| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Grafiker ve Grafik Tasarımcı Nedir? Nasıl Grafik Tasarımcı Olunur? |
|
Yazar: RasitTunca - 11-11-2019, 06:59 AM - Forum: Hoby Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Grafiker ve Grafik Tasarımcı Nedir? Nasıl Grafik Tasarımcı Olunur?
Grafiker (Grafikçi), dijital ortam araçlarından faydalanarak herhangi bir görsel çalışmayı meydana getiren kişilerdir. Günümüz ve çağımız açısından baktığımızda grafikerlik hem en popüler hem de en çok ihtiyaç duyulan meslek alanlarından biridir. Geleneksel medya veya sosyal medya ortamları fark etmeksizin artık gerçekleştirilecek her türlü çalışmada bilgisayar ortamlarının desteğine ihtiyaç duyuluyor. Grafikerler de bu ortamlar üzerindeki ihtiyaçları çeşitli şekillerde ve ürettikleri yaratıcı çözümlerle sonuca kavuşturan kişilerdir.
Grafikerler eskiden sadece basılı medya alanında çalışmalar gerçekleştirirken artık hem basılı medya hem de sosyal medya ortamlarında en çok aranan elemanlardan biri haline gelmiştir. Nitekim, dijital ortamların ve görsel nesnelerin yardımı almadan meydana getirilen ürünler hem kullanıcıların dikkatini çok daha az çekiyor hem de istenen hedefe ulaşılması konusunda oldukça önemli rol oynuyor.
Grafik Tasarımcı Kimdir?
Grafik tasarımcı; web siteleri, reklamlar, kitaplar, dergiler, posterler, bilgisayar oyunları, ürün ambalajları, afişler, kurumsal iletişim ve kurumsal kimlik gibi çeşitli ürün ve faaliyetlerin görsel tasarımını yapar. Grafik tasarımcı, belirli bir mesajı, fikri veya konsepti görsel olarak iletmek için pazarlama ve yaratıcı departmanların diğer üyeleriyle birlikte çalışır.
Grafik Tasarımcının Sorumlulukları Nelerdir?
Çalışma sahaları oldukça geniş olan grafik tasarımcıların görev tanımları şu başlıklar altında toplanabilir;
Tasarımın vermesi gereken mesajı belirlemek,
Bir projenin kapsamını belirlemek için müşteri veya sanat yönetmeni ile görüşmek,
Eskizler oluşturarak müşteriye sunmak,
Müşteriler tarafından önerilen değişiklikleri nihai tasarıma dahil etmek,
Çalışmalara, tüketicilerinin bakış açısından bakmak ve müşterinin istediği mesajın iletildiğinden emin olmak,
Web siteleri için konseptler, grafikler oluşturmak,
Tasarım stili, format, baskı ve zaman çizelgeleriyle ilgili danışmanlık yapmak,
Son trendleri ve bunların ticari ortamdaki rollerini analiz etmek,
Reklam yazarları, fotoğrafçılar, illüstratörler, diğer tasarımcılar, web geliştiricileri ve pazarlama uzmanları ile birlikte ekibin parçası olarak çalışmak,
Son teslim tarihlerine riayet etmek.
Nasıl Grafik Tasarımcı Olunur?
Grafik tasarımcı olmak için üniversitelerin 4 yıllık eğitim veren Grafik bölümlerinden mezun olmak yeterlidir. Nitelikli bir grafik tasarımcı olmak için eğitimin yanı sıra özgün ve yaratıcı çalışmalara imza atmak gerekmektedir. Grafik tasarım unvanını almaya hak kazanan kişiler, reklam ajansları, kurumsal firmalar, tasarım stüdyoları gibi sahalarda çalışabilmektedir.
Grafik Tasarımcıda Aranan Nitelikler Nelerdir?
Grafiker olmak isteyen kişilerin eğitim alanında tercih edebileceği birçok farklı seçenek var. Bunlardan ilk ise resmi eğitim kurumları tarafından alınabilecek lise veya yüksek öğretim derecesindeki lisans bölümleri eğitimidir.
Dijital grafikler artık yeni dünyanın ayrılmaz bir parçası haline gelmiş olması nedeniyle hem lise hem de lisans seviyesinde grafik ve tasarım için oluşturulmuş farklı bölümler yer alıyor. Dijital çizim ve tasarım teknikleri ağırlıklı olarak verilen bu bölümlerde iletişim dillerine varıncaya dek uzman bir grafikerin ihtiyaç duyabileceği hemen her türlü konuda öğrencilere gerekli donanımlar kazandırılıyor.
Grafiker olmak isteyen kişiler bu bölümlerden herhangi birinde eğitim alarak hem grafik dünyasına uzman olarak giriş yapmak için ilk adımlarını atabiliyor hem de verilecek çeşitli eğitimler sayesinde alanında başarılı ve uzman bir grafikçi olma şansını ele geçirmiş oluyor. Diğer meslek gruplarının aksine bilgisayar tabanlı birçok işte olduğu gibi grafikerlikde de yalnızca tekniklerin bilinmesi tek başına yeterli değil. Tekniklerin yanı sıra hayal gücünün doğru şekilde kullanılması ve doğru tekniklerle grafik çalışmalarının meydana getirilmesi gerekiyor.
Eğer bir lisans eğitimi alamayacaksanız veya grafik işleriyle hobi olarak uğraşmak istiyorsanız, bir lisans eğitiminde verildiği kadar detaylı olmasa bile çeşitli özel eğitim kurumlarında sadece grafik ve tasarım üzerine hızlandırılmış eğitimlerden birine katılmanız mümkün. Bu eğitim programları sayesinde evde kendi başınıza uçsuz bucaksız bir denizi keşfetmeye çalışmak yerine yüzmeyi öğrenebilir ve çok daha kısa süre içerisinde mesafe kat edebilirsiniz.
Her meslek grubunun bazı temel özelliklere ihtiyaç duyduğu gibi grafiker olmanın da kendince belli başlı ihtiyaçları var. Başarılı ve alanında uzman bir grafiker olmak içinse en azından sahip olmanız gereken temel beceri ve yetenekleri şöyle sıralayabiliriz;
En önemlisi bir grafiker; grafik veya görsel sanatlara karşı yetenekli olmalıdır. Çizim konusunda yetenekli olunmasa dahi bu iki noktada yetenekli olmak bir grafikerin sahip olabileceği önemli ve temel özelliklerin başlıcalarıdır.
Geniş bir hayal gücü; günümüzde grafiker olmak çoğu zaman olmayan şeyleri oluşturmak ve insanları etkilemeyi bilmek demektir. Bunun için de oldukça geniş ve geliştirilmiş bir hayal gücüne ihtiyaç olacaktır.
Yayıncılık hakkında genel hatlarıyla gerekli temel bilgiye sahip olmak ve yazılı iletişim kurallarını bilmek.
Fotoğrafçılık ve fotoğraf sanatlarıyla ilgilenmek.
Eğer bu temel özelliklerin sizde yer aldığını düşünüyorsanız, o halde grafiker olmak için ilk aşamada gerekli olacak her şeye sahipsiniz demektir. Webmaster dünyasında grafikerlerin de ayrı bir yeri olduğunu biliyor muydunuz? İnternette yazıların ve yazılımların önemli olduğu kadar bu elemanları öne çıkartacak ve insanları etkileyecek grafikleri yapabilmek de önemli bir meziyettir. Bu nedenle grafikleri de Webmaster sınıfının içerisine kolayca alabiliriz.
Peki, grafikler tam olarak hangi alanlarda görev alırlar?
Reklam & Web Tasarım Ajansları
Grafik Tasarım Ajansları
Matbaa ve Basılı Yayın İşletmeleri
İnternet Sitelerinin Kadroları ve Bloglar
Film veya Renk Ayrımı Atölyeleri
Bünyesinde Reklam veya Tasarım Departmanına Yer Veren Şirketler
Çok yönlülük ve özgünlük kavramları ile ön plana çıkan grafik tasarımcılarda aranan nitelikler şunlardır;
Yaratıcılık yönü kuvvetli olmak,
Detaylara dikkat etmek,
Bir fikri tüketicilere iletmek için yeni yaklaşımlar düşünebilmek,
Photoshop, InDesign ve Illustrator gibi masaüstü yayıncılık araçlarına hakimiyet,
Sanatsal olarak ilgi çekici tasarımlar oluşturabilmek,
Aynı anda birden fazla projede çalışabilmek,
Zamanı yönetebilmek,
İletişim yönü güçlü olmak
Grafiker Maaşları
Grafiker olmayı tıpkı bir ressam olmaya benzetebiliriz. Sadece elinizde fırça yerine fare, kağıt yerine de dijital yazılımlar yer alıyor. Tek başına bırakıldığını hiçbir anlam ifade etmeyecek bu ögeler yalnızca gerçekten uzman grafikerlerin eline geçtiği anda bir sanata dönüşebilir. Bu nedenle bir grafikerin maaşını belirleyecek en önemli kriter, grafikerin daha önceden yaptığı çalışmalar, dolayısıyla portföyüdür. Grafikerler de kendi içerisinde farklı çalışma alanlarına yoğunlaşabilirler. Örneğin, bir grafiker sadece sosyal medya grafikleri konusunda ihtiyaçları karşılarken bir diğer basılı alandaki ihtiyaçları karşılama üzerine kendini yetiştirmiş olabilir.
Tümüyle yukarıda belirttiğimiz kriterlere göre fiyatın değişecek olacağını göz önünde bulundurursak bir grafikerin en az 2.000 TL düzeyinde maaş aldığını söyleyebiliriz. Daha deneyimli grafikerlerse yaptıkları çalışma başına alacakları çalışma tipiyle aylık 10.000 TL’yi aşan gelirlere sahip olabilirler.
|
|
|
Forumlardaki Rütbe veya Rank Resimlerinin Anlamı ve Fonksiyonu Nedir? |
|
Yazar: RasitTunca - 11-11-2019, 06:45 AM - Forum: Webmaster Bilgileri
- Yorum Yok
|
 |
Forumlardaki Rütbe veya Rank Resimlerinin Anlamı ve Fonksiyonu Nedir?
Adminstrator
Administrator ( Tüm kategorileri ve üyeleri düzenleme ve yönetme yetkisiyle birlikte forum için önemli kararları alan üye )
Adminice
Adminice ( Forumda Administratöre yardımcı olan Smod ve Mod seçimlerinde söz hakkı olan , Acil durumlarda forumda yönetime mudahele etme hakkı bulunan üst düzey yönetici )
Co Admin
Co Admin (Forum tüm kategorilerinde yetkisi olan ve aynı zamanda , Forumda Adminlerin olmadığı zamanlarda forumun yönetimi ve idaresinden sorumlu olan üye.)
Süper Mod veya Süper Moderator
Süper Moderatör (Görev aldığı kategori başta olmak üzere tüm kategorilerde düzenleme yetkisi olan üye )
Mod veya Moderator
Moderatör (Görev aldığı kategoride düzenleme ve yönetme yetkisi bulunan üye)
Bayan Mod veya Moderator
Moderatör (Görev aldığı kategoride düzenleme ve yönetme yetkisi bulunan Bayan Moderator üye)
Grafiker
Grafiker (Görev aldığı kategoride (Grafikçi), dijital ortam araçlarından faydalanarak herhangi bir görsel çalışmayı meydana getiren kişilerdir. Grafik tasarımcı; web siteleri, reklamlar, kitaplar, dergiler, posterler, bilgisayar oyunları, ürün ambalajları, afişler, kurumsal iletişim ve kurumsal kimlik gibi çeşitli ürün ve faaliyetlerin görsel tasarımını yapar. Grafik tasarımcı, belirli bir mesajı, fikri veya konsepti görsel olarak iletmek için pazarlama ve yaratıcı departmanların diğer üyeleriyle birlikte çalışıp forumumuzda paylaşan kişiler ve ayrica flatcast Tema tasarımcılarıda bu statüde yer almaktadır.)
PrenSes üye
prenses üye (ForumBahane Düşünce Platformunda tek yetkili olan kişi , Sadece Editör Sorumlusu ile muhattaplığı vardır.
Kayıtlı üye
Kayıtlı üye(Forumda, sayısız emekleri olan ve eskisi kadar foruma zaman ayıramıyan kişilerin olduğu rütbe, Bu rütbede bulunan kişiler istedikleri zaman tekrar eski görevlerine gelebilmektedirler.)
VIP üye
VIP üye (Forumda, Genellikle admin ve modların tanıdığı ve ahbabı olan özel kişilerin olduğu rütbe, Bu rütbede bulunan kişilerin Kayıtlı üyelerden farklı bazı özel hakları bulanabilir.)
Radyo DJ
Radyo DJ (Foruma ait Flatcast Radyoda yayın yapan üyeler)
|
|
|
Çocuk Nasıl Terbiye Edilir |
|
Yazar: RasitTunca - 11-10-2019, 11:52 PM - Forum: islamda Kadın ve Aile ve Evlilik
- Yorum Yok
|
 |
Çocuk nasıl terbiye edilir
Çocuk, ana baba elinde bir emanettir. Çocukların temiz kalpleri kıymetli bir cevher olup, mum gibi, her şekli alabilir. Küçük iken, hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun mahsulü alınır. Onun için Ağaç yaşken eğilirdemişlerdir. Bunun gibi çocuk da neye meylettirilirse, oraya yönelir. Eğer hayrı âdet eder, öğrenirse hayır üzerine büyür. Çocuklara iman, Kur'an ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünya saadetine ererler. Bu saadete ana-baba ve hocaları da ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her kötülüğün günahı, ana-baba ve hocasına da verilir.
Müslüman, emri altında bulunanlardan mesuldür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) [Müslim]
(Çocuklarına Kur'an-ı kerim öğretenlere veya Kur'an-ı kerim hocasına gönderenlere, öğretilen Kur'anın her harfi için, on kere Kâbe-i muazzama ziyareti sevabı verilir ve kıyamette, başına devlet tâcı konur. Bütün insanlar görüp imrenir.) [S.Ebediyye]
(Çok müslüman evladı, babaları yüzünden Veyl ismindeki Cehenneme gidecektir. Çünkü bunların babaları, yalnız para kazanmak ve keyf sürmek hırsına düşüp ve yalnız dünya işleri arkasında koşup, evlatlarına Müslümanlığı ve Kur'an-ı kerimi öğretmediler. Ben böyle babalardan uzağım. Onlar da benden uzaktır. Çocuklarına dinlerini öğretmeyenler Cehenneme gidecektir.) [S.Ebediyye]
Kendinin yapması haram olan şeyi çocuğa yaptıran kimse, haram işlemiş olur. Çocuklarına içki içiren, kumara alıştıran, müstehcen neşriyatı okumasına sebep olan, yalancılık, hırsızlık gibi kötü huylara alıştıran, kıbleye karşı ayak uzatmasına sebep olan kimse, günah işlemiş olur. Dinimizin temeli, imanı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir. Gençlere bunlar öğretilmediği zaman, İslamiyet yıkılır, yok olur. Allahü teâlâ, Müslümanlara Emr-i maruf yapmayı emrediyor. Yani, benim emirlerimi, bildiriniz, öğretiniz buyuruyor. Nehy-i münker yapmayı da emrederek, yasak ettiğini bildirdiği haramların yapılmasına razı olmamamızı istiyor.
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Kendinizi ve aile efradınızı Cehennem ateşinden koruyun!) [Tahrim 6]
Kur'an-ı kerimde, nefslerimizi ve aile efradımızı, yakıtı insan ve taş olan Cehennem ateşinden korumamız emredilmektedir. Elli-yüz senelik kısa bir hayat için evladımızı dünya felaketlerinden korumaya çalıştığımız gibi, ebedi felakete düçar olmaması için ahiretini de korumamız lazımdır. Bir babanın, evladını Cehennem ateşinden koruması, dünya ateşinden korumasından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da, imanı ve farzları ve haramları öğretmekle ve ibadete alıştırmakla ve kötü arkadaşlardan ve zararlı neşriyattan korumakla olur.
Bütün fenalıkların başı, kötü arkadaştır. Kötü arkadaşları, onun, küstah, yalancı, hırsız, ve saygısız olmasına sebep olabilir. Senelerce de bu kötü huylardan kurtulamaz.
Ne zaman çocukta iyi bir hareket görülürse, onu takdir etmeli, mükafatlandırmalıdır! İnsanların yanında bazen onu övmelidir.Amcası benim çocuğum böyle yaptı diyerek iyiye teşvik etmelidir. Bir kabahat işler veya kötü bir söz söylerse birkaç defa görmezden gelmeli, (onu yapma) dememeli, azarlamamalıdır. Sık sık azarlanan çocuk, cesaretlenir, gizli yaptıklarını açıktan yapmaya başlar. Yaptığı kötü işlerin zararı, kendisine tatlı dil ile anlatılmalı, ikaz edilmelidir! Yapılan iş, dine aykırı ise işin zararı, fenalığı ve neticesi anlatılarak, o kötü işe mani olmalıdır.
Baba, baba olduğunu, büyük olduğunu hissettirmelidir! Anne, çocuğu babası ile korkutmalıdır!
Her gün bir müddet oynamasına izin vermelidir ki, çocuk sıkılmasın. Sıkılmak ve üzülmekten kötü huy hasıl olur ve kalbi körleşir. Hiç kimseden para istemesine müsaade etmemeli, fazla konuşmamasını, büyüklere saygıyı öğretmelidir. İyi insanların güzel hallerini anlatıp, onlar gibi olmaya, kötü insanların kötülüklerini anlatıp, onlar gibi olmamaya dikkat etmesi öğretilmelidir.
Çocuğa her istediğini almak ve lüks içinde yaşatmak uygun değildir. Büyüyünce de her istediğini ele geçirmeye çalışır; fakat bunda muvaffak olamayınca sükutu hayale uğrar, isyankâr olur. Kendimiz helal yediğimiz gibi çocuklarımıza da helal yedirmeliyiz. Haramla beslenen çocuğun bedeni, necasetle yoğrulmuş çamur gibi olur. Böyle çocuklar da pisliğe, kötülüğe meylederler.
Çocuğa, israf etmemesini, kanaatkâr olmasını öğretmelidir. Bazen de yavan ekmek yemeye alıştırmalıdır. Kötü yerlere gitmesine mani olmalıdır! Çocuk kötülerin yanında ahlaksız, yalancı ve hayasız olur.
Baba, ne devamlı asık suratlı durmalı, ne de çocukla fazla yüz göz olmalı, konuşmasının heybetini korumalıdır. Çocuğa babasının malı ile, rütbesi ile övünmemesi tembih edilmelidir! Tevazu sahibi ve kibar olması öğretilmelidir! Başkalarından bir şey almanın zillet olduğu, veren elin alan elden üstünlüğü bildirilmelidir! Cimriliğin çirkinliği öğretilmelidir!
Başkalarının yanında edepli oturması, ayak ayak üstüne atmaması, lâubâli hareketlerden uzak durması telkin edilmelidir!
Fazla konuşmaktan çocuğu men etmelidir! Fazla konuşmanın hayasızlığa yol açtığı, çenesi düşüklüğün kötülüğü belirtilmelidir! Çocuk nasıl olsa konuşmasını öğrenecektir. Maksat, ona icap edince susmasını ve büyüklerin sözünü dinlemesini öğretmektir.
Doğru da olsa, çokça yemin etmesine izin vermemelidir! Vara yoğa yemin, kötü bir alışkanlıktır. Büyüklere hürmetin, yerini onlara vermenin ve herkesle iyi geçinmenin önemi anlatılmalıdır.
Çocuğu daha küçükken namaza alıştırmalıdır. Büyüyünce namaz kılması zor gelebilir. Başkasının malını çalmayı, haram yemeyi, yalan söylemeyi gözünde çirkin gösterecek şekilde anlatmalıdır! Böyle yetiştirip büluğa erince, bu edeplerin inceliklerini ona söylemelidir.
Her işi âdet olarak yapmaması, niyetle, şuurla yapmasının lüzumu anlatılmalıdır. Mesela, yemekten maksat, kulun Rabbine ibadet etmesi, insanlara, vatanına, milletine faydalı hizmetlerde bulunması, insanların saadeti için çalışması olduğu öğretilmelidir. Dünyadan maksadın, ahiret için azık toplamak olduğu, zira dünyanın kimseye kalmadığı, ölümün çabuk ve ansızın gelebileceği anlatılmalı, (Ne mutlu o kimseye ki, dünyada iken ahiret azığı elde eder, Cennete ve Allahü teâlâya kavuşur) demelidir. Küçük yaşında böyle terbiye edilirse, taş üzerine yazılan yazı gibi olur ve kolay kolay silinmez.
Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Bütün çocuklar, Müslümanlığa elverişli olarak dünyaya gelir. Daha sonra bunları, ana-babaları hristiyan, yahudi ve dinsiz yapar.) [Taberani]
Hadis-i şerifte Müslümanlığın yerleştirilmesinde ve yok edilmesinde en mühim işin, çocuklukta ve gençlikte olduğu bildirilmektedir. O halde, her müslümanın birinci vazifesi, evladına İslamiyet’i ve Kur'an-ı kerimi öğretmektir. Evlat nimetinin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için (Pedagogie), yani çocuk terbiyesi, çok kıymetli bir ilimdir.
İslam dinine karşı olanlar, bu mühim noktayı anladıkları içindir ki, (Gençliğin ele alınması birinci hedefimizdir. Çocukları dinsiz olarak yetiştirmeliyiz) diyorlar. İslamiyet’i yok etmek ve Allah’ın emirlerinin öğretilmesini ve yaptırılmasını engellemek için, (Gençlerin kafalarını yormamalıdır. Din bilgilerini büyüyünce kendileri öğrenirler) diyorlar.
Bugün, bütün hristiyan ülkelerinde, bir çocuk dünyaya gelince, buna bozuk dinlerinin icaplarını yapıyorlar. Her yaştaki insanlara, hristiyanlığı titizlikle aşılıyorlar. Müslümanların imanlarını, dinlerini çalmak ve yok etmek ve onları da, hristiyan yapmak için, İslam ülkelerine paket paket kitap, broşür ve kaset gönderiyorlar.
O halde, müslümanlar din cahillerinin hilelerine, yalanlarına aldanmamalı, çocuklarımıza sahip olmalıyız. Onlara sahip olmak da, dinimizin emirlerine uygun olarak yetiştirmekle olur. Ahlakı değiştirmek mümkün olduğu için Peygamber efendimiz, (Ahlakınızı güzelleştirin)buyurdu. Zaten din, güzel ahlak demektir. Şu halde dinin emrine uyup yasak ettiğinden kaçan, huyunu değiştirip güzel ahlaklı olur. Güzel ahlaklı olan da iki cihanda rahat olur.
En vahşi hayvan bile terbiye ile ehlileştiriliyor. Hiçbir zaman elma çekirdeğinden portakal olmaz. Fakat elma fidanını büyüterek, lüzumlu aşı ve kültürel tedbirlerle kaliteli elma veren bir ağaç olarak yetiştirmek mümkündür. Bunun gibi insan tabiatında bulunan bazı arzular yok edilemez, fakat terbiye edilebilir.
Çocuklarımızı nasıl terbiye etmeli
Sual: Çocuklarımızı nasıl terbiye etmeli, terbiyede esas olanlar nedir?
CEVAP
Terbiyede, bunu yap, şunu yapma demek yerine, örnek olmak gerekir. Bunun için, Lisan-ı hâl, lisan-ı kalden entaktır denmiştir. Yani insanın hâl ve hareketi, sözünden daha etkilidir.
Bir örnek:
Bir ticaret kervanı gelip, gece Medine’nin dışına kondu. Yorgunluktan uyudular. Halife Hazret-i Ömer, bunları görünce, Abdurrahman bin Avf’a, (Bu gece bir kervan gelmiş. Hepsi kâfirdir. Ama bize sığınmıştır. Eşyaları çok ve kıymetlidir. Yabancılar, yolcular bunları soyabilir. Gel, bunları koruyalım) dedi. Sabaha kadar bekleyip, sabah namazında camiye gittiler. Kervandaki bir genç uyumayıp, bunları takip etti. Soruşturdu, bu iki kişiden birinin Halife olduğunu öğrenince, gelip, arkadaşlarına anlattı. Halifenin bu hareketinden, İslamiyet’in hak din olduğunu anlayıp, hepsi müslüman oldu.
Baba, sigara içiyor, kumar oynuyorsa, çocuğuna bunları yapma demesi o kadar etkili olmaz. Bunlar kötü olsa babam yapmaz der. İyi şeyler, fedakârlıklar yapılırsa, örnek teşkil eder. Çocuğa iyilik yapmanın faydası anlatılmalı. Böylece çocuk bencil olmaktan kurtulur. Bencil yetişenler kendilerini topluma uyduramaz, hatta örf, âdet ve kanun tanımaz olur.
Terbiyede esas olanlar:
Zeka: Çocuk, ilk gördüğü eşyayı tetkik etme, kurcalama ve sorup öğrenmeye heveslidir. Onun için çocuklara hep iyi ve güzel şeyler gösterilmeli ve soruları doğru cevaplandırılmalı. Böyle çocuğun düşünme kabiliyeti gelişmiş olur. [3-6 yaş arası buna çok dikkat etmeli. Bu zaman dilimi, beyin ve zeka gelişmesi için en önemli devredir.]
Ruh: Hassas ve alıngan çocuklara acı da olsa gerçekleri görmesi ve tahammül edebilmesi öğretilmelidir. Katı ruhlu çocuklar ise onu duygulandıracak, örnekler vererek, hassas olmasına çalışılmalı.
İrade: Güçlü iradeye sahip olmasına çalışılmalı. Zayıf iradeli çocukları biraz serbest bırakıp kendine olan güvenini arttırmalı. İradesi kuvvetli çocuklarda ise terbiye daha sert olmalı. Ancak yine sevgi ve anlayış göstermek şarttır.
Terbiyede şunlar önemlidir:
Din: Allahü teâlânın iyi, çalışkan ve dürüstleri sevdiğini, onları Cennete koyacağını, kötüleri sevmediğini ve bunları da Cehennemde cezalandıracağını öğretmeli.
Sevgi: Terbiyede sevgi gibi, ciddiyet de çok önemlidir. Ana babanın geçimsizliği, hele ayrılığı çocuk ruhunda fırtınalar koparır.
Ceza ve mükafat: Bunu yaparsan, şunu vermeyiz, sokağa çıkarmayız gibi bazı cezalar uygun ise de, kesinlikle dayak atılmamalı. Ceza kalb kırıcı olmamalı, kimsenin önünde de yapılmamalı. Yerinde yaşına göre oyuncak veya bisiklet almak gibi mükafat verilmeli. “Bu bisikleti Kuran-ı kerimi hatmettiğim için babam bana aldı” diyebilmeli.
Oyunlar: Yaşına uygun olarak, çeşitli sporlar bedenin ve zekanın gelişimini sağlar.
Çevre: Hadis-i şerifte, (Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir)buyuruldu. İyi çevre ve iyi arkadaş edinmelidir.
En değerli yatırım
Sual: Çocuklar evde tutturdular ki bize her hafta dergi alın. Biz de bir bakalım dedik, araştırmak için. Çünkü korkuyoruz, yanlış bir şey okuturuz diye, zira onlar bizim her şeyimizdir. Bize tavsiye edeceğiniz bir yayın var mı?
CEVAP
Gayretiniz için sizi tebrik ederiz. Çünkü bugün insanların en çok konuştuğu konulardan biri ekonomidir. Birçok sohbetin konusu, arsa, borsa, euro, dolar, altın, hisse senedi, devlet tahvilleri vs. İnsanlar; en değerli yatırım aracı hangisi ise, haklı olarak ona yönelmek istiyor. Bu normaldir, yadırganacak tarafı yoktur.
Unutmamalı ki bu yatırımlardan çok daha önemli bir yatırım daha var. O da çocuğa yapılan yatırım, insana yapılan yatırımdır. Dünyanın en zor işi insan yetiştirmektir. Bir insanın yetişmesinde birçok unsur rol alır. Bunlar içinde en önemlileri; aile, çevre, okul ve medyadır.
Dünyadaki bütün ülkeler, kendi çocuklarının ve gençlerinin dürüst, çalışkan, güzel ahlaklı, başarılı, kültürlü, topluma faydalı, vatansever, eğitimli ve kendi öz değerlerine saygılı insanlar olarak yetişmesini ister. Bunun için çaba harcar. Bunu başaran ülkelerin, diğer sıkıntıları daha kolay ve daha çabuk çözülür. Çünkü, her şeyin başı insandır. İnsanın iyi yetişmesi için hiçbir masraftan ve güçlükten kaçınmayanlar, başarının ve medeniyetin zirvesine yükseldiler. Osmanlı böyle yaptı. Amerika ve Avrupa şimdi [Osmanlıyı taklit ederek] böyle yapıyor.
Ülkemiz, yukarıda bahsedilen bir insanın yetişmesinde en önemli rolü üstlenen kurumlar konusunda yetersizdir. Çocuklarımız, hâlâ kalabalık sınıflarda, laboratuarsız, bilgisayarsız ortamlarda ders görüyor.
Büyük şehirler başta olmak üzere, çevremiz de pek tekin değil. Yani, dışarısı tehlikelerle dolu.
Görüntülü ve yazılı medyanın büyük bir bölümü şiddet ve cinsel konulara ağırlık veriyor...İnsanın edep duygularını zedelediği ve çeşitli kötülükleri cazip hâle getirdiği için izlenmesi, okunması sakıncalı bir sürü yayın var.
Geriye ne kaldı... Bir tek aile...
Bütün ebeveynlerin biricik derdi, çocukların iyi bir şekilde yetiştirmektir. Bu konuda kendi gayretleri yeterli değil. Çocukları, kötü arkadaşların, görüntülü ve yazılı medyanın zararlarından korumak lazım.
Evet, size de tavsiye edeceğimiz, bu konuda yıllardır yüzümüzü ağartan bir yayın var. Biz ona "En iyi arkadaş" diyoruz. İyi ki var. Çocuklarımızı, birer hanımefendi birer beyefendi olarak yetiştirmek için gayret sarf ediyor. Onlara vatan-millet-bayrak sevgisini, ecdada saygıyı, kendi kültürüne ve değerlerine sahip çıkmayı öğretiyor.
|
|
|
Mürşid kimdir?Niçin Gereklidir?Mürşitsiz olmaz mı?Mürşidde olması gereken vasıflar |
|
Yazar: RasitTunca - 11-04-2019, 12:09 PM - Forum: Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Mürşid-i Kamil kimdir? Niçin Gereklidir? Mürşitsiz olmaz mı? Mürşid de olması gereken vasıflar Nelerdir?
Mürşid-i kamil, Sırat-ı Müstakimi (dosdoğru yol, yani İslam’ı) gösteren, dalaletten hidayete sevkeden kişidir. Mürşid-i kamil, tasavvufta seyr-i sülûkunu tamamlayıp, irşada ehliyetli ya da icazetli olan kişiler için kullanılan bir tabirdir. Şeyh ile aynı manaya gelir.
Mutasavvıflara göre üç türlü şeyh vardır: Bunlara şeyh-i ta'lim, şeyh-i sohbet ve şeyh-i tarikat denir. Şeyh-i ta'lim, ilim sahibi bir öğretici, tasavvufi konularda bilgi verip, insanları aydınlatmakla yetinen mutasavvıftır. Şeyh-i sohbet, her isteyenin sohbetine katıldığı, sözlerini dinlediği, hâl ve hareketlerini örnek aldığı mutasavvıfa denir. Şeyh-i terbiye, şeyh-i irşad, şeyh-i taslik de denilen şeyh-i tarikat ise mürid ve müntesiblerini tasavvuf yolunda eğitip yetiştirerek Allah'a ulaştıran önderdir.
Şeyhin uyması gereken kimi kurallar da vardır. Her şeyden önce diğer şeyhler arasında sivrilmek, öne çıkmak için çalışmamalı, müridlerinin çoğalması için gösteriş yapmamalıdır. Nefsini bütünüyle altettiği, nefsinin tehlikelerini tamamen yok ettiği düşüncesine kapılmamalı; halkın arasına karıştığında tüm varlıklarla ilişkisini kesebileceği özel bir halvet yeri ve zamanı olmalıdır. Kendisine bağlanan müridlere iyi davranmalı, diğer şeyhlere saygı göstermelidir. Müridlerini sevmeli, onları sağlık ve hastalıklarında yalnız bırakmamalı, haklarını yerine getirmelidir. Nefislerine karşı verdikleri savaşta zaaf gösteren müridlere hoşgörülü davranmalı; müridlerinden gelecek herhangi bir fayda ve hizmete tenezzül etmemelidir. Müridlerin kusurlarını yüzlerine vurmamalı, onları dolaylı biçimde uyarmalıdır. Müridlerinde gördüğü değişiklikleri başkalarına açıklamamalıdır.
Tasavvuf kaynaklarında, tasavvufî hayata girmek, bir mürşide bağlanmak isteyenler için gerçek bir şeyhte aranması gereken niteliklerin dökümü yapılır. Bunların başlıcaları şöyle özetlenebilir: Şeyh ilim, irfan ve eserleriyle temayüz etmiş olmalıdır. Veli olması yeterli değildir, aynı zamanda mürşid olmalıdır. Günlük hayatı müstakim olmalıdır. Belli bir tarikatın kuralları doğrultusunda tasavvufi eğitimini (seyr ü süluk) tamamlamış olmalıdır. Müridlerini yetiştirmekteki yeteneği kabul edilmiş olmalıdır. Dini görevleri yerine getirmede ciddiyet sahibi olmalıdır. Tekelci olmamalı; kendi dışındaki şeyhleri kötülememeli, küçük görmemelidir. İnsanları eğitmek bir yetenek işidir. Öğretmek ve eğitmek herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bu nedenle şeyh, Allah vergisi bir kabiliyete sahip olmalıdır.
Mürşid Niçin Gereklidir?
Bu âleme gelen bir kimsenin, muhakkak Allah'ı bilmesi, bulması ve Hakk ile olması lâzımdır...Allah'ı arayan ve Allah'ı bulmak isteyen kimse, tek başına kendi tefekkürü ile Allah'ı bulamaz, bulsa da kendi hayâlini Allah zanneder...Eğer kullart efekkür ile, Allah'ı O'nun murâd ettiği gibi bulabilecek olsalardı, Allah peygamberler göndermezdi...
İnsanın hilkatinde Allah'ı arama duygusu vardır...Medenî olmayan kavimlerin putlara ve totemlere tapması bunu göstermekdedir...Gönül, koptuğu yeri yani "vatan-ı aslî"yi arıyor...İnsanlar ilâhîdir yani Allah'dan gelmişdir, yine Allah'a gidecekdir...İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'ûn...
Görüyoruz ki insanlar zamânın çabuk geçmesini arzuluyorlar ve bunun için bir takım eğlenceler yapıyor ve oyunlar oynuyorlar...Sebebi sorulduğunda "Vakit geçsin" diye cevap veriyorlar...Halbuki aklı başında olan bir insan vaktin geçmesini istemez, çünkü ilerde ölüm vardır...Demek ki farkında olmasa da insan geldiği memlekete dönmek istiyor...
Bu âlemde Allah'a kavuşmak isteyen kişiye bir önder lâzımdır...Çünkü uzak bir memlekete gitmek isteyen birisi tek başına gitmeye kalkarsa yolu bulamayabilir, bulsa da yolda birçok zahmetlerle karşılaşabilir...İyi bir rehberi olmayan kimse yolu sapıtabilir...İnsan kendisine iyi bir rehber bulursa gideceği yere kolayca varır...Aynen dünyâdaki yolculuk gibi ma'nevî yolculuk olan Allah yolunda da insana iyi bir rehber lâzımdır...Bunlar da gerçek mürşidler yani peygambere vâris olan mürşid-i kâmillerdir...Fakat insan eğer kendisine rehber olarak kargayı seçerse karga onu leşe götürür...Demek ki rehberin yani mürşidin iyi olması lâzımdır...
şeyh ile mürîd arasındaki münâsebet
Şeyh ile mürîd arasındaki münâsebet, karı-koca arasındaki münâsebet gibidir...Mürîd kadın da olsa erkek de olsa böyledir...Bu münâsebet şeyhin dili ile mürîdin kulağı arasında olur...Şeyhin dili erkek, mürîdin kulağı dişi gibidir...Karı-koca arasındaki münâsebet ile çocuk olduğu gibi şeyh ile mürîdin ma'nevî münâsebetinden de bir çocuk olur ama bu çocuk kalbde olur...Buna veled-i kalb derler...
Eğer mürîd, mürşidinin her sözünü tutar, yap dediğini yapar yapma dediğini yapmazsa, verdiği dersleri yapar, mürşidine hürmet ve hizmetde kusûr etmezse kalb çocuğu erkek olur...Kalb çocuğu erkek olan mürîd, mürşid olur yani hem kendisini hem başkalarını irşâd edebilir...
Eğer dervîş, mürşidine hizmeti eksik yaparsa, meselâ mâlen hizmet edip bedenen etmezse veya bedenen edip mâlen etmezse, o mürîdin kalb çocuğu kız olur...Böyle bir dervîş ancak kendisini irşâd edebilir, başkalarını irşâd edemez...
Eğer mürîd, mürşidinin sözünü tutmaz, verdiği dersleri yapmazsa veya kendi kendine ilâveler yaparsa, çocuk düşer...Buna rağmen o kişi yine de dervîş sayılabilir, tıpkı bir koyun sürüsü satılırken içindeki uyuz, topal ve kör koyunların da aynı sürüden sayılması gibi...
Mürşitsiz olmaz mı?
Şeyh, yol gösteren arif kişi,(1) mürid ise, şeyhe bağlı kimse anlamındadır.(2) Şeyh (mürşid), insanları halktan Hakk'a ulaştırmada bir rehber, bir kılavuzdur. Okulda hoca ne ise, dergâhta mürşit de odur. Hoca, daha çok akla hitap eder. Mürşit ise, ruhla meşgul olur. Mürşidin yüzü nuranî, sözü Rabbanîdir.(3)
Mürşide, şu zâviyeden bakmak isabetli olacaktır:
“Üstad ve mürşid, masdar ve menba telakki edilmemek gerektir. Belki mazhar ve ma’kes olduklarını bilmek lazımdır. Mesela, hararet ve ziya, sana bir ayine vasıtasıyla gelir. Sende, güneşe karşı minnettar olmaya bedel, ayineyi masdar telakki edip, güneşi unutup, ona minnettar olmak divaneliktir. Evet, ayine muhafaza edilmeli, çünkü mazhardır."
"İşte, mürşidin ruhu ve kalbi bir ayinedir. Cenab-ı Hakk'tan gelen feyze ma’kes olur. Müridine aksedilmesine de vesile olur. Vesilelikten fazla feyiz noktasında makam verilmemek lazımdır.”(4)
“Vesile” kelimesi üzerinde kısaca durmakta yarar görüyoruz.
“Allah’a bir vesile arayın” (Maide, 5/35)
ayeti vesileyi emreder. Vesile, Allah’a kurbiyete (yakınlığa) sebep olacak şeylerdir. Mesela, İlâhi emirleri yapmak, günahları terk etmek gibi...(5) Keza, salavat Resulullah’a ulaşmaya bir vesile, Resulullah ise, Rahman’ın rahmetine bir vesiledir.(6)
Doktor, nasıl şifaya vesiledir, fakat şifa Allah’tandır. Onun gibi, mürşid dahi İlâhi feyiz ve hidayete bir vesiledir. Hidayet Allah’tandır.(7) Müridin şeyhine kalbini bağlaması, onda fâni olması, tasavvufî ifadesiyle fena fiş-şeyh; fena fir-resul ve fena-fillaha vasıta olmalıdır.(8) Yani mürid, şeyhinde fani olmak halinden Resulullah’ta fani olmaya yükselmeli, o makamdan da Allah’ta fani olma derecesine çıkmalıdır.
İlim ehli insanlardan istifade, irfan sahibi mürşitlerden ise, istifaza edilir, feyz alınır. Kâmil mürşitlerin huzurunda duyulan huzur, bir feyz tecellisinden ibarettir. “Onların nefesi, gayb âleminin baharındandır. Onun tesiriyle, gönülde ve canda yeşillik ve tazelik husule gelir.”(9)
Bir üstada merbutiyet, bir şeyhe bağlılık güzel olmakla beraber, bu bağlılık insanı, “şeyhim beni kurtarır” şeklinde bir tembelliğe sevk etmemelidir. Nitekim, peygamber hanımı olmak, Hz. Nuh ve Hz. Lut’un hanımlarına yetmemiş(Tahrim, 66/10), peygamber oğlu olmak Nuh’un oğullarından birisi için fayda sağlamamıştır.(Hud, 11/45-46). Cenab-ı Hak, Nuh’un oğlu için, “O senin ehlinden değil.” demektedir. Şüphesiz bu, neseb itibariyle değil, inanç yönündendir.
Hz. Peygamber (asm)'in, kızı Fatıma’ya,
“Ey Fatıma! Amelinle kendini ateşten kurtar. Yoksa ben de seni kurtaramam!”(10)
şeklindeki hatırlatması, cidden anlamlıdır.
Beyazid-i Bistami, “Kürkünüzden bir parça verseniz de teberrüken üzerimde taşısam.” diyen müridine şöyle der: “Evladım, sen adam olmazsan, değil Bayezid’in kürkü, belki derisini yüzüp de içerisine girsen, yine fayda etmez.”
Verilen bu örnekler, şefaati reddetmek anlamında değildir. Peygamberlerin, kâmil mürşitlerin elbette şefaati olacaktır. Fakat buna layık olabilmek için, belli bir amel ve ihlas seviyesini yakalamak lazımdır.(11)
Tarikat, insanı Allah´a (cc) yaklastiran bir yoldur insan zahiri ilimler de bir üstada nasil ihtıyac duyarsa yani bir üstada ihtiyaci varsa, nefs terbiyesinde de mutlaka bir üstada ihtiyac vardir
Dolayisiyle nefisle mücadele nasil yapilir ? Ne yapmak gerekir ? Nasıl terbiye edilir ? insan bunu bilmez
Mursid insana ödev verir ve ne yapmak gerektigini söyler Yani reçete yazar, kişi o reçeteyi uygularsa nefisle mücadele de başarılı olur Recete uygulamadığı bir fayda göremez … Tabi ki Mursit önce ona zikir veya nefsini kiracak vazifeler verir O ölcülü yapilan zikir ve görevlerin , mutlaka faydasi olur .
Mürşid-i Kamiller Allah’in yeryüzündeki eminidirler. Onlarla beraberlikte çok hayir ve bereket vardir.
Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadiklarla beraber olun. (Tövbe/119)
Kâmil mürşitler kalpleri huzuru ilahide aşk gibi kâmilliğe ulaşmış Rabbul alemin tarafından da kalpleri meleklerin ziyaretine arz olunmuş Allah (cc) dost larıdır Nitekim Rabbimiz Davud (as) a şöyle vah yetmişti:
Ya Davut daha hangi zamana kadar Cenneti zikredip bana iştiyak isteme yeceksin?
Davut(as) dedi ki:
”Yâ Rab Sana iştiyak duyanlar kimlerdir?”
Rabbimiz buyurdu ki:
Bana iştiyak duyanlar;O kimselerdir ki ben onları her türlü bulanıklıktan arındırdım,Onlara sakınacakları şeyleri tembih ettim,kalplerinden bana bakacakları bir gedik açtım
(Halk içinde Hakkı seyrederken,baş gözüyle halka bakarken kalp gözüyle beni seyrederler)
ve ben onların kalplerini elimde taşır semama koyarım.Sonra en seçkin me leklerimi çağırırım Meleklerim toplan dıkları zaman bana secde ederler Ben de derim ki:
Ey meleklerim ben sizi bana secde etmeniz için çağırmadım fakat size bana müstak olan kullarımın kalbini arz etmek sizleri çağırdım ve size onlarla övünürüm Şüphesiz ki onların kalpleri meleklerimin bulunduğu semamı aydınlatır.Aynı güneşin arzı aydınlattığı gibi
Ey Davud!
Şüphesiz ki ben iştiyak ehlinin kalplerini Rızamdan yarattım,
Zâtımın nuruyla onları nimetlendirdim, Kendim için konuştuğum kimseler eyledim,
Onların Bedenlerini yeryüzünde nazargâhım kıldım,
Kalplerinden bana bakacakları bir yol açtım ve onların bana olan iştiyakı her gün artar.”
Davud (as) dedi ki:
Yâ Rabbi senin katında böyle bir dereceye, nasıl nail oldular?
Rabbimiz buyurdu ki :
“Hüsnü zann ile dünya ve dünyalıklar dan el çekmek ile Benim için halvetlerle müracat ve yakarışlarıyla ;(şunu bilki Ya Davud) bu öyle bir derecedir ki bu dereceye ancak dünya ve ehlinden yüz çeviren ulaşır.Dünya dan hiçbir şey hatırından geçirmeyen ulaşır,kalbini benim için her şeyden boşaltan ve beni yarattıklarımından fazla tercih eden ulaşır İşte o zaman ben ona rahmet eder,nefsini(mâsivadan) boşaltırım, Benimle onun arasındaki perdeleri açarım,
Her an ona ikramımı gösteririm ve onu zâtımın nuruna yaklaştırırım…
İzzetim ve celâlime and olsun ki Ya Davud ! onları Firdevsi âlaya yerleş tiririm taki onlar razı olunca ya kadar benim nazarımla gönülklerini cilalan dırırım rıza ötesi de onlar için vardır.”
“Mürşidi kamiller köklü dallar gibidir Ayetteki ifadeyle sen dağları sabit duruyor görüyorsun o bulut gibi hareket ettiği halde onlar cisim olarak köklü dağlar gibi sabit görünürler ama kalben bir anda ne alemlerde dolaşırlar”
“Mürşidi kamiller ilahi fuyuzat kapları dır kalpleri kuran kabı tecelli kabı olmuş mürşidler arzda aşk menbağı marifet havzıdırlar.doyasıya , kanasıya marifet havzına dalan mürid aşka muhabbete ve hakikate doyar, yüzü bu nur ile parlamaya başlar.Teslimiyet,Rıza ve hizmet meyveleri vermeye başlar”
“Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah’ı hatırlatırlar”
(İbn Mace, 4119; İbn Ebi’d-Dünya, K Evliya, 48)
Kamil Mürşid dünya ile ahiret arasında bir köprüdür. Dünyadan ahirete geçmek isteyen insanlar, o köprüden geçmedik çe ilahi rızayı elde edemezler. Her devir de rahmete vesile olan Allah dostları bu lunur. Her devirde Allah için sevilmeye layık, canını ve malını Allah yoluna ada mış öyle kâmil veliler bulunur ki, onlar ilahi aşk için bir merkez durumunda dırlar. Onlar Allah’ın boyası ile boyan mıştır. Allah dostları yeryüzünde Allahu Teala’nın en canlı şahididir.Vücuttaki organların yaptığından kalp sorumlu tutulur, o muhatap alınır. Günahlardan temizlendiği zaman kalp Allah’a yakla şır. Gerçekte itaat eden kalptir. Organ ların yaptığı ibadetler onun nurudur, kötülüklerde onun eseridir. Bardağın içinde ne varsa o görünür.Kalbinin hallerini bilmeyen, nefsinin hallerini de bilemez. Kalbin sıfatlarını bilmek Allah vergisi bir ilimdir. Onu da Mürşid-i Kamiller bilir.Kalbimizden geçirdik lerimizi ve yaptığımız amellerin durumu nu iyi anlamalıyız. Yoksa ameller boşa gider, haberimiz olmaz, nefsimiz konu şur, biz melek konuştu sanırız. Bu yüz den nefsin ve şeytanın ne dediğini anla mak için bir Mürşid terbiyesi şarttır.
Namazın nasıl kılınacağını öğrenmek fıkıh ilminin konusudur. Namaz kılarken kalbimizi şeytan ve nefsin meşgul etme sinden kurtarmak içinde tasavvufu bilmek lazım bir mürşide bağlanmak lazım.
“İyi bilin ki, Allah’ın veli kulları için hiçbir korku yoktur Onlar üzülmeyeceklerdir Onlar, iman edip takvaya ermiş olanlardır Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjdeler vardır Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur Bu en büyük mutluluğun ta kendisidir”
(Yunus; 62-64)
Ameller ihlâs ile yapılmazsa Allahu Teala kabul etmez. İşte tasavvufi hayat ihlâsı elde etmek için lazımdır. Mürşid onun için müritlerine ilahi muhabbeti tahsil etme yollarını öğretir.Nakşibendî yolunu büyüklerinden
Şeyh Abdulhalıkı Gucdevani Hazretleri:
“Ben kırk yıldır bir serçenin su içtiği zaman kadar bile Allahu Teala’dan gafil kalmadım”
demiştir.
İşte Mürşid müride bu hali yaşamayı öğretir.Münker ve nekir kabirde geldiği zaman insanın ağzının kokusunu kok lar.İnsanın ağzından maksat amelleri dir. Çünkü ağzı insanın aynasıdır. Münker ve Nekir geldiği zaman insana Rabbini, Kitabını, Peygamberini, kıble sini sorar. İnsanın malı, evladı rütbesi ona Rab olduysa bu durumda Rabbim Allah diyemez.Bunlara cevap verebil memiz için ilahi hükme âşık olup, bu hükümleri gereği yapamasak da en azından yapmak için gayret sarf etme miz lazım. Bunun için gözyaşı gerekir, yüreğin yanması lazımdır. Yanan yer dil değil ağız olacak, ağzın kokusunun kalpteki iman nurundan gelmesi lazım. Yürek “Allah… Allah… Allah” derse, insa nın zikri ne ise fikri de o olur. Bunun da ancak Kamil Mürşide bağlanarak yapa biliriz. Çünkü Mürşidi Kâmilin vazifesi kalpleri Allahu Teala’ya döndürmektir. Mürşidi Kâmiller Allahu Teala’nın izni ile pek yüce işlerle görevlendirilmişler dir. İnsanları Allah’a ulaştırırlar, ilimleri sayesinde insanların benlik duygularını kırarlar. Bütün vücut ülkelerinde tek yaratıcı Allahu Teala’nın hükmünü hâkim hale getirirler, nefisleri terbiye ederler. Bu terbiye sayesinde gözler hikmetle bakar, dil sadakat ile konuşur, mide helal rızk arar, ayaklar eller helal istekler için çalışır.Mürşid olmazsa, biz vücudumuzu ıslah edemeyiz. Nefsimizi padişah eder, onu aziz tutarız. Mürşid vücudun zulmetini, kötülüklerini ortaya çıkarır. Bizi bize anlatır, hayır ve şer olanı tanıtır.İnsan ilmi konuları bilse de yapamaz, nefis engel olur. Eğer Mürşid terbiyesine razı olunursa o zaman nefis bunları kabullenecek seviyeye gelir. Nefis mecbur kalır, kalpteki imana itaat eder. Mürşid de buna vesile olmuş olur. Mürşidi Kamil insana zulüm etmez ,insanın nefsine zulüm ettirir ki o nefis sahibi şifa bulsun. Gönül âleminde nice sırlara sahip olsun. Nefsini ıslah edeme yenler zelil olmuştur.Nefis yaradılış gereği kolay olana talip olur. Sıkışmaya daralmaya asla tahammül etmez. Şeytan ise aklı bu yönde kullanır. İnsanı kalbin hastalıkları ile baş başa bırakır. Mürşidi Kamil hasta kalbe şifa olacak ilacı bilir. Onun ilmini almıştır. Bunun içinde müridine bu ilmi telkin eder. Her müridin hastalığı bellidir, şifası vardır. Ruh yaradılışındaki kemalata varamaz sa nefsin esiri olur. Nefis vücuda hâkim ise ruhun muhabbetini dünya sevgisine çevirir. İnsan da mal biriktirme sevgisi, makam, rütbe sevgisi olur.Eğer insan Kamil bir Mürşidin sayesinde nefsin esaretinden kurtulursa kendisinde Allah’ın muhabbeti çok olur. Ruh asıl vazifesine başlayınca arifler meclisi insana tatlı gelir. O zaman insanın mürşidini göresi gelir, ellerine sarılıp öpesi gelir, evlerine girip durası gelir, gönüllerine girip yatası gelir.Mürşid müridi kötülük ve kirlerden temizlemek üzere terbiye eder.Böylelikle kulun kalbi nurlanır. Tevhit anlayışının güzelliği ortaya çıkar. Bunun ardından basiret gözü açılır. Allahu Teala’nın – Celal- nurları ona görünür. İlahi huzura git mek için can atar. Kul böylece Rabbini sevmiş olur. Bu sevme Mürşidi Kâmilin verdiği terbiye sonucudur. Bu ilimle kalp aynası parladığı için müride dünya nın çirkinliği görünür, ahiret ise bütün güzelliği ile ortaya çıkar. Buda Mürşid elinde terbiye görmenin neticesidir.
Mevlana Celaddin-i Rumi Hazretleri anlatıyor:
Akıllı bir zat ata binmiş gidiyordu. Yol üzerinde uyumakta olan bir adam gördü.Bu adamın ağzına doğru küçük bir yılanın girmekte olduğunu gördü. Yılanı ürkütüp kaçırtayım diye atını sürdü ama yetişemedi ve yılan adamın ağzından içeri girdi. Atlı yapılacak tek şeyin adama hiçbir şey söylemeden yılanı çıkarmak olduğunu düşündü. Atını ileriye sürdü uyumakta olan adama kamçısı ile öyle bir vurdu ki adamcağız uyanır uyanmaz ne olduğunu anlayamadan kaçmaya başladı.Elma ağacının altına doğru koşmaya başladı atlı hem vuruyor hem de çürük elma yediriyordu adamda içten içe söyleniyordu. Atlı gece vaktine kadar adamı koşturdu. Sonunda adam yorgun düştü. Midesi çalkalana çalkalana yediği elmalar adeta şurup haline geldi ve kustu. Kapkara yılanda hortum gibi midesinden çıktı. İşte her birimiz ejderhaya benzer yılan yutmu şuz. O da nefsimiz. İnsanlara karşı sert davranmamız, işlerimizde inatçı oluşu muz, başkalarına yaptığımız zulüm, öfke ve kinimiz işte bu yüzden. Nefsimi zin bize hâkim olmaması ve onu çıkar mak için ekşi ve çürük elmayı bize yedi rip, bizi koşturacak, yoracak bir mürşid’ e ihtiyacımız var.
Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v)Efendimizi görmek istersek, bizi o nura ulaştıracak sebeplere göz dikme miz gerekir. Mürşidi Kamil Allahu Teala’nın bir askeridir. Üzerlerinde Allahu Teala’nın vakar ve heybeti var dır.Son olarak şunları diyebilriz, tasavvuf terbiyesini Allah’ın sevgisinin ekilip biçildiği bir tarlaya benzetebiliriz. Mürşid de bu tarlaya sevgi eker, korku biçer. Ahiret yolculuğu meşakkatli oldu ğu için yol gösterecek bir ışığa, kılavuza ihtiyaç vardır. Bu dünyada kulluk vasıta sına binip Allahu Teala’ya kavuşurken nebiler, veliler, âlimler hep kılavuzdur. Kılavuzu sağlam seçmek lazımdır.
İmam-ı Gazali,Yunus Emre Hz.leri,Şeyhi Olmayanin Şeyhi şeytandir diye buyuruyor.
Imam-i Azam Ebu Hanife Hazretleri, Bu mübarek, Cafer-i Sadik Hz.lerine intisap etmis ve su sözleri söylemistir: “Ömrümün son iki senesinde, Cafer-i Sadik Hazretlerine intisap etmeseydim, hüsrandaydim.”
buyurmustur.
Yine büyük Âlim ve Müfessir olan Imam Şarani Hz.leri de Ümmi bir zât olan Ali Havas (ks) Hz.lerine intisap etmistir. Hem Mezhep imamlarimiz da, hem de diger büyük ilim sahibi imamlarimizda da tarikat’a suluk edenler çoktur. Çünkü Tarikat Şeriat’tan ayri bir sey degildir. Beraberlerdir.
“Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş olur Bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur Benim emirime (dini işlerinizi yürüten imamınıza) itaat eden bana itaat etmiş olur Ona isyan eden de bana isyan etmiş olur” (Buharî, Nesaî)
“Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardı.Şu halde Rasulullah (s.a.v) Efendimizin vârisi ve ümmetinin terbiyecisi olan kamil mürşitler, ümmetle yaptıkları tövbe ve istiğfarda Efendimizin (s.a.v) ayette anlatılan sıfatını temsil etmiş oluyorlar. Kulların Allahu Teala’ya yönelişlerine şahitlik yapıyorlar. Onlarla birlikte Yüce Allah’a tövbe ve istiğfar ediyorlar. Birlikte tövbe yapan müminin tövbesinin kabûlü için de ayrıca Allah’a yalvarıyorlar. Zira kamil mürşitler naz makamında niyaz eden salih kullardır. Onlarla birlikte yapılan tövbeler, onların nezaretinde icra edilen zikirler ve onla rın tavsiyesi doğrultusunda yapılan hiz metler Allah katında en verimli, en sevimli, en temiz ameller olarak kabul görür. Yeter ki insan, bu makamın mün kiri olmasın ve o huzurda edep dışı dav ranmasın.
“Ey iman edenler! Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.”880
ayetinden, topluca tövbe yapmanın daha makbul olduğunu anlıyoruz.
Bir Fatih Sultan Mehmet’in Akşemset tin hazretleri olmasından tutunda Osman Beyin Şeyh Edebali hazretleri olmasına kadar her dönem Padişah larında terbiyecisi ve yön vereni şeyh lerdi…
Mevlana(ks)…
AbdulKadir Geylani(ks)…
İmam-ı Rabbani(ks)…
Muhyiddin Arabi(ks)…vs
Tarihte gelmiş geçmiş ıslah edici Mürşitlerdendi.
Niceleri gittiler mürşid arayı
Arayanlar buldu derde devayı,
Yüzbin okurısan akdan kareyi
Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz.
Kadılar müftüler cümle geldiler
Kitapların hep bir araya yığdılar.
Sen bu ilmi kimden aldın dediler
Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz
Bunları sade şiir gözüyle görmemek lâzım. Ayetlerin lisanından konuşur Hak şairinin şiirleri. Yukarıdaki şiir,
“Li küllin cealnâ minkum şir’aten ve minhâcâ” (Maide, 48)
yani
“Her biriniz için bir şeriat ve münevver bir yol tayin ettik ”
ayet-i celilesini tefsir ediyor adeta.
KUR’AN VE HADİSTE MÜRŞİTLERİN SIFATLARI
Kamil mürşitler, “Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve bu hali korumak için sadık kullarımla beraber olun” (Tevbe, 1ı9) ayetiyle tarif edilen sadıklardır. Onlar, hak yolda rehberlik yaparlar; kalbleri Allah’a bağlarlar, zayıflamış imanı tazeler, sönmüş sevgiyi canlandırırlar. Bir ömür boyu dini yaşayarak ihya ederler. Onlara müceddit denir. Gerçek müceddit, her şeyini Yüce Allah’a kurban etmiştir, O’nun boyası ile boyanmıştır. Sözü ve fiili ile Yüce Allah’ın şahididir. Kur’an’da bu kimseye “mukarrabun” makamı tahsis edilmiştir. Onun takvada en önde olduğu belirtilmiştir. (Vakıa, 11-12) Bu makamdaki kimsenin diğer insanlardan en önemli farkı, içi ve dışıyla Allah adamı olması ve gönlü yanık sadıklara ilahi aşkı tattırmasıdır.
İlahi aşkı ve ahlakı ayakta tutan bu rabbani alimlerin “ülü’l emir”olduğu bildirilmiştir. Diğer müminlerden de onlara itaat edilmesi istenmiştir. (Nisa 59) Ülü’l-emir; işi üstlenen ve yürüten kimse demektir. Yürütülecek ve görülecek iş, Allah’ın işidir. Bu da bütünüyle dindir. Şu halde ülü’l-emir, Allah’ın işini gören, emrini yerine getiren, hizmetini yürüten, dini ihya eden, kulları hakka sevk eden kimsedir.
Kur’an’da Allah’a aşık olanlara “ricalullah” denir. Ricalullah, Allah adamı/Allah dostu demektir. Allah adamının en önemli işi zikir, fikir, şükür, hizmet, haya ve ahde vefadır. (Nur, 37; Ahzap, 23) Kur’an takvada önde gidenleri pek çok farklı sıfatlarla tanıtmıştır. Sadık, sıddık, muhsin, muttaki, evliyaullah, ebrar gibi sıfatlar, onların ismi gibi zikredilmektedir.
İşte bu sıfatlara sahip olan kimseye gerçek peygamber varisi denir. Onlar, Hz Muhammed (s.a.v) Efendimizle insanlığa sunulan ilahi sevgiye, rahmete, ilme ve edebe varistirler. Rasulullah (s.a.v) bu varislerinin Allah katındaki kıymetini ve diğer insanlardan farkını şöyle belirtmiştir:
“Alimin sırf ibadetle meşgul olan kimseye üstünlüğü, benim sizden en düşük seviyedeki kimseye üstünlüğüm gibidir.” Diğer rivayette, bu fazilet şu kıyaslama ile ortaya konmuştur.
“Alimin sırf ibadetle meşgul olan kimseye üstünlüğü, dolunayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.” (Tirmizi, İlim, 19)
Evet, gece gündüz ilahi emaneti taşıyan ve Yüce Hakk’ın rızası için yaşayan kamil mürşitler, taşıdıkları bu ağır yükün kıymeti kadar değerlidirler. Allahu Teala onlara yüklediği yük kadar manevî destek, kuvvet, feyiz, nur ve tasarruf yetkisi vermiştir. Onlar, bütün benlikleri ile gerçek zikri çekmektedirler. Yer yüzünde Allah Allah diyen salihler bulunduğu sürece kıyamet kopmayacaktır. Onlar ilahi zikir ve edeple hem insanları, hem de yeryüzünü harap olmaktan kurtarmaktadırlar. Bunun için bütün alem onlara minnet borçludur. Gafil insanlar, bu gerçeğe gözünü kapasa da, yerdeki ve gökteki diğer varlıklar bunun farkındadır. Rasulullah (s.a.v) efendimizin belirttiği gibi, Allahu Teala sevdiği bir kulunu yerdeki ve gökteki varlıklara tanıtmaktadır. (Buhari, Edeb, 41; Müslim, Birr, 48; Malik, Şear, 15; İbnu Hıbban, Sahih, I, 291) Onun için gökteki melekler, yerdeki varlıklar, sudaki balıklar, yuvasındaki karıncalar kendi dillerince dua ve istiğfar etmektedirler. (Ebu Davud, İlim, 1; Tirmizi, İlim, 19) Bu, onların Allah dostlarına karşı bir sevgisi ve teşekkürüdür. Acaba bizler, Yüce Allah’ın huzurda bütün insanlığı temsil eden, çoklarının kaçtığı zikri çeken, ibadeti yerine getiren, gafiller adına ağlayan ve yalvaran bu yüksek şahsiyetlere niçin bir teşekkür edemiyoruz.
Salih kullar, rabbani alimler, ahirette şefaat etme şerefine sahiptirler. Onların farkı, dünyada olduğu gibi ahirette de görülecektir. Onları Allah için sevenlerin hediyesi Allah’ın dostluğu, rahmeti ve cennetidir. Yüce Rabbimiz mahşerde şöyle buyuracaktır: “Benim rızam için birbirini sevenler nerede? Hiçbir gölgenin bulunmadığı bu günde onları kendi rahmet gölgemde gölgelendireceğim.” (Müslim, Birr, 12)
MÜRŞİDİ TANIMANIN EN KESTİRME YOLU
Allah aşkını hedefe alan tasavvufu tanımak için tatmak gerekir. Bir şeyi tatmak için ele almak, dile koymak ve en azından damağa dokundurmak şarttır. Bir tatlıya uzaktan bakmakla veya sırf tarifini okumakla tadı anlaşılmaz. Manevî halleri tatmak ona ulaşmakla olur. Ulaşmak, yanaşmakla başlar. Yanaşmayan yabancı kalır. Yabancı kalan, o şeyin cahili olur. Bir kimse, hem cahil hem de edepsiz olursa, onun iyidir diye yaptıkları bile yıkım ve fesat olur. En kötü cahil, bildiğini zanneden fakat gerçekte bilmeyendir. Edepli cahil, edepsiz okumuştan daha karlıdır. Çünkü edepli olan, susmasını bilir. Susmakta pek çok hayır vardır; fakat, içinde edep olmayan sözde ve işte hiçbir hayır yoktur. Aksine, zarar çoktur.
Kamil mürşidi tanımak için, onunla aynı yolu, edebi, zikri, fikri, hizmeti, ibadeti, sevgiyi bir derece paylaşmak gerekir. Mürşide teslim olmayan tabi olmaz. Tabi olmayan, onu hakkıyla tanıyamaz. Tanımayan sevmez. Sevmeyen bilmez. Bilmeyen onun hakkında şahitlik edemez. Onlar hakkında bilmeden konuşanlar, övseler de yerseler de haksızlık etmiş olurlar. İkisi de hakkını yer. Veliyi tanımadan kötüleyen kimse inkara, metheden kimse ifrata düşer. İnkar zulüm, ifrat ziyandır. İkisi de haramdır.
ÖLÇÜSÜZ SEVGİNİN SONU
Müridin işi, mürşidinin hangi makamda olduğunu bilmek değildir. Mürşide makamı mürit değil Allah verir. Kime ne vereceğini O bilir. Sevgi ve sözünde haddi aşanlar, yüceltmek istedikleri kimseye iltifat edeyim derken ihanet ederler. Hiç kimseye velilerin derecelerini bilmek vazife değildir. Veliyi sevmek, yolunca gitmektir. Sevgi idda değil, ispat ister. Bir velinin büyük bir kutup olması, kendisine inanmayan veya uymayan kimseyi kurtarmaz. Mürşit, kendisine methiyeler yazılmasını değil, Allah için uyulmasını ister. Hz Peygamber’in (s.a.v) şu ikazları herkesi uyarmak ve dengede tutmak için yeterlidir:
“Hrıstiyanların Meryem oğlu İsa’yı batıl yere methettikleri ve ilah derecesine yükselttikleri gibi beni yükseltmeye kalkmayın. Ben ancak bir kulum. Bana ‘Allah’ın kulu ve rasülü’ deyin.” (Buhari, Enbiya, 48; Darimi, Rikak, 68; Ahmed, Müsned, I, 23)
“Ey insanlar! Sözünüzü dikkatli söyleyin. Sakın şeytan sizi basit şeylere sevketmesin. Ben, Abdullahın oğlu Muhammed ve Allah’ın Rasulüyüm. Vallahi, sizin beni Allah’ın yücelttiğinden daha yükseğe çıkarmanızı sevmem.” (Ahmed, Müsned, III, 241; Nesai, K. Ameli’-Yevmi ve’l-leyle, 73)
ONLARI BİR DE KENDİLERİNDEN DİNLEYELİM
Büyük veli Hakim et-Tirmizi (k.s), irşatla görevli Allah dostlarının çok özel hallerinden bazılarını şöyle anlatmıştır: “Ehlullahın bir kısmı, en yüksek velayet derecesine sahip olur. Bu kimse, Allahu Teala’nın kendisini özel dostluğuna seçtiği ve bu yolda kullandığı bir kuldur. O devamlı Allah ile beraberdir; Onun himeyesinde hareket eder. Allah ile konuşur, Allah ile görür, Allah ile alır, Allah ile verir. Allahu Teala onunla yeryüzünde kullarını terbiye eder. Onun nazarı ile ölü kalpleri diriltir, onu vesile ederek halkı kendi yoluna çevirir. Onunla ilahi ahlakı ve adaleti ayakta tutar. Bu kimse devamlı Yüce Rabbini sena ve yüceltmekle meşgul olur. Rasulullah (s.a.v) onunla Allah’ın huzurunda övünür, sevinir. Allah onu nefsini görmekten ve kendisine güvenmekten korur. Bu haliyle onun sözü kalpleri Allah’a bağlar. Görülmesi nefislere şifa verir. Onun bir insana teveccühü ve yakınlığı kötü huyları temizler. O herkese fayda veren bir rahmet bulutudur. Hak ile batılın arasını ayırteder. O sıddıktır, hak adamıdır. Allah’ın has dostudur, ariftir. İlhama mazhardır. Yer yüzünde Allah’ın tekten denebilecek bir dostudur.” (Hakim Et-Tirmizi, Nevadiru’l-Usul, I, 339) Böyle bir insana kimin ihtiyacı yoktur?
KAMİL MÜRŞİDİN DİĞER İNSANLARDAN FARKI NEDİR?
Bazı insanlar, ıslah ve irşat olmak için bir mürşide gidenlere, şu tenkitleri yöneltiyorlar:
“Kitap ve sünnetten başka yol mu arıyorsunuz?. Tövbeyi caminizde, zikri evinizde yapsanız ya. Allah ile aranıza niçin birilerini sokuyorsunuz. Gittiğiniz kimsenin Allah’ın dostu ve mürşit olduğu nereden belli. Hem iman eden herkes Allah’ın dostudur. Niçin mürşit diye bazı insanları yüceltiyor ve kendinizi onlara muhtaç hissediyorsunuz? Onlar da bizim gibi bir insan değil mi? Onların bizden farkı nedir? Oturun oturduğunuz yerde!”
Bu tür sorular, her devirde sorulmuştur. “O da bizim gibi bir insandır” kıyaslaması önce peygamberlere yapılmıştır. Peşinden, “ne farkımız var ki?” değerlendirmesi gelmiştir; arkasından “bizim gibi bir insana uymayız!” hükmü verilmiştir.
Önce şunu belirtelim ki, iman edenler birbirinden farklı oldukları gibi, inkar edenler de bir seviyede değillerdir. Allahu Teala insanlar arasında seçme yapmıştır. Bazı kullarını peygamberlik ile şereflendirmiştir. Bazı kullarını ilim, güzel anlayış, ince kavrayış ve isabetli hüküm verme nimetleri ile süslemiştir. Bazı kullarına mülk, bazı kullarına saltanat vermiştir. Bazı kullarını özel dostluğu için seçmiştir. Bütün bunlar olmuştur; tercih ve taksim Yüce Mevla’ya aittir.
Allahu Teala, peygamberlerine bile farklı dereceler verdiğini, bazısını diğerlerinden üstün kıldığını belirtmiştir. (İsra 55) İlahi huzurda bütün insanlığın temsilcisi, peygamberlerin imamı, Makam-ı Mahmud’un sahibi Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizdir. Bilindiği gibi, peygamber olmak için kulun hiçbir etkisi, tercihi ve tasarrufu yoktur. Ancak, velayet ve irşat mesleğinde Allahu Teala’nın tercihi yanında, kulun gayret ve amelenin bir etkisi, değeri, yeri ve gereği vardır. Yani, Allahu Teala’ya dost olma yolu herkese açıktır. Herkes kamil mürşit olamaz, fakat Yüce Mevla’ya dostluktan bir nasibi olabilir.
ÖNE GEÇMENİN ÖLÇÜSÜ
Velayette ilk nokta imandır. Yüce Allah’a ve O’nun gönderdiklerine iman eden herkes Allah’ın dostluğu için ilk adımı atmış olur. Bu adımda her mümin ortaktır. Yani, her mümin velidir. Ancak bu, veliliğin ilk merhalesidir. Ariflerin belirttiği gibi, iman dairesine girdikten sonra, sonsuz velayet dereceleri, farklı kulluk makamları, birbirinden güzel manevî haller, bitmez tükenmez ilahi zevkler ve ilimler mevcuttur. Herkesin Allah katındaki derecesi, değeri ve fazileti değişiktir. Her mümin sahip olduğu ilim, amel, yakin, teslimiyet, marifet, muhabbet, ibadet, hizmet, edeb ve takva ölçüsünde Yüce Allah’a sevilir; On’a yakınlık kazanır, ilahi huzurda kabul görür, makam sahibi olur. Maddi rızıklar gibi, manevî rızıklar da farklıdır. Allahu Teala dilediği kullarına bol ikram ve ihsanlarda bulunur. Bir kuluna vermediğini, diğerine verir. Bu ilahi tercihi şu ayetlerden anlıyoruz:
“Baksana biz, insanların bir kısmını diğerine nasıl üstün kılmışızdır. Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük bakımından daha hayırlıdır.” (İsra, 20)
“Herkes için yapmış olduğu amellerden dolayı farklı dereceler vardır.” (Ahkaf, 19)
“Allah sizden iman edenleri yükseltir. Kendilerine ilim verilmiş olanları ise, dereceler ile yükseltir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mücadele, 11)
Büyük veli Seyyid Abdulkadir Geylani (k.s): “Velayet halktan değil, Cenab-ı Haktan gelir; veliliği kullar değil, Yüce Allah verir.” Diyerek, bu işte seçimin Yüce Mevla’ya ait olduğunu belirtmiştir.
Görülüyor ki, müminler içinde ilim, marifet ve takva sahipleri diğer müminlerden ileridedir. Alim deyince malumat sahibi değil, marifet sahibi akla gelir. Marifet, Yüce Mevla’yı tanımaktır. Marifetin sonucu edep ve ilahi aşktır. “Kulları içinde Allah’tan ancak alim olanlar korkar.” (Fatır, 28) ayeti, alimde bulunması gereken en önemli sıfatın edep olduğunu ortaya koymaktadır. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9) Ayetiyle diğer insanlardan farklı tutulan alimler, adi dünyaya değil, Yüce Mevla’ya gönül veren ilim ehlidir. Arifler, diğer müminlerle imanda ortaktırlar, fakat ilim, edep ve ilahi aşkta apayrı bir hale ve dereceye sahiptirler. Gerçek alim, ariftir; işi hakkı tariftir. Kamil mürşit, yeryüzünde Allah’ın halifesidir. Gönlünü Allah’a veren alime, Rabbani alim denir. Kamil mürşit, Rabbani alimdir. O, Allahu Teala tarafından seçilmiş ve sevilmiş bir kuldur.
ALAMETİ AÇIK VELİLER
Kimin veli olduğunu Allahu Teala bilir. Çünkü veliliğin diplomasını Allah verir. Ancak, bazı veliler irşatla görevli olduklarından, onlar bellidir. Veli olduklarını, kendileri de bilir, halk da görür.
Bazı müminler, Yüce Allah’ı sever. Bunlara “muhip” denir. Bazı müminleri ise Yüce Allah sever, onlara “mahbub” denir. Mahbub, Allah’ın sevgilisi demektir. Allah (c.c), sevdiklerinin gönlünü kendisine çekmiş, onu özel terbiye ile terbiye etmiş, kendisini nurları ile süslemiş, rahmetiyle desteklemiştir. Mahbub kulları bütün melekler tanır; sever ve desteklerler. Allahu Teala, Kur’an’da müjdelediği gibi (Meryem, 96), salih kullarının sevgisini gönüllere yerleştirir; onları insanlara sevdirir. Bu onların edep ve ilahi aşkına karşılık verilmiş bir hediyedir, açık bir keramettir.
Mahbub olan zatların bir kısmı, insanları irşatla görevlendirilir; kendisine hak yolunda imamlık görevi verilir. İcra ettikleri vazife, onların Allah’ın dostu olduğunu gün gibi ortaya koyar. Onlar dilleriyle değil, halleriyle kamil veli olduklarını ispat ederler.
Arifler derler ki: Allah dostu kamil mürşitlerin diğer insanlardan en önemli farkı, meclisine giren, yüzünü gören, sözünü işiten kimselere Yüce Allah’ı hatırlatmaları ve kalplerini O’na bağlamalarıdır. Kamil mürşitlerin bir diğer farkı, heybet ve cazibe sahibi olmalarıdır. Kendilerini gören kimse ister istemez hallerinden etkilenir ve kalbi onların tarafına çekilir.
PEYGAMBER VÂRİSİ MÜRŞİD-İ KÂMİLLER
İşte gerçek mürşid-i kâmiller de, peygamber vârisi olan örnek şahsiyetlerdir. Nebevî irşad ve davranış mükemmelliğinin zamanlara yayılmış zirveleridir. Yani onlar, Hazret-i Peygamber -sallâllahu aleyhi ve sellem- ve ashâbını görme şerefinden mahrum olanlar için, örnek alınacak “kâmil insan modelleri”dir. Onların, rahmet lisânıyla gönülleri ihyâ eden irşad ve nasihatleri de, esâsen nebevî menbâdan süzülüp gelen rûhâniyet şebnemleri mâhiyetindedir.
Mürşid-i kâmillerin yaptıkları hizmet; peygamberlerin bu tezkiye vazifesinin îfâsı ve devâm ettirilmesi gayretinden ibârettir. Bu yönüyle tasavvuf; Peygamber Efendimiz’e vâris olmuş gerçek mürebbîlerin elinde, nefsin tezkiye, kalbin tasfiye edildiği mânevî bir mekteptir. “Seyr u sülûk” da, bu mânevî terbiye mektebine girerek insan-ı kâmil olma yolunda mesâfe almaya gayret etmekten ibârettir.
SÜNNETE RİÂYET HASSÂSİYETİ
Gerçek mürşidlerin en mühim özelliği ve âdeta alâmet-i fârikası; Allah Rasûlüʼne olan müstesnâ bağlılık ve itaatleridir. Onların en bâriz vasfı, Kur’ân-ı Kerîmʼe ve onun fiilî bir tefsîri demek olan Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin Sünnet’lerine titizlikle riâyet etmeleridir. Sevenlerini de aynı titizlik ve hassâsiyetle yetiştirmeleridir.
Dolayısıyla, Sünnetʼe riâyet etmeyen veya bu hususta kusur, ihmal ve tâvizleri bulunan birinin, kâmil bir mürşid olması imkânsızdır.
Şu hâdise, bu hususu ne güzel îzah etmektedir:
Büyük mürşid-i kâmillerden Bâyezîd-i Bistâmî -rahmetullahi aleyh- bir gün, insanlar arasında velî diye meşhur olmuş bir kişiyi görmek için, müridleriyle yola çıkmıştı. Ziyaretine gitmekte oldukları zât evinden çıkıp mescide giderken kıbleye doğru tükürdü. Bâyezîd -rahmetullahi aleyh-, o zâtın bu ham ve lâkayd hâlinden son derece mahzun oldu ve selâm bile vermeden derhâl geri döndü. Talebelerine de şöyle dedi:
“–Bu zât, Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in öğrettiği edeplerden birine riâyet hususunda bile güvenilir değil! Cenâb-ı Hakk’ın esrârı hususunda kendisine nasıl güvenilecek?!.”[1]
Ashâb-ı kirâm da dînî hususlarda bu nevî hassâsiyetleriyle kendilerinden sonra gelen nesillere örnek olmuşlardır. Nitekim sahâbe-i kirâm, bildikleri bir hadîs-i şerîfi te’yid ettirebilmek için, bir aylık yol gidip pek çok meşakkatlere katlandıkları hâlde, mürâcaat edecekleri râvîyi, atını boş bir yem torbasıyla kandırarak kendisine çağırdığını gördükleri için, karakter zaafıyla mâlûl kabul etmiş ve hadîs almaya ehil saymamışlardır.
"NAMAZI GÜZEL KILAN, DİĞER İŞLERİNİ DE GÜZEL YAPAR"
Tâbiîn neslinin büyük imamlarından Ebû’l-Âliye de, bu İslâmî hassâsiyetin diğer bir misâlini şöyle anlatmıştır:
“Biz, kendisinden (hadis) almak için bir kişinin yanına gittiğimizde, önce onun namaz kılışına bakardık; eğer namazını güzel kılarsa; «O, diğer işlerini de güzel yapar.» diyerek yanına otururduk. Namazını kötü kılarsa; «O, diğer işlerini de kötü yapar.» diyerek yanından kalkardık.” (Dârimî, Mukaddime, 38/429)
İşte dînî ve mânevî hususlarda kendisine îtimâd edilecek kimselerde, muhakkak Kurʼân ve Sünnetʼe ittibâ hassâsiyetini aramak gerekir. Zira gönül feyzinin en büyük menbaı, hayatın her safhasında Kurʼân ve Sünnetʼe titizlikle bağlılıktır.
SÜNNET-İ SENİYYE'YE MUHÂLİF HAREKET EDİLMEMELİ
İmâm-ı Rabbânî Hazretleriʼnin şu tespiti ne kadar mânidardır:
“Bir defasında gaflete düşerek abdesthâneye sağ ayağımla girdim. (Sünnete uymayan bu davranışım sebebiyle) o gün birçok mânevî hâlden mahrum kaldım.”[2]
Yine İmâm-ı Rabbânî -rahmetullahi aleyh- bir gün talebelerinden birine:
“–Bizim bahçeden birkaç karanfil getir!” buyurmuştu. O da gidip altı tâne karanfil getirdi. Hazret bunu görünce mahzun bir edâ ile şöyle buyurdu:
“–Bizim talebeler hâlâ Peygamber Efendimiz’in; «Allah tektir, teki sever!» (Buhârî, Deavât, 68) hadîs-i şerîfine dikkat etmiyorlar. Hâlbuki buna dikkat etmek müstehabdır. İnsanlar müstehabı ne zannediyorlar? Müstehab, Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği şeydir. Allah Teâlâ’nın sevdiği bir amelin karşılığında bütün dünya ve âhiret verilse, yine de hiçbir şey verilmemiş demektir.”[3]
Tâbiîn neslinin büyük âlimlerinden Saîd bin Müseyyeb Hazretleri, ikindiden sonra, fazla olarak iki rekât namaz kılan bir kişi gördü. (Kerahat vakti nâfile namaz kılan bu zâtın yaptığından hoşlanmadı.)
Namaz kılan kişi ona:
“–Ey Ebû Muhammed! Allah Teâlâ, namaz kıldığım için bana azâb eder mi?!” diyerek, yaptığını savunmak istedi.
Saîd bin Müseyyeb Hazretleri de:
“–Hayır! Cenâb-ı Hak sana namaz kıldığın için değil, lâkin Sünnet-i Seniyye’ye muhâlefet ettiğin için azâb eder!” buyurdu. (Dârimî, Mukaddime, 39/442)
SÜNNET'E RİÂYET ETMEK VE BİD'AT
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri de her hâlini Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Sünnet-i Seniyyeʼsiyle mîzân ederdi. Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem- onun için tam bir fiilî kıstas idi. Onun mühim nasihatlerinden biri de şöyledir:
“Kim Kur’ân-ı Kerîm kıraatini ve zühd hayatını terk eder, cemaate devam etmez, cenâzelere katılmaz, hastaları ziyaret etmez de sûfî olduğunu iddiâ ederse, o ancak bid’atçidir.”[4]
Yani değil bir mürşid, herhangi bir mürîd bile, bu nevî sünnetlerden, yani ferdî ve ictimâî kulluk vecîbelerden uzak kalıyorsa, onun yaşayışının da tasavvufla bir alâkası yok demektir.
Teheccüd namazı ve seher vakitlerinin ihyâsı da mühim bir sünnettir. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz teheccüd namazını uzun ve meşakkatli seferlerinde bile terk etmemiştir. Bu bakımdan tasavvuf ehlinin teheccüd ve seherlere bîgâne kalması düşünülemez.
Nitekim Bâyezîd-i Bistâmî -rahmetullahi aleyh-:
|
|
|
Evliyaların Mürşidin Farziyeti Hakkındaki Sözleri |
|
Yazar: RasitTunca - 11-04-2019, 10:28 AM - Forum: Islam Tasavvufu Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
MÜRŞİDİN FARZİYETİ İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER, HACET NAMAZI VE TABİYET
"Dalaletten kurtulup hidayet bulmayı istiyorsanız, Kur-an-ı Kerim'i ders edinin" Hadis-i Şerif
"Benim hadislerim tartışılacak, tartışıldığı vakit siz KUR'AN'A bakın, benim hadislerim Kur'an'ı Kerim‘e ters düşmez." (EL CABİR MÜSNAD)
"Benden Kur'an dışında hiç birşey yazmayın. Kim benden Kur'an dışında bir şey yazmışsa imha etsin." (Müslim-Zühd bölümü, Müsned hanbel-3/12, 21-33)
ENBİYA-73: Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâh(zekâti), ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne). Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.
Hz.İbrahim (a.s)'a tâbîyet;
3/ÂLİ İMRÂN-68: İnne evlen nâsi bi ibrâhîme lellezînettebeûhu ve hâzan nebiyyu vellezîne âmenû vallâhu veliyyul mu’minîn(mu’minîne). Muhakkak ki Hz.İbrâhîm'e insanların en yakın olanı elbette ona tâbî olanlar ve bu peygamber (Hz. Muhammed) ve âmenû olanlardır (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir). Ve Allah, mü’minlerin dostudur.
Hz.İsa (a.s)'a tâbîyet;
3/ÂLİ İMRÂN-52: Fe lemmâ ehassa îsâ min humul kufre kâle men ensârî ilâllâh(ilâllâhi), kâlel havâriyyûne nahnu ensârullâh(ensârullâhi), âmennâ billâh(billâhi), veşhed bi ennâ muslimûn(muslimûne). Fakat İsa, onlardan inkâr hissedince “Allah’a (giden yolda) benim yardımcılarım kimlerdir?” dedi. Havariler: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız, Allah’a îman ettik (ruhumuzu ölmeden önce Allah’a ulaştırmayı diledik) ve bizim (Allah’a) teslim olduğumuza şahit ol.” dediler.
3/ÂLİ İMRÂN-53: Rabbenâ âmennâ bi mâ enzelte vetteba’nâr resûle fektubnâ meaş şâhidîn(şâhidîne). Rabbimiz, Senin indirdiğin şeye inandık ve Resûl’e tâbî olduk, artık bizi şahitlerle beraber yaz.
Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v)'e tâbîyet;
12/YÛSUF-108: Kul hâzihî sebîlî ed’û ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne). De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.” 48/FETİH-10:İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh (yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen). Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır....
Peygamber Efendimiz (SAV); "Benim murebbim (mürşidim) olmasaydı ben de Rabbime arif olamazdım." Peygamber Efendimiz (SAV); "Ey insanlar ! Hepiniz dalalettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim." (Muslim- Riyazussalihin s.137)
AKABE BİATI---Sahih buhari 11.cilt sayfa 181: "Hicret dönüşü mekkeye yaklaştıklarında, Efendimiz (SAV), Hz.Osman'ı duruma bakması için mekkeye gönderir.Daha sonra (Hz.Osman dönmeden) oradakiler için biat emri gelir ve herkes (SAV) Efendimize biat ederler. Efendimiz (SAV) "bu da Osman'ın biatı" diyerek sağ elini sol el üzerine koyarak kendi elini (sağ) kendisi öper."
Peygamber efendimiz (SAV) buyuruyorki; "Hudeybiyede agaç altında biat edenlerden hiç kimse ateşe girmeyecektir. " (müslim )
Afv İbnu Malik el.Esca'i (r.a) anlatıyor; "Biz Hz. Peygamber (AS)' in huzurunda 7 veya 8 veyahut da 9 kişiydik. Resulullah (SAV): ALLAH RESULÜNE BİAT ETMİYORMUSUNUZ ?" dedi. ELLERİMİZİ UZATARAK: Hangi şartlara uymak üzere biat edeceğiz ey Allah'ın Resulü ? dedik. Şu cevabı verdi: "Allah'a ibadet etmek ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmamak, beş vakit namaz kılmak (verilen emirlere) kulak verip itaat etmek "... buyurdu. (Müslim, Zekat: 108, (1043); Ebu Davud, Zekat 27, (1642); Nesai, Salat: 5, (1, 229); İbnu Mace, Cihad: 41, (2867); (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcağ Yayınları: 2/274. H. no:2. 41)
Cerir (RA) şöyle demiştir: “Peygamber S.A.V biat ederken onun yanına geldim ve şöyle dedim: "Ey Allah'ın Resulü! Uzat elini Sana biat edeceğim, gereken şartları da söyle ona göre biat edeyim.Sen bunu daha iyi bilirsin." (Tirmizi, Birr ve Sıla: 17; Darimi, Büyü: 9) (Sünnen-i Nesai hadis no:4106)
Mugire b. Su'be (r.a) nin ölümünde Cerir b. Abdullah'ı halka şöyle hitap ederken işittim; "Size hiç bir ortağı olmayan tek Allah'a sığınmayı vakar ve itidali tavsiye ediyorum. BEN ŞU ELİMLE ALLAH'IN RESULÜNE (SAV) İSLAM'A GİRMEK ÜZERE BİAT ETTİM. O da bana bütün müslümanlara nasihatta bulunmamı şart koştu...“ (Müsned-i Ebi Avane:1/38; Buhari:1/4; Beyhaki (Hadislerle Hz.Peygamber ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık Timaş yayın M.Yusuf Kandehlevi sayfa 239)
Ubade b. Samit (r.a)'den rivayete göre şöyle demiştir; “Rasulullah (SAV) ile kolayda olsa zorluklarda da olsa hoşa giden ve gitmeyen tüm hallerde iş ve vazifeye yetkili olanla münakaşa etmemeye ve daima hak üzere olmaya, nerede olursak olalım kınayanın kınamasından korkmayarak ve daima dinleyip itaat etmek üzere biat etmiştik. " (Tirmizi, Siyer: 34; İbn Mace, Cihad:41) (Sünnen-i Nesai Hadis no: 4080)
"Sahabe Hz.Muhammed (SAV) Efendimize soruyor:
--Ya Resulullah! Allah bizim cehenneme ya da cennete gideceğimizi biliyor mu?
--Biliyor.
--Cehennemlikler, cennete gidebilirmi?
Allah'in Resulü:
--Hayır,diyor.
--Cennetlikler cehenneme gidebilir mi? diye soruyorlar.
--Hayır,diyor.
--O zaman biz niye buradayız?,diyorlar ve Resulullah'tan ayrılıyorlar.Sabah namazında ayrılanların hepsi geri geliyor ve Resulullah'a tâbî olmak suretiyle namaz kılıyorlar.
Resulullah diyor ki:
--Size ne oldu, niye geri döndünüz?
--Bizi bir güç buraya getirdi, diyorlar.
"Benden sonra nebi gelmeyecek, alimler gelecek, halifeler gelecek, onlara tabi olan bana tâbî olur, onlara asi olan bana asi olur." (Sahih buhari 9.cilt 1409.hadis, Sahih buhari 11.cilt sayfa 181)
33/AHZAB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen). Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah'ın Resûl'ü ve Nebîlerin (Peygamberlerin) Hatemi'dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.
13/RA'D-7: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd(hâdin). Ve kâfirler derler ki: “O’nun üzerine Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidayetçi vardır (zamanın her parçasında ve bütün kavimlerde).
"Her devirde beni temsilen 1 kişi var. Hz.isa (A.S.)'ı temsilen 3 kişi var. Hz.Musa (A.S.)'ı temsilen 7 kişi var. Hz.ibrahim (A.S.)'ı temsilen 40 kişi var." Hadis-i Şerif
"Benim ümmetimin varisleri israiloğullarındaki nebiler gibidir."
"El ulamau verasetul enbiya, hukemau ulamau kedau en enbiyaye min fekhihim. Alimler, Resulullah'ın varisleridir, hikmet sahibi alimler, fıkıh açısından nebiler seviyesindedirler."
“4291...Rasulullah (SAV)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti dedi. Allah (c.c) bu ümmete her yüz yıl başında dinini yenileyecek birisini (bir müceddid) gönderecektir." (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/412. Melahim hadis no: 4291)
"Yeryüzü Halilürrahman (AS) gibi (kullara acıyan) kırk (abdal) kişiden katiyen hali kalmaz. Onların sayesinde size yağmur verilir. Onların sayesinde (dünyevi ve uhrevi) zafere kavuşturulursunuz. Onlardan (yani O hak dostlarından) biri vefat eder etmez derhal Allah (cc) yerine başka birini tayin eder." (Ramuzel Hadis 4384 Nolu Had. Şer.)
"Kim Bana itaat ederse muhakkak ki Allah'a itaat etmiş olur. Kim Bana isyan ederse, Allah'a isyan etmiş olur. Her kim İmam'a (Kamil Mürşide veya Devrin İmam'ına) itaat ederse, muhakkak ki Bana itaat etmiş olur. Her kim İmam'a isyan ederse, muhakkak ki Bana isyan etmiş olur." (İbni Mace 8/2589)
"Size Allah'a karşı takvayı, başınıza siyah bir köle bile gelse emrini dinleyip ona itaat etmenizi tavsiye ederim. İçinizden yaşayacak olanlar cok ihtilaflar göreceklerdir. Benim sünnetime ve MÜRŞİD HALİFE MEHDİLERİN sünnetlerinin yolundan ayrılmayınız. Bu yola sımsıkı sarılınız, sonradan ortaya çıkanlardan kaçınız, çünkü her bid'at dalalettir." (Ebu Davud ve Tirmizi)
"Muhakkak Hak Teala (cc) Hz.leri bu ümmete bais eder gönderir. Her yüzyılda (asırda) bir kimse din işlerini yeniler, tazeler, ba'seder. Sizden bir taife halkı Hakk'a (cc) davetle meşgul olurlar. Bunlar ehli haktır. Bu kimseler din işlerini yeniler, tazeler. Bu Allah’ın dostları, Allahu Teala’yı kullarına sevdirirler." (Sahih-i Buhari; Müslim, Sünen-i Ebu Davud, 5/100) (Yeb’asü lihazihil ümmeti Alâ ra’si külli mieti senetin men yüceddidü leha diyneha")
32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne). Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
Hz.Peygamber ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık Timaş yayın M.Yusuf Kandehlevi sayfa 252) Ebu Hazim (r.a)'dan rivayet edilen hadisde, Ebu Hazim Resulullah'ın buyurduğu bir hadis için demiştir ki: 44.(1842) Ebu Hureyre ile beş sene düşüp kalktım.Onu Hz.Peygamber S.A.V.'den şu hadisi rivayet ederken dinledim. Şöyle buyurmuştur: "Beni israil'i Peygamberler idare ederdi. Bir peygamber vefat etti mi yerine (başka) bir peygamber geçerdi. Şu bir gerçektir ki benden sonra peygamber yoktur. Ama halifeler gelecek hem de çok olacaklar." Ashab: O halde bize ne emredersin? dediler. "Birinciye ve Ondan sonra gelene (sıra ile) yaptığınız bey'ati tutun! “ (Müslim, imare 44 H.No.1842, 3/147 Buhari, Enbiya 5, Fethu'l, Bari 6/495, ibni Mace, Ci-had 42k, H.No. 2871, 2/958, Ahmed 2/97)
"Sahabem yıldızlar gibidir, hangisine tâbî olursanız, hidâyete erersiniz."
9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu). O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan ulûl'elbab, ihlâs ve salâh makamlarını, en üst üç makamı işgal edenler), onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden), bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe, irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu.) Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır. Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (sav)'den sonra Vekaleten Devrin İmam‘ı Hz.Ebu Bekir'e (r.a) tâbîyet;
"Ömer bu sözleri söylerken öne doğru çıkıyor ve biat etmek üzere ellerini Ebu Bekir'e doğru uzatıyordu...Nihayet ensar da sanki gökten büyük bir haber almışçasına koşuşarak Ebu Bekir'e biat etti...! Müslümanlar başlarında işlerini düzene sokacak bir halife olmaksızın bir gün bile geçirmeyi hoş görmemişler ve bu duruma bir çözüm bulmaya calışmışlardı...Resulullah henüz defnedilmemişti...Fakat Allah İslam‘ı ve müslümanları o gün Ebu Bekir'le onurlandırdı." (Beş Raşid Halife (Hulefaü'r Resul) Halid Muhammed Halid S.73)
(1737) Hz:Ömer atılarak; "Bilakis biz sana biat ediyoruz.Sen bizim Efendimizsin, en hayırlımızsın, üstelik Resulullah (a.s)'a da en sevgili olanımızsın!... dedi ve Hz.Ebu Bekir (r.a)'in elinden tutup ona biat etti. Hz.Ömer (r.a)'i müteakip halk da ona biat etti." (Buhari, Fedailu'l-Ashab 5, Cenaiz 3, Megazi 83; Nesai, Cenaiz 11, (4,11) Ibrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcag Yayınları:6/465-469)
(1738) Hz.Ömer derki; Ebu Bekir'e "Ey Ebu Bekir uzat elini" dedim. Elini uzattı ben ona biat ettim. Muhacirler de biat ettiler. Sonra de Ensar biat etti." (Buhari, Muharibin 30,31, i'tisam 16 Mezalim 19, Menakibu'l-Ensar 46, Megazi 11; Müslim, Hudud 15, (1691) Ibrahim Canan, Kuzub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcağ Yayınları:6/465-469)
Hz.Ebu Bekir'e (r.a)'dan sonra Vekaleten Devrin İmam‘ı Hz.Ömer (r.a)'a tâbîyet;
Umeyr b. Atiyye anlatıyor: Ömer b. Hattab'a geldim ve "Ey mü'minlerin emiri!....UZAT ELİNİ SANA BİAT EDEYİM." dedim. (Hz.Ömer r.a.) Elini uzattı ve güldü: "BU BİZİM SİZE, SİZİN BİZE KARŞI HEPİMİZİN VAZİFESİDİR." dedi.(Kenz'ul-Ummal: 1/81) (Hadislerle Hz.Peygamber ve ashabinin yaşadığı müslümanlık Timaş yayın M.Yusuf Kandehlevi sayfa 252)
Eshab'ın Hz.Ömer'e (r.a) biati:"Enes (r.a) anlatıyor; Medine'ye geldim.Ebu Bekir vefat etmiş ve Ömer halife seçilmişti. Ömer'e: Uzat elini senden önceki arkadaşlarıma biat ettiğim gibi gücümün yettiğince dinlemek ve itaat etmek üzere SANA BİAT EDEYİM dedim.“ (İbn-i Sa'd;İbn-i Ebi Şeybe; Tayalisi; Kenz'ul-Ummal:1/8)(Hadislerle Hz.Peygamber ve ashabı‘nın yaşadığı müslümanlık Timaş yayın M.Yusuf Kandehlevi sayfa 252)
Hz.Ömer (r.a)'dan sonra Vekaleten Devrin İmam’ı Hz.Osman (r.a)'a tâbîyet;
"Bunun üzerine Abdurrahman onlara;....dedi.Sonra diğerine yönelerek, ona da buna benzer sözler söyledi.Her ikisinden de misak (yani söz) aldıktan sonra "Ey Osman kaldir elini!" dedi ve ona biat etti.Ali (r.a.)'de biat etti.Sonra (kapılar açıldı) Medine halkı da gelip Hz.Osman'a biat etti." (Buhari, Fedailu'l-Ashab 8, Cenaiz 96, Cihad 174, Tefsir, Haşr 5, Ahkam 43.)(İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcağ Yayınları:6/490-493. H.no: 1744)
"Bunun üzerine insanlar koşup Osman'a biat etmeye başladılar.Osman (r.a.)'a biat etmek için O'nun elini tutan ilk Ali oldu...ardından diğer müslümanlar gelerek Osman'a biat ettiler...." (Beş Raşid Halife (Hulefaü'r Resul), Halid Muhammed Halid S. 280,281)
Hz.Osman (r.a)'dan sonra Vekaleten Devrin İmam’ı Hz.Ali (r.a)'a tâbîyet;
"İyiyle kötüyü birbirinden ayırabilen, akıl ve izan sahibi Medineli insanlar ileri atılıp isyancılardan önce imam Ali'ye halife olarak biat etmeye başladılar..." (Beş Raşid Halife (Hulefaü'r Resul), Halid Muhammed Halid S. 438)
"İbni Kesir şöyle diyor;Seyf b. Ömer bir grup hocasından nakletti:...Neticede yine Hz.Ali'ye müracaat ettiler, onun üzerinde ısrar ettiler.El-Esturu'n -Nehai elini tuttu ve O'na bey'at etti." (El-Eidaye ve'n-Neihaye 7/227, Taberi 4/434)
Hz.Ali (r.a)'dan sonra Vekaleten Devrin İmam’ı Hz.Hasan (r.a)'a tâbîyet;
"Hasan Basri demiştir ki; Ben Ebu Bekir (r.a)'ı işittim. Şöyle demişti;"Resulullah (a.s)'i minberde gördüm, yanında Hz.Hasan ibnu Ali vardı. Bazen halka yöneliyor, bazen Hasan'a yöneliyor ve "Şu oğlum seyyiddir. Umulur ki Allah bununla iki muazzam müslüman orduyu sulha kavuşturacak" diyordu." (Buhari, Sulh 9, Menakib 25, Fedailu'l-Ashab 22, Fiten 20) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcağ Yayınları:6/500-5001. H. no:1746)
"Hz.Hasan (r.a) Resullullah (a.s)'in torunudur.Babası Hz.Ali, annesi Hz.Fatima (r.a)'dir...Babası Hz.Ali (r.a) şehid edildiği zaman (hiçreti 40.yılı Ramazan'ı) kendisine biat edilmişti. Biat akdi babasının ölüm anlarında tamamlanmıştır. Biat edenlerin sayıca 40 binden fazla olduğu belirtilir." (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcağ Yayınları:6/501. 1746. hadisin açıklaması)
"Sahabe ve tâbiîn denilen ehli sünnet topluluğuna sarılın."
Peygamber Efendimiz sav.buyuruyor ki; "Veysel Karani Kutbiyeti Kübradır (En büyük Kutuptur). Veysel Karani Tâbiînin ulusudur (Beni değil sahabeleri gören mü'minlerin ulusudur)."
Peygamber Efendimiz (SAV)'ın şöyle söylediği nakledilmiştir; "Herkes kendi zamanlarının İmamlar‘ı ile Rablerinin kitabı, Peygamberlerinin de sünneti ile çağrılacaklardır." (Suyuti, ed-Durru'l-Mensur, V, 317)
"Ve ene nefahatun fetearadu ve men lem narif imame zamanihi felyemutu meyteten cahiliyetten. Size ruh verenler gelecek, onları arayıp bulun. Kim zamanın İmam’ına tâbî olmazsa cahiliyet üzere ölür." (Sahihi Müslim 58, hadis no. 1851)
4248...Abdullah b.Amr (ra)'den;Rasulullah (sav)'in şöyle buyurdugu rivayet edilmiştir:"Bir imama biat edip de ona elinin "safkasını" ve kalbinin semeresini veren (samimi olarak biat eden) kişi, gücü yettiğince ona itaat etsin." ( Müslim, imare 46; Nesai, Biat 25; ibn Mace, Fiten 8, Ahmed b. Hanbel, 2-161,191,193.; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14 / 346-347)
"Her kim bir eli taattan çıkarırsa kıyamet gününde Allah'a hiç bir hücceti olmadığı halde kavuşur. Ve her kim boynunda bir bey'at olmadığı halde (devrin İmam’ına biat etmeden veya bir hidayetciye tâbî olmadan) ölürse, cahiliyye ölümü gibi (bir ölümle) ölür."(sahih-i Müslim 58-hadis no: 1851)
Amir b. Rabia'dan(r.a): Resulullah (SAV) şöyle buyurdu: "Kim (bir hidayetciye, devrin İmam’ına tâbî olmadığı cihetle) itaatsiz/biatsiz ölürse cahiliye üzere ölür ve kim de bunu kabul ettikten sonra cıkarır-atarsa, yanında (kurtarıcı) bir delil olmaksızın Allah'a kavuşur.“ (Müsned-i Ahmed b. hanbel hadis no:34/76)
"Ve innemâ liküllimriin mâ nevâ, femen kânet hiçretühû ilallàhi ve rasûlihî, fe hiçretühû ilallàhi ve rasûlihî." "Muhakkak ki her kisi niyetlendığıni bulacaktır. Kim Allah'a ve Rasûlüne hicret ederse, onun hicreti Allah ve Rasûlünedir."
"Şüphesiz alimler, sizinle Rabbiniz arasında elçilik görevi yapmaktadırlar"
‘‘Benim sünnetime ve benden sonraki raşit ve hidayete mazhar olmuş halifelerin sünnetlerine yapışınız.‘‘ (Hadis-i şerif, Sünen-i Ebu Davut) ‘‘Namazlarınızın kabul edilmesi sizi sevindirirse, alimleriniz imam olsun. Zira Onlar, sizinle Rabbiniz arasında sizi (temsil eden) heyetinizdir.‘‘ (Hadis-i şerif, Taberani, Mu’cem’ul-Kebir)
Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki;"Allah’ın nebîlerine en yakın olanlar cihad ehliyle, ilim ehlidir."
"ALLAH'IN EVLİYASINA TABİ OLANLAR ŞAKİLERDEN OLMAZLAR."
"Başkalarını Allah’a Davet Eden Kişiye, Tâbî Olanların Sevabı Kadar Sevap Verilir. Ama Tâbî Olanların Sevabından Allah Hiçbir Şeyi Eksiltmez." (İbn Kesîr, Tefsir, IV, 258.)
"Hz. Peygamber şöyle buyurdu:“Takvaya erenler, ulu kişiler, alimler, fakihler, ilmi tebliğ edeceklerine dair kendilerinden katı söz alınmıştır.Yanlarında oturmak bereket, yüzlerine bakmak ise aydınlıktır.” (Ramuzel Hadis S.289. 2873 Nolu Had.Şer.)
"Allah'ın öyle sevgili kulları vardır ki, onlar, Allah'a, Allah'ın kullarını; Allah'ın kullarına da Allah'ı sevdirirler."
"Alemlerin Haliki (CC) buyurur ki: "Ben insanın sırrıyım, sırrım onun sırrındadır. İşte bu sultanlar diridirler, hiç ölmezler…" (C.İslam S.61)
“Ben bir kulumu seversem onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen dili ben olurum.” (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2042) "Ulema meclisinde oturmalısınız. Hakimlerin sözünü dinlemelisiniz. Allah-ü Teala, yağmur suyu ile, yeri yeşerttiği gibi, hikmetle de ölü kalbleri ihya eder." ‘‘Muhakkak ömrünüzün günlerinde Rabbinizin nefhaları (Allah’a yaklaştırıcı tecelliyatı) vardır.(Kalplerinizi tasfiye, nefislerinizi tezkiye suretiyle o tecelliyata) taarruz ediniz, (elde etmek için gafeltten uyanık bulunarak yakalayınız).‘‘ (Hadis-i Şerif, Taberani, Mu‘cem’ul-Kebir)
"Aklı başında âlim olan kişilerden doğru yolu göstermelerini isteyiniz. Onları dinleyiniz. Söz ve nasîhatlarına uyun, gösterdikleri yoldan dışarı çıkmayınız. Aksi halde pişman olursunuz."
"Hikmet, müminin yitiğidir, bulduğu yerde alır."
Hadis-i kudsî’de Hakk Celle ve Alâ Hazretleri şöyle buyuruyor: “Sonra ben yüzümle onlara yönelirim. Yüzümle yöneldiğim bir kimseye neyi vermek istidiğimi, herhangi bir kimsenin bileceğini mi sanırsınız?” (Allah-u Teâlâ devamla şöyle buyurdu.) “Onlara ilk vereceğim şey, nûru kalplerine akıtmaktır. İşte o zaman ben onlardan haber verdiğim gibi, onlar da benden haber verirler.” (Hâkim)
"En üstününüz, görüldüklerinde Allah’ın hatırlandığı kimselerdir."
"İnsanlar arasında hayrın anahtarı ve şerrin kilidi olan kişiler vardır. Allah'ın; hayrın anahtarını ve şerrin kilidini kendisinin eline verdiği kişiye ne mutlu."
“Ben yerime, göğüme sığmadım. Mümin kulumun kalbine sığdım.” (K: Aliyyu’l-Kārî, Esrâru’l-Merfûa, 301).
“Her şeyin bir kaynağı vardır.Takvanın kaynağı ariflerin (evliyaların) kalbleridir.” (Ramuzel Hadis 4339 Nolu Had. Şer)
"Dostun hayırlısı sen Allah'ı zikrettikce yardım eden, unuttukca da hatırlatandır. Allah'ın velileri görüldüğü zaman Allah zikredilir."
"Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz: “Bazı insanlar Zikrullahın anahtarlarıdır. Bunlar görülünce Allah (CC) Hz.leri anılır.” buyurunca; Ashab-ı Kiram (RA) sordular: “Ya Resulallah (SAV)! Zikre anahtar mesabesinde (ayarında) olan kimseler kimlerdir? Bunları nasıl bilelim?” Buyurdu ki: “Zikre anahtar olan kimseler şu kimselerdir ki, görüldükleri vakit Allah (CC) Hz.leri hatırlanır, yadedilir, zikrolunur. İşte bu salih ve nurlu kimseleri görünce Allah (CC) Hz.leri’ni anıyorsanız, onlar Zikrullahın anahtarıdır." (Camiüssağir Şerhi Feyzül K. C.2. S.528 (İbn-i Mesud (RA) Hz.leri rivayet etti)
"Allah'ın birtakım kulları vardır ki; onların bedeni dünyadadır, ama kalbleri arş altında."
"Salacağınız bir ip, sizi mutlaka Allah'a ulaştırır."
HACET NAMAZI 2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne). (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne). O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
"Ebû Hüreyre: Resûlu`llah (SAV) şöyle buyurmuştur: Zaman yaklaşınca (ve kâinat son günlerini yaşamağa başlayınca) mü'minin rü'yâsı yalan çıkmaz; çünkü mü`minin rü`yâsı nübüvvetin kırk altı cüz`ünden bir cüz`üdür. Nübüvvetten cüz`ü olan şey ise yalan olamaz."
“Benden sonra peygamberlik kalmadı, ancak bazı müjdeler olur; bunu ya müminler rüyada görür; yahut o müjdeler onlara görünür.”
"Bir kimsenin Allahü Teâlâ‘dan veya benîâdemden (insanoğlundan) bir hâceti olursa, tertemiz bir abdest alsın. Sonra iki rek'at hâcet namazı kılsın. Sonra Allahü Teâlâ‘ya senâ (hamd)da bulunsun ve Peygambere salevât getirsin... (Hadîs-i şerîf-Tirmizî)
"Men ra'ni fegad ra'ni feinneş şeytane lâ yetemesselü bî velâ bî sûretişşeyhi tâbian linnebiyyi sallallâhu teâlâ aleyhi vesellem. “Beni gören, mutlaka beni görmüş demektir. Zira, şeytan benim suretime giremez ve benim gibi görünemez. Bana tâbi olan Şeyhlerde aynen böyledir.” (Hadis-i şerif; Müzekkin-Nüfus, s.551)
“2821-Ebu Katade'den Rasulullah şöyle buyurdu; "Rüyalar üç çeşittir; birisi kişi kendi kendisine konuşur bunda bir şey yoktur. Kimisi şeytandandır eğer kötü ve hoşlanmadığı birşey görürse şeytanın şerrinden Allah'a sığınsın ve soluna tükürsün o zaman o gördüğü rüya ona zarar vermez. Kimisi de ALLAH'TAN BİR MÜJDEDİR VE MÜ'MİNİN RÜYASI peygamberliğin kirkaltı parçasından bir parçadır. Rüyasını tabir etmek istediğinde onu salih ve nasihat eden birisine anlatsın. O da hayır söz söylesin ve hayra yorsun." (İshak, İbn-i Hacer el-Askalani, Metalibu Aliye, Tevhid Yayınları:3/3.Rüya tabirleri bölümü H.no:2821)
Ebû Hureyre, Resûlullah (S.A.V)’in şöyle buyurduğu rivâyet etmiştir: “Gecenin (üçte ikisi geçip de) son sülüsü kaldığında Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ (keyfiyyeti bizce meçhul bir halde) her gece dünyânın semâsına inerek buyurur ki: “Hani bana kim duâ eder ki, onun duâsına icâbet edeyim! Benden kim hâcet ister ki, dileğini vereyim! Benden kim mağfiret diler ki, onu mağfiret edeyim!” (Sahihi Buhari, 5. bölüm, 590)
Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyurmaktadır: “Cebrail kardeşimin bana öğrettiği iki namazdan biri İSTİHARE, diğeri HACET namazıdır.” “Enes b. Melikten aldığı bir rivayete dayanarak, Ebu Haşim Eyli Rasulullah (s.a.v) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı: --Bir kimsenin yüce Allah'tan önemli bir dileği olur ise, güzelce abdest alıp iki rek'at namaz kılsın; Bu namazın birinci rek'atında; fatiha sonra ayetul kürsi okunur ikinci rek'atta ise fatiha sonra amenerresulüyü okur kişi. Bundan sonra teşehhüde oturup selam verir...."
“Üstâdlarımız (hocalarımız); "Biz bu hâcet namazını kıldık ve ihtiyaçlarımız, dileklerimiz görüldü" demişlerdir.” (İbn-i Âbidîn)
“Tecnîs ve diğer kitaplarda, hâcet namazının yatsıdan sonra dört rekât olarak kılınacağı ve bir hadîs-i şerîfe göre ilk rekâtta; bir fâtiha, üç âyet-el-kürsî, kalan üç rekâtin her birinde birer Fâtiha, İhlâs ve Muavvizeteyn okunacağı, bunlar yapılırsa, kılınan namaz Kadir Gecesinde kılınmış gibi olacağı kaydedilmiştir. “ (İbn-i Âbidîn)
“Ben Hatemül Enbiya’yım, Ben’den sonra nebî gelmeyecek. Ama Ben’den sonra halifeler gelecek. Benden sonra nebî gelmeyecek ama Ben’den sonra imamlar gelecek ve o imamları arayın bulun.”.
"Ve ene nefahatun fetearadu ve men lem narif imame zamanihi felyemutu meyteten cahiliyetten. Size ruh verenler gelecek, onları arayıp bulun. Kim zamanın imamına tâbî olmazsa cahiliyet üzere ölür." (Sahihi Müslim 58, hadis no. 1851)
48/FETİH-27: Lekad sadakallâhu resûlehur ru’yâ bil hakk(hakkı), le tedhulunnel mescidel harâme inşâallâhu âminîne muhallikîne ruûsekum ve mukassırîne lâ tehâfûn(tehâfûne), fe alime mâ lem ta’lemû fe ceale min dûni zâlike fethan karîbâ(karîben). Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı.
12/YUSUF-100: Ve refea ebeveyhi alel arşı ve harrû lehu succedâ(succeden), ve kâle yâ ebeti hâzâ te’vîlu ru’yâye min kablu kad cealehâ rabbî hakkâ(hakkan), ve kad ahsene bî iz ahrecenî mines sicni ve câe bikum minel bedvi min ba’di en nezegaş şeytânu beynî ve beyne ıhvetî, inne rabbî latîfun limâ yeşâ’(yeşâu) innehu huvel alîmul hakîm(hakîmu). Ve anne babasını tahtın üstüne çıkarttı. Ona secde ederek eğildiler. Yusuf (A.S), şöyle dedi: “Ey babacığım, bu daha önceki rüyamın yorumudur. Rabbim onu hakikat kıldı (gerçekleştirdi). Ve beni zindandan çıkardığı zaman bana en güzelini yaptı (benim için en güzelini dizayn etti). Ve şeytan, benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra sizi çölden getirdi. Muhakkak ki benim Rabbim, dilediğine lütuf sahibidir. Alîm (en iyi bilen) ve Hakîm (en iyi hüküm veren, hikmet sahibi) olan muhakkak ki, O’dur.”
37/SAFFAT-102: Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tû’meru setecidunî inşâallâhu mines sâbirîn(sâbirîne). Böylece onunla beraber çalışma çağına eriştiği zaman dedi ki: “Ey oğulcuğum! Gerçekten ben, uykuda seni boğazladığımı gördüm. Haydi bak (bir düşün). Bu konudaki görüşün nedir?” (İsmail A.S): “Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi.
37/SAFFAT-105: Kad saddakter ru’yâ, innâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne). Sen rüyaya sadık kaldın (yerine getirdin). Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.
Hacet namazı; Perşembeyi cumaya bağlayan gece kışın saat 24' den sonra, yazın gece saat 1'den sonra boy abdesti alarak 4 rekatlık hacet namazına niyet edilir.
Namazda aşağıdaki âyetler okunur:
1. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kürsî 2. Rekâtta: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nas.
Oturuş: Ettehiyyâtü
3. Rekâtta: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nas. 4. Rekâtta: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nas.
Oturuş: Ettehiyyâtü+Allahummesalli+Allahummebarik+Rabbena
Namaz bittikten sonra kişi Allah'tan mürşidini göstermesini diler. Hiç konuşmadan göğsü kıbleye gelecek şekilde sağ tarafının üzerine yan üstü yatar. 3 Âyetel Kürsî okunur ve Allah'tan mürşid istenir. "Allah, Allah" diye zikir çekerek uyur. Eğer ilk namazdan sonra yatıldığında birşey görülmez ise tekrar tekrar, her perşembeyi cumaya bağlayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kılınabilir.
Şeyh Es’ad Efendi Hazretleri: Esrar Odası (Kaynak:Tasavvufun aslı)
“İntisab etmek istendiği zaman evvelâ istihâre yapılır. “Eğer bana nasip etmişsen ve kime nasip etmişsen bana göster, bileyim ve ona göre gireyim.” diye Allah-u Teâlâ’dan istimdat edilir. Bir alâmet zuhur ederse ehli bulunup ehline tabir ettirilir. Ehli olmazsa, yanlış bir tabir ile kişiyi dalâlete sevk eder. Ehli bulunacak ve o tabire göre hareket edilecek. Tarikat-ı aliye’ye böyle girilir. Bu kadar lüzumlu bir yol, Ahmed’e Mehmed’e intisab etmek demek değildir. Rehber bulununcaya kadar aramak icabediyor. “İntisab ettim, bağlandım.” gibi sözler boş sözlerdir.
Allah-u Teâlâ ezelden nasipdar ettiği kimsenin nasibini, yolun hakiki rehberine teslim eder ve kişiyi ona ulaştırır. Mürid günâ gün o nasibi alır ve terakki eder. Mevlâ o nasibi koymasaydı, mürşidde o nasip yoktu. Mürşid O’nun koyduğu nasibi vermiş oluyor. Daha doğrusu o kanaldan almış oluyor. Çünkü veren yalnız Allah-u Teâlâ’dır.“
Abdulkadir Geylani Hz. "El-Fethu'r Rabbani" Huzur sohbetleri 26.sohbet s.182,183 huzur Yayınevi tercüme Sıdkı Gülle:
"YÜCE KAPIYA VARMIŞ BİRİSİNİ BUL! Fasıklar ile münafiklardan uzak dur, sıddık nitelikli salih zatların peşine takıl. Kimin salih, kimin münafık olduğunu farkedemediğinde geceleyin kalk iki rekat namaz kıl ve ardından:
RABBİM! BANA SALİH KULLARINI GÖSTER, BANA BENİ SANA GETİRECEK KILAVUZU, bana senin yemeğinden yedirecek, senin meşrubatından içirecek, gözümü Sana yakınlık nuru ile sürmeleyecek beni, bana başkalarının gördüklerini anlatan değil, bizzat gördüklerini bana haber verecek BİR KILAVUZA İLET" de."
Abdulkadir Geylani Hz. "El-Fethu'r Rabbani" Huzur sohbetleri s.530,531, huzur Yayınevi tercüme Sıdkı Gülle:
"Gözlerin uykuya daldığı sırada güzelce abdest al, sonra namaz için divana dur.Namazın kapısını abdestinle Rabbinin kapısını da namazınla aç ve NAMAZIN ARDINDAN İSTEĞİNİ ARZEYLEYEREK ŞÖYLE YALVAR:
Rabbim! Kiminle arkadaşlık edeyim? KILAVUZ KİM? SENDEN HABER VEREN KİM? VEKİL KİM? O, Al-i Cenaptır, Senin zannını boşa çıkarmaz, hiç kuşkusuz o kalbine ilhamda bulunur, sırrına vahiyle yapar., SANA YOL GÖSTERİR; kapıları açar, yolunu aydınlatır.ÖYLE YA CİDDİ ŞEKİLDE ARAYAN, İSTEYEN AMACINA ULAŞIR."
Abdulkadir Geylani Hz. Müridlerin kitabı;
S.1065: “Mürid, şeyhini, Aziz Celil Rabbi ile bir vasıta bilmelidir. RABBİNE ULAŞTIRAN BİR YOL ve bir sebeb bilmelidir... ...Bir ŞEYH ola, bir de Mürid. Bir sahip ola , birde onun sahip olduğu kişi. Bir uyan ola, bir de uyulan. BU DURUM, ADEM (a.s)'den BERİ BÖYLEDİR , KIYAMETE KADAR DA BÖYLE SÜRECEKTİR.“
Abdulkadir Geylani Hz. Müridlerin kitabı;
Sayfa-1102: “Gençler şeytanın sevgisine daha yakındır. Şeytan tarafından daha çok kabul görürler. Şerre, fitneye, hevai arzulara tabi olmaya, nefsin fesadına, töhmete daha meyillidirler. Bütün bu anlatılan sebeblerden ötürü; onlarla arkadaşlık etmek çok tehlikelidir. Meğer ki, onunla arkadaş olan zat, kendisine mana yolunda tabi olunan bir zat, Allah‘ı bilen bir alim, PEYGAMBERLERİN VEKİLİ, HİDAYET İMAMI, ALLAH TARAFINDAN KORUNMUŞ BİR KİMSE OLA. Zira,hali anlatıldığı gibi olan bir zat, hayır öğretendir. Halk-ı kötülüklerden çekindiren ve onları terbiye edendir. ONLAR YÜCE HAKK İLE HALKI ARASINDA BİR ELÇİ VE ONLARI GÖZETİCİDİRLER.“
Vekaleten Devrin İmami (Hidayet İmami) Gavsül Azam Abdulkadir Geylani Hz.lerine tâbîyet;
"Hepiniz birbirinize hizmet ediyorsunuz; peki Allah'a kim hizmet edecek? Ey ölü! Ey Toprak Yakında üzerinde gezilen bir toprağa dönüşeceksin! Topraktan geldin yine toprağa döndürüleceksin, beşikten mezara taşınacaksın.! Ama sen bunun farkında değilsin, bunun sebebi senin sağir olmandır!...Benzin solukluğuna bakılmaz, başkalarına öğütte bulunmamın ilk şartı senin inanmış (Allah'a ulaşmayı dileyerek hakiki iman etmiş) olmandır. KULUN KENDİSİ HAK'KA (ALLAH'A) ULAŞMADIKÇA, HALKI HAKKA ÇAGIRMASI UYGUN DEGİLDİR...
...Allah'ım! Herkesi islah eyle.Allah'ım! Bizi salih kişiler eyle. Bize salah ver, ihtiyaclarımızı sana arzettir, YÖNELİŞİMİZİ SANA ÇEVİR.
Hazret daha sonra el-imam izzeddin Medresesinin üstazına (öğretmenine) işarette bulunarak;
"KALK ELİNİ ELİME KOY, bu harap diyardan malından, evladından ayrılıp KOŞARAK RABBİMİZ'E GİDELİM. ALLAH'A YÖNEL, AMELE YÖNEL, yakında Hakk'a götürüleceksin O seni amellerinden sorgulayacak. O seni, kendisini bilmen için yaratmıştır, dünya ve ahiret için yaratmamıstır..." (el-Fethu'r Rabbani Huzur sohbetleri s.594,595,596 huzur Yayınevi tercüme Sıdkı Gülle)
12. Asrın Vekaleten Devrin İmam‘ı (Hidayet İmam‘ı) Mevlana Halid-i Bağdadi Hz.;
Elhasıl: Baştaki hadis-i şerifin "Her yüz sene başında dini tecdit edecek bir müceddidi gönderiyor" vaad-i İlahisine binaen, Hazret-i Mevlana Halid ekser ehl-i hakikatin tasdikiyle 1200 senesinin, yani 12. asrın müceddididir." (Barla Lahikası/119)
13. Asrın Vekaleten Devrin İmam‘ı (Hidayet İmam‘ı) Bediüzzaman Said-i Nursi Hz.lerine tâbîyet;
ÜÇÜNCÜ İŞARET:“ Maglatali (aldatici), divanecesine (akilsizca) bir sual: Bir kısım ehl-i hüküm (yöneticiler) diyorlar ki: "Madem sen bu memlekette duruyorsun. Şu memleketin cumhuri kanunlarına inkiyad etmek (boyun eğmek) lazım gelirken sen neden inziva perdesi altında kendini o kanunlardan kurtarıyorsun? SEN NEDEN VAZİFESİZ OLDUĞUN HALDE ELİNİ ÖPTÜRÜYORSUN? Halk beni dinlesin diye hodfuruşane (kendini beğenerek) bir vaziyet takınıyorsun?
...El cevap: Evet, yolculara seyahat için vesika vermek bir vazife olduğu gibi, edep tarafına giden yolculara da hem vesika, hem o zulümatlı yolda nur vermek öyle bir vazifedir ki, HİÇBİR VAZİFE O VAZİFE KADAR EHEMMİYETLİ DEĞİLDİR. Böyle bir vazifenin inkarı, ölümün inkarıyla ve hergün el-mevtü hakkun (ölüm haktır) davasını, cenazelerinin mührüyle imza edip tasdik eden otuz bin şahidin şehadetini tekzip ve inkar etmekle olur. Madem manevi hacat-i zaruriyeye istinad eden (manevi zaruri ihtiyaçlara dayanan) manevi vazifeler var. Ve o vazifelerin en mühimi, edep yolunda seyahat için pasaport varakası (belgesi) ve berzah zulümatında kalbin cep feneri ve saadet-i ebediyenin anahtarı olan imandır ve imanın ders ve takviyesidir (imanın dersi ve güçlendirilmesidir)...“(Lemalar/22. Lem'a/176,177)
"(Umeyr b. Atiyye anlatıyor: Ömer b. Hattab'a geldim ve "Ey mü'minlerin emiri!....UZAT ELİNİ SANA BİAT EDEYİM." dedim. (Hz.Ömer r.a.) Elini uzattı ve güldü: "BU BİZİM SİZE, SİZİN BİZE KARŞI HEPİMİZİN VAZİFESİDİR." dedi. (Kenz'ul-Ummal: 1/81) (Hadislerle Hz.Peygamber ve ashabının yaşadığı müslümanlık Timaş yayın M.Yusuf Kandehlevi sayfa 252)"
Said-i Nursi Hazretleri ve üç çeşit rü'ya;
Birincisi; “Sure-i Yusuf'un mühim bir esası rüya-yı Yusufuye (Yusuf suresinin önemli bir esası olan Hz.Yusuf'un rüyası) olduğu gibi, -3- "Uykunuzu bir istirahat kıldık." (nebe suresi:78:9) ayeti misilli çok ayetlerle rüyada ve nevmde (rüyada ve uykuda) perdeli olarak ehemmiyetli (önemli) hakikatler var olduğunu gösterir.“ (Mektubat/28.Mektup/331)
Üçüncüsü; “Hadis-i sahihle nübüvvetin kırk cüz'ünden bir cüz'ü nevmde rüya-yı sadıka suretinde (uykuda görülen hakikati gösteren, doğru olan rüya şeklinde) tezahür etmiş (görünmüş). Demek, rüya-yı sadıka hem haktır, hem nübüvvvetin vezaifine taalluku var (Peygamberimizin (sav) vazifesiyle alakası var)...“ (Mektubat/28.Mektup/332)
İşte umum avam (bütün halk tabakası) için dahi bir nevi velayete mazhariyet var ki, rüya-yi sadıkada (hakikatin görüldüğü sadık rüyada) evliya gibi, gaybi ve istikbali (bilinmeyen ve gelecekle ilgili) olan şeyleri görüyorlar." (Mektubat/28.Mektup/333)
Said-i Nursi Hazretleri'nin talebelerinden Vezirzade Küçük Mustafa;
"Ey sevgili Üstadımız, ey nurların mazharı ve nasiri,...ve size karşı mecburiyetime delalet eden (bağlılığıma, tâbîyetime işaret gösteren) bir-iki vak'ayı (hadiseyi) arz edeceğim:
Birincisi: Bundan bir buçuk sene evvel ticaret için iki günlük mesafede olan bir köye gitmiştim. O esnada dünyanın içyüzü bana göründü. Hem fani, hem zindan hükmünde olduğundan, bir nefret geldi. Bana bu fani dünyadan BAKİ BİR ALEME YOL GÖSTERECEK BİR ÜSTAD CENAB-I HAKTAN İSTEDİM. Ve dedim ki: Öyle bir üstad rast gelsem, söz veriyorum ki ona tam hizmetkar olacağım."
İşte ben bu halde ve bu niyazda iken o gece (rüyada) gayet şirin ve güzel bilmediğim bir şehirde gayet güzel, dünyada misli bulunmaz ziynetli bir at üstünde siz Üstadım ona binmiş garptan şarka doğru beş-altı metre yüksekte, şehrin üstünde uçarken selamınıza durduk, selamınızı aldık. O ESNADA UYANDIM, ŞEHADET GETİRDİM. ŞÜKRETTİM Kİ İSTEDİĞİM ÜSTADI BULACAĞIM. İki ay sonra ziyaretinize geldim. “ (Barla Lahikası (Söz basim yayin sayfa 303,304)
Said-i Nursi Hazretleri'nin talebelerinden Küçük Ali;
"Bana rüyamda üç şahis gösterildi. İkisinin ismini söylemediler. Diğeri Üstadım Bediüzzaman'ı ismiyle söylediler. Hemen eline yapışıp ellerini öptüm." (Barla Lahikası/27.Mektubun 3.kismi ve 3.Zeylinin Nihayetid/113,114)
Said-i Nursi Hazretleri'nin talebelerinden Mustafa Hulusi;
"...Bunun üzerine büyük bir Zat geldi, gençlerin önüne ufacık bir mendil serdi.O mendil üzerinde dört köşe haşhaşli ekmeği gençlere birer birer dağıttı. Bilahere o mendilin içinde birer avuç da kuru üzüm dağıttı. Bakıyorum o mendilden üzüm ve ekmek tükenmedi. Hayret ettim. BANA DENİLDİ Kİ BU MÜBAREK ZAT SAİD NURSİ'DİR. Ben de anladım ki, bu harika iş aktablarda bulunur dedim, uyandım." (Barla Lahikası/27.Mektubun 3.kısmı ve 3. Zeylinin Nihayetid/99,100) Said-i Nursi Hazretleri'nin talebelerinden Faik Yurtöven Efendi;
"Efendim Bediüzzaman Hz.ile iki görüşmem oldu. Birincisi Afyon Emirdağ'ında ziyaretine gitmiştim. Benim mürşidim vefat etmişti. O zaman ben de "YA RABBİ! BU ZAMANIN KUTBU KİMSE BANA GÖSTER". diye dua ettim. RÜYAMDA BANA BEDÜZZAMAN HZ.ZAMANIN KUTBU OLARAK GÖSTERİLDİ. Ben de o zatı ziyarete gittim." (Feyz;Sayı: 185 feyzdergisi)
Said-i Nursi Hazretleri'nin talebelerinden Hafız Ali;
" ONA TEBAİYET, tam uyulmaya layik bir muktedabihe iktida (Ona tâbîyet tam uyulmaya kendisine tabi olunmaya layik bir imama bağlanma) manasındadır. Zamanın müceddidi, imam-ı kübrasi (zamanın dini yenileyen büyük İmam’ı) fetrete ugradığına göre, böyle bir mürşid-i azama merbutiyet (tabi olmak, bağlanmak) vacip (zorunlu, mecburi, farz) derecesine varmıştır. İşte bu saika (gerekçe), bizi ve onları düşünmeye bile sevk etmeden Üstad-i Kebire rabtediyor (bağlıyor)..." (Hafız Ali Tarihce-i Hayat/Risale-i Nur ve Haric Memleketler/ 638)
Said-i Nursi Hazretleri'nin talebelerinden Ahmed Nazif Çelebi;
"Dikkat ettim ve tahkik ve tamik ettim. Anladım ki otuz senedir kalbimde saklı olarak taşıdığım o zamanki Said-i Kürdi olduğunu hissettiğimden, her tehlikeyi göze alarak ziyaret edip MÜBAREK ELLERİNİ ÖPMEK LAZIM VE ŞART OLDUGUNU BİLDİM.
Ve ziyaretimde eski Said'in ism-i mübarekleri Bediuzzaman Said Nursi ve Risale-i Nurun mellifi ve sahibi olarak buldum. Kemal-i aşk ve ihlasla sarıldım. Ve benim mürşidim ve rehberim ve büyük üstadım o Risale-i Nur'dur dedim." (Risale-i Nur talebelerinden Ahmed Nazif Çelebi (r.a) Kastamonu Lahikası/ Emin ile Feyzi'nin sordukları bir suale Üstaddan aldıkları cevap/ 36,37)
Elbaki Hüvelbaki İstanbul Üniversitesi Nur talebelerinden Kamil;
“....Titreyerek, günah ve zaaflarıma bin teessüf ve tevbe ederek yaklaşıp mübarek ellerini sonsuz bir iştiyakla öptüğüm ve içimi tertemiz tutmaya çabalayarak gözlerini bulmaya cesaret ettiğim o an hatıralarımın en büyük ve en nadide yadigarı olacak. Üniversiteli diğer kardeşlerim Üstadımız'ın hizmetinde bulunmakla şeref-i uzmaya kavuşmuşlar..." (Elbaki Hüvelbaki İstanbul Üniversitesi Nur talebelerinden Kamil Tarihce-i Hayat/ 8.Kısım:Isparta Hayatı/ 576)
Said-i Nursi Hazretleri'nin talebelerinden Hüsrev;
"Evet, Sevgili Üstadım. Biz Allah'tan, Kur'an'dan, Habib-i Zişandan ve Risale-i Nur'dan ve Kur'an dellali siz sevgili üstadımızdan ebediyyen razıyız. Ve intizabımızdan (tabiyetimizden, baglılığımızdan) hiçbir cihetle pişmanlığımız yok...Biz ancak Allah'ı ve rızasını istiyoruz. Gün geçtikce rızası içinde Cenab-ı Hakka vuslat iştiyaklarını kalbimizde teksif ediyoruz (yoğunlaştırıyoruz). Çok kusurlu talebeniz...“(Hüsrev Şualar/11.Sua/230(336))
14. Asrın Vekaleten Devrin İmam‘ı (Hidayet İmam‘ı) Hz.Mehdi (a.s)'a tâbîyet;
"Siz o geleni görünce kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa (gidip) Ona bey'at ediniz. Çünkü o Allah'ın Halifesi Mehdi'dir." (Sünen-i ibni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları:10/348.hadis no:4084)
"O (Mehdi) Allah'ın tayin ettiği Zamanın İmam'ıdır." (Mektubat-ı Rabbani 1.cild s.814)
"İbn-i Cerir, "Tehzib-il Asar": "Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELİNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ'DİR." (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57)
"O Mehdi (a.s) arza sahip olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı, doğruluk ve adaletle doldurur. Sizden veya sonra gelenlerden birisi O'na yetişirse kar üzerine sürünerek dahi olsa, gelsin ONA KATILSIN! MUHAKKAK Kİ ONLAR HİDAYET SANCAKLARIDIR. (Hz. İbn-i Mes'ud RA) (Osman Catakli-Lütfü Doğan-M.Cevad "Ramuz el-Ehadis, Hadisler Deryası" Kıyamet Alametleri, 1982) 135/3.
"Bir gün Acf bin Malik'e Allah Resulü "Cok karanlık ve şiddetli bir kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar ki bu Ehl-i Beytimden Mehdi denilen bir Zat çıkıncaya kadar devam eder. SEN ONA ULAŞTIĞINDA TABİ OL Kİ, HİDAYETTE OLANLARDAN OLASIN." buyurmuşlardı.(Süyuti, el-Havi, 2:67,68; el-Burhan, v.87a.)
Allah Resulü, Huzeyfetü'l-Yemani'nin bir sorusu üzerine hayırdan sonra şer, şerden sonra sulh olacagını bildirmiş, "Bu sulhtan sonra ne olacak?" dediğinde de şöyle buyurmuşlardı: "Dalalete davet edilecek. İşte sen o gün bir halife gördügünde ağacın kökünü ısırarak da olsa ölünceye kadar ona koş." (Ebu Avane, Müsned, 4:476.)
"Ümmü Seleme (r.a); Resulullah'a "Mehdi gelecek mi?" Allah Resulü; "Evet, gelmesi haktır." (İkdü'd-Dürer, Varak:7b.)
"Kıyametin kopmasına bir gün kalsa Allah o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak. Zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır." (Ebu Davud, Mehdi: 1 (H.4282); Tirmizi, Fiten:52 (H.2231-2232)
"Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa Ona katılsın." (İbn-i Mace, Kitabü'l-Fiten:36 (H.4082,4084); İbni Kesir, Kitabü'n-Nihaye, 1:28-29.)
Said-i Nursi Hazretleri;
"Madem adeti öyle cereyan ediyor, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır....Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslamın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında bakılsa gayet kolaydır." (Mektubat/29.Mektup/425)
"Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar." (Emirdağ Lahikası/Hüve Nuktesi 232)
"Çok defa mektuplarimda işaret ettiğim gibi, Mehdi Al-i Resul'ün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-i manevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri Onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i ilahiyyeden bekliyoruz.Ve Onun üç vazifesi olacak." ( Emirdağ Lahikası,sf. 231)
"İşte bu hakikati bilmiyen insafsız insanlar derler ki; Ahiretin tafsilatını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri niçin bin sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbal-i dünyevide bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler? " (Sözler, 318)
" Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, herşey'i kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek O Zat dahi bu zamanda gelse, harekatini o cereyanlara kaptırmamak için siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini degiştirecek diye tahmin ediyorum." (Kastamonu Lahikası, 57)
" Evet şimdi olmasa da 30-40 SENE SONRA..." (Hutbe-i Şamiye, sf.36)
"HZ.MEHDİ BAŞINA GEÇİP, TARIK-İ HAK (Hak yoluna, Allah'a ulaştıran hak yola) ve HAKİKATE (gerçeğe) sevk edecek..." (Mektubat/29.Mektup/426)
"...EHL-İ VELAYET (veli kulların) ve EHL-İ KEMALİN (kamil mürşidlerin, kemale ermiş kimselerin BAŞINA GEÇECEK, Al-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir Zat-ı Nurani, o Süfyanin şahs-i manevisi olan cereyen-i münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır." (Mektubat/15.Mektup/60)
"Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; O Zat, eski velilerin gaybı işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki: Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum." (Mektubat / 359)
Hz.Peygamber ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık Timaş yayın M.Yusuf Kandehlevi sayfa 252) Ebu Hazim (r.a)'dan rivayet edilen hadisde, Ebu Hazim Resulullah'ın buyurduğu bir hadis için demiştir ki: 44.(1842) Ebu Hureyre ile beş sene düşüp kalktım.Onu Hz.Peygamber S.A.V.'den şu hadisi rivayet ederken dinledim. Şöyle buyurmuştur:
"Beni İsrail'i Peygamberler idare ederdi. Bir peygamber vefat etti mi yerine (başka) bir peygamber geçerdi. Şu bir gercektir ki benden sonra peygamber yoktur. Ama halifeler gelecek hem de çok olacaklar."
Ashab: O halde bize ne emredersin? dediler.
"Birinciye ve Ondan sonra gelene (sıra ile) yaptığınız bey'atı tutun! (Müslim, imare 44 H.No.1842, 3/147 Buhari, Enbiya 5, Fethu'l, Bari 6/495, ibni Mace, Ci-had 42k, H.No. 2871, 2/958, Ahmed 2/97)
Kütüb-i Sitte: "İmamın Varlığı Dinen Zaruridir: Her mü'minin müslümanlığının tamam olması için İmam’ı tanıması gerekmektedir, bu durum ise bir İmam’ın varlığını zorunlu kılmaktadır. Bu söylenene delil olarak Kur'an-ı Kerim'den: "Allah'a itaat edin, resule ve sizden olan emir sahibine yani imama itaat edin..." (Nisa:4/59) melindeki ayet ile Hz. Peygamber (a.s)'in: Kim zamanın İmam’ını tanımadan ölür ise, cahiliye ölümü ile ölmüş olur" melindeki hadisi gösterilir.
Teftazani bu nasslarla (kesin delillerle) İmam’ı tanımanın ve ona itaat etmenin vacip (zorunlu, mecburi, farz) kılınmış olduğunu belirttikten sonra İmam’ın varlığının vücubuna (zorunluluğuna) hükmeder: "Zira tanıma ve itaat etmenin vacip olması onun var olmasını da vacip kılar." (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcağ Yayınları:2/282)
Taftazani (Mesud b.Ömer): Eserin adı; Şehru'l-Makasid
"Dünyayı adalet ve iyilikle dolduracak bir İMAMIN ÇIKMASI KONUSUNDA hadis-i sahiha (sahih hadisler) varid olmuşlar." (TAFTAZANI, Mesud b.Ömer, Serhu'l-Makasid, I-V, Tahkik, ta'lik Abdurrahman Amire, Alem'ul-Kütüb, Beyrut, 1989, V, 312;krs, et-Tac, V, 343, (Kitabu'l-Fiten,bab, 7)
Muhyiddin Arabi Futuhat-i Mekkiye;
"Allah'ın bir Halifesi daha vardır ki, yeryüzü haksızlıklar ve zülümle dolduğu zaman zuhur edecektir.Yeryüzünü adalet ve sükunetle dolduracaktır.Peygamber Efendimiz(sav)' in yolundan gidecektir. O, hiç yanılmayacaktır...
--Dini, Peygamber Efendimiz(sav)' in zamanındaki gibi aynen tatbik edecek... --Düşmanları ehli ictihad alimlerinin taklid edenleri olacak. Çünkü onlar, Mehdi'nin, İmamlarının mezheplerinin tersine hüküm ettiğini gördüklerinde, bundan hoşlanmayacaklar, fakat karşı da gelmeyecekler... --O'nun açık düşmanları fukaha (fıkıh alimleri) olacak, çünkü halk arasında bir imtiyazları kalmayacak, hatta ahkam hususunda ilimleri de azalacak. Mehdi'nin gelişi ile, alimlerin hükümlerdeki anlaşmazlıkları da giderilecek... --Şayet elinde kılınç olmasaydı, alimler onun ölümüne fetva verirlerdi... --Mehdi gücünü Allah'tan alacaktır... Aynı eserindeki şiiri; "Dikkat edin. Velilerin sonu şehiddir. Varlıklar imamın gözüdür. O, Ali Ahmed neslinden gelecek olan Seyyid Mehdi'dir. Kötülükleri bertaraf edecek keskin bir kılınçtır!" (Muhyiddin Arabi, el-Futuhat El Mekkiye, 366. bab, C.3, s. 327-328)
==ZİKİR İLE İLGİLİ EVLİYA SÖZLERİ
Hasan Basri K.S. ve Hikmetli sözleri "Zikir Allah Rasulünün Hz Ebu Bekir ile hicretlerinde sevr mağarasında Ebubekir es Sıddika tavsiye ettiği şekilde yapılmalı; ---YA Eba Bekr dilini üst damağına yapıştır ve ALLAH ALLAH ALLAH de."==
İmam-ı Kuşeyri (RA) Hz.leri buyurur ki: "Zikrullah, velilik payesinin verilmesine sebep olur ve vuslat alametini ve iradesini tahakkuk ettirir. Hakk’a (CC), vuslat yollarının en kavi ve metini Zikrullah yoludur."
“Zikir bir kazmadır,onunla gönüllerdeki yabancı dikenleri temizlersin.“ Ubeydullah Ahrar
“Her anda Allah kelimesine ihtiyaç vardır. Her vakit Besmeleye, her saatte Lâ ilâhe illallâh'a ihtiyaç vardır. O zikr-i İlâhî sâyesinde ene mahvolur.“ SAİD NURSİ Mesnevî-i Nuriye - Onuncu Risale
Said-i Nursi Hz. Mektubat/29. mektup/429; "Bu seyr-i süluk-i kalbinin ve hareket-i ruhaniyenin (ruhun hareketinin seyrinin, yolculugunun, Allah'a yükselmesinin) miftahlari (anahtarlari) ve vesileleri, zikr-i ilahi (Allah'i zikretmek) ve tefekkürdür.“
İmâm-ı Rabbânî; "Her vakit, Allah'ı zikr etmek lâzımdır. Kalpte başka hiçbir şeye yer vermemelidir. Yerken, içerken, uyurken, gelirken, giderken hep zikir yapmalıdır."
Cübeyr bin Nüfeyr; "Her an, dilleriyle Allah'ı zikr edip, O'nu bir an unutmayanlardan herbiri, güler bir hâlde Cennet'e gireceklerdir.“
Hâce Muhammed Bakir el-Huseynî el-Lâhorî Hz.: "Zikir, Allah'a vusul (ulaşma) sebeplerindense de, rabıtasız ve şeyhde fâni olmaksızın yapılan zikir ulaştırıcı olmaz."
YUNUS EMRE HZ.; “Yunus sen bu dünyaya niye geldin, gece gündüz Hakkı zikretsin dilin. „
İmam-ı Rabbani Hz. 3.cilt 84. Mektup; “Allahu Teala’ya hamd olsun, ve Onun seçtiği sevdiği kullarına selam olsun! Bu yolda çalışmak isteyen önce itikadını hak yoldaki alimlerin bildirdiklerine göre düzeltmesi lazımdır. Derin alimler bütün bilgilerini Eshab-ı Kiram’dan aldılar kendi düşüncelerini ve felsefecilerin fikirlerini bunlara karışdırmadılar. Allahu Teala, onları çalışmalrını bol bol mükafat versin! Sonra herkese lazım olan fıkıh bilgilerini öğrenmelidir. Bundan sonra bu öğrendiklerini yaşamalıdır. Ondan sonra her zamanında Allahu Teala’yı zikretmelidir. Fakat zikir yapmasını kamil ve mükemmel bir zatdan öğrenmesi şartdır. Nakış olandan öğrenirse kemale eremez. Başlangıçda o kadar çok zikretmelidirki FARZ NAMAZLARI VE BUNLARIN SÜNNETLERİNİ KILDIKTAN SONRA, ZİKİRDEN BAŞKA BİR İBADET YAPMAMALI! KURANI KERİM OKUMAYI VE NAFİLE İBADETLERİ BAŞKA ZAMANA BIRAKMALIDIR. ABDESTLİDE ABDESTSİZDE ZİKİR ETMELİDİR. AYAKTA İKEN OTURURKEN YATARKEN HEP BU VAZİFEYİ YAPMALIDIR. SOKAKDA GİDERKEN, YERKEN VE UYUYACAĞI ZAMAN ZİKİRSİZ OLMAMALIDIR (FARİSİ BEYT TERCEMESİ)”
ABDULKADİR GEYLANİ HAZRETLERİ (SIRRUL ESRAR) ZİKİR NAMAZDAN ÜSTÜNDÜR; “Şeyh Safi (RA) Hz.leri’ne sordular: “Zikrullah etmek, namazdan efdaldir buyuruyorsunuz. Halvette bulunan dervişlerinizi, nafile namaz kılmaktan men ediyorsunuz. Oysa namaz, İslam’ın en büyük erkanından değil midir? Böyle olduğu halde, neden Zikrullahı çok ettiriyorsunuz da, namazı az kıldırıyorsunuz?” Hz. Şeyh (RA) Hz.leri cevap verip buyurdular ki: “Zikrullah namazdan şu sebeple efdaldir. Namaz insanları yalnız zahiri münkerlerden men eder. Bir kimse namaza durduğu zaman, kendisinden bu zahiri kötülükler ve münkerler zuhur etmez. Halbuki zahir halkın nazargâhıdır. Onu yalnız insanlar öyle görürler. Fakat namaz insanı batınî kötülüklerden, münkerlerden men etmez. Bir kimse zahirden zamazda görünür. Amma gönül batını kötülükler ve münkerlerle meşgul olabilir. Çünkü batını, Hakk’ın (CC) nazargâhıdır. Halk onu görmez ve bilmez. Allahü Teala (CC) Hz.leri’ni zikretmek ise batıni safi (temiz) kılar ve batinî kötülük ve münkerlerden men eder. Yani Hakk’ın (CC) nazargâhı olan batını, kötülüklerden ve münkerlerden men eder, temizler. Bizim de maksudumuz da zaten gönül aynasını temizlemek değilmidir ki, iki cihanın hakikatları oradan görünsün! İşte bunun için zikir namazdan Efdaldir.” buyurmuşlardır.(Ankebut-45)”
İmam Gazali – Mükasefetü’l Kulub - Kalplerin Keşfi 47. Bölüm (Ankebut45) ALLAH'I ZİKRETMENİN FAZİLETİ «— Allah'i zikretmek, hiç süphesiz, en büyük ibadettir» (Ankebut Süre-i Celilesi; 45)
İbni Abbas (R.A.) yukardaki âyet hakkında der ki. «Bu âyeti iki türlü anlamak mümkündür;
1) “Allah (C.C)'ın sizi anması, sizin O'nun anmanızdan daha önemlidir.”
2) “Allah (C.C)’i anmak, geride kalan her türlü ibadetten üstündür.» Buna dâir daha bir çok âyetler vardır.”
ALLAH’IN EVLİYALARINDAN MÜRŞİD’İN FARZİYETİ:
Adem as dan beri bütün peygamberlere, kavim resullerine ve Allah’ın tayin ettiği irşad makamlarına tabiyeti, Allah farz kılmıştır.Bu gercekleri bilenler,Allah’ın kitaplarına tabi olanlardan başkaları değildir.Çünkü Allah ın kitaplarının dışında bilgi sahibi olanlar Şeytanın oyununa gelenlerdir.Nisa/118.119.120 de ezelde şeytanın vadini yerine getiren kendi adamlarının yazdığı kitaplar EMANİYYE dirler ve şeytan onlarla insanları oyalayarak “Allah ın kitaplarındaki gercekleri örtmeyi”başarmıştır.
4 / NİSA – 118-119-120 : Allah, ona (şeytana) lânet etti. Ve (şeytan) şöyle dedi: "Ben mutlaka, Senin kullarından belli bir nasib edineceğim." Ve onları mutlaka dalâlette bırakacağım. Ve onları, mutlaka emaniyyeye (kuruntuya) düşüreceğim ve mutlaka onlara emredeceğim. Böylece onlar, mutlaka davarların kulaklarını kesecekler ve onlara emredeceğim, öyle ki mutlaka, Allah'ın yarattığını değiştirecekler. Ve kim, Allah'tan başka, şeytanı dost edinirse artık o, apaçık bir hüsranla hüsrana uğramıştır(Şeytan) onlara vaad eder ve onları emaniyyeye (kuruntuya) düşürür. Ve şeytan, onlara aldatmaktan başka bir şey vaadetmez.
2 / BAKARA - 78 -79:Onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah'ın) Kitabı'nı bilmezler, sadece emaniyyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zannediyorlar. Yazıklar olsun onlara ki; elleriyle kitap yazarlar, sonra da (emaniyye bilgiler içeren) bu yazdıklarını az bir bedel (para) karşılığında satmak için: “Bu, Allah'ın indindendir.” derler. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.
HER DEVRİN İMAMLARINA TABİYET FARZDIR ister peygamber imam olsun ister onların vekilleri “veli resul imam olsun”.Zira ALLAH’IN EMRİYLE HİDAYETE ONLAR ERDİRİR.
Bu direk kendilerine veya o na tabi olan kavim resullerine veya onlara tabi olan mürşidlere tabi olmak ta imamlara tabi olmaktır.
21 / ENBİYA – 72-73 : Ve ona, İshak (A.S)'ı ve nafileten (ilâveten) Yâkub (A.S)'ı vehbî (armağan) olarak verdik. Ve hepsini salihler kıldık.Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah'a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.
7 / A'RAF - 159 : Ve Musa (A.S)'ın kavminden bir ümmet vardır. Hakk'a hidayet ederler (hidayete ulaştırırlar). Ve onunla (hak ile) adaletle hükmederler.
7 / A'RAF - 181 Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır ki, Hakk'a (Allah'a) ulaştırırlar ve onunla adaletle hükmederler.
32 / SECDE - 24 Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk'ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
Devrin imamlarına tabi olunmazsa ne olur ?-DALALETTE olur ve kıyamette anlar gerceği.
17 / İSRA – 71-72
O gün bütün insanları, (Allah'ın tayin ettiği) imamları ile çağırırız. O zaman kitabı sağdan verilen kimseler, böylece kitaplarını okurlar. Ve (onlara) zerre kadar zulmedilmez (haksızlığa uğratılmaz).Ve burada (bu dünyada), kim kör ise artık o ahirette de kördür. Ve yoldan daha çok sapmıştır.
Nuh as a tabiyet;
26 / ŞUARA – 110-111
Öyleyse Allah'a karşı takva sahibi olun (Allah'a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin. “Sana en basit insanlar tâbî olduğuna göre, biz (de) mi sana inanalım?” dediler.
İbrahim as a tabiyet;
14 / İBRÂHÎM - 36 : Rabbim gerçekten onlar, insanların çoğunu dalâlete düşürdüler. Artık kim bana tâbî olursa, bu sebeple o mutlaka bendendir. Ve kim bana asi olursa, o zaman muhakkak ki; Sen Gafur'sun, Rahîm'sin.
Peygamber(sav) efendimize tabiyet;
7 / A'RAF - 157 -158:Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara (:::) olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur'ân-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah'ın resûlüyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve O'nun ümmî, nebî, resûlüne îmân edin ki; O, Allah'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.”
48 / FETİH - 10 Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah'a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah'ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah'a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah'a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
8 / ENFAL - 64 : Ey Peygamber! Allah, sana ve mü'minlerden sana tâbî olanlara kâfidir.
3 / AL-İ İMRAN - 31 : De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.”
11 / HUD - 112 Artık sen, sana tövbe ederek, tâbî olanlarla birlikte emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Ve azgınlık yapmayın (aşırı gitmeyin). Muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir.
26 / ŞUARA - 215 : Ve mü'minlerden, sana tâbî olan kimselere kanatlarını ger.
Her dönemde tabiyetin farz olduğu;
3 / AL-İ İMRAN - 112 : Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah'ın ipine (Sıratı Mustakîm'e) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah'dan bir gazabına uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu, onların Allah'ın ayetlerini inkar etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu, onların (Allah'a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandır.
36 / YASİN – 20-21 Ve şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi. "Ey kavmim, (size) gönderilmiş olan resûllere tâbî olun!" dedi. (Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir (hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir).
40 / MU'MİN - 38 : Ve âmenû olan adam şöyle dedi: "Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım."
72 / CİN – 14-15 : Ve gerçekten bizden, (Allah'a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah'a) teslim olmuşsa (ruhunu teslim etmişse) işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır (dileyenlerdir).Ve lâkin, kasitun olanlar (kalpleri zikirsizlikten kasiyet bağlayanlar), işte onlar cehenneme odun oldular.
68 / KALEM – 35-36-37-38 : İşte böyle, müslümanları (teslim olanları), mücrimler (suçlular) gibi kılar mıyız (bir tutar mıyız)?Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi okuyorsunuz?Gerçekten onun içinde (o kitapta) “beğenip seçtiğiniz şeyler mutlaka sizindir” (sizin içinmi yazılı)?
2 / BAKARA – 38-39: Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.”Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş ehlidir, orada ebedî kalacak olanlardır.
20 / TAHA - 123 : (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”
ALLAH’IN TAYİN ETTİĞİ VE TABİYETİNİ FARZ KILDIĞI KİŞİLERE TABİ OLMAYAN OTOMATİK OLARAK ŞEYTANA TABİ OLMUŞ OLUR.”Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır sözü burada yerine oturuyor”
17 / İSRA – 62-63-64:(İblis) dedi ki: “Senin görüşüne göre, benim üzerime (benden daha) mükerrem (ikram edilmiş, şerefli) kıldığın kimse bu mu? Eğer beni kıyâmet gününe (kadar) tehir edersen (ertelersen), onun zürriyetinden (neslinden) pek azı hariç, mutlaka bana (kendime) tâbî kılacağım.”(Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Git! Artık onlardan kim sana tâbî olursa, o zaman muhakkak ki sizin cezanız, eksiksiz bir ceza olarak cehennemdir.” “Ve onlardan güç yetirdiklerini, sesinle aldat. Atlıların ve yayalarınla onları bağırarak yönlendir (cehenneme sevket). Evlâtlarında ve mallarında onlara ortak ol. Ve onlara (yalan şeyler) vaadet.” Şeytanın vaadettikleri gurur (aldatma)dan başka bir şey değildir.
22 / HAC - 3 : Ve insanlardan öyle kimseler vardır ki; ilmi olmaksızın, Allah hakkında mücâdele eder ve bütün azgın şeytanlara tâbî olur(lar).
6 / EN'AM - 121 : Ve üzerine Allah'ın ismi anılmayan şeylerden yemeyin. Ve muhakkak ki; o fısktır. Ve şeytanlar, mutlaka sizinle mücâdele etmeleri için dostlarına vahyederler. Ve şâyet onlara itaat ederseniz (uyarsanız), mutlaka siz müşrikler olursunuz.
34 / SEBE - 20 : Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka (Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.
Şeytanın adamlarına tabiyet (sadatlara-Allah’ın yolundan alıkoyanlar)
33 / AHZAB – 67-68 : Ve cehennemde olanlar derler ki: "Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi'nden) saptık."Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle.
2 / BAKARA – 166-167 : O zaman tâbî olunanlar, (kendilerine) tâbî olanlardan berî oldular (uzaklaştılar) ve azabı gördüler. (Artık) onlarla (aralarındaki) bütün sebepler (bağlar) koparıldı.Ve o (Allah'tan başkasına) tâbî olanlar dedi ki: “Keşke bizim için (dünyaya) bir kere daha dönüş olsaydı. O zaman bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşırdık.” Böylece Allah, onlara amellerinin hasara uğradığını (hüsrana düştüklerini) gösterecek. Ve onlar ateşten çıkacak da değiller.
14 / İBRÂHÎM - 21 : Hepsi Allah'ın huzuruna çıktılar. Ve zayıf (güçsüz) olanlar kibirlenenlere şöyle dediler: “Muhakkak ki; biz size tâbî olduk. Şimdi siz, Allah'ın azabından bir şeyi bizden giderebilir misiniz?” Onlar: “Eğer Allah, bizi hidayete erdirseydi elbette biz de sizi hidayete erdirirdik. Sabretsek de, sabretmesek de bizim için aynıdır. Bizim için kaçacak bir yer yoktur.” dediler.
Heva ve heveslerine tabi olanlar (dolayısıyla şeytanın vesveselerine)
30 / RUM - 29 : Hayır, zalimler ilim sahibi olmaksızın heveslerine tâbî oldular. Bundan sonra Allah'ın dalâlette bıraktığını kim hidayete erdirebilir? Ve onların yardımcıları da yoktur.
47 / MUHAMMED - 16 : Ve seni dinleyenlerden bir kısmı, senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilenlere: “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, Allah'ın, kalplerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbî olanlardır.
28 / KASAS - 50 : Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.
47 / MUHAMMED - 14 : Öyleyse Rabbinden beyyine (delil) üzerinde olan kişi, kötü ameli kendisine süslü gösterilen ve hevalarına tâbî olan kişiler gibi midir?
Zanna tabi olanlar
53 / NECM - 28 : Ve onların (melekler konusunda) bir ilmi yoktur. Onlar sadece zanna tâbî olurlar. Ve muhakkak ki zan, Hak'tan yana hiçbir şeye fayda sağlamaz.
Tabiyeti inkar edenler
54 / KAMER - 24 : O zaman şöyle dediler: “Bizden biri olan bir beşere mi? Biz, ona mı tâbî olacağız? O taktirde muhakkak ki biz, gerçekten dalâlet ve çılgınlık içinde oluruz.” Zikir, aramızdan ona mı ilka edildi (ulaştırıldı)? Hayır o, haddini aşan bir yalancıdır. Haddini aşan yalancı kimdir, yarın bilecekler.
17 / İSRA - 94 : Onlara hidayet geldiği zaman insanların inanmalarına, “Allah, insan resûl mü gönderdi?” demelerinden başka bir şey mani olmadı.
25 / FURKAN – 41-42-43 : Ve seni gördükleri zaman: “Allah'ın resûl olarak gönderdiği bu mu?” (diyerek), seni ancak alay konusu edinirler. “Ona sabretmemiş olsaydık, gerçekten, neredeyse bizi ilâhlarımızdan saptırıyordu.” Azabı gördükleri zaman kimin yoldan daha çok saptığını öğrenecekler.Hevasını ilâh edinen kişiyi gördün mü? Yoksa sen mi ona vekil olacaksın?
Bu yola kim girer ise delilsiz,
Anı kodu şeytan dinsiz imansız.
Gerektir bil gerektir bir kılavuz,
Varamazsın bu yolda kılavuzsuz.
(Eşrefi rumi divanından)
BİZ İLMİMİZİ DİRİ OLARAK DİRİ’DEN ALDIK.
ZAHİRİ İLİM SAHİPLERİ İLİMLERİNİ ÖLÜ OLARAK ÖLÜ’DEN ALDILAR.
Beyazıd-ı Bestami Hz.
Bu kapıdan kol kanat kırılmayınca geçilmez.
Eşten, dosttan sevgiliden ayrılmadan geçilmez,
içeride boş oda. Yeri, samur döşeli,
Bu odadan "Gelsin" diye. çağrılmadan geçilmez.
Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyanın.
Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne topyekûn.
Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez..
Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse, berhava!
Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez..
Geçitlerin, kilitlerin, yalnız onda şifresi,
İŞTE İŞTE O ETEĞE SARILMADAN GEÇİLMEZ!..( Beyazıd-ı Bestami Hz.)
Humâ-yı rûhı ‘azm itdi ‘alâya
Fenâdan uçdı vü kondı bekâya
(SAADETLE RUH ALLAH’A ULAŞMAYA AZMETTİ (Allah’ta yok oldu-Fena makamına erişti.sonra) FENA’DAN BEKA MAKAMINA ERİŞTİ)
Cihânda kılmayup cânı temekkün
Cinân bagında eyledi tevattun
(CİHAN’DA CAN(Ruh) KALMAYIP CANAN’IN(Allah’ın) BAĞINI VATAN EYLEDİ)
Cihân zindandurur terk itdi hapsi
Visâli hakkıle bagladı ünsi
(CİHAN RUH’LAR İÇİN ZİNDANDIR.HEPSİ,HAKK’İLE YAKINLIK KURARAK(Allah’a ulaşmayı dileyerek) O’NA VASIL OLDULAR.)
sabayi adlı zatın üveys-name adlı esrinden ekitap kulturturizm
Hakk’a olmağa bir kişi vâsıl
Gerek irşâd u mürşid-i kâmil
(BİR MÜRŞİD-İ KAMİLİN İRŞAD ETMESİ OLMADAN BİR KİMSENİN HAKK’A (Allah’a) ULAŞMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR)
***Abdulkadir Geylani- Fethu’r-Rabbânî, 60. Meclis
ABDULKADİR GEYLANİ HZ ELÇİ(RESUL)OLMAK
Ey dünya yolunda giden, sakın kervandan ayrılma; delili ve iyi arkadaşlarını bırakma. Aksi hâlde malını ve mülkünü verdiğin gibi canı da elden çıkarırsın. Ve sen ey âhiret yoluna revan olan, önderi bırakma; gideceğin yere kadar onun peşini takip et. Ona karşı iyi davran. Onun sözünden çıkma. Onun görüşünü benimse. O sana her şeyi belletir. Ve HakTeâlâ'nın yakınlığına vardırır. Sonra kendisi aradan çıkar, seni vekil eder. Bunlara sebep temiz olman, doğru olman ve işlere sükûtla bağlanmış olmandır. Ve arz edilen sebepler yüzünden sen de yolculara emir olur, cümle kervan ehline sultan kılınırsın.Kafile delili, seni vekil tayin eder, bineğine seni bindirir, Peygamber’in kapısına varıncaya kadar ondan indirilmezsin. Ayan gözüyle Peygamber’e teslim edilirsin; Peygamber’e tam yakınlık nurunu taşıyanlardan olursun. Daha sonra kalplere sultan olursun. Hâllerin tercümanı, mâna âleminin tefsircisi ve Hak'la kullar arasında bir Elçi olursun. Bu hâller devam ederken Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in nurunda, terbiye edilen bir köle olursun. Bir defa kullara gelir, sonra Yaratan'a uçarsın. Bu yüce varlık arasında varlığını kaybeden bir fâni olursun.Canı ve başı ile Hak yoluna koyulmuş olanlar, kabileler halkı arasında paylaşılmaz bir kıymet olur. Onu çıkaran, milyon kabileden biri olabilir. Nefsin veya nefesin sonu gelince, cihan ancak bir zat yetiştirebilir.
O büyük zâtlar, Hak kelâmını kalp yönünden işitirler, mâna âleminde duyarlar. Ve onu, duygularını işe vermek sureti ile benliklerine tasdik ettirirler.Hakk Teâlâ’nın fazlını, keremini bulduktan sonra, o büyük insan halk arasına yine katılır. Sebebi; onlara hidayet yolunu göstermesi ve mülk sahibi kılmasıdır. Çünkü o kul, sonsuz mânevî bir mülke sahiptir. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayet öncülüğü eder.O öyle bir kuldur ki, Hakk’a vâsıl olmuş, O’nu görmüş ve mâsiva denen Hakk’ın Zâtından gayri şeyleri bilmiştir. Artık işi halkla uğraşmaktır. Yerine göre halkın tepesine bir tokmak olur. Hak olanla bâtıl olanı birbirden ayırt eder. Onları Azîz ve Celîl olan Allah’ın katına götürmek için bir RESUL. bir kılavuz olur. Bu zâta melekût âleminde Azîm yani büyük kişi ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun golgesinde gölgelenir.
***Büyük insanları dinleyiniz.Hakk’a götüren yolu onlardan öğreniniz.Büyük yolun yolcuları onlardır.Onlara nefs’inizin kötü hallerini sorunuz.Şahsi arzu ve isteklerin kötü durumlarını onlardan öğreniniz.(Abdulkadir Geylani Hz.)
***Seyda Muhammed Konyevi (ks), Kuran ve Sünnet Isiginda Adab:
"Muhaddis Ahmed bin Hacer Haysemi, Fetava-i Hadisiye isimli eserinde söyle buyurmustur: Hulasa olarak Allah-u Zülcelâle süluk eden şahis için en güzel yol, bu söylenenlere vasil olmak için, bir tabib-i azam olan Mürşid-i Kâmile tabi olup, tedavisinin altina girmektir."
***El tuttuğun andan itibaren de geçmiş günahların, kul hakkı dahil, affolmuştur.
Dede Bayburdi (Dede Paşa)
tam kaynakta bu:
kaynak:Dede paşa sohbet 12.bölüm
***Tanrı, “Tanrı eli onların ellerinin üstündedir” dedi ya, işte senin elin de o biat ehlinin eli olur.
Elini pirin eline verdin, o her şeyi bilen ulu pire uydun mu, kurtuldun demektir.
Çünkü o, ey mürit, vaktinin peygamberidir... Peygamberin nuru ondan zuhur eder.
Ona uydun, onun elini tuttun mu Hudeybiye’de bulunup Peygambere biat eden sahabeden olursun.
Cennetle muştulanan o on kişiden sayılırsın, halis ve potada erise bile ayarı düşmez altına dönersin.(Mevlana hz.Mesnevi/40)
***Şeyh, yer ve gök yüzünde Allah'ın halifesi olur. Yeryüzüne mensup olanların ona tâbi ve mahkûm olması nasıl
farz ise, semaya mensup olanlar için de aynen böyledir.
arama yerinde 29.sayfa
sultan veledin eseri Mevlana hazretlerinin oğlu
maarif I adlı eser
***Ey talib-i hakikat,selamet yolunun arkadaşını bulmak istersen,sefer-i dünyada bir mürşid-i kamil ara ki sana selamet bahşeden bir yolu göstersin ve bu cihanın sayısız olan afet,korku ve tehlikelerden seni kurtarsın. (Abidin Paşa hz.)
.evliyaullaha intisap etmek nusret ve saadet bulmaktır.
hocam necm 3-4 ayeti gibi bir sözü var velilerle ilgili;
peygamberlerin ve velilerin irade ve işleri sırf ibadet ve saadet vesilesidir.zira söz ve fiileri,kendi heva ve heveslerinin eseri değildir.sayfa 142 zira Allah dostlarına müracaat,Allah Teala'ya müracaatır sayfa 144
• Hakk'a yaklaşmak istiyorsan ariflerle düş kalk! Hakk'a kavuşmayı, Hakk'a kavuşmuş kişilerden iste!
(TEVBE/119- Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyen kimseler)! Allah'a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla beraber olun.)
MEVLANA HZ Divanı Kebir (c. 1, 402)
Altı cihette bulunan, bu cihetlerden kurtulamayan kişiye Tanrı, o gönül sahibi vasıta olamadıkça nazar etmez.
Birisini reddederse onun için eder. Kabul ederse yine şefaatçi odur.
O olmadıkça Tanrı kimseye rızk vermez. İşte ben, vuslata ulaşan kişinin ahvalinden bir miktarcığını söyledim.
Tanrı, ihsanını onun eline kor da acınanlara onun elinden ihsanda bulunur.
Onun avucu ile bütünlük denizi birleşmiştir. O, neliksiz ve niteliksizdir ve tam kemal sahibidir.(Mevlana Hz.Mesnevi/875)
Herkes bir çeşit ibadete sarıldı, kendisi için bir türlü kurtulma çaresine yapıştı.
Sen, akıllı bir kişinin gölgesine kaç ki gizli gizli savaşan düşmandan kurtulasın.
Bu, senin için bütün ibadetlerden daha iyidir.
Bu suretle yolda ilerlemiş olanların hepsini geçer, hepsinden ileri olursun.
Bir Pîr ele geçirdin mi hemen teslim ol; Mûsâ gibi Hızır’ın hükmüne girip yürü.
Ya Ali! Sen, Tanrı yolundakini bütün ibadetler içinde Tanrıya ulaşmış kişinin gölgesine sığınmayı seç.(Mevlana hz.Mesnevi:2965)
Hak'dan bize haber viren erenler
Gönülde iste var Hakk'ı dediler
Hakk'ın cemâlini ayan görenler
Gönülde iste var Hakk'ı dediler
Gönül ili Hakk'ın gizli eli'dir
Andan haber viren gerçek velidir
Gaybî Hakk'a giden gönül yoludur
Gönülde iste bul Hakk'ı dediler
Sunullah Gaybî Hz.
Mürşidlerdir Hakk yolunun başçıları
Mürid ile Allah arasında elçileri
Vahdaniyet deryasının yolcuları
Dergahında varıp kapıcı olasım gelir
AHMET YESEVİ 50. HİKMET
***ABDULRAHİM REYHAN ERZİNCANİ HZ NEFS MAKAMLARI VE EVLİYALIK MAKAMI
Şeyh; Evliyaullah, Allah'ın kapısı. Bir insan bir haneye girdiği zaman veya kapalı yerde olan nimeti çoğaltmak için onun bir kapısı vardır. Kapıyı bulacak ki oraya gitsin. Evliyaullah da Hak kapısıdır. Evliyaullah'ı bulamayan Allah'ın kapısını bulamıyor. Cenab-ı Hakk "Sâdıklarla olun." buyuruyor. Sadıklar velîlerdir. Onlar neden sâdık olmuşlar? Çünkü onlar şeriatı, tarikatı yaşamışlar. Onlar günahı-sevabı, haramı-helali, hayrı-şerri tamamen tefrik etmişlerdir. Onlarda haset, kibir, gurur kalmamış. Hülasa olmuşlar kâmil. İnsanlarda "safiye" makamı var.Nefsin yedi tane makamı vardır.İşte safiye makamına ulaşanlar. Allah'tan gelen ruhu Allah'a ulaşıyor. Cemü'l-cem oluyor. Allah'ın varlığına ulaşıyor. Allah ile birleşiyor. Bu haktır, vardır. Madem ki "Herşey aslına rücu edecek," buyruluyor. Öyle ise bu ceset toprağa rücu ediyor da, rûh niye gitmesin, gidecek. Ama ne ile gider? Vasıta ile gelmiş, vasıta ile gider. Bu vasıta meşâyih. Cenab-ı Hakk "ileyhi'l-vesîle." "Bil vesile arayın." Allah'tan geldiniz Allah'a gideceksiniz, ama Allah'tan bir vesile ile geldiniz, bir vasıta ile gideceksiniz. AbdurrahimReyhanErzincani
İmam Malik Rh.A.:
“Kim tasavvufun öğrettiği ahlâk ve manevi hal ilmiyle yetinip fıkıh öğrenmezse, dinden çıkacak işler yapar, zındık olur. Kim de fıkıhla yetinir, ahlâk ve manevi halleri öğreten tasavvuf ilmini öğrenmezse büyük günahları işler, fasık olur. Her iki ilmi öğrenen kimse gerçek bir müslüman olur.” (Aliyyu’l-Kâri, Şerhu Ayni’l-İlim)
İmam Şafii Rh.A (Mürşidi, Şeybani Râi)
Hem fakih, hem sufi ol, sakın birisiyle yetinme.
Bu sana hak için bir nasihattir dostum, incinme.
Sade fakihin kalbi katı olur, tadamaz takvayı
Öbürü de cahil kalır, nasıl yapar ıslahı.” (Muhammed Afif, Divan-ı Şafii)
İmam Ahmed b. Hanbel Rh.A
Bişr-i Hafi K.S.’nin meclisinde bulunurdu. Tam manası ile ona bağlanmıştı. Bir defasında talebeleri kendisine:
Sen hadis ve fıkıh alimi bir müctehitsin, birçok ilimde bir benzerin daha yok. Buna rağmen, niçin böyle hali-ahvali basit bir insanın yanına gidip geliyorsun, bu sana yakışır mı? dediklerinde, İmam, Evet, şu saymış olduğunuz ilimlerin hepsini ben ondan daha iyi bilirim, ama o da yücelerden yüce Allah’ı benden daha iyi tanıyor, diye cevap verdi. (Feridüddin-i Attar, Tezkiratu’l-Evliya)
İmam-ı Gazali'ye ‘Hüccet-ül İslâm’, Şeyh İzzettin bin Abdüsselam'a da ‘Sultan-ül Ulema’ dedikleri halde ve ikisi de şeriatı ve zâhirî ilmi en üst düzeyde bilmelerine rağmen yine de bir Mürşid-i Kâmile intisab etmişler ve tarikata girmişlerdir.
İmam-ı GAZALİ: “...Sonra kendi durumuma baktım. Bir de ne göreyim! Dünyevî alâkalar içine dalmış batmışım. Bu alâkalar beni her taraftan sarmışlar. Yaptığım işlerimi gözden geçirdim. Onların en güzeli tedris ve tâlim idi. Fakat bu sahada da ehemmiyetsiz, âhiret yoluna faydası olmayan ilimlerle meşgul olduğumu anladım. Tedris hakkındaki niyetimi yokladım. Onun da Allah rızâsı için değil, mevki ve şöhret kazanmak gayesi ile olduğuna kanaat getirdim. Bu hâlimle uçurumun kenarında bulunduğuma, eğer durumumu düzeltmek için harekete geçmezsem ateşe yuvarlanacağıma kanaat getirdim.”
“Yakinen anladım ki, sûfiler hakikaten Allah yolunu bulan kimselerdir. Onların gidişleri, gidişlerin en güzelidir. Gittikleri yol, yolların en doğrusu, ahlâkları ahlâkların en temizidir Dünyadaki bütün akıllı insanların akılları, hikmet sahiplerinin hikmetleri, şeriatın bütün teferruatını bilen zâhir ulemâsının ilimleri, onların gidişat ve ahlâkından bir şey değiştirmek ve yerine daha iyisini koymak üzere bir araya gelseler, buna muvaffak olamazlar.
"SEN TASAVVUF İLMİNİN BÜTÜN ESERLERİNİ YEDİDEN YETMİŞE OKUSAN, MÜRŞİDİ KAMİL ELİ TUTMADIKÇA SANA HİDAYET KAPISI AÇILMAZ." İMAM-I GAZALİ HZ.
***İmam-ı Azam hazretleri tasavvufa girdiği silsile-i saadatın 4. sü Cüneydi Bağdadi(k.s.)'e bağlandığı ve ömrünün son iki senesinde için söylediği söz bizim için ibret olmalıdır.(Levlessenetani ,leheleke Numani eğer son iki senem olmasaydı elbette helak olmuştum.)
Unutmayalım ki tüm mezhep imamları da mürşide tabi olmuşlardır Madem onların yolunu tasdik ediyoruz, biz niye mürşide bağlanmıyoruz. Onlardan daha iyi mi biliyoruz acaba?
***Abdulkadir Geylani:futuhurrabbani
Peygamber S.A. efendimiz bir Hadis-i Şeri-finde şöyle buyurur:
- «Ulema meclisinde oturmalısınız. Hakim-lerin sözünü dinlemelisiniz. Allah-ü Taala, yağ-mur suyu ile, yeri yeşerttiği gibi; hikmetle de ölü kalbleri ihya eder.»
Yine buyurur:
- «Hikmet, müminin yitiğidir, bulduğu yerde alır."
Avam halkın dilinde olan kelam, LEVH-Ü MAHFUZ'dan iner; orası ceberut alemidir. Derece itibarı ile hesaplanır. Hakka vasıl erlerin dilinden akıp gelen cümleler en büyük makamdan coşar.. Orası yakınlık ilidir; arada vasıta yoktur. Herşey aslına dönecektir. Bu sebeple kalbin dirilmesi için, ehl-i telkini arayıp bulmak gerek.. Bu farzdır. Peygamber S.A. efendimizin şu Hadis-i Şerifi buna işaret eder:
- «îlim, her müslüman kadın ve erkeğe farzdır.»
Burada farz olan ilimden murad, marifet. ve Hak yakınlığı ilmidir. Geri kalan bilgilerin, ancak lüzumu kadarı farzdır. Farz ibadetlerini edası için gereken fıkıh ilmi gibi..
Yakınlık alemine vara.. Derecelerin hiç birine iltifat etmeye.. Allah-ü Taala bir Ayet-i Kerimede şöyle buyurur:
- «Söyle, ben yaptığım işe sizden ücret istemiyorum. Ancak yakınlıklara bağlılık, sevgi.. (42/23)
Bazı rivayetlere göre, buradaki yakınlıktan murad. Hak yakınlığı bilgisini talimdir.
Hakikat-i Muhammedi Abdulkadir Geylani:
.......Peygamberimiz S.A.V efendimizin dilinden söylenen;Ben ve bana tabi olanlar basiret üzere..(Yusuf-108) ayetindekibana uyan cümlesinde bir işaret vardır. peygambere tam varis olan KAMİL MÜRŞİD anlatılır. Demek olur ki, benden sonra irşad; her yönden benim batini basiretime sahip olan kimse tarafından yapılacaktır. Burada tam velayet haline sahip olan zat murad edilmektedir;VELİ OLAN MÜRŞİD(KEHF17) AYETİNDEKİYLE AYNI ŞEYE İŞARET EDER.
Abdulkadir Geylani- Fethu’r-Rabbânî, 60. Meclis
Hakk Teâlâ’nın fazlını, keremini bulduktan sonra, o büyük insan halk arasına yine katılır. Sebebi; onlara hidayet yolunu göstermesi ve mülk sahibi kılmasıdır. Çünkü o kul, sonsuz mânevî bir mülke sahiptir. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayet öncülüğü eder.O öyle bir kuldur ki, Hakk’a vâsıl olmuş, O’nu görmüş ve mâsiva denen Hakk’ın Zâtından gayri şeyleri bilmiştir. Artık işi halkla uğraşmaktır. Yerine göre halkın tepesine bir tokmak olur. Hak olanla bâtıl olanı birbirden ayırt eder. Onları Azîz ve Celîl olan Allah’ın katına götürmek için (Ruh’unu Allah’a ulaştırmak için) bir RESUL. bir kılavuz olur. Bu zâta melekût âleminde Azîm yani büyük kişi ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun golgesinde golgelenir.
ABDULKADIR GEYLANI:İLİM-İRFAN MEKTEBİ
Allahu Teala basiretlerini açmak için O’nu bu gafil insanlara gönderdi. Gaye, onlari gaflet uykusundan uyarmak; visaline, ezelî cemaline ermeye, yani Allah’in Zat’ina davet idi. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin yolunu tayin için bildirilen bu Âyet-i Kerime bu duruma isaret eder: "Söyle: Yolum basiret üzerinedir. Ben ve bana uyanlari, ayni yola davet ederiz," (Yusuf, 108). Peygamber (s.a.v.) Efendimizin de bu Hadis-i serifi, ayni sekilde bizi asil gayeyi anlatir: "Ashabim gökteki yildizlara benzer, hangisine uyarsaniz, dogruyu bulursunuz….." Basiret, ruh gözesinden gelir. Evliya için FUAD makamindan açilir. Elde edilis tarzina gelince, zahiri bilgi ile olmaz. Ötelerden, batindan kopup gelen ilim lâzim… bu Âyet-i Kerime bizi, isin özüne iletir: "O’na canibimizden -ötelerden- ilim vermistik," (Kehf, 65). Insana gereken, basiret sahiplerini bularak, telkin yolu ile onlardan birseyler almaktir... O telkini yapan zat, velî, mürsid ve lâhut âleminden haber veren olmali…..
Abdulkadir Geylani Hz.nin Müridlerin kitabi
S.1065:Mürid, seyhini, Aziz Celil Rabbi ile bir vasita bilmelidir. RABBINE ULASTIRAN BIR YOL ve bir sebeb bilmelidir........
.....Bir SEYH ola, bir de Mürid. Bir sahip ola , birde onun sahip oldugu kisi. Bir uyan ola,bir de uyulan. BU DURUM, ADEM (a.s.)den BERI BÖYLEDIR , KIYAMETE KADAR DA BÖYLE SÜRECEKTIR.
Sayfa 1069:Mesayih (mürsidler) Allaha vardiran yoldur. Yüce Allaha götüren delillerdir. YÜCE ALLAHIN HUZURUNA CIKILAN KAPILARDIR. Anlatilan mana da olarak, her müride bir seyh gereklidir. Bu seyh dahi, beyan ettigimiz üzere olacaktir, mürid dahi öyledir. Yani ALLAHA ULASMAK DILEYEN her müride bir büyük zat gereklidir.
Sayfa-1102:Gencler seytanin sevgisine daha yakindir.Seytan tarafindan daha cok kabul görürler. Serre, fitneye, hevai arzulara tabi olmaya, nefsin fesadina, töhmete daha meyilldirler. Bütün bu anlatilan sebeblerden ötürü; onlarla arkadaslik etmek cok tehlikelidir.Meger ki, onunla arkadas olan zat, kendisine mana yolunda tabi olunan bir zat, Allahi bilen bir alim, PEYGAMBERLERIN VEKILI; HIDAYET IMAMI; ALLAH TARAFINDAN KORUNMUS BIR KIMSE OLA. Zira,hali anlatildigi gibi olan bir zat, hayir ögretendir. Halk-i kötülüklerden cekindiren ve onlari terbiye edendir. ONLAR YÜCE HAKK ILE HALKI ARASINDA BIR ELCI (RESUL) VE ONLARI GÖZETICIDIRLER.
Abdulladir Geylani Hz.nin sohbetler kitabindan:
Sayfa-275:Siz Allahin kitabina, Resulullahin ahlakina ve MÜRSIDLERE uymadikca ASLA FELAH BULAMAZ, KURTULUSA EREMEZSINIZ.
Sayfa-188:Ey nefs ve hevai arzularinin tabiatin kulu, sen kendi görüsünde kanaat etmis, sana hakikatleri ögretip terbiye edecek bir üstad, Mürsid edinmemissin.
Sayfa-201:Sadiklara, salihlere iltihak et, onlarin arasina katil, eger kimin salih, kimin münafik oldugunu ayirt edemezsen o zaman geceleyin kalk iki rekat namaz kil. Yarabbi, bana senin salih kullarini göster, SANA GELMEMDE KILAVUZLUK EDECEK KISILERI GÖSTER.
***Mutlaka halkla temas gerekli ise şüpheli işleri dahi yapmayan, zâhid, irfan sahibi ve bildiği ile amel edip Hakk'ı dileyenleri ara. Ve Hakk'ın arzu ettiği zâtları bul.Seni kullardan kurtaran ve Hakk'a götüren kimselerle ol; Hak yakınlığını sağlayan kimseleri bul. Seni kim bataklıktan çıkarır, doğru yola koyarsa onu dile. Gözlerini dünyadan çeviren ve âhirete açtıran zâtı sor. Dünyanın katlarını gözünden silip öbür âlemin köşklerini göstereni iste. O kimse ki, seni perişan hâlinden çeker ve nurlu âlemin hoşluğuna götürür, işte sana o yarar. Saydığımız vasıtaları benliğinde taşıyan kimseleri ara ve arkadaş ol. Sözleri acı da gelse dayanmayı bil. Emrini ve yasağını kabullen; hayrın peşinini ve geleceğini hemen görürsün. Kahraman ol, sabırlı kişi kahramandır. Şecaatin, bir anlık sabırdan ibaret olduğu malûmdur.
“ABDULKADİR GEYLANİ HZ İLAHİ ARMAĞAN KİTABINDAN 50. MECLİS
Bu konuşma Cuma sabahı medresede yapıldı.
Konuşma tarihi: Hicrî 18 Şaban 545, Milâdî 1150”
***Dikkat Dikkat Dikkat ABDULKADİR GEYLANİ HZ HUD SURESİ 78 AYET'teki irşadla vazifeli ayeti anlatıyor.Halbuki Din alimlerimiz irşadla vazifeli sadece Peygamberler demişlerdir ama irşadla vazifesi Peygamber efendimizden sonra devam ediyor.
HÛD Suresi 78 Ayet= minkum raculun reşîd(reşîdun).
Sizin aranızda irşad eden bir adam yok mu?” dedi.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hayatta olsaydı doğrudan alınacak ondan alınırdı. Gayrına ihtiyaç kalmazdı. Öbür aleme intilkal ettikten sonra, tecerred haline geçiyor, bizzat kendisi ile bağ kurulmuyor. İRŞADA MEMUR VELİLER de aynıdır. Onlar da bu alemden göçüp gidince, İRŞAD OLACAK OLMAZ. ANLAYIŞ EHLİ İSEN ANLA! DEĞİLSEN BİR ANLAYANI ARA..."
Gavsül Azam Abdulkadir Geylani hz.lerinin ''ÖTELERDEN HABERLER" orj.adı ''SIRR'ÜL ESRAR'' kitabından Abdulkadir akçiçek cevirisi.
***GENC KARDEŞİM!.., Önce kendi nefsinle ilgilen, ona ögut ver, sonra başkasına... Kendi nefs’inin pürüzleriyle meşgul olmaya bak, onu bırakıp da başkasına geçme!. Dikkat et ki ömründen islah edilmeye muhtaç birkaç günün kalmıştır evet sadece birkaç gün... Kendini bilemiyor, iç alemini anlıyamıyor isen başkasını kurtaramıyacağını bilmelisin... Bu halinle kendini bırakrp başkasına nasıl rehberlik yapabilirsin? çünkü insanlara ancak kalb gözü (basiret) açık olanlar,Allah ile her an görüşebilenler (Kalb kulağı olanlar) [hakki hak olarak bilip ona uyan bahtiyarlar) rehberlik edip yol gösterebilir; ve onları gunah ve gaflet denizinden ancak iyi yüzmesini becerenler kurtarabilir. Diğer bir tabirle, insanları Allah'a ancak Allah'ı bilen kimseler çevirebilir. Allah'ı bilmeyen bedbahtlar bu ulvi işe nasıl delalet edebilir?.(YUNUS/35,36:De ki: “Sizin ortaklarınızdan Hakk'a hidayet edecek (ulaştıracak) kimse var mı?” De ki: “Allah, Hakk'a hidayet eder (ulaştırır). Öyleyse Hakk'a hidayet eden (ulaştıran) mı tâbî olunmaya daha lâyıktır (daha çok hak sahibidir) yoksa hidayete erdirilmedikçe, kendisi hidayete eremeyen kimse mi?” Artık size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?Ve onların çoğu zandan başka bir şeye tâbî olmaz. Şüphesiz zan, haktan bir şey kazandırmaz. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını bilendir.)
Kaynak:Gavsül Azam Abdülkadir Geylani Hz. Sırrül Esrar
Yûsuf-Hakîkînin Tasavvuf Risalesi
2. HakkI Talep ve Bir Mürside Baglanmak
Amma bad. iyi bil ki Hakki talep edenler bu yolda dünyayi ve nefislerini terk ederek mesafe alanlardr. Bu yola gösteriş, iki yüzlülük ve gururla girilmez. Bu yola ancak bir mürside baglanalarak girilir; er-refîk sümmet-tarîk7. Allah buyurur: Yâ eyyühel-lezîne âmenût-tekullâhe veb-tegû ileyhi’l-vesîlete ve câhidû fî sebîlihî lealleküm tuflihûn8 .
7. Önce yoldas sonra yol.
8.El-Mâide,35. Ey iman edenler! Allahtan sakinin, ona yaklasmak hususunda vesile arayin, yolunda cihad edin ki felah bulasiniz.
Risale-i halidiyye-Imam Mevlana Halid-i:
Bu tarîkatta râbitasiz sülûk çok müskildir. Hak Sübhànehû ve Teàlâ;
(Vebtegû ileyhil-vesîlete) [Allaha ulasmaya vesîle isteyin!] (Mâide: 35) buyurmustur. Padisahlar huzuruna bile vasitasiz girmek müskül olunca, Cenâb-i Hakkin huzuruna girmek için vesîle biz-zarûre lâzimdir.
(Allàhu veliyyüllezîne âmenû) Allah iman edenlerin velîsidir. buyrulmuştur. (Bakara: 257)
Bu iman sâliki istidatlı bir hale getirip, tarikata geçmesine ve dolayısıyla husûsî velîlerden olmasına da vesile olur; nefsi emmârelikten tedrîcen mutmeinneliğe yükseltir. Bu Tarîkat-ı Aliyyeyede esas olan zikr-i ilâhî, şeriat-ı garrânın emirlerindendir. Mürşid-i aramak dahi şeriatın emridir. Esteüzü billah:
(Vebteğû ileyhil-vesîlete) [Allaha ulaşmaya yol isteyin!] buyrulmuştur. (Mâide: 35)
HALVETI SEYHINDEN- Muhyiddin Özevren:
Dehr-i dûnya mürsid-i dânâyi bulmaktir hüner
Bulunca ol kâmili,rengine boyanmaktir hüner
Bu dünya evinde bir insan için en büyük hüner, mürsid-i kâmili bulmaktir. Bulduktan sonra rengiyle renklenmek, haliyle hallenmek; yolunda ve izinde gitmek; itaat etmek; teslim olmaktir. El ele, el Hakka. Kuran-Kerimde: Ey îmân edenler! Allah’a karşı takva sahibi olun ve Allaha kavusmak için vesile arayin (mâide Suresi, ayet 35)diye buyurmustur.Ulema-yi izam ve evliya-yi kiram, buradaki vesilenin mürsid-i kâmil oldugunda ittifak etmislerdir.Rabbinize inâbe ediniz. (Zümer Suresi, ayet 54) Bu, tarihi bir vakadir. Sure-i Fetihde geçer. Buna, Secere-i Ridvan adi verilmistir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ve 1500 kisiMekkeye Beytullahi tavaf etmeye gidiyordu. Mekkeliler:--Resul-i Ekrem (s.a.v.) savasa geliyor, diye telâslandilar. Resul-i Ekrem Efendimiz:--Hayir! Savas için gelmiyorum; ziyaret için geliyorum, diye buyurdu ve Hz. Peygamber (s.a.v), 1500 kisi - biri hariç - bir agacin altinda hepsinden bîat aldi.Sana bîat edenler, Allaha bîat etmislerdir.(Fetih Suresi,ayet 10)Ayet-i kerimede Hz. Peygambere bîat edenlerin, Allaha bîat ettikleri buyruluyor. Mürsid-i kâmile bîat edenler de ayni düsünce içindedirler. Çünkü mürsid-i kâmil, Hz. Peygamberin vârisidir.
Azîz Mahmud Hüdâyî’nin
Et-Tarîkatü’l-Muhammediyye
Vesîletun İlâ’s-sa‘âdeti’s-Sermediyye adlı bu eseri çeviren gazi üniversitesinde akademisyen olan zat diyor ki mürşid farzdır;
Kemâle ermek kolayca başarılan sıradan işlerden değildir. Tarikata girmek kemâle ermek için yeterli olmaz. Önce bir kâmil mürşid bulmak gereklidir. Kâmil
mürşidi arayıp bulmak ve ona bağlanmak herkese farzdır. Nitekim Allahu Teâlâ
“ Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” (en-Nahl 16/43), ve “O’na yaklaşmaya
.vesile arayın” (el-Maide 5/35) buyurur. Yani, mürşid-i kâmili bulup ona bağlanarak onun izniyle zikre devam ediniz ve zikir ehli olunuz demektir.
Bu gibi Allah erleri dîn-i Ahmedî’nin direkleri ve koruyucularıdır. Kıyamete kadar bir an noksan olmazlar.
Bugün
Seyda Muhammed Konyevi (ks), Kuran ve Sünnet Isiginda Adab:
Muhaddis Ahmed bin Hacer Haysemi, Fetava-i Hadisiye isimli eserinde söyle buyurmustur: ‘Hulasa olarak Allah-u Zülcelâle süluk eden sahis için en güzel yol, bu söylenenlere vasil olmak için, bir tabib-i azam olan Mürsid-i Kâmile tabi olup, tedavisinin altina girmektir.’
Imam Fahreddin-i Râzî (ks) Tefsir-i Kebirinde fatiha suresindeki;
‘(Ya Rabbi) bizi, o kendilerine nimet verdigin mesutlarin yolu olan dogru yoluna hidayet eyle’ (Fatiha, 5,6 ) ayet-i kerimesinde: ‘Bir kimsenin ancak bir Mürsid-i Kâmile teslim olup manevi dairesine girmek suretiyle, kendilerine nimet verilen kisilerin dogru yoluna hidayet olabilir’ diye isaret ettigini söylemistir.
Hüccet-ül islam imam-i Gazali (k.s):
Sufiyyeye dahil olmanin ve onlarla beraber bulunmanin, farz-i ayn oldugunu söylemistir. (serhul Hikem li ibni Uceybe c. 1/ s. 7)
imam-i Gazaliye ‘Hüccet-ül islâm’, seyh izzettin bin Abdüsselama da ‘Sultan-ül Ulema’ dedikleri halde ve ikisi de seriati ve zâhirî ilmi en üst düzeyde bilmelerine ragmen yine de bir Mürsid-i Kâmile intisab etmisler ve tarikata girmislerdir.
Halbuki Allah-u Zülcelâl; ’Ey iman edenler! Allah’a takva sahibi olun ve sadiklarla beraber olun’ (Tevbe,119) diye emretmistir, diger bir âyet-i kerimede de; ‘Bana yönelenin yolunu tut’ (Lokman,15) buyurmustur. Bu âyet-i kerimelerden de anlasildigi gibi bir kimsenin bir Mürsid-i Kâmile intisab etmesi vaciptir. Hatta imam-i Gazalinin buyurdugu gibi farz-i ayndir. Çünkü sadiklarla beraber olmak, emir olarak bildirilmistir.
Imam Gazali:Kalplerin Kesfi s.235
Hz. Ali r.a: Isra-71:"Yevme ned'u kulle unesin bi IMEMIHIM." "O gün bütün insanlari Imamlariyla cagiracagiz." Bu ayette ki Imam, insan topluluklarinin her devirdeki Imam'i demektir. Buna göre her zamanin halki, emirlerini uygulayip, yasaklarindan kacindiklari Imam'la cagrilacaklardir.
Meşayih-i Kiram’dan Seyyid Ahmed Er Rufai (RA) Hz.leri :
Ey müminler! Allah (CC) Hz.leri’nin dostları evliyalara yapışınız. Onları sevmeniz ve onlara yaklaşmanız lazımdır. O evliyalara yaklaşmanız ve sevmeniz sebebiyle size bereket ve lütuf hasıl olur ve ey müminler! Evliyalarla beraber olunuz. Zira onlar Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin mensublarıdırlar. (Elburhanil Müeyyed S.28)
BILAL NADIR HAZRETLERINDEN
......."Ümmetimin âlimleri, ben-i İsrail peygamberleri gibidir".buyurmuşlardır.Ümmetime, din yolunu gözetmekte ve göstermekte onlara uymak gerektir, demek istemişlerdir. Burada âlimlerden murad elbette ve elbette ilimleriyle âmil olan âlimlerdir. Onlar, meşâyihten şeyhlerden olup halkı Hakka çekip götürenlerdir.(Allah’a ulaştıran)
Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)den rivâyet edilen şu Hadîs-i şerîf, bu görüş doğrulamaktadır:Şüphesiz Cenâb-ı Hakk bu ümmet için her yüz senenin başında dinini yenileyecek bir zât gönderir. Bu Hadîs-i şerîfin sırrı çoktur. Şerhi uzâtmayalım ve maksada dönelim:Demek oluyor ki, Şeyhler Allahu Teâlânın kullarına kılavuz olmak ve onları Alla’a götürmek için gönderilirler. Şu halde, bunlara mutlaka uymak gerektir. Eğer uyulmayarak muhalefet edilecek olursa, din yolunda eksikliktir.
.......Şeyhlere uymak ve onları sevmek lazımdır ve her kişiye bir Şeyh edinmek ve onun edebi ile edeplenmek gerektir. Zira, Şeyhler taliplerin çobanı gibidir. Çobanı olmayan koyunu, elbette kurt kapar. Sen olmasaydın bu kâinatı yaratmazdım. demiş iken, Cebrâil (Aleyhis-selâm) Ona mürşid oldu ve kılavuzluk etti. Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz de bu yolu mürşidsiz yürümedi.
Müzekkin-Nüfus, s.419; El-Uhûdül Kübra, (İmâm-ı Şarâni), s.994.Berikâ, c.1, s. 58.
Mirât-i Kâinât, c.1, s.414; Müzekkîn-Nüfus, s. 420.
CÜNEYDI BAGDADI HAZRETLERI
"Herkese bir Mürsidi kamil lazimdir. Aksi halde mel'un seytan gelip kendisine musallat olur ve insan mazallah ona tabi olur."
Necmeddin Kübra K.S:Tasavvufda on temel esas.
Mübarege sormuslar Eren ne demektir? Cevap: Ermis zat Vuslati gerceklestirmis Kamil insane.
Yine sormuslar Hicret nedir? Cevap: Kisinin beden memleketinden ayrilip Ruhlarin vatanina göcmesidir.
-Her ferd döne döne Hakka ulasir ona kavusur (ve ileyhi türcaun.Yasin 56)
- Salikde istidat ve EHLI MÜRSIT olursa kisa sürede Allaha vasil olur.
TASAVVUF HAKKINDA FIKHİ MÜLAHAZALAR
Selef-i salihin döneminde tasavvuf ,temel kaynakları zühd, takva, nefsi tezkiye, kalbi selim, ihlas kavramlarıyla hayatın her alanında kendisini gösteriyordu.
İmam Gazali der ki:İlk asırda fakih denilince ahiret yolunu, nefsin afetlerindeki incelikleri, davranışların mefsedetlere götürenlerini, kalpte korkunun yerleşmesini bilen kimseler kastedilirdi. Yoksa Arapçanın furûunu ve fetva hükümlerini bilenler değil.(1)
İslam’ın ilk asırlarında fakihler, muhaddisler ve sûfîler arasında bir dostluk, sevgi ve bilgi alışverişi vardı. İbn-i Teymiyye ki tasavvufa dair bir çok eserin sahibidir. Evliyaullah adlı eserinde, tabiinden sonra sûfî şeyhlerini sayar ve onların yoluna uymaya çağırır.( 4). Şu halde tarikatte olsun olmasın hiçbir müslümanın bu farzı ayn olan nefis tezkiyesi ve kalp tasfiyesi gereklerinden müstağni kalması düşünülemez. Öte yandan Allah’ı çokca zikredin, sadıklarla beraber olun gibi mü’minlere emir sigasıyla gelen ayetleri de gözönüne alırsak her müslümanın bu vazifelerini asgari sınırlarda da olsa ifa edebilmesi için bu husustaki ilmihalini bilmesi zaruridir. ( 11 )
İmam Şa’ranî de bu hususta:
Ehl-i tarik, insanı Allah’ın huzuruna kalp huzuruyla çıkmaktan meneden kötü sıfatlardan temizlenmeye irşad edecek bir müşid-i kamile intisabın zarurî olduğunda icma etmiştir. der. Ancak mürşidin âlim, kâmil ve mükemmel olması gerekir. Bu terbiyeye girmeyen kişi kin, hased, ucb, kibr, dünya sevgisi, nifak gibi hallerden (tam anlamıyla) kurtulamaz.
Cenab-ı Hakk’ı taleb eden, her şeyi kendi mürşidi bilir. Bütün eşyadan dersini almaya çalışır. Uyanık olur. Eğer sadık olursa Allah’a vasıl olur. Yoksa bin mürşid bir araya gelse bile bu adamı vuslata erdiremez. Görmezmisin ki Rasulullah (s.a.v.) ekmel-i mürşidin olduğu halde bir kısım ona sadakatle bağlandı, diğer kısım münafık oldu veya yüz çevirip helak oldu.( 13 )(Hucurat-14)
Said Havva:
‘Kimi, Allah dalalette bırakırsa onun için veli (yardımcı) bir mürşid bulamazsın’ (Kehf s.17) ayetiyle ilgili olarak Said Havva şu değerlendirmeyi yapar: Ayetten anlıyoruz ki hidayete erdirme de en son güç veli bir mürşiddir. İnsan elini bir mürşid-i kamile verirse hidayet konusunda en iyisi açığa çıkar. Onlar Peygamber varisidir.( 15 )
Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretleri:
"Dünyaya gelmekten murad Mürşid-i kâmil’i bulmaktan ibarettir."
Abdurrahim Reyhan Erzincani
.........Allah'ı sevmek, Evliyaullah'ı sevmektir............
.........İnsanların rûhu Allah'tan gelmiştir. Allah'a gitmek ister. Kendi kendine gidemiyorsa, kendinize bir vesile arayın. Onun için evliyaullah vasıtadır. Evliyaullah'ı bilmezse, evliyaullah'ı bulmazsa, evliyaullah'ın uhdesinden geçmezse, Allah'ı bulamaz. Evliyaullah kul ile Allah arasında bir vasıtadır..........Derviş: Herşeyden geçmiş. Allah'tan başka birşey yok. İnsanların gönlündekileri silen ne oluyor? Allah sevgisi. O da mürşidsiz olmaz...........Şeriat, tarîkat, hakikat, marifet. Allah'tan gelen ruhu Allah'a ulaştırmak için bu dört şey vasıtadır. Bir defa şeriatsız tarîkat olmaz. İsterse Peygamber Efendimiz mürşidimiz olsun.
Kabiliyyet bizde olmazsa meşâyih neylesin
İster ise mürşidi olsun Muhammed Hazreti
Şimdi bu salona girmek için kaç kapıdan geçerek girdiniz. İşte bunların yolları birbirinin içinden geçiyor. Tarîkatın yolu şeriattan geçiyor. Meşâyihe teslim olup, himmetini alırsak o zaman tarîkatı anlayabiliriz. Hak olduğuna inanacağız.
Sermâye bu yolda hemân
Teslim ol şeyhine inan
Yunus EMRE
Kadilar müftüler cümle geldiler
Kitaplarin hep önüme koydular
Sen bu ilmi nerden aldin dediler
Bir kamil mürside varmazsan olmaz.
Yunus EMRE
EY BENIMLE YAR OLUP, SEYHE GIDEN GELSIN BERI
VARLIKLARI TERK EYLEYIP, TALAN EDEN GELSINBERI
TERK EDELIM KIYLU KALI, ISTEYELIM DOGRU YOLU
SEYHIM ELI CEVHER DOLU, CEVHER ALAN GELSIN BERİ
GEVHER CANIN MAKSUDUDUR,
MAKSUD için MANSUR GIBI
SERDEN GECEN GELSIN BERI
ERMEK DILERSEN MAKSUDA ,
COK HIZMET EYLE MÜRSIDE
-----------------------------------------------
Seyhsiz varamazsin yolu
Zinhar seyhe eris $eyhe
§eyhin himmetidir äli
Zinhar $eyhe eri$ $eyhe
Bir $eyh edin yola rehber
i$bu yola $eyh ile var
Budur sana dogru haber
Zinhar $eyhe eri$ $eyhe
Gör ol $eyhsiz gidenleri
kimi mülhid kimi dehri
Olma sen cebri ya kaderi
Zinhar $eyhe eri$ $eyhe
Hak sahibi iken Resul
$eyhsiz Hakk'a varmadi yol
Kim $eyhi yok $eytandir ol
Zinhar $eyhe eri$ $eyhe
Talibiysen Hak yolunun
Var elinin tut bir ulunun
Ahmet Yesevi HZ.
Tarikata şeriatsız girenlerin,
Şeytan gelir imanını alır imiş.
İşbu yolu pirsiz dava kılanlar,
Şaşkın olup ara yolda kalır imiş.
Tarikata siyasetli mürşit gerek,
O mürşide itikatlı mürit gerek,
Hizmet edip pir rızası bulmak gerek,
Böyle aşık Haktan nasip alır imiş.
Kaynak: Mevlana Celaleddini Rumi; Rubailer, Kültür Bakanlığı Yay. Çev: M.Nuri Gençosman, MEB Devlet Kitapları, Şark İslam Klasikleri 39
14üncü basamak:
Bir insanın içinde, manevî terbiyenin gelişmesi için, zahirde bir mürebbiye bağlanıp ondan alınan bir telkin gerektir. Bu mürebbiler, nebiler ve velîlerdir. Kalbin ve kalıbın lambası yanmaya bunların terbiyesi hasıl olunca başlar. Onlardan bir başka ruh alınır. Bir Âyet-i Kerimede şöyle buyurulur:
-“ Allah, ruhu emri ile, kullarından istediğine ilka eder.” (Gafir, 15)
Dolayısı ile kalbin sağlık bulacağı bu ruhun telkini için bir irşadcı aramak lâzımdır.” (S.117)
Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretlerimizin:
“Dünyaya gelmekten murad Mürşid-i kâmil’i bulmaktan ibarettir.” buyurmaları bu hakikatın bir ifadesidir ve intisab bu bakımdan lüzumludur.
Tasavvuf, Allah sevgisine yegâne vesiledir.
İntisab etmek istendiği zaman evvelâ istihâre yapılır. “Eğer bana nasip etmişsen ve kime nasip etmişsen bana göster, bileyim ve ona göre gireyim.” diye Allah-u Teâlâ’dan istimdat edilir. Bir alâmet zuhur ederse ehli bulunup ehline tabir ettirilir. Ehli olmazsa, yanlış bir tabir ile kişiyi dalâlete sevk eder. Ehli bulunacak ve o tabire göre hareket edilecek. Tarikat-ı aliye’ye böyle girilir. Bu kadar lüzumlu bir yol, Ahmed’e Mehmed’e intisab etmek demek değildir. Rehber bulununcaya kadar aramak icabediyor. “İntisab ettim, bağlandım.” gibi sözler boş sözlerdir.
Allah-u Teâlâ ezelden nasipdar ettiği kimsenin nasibini, yolun hakiki rehberine teslim eder ve kişiyi ona ulaştırır. Mürid günâ gün o nasibi alır ve terakki eder. Mevlâ o nasibi koymasaydı, mürşidde o nasip yoktu. Mürşid O’nun koyduğu nasibi vermiş oluyor. Daha doğrusu o kanaldan almış oluyor. Çünkü veren yalnız Allah-u Teâlâ’dır.
Meselâ çocuk annesini emiyor. Annesi: “Sütü ben verdim.” diyebilir mi? “Ben verdim” dese, peki ona sütü kim verdi? Evet hakikaten çocuğu annesi emzirdi ama, süt ona ait değil. Sütü vereni kimse düşünmüyor. Her şeyde Allah-u Teâlâ’nın ikram ve ihsanı vardır.
Mürşid de böyledir, bir ana gibidir. Nasipdar olanlara Allah-u Teâlâ’nın ezelden yerleştirdiği nasiplerini verir. Kendisine ait hiçbir nesnesi yoktur.
Mürşidleri de Mürşid-i kâmil yetiştirir.
Kaynak: TASAVVUF'UN ASLI
HAKİKAT VE MARİFETULLAH İNCİLERİ ( 3 Bölüm)
Allahu Teala her devirde insanlarin arasindan bir halife seciyor. Bu halife zamanin Imam'i olarak adlandiriliyor. Devrin Imam'inin bir cok görevleri vardir ve her zaman parcalarinda mutlaka bir devrin Imam'i mevcuttur. Allahu Teala buyuruyor: Isra-71:"Yevme ned'u kulle unesin bi IMEMIHIM."
"O gün bütün insanlari Imamlariyla cagiracagiz."
Hz. Ali r.a.'in bu ayet hakkinda ki aciklamasi:
"Bu ayette ki Imam, insan topluluklarinin her devirdeki Imam'i demektir. Buna göre her zamanin halki, emirlerini uygulayip, yasaklarindan kacindiklari Imam'la cagrilacaklardir." (Kalplerin Kesfi Imam Gazali s.235)
«O ruhu; emri olarak kullarindan dilediği kimsenin başının üstüne yerleştirir.»(Mümin 15)
Bu ruh, kudret aleminde durur.. Müşahade aleminde yer tutar. Hakikat aleminin de malıdır. Allah-ü Tealanın zatından gayrına iltifat et-mez. Bu alemi anlatmak için. Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurur:
- Dünya, ahiret ehline haramdır. Ahiret, dünya ehline haramdır.
Dünya ve ahiret, Allah-ü Taalanın zatını arzu edenlere haramdır.
Bu ruh, TIFL-I MAANÎ'dir. Allah-ü Taala'ya vusul oradan olur.
Kaynak: Gavsül Azam Abdülkadir Geylani Hz. Sırrül Esrar
"Benim ümmetimin varisleri israilogullarindaki nebiler gibidir."
"Kim Bana itaat ederse muhakkak ki Allah'a itaat etmis olur. Kim Bana isyan ederse, Allah'a isyan etmis olur. Her kim Imam'a (devrin Imam'ina) itaat ederse, muhakkak ki Bana itaat etmis olur. Her kim Imam'a isyan ederse, muhakkak ki Bana isyan etmis olur." (Ibni Mace 8/2589)
O (Mehdi) Allah'in tayin ettigi Zamanin Imam'idir." (Mektubati Rabbani 1.cild s.814)
"Size Allah'a karsi takvayi, basiniza siyah bir köle bile gelse emrini dinleyip ona itaat etmenizi tavsiye ederim. Icinizden yasayacak olanlar cok ihtilaflar göreceklerdir. Benim sünnetime ve MÜRSID HALIFE MEHDILERIN sünnetlerinin yolundan ayrilmayiniz. Bu yola sImsIki sariliniz, sonradan ortaya cikanlardan kacininiz, cünkü her bid'at dalalettir." (Ebu Davud ve Tirmizi)
( ITTEBI'U HULEFEIR RASIDINEL MEHDIYYIN, diye arapcasi gecmekte.)
Resulullah (sav) söyle buyurdu: Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah HER YÜZ SENENİN BASINDA su ümmetin dinini bidatten (dine sonradan karismys batyi uygulamalardan) ayyiacak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zati gönderir. (Sünen-i Ebu Davud, 5/100) (Yeb’asü lihazihil ümmeti Alâ ra’si külli mieti senetin men yüceddidü leha diyneha")
Bu gönderilenler, her asirda dini tecdid eden Müceddidlerdir. Müceddidler her 100 senede bir gelir, fakat devrin Imamlari her zaman parcalarinda mevcuttur. Her müceddid devrin Imam'idir, fakat her devrin Imam'i bir müceddid degildir. Madem Müceddidler ve Imamlar Allah tarafindan gönderiliyorlar, o zaman nasil oluyorda resul olmuyorlar. Bir kac hadis daha verip bu yaziyi bitiriyorum insaallah, Allah hepinizden razi olsun.
Alemlerin Halikı (CC) buyurur ki: "Ben insanın sırrıyım, sırrım onun sırrındadır. İşte bu sultanlar diridirler, hiç ölmezler.."
C.İslam S.61
Alemlerin Fahr-i Ebedisi (SAV) buyuruyor: "Muhakkak Hak Teala (cc) Hz.leri bu ümmete bais eder gönderir. Her yüzyılda (asırda) bir kimse din işlerini yeniler, tazeler, ba'seder. Sizden bir taife halki Hakk'a (cc) davetle meşgul olurlar. Bunlar ehli haktır. Bu kimseler din işlerini yeniler, tazeler. Bu Allah (cc) Hz.leri'nin dostları, Allah-ü Teala (cc) Hz.leri'ni kullarına sevdirirler." (Sahih-i Buhari; Müslim)
"Rabbinizin içinde yaşadığınız günlerde nefhâları, feyiz rayihaları vardır. Açın gözünüzü bilin. Agâh olun ki, o nefhâları karşılayın. Onları, istikbâl ve Kabul edin.
ABDULKADİR GEYLANİ SIRRUL ESRAR
PeygamberimizS.A.Vefendimiz dilinden söylenen;''''ben ve bana tabi olanlar basiret üzere..''''(yusuf108)ayetineki''bana uyan ''cümlesinde bir işaret vardır.peygambere tam varis olan KAMİL MÜRŞİD anlatılır.demek lurki,benden sonra irşad;her yönden benim batibni basiretime sahip olan kimse tarafından yapılacaktır.burada tam velayet haline sahip olan zat murad edilmektedir;''VELİ OLAN MÜRŞİD''''(KEHF17)AYETİNDEKİYLE AYNI ŞEYE İŞARET EDER.*peygamber efendimizS.A.V efebndimiz hayatta olsaydı doğrudan alınacak ondan alınırdı.gayrına ihtiyaç kalmazdı.öbür aleme intilkal ettikten sonra,tecerrd haline geçiyor,bizzat kendisi ile bağ kurulmıyor.İRŞADA MEMUR VELİLER de aynıdır.onlar da bu alemden göçüp gidince ,İRŞAD OLACAK OLMAZ.ANLAYIŞ EHLİ İSEN ANLA!,DEĞİLSEN BİR ANLAYANI ARA....*hayatta olan velinin ,peygamber S.A.V.EFENDİMİZ le her bakımdan ilgisi vardır .TAM VERASET HALİ BUNU GREKTİRİR .hayatta olduğu müddet o veraseti ve irşad makamını idare eder.bu hali taşıyana peygamberden rehberlik ve kulluk yardımı gelir.bu yardımla ;halk arasında tasavvuf yolunu devam ettirir;anla..*ergin,vuslat alemini bulmuş,geçmiş zatlar tarafından makbul olan bir zatın telkini LAZIMDIR.bu zat o aleme erdikten sonra ,Allahın emri ile ,noksan kişilerin ekslklikiğini tamamlmak için,bu aleme gönderilmiş olmalıdır.bu gelişde vasıta bizzat peygamber efendimizS.A.V OLMALIDIR...
SAİD-İ NURS-İ HAZRETLERİ;
(29 mektup -D sayfa 477)
Tarîkatta hissesi olmayan ve kalbi harekete
(Orjinal Sayfa478)
gelmeyen, bir muhakkik âlim zât da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkilleşmiştir.
Tarîkatın dinî ve uhrevî ve ruhanî çok mühim ve ulvî neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız âlem-i İslâm içindeki kudsî bir rabıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci, te'sirli ve hararetli vasıta tarîkatlar olduğu gibi; âlem-i küfrün ve siyaset-i Hıristiyaniyenin, nur-u İslâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal'a-i İslâmiyeden bir kal'asıdır.?
Ehl-i tarîkat, ehl-i dalaletin hücumu zamanında îmanlarını muhafaza etmesidir. Âdi bir samimî ehl-i tarîkat; sûrî, zâhirî bir mütefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder. O zevk-i tarîkat vasıtasıyla ve o muhabbet-i evliya cihetiyle îmanını kurtarır.
MÜRŞİDİN İRŞAD ETMESİ
barla lahikası 27.mektup(risale-i nur)said nursi ( Kuleönü'nden Sarıbıçak Mübarek Mustafa'nın kardeşi Küçük Ali'nin fıkrasıdır.)
Ve madem kıyamete kadar bâki bıraktığı Kur’ân ve Kur’ân’ın tayin etmiş olduğu mânevî doktorlar, kıyamete kadar gelecek mü’minlere maddî ve mânevî doktorluk vazifesini görecekler. Ve şimdiki hal vilâyetimiz dahilinde bulunan mânevî doktora müracaat edeyim diyerek, ruhum her an gezmekte iken bîhuş olup yattım.
burada kuranın tayin ettiği doktor derken kuran Allah sözü olduğundan Allahın tayin ettiği doktorlar mı diyor?
Bana rüyamda üç şahıs gösterildi. İkisinin ismini söylemediler. Diğeri Üstadım Bediüzzaman’ı, ismiyle söylediler. Hemen eline yapışıp ellerini öptüm. Üstadım acele olarak cebinden bir kalem ve bir kâğıt parçası çıkarıp bana verdi. Hemen uyandım.
Peder ve validem ehl-i kalb olduğundan, rüyayı anlattım. Pederim, “Bu Zât Barla’ya henüz yeni geldi. Bir iki sene kadar oldu. Git, müracaat et” dedi. Ben dedim: “Daha askere gitmedim, yaşım genç. Böyle büyük mânevî bir doktorun yanına bu yaralarla nasıl gideyim ve nasıl cerrahiyesine dayanayım?” Bana “Git” denildi. Hitap iki oldu. Hemen sabahleyin kalkıp gittim. Üstadımı görünce, bir-iki dakika titredim. Sonra, “Fesübhânallah” dedim. “Doktoru görünce o yaralar bütün kuvvetleriyle bağırıyorlar. Verdiği eczâlara tahammül edemeyecekler.” O yaraları açamadım. Üstadım da talebeliğe kabul edip, beş vakit farzı bırakmayacağıma çok çok tenbih etti.
Senedim yok, fakat bâki kalan onbeşinden yarısını âhirete sarfetmek için Kur'ân-ı Hakîm'in hâlis bir tilmizi (talebesi yani mürşid)beni irşad etti. O han ise, benim için İstanbul imiş(Orjinal Sayfa:341) ÜÇÜNCÜ NÜKTE: Yirmiüçüncü Söz sözler 23. söz
MÜRŞİDE TABİYETİN GEREKLİLİĞİ
Evet,<<el-merru mea men ehabbe>> (kişi sevdiğiyle beraberdir)sırrınca, âdi bir adam, en yüksek bir makama, muhabbet ettiği âlî-makam bir zâtın tebâiyetiyle(tabiyetiyle) girebilir.(gençlik rehberi mukaddime 6şeret 21 bölüm)
saidi nursi hazretlerinin mürşidleri
Şeyh mehmet celali efendi(13 yaşında tabi oldu 3 ay sonra icazet aldı)
Şeyh emin efendi
Seyit nur mehmet efendi
Molla mehmet effendi
11,şua 2, meselenin hülasası
İşte bu temsil gibi, her vakit gördüğümüz ecel darağacının arkasında mukadderat-ı nev'-i beşer piyangosundan ehl-i iman ve taat için -hüsn-ü hatime şartıyla- ebedî ve tükenmez bir hazinenin bileti çıkacağını; yüzde yüz ihtimal ile sefahet ve haram ve itikadsızlık ve fıskta devam edenler -tövbe etmemek şartıyla- ya i'dam-ı ebedî (âhirete inanmayanlara) veya daimî ve karanlık haps-i münferid (beka-i ruha inanan ve sefahette gidenlere) ve şekavet-i ebediye i'lamını alacaklarını yüzde doksandokuz ihtimal ile kat'î haber veren, başta ellerinde nişane-i tasdik olan hadsiz mu'cizeler bulunan yüzyirmidört bin peygamberler ve onların verdikleri haberlerin izlerini ve sinemada gibi gölgelerini, keşf ile, zevk ile görüp tasdik ederek imza basan yüzyirmidört milyondan ziyade evliyalar (kaddesallahü esrarehüm) ve o iki kısım meşahir-i insaniyenin haberlerini aklen kat'î bürhanlarla ve kuvvetli hüccetlerle -fikren ve mantıken- yakînî bir surette isbat ederek tasdik edip imza basan milyarlar gelen geçen muhakkikler, (1) müçtehidler ve sıddıkînler; bil'icma', mütevatiren nev'-i insanın güneşleri, kamerleri, yıldızları olan bu üç cemaat-ı azîme ve bu üç taife-i ehl-i hakikat ve beşerin kudsî kumandanları olan bu üç büyük ve âlî heyetlerin fermanları ile verdikleri haberleri dinlemeyen ve saadet-i ebediyeye giden, onların gösterdikleri yol olan sırat-ı müstakimde gitmeyenler, yüzde doksandokuz dehşetli tehlike ihtimalini nazara almayan ve birtek muhbirin bir yolda tehlike var demesiyle o yolu bırakan
Mürşidlerine ulaşamayanların üzerinde, mürşidin gölgesi yoktur, Mevlânanın dediği gibi. "Müracaat edin, mürşidinize ulaşın, başınızın üzerinde mürşidin gölgesi (onun ruhu) olsun." diyor.
hepinizin başınızın üzerinde Devrin İmamı'nın ruhu, Mevlânanın deyimiyle "mürşidin gölgesi" bulunsun dileğiyle
İSLAMIN 2 İNCİ SAFHASI MÜRŞİDE TABİYET HZ.MEVLANA:
• Günese arkasını dönen kisi kendi gölgesini imam edinmistir. Kendi gölgesine uymustur. Bu yüzden onun namazı
namaz degildir.(c. II, 931)
MÜRŞİD
585. Kılavuzsuz yola gidene iki günlük yol, yüz yıllık yol olur.
Kâbe’ye delilsiz giden bu başı dönmüş zavallılar gibi zillete düşer.
590. Ustaya müracaat etmeksizin bir sanat tutan kişi şehre de alay mevzuu olur, köye de!
Doğuda da, batıda da anasız, babasız bir insan doğması pek nadirdir.
Bir işe girişen, çalışan kişi mal kazanır. Ama nadir olarak bir adam, bir hazine de bulabilir.
Fakat nerede bir Mustafa ki cismi can olsun da “ Er rahman, Allemel Kur’an- Rahman, ona Kur’an’ı öğretti” sırrına ersin.(MESNEVİ3CİLD)
MÜRŞİD
3450. Fare, “ Tövbe ettim, Allah hakkı için beni bu helâk edici sudan geçir.” dedi.
Deve acıdı, “ Haydi hörgücüme sıçra, otur.
Bu geçiş, benim işim. Seni de, senin gibi yüzlercesini de geçiririm” dedi.
Madem ki peygamber değilsin, yola düş de günün birin de kuyudan kurtulup yüce bir makama erişesin.
Sultan değilsen yürü, raiyet ol. Kaptan değilsen gemiyi öyle alabildiğine yürütme.
3455. Ticarette kâmil değilsen yalnız başına dükkân açma; yoğrulup kemale gelinceye dek birisinin hükmü altına gir.!
“ Susun, dinleyin” emrini işit, sükût et. Madem ki Allah dili olamadın, kulak kesil.
Söylersen bile sual tarzında söz söyle. Padişahlar padişahıyla edepli konuş!
Kibir ve kinin başlangıcı şehvettendir. Şehvetinin yerleşip kuvvetlenmesi de itiyat yüzündendir.
Kötü huy, âdet edindiğinden dolayı sağlamlaşır, yerleşir. Seni ondan vazgeçirmek isteyene kızarsın.
3460. Toprak yemeye alışırsan kim seni bundan menetmeye kalkışırsa onu düşman sayarsın.
Puta tapanlar, bu tapmayı huy edindiklerinden men edenlere düşman olmuşlardır.
İblis, ululanmayı huy edinmişti de eşekliğinden Âdem’i kendisinden aşağı gördü.
“ Benden daha ulu başka birisi yok ki. Benim gibi bir kişi, ona secde eder mi?” dedi.
Ululuk zehirdir. Ancak, ta ezelden panzehire sahip olan ruh müstesna.
KENDİNE PİR ARA
2935. Gerçi vücudun nazik ve çok zayıf , fakat sensiz cihanın işi yoluna girmiyor.
Gerçi ışık ( gibi nurlu, lâtif) ve sırça ( gibi ince ve nazik) oldun. Fakat gönül ehlinin başısın, onlara muktedasın.
Mademki ipin ucu senin elindedir, senin isteğine tâbidir; gönül gerdanlığının incileri de senin ihsanındır.
Yol bilen Pîrin ahvalini yaz; Pîri seç, onu yolun tâ kendisi bil.
Pîr, yaz mevsimidir; halk ise güz ayı...Halk, geceye benzer, Pîr aya...
2940. Genç ve terü taze talihe Pîr adını taktım. Fakat o, Halk tarafından Pîr olmuştur, günlerin geçmesiyle değil.
O öyle bir Pîrdir ki iptidası yoktur, ezelîdir. Öyle tek ve eşsiz inciye eş yoktur.
Eski şarap esasen kuvvetlidir, hele “ Min ledünn” şarabı olursa...
Pîri bul ki bu yolculuk, Pîrsiz pek tehlikeli, pek korkuludur, âfetlerle doludur.
Bildiğin ve defalarca gittiğin yolda bile kılavuz olmazsa şaşırırsın.
2945. Kendine gel! Hiç görmediğin o yola yalnız gitme, sakın yol göstericiden baş çevirme!
Ey nobran! Pîrin gölgesi olmazsa gulyabani sesi, seni sersemleştirir, yolunu şaşırtır.
Gulyabani, sana sana zarar verir, yolundan alıkor. Bu yolda nice senden daha dahi kişiler kaybolup gittiler.
Yolcuların yollarını şaşırdıklarını, kötü ruhlu İblis’in onlara neler yaptığını Kur’an’dan işit!
Onları ana yoldan yüz binlerce yıl uzak olan yola götürdü, felakete uğrattı, çırçıplak bıraktı.
2950. Onların kemiklerine, kıllarına ( onlardan kalan eserlere) bak da ibret al; eşeğini onların yoluna sürme.
MÜRŞİDE TABİYET:
420. Gölgeye doğru ok atar. Bu araştırma yüzünden okluk bomboş kalır.
Ömrünün okluğu boşaldı. Ömür gitti; gölge avı ardında koşmada yandı eridi!
Bir kişinin dadısı(mürşidi), Tanrı gölgesi olursa onu gölgeden ve hayalden kurtarır.
Tanrı’ya kul olan, Tanrı gölgesidir. O bu âlemden ölmüş, Tanrı ile dirilmiştir.
Fırsatı kaçırmadan ve şüphe etmeksizin onun eteğine sarıl ki âhir zamanın sonundaki fitnelerden kurtulasın.
425. Tanrı gölgeyi nasıl uzattı (âyeti) evliyanın nakşidir. Çünkü velî , Tanrı güneşi nurunun delilidir.
Bu yolda bu delil olmaksızın yürüme, Halil gibi “Ben batanları sevmem ” de!
Yürü, gölgeden bir güneş bul. Şah Şems-i Tebrîzî’nin eteğine yapış!
ÜSTAD ARA DALALETDE KALMA:
490. Bir tomarda da; “Bir üstad ara. Âkıbeti görme hassasını nesepte (şunun bunun soyundan gelmiş olmakta ve bununla öğünende)
bulamazsın.
Her çeşit din sâlikleri üstad aramaksızın, peygamberlere tâbi olmaksızın işlerin âkibetlerini gördüler, kendi akıllarınca netice hakkında
istidlâllerde bulundular da bu yüzden hata ve dalâlete düştüler.
TANRI ERİNDEN(MÜRŞİDDEN) BAŞKASINI KURU BİL:
1060. *Ey oğul! O kum, Tanrı eridir. O er kendinden ayrılmış Hak’a ulaşmıştır.
*Ondan, dinin tatlı suyu kaynayıp durmaktadır. İstekliler o sudan hayat bulurlar, gelişirler, yetişirler.
*Tanrı erinden başkasını kuru kumsal bil ki o kumsal, her zaman senin ömür suyunu içer, mahveder.
Başının gitmemesini istersen ayak ol, rey ve tedbir sahibi Kutb’a sığın!
1985. Şah bile olsan kendini ondan üstün görme.Bal bile olsan onun otundan başka bir şey devşirme.
Senin fikrin surettir, onun ki can . Senin paran kalptir, onunki maden.
O, sensin. Kendini onda ara. “Kû, Kû- Nerede, nerede?” diye onun civarında bir üveyik ol!
Sefa ehline hizmet etmek istemezsen ejderha ağzına düşen ayıya benzersin.
Belki bir üstat seni kurtarır, tehlikelerden çekip
MESNEVİ2CİLD
KAVİM RESÜLLERİI:
3705. Tane arayana tane, tuzaktır. Fakat Süleyman arayan hem Süleyman’ı bulur, hem taneyi elde eder.
Bu ahir zamanda kuşlara bir an bile birbirlerinden aman yoktur.
Devrimizde de Süleyman var, bizi sulha kavuşturur, zulmümüzü giderir.
“Hiçbir ümmet yoktur ki aralarında bir UYARICI olmasın” âyetini oku.(Rad-7)
Allah “ Hiçbir ümmet bulunamaz ki içlerinde bir Allah halifesi, bir himmet sahibi bulunmasın” dedi.
*****
Zâhir ulemâsının muttaki olanları kalp erbâbının ve bâtın ulemâsının üstünlük ve faziletini daima tasdik ederlerdi.
İmam Şâfii -rahmetullahi aleyh- Hazretleri Şeybân Râî -kuddise sırruh- isminde evliyâ-i kiramdan bir zâtın huzurunda, mektebe giden bir çocuk gibi diz çöker ve yapacağı işleri kendisinden sorardı.
Onun bu durumunu bazı âlimler hazmedemediler. “Senin gibi bir âlim nasıl olur da bir çobandan bilgi alır?” dediklerinde “Bu zât bizim bilmediklerimizi bilir.” cevabını verdi. (İhyâ-u ulûm’id-dîn)
Bir defasında İmam Ahmed bin Hanbel -rahmetullahi aleyh- Hazretleri ile İmam Şâfii -rahmetullahi aleyh- Hazretleri kazaya kalmış namazların nasıl kılınacağı hususunda konuşurlarken, yanlarına Şeybân Râî -kuddise sırruh-Hazretleri gelmişti. İmam-ı Ahmed, İmam Şâfii’den o çobanı imtihan etmek için izin istemiş. Fakat İmam-ı Şâfii Hazretleri o çobanın kalbine dokunmayı lâyık görmemiş iken İmam-ı Ahmed Hazretleri çobana: “Bir mümin bir vakit namazını kaçırsa, sonra da beş vakitten hangisini kaçırdığını unutsa, hangi vakti kaza etmelidir?” diye sordu. Çoban dikkatle baktı ve: “O kimse gaflette kalmıştır, beş vakti de kaza etmelidir.” cevabını verdi.
*****İmam Ahmed -rahmetullahi aleyh-, çobanın mehâbetinden dolayı kendinden geçip yere düşmüş, ayılınca velilerin çobanı böyle olursa, âlimlerinin ne mertebede oldukları üzerinde düşünmüş ve muhabbet yoluna sülûk etmiştir.
Nitekim İmam-ı Âzam -rahmetullahi aleyh- Hazretleri, evliyâ-i kiram’dan İbrahim Ethem -kuddise sırruh- Hazretleri için: “Seyyidimiz, efendimiz İbrahim” buyururlardı. Yakınları kendisine bu tazimin, bu hürmetin sebebini sorduklarında: “Biz ilmimizle nefsimizi düşünürüz. Onlar ise kendilerini unutup hikmetle Mevlâ’larını düşünürler.” cevabını vermiştir. (Marifetname)
Onlar bütün bu hakîkatlara vâkıf ve vâris olduktan sonra imametten velâyete nail olmuşlardır.
*****İmam-ı Âzam -rahmetullahi aleyh- Efendimiz o kadar büyük bir âlimdir ki, İbrahim Ethem -kuddise sırruh- Hazretlerinin Hakk ile olduğunu gördü, bildi ve söyledi.
Bunu biraz açalım. Ağzı mühürlü iki teneke var. Birisinin içi mücevher dolu, diğerinin ise taş. Bunu dışarıdan görebilmek için kalp gözünün açık olması lâzımdır. O ise gördü ve seçti, tâzim etti. Görülüyor ki bilmek başka, olmak başka.
Bilen ve görebilen için zâhiri ilimle batınî ilimler arasında bu kadar açık farklar vardır.
*****Onların içinde Hakk var. O ise bir maskeden ibaret, vücudu ise elbiseden ibaret. İmam-ı Âzam Hazretleri ona bunun için tâzim etti. Niçin tâzim etti? Hakk’a vâsıl olduğu için ve Hakk ile olduğu için tâzim etti. Vaktaki bu tecelliyata mazhar olunca:
“Eğer şu iki sene olmasaydı, Numan helâk olurdu.” buyurdu ve anlayanlara duyurdu.
Fakirin kanaatına göre bu ene kabuğunu son iki senede delmiş, hiçliğini bilmiş ve Hakk’a vâsıl olmuş.
Esas budur. Bu hususta boşuna münakaşa edilmiştir.
Ey kendinde ilim ve varlık gören kendini bilmeyenler! Bu beyandan ibret al da, helâk olmaktan kurtul.
*****İmam-ı Âzam -rahmetullahi aleyh- Efendimiz böyle buyurdu, sen kim oluyorsun?
Allâme Seyyid Şerif Cürcânî -kuddise sırruh- Hazretleri Yakup Çerhî -kuddise sırruh- Hazretlerine intisab etmiş, daha sonra şeyhi onu kendi mürşidi olan Alâeddin Attar -kuddise sırruh- Hazretlerine götürmüş. Onunla görüştükten sonra:
“Yakup Çerhî’ye intisab etmeden önce râfizî imişim. Alâeddin Attar Hazretlerine mülâki olduktan sonra Allah’ımı bildim.” buyurmuş.
*******SEKİZİNCİ LEM'A
Gavs-ı Âzamın Hizbü'l-Kur'ân'a dair
keramet-i gaybiyesidir HAŞİYE 2
Beşinci vecih: Üstadımız kendisi söylüyor ki: "Ben sekiz-dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahali Nakşî tarikatında, ve oraca meşhur Gavs-ı Hizan namıyla bir zattan istimdat ederken, ben akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak "Yâ Gavs-ı Geylânî" derdim. Çocukluk itibarıyla elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz birşey kaybolsa, "Yâ Şeyh! Sana bir Fatiha, sen benim bu şeyimi buldur." Acaiptir ve yemin ediyorum ki, bin defa böyle Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiş. Onun için bütün hayatımda umumiyetle Fâtiha ve ezkâr ne kadar okumuşsam, zât-ı Risaletten (a.s.m.) sonra Şeyh-i Geylânî'ye hediye ediliyordu. Ben üç-dört cihetle Nakşî iken, Kadirî meşrebi ve muhabbeti bende ihtiyarsız hükmediyordu. Fakat tarikatla iştigale ilmin meşguliyeti mâni oluyordu.
Sonra bir inayet-i İlâhiye imdadıma yetişip gafleti dağıttığı bir zamanda, Hazret-i Şeyhin Fütuhu'l-Gayb namındaki kitabı hüsn-ü tesadüfle elime geçmiş. Yirmi Sekizinci Mektupta beyan edildiği gibi, Hazret-i Şeyhin himmet ve irşadıyla eski Said (r.a.) yeni Said'e inkılâp etmiş. O Fütuhu'l-Gayb'ın tefe'ülünde en evvel şu fıkra çıktı: Yani, "Ey biçare! Sen Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiyede bir âzâ olmak cihetiyle güya bir hekimsin, ehl-i İslâmın mânevi hastalıklarını tedavi ediyorsun. Halbuki, en ziyade hasta sensin. Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul; sonra başkasının şifasına çalış." İşte o vakit, o tefe'ül sırrıyla, maddî hastalığım gibi mânevî hastalığımı da kat'iyen anladım. O şeyhime dedim: "Sen tabibim ol." Elhak, o tabibim oldu. Fakat pek şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Fütuhu'l-Gayb kitabında "Yâ gulâm!" tâbir ettiği bir talebesine pek müthiş ameliyat-ı cerrahiye yapıyor. Ben kendimi o gulâm yerine vaz ettim. Fakat pek şiddetli hitap ediyordu: "Eyyühe'l-münafık," "Ey dinini dünyaya satan riyakâr" diye, diye... Yarısını ancak okuyabildim. Sonra o risaleyi terk ettim. Bir hafta bakamadım. Fakat ameliyat-ı cerrahiyenin arkasından bir lezzet geldi; iştiyakla o mübarek eseri acı tiryak gibi veya sulfato gibi içtim. Elhamdü lillâh, kabahatlerimi anladım, yaralarımı hissettim, gurur bir derece kırıldı." Hocamızın sözü bitti.
*****FATTİHA TEFSİRİ İSTİANE MÜRŞİDLERDİR
Çünkü, terbiyenin kemali, nimetlerin tevali ve teakubu ile olur. اَلرَّحْ 05;نِ الرَّحِي 05;ِ ile alâkadardır. Çünkü اَلَّذِي 06;َ den irade edilen "enbiya, şüheda, suleha, ulema" rahmettirler. مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ ile alâkası vardır. Çünkü nimet-i kâmile, ancak dindir. نَعْبُدُ ile alâkası var. Çünkü, ibadette imamlar, bunlardır. نَسْتَعِ 10;نُ ile var. Çünkü, tevfike
sh: » (İ: 25)
ve ianeye mazhar bunlardır. اِهْدِنَ 75; ile var. Çünkü, hidayette mukteda-bih onlardır. صِرَاطَ الْمُسْت 14;قِيمَ ile vardır. Çünkü, doğru yol, ancak onların mesleğidir.
Fatiha ibtiday-i tefsir işarat-ül i'caz
KURANI KURAN TEFSİR EDER.
İhtar: Başka bir surede zikredilen
sh: » (İ: 26)
فَاُولئِ 03;َ مَعَ اَلَّذِي 06;َ اَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِ 05;ْ مِنَ النَّبِي 17;ِينَ وَ الصِّدِّ 10;قِينَ وَ الشُّهَد 14;اءِ وَ الصَّالِ 81;ِينَ olan âyet-i kerime, buradaki الَّذِين 14; اَنْعَمْ 78;َ عَلَيْهِ 05;ْ âyet-i celilesini beyan eder. Zâten Kur'anın bir kısmı, bir kısmını tefsir eder
ibtiday-i tefsir işarat-ül i'caz
*******Süleyman Hilmi Tunahan k.s.)
İbtida-i kelamda da mezkur olan bir sualde şöyle beyan edilmekteydi.Bize sadece Kuran-ı Kerim ve sünnet bırakılmamış mı?Evet veda hutbesinde de söylediği gibi bize Kuran-ı Kerim ve sünneti bırakmış.Ama Kuran-ı Kerimi açtığımız zaman sünnetlere baktığımız zaman da tasavvufun gerekliliği belirtiliyor.Böyle meseleler ilmi zaruri ile değil ilmi istidlali ile yani mefhumu için nazar ve kizbe ihtiyacı olan ilimlerdir.Araştırma yapmadan sadece gördüğü kadarıyla insanlar nasıl yorum yapıyorlar anlayamıyorum.
Allah'tan başkası için iş yapmaktan kaçacağız. mürşid-i kamillere niçin bağlanıyoruz? Onlara taptığımız için mi? Haşa... Onlar vasıtası ile Allah'a bağlandığımız içindir. Merkezden cereyan almak için aradaki vasıta direklere bağlı olmak şarttır. Sen otur televizyonun başına, bas düğmeye bekle. Seyredemezsen ancak anteni gereken istikamete çevireceksin, görüntü gelsin. Yoksa boş.
Eskiden radarı olmayan gemiler yolculuk esnasında radarı olan geminin hemen yanında seyredermiş. İşte şu anda Sevgili Peygamgerimiz ile irtibat halinde olan yani radarı olan mürşid-i kamilin eteğine yapışıp, onun radarı istikametinde yürümemiz icap ediyor. Ona sarılır o radarlıyı takip edersek çok kayalık olan bu okyanus, dünya okyanusunu geçer, sağ salim karaya varırız. Aksi halde bir yere çarpar paramparça oluruz.
Bu mürşid-i kamile bağlanmanın gerekliliğini bırakın normal insanlar zamanında bütün ilimleri yutmuş alimlerden bile anlamadan giden olmuştur.Bazıları da ömürlerinin son yıllarında anlayarak durumun ciddiyetine vakıf olmuşlardır.İmam-ı Azam hazretleri tasavvufa girdiği silsile-i saadatın 4. sü Cüneydi Bağdadi(k.s.)'e bağlandığı ve ömrünün son iki senesinde için söylediği söz bizim için ibret olmalıdır.(Eğer son iki senem olmasaydı elbette helak olmuştum.)
İmam-ı Gazali Hz.'lerine (li hikmetin) ömrünün son günlerinde rabıta nasip olmuş ve şöyle buyurmuş. Anladım ki, hakiki kurtuluş Rasulullah'ın ruh cereyanına bağlanmaktan ibaretmiş. Gerisi (talebe, alim yetiştirmek (binlerce) ve kitaplar yazmak) yalan, vehim ve hayalden ibaret.
Ama meal esef mürşid-i kamiller dedikte, herşeyde sahtecilik, olduğu gibi bu muazzam müessesenin de sahteleri oluyor.Tabiri caizse sakalı olan, cübbesini giyen mürşid oluyor.Halbuki bu müessese nazar ve kisble(çalışma ve gayretle) elde edilecek bir makam değildir.Aynen Peygamberler gibi önceden belirlenmiş ve Allahın dilediği kuluna nasip olmuş bir müessesedir.Ve belli bir silsile vardır aralarında.Yani Peygamberimizden itibaren vefat eden mürşidi kamil, yerine başkasını atayarak öyle gitmiştir.Mürşidi kamil olduğunu iddia edenlere bakıyorsun.Görevi kimden aldın?sorusunun cevabını alamıyorsun.
Şimdi en son görüşe gelelim.Malum Türkiyemizde bazı kesimlerin klasik bir düşüncesi var.Şöyle ki:Bu devir tarikat zamanı değil,imanı kurtarma zamanıdır.Zira tarikatsiz cennete giden çoktur.Ama imansız cennete giden yoktur.
Bunu söyleyen zatı muhteremin daha doğrusu bu asıra hakikat zamanı diyen bu zatın ne kasdettiğini tam olarak kestiremediğiz için yorumu da sayıltılar üzere yapmayı düşünüyorum.
Buradan ben acizin anladığı; Sanki tarikatın imanı kurtarmadan başka amacı varmış da, bu asır da onunla uğraşılacağına ondan daha önemli olan imanı kurtarmak gerekiyormuş.Bilmiyorum, en azından ben öyle algıladım.Bırakın tarikatı biz Müslümanların bu dünyadan imanlı gitmekten başka nasıl bir amacı olabilir ki mutlak manada.Hepimiz bir şekilde imanlı gitmek için uğraşıyoruz.Onun içinde melun olan nefsi emmarenin terbiyesi bunun içinde tasavvufun lüzumiyeti malum..Tarikat şeriatın cüzlerinden biri.Tarikat şeriatın tahakkuku için zaruri malum.Pekii şeriatsız nasıl imanlı gidilir.Ben bilmiyorum.Böyle rastgele yarım yamalak iman kurtulmaz ki.Şunu hiç bir zaman unutmayalım ki:Yarım doktor dinden; yarım hocada imandan eder..Son soruya gelelim.Mürşidlere bağlılığı abartmıyor musunuz.
Demek isteniliyor ki öncelik peygamberimizin değil mi?Hz Allah mahlukatı o kadar güzel yaratmış ki her nesne, olay, durumun bir başka benzerini de vermiş ki kullarım anlamadıkları veya anlamakta gevşeklik gösterdikleri zaman diğeriyle kıyas yapsınlar.Bakın bunu da şöyle izaha çalışayım.Mesela bir idari binada hiyerarşi var değil mi?Şimdi sen , ben ,o ora da bir işimiz olsa direk müdüre mi gideriz, yoksa en alt kademeden başlayarak mı hareket ederiz.Direkt müdüre gitsek nasıl karşılar bu halimizi.Pekii en alt kademede ki şahsa hürmet göstersek, bütün sorunlarımızı anlatsak müdür bundan hiç rahatsız olur mu?Cevapları verirseniz zaten sorun kalmayacaktır. Son olarak sözümü Süleyman Hilmi Tunahan k.s. hazretlerinin bir sözüyle kapatıyorum.
"Bir mürşidi kamilin eteğine yapışmadan öbür aleme göçün de, bir okka samandan ne kadar duman çıkarmış görün.""
Yüce Rabbim, Peygamberimizin; dünya onlar sebebiyle ayakta durmaktadır diye methettiği silsilei saadatın değerli şahsiyetlerine mürid olmayı,en azından onlara saygı duymayı, inkar etmemeyi cümlemize ilhak eylesin.
Said-I Nursi hz.
(Tılsımlar Mecmuası, s. 16 )
Gerçi HER ASIRDA HİDAYET EDİCİ,
BİR NEVİ MEHDÎ VE MÜCEDDİD GELİYOR VE GELMİŞ. Fakat HER BİRİ ÜÇ VAZİFELERDEN BİRİSİNİ BİR CİHETTE (açıdan) YAPMASI İTİBARIYLA (nedeniyle) AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDÎ UNVANINI ALMAMIŞLAR.
Mürşide Teslim Ol - Pir Sultan Abdal - Bu Türkünün Yöresi -
İsa Peygamber'e Hakk'ı buyurdu
Mürşide teslim ol yolda kalırsın
Cebrail Ahmet önünce yürüdü
Mürşide teslim ol yolda kalırsın
Tabii ol nutku Kur'an bula
Mürşit gelip bizim kalbimiz yuya
Öğüt dinlemezsen kalırsın yaya
Mürşide teslim ol yolda kalırsın
İlm-i zahirin menzili cennettir
Dolaşık bir yoldur gayet zahmettir
Pir Sultan'ım senin yolun vuslattır
Mürşide teslim ol yolda kalırsın
Mürşide varmaya talip olursan
Mürşide varmaya talip olursan
İptida insandan rehber isterler
Verdiğin ikrara doğru gelirsen
Ahd ile peymandan rehber isterler
Rehberin var ise olursun insan
Rehberin yok ise kalırsın hayvan
Arasat gününde açılır meydan
Açılan meydanda rehber isterler
Mürşidin nazarı müşkülü seçer
Kamil olan talip sıratı geçer
Can kuşu kafesten akıbet uçar
Tenden uçan candan rehber isterler
Şah-ı Merdan bir yol kurdu kuluna
Bu yola giden rehberden biline
Girmek ister isen İmam yoluna
On İki İmamdan rehber isterler
Tarikat babına girmek dilersen
Hakikat güllerin dermek dilersen
Erenler sırrına ermek dilersen
Sır ile pinhandan rehber isterler
Pir Sultan'ım söyler bu hikayeti*******
Yirmi sekiz harfle yedi ayeti
Nefsini bilmektir sözün gayeti
Bilmeğe irfandan rehber isterler
Pir sultan abdal
-----------------------------------------
Ben dervişim dersin dava kılarsın
Hakk’ı zikretmeye dilin var mıdır
Kendini gör elde sen ne ararsın
Hâlâ hâl etmeğe hâlin var mıdır
Dertli olmayanlar derde yanar mı
Sâdık derviş ikrârından döner mi
Dertsiz bülbül gül dalına konar mı
Ben bülbülüm dersin gülün var mıdır
Bir gün balık gibi ağa sararlar
Mürşitten rehberden haber sorarlar
Tütsü yakıp köşe köşe ararlar
Ben arıyım dersin balın var mıdır
Mürşit huzurunda dâra durmağa
Dâra durup Hakk’a boyun vermeğe
Muhabbetten geçip hırka giymeğe
Çar pâreden derviş şalın var mıdır
Pir Sultan’ım senin derdin deşilmez
Derdi olmayanlar derde düş olmaz
Mürşitsiz rehbersiz yollar açılmaz
Mürşit eteğinde elin var mıdır
-----------------------------------------
Gönül ne durursun elden geldikçe
Yine bir mürşide varmadan olmaz
Aman mürvet deyü sen de yüzünü
Yine bir mürşide varmadan olmaz
Mürşidini bulur gezen arayı
Kırklar arasında bulur çâreyi
Ne kadar okursan aktan karayı
Yine bir mürşide varmadan olmaz
Bu dünyada sen çok yaşlar yaşarsın
Bilip dört kitabın dersin açarsın
Her harfine bin bir mânâ verirsin
Yine bir mürşide varmadan olmaz
Halil Kâbe yaptı oldu ya delil
Vardı varan kaldı varmayan melil
Muhammet’e rehber oldu Cebrail
Yine bir mürşide varmadan olmaz
Pir Sultan’ım bu durakta dur dedi
Hazret-i Muhammet Ali er dedi
Bunu bilmeyenin işi zor dedi
Yine bir mürşide varmadan olmaz
-----------------------------------------
Evvel baştan Muhammed'e salavât.
Gönül kalk gidelim Hüseyn'e doğru.
Ecel gelip ömür gülü solmadan,
Gönül kalk gidelim Hüseyn'e doğru.
*******abdulkadir geylanihz.;futuhurrabbani
Mürşid
Kimin ki, Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’ebağlılığı gerçekten sabit olursa, Allah Resulü onakılıcını kuşatır. Kendi edep ve terbiyesinden, kendişemailinden, kendi ahlâkından ona bir şeyler tahsiseder. Kendi elbiselerinden bazılarını ona bizzat
giydirir. Daha sonra da, ümmeti içinde onukendisine vekil, rehber ve ümmetini Allah yoluna
davetçi yapar. Böylece o da, Allah Resulünevekaleten, Muhammed ümmetinin içinde, Allah’a
götüren kılavuz ve davetçi olur.Kalbini bir mescit yap. Orada, Allah’tan başka
hiçbir şeye yer verme. Nitekim Allah, şöylebuyurur:- Hakikatte mescitler, Allah’ındır. Onun için, Allahile birlikte hiçbir şeye tapmayın, (Cin, 72:18).
Kalbini bir mescit yaptığı ve orada Allah’tan başkahiçbir şeye yer vermediği zaman, bir kulun derecesiyükselir. İslam’dan imana, imandan sarsılmaz bilgive inanca, oradan marifete, marifetten ilme,ilimden muhabbete, muhabbetten mahbubiyeteyükselir. Daha sonra ise, talep eden ve arayandurumundan, talep olunan ve aranan durumunayükselir. Kalp aynası saflaşmış, temizlenmiştir.Peygamberinin daimi uyanıklık haline vârisolmuştur. Zira Allah Resulünün gözleri uyurdu,fakat kalbi asla uyumazdı. Önünü gördüğü gibi,arkasını da görürdü.
Her insanın uyanıklığı kendi halincedir. Hiçbirkimse, Resulullah Efendimizin uyanıklığıseviyesine erişemez. Gene hiçbir kimse, Allah
Resulünün hususiyetlerine denk hususiyet sahibiolmaya muktedir olamaz. Şu var ki, onun
ümmetinin ebdalları ile velileri, ondan kalanyiyeceklerle içeceklerin üzerine gelirler.
Mürid’e behemehal bir kılavuz, bir rehber lâzımdır.Zira o öyle bir çöldedir ki, orada akrepler, yılanlar,âfetler vardır. Susuzluk vardır. Yırtıcı, vahşihayvanlar vardır. İşte kılavuz, onu bu âfetlerdenkorur. Su bulunan yerleri gösterir. Meyvalıağaçların bulunduğu bölgelere götürür. Halbuki tekbaşına, kılavuzsuz olduğu takdirde, yırtıcıhayvanların, akreplerin, yılanların, âfetlerinbulunduğu bölgelere düşer. Perişan olur, mahvolur.Allah yolunda bir rehber bulduğun an, ona hemenyapış. Hiç şüphe yok ki, mânâ onun dışındadeğildir, içindedir. Onun çevrendeki bütün diğerinsanlardan daha faziletli ve üstün bil. Her yönüyle
mürşidine bağlı ol.Ey gerçeklerden kaçan kişi! Bana yılda bir defa,ayda bir defa yahut haftada bir defa uğramazsın.Gel. Haftada, yahut ayda, yahut yılda bir defa olsunbana uğra. Hem de bomboş olarak. Sakın bir şeyistediğimi sanma. Bir şey getirme. Gel. Benimmeclisimden alacağını, karşılıksız olarak al. Bugünbenden aldığın bir şey, yarın milyon olur.
Ben senin yükünü yükleniyorum. Sen sanıyorsunki, buna karşılık ben de yükümü sanayükleyeceğim. Hayır, öyle değil. Sana hiçbir şeyyüklemeyeceğim. Aziz ve Celil olan Allah banayeter.Benden bir kelime öğrenmek için, bin senelikmesafede olsan bile gelmelisin. Kaldı ki, aramızdasadece birkaç adımlık bir uzaklık var.
Sen nefsine, kötü arzularına taptıkça , velilerin derecesine çıkmayı isteme... Halbuki onlar yalnız Mevlaya kulluk ederler. Senin istediğin dünya, onlarınki ise ukba...
Sen yalnız bu dünyayı görürsün, onlar yerin, göğün sahibini görürler.
Sen halkla ünsiyet edersin, onlar daima Hak la olurlar...
Senin kalbin, yerdekilere bağlı; onların kalbleri arşa bağlıdır.
Sen gördüğünü tuzağa düşürmek istersin, onlara gelince, senin gördüklerine iltifat etmezler. Yalnız yaratanı görürler ve O’nun emirlerine uymağa bakarlar.
O, Allah dostları, bulacaklarını Hak’la buldular, ereceklerine erdiler. Sana gelince; zavallı bir halde, şehvetine uydun kaldın.. Yalnız dünyayı ve arzularını gördün. Halbuki onlar; halkı, arzularını, temennilerini bırakarak bu yola girdiler. Yüksek derecelere bu sayade erdiler. Onları bu makama, yaptıkları, ibadet, taat, sena götürdü. Bu da onlara Allah’ın ihsanıdır, ki istediğine verir.
Onlar; ibadete, taata; Allah’ın yardımı ve verdiği kolaylıkla, bıkmadan usanmadan koştular.
İbadet onlara ruh oldu... Manevi bir gıda oldu.
Onlar, bu hale devam ettiklerinde dünya başlarına bela oldu. Bir felaket halini aldı. Fakat onlar bunu duymadılar. Kendilerini cennet evinde gördüler. Onlar her şeyin evvelini aradılar, şimdiki haline aldanmadılar. Hak Taala onları evvelden niçin yarattı ve neyi anlattıysa onu öğrenmeğe çalıştılar.
Yer onların hürmetinde durur. Sema onların duası ile açılır. Ölüm, onların kararı ile olur. Bu salahiyeti onlara mevla vermiştir.
Padişah onları yerin düzeni için yaratmıştır, yer yüzünü onlarla bezetmiştir. Onlar hep birden dağlar gibidirler. Hak’ka giden yollar bunlar arasından açılmıştır.
Malı, mülkü gaye edinip, bunlardan kaçana merhamet yoktur.
Onlar, yeryüzündekilerin hayırlısıdır. Yer, gök baki kaldıkça onlara selam ve saygılar olsun...
14. MakaleVELİLERE UYMAK(futuhul gayb geylanihz.)
Yer onların hürmetinde durur. Sema onların duası ile açılır. Ölüm, onların kararı ile olur. Bu salahiyeti onlara mevla vermiştir.
Padişah onları yerin düzeni için yaratmıştır, yer yüzünü onlarla bezetmiştir. Onlar hep birden dağlar gibidirler. Hak’ka giden yollar bunlar arasından açılmıştır.
TASAVVUF İSLAMİYETTEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR:
Tesavvuf yoluna girmek, islâmiyyetin inanılacak şeylerine îmânı kuvvetlendirmek içindir. Böylece îmân, düşünerek anlamak zorluğundan kurtularak, görmüş gibi sağlam ve vicdânî olur ve kısaca inanmak yerine, etraflı ve derin îmân hâsıl olur. Meselâ, Allahü teâlânın varlığına ve bir olduğuna önce düşünerek veyâ başkalarından görerek inanıyordu. Tesavvuf yolunda ilerlemek nasîb olunca, o düşünerek ve işiterek olan îmân, şimdi bularak, anlı(Zeker) hâsıl olur. Îmânı olgunlaşır. İnanılacak şeylerin hepsine de, böyle îmân hâsıl olur. Tesavvuf yoluna girmenin ikinci fâidesi, fıkhda bildirilen vazîfeleri yapmakda kolaylık elde etmek ve nefs-i emmâreden ileri gelen güçlükleri yok etmekdir. Bu fakîr, iyi anladım ki, tesavvuf, islâmiyyetin yardımcısıdır. İslâmiyyetden başka birşey değildir.
Kaynak: Mevlana Celaleddini Rumi; Rubailer, Kültür Bakanlığı Yay. Çev: M.Nuri Gençosman, MEB Devlet Kitapları, Şark İslam Klasikleri 39
14üncü basamak:
Bir insanın içinde, manevî terbiyenin gelişmesi için, zahirde bir mürebbiye bağlanıp ondan alınan bir telkin gerektir. Bu mürebbiler, nebiler ve velîlerdir. Kalbin ve kalıbın lambası yanmaya bunların terbiyesi hasıl olunca başlar. Onlardan bir başka ruh alınır. Bir Âyet-i Kerimede şöyle buyurulur:
-“ Allah, ruhu emri ile, kullarından istediğine ilka eder.” (Gafir, 15)
Dolayısı ile kalbin sağlık bulacağı bu ruhun telkini için bir irşadcı aramak lâzımdır.” (S.117)
Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretlerimizin:
“Dünyaya gelmekten murad Mürşid-i kâmil’i bulmaktan ibarettir.” buyurmaları bu hakikatın bir ifadesidir ve intisab bu bakımdan lüzumludur.
Tasavvuf, Allah sevgisine yegâne vesiledir.
İntisab etmek istendiği zaman evvelâ istihâre yapılır. “Eğer bana nasip etmişsen ve kime nasip etmişsen bana göster, bileyim ve ona göre gireyim.” diye Allah-u Teâlâ’dan istimdat edilir. Bir alâmet zuhur ederse ehli bulunup ehline tabir ettirilir. Ehli olmazsa, yanlış bir tabir ile kişiyi dalâlete sevk eder. Ehli bulunacak ve o tabire göre hareket edilecek. Tarikat-ı aliye’ye böyle girilir. Bu kadar lüzumlu bir yol, Ahmed’e Mehmed’e intisab etmek demek değildir. Rehber bulununcaya kadar aramak icabediyor. “İntisab ettim, bağlandım.” gibi sözler boş sözlerdir.
Allah-u Teâlâ ezelden nasipdar ettiği kimsenin nasibini, yolun hakiki rehberine teslim eder ve kişiyi ona ulaştırır. Mürid günâ gün o nasibi alır ve terakki eder. Mevlâ o nasibi koymasaydı, mürşidde o nasip yoktu. Mürşid O’nun koyduğu nasibi vermiş oluyor. Daha doğrusu o kanaldan almış oluyor. Çünkü veren yalnız Allah-u Teâlâ’dır.
Meselâ çocuk annesini emiyor. Annesi: “Sütü ben verdim.” diyebilir mi? “Ben verdim” dese, peki ona sütü kim verdi? Evet hakikaten çocuğu annesi emzirdi ama, süt ona ait değil. Sütü vereni kimse düşünmüyor. Her şeyde Allah-u Teâlâ’nın ikram ve ihsanı vardır.
Mürşid de böyledir, bir ana gibidir. Nasipdar olanlara Allah-u Teâlâ’nın ezelden yerleştirdiği nasiplerini verir. Kendisine ait hiçbir nesnesi yoktur.
MÜRŞİDİN GEREKLİ OLDUĞU:
YÜZALTMIŞDOKUZUNCU MEKTÛB
Bu mektûb, şeyh Abdüssamed-i Sultânpûrîye gönderilmişdir.
Mürşid-i kâmil ne zemân ve niçin lâzım olduğu bildirilmekdedir:
Âlemlerin rabbi olan Allahü teâlâya hamd olsun! Peygamberlerin en üstününe (aleyhimüsselâm) ve Onun temiz Âl ve Eshâbına bizden selâmlar ve düâlar olsun!
Lutf ve ihsân ederek gönderdiğiniz kıymetli mektûb geldi. Bizi çok sevindirdi. Birşey soruyorsunuz. Yavrum! Herşeyden önce istenilecek şey ve en çok aranılacak şey, Allahü teâlâya kavuşduran yolu bulmakdır. Fekat insan, önce dünyâ işlerine dalmış, birçok ihtiyâclarına sarılmış olduğundan pek kirli, çok aşağıdır. Allahü teâlâ ise, her bakımdan yüksek ve kusûrsuzdur. Ondan feyz gelmesi ve gelen feyzlerin, marifetlerin alınması için verici ile alıcı arasında bir bağlantı, bir yakınlık yokdur. Bunun için, bu yolu bilen ve gören bir kılavuz elbette lâzımdır. Bu kılavuzun, hem alıcı ile, hem verici ile bağlantısı olması şartdır. Ancak böyle olursa, aracılık yapabilir. Alıcı, vericiye yaklaşdıkça, kılavuz kendini aradan çekmeğe başlar. Tâlib yanî alıcı, matlûba tâm bağlanınca, rehber aradan büsbütün kalkar. Tâlibi, matlûba, aracı olmadan kavuşdurur. Bunun içindir ki, başlangıçda ve yolda iken, aranılan şey, rehberin aynasından başka hiçbir yerde görülemez. Sona erenlere, rehberin aynası olmadan, matlûb kendini gösterir. Vasl-ı uryânî hâsıl olur. Bu zemân, pîr araya girerse, başını keserim denilmesi, sersemce, abdalca bir sözdür. Doğru yolda olanlar, böyle konuşmazlar. Edebsizlik etmezler. Her istediklerini pîrin bereketinde ararlar ve bulurlar. Vesselâm.
*******HACET NAMAZIYLA MÜRŞİDİN SORULMASI:(A.K.geylani)
Sayfa-201:"Sadiklara, salihlere iltihak et, onlarin arasina katil, eger kimin salih, kimin münafik oldugunu ayirt edemezsen o zaman geceleyin kalk iki rek'at namaz kil. Yarabbi, bana senin salih kullarini göster, BANA GELMEMDE KILAVUZLUK EDECEK KISILERI GÖSTER." Abdul kadir geylani guyetut talibiyn s.1018
27. FASIL hacet namazi:
Enes b. melikten aldığı bir rivayete dayanarak, ebu hasim eyli rasulullah s.a.s efendimizin söyle buyurdugunu anlatti:
-Bir kimsenin yüce Allah'tan önemli bir dilegi olur ise. güzelce abdest alip iki rek'at namaz kilsin
Bu namazin Birinci rek'atinda; fatiha sonra ayetul kürsi okunur
ikinci rek'atta ise fatiha sonra amenerresulüyü okur kisi
Bundan sonra tesehhüde oturup selam verir....
MÜRŞİD HAYATTAMI OLMALIDIR(GAVSULAZAM)
Gavsül Azam Abdulkadir geylani hz.lerinin ''ÖTELERDEN HABERLER''orj.adı''SIRR''ÜL ESRAR''kitabından Abdulkadir akçiçek çevrşsşnden aynen aktarıyorum...
*Basiret ,ruh gözesinden gelir.evliya için ''füad''makamından açılır.elde esdiliş tarzına gelince,ZAHİRİ BİLGİ İLE OLMAZ ötelerden,batından kopup glen ilim lazım..?ayeti kerime biz
....''O na canibimizden-ötelerden-ilim vermiştik.''(kehf65)
*İnsana gereken ,BASİRET SAHİPLERİNİ bularak ,telkin yolu ile onlardan birşeyler almaktır.o telkini yapan zat,veli,mürşid ve lahut aleminden HEBER VEREN olmalı..
*kardeşler !.ayıkınız tövbe yolu ile Rabbinizde mağfiret talebinde bulununuz.bunu için koşunuz..
*YOLA GİRİNİZ! ŞU RUHANİ KAFİLELERLE RABBİNİZE DÖNÜNÜZ!
*Marifet,nefsin kara Perdesini kalp aynasından açmak ve ONU TEMİZLEMEKLE hasıl olur. o zaman CEMAL-İ İLAHİNİN GİZLİ HAZİNESİ gözükmeye başlar. ki bu,kalp sırrını özünde gözükür.
*..''her kim ,yaratanına KAVUŞMAYI diliyorsa yar iş görsün;yaratanına yaptığı ibadete ortak etmesin..''(kehf110)
*..''alimin uykudsu,cahilin ettiği ibadetten hayırlıdır..''
..burada kastedilen alim ,tevhid nuru ile içini nur eden;sonrada ,harfsiz,sessiz,sır dili ile TEVHİD ESMASINI devam eden zattır.asıl insan budur.bunu anlatan bir kaç tane hadisi kudsi zikredelim.
...insan ,sırrımdır;bende onun..''
....''batın ilmisırlarımdan bir sırdır;onu ,kullarımın kalbine koyarım,benden gayrı o hali bilemn olmaz..''
her kim, ilahi marifeti düşünür;Allah u tealaya karşı tam irfan duygusuna sahip olmayı dilerse ,bunun yaptığı tefekkür bin yıllık ibadete bedel olur.ASILİRFAN İLMİ budur.irfan ilmi demekle TEVHİD halini kasd ediyorum.arif kim?irfanı iştiyakını duyduuğu zata ,mahbubunda BUNUNLA ERER.bu halin neticesinde ise RUHANİ BİR HALLE;TAM YAKINLIK ALEMİNE UÇUP GİTMEK OLUR..*İlahi sevgi,vucud düşmanı ölmeyince ele gelmez.vucudun ,ilk defa emmare,levvame ve mülhime derecelerinde oln nefisten temizlenmesi lazımdır..*PeygamberimizS.A.Vefendimiz dilinden söylenen;''''ben ve bana tabi olanlar basiret üzere..''''(yusuf108)ayetineki''bana uyan ''cümlesinde bir işaret vardır.peygambere tam varis olan KAMİL MÜRŞİD anlatılır.demek lurki,benden sonra irşad;her yönden benim batibni basiretime sahip olan kimse tarafından yapılacaktır.burada tam velayet haline sahip olan zat murad edilmektedir;''VELİ OLAN MÜRŞİD''''(KEHF17)AYETİNDEKİYLE AYNI ŞEYE İŞARET EDER.*peygamber efendimizS.A.V efebndimiz hayatta olsaydı doğrudan alınacak ondan alınırdı.gayrına ihtiyaç kalmazdı.öbür aleme intilkal ettikten sonra,tecerrd haline geçiyor,bizzat kendisi ile bağ kurulmıyor.İRŞADA MEMUR VELİLER de aynıdır.onlar da bu alemden göçüp gidince ,İRŞAD OLACAK OLMAZ.ANLAYIŞ EHLİ İSEN ANLA!,DEĞİLSEN BİR ANLAYANI ARA....*hayatta olan velinin ,peygamber S.A.V.EFENDİMİZ le her bakımdan ilgisi vardır .TAM VERASET HALİ BUNU GREKTİRİR .hayatta olduğu müddet o veraseti ve irşad makamını idare eder.bu hali taşıyana peygamberden rehberlik ve kulluk yardımı gelir.bu yardımla ;halk arasında tasavvuf yolunu devam ettirir;anla..*ergin,vuslat alemini bulmuş,geçmiş zatlar tarafından makbul olan bir zatın telkini LAZIMDIR.bu zat o aleme erdikten sonra ,Allahın emri ile ,noksan kişilerin ekslklikiğini tamamlmak için,bu aleme gönderilmiş olmalıdır.bu gelişde vasıta bizzat peygamber efendimizS.A.V OLMALIDIR...
*******GİZLİ ŞİRK VE MÜRŞİDİN ÖNEMİ:
Genç kardeşim, önce kendi nefsinle ilgilen, ona ögut ver, sonra başkasına... Kendi nefsin pürüzleriyle meşgul olmaya bak, onu bırakıp da başkasına geçme!. Dikkat et ki ömründen islah edilmeye muhtaç birkaç günün kalmıştır evet sadece birkaç gün... Kendini bilemiyor, iç alemini anlıyamıyor isen başkasının kurtaramıyacağını bilmelisin... Bu halinle kendini bırakrp başkasına nasıl rehberlik yapabilirsin?(yunus-35) çünkü insanlara ancak kalb gözü (basiret) açık olanlar [hakki hak olarak bilip ona uyan bahtiyarlar) rehberlik edip yol gösterebilir; ve onları gunah ve gaflet denizinden ancak iyi yüzmesini becerenler kurtarabilir. Diğer bir tabirle, insanları Allah'a ancak Allah'ı bilen kimseler çevirebilir. Allah'ı bilrneyen bedbahtlar bu ulvi işe nasıl delalet edebilir?. Kaynak: Gavsül Azam Abdülkadir Geylani Hz. Sırrül Esrar
MÜRŞİDE TABİYELTE CEZBE SAHİBİ OLMAK:
Bu babda, Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif vardır. Ayrıca birçok büyük velîler de, bu hususta güzel kelam etmiştir.
Ayet-i Kerimeler:
- «Onlar, Rablerine huşu duyarlar (Allah’ın üzerindeki sevginin azalacağından korkarlar) tüyleri ürperir; sonra bedenleri yumuşar, kalbleri île Allah'ı anlamaya koyulurlar.» (Zümer, 23)
- «Bir kimsenin sinesini! Allah açarsa, o Rabbı tarafından verilen bir nur üzerine yürür Kalbleri. Allah'ı anmaya karşı katılaşan kimselere yazıklar olsun.» (Zümer, 22)
Hadis-i Şerifler;
-Hak tarafından gelen bir cezbe, iki cihanın işine bedeldir.»
-«Bir vecde sahip olmayanın hayatı yoktur.»
Cüneyd Hz. der ki:
- Vecd, iç alemde, ilahî tecelli ile karşılaştığında sahibi, ya sevinç içindedir; ya da hüzün...
Vecd. iki kısımdır: Cismanî ve ruhanî... Cismanî vecd, nefisten gelir. Ruhî bir haz vermez. Maddî duyguların tesiri ile olur. Görsünler, işitsinler diye yapılan işler bu vecdin mahsulüdür. Bu cins vecd tamamen boştur. Çünkü, irade vardır; seçme duygusu geçmemiştir. Bu gibi hallere uymak caiz değildir. Ruhanî vecde gelince, o bir başka hal arz eder. Ruhanî kuvvetin taşmasından meydana gelir. Bu hal çok kere, güzel sesle okunan Kur'andan, veya bir şiirin okunuşundan, yahut bir zikir esnasında hasıl olur. Bu durumda cismin bir kuvveti kalmaz, îrade ve seçme kabiliyeti erir. Bu vecd tamamen ruhanîdir. Buna uymak iyidir. Allah-ü Teala buna işaret ederek şöyle buyurdu:
- «Sözü işitip onun güzelliğine uyan kullarımı müjdele..» (Zümer, 18)
Kaynak: Gavsül Azam Abdülkadir Geylani Hz. Sırrül Esrar
1.Hacet namazının kılınmasıyla mürşid gösterilir.(13. ihsan)
Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz: “Bazı insanlar Zikrullahın anahtarlarıdır. Bunlar görülünce Allah (CC) Hz.leri anılır.” Buyurunca, Ashab-ı Kiram (RA) sordular: “Ya Resulallah (SAV)! Zikre anahtar mesabesinde (ayarında) olan kimseler kimlerdir? Bunları nasıl bilelim?” Buyurdu ki: “Zikre anahtar olan kimseler şu kimselerdir ki, görüldükleri vakit Allah (CC) Hz.leri hatırlanır, yadedilir, zikrolunur. İşte bu salih ve nurlu kimseleri görünce Allah (CC) Hz.leri’ni anıyorsanız, onlar Zikrullahın anahtarıdır.”(Camiüssağir Şerhi Feyzül K. C.2. S.528 (İbn-i Mesud (RA) Hz.leri rivayet etti)
- «îlim, her müslüman kadın ve erkeğe farzdır.» SIRRUL ESRAR GEYLANİHZ.)
Kim Zamanin imamina biat etmeden ölürse cahiliyye ölümüyle ölür."
(Sahihi Müslim, Müsnedi Ahmet)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Alimler pey-gamberlerin varisleridir. (Keşfü'l-Hafâ, C.II, Sayı: 1745, s. 64)" buyurur
13.2- Mürşidi Allah tayin eder.
Yeryüzü Halilürrahman (AS) gibi (kullara acıyan) kırk (abdal) kişiden katiyen hali kalmaz. Onların sayesinde size yağmur verilir. Onların sayesinde (dünyevi ve uhrevi) zafere kavuşturulursunuz. Onlardan (yani O hak dostlarından) biri vefat eder etmez derhal Allah (CC) Hz.leri yerine başka birini tayin eder(Ramuzel Hadis 4384 Nolu Had. Şer.)
Hadisi şerif:’’Mürebbim olmasaydı Rabbime arif olamazdım’’
1- Peygamber Efendimiz(sav) buyuruyor:
''benden sonra nebi gelmeyecek,alimler gelecek,halifeler gelecek.onlara tabi olan bana tabi olur,onlara asi olan bana asi olur.
sahih buhari 9.cilt 1409.hadis
sahih buhari 11.cilt sayfa 1181 AKABE BiATI:
hicret dönüşü mekkeye yaklaştıklarında SAV.Efendimiz Hz.Osman'ı duruma bakması için mekkeye gönderir.daha sonra (Hz.Osman dönmeden) oradakiler için biyat emri gelir ve herkes SAV.Efendimize biatı ederler. SAV.Efendimiz''bu da Osman'ýn biatı''diyerek sağ elini sol el üzerine koyarak kendi elini kendisi öper.
Hz Muhammed (S.A.V.) Efendimiz Bir Hadisi Şerifinde “Başkalarını Allah’a Davet Eden Kişiye, Tâbî Olanların Sevabı Kadar Sevap Verilir. Ama Tâbî Olanların Seva-Bından Allah Hiçbir Şeyi Eksiltmez” Buyuruyor.(Bk. İbn
Abdurrahim Reyhan Erzincani
Bir meşâyihi insan severse, ona tamamen inanır teslim olursa, hizmetini görürse onun gönlüne girerse Hz. Allah'ı görür. Herşey aslına rücu edecek. Ceset topraktan halk edildiği için toprak olacak. Rûh niye gitmesin? Allah'ı sevmek, Evliyaullah'ı sevmektir.İnsanlardaki bu rûh Allah'ın zâtının rûhu. Allah "Kendi rûhumdan ruh üfledim" (Hicr sûresi, âyet 29) buyuruyor. "Kendi rûhumdan rûh üfledim." Kime; insana. Meleğe değil, insana üflemiş. Öyle ise Cenâb-ı Hakk'ın zâtından gelen BU RUH ASLINA RÜCU EDERSE melekleri geçer. İnsanlar ulvî, insanlar suflî.Ulvînin manâsı; gökleri aşar melekleri geçer. Suflînin manâsı; hayvanlardan aşağı düşer. Niçin; Cennet var, Cehennem var.
Kapında kul var, Sultandan içeru
Ete, kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm
Etten kemikten maksat, cesedini kasdediyor. Kapında kul var, Sultandan içeri. Burada rûhtan bahsediyor. Ama o rûh makamına ulaşmış. ONUN RUHU ALLAH'A ULASMIS,ALLAH'IN ZATINA ULASMIS. Akar sular, katreler deryaya karışıyorsa... Sanki o insanların rûhu deryâdan gelmiş, yağmur katresi. Yağmur katreleri birleşirse, suya karışırsa suyla beraber nereye gider; deryâya gider. Kürre-i arz üzerinde kaynar sular var. Bunlar nerden geliyor; deryâdan geliyor. Bunlardaki bu hareket ne; bu akım ne; yine deryâya gitmek.
Herşey aslına rücu edecek. Herşey aslına rücu eder.Öyle ise, bu suların aslı derya. Deryâdan geldikleri için, deryaya gitmek isterler. Ama hepsi gitmez. En ufak bir su deryâya gider de belki büyük su gidemez. Deryâya giden nehirler var. O küçük su nehire karışırsa, nehir de deryâya gider. İnsanların rûhu Allah'tan gelmiştir. Allah'a gitmek ister. Kendi kendine gidemiyorsa, kendinize bir vesile arayın. Onun için evliyaullah vasıtadır. Evliyaullah'ı bilmezse, evliyaullah'ı bulmazsa, evliyaullah'ın uhdesinden geçmezse, Allah'ı bulamaz. Evliyaullah kul ile Allah arasında bir vasıtadır. Zâhiri cesedi, bâtını rûhudur. Bizde de rûh var ama bizim ki katre.Derviş: Herşeyden geçmiş. Allah'tan başka birşey yok. İnsanların gönlündekileri silen ne oluyor? Allah sevgisi. O da mürşidsiz olmaz. İnsanların gönlündeki arzuları götüren ne oluyor? Allah sevgisi. Kalbinde Allah'tan başka arzu varsa, için başka, dışın başka oluyor. Cenâb-ı Hak: "Olduğunuz gibi görünün. Göründüğünüz gibi olun." buyuruyor. Bunlar çok çetin, çok kolay. Yapana kolay. Yapamayana çetin. Hâlbuki insanlara yapamayacağı birşey emredilmemiş. Ama bunlar inanca bağlı, itikata bağlı. İnanmak bir de inanılanı yaşamak. Şeriat, tarîkat, hakikat, marifet. Allah'tan gelen ruhu Allah'a ulaştırmak için bu dört şey vasıtadır. Bir defa şeriatsız tarîkat olmaz. İsterse Peygamber Efendimiz mürşidimiz olsun.
Kabiliyyet bizde olmazsa meşâyih neylesin
İster ise mürşidi olsun Muhammed Hazreti
Şimdi bu salona girmek için kaç kapıdan geçerek girdiniz. İşte bunların yolları birbirinin içinden geçiyor. Tarîkatın yolu şeriattan geçiyor. Meşâyihe teslim olup, himmetini alırsak o zaman tarîkatı anlayabiliriz. Hak olduğuna inanacağız.
Sermâye bu yolda hemân
Teslim ol şeyhine inan.
ADEM RUHA DENİLİR,ADEME SECDE RUHA SECDEDİR:
Bu âdem dedikleri, el ayakla, baş değil,
âdem rûha denilir, surat ile kaş değil.
Mektu295
ALLAH İLE İNSAN ARASINA KİMSE GİREMEZ DİYENLERE
Bu zemân, pîr araya girerse, başını keserim denilmesi, sersemce, abdalca bir sözdür. Doğru yolda olanlar, böyle konuşmazlar. Edebsizlik etmezler. Her istediklerini pîrin bereketinde ararlar ve bulurlar. Vesselâm. 169
ALLAH RAHMETİYLE HERYERDEDİR ZATIYLA DEĞİL
Allahü teâlânın, kendi değil, ilmi herşeyi kaplamışdırMEKTUP41
İSANLAR İKİ YOLLA HİDAYETE ERELER
BİRİNCİSİ KUTB-U NÜBÜVVET İKİNCİSİ KUTB-U VELAYET.. 534.Mektup
İMAN HİDAYET KUTB-U İRŞADLA GELİR
(Kutb-i irşâd) Yer küresinin ortasından tâ Arşa kadar, herkese rüşd, hidâyet, îmân ve ma’rifet Onun yolu ile gelir. Herkes, ondan feyz alır. Arada o olmadan, kimse bu ni’mete kavuşamaz.
Bir kimse, o büyük zâtı inkâr eder, beğenmezse, yâhud o büyük zât, bu kimseye incinmiş ise, bu kimse, Allahü teâlâyı zikr etse bile, rüşd ve hidâyete kavuşamaz. Ona inanmaması veyâ onu incitmiş olması, feyz yolunu kapatır. Ozât “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” bu kimsenin zararını istemese bile, hidâyete kavuşamaz. Rüşd ve hidâyet, var görünür ise de yokdur260mektûb
RUHUNU ULAŞTIRAMAYANLARA BİNLERLE YAZIKLAR OLSUN
Bir kimsenin rûhu, eğer bu esîrlikden, bu bağlılıkdan kurtulmaz, kendi derecesine yükselmez, kendi vatanına kavuşmaz ise, ona yazıklar, binlerle yazıklar olsun! 64
CESETTEKİ RUH KARANLIKTAKİ AYDINLIK GİBİDİR MEKTUP15
Cesetteki ruh, karanlıktaki aydınlık gibi bir şey15
MÜRŞİD ALLAHTAN İSTENİR
Tesavvuf yolunda ilerlemesi için, eski büyüklerden ba’zısının rûhlarını ona rehber, vâsıta yaparlar. Çünki, Allahü teâlânın âdet-i ilâhiyyesi şöyledir ki, bu yolun konaklarını aşabilmek için, büyüklerin rûhlarını vâsıta, sebeb kılmışdır. Bu kimse, eğer mürîdlerden ise, bunun işi, rehbersiz tehlükeli olur. Rehber buluncıya kadar, rehbere kavuşdurması için, Allahü teâlâya yalvarmalıdır. 286
HERŞEYDEN ÖNCE İSTENİLECEK ŞEY ALLAHA ULAŞTIRAN YOLU BULMAKTIR:
Yavrum! Herşeyden önce istenilecek şey ve en çok aranılacak şey, Allahü teâlâya kavuşduran yolu bulmakdır. Fekat insan, önce dünyâ işlerine dalmış, YÜZALTMIŞDOKUZUNCU MEKTÛB
MÜRŞİDİN GEREKLİ OLDUĞU:
bu yolu bilen ve gören bir kılavuz elbette lâzımdır. Bu kılavuzun, hem alıcı ile, hem verici ile bağlantısı olması şartdır. Ancak böyle olursa, aracılık yapabilir YÜZALTMIŞDOKUZUNCU MEKTÛB
*******HER ZAMANDA KUTUP BULUNUR İMAN SAHİBİ OLMAK HİDAYETE ERMEK BUNLARIN VASTASIYLADIR.
İmâm-ı Rabbânî, (Me’ârif-i ledünniyye) kitâbında, otuzbeşinci ma’rifette buyuruyor ki:
Kutb-i irşâd ise, âlemin irşâdı ve hidâyeti için feyzlerin gelmesine vâsıta olur. Herşeyin yaratılması, rızkların gönderilmesi, dertlerin, belâların giderilmesi, hastaların iyi olması, bedenlerin âfiyette olması, Kutb-i ebdâlin feyzleri ile olur. Îmân sâhibi olmak, hidâyete kavuşmak, ibâdet yapabilmek, günâhlara tevbe etmek ise, Kutb-i irşâdın feyzleri ile olur. Her zamanda, her asırda Kutb-i ebdâlin bulunması lâzımdır. Hiçbir zaman, bunsuz olamaz. Çünkü, âlem bununla nizâm bulmaktadır.
... Kutb-i irşâd ile, bütün insanlara îmân ve hidâyet gelmektedir...
*******ÇOK OKUYUP YAZAMAKLA DİN ADAMI OLUNMAZ:
Birçok şeyler okuyup ezberlemekle, insan din adamı olamaz ve din bilgisi veremez. (YİRMİÜÇÜNCÜ MEKTÛB )
*******ZAMANIN DİN ALİMLERİ İNSANLARI YOLDAN ÇIKARMIŞDIR:
Büyüklerden biri şeytânı boş oturuyor, insanları aldatmakla uğraşmıyor görüp, sebebini sorar. Şeytân cevâb olarak,
- Zemânın din adamı geçinen, kötü âlimleri, insanları yoldan çıkarmakda, bana o kadar yardım ediyor ki, bu mühim işi yapmama lüzûm kalmıyor, demişdir.
Doğrusu, zemânımızda islâmiyyetin emrlerini yapmakdaki gevşeklikler ve insanların dinden yüz çevirmesi, hep din adamı perdesi altında söylenen sözlerden, yazılardan ve bu adamların bozuk niyyetlerinden dolayıdır. OTUZÜÇÜNCÜ MEKTÛB
*******CÜBBE VE DİPLOMA İLE ŞEYH OLUNMAZ GERÇEK ŞEYH ALLAHA ULŞMAYI DİLEMEYE DAVET EDER:
Velî dediğimiz zât, Allahü teâlâya kavuşduran yolu gösterendir. Yolda, ondan yardım, imdâd gelen zâtdır. Yoksa cübbe, külâh, diploma edinip, şeyh efendi olarak köşede oturan câhil değildir. Âdetlere, gösterişlere, yaldızlı sözlere aldanmamalıdır YÜZDOKSANINCI MEKTUP
***Şeyhlik uludur Hazret’e ulaştıran iştir
Aş vermez bağrı taştır ahir zaman şeyhleri
Miskin Ahmed neredesin Hakk yolunda ne edesin
İlmin yok ne haldesin ahirzaman şeyhleri(129.hikmet//divan-ı hikmet//ahmet yesevi)
*******HERŞEHİRDE BİR UYARICI VARDIR.
Bununiçindirki, Muhyiddîn-iArabî buyuruyorki, (Müslimânların olsun, kâfirlerin olsun, her şehirde bir kutb bulunur). İKİYÜZELLİALTINCI MEKTÛB
*******SIRLARIN SIRRI(LÜBB’ÜL-LÜBB) MUHUDDİNİ ARABİ HAZRETLERİ SAYFA30
EVET..Hazreti kuranda şöyle buyruldu:-‘’Bu alemde ama olan ,öbür alemde dahi ama olur(17/72)
Yani:her kimki burada,mana gözünü açamadı:öbür aleme göçünce,aynı şekilde ama olur.dolayısıyla ilehi tecelliyi görmek ona nasip olmaz.
Hak tela hazretlerinden bejlediğimiz şudurki:cümle kullarını,taklitten,göterişten öteye geçmeyen itikattan saklaya:bu gibi şeylere bağlı kalmaktan koruya…
30
GİRİŞ
Burada şöyle bir soru sorulablir:
-marifet haline yeteneği olana ,kendi hakikatını anlamak ne şekilde olur?
-Ona gerektirki,kendi hakikatına vakıf bir arif bula.Onu bulduktan sonrta,candan,gönülden bağlanıp huylarını huy edine.irfan sahibinin aslını bulabilmesi için,BU YOLU TUTMASI GEREKLİDİR.
Şu ayeti kerime,bu manayı anlatır:
-‘’O’na götürecek vesileyi arayınız’’(Maide-35)
-bunun tefsiri şöyle olabilir:
-Beni bulmuş kullarım vardır:bana varmak dilerseniz onları izleyiniz onalr size vesile olur,Bana ulaştırılar.
Hal böyle olduğuna göre ,o zatlara hizmetle,kişi zatına arif olur.nereden gelip,nereye gittiğini anlar,bulunduğu makamıda sezer.
-B u aleme gelmekteki gayeyi şu kudsi hadis bize anlatır:
-‘’Bir gizli hazine idim,bilinmek istedim:haklıda bilinmek için yarattım’’
MÜRŞİD İSTEMEK HAKKI TALEP ETMEK
Gel imdi Hakk'a talibsen karındaş
Var evvel iste bir yahşı (İYİ)yoldaş
Anı mürşid edin pek tut elini
Seni menzile ilete kurtara baş
Kılavuzsuz bu yola varamazsın
Bu müşkül işi sen başaramazsın
Seni cem etmeğe bir kimse gerek
Dağılmışsın seni devşiremezsin
Biz bu aşkı candan önden bulmuşuz
Aşıkı aşk u maşuk bir bilmişiz
Medresesinde bu aşkın bir ezel
Okuyup her ilmi hasıl kılmışız
Hak müderrisdi bize ol medresede
Yoğıdı müşkülümüz her nesnede
Bunda ol ilmi nite unudavuz
Ya nite aldaya bizi müfside
Nice bin evliyalar geldi geçti
Nice yüz evliya bunda seğirtti
Birisi kılavuzsuz varmadı yola
Bu yola bunları mürşid iletti
Muhammed kim Habib-i Hazret idi
Dükali mahluka ol devlet idi
Yer ü gök tamu uçmak gice gündüz
Bular olmaklığa sebeb ol idi
Bu yola ol delil ile yürüdü
Delil olan Cebrail idi
Getürdi Cebrail çekti Burak'ı
Resul Mirac'a gitti ana bindi
Gerekmiş talibe elbette mürşid
Olur pes mürşide uyan muvahhid
Eğer mürşide uymazsan ey talib
Olursun sen ya dehri veya mülhid
Bu yola kim girer ise delilsiz
Anı şeytan kodu dinsiz imansız
Gerektir bil gerektir bir kılavuz
Varamazsın bu yola kılavuzsuz
Bu razı eşrefoğlu Rumi açma
Sınırı bekle zinhar öte geçme
Bu aşk deryasının gevherlerini
Çıkarıp olur olmaz yere saçma
Bu Eşrefoğlu Rumi gördü alem
Örümcek ağına benzer dahi kem
Buna rağbet gözüyle bakmadı hiç
Taleb kılmadı buna oldu ebsem
Bu varlığın sana yavlak tuzaktır
Tuzaktan kaçmağa key er gerekdir
Gel imdi bendini merdane kes kim
Tuzağa tutulan Dost'tan uzakdır
MÜRŞİD
İlahi talibi mürşide duş it
Anın mürşid ile vaktini hoş it
İlahi talibine derd bağışla
Pişir derdin od ile perveriş it
Allah hepinizden razı olsun
|
|
|
"Vahdeti Vücud Meselesi" Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi |
|
Yazar: RasitTunca - 11-04-2019, 06:02 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
"Vahdeti Vücud Meselesi" Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi
Namazda kelime-i şahadet ile Allah'ın Vahdet ini birliğini birlemek
Vahdette Kesret, Kesrette Birlik,
Buna örnek olarak evliya İzam demişler ki, namazda lisanını teke indir. kalbin ayrı elin ayrı konuşmasin, gözün ayrı olmasın. Aynen bu durum tören geçidinde trampet çalan gruptaki bir adamın, aynı anda trampet çalması, notaya uyması, grupla birlikte düzgün şekilde yürümesi, ve selam geçidi alanına Gelince, selam vermesi gibi, veya başka bir temsili misal ile, Sen araba sürerken ellerin direksiyonda, Gözün yolda, ayakların 2 ayrı kuvvette, fren ve gaz da, ve öyle olunca araba sürmekte bile kuvvetler ayrılığı var, her birisi ayrı bir konumda ya da ayrı bir işte, ayrı bir yönde, ayrı bir harekette olmasına rağmen bile, Vahdet olan vücuttaki bir görevi ifa etmektedir şoförlük görevini, hepsinin görevi ne kadar ayrı, hepsinin görevi birbirinden binlerce farklı, ama aklin yeri olan beyin ile, hepsi toplanıp ayrı ayrı işleri görmesine rağmen, Aslında tek olan Vahit olan, bir bedene hizmet etmekte ve tek fili meydana getirmekde. Vahdet ve kuvvetler ayrılığı bu demektir. Allah'ın Rezzak olması, Settar olması, mümin olması, halık olması,... yani bu kadar ayrı sıfatlarını aynı anda yeryüzünde tecelli ettirmesi, binlerce insanın üzerinden olur, ya da hayvan üzerinden, ya da bitkiler üzerinden, ya da maddeler elementler üzerinden olmasına rağmen, Allah tektir, ve bunların hepsi tek bir güce hizmet eder. Ahmet amcanin Ankara'da olması, Fatma teyzenin İzmir de dolması, George Bush un Amerika'da olması da, bu gücün böyle yerli yerince olmasına engel değildir.
Bu benim Vaaazi vaaz ederken, tatlı tatlı konuş ki, insanlar anlasın, diyorlar , küfretme kizma falan filen. ben tatlı veya sinirli konuşunca, ya da bağırıp çağırınca, insanlar anlamaz kaçar deniyor.
tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
Halbuki cennette, Adem ile Havva yalnız iken, şeytan önce kapının bekçisi Rıdvan'ı, tatlı bir dil ile kandırdı, ve kapısı bile olmayan cennetin kapısını açtırıp, cennete girdi, ve sonra yine Tatlı tatlı konuşup, Havva annemizi de kandırdı, ve ondan öğrenen havva annemizin de (Matrix Mr smith) içine girip havvanın dilinden konuşup, adamı da kandırdı, yani adamı ve Hazreti Adem'i kocasını kandırdı. Güzel konuşmak mı güzel amel burda, kötü bir görev ve amel mi, her güzel konuşan, güzel işler tutsaydı, Adem ile Havva cennetten atılmaz di. Bazen bağırmak da Allah'ın sıfatlarından isimlerinden birisi, Celal ismi. Ben yerinde bağırmayınca Celal ismi tecelli etmez, Allah kahhardır, yerinde kızmayınca da; Kahhar ismi tecelli etmez, ve Allah Musa ya dedi ki :
Aasa nı denize vur, "fadrib bi asake" yani vurmak darb etmek, Ve yine gerekirse kadınlarınızı hafifçe dövün, Yani yine darb etmek fiili burada geçiyor, böyle olunca, insanın elinden, dilinden, gözünden, ayaklarından, veya diğer azalarından çıkan, Her fiili işleyen o kulda da Allah'ın sıfatlarından isimlerinden bir isimi tecelli ediyordur ve yani, yani dövmek de Allah'ın sıfatı ve ismidir, Biz Vahdet olunca, bizden çıkan bir dövme Fiili amma kadini olsun, amma düşmanimiz olsun, Allah'ın fiili olmuş olur. yani dövmek de Allah'ın ismi imiş, o zaman dövmek güzel bir fiil değil, diye bilmiyormuyuz? Halbuki dövmekten insandan çıkan bir fiil, Yani Allah'ın sıfatı ve fiillerinden Bir ismi. Bedendeki sağ el ve sol el gibi ikisi farklı kutuplarda olmasına rağmen, farklı yönleri, ve farklı işler görmesine rağmen, aslında tek bir bedenin işini görmek üzere yaratılmışlardır. Yine bedende bütün bu kuvvetler toplanmasını rağmen, Ve Ahmet amca da, Mehmet amca da, Ayşe teyze de de aynı Güçler var, Ayrı Bir bedende, ayrı bir Vahdet halinde toplanmış vaziyette, ve her bir vücut bir Kainat olunca, binlerce Kainat olmasına rağmen, yine Vahdet olan, hepsini içinde toplayan Vahid olan, Kahhar olan Allah'a Hizmet etmekteler, her ne kadar ayrı ayrı görünseler de hepsi, bir dünya içinde, bir kuvve, Yani bir tek kuvvet. ve hepimiz Bizler Vahdeti, yani voltranı oluşturmaktayiz. ve Mehdi'nin de Zamanın Ruhu ve Vahdeti Vücut olması, Bütün herkesin onun içinde bir parça halinde olması, buna engel değildir, Çünkü tırnak nasıl binlerce hücreden oluşur, göz hücrelerinden farklı ise, yahut bir üst beden Hazreti Nuh, bir üst beden Adem, senin yine bir Vahdet olaraktan, diğer parçaları içinde taşıdığın gibi, Şu zamanda insanları da Hazreti Mehdi Aleyhisselam kendi vücutlarında taşımakta, ve dediğimiz gibi, Raşidi tarikatina göre, yağmur yağması, ve kar yağması için, O nu (Allah i) zikirettikten sonra, su veya süt içmesi, işte Bedenindeki dünyaya ve parçalara Kar veya su gitmesine o yüzden sebep olmakta, o Vahdet ve bütün olduğu için, parçalar ondan beslenmekte,
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Kul men rabbus semâvâti vel ard(ardı), kulillâh(kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ(darren), kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr(nûru), em cealû lillâhi şurakâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr
Meali :
O dedi ki :“Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” onlar da dediler “Allah’tır”. (Hz Mehdi de onlara Dedi ki: “O'nu (beni yani Hz Mehdi yi) bırakıp da kendilerine gelen bir zarara veya faydaya bile bir hükmü olmayan dostlar mı ediniyorsunuz, (Dünyamizi ve kainati zulumetten aydinlığa çevirp nimetlerle dolmasıina sebeb olan, O nun Gücü (Mehdi nin gücü ile onların ki aynımı bir mi) vallahi değil, ya onunla da (mehdi ile de) herşeyi hakkıyla yaratan ve vâhidul kahhâr olan Allah ın ki aynımı bir mi?(Degil).
(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 16. ayet)
Yukarıdaki ayette denildiği gibi, Onun ile sizin evliyalarınızın gücü aynı mı, bütün İle parça olan aynı mı, göz ile bütün beden aynı mı, bütün ile parça aynı mı? ve Hazreti Mehdi Zamanın Ruhu ve bedeni olaraktan bütünü temsil eder, ve zamanın Vahdeti Vücudu o odur, Halifeyi Ruyu zemin olan, Hazreti Adem, veya Hazreti insan, veya adam o dur.
Rabbim Mehdiye bütüne uygun davranmayı, askerlerine de parça olduklarını bilip de, parçayı uygun davranmayı nasip ve Müyesser kılsın. Amin Velhamdülillahi rabbil alemin.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 04.11.2019
Original Kar©glan
|
|
|
"Bitcoin Meselesi" Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi |
|
Yazar: RasitTunca - 11-04-2019, 05:47 AM - Forum: Başağaçlı Raşit Hocanın Makaleleri
- Yorum Yok
|
 |
"Bitcoin Meselesi" Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi
Bitcoin veya sanal para meselesi de bununla kıyas edilince, para Aslında emeğin karşılığı, 8 saat çalışılmış, 10 saat çalışılmış, bir mal üretilmiş, sonra o malın karşılığı, önce işçiliğin karşılığı idi, sonra o malın ve üretilen mamulun karşılığı, sonra, oradan sonra marketin geliri, kişinin geliri şeklinde, bir emeğin karşılığı para. ama Bitcoin bilgi ile üretiliyor, Sanal Para bilgi ile üretiliyor, yazılım ile üretiliyor deniyor. Çok para basmak marifet değil, Nasıl Merkez Bankası Bir ülkenin bankası ise, en çok parayı devlet basıyorsa, yine devlet 10 katlı bir apartman kurrup, apartmanın içinde Bitcoin üreten binlerce bilgisayar olabilir, ve en iyi üretenler yine ülkeler olur, öylece devletler zengin olur olsa idi, bitcoin üretmekle falan zengin olunsa. Bitcoin üretmekde para basmak gibi yani, Bitcoin yine aynı, sadece paranın sanal hale gelmesi. En azından kağıt para ve demir para vaktinde, emeğinizin karşılığı olarak, elimizde bir bir madde vardı, ama bu noktada elimizden alınıncak, kağıt veya metal olsun bu da elimizden alınınca, artık sermayenin kullanımı tek kişiye bindi demektir. zengin olmak Bitcoin üretmekle değil, çok para basaraktan zengin olunmaz, hiç kimsede para basaraktan zengin olmaz, bu para emeğin karşılığıdır işte, burada Bitcoin Sanal Para dijital para dijital sistemi elinde tutan Deccal in elinde olunca, ve elektrik kesildi ya da fişi çekince, istediğinin elindeki parayı iptal edince, bütün sermaye onun elinde oluyor, yani tek kişi elinde oluyor, Deccal sistemi. senin paranı iptal etti, Artık ne ekmek alabilirsin ne benzin bittin, yani tek zengin Deccal olur. Deccal hakimiyeti sistemi, aynı T. E. başkanlık sistemi gibi, sistemi yavaş yavaş yapılandırıyorlar, sonunda kim olacak Bütün parayı elinde tutan kimse, Decal olacak, bir de bütün tekniği elinde tutan kimse, hepsini enerjiye bağımlı yaptimi, enerjiyi de kestimi, hepsi bitti, ve şu anda arabaları da petrolden elektirige dönüştürmek yine bu yüzden, enerjiye bagimli kilma meselesi, petrol ve diger hayvan sistemlerinide gözden cikarma meselesi var, güya neymiş havanlarda atigindan gaz cikiyormuş, dogamazi isitiyormuş kürsel isinma o yüzdenmiş, ve bu yüzden hayvanlarda yok edilmeliymiş, yani yavaş yavaş deccala bagimli olmak zorunda birakiliyorsunuz, uyan insan. hepsini devreden çıkarıp enerjiye bindirmek sistemleri, yine Elektrik enerjisinide kesti miydi, artık bir yerden bir yere gitmen de mümkün değil, yani Deccal sistemi, tek Hakimiyet, Haşa Allahlık. Ey Mehdi askeri uyan Emeğin karşılığını dijitala çevirme, yoksa bittigin dünden bellidir. para Tek kişinin yanında olamaz, enerji tek kişinin yanında olamaz. güc tek kişinin yanında olamaz, Allah bunların hepsini dağıtmış, bak dedik ya Hazreti insan ve dünya bütün elementleri içinde topluyor ama, kainatTa ise yildizlar halinde dağınık vaziyette, Yıldızlar halinde, vahdette kesret, kesrette de Vahdet.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhâr
Meali :
Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rab'ler mi daha hayırlı Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulmaz olan bir tek Allah mı? Vahid (tek) olan, Kahhar (kahredici, hâkim ve gâlip) olan Allah mı?
(Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 39. ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Rafîud deracâti zûl arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk. Yevme hum bârizûne lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevme, lillâhil vâhidil kahhâr
Meali :
iinsanlığı derece derece yükselten, Arş'ın sahibi Allah, karşılaşma gününde (seçilip ayrılma Allaha kavuşma Günü yevmül ahiret te gelcekte bir zamanda, yani o bu günümüz, ve mehdi ve altınçağ da) onları uyarmak için, kendi emrinden olan kutsal ruhu (Yani Hırıstiyan teslis inancında geçen, Kutsal Ruh olan, Hz Mehdi yi) onlara gönderir, ve herşey belli olupta, apaçık ortaya çıktığı vakit, o der ki : Allah dan gayri kimden korkuyorsunuz, görmüyormusunuz bugün mülk (hükümranlık) kimindir? (Maliki yevmiddin ayetine atıf var burada, ve din gününün sahibi kim? deyyan olan kim? ) Tabiki de Tek olan (o zamanda Vahdeti vücud olan kimse), her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah’ındır. (Vahidul kahhar olan Allah ın)
(Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 15 ve 16. ayet)
Ve işte hakimiyetin Mehdi de olması, hakimiyetin Deccal da olması gibi değil. Çünkü mehdi, ne dünyanın tüm ekonomisini, ve ne de dünyanın tüm Siyasetini, veya tüm enerjisini Elinde tutmamakta, sınırlar belli olmuş, sınırları koruyan bekçilerde tayin olmuş, Onları yönetenler detaylı ve belli olmuş, o yani mehdi bunlara karışmamak da, sadece ve sadece iyi ile kötünün farkına varmanızı sağlamakta, yoksa mehdilik bütün Hakimiyet ve gücü elinde tutmak değildir. Elektrik lamba düğmesi gibi, ben buradan lambanın düğmesine basıp, lambayi söndürünce, bütün Işıklar, bütün enerjiler, bütün Hayatlar sönecek gibi bir sistem yani ekonomi enerji güc para tek kimsede ve , Demek ki Allah da Buna müsaade etmez, kulların akıllıları da buna müsade etmemesi lazım, ve bu sistem Deccaliyet sistemi yıkılmak zorundadır. Yoksa dünyamızı mahveder. ve işte insan Günah işlemek ile ya ruhu hasta olur ya da fiziki bedeni hasta olur. Onun çaresi olan ilaçlar ise kişiye özel olmalıdır yoksa mesela Devenin su içmesi ile zürafa nın su içmesi aynı değildir, yine Devenin yediği ile, atların yediği, yahut köpeklerin yediği ile Aynı değildir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Kul men rabbus semâvâti vel ard(ardı), kulillâh(kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ(darren), kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr(nûru), em cealû lillâhi şurakâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr
Meali :
O dedi ki :“Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” onlar da dediler “Allah’tır”. (Hz Mehdi de onlara Dedi ki: “O'nu (beni yani Hz Mehdi yi) bırakıp da kendilerine gelen bir zarara veya faydaya bile bir hükmü olmayan dostlar mı ediniyorsunuz, (Dünyamizi ve kainati zulumetten aydinlığa çevirp nimetlerle dolmasıina sebeb olan, O nun Gücü (Mehdi nin gücü ile onların ki aynımı bir mi) vallahi değil, ya onunla da (mehdi ile de) herşeyi hakkıyla yaratan ve vâhidul kahhâr olan Allah ın ki aynımı bir mi?(Degil).
(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 16. ayet)
Temsili misal çocuğu olmayan birisi dua etti ve dedi ki," Allah'ım bana bir çocuk ver" dedi ve Bunu duyan ve Allahlık taslayan birisi çaputtan bir bebek yapıp geldi verdi, al sana bebek. bu adam dedi Hayır, benim istediğim bebek bu değil . Başka bir adam naylon bir bebek getirdi bumu istediğin bebek dedi. adam yine hayır dedi. Adamın birisi de kedi yavrusu getirdi, bu muydu istediğin bebek dedi, adam yine hayır dedi. Adamın biri Biyolojici ve kimyacı, O da bir klon çocuk yapıp getirdi. Al sana bebek dedi. adam yine Hayır bu değil dedi, Ve sonunda gerçek bilgiyi bilen bir adam dedi ki, senin çocuk sahibi olman için, bir bayanla evlenmem lazım, Halvet edip şöyle şöyle yapman lazım diye tarif etti. adam gitti evlendi çocuğu oldu, ya da olmadı da diyebiliriz, hala serüven devam ediyor, Ne yaptımsa olmadı dedi, yani çareler tükenmez, hastalığın çaresi kişiye Özeldir dedik ya, Öyle olunca ya erkek kısır, ya da kadın kısır olabilir, eşlerden birinin kısır olmayan biriyle evlenmesi, Derdine derman olur, ya da ikinci, bir anne yada baba alması Derdine derman olur, işte hastalıklar da böyle kişiye özel olduğu gibi, çareside kişiye Özeldir, günahlarda kişiye özeldir, tek tövbeyle Hepsi asla affolmaz, çeşidine göre, çareside gizli günaha gizli, âşikâre günahı aşikar tövbe etmesi lazım geldiği gibi, işte Ruhi hastalıkların, yani manevi hastalıkların, günahların çaresi de böyle onlara karşilik gelen iyiliklerimiz ve sevaplarımız, sevabin zıttı da Günah lardır. Ve burada anlatmak istediğimiz, Allah Kainata ve dünyamıza kuvvetler ayrılığı sistemi koymuş, ve bir beden, sen, ben, o, Ahmet, Mehmet, Fatma, Fadime, hepsi Vahdeti Vücut, her biri ayrı Vahdeti Vücut, ve benim elim, Benim kolum, Benim ayağım, bana hizmet etmek üzere yapılandırılmış. ve Allah dirseklere sinir koymuş, dirsek ters dönmez, içe doğru döner, bana hizmet etsin diye, ama robotlar da kuvvet Ayrılık sistemine terstir, onların kolu, içe ve dışa hareket edebilir, yani sanada hizmet eder bana da, yani, bizim sistemimizden farklı. microsoftun Babasi Bill amca da, yeni yazilim yapacak adamlarda bunuda planlarda göz önüne almali. Yani Sınır koy, ve Allah dirsekler ile sınır koymuş, ve boynunada sınır koymuş, ve Allah yeryüzünde ve gökyüzünde tek Allah olmasına rağmen, kuvvetler ayrılığı koymuş, sen seninlesin, ben benimle, Benimki bana, seninki sana, Sen çalıştın, Senin için, ben çalıştım, benim için, sermaye Tek elde toplanmıyor, Benim karnım acıkdımi onu ben doyuruyorum, sen acıkdımi onu sen duruyorsun, ben sırtıma ayrı giyiyorum, Sen ayrı giyiyorsun, ben ayrı yoruluyorum, Sen ayrı yoruluyorsun, Öyle olunca, ben de ki güç, Sendeki ile aynı değil, Sen belki şişmansın, Ya da ben şişmanım, belki sen sağırsın, ben degil, yada benim kaldırma kuvvetim mesela 10 kilo ise, Seninki 5 kilo, yani kuvvetler ayrılığı, Allah bunlara rağmen tek beden gibi parclardan oluşan bütün gibi, o bile her şey bitti gibi hükmetmemesini rağmen, ama vahdette kesret, kesrette Vahdet, Öyle olunca, Güç Allah da olmasına rağmen, Allah gücünün tahakkuklarini kişiler üzerinden tezahür ettirmekte, Ahmet amca ile, Fatma Bacı ile, öyle olunca tek güç, sistemi ise, bütün gücü kendinde toplamak üzere yapılandırılmış sistem. Türkiyedeki yönetim sistemi ile başkanlık sistemiylede burya dogru gidiliyor yine, bunun ön ayaklarımdan birisi de T.E. siyaseti. yoksa Allah birdir, Allah gücünü ve sifatlarini, misal ile Bakkal amca terzi teyze ile.... tezahür ettirmek de dedik, böyle olunca kuvvetler ayrılığı. Allah'ın Yönetim sistemi kuvvetler ayrılığı sistemi. Güc tek kişinin yanında toplanamaz buna yeltenipde Dünyada Tek Tanriliga kalkanlari Allah helak etmiştir, ve yine edecekdir de .Akilli bir patron, hic bir zaman iyi giden bir fabrikanin bütün hissellerini elinden cikarmaz, Allah bu uyanik patron kadardami akilli degilki, saltanatinin hepsini birine versin, ahmak olmak lazim böyle düşünmek için.
Elektrikte "Euro Bus" (Elektroinstallation mit Bussystemen) diye Merkezi bir tesisat sistemi ile, gerektiğinde bütün bir gökdelen binanin elektrigini suyunu isitma sistemeni tek dügme ile kesersin kapatabilirsin. Eğer güç Allah dan başka bir kimsenin yanında olsa işte böyle olur ve Yaşami Öldürür, bize kalk der kaldırır, yat der yatariz, ye der yeriz, Bu derecede yani, Afedersin köpek oluruz köpek. Allah ise bunu yasaklar ve herkese özgürlük yazmış, kendisine isyan eden birine bile hak tanımış. sistem kuvvetler ayrılığı.
Namazda kelime-i şahadet ile Allah'ın Vahdet ini birliğini birlemek
Buna evliya İzam demişler ki, namazda lisanını teke indir. kalbin ayrı elin ayrı konuşmasin, gözün ayrı olmasın. Aynen bu durum tören geçidinde trampet çalan gruptaki bir adamın, aynı anda trampet çalması, notaya uyması, grupla birlikte düzgün şekilde yürümesi, ve selam geçidi alanına Gelince, selam vermesi gibi, veya başka bir temsili misal ile, Sen araba sürerken ellerin direksiyonda, Gözün yolda, ayakların 2 ayrı kuvvette, fren ve gaz da, ve öyle olunca araba sürmekte bile kuvvetler ayrılığı var, her birisi ayrı bir konumda ya da ayrı bir işte, ayrı bir yönde, ayrı bir harekette olmasına rağmen bile, Vahdet olan vücuttaki bir görevi ifa etmektedir şoförlük görevini, hepsinin görevi ne kadar ayrı, hepsinin görevi birbirinden binlerce farklı, ama aklin yeri olan beyin ile, hepsi toplanıp ayrı ayrı işleri görmesine rağmen, Aslında tek olan Vahit olan, bir bedene hizmet etmekte ve tek fili meydana getirmekde. Vahdet ve kuvvetler ayrılığı bu demektir. Allah'ın Rezzak olması, Settar olması, mümin olması, halık olması,... yani bu kadar ayrı sıfatlarını aynı anda yeryüzünde tecelli ettirmesi, binlerce insanın üzerinden olur, ya da hayvan üzerinden, ya da bitkiler üzerinden, ya da maddeler elementler üzerinden olmasına rağmen, Allah tektir, ve bunların hepsi tek bir güce hizmet eder. Ahmet amcanin Ankara'da olması, Fatma teyzenin İzmir de dolması, George Bush un Amerika'da olması da, bu gücün böyle yerli yerince olmasına engel değildir.
Digital Para
Geçen haftalarda dedik ki, burası artık Cennet ve, burada Ateş azaldı, her şeyi Biz Dalga ile yapıyoruz dalga da neydi 1 frekans ve Yani bir ve sıfırlar halinde bir program ve yazılım ile biz resim video ses renk her şey yapabiliyoruz.
Yine bir ve sıfırlar ile elektrik 1 ve 0 lardan oluşur dedik ve mikrodalga fırın var Ateş yakmadan bir ve sıfırlar ile bir şey pişirebiliyoruz fırınlar elektrikli fırınlar, Yine elektrik ile, Yani yine iyi iyon hareketi ile ateş yakmadan fırın gibi kullanabiliyoruz, Hatta buzdolabı yerine kullanıyoruz, Bu sefer donduruyoruz istediklerimizi muhafaza ediyoruz, saklamak istediğimiz şeyleri. Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere ve, şu anda sistem para olaraktan da dijital e geçmek üzere. Zaten bu, ilk defa Banka havalesi yapıldığı zaman, dijital, yani Bir nevi Hani konvansiyonel makineler deniliyor ya, Yani daha dijital paranın ilk altyapısıydı o. Çünkü Mesela ben İstanbul'dan Almanya Frankfurt a para havale ettiğim zaman, ben havale ettiğim parayı, İstanbul'daki bir bankaya yada, postaneye yatırıyordum, ve alacak adam da frankfurttaki postaneden parayı alıyordu. ve para öyle otobüse yüklenipte Frankfurt'a kadar götürülüp, orada benim verdiğim para, verilmiyordu. havale gerçekleştiğinde, Bendeki parayı İstanbul'daki Banka alıyordu, Verecek parayı da, frankfurt'taki banka veriyordu, ama onların kendi aralarındaki parayı tutmaları ayrı sistem, Ama para dijital olaraktan hareket etmiş oluyordu, bu konvansiyonel sistem, daha bu dijital e geçmeden önceki ilk yapı, ana yapıydı bu. Artık günümüzde banka memuru bile olmadan bankomatlar internet ile ödeme yapabiliyoruz, hiç nakit taşımadan, bankamızdaki para ile ödeme yapıp, alışveriş edebiliyoruz. Ne oldu? zaten biz dijital paraya geçmişiz zaten, para dijital halde, ama işte Bitcoin denen sistem ile bunu tek elle bindirmek istiyorlar ve tek bir şartele bindirmek istiyorlar, yanlış olan bu, bizim kabul etmediğimiz mesele bu. Tek kimsenin tekelinde ve şarteline bağlı olamaz. ama dijital para güzel bir şey, zaten dijital para kullanıyoruz şu anda biz. Bankomat ile ödeme yapan bir adam, zaten dijital para kullanıyor. Bunun daha ilerisi ne ki işte Hollanda veya Danimarka artık nakit parayı kaldırdı ya da Belçika bunlardan birisi. Artık orada nakit geçerli değil ve, eğer sen onlardan biri olup da, onlar bizi dijitale geçmeden önce, paranı çekipte, Ben nakit kullanacağım diye bütün paranı kağıda çevirdi mi sen, ondan sonra onlar sistemi değiştirip, Dijitala geçtiyse, ve sen yaşlı bir adamısın, ven senden sonra gelen çocukların, Senin o kağıt paraları bulsalar, ve sonra götürseler ki bankaya, bizde bu kadar para var deseler, o paranın kaydı yok artık, kaydı olmayan bir para, dijital sisteme giremez, Siz bu parayı nereden aldınız diyecekler, biz bunu kabul etmiyoruz diyecekler, bunu sisteme sokamayız,böyle bir para yok derler. yani o zaman ne olmuş oldu, o senin dediğin Mesele yani, o hadisdeki hazinedarin geri almamasi olayi, yani böyle de olabilir. Yakında o da olacak güzel arkadaşım. yani eğer şu anki sistemde dijitalleşmeyi kabul etmezsek ve, biz nakit kullanacağız diyen, ben gibi eski kafalardan birisiysen, Yarın o parayı geri vermek istersen de, paran geçerli olmayacak, böyle tehlike var, Ama şu anki ikinci tehlike. Para birisinin tekeline ve, şarteline geçerse para, yine senin paran olduğu halde, seni blokladılar mı! seni parasız, pulsuz, Atsız, arabasız, enerjisiz bırakabilirler, aç ve susuz bırakabilirler, çünkü para Tekeli, tek bir kimsenin elinde olacak ne kadar kötü.
Yanlış olan bu, doğru olan dijitali kullanmak, aynı bir ve sıfırlar ile parayı havale ediyoruz, bankomat ne yapıyor 1 ve 0 lar ile ödeme yapıyor, Öyle olunca zaten dijital para gündemde, aynı şeyi 3 defa tekrar ettim farkında mısınız. Ve eğer sistem dijitalin manasını hakikatini anlar ise, altının bir kıymeti yok ki, altın bir metal idi, belli bir paranın karşılığı idi oda zaten. o yenmez içilmez, metal, Parayı biz dijital olaraktan saklaya bildiğimiz zaman, koruyabildiğimiz zaman, altına ne hacet, altını ancak işte, bilgisayarlardaki çiplerde kullanırız, ya da, iyi iletim yapması gereken aletler de, iletken kablo olaraktan kullanırız. yoksa metea ve değeri yok, Gümüş de aynı şekilde, Dün 1 ay çalışıyorduk, bize 10 tane kağıt veriyorlardı, bugün çalışacağız bize, 10 tane şifre verecekler, bir ve sıfırlarlardan oluşan mesela 10 tane şifre verecekler, aynı şey, ha Kağıt, ha bir ve sıfırlarlardan oluşan bir şifre, Ama dedim ya, bu birinin tekeline girerse kötü, şu anki kullandığımız haliyle kötü değil, bundan daha ilerisi düşünüldüğünde de kötü değil, Bu meselede bu şekilde.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 04.11.2019
Original Kar © glan
|
|
|
Hazreti Muhammedin (S.A.V) çocuklarının isimleri |
|
Yazar: RasitTunca - 10-31-2019, 11:37 PM - Forum: Hz. Muhammed Hakkında Bilgiler
- Yorum Yok
|
 |
Hazreti Muhammedin (S.A.V) çocuklarının isimleri
Peygamberimiz (s.a.s.)'in Hz. Hatice'den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Kasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler. Kızları büyüdüler. Fakat Fâtıma'dan başka hepsi de babalarından önce vefât ettiler. Yalnız Fâtıma, Peygamber (s.a.s.)'in vefâtından sonra altı ay daha yaşadı.
İbrahim, Hazreti Âişenin rivayetine göre, onyedi veya onsekiz aylıkken vefat etmişti.
|
|
|
|