuz, tablet tuz, tablet tuz fiyatları, tüz nedir, termal tuz, tolga tuz, tuz, tuz ahiretrehberi, tuz çeşitleri, tuz çeşitleri nelerdir, tuz öğütücü, tuz üreticileri, tuz üretimi, tuz banyosu, tuz değirmeni, tuz fabrikaları, tuz fabrikası, tuz firmaları, tuz fiyatları, tuz lamba, tuz lambaları, tuz lambası, tuz lambası çankırı, tuz lambası faydaları, tuz lambası fiyatları, tuz lambası fiyatı, tuz lambası nasıl yapılır, tuz lambası nerede satılır, tuz lambasının faydaları, tuz madeni, tuz markaları, tuz mağarası, tuz nasıl üretilir, tuz nasıl elde edilir, tuz nasıl oluşur, tuz nasıl yapılır, tuz nerede çıkarılır, tuz odaları, tuz odası, tuz ruhu, tuz taşı, tuz taşı nerede satılır, tuzlamba, yaren tuz lamba, yemek tuzu

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Organların Hayati Önemi ve İşlevleri
Yazar: RasitTunca - 03-24-2019, 01:27 AM - Forum: Sanal Dergi - Yorum Yok



Organların Hayati Önemi ve İşlevleri

Hangi organımız olmadan yaşamaya devam edebiliriz? Organların işlevleri ve hayati önemi..


Bir insanın akciğerlerinden bir tanesi alınsa, yaşamaya devam eder çünkü diğer akciğeri boşluğu dolduracak kadar şişebilir. Aşağıdaki listede, vücudumuzda olmamaları durumunda yaşayabileceğiniz organları bulabilirsiniz. Ama siz gene de kendinize iyi bakın.

Böbrek

İnsanların iki böbreği vardır ancak tek böbrekle de yaşayabilirler. Tek böbrekli insanlarda çok ciddi sağlık problemi görülmez. Ancak böbreksiz yaşamak, diyaliz olmadan mümkün değildir.

Dalak

Dalak, kanı süzer ve vücudun enfeksiyonlara karşı savaşmasına yardım eder. Eğer dalakta bir sorun varsa alınabilir ancak dalağı olmayan insanların enfeksiyona karşı daha dikkatli olmaları gerekmektedir.


Üreme organları

Pek çok nedenden dolayı, kadınların rahmi alınabilir. Amerikada 60 yaşına gelen kadınların üçte birinin rahimleri alınmıştır. Erkelerde de, testis kanserine karşın yumurtalıklar alınabilir.

Mide

Mide kanseri tedavisinde bazen midenin tamamı alınabilir. Bu durumda, ince bağırsak yemek borusuna bağlanır. Kişi hafif yemekler yiyerek ve ilaç takviyesiyle hayatına devam edebilir.

Kolon

Kolon kanserinde ya da bazı durumlarda kolon kanserini önlemek amacıyla kolon alınabilir. İnsanlar kolon olmadan yaşayabilir ancak vücutlarının dışında, dışkıları için çanta gibi bir aparat taşımak zorunda kalır.

Apandist

Apandist, kalın bağırsağın ilk bölümünden çıkan küçük ve tüp şeklinde bir organdır. Tam fonksiyonu bilinmemekle birlikte, patladığında veya hasar gördüğünde alınabilir.

Bu konuyu yazdır

TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca