| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
|
|
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 3.Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 08-21-2020, 10:34 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 21-22-23-24-25-26-27-28-29-30. Mektuplar
Yirmibirinci Mektub
Arap pınarlı olup, Cebel Abdülaziz’de mukim Molla İbrahim’e,
El-Kadı Hüseyni’in, fıkhın esası şu dört kaide üzeredir:
l— Yakin (kesin olarak bilinen şey) şek ile zâil olmaz.
2— Zarar zelil olunur (giderilir).
3—Adet, örf muhakkemdir (hakem kılınır, ona müracaat edi¬lir).
4—Meşakkat teysiri celbeder. (Zorluk, kolayhğı davet eder.) dediği kavlinin şerhi ve bazı alimler bu temellerin üzerine, işlerden maksad ne ise, hüküm ona göredir.» İlave eyledik¬Ieri sözlerinin, ibnu Abdüsselâm’ın bütün fıkh mes’elelerin hülasası, maslahatın önemine ve zararların def’ine binâendir. demesinin ve Sübkin’in de, «Bütün fikhi mes’eleler yalnız mas¬lahat için muteber olduğu» kavlinin illetinin ve mu’temel kavle göre, vâcib olan dört kısım kurban etinden yenmesinin câiz ol¬madığnın beyanları hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Bütün hamdler, Allah’a mahsustur. Salat ü selam, Allah’ın Resulü¬nün (Salllhlahü aleyhi ve sellern) ve evliyâ olan o Resülün âl ve ashâ¬binin üzerine olsun!
Mahsub ve mensublarımızdan Molla Ibrahim ile, oğlu Molla Muham¬med’e selâm edip din ve dünyalarının selâmetlerine dua ederâk, her iki¬sinin ahvalinden sual ettikten sonra, kendileri, akraba ve tâbileriyle ke¬mâl-i âfiyette, son derece sıhhatta olmalarının Allahü teâlâdan dileriz. Amin!
Tarafınızdan gönderilen her iki meâtübunuzu da aldık. İçinde yazı¬lanları anladık. Tarafınıza gelmenizin geciktiğine ve mümkün olmadığı¬na dair özrünüzü kabul ettik. Çünkü bütün şeylerin vücüda gelmeleri, onda icad olunacak zamanlarnın rehineleridirler. Buraya gelmenizin en¬gelleri çoktur. Öyle ise, gelmemenizin hiç bir zararı yoktur.
Her vakit hatırınızda olduğunuz için bizce yakın veya uzak olmanız birdir. Minnet ve keremiyle, râzı olduğu şey’e sizi muvaffaık eylemesini Allahü tealadan dileriz!
El-Kadı Hüseyin’in dediği fıkıh ilminin temelleri olan şeylerden su¬alinizin cevabına gelince: Bu konu uzundur. Alimler, bunu müstakil bir konu olarak yazmışlardır. Lâkin bu husustaki beyanın bâzısnı zikredi¬yoruz. Tâ ki size bu konuda bir nev’i bilgi hasıl olsun. Şöyle ki, El-Kadı Hüseyin fıkılı ilmi dört temel üzeredir, demiştir.
Birincisi: Yakin (kesin olarak bilinen birşey), şekk ile hükmü zail olmaz. Bunun delil: Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem)
«Sizden biriniz karnında bir şey hisseder de ondan bir şey çıktı mı, yoksa çıkmadı mı Kendisine mtişkil olursa, bir ses işitmedikçe, yahut bir koku duymadıkça mescidden sakın çıkmasın.» (* ) diye buyurduğu kavlidir. Fıkıh ilmi bablarının ÇOğu bu kaideye dahil olurlar. Bu temelin dalları, fıkıh ilminin mes’elelerinin dörtte üçüne, hatta daha ziyade bir miktara ulaşır. Mesela: Tahâretteki kesinlik, hadesteki şekk’in hükmü gibi... Aynı şekilde hadesteki kesinlik, taharetteki şekli hükmünü kaldır¬maz. Demek ki, taharet ve hadesten hangisi kesinlikle bilinse, o mute¬berdir. Şekk’iu etkisi yoktur. İşte, baki kalan fıkıh temellerinin teferru¬atım da buna kıyas et!
İkincisi: Meşakkat teysiri (kolaylaşmayı) cel’beder. Bu kaidenin delili: Hak teala Kur’an-ı kerimde:
«Allah size kolaylık irade ediyor. Sizin için zorluk irâde etmez. » ( ). buyurduğu âyet ile Peygamber (Sallâlla’hü aleyhi ve sellem)
«Ben kolay müsamahakâr ve müstakim bir din ile gönderildim.»
buyurduğu hadisidir. Şeriatta, yolculukta, hastalık halinde yapılan iba¬detlerin, ikrah (zorlama) ve unutkanlıkla işlenen suçlann necaset husu¬sundaki mafuvvat ve diğer ruhsath hükümler hepsi bu temel üzere ku¬rulmuştur.
Uçüncü temel: Zarar giderilir. Bu temelin delili, Peygamber’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) «Zarar verme, zarar ile karşılıkta bulun¬ma yoktur.» ( ) buyurduğu hadisidir. Bu temele, satın alınan ayıplı ma¬lın sahibine iadesi, şuf’a, nikâhın feshi, katil, zina edenlerin, içki icenle¬rin ve daha başka cezayı gerektiren hükümler ile daha başka bir çok fı¬kıh mes’eleleri bu temele dayanır.
Dördüncü temel: Adet ve örf muhakkemdir.
Bu temelin menşei, Peygamber’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem):
«Müslümanların, güzelliğine karar verdikleri bir şey, AIlah’ın katında o şey güzeldir ve müslümanların, çirkin olduğuna karar verdikleri bir şey, Allah’ın katında da o şey, çirkindir.» ( )
buyurduğu hadis-i şerif¬dir, Kadınların hayzı (aybaşı halleri) mesafeler, bir şey’in çokluğu veya azlığâ, muamele akidlerindekj icab ve kabulün arasında vaki olan fasıla ve daha başka fiili meselelerin hükümleri örf ve adetin itibarına göre¬dir.
Bazı alimler, fıkıh için, beşinci temel olarak, bütün amelier, mak¬sadlara göredir, yani bütün amellerin hüküm ve neticeleri niyete göredir, diye bir temel daha eklemişlerdir. Bunun delili de Peygamber’in (Sallal¬lahü aleyhi ve sellem):
«Ameller, niyetlere göredirler.» ( ) buyurduğu hadis-i şerifdir. İba¬detler, muamelelerin çoğu ve daha başka fıkhi mes’elelerin çoğu niye¬te göre olduğu malümdur. Bunu kitablarda araştıran bulur. Öyle ise, pek uzatılmaya lüzum yoktur. Bütün şer’i emirler ve ilahi teklifler maslaha¬tın celbinden ve zararların def’inden hariç bir şey olmadıkları da açık bir gerçektir. Zira Allahü teala hikmet sahibidir. Kullarmın maslahatla¬rını bilir, görür. Kulları için maslahatı celb edip, onlardan zararı def edecek şeylerden başka onlara teklif etmemesi kerem, adalet ve hikme¬tine layıktır. İşte bunun için ibni Abdüsselam, yukarıda zi’kredilen fık¬hi beş temelini ele almayıp fıkhın temellerini, yalnız masla’hatın itibarı ile zararlarının def’ini kabul ederek kısaltmıştır. Zararların defi, haddi zatında yine maslahat olup, maslahat onun akla yatan bir illeti olduğunu da diişiiniirsek, Sübki’nin dediğine göre, bütün şer’i hüküm ve teklifler, yalnız maslahat itibarına racidir.
Bu konunun bazı tafsilatı bu kadar olup, tamamı uzundur. Hakika¬tinin bilinmesi yüce Cenab-ı Malik’in (Allah’ın) katındadır.
Vacib olan dört kısım kurban etleri sahibleri tarafından yenmesi meselesi ise, mutemed kavle göre, caiz değildir ve bundan başkasını da kimseye söylemedik. Mektübunuzda «caiz değildir» dediğiniz doğrudur. Fakat Şeyh Ömer El-Basri’nin kavlinden, kurban kesilmeden önce, sa¬hibi, adak maksadıyla değil, bu kurbanlıktır diye haber vermek niyetiyle muayyen ettiği kurbanın etinden yemesi caiz olduğu anlaşılmaktadır. Ve bu fetvada bir kolaylık vardır. İşte bunu anla: Selam ve Allah’ın rah¬met ve bereketleri sizin üzerinize olsun! Son duamız, (Elhamdülillahi Rabbilalemin.» dir.
Yirmiikinci Mektub
Suriye cumhurbaşkanı Şükrü Kuvvetli beye, cumhurbaşkanı ol¬duğu dolayısıyla tebriki, mutluluğu, Allah’ın emir ve nehiylerini nıemleketinde yayması ile buna benzer şeyleri muvaffakiyeti için duâ ettiği hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Bu mektüb, El-Cezire mıntıkasındaki, bütün alim ve din büyükleri namına, Suriye yüce cumhurreisine,
Parlak istiklalilinize cidden sevindik. Ebedi seadetinize ,kelime-i tev¬hidi yüceltmesine, ilâhi emirleri icra edip Rabbâni nehiylerine riayet et¬menize şeriati nebeviyyeye mütâbeatınıza, dini ve dünyevi yüksek de¬recelere ulaşmak üzere bütün milletinize şefkatli olmaya muvaffakıyeti¬nizi Allah’tan dileriz.
Yirmiüçüncü Mektub
Kevir Allap köyünden Molla Abdiilcelil’e, bizâtihi maksud olan ve olmayan sünnetlerin bir niyyetle ikisini birden kılmak isteyen bir kimse, llkin hangisine niyet etmesi hususunda hiç bir fark olmadığının kendisini Şeyh Ahmed’in (Kuddise sirruh) eskiden beri bunu nasıl yaptığının, bizatihi maksud olmayan sünnetlerin sevâbı, diğer bazı sünnetlerin kılınmasıyla hâsıl olduğunun beyanı hakkındadır (* )
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinat’da hiç bir varlık yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, efendimiz Muhammed’in al’inin, ashabının üzerine olsun! Kevir Allap köyünden faziletli âlim, yüce zat, Molla Abdüsselam oğlu MoIla Abdulmecid’e selam, Allah’ın rahmet ve bereketi onun ve akrabalarının üzerine nazil olmasına dua, hal ve hatırlarının sual ettikten sonra, kendisine şunu bildiriyoruz ki; bizde mevcud mutemed olan Tuhf e El-Muvtaç, El-Nihaye ile haşiyeleri ve şerh El-Ravd, El-Behcet ve diğer haşiyeler gibi kitapları mütalea edip onlara müracaat ettik. Onlardan, açıkça sualinizin cevabı olarak bir ibareyi bulamadık. Bizatihi ma’ksud ile biâztihi maksud olmayan sünnetlerin bir niyette beraber kılınmalarına ait niyete telaffuz edilirken, önce b.augisinin söylenmesinde fark olmadığım zan ederiz. Hatta her ikisine birden niyet edilse de güzeldir. Ancak çok eskiden şimdiye kadar niyet’te bizzat maksud olanı, maksud olmayanm üzerine takdim ediyoruz. Mesela: İki rek’at öğle namazmın sünnetiyle, abdest nama’zırnn sünnetini kılmaya niyet ettim, diyoruz. Bundan ancak abdest sünneti, ratibe sünnetine tabi olduğunu kasdederiz. Bu husustaki görüşünüzün muhalefetinin menşe’ine olduğunu bilmiyoruz. Yoksa, arapça kitabların ibarelerinde geçip (ile) eki manasını ifade eden «Maa» kelimesi, Nahiv ilmindeki kuralına göre, «vezir emir ile ‘bindi» denilince emir metbu, vezir onun. tâbü (uydusu) olduğu anlaşıldığı gibi, abdest sünneti metbü, ratibe sünneti ona tâbi olması niyetten anlaşılacak diye mi düşünüyorsunuz Bu mâna ise, nahiv ilmine ait bir mes’ele olup, niyet’te böyle bir manaya önem verilmez. Bununla beraber, kalbdeki niyet muteber olup telâffuz muteber değildir. Yoksa, başka bir sebeb mi düşünüyorsunuz Senin bu husustaki muhalefetinizin bir faidesini bilmiyoruz. Hem de bu dâvanız için hiç bir delil bize beyan etmediniz. Yaptığınız bir çok ilmi araştırmalardan sonra da bu iddiamza delil olacak hiç bir şey anlamadık. Maksadı olmayan bazı sünnetlerin, diğer maksud olmayan bazılarının kılınmasıyla beraber, sevabının hasıl olduğu, mesela; Abdest namazı uiyetiyle camide kılınan iki rek’at sünnet namazının sevabıyla, Tehıyyetü’l-Mescid namazı sünnetinin (cami adabı için kılınan iki rek’at sünneti) sevabı da hasıl olduğu mes’eleye gelince, bu fıkıh kitabların hepsinde, bizatihi maksud olmayan sünnetlerin kılınmasıyla, diğer başka bizatihi maksud olmayan süuınetin sevabı da hasıl olduğunu açıkça belirtmektedirler ve ibarelerinde geçen gayr (başka) kelimesini tabiri, bizatihi maksud olup, olmayan sünuetlere de şâmildir. Bu açık bir gerçek olup hatta fıkıh kitaplarından İkna kitabı hâşiyesi olan Büceyremi de, Tahıyyetü’l-Mescid sünnetinin sevabı, Kâbe tavafı için kılınan sünnetle hâsıl olduğunu gördük. Halbuki mezkür her iki sünuet de bizatihi maksud olmayan sünnetlerdir.
*1363 H. yılı.
Yirmidörtüncü Mektub
Bazı tabilerine, Ramazan ayının fazileti, onda sâlih amellerinyapılması, dini menhiyatlarm terk edilmesi hakkındadır.ALLAH´IN ADIYLA BAŞLARIM.Kâinatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah´ın yaratıklarının en hayırlısı olan Muhammed´in (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve sahaâbeleri üzerine olsun!
Sonra şunu derim ki; Ramazan-ı şerif ayında, Peygamberin (Sallallahü aleyhi ve sellem) adeti, esirleri serbest bırakmak, istedikleri şeyi onlara vermekti. Bu ayda, akşam olunca, orucu acele açmak, sahüru tehir etmek, teravih namazı kılıp Kur´an-ı Kerim okuyup hatim etmek, sünnet-i müekkedelerden olup bir çok iyi neticeler verirler.
Allahü teala bu ayda salih amelleri yapmayı başaran bir kimse, o senenin sonuna kadar da iyi işleri başarmış olur. Bu ayı, günah işlemekle geçse, ki (bundan Allahü teâlâya sığmıyorum!) o yılı sonuna kadar günah işlemekle geçirecektir.
Öyle ise, müslüman kimse, mümkün olduğu kadar, bu ayda aklını Allah yoluna verip çalışması, bu ayı kendine bir ganimet bilmesi, beş vakitte namazını cemâatle kılmasına dikkat etmesi gerekir. Bu ayın her gecesinde, binlerce cehennem ateşine müstahak olanlar, âzad edilir, Cen¬net kapılan açılır, Cehennem kapıları kapatılıp, şeytanlar (Allah´ın laneti onlara olsun) bağlanır, rahmet kapıları açılır.
Bu fakir sizi duadan unutmadığı gibi, siz de onu duâdan unutmayınız! Allah, bütün nebi ve resüllere salat eylesin!
Yirmibeşinci Mektub
MolIa Ubeydullah’m kardeşi Molla Fethullah’a, kendisini inkâr edip, halkı tarikatına girmekten men ettiğiıüu sebebi,, kıskanç¬lıktan başka bir şey olmadığı, mürşidlere itirazda bulunan kimsenin füli âkıbetinin kötü olacağına bir alamet olduğu, kıskanç¬lığın hakikati, Allah sübhânehü ve teâlâ’nın işlerine itiraz et¬mek olduğu konu ile bununla ilgili ınes’eleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinat’da hiç bir varlık yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin! Salât ü selâm, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı olan Muhammed’in, (Sallâlla¬hü aleyhi ve sellem) âl, ve ashâbının üzerine olsun! Sonra bu mektub, noksan ve kusurunu, itiraf eden köleden, halk arasında ilim ve manevi imdadiyle meşhur, Molla Fethullah’adır. Allah ,onu razı olduğu şeylere muvaffak eyleyip, nefsinin ayıplarını ve doğru yoldan sapıklığını kendi¬sine bildirsin. Senâ ve bir çok selâmları size hediye eder, beş vakit na¬mazda duânızı dileriz. Yamnızdaki talebe ve kardeşlere de selâm eder, dularını diler, durumlarına göre, onlara dua. ederiz. Çocuıkların hepsi duânızı diler hürmetle ellerinizden öperler. Sonra, şu arz olunur ki, de¬falarca bu fakire, keza Molla Übeydullah’ın bütün tâbilerine yaptığınız gıybet, inkar ve itirazını işitti. Halbuki bu miskin, kendine Allah onu seçtiği Peygamberimiz Mustafa (Sallallahü aleyhi ve sellem) ve kendi¬sine tabi olup ilimleriyle amel eden âlimlerin üzerinde bulundukları hak dinden başka bir din davranışını iddia edememektedjr. Şâyet bu fakire karşı inkârımz tarikatı cihetinden ise, Nakşibendi tarikatmın ondan ön¬ce kurulmuş, meşhur olup, Gavs-ı A’zam ve en yüce üstadın (El-Şeyh Abdurrahman El-Tagi) ile mürşidimiz (Hazret-i Allah bizi ve sizi onla¬rın sırlarıyla kutlasın) vasıtalarıyla kendisine vasıl olmuş ve Ahmed bin El-Hacer El-Fetâvâ, El-Hadisiyye kitabının sonunda, «tarikatlar arasında cahil sofuların hurafelerinden sağlam olan tarikat, âk yüce nakşibendi tarikatıdır», diye övmüştür.
Bu tarikat, Peygamberden (Sallâllahü aleyhi ve sellem) sonra insanların efdali olan Ebü Bekir El-Siddik (Radıyallahü anh) in meşrebin¬den alınmıştır. Şayet bu fakire olan inkar ve itirazınız, halleri ve adabı
cihetinden ise, siz onunla kallkıp oturmadınız, onunla arkadaşlık etmedi¬niz ki bilesuniz. Belki biz mürudlere, şerefli bu şeriatin emirlerunin hep¬si yapmak ve bütün nehiy eylediği şeylerden sakınmalarını. emrederiz. Bilhassa, bu tarikat, şeriattan hariç değil, belki Allah’a giden doğru yol¬da sülük etmektir.
İbnu El-Hacer, mezküi kitabında, mürşidlere itiraz kapısı açıp du¬rum ve işlerini gözetleyerek onlardan kötülükle bahsedenler, şübhesiz onların bu halleri, hayırdan mahrumiyetlerine ve akibetlerinin çirkinli¬ğine bir alamettir ve yaptıkları bu işleri, onlara asla netice vermez.
Mürşidlerin hareketlerini iyi te’vil edip hallerini araştırmayıp işleri¬ni Allah’a havale ederek, önemle kendi hali ile uğraşan takatma göre, nefsiyle mücadele eden kimsenin, emellerine, muradına nail olacağı umu¬lur.
Şayet inkarnız, itirazınız kıskançlıktan ise, kıskançlığın hiç bir ila¬cı yoktur. Şu da ilave edilir, ki, kıskançlık, Allah’ın kaza ve kaderine iti¬raz etmektir. Çünkü kıskançlığın hakikati, sizin gibilerin malümu oldu¬ğu üzere, Allah, sübhanehü tealaya itiraz etmek demektir. Allah’ın ha¬ram kıldığı gıybeti yapmak değil de, bu işimizde bir noksanlık veya şeri¬ata, tarikata muhalif bir işlem veya bir bid’at gördüğünüzde, hemen bize ‘bildirmek üzere yazmamız umulur. Tâ ki, ondan tevbe edip dönelim. Ni¬tekim bu Allah’ın haram kıldığı gıybeti değil, bu söylediğim şey’i yap¬manız lazımdır. Sonra bu fakirden bu gibi kelimelerin söylenmesi, haddi değilse de, lakin Peygamberin (Sallallahü aleyhi ve sellem) «din nasi¬hattır» diye buyurması üzerine, bu fakir ondan bir çok merhalelerle on¬dan uzak olan bu sözleri size karşı sarfetmek cesaretinde bulundu.
Be¬yit:
«Kusurların afvı, şeref ü olanlar nezdinde makbuldür. Her ayıp afvın eteğiyle örtülüdür.»
Ben şeyhlik ve irşad merteb’esinden uzağım, bu tarukattaki iddisın¬da yalancıyım. Çirkin fiillerim, hallerim, dünyaya olan düşkünlüğüın ah¬iretten yüz çevirdiğini için tarikattan beriyim. Sâdatın emirleri olmasay¬dı, bendeki bu kusur ve ayıblarımdan dolayı, irşad gibi büyük işe giriş¬meye, bu yüce tarikattan konuşmaya cesaret edemezdirn. Halkı tevbe etmekten men etmek değil de, bu işte bana yardım edip tevbe erbmeleri için, halka emretmeniz lâzımdır. Çünkü halka iyi yolu emretmek vâcib¬dir. Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) «Başkasını hayra delâIet eden kimse, (ecir bakımından) onu işleyen kimse gibidir.» ( ) buyur¬muştur.
Allah, efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aieyhi ve sellem) al ve ashâbının üzerine salat ü selam eylesin!
Yirmialtıncı Mektub
Mekke-i Mükerreme mutavvıf-ı El-Şeyh Hüseyin Meymiş´e, kendisinden dua taleb etmesi, ona karşı olan sevgisini açıklaması ve bu konu ile ilgili şeyler hakkındadır.ALLAH´IN ADIYLA BAŞLARIM.Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah´ın yaratıklarının en hayırlısı olan efendimiz Muhammed´in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) al ve sahâbesinin üzerine olsun! Sonra bu mektüb, yaptığı günahlann esiri, çok ayıblı olan Ahmed´;den, efendisi faziletli, düşüklerin yardımcısı, Beytullah El-Haram’ın (Kâbe’nin) komşusu, El-Şeyh Hüseyn’edir. Hacılar cemaati devamlı olarak etrafında bulunup bizim gibi günahkarların ihtiyaçları kendisinde temin edilsin!
Bu fakir köle, faziletli, halkın harınağı olan efendisinin sağ elini öpmekle müşerref olur. Kendisinden duasını, güzel manevi kokusunu, hüsnü teveccüh ve bereketini rica eder. Güzel, kıymetli, yüce zatın afiyeti ile bütün hane halkının ve iyi dostların afiyetlerini diler. Allah, bizleri ve onları afetlerden korusun! Hepsinden salih dualarını dilerim. Size ve onlara hususan peder ve kardeşlerinize, güzel selam ve senaalr hediye ederiz. Sizden ayıldığınuzdan beri, sizi unutmadık, o makamla müşerref olmamızı çok arzu ediyoruz. Şu arz edilir ki, bu mektübu getiren kimse ile, Yusuf Ahmed oğlu Muhyeddun’in. Hacc ve umresinin yapılmasına bedel olarak üç Osmanlı altını gönderdik ve getiren adamı vekil ettik. Sen dahi mutlak vekilsin. Lanetlenmiş hırsız (şeytan) ile çirkin nefis kendisini iyi yoldan saptırmamalan için bu fa’kiri duanızdan unutmayıp onu hayalinizun hazinesinde muhafaza etmeniz umulur.
Çocuklar, kardeşler ev halkımızın hepsi sizden dua dilerler:Ey efendim! Bize karşı yaptığınız eski ihsanınıza teşekkür ederim. Her sene hacılarlâ bize gönderdiğiniz teberrük şeyler ile geçen sene gönderdiğiniz emanet, yani bohça da bize ulaşmış; şimdiye kâdar da açmadık. -
Allahâ efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün ve ashabınm üzerine salat ve selam eylesin. 27/Şevval.
Yirmiyedinci Mektub
Arappınar beldesinde mukim Molla Müslim’e şeriate mütabeat etmesi, Hac farizasının edâsı ile Peygamber Efendimiz (Sallâllahü aleyli ve sellem) Ravza’suu ziyaret ettiğine dair şükretmesi için tavsiyesi ve nasıl şükür edileceği ve hallun nazarında dünyayı soğutuması için sohbet etmesine dair emri hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir varlık yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ve selâm, Allah’ın en hayırlı yaratığı olan, efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve sahâbesinin üzerine olsun! Bundan sonra bu mektüb nefs ani şerlerin hevesine dalmış kimseden, Allah yolundaki kardeşi, Allah için dostu, El-Hacc- El-Haremeyn Molla Müslim’e, Allah, onu dünya ve âhirette afetlerden korusun. Mezkur kimse, size, dost ve tabilerin hepsine, Hacı Müslim’e, oğlunuz Mahmud’a, sena ve çok selamları hediye eder. Size ve onlara dua eder, ahvalinizden sorar. Allah ile aranızı ıslah etmenizi şeriatın mütabeatı üzere olmanızı tavsiye ederiz. Çünki matlüb ve maksüd olan da, ancak budur.
Sonra şu arz edilir ki, Allah, sizi, Peygamberin (Sallallahü aleyhi ve sellem) ziyareti Kabe’nin (Allah onun şerefini çoğaltsın) tavafıyla minnet ederek nimetlendirdiği için, Allah’a (Celle ve ala) şükretmen lazımdır ki, o da, salih amellerden ibarettir. Yani Allah’ın emr eylediği bütün şeyleri yapmak ve nehiy eylediği şeyleri yapmamak, bedendeki bütün organları yaratıldıkları taatta kullanılmalıdır. Şöyle ‘ki: işletme organı, va’z, sohbet, Kuran okunmasını dinlemesine, gözü, Kur’an okunmasına, salih kişilerin yüzlerine bakmaya sarf edilip onu el, ayak organı gibi camiye gitmeye sebeb edinmek, onlarla Allah’ın ehline hizmet etmektir. Organları Allah’ın (Celle ve ala) razı olmadığı şeylerde sarf edilmemelidir ve bunun Allah’dan (Celle ve ala) bir nimet olduğunu, bunları yapmakla birlikte şükrünün Hakkını da yerine getirilmediği bilinmelidir. Nimetlere karşı şükretmeyen, o ni’metlerin zevâlinin cihetine gidip şükreden kimse, o nimetleri bağlama ipiyle onları bağlamış olur, denilmiştir.
Bu zamanda, yapılacak sohbet, halkın nazarında dünyanın soğutulması hakkında olsun. Böylece âhiret işlerinin tatlılaşması umulur. Çünkü ikisi de (dünya ve âhiret) iki kuma’ya benzerler. Birisi razı olunca, diğeri kızar. Allah bizi ve sizi, kendi muhabbetine ve Resülünün (Allah, onun, al, ashâbının ve dünürlerinin üzerine salât ve selam eylesin) mütabeatına muvaffak eylesin! Amin.
Yirmisekizinci Mektub
Molla Cüneyd’e, tarikatta hatmenin taşlardan başka şeylerle de yapılmasınm caiz olduğu ve yatsı namazından sonra da yapılsa bir mahzuru olmadığı, edeb bakmınıdan hatmede çocuk bulunmaması, ümitsiz olmamak şartıyla, her zaman Allah’a yalvarıp nefsin kusurlu olduğu bilinmesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ve selâm, Allah’ın Resüllerinden en şereflisi ve Peygamberlerin sonuncusu olan efendimiz Muhammed’in, (Sallâllah’ü aleyhi ve sellem) bütün al ve sahâbesinin üzerine olsun!
Sonra, bu mektub, yüce kapı eşiğinin hizmetçisinden Allah yolundaki kardeş ve dostu Molla Cüneyd’edir. Dünya ve âhirette Allah’a yaklaşma mertebesi arttırılsın! Kendisi ve ev halkı afetlerden selamette bulunursun!.
Hizmetçi, size selâm edip, size ve ev halkınıza dua eder. Çocuklarımız, hepsi size selam edip size ve halkımıza dua ederler. Alimlerin, talebelerin hepsi de... Allah’a hamdolsun! Hepimiz selâmette olup, size duacıyız. Tarafımızdan gönderilen iki mektüb, bize ulaşıp yazılan soruları anladık. Hatmede yapılan zikirler tesbih ile yapılması da caizdir. Zira, maksad, onda okunan salâvat ve yapılan diğer zikirlerin sayılarının bilinmesidir. Gerçi ufak taşlar evlâdır. Hatmenin yapılması, yatsı namazımn sonuna kadar da tehir edilse, bir mahzuru yoktur. Mürşidimiz Hazret (Allah onun yüce sırlarını tâkdis eylesin!) bir ma’ni olduğu zaman, yapılmasını yatsı namazının sonuna bırakır ve işi gücü olanlara yatsı namazından sonra, yapılmasını emr ederdi.
Hatmede, çocuğun bulunması mes’elesine gelince, bunu bilmiyorum. Çünkü büyük mürşidlerimizin katında böyle bir şey’e tesadüf etmedim ki, caiz olup olmadığı hakkında size bir cevab vereyim. Fakat bu fâkirin zannına göre, terbiye ve edeb bakımından bulunmaması evlâdır.
Mektubda yazmış olduğunuz, yalvarma ve afvın talebi ve nefsinizi kusurlu bilmeniz ise, Allah’ın rahmetinden ümitsiz olmayıp, noksaniyetinizi Allah’ın faziletine ve Sadâtının (Kaddesallahü sirrehüm) himmetlerine isnad etmemek şartıyla iyi bir halet olup bu halet daimi olsun! Farsça şür:
«Her ne noksanlık ve suç ki vardır, bizim düzensiz ve yakışıksız olan kaınetimizdendir (boyumuzdandır). Yoksa senin hediyen kimsenin boyu¬na kısa değildir.> ( )
Seyyid Tâhâ. (Kuddise sirruh) bazı tabilerin’e, «Eğer nefsani kafirden de daha çirkin ve kötü görmezsen, sana yazıklar olsun!» diye buyurdu. Bir çok s’ena ve s’elamlar Şeyh Salih’e, Şeyh Malımüd Cezü’ye hediye ederek, onlara dua eder, dualarını dileriz. Hacı Abdülcelil, Abdurrahman oğlu Muhammed ve diğer dostların hususen Molla Ramazan ile Molla Abdülmecid’den keza dua taleb ederiz. Selamımızı Diyarbakırlı Hacı Yusuf’a iletiniz. Annesinin ve kızının yanına gelsin! Allah, onun rızkını çoğaltıncaya kadar ondan borç istemiyeceğiz ve mümkün olduğu kadar halk dahi onu borçları için snkıştırmalarına da mani olacağız. Allah, efendimiz Muhammed’in, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) al ve sahâbesinin üzerine salat ve selam eylesin!
Yaz?c? Sürümü
Yirmidokuzuncu Mektub
Kendisine karşı bazı inatçılara,«Risâlet, Peygamberle ölmüştür. Lakin onun bir gölgesi müslümanlarla kalmıştır.> denilen kavlin manası hakkında göndermiştir.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ve selam, efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve sahâbesinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bâzı inatçılar, «Risliet, Peygamberle ölmüş, ancak onun bir bölgesi (kadar) müslümanlarla kaldı.» denilen kavun manâsını benden sordu: Cebrail (Aleyhisselam) vasıtasıyla aziz ve yüce Allah ile Peygamberi arasında vâ’ki olan risalet (vahiy) olayı, Peygamberin (Sallallahü aleyhi ve sellem) vefatıyla kesilip, ondan ancak müslümanlar arasında tek bir gölgesinden başka bir şey kalmadı ki, o da, peygamberlerin vârisleri olan âlimlerin ellerindeki, Peygamberin (Sallâllahü aleyhi ve sellem) şeriatıdır.
Otuzuncu Mektub
Telşair köyünden Molla İbrahim’e, Şeyh’in (Kuddise sirruh) kendisinden darılmasının sebebleri, hususan mürşide karşı hürmetin fazileti, kötü alimlerin alâmeti, köylerde çadırda yaşayan göçebeler nerede olurlarsa, orada fitre vermeleri câiz olduğu ve bu konu ile ilgili şeyler hakkındadır.ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Allah’ım!
Biz sana yakışmayan şeylerden seni tenzih ederiz.. Bize öğrettiğin ilimden başka bir ilmimiz yoktur. Muhakkak sen her şeyi hakkıyla bilir, üstün hikmet sahibisin Allah’a hamd ve Allah’ın Resulü efendimiz olan Muhammed’e (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbına saIât ü selam eyledikten sonra, size şu arz edilir ki, Fakat (Talebe) Muhammed bize gelip sizden darılmamızın sebebini sordu özel olarak sebebi: Üstadmıza karşı az hürmetin, sizi iyiye delalet eden hocanın hukukunun muhafaza etmeyişin, ilim ve tarikatta ona mütabeatsizliğin, oturduğun mecliste kendini çok tezkiye ederek, onu ve müslümanları gıybet edip, hocanız hakkındaki aşırı tecâvüzünüzdür. İşte Molla Ava’da da işaret ettiğimiz üzere, darılmamızın sebeblerinin hülsası budur. Tafsilen beyan etmek, bize münasib ve layık değildir.
Ey kardeş! Sen bu haller üzerine devam edersen, çok pişman olacaksın, din ve dünya işleriniz bozulacaktır. Çünkü mürşidimiz (Hazret) Allah, onun yüce sırlarını kutlasın! Büyük bir mürşid olup tabilerinden vâki olan böyle ahlaka râzı olmaz. Zira bunlar, ahiret alimlerinin ahlakı değillerdir. Bunlar ancak dünyalık olan alimlerin ahlâkıdır. Sonra, şu husus dahi arz edilir ki, alimlerin bâzısı dediler ki, yüce manevi makamlara ulaşanlar, ancak, mürşidlerine karşı olan hürmetleri sayesinde ulaşmış ve bu yüce mertebeden aşağı düşenler de, ancak hürmeti. terk ettiği için, düşmüştür. Rivayet olunur ki İskender, Zülkarneyn’e, niçin hocana pederinden daha çok ta’zun edip onu yüceltiyorsunuz diye sorulduğunda, pederim beni gökten yere indirdi, üstadım ise, beni yerden göğe yükseltiyor demiştir.
Talim El-Müteallini kitabının müellifi mezkür kitabında ,«Hakların en büyüğü hocanın hakkıdır. Çünkü, seni öğreten kimse, dinde pederindir.» demiştir. Yukarıda bahisleri geçen diğer kötü ayıplar ise, çirkinlikleri belli olduğundan delil getirilmeye ihtiyaç yoktur. Nasıl çirkin olmasınlar Ki, Allah’ın Resülü (Sallallahü aleyhi ve sellem)
«Ayıbı, onu başkasının ayıbını görmekten meşgul eden kimseye ne mutlu!» diye buyurdu. Salih bir adam, kardeşine şöyle yazdı: Gerçekten sana ilim verilmiştir. İlmin ışığını günahların karanlığıyla söndürıne! Ta ki alimler ilimlerinin ışığında çalıştığı gün karanlıkta kalmayasm!
Peygamberden (Sallallalıü aleyhi ve sellem) rivayetle buyurdular ki:
«Kişi kendi ilmiyle amel etmedikçe, alim olamaz.» Gazali de İhya-i Ulümiddin kitabında şöyle buyurur: Dünyalık ve kötü ilimleri, okuyup, okuttukları ilimlerinden maksadları şöhrettir, dünyanın rütbe ve makamlarına ulaşmaktır. Dünya halkı nezdinde şeref kazanmak, ilimleriyle emsallerine karşı böbürlenip sefihlerle mücadele etmektir.
Fudayl bin İyad, Allah ondan razı olsun. Demiş ki, (Kıyamet günü)
putlara tapanlardan önce, dünyalık için çalışan Alimlerin cehenneme
gönderilmesiyle başlanır.
Kötü Alimlerin alameti: Kendisine sorulan fetvalara acele cevab vermeleridir. Allah sübhanehü ve tealaya şükür olsun ki, Hazretin (Kuddise sırruh) himmetiyle ben şu hasletle muttasıfım: Çünkü Kuran-ı kerim ve hadis-i şerifin nassı ile icma veya kıyas-ı celiden muhakkak bil¬diğim bir meseleden sorulduğunda fetvasını veririm. Onda şekk veya zanlı olduğum şeyden sorulsam, «Bilmiyorum» kelimesi alimlerce ili¬min yarısıdır denildiğinden «Bilmiyorum» derim. Ki, kıyamet günü ba¬na: Hangi kaynaktan sorulduğun mes’eleye cevab verdin denilmesin.
İbrahim El-Teymi’den (Radıyallahü anh) bir mesele sorulduğu zaman, ağlayıp: «Benden başkasını bulamadınız da ki müracaat ettiniz.» diyordu.
Gazali de buyurmuş ki fukaha zümresinde, sorulan soruların ceva¬bında, «bilmiyorum» diyenler, «biliyorum» diyenlerden daha çoktu. Süfyan El-Seyri, Malik bin Dinar, Ahmed bin Hanbel, Fudayl bin İyad ile Bişr bin El-Haris, (Rıdvanullah teala aleyhim ecmain) «Bilmiyorum» diye cevab veren zatlardır.
Dini fetvaların bu önemi dolayısıyle, Resülüllah’ın (Sallallahü aleyhi ve sellem) sahabesinden birisinden dini bir fetva ya da Resulüllah’ın. (Sallallahü aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifi veya herhangi bir mes’ele sual edildiği zaman, illa arkadaşı cevab vermesini isterdi. Bir mesele birine arz edilirken, kendisi, o meseleyi arkadaşına, o da diğerine, diğeri de bağa arkadaşına havale eder, ta ki yeniden evvelki adama gelirdi.
Sizin, fetva vermesini çok sevdiğinizi zan ederim. Zira daima gizli ve aşikar olarak bir adamla veya bir mektubla dini bir meseleyi gönderiyorsun. Ben de cevabını göndermekteyim.
Çadırlarda yaşayan göçebeler, bulundukları yerde, fitre zekatı ver¬meleri caizdir. Çünkü Şafü ulemasının çoğu, Şafü mezhebinde zekatın nakline fetva vermişlerdir. Ebü Hauife mezhebi de böyledir..
Ramazan ayında efendisi bir yerde bulunan bir kölenin, kocası bir başka beldede bulunan bir hanımın çıkarılacak zekat-ı fitresinin cinsi:
Köle ve hanımm bulunduğu yerin zahiresinin cinsinden itibar edilir, diye fıkıh kitablarında gördüğün ibarelerin esası zekatın nakli caiz olmadığı kavle göredir..
Kardeşinin ayıplarmı açığa vurma, sakla! Ki kendi ayıplarını bilesin. İnsanın selameti dilini muhafaza etmesindedir. Edebi olmayan bir şahıs ruhsuz bir cesede benzer. Başkasında çirkin bildiğin şeyi kendin için de çirkin bil! Yalnız kendi fikrini beğenen kimse, doğruluktan sapar. Nefsinin arzusu aklına galib gelen kimse, helak olur. İşlerin sonucunu düşünen kimse belalardau kurtulur. «İnsanlara, derecelerine göre, muamele ediniz!» ( ) Kişinin tcvazu, (alçak gönüllülüğü) kendisine ikram eder. Tevazü şerefin bir çoğalmasıdır. İlim ve edeb köleyi efendi yapar. Fazilet, akıl ve edebledir. Nefsinden razı olan kimsenin küskünleri çok olur. Cevabda acele eden, doğru cevab vermekte hata eder. Bir şeyi seven kimse, o şeyden çok bahseder. Şür: «Kişi tememıi eylediği her şeye nail olmaz. (Zira) rüzgarlar, vapurlarm istemediği istikamete seyrederek beraber götürür.» Sükut etmekten dolayı hasıl olan pişmanlık, söz etmekten dolayı hami olan pişmanhktan daha hayırlıdır. Sırrını gizleye kişi muradına erer. Çek konuşan zeli olur. Kul olsun, Rab olsun, ni’met edenin şükrü ni’met edilenin üzerine farzdır. Halkın kendisine iyilik ettiğinden dolayı şükür etmeyen kimse, Allah’a da şükür etmemiş olur. İyi ilk yapanın ni’metini inkar edip teşekkür etmemek büyük bir günahtır. Kendisine iyilik ettiğin kimsenin şerrinden korun! Aşırı hareket etme sefihliktir, akılsızlıktır. 22/Ramazan.
|
|
|
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 4.Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 08-21-2020, 10:32 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 31-32-33-34-35-36-37-38-39-40. Mektuplar
Otuzbirici Mektub
Hasankeyf’li Molla İbrahim’e birisi zevcesine, «git ben seni boşadım» demesi, talakın sarihi olup, talakı düştüğü ve bu şekilde konuşan kimse iki veya üç def’a söylediğinin bilmediğine dair yemin ederse, yakın olan (şübhesiz) iki ile amel ederek şekk ile amel etmeyeceği hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir varlık yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ve selam, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve sahabesinin üzerine olsun!
Şöyle bir soru vaki oldu: Birisi, kendi karısına «Git ben seni boşadım» dedi ve bunu iki veya üç def’a söyleyip söylemediğini bilmediğine, bundan ma’ksadı talak olup lakin talâkın adedini niyet etmediğine dair yemin etti. Sonra, olayı diğer bir mecliste iki ve daha çok def’a başkalarına anlatıp bu son anlatışında maksadı talakın yeniden inşası değil, belki evvelki macerasından haber vermek olduğunda da yemin etmiştir.
Bu duruma göre: Acaba adamın talakı düştü mü düşmedi mi Söylediği bu sözleri, talakın sarihi mi, yoksa kinayesi mi Kendisinin hangi şıkkı niyet etmesinde yemini kabul olunur mu olunmaz mı
EL-CEVAB:Tuhfet El-Muhtac, Fetava El-Kübra, Tergib El-Müştak ve diğer mu’temed kitabların ibarelerin’e göre: Adamın, «Git ben seni boşadım.» mealindeki sözü, talakın ( ) sarih kısmından olup, iki def’a söylediği muhakkak olduğu için talâk sayısını niyet etmemiş ise de, muhakkak olan iki def’a söylediğine kanâat edip üç def’a söylemesi şekk olduğundan nazarı itibare alnımayıp iki talakı vaki olur. Adamın maksadı, talakın inşası olmayıp da belki eski hadisesinden bahis etmek ise, yüz mecliste yüz def’a dahi söylemişse, talakından hiç bir şey vaki olmaz ve kendisi bu hususta yeminiyle doğrulanır, kadının iddeti ( ) tamamlanmadan, tekrar rücü eder (kadınına kabul eder), iddeti tamam olup adam o rücu etmemişse, nikahını tekrar kıyacaktır.
İşte bu mes’elenin fetvâsı budur. Doğrusunu, Allah daha iyi bilir. Molla İbrahim’e selâm ve dua ederiz. Bu mes’elenin bu fetvâsı için sen vekilsin. Adam senin fikrine muvafakat ederse, ona bu fetvayı ver ve nasıl ric’at edeceğini kendisine öğret. Muvafakat etmediği takdirde ona verme! Bütün köy halkına selam ederiz.
Otuzikinci Mektub
Halifesi, faziletli, alim güzel ahlak sahibi, en büyük üstadın (El-Şeyh Abdurrahman) (Kuddise sirruhu) torunu olan Molla Muhammned Ma’şuk’a Sorduğu sualleri ve müşkilatları, ibadet esnasında salik, manevi yükselme duymazsa, hiç bir mahzuru olmadığının, hatta üstadın kendisine eylediği emrinin imtisale önem vermesi lazım olduğunun, manevi yükselme hissi, bazen salikin daha yüksek manevi makamlara ilerlemesinin tehirine ve kendisine bir gevşeklik hâsıl olmasına sebeb olacağının vird çekilirken yalnız başlangıcında rabıta olmasının, rabıtanın vaktı ve tarifinin, virdler terkedilince veya noksan yapılınca kaza edilmediğinin, peygamberlerin, velilerin türbeleri ziyaret edilmesi keyfiyetinin ve salik, değişik olarak kabz (neş’esizlik), bast (ferah), manevi noksanlık ve ziyadelik haletlerden boş kalmadığının ve bu hallerini mürşidine arz etmesi gerektiğinin ve bu konu ile ilgili mes’elenin beyam hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Bütün hamdlen, alemin Rabbine mahsustur. salat ve selam, Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabının üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, büyük kapı rakımından ( ) hidayet ağacının meyvesi, kalbinin sevgilisi, en büyük üstadın torununadır. Bu ta¬raf için hasret ve üzüntünüzden haber veren sevgili mektübunuz kendisine (bana) ulaştı, ferahına sebeb oldu. Allah’a hamd ve şükr etti. Çünkü tasavvuf ve tarikat hülasasının esası, muhabbet üzeredir. Hatta muhabbetsiz mümkün değildir.
Mektübda bazı müşkiller ve mes’eleler derc olunmuştur. Manevi yükselme ve zevkten hiç bir şey his etmediğinizi yazıyorsunu. Bu durumun hiç bir zararı yoktur. Zira en önemli şey, salik için verilen emrin imtisalidir. Salikin temennisi manevi ilerleme olmayıp bu olmalıdır. Şayet kamil bir emir imtisalini yaparsa, haberi olmazsa bile, şübhesiz, manevi yükselme makamının nihayet, kendisine hasıl olmuş olur. Hatta salik kendisine bir terakki (yükselme) hasıl olduğunu anlasa, dolayısıyla tehlikededir. Alaüddin El-Attar, Hace Muhammed El-Rüci ve diğer zatlar (Kuddise sirruhüm) buyurmuşlar ki: «Mürid, mürşidi tarafından kendisine emredilen şeylere çalışması lazımdır. Çünkü dünya taat etme, çahşına yeri olup mükafat alma yeri değildir. Öyle ise, bizden dünyada çalışmamız isteniyor. Sevab, ahiret gününde çoktur.» Devamlı olarak Allah’ın yolunu taleb etmekle maksad hasil olur. (Farsça) şiir:
«Her gün yerden toprak koparsan ,sonu toprakta temiz suya ulaşırsın. »
Şeyh Halid, (Kuddise sirruh) Gavs-i azamdan (Radıyallahü anh) rivayet eder ki, bazen rabıtanın zuhuru, müridin manevi ilerlemesinin tehirine sebeb olur. Şeyhimiz Hazret (Allah, bizi ve sizi, onun sırlarıyla kutlasın) buyurdular ki : «Bazı kamil, ekabir zatlar, tabilerinin hiç bir haberi olmadan onları manevi mertebenin sonuna ulaştırırlar. Çünkü salik, kendinde manevi ilerlemesini anlaması, daha yüce makamlara ulaşmasından geri kalmasına, taleb hususunda kendisine gevşeklik peyda. olacağı korkusu vardır. Halbuki bu tarikatta en önemli maksad, şiddetli talebdir.» Hafız El-Şirazi, şu şiirinde;
«Matlubun hasıl oluncaya kadar talebden el çekmem. Ya ruh sevgiliye ulaşacak ya da ruh bedenden çıkacaktır.» Yine kendisi (Kuddise sirruh) diğer bir şiirinde:
«Ol acı şey gibi olan şarap ki sofu onu Ümm El-Habais (kötülerin anası) diye okudu. Lakin bize taze ve bakire kızları öpmekten daha zevkli ve tatlıdır.» demiştir.
Hazret (Kuddise sirruh), «Hafızın bu şiirinde geçen «bakire kızları öpmek» tabiri Allah’a yaklaşmaktan, içki ise, Allah yolunu taleb edilmekten kinayedir.» diye buyurdu. Ah bin kerre ah... Virdlerdeki rabıt’a ise, talimatta size denildiği üzere, yalnız virdlerin evvelinde yapılması tarikatin adabındandır. Zamanı altı fatiha okunduktan sonradır. Rabıta: istimdath rabıta demektir. Yani, Mürid, virdlerle meşgul olduğunda mürşidi, kendisine manevi huzurun hasıl olmasına yardım eder diye düşünür. Başka vakitlerde Kur’an okunup zikredilirken vuknfi ( ) adedinin (sayısına dikkat etmekle kalben zikr edilmesi) telakinin hiç bir zararı yoktur. Fakat okunurken tam bir kalb huzuru ve gafletsiz olmak şartıyla bir manün veya ihtiyacın belirmesinden dolayı, terk edilen vird, kaza edilmez. Terk edildiği için pişmanlık ve hasret etmekten başka bedeli de yoktur.
Süri rabıtanın yapılması esnasında mürşidden sual ve rica yoktur. «Seher vakti ibadete kalkmak bana adet olmuyor,» demenizin cevabı, o, ancak insan evvela kendini zorlayıp sonra alışkanlıkla adet olur. Cünkü Allah, kendisine başarı verdiği kimseden başka, gece ibadetine kalkma¬sı halka çok güçtür. Gazali (İhya) kitabının birinci cüz’ünün sonunda, gece ibadetine kalkmayı kolaylaştıran bir çok sebeb ve şartlar olduğunu zikr eder. Oraya müracaat et!
Hayattaki mürşid ve alimlerin sohbetlerinden ve evliyanın (Kuddise sirruhüm) türbelerinnı ziyaretlerinden, hatta Peygamberin (Sallallahü aleyhi ve sellem) türbelerinin. ziyaretlerinde istifade edilmesinin yolu, şudur ki, mürid, mürşidlerin sohbetleri zamanında, türbeleri nezdinde, rabıtaya önem verip mürşidinin rabıtasını yapmaktan gafil olmaması, ziyaret ve sohbetlerinden aldığı manevi fayda, ancak mürşidinden ve onun vasıtasıyla olduğuna inanması gerekir. İşte bunun için, o türbe sahibleri maneviyatların terakkisine vasıta edilir.
Üstad-ı azamdan, (Allah sırlarını kutlasın) rivayet edilir ki, Medi¬nei Münevvere’de, (Allah, orada bulunan sakininin Resulüllah’ın) üzerine salat ü selam eylesin!) Ravda-i Mutahhara’da hile mürşidinin rabıtasını yapmaya önem vermiştir.
«Bana iki aydan beri, ne sıkıntı ne de kabzlık (neşesizlik) haleti olmadıkları halde sonradan hasıl oldular.» demeniz hususunda düşünme Ona önem verme! Çünkü o geçici bir haldir, zail olması gerekir. Zaten kabz, bast, noksanlık, maneviyatta noksanlik, ziyadelik, gaflet, manevi kalb huzuru, düşünce dağınıklığı ile toplanması gibi haller salikten ayrılmayan hallerdir. Fakat bunları mürşidine arz etmesi lazımdır.
Sonra, şerefli pederinizin, ayaklarından öper, duasını dilerim. Bütün üstad zadelerin el ve gözlerinden öper, onlardan ve senden dua dilerim Genel olarak ev halkından, özel olarak da mürşidim ve emeller kabes mesabesinde olan Hazretin (Kuddise sirruh) kızının ayakkabılarını öptükten sonra, dualarını rica ederim.
İmam-ı Nevevi’nin (Radıyallahü anli) türbesinin ortasında bitmiş olan ağaçtan pederinize ve size teberrük olarak bir miktar gönderdim Ücreti, bu fakire dua edip, hatırdan unutulmamasıdır.
Ma’ruf ile Taha’um anneleri, her ikisi ve arkadaşlarıyla selamette olup, haklarında edeb’den yoksun olan bu fakirden razı olduklarını, kasdettikleri yere ulaştıklarını müjdele. Ganimet ve selametle dönmelerini aziz ve yüce Allah’tan rica ediyoruz. Amin! Durumlarının tafsilatı yazmakla mümkün olmayıp ancak ınektubu getiren adam bilir.
Sual ve cevabların çokluğundan dolayı mektüb uzadı. Fakat dostlara yapılan geniş ve uzun izahlar, ede’b ve fesahatı haleklar etmediği aşikar bir gerçektir. Her iki temiz türbelere giderek, bu fakirin bedelen onları ziyaret edip ruhlarından kendisine ve çocuklarına, istimdat etmek bu fakirin emelidir. Yapacağınız bu işin ecrini, Allahü teala size en hayırlı ecir olarak versin! Kalb latifesi üzerine çekilecek virdlerin en azı beşbindir. Fazlasının vakti gelinceye kadar ondan fazlasını terket! öğle namazından sonra, mümkün olmazsa da, bir saat kadar, gözunu kapatmakla süri rabıtayı yap!
Allah, efendimiz Muhammed’in (SallalIahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabının, ensari ve muhacir olan sahabesinin de üzerleriue salat eylesin!
Otuzüçüncü Mektub
Yine Üstad-ı a’zamın (El-Şeyh Abdurrahman) (Kuddise sirruh) torunu ve onun (Şeyh Ahmed’iu) halifesi olan Muhammed Maşük’a sorduğu sorularına ve müşkillerine dair verdiği cevabları, akşam ve yatsı namazları arasında, hayali ve süri rabıtanın ya yapılması için emri, hatmede rabıtanın beyanı, hatmede okunan fatihadan sonra, yapılması lazım olan şey, ister yürüyerek, ister oturularak mürid, etrafa bakmadan başı aşağı olup ayaklarına bakması ve bundan maksad ne olduğunu, görduğü rüyaların tefsiri, virdlerle meşgul olmaktau en önemli ınaksad, mürşidin emrine imtisal olduğu, ümidsiz derecesine ulaşılmayacak şartıyla nefsini kusurlu bilinmesine dair emri ve bu konu ile ilgili ınes’eleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd o Allah’a olsun ki, uzaklaşıp ayrıldıktan sonra, dostlan birbirlerine kavuşturmaka ni’metlendirir. Salat ü selam, şefaat ehli olan Peygamberlerin, (Aleyhimüsselam) hususi olarak Peygamberimizin, (Sallallahü aleyhi ve sellem) yüce al ve sahabesinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, yüce kapı eşiğinizden garib ve uzak o, eşiğin lütfuna ve halkının duasına muhtaç olan kimseden, kendisiyle kıvanç eylediğini Üstad-ı a’zamın (Kuddise sirruh ve Radıyallahü anh) torununa Beyit:
«Düuyada hiç bir kimse, hafız gibi bir köleyi kendine köle edinmedi. Zira dünyada hiç bir kimse, senin gibi kendine sana benzer bir kimseyi padişah edinmedi.»
Mezkür garib kimse, tozu, nefis, şeytan ile nefsani arzüların sokmalarına karşı panzehir gibi olan o yüce kapıyı öper, yüzünü, 0 kapı eşi¬ğindeki kimselerin ayakkabılarının altındaki, hatta o kapının köpeklerinin ayaklarının altındaki tozu ile mesh edip o kapıda bulunanlarm hepsinden hususen ev halkından dua diler.
Sonra, şu arz edilir ki: Nefis incilere benzer konularla dolu, ondan, sevgi kokusu duyulan mektübunuz, mezkür garibe ulaştı, dolayısiyle son derece sevindi. Mektüb bazı sorulara, vakiat (* ) ve hallere şamildir. onda, bu garib, sırtına gücü olmayan bir çok yükler yüklediniz. Bir çok merhalelerle ondan uzak olan şeyleri kendinden taleb ettiniz. Bu konular hakkında, yüce Allah’tan tevfik diler. (Hazret) Allah, bizi ve sizi onun sırlarıyla kutlasın! istimdad ederek derim ki: Şeyh-i Ekber (El-Şeyh Fethullah), yazdığı risalesinde, rabıtanın bir çok kısımları olduğunu beyan eder. Minah El-Halidiye adlı kitabda Allah, sahibinin sırlarını kutlasın kısımlar yazılıdır. Yazı ile yazılmaları çok uzar öyle ise, her iki kitaba müracaat et! Sen râbıtanın kısımlarından akşam ve yatsı namazları arasında, hayâli ile suri kısımlarda devam eyle! Vedalaştığımız gün size râbıtadan bahs etmediğimin sebebi, size zikrin telkini ile yetinmek ve âşıkların sultanına (Hazrete) karşı, terbiye ica’bı içindi. Farsça şiir
«Hangi bir gece, sevgilinin zülfü, menekşe yüzlü, parlak sevgilimden haber verecek Sen, bu az kıymetli siyah âşıkı görüyorsun ki ne kâdar onun derdini dimağından tutarım.» Şür: «Güneş nezdinde ben nur çeşmesiyim...» ( ) Arapça şiir:
«Gece karanliğında ay ışığı belirince, sühâ ( **) yıldızına gizlenmekten başka çaresi yoktur.» Nitekim size dediğimiz üzere bir böyle erkeklerin alanından değiliz. Belki bizim gibilerin râbıtaları, öldürücü bir zeli:
olduğundan korkuyoruz. Ancak, râbıtalan yapılacak ebu olan zatlar tarafından bu işe memur olduğumuz için, onlardan size bir imdad gelip bir fayda hasıl olacağını ve himmetleri dolayısiyle size zarar gelmiyeceğini umarız.
Râbıtanın nasıl faydası yoktur ki, Nakşibendiye tarikatının medârıdır. İmâm-ı Rabbâni (Kuddise sirruh), râbıta, Allah’a yapılan ibadet için manevi huzura kavuşturan vesilelerin cümlesinden olup, düşünceden fuzuli hatıralarının gidericisidir. Matlü’ba vesile ve vasıtalar için matlüb olan şeylerin hükümleri vardır, diye mektübatının kenarında bahs etmiştir.
Emellerin kâbesi olan (Hazret), Allah, ondan râzı olsun! Vukâ adedi ile tesmiye edilen zikr-i kalbiyi yapmamdan sonra, hayal-i râbıta yapmama emir buyurdu. Benden, «Senin râbıtanın durumu nasıldır diye sorunca, bana, manevi huzurun te’mini bakımından zikirden daha yararlı olduğunu anluyorum, dedim. Kendisi (Kuddise sirruh), «Gerçekten Nakşibendi tarikatının esası rabıtadır. Fakat biz kaide ve usülünü bozmuşuz.» diye buyurdu.
Hatmedeki râbıtanın hakikati ise, fâtiha okunmadan evvel mürid, kalbinden mürşidini hayâline getirip ondan istimda’d etmektir. Yani mürid fatiha okuduğu vakit, bütün düşüncesini Allah’ın manevi huzurunda toplamasına yardım etmesi için mürşidinden istimdad eder. Fâtihayı okuduktan sonra, sâdâtın ruhları, Allah’ın nıuhabbeti, ma’rifeti, dünyanın terk edilmesi duygusu gibi hediyelerle geldiklerini, hediyelerin dağıtıcısı, mürşidi olduğunu bilerek ondan kendine bir hediye ister.
Salik kendi ayağına devamlı bakması konusu ise, oturması ve yürümesi hallerine de şâmildir. Bundan maksad, mürid devamlı olarak ayak¬larınuı önüne bakmayı kendine adet edinmesidir. Bu konunun tafsili, Reşâhât kitaibında AbdüIhâlık El-Gucdüvan menkıbeleri bahsindedir.
Bu fakirin, Üstad-ı azamın evladına ve üstadının (mürşidinin) (Kuddise sirruh) oğluna iltifat etmediğine dair gördüğün rüyanın tabiri şudur: Maneviyattan müflis ve eli boş olan bu fakir köle, efendilerine nasıl ve ne gibi bir şey ikrâm etmekle iltifat edebilir Hem, bu rüya, bu fakir yirmi senelik bir müddet zarfında onların huzurlarında bulunmadığı ve uyanıklık halinde olduğu gibi, belki onlara karşı rüyada da edebden haric bir harekette bulunduğuna delalet ettiği ınuhtemeldir.
Rüyada, onların huzurunda, devşeğin üzerinde oturduğumu görmeniz, emirlerine imtisal ettiğime delâlet eder. Nitekim, «emri imtisal etmek, edebi terk etmekten daha iyidir.» denilen söz meşhurdur.
Rüyada bu fakirin şiirler okunması, iki dizim üzerine oturuşundan anlaşıldığına göre, fakir onlara ve o yüce kapı eşiğine olan sevgisine ve onlardan ayrıldığı için kalbinin yakınmasına delâlet eder. Allah’a aşık olanların sultanının (hazret), camide yanımızda oturması, sizin için çalışmamıza yardım ettiğine ve yaptığınıza râzı olduğuna delâlet eder. Rü¬yada, onu kasdederek içinde. Bu hayatta iken acaba biz niçin başka bir mürşidi taleb ediyoruz demeniz, kendisi (Kuddise sirruh) hayat ve memâtında da hele sizin için, manevi tasarrufu olup sizde sâdâtların boyanma, onlara tebaiyet etme ve vilâyet makamına ilerleme kabiliyeti olduğuna delalet eder. Öyle ise, yaptığın amellere önem vermeyip mezkür kabiliyetin kuvvetten füliyetic geçmesi için çalışman lâzımdır. Gördüğün bu son rüyada, Kutb-i A’zaın (El-Şeyh Abdurrahman) ile şerefli vele¬dinin (Hazret) (Kuddüse sirruh) ve (Radıyallahü anh) himmetlerine ve okyanus denizi gibi nisbetleriınin aleme yayılacağına dair bir işaret var¬dır.
Bâzan manevi huzur ve bâzan gaflet haletlerinde virdlerle meşgul olduğunda bir fayda zâhir olmamasının hiç bir zararı yoktur. Çünkü tarikatta en önemli şey, emrin imtisalidir. Alâüddin El-Attar, Hâce Muhammed El-Rüci (Kuddise sirruhümâ) ve başkaları da, «müride emrinimtisali lâzımdır.» diye buyurmuşlardır. Zira dünya hakkında, «dünya çalışma yeridir, sevab yeri değildir.» denilmiştir. Öyle ise, onda çalışmak matlübdur. Ahiret de, çalışmanın karşıhğı olan, sevab yeridir.
Nefsin gayet kusurlu ve bütün hallerde onu fenalıkla iltiham etmemiz, Gavs-i a’zamın (Radıyallahü anh)emr eylediğine göre, bu görüşünüz iyi ve daimi bir haliniz olsun! Lakin ümidsiz olmamak ve noksanlıkları, nefse isnad edip Allah’ın faziletine, sadatın himmetine isnad edilmemesi şartıyla... Farsça şür: «Her noksanlık ve kusur ki vardır. Bizim düzensiz ve yakışıksız olan kematimizdendir (boyumuzdandır). Yoksa senin hediyen kimsenin boyundan kısa değildir.»
Kutbul-Arifin (El-Şeyh Abdurrahman’ın) (Kuddise sirruh) mektübatının bize yazılması, nezdimizde ne büyük bir hediyedir. Allah, size en iyi sevab verip, sizi kendine yakın olanlardan eylesin! Ve onu sevenlerin makamına ulaştırsın! Mektübatı, emin bir kimse ile, göndermeniz rica olunur. Buna karşılık size gece gündüz dua etmek ve o yüce kapı eşiğinin nimetine karşı da sabah akşam sizi unutmamak hakkındır.
Çocuklar ve kardeşler, ev halkımız ve tabiler ellerinizden. öpüp, dua eder, sizden dua dilerler. Buradaki bütün alim ve talebeler de keza Allah’a hamdolsun hepimiz selamette olup size duacıyız. Mektübun yazısı uzamasıyla beraber maksadının beyanı az oluşundan taaccüb edilir. Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallalahü aleyhi. ve sellem) bütün âl ve ashabmm üzerine salat ü selam eylesin!
Otuzdörtüncü Mektub
Suriye cumhurbaşbakanı muhterem Şükrü Kuvvetli Bey’e, din ve dünya yönünden kendisine ve müslümanlara faydalı olan bâzı nasihatlar, halkın ahlâkça salah ve bozulmaları, devlet başkanının salâh ve bozulmasına terettüb ettiğinden; başkasının onlara nazaran kalbin bedene karşı ilgisi gibi olduğu, durumu, Allah’a karşı korku ile ümid arasında olmasının lâyıklığı ve her iki cihetin beyanı, aziz ve yüce Allah’a şükr etmesi üzerine vâcib olduğu ve o şükrün beyanı, şükür nimetin artmasına sebeb olacağı, Allah’ın ihsanına göre şükrün vacib olduğu, başkanı, adâlete ,dine, ilme, dini okullara, âlim ve mürşidlere hürmet etmeğe dair teşviki, Suriye’nin El-Cezire’sinde halkın hırsızlık, öldürme, içki içmek gibi kötü alışkanlıklarının beyanı ve bu menhiyatı yasak etmesi ve Kamışlı için bir müftü tayin etmesi ile diğer bâzı hususlar hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Bütün hamdler, kapısında bütün azizler, zilletle korkak bulunan ve saltanatına, bütün reisler boyun eğip mütevazi bütün vezirler kendisine itât edip, emirlerirü dinleyen, sultan ve milleti kendisine rüku ve secde eden, hepsini ölümle yok edip sonra kıyamet günü onları toplayan, Allah’a mahsustur. Salat ü selam, halkı doğru ve dürüst dine davet eden Resulüne, (Sallallahü aleyhi ve sellem) dostuna, halkı doğru yola hidayet eden alinin ve ashabının üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektüb, Rabbinin kölesi, Nakşibendi taritkatına mensub Ahmed’den, azametli, hammiyet ve namuslu, övülen, ahlâk sahibi, ulu kişi Suriye reisi cumhurunadır. Allah, onu ve bizleri doğru yol uzerinde bulundursun; kendisini ve ev halkını ahiret ile kötü dünya afetlerinden korusun! Sena ve en çok selamları layık olan hürmetleri arz ettikten, ahvalinizi sual edip gece, gündüzlerin devamıyla selametinize ve ba.şarınıza dua hediye ettikten, sonra cenabınıza şunu arz ederiz ki, şahsi maksadlar için değil, sırf mıntıkamıza teşrifinizin sevinci dolayısıyla köyümüz olan Hızna’dan Kamışlıya geldik. Zira evimizden çıkmak âde¬timiz değildir. Hele şehire ve hükümet kapılarına aslL.. Nitekim bu durumumuzu bütün El-Cezire ve mahalli hükümet de bilir. Kamışlıya gelirken, tenha bir yerde sizinle, makamınıza münasip, halkın din ve dünyalarma faydalı bir kaç kelime konuşmaâk istedik. Ancak maalesef boş vaktiniz olmadığı ve halkın izdihamından, görüşmemize müsaade etmediğin için mümkün olmadı. Işte, size ‘karşı olan sevgi ve halka olan şef¬kat ve merhamet maksadıyla söylemek istediklerim sözleri sizlere yazıyla gönderdim. Kelimesi kelirnesine okuyup münderecatı ile amel ederek kabul mahalline vâki olunması rica olunur. Çünkü kabulde ehilsiniz.
Ey kardeş! Bil ki reis, milletin yanında bedendeki kalb gibidir. Kalb, sağlam ise, beden dahi sağlam olur. Bozuksa, beden de bozuk olduğu gibi, başkanın salah milletin salahına, bozuk ve çürüklüğü, bozuk ve çürük olmalarına sebebdir. Peygamber (Aleyhisselam)
«Dikkat ediniz ki, bedende bir et parçası vardır. 0 salâhda olursa, hidayetle müuevver olursa, bütüu vticüd salah olur. Eğer o bozuk olursa, bütün vucüd da bozulur. Dikkat et! o et parçası kalbdir.» ( *)
diye buyurdu.
Öyle ise, vazifeniz için, bir cihetten. sevinmen, diğer bir cihetten korkman lâyıktır. Sevinç ciheti, Allah seni bu millete hükümdar eylediği nimetin sevincidir. Hatta size bu ni’meti veren Allah’m muhabhetine, bu ni’metten daha fazla sevinmeniz lâzmıdır. Çünkü, ancak aziz ve yüce Allah muhabbete lâyıktır. Bu ni’metin devam etmesi ve nâil olmaması için yüce Allah’a şükretmeniz vâcibdir. Allahü teâla:
«And olsun, eğer şükrederseniz, elbette size ni’metimi arttırırım. ( *)buyurmuştur.
Ni’mete karşı şükretıneyen kimse ,o nimetin zevâline kasd etmiş olur. Şükreden kimse, onu kösteği ile bağlar. Zira şükr, mevcud ni’metimi kaydı (kösteği), mevcud olmayan şey’in avlamasıdır. Allah’ım! Ni’metinin zevalinden sana sığmyoruın. Şüıkretmek, Allah tarafından emin olunan bütün şeylerin yapılmasından, nehiy olunan bütün şeylerden sakınılmasından, yaratılan bütün organların yaratildikları taat ve ibadetâ te kullanılmasından, bu ni’met, yüce Allah’tan olduğu biliımıesinden ibarettir. Bir kimse, böyle yapmakla beraber yine hakkıyla şükr etmemiş olur.
Şükrün vücübu, verilen ni’metin miktarına göre olduğu da bilnmektedir. insana, ne kadar nimet çok gelse, şükrün vücübu, ondan daha ziyadeleşir ve daha çoğalır. Binaenaleyh, muhtelif maddi sınıflara göre fakirlere nisbeten zenginlerin üzerine, şükrün vücübu kat kattır.
Vazifenizin korkulu ciheti ise, bu milletin diuı ve dünya işlerinden sorumlu olduğundan sırtınıza gelen bu ağır vazifenin yüküdür. Bu ağı görev yükünü hakkıyla yapıp yapmıyacağuu düşünmemelisin ve bunu iki kanad ile yapabilirsin ki: Halk arasında adâleti icra etmek, ikincisi, Allah sübhânehü teâlanın emirlerine imtisal edip nehy eyledigi şeylerden kaçınmak suretiyle parlak islam şeriatına ınütabeat etmektir. Işte bu sorumluluk korkusundan Ömer bin Abdülaziz, hilâfeti zamanında, ne gece, ne gündüz yatmayıp, imameti zamanında cünüblükten yıkanmamıştı (Cinsi münasebette bulunmamıştır.)
İskender El-Zülkarneyn’e senin ne bir hazinen, ne de askeri kuvvetin olmadığı halde, dünyanın doğu ve batısına nasıl malik oldun Diye sorulduğunda, adalet ve güzel şöhretle nail oldum, dedi.
Adaletsiz bir sultan ibadet eden bazı sofulardan sorar: Taatları en efdali nedir Senin için günün ortasında yatmaktır ki, halk senin uykundan istifade ederek zulmünden rahat olsunlar.
Haccac bin Yüsüf zamanında, duası müstecab (kabul olunan) dervişin biri, Bağdad’a gelir, Haccac onu meclisine çağırıp ona, benim için hayır dua yapmanızı rica ederim, deyince derviş, Allah’ım! 0nun canını al, diye dua eder. Haccac bu ne biçim bir duadır der. Bu sana ve bütün müslümanlara iyi bir duadır, diye cevab verir. Hadis-i sahihte:
«Sizinle hesap görülmeden önce, nefsiuizle hesap görün!» diye rivâyet edilmiştir. «Kul dâuna kul, Rab da daima Rab’dır.» denilmiştir.
Ey reis kardeş! Dünya ve vatan korunmasma öneminiz olacağı kadardan daha ziyade din ve âhiret işine de önem vermeniz vâcibdir. Okul ve eğitime önem, vereceğuüz gibi, dini ilim ve medreselere daha çok önem vermeniz lâzımdır. Dünya büyüklerine hürmetiniz olduğu gibi, din alimlerine ve mürşidiere karşı hürmetiniz daha ziyade olması lâyıktır.
El-Cezire ahalisinin durmu ise, vaki olduğu şiddetli zulüm, hırsızlık, halkın mallarını çalan hırsızlar çoğalıp halkın mallarını çalmaları, bütün gece halk can ve mallarını korumak için, nöbet bekledikleri halde, haksız olarak halkı öldürdüklerinden dolayı din ve dünyalan yönünden hiç bir huzur yoktur. Bu hırsızlık ve öldürme hadiseleri El-Cezire mıntıkanızda, sayılamayacak kadar olup kahve ve çarşılarda pervasizce aşikar olarak içki içilmesi, halkın zararına, mallarının zararına, malları¬nın telef olmalarına hatta fakir düşmelerine sebeb olan, kumar oyunu vardır.
Kamışlı mescidinin maaşlı imâmı olmadiğm’dan, bir çok namaz vakitlerinde imâm yoktur. Şimdilik muva’kkat bir imâmı olup maaşsız olarak halk tarafından idâre edilmektedir. Fetva verecek şeriat ahkâkını icra etmek için bir müftüye çok ihtiyaç olduğu halde, müftü yoktur.
Müslim, Ebü Hüreyre’den. (Radıyallahü anh) şöyle bir hadis rivâyet eder:
«Muhakkak ki ,islâmiyet garib olarak başladı (yahud zuhür etti) ve başladığı yine gariblikle dönecektir. İşte, bahtiyarlık o garibler içindir.
(Ne mutlu o gariblere).» ( ) El-Cezire’den hattâ bütün Suriye ülkesinden bu kötü şeylerin inen edilmesi azametinizden rica olınıur. Peygamberin (Sallallahü aleyhi ve sellem) hadisinde: «Hepiniz çoban (muhafızsınız) ve hepiniz de, idarenizde bulunanların hukukundan mes’ulsünüz.» diye rivâyet edilmiştir.
El-Cezire mıntıkasında olup âlim, belde ahâlisinin katında şerefli ve kabiliyetli bir müftünün tayin edilmesi ve cami imâmına maaş veril¬mesi rica olunur. Allah, sizlere en iyi sevablar versin! İmâmlığı, müftülük ve tedris görevlerini şahsımıza veya evlamıza taleb ettiğimiz zan edilmesin! Çünkü vazifelere girmek âdetimiz değildir. Allah’a hamdolsun! Bize yetecek kadar azığımız vardır. Hatta bizde dini bir medrese olup, otuz ile kırk arasında talebeler okur, meccânen Allah için yiyecek, içeceklerini kendimizden te’min ediyoruz. Bu davam, ancak din, halk ve müslüman âlimlerin menfâatları içindir. Kezâ, fakirlere, öksüz çocuklara, miskinlere ai’t bir tekkemiz, ilim talebelerine ve müridlere de bir zâ¬viye mevcüddur. Hepsinin yemekleri de bu fakire aittir. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerimde:
«Ama rabbinin sana verdiği ni’metini (insanlara) söyle, anlat!> ( *) buyurdu.
Baş vekil Lütfullah kardeşe, senâ ve selâmlar hediye eder, dünya ve ahirette başarısı için, dua ederiz. Allah, onu ve halkını âfetlerden koü yıl başında devletlilerinize bir iş için bir mektüb gönderdik. Fakat huzürunuzdan bir cevab alamadık. Geçen sene maksadımza ulaşıp istiklâlinizi kutlamak amacıyle size bir tel çektiğimle kıvanç duydum.
Sonra şu arz edilir ki, Bu gibi kelimelerin o cenâba yazılması gerçi fakirin haddi değilse de lâkin, Peygamberin (Sallâllahü aleyhi ve sellem), «din nasihattır» buyurduğu hadis-i şerifini düstür ederek, bu fakire ondan bir çok merhale ile ondan uzak olan kelimeleri söylemeye cesaret verdi. Kusurlu ise de (Arapça şiir) «Şerefli insanlarca afv etmek makbüldür. Bütün ayıblar afvın eteğiyle örtülür.» Bu mektübun münderecatı olan kelimelerin hakkı, altın suyu ile yazılıp akıllarda muhafaza edilerek, sabah, akşam vird edilip okunulmalı idi. Satırları uzadı. Fakat sizin gibilerin ma’lumu olduğu üzere, dost ve ahbâblara uzun uzun konuşma ve yazışmak, terbiye ve fesâhatı zedelemez.
Allah, Peygamberlere, onların, en üstünü ve Resüllerin sonuncusu olan Muhammed Bin Abdullah’a, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün ve sahâbelerine salat ü selam eylesin!
Otuzbeşinci Mektub
Mektublarda bahsi geçen, Hazret’in (Kuddise sirruh) halifesi Şeyh Mahmud El-Kara köylü dostlar birbirleriyle yaptıkları buluşmanın faydasma, yapacağı nafile haccın âdabına riâyet etmesine dair tavsiyesi ve kendisinden dua taleb etmesi ve daha başka mes’eleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Bütün hamdler Allah’a olsun! Ki, yaptığı işlerinden sorumlu olamaz. Salat ü selâm, âleme rahmet için Peygamber olarak gönderilen efendimiz Muhamıned’in, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) din temellerinin takviyecisi olan âl ve ashâbının üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, nefsinin helâkine çalışan köleden sadakat ve vefa sahibi Allah’a yönelip başkasını terk eden, temiz nefesli El-Şeyh Mahmud’adır. Dünya ve ahirette fitnelerden selâmette bulunsun!
Bu mektubu göndermeden iki gün evvel, ailenizle birlikte Hareıneyn Şerifeyn’i (Mekke ve Medine’yi) ziyaret edeceğinizi Molla Cüneyâl’den işittik. Allah, sizi muvaffak edip haccınızı kabul ederek neş’elendirsin.
Gidip gelinceye kadar sizi âfetlerden korusun! Kamışlıya geldiğinde bize haber vermediniz iki, ziyâretinize geleoektir. Çünkü, Kamışh yakındır. Bu fakire de gelmediniz. Halbuki bu her zamanki âdetin değildir. Bu durum, benim kötü şansım ve kusurumdan başka bir şey zann etmiyorum. Birbirimizi ziyaret edip helallaşmak, birbirimize dua etmek, ehil olmasam da birbirimize bir şeyler tavsiyede bulunmak üzere mülâkatmızın bir çok faydaları olduğu aşikardır. Ellerinizden öper, duanızı rica ederim. Ev halkmızın da dualarını diler, çocukların gözlerinden öperim. Molla Reşid’e selam eder, ondan ve bütün arkadaşlarınızdan dualarını rica ederim. Muhammed Ma’sum, Alâüddin, Izzeddin ile bu tarâftakiler ellerinden öper, duanızı rica ederler.
Yapacağınz bu haccın âdâbına çok riayet etmenizi tavsiye ederim. Ma’lümunuz olduğu üzere, nafile hacc âdâbının az bir şey’in değişmesiyle hükmü değişir. Hatta, İmâm-ı Rabbâni (Kuıddise sirruh): «Böyle bir hacc ibâdetinin âdâbına riayet edilmeden yapılması, fazla bir şeyle meşgul olmaktır.» buyurmuştur. Ricadan sonra ricam bu miskini dua kabul mahalli olan oradaki onbeş mübarek makâm ziyareti esnasında duadan unutmamanızı selamımı mahlükatın efdâline (onun aline salât ü selâm olsun.) iletiniz!
Otuzaltıncı Mektub
Birisi, karısma, «Falanın kızı felânete, ananıdır, bacımdır. Onu üç taş ile boşadım.» meâliude söz söyleyip de kız kardeşimdir dediği sözünden ne talâkı ne de zıhârı, üç taş tâbirinden de talakı kasd etmediyse, talâkı düşüp düşmediği; düştüğü takdirde ric’i midir, bâhane midir Niyetinde yeminiyle musaddak olup olmadığı (doğrulanacak mı) mes’elenin fetvâsı hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Nasihatı din yapan, Allah’a hamdolsun! Salât ü selâmı «Din, Allah
ve ResüIü, islâm ümmeti ,mü’minlerin hepsi için nasihattan ibârettir.» diye, bütün alemin Efendisine, (Sallallahü aleyhi ve selleın) hakiki iman ile muzaffer olmuş âüne, islam dinine sıkıca sarılan tâbilerine olsun! Sonra, şunu derim ki (Biyandur) Muhtar-ı Hısso, gelip karısıyla yaptığı münakaşa ve şiddetli öfke halinde, «Genco kızı Latife anamdır kız kardeşimdir. Üç taşla hoşadun.» dediği sözlerinin fetvâsını istedi, Lâkin, «anamdır, bacımdır» dediği sözünden ne talâkı, ne de zıhârı niyet et¬mediği ve dediği «Üç taş» sözünden de talâk sayısını kasdetediği, talakım vaki olmaması için, üç taştan bahsettim diyerek yemin etti.
İşte, adamın bu durumuna göre, talâkı vaki olup olmadığı, vâki ol¬duğu taikdirde bu talâkı rici mi, yoksa bâine midir Talâka niyet etmediğine dair iddiasında yeıniniyie musaddak mıdır (doğrulanır mı ) diye bu mes’ele hakkında şöyle fetvâ verdik: «Anamdır, bacımdır» dediği sözü dolayısıyla talâkından hiç bir şey düşmez. Çünkü bu sözleri, talakın kinâyesidir, kinâye kısmında talaka niyet edilmeden te’sir etmez. (Boşadım.) dediği sözünden, rücü edebilir. Bir talâkı düşüp kendisi bunun hakkında içtiği yemini ile musaddaktır (doğrulanır). Öyle ise, kadının iddeti bitrneden ben rücü ettim, diyerek zevcesini kâbul etmesi caizdir.
Kadının iddeti bitmişse, nikâhını yeniden tecdid eder, tazeler. Nitekim bu havas âlimlerden başka âlimlerce de ma’lumdur.
Peygamberin, (Aleyhisselâm) sahih olan,«Her kim ki, bir ilmi ketm edip, söylemezse, Allah onu kıyâmet gününde ateşten yapılmış bir gemle gemlendirir.» ( ) Hadis-i Şerifin tehdididen korkarak fetvâsını yazıp kendisine verdik. Allah, doğrusunu da¬ha iyi bilendir.
Otuzyedinci Mektub
Molla Reşid oğlu Molla Mehmed, evlenip çocuk sahibi olduğu
için, kendisine maddi yardım yapılması için ,tabilerine teşvik etmesi hakkındadır.ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM Ham’d ve salavattan dua ve senaların mahsub ve dostlara tebliğinden sonra, bu mektubu getiren, çoktanberi, yüce kapı eşiğinin (Nurşin dergâhının) hizmetçilerinden olup, aile ve vatanmı terk ederek bu fakire gelmiştir. Şimdi ise, evlenip çoluk çocuk sahibi oldu, ev halkı ve aile yönünden olan zaruri ihtiyaç, kendisini başkasına muhtaç etmeye sevk etmektedir. Öyle ise, imkan dahilinde ona iltifat ve mali yardımda bulunulması gerekir. Çünkü muhaçtır ve kendisine bir çok cihetten yapılacak mâli yardıma müstahaktır. Allah, Muhammed’in, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âünin ve ashabınm üzerine salât ü selam eylesin.
Otuzsekizinci Mektub
Tilhasan köyünde bulunan Şeyh Osman oğlu Şeyh Ömer ve akrabasına camileri inşa etmek fazileti, uışaları için, onları teşvik etmesi ve emin bir kimse, kendisine zekâtı kabz (kabul) ettikten sonra, camiye harcamuası câiz olduğu hakkındadır.ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd, Alemin Rabbi olan Allah’a olsun! Salat ü selâm, Allah’ın Resülünün, âl ve ashâbının üzerine olsun! Bundan sonra, âlimlere ve bu mektüba bakan kimselere malüm olsun ki; mescitlerin faziletleri sayıl¬maz. Camileri yapmak sevabı, sayılmayacak kadar vardır. Nitekim Müslim, Peygamber (Sallâllahü aleyhi ve sellem) efendimizden rivâyet eder:
«Her kim Allahü teâlânın rızâsını kasdederek bir mescid bina etse, Allahü teâlâ da ona cemıette bir ev (köşk) bina eder.» Bir cemaat müşte’rek olarak bir cami bina ederlerse, Allahü teâlâ onlara bir cemaatin bir köleyi azad ettikleri gibi değil, her birisine ayrı ayrı birer bina yaptırır. Yine Müslim, şöyle bir hadis-i şerif rivayet eder:
«Ademoğlu öldüğü zaman bütün amelleri kesilir. (Defteri dürülür.)
Ancak üç şey devam eder:
a)Sadaka-i câriye (cami yapımı gibi).
b)Menfaati olan ilim.
c)Sâlih bir evlât.» Yine, «Gerçekten mescitler, gök halkına ışık verirler.» diye rivâyet edilmiştir.
İnsan, camileri kendi halis malından imar etmesi layıktır. Zekatından masraf edip yaptırması câiz değildir. Fâkat zekâtı almaya müstahak olup kendine güvenen bir fakir, zekatı kendine kabul ederek caminin ve¬kili gibi olup aldığı zekatı mesci’din binasına, hasır ve İbriğine masraf yapar ve bu büyük sevâb hem ze’kâtı verene hem bu vekile hasıl olur. Çünkü Allah’ın hazinesi bitmez tükenmez.
Bir camiyi bina eden ,ona bir ışık veya bir hasır koyan kimse, 0 eşyalar içinde bulunduğu müddetçe, melekler, Allah’tan ona mağfiret dilerler. Allah, salih am’el eden, namaz kılıp, zikir edip, Kur’an okuyan kimselerin sevabı kadar camiyi yapan kimseye (amel defterine) yazar.
Yine Peygamberden (Sallallahü alâyhi ve sellem) rivayet edildi ki:
«Allah, kıyâmet gününde dünyadaki mescidleni arab ve acem döllerinden doğan develere benzer bir şekilde haşreder. Müezzinler, yularından çekerek götürürler. İmamlar da onları sürenler. Böylece göz kamaştırıcı şimşek gibi kıyâmet arsalarmdan geçerler. Kıyâmet gününün ahalisi: Bunlar mukarrebün (Allah’a yakın olan) meleklerden mi yoksa nebilen ve resüllerden midirler diye sorarlar. Hayır, belki bunlar Muham¬ med’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) ümmetinden olup camilerde cemâatla namazlarını kılmayı kaçırmazlardı.» diye çağrılır.
Yine camiler hakkında, «Camnün süpürülmesi kıyâmet günü elâ gözlü hürilerin milin (sadakı)dır.» diye rivâyet edildi.
Allahü teâla da Kur’ân-ı Kerimde
«İyiliğe ve kötülükten sakınmaya yardımlaşınız, günaha taşkınlığa değil.» ( ) Ben fakir de, bu hususta derim ki, mescidin binasına sebeb olan kimsenin seva’bı, Kabe’ye gidip hacc ve umre yapmış gibidir. Kendisine amel defterine mescitteki her bir taş ve kerpiç mukabilinde yüz sevab yazılır, dolayısıyle yüz derece yükselir. Yüz günahı afv edilip, kıyâmet günü Cenab-ı Hakk nezdinde şefaat edilir.
Seyyid Ömer, ;Seyyid Yusnf, Seyyid Abdi ile ,bütün (Telhasan) ahalisine selâm ederiz. Kıyamete kadar, sizin için sadaka-i cariye (cami yapımı) olan bu işin yapılmasını nasib etmez. Dünyadaki bütün hayır işlerden daha üstündür.
Allah, efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve ashabının üzerine salât ve selâm eylesin!
Otuzdokuzuncu Mektub
Medineli Şeyh Muhammed Sadaka’ya. Kendisinden dua taleb etmesi ve ona karşı olan sevgisini belirtmesi hakkındadır.ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM.Hamd, alemlerin Rabbine olsun! Efendimiz Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) diğer enbiyâ ve Resullerin bütün âl ve sahâbelerinin üzerine salat ü selâm ederim!
Bu fakir köle, efendisinin, sağ elini öpmesiyle teberrük edip, kendisin’den dua taleb eder, fakire en mühim olan şeylerden zatının afiyetini sorar, dost ve arkadaşların, hepsinin bilhassa Molla Ismail, Molla A.Halim ile bütün talebesinden, dua rica eder. Gözbebeği Abdülaziz’in gözlerinden öperek kendisine dua eder. Hepsine selâm ve sevgilerini sunar.
Mektubunuz bize ulaştı. Onu başımız gözümüz üzerine koydulâr. Gerçekten ondan şefkat ve muhâbbet kokusunu duyduk. Efendim! Mektub gönderrnekle gayet sevinirim. Zira, temiz nefes ve husn-i teveccühleriniz dolayısiyle Allah’ın halis kulu olarak nefsani arâzuların köleliğinden kurtulacağını umarım.
Hacı Emin, Molla Necmettin, Muhammed Mahsum, Muhamned Said, Alaüddin, İzzeddin el ve ayaklarınızdan öperler. Anneleri ve halkımız, bütün âlimler, talebeler ve tâibiler de keza.... cidden okumasına ehil olmasam da, özel olarak bana, genel olarak bütün halka, okunmasını emir buyurduğumuz duayı gece, gündüz okumâktayım. Bu fakiri kardeşi Molla Mustafa’yı duanızdan unutmamanız tekrarla rica olunur.
Allah’ın salat ü selamı, efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve sahabesinin üzerine olsun!
Kırkıncı Mektub
Bazı inatçı, itirazcı kimselerin, bir şeyhin müridi, başka bir mürşidin tarikatına dahil olmasının caiz olmadığı iddialarına cevabı ve mürid evvelki mürşidini inkar etmemek şartıyle başka bir mürsidin tarikatına dahil olmasının câiz olduğuna dair, akli nakli ve kıyasi deliller hakkındadır. ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM Hiç bir varlık yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Allah’ın yaratıklarının en iyisi olan Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) Al ve sahabesinin üzerine olsun! Bil ki, bir şeyhin müridi diğer bir şeyhin tarikatına dahil olması akıl, nâkil ve kıyas yolu ile câizdir. Nakli delil: Reşahat, Mektübat, Nefahat El-Beheet, El-Seniyye ve daha başka Nakşibendiye tarikatına mensub kitablarda, bu konu açıkça belirtilmiştir. Reşahat’ta şöyle yazılmış. Ki, Hace Ubeydullah El-Ahrar (Kuddise sirruh) buyurdular ki, «Mürid kendi mürşidinden daha kamil bir mürşidi bulunca, kamil olan ilk şeyhinin hayatında, kendisinden ayrılıp daha kamil olan başka bir şeyhe hizmetle bağlanması caizdir.»
İmamı-ı Rabbani (Kaddesallahü sirreh), «Talib olan kimse (mürid), kendi irşadını (manevi ilerlemesini) mürşidinin katında bulmayıp da, diğer bir mürşidin nezdinde olacağını anladığı takdirde, evvelki şeyhini inkar etmeden ikinci şeyhe, hizmet edip tarikatına girmesi caizdir.» demiştir. Kendisi bu fetvayı, Nakşi’bendi tarikatının piri Hace Behaüddin El-Nakşibendi’den (Kuddise sirruh) rivâyet etmekle te’yid etmiş ve tarikat piri dahi bu fetvâyı, Buharâ âlimlerinden almıştır. Burada Reşahât kitabının ibaresi sona erdi.
Bunu inkar edenler, tarikat şeyhleri ,mürid için, ilk şeyhin hayatında bile kendisine müteaddit mürsidler edinmesinin câiz kıldıklarını bilmemişlerdir. Hatta tâlib (mürid), mânevi ilerlemesini, hidayetini ilk mürşidinden başka bir rnürşidin nezdinde olduğunu bilse, ona gidip, kendisinden ahd alarak, kendine ikinci rnürsid edinmesi câizdir. Burada, Behcet El-Seniyye adlı kitabın tarikat âdâbı bahsindeki ibâresi sona erdi.
Habibüllah Mirza Cancanan (Kud’disâ sirruh), dedi ki, «Sünnet-i Mustafaviyeyi terk eden kimse, ,dinde kendisine tabi olunmaya yaramaz.» Kendisinden (Radıyallahü anh), maneviyat tarikâtta noksan olan bazı şeyhlerin ülkeler mürşidlere taksim olunmuş olup, onlardan herhangi birisi kendisine düşen ülke hakkından başka halkı, irşad etmesi caiz değildir.
diye iddiaları ve bu nedenle davar ve sığırlardan daha ziyade yolunu kaybetmiş olan avam tabakasının şaşırttıkları olaylar sorulunca, cevabında: Bu dedikleri sırf yalan olup, kat’i olarak asılsızdır, dedi ve batıl olduğuna dair şeyhül-islam Ahmed El-Narnıki El-Câmi’nin (Kuddise sirruh) zamanında Çeşitiyye tarikatına mensub müteşeyyihlerle, geçen hikâyesiyle delil getirmiştir. Burada nefehkın ibâresi sona erdi.
Tahur (Kuddise sirruh), demiş ki zamanın hâkimleriyle (Başkanlarıyla) ilgim olmasaydı, dünyada hiç bir şeyh için tek bir mürid bile bı¬rakmıyacaktım. Hepsini irşad ederek kendime mürid edinecektim. Bu rivâyet, Münah El-Halidiyye fi El-Tarikat El-Nakşiben’diyye kitabından nakl edilmiştir.
Kardeşim! ilk ve son âlimlerin güvenilir kitablarına bakın ki, bir mürid, şeyhinden başka bir şeyhin nezdine gidip, tarikatına dahil olmasının câiz olduğunu kesinlikle kabul etmişlerdir. Düşünceniz, inat ve tahmini olmayıp insaf ve ibret gözüyle bakmakla olsun.
Bir mürid, mürşidinden ayrılıp da diğer bir şeyhin tarikatına girmesinin câiz olduğu hakkındaki kıyasi delil ise: Dinimizin mecları olan dört mezhebe kıyas edilir. Ki, bir Şafi mezhehinin saliki büsbütün mezhebini terk ederek Hanefi mezhebini taklit edip, girmesi câizdir, buna itiraz edilmez.
Akli delil ise, hiç şübhe yok ki Allahü teala mahlüklatından bir insana illa, özel bir kuluna tabi olmasını teklif etmedi ki, kul ona tabi olmadığı takdirde, o insan kâfir veya fâsık olacağına dair hükm eylediği vaki değildir. Belki bu hüküm ancak Peygamberlere ve resüllere (Aleyhimüsselam) tâbi olmayanlar hâkkındadır.
İmam-ı Şa’râni El-Envâru’l-Kudsiyye eserinde demiş ki; olgun bir mürşidin hali şudur ki: «Civarında bir mürşid belirip de müridleri kendisine tabi olup onunla yaptıkları ahdi bozduklarına sevinmektir. Çünk zâhir olan öbür mürşid, onu irşâdının eziyetinden kurtarıp, yalnız baş başa rabbine ibadet etmek için kendisine boş vakit sağlamıştır. Eğer buna üzülürse, kendisi riyaseti, halkın nezdinde şöhreti sever demektir. Bu mes’ele için, Mevlana Halid’in (Kuddise sirruh) mektubatına bak. Ki müellif (Rahmetulllahi aleyh) kendine yedi mürşid edinmiştir: Üçü terbiye ve sülük için, diğerleri teberrük için olduğunu anlayacâksın. Mürşidin teaddüdü, çokluğu haram veya caiz olmaması hakikati olsaydı, bu faziletli zat bir çok zatlardan izin almazdı.
Bu hususta, Gavs-i azam (Kuddise sirruh) hakkında işittiğin yak sana kafi bir izahtır. Şeyh Nureddin (Kuddise sirruh) gibi. Büyük alimlerin çoğu kendilerine müteaddid mürşidler edinmiş, kimse onların bu olayını inkar etmemiştir. Kamil bir mürşidin durumu böyle iken, bu kezab ile asrındaki noksan bazı müteşeyyihlerin durumları nice olur
El-Fetava kitabında gördüğün ibare ise, ya zahirine göre değil veya bilmeyip anlamadığımız bir manası vardır. Bunu en iyi bilen Allah tır. Cünki bir mesele hakkında, (Ahmed) bin El-Hacer ile diğer bir çok âlimlerin arasında ihtilaf olunca, kavli ile amel edilmeyin diğer alimlerin kavli ile amel edilir. Fakat ihtilaftan, İbn El-Hacer’in Tuhfet El-Muhtaç kitabındaki yazdığı bir mesele hakkında ise, onun kavli ile amel edilip, başkalarının dedikleri kavilleriyle amel edilmez. Bilhassa, İmam Rabbani, Şa’rani ile Reşahat, - Nefehât kitablarınm sahibleri gibi büyük zatların tasavvuf hakkında yazdıkları fetvalar, İbni Hacer’in fıkıhtaki kavli gibi muteberdir.
|
|
|
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 5.Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 08-21-2020, 10:31 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 41-42-43-44-45-46-47-48-49-50. Mektuplar
Kırkbirinci Mektub
Cübür aşiret reisi, Ali Züba bir fetvâ ve kendisi, cahil olan aşireti nezdinde din alimlerinin bulunmadıklarına dair onlarıkınaması hakkındadır.ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM;Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat selam, Allah’ın yaratıklarının en iyisi olan Muhammed’in (Sallallah aleyhi ve sellem) al ve ashabına olsun!
Bundan sonra, bu mektüb, varlıklardan müstağni olan (muhtaç olmayan) Allah’a muhtaç fakirden, Şeyh Ali’ye’dir. Dünya ve ahire’tte Allah’a yakınlığı çoğalıp kendisiyle ev halkı dünya ve ahiret afetlerinden selamette olsun!
Sena ve birçok selamları size hediye ederiz. Sonra, şu arz edil ki, mektübu getiren adam diyor ki, amcam Agula başlık vererek, Mâtar’ın kızını istedi. Verdiği başlık arasında bir de tüfek vardı. Kızın nikahı elli gümüş mecidiye üzerine sadak olarak kıydıktan sonra, kadın kocasına itâatsizlik edip kocasını terk etmiştir.
Bu mes’elenin hükmü şudur: Tüfek ile başlığın hepsi, başlığı veren Agula’nın hakkıdır. Fakat Agula tüfeğini aldığına dair şahidler şehadet ederlerse, o zaman yalnız başlık olarak verdiği elli mecidiye, zevcesi olan Matar’ın kızının sadakı olup zevcesinin hakkıdır. Bu dâva ve hakkındaki bu karar, faziletli âlimden başka, akıllı olan kimse bile açıkça bilir. Bütün Cübür aşiretine yazıklar olsun ki, aralarında şeriat ahkâmını arayacak bir alim yok. Dinden çok cahil insanlar bulunup bilmedikleri şeylere fetvâ verdirerek alemin sırtından geçinirler. Mukabilinde aldıkları şey, onlara haramdır.
Allah, Peygamberlerin ve Resüllerin (Aleyhiınüsselaın) hepsine salat ü selam eylesin
Kırkikinci Mektub
Tuhup köyünden olup Kızunbüklu Şeyh Halil’e, Allah’ın aşkı müridin sermayesidir. Bu sermaye olsa, kalbine gelen manevi karanlıklara üzülmemesi olmazsa kalbine varid olan nurlarla sevilmemesini gerektiği, said olmaktan maksad, ne olduğunun beyanı ile diğer mes’eleler hakkındadır. ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM Hamd, O Allah’a olsun ki, manevi makamlara erenler, ınuhabbeti¬nin vasıtasıyla ermişlerdir. Salât ü selam, Resülünün üzerine olsun ki, mütabeatı sayesinde, arifler, yüce makamları bulmuş olan, islâm dini onlarla tamamlanan, müslümanlar, onlarla hidayetlenmiş olan âl, ashâb, zevcelerinin ve zürriyetlerinin üzerine olsun!
Sonra bu mektub, günahların esiri, ayıbları çok olan kimseden, Allah yolundaki kardeş ve dostu, yüce alim Molla Halil’edir. Allah onu, dünyaya iltifat etmekten selamet edip ahirete meyl eylemesini sağlasın! Mezkür esir, size selam ve dua eder, sıhhat ve selâmet bakımından bütün ahvalinizden sorar, sıhhat ve selamet devam edip hastalık olmasın.
Amin.
Size, şu arz edilir ki, Nakşibendiye taifesi ile bu fakire karşı muhabbetinizden haber veren mektubunuz kendisine ulaştı. Sevinerek, Allahü tealaya hamd etti. Ey Kardeş! Allah, bize ve size bu Nakşibendiye tarikatına mensub olan yüce taifeye (Kuddise sirruhüm) karşı muhabbet versin! Zira muhabbetleri dünya ve ahiret seâdetinin sermayesidir. Na su öyle olmayacak ki, eğer, kalbinde muhabbetleri olduğu halde, üzerine bu âlemin bütün karanlik ve bulanıkları dâdilse de, mürid buna üzülmemesi ve eğer, dağlar kadar nurlar, mârifetler ve ahval kalbinin üzerine gelse ,fakat mezkur muhabbetten bir kıl kadar zâil olsa ,utangançlıktan başka kendisine hiç bir şey hasıl olmayacağma inanması gerekir. Çünkü ehlullahlar (Allahlık insanlar, manevi kalb hastalıklarının. hekimidirler. Bâtıni hastalıkların izâlesi onlara bağlıdır. 0 hastalıklara, konuştukları söz devâ nazarları şifâdır. Onlar, öyle bir kavimdir ki, sohbet¬lerinde oturanlar, şedâvetli olmaz. Ey Kardeş! Allah, şedden bu devlet ile manevi bir seâdeti kendisine verdiği bir kimse saiddir (bahtiyardır). Şekten devletten maksat, insanın dış görünüşü, Mustafa’nın (Sallâllahü aleyhi ve sellem) şeriatıyla bezenmiş olmasıdır. (Salât ü selâm ve sena, o şeriatın sahibine olsun), manevi bahtiyarlık ise, kalb Allah’tan başka her şeyden alâkasını keserek, Allah sübhanehü ve teâlâ ile olan kimseye ne mutlu. Işte tasavvuf budur. Gerisi abestir.
Hâce Ahmed Ebü Zeyd oğlu Şeyh Müsa’ya, oğlu Şeyh Musa, Çeçen Ebu Zeyd’e ve bütün müridlere selâm eder, Allah ile kendi aralarmnı ıslâh etmeye çalışmalarını, şeriatın mütabeatı üzerine sabit kalmalarını tavsiye ederiz. Çünkü tarikattan ma’ksad ve asıl olan şey budur. Allah, Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âlinin ve sahâbesinin üzerine salât ü selam eylesin!
Kırküçüncü Mektub
Molla Abdülaziz’e başsağlığı ve musibetlere karşı sabırlı olma¬sına dair teşviki, belalar zail olduğu zaman, kula layık olan şey
beyanındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesâni. Salât ü selâm, kı¬yâmet gününe kadar Allah’uı. yaratıklarının hayırlısı olan Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün alinin üzeriue olsun!
Bundan sonra ,bu mektub, aziz ,dost ve sevgili Molla Abdülaziz’e¬dir. Allah, onu isminin manâsına muvaffak eylesin! Önce, kendisine se¬lâm ve dua ederiz, musibetinizi işittiğimiz zaman, bir mektüıb yazma¬sından başka bir şey mümkün olmayınca, Molla Abdülaziz’in kızının Oğ¬lu rahmete kavuştuğu dolayısıyla Müslim ile Buhari’nin, Peygamberden (Sallâllahü aleyhi ve sellem) rivâyet eyledikleri «Şübhesiz ki, Allah, al¬dığı ve verdiği şey de, kendisinindir. 0nun nezdinde her şey muayyen bir zaman sahibidir.» hadis-i şerifini imtisal edip mektüb yazdım. Sonra, sizi şer’i kelimelerle taziye ederek, «Allah ecrinizi büyütsün! Mâtemini¬zin sonunu güzelleştirsuı! Geçmişinizi afv edip size sabır ilham temelde şükretmeyi nasib eylesin!» deriz ve Kur’ân-ı kerimin:
«Sabredenleri müjdele! Onlar, o kişilerdir ki, kendilerine bir musi¬bet gelince, «şüphesiz biz Allah’ın kuluyuz ve şübhesiz ona geri döne¬ceğiz» derler.» ( ) Ve yine Kuran-ı kerimin:
«Ancak sabredenlerin mükâfatları eksiksiz ve sayısız verilecektir.»
( ) buyurduğu âyetlerini size zi’krediyoruz. Mürşidimiz (Hazret), Al¬lah, bizi ve sizi onun sırlarıyla kutlasın! Kulun haline, yüce Râabbi, hak¬kında yaptığı şey’e razı olması, ona irâde eylediği şey, kendisi bizzat kendine arzu ettiği şeyden daha iyi olduğunu bitmesi lâyıktır. Hususan yüce Nakşibendi tarikatına mensub olduğunu dava eden kimsenin üze¬rine Allah’ın yaptığı şey’i sevmesi gerekir. Çünkü bu tarikatın büyük¬leri, «sevgilinin yaptığı her şey sevimlidir» diyorlar. Allah, efendimiz Mu¬hammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün. âl ve sahâbesinin üzeri¬ne salât ü selam eylesin..
Kırkdörtüncü Mektub
Birisi, İmam-ı Şafii’nin kavli kadimi ile İmâm-ı Mâlik’in mezhe¬bine göre, şer’an kocasından ayrılıp, aybaşı hâli gören ve ani¬den kam kesilmiş, ancak bu durumu üzerinden bir sene geçme¬yen bir kadını nikâhla aldığı olaya karşı şeyh hazretleri de «biz, zaif kavl ile amel edene itiraz etmiyoruz, muteber şartları mevcud olduktan sonra, dinde her dört mezheblerin taklid edilme¬si caizdir» diye buyurduğu sözleri hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞ LARIM
Hiç bir varlık yok ki, onu hamd ile tesbi’h etmesin! Salat ü selam Allah’ın yaratıklarınm en hayırlısı Muhammed’in, al ve ashabının üze¬rine olsun! Biz bu fetvayı inkar etmiyoruz. Onunla amel etmekten kaç¬sak da zaif kavl ile amel edene de itiraz etmiyoruz. Nitekim bu durum Nakbişendiye tarikatının sadatının (Allah sırlarını kutlasın) kendilerine seçtikleri adetlerindendir. Din mes’elelerinde, mevcud şartlar muvacehe¬sinde, İmam-ı Malik ile diğer üç mezheb sahiblerinin mezheblerinin tak¬lid edilmesi caizdir. Ancak bu nikah fasiddir. Çünkü bu fetvayı veren kimse, kadın ile velisinin ikrarları üzerine eski kocasının talakı üzerin¬den bir yıl geçmeden, hatta on ay geçtikten sonra, müftü nikahı kıymış¬tır. İddeti tamam olmadan bu nikahı kıyan kimse, kıyamet gününün ma¬liki olan Allah’ın huzuruna çıkacağından korkmaz mı Halbuki kadının kardeşi, «Ben nikahı kıyan hocaya, boşanma tarihini söyledim, o za¬man bir yıl iddeti tamam olmamıştı. Şimdi iddeti dolmuş, nikahı caiz değildir. Çünkü kadın ya bir veya iki haym geçmiştir diyor.» doğrusunu Allahü teala daha iyi bilir.
Kırkbeşinci Mektub
Kamışlı kazasının sulh hakimi Abdullah Verdi’ye, Ma’şük köyünden Molla Hüseyin, yanına geldiği için, Tel-Şair köyünden Molla İbrahim onu şikayet edip, tutuklandığı, sonra mezkür hakim onu tahliye eylediği hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd alemlerin Rabbine, salat ü selam Allah’ın yaratıklaruun en hayırlısı olan Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve sahabesinin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, fakir, noksanlık ve kusurunu itiraf eden kuldan, Allah yolundaki kardeş ve dostu, halk arasında ilim ve halka yardım etmesiyle meşhur şehirler ve köy halkının hakimi, gayretli, namuslu, güzel ve övülen ahlak sahibinedir. Allah, onu ve bizi doğru yolda bulundursun! Kendisini ve ev halkını ahiret ve kötü dünyanın afetlerinden muhafaza eylesin! Evvela sana islami sena ve selamı hediye eder. hatırmızı sormak, size dua edip duanızı taleb etmekle söze başlarız.
Bu fakire olan sevginiz, bu mektübu size yazmaya sebeb oldu. Zira kendisi, bu muhabbetiniz maddi bir şey için olmayıp sırf Allah için ol¬duğunu bilir. Çünkü bu kuldan size hiç bir maddi menfaat gelmez. Durum böyle iken ,size, Allah sübhanehü teala ve Resülüne (Sallallahü aleyhi ve sellem) muhabbetiniz her şeyden daha ala ve üstün olması lâyıktır. Cenabımza malum olduğu üzere, mezkür muhabbet, Peygamberin (Sallallahü aleyhi ve sellem) şeriatuıa tabi olmaktan zâhir olması aşikardır. Aziz ve yüce Allah’ın kuluna karşı olan sevgisi de ınezkür nütabeata dayanır. Nitekim Allahü teâla (Kur’ân-ı kerimde):
«Sen ey Habibun! Onlara de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olun! Allah da sizi sevecektir.» ( ) diye buyurdu.
Sonra yüce meclisinize şu da arz edilir ki, biz Maşuki köy imâmı olan Molla Hüseyin hakkında, kendisi fakir, biçare, kin ve fesatlıktan uzak, kulların hiç birisinden darılmadığına dair şahidlik ederiz. Çünkü kendisi eskiden beri talebemiz ve mahsurumuzdrur. Gerçekten Maşuki ile Tel-Şair köy ahalileri bilhassa Molla Ibrahim, hiç bir sebeb olmadan kışkançlık ve inad olarak benden kızıyorlar. Nitekim bu durum, eski za¬manlarda ki, Peygamber, sahabe, evliyâ ve âlimlere karşı vâaki olduğu da Allah’ın bir saâdedir. Hatta AIlalıü teala Kur’an-ı kerimde, Peygamberlerden kızanların durumlarını şikayetle «Muhammed, Allah’a iftira mı ediyor Yoksa kendisine bir cinnet (delilik) hastalığı mı var » ( **)
diye insanların en iyisi olan zata da iftirayı isnad etmişlerdir.
Mezkür köy ahalisi bana karşı olan kıskançlıkları dolayısıyla huzurumuzda bir yazıyla Molla İbrahim’in, Molla Hüseyin’i şikayet ettiğini işittim. Çünkü beni şikayet edemez. Molla Hüseyin hakkında parlak şeriatin ahkamıyla muamele etmenizi, bize çok gelip gittiğinden kızan kimseler, aleyhindeki şehâdetlerine iltifat etmemeniz rica olumır. Hattâ. kendisine niçin Tel-Şair köyüne, şeyhimizin yanına gelmiyorsun diyorlar. Allah için ve Molla Hüseyin’in fakirluk durumu, hatırımız ve bize karşı olan sevginiz için lütfunuzla kendisine yardımda bulunup bu meseleyi kökünden sıyırmanız rica olunur. Çünkü bu fitne uyandırıcı bir şeydir. Gerçekten sen bu mes’eleden önce, ihtiyaçlarımızı te’min edeceginize dair bize söz verdiniz. Ben de, Hakim verdiği sözüne muhalefet etmez. Çünkü kendisi sözünü yerine getiren kimselerdendir, dedim. Molla Ibrahim, inkar ve düşmanca hareketiyle beni tabi ve müridleri de çok rahatsız etmiş, ta ki bu fakir, Molla Hüseyin’i de şikayet etti.
Molla Ibrahim bende on sene okudu. Okuduğu bütün ilimlerde onun hocasıyım. «Efendisine iyilikte bulunduğun kişinin şerrinden korun.» Ne güzel bir sözdür. Şeriata mektub ve kalem ile başkalarına sövmenin önemi olmayıp buna karşı ceza olarak hiç bir azarlama hükmü olmadığı, ancak bir cematuı içinde dil ile sövmenin azarlama cezası olduğuna dair kendi kitablarına bakıp da şeriat ile amel etmez mi
Allah, Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbının üzerine salat ü selam eylesin!
Kırkaltıncı Mektub
Geçmiş mektublarda adı geçen mürşidinin halifesi Karaköylü Şeyh Mahmud’a kendisinden dua talebinde bulunması ile aralarında vaki olan bir mes’ele hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir varlık yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selam, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve sahabesinin üzerine olsun!
Şerefli ellerinizden öptükten, yüce ve faydalı duanızı taleb tetikten, sıhhat ve selamet bakımından hatırınızı sorulduktan sonra, şu arz edilir ki, Şeyh Piroz, Hazretin (Kuddise sirruh) bütün tâbilerine bilhassa size acaib sevgi ve şiddetli bir iştiyakı olup Hazretin muhabbetinden dolayı sohbetinize nâil olmak için mülâkatınıza susamış, tarafınıza gelmek istiyor. Evvela gayesi, sizi ziyaret etmek ve so betinizlen istifade etmek¬tir. ikincisi, bana söyleyip de görüşüme muvafik olduğu bir iş içindir. Her şeyde size muvafakat etmesini arzu eder.
