| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Beduzzamandan Ögütler |
|
Yazar: RasitTunca - 07-28-2020, 11:12 AM - Forum: Büyüklerimizin Özlü Sözleri
- Yorum Yok
|
 |
Beduzzamandan Ögütler
1- Bismillah her hayrın başıdır. Sözler - 5
2- Ben nefsimi herkesten ziyade nasihata muhtaç görüyorum. Sözler -5
3- Herşey, Cenab-ı Hakk'ın takdiriyledir. Sözler - 468
4- Sizin herşey'iniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Mektubat - 227
5- Şu âlemde mü'minin mü'mine karşı en büyük yardımı dua iledir.Barla -247
6- Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Sözler -1 42
7- Ey arkadaş! İnsan da başıboş, serseri, sahibsiz bir hayvan değildir.Mes-- 44
8- Cesed-i insan; havaya, suya, gıdaya muhtaç olduğu gibi, ruh-u insan da namaza muhtaçtır. Sözler - 778
9- Zulme rıza zulümdür; tarafdar olsa, zâlim olur. Kastamonu L. - 207
10- Dinleyen söyleyenden daha iyi anlar. Sözler - 355
11- Cenab-ı Hakk'ın rızası ihlas ile kazanılır. Lem'alar - 152
12- Allah'a tevekkül edene Allah kâfidir. Mesnevi - 130
13- Nasihat istersen, ölüm yeter. Mektubat - 282
14- Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Lem'alar - 209
15- Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Sözler - 269
16- Sen başıboş olmadığın gibi, bu hâdiseler de başıboş olamazlar. Şualar -109
17- Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun! S - 271
18- Dünya seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alış-verişini yap, gel.Sözler - 204
19- Evet bir incir çekirdeğinden koca bir incir ağacını ve ince bir sap ile koca bir kavunu bağlayıp çıkaran kudrete hiç bir şey ağır gelmez. Mesnevi - 94
20- Zamanın geçti kabirden başka mekânın var mı? Mesnevi - 96
21- Ömür kuşu da şimşek gibi geçmekte olup, seni kabir yuvasında hemen hemen nerede ise yumurtlamak üzeredir. B.Mesnevi - 222
22- Şimdiden görüyorum ki: Yakın bir zamanda ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Lem'alar -129
23- Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur. Lem. - 202
24- Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Mesnevi-119
25- Dost istersen Allah yeter. Evet o dost ise, herşey dosttur. Mektubat -282
26- "Lezzetleri tahrib edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz." Lem'alar - 163
27- Kabre gideceğini bil, öyle hazırlan. Lem'alar - 207
28- Lezzetlerin zevalinden sonra kalan dumanları, günahlarıdır. Mesnevi - 71
29- Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir. Sözler -147
30- İnsan, şu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş.Sözler - 329
31- Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, yuvalarına dönmeli. Sözler -727
32- Gördüm ki, ben bir yolcuyum. Uzun bir yola gidiyorum, yani gönderiliyorum. Sözler - 325
33- Ahbabın gittikleri âlem karanlıklı değil, yalnız yerlerini değiştirdiler; yine görüşeceksiniz. Lem'alar -250
34- Biz gidiyoruz, aldanmakta faide yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada durdurmazlar,sevkiyat var. Lem'alar - 224
35- Merdane kabre bak, dinle ne taleb eder. Sözler -170
36- Kanaat eden, iktisad eder; iktisad eden, bereket bulur. Mek. -282
37- Hased, hased edeni yakar. Uhuvvet Risalesi - 38
38- Hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil. Sözler - 273
39- Şükürde bir zahmet yoktur. Bilakis nimetin lezzetini arttırır. Mesnevi-123
40- Müslüman olduğumuza şükretmeliyiz. Sözler -19
41- (Ölüm) ile cesed dağılır, ruh bâki kalır. İşarat-ül İ'caz - 183
42- Ölümün hakikatını gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler. Daha ölüm gelmeden ölmek istemişler. Sözler - 31
43- Senin vücudun taştan, demirden değildir. Lem'alar - 208
44- Yalnız ve yalnız Allah rızası için çalış . İhlâs Risalesi - 76
45- Hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Mektubat -71
46- Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Sözler -29
47- Zekatı vermeyenin herhalde elinden zekat kadar bir mal çıkacakMek-173
48- Her müşkilat, (Allah'ın) kudretiyle hallolur. Mesnevi - 92
49- Ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor. Sözler - 87
50- "Lüzumsuz, geçici ve günahlı zevklerin âkıbeti, elemler ve teessüfler olmasından istemiyorum." Emirdağ L.- 264
51- Hastaların duasını alınız, onların duası makbuldür. Lem'alar -214
52- İmana gel, mükedder olma. (Allah) seni senden daha ziyade düşünür. Mesnevi -120
53- Yardım vasıtası zekâttır. İşarat-ül İ'caz - 45
54- Devlete intisab; hizmet etmek içindir. Maaş kapmak için değildir. A.Bediiye - 331
55- Mâzide şükrünü eda etmediğin nimetlerin şükrünü kaza etmek lâzımdır. Mesnevi -137
56- Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde gider. Sözler - 273
57- İnsandaki nefis ise, şeytanı her vakit dinler. Lem'alar - 74
58- Dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Mesnevi - 130
59- Açılmaz düğümler, (Allah'ın) iradesiyle açılır. Mesnevi - 92
60- Devam etmeyen bir lezzette, hayır yoktur. B.Mesnevi- 563
61- (İnsan, " az çok, büyük küçük her şeyden, her amelinden muhasebe ve sorguya çekilecektir." B.Mesnevi - 444
62- Semanın yüzünde, hikmet içinde bir hareketi görmeyi âyet emrediyor. Sözler - 602
63- İbadet, yaradılışın ücreti ve neticesidir. İşarat-ül İ'caz - 98
64- Şükür, nimeti ziyadeleştirir, gafleti kaçırır. Lem'alar - 275
65- Nefis, hizmet zamanında geri kaçar. Mesnevi - 208
66- Yapan bilir; Elbette bilen konuşur. Mektubat - 89
67- (Kabirde yatanların lisan-ı hâli Biz ölmemişiz ve ölmeyeceğiz, yine sizinle görüşeceğiz. Lem'alar - 199
68- (Âhiret imanı, ihtiyarlara der Merak etmeyiniz, Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek ve parlak bir hayat ve nihayetsiz bir ömür sizi bekliyor. Şualar - 225
69- Kabrin öbür tarafındaki endişe-i istikbal her ferdin en mühim mes'elesidir. L. - 173
70- Kabrin arkası için çalışınız, hakikî saadet ve lezzet ondadır. Mektubat -283
71- (Allah), bir insanı kâinat sisteminde hârika cihazlarıyla bir katre sudan birden zahmetsiz yaratır. Şualar - 659
72- Ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş, mükâfatlarInI göreceksiniz. Ş - 225
73- Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Lem'alar -160
74- Kusurlu geçmiş zamanlarıma pişman ve nâdim olup, evvelki güldüklerime şimdi ağlıyorum. Barla L.- 97
75- Namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Sözler -21
76- Herşey kader ile takdir edilmiştir. Öyle ise kısmetine razı ol ki, kolaylık üstünde kolaylık göresin. B.Mesnevi - 257
77- Kavga kapısını kapamak için banka kapısını kapayınız. S. - 409
78- Ey insan, düşün! Sen alâküllihal öleceksin. Lem'alar - 86
79- Sen her cihetten fakir ve O'na muhtaçsın. B.Mesnevi - 257
80- Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. Mektubat - 227
81- Arkadaş, topraktan ve toprağa inkılab etmekten, kabirden ve kabre girip yatmaktan tevahhuş etme! Mesnevi - 241
82- Bizler uzun bir seferdeyiz. Buradan kabre, kabirden haşre, haşirden ebed memleketine gitmek üzereyiz. Mesnevi - 220
83- Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin. Mektubat - 71
84- İnsan hayvan gibi yaşamamalıdır. Ve yaşamaz. Muhakemat - 139
85- Kendine gel. İnsaniyete lâyık bir surette yüksel. Sözler - 679
86- Bil, Ey Aziz Kardeşim! Tefekkür, gafleti izale eder. Mes. -147
87- Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan! Mesnevi - 130
88- Bir şey tamamiyle elde edilemediği takdirde, o şeyi tamamiyle terketmek câiz değildir. İşarat-ül İ'caz - 9
89- Şu kısa, fâni ömrünü . Bâki şeylere sarfet ki, bâki kalsın. Mesnevi - 182
90- Allah namına vermek, Allah namına almak lâzımdır. Mek. -14
91- Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer. Lem'alar -17
92- Ey dil, iyi tad! Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede? Hazine-i hassa-i rahmet nâzırı nerede? Sözler - 28
93- Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ, İslâmın sadâsı olacaktır. Tarihçe-i Hayat -133
94- Devamı olmayan şeyde kalb için hakikî bir lezzet yoktur. B. Mesnevi - 257
95- Eğer aklın varsa, kanaata alış ve rızaya çalış. Mektubat - 286
96- Kabir kapısını kapamadığınız için, siz kat'î olarak bu yolun yolcususunuz. S.- 634
97- Cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Mesnevi - 118
98- Herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Sözler - 170
99- Eğer Allah'ı buldunsa, bütün eşya senindir gör. Sözler - 220
100- Hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Mesnevi -109
101- Ne iyilik ve ne fenalık, cezasız kalmayacaktır. Gençlik R. - 112
102- (Kur'an mü'mine der Hayatın az ise, hayat-ı bâkiyeyi düşünSözler - 635
103- (Kur'an mü'mine der Ömrün kısa ise; ebedî bir ömrün var, merak etme. S. - 635
104- Fâniyim, fâni olanı istemem. Sözler - 221
105- Âcizim, âciz olanı istemem. Sözler - 221
106- En ziyade musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyisi, en kâmilleridirler. Lem'alar - 213
107- Kur'an kalblere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifadır. Mesnevi - 127
108- Kendini başıboş zannetme. Sözler - 170
109- "Nekadar güzel yapılmış" de, "Ne kadar güzeldir." Deme. Gençlik rehberi - 143
110- Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda. Öyle ise geç, iyi mallar dizilmiş arkasında. Sözler - 205
111- Umumî ve en mühim bir ihtiyaç ancak âhirettir. Mesnevi - 38
112- Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler. Mektubat - 225
113- Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi. Mektubat - 302
114- Büyük görünme küçülürsün. Sözler - 724
115- Merak ilmin hocasıdır. Sünuhat - 45
116- "Namaz, dinin direğidir." İşarat-ül İ'caz - 43
117- Şu vücud, sende vedia ve emanettir. Sözle r -213
118- (Dünya) misafirler için yapılmış bir handır ki daima dolup boşalıyor. Mesnevi - 43
119- Mal istersen, kanaat yeter. Mektubat - 282
120- Düşman istersen, nefis yeter. Mektubat - 282
121- Devam olmayan bir şeyde lezzet yoktur. Mesnevi - 129
122- Nefis daima kötü şeylere sevkeder. Lem'alar - 275
123- Dünya bir gün bize haydi dışarı diyecek. Lem'alar - 208
124- Dünyaya ne için geldiğini öğren. Lem'alar - 208
125- Seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan. Lem'alar - 207
126- Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Sözler - 142
127- Kıyamette arz ölüp, siz sağ olarak çıkacaksınız. Sözler - 432
128- Bilirsin ki; ömür kısadır, lüzumlu işler pek çoktur. Barla L. - 66
129- Dünya seni terketmeden evvel, sen dünyayı terket. D.H. Örfi - 31
130- Zaman gösterdi ki: Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil. Mek. - 472
131- Misafir, yolunu düşünmeli. Nasılki bu odadan çıkacağım, . diğer bir gün de dünyadan çıkacağım. Lem'alar - 236
132- Nev'-i beşerin en büyük mes'elesi Cehennem'den kurtulmaktır. Şualar- 232
133- Bir bülbülü yaratan, bütün kuşları yaratan olabilir. Şualar - 662
134- Hakikî ve elemsiz lezzet, yalnız imanda ve iman ile olabilir. Şualar - 199
135- Sizdeki gençlik kat'iyen gidecek. Sözler -145
136- Âhiretin vücudu, dünyanın vücudu kadar kat'î ve şübhesizdir. Lem'alar - 310
137- (Dünya) bizi terketmeden, biz onu terke çalışmalıyız. Lem: 208
138- Ömür durmuyor, çabuk gidiyor. Tarihçe-i hayat -: 555
139- Elbette pek yakında birbirimizden ayrılacağız. Tarihçe - 554
140- Hayat, teessürat ile tasaffi edip, teellümat ile cilalanarak kuvvet buluyor. B.Mes: 380
141- İnsanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. Lem'alar - 131
142- Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa, ebedî hayatına çok zarar verebilir. Lem'alar - 212
143- Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır. Lem'alar - 209
144- Hastalık gafleti dağıtır, âhireti düşündürür, ölümü tahattur ettirir. Lem - 212
145- Hastaların kalbini hoşnud etmek, teselli vermek, mühim bir sadaka hükmüne geçer. Lem'alar - 214
146- Elbette biz başıboş değiliz. Sözler - 287
147- (Allah Kabirden sizi ihya edip, haşre getirip, huzur-u kibriyasında hesabınızı görecektir. Sözler - 116
148- Bediüzzaman diyor ki: "Bir zaman gelecek, herkes benim halime gıbta edecektir." Tarihçe-i hayat - 48
149- Ehl-i iman ile bütün kâinat alâkadardır, ondan memnundur. Lem'alar - 86
150- Biz, hizmetle mükellefiz. Neticeleri ve muvaffakıyet, Cenab-ı Hakk'a aittir. Kastamonu L.- 88
151- Her şeyin iyisine bak!. Sözler -35
152- Helâl dairesi geniştir. Keyfe kâfi gelir. Sözler - 29
153- Sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Mesnevi - 119
154- Dünya madem fânidir, değmiyor alâka-i kalbe.Mektubat - 79
155- Kur'an: Akıllara istikamet ve nur ve hayata hayat ve saadet veriyor.Söz - 446
156- "Mü'minin niyeti, amelinden hayırlıdır." Sözler - 361
157- Kadere iman eden, gamlardan kurtulur. Şualar - 260
158- En büyük hata , insan, kendini hatasız zannetmesidir. Tarihçe-i Hayat - 72
159- Şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez. Lem - 88
160- Bu dünya eğer daimî olsa idi ve yolumuzda ölüm olmasaydı . Ben de seninle beraber senin haline acıyacaktım. Lem'alar - 208
161- Evet bu kâinatın perdesi altında çok acaib şeyler vardır, bizleri bekliyorlar. Mes - 27
162- Bu insan zanneder mi ki, başı boş bırakılacak ve yarınki hesaba çekilmeyecek. B.Mesnevi - 70
163- Madem iman gibi hadsiz derecede kıymetdar bir nimet bizde vardır; ihtiyarlık da hoştur, hastalık da hoştur, vefat da hoştur. Lem'alar - 238
164- Seherdir ehl-i zenbin tevbegâhı. Sözler - 234
165- Uyan ey gözlerim vakt-i seherde. Sözler - 234
166- İnsan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.S - 316
167- Allah'ın nuru ile nurlanan bir gönlün semasını hangi bulutlar kaplayabilir? T. H. - 9
168- Rahat, zahmette; zahmet, rahattadır. Lem'alar - 125
169- Sizin hanenizdeki masum evlâdlarınızla masumane sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade zevklidir. Lem'alar - 203
170- Bir tek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Sözler - 21
171- Tenbellikle namazı terkeden veyahud kıymetini bilmeyen; ne kadar câhil, ne derece hâsir, ne kadar zararlı olduğunu bilâhare anlar, ama iş işten geçer. İ. İ'caz - 43
172- Herşey gibi, elbette gençliğin dahi lezzetleri gidecek. Lem - 233
173- Bir saatin sanatkârı nasıl saatini çevirir, açar, gösterir, tarif eder; Kur'an dahi, elinde kâinatı tutmuş öyle yapıyor. Mektubat - 190
174- (Tabiat), bir nakıştır, nakkaş olamaz. Lem'alar - 186
175- Dindaşlarınızla ittifak ediniz yani, ihtilafa düşmeyiniz. Lem'alar - 155
176- Şeytanın arkadaşları çoktur. A'sar-ı Bediiye: Münazarat
177- Bir tek adam seninle hidayete gelse, sahra dolusu kırmızı koyun, keçiden daha hayırlıdır. Şualar - 336
178- Mâdem Allah var. Elbette âhiret vardır. Sözler -104
179- Milletin kalb hastalığı; za'f-ı diyanettir. Bunu takviye ile sıhhat bulabilir. H. Ş. - 86
180- İnsan ibadetine i'timad etmemelidir ve dâima ibadetinin artmasına çalışmalıdır. İşarat-ül İ'caz - 99
181- Dünyanın lezaizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır. Mes-125
182- "Bir saat tefekkür, bir sene ibadet-i nâfile hükmünde" Kastamonu L.- 10
183- Bütün yıldızları elinde tutmayan, birtek zerreye Rab olamaz. Sözler - 591
184- (İnsan) Kusur etse, istiğfar etmeli. Yâ Rab! Kusurumuzu afvet, bizi kendine kul kabul et .Âmin. Sözler - 29
185- Cenab-ı Hak herşeyden daha büyüktür. B.Mesnevi - 121
186- İnsan der: "Çürümüş kemikleri kim diriltecek?" Sen, de: "Kim onları bidayeten inşa edip hayat vermiş ise, o diriltecek." Sözler - 114
187- Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş'i dahi o halketmiştir. Mektubat - 468
188- Bu zamanda en büyük ihsan, bir vazife, imanını kurtarmaktır. Emirdağ L - 62
189- Bak çeşmelere, çaylara, ırmaklara. Yerden, dağlardan kaynamaları tesadüfî değildir. Sözler - 671
190- Kur'an, bitmez ve tükenmez bir hazinedir. Mektubat - 388
191- Bu meydan-ı imtihanda olanlar, başı boş değiller; saadet sarayları ve zindanlar onları bekliyorlar.Sözler - 52
192- "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar sel gibi üzerinize dökülecekti." Lem'alar - 236
193- Hastalığın faidelerini, sevabını ve çabuk geçeceğini düşün, merakı kaldır, hastalığın kökünü kes. Lem'alar - 210
194- (İnsan), Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Sözler - 319
195- Ölüm, muzır hayvanlarla dolu bir hapisten geniş bir sahraya çıkmak gibidir. İşarat-ül İ'caz - 180
196- Bir derman, haddinden geçse, dert getirir. Mektubat - 475
197- Her vakit "Besmele"ye, . ihtiyaç vardır. Mesnevi - 231
198- Hastalığın hafifleşmesini istersen, merak etmemeye çalış. Lem'alar - 210
199- Mâdem ben de bu vatanın bir evlâdıyım, bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır. Emirdağ - 105
200- İhlâsı kazanmak çok mühimdir. Lem'alar - 133
|
|
|
Üzerimizde Hakkı Olanlar - İmam Zeynelabidin (k.s.) |
|
Yazar: RasitTunca - 07-28-2020, 10:34 AM - Forum: Büyüklerimizin Özlü Sözleri
- Yorum Yok
|
 |
Üzerimizde Hakkı Olanlar - İmam Zeynelabidin (k.s.)
Bil ki - Allah sana rahmet etsin- yaptığın tüm hareketlerde, durduğundaki sükûnetinde, kat ettiğin her merhalede ya da hareket ettirdiğin her uzvunda veya kullandığın her eşyada Allah?ın seni kuşatan üzerindeki hakları var. Bu hakların bazıları diğerlerinden daha büyüktür. Allah (c.c)?ın üzerindeki en büyük hakkı: Allah (c.c)?ın haklarından zatına karşı seni sorumlu tuttuğu haklardır. Tüm hakların temelinde bu haklar vardır. Hakların tümü bunlardan(Allah c.c?ın hakları) dallanır. Allah (c.c) tependen tırnağa tüm farklı organlarınla alakalı senin için üzerine sorumluluklar yüklemiştir.
- Allah (c.c) gözün için üzerinde hak yaratmıştır.
- Allah (c.c) kulağın için üzerinde hak yaratmıştır.
- Allah (c.c) dilin için üzerinde hak yaratmıştır.
- Allah (c.c) ellerin için üzerinde hak yaratmıştır.
- Allah (c.c) ayakların için üzerinde hak yaratmıştır.
- Allah (c.c) miden için üzerinde hak yaratmıştır.