Mehmed İsa’nın gözlerinden öperiz. Bu tarafta bulunanların hepsi, dua edip, duanızı dilerler. Talebelerin hepsine, Molla Reşid’e ve Molla Süleyman’a selâm eder, cevab bekleriz.
Kırkyedinci Mektub
Geçmiş mektublarda adı geçen mürşidinin halifesi Karaköylü Şeyh Mahmud’a kendisinden dua talebinde bulunması ile aralarında vaki olan bir mes’ele hakkındadır.ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM.Kainatta hiç bir varlık yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selam, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve sahabesinin üzerine olsun!
Şerefli ellerinizden öptükten, yüce ve faydalı duanızı taleb tetikten, sıhhat ve selamet bakımından hatırınızı sorulduktan sonra, şu arz edilir ki, Şeyh Piroz, Hazretin (Kuddise sirruh) bütün tâbilerine bilhassa size acaib sevgi ve şiddetli bir iştiyakı olup Hazretin muhabbetinden dolayı sohbetinize nâil olmak için mülâkatınıza susamış, tarafınıza gelmek istiyor. Evvela gayesi, sizi ziyaret etmek ve so betinizlen istifade etmektir. ikincisi, bana söyleyip de görüşüme muvafik olduğu bir iş içindir. Her şeyde size muvafakat etmesini arzu eder.
Mehmed İsa’nın gözlerinden öperiz. Bu tarafta bulunanların hepsi, dua edip, duanızı dilerler. Talebelerin hepsine, Molla Reşid’e ve Molla Süleyman’a selâm eder, cevab bekleriz.
aKaraman köyü imanu Molla Sırrı’ya bazı kimseler, birkaç delillere dayanarak, ay görmediğimizden evvel ramazan orucunu tutup, sonunda ay görmeden bayram eder, başkaları da böyle yapmalarını emrederler diye sorulduğu sualin ve dellllerinin reddi ile, hakikat onların yaptıklarının hilâfına olduğunun beyanı hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Zâtında, sıfatlarında ortağı olmayan Allah’a hamd olsun. Ondan sonra hiç bir peygamber olmayau Peygamberin, (Sallallahü aleyhi ve sellem) şeriatin esasını halk arasında tesis eden âl ve ashâbının üzerine olsun!
Sonra, red edilmiş üç delili kapsayan mektubun, bize ulaştı. Merdud olan birinci delilleri: Falan gün Ramazan orucu başlıyor diye hâkimin verdiği hük müüne muhalefet etmesine hiç bir kimsenin hakkı yoktur.
Cevab: Bu mes’ele, ehil olan veya ebu olmayıp da durumu bilmiş bir devlet baskanı tarafından hâkim olarak atanan kimsenin hükmü kabul edilir. Ehil olmayıp, bÜyük kadı tarafından nâibliğe atanmış bir kimsenin hükmü, ilerde Kada (kadalık) babında bahsi geleceği üzere, öyle bir kadının istilâfı (kendine halife edinmesi) salih olmadığından, vereceği kararı geçerli değildir. Halbuki bu bela bu zamanda yayılmıştır.
Burada, Şirvâni kitabının üçüncü cüz, sahife 383 de Basri’den naklen
ibâresi sona erdi.
Hâkim, verdiği bir hükmüne dair şer’i bir dellli olunca, verdiği hükmü ile amel edilmesi vâcibdir. Hatta, İmâm-ı Şafü’nin ashâbı, ihtilaflı bir konu hakkında, hâkimin verdiği bir hüküm o mes’eleye dair ihtilâfı kaldırıp o mes’ele üzerine ittifak vâki olmuş olur, diye açıklanmışlardır. Fakat verdiği hüküm, bir şer’i müstenedi olmadığı bilinen bu zamanın kadıları gibi, verdikleri kararlarınca lâubali olup hükmün şartlarına riâyet etmediler. Hatta, herkesin malümu olduğu üzere, ramazan ayında ay görünmesi mes’elesi ile daha başka mes’eleler hakkında fasık kimselerin şehâdetine biânen verdikleri hüküm ile amel edilmesi vacib değildir. Zamanımızdaki bir kadının, verdiği, bir hükmün müstnedi sorulunca, müstenedini beyan etmemesi vâcib olup olmadığı hakkında, (Şafii âlimlerinden olan) Ramli’den sorulunca, şöyle câvab verdi: Zamanımızdaki kadı, zaruri kadı olup verdiği hüküm ancak zaruret için geçerli¬dir. Dolayısiyle zarurete göre takdir edilerek, müstenedini, delilini beyan etmesi lâzımdır. Gerçekten son zamanların âlimlerinden bir cemaat da bunu açıkça belirtmişlerdir.
İmamlar, «Zaruri kadı müstenedini beyan etmesi lâzım değildir.» dedikleri sözlerinin manâsı, kendisinde takvâ ve Allah korkusu olan, kadılık sıfatıyla muttasıf olan kimseler hakkındadır. Burada El-Fetâvâ. El¬Ramlinin ibâresi sona erdi. İşte bu durum Ramli gibi bir zâtın zamanında iken, bu zamanaki kadıların halleri nicedir.
Ramazan ayının ilk gecesi, ay görünemez diye sonuna kadar dedikleri ikinci delilleruün cevabı: Sahih-i Müslim kitabı, hillmin (ayın) büyüklüğüne, {küçüklüğüne itibar olmadığının beyanı bâbında şöyle bir rivayet vardır, EbilâBülirteri (öl.: 38) şöyle dedi: «Omre yapmak için yola çıktık, nihayet Batn-ı Nahle’ye (Nahle vadisine) indiğimiz zaman hilâli birbirimize gösterdik. Bu sırada cemaatin bazısı, «Hilâl üç günlüktür» diğer bâzısı da, «iki geceliktir» dediler. İbni Abbâs’a kavuştuğıunuzda, kendisine: Biz hilâli gördük, cemâatin bazısı, hilâlin üç gecelik, diğer bazısı da iki gecelik olduğunu söylediler, dedik. İlmi Abbas: Hilâli hangi gecede gördünüz dedi. Biz: Şu şu gecede, diye cevab verdik. Bunun üzerine şöyle dedi. Resülüllah, (Sallâlahü aleylıi ve sellem) Allah, görülmesi için onu uzatmıştır. 0, içinde gördüğünüz gecenin hilâlidir.» buyurdu.
Hazret (El-Şeyh Muhammed Diyaüddin), Allah, sırrını kutlasın! Bir gecelik olan hâl, güneş battıktan sonra, gerçekten kaybolmadan bir saat, onbeş dakika kadar bir zamana kadar kalır. Yine buyurdular ki, «Bir günlük hilal çok defa görünür. Fakat halk onu yüksek ve kalın gördükleri zaman ay’ın doğuşu iki geceliktir, derler. Halbuki ayın yüksek, kalın, küçük ve büyük görünüşünün önemi yoktur.
Yine Sahih-i Müslim kitabında Kureyb’ten rivayetle: «El-Hars kızı Ümmel-Fadl kendisini Şam’a Muâviye’nin yanına gönderir. Kureyb şöyle dedi: Nihayet Şam’a geldini ve Ümmel-Fadl’m hacetini yerine getir¬dini. Ben henüz Şam’da bulunduğum sırada, Ramazan hilâli görüldü. Ben de hilali cuma gecesinde gördüm. Sonra ay’ın sonunda Medine’ye geldim. Abdullah İbni Abbas, benden bir çok şeyler sordu. Sonra hilali gö¬rüş gününü de zikr edip hilali ne zaman gördünüz dedi. Ben: Cuma gecesi gördüm dedim. Sen bizzat hilali gördün mü diye sordu. Ben: Evet. Halk da hilali gördüler ve oruç tuttular. Muâviye de oruç tuttu dedim. Ibni Abbâs: Lâkin biz hilâli cumartesi gecesinde gördük ve otuzu tamamlamak için, oruç tutmaya devam ediyoruz yahut da hilali göreceğiz. dedi. Bunun üzerine ben: Muâviye’nin hilali görmesi ve oruç tutması ile yetinmiyor musun diye sorunca: Hayır Resülüllah (Sallallahü aleyhi ve seilem) bizlere böyle emir buyurdu. dedi.»
Üçüncü delillerin cevabı ise, ay, gün hesabiyle oruç tutulmasının câiz olmasına dair bazı alimlerin dedikleri sözlerin cevabını Molla Zeynüddin’e yazmışız.
Kırksekizinci Mektub
Bilvanis köyünden halifesi Şeyh Abdüllıakim’e, gördüğü rüyanın tabiri, Mürid, kafirin bile kendisinden daha iyi olduğunu bilmesi, manevi ilerlemesindeki kusuru, başkasına değil kendisine isnad etmesi emr olunduğu şey’in yapmasına devam etme¬sinin lazım olduğu mes’elesi ile buna benzer konular hakkındadır.ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM.Salatü selam,efendimiz Muhammed El-Mustafa ‘nın (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbının üzerine olsun! Sonra, bu mektub, günahlarının esiri, çok ayıbı olandan Allah yolundâki kardeşi ve dostu, zeki, anlayışlı olan Abdülhakim’edir. Allah, onu âhiret işlerine yönelen ve nezdinde hoş görülmeyen şeylerden rızaklanan kimse eylesin! Amin. Sonra şu arz edilir ki, onda, Şeyhülislâm, mürşidimiz Şeyh Fethullah, (Kuddise sirruh) sana kitablarmı verdiğini görmüş olduğun rüyan, nisbetinden hatta kendisinin zâhiri ilminden çok bir hisse sahibi olacağına delalet eder. Öyle ise ,yüce Allah’a şülkredip tam çahşmak, anıel edip nefsini görmemek için, çok cehd etmen lâzımdır.
Hazret (El-Şeyh Muhammed Diyaüddin), Allah, bizi ve sizi onun sırlarıyla kutlasın! Bu tarikatı reisi, Şah-ı Nakşibend lakabıyla bilinen zattan (Kuddise sirruh) naklen buyurdular ki: «Bu tarikattan olduğunu iddia eden bir kimse, nefsini frenk kâfirinden daha kötü bilmesi gerekir.» Bundan anlaşılyor ki, mürid, kendi kusurunu görmesi lâzımdır. Nitekim Aliüddin El-Attar (Kuddise sirruh) «Sülüke, devamlı fiillerinin kusurunu görmekten başka bir ümid yoktur. Her an da kusur kapısından girip manevi ilerlemeye kabiliyeti olmadığı, manevi rütbeden uzak ve onu terk ettiğini düşünmesiyle birlikte, Allah’ın Iütuf ve keremini mülâhaza ederek yabuz lütuf ve inâyetine sığnınhası lâyıktır.» diye buyurdu.
Sizinle Taroni köyü ahalisinin arasında cereyan eden hadiseye gelince, geçmiş kimselerin, çağdaşlarıyla olan durumları da böyle idi. Allah, nezdinde, liâlis kullarmın manevi rütbelerini ve sevablarını büyültmek için, onları halkın eziyyet ve inkârıyla belMandırır. öyle ise, bu gibi şeylerden hatırma bir şey vaki olmasın. Hatta adet ve tuttukları yoldan ayrılma! Dedikodudan üzülme, vazifen olan sohbet etmek teveccüli edip yüce Allah’tan, tarikatm üstadından ve yüce tarikatın ulu zatlardan (Kuddise sirruhüm) bahs etmeye devam et. Ne dil ,ne de kalbinle o, halka iltifat etme, kusuru kendi nefsine isnat et, onlara değil...
Bazı yüce zatlara: Bu gece hırsızlar komşunun evini açıp eşyasım çaldılar denilidiğinde, bu iş Allah’a karşı olan kötü davranışımdan oldu. Zira ben bu olaydan önce, şeriat adâbından birisini fark ettim, diye buyurdu. Ulu zatlardan bazısı da (Radıyallahü teala anhüm), şayet, Allah kıyâmet günü başkalarına şefkat için bana izin yerse, evvela dünyada bana zulüın edip eziyet edene şefaat ederdim, dedi.
Sonra, sana ve ev halkınıza, selam, ve dua eder, sıhhat ve selamet bâkımından ahvalinizi sorarız. Allah selametinizi devam ettirip hastalık vermesin! Bilhassa Bilvanis köy ahalisine selam edip onlardan ricamız, Taroni köyü halkıyla aralarında fitne çıkarmamalarıdır. Çünkü Peygamber (Aleyhisselâm): «Fitne uykudadır, onu uyandırana Allah’ın lâneti olsun» buyurdu. Şayet başka bir köye naklin tarikat nisbeti ile geçiminiz için, daha yararlı ise ,bir mahzuru yoktur.
Allah, Nebi ve Resüllerin hepsine bâhusus sonuucu ve efdalleri olan Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve selleın) üzerine salât eylesin!
Kırkdokuzuncu Mektub
Üstâd-ı a’zam (El-Şeyh Abdurrahman El-Tâhi’nin) (Kuddise sirruh) torununa, manevi ilerleme için vasıta, taleb ve çok çalışmanın ve buna benzer şeylerin lâzım olduğu hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM.Müteferrik beytler:«Cemiyetlere girmekten maksadım, nimete ulaşmam değildir. Lâkin seni görmek için onları isterim.» Beyit sahibi, bununla sâlih amelde ibâdette niyetini tashili etmesine işaret etmiştir. Farsça beyt:
«Ben ki, sevgilimin aşkından şaşkınım. Ev ve ailenin derdini çekmekten nasıl korkarım veya fayda ile zararın düşüncesi nasıl aklıma gelir.» Mevlânâ Halid, (Kaddesallahü sirreh) bu beytiyle, sâlik Allah’tan başka kalben her şeyden alâkayı kesmesine işaret etti.
«Feleğin on günlük miktarı olan muhabbeti ,efsane ve hiledir. Ey dost! Dostlara iyilik yapmayı fırsat say (yap).» Hafız El-Şirazi bununla tasavvufa çalışan kimse için mürşidin lüzümuna işaret etti.
Yine kendisi (Kuddise sirruh)
«Cümle seadet hazinesi ki, Allah hafıza verdi. Gece duasının, seher vakti yaptığı virdinden oldu. buyurduğu beytiyle sâlik, Allah’ı taleb edip cehd etmesine işaret etmiştir.
Şerns El-Tebrizi de (Kuddise sirruh):
«Allah’ın aşkından başka en güzel şey velev ki, şeker yenmesi de olsa, cana eziyet vericidir.» Bu beytiyle yukarıda geçen vasılara terettüp eden Zat-ı Bâri’nin muhabbetine işaret etmiştir.
Ellinci Mektub
Şeyh Beşir’e, oğlunun vefatı dolayısıyle taziyesi ve şeriat ahkâmına mütabeat etmesi, tarikat sâdâtının (Kuddise sirruhüm) yolundan ayrılmamasına dair tavsiyesi hakkındadır. ALLAH’lN ADIYLA BAŞLARIM.Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah’m yaratıklarından en hayırlısı olan Muhammed’in, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve sahahesinin üzerine olsun!
Sonra, bu mektüb, vefası az olan kimseden, fazilet, ihsân ve kemâliyet kaynağı olan efendim Şeyh Muhammed Beşir hazretinedir. Allah, kendisine nezdinden yardım edip, dine, müslümanlara bir temel olarak devam ettirsiu. Amin! Size saygı ve hürmet arz etmekle teşrif ve ikramı icab eden şey’i takdim edip, cenâbınıza mensub olan en şerefli ve üstüu. zâtlara selam tebliğinden, göz ve ayaklarından öptükten sonra, kemal-i sıhhat ve âfiyette olmanızı Allah’tan rica ederim.
Bizden sormak lütfunda bulunursanız, Allah’a hâmd olsun iyiyiz, âfiyetteyiz. Öğülür ahlâkımzı hatırlayıp Allahü teâla dünya ve âhirette rütbenizi yüceltsin. Râzı olduğu ve sevdiği işleri başarmanız için size dua ederiz.
Sonra, şu arz edilir ki, tebliğiniz üzerine, aziz veledinizin vefât haberi ona (bana) ulaştı. Size gelmesi mümkün olmadığı için kendisinin bedeli olarak bir mektüb yazdı. Gerçi bedelleri. en aşağısıdâ. Lâkin su olmadığı yerde toprak onun bedeli, güneş batınca, çıra onun bedeli olur.
Taziye hakkında rivâyet edilen «Allah ecrinizi büyültsün, mateminizin sonucunu güzelleştirip size sabr ilham eylesin. Şükretmekle rızıklandırsın. Mateminizi daha güzel bir hal ile değiştirsin.» sözlerle demekle sizi taziye ederim. Zamanın ahvâli ile içinde bulunduğumız ahvâlinizden şikayetinize gelince: Ey dostum! Yüce Allah, kulu hakkında yaptığı her, şeye kulun razı olması layıktır. Rabbinin ona irade eylediği şey, o kendi nefsine irade ettiği şeyden daha sevab, a’la ve olgun olduğunu. bilmelidir. Bahauddin Nakşibendiye tarikatına (Allah ehlinin sırlarını kutlasın) mensub olduğu iddiasında bulunan kimse, dostu olan Allah’ın yaptığı şey’e razı olması lazımdır. Zira bu tarikat elime ,sevgili Allah’ın yaptığı bütün şeyler sevgilidir, diyorlar. İşte herhangi bir musibetâ düçar kalmış bir kimse, bunu düşünürse acısı kolaylaşır.
Allah ile aranı ıslah etmeye çalışmayı, şeriata mütabeat üzere sabit olmayı, sa’dat-ı kiramm (Kuddise sirruhüm) yollarından ayrılmamayı tavsiye ederiz. Çünkü tarikattan mâksüd ve matlüb olan şey ancak budur. İş bundan ibarettir. Gerisi abestir. Sana bu gibi kelimelerin, bu fakirden söylenmesi, gerçi haddiden ziya’deys’e de; lakin Peygamberin (Sallallahü aleyhi ve sellem), «Din nasihattan ibarettir» diye, buyurduğu hadis-i şerifin emri üzere kendisi (Şeyh Ahmed) bir merhale onlardan uzak olan bu sözlerin söylenmesine cesaret etti. Ah bin kere ah... Ah bin kere ah... Farsça şiir:
«Çünkü ben bu makamdan milyonlarca ..... . »
Arabça beyit:
«Afv, şerefli insanların nezdinde makbuldür. Bütün ayıblar afvın eteğiyle örtülüdür...»
Sonra, bu taraftaki halk ve tabiler selam edip duanızı dilerler. Bütün ulemâ, talebeler, Hacı Molla Muhammed Emin, Molla Mustafa da keza Molla Mustafa hastalığından şifa bulmuş, lakin şimdiye kadarda çok zayıftır. Allah sübhanehü ve tealaya hamd ve marifetler olsun! Size mektüb göndermediğim’in. sebebi: Sizden çok utandığım ve sizin de mektüb göndermeyişinizdir. Size, mektub göndermesek de bizden mektüb kesmemeniz emelimizdir. Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve sahabesinin üzerine saiat ü selam eylesin!
|
|
|
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 6.Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 08-21-2020, 10:30 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 51-52-53-54-55-56-57-58-59-60. Mektuplar
Ellibirinci Mektub
Sapıklığından dönüp İslam dinini kabul eden bir kişiye sadaka vermelerine dair tabilerini teşvik eylemesi hakkındadır.ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM.Allah’a hamd, Peygarnberlere (Aleyhimüsselam) salavattan, duaların tebliğinden sonra, derim ki:
Bu mektübu taşıyan kimse islâmiyete yeni girmiştir. Kendisi, Kur’an-ı Kerimde:
«Zekât malları, yoksulların düşkünlerin, zeka üzerindeki memurların ,gönülleri alınan kimselerin (yeni müslüman olanların) kendisini kölelikten kurtarmak için para kazanmakta olan kimselerin, borçluların, Allah yolundaki yolcuların ve yolda bnlunanların, Allahı’ın farzı olarak hakkıdır. Allah, her şeyi bilici ve yoiu ile yapıcıdır.» ( ) buyurduğu sınıflardan biri olduğu ve islâmiyete karşı kalbinin takviyesi ve islam dini üzere bulundurulması için, kendisine şükrân edip ona sadaka verilmesi lazımdır.
Allah, Muhammed’in, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âlinin ve saha¬besinin üzerine salat ü selam eylesin !
Elliİkinci Mektub
Molla Yahya’ya, gördüğü iki rüyanın tabiri, ne şekilde olsa, nıürid rüyada mürşidini, sâdatı (Kuddise sirruhun) gormesi, kendisine karşı gayretlerinin çokluğuna işaret olduğu, mürid kendi mürşidi veya ona mensub olanlardan birisini gördüğü rüyasından başka rüyasının itibarı olmadığı hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir varlık yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve sahâbesinin üzerine olsun! Bundan sonra, bu mektüb, yüksek kapı eşiğinin hizmetçisinden Allah yolundaki kardeşi Molla Yahya’yadır. Allah onu muharrabunlardan (ona yakın olanlardan) eylesin.
Şübhesiz sadat-ı Kiramlar (Kuddise sirruhüm) ne şekilde olursa olsun, rüyada görünmeleri rüya sahibine himmet, iltifat ve çok gayretlerine işarettir. Hazret, (Allah bizi ve sizi onların sırlarıyla kutlasın.) «Mürid için rüyasında üstâdını veya üstâdının tâbirlerinden birisini veya ev halkından, ya da mensub olduğu memleket ahalisinden birisini gördüğü rüyasından başka, rüyâlarının itibarı yoktur. Çünkü o rüya ınuhabbetine delalet eder. Zira susâmış kimse rüyâsında su görür. diye buyurdu.
Bu iki rüyânızda da, müjde ve onlarm size karşı gayret ve iltifat olduklarına işaret vardır. Birinci rüyada Allah’rn sizden raz. olduğu müjdesi ve afv etmesi işareti vardır.
Gaflet uykusundan sizin için uyarmaya ve sizin için, çalışmaya, emr olunduğu şeyleri hıfzında tutmaya, boş vaktinde amelde çalışmaya işarettir. Bu iki rüyanız, sadatın size karşı olan gayret ve iltifatlarındandı Öyleyse, yüce Allah’a şükredip çok çahşıp, ınümküu olduğu kadar, dünyadau yüz çevirmeniz ,vâcibdir. Çünkü dünya çok hilekâr, gaddar ve aldatıcıdır.
Allah, Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve sahabesinin
üzerine salat ü selâm eylesin!
Elliüçüncü Mektub
İnat ve inkardan dönüp sonradan tevbe eden ve şeyhin hakkuı¬da ihlâs sahibi olan, Amudalı Molla Ali’yedir (Rahmetullahi aleyh). Bir şeyhin müridi başka bir şeyhin tarikatma girmesinin câiz olduğu ve Molla Ali’nin tasavvuf ehlinin kahvl ve fiillerine yaptığı itirazlarına karşı en beliğ bir tarzdaki reddiyle başka mes’eleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd ve salavat edip duaları tebliğinden sonra, şu arz edilir yerme, itiraz, kötu zanna inad vasıflarına samil olan mektubun bu miskine ulaştı Bunu senden çok garib bir şey gördük. Çünkü seni dirayet sahibi bir kimse zannederdik. Meğer durum bunun hilafına belirdi.
Mektübda bir şeyhin müridi, kendi şeyhinden başka bir şeyhin tarikatına girmesi caiz midir diye soruyorsunuz. Bu sualinize karşı, Allalı doğruyu söyler, doğruya yönelten de odur.» ayet-i celilesinin mealiyle başlar der ki,
İmam-ı Şa’rani (Rahmetullahi aleyh) El-Envarülkudsiyye kitabın demiş ki: Kamil mürşidin durumu şudur iki, müridleri, kendisiyle yaptıkları ahdi bozup da, başka bir beldedâ zâhir olan bir mürşide meyledip, kendisine tabi olduklarına sevinir. Çünkü, zâhir olan diğer mürşid, onun vazifesini yaptığı için, kendisi müridlerle uğraşmayıp ,bütün vaktini rabbine ibadet yapmakla geçirir. Şayet bu duruma üzülse, halk nezdinde kendisi, riyaseti ve şöhreti olmasını seven bir kimsedir.
Mevlana. Halid’in (Kaddesallahü sirreh) mektubatına bakarsan, onda müellifin (Rahmetullahi aleyh) terbiye ve manevi sülüki için, üç mürşidi, diğerleri de teberrük için olmak üzere toplam olarak yedi mürşidi olduğunu anlayacaksın. Şayet, tarikatta müteaddit mürşidler edinmek haram olsaydı, bu faziletli zat, birçok mürşidlerden ahd almazdı. Gavs-i a zam (Kuddise sirruh) hakkında da bu hususta işittiğin şey, sana yeterli bir delildir. Büyük zatlardan Şeyh Nüreddin (Kuddise sirruhi ile başkaları da bunu yapmış, kimse, bunların yaptıklarına itiraz etmemiştir. Müridin şeyhi tasavvufta, kamil (olgun) olup, hali böyle iken, mürid, noksan olan bu yalancı şeyh ile, asrın hâzı müteşeyyıhlardan ayrılması nasıl caiz olmasın
İbni Hacer’in Fetavâ adlı kitabında gördüğün ibâre, ya manası zahirine göre değil, ya da bize zahir olmayan bir te’vili vardır. Allah, daha iyi bilir. Çünkü bir mes’elede, İbni Hacer birçok alimlere, muhalefette bulunsa, Tuhfetü’l-Muhtaç’ta yazdıkları hariç, kavli ile amel edilmeyip diğer alimlerin kavli ile amel edilir. Hele imam-ı Rabbani, Şa’rani, Reşâhat, Nefahat kitabları sahiblerinin. (Kuddise sirruhüm) tasavvuftaki kavilleri, ibni Hacer’in Fıkıhtaki kavli gibi, muteberdir.
Mektübunda bize yaptığın yerme bahsinde, «birçok kınayıcı kimse, yerlenir.» diye yazdığın sözlere binaen, bize karşı bu işimizden maksad, âleme karşı başkalarından Üstün görünmek ve hasmımıza karşı cevab vermekten susturma olduğunu zannetmeniz size yakışır mı Yalan da olsa, bu fakiruı şöhreti, o kadar yayılmıştır ki, artık kendini başkalarının üzerine üstün tutmaya veya hasmım susturmayı, maddi menfaati için bu işi alet etmeye ihtiyacı kalmadığı durumu, hakkındaki zannın batıl olduğuna delalet ediyor. Mektubda bana «ey üstad, sen Allah’a ulaştırıcı yol üzeresin» demeniz, yazdığın diğer şeylere zan ve aşırı tecavüzünle bağdaşamaz. Bu ana kadar sana karşı iyi zannınuz böyle değildi. Allah. seni ıslah eylesin! Yetmiş def’a, insanların görünüşte iyi olmayan amellerinin iyi olarak te’vil edilmesi için yetmiş defa bize emrettiğinden de utanmıyor musun Halbuki sen din kardeşlerinin yaptıklarını yetmiş def’a değil, iki üç defa da te’vil etmiyorsun. Kur’an-ı kerimde,
«Yapmayacağınız şeyleri söylemeyiniz. Allah katında, kızgınlıkça büyük bir şeydir.» ( ) buyurmuştur. Beyit:
«İyilik yapmakla sana emr eyledim. Ama onunla amel etmedin kendimi doğrultamadım. Öyle ise, sana doğru yolda bulun demem nedir .»
diyen zâtın sözü ne güzeldir.
Ömer (Radıyallahü anh) kavli ve Peygamberin (Sallâllahü aleyhi ve sellem) hadisiyle delil getirip de ,kendine «Ali, gayretlidir» dediğinden utanmaz mısın Mektübda sofu ve müridlerin hareket tarzlarma dair yazdığın mes’eleye gelince, bu hususta yemin etmek yakışmazsa da Kurân-ı kerimin,
«0, bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini doğru yol, doğru din ile gönderen Allah’tır. İsterse, şerik koşanların gücüne gitsin.» ( )
âyet-i celilesiyle yemin ediyorum ki, mektü’b gelmeden önce, yazdığın şeyleri işitmedim. Lâkin Hüseyin, Yasin ve başkasından da cezbe haleti olduğunu biliyorum. Yaptıkları hareketlerini niçin iyi niyetle tevül etmedin Şöyle ki, Seyyid Ali’nin yaptığı hareketinden maksadı, tevbe et¬meden önce, kendisinden vâ’ki olan günahlarmı düşündüğünden kusurlu olduğunu ikrar edip mürşidini yüceltmektir. Abdullah da «şeyhim kutuptur» demesinden maksadı ,sofular ıstılahında (terimlerine göre) ki, kutbiyyet makamı değil, mürşidin velidir demektir. Zira avam tabakasının örfüne göre, kutup, çokça veli manâsına kullanılır. Nitekim falan kimi, kutuptur, falan köy imam kutuptur derler.
Cezbelerin’e, Allah’ın aşkından coşmalarına dair itirazın yersizdir. Cezbelerimi ihtiyâri olup olmadığım anlamak için, içlerini açıp da bakmadın. Öyle ise, onlara karşı güzel fikir beslemeniz lâzımdır. Çünkü tarikatta cezbenin aslı vardır. «Tasavvufa Allah aşkı bir buçuk ay çalışmakla hâsıl olmaz» dediğin sözüne tacüb ederim. Zannıma göre, kul ile Rabbi arasında bir kere göz yumulması olan zaman kadarda da, sulhun olması mümkündür. Nitekim bâzı yüce zâtlar bir, diğer bâzıları iki gün, bâzıları da otuz senede Allah’a kavuştuklan Reşahat kitabında ya¬zılmıştır. Hüküm azınlık değil çoğunluk itibariyle olduğunu okuyup işitmedin mi Öyle ise, Hazretin (Kuddise sirruh) himmetiyle bu tarikata girdikleri için hidâyetlenip katil, hırsızlıktan, haram mal yemekten sakındıklarını, cemâatle namaz kıldıklarını, fâtiha ile teşeh’hüdlerini iyice oku¬dnklarını, dinde akâidden lazım olan mes’eleleri ezberledikleri için Allah sübhanehü ve teâlânın emir ve nehiylerini imtisal ettikleri bu müridlerin durumlarına bak! Görüşünüze göre, bu hususlarda az muhalif olanlara önem verilmez. İnat ve teâkebbür gözü ile değil, onlara basiret gözü ile bakılsm. Bir mürşidin yüceliği ve noksanlığı tâbilerinin hepsinin hareketlerinden değil, etbainin çoğunun hareketinden belli olur. Kur’ân-ı kerimin âyeleri nâzil oluncaya kadar, Peygamberin (Sallâllalıü aleyhi ve sellem) sahâbileri arasında açıkça münâfklar, yalancı mü’minler olduğunu bilmez nıisin
Kardeş! Akıllı kimse için bir işaret bile kafi iken, yapılan bu kadar çok izah ve beyanın durumu nicedir Bu fetvânızı çevrenizdeki bazı itiraz edenlere de oku! Ve Kzı olup olmadığına dair cevab gönder! Sana, halkta gördüğün ayıbları değil, bende gördüğün kusur ve ayıbları bana haber vermekle emrettim. Öyle ise, halkın kusurlarından bahsin nedir
Allahım! Yanlış düşünmekden sana sığınırım. Belki bundan maksadın müridlerin inkâr ve noksanlıklarım belirtmenin zımnında, noksan taraflarımı bildirmenin ihtimali mürnküıdür.
Nitekim «Bir şeyin teferruatını inkâr eden aslını inkâr eder.» denilmiştir. Knr’ân-ı kerimin,
«Eğer size bir sapık adam bir haber getirirse, ayırdediniz, olabilir ki bilgisizlikle bir kavme dokunursunuz da ettiğinize pişman olursunuz> ( ) âyetini delil getirerek «size gelip de beni şikayet eden kimsenin du¬rumunu araştırınız!» diye yazdığın dâvanın cevabı: Bize adâletlinin birisi gelip, bütün ahlâk kavil ve hareketinizden bize haber vermiştir. Işte buna ve başka musibete karsı da, «şübhesiz biz Allah’ın kuluyuz ve şübhesiz ona geri gideceğiz. derim. Kâinattakj eşyanın fâili Allah’tan başka yoktur. Avam tabaksı şeriat ile temessük ettikten sonra, iyi rüya ve kerâmetler ile hidâyetlenmezlerse, acâba ne gibi bir şey le hidâyetlenirler Halbuki rüyaların bâzısı Vahyin bir parçasıdır.
Mektübda, «onların (müridlerin) hallerini bileceksin» demeniz, işimizin noksanlığına delâlet etmez. Çünkü ben bir ay veya bir gün hidâyetlerine, onların kıldıkları tek bir namazlarına sebeb olsam, büyük bir ecir kazanırım:
Daha başka ayrı ayrı söylediğin sözlerden taaccüh ederim. Doğru yol üzerinde olmasan da, sana hakkı ve doğruyu söylüyorum. Ki, şübhesiz doğru yol üzerine değilsin.
Mektübundan anlaşıldığına göre sen kendi nefsini görmek, ona olgunluk iddia etmek, halkı tahkir edip nefsinden razı olmakla, kendi ayıblarını görmemezliğe gelmenden şübhesiz sen hak ve doğru yolda değilsin. «Kendi nefsinnı ayıbıyla meşgul olup da başkasınm ayıblarından konuşmayana ne mutlu.>
Bize gönderdiğiniz mektübunuzdan dolayı sizden kızdığımızı zan et¬meyin! Çünkü her ayıba ınüstahak olan bir kimseyim. Belki sorduğunnz sorunun cevabı olarak bu mektübu yazıp, zahir olan bir hikmete binaen sonuna bu kelimeleri de ilave ettik. Eğer dikkat etseydin, söz ve davranışınla aşırı olduğun halde o mektübu yazmazdın ve cevabında itiraz, inkâr, öfke ve nefret değil, özür dilemen lazımdı.
Molla Fethullah, Şeyh Muhammed Sahra, rahmetli Molla Ubeydullah’ın bütün talebelerine, talebelere selâm edip, dualarını rica eder, size ve onlara dua ederim. Allah, bizi ve sizi güzel ahlaklara hidayet eyle¬sin!.
Ellidördüncü Mektub
Halifesi Molla Muhammed Latif’e, kendisine hayali ve süri rabı¬ta yapması, hayali rabıtanın beyanı, şeriata nıütabeat etmesine dair tavsiyesi ile başka mes’eleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd, zatından başka ebedi kalmayan ve mülkünden başka kimse.
nin mülkü devam etmeyen Allah’a olsun! Salat ü selam, efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve sahabesinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, ilim ve tarikat hizmetçisinden, Allah yolundaki kardeşi ve dostu Molla Muhammed Latif’edir. Allah, onu temenni eylediği şeylere ulaştırsın. Amin! Sonra şu arz olunur ki: Kalb üzerinde yapılan beşbinden başka bütün zi’kr-i kalbi ve keza bütün virdleri terkedip şimdiden gece, gündüz hayali râbıta ile meşgul ol!
Tasavvufta hayâli rabıta; mürid., sanki mürşidi daima hatta ayak yoluna giderken, cinsi visâlde bulunurken, yemek yerken, arkadaşıyla konuşurken, yatmadan önce ve yatarken, yanında bulunduğunu düşün¬mek demektir. Malüm olan zamandan ziyade çokça süri râbıtayla da meşgul ol! Sana Allah ile aranı ıslâh etmeyi, şeriata mutabeat üzere ol¬mayı tavsiye ederiz. Çünkü tarikattan maksad ancak budur. Sana mu¬fassal bir mektüb yazmak istedik fakat vakit dar idi.
Muhammed Ma’süm, Alaüddin, Izzeddin, Muhammed Said sana se¬lâm ederler
Ellibeşinci Mektub
Bâzı tabilerine, Fıkıh kitablarının, abdest, gusül (boy abdesti) bölümlerinde bahsi geçen Akta kelimesinin manâsı, Aktâ ve benzeri olan kimse, için abdest ve gusülde öncelikle yıkanması müstehab olanın beyanı hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd ile salâvattan size yapılan duaların tebliğinden, senâ ve bir
çok selâmlar hediye edildikten en bereketli vakitlerde hele boş vakitte kılınan namazlardan sonra yapılan duaların ricasmdan sonra, şunu de¬rim ki, Fıkıh kitablarının abdest ve gusül bölüınelrinde bahsi geçen (AK¬TA) kelimesmin manâsı, eliâ kesik kimse demektir. Tuhfet El-Muhtaç kitabının sahibi adı geçen kitabda demiş ki, «Akta (eli kesik) gibilere, hiç bir kimsenin yardımı ile değil, kendisi abdest aldığı takdirde abdest azâlarının hepsini yıkarken sağına soluna takdim etmesi sünnettir. Ni¬tekim bu açık bir hükümdür. Başkası ise, yalnız el ve ayakların yıkan¬malarında sağını soluna takdim eder.» Burada adı geçen kitabın ibâresi sona erdi.
(Mezkur kitabın hâşiyesi Şirvâni) de demiş ki, Tuhfet El-Muhtaç sahibinin (Aktâ) gibiden maksadı eli bağlı, elsiz, yaratıldığı veya elleri sağlam olup da ibrikten su alıp ellerini yıkayan kimse, tertib ile azalarını yıkamaktan