- Allah (c.c) cinsel uzvun için üzerinde hak yaratmıştır. Fiiller bu yedi uzuv ile olmaktadır.
Daha sonra Allah (c.c) üzerinde fiillerin ile alakalı haklar yaratmıştır.
- Namazın için üzerinde hak yaratmıştır.
- Orucun için üzerinde hak yaratmıştır.
- Sadakan (infak) için üzerinde hak yaratmıştır.
- Kurbanın için üzerinde hak yaratmıştır.
Fiillerin içinde üzerinde haklar vardır. Daha sonra haklar, senden üzerine hakların vacip olduğu bir başkasına intikal eder. Yöneticilerin üzerine haklar yükler. Allah (c.c) kendilerinden sorumlu oldukların ve akrabaların için üzerine haklar yükler. Bu haklardan da yeni birtakım haklar dallanmaktadır. Allah (c.c)?ın yöneticilerin hakkında seni sorumlu tuttuğu haklar üç tanedir. ?
Seni yönetenin hakkı, ilimde yönlendirenin hakkı ardından da efendinin ve tüm liderlerin hakları vardır. Allah (c.c)?ın seni sorumlu tuttuğu, kendilerinden sorumlu olduklarının hakları üç tanedir: Güç ve otoriten ile sorumlu olduklarının hakları, ilmin ile sorumlu olduklarının hakları - Cahil âlimin tabasıdır -, eşlerin ve cariyelerinden sahip olduklarının hakları. Akrabalarının yakınlık derecesine bağlı olarak değişen birçok hakları vardır. Allah (c.c) bu haklardan annenin sonra babanın, evladının, kardeşinin, ardından en yakınından en uzak akrabana kadar her kişinin haklarından seni sorumlu tutmuştur. Bu haklar: Sana ihsanda bulunan velinin hakkı, ikram eden efendinin (sahibinin) hakkı, iyilik edenin hakkı, namaza çağıranın (müezzin) hakkı, namazda sana imamlık edenin hakkı, sohbet arkadaşının hakkı, komşunun hakkı, dostunun hakkı, ortağının hakkı, malının hakkı, sana borç verip de isteyenin hakkı, içli dışlı olduğun yakınının hakkı, seni dava edenin hakkı, senin dava ettiğin kişinin hakkı, seninle istişare edenin hakkı, sana öğüt verenin hakkı, senden nasihat isteyen kişinin hakkı, sana nasihat edenin hakkı, senden büyük olanın hakkı, senden küçük olanın hakkı, senden bir şey isteyenin hakkı, senin kendisinden bir şeyler istediğin kişinin hakkı, sana söz veya fiili ile kast ederek ve ya etmeyerek kötülük ya da iyilik yapan kişinin hakkı, toplumun genelinin hakkı, zimmet ehlinin hakkı daha sonrada tüm durumların sebepleri ve bu sebeplerin farklılaşması oranında cereyan eden haklardır. Sorumlu tuttuğu kişilerin görevlerini yerine getirmede Allah (c.c)?ın yardımcı olduğu kişilere müjdeler olsun. Allah onu muvaffak kılmış ve haklarını eda etmesini sağlamıştır.
1- Allah (c.c)?ın en büyük hakkı: O?na şirk koşmaksızın ibadet etmendir. Eğer sen tüm samimiyetin ile bunu yerine getirir isen Allah (c.c) dünya ve ahiret işlerinde sana yeter ve bunlardan hoşuna gidenleri senin için muhafaza eder.
2- Nefsinin üzerindeki hakkı: Tüm benliğin ile Allah (c.c)?a itaatte bulunarak ve O?na sığınarak dilinin, kulağının, gözünün, elinin, ayağının, midenin, cinsel organını hakkını eda etmendir.
3- Dilinin hakkı: Onu müstehcen şeylerden koruman ve hayra alıştırmandır. Onun edepli olmasını sağlaman, din ve dünya için gerektiği ve faydalı ortamlar dışında kullanmamam, onu az bir kazanım ile zararından emim olunmayan faydasız, çirkin ve boş sözlerden uzak tutmandır. Kişinin akli olgunluk ziyneti ile olan örnek hayatı, dilinin güzelliğinden kaynaklanır. Azim ve Yüce olan Allah (c.c)?tan başka güç yoktur.
4- Kulağının hakkı: Kalbinde hayrı oluşturan ve ya üstün bir ahlak kazandıran güzelliklere kapı aralamadığı sürece kulağını kalbine giden yoldan uzak tutmandır. İşitmek: Kalbe giden, içerisinde hayır ve şerrin olduğu manalar barındıran sözün (kelamın) kapısıdır. Allah (c.c)?tan başka güç yoktur.
5- Gözünün hakkı: Sana helal olmayanlardan onu sakınman, kendisi ile bakışını kuvvetlendirecek bir ibret veya faydalanacak bir bilgi edinilecek konumlar dışında onu korumaya gayret göstermendir. Nitekim göz: Saygınlık ve itibar kapısıdır.
6- Ayaklarının Hakkı: Onlar ile sana helal olmayan şeylere yürümemen; sahibine hiçbir faydası olmayan gereksiz yollarda onu kendine binek edinmemendir. Ayakların seni taşıyan, din yoluna seni ileten kazancın/ödülündür. Allah (c.c)?tan başka güç yoktur.
7- Ellerinin Hakkı: Sana helal olmayan, uzattığında Allah (c.c)?dan ahirette karşılığını (cezanı) göreceğin; dünyada ise insanlardan kınayan bir dil ile karşılık bulacağın şeylere uzatmamandır. Allah (c.c)?in üzerine farz kıldıklarında cimrilik etmemendir. Nitekim sen onu helal olmayanlara karşı tutarak ve üzerine gerekli olmamasına rağmen elinin açık olması ile ona vakar ve izzet kazandırır. Eğer ellerin (alıp/vermende) olgunlaşır ve dünyada iken şeref kazanırsa ahirette onun için güzel bir karşılık gerekli olur.
8- Midenin Hakkı: Onu haramdan az veya çok hiçbir şeye mekân kılmaman, helalde ölçülü olman, onu bedenini güçlendirme sınırlarından çıkartıp zevkûsefa ve atalet sınırlarına sokmamandır. Ona açlık ve susuzlukta sahip olmandır. Sonuna kadar dolduran tıka basa yemek, tembellik, alıkoymak ve tüm yüce ve güzelliklerden bağını koparmaktır. Sahibini sarhoşluk seviyesine ulaştıracak derecesine su içmek, bayağılık, cahillik ve yüceliği gidermektir.
9- Cinsel organının hakkı: Sana helal olmayanlardan onu koruman ve gözünü sakınma fiilini bunu dayanak yapmandır. Nitekim gözün sakınması en büyük yardımcıdır. Ölümü çokça hatırlaman, Allah (c.c) ile nefsini tehdit etmen ve heybeti karşısında nefsini korkutman namusunu korumana yardımcı olur. Muhafaza ve destek Allah (c.c)?dandır. Ondan başka güç ve kuvvet yoktur.
Fiillerin Hakları:
10- Namazın Hakkı: Senin onu Allah (c.c)?a giden bir yol olduğunu ve namaz ile Allah (c.c)?ın huzurunda durduğunu bilmendir. Eğer namazı bu haliyle tanır ve bilirsen sana yaraşan: Boyun eğen, istekli, ürperen, korkan, umut besleyen, yoksun, yalvaran, huzurunda sükûnet ve tevazu ile durulanı yücelten, tüm uzuvlarıyla huşu içerisinde olan, yumuşak huylu, sinesinde Allah (c.c)?a en iyi şekilde yönelen olmandır. Seni kuşatan hataların ve seni yok etmeye çalışan günahlarından kurtulmayı Allah (c.c)?dan talep etmendir. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
11- Orucun Hakkı: Oruç, Allah (c.c)?ın diline, kulağına, gözüne, cinsel organına ve midene koyduğu seni ateşten korumak için olan örtüdür. Hadis-i Şerif?te bu şekilde geçmektedir: ?Oruç ateşten koruyandır.? Eğer tüm hücrelerin orucun örtüsünde sükûnet bulursa umulur ki sen bu örtüye bürülü korunmuş olanlardan olursun. Yok, eğer sen bu örtü içerisinde sağa/sola gider ve de onu bazı uçlarından kaldırmaya kalkar Allah (c.c)?ın takva sınırları dışında şehvet ve güce seni çağıran helal olmayan şeylere bakarsan bu örtüyü parçalamak ve içerisinden çıkmaktan emin olamazsın. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
12- Sadakanın Hakkı: Onun Allah (c.c) katında ki hazinen ve şahide ihtiyacı olmayan emanetin olduğunu bilmendir(Sadakanın, alıcının eline ulaşmadan önce Allah (c.c)?ın haberdar olması ile alakalı geçen haberden dolayı Kıyamet gününde şahitliğe ihtiyacı yoktur). Eğer bu şekilde bilirsen Allah (c.c)?a vereceğin emaneti açıkta vermektense gizli bir şekilde vermen senin için daha güvenilir ve uygundur. Sana yakışan açıktan yaptığın bir iyiliği gizli bir şekilde yapmandır. Her halükarda sadakandaki bu iyilik senin ile Allah (c.c) arasında gizli kalır.Sadakandan Allah (c.c) katında emanet bıraktıklarının üzerine, görme ve duyma şeklindeki şahitlik ile açığa vurman gerekmiyor. Sanki şahitler ile açıktan verdiğin emanet Allah (c.c)?ın karşılığını vereceği gizliden verdiğin emanetinden daha güvenlidir. Daha sonra verdiğin sadakada hiç kimseye minnet etme. Çünkü onun sevabı nihayetinde sana dönecektir. Eğer minnet edersen Allah (c.c.)?ın seni minnet ettiğin kişinin konumuna düşürmeyeceğinden emin olamazsın. Çünkü sen bu konumda olmayı arzulamış olsaydın bu nedenden dolayı başkasına minnet etmezdin. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
13- Kurbanın Hakkı: Kurbanı sadece Allah (c.c) için sunman, O?nun rahmetini ve kurbanını kabul etmesini arzulamandır. Allah (c.c)?dan başkalarından bir beklentin olmasın! Eğer bu şekilde bir kurban sunarsan o zaman isteksiz/zoraki ve içten olmayan biri değil aksine kurbanını sadece ve sadece Allah (c.c) sunmuş biri olursun. Bil ki Allah (c.c) yarattıklarına zor değil kolayı arzuladığı gibi kendisine çetin olanlarla değil kolay olanlarla yönelmemizi ister. Bu şekilde alçak gönüllü olman, kibirli/kendini beğenmiş olmandan daha uygundur. Çünkü isteksiz ve zoraki tavırlar, kendini beğenmiş/kibirli insanların özelliğindendir. Alçak gönüllülük ve mütevazilikte isteksizlik ve mecburilik yoktur. Nitekim bu ikisi insanın tabiatında bulunan fıtri özelliklerdendir. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
Yöneticilerin Hakları:
14 - Seni Yönetenin Hakkı: Onun için bir imtihan sebebi olarak yaratıldığını ve onun Allah (c.c)?ın senden üstün kıldığı güç ve otorite ile seninle imtihan olduğunu bilmendir. Ona nasihatte özverili olman; onunla zıtlaşmaman (tartışmamam ve muhalif olmaman ) üzerindeki onun haklarıdır. Allah (c.c) onu senden üstün kılmıştır. Onun haklarına dikkat et! Yoksa yaptıkların senin ve onun yok olmasına neden olur. Rızasını kazanmak için ona karşı alçak gönüllü ve yumuşak davran ki oda senden elini çeksin ve dinine zarar vermesin. Ona karşı sorumluluklarında Allah (c.c)?tan yardım iste. Ona karşı gururlu davranma (şeref ve üstülükte karşı çıkma, inat etme). Eğer böyle yaparsan ona isyan etmiş, kendine kötülük yapmış ve onu yıkıma sürüklemiş olursun. Seni yönetmesi konusunda ona yardımcı olman ve sana verilenler ile ona ortak olman gerekir. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
15- İlimle Seni Yönlendirenin Hakkı: Onu yüceltmen, meclisine (ders halkası) saygı göstermen, iyi bir şekilde dinlemen, içtenlikle ona yönelmen gerekir. Aklını onun için (seni meşgul edecek şeylerden) boşaltman, anlayışını hazır hale getirmen, kalbini temizlemen, gözlerini hoşa gidenleri terk ve şehevi şeyleri azaltarak keskinleştirmen ile senin için kesinlikle gerekli olan bilgileri alma konusunda ona yardımcı olman Âlimin senin üzerindeki haklarındandır. Sana öğrettiklerinde bilgisi olmayanlardan biri ile karşılaştığında onun elçisi olduğunu hatırlaman ve en iyi şekilde o kişiye mesajını iletmen gerektiğini bilmen gerekir. Âlime ihanet etmemen ve eğer onun görevini üstlenirsen bu sorumluluğu yerine getirmen âlimin üzerindeki haklarındandır. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
16- Efendinin Üzerindeki Hakları: Onun hakları seni yönetenin hakları gibidir. Ancak efendin yöneticinin sahip olmadıklarına sahiptir. İrili ufaklı Allah (c.c)?a karşı yapılması gereken haklarından seni uzaklaştırması haricinde her şeyde ona itaat etmen gerekir. Kulların hakkı da senin ve onun hakkı arasına girer. Allah (c.c)?a karşı sorumluluklarını yerine getirdikten sonra efendine dön ve onun istekleriyle meşgul ol. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
17- Güç ve Otorite İle Yönettiklerinin Hakları: Senin onları üzerlerindeki üstünlüğün ile yönettiğini, onları yönetilen konuma sokanın zayıflık ve acziyetlerinin olduğunu bilmen gerekir. Allah (c.c) onları sana yönetilen kıldı, hükmünü uygulanır yaptı. Seni kendisi ile zayıflığını ve acziyetini giderdiğin kişilerin sana herhangi bir izzet ve kuvvet ile karşı gelmemeleri, büyüklüğün nedeni Allah (c.c)?dan başka hiç kimseden yardım isteyememeleri karşısında, seninde onlara merhamet, korumak, vakar ve hoşgörü ile davranman daha evladır. Sana kendisi ile boyun eğdirdiğin bu güç ve kuvvet üstünlüğünden verdiklerini bilirsen o halde şükretmen daha evladır. Kim ki Allah (c.c)? şükreder ise Allah (c.c) ona verdiklerini kat kat çoğaltır.
18- İlim İle Yönlendirdiklerinin Hakları: Allah (c.c)?ın sana ilimden verdikleri ile onlara hizmetkâr kıldığını, seni hikmet (bilgelik) makamlarından görevlendirdiğini bilmendir. Eğer Allah (c.c)?ın seni görevlendirdiklerinde başarılı olur, onlar için (hayırları) depolayan şefkatli bir dost, Allah (c.c) için kullarına nasihat eden ve ihtiyaç hissedildiğini gördüğünde elindeki mallardan çıkartıp veren karşılığını sadece Allah (c.c)?dan bekleyen sabırlı bir kul olursun o zaman sen iyi bir mürşit (yol gösteren), güvenilir bir umut kapısı (o kişinin hizmetkârı ve kendisinden ümit beklenilen yardımcı) olursun. Eğer de böyle yapmaz isen Allah (c.c)?a karşı hain, yarattıklarına karşı zalim olursun.
19- Nikâhla Sahip Olduğunun Hakkı: Allah (c.c)?ın, eşini sükûnet, rahatlık, sevecen ve koruyucu kıldığını bilmendir. Her ikinizin de eşinden dolayı Allah (c.c)?a şükretmesi, eşinin kendisine Allah (c.c)?dan bir nimet olarak verildiğini bilmesi, Allah (c.c.)?ın bu nimeti (eş) ile iyi geçinmesi, ikramda bulunması ve ona merhamet etmesi gerekir. Eğer senin onun üzerindeki hakların daha kapsamlı/zor ve de günah olmaksızın hoşlandığı ya da hoşlanmadığı noktalarda sana itaat etmesi gerekiyorsa (buna mukabil) olarak eşinin hakları ona karşı merhametli ve iyi davranılmasıdır. Eşteki sükûnet hali karşılanılması gerekli olan cinsel ihtiyacın giderilmesidir. Bu ise büyük bir iştir. Allah (c.c) dışında hiçbir güç ve kuvvet yoktur.
20- Sağ Elinin Sahip Olduğu (cariyen, hizmetçin) Kişinin Hakkı: Allah (c.c)?ın onu et ve kanından seni yarattığı gibi yarattığını bilmendir. Sen sadece ona sahipsin. Onu Allah (c.c) olmaksızın sen yaratmadın! Onun duymasını ve görmesini de sen yaratmadın! Onun rızkını da sen vermiyorsun! Fakat Allah (c.c) hizmetine sunduğu bu nimeti ile ihtiyacını giderdi; seni onun üzerine güvenilir kıldı, onu koruyasın ve onun ile iyi anlaşasın diye senin yanına emanet olarak bıraktı. Bu şekilde yediğinden yedirmen, giydiğinden giydirmen ve gücünün yetmediği şeylerde onu sorumlu tutmaman gerekir. Eğer onda hoşlanmadığın bir şey görürsen Allah (c.c)?a yönel ve onun bu halini değiştir; Allah (c.c)?ın kuluna zulmetme! Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
Akraba Hakları
21- Annenin Hakkı: Annenin seni kimsenin bir başkasını taşıyamayacağı bir şekilde taşıdığını ve hiç kimsenin bir başkasını doyuramayacağı kalbinin meyveleri ile seni beslediğini bilmendir. Kuşkusuz o seni kulağı, gözü, eli, ayağı, saçı, teni ve de tüm uzuvları ile korur; bundan dolayı da neşeli ve mutlu olur. Ta ki Allah (c.c) kudret eli ile seni ondan ayırıp gün yüzüne çıkartana kadar hamilelikte zorluklarına, açılarına, ağırlığına ve sıkıntılarına sağlığının bozulma tehlikesine rağmen tahammül etti. O seni yeryüzüne çıkartan, aç kalırken seni emziren, çıplakken seni giydiren, susuzken susuzluğunu gideren, ter kan içerisinde sana gölgelik olan, senin için üzüntüsü ile feryadı figan eden ve uykusuzca geceleyerek seni uyku ile dinlendirendir. Annenin karnı senin için bir mekân, kucağı sığınak, göğüsleri pınar, vücudu bir barınaktır. Annen senin için dünyanın zorluklarına karşı (sıcağına) sana zarar gelmesin diye (serinliği için) göğüs gerer. Allah (c.c)?ın yardımı ve rızası olmaksızın güç yetirilemeyecek bu zorluklara katlanması karşısında annene şükranlarını sun.
22- Babanın Hakkı: Bil ki o asıldır; sen onun bir dalısın! O olmasaydı sen olmazdın! Kendinde hoşuna giden her ne görürsen bil ki üzerindeki bu nimetin aslı babandır! Allah (c.c)?a hamt et! Bundan kolayı şükret! Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
23- Çocuğunun Hakkı: Bil ki o, sendendir! Ve o hayrı ve şerri ile dünyada iken sana tabidir. Sen onun güzel bir şekilde eğitiminden, rabbine onu yönlendirmenden ve sana karşı itaatkâr olması için ona yardım etmeden sorumlusun. Bunlara göre sevap alır ve cezalandırılırsın. Dünyada iken onun ile alakalı iyi bir eserin ortaya çıkarılması için dengeli bir şekilde davran. Çocuğun iyi bir eğitimi için senin ile onun arandaki mazeretin rabbine olsun. Yaptıklarının karşılığını Allah (c.c)?dan bekle!
24- Kardeşinin Hakkı: Bil ki o, senin uzattığın elin, sırtını dayadığın dayanağın, güvendiğin şeref ve izzetin, kendisinden güç aldığındır. Onu Allah (c.c)?a karşı işlenecek günahlarda kendine silah edinme. Allah (c.c)?ın hakkı ile zulüm için onu kendine dayanak etme. Kendine kötülüğü dokunduğunda onu bundan kurtarmak için, düşmanına karşı destek için, şeytanları ile arasında engel olmak için yardımını ondan esirgeme! Nasihatinden mahrum etme, onun için Allah (c.c)?a yönel. Eğer tüm bunlardan sonra rabbinin yolunu tutar, Allah (c.c)?a iyi bir şekilde yönelirse bu onun için en hayırlı yoldur. Eğerde bunu yapmaz ise o halde sen Allah (c.c)?a yönel; Allah (c.c) senin için ondan daha lütufkârdır.
25- Velayetini Elinde Bulunduran Ve Sana İkramda Bulunan Efendinin Hakları(Velayet: Yardım ve zafer, mal, sevgi ve sadakat ve de akrabalık ile): Senin için malını harcadığını, köleliğin zillet ve korkusundan hürriyetin izzet ve muhabbetine seni çıkartıp kurtardığını, mülkiyet esaretten kurtarıp özgürlüğünü sağladığını, üzerindeki kulluk zincirlerini kırdığını, izzetin ferah ortamını sağladığını, kahır (derin üzüntü) zindanından seni çıkartıp zorlukları senden defettiğini bilmendir. Sana karşı insaflı ve adil davrandığını, dünyayı sana açıp istediğini yapabileceğin bir ortam sağladığını, esaretini giderip rabbine kulluk imkânı sunduğunu ve tüm bu yapılanlarla malının eksilmesine katlandığını bilmendir. Bil ki hayatın ve ölümün ardından akrabalarından sonra üzerinde hak sahibi olmaya en layık olan odur. Seni destekleme, imdadına yetişme ve Allah (c.c) katında sana yardımda bulunması noktasında en çok hak sahibi de odur. Sana ihtiyacın olduğunda yardımına koş kendini ona tercih etme.
26- Kendisinden İstifade Etmeye Devam Ettiğin Kölenin Hakkı: Allah (c.c)?ın seni onu koruyucu, yardımcı ve güvenilir bir kale ve onu sana rabbinle aranda vesile ve sebep kıldığını da bilmendir. Kölenin seni ateşten koruması ona yaraşandır. Bu şekilde ahirette ondan sana bir sevap vardır. Eğer akrabası yoksa dünyada malından onun için infak ettiklerin ve ter türlü ihtiyaçlarını gidermen karşılığında onun mirasından hak sahibi olursun.Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
27- Sana İyilikte Bulunanın Üzerindeki Hakkı: Ona teşekkür etmen, iyiliğini hatırlaman, onun hakkında övücü/güzel sözleri yayman ve Allah (c.c) ile aranda onun için yapacağın dualarında samimi olmandır. Bu şekilde yaparsan kuşkusuz sen gizlide ve açıkta ona şükranlarını sunmuş olursun. Eğer yaptığına bir fiille karşılık verme imkânı bulursan (hiç beklemeksizin) bunu yap. Böyle bir imkânın olmaz ise bunun için imkân kolla, araştır ve karşılığını verebilmek için kendinde fırsatlar oluşturmaya çalış.
28- Müezzinin Üzerindeki Hakkı: Onun sana Rabbini hatırlattığını, nasibine çağırdığını ve de Allah (c.c)?ın seni sorumlu tuttuğu farzı (namazı) eda etmen için en büyük yardımcın olduğunu bilmen ve ona bunlardan dolayı şükranlarını sunman gerekir. Sana iyilik yapan kişiye karşı nasıl teşekkür ediyorsan aynı şekilde ona da teşekkür etmen gerekir. Eğer sen evinde bundan dolayı kuşku içerisindeysen bil ki Allah (c.c) kendi işinde kuşku duymaz! Şüphesiz onun sana verilmiş Allah (c.c)?dan bir nimet olduğunu anladın. Her halükarda Allah (c.c)?a hamd ile O?nun nimetiyle (müezzin ile) dostluğunda iyi ol! Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
29- Namazında İmamın Hakkı: Onun Allah (c.c) ile arandakilerde elçilik ve Allah (c.c)?a ulaşma görevini üstlendiğini bilmendir. O senin yerine konuştuğunda sen onun hakkında konuşmadın, sana dua ettiğinde sen ona dua etmedin, senin için istediğinde sen onun için istemedin. Allah (c.c)?ın huzurunda durma endişesinden, hesap verme sıkıntısından seni kurtarırken, sen onun için böyle bir şey yapmadın. Eğer tüm bunlarda bir kusur işlerse bu onun eksikliğidir; sen bunlardan sorumlu değilsin. O günahkâr ise sen bu günahta ona ortak değilsin. Senin onu dokunan bir iyiliğin yoktur. Varlığı ile varlığını koru; namazı ile namazını yücelt. Sen bunları yaparak ona teşekkür etmiş olursun. Allah (c.c) dışında hiçbir güç ve kuvvet yoktur.
30- Sohbet Arkadaşının Hakkı: Ona şefkat kanatlarını germen, yumuşak olman, konuşma esnasında adaleti gözetmendir. Ona baktığında dikkatini hemen ondan ayırma, konuştuğunda onun anlaması için çalış! Eğer sen onun yanında oturduysan kalkma konusunda tercih hakkın vardır. Yok, eğer o senin yanında oturdu ise o halde tercih hakkı onundur, onun izni olmaksızın kalkma. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
31- Komşunun Hakkı: Yokluğunda ve varlığında şeref ve onurunu koruman, her halükarda ona yardımcı olman ve destek vermendir. Açığını arama ve öğrenmek için onun kötülüğünü araştırma. Eğer de iraden dışında onun bir ayıbını öğrenirsen tavır takınma; bilakis onun için kuvvetli bir kale ve güçlü bir örtü ol! Haberi olmadığı esnadaki konuşmalarına kulak asma. Zor anlarda onu teslim etme, nimet verildiğinde ona haset etme, ufak hatalarını bağışla, sana karşı bir cahillik yaptığında alçak gönüllülüğünü ondan esirgeme, onun için emniyetli olmayı terk etme, onun hakkındaki kötü söylentileri bertaraf et, ona kötü öğütte bulunanın tuzaklarını geçersiz kıl ve onunla iyi geçin. Allah (c.c) dışında hiçbir güç ve kuvvet yoktur.
32- Arkadaşının Hakkı: Mümkün olduğunca her fırsatta ona karşı ahlaklı/erdemli ol! Eğer böyle yapamaz isen en azından ona karşı insaflı ol. Onun sana ikram ettiği gibi sende ona ikram et. Onun seni koruduğu gibi sende onu koru. Onunla aranda ikram konusunda seni geçmesin! Eğer seni geçerse karşılığını ver! Dostluk ve sevgiden hak ettiği şeylerde ihmalkâr olma Ona nasihatte, korumanda ve rabbine karşı ibadette destekçi ol. Rabbine karşı günahlardan yapmak istemediği şeylerde yardım etme konusunda kendini mecbur hisset. Bu şekilde sen onun için bir rahmet olursun; azap değil. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
33- Ortağının Hakkı: Yokluğunda ona yetmen; hazır bulunduğunda eşit davranmandır. Kararlarında onun düşüncesi olmaksızın azmetme, onunla müzakerede bulunmaksızın kendi görüşün ile iş yapma. Malını koru, irili ufaklı hiçbir şeyde ona ihanet etme.? Allah (c.c)?ın eli iki ortağın elinin üzerinedir? haberi bizlere bildirildi ise o halde neden birbirimize ihanet edelim. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
34- Mal/Mülkün Hakkı: Helal olmaksızın onu almaman, helalliği dışında onu infak etmemendir. Yaratılış amacından saptırma, hakikati dışında onu kullanma! Eğer mal Allah (c.c)?dan ise sadece ona mahsus kıl ve onu Allah (c.c)?a giden bir yol edin! Malı sana faydası olma ihtimali olmayacak bir kişiye vererek onu kendine tercih etme! Belki o senden çıkan bu mal ile iyilik yapmaz ve onu rabbine itaatte kullanmaz. Bu şekilde sen ona yaptıklarında destekçi olmuş olursun. Senin malınla yaptıkları onun nazarında iyi olabilir. Kendi ilahını (Allah (c.c)dışında) razı etmede bu şekliyle malı kullanır. Sen ise kötü fiiller üzerine inşa edilen her şeyle birlikte günah, hüsranlık ve pişmanlık üstlenirsin. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
35- Alacaklının Hakkı: Eğer verebilecek bir konumda isen borcunu eda etmen, ihtiyacını gidermen, onu başkasına muhtaç etmemen ve borcunu ertelememen gerekir. Hz. Peygamber (a.s.v) şöyle buyuruyor: ? İmkânı olanın borcunu geciktirmesi zülümdür. ? Eğerde veremeyecek bir durumda isen güzel söz ile gönlünü al, iyi bir şekilde iste, sevecen bir üslup ile karşılık ver! Malını almakla beraber birde kötü muamelede bulunma! Bu senin için gerekli olanlardır. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
36- Samimi Olduklarının Hakkı(dost, ortak, sohbet arkadaşı vb.): Onu aldatmaman, dolandırmaman, ona yalan söylememen, ihmal etmemen, ihanet etmemem ve düşmanın dostunu hiçe sayıp bağlarını kopardığı gibi seninde onunla bağlarını koparmamandır.
37- Senden Davacı Olanın Hakkı: Eğer iddia ettiği doğru ise delilini boşa çıkarmaya çalışmaman ve davasının iptali için uğraşmam gerekir. Nefsine muhalefet etmen, ona hâkim olman ve hiç kimsenin şahitliği olmaksızın senin ona şahit olman gerekir. Bu, Allah (c.c)?ın üzerindeki hakkıdır. Eğer de iddia ettiği batıl ise yumuşak davran, onu öfkelendirme, yeminleşmeyi talep et, Allah (c.c)? anma ile hiddetini gider. Boş ve gereksiz konuşma! Bu düşmanın senden hiddetini gidermez. Aksine onun günahını üstlenirsin. Yaptıkların ile sana olan öfkesi çoğalır. Çünkü kötü söz şerri doğurur; iyi ise kötülüğü silip yok eder. Allah (c.c) dışında hiçbir güç ve kuvvet yoktur.
38- Davalı Olunanın Hakkı: Eğer iddia ettiğin hak ise münakaşalarında davayı sonuçlandırabilmek için haddinden fazla konuşman davalı katında mesele ile ilgili yanlış bir anlamaya sebep olabilir. Hüccetini yumuşak bir şekilde oltaya koy, süre tanı, açılamaları tam olarak yap, iyilik ve ikramını en iyi şekilde sun! Dedi, denildi vb. sözler ile davalı ile tartışmalarında delilini meşgul etme! Yoksa delilinin bir kıymeti kalmaz ve senin için dayanak olmaktan çıkar.
39- Seninle İstişare Yapanın Hakkı: Eğer aklına bir şey gelirse ona nasihat etmede çaba sarf et. Nasihatin onun konumunda olduğunda yapacağını bildiğin öğüt kapsamında senden bir lütuf ve sıcaklık olsun. Yumuşaklık yalnızlığı yok eder; sertlik sıcak ortamı yabancılaştırır. Eğer aklına bir görüş gelmez ise onu, düşüncesine saygı gösterdiğin ve kendin için razı olduğun birine yönlendir, ilet! Bu şekilde hayırdan herhangi bir şey eksiltmemiş, nasihatini ondan saklamamış olursun. Allah (c.c) dışında hiçbir güç ve kuvvet yoktur.
40- İstişare Ettiğin Kişinin Hakkı: Senin ile aynı fikirde olduğunda onu töhmet altında bırakma! Kuşkusuz bunlar düşünceler ve insanların farklı görüşlerini sundukları serbest tasarruf alanlarıdır. Eğer onun görüşünü beğenmez isen bu noktada seçme hakkın olsun. Fakat onun kendisi ile istişare yapabileceğin birisi onduğunu düşünüyor onu töhmet altında bırakmak caiz değildir. Eğer seninle aynı görüşte ise Allah (c.c)?a hamt et ve şükranlarını sunarak kardeşinden bunu kabul et. O sana istişare etmek için gelirse ona bir benzeri ile karşılık vermek için fırsat kolla. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
41- Nasihat İsteyenin Hakkı: Onun hakkı, kaldırabileceği oranda kulağına hoş gelecek bir şekilde, bilgin kapsamında hak ettiği nasihat görevini eda etmendir. Söyleyeceklerinde akli kapasitesinin anlayacağı bir dille konuş. Her aklın, söylenenden anladığı ve anlamadığı bir kapasitesi vardır. Senin metodun merhamet olsun! Allah (c.c) dışında hiçbir güç ve kuvvet yoktur.
43- Nasihat Edenin Hakkı: Sineni ona açman/ yumuşak olman, gönülden yönelip nasihat pınarlarından içmen, nasihatini anlamak için kulak kesilmen sonrada onu düşünmendir. Eğer nasihatinde isabetli olursa bundan dolayı Allah (c.c)?a şükret, ondan kabul et ve nasihatiyle yetin! Eğer isabetli olmaz ise ona yumuşak davran, töhmet etme! Çünkü seni nasihatinden mahrum etmediğini bilirsin. O sadece hata ettiğini yapmıştır. Ancak ithamı gerektirici bir duruma şahit olursan boş ver; her halükarda onun bu yatıklarından herhangi bir şeyi önemseme. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
43- Büyüğün Hakkı: Onun yaşına ihtiram etmendir. Eğer fazilet ehlinden ise İslam dinindeki önceliği sebebiyle dininin yüceltilmesidir. Tartışma esnasında karşılık vermemendir. Yolda onu geçme! Ona öncülük etme! Ve de onu küçümseme! Eğer sana karşı bir patavatsızlık yaparsa tahammül et! Yaşıyla beraber dininin hakkı ile ona ikramda bulun. Yaşın hakkı İslam?ın hakkı kadar önemlidir. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
44- Küçüğün Hakkı: Ona merhametin, eğitmen, öğretmen, onu af etmen, küçüklüğünün kötülüklerini örtmendir. Bu şekilde yapman onun tövbe etmesini sağlar. Onu idare etmen ve inadına karşılık vermemendir. Kuşkusuz bu onun olgunlaşmasını sebep olur.
45- İsteyenin (dilenci vb.) Hakkı: Eğer yanında var ve onun ihtiyacını gidermeye güç yetirebilirsen ihtiyacını gidermendir. İçerisine düşmüş olduğu konumdan dolayı ona dua etmen, isteklerinde ona yardım etmendir. Doğruluğunda şüpheye düşer, suçlu olduğunu hisseder de yakinen bilemez isen belki de bu şeytanın bir hilesidir. Şeytan seni nasibinden engellemek ve rabbine yanaşmak ile senin arana girmek ister. İsteyen kişinin bu kusurunu örtbas ederek bırak ve iyi bir şekilde gitmesini sağla. Eğer sende onun suçlu olduğu ağır basarda buna rağmen istediğini verirsen kuşkusuz senin bu yaptığın yüce hasletlerdendir.
46- Kendisinden İstenilenin Hakkı: Veren kişinin verdiğini teşekkür ile kabul etmen, iyilik ve keremini bilmendir. Vermez ise onu engelleyen geçerli bir mazeret araştır ve hüsnü zan besle. Eğer o vermemiş ise bil ki kendi malını vermemiş olur. Kişiyi kendi malı ile kınanmaz ve azarlanmaz! Eğer de vermemekle zulüm etmiş ise; Muhakkak ki insan çokça zulmeden ve nankörlük edendir.
47- Allah (c.c)?ın Seni Birinin Eli İle Mutlu Ettiği Kişinin Hakkı: Eğer o bunu kastederek yaptıysa öncelikle Allah (c.c)?a şükret daha sonrada yaptığının karşılığında ona teşekkür et. İyilikte senden önce davranması sebebi ile ona karşılığını ver; vermek için fırsat kolla! Eğer de kastetmeksizin iyilikte bulunursa Allah (c.c)?a şükret ve bu iyiliğin ondan olduğunu bildiğin için o kişiye teşekkür et. O, bu iyiliği sadece sana yaptı. Eğer bu Allah (c.c)?ın sana lütuf sebeplerinden bir sebep ise onu hoş karşılaman ve bundan sonra o kişiye hayır temenni etmen gerekir. Nereden olursa olsun, kastetmese dahi nimetin sebeplerinde bereket vardır. Allah (c.c) dışında hiçbir güç yoktur.
48- Sana Mahkeme Kararında Söz Veya Fiil İle Aleyhine Hüküm Verdiren Kişinin Hakkı: Eğer bunu kastederek yaparsa senin onu yaptığı şeyden dolayı affetmen daha uygundur. Bu onu yaptıklarından vazgeçtirir ve kendisi gibi olanlara iyi muamelede bulunmasını sağlar. (Allah (c.c) şöyle buyuruyor)- bu ayetten-: ?Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, artık onlara yapılacak bir şey yoktur ?. (Şura suresi:41) -şu ayete kadar-?bu, üstün davranışlardandır?.(Şura suresi:43), ?Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.?(Nahıl suresi:126) .Bu kasıtlı yapılanlar için geçerlidir. Eğer kasıt söz konusu değil ise ona karşı üstün gelmeye çalışmamakla adaletsizlik yapmış olmazsın. Yaptığı hata karşısında sen kasıtlı olarak karşılığını (iyi bir şekilde) vermiş, ona iyi davranmış ve gücünün yettiği oranda kibarlık ile karşılık vermiş olursun.
49- Halkının Genelinin Hakkı: İçerinde (gönlünde) onların esenlik ve afiyetlerine yer vermen, merhamet kanatlarını germen, kötülük yapanlara yumuşak davranman, onlarla iyi geçinmen, aralarını bulman, kendisi ve sana iyilikte bulunana teşekkür etmen halkının üzerindeki haklarındandır. Halktan birinin sana iyiliği: Eziyet edici elini geri çekmesi, sen olmaksızın kendine yetmesi ve sana sıkıntı vermemesidir. Davetinle onların tümünü aydınlat, desteğinle onlara yardım et! Onları hak ettiği mertebelere koy. Yaşlı ise baba yerine, çocuk ise evlat yerine, ikisi arasındakileri kardeş yerine koy! Her kim sana gelir ise ona incelik ve merhamet ile davranacağına söz verdir. Onu kardeşin kardeşini ziyaret ettiği gibi ziyaret et.
50- Zimmet Ehlinin Hakları: Onlar hakkında ki hüküm: Allah (c.c)?ın kabul ettiklerini kabul etmen, Allah (c.c)?ın zimmet ve anlaşmalarından onlar için gerekli kıldıklarına karşı vefalı olman, kendileri için istedikleri ve kendilerini sorumlu kıldıkları meselelerde onları Allah (c.c)?a havale etmendir. Muamelelerde onlarla senin aranda olanlar hakkında kendinle ilgili olarak Allah (c.c)?ın hükmettiği şeyler ile hükmetmen gerekir. Seninle onlara zulüm arasında Allah (c.c)?ın zimmet gözetimi ve Hz. Peygamber (s.a.v)?in ahde vefası bulunsun! Kuşkusuz O (s.a.v) bizlere şunu iletti: ? Kim anlaşmalı olan birine zulmederse ben ona hasım olurum.? Allah (c.c)?dan kork! Allah (c.c) dışında hiçbir güç ve kuvvet yoktur.
Seni kuşatmış olan bu elli haktan hiçbir şekilde bağımsız olamazsın. Bu haklara uyman, yerine getirebilmek için çalışman ve onlar hakkında yüceler yücesi Allah (c.c)?a sığınmak gerekir. Allah (c.c) dışında hiçbir güç ve kuvvet yoktur. Hamd âlemlerin rabbi olan Allah (c.c) adır.
|
|
|
Hz.Ali´nin(k.v.) Hz.Hasan´a (r.a.) Sordukları |
|
Yazar: RasitTunca - 07-28-2020, 10:32 AM - Forum: Büyüklerimizin Özlü Sözleri
- Yorum Yok
|
 |
Hz.Ali´nin(k.v.) Hz.Hasan´a(r.a.) Sordukları
Ebu´l-Ferec b. Muafa b. Zekeriyya el-Harirî, Haris el-Aver´in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ali, mürüvvet hususunda oğlu Hasan´a bazı sorular sordu:
- Ey oğulcuğum, doğruluk nedir
- Babacığım, doğruluk, kötülüğü iyilikle savmaktır.
- Şeref nedir
- İnsanlarla iyi geçinmek ve suçu üstlenmektir.
- Mürüvvet nedir
- İffetli olmak ve kişinin malını İslah etmesidir.
- Alçaklık nedir
- Az mala ilgiyle bakmak ve önemsiz denecek az miktardaki mâl ile dahi yardımı esirgemektir.
- Kınanmaya vesile olacak şey nedir
- Kişinin kendi nefsini koruması ve ailesinin gizli hususlarını açığa çıkarmasıdır.
- Cömertlik nedir
- Darlık ve genişlik zamanında eli açık olmaktır.
- Cimrilik nedir
- Elindeki malı harcamayı israf savman, harcadığını da telef etmiş olduğuna inanmandır.
- Kardeşlik nedir
- Zorlukta ve rahatlıkta vefalı olmaktır.
- Korkaklık nedir
- Dosta karşı cüretli olmak, düşmandan ise geri durmaktır.
- Ganimet nedir :
- Takvalı olmaya rağbet göstermek ve dünyada zahid olmaktır.
- Hilim nedir
- Öfkeyi yutmak ve nefse hakim olmaktır.
- Zenginlik nedir
- Az da olsa Cenâb-ı Allah´ın insana verdiği kısmete razı olmaktır. Zira zenginlik, gönül zenginliğidir.
- Fakirlik nedir
- Kişinin nefsinin her şeye arzu duymasıdır.
- Güçlülük nedir
- Aşın bir kuvvete sahip olmak ve insanların en kuvvetlisini yenmektir.
- Zillet nedir
- Sözü yerine getirme anında korkup panik göstermektir. Cür´et nedir
- Akranlara muvafakat etmektir.
- Külfet nedir
- Seni ilgilendirmeyen şeyleri söylemendir.
- Onur nedir
- Vermen gerekeni vermendir ve suçluyu affetmendir.
- Akıl nedir
- Muhafaza edilmesini istediğin her şeyi kalbin muhafaza etmesidir.
- Cehalet nedir
- İmamına düşmanlık etmen ve ona laf çevirmendir.
- Övgü nedir
- Güzel şeyleri yapmak, çirkin şeyleri terketmektir.
- Akıllılık nedir
- Ağırbaşlı olmak ve yöneticilere şefkatli olmaktır. İnsanlara karşı kötü zan beslemekten kaçınmaktır.
- Şeref nedir
- Kardeşlere uymak ve komşuları muhafaza etmektir.
- Beyinsizlik nedir
- Alçaklara uymak, adi kimselerle arkadaş olmaktır.
- Gaflet nedir
- Mescidi terk etmen ve fesatçıya itaat etmendir. ´
- Mahrumiyet nedir
- Sana sunulan payını almamandır.
- Efendi kimdir
- Malda ahmaklık edip ırzını önemsemeyen kimsedir. Kendisine sövülür, ama cevap vermez. Aşiretinin işlerini yürütmek hususunda devamlı çalışır, yerinden ayrılmaz.
Bundan sonra Hz. Ali, Hasan´a şöyle dedi:
- Ey oğulcuğum! Ben, Rasûlullah (s.a.v.)´m şöyle buyurduğunu işittim:
"Cahillikten daha şiddetli bir fakirlik, akıldan daha faziletli bir mal, kendini beğenmişlikten daha şiddetli bir yalnızlık, istişareden daha güvenli bir destek, tedbir gibi bir akıl, güzel ahlak gibi bir asalet, çekingenlik gibi bir vera7, tefekkür gibi bir ibadet ve haya gibi bir iman yoktur. İmanın başı sabırdır. Konuşmanın afeti yalandır. İlmin afeti unutmaktır. Yumuşak huyluluğun afeti sefihliktir. İbadetin afeti ara vermektir, şerefin afeti iddia ve tekebbürdür. Cesaretin afeti taşkınlıktır. Cömertliğin afeti başa kakmaktır. Güzelliğin afeti gururluluktur. Sevmenin afeti övünmektir." Hz. Ali, daha sonra söyle dedi:
"Ey oğulcuğum! Gördüğün bir adamı asla küçümseme. Eğer senden yaşça büyükse onu baban say. Eğer yaşça emsalin ise, o senin kardeşindir. Eğer yaşça senden küçükse onu oğlun say."
İşte Hz. Ali, mürüvvetle ilgili olarak oğluna bu gibi sorulan sormuş ve yukandaki tavsiyelerde bulunmuştu."
Kadı Ebu´l-Ferec dedi ki: Bu haberdeki hikmetler ve bol faideler, dikkat edip ezberleyen kimse için yarar sağlayıcıdır. Nefsini bu gibi şeylere uyup terbiye eden, süsleyen, tehzib eden kimseler için sayılamayacak derecede menfaatlar vardır. Mü´minlerin emiri Ali´nin rivayet ettiği ve peygamberden naklettiği hususlarda akıllı, bilgili, bilge kimseler için mutlaka hıfzedilip ezberlenmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken hususlar vardır. Bu tavsiyelere uyup kabul eden kimse şanslıdır. Bu yolda yürüyen kimseler mutluluğa ermiştir..
Asmaî, Utbî ve Medainî ile diğerlerinin anlattıklanna göre Muavi-ye de buna benzer sorulan Hz. Hasan´a sormuş, o da yukardakilere benzer cevaplar vermiştir.
Ali b. Abbas et-Taberanî dedi ki: Ali´nin oğlu Hasan´ın yüzüğünün üzerinde şöyle yazılı idi.
"Elden geldiğince ölmeden önce takvalı olmaya bak. Çünkü ey yiğit ve delikanlı kişi, ölüm mutlaka sana gelecektir. Sevinip kendinden geçmişsin, gönül dostlannın, mezarlarda çürümüş olduklarını sanki görmüyorsun."
İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Hasan´ın, oğluna ve kardeşi oğluna şu tavsiyelerde bulunduğunu rivayet etmiştir: "İlim öğrenin. Bugün siz, milletin küçüklerisiniz ama yann büyükleri olacaksınız. Ezberleyeme-diğiniz hususlan yazın."
Muhammed b. Sa´d, Amr el-Asam´ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Hasan´a dedim ki:
- Şu Şiiler, Hz. Ali´nin kıyamet gününden Önce dirilip geleceğini iddia ediyorlar!
Hz. Hasan, bana şu cevabı verdi:
- Vallahi yalan söylüyorlar! Bunlar Şii değildirler. Eğer Ali´nin kıyametten önce tekrar dünyaya geleceğim bilseydik, onun zevcelerini başkalarıyla evlendirmez ve malını da paylaşmazdık."
Abdullah b. Ahmed, Sefine´den rivayet etti ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Halifelik benden sonra otuz senedir." O esnada mecliste bir adam hazır bulunuyordu, şöyle dedi: "Bu otuz senenin altı ayı, Muaviye´nin halifeliğine dahil olmuştur. îşte bu aylar oradan gelmektedir ve Ali´nin oğlu Hasan´a bey´at edilmiştir. Ona 40.000 veya 42.000 kişi bey´at etmiştir."
Salih b. Ahmed dedi ki: Babamın şöyle dediğini işittim: "Hasan´a 90.000 kişi bey´at etti. O, halifelikten çekildi. Muaviye ile barış yaptı. Onun döneminde bir fincan kan dahi akmadı."
îbn Ebi Heyseme, Vehb´in babası Cerir´in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ali öldürüldüğü zaman Kûfelüer, onun oğlu Hasan´a bey´at ettiler. Ona itaat edip babasından daha çok sevdiler."
İbn Ebi Heyseme, İbn Şevzeb´in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ali Öldürüldüğü zaman Hasan, Iraklıların başında cepheye gitti. Muaviye de Şamlıların başında cepheye gitti. İki taraf karşı karşıya geldiler. Hasan savaşmak istemedi. Muaviye ile bey´atlaştı. Yalnız kendisinden sonra oğlu Ali´nin veliahd kılınmasını şart koştu. Bu barış yüzünden taraftarları Hz. Hasan´ı eleştirerek: "Vay mü´minlerin başına gelen utanca!" dediler, Hz. Hasan da onlara şu karşılığı verdi: "Utanılacak hale düşmek, Cehennem´e düşmekten daha iyidir."
|
|
|
Ahmed el Bedevi Hazretlerinin Talebesine Vasiyeti |
|
Yazar: RasitTunca - 07-28-2020, 10:30 AM - Forum: Büyüklerimizin Özlü Sözleri
- Yorum Yok
|
 |
Ahmed el Bedevi Hazretlerinin Talebesine Vasiyeti
Ahmed-i Bedevî hazretleri talebesine şöyle vasiyette bulundu
"Ey Abdül´âl! Dünyâ sevgisinden sakın. Zîrâ sirke saf balı bozduğu gibi dünyâ sevgisi de sâlih ve iyi amellerini bozar. Yetimlere, şefkat, çıplaklara elbise giydirmekle merhamet, açları doyurmakla himâye, garipleri zayıfları ikrâm ile korumak âdetin olsun. Bu işlerin Allahü teâlâ katında kaybolmaz.
Ey Abdül´âl! Zikre, Allahü teâlâyı anıp, hatırlamaya devâm et. Bir an bile Allahü teâlâdan gâfil olma, O´nu unutma. Gece kıldığın bir rekat namaz, gündüz kıldığın bin rekatdan daha üstündür. Allahü teâlâyı zikretmek kalp ile olur, sâdece dil ile olmaz. Allahü teâlâyı hâzır bir kalp ile an! Allahü teâlâdan gâfil olmaktan sakın! Çünkü, bu gaflet kalbi katılaştırır. Sabır, Allahü teâlânın hükmüne rızâ göstermektir. O´nun hükmüne rızâ göstermek ve emrine teslim olmak demek, nîmete kavuştuğunda sevinip ferahlık duyduğu gibi, musîbet ve sıkıntı geldiğinde de aynı sevinç ve ferahlığı duyabilmek demektir. Nitekim Allahü teâlâ, Bekara sûresinin 155. âyet-i kerîmesinde meâlen, Peygamber efendimize hitâben; "(Ey habîbim! Musîbet ve ezâya) sabredenlere (lütûf ve ihsânlarımı) müjdele!" buyuruyor. Zühd sâhibi olmak, dünyâya düşkün olmamak demek; dünyevî arzu ve istekleri terk etmek sûretiyle, nefse muhâlefet etmek demektir. Harama düşmek korkusundan dolayı, yetmiş tâne helâli terk etmektir. Tefekkür etmenin hakîkati, Allahü tealânın yarattıkları hakkında düşünmek, fakat Allahü teâlânın zâtı hakkında düşünmemektir.
Ey Abdül´âl! Allahü teâlânın kullarından birine bir musîbet gelse, bunun için sakın sevinme! Gıybet ve dedi-kodu yapma! İnsanlar arasında söz taşıma! Sana eziyet vereni, zulmedeni affet! Kötülük yapana iyilik et! Sana vermeyene ver.
Ey Abdül´âl! Dervişliğin, talebeliğin şartları; kötü iş ve sözlerden sakınmak, harama bakmamak, iffetli olmak, her zaman Allah korkusuna sâhib olmak, Allahü teâlânın emirlerine uygun yaşamak, Allahü tealâyı hiç unutmamak, âhirette başa gelecekleri düşünerek hep uyanık ve dikkatli olmaktır.
Ey Abdül´âl! Yolumuz, Kur´ân-ı kerîme ve Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesine, bildirdiklerine uymak, doğruluk, verdiği sözü yerine getirmek üzerine kuruludur. Âlimler yanında dilini, insanların ileri gelenleri yanında gözünü, hocanın huzûrunda kalbini muhâfaza et. Edep ve vakâr üzere ol.
Ey Abdül´âl! İlmi olmayan kimsenin dünyâda da âhirette de hiçbir kıymeti yoktur. Hilmi, yumuşaklığı olmayan kimseye, ilmi fayda vermez. Allahü teâlânın kullarına şefkat etmeyen kimseye, Allahü teâlâ katında şefâat yoktur. Sabırlı olmayan kimseye, işlerinde selâmet yoktur. Takvâsı, Allahü teâlâdan korkması, haramlardan sakınması olmayan kimsenin, Allahü teâlâ indinde hiçbir kıymeti yoktur. Bu altı hasletten nasîbi olmayan kimsenin, Cennet´te yeri yoktur.
|
|
|
Alaaddin-i Attar Hazretlerinin Öğütleri |
|
Yazar: RasitTunca - 07-28-2020, 08:19 AM - Forum: Büyüklerimizin Özlü Sözleri
- Yorum Yok
|
 |
Alaaddin-i Attar Hazretlerinin Öğütleri
Tasavvuf yoluna giren ve bu yolda ilerlemek isteyen sâlikin, talebenin durumu ve yapacağı işler hakkında:
"Bu yola taklîd ederek girenin, birgün hakîkate kavuşacağına kefîl olurum. Hocam Behâeddîn-i Buhârî, bana kendilerini taklid etmemi emr ettiler. Onları taklîd ettiğim ve hâlen etmekte olduğum her şeyde, onun eser ve netîcesini görüyorum."
"Nefsi terbiye etmekten maksad, bedenî bağlılıklardan geçip, rûhlar ve hakîkatler âlemine yönelmektir. Kul, kendi istek ve arzularından vaz geçip, Hakkın yoluna mâni olan bağlılıkları terketmelidir. Bunun çâresi şöyledir: "Kendisini dünyâya bağlayan şeylerin hangisinden istediği ân vazgeçebiliyorsa, bunun maksada mâni olmadığını anlamalıdır. Hangisini terkedemiyorsa ve gönlünü ona bağlı tutuyorsa, onun Hak yoluna mâni olduğunu anlamalı ve o bağlılığın kesilmesine çalışmalıdır. Bizim hocamız Şâh-ı Nakşibend, o kadar ihtiyatlı idi ki, yeni bir elbise giyse; "Bu elbise falan kimsenindir." diyerek, onu emânet gibi giyerlerdi."
"Şuna inanmalı ki: Hakîkî gâyeye, ancak mürşidin, yol göstericinin, rehberin sevgisi, rızâsı ile erebilir. Bu sebeple, mürşidin rızâsını, sevgisini taleb etmek, müride talebeye düşen başlıca görevdir."
"Müride, bütün işlerini mürşidine bırakmak düşer. Din işlerini, dünyâ işlerini, her çeşit işini mürşidinin tercihine, tedbirine vererek, mürşidi yanında kendisinin aslâ bir tercihi, seçmesi kalmaya.
Kabir ziyâreti hakkında:
"Bir âlimi ve evliyâyı ziyâret etmekten maksad, Allahü teâlâya yönelmektir. O büyüklerin rûh-ı şerîflerini tam bir yönelme ile ziyâret, cenâb-ı Hakk´ın rızâsına kavuşmaya vesîledir. Nitekim görünüşte halka tevâzu, hakîkatte Hakk´a tevâzudur. Çünkü insanlara Allahü teâlânın rızâsı için tevâzu göstermek makbûldür, kıymetlidir."
"Sâlih zâtların kabirlerine yakın bulunmanın, iyi yönden çok tesiri vardır. Ancak onların rûhâniyetlerine yönelmek, kabirlerine yakın olmaktan daha iyidir. Zîrâ, iyi tesirin yakınlık, uzaklık ile bir bağlantısı yoktur. Her yer aynıdır. Nitekim, bu mânâda Resûlullah efendimiz; "Her nerede bulunursanız, bana salevât okuyunuz." buyurdu.
Allah adamları ile sohbet hakkında:
"Allahü teâlânın velî kulları ile sohbet etmek öbür âlemin işlerini yürütmeye yarayan aklı artırır."
"Allahü teâlânın velî kullarını hergün, iki günde bir kere görmek bırakılmaması gereken sünnettir. Ama edeple, saygı ile."
Gönülde Allahü teâlânın sevgisini bulundurmak hakkında:
"Bir kimse susup duruyorsa, onun bu hâli, şu üç şeyden boş olmamalıdır. 1. Gönüle kötü duyguların girmesini önlemek, 2. Allahü teâlâyı sessiz sessiz zikretmeyi, anmayı sağlamak, 3. Kalb hallerini gözetmek.
"Gönüle Allahü teâlânın düşüncesinden başkasını koymamaya çalışmak zordur. O gönüle gelen şeyleri tamâmen atıp uzaklaşmak ise, mümkün değildir. Yirmi sene gönlüme bir şey koymamaya çalıştım. Sonra yine geldi. Geldi ama, gönlümde yer bulamadı."
"Amellerin en güzeli, gönülden geçenleri araştırmaktır. İyi mi geliyor, kötü mü geliyor bilmektir."
Alâeddîn-i Attâr hazretleri vefâtına yakın talebelerine vasiyet ederek buyurdu ki:
"Birbirinize sığının! Her işte yolunuz, dînî ölçülere bağlılık olsun! Ölçüleri yerine getirmek azminden dönmeyiniz! Sohbet mühim sünnettir. Bu sünnete riâyet edin, umûmî ve husûsi şekilde ona devâm ediniz! Eğer bu yolda sebât ve istikâmet gösterirseniz, bir ânda büyük derecelere kavuşursunuz. Hâlinizin dâimâ yükselişte olması lâzımdır."
|
|
|
Abdullah Dehlevî (k.s.) ve Namaz |
|
Yazar: RasitTunca - 07-28-2020, 08:17 AM - Forum: Büyüklerimizin Özlü Sözleri
- Yorum Yok
|
 |
Abdullah Dehlevî (k.s.) ve Namaz
Namazı cemâatle kılmak ve tumânînet (rükûda, secdelerde, kavmede ve celsede her uzvun hareketsiz durması) ile kılmak, rükû´dan sonra kavme (kalkıp, ayakta her uzv yerine yerleşecek şekilde dik durmak) yapmak ve iki secde arasında celse (dik durma) yapmak bizlere Allah ın Peygamberi tarafından bildirildi. Kavmenin ve celsenin farz olduğunu bildiren âlimler vardır. Hanefî mezhebinin müftîlerinden Kâdıhân, bu ikisinin vâcibliğini, ikisinden birisini unutunca secde-i sehv yapmanın vâcib olduğunu ve bilerek yapmayanın namazı tekrar kılmasını bildirmiştir. Müekked sünnet olduklarını bildirenler de, vâcibe yakın sünnet demişlerdir. Sünneti hafif görerek, ehemmiyet vermeyerek terk etmek küfürdür. Namazın kıyâmında, rükûunda, kavmesinde, celsesinde, secdelerinde ve oturulduğu zamânında, ayrı ayrı, başka başka keyfiyetler, hâller hâsıl olur.
Bütün ibâdetler namaz içinde toplanmıştır. Kur´ân-ı Kerîm okumak, tesbîh söylemek (yâni sübhânallah demek), Rasûlüllah Efendimiz e salavât söylemek, günahlara istiğfâr etmek ve ihtiyaçları yalnız Allah-u Teàlâ dan isteyerek O´na duâ etmek namaz içinde toplanmıştır. Ağaçlar, otlar, namazda durur gibi dik duruyorlar. Hayvanlar, rükû hâlinde, cansızlar da ka´dede, oturuyor gibi yere serilmişlerdir. Namaz kılan, bunların ibâdetlerinin hepsini yapmaktadır.
Namaz kılmak, mîrâc gecesi farz oldu. O gece mîrâc yapmakla şereflenen, Allah-u Teàlâ nın sevgili Peygamberine uymağı düşünerek namaz kılan bir müslüman, O yüce peygamber gibi, Allah-u Teàlâ ya yaklaştıran makamlarda yükselir. Rasûlüllah Efendimiz; "Gözümün nûru ve lezzeti namazdadır." buyurdu. Bu hadîs-i şerîf; "Allah-u Teàlâ namazda zuhûr ediyor, müşâhede olunuyor. Böylece gözüme rahatlık geliyor." demektir. Bir hadîs-i şerîfte; "Yâ Bilâl! Beni rahatlandır!" buyrudu ki; "Ey Bilâl! Ezân okuyarak ve namazın ikâmetini söyleyerek, beni rahata kavuştur." demektir. Namazdan başka şeyde rahatlık arayan bir kimse, makbûl değildir. Namazı zâyi eden, elden kaçıran, dînin diğer emirlerini daha çok kaçırır. Îmânı olmayan kimsenin Cehennem ateşinde sonsuz yanacağını Peygamber Efendimiz haber verdi. Bu haber elbette doğrudur. Buna inanmak, Allah-u Teàlâ nın var olduğuna, bir olduğuna inanmak gibi lâzımdır. Ateşte sonsuz yanmak ne demektir Herhangi bir insan sonsuz olarak ateşte yanmak felâketini düşünürse, korkudan aklını kaçırması lâzım gelir. Bu korkunç felâketten kurtulmanın çâresini arar. Bu ise, çok kolaydır. "Allah-u Teàlâ nın var ve bir olduğuna ve Muhammed AS ın O´nun son peygamberi olduğuna ve O´nun haber verdiği şeylerin hepsinin doğru olduğuna inanmak" insanı bu sonsuz felâketten kurtarmaktadır.
Bir kimse ben bu sonsuz yanmaya inanmıyorum, bunun için böyle bir felâketten korkmuyorum, bu felâketten kurtulma çârelerini aramıyorum, derse, buna deriz ki: İnanmamak için elinde senedin, vesîkan var mı Hangi ilim, hangi fen inanmana mâni oluyor Elbet vesîka gösteremeyecektir. Senedi, vesîkası olmayan söze ilim, fen denir mi Buna zan ve ihtimâl denir. Milyonda, milyarda bir ihtimâli olsa da, Sonsuz olarak ateşte yanmak felâketinden sakınmak lâzım olmaz mı Azıcık aklı olan kimse bile böyle felâketten sakınmaz mı Sonsuz ateşte yanmak ihtimâlinden kurtulmak çâresini aramaz mı ..
Abdullah-ı Dehlevî, ömrünün sonlarında hastalıklardan çok güçsüz kaldı. İbâdetlerini zevkle, fakat büyük zorluklar içinde yapardı. Buyururdu ki: Şu şiiri okuduğum zaman Allah-u Teàlâ vücûduma bir güç kuvvet veriyor, gençleşiyorum. Gerçi ihtiyârım, kalbim hasta, dermansızım, Yüzünü andıkça kuvvet gelir, gençleşirim. Yâni; her ne kadar ihtiyâr, hasta ve mecâlsiz olsam da, hakîkî sevgilinin aşkı ve O´na kavuşma isteğinin cilvelerini gördükçe gençleşirim.
|
|
|
Hz.Ali´nin (r.a.) Hz.Hasan´a Verdiği Öğütler |
|
Yazar: RasitTunca - 07-28-2020, 08:15 AM - Forum: Büyüklerimizin Özlü Sözleri
- Yorum Yok
|
 |
Hz.Ali´nin (k.v.) Hz.Hasan´a Verdiği Öğütler
Zaman(ın kahrını) ikrâr eden, ömrü sönmeğe yüz tutan, kadere boyun eğen, dünyayı yeren, ölüler mahallinde yurt edinen, yarın da oradan göçüp gidecek olan fâni babadan; erişilmeyecek şeyleri arzulayan, yok olup gidenlerin yolunu tutmuş olan, zamanın rehini, musibet oklarının hedefi, dünyanın kulu, gurur taciri, ölümün esiri, gam ve hüzünlerin arkadaşı, hastalıklara ve afetlere maruz olan, arzularına mağlup düşen ve ölenlerin yerine halife olan oğluna.
Dünyanın benden yüz çevirip zamanın bana karşı serkeşlik etmesi, ahiretin ise bana yönelmesi; beni, başkasını düşünmekten ve ardımda kalanları hatırlamaktan ve onları önemsemekten alıkoydu. Halkın dertleri değil, yalnızca kendi derdim beni sarınca, artık fikir ve isteğim değişti ve işimin gerçeği bana aydınlandı, bu ise beni şakası olmayan bir ciddiyete ve yalan lekesi dokunmayan bir doğruluğa sevketti. Senin, vücudumun bir parçası, hatta vücudumun bütünü olduğunu gördüm; sana bir musibet gelse bana gelmiş olur, sana ölüm gelip çatsa bana çatmış olur. Bu sebeple, senin işlerin (sorunların), kendi işlerim gibi beni ilgilendirmeğe başladı; onun için ölsem de, kalsam da, yardımcın olsun diye sana bu vasiyetnameyi yazdım.
Oğlum, ben sana Allah´tan çekinmeyi (ilahî takvayı), devamlı olarak Allah´ın emirlerine itaat etmeyi, O´nu anmakla kalbini onarmayı ve O´nun ipine (Kur´an´a) sarılmayı tavsiye ederim. Eğer ona (Kur an a) sarılırsan, artık seninle Allah arasında ondan daha sağlam bir bağ olamaz!
Kalbini öğütle dirilt; zahitlikle öldür; yakinle (tam inançla) kuvvetlendir; ölümü anmakla alçalt; fani oluşuna ikrar ettir; dünyanın feci olaylarıyla basiret sahibi kıl; zamanın saldırısından, gecelerin ve gündüzlerin kötü geçişinden çekindir. Göçüp gidenlerin haberlerini ona sun, senden öncekilerin başlarına gelenleri hatırlat; onların yurtlarında ve bıraktıkları eserler arasında gez ve ne yaptıklarına, nereye konduklarına ve nereden göçtüklerine bak. Göreceksin ki, onlar dostlarından ayrılmış, gurbet diyarına inmişlerdir. Onların yurduna (geldin mi) şöyle seslen: Ey ıssız diyar, ehlin nerede Sonra onların kabirlerinin başına git ve şöyle hitap et: Ey çürümüş cesetler ve birbirinden dağılmış organlar, içinde bulunduğunuz bu diyarı nasıl buldunuz
Ey aziz oğlum, yakında sen de onlardan biri gibi olacaksın; öyleyse konağını ıslah et, ahiretini dünyana satma.
Bilmediğin şey hakkında konuşmayı ve üzerine düşmediği halde söz söylemeyi terket. Sapıklık olacağından korktuğun bir yola girme; çünkü sapıklık şaşkınlığından sakınmak, korkunç belalara duçar olmaktan daha iyidir. Marufu emret ki, maruf ehlinden (iyilerden) olasın. Kötülüğü elinle, dilinle önle ve kötü iş yapanlardan bütün çabanla uzaklaş. Allah yolunda hakkıyla cihat et; bu uğurda hiç bir kınayıcının kınaması seni tutmasın (yolundan alıkoymasın). Nerede olursa olsun, hakka ermek için güçlüklerin en şiddetlilerine korkusuzca atıl. Dinde fakih (anlayış ve kavrayış sahibi) ol; nefsini sabretmeye alıştır. Bütün işlerde Allah´a sığın ki, tam koruyan bir koruyucuya ve tam güçlü bir savunucuya sığınmış olursun. Rabbinden bir şey dilerken ihlaslı ol; çünkü vermek de vermemek de O nun elindedir. Hayrı çok dile; vasiyetimi iyice anla; önemsemeyerek yanından geçme. Çünkü sözün hayırlısı fayda verenidir. Bil ki, fayda vermeyen bilgide hayır yoktur; neşredilemeyen[1] bilgiden de faydalanılmaz.
Ey oğlum, senin olgun bir yaşa ulaştığını, benim ise zaafımın (günden güne) arttığını görünce, gönlümdekileri sana söylemeden ecelim gelir, yahut bedenimin zayıfladığı gibi görüşümde de bir zayıflık olur, yahut da bazı galip gelen heva ve hevesler veya dünya fitneleri benden önce sana gelip çatar da sen de buyruk dinlemez serkeş deve gibi olursun endişesiyle sana birtakım hasletleri vasiyet etmeye koyuldum. Çünkü gencin kalbi ekilmemiş alana benzer; oraya ne ekilirse tutar, boy atar. Ben de kalbin katılaşmadan ve aklın meşgul olmadan seni edeplendirmeye çalıştım ki, tecrübe edenlerin senin yerine arama ve sınamasını yüklendikleri gerçekleri tam kesin bir kararla karşılayasın. Böylece arama zahmetinden kurtulur, deneme zorluğundan da muaf olursun. İşte bizlerin, peşi sıra gittiğimiz şeylerin (bilgilerin) [AY1] [AY2] kendisi sana gelmiş; bazen bize karanlık (ve gizli) olan şeyler sana apaçık ve gün ışığına çıkmıştır.
Ey oğlum, ben her ne kadar öncekiler gibi ömür sürmediysem de, onların yaptıklarına baktım, haberleri hakkında düşündüm, geriye kalan eserlerini gezip gördüm. Öyle ki onlardan biri gibi oldum; hatta onların yaşayışlarından bana ulaşan haberler bakımından onların ilkinden sonuncusuna kadar, onlarla ömür sürmüşe döndüm. Sonuçta, hallerinin durusunu bulanığından, faydalısını zararlısından ayırt ettim; senin için ise her işin en seçkinini, en güzelini seçtim; açık olmayanını senden uzaklaştırdım; senin durumunun şefkatli bir baba olarak beni de ilgilendirdiğini görünce daha genç olup tertemiz bir kalbe ve iyi niyete sahip olduğun bir vakitte seni terbiye etmeye (eğitmeye) karar verdim. Bu uğurda önce Allah´ın kitabını ve te vilini, İslam şeriatını ve hükümlerini, helal ve haramını sana öğretmekle başlayıp bundan öteye (başka bir konuya) geçmemeye karar verdim. Sonra insanların, ihtilafa düşmelerine sebep olan heva ve heveslere, onların kapıldığı gibi senin de kapılmandan korktum. İstemediğim halde seni tembih ederek bu konuda da senin işini sağlamlaştırmak, seni helak olmayacağından emin olmadığım bir işe bırakmaktan daha sevimli geldi bana. Allah Teâla´nın seni doğru yolu bulmanda ve maksadına ermende başarıya ulaştırmasını dilerim. Bu nedenle bu vasiyetimi senin için yazdım ve bununla birlikte bu konuyu sağlamlaştırmaya koyuldum.
Ey aziz oğlum, vasiyetimden uyacağın şeylerin bence en sevimlisi, Allah´tan çekinmen, ilahi farizaları eda etmekle yetinmen ve senden önce gelip geçen atalarının ve dindaşlarından salih kişilerin yolunu tutmandır. Çünkü senin bakıp durumunu gözden geçirdiğin gibi onlar da kendi durumlarına bakıp dikkat ettiler; senin düşündüğün gibi onlar da düşündüler; sonra aldıkları netice onları, bildiklerini almaya ve mükellef olmadıkları şeylerden kaçınmaya sürükledi. Ama eğer nefsin, onların bildikleri gibi bilmeden onların sünnetini kabul etmeye hazır olmazsa, bu ilimleri anlama ve öğrenme yoluyla talep et, şüphelere düşerek, husumetleri çoğaltarak değil. Böyle bir işe girişmeden önce Allah´tan bu uğurda yardım iste; seni muvaffak kılması için O´na yönel; seni şüpheye sokacak ve sapıklığa sevk edecek her şüpheli işi terket. Gönlünün arılığa ulaşıp da kabul etmeye hazır bulunduğuna, düşüncenin kâmil olup toplanarak bu yolda tek bir amaca sahip olduğuna yakin ettiğinde sana açıkladığım şeylere bak; eğer sevdiğin şekilde düşüncen henüz halisleşmemişse bilmelisin ki, geceleyin gözü görmeyen kimse gibi bilmeden adım atmaktasın. Bilmeden adım atan ve hakla bâtılı birbirine karıştıran birisi dini dileyen olamaz. Bu durumda el çekip durmak daha doğrudur. Bu konuda ilk ve son sözüm şudur:
Sana kendi ilahımı, senin ilahını, senin ilk ve son babalarının ilahını, göklerin ve yeryüzü ehlinin Rabbini layık olduğu ve sevdiği bir şekilde (makamına layık olan hamt ile) övüp hamt ediyor ve Allah-u Teâla´dan bizim tarafımızdan Peygamber e, onun Ehl-i Beyt ine ve bütün peygamberlere, tüm salavat gönderenlerin salavatınca salavat göndermesini niyaz eder ve O´ndan bizi dua etmeye muvaffak kıldığı şeylerde bize olan nimetini, icabetiyle kâmil etmesini dilerim. Çünkü salih işler O´nun nimeti ile tamamlanır.
Ey oğlum, tavsiyelerimi iyice anla. Bil ki, ölümün sahibi yaşayışın da sahibidir; yaratan öldürendir; yok eden tekrar diriltendir; dert veren derdi giderendir. Dünya, Allah´ın nimetler verip ve sınamalara uğratarak, ahirette karşılık vermesi veya Allah Tebareke ve Teâlâ´nın bizim bilmediğimiz diğer birtakım şeyleri takdir etmesinden başka bir şey değildir. Bunlardan biri sana ağır gelirse (iyice tasdik edemediğin takdirde) onu kendi cehaletine hamlet; çünkü sen önce cahil (bilgisiz) olarak yaratıldın; sonra bilgi sahibi oldun. Nice şeyler vardır ki bilemezsin; o konuda şaşkınlığa düşersin; gözün görmez olur da sonra görür, anlarsın. Seni yaratana, sana rızk verene, senin yaratılışını düzgün bir hale getirene sığın, ümidin ve ilgin O na ve korkun da O ndan olsun.
Bil ki, ey aziz oğlum, hiç bir kimse noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah´tan, bizim Peygamber imizin salla´llâhu aleyhi ve alih haber getirdiği gibi haber getirmemiştir. Buna göre, bir önder ve bir kurtuluş kılavuzu olarak ona razı ol ve gönül ver.
Ben sana öğüt vermede kusur etmiyorum; sen de her ne kadar dikkat edersen et, benim kadar hayrını görüp anlayamazsın.
Şunu bil ki, ey aziz oğlum, eğer Allah´ın ortağı olsaydı, O´nun da peygamberleri gelirdi sana; O´nun da tasarruf ve kudret eserlerini görürdün; O´nun da sıfatlarını ve işlerini tanırdın. Fakat kendisini vasıflandırdığı gibi O bir Allah´tır; kudretinde ve ilahlığında O´nunla zıddiyet ve husumet edecek bir varlık yoktur; her varlığın yaratıcısı O´dur, rabblik makamı, gönülle veya gözle kavranmaktan çok yücedir. Bunu böyle bildiğinde (Allah´ı böyle tanıdığında) o zaman da senin gibi kadri küçük, kudreti az, aczi çok, Rabbine ihtiyacı fazla olan kişinin nasıl hareket etmesi gerekiyorsa, O´na itaat etmekte, O´ndan korkup gazabından çekinmek hususunda öyle davran. Çünkü O, seni güzel şeylerden başka bir şeye emretmemiş, çirkin şeylerden başka bir şeyden de men etmemiştir.
Ey oğlum, sana dünyaya, dünya ahvaline, onun zevaline, ehlinin ebedi olmayışına (halden hale girişine) dair haberler verdim; ahiretten, ahiret ehli için hazırlanan şeylerden de seni haberdar edip bu konuda örnekler getirdim.
Dünyaya basiretle bakan (ve dünya halini bilen) kimseler yıkık dökük, kıtlık ve darlık içinde olan bir yerden, bayındır ve iklimi iyi olan bir yeri kasdedip yola düşen topluluğa benzerler; onlar sonunda yerleşecekleri geniş, hoş mu hoş olan evlerine varmak için yolun zahmetine katlanırlar, dostların ayrılığına dayanırlar, yolculuğun uyku ve yiyecek sıkıntısı gibi birçok güçlüklerine sabrederler; onlar bunların hiç birisinden herhangi bir acı duymaz ve bu yolculuğun masrafını zarar ve ziyan olarak kabul etmezler. Onlar için kendilerini konaklarına yaklaştıracak şeyden daha sevimli bir şey yoktur.
Dünyaya aldanan kimseler ise verimli, nimeti bol, mâmur bir konaktan, kıtlık ve kupkuru bir yere göç ettirilen topluluğa benzerler. Onlara, önce bulundukları yerden ayrılmak ve ansızın öyle bir yere gelmekten daha korkunç ve kötü bir şey olamaz.
Ben seni çeşitli bilgisizliklerden dolayı, kendini alim bilmemen için daha önceden kınadım ki, bildiğin bir şeyle karşılaştığında onu büyük saymayasın. Çünkü alim bir kimse bildiğini, bilmedikleri şeyler karşısında pek az görür. Bu yüzden kendisini cahil bilip, neticede ilim tahsil etmede daha çok çaba gösterir; daima onu ister, ona ilgi duyar, onu arar durur. İlim ehlinin karşısında mütevazı olup ona yönelir. Susmaya sarılıp, hata yapmaktan çekinir, ondan utanır. Bilmediği bir meseleyle karşılaştığında da onu inkâr etmez; çünkü önceden nefsi kendi cehaletine ikrar etmiştir. Cahil kimseyse bütün cehaletiyle birlikte kendisini alim sayar; reyini yeterli görür; daima alimlerden uzaklaşır; onları ayıplayıp durur; onunla muhalefet edenleri, hata ettin diyerek dışlar; bilmediği her şeyi sapıklık sayar; bilmediği bir meseleyle karşılaştığında onu inkâr ve tekzip eder; cehaleti yüzünden: Ben onu böyle bilmiyorum, böyle olduğuna inanmıyorum, böyle olduğunu sanmıyorum, bu söz de nereden çıktı der durur. (Bu sözlerle onun batıl olduğunu söylemek ister.) Bütün bunlar kendi görüşüne (yersiz olarak) itimat ettiğinden ve kendi cehaletini pek az tanıdığından ileri gelir. Böylece, bilmediği konularda yanılgıya düştüğü için, sürekli cahilliklerle başbaşa kalır ve (yeni) cahillikler arar; hakkı inkâr edip, cehalet içinde şaşırıp kalır; ilim talep etmekten böbürlenerek kaçınır.
Ey oğlum, vasiyetimi iyice anla ve nefsini, kendinle başkaları arasında bir tartı (ölçü) haline getir; kendin için sevdiğin, dilediğin şeyi başkaları için de sev, dile; kendin için istemediğin şeyi onlar için de isteme. Nasıl zulme uğramayı istemezsen, sen de kimseye zulmetme. Nasıl sana iyilik yapılmasını istiyorsan, sen de iyilik et. Başkasında çirkin bulduğun şeyi kendin için de çirkin bul. Diğerlerine davrandığın gibi onların da sana davranmasına razı ol. Bilmediğin şeyi söyleme; hatta bildiğin şeylerin de hepsini açığa vurma. Sana söylenmesini istemediğin şeyi, sen de başkalarına söyleme. Bil ki, kendini beğenmek, hakka ters düştüğü gibi aynı zamanda akılların da afetidir. Doğru yola hidayet edildin mi, Rabbine karşı daha da fazla eğil, huşu et.
Bil ki, önünde uzak mı uzak, çetin mi çetin, korkunç mu korkunç bir yol var; o yol için hazırlıklı olmaktan başka çaren yok. Gücün yettiği kadar azık al ve sırtındaki yükünü hafiflet. Gücünün üstünde olan yükü yüklenme. Yüklenirsen sana ağırlık verir, vebal getirir. Senin azığını yüklenecek ve muhtaç olduğunda sana geri verecek yoksul birisini buldun mu bunu ganimet bil. Durumun iyiyken senden borç isteyen bir kimseyi ganimet bil; ödeme vaktini de darlığa düştüğün zamana bırak.
Bil ki, önünde sarp bir geçit var; istesen de istemesen de o geçitten ya cennete doğru gideceksin ya da cehennemi boylayacaksın. Bu geçitte yükü hafif olanın hali, yükü ağır olandan çok daha iyidir; öyleyse konmadan önce kendine konak hazırla.
Bil ki, dünya ve ahiret hazineleri elinde olan, sana dua etmek için izin vermiş, icabet edeceğini de vaat etmiştir. O, dilediğini vermek için dilemeni emretmiştir; O şefkatlidir. Seninle kendi arasına bir tercüman koymamış, bir perde de çekmemiştir; seni, O nun katında şefaat edecek birisine dahi muhtaç etmemiştir. Kötü bir iş işlersen, tövbe etmekten men etmemiştir seni; pişmanlık duyup döndükten sonra kınamamıştır seni; azabını hemencecik göndererek cezalandırmamıştır seni. Rezalete yöneldiğin bir yerde seni rezil etmemiştir; işlediğin suç yüzünden seni eleştirip sıkıntıda bırakmamıştır. Rahmetinden de seni ümitsiz kılmamıştır; tövbeyi kabul etmekte de bir zorluk çıkarmamıştır; suçundan vazgeçmeni de hasene saymıştır; yaptığın bir kötülüğü bir günah saymış; işlediğin iyiliği ise on kat olarak hesaplamıştır. Tövbe kapısını ve işe yeniden başlamayı yüzüne açık bırakmıştır. İstediğin vakit (O´nu çağırdığında) sesini ve gizlice yalvarıp yakarmanı duyar. İhtiyacını O´na söylersin; gönlündekini O´na açarsın, dertlerini O´na dökersin; işlerinde O´ndan yardım dilersin; halktan gizli tuttuğun sırları O´na açıp söylersin. Hazinelerinin anahtarını senin eline vermiştir; o halde, istemede ısrar et; çünkü kendisinden dilemeye izin vermekle rahmet kapısını yüzüne açık bırakmıştır. Dilediğin vakit dua ile hazinelerinin kapılarını açarsın; öyleyse ısrarla iste; icabeti gecikirse de ümidini kesmemelisin; çünkü bağış isteğe göredir. Bazen istemenin (duanın) uzayıp, verilenin daha da artması için duanın icabeti geciktirilir. Bazen de bir şey istersin, verilmez; fakat hemencecik, yahut bir müddet sonra (bu dünyada veya ahirette) ondan daha hayırlısı verilir veya daha hayırlısını vermek için o istediğin şey verilmez, geciktirilir. Nice şeyler var ki, sen istersin onu; fakat verilirse dinin elden gider. O halde sana yararı dokunacak, güzelliği sana kalacak ve günahı senden giderecek şeyleri istemelisin. Mal sana kalmaz; sen de ebedi olarak mala sahip olamazsın. Çok yakın bir zamanda, Kerim olan Allah´ın affettiğinin dışında, yaptığın iyi veya kötü işin neticesini görürsün.
Bil ki, sen ahiret için yaratıldın, dünya için değil. Fenâ için var edildin, beka için değil. Ölüm için varsın, yaşamak için değil. Ansızın sökülüp atılacağın ahiret için azık toplaman gereken bir konakta ve ahirete varacak bir yoldasın. Sen kaçanın kurtulamayacağı, er geç bir gün gelip çatacağı ölüm için bir avsın; kötü bir işteyken, daha kendi kendine, o işten tövbe etmem gerekir, deyip dururken ölümün gelip, tövbeyle aranı açarak ansızın seni helak etmesinden kork.
Ey oğlum, ölümü çok an; birden bire ölümden sonra düşeceğin hali hatırla, onu hep gözünün önünde bulundur ki, silahını kuşandığın, kemerini bağladığın bir halde bulsun seni; ansızın gaflet halinde üst olmasın sana. Ahireti, onda olan nimetleri, şiddetli azaplarını çok an; çünkü bu, gönlünü dünyadan koparır ve onu senin gözünde küçültür.
Allah dünyayı sana tanıtmıştır. Dünya da kendi sıfatlarını sana bildirmiştir ve kötülüklerini açığa vurmuştur. Sakın dünya ehlinin dünyaya yapışıp köpek gibi ona saldırmaları aldatmasın seni. Zira dünya ehli, havlayan köpekler ve (av peşinde koşan) yırtıcı canavarlardır; (o leş için) birbirine hırlarlar, (birbirlerini ısırırlar,) güçlü olan zayıfı, büyüğü de küçüğünü yer. Dünya, kendi ehlini doğru yoldan saptırmış, körlük yoluna sürmüştür; gözlerini, doğru yolu görmesinler diye örtmüştür. Böylece dünyanın şaşkınlıklarında şaşırıp kalmışlar, fitnesinde gark olmuşlardır; onu kendilerine Rab edinmişler; o da onlarla oynamıştır. Böylece dünya ile oyalanıp ötesini unutmuşlardır.
Ey oğlum, dünya ayıplarının çirkinleştirdiği kimselerden olma sakın. Dünya ehlinin bir kısmı, ayakları bağlı; diğer bir kısmı da başı boş salıverilmiş hayvanlardırlar. Bunlar akıllarını yitirmişler; sarp bir vadide kendilerini sürüp götüren bir çobanı olmayan, afete uğramış hayvanlar örneği belirsiz bir yola düşüp gitmekteler. Hele azıcık bekle, karanlık (ölümün ulaşmasıyla) açılsın; güya (görüyorum) kervan gelmiş, koşanın da dönmesi beklenir.
Bil ki, bineği geceyle gündüz olan bir kişi, dursa bile götürülecektir. Allah, dünyanın yıkılmasından, ahiretin de mamur olmasından başka bir şey dilememiştir.
Oğlum, dünyada, Allah´ın senden ilgi göstermemeni dilediği şeylere karşı zahitlik yapıp gönlünü ondan çek; zaten dünya böyle bir amele layıktır. Eğer dünya hakkındaki nasihatimi kabullenmiyor isen, iyice bil ki dileğine ulaşamazsın, ecelinden kaçamazsın; sen, senden önce gidenlerin yolundasın. Öyleyse arzuları azalt; kazancı (amellerini) güzelleştir; çünkü nice istek ve arzular vardır ki eldekinden, avuçtakinden eder insanı; her arayan bulamadığı gibi orta yolu seçen bir kimse de muhtaç olmaz. Nefsini bütün aşağılıklardan üstün tut, seni arzulara doğru çekse bile; çünkü hiç bir şey izzeti nefsinden kaybettiğinin yerini tutamaz. Allah seni hür yaratmıştır, başkasına kul olma. Şerle ulaşılan hayır, hayır değildir. Güçlükle ulaşılan kolaylık da kolaylık değildir.
Tamah bineğinin seni harekete geçirmesinden sakın; çünkü o, seni helak suyunun başına götürür. Gücün yettikçe Allah´la arana bir nimet sahibi sokma (başkalarının sana minneti olmasın); çünkü sen, ancak kendi payını alacaksın, nasibine ulaşacaksın. Her şey O´ndan olmakla beraber, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah´tan gelen az, halktan gelen çoktan daha üstündür. Gerçi hiç bir şey O nunla kıyaslanamaz ama, eğer sultanların bağışını, alçak kimselerden istenilen bağışla ölçsen ve kıyas etsen göreceksin ki, onların az bağışı sana iftihar ve yüceliktir. Alçak kimselerden kopardığın çok şey ise sana bir ârdır (utançtır). İşinde orta halli ol ki, sonunda methedilesin. Dininden, ırzından en küçük bir şeyi bile hiç bir değer karşısında satmaya kalkışma. Gerçek aldanmış kimse, Allah´tan alması gereken payda aldanan kimsedir. Dünyadan sana geleni al, senden yüz çevireniyse terket. Bunu yapmazsan (en azından) talebinde güzel davran.
Dinini tehlikeye düşüreceğinden korktuğun kimseyle oturup kalkma; sultandan uzak dur; kendi kendine, ne zaman kötü bir şey görürsem ondan uzak olurum, diyerek şeytanın hile ve aldatmalarından emin olma. Çünkü senden önce helak olan Müslümanlar, kıyamete inandıkları halde, bu yoldan helake düştüler. Eğer onlara açıkça, ahiretini dünyaya sat, deseydin, asla kimse bunu kabul etmeye hazır olmazdı. Fakat şeytan bazen hile yoluyla az bir dünya malı sunarak insanı helake sürükler; Allah´ın rahmetinden ümidini kesip, mutlak bir ümitsizliğe salıverinceye kadar onu tedricen bir kötülükten diğer bir kötülüğe götürür; nihayet insan İslam ve ahkâmına olan muhalefetleri için çeşitli gerekçeler bulmaya koyulur. Eğer nefsin dünya sevgisi ve sultana yaklaşmakta ısrar eder de olgunlaşmanı sağlayan benim men ettiğim şeylere muhalefet eder isen, en azından dilini koru; çünkü sultanlara, öfkelendiklerinde güvenilmez; onların haberlerini sorma, işlerini araştırma, sırlarını açıp söyleme; onların işine çok karışma.
Susmaktan pişmanlık duyulmaz. Susmakla elden çıkanı telafi etmek, konuşmakla kaybolanı temin etmekten daha kolaydır. Kaptakini, ağzını sımsıkı bağlayarak muhafaza etmek ve elinde bulunanı korumak, başkasının elinde bulunanı istemekten, bence, daha hoştur.
Güvenilmeyen kimseden bir söz nakletme; sonra yalancı çıkarsın; yalancılıksa alçaklıktır. Yetecek kadar bir rızıkla tutarlı olmak, israfla harcanan çok maldan daha yeterli gelir sana. Olgunca bir ümitsizlik, insanlardan bir şey istemekten daha hayırlıdır. Herhangi bir meslekle (çalışıp kazanmakla) iffetli olmak, fisk-u fücurla mesrur olmaktan daha hayırlıdır. Herkes kendi sırrını daha güzel korur. Nice çok çalışan vardır ki, bu çalışma ona zarar verir. Kim çok söz söylerse sayıklar; kim düşünürse basirete erer. İnsanın saadetlerinden birisi de salih arkadaştır. Hayır sahipleriyle eş-dost ol ki, onlardan biri olasın. Kötülük ehlinden çekin ki, onlardan uzak olasın.
Kötü zan sana galip gelmesin; çünkü seninle dostunun arasında sulh-u sefayı baki bırakmaz. Bazen su-i zanna, ihtiyatlı olmaktır denilir; oysa su-i zan ne kötü bir yemektir. Zulmün en kötüsüyse zayıfa zulmetmektir. Kötü iş, ismi gibi kötüdür. Felakete (sevilmeyecek şeylere) boyun eğmek, kalbin zayıflığını gösterir. Yumuşaklığın sertlik sayıldığı yerde, sertlik de yumuşaklık olur. Çoğu zaman ilaç, dert ve hastalık olur; dert de ilaç ve derman olur. Olur ki, nasihatçi olmayan öğüt verir; kendisinden öğüt istenen de öğüt isteyeni aldatır. Arzulara kapılıp bel bağlamaktan sakın; çünkü onlara bel bağlamak, ahmaklığın sermayesidir; sahibini dünya ve ahiret hayrından alıkor. Ateşin odunla alevlendirilip saflaştırıldığı gibi, gönlünü edeple alevlendirerek saflaştır. Gece karanlığında odun toplayan veya selin oraya buraya sürüklediği çerçöp gibi olma. Nimete küfran etmek alçaklıktır; cahille düşüp kalkmak ise uğursuzluktur.
Akıl, tecrübeleri bellemek ve onları unutmamaktır. En hayırlı tecrübe, sana öğüt veren tecrübedir. Yumuşak ahlak, soyluluk ve büyüklüktendir. Fırsatı üzüntüye sebep olmadan değerlendir. Azim ve irade, ileri görüşlülüktendir. Gevşeklik mahrumiyete sebep olur. Her isteyen, isteğini elde edemez; her binen (gurbete giden) geri dönüp gelemez. Azığı zayi etmek fesattandır. Her işin bir sonu vardır. Nice az vardır ki, çoktan daha bereketlidir, daha verimlidir. Takdir edilen sana gelir ulaşır. Ticarete girişen tehlikeye atılmıştır. Kadri ve değeri olmayan yardımcıda hayır yoktur. İşini, hile ve aldatma üzerine kurma. Hikmet bulan yücelir, büyür. Anlamaya çalışanın ilmini çoğaltır. Hayır sahiplerini ziyaret etmek, kalpleri ihya eder. Zaman bineği sana ram olduğu (uyduğu) müddetçe onunla uzlaş ve ondan payını al. İnat bineğinin sana isyan etmesinden sakın. Günah işlediğinde onu tövbeyle hemencecik mahvet.
Seni emin bilene, o sana hıyanet etse bile, hıyanet etme; o senin sırrını açsa bile, sen onun sırrını açma. Az bir şeyi, çoğalması ümidiyle elden çıkarma. İstemene bak, nasip olan yetişir. (İhtiyaçtan) fazla olanı al; güzel bir şekilde ihsan et, bağışta bulun; halka güzel söz söyle. Şu söz ne de hikmetli, lafzı az ama manası çok: Kendin için sevdiğin şeyi halk için de sev, kendin için sevmediğin bir şeyi onlar için de sevme. Bir kimsenin hakkında acele davranırsan, çoğu zaman pişman olur veya ihsan edersin. (Pişmanlık veya ihsan etmenle sonuçlanan acele davranışlardan kaçın.)
Bil ki, verdiği söze bağlı kalmak ve haremini (ailesini) savunmak, asalet ve cömertliktendir. Yüz çevirmek nefret etmenin göstergesidir; çok mazeret getirmek de cimriliğin alâmetidir. Bazen güler bir yüzle kardeşinden (herhangi bir şeyi) esirgemen ona asık bir suratla bağışta bulunmandan daha iyidir. Sıla-i rahim (yakınlara iyilik etmek ve onları ziyaret etmek) cömertliktendir. Akrabalarınla ilişkiyi kestiğinde artık kim sana ümit edebilir veya senin ilişkine güvenebilir Bağışı esirgemek, ilişkiyi kesmenin bir göstergesidir.
Kardeşin senden ilişkisini kestiğinde onunla ilişki kurmaya, yüz çevirdiğinde lütufta ve ricada bulunmaya, cimrilik yaptığında bağışta bulunmaya, uzaklaştığında yakınlaşmaya, sert davrandığında yumuşak davranmaya, suç işlediğinde de sen onun kölesiymişsin, o da veli nimetinmiş gibi ondan özür dilemeye kendini zorla. Bu dediklerimi, yerinden başka bir yerde yapmaktan, yahut ehil olmayanlara bu çeşit muamele etmekten sakın.
Dostuna düşman olan bir kimseyle dostluk kurmaya çalışma; çünkü dostunla düşman olmuş olursun. Hile de yapma; çünkü bu alçak kimselerin ahlakıdır. İster hoşlansın, ister hoşlanmasın, sen kardeşinin hayrını iste. Her haliyle onunla yardımlaş, nereye giderse onunla beraber git, ağzına toprak serpse bile onu cezalandırmayı düşünme. Düşmanına erdem ve faziletle muamele et (bağışla onu), bu zafere ulaşmaya daha uygundur. Güzel ahlakla kendini halkın şerrinden kurtar. Öfkeni yut, sonuç bakımından bundan daha tatlı, bundan daha lezzetli bir yutma görmedim ben. Şüphe üzerine kardeşinle ilişkini kesme; gönlünü almaksızın ondan ayrılma. Sana sert davranana karşı yumuşak ol, belki o da yumuşar. İlişkiyi kurduktan sonra kesmek, kardeşlikten sonra cefa etmek, dostluktan sonra düşmanlık yapmak, güvenene hıyanet etmek, ümit edenin ümidini kesmek, itimat edene hile yapmak ne de kötüdür. Kardeşinden kopmaya mecbur kalırsan, kendinden onun yanında bir iyilik bırak ki, bir gün dönmek istediğinde rahatça dönebilesin. Senin hakkında iyi zan besleyenin zannını gerçekleştir. Aranızdaki dostluğa güvenerek kardeşinin hakkını zayi etme, çünkü hakkını zayi ettiğin kişi artık kardeşin değildir senin. Aile fertlerine karşı kötü kişi olma. Sana ilgi göstermeyene sen de ilgi gösterme. Sana gönül bağlayan ve yönelen kimse muaşeret etmeye layık olursa onu terketme.
Sakın kardeşinin ilişkiyi kesmekteki gücü, senin onunla ilişki kurmaktaki gücünden daha çok, kötülük yapmaktaki kuvveti senin ona iyi davranmaktaki kuvvetinden daha fazla, cimrilikteki gücü senin bağış ve cömertlikteki gücünden daha güçlü ve kusur etmekteki kudreti senin iyilik etmekteki gücünden daha ziyade görünmesin. Sana zulmedenin zulmü, gözünde büyümesin; zira o kendi zararına ve senin faydana çalışmaktadır. Seni sevindirene kötülük etmen, yerinde bir iş değildir. Rızık iki kısımdır, bir rızık var ki sen onu ararsın, bir rızık da var ki o seni arar, sen ona varmasan da o sana gelir.
Ey oğlum, şunu bil ki, zaman halden hale girmekte ve birçok hadiselerle doludur. Sakın kınamaları sert ve halkın nezdinde özürleri az olan kimselerden olma. İhtiyaç zamanında alçalmak, zenginlikte de azarlamak ne kötü huydur. Dünyadan nasibin, ahiretini bayındır ettiğin kadardır. Öyleyse yerinde infak et, başkalarına hazinedar olma. Eğer elinden çıkana hayıflanacaksan, sana ulaşmayan her şey için hayıflan dur. Henüz olmayan, gelip çatmayan şeyi olup bitenden anla; çünkü işler hep birbirine benzer. Hiç bir veli nimete nankörlük etme; çünkü nankörlük küfrün en alçak mertebelerindendir. Özür kabul eden ol. Tuzağa düşmedikçe ibret almayan, nasihatten faydalanmayanlardan olma. Çünkü akıllı kişi edeple öğütlenir; hayvanlarsa kötekle. Hakkını tanıyan kimsenin, ister büyük adam olsun, ister küçük, hakkını tanı.
Sabır ve (Allah´a) kesin iman ve güven ile dertleri kendinden uzaklaştır. Ilımlılığı bırakan sapar. Kanaat insan için güzel bir saadettir. İnsanın en kötü arkadaşlarından biri de hasettir. Ümitsizlikte tefrit (kusur) vardır (ümitsiz adam işten çok çabuk el çeker). Cimrilik kınanmaya yol açar. Eş, dost, soy-soptur. Dost, sen yokken dostluk şartını yerine getiren kimsedir; heva ve heves körlükle ortaktır (her ikisi de hakikati teşhis etmeye engeldir). Şaşkınken duraklamak (bir nevi) başarıdır. Yakin, üzüntüyü çok güzel gideren bir şeydir. Yalan söylemenin sonu, kınanmaktır. Selâmet (kurtuluş), doğruluktadır; yalan söylemenin sonucu, sonuçların en kötüsüdür. Nice uzak vardır ki yakından da yakındır; nice yakın da vardır ki, uzaktan da uzaktır.
Garip, dostu olmayan kimsedir. Kötü zanlı olup, dostlarını elinden çıkarma. Nefsini zararlı şeylerden koruyan, şifa bulur. Haktan çıkan, sıkıntıya düşer. Kendi haddini bilenin değeri baki kalır. İkramda bulunmak ne güzel bir huydur. Alçaklıkların en alçağı güçlü olduğunda zulüm etmektir. Hayâ (ar-edep), her güzel şeye bir vesiledir. Tutunacak en sağlam kulp, takvadır. Tutunacağın sebeplerin en kuvvetlisi, seninle Yüce Allah arasındaki sebeptir. Huzursuzluğunu gideren, seni minnet altına almıştır. Kınamakta aşırı gitmek, inatçılık ateşini körükler. Nice hastalar kurtulmuş ve nice sağlam (sıhhati yerinde) olanlar ölmüştür. Tamahın (ümidin) insanı helak ettiği yerde, ümitsizlik zaferdir. Her ayıp açılmaz, her fırsat ele geçmez. Görenin yoldan saptığı ve körün ise doğru yolu bulduğu çok olur. Her arayan bulacak ve her ihtiyat eden kurtulacak diye bir şey yoktur.
Kötülüğü daima geciktir; çünkü istediğin vakit onu yapmaya koşabilirsin. Sana ihsan edilmesini seviyorsan, başkalarına ihsan et. Kardeşine onda var olan her özelliğiyle tahammül et. Çok kınama; zira çok kınamak kin doğurur ve insanı nefret etmeye sürükler. Kabul etmesini ümit ettiğin kimseden, özür dile. Cahilden uzak kalmak, akıllıya yaklaşmakla eşittir. Sert davranmamak, keremdendir. Zamanıyle inatlaşan ve zıt giden helak olur. Kınanılan sinirlenir. İntikam alan, ne kadar da zulmedene yakındır. Hile yapan (ahdi bozan), vefasızlığa daha layıktır. İhtiyatlı davranan insan kayarsa kayması, çok şiddetli olur. Yalan söyleme hastalığı, hastalıkların en çirkinidir. Fesat (savurganlık), çok serveti yok eder; iktisatlı olmak, azı çoğaltır. Azlık (kimsesizlik veya yoksulluk), zillettir. Ana-babaya iyilik yapmak, karakterin yüceliğindendir. Kayma, acele etmekle beraberdir. Sonucu pişmanlık olan lezzette hayır yoktur. Akıllı kişi, tecrübelerden ibret alan kimsedir.
Hidayet, kalbin körlüğünü giderir. Dil aklın tercümanıdır. İhtilafla, itilaf (ülfet) olmaz. İyi komşuluk, komşunun halini sormaktır. Orta halli olan, helak olmaz. Zahit olan, fakir olmaz. İnsanı kendisine tanıtan onun batınıdır. Nice kimseler kendi kabrini kazıyor (ölüme doğru gidiyor). Güveni, ümitle değişme. Korkulan her şey zarar vermez. Nice şakalar vardır ki, ciddiye dönüşür. Zamandan emin olan, onun hıyanetine uğrar. Zamana böbürleneni (onun sünnet ve kurallarına uymayanı), zaman alçaltır. Zamana öfkelenen kendisini zelil ve yere sürülmüş görür. Ona sığınan ise yardımsız kalır. Her ok atanın oku hedefe varmaz. Buyruk sahibi değişti mi zaman da değişir. Aile fertlerinin en hayırlısı, sana yeterli olanıdır. Şaka kin doğurur. Nice aşırı istekleri olan vardır ki, amacına ulaşamaz.
Din için doğru bir yakin, baş mesabesindedir. İhlasın kemali, günahlardan çekinmektir. En güzel söz, amelin tasdik ettiği sözdür. Selâmet (kurtuluş), doğrulukla beraberdir. Dua, rahmetin anahtarıdır. Yola düşmeden arkadaşı, eve girmeden de komşuyu sor. Dünyayı göçüp gidilecek bir menzil bil. Sana karşı çıkana tahammül et. Özür dileyenin özrünü kabul et. Halkın suçlarını affetmeyi âdet edin. Kimseye sevmediği bir haberi ulaştırma. Kardeşine, sana isyan etse bile itaat et; ona yaklaş, senden kopsa bile. Kendini cömert olmaya alıştır. Her huyun en iyisini kendin için seç; çünkü hayır, bir âdettir. Başkalarından nakletsen bile çirkin ve güldüren bir söz söyleme. Hak senden alınmadan önce, kendin hakkı ver.
Sakın kadınlarla istişâre etme; onların reyleri zayıf, azimleri ise gevşektir. Onların (yabancılarla muaşeret etmelerini) önlemekle gözlerini (namahremlere) kapat. Zira hicap (örtü arkasında korunmaları), hem senin için hem de onlar için daha iyidir. Onların evden dışarı çıkmaları, güvenilmeyen kimseleri eve sokmandan daha kötü değildir. Onların senden başka bir kimseyi tanımamalarını başarabilirsen öyle yap. Onları aşacak bir işe koşturma. Bu onların hali için daha uygundur, onların huzurunu daha iyi korur, kalplerini daha çok rahatlatır, güzelliklerini daha da sürekli kılar. Çünkü kadın çiçektir (koklanır), kahraman değil. Kadını kendi yüceliğinden başka bir yüceliğe yüceltme; onu kendisinden başkasına şefaatçi etme; (böyle yaptığın takdirde) onun hedefi uğrunda sana buğzeder. Hanımlarla çok yalnız oturma; çünkü seni bıktırırlar, ya da senden bıkarlar. Tüm gücünü onlara karşı kullanma; çünkü seni güçlü gördükleri halde hatalarından geçmen, tüm gücünü kullanıp da zaafını görmelerinden daha iyidir. Kıskanılacak yerden başka kıskançlığa kalkışma; çünkü bu onların (kadınların) doğrusunu da eğriltebilir; fakat işlerini sağlama bağla (onları başı boş bırakma). Bir günah gördüğünde, ister küçük olsun, ister büyük, itirazda bulun; cezalandırmaktan sakın; zira günahı büyük, kınamayı ise küçük (değersiz) kılmış olursun.
Köleleri iyi terbiye et, onlara az sinirlen, günahları dışında onları çok kınama. Biri günah işlerse iyi bir şekilde vazgeç. Çünkü affetmek aklı olan kimse için dayak atmaktan daha etkilidir. Akıllı olmayan kimselere sataşma ve kısastan çekin. Onlardan her birini yapabileceği işle görevlendir ki, işleri birbirlerine bırakmasınlar (hizmetten kaçmasınlar). Akrabalarına iyilik et; çünkü onlar uçtuğun kanatların, döneceğin aslındır (kökündür); onlarla düşmana saldırırsın; onlar kıtlık günü azıktır; öyleyse onların iyilerine iyilik et; hastalarını ziyaret et; onların işlerine ortak ol; zorluklarında kolaylık göster. Bütün işlerinde Allah´tan yardım dile; zira O en yeterli yardımcıdır.
Seni dininde ve dünyanda Allah´a ısmarlıyorum. Dünyanda da, ahiretinde de O´ndan sana hayırlar dilerim. Allah´ın selamı ve rahmeti üzerine olsun.
|
|
|
Hz.İsa(a.s)´nın Öğütleri |
|
Yazar: RasitTunca - 07-28-2020, 08:11 AM - Forum: Büyüklerimizin Özlü Sözleri
- Yorum Yok
|
 |
Hz.İsa(a.s)´nın Öğütleri
HAZRET-İ İSA (A.S) IN İNCİLDE VE DİĞER YERLERDEKİ ÖĞÜTLERİ
Ne mutlu merhametli kimselere; onlar kıyamet günü rahmete nail olacak kimselerin ta kendileridir.
Ne mutlu halkı arasını ıslah eden (halkın arasını bulan) kimselere; onlar kıyamet günü Allah ın dergâhına yakın olan kimselerdir.
Ne mutlu kalpleri temiz olan kimselere; onlar kıyamet günü Allah ın nimetlerine kavuşurlar.
Ne mutlu dünyada alçak gönüllü kimselere; onlar kıyamet günü padişahlık tahtlarına sahip olurlar.
Ne mutlu yoksullara; gök melekutu onlar içindir.
Ne mutlu mahzunlara; onlar sevinecek kimselerdir.
Ne mutlu Alalh korkusundan açlık ve susuzluk çeken kimselere; onlar doyurulacak olan kimselerdir.
Ne mutlu hayır amel yapan ve Allah ın seçkinleri diye çağrılan kimselere.
Ne mutlu ruhları temiz olduğu için sövülen kimselere; gök melekutu onlar içindir.
Ne mutlu size; haset edildiğiniz, sövüldüğünüz ve hakkınızda her çeşit çirkin ve yalan söz söylendiği zaman. O zaman neşeli ve sevinçli olun. Çünkü sevabınız gökte çoğalmıştır.
Yine buyurmuştur ki: Ey kötü kullar, halkı zan yüzünden kınıyorsunuz, fakat kendinizi yakin için kınamıyorsunuz. (Ey dünya kulları, sizde olmayan şeylerin hakkınızda söylenmesini ve parmakla gösterilmenizi seviyorsunuz.)
Ey dünya kulları, (zahit görünmeniz için) başınızı tıraş ediyorsunuz, gömleklerinizi kısaltıyorsunuz ve başlarınızı aşağı eğiyorsunuz. Ama kin ve hasedi kalbinizden çıkarmıyorsunuz.
Ey dünya kulları, siz, dışarısına bakanı şaşırtan, içerisinde ise günahlarla dolu ölülerin kemikleri bulunan sıvalı kabirlere benziyorsunuz.
Ey dünya kulları, siz halkı aydınlatan, kendisini ise yakan çıralara benziyorsunuz.
Ey İsrâiloğulları, dizleriniz üzere sürünmeye mecbur olsanız bile alimlerin meclisini izdihamla doldurun. Çünkü Allah-u Teâla sağanak yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi ölü kalpleri de hikmet ışığıyla diriltir.
Ey Beni İsrâil, az konuşmak büyük bir hikmettir. Öyleyse susun. Çünkü susmak güzel bir rahatlık olduğu gibi suçun azalmasına ve günahın da hafiflemesine sebep olur. İlim kapısını sağlamlaştırın. İlmin kapısı sabırdır. Allah boş yere gülen, edep ve eğitim için bir yararı olmayan şeye doğru yürüyen kimseye buğzeder. Sürüsünden gafil olmayan bir çoban gibi kendi raiyyetinden gafil olmayan valiyi de sever. Açıkta insanlardan utandığınız gibi gizlide de Allah tan utanın. Bilin ki hikmetli söz mü minin yitik malıdır. Öyleyse hikmetli sözler elden çıkmadan onları alın. Hikmetli sözlerin elden çıkması da ravilerinin gitmesi (ölmesi) iledir.
Ey ilim sahibi, alimlere ilimleri için hürmet et ve onlarla tartışmayı terket. Cahilleri cehaletlerinden dolayı hakir say, ama onları kovma; onları kendine yaklaştır ve bilmedikleri şeyleri onlara öğret.
Ey ilim sahibi, bil ki şükründen aciz kaldığın her nimet, ona karşı ceza göreceğin günah mesabesindedir.
Ey ilim sahibi, tövbesinden aciz kaldığın her günah cezalanacağın azap gibidir.
Ey ilim sahibi, ne zaman seni saracağını bilmediğin gam ve üzüntülerin, ansızın saldırısından önce onlara karşı hazırlıklı ol.
Hz. İsa aleyhi s-selâm ashabına şöyle buyurdular: Söyleyin bakalım, eğer bir kimse kardeşinin yanından geçtiğinde onun avret mahallinin açıldığını görürse acaba o açılmayan tarafını da açar mı, yoksa açılmış olan yeri örter mi Ashab: Elbette onu örter dediler. Hz. İsa: Hayır, siz onun açılmayan tarafını da açarsınız buyurdular. Ashap, Hz. İsa nın sorusunun bir misal olduğunu anlayınca: Ey Ruhullah, bunu açıklayın dediler. Hz. İsa: Bu, kardeşinin ayıbını görüp onu gizlemeyen bir kimsenin misalidir buyurdular.
Hak olarak söylüyorum ki, öğrenmeniz için öğretiyorum; bencil olmanız için değil. Siz hoşlandıklarınızı terketmedikçe dileklerinize ulaşamazsınız ve sevmediğiniz şeylere karşı sabretmedikçe umduklarınızı elde edemezsiniz. Sakın (namehreme) bakmayın. Çünkü bu bakış, kalplere şehvet tohumu saçar ve bu da bakan kimseyi aldatmak için yeterli bir fitnedir. Ne mutlu bakışı kalbinde yer alan kalbi bakışında yer almayan kimseye. Halkın ayıplarına efendiler gibi değil, köleler gibi bakın. İnsanlar iki kısımdır: (Belalara) duçar olan ve afiyette olan. Çaresiz olana acıyın ve afiyete karşılık da Allah a şükredin.
Ey İsrâiloğulları, Allah tan utanmıyor musunuz Suyu çerçöpten arıtmadıkça onu rahatlıkla içemiyorsunuz. Ama fil büyüklüğündeki haram maldan çekinmiyorsunuz. Tevrat ta size söylenen şu sözleri duymamış mısınız Akrabalarınıza sıla-i rahimde bulunun, onlara iyilik yapın. Ben de şöyle diyorum: İlişkisini kesenle ilişki kurun. Esirgeyene bağışta bulunun. Kötülük yapana iyilik edin. Sövene selam verin. Sizinle münaza edene insaflı davranın. Zülmedeni affedin; nitekim siz de kötülüklerinizin affedilmesini istiyorsunuz. Öyleyse Allah ın sizi affetmesinden ibret alın. Güneşinin iyi ve kötülere ışık saçtığını, yağmurunun salih ve suçlulara yağdığını görmüyor musunuz Eğer sizi sevenlerden başkasını sevmezseniz, iyilik edenlerden başkasına iyilikte bulunmaz ve bağışta bulunanlardan başkasına bağışta bulunmazsanız o zaman sizin diğer kimselere karşı ne üstünlüğünüz olabilir Bu işi, fazilet ve aklı olmayan sefih kimseler de yapıyor. Ama Allah ın dostu ve seçkin kulu olmak istiyorsanız, kötülük edene iyilik edin. Size zülmedenin suçundan geçin. Sizden yüz çevirene selam verin. Sözümü dinleyin. Vasiyetimi koruyun; alim ve fakih olmanız için tavsiyelerime riayet edin.
Hak olarak söylüyorum ki, kalpleriniz, hazinelerinizin olduğu yere yönelir; işte bunun içindir ki insanlar mallarını seviyor ve nefisleri onları arzuluyor. Öyleyse hazinelerinizi, güvenin yiyemeyeceği ve hırsızın çalamayacağı gökte biriktirin.
Hak olarak söylüyorum ki, bir kul iki efendiye hizmet edemez, zorunlu olarak birini diğerine tercih edecektir. İşte böylece siz hem Allah, hem de dünya sevgisine bir arada sahip olamazsınız.
Hak olarak söylüyorum ki, insanların en kötüsü, dünyayı ilmine tercih eden, onu seven, onu talep eden ve bu talebinde gayret gösteren alimdir. Öyle ki insanları şaşkınlıkta bırakmayı başarabilse onu da mutlaka yapar. Güneşin bu aydınlatan ışığı, kör adamın gören gözü olmadıktan sonra neye yarar Böylece bu alimin de ilmi, onunla amel etmedikten sonra neye yarar Ağaçların meyveleri ne kadar da çoktur. Fakat hepsi yararlı olmaz ve yenilmez. Alimler de çoktur; fakat hepsi ilminden yararlanamıyor. Yeryüzü ne kadar da geniştir, ama her yerinde yerleşim imkanı bulunmamaktadır. Konuşanlar da çoktur; fakat hepsinin sözleri tasdik edilmez. Öyleyse yünlü elbise giyip de hatalarını sahtekârlıkla gizlemek için başlarını aşağıya eğen, kurdun bakışı gibi kaşları altından bakan ve sözleri amellerine ters düşen yalancı alimlerden kendinizi koruyun. Topalaktan (bir çeşit ağaç) üzüm ve Ebucehil karpuzunun dalından da incir toplamak mümkün müdür Böylece yalancı alimin sözü de batıl ve yalandan başka bir eser bırakmaz. Her konuşan da doğru konuşmaz.
Hak olarak söylüyorum ki, ekin, yumuşak (ve düz) yerde biter, kayanın üzerinde değil. Böylece hikmet de mütevazı olan kimsenin kalbinde gelişir; serkeş ve kibirli kimsenin kalbinde değil. Bilmiyor musunuz ki, kim başını dik tutarsa tavan başını yarar; kim de başını aşağı eğerse onun gölgesinden yararlanır. Böylece kim Allah için tevazu etmezse Allah onu alçaltır; kim de Allah için tevazu ederse Allah onu yüceltir. Balın her tulumda salim kalmaması gibi hikmet de her kalpte gelişmez. Tulum delinmediği, kuruyup bozulmadığı müddetçe bal için bir kab olabilir. Böylece kalpler de, şehvetler onu delmediği, tamah onu kirletmediği ve nimet onu katılaştırmadığı sürece hikmet için bir yer olabilir.
Hak olarak söylüyorum ki, bir evde yangın çıkarsa o yangın evden eve sirayet ederek birçok evi yakar kül eder. Ama yangın çıkan ilk eve yetişilir ve o ev temelden tahrip edilirse o zaman ateş, yakacak bir yer bulamaz. İlk zalim de böyledir, önü alınırsa artık ondan sonra halkın kendisine uyacağı zalim bir imam bulunmaz. Nitekim ateş, ilk evde odun ve tahta bulamazsa o zaman hiç bir şeyi yakmaz.
Hak olarak söylüyorum ki, kim bir yılanın, kardeşini sokmak için onu hedef aldığını görüp de kardeşini ikaz etmez yılan da onu öldürürse, onun ölümünde ortak olmaktan beri olamaz. Böylece kim de kardeşinin günah işlediğini görür de onu o günahın sonucundan korkutmaz ve o adamı günah sararsa, onun suçuna ortak olmaktan güven içerisinde olamaz. Kim bir zalimi zulmünden vazgeçirmeye gücü yeter de onu vazgeçirmezse o zulmü işleyen kimse gibi olur. Zalim nasıl korkar Oysa ki sizin aranızda güven içinde yaşamaktadır. Nehyedilmiyor; itirazda bulunulmuyor ve önü alınmıyor. (Sizin bu gevşeklik ve sorumsuzluğunuzu gördükleri halde) neden zulümlerinden vazgeçsinler ve azmasınlar ki Sizden herhangi birinizin: Ben zülmetmiyorum, zülmetmek isteyen etsin demesi ve zulmü görüp önünü almaması acaba yeterli midir Eğer dediğiniz gibi olsaydı o zaman neden zalimlere azap indiğinde, onların yaptığı işi yapmadığınız halde sizler de onlarla beraber cezalandırılıyorsunuz
Yazıklar olsun size ey kötü kullar, Allah ın kıyamet gününün korkusundan size güvence vermesini nasıl ümit ediyorsunuz oysa ki siz Allah a itaatte halktan korkuyorsunuz, O na karşı itaatsizlik etmekle onlara itaat ediyorsunuz ve Allah ın ahdine aykırı olarak halk ile olan ahitlerinizi yerine getiriyorsunuz.
Hak olarak söylüyorum ki, Allah-u Teâla, kulları rabb edinen kimseleri, kıyamet gününün korkusundan emin kılmaz.
Yazıklar olsun size ey kötü kullar! Hakir dünya ve geçici şehvetler için cennet mülkü hakkında kusur edip kıyamet gününün vahşetini unutuyor musunuz
Yazıklar olsun size ey dünya kulları, zevale uğrayan nimet ve kısa bir hayat için Allah tan kaçıyorsunuz ve O´na kavuşmaktan hoşlanmıyorsunuz. Allah ın huzuruna çıkmaktan hoşlanmadığınız halde Allah sizi huzuruna kabul etmeyi nasıl sever
Allah kendisiyle görüşmeyi seven kimse ile görüşmeyi sever ve kendisiyle görüşmekten hoşlanmayan kimseyle görüşmek istemez. Siz nasıl sadece kendinizi Allah ın dostu sanıyorsunuz Oysa ki siz ölümden kaçıyorsunuz ve dünyaya sarılıyorsunuz. Ölünün kafûrunun güzel kokusu ve kefeninin beyazlığı ona hiç bir yarar sağlamayıp hepsi toprak altında kalacağı gibi, nazarınızda güzel ve süslü görünen dünya güzellikleri de size fayda vermeyecektir; (çünkü) bunların hepsi zevale mahkumdur. Bedenlerinizin tertemiz ve renklerinizin de açık ve parlak olması size ne fayda sağlar Oysa, ölüme doğru gidiyorsunuz, toprakta unutulup kalacaksınız ve kabrin karanlığına gömüleceksiniz.
Ey dünya kulları, yazıklar olsun size, güneş ışığı altındayken çerağ taşıyorsunuz; oysa ki güneşin ışığı size yeter. Karanlıkta ise çerağın ışığından yararlanmayı terkediyorsunuz, oysa ki çerağ bunun için yapılmıştır. Böylece ilim ışığından da dünya işleri için faydalanıyorsunuz. Oysa dünyadan size ulaşacak pay bellidir. Ama ahiret işlerinde ilimden faydalanmıyorsunuz; oysa size ilim bunun için verilmiştir. Ahiret haktır diyorsunuz; oysa ki siz dünyayı düzene koyuyorsunuz. Ölüm haktır diyorsunuz; oysa ki siz ondan kaçıyorsunuz. Allah duyuyor, görüyor diyorsunuz; ama amellerinizi yazmasından korkmuyorsunuz. Duyan bir kimse sizi nasıl tasdik eder Bilmeyerek yalan söyleyen kimsenin, bilerek yalan söyleyen kimseden mezareti daha çoktur. Gerçi hiç bir yalana özür yoktur.
Hak olarak söylüyorum ki, binek binilmediğinde ve çalıştırılıp uysallaştırılmadığında inatlaşır ve huyu değişir. Böylece kalpler de ölümü anmakla yumuşatılmadığında ve sürekli yapılan ibadetlerle yorulup zahmete düşürülmediğinde sert ve katı olur. İçerisi karanlık ve ürkütücü olan bir evin damında lamba yakmanın faydası olmadığı gibi ilim ışığının ağızlarınızda olmasının, kalplerinizin o ışıktan yoksun olduğu bir halde size bir faydası olmaz. Öyleyse karanlık evlerinize doğru koşup onları aydınlatın. Böylece katı kalplerinizi de, günahlar onları paslatmadan ve taştan daha sert bir hale getirmeden önce çabukça hikmetle yumuşatın. Ağır yükleri taşımaya yardımcı aramayan kişi, onları taşımaya nasıl güç yetirir. Allah tan mağfiret dilemeyen kimsenin günahları nasıl dökülebilir Elbisesini yıkamayan kimsenin elbisesi nasıl temiz olabilir Günahları (tövbe ile) gidermeyen kimse onlardan nasıl kurtulabilir Gemisiz denizden geçen kimse, boğulmaktan nasıl kurtulabilir Çaba ve gayret göstererek çare yolu aramayan kimse, dünya fitnelerinden nasıl kurtulabilir Kılavuzsuz yolculuk yapan kimse maksada nasıl ulaşabilir Dinin nişanelerini görmeyen kimse, cennete nasıl gidebilir Allah a itaat etmeyen kimse, onun rızasına nasıl ulaşabilir Aynaya bakmayan kimse, yüzünün ayıbını nasıl görebilir Malından bir kısmını dostuna bağışlamayan kimse dostunun muhabbetine nasıl karşılık verebilir Allah ın verdiği rızıktan bir miktarını O na borç vermeyen kimse, Rabbinin sevgisini nasıl kâmil kılabilir
Hak olarak söylüyorum ki, bir geminin denizde gark olması denize bir noksanlık getirmediği ve ona bir zarar vermediği gibi sizin Allah a karşı yaptığınız günahlar da O´na en küçük bir noksanlık ve en ufak bir zarar vermez. Aksine kendinize zarar verir ve kendinizi noksanlaştırırsınız. Güneşin ışığı, istifade edenlerin çok olmasıyla eksilmez. Canlılar onun ışığı vesilesiyle yaşayıp hayatlarını sürdürüyorlar. Allah-u Teâla nın hazinesi de size çok bağışta bulunmak ve rızık vermekle eksilmez; insanlar O nun rızkıyla yaşamaktalar. Allah, şükredenin rızkını çoğaltır. Şüphesiz O, şakir (şükrü kabul eden) ve alimdir.
Yazıklar olsun size, ey kötü işçiler, işinizin karşılığını alıyorsunuz, rızkı yiyorsunuz, elbiseyi giyiyorsunuz, evler yapıyorsunuz; fakat size iş verenin işini bozuyorsunuz. Çok geçmeden işin sahibi sizi isteyecek; bozduğunuz işe bakacak, sizi aşağılatıcı bir azaba uğratacak ve boyunlarınızın kökten kesilmesini, ellerinizin eklemlerinden ayrılmasını ve daha sonra bedenlerinizin yeryüzünde sürüklenmesini emredecektir. Sonra da bedenleriniz, takvalılara öğüt, zalimlere de ibret olsun diye yolun ortasında bırakılacaktır.
Ey kötü alimler yazıklar olsun size, ölümün şimdilik sizi yakalamadığından dolayı ertelendiğini sanmayın; ölüm o kadar yakın ki sanki ölüm ulaşıp sizi göç ettirmiştir bile. Öyleyse şimdiden, hak olan daveti kulaklarınıza yerleştirin; kendi halinize ve günahlarınıza ağlayın; gerekeni hazırlayın; hazırlığınızı yapın ve tövbe ederek Rabbinize doğru yönelin.
Hak olarak söylüyorum ki, hastanın acının şiddetinden dolayı, lezzetli bir yemeğin tadını alamaması gibi dünyaya sahip olan kimse de mal sevgisinden dolayı ibadetin tadını alamaz. Hasta adam, şifa verici ilaçların vasfını bir tabipten duymakla haz duyar; ama ilaçların acılığını hatırladığında ilaç kullanarak şifa bulma arzusu nazarında kararır; dünya ehli kimseler de dünyanın çeşitli güzelliklerinden tat alırlar, ama ölümün ansız saldırısını hatırlamaları onların yaşantılarını karartıp mahveder.
Hak olarak söylüyorum ki, bütün insanlar yıldızlara bakıyorlar, fakat yalnızca onların rotasını ve menzillerini tanıyan kimseler onlar vasıtasıyla (karanlık gecelerde) kendi yollarını bulabilirler; sizler de hikmet öğreniyorsunuz, ama yanlızca onunla amel eden kimseler hidayete kavuşabilirler.
Ey dünya kulları, yazıklar olsun size, buğdayın tadını almak, hoş ve hazımlı olması için onu (çerçöpten) temizleyip dövüyorsunuz. İmanın da tadını almak ve size fayda vermesi için onu halis etmeniz gerekir.
Hak olarak söylüyorum ki, eğer karanlık gecede katran yağıyla yanan bir çerağ bulursanız mutlaka onun ışığından yararlanırsınız; onun kötü kokusu sizi ondan yararlanmaktan menetmez. Böylece hikmeti de kimde bulursanız alın. Onun o hikmete rağbetsiz kalması onu almanıza engel olmasın.
Ey dünyaya tapanlar, yazıklar olsun size, sizler ne hekimler gibi düşünüyorsunuz, ne akıllılar gibi anlıyorsunuz, ne alimler gibi biliyorsunuz, ne kötülüklerden çekinen kullar gibisiniz ve ne de değerli hür kişilere benziyorsunuz. Çok geçmeden dünya sizi kökten kazıyacak ve sizi yüz üstü yere serecektir. Daha sonra günahlarınız, saçlarınızdan tutarak sizi sürükleyecek, (kendisiyle amel etmediğiniz) ilim de arkanızdan sizi itecek; çıplak, tek ve tenha olarak sizi, ceza veren sultana teslim edeceklerdir ve O, kötü amelleriniz karşılığında sizi cezalandıracaktır.
Yazıklar olsun size ey dünya kulları, acaba ilim vesilesiyle bütün mahlukata egemen olmadınız mı (Ama) o ilmi uzağa atıp onunla amel etmediniz; dünyaya yöneldiniz; dünya için hükmediyorsunuz; onun için hazırlık görüyorsunuz; onu (ahirete) tercih ediyorsunuz; onu bayındır kılıyorsunuz; artık ne zamana kadar dünyaya yöneleceksiniz Allah ın sizin vücudunuzda hiç payı yok mudur
Hak olarak söylüyorum ki, sevdiğiniz şeyleri terketmedikçe ahirette şeref kazanamazsınız. Tövbe etmek için yarını beklemeyin. Çünkü yarının önünde bir gece ve bir gündüz vardır; bu arada Allah ın kaza ve kaderi caridir (geçerlidir).
Hak olarak söylüyorum ki, küçük günahlar Şeytan ın tuzaklarındandır. Onları sizin nazarınızda pek küçük gösteriyor; derken o günahlar toplanıp çoğalır ve sizi kuşatıverir.
Hak olarak söylüyorum ki, yalanla methetmek ve din hususunda kendini övmek, bilinen bütün şerlerin başı olduğu gibi dünya sevgisi de her hatanın kaynağıdır.
Hak olarak söylüyorum ki, ahiret şerefine ulaşmak ve dünya olaylarına karşı kendini koruyabilmek için her zaman kılınan namazdan daha iyi hiçbir şey yoktur ve hiçbir şey namaz gibi insanı Allah a yaklaştıramaz; öyleyse sürekli olarak namaz kılın; namaz, insanı Allah a yakınlaştıran her salih amelden Allah a daha yakın ve O´nun katında her şeyden daha sevimlidir.
Hak olarak söylüyorum ki, sözle, eylemle veya kinle intikam almayan mazlumun her ameli göklerde (melekut aleminde) çok büyüktür. Sizlerden hanginiz, ismi karanlık olan bir nur veya ismi nur olan bir karanlık görmüştür Böylece hiç bir kul da mü min olduğu halde kâfir, ahirete rağbet ettiği halde de dünyayı tercih eden olamaz. Acaba arpa eken buğday, buğday eken de arpa biçer mi Böylece her kul, dünyada ektiği şeyi ahirette biçer ve yaptığı her amelin karşılığını orada görür.
Hak olarak söylüyorum ki, insanlar hikmet konusunda iki kısımdır: Bir kısmı onu sözüyle sağlamlaştırır, kötü ameliyle zayi eder; diğeri ise sözüyle sağlamlaştırır, ameliyle tasdik eder; bunların arasında oldukça fark vardır. Öyleyse ilmiyle amel eden alimlere ne mutlu ve ilmiyle amel etmeyip de sadece dilde alim olanlara da yazıklar olsun.
Hak olarak söylüyorum ki, kim ekinini, sürekli her tarafı saran zararlı otlardan temizlemezse, zararlı otlar o ekini yok eder. Kim de dünya sevgisini kalbinden çıkarmazsa bu sevgi onu öyle sarar ki artık ahiret muhabbetinin tadını alamaz.
Ey dünya kulları, yazıklar olsun size, Rabbinizin camilerini bedenlerinize zindan edinin (sürekli camilerde bulunun), kalplerinizi takva evleri yapın ve onları şehvetlere mesken kılmayın.
Hak olarak söylüyorum ki, belaya daha çok tahammülsüz olanınız, dünyayı daha çok seveninizdir. Belaya karşı daha çok sabırlı olanınız da dünyada daha zahid olanınızdır.
Ey kötü alimler, yazıklar olsun size, siz Allah ın dirilttiği ölüler değil miydiniz Sizi dirilttiğinde tekrar öldünüz. Yazıklar olsun size, siz Allah ın ilim öğrettiği cahiller değil miydiniz Size ilim öğrettiğinde onu unuttunuz. Yazıklar olsun size, siz Allah ın fakih kıldığı bilgisizler değil miydiniz Sizi fakih kıldığında cahil oldunuz. Yazıklar olsun size, siz Allah ın hidayet ettiği sapıklar değil miydiniz Sizi hidayet ettiğinde tekrar sapıklığa düştünüz. Yazıklar olsun size, siz Allah ın görme kudreti verdiği körler değil miydiniz Size görme kudreti verdiğinde tekrar kör oldunuz. Yazıklar olsun size, siz Allah ın duyma gücü verdiği sağırlar değil miydiniz Size duyma gücü verdiğinde tekrar sağır oldunuz. Yazıklar olsun size, siz Allah ın konuşma gücü verdiği dilsizler değil miydiniz Size konuşma gücü verdiğinde tekrar dilsiz oldunuz. Yazıklar olsun size, siz (Allah tan) zafer dilemiyor muydunuz Size zafer nasip ettiğinde tekrar geriye döndünüz. Yazıklar olsun size, siz Allah ın aziz kıldığı zeliller değil miydiniz Aziz olduğunuzda, tecavüz ve isyan ettiniz. Yazıklar olsun size, siz Allah ın yardım ettiği ve düşmanların saldırısından korkan yeryüzündeki mustaz aflar değil miydiniz Size yardım ettiğinde kibirlendiniz, zulüm ve isyan ettiniz. Öyleyse kıyamet gününün zilletinden dolayı size yazıklar olsun; o gün, sizi nasıl da hakir edecektir.
Ey kötü alimler, yazıklar olsun size, siz mülhitlerin amelini yapıyor, varislerin (cennet ehlinin) arzularını arzuluyor ve ateşe atılmayacağına dair güvencesi olan kimse gibi huzur buluyorsunuz. Halbuki Allah ın işi, sizin dileğinize uygun değildir. Sizler ölüm için türüyor, harap olmak için yapıyor, bayındır kılıyor ve varisler için de toplayıp hazırlıyorsunuz.
Hak olarak söylüyorum ki, Musa aleyhi s-selâm size Allah a yalan yere yemin etmeyin diye emrediyordu; ben de: Allah a ne yalan ve ne de doğru olarak yemin etmeyin fakat hayır veya evet deyin diyorum. Ey İsrâiloğulları, çöl baklagilleri ve arpa ekmeği yeyin; buğday ekmeğinden sakının. Çünkü ben onun şükrünü yerine getirememenizden korkuyorum.
Hak olarak söylüyorum ki, insanların bazıları sıhhatli, bazıları da belaya düçardır; öyleyse Allah a, verdiği sıhhat işin şükredin ve belaya uğrayanlara acıyın.
Hak olarak söylüyorum ki, söylediğiniz her çirkin kelimenin cevabını kıyamet gününde alacaksınız.
Ey kötü kullar, kim kurbanlığı boğazlamaya hazırlandığında kardeşinin kendisine öfkelendiğini anlarsa, kurbanlığı bırakmalı, gidip kardeşini memnun etmeli ve daha sonra dönüp kurbanlığı boğazlamalıdır.
Ey kötü kullar, herhangi birinizin gömleği alınırsa, abasını da onunla beraber versin. Herhangi birinizin sağ yüzüne tokat atılırsa, sol yüzünü de çevirsin. Herhangi birisi size zorla bir mil (üç fersah) mesafeti miktarınca yük yükletip çalıştırırsa, bir mil daha onunla beraber gitsin.[1]
Hak olarak söylüyorum ki, dışı sağlam, içi ise bozuk olan beden neye yarar ki Kalpleriniz bozuk olduğu halde bedenleriniz ne kadar hoşunuza gitse de hiçbir faydası olmaz. Kalpleriniz kirli olduğu halde bedenlerinizi temizlemeniz ne yarar sağlar ki
Hak olarak söylüyorum ki, yumuşak unu geçiren ve kepeği tutan elek gibi olmayın. Böylece siz, hikmeti ağzınızdan çıkarıyorsunuz, ama kin kalbinizde baki kalıyor.
Hak olarak söylüyorum ki, ilk önce şerri terkedin, daha sonra fayda vermesi için hayrı talep edin. Hayırla şerri bir araya topladığınızda, hayrın size bir yararı olmaz.
Hak olarak söylüyorum ki, nehire dalanın elbisesi ne kadar çaba gösterirse göstersin mutlaka ıslanır. Böylece dünyayı seven kimse de günahlardan kurtulamaz.
Hak olarak söylüyorum ki, ne mutlu gece uyumayıp ibadetle meşgul olanlara; onlar ebedi bir nura sahip olan kimselerdir. Çünkü onlar gecenin karanlıklarında ibadetgâhda ibadet için ayağa kalkıyorlar ve Rablerine yarının (kıyamet gününün) zorluğundan kendilerini kurtarması için yalvarıp yakarıyorlar.
Hak olarak söylüyorum ki, dünya bir tarla olarak yaratılmıştır, kullar orada tatlı, acı, şer ve hayır ekerler; iyi ekinin hesap günü yararlı bir neticesi olur, şer ekinin de biçme günü zorluk ve meşakkati olur.
Hak olarak söylüyorum ki, hekim, cahil ile, cahil de heva ve hevesiyle denenir. Ağzınızdan câiz olmayan çirkin sözlerin çıkmaması için onu mühürlemenizi tavsiye ediyorum.
Hak olarak söylüyorum ki, sevmediğiniz şeylere sabretmedikçe umduğunuza ulaşamazsınız; hoşlandığınız şeyleri terketmedikçe de dilediğiniz şeylere erişemezsiniz.
Hak olarak söylüyorum ki, ey dünya kulları, dünya isteklerini azaltmayan, rağbetini ondan kesmeyen kimse ahireti nasıl idrak edebilir
Hak olarak söylüyorum ki, ey dünya kulları, sizler ne dünyayı seviyorsunuz ve ne de ahireti. Eğer dünyayı sevseydiniz ona ulaşmaya vesile olan işe değer verirdiniz ve ahireti sevseydiniz onu ümit eden kimselerin amelini yapardınız.
Hak olarak söylüyorum ki, ey dünya kulları, sizlerden bazıları arkadaşından zan üzerine nefret ediyor, fakat kendi nefsinden yakin üzerine nefret etmiyor.
Hak olarak söylüyorum ki, sizlerden bazıları, bazı ayıpları söylendiğinde kızıyor, oysa onlar bir gerçektir. Ama kendisinde olmayan bir şeyle medhedildiğinde ise seviniyor.
Hak olarak söylüyorum ki, şeytanların ruhları, kalplerinizde yaşadıkları gibi hiçbir yerde uzun süre yaşamamışlardır. Allah, dünyayı ahiret için çalışmanızdan dolayı size vermiştir; sizi ahiretten alıkoyması için değil. Allah dünyayı ibadetinize yardımcı olması için size yayıp açmıştır; günah işlemenize yardımcı olması için değil. Dünyada kendisine itaat etmeyi size emretmiştir, isyan etmeyi değil; onu size helâle ulaşma vesilesi kılmıştır, harama değil. Onu birbirinizle ilişki kurmanız için yaymıştır, ilişkiyi kesmeniz için değil.
Hak olarak söylüyorum ki, sevaba ulaşmayı herkes arzu eder, ama yalnız amel eden kimse ona ulaşır.
Hak olarak söylüyorum ki, ağacın, güzel meyvesi olmadıkça kâmil olmayacağı gibi din de günahlardan kaçınmadıkça kemâla erişmez.
Hak olarak söylüyorum ki, ziraat, ancak toprak ve suyla hasıl olur; iman da ancak ilim ve amelle doğrulur.
Hak olarak söylüyorum ki, suyun ateşi söndürdüğü gibi hilim de gazabı söndürür.
Hak olarak söylüyorum ki, suyla ateş bir kapta toplanamadığı gibi fıkıh ve körlük de bir kalpte toplanmaz.
Hak olarak söylüyorum ki, bulutsuz yağmur yağmaz; temiz bir kalp olmadıkça da Allah ın rızası olan bir iş yapılmaz.
Hak olarak söylüyorum ki, her şey aydınlığını güneşten aldığı gibi, kalp de hikmetle nur kazanır. Takva da her hikmetin başıdır. Hak her hayrın kapısıdır; Allah ın rahmeti de her hakkın kapısıdır; bu kapıların anahtarı da dua, yalvarıp yakarmak ve amel etmektir. Anahtar olmaksızın kapı nasıl açılabilir
Hak olarak söylüyorum ki, hekim bir adam sevmediği bir ağacı ekmez ve sevmediği bir ata binmez; mü min bir alim de Rabbinin sevmediği bir işi yapmaz.
Hak olarak söylüyorum ki, saykal, kılıcı düzeltip cilaladığı gibi hikmet de kalbi cilalar, aydınlatır. Hikmet hekimin kalbinde, ölü topraktaki su gibidir; suyun, ölü toprağı diriltmesi gibi hikmet de kalbi diriltir. Hikmet hekimin kalbinde, karanlıktaki bir ışığa benzer ki hekim onun ışığıyla halk arasında yürür.
Hak olarak söylüyorum ki, dağların tepesinden taş taşımak, sözünü anlamayan kimseyle konuşmaktan daha iyidir; (böyle bir adam) taşı, yumuşaması için suya koyan veya ölüler için yemek yapan kimseye benzer. Ne mutlu gereksiz sözlerinin önünü, Rabbinin gazabına sebep olacağı korkusuyla alan, anlayacağı sözden başka bir şey söylemeyen ve ameli kendisine belirlenmeyinceye kadar da hiç kimsenin sözüne gıpta etmeyen kişiye. Ne mutlu bilmediğini alimlerden öğrenen ve öğrendiğini de cahillere öğreten kimseye. Ne mutlu, alimlere ilimlerinden dolayı saygı gösteren, onlarla tartışmayan, cahilleri cehaletlerinden dolayı küçük gören, fakat onları kendisinden kovmayan, onları kendi yanına çağıran ve bilmedikleri şeyleri onlara öğreten kimseye.
Hak olarak söylüyorum ki, ey Havariler, bugün siz, halk arasında ölülerin arasındaki diriler gibisiniz; öyleyse (bu) dirilerin ölümüyle ölmeyin.
Yine Hz. İsa aleyhi s-selâm, Allah-u Tebareke ve Teâla nın şöyle buyurduğunu söylemiştir: Mü min kulum, dünyayı kendisinden aldığımda mahzun oluyor; halbuki bu durumda bana her zamankinden daha sevimli ve daha yakındır. Dünyada, ona bolluk ve genişlik verdiğimde ise seviniyor; halbuki bu durumda benim indimde her zamankinden daha kötüdür ve bu durumda benden daha uzaktır.
|
|
|
Halid-i Bağdadi Hazretlerinin Yüce Allah´a Yakardığı Şiiri |
|
Yazar: RasitTunca - 07-28-2020, 07:50 AM - Forum: Büyüklerimizin Özlü Sözleri
- Yorum Yok
|
 |
Halid-i Bağdadi Hazretlerinin Yüce Allah´a Yakardığı Şiiri
Server-i âlem sana âşık olup da, yanarım!
Her nerede olsam o güzel cemâlin ararım.
Kâbe kavseyn tahtının sultânı sen, ben hiçim.
Misâfirinim dememi saygısızlık sayarım.
Her şey cihânda senin şerefine yaratıldı,
Rahmetin bana da yağsa, o ân olur bahârım.
Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler dirilttin,
Sonsuz merhametine, sığınıp, kapın çaldım.
İyilik kaynağısın dermanlar deryâsısın!
Bir damla lütfet bana, derde devâsız kaldım.
Herkes gelir Mekke´ye, Kâbe, Safâ, Merve´ye,
Ben ise senin için, dağlar tepeler aştım.
Saâdet tâcı giydirildi, rüyâda başıma,
Ayağın toprağı serpildi yüzüme sanarım.
Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
Şiirlerin arasından, şu beyti seçtim aldım:
"Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
Bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım."
Ey günahlılar sığınağı, sana sığınmaya geldim!
Çok kabahatler işledim, sana yalvarmaya geldim!
Karanlık yerlere saptım, bataklıklara saplandım,
Doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim.
Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
Uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim.
Derdlilere tabîbsin, ben ise gönül hastası,
Kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim.
Cömerdlerin kapısına, bir şey götürmek hatâdır.
Basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim.
Günahlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
Bu yükden ve siyâhlıkdan, tamâm kurtulmağa geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
Gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey cânımdan azîz cânân
Su ile olmayan işler, hâsıl olur o topraktan."
|
|
|
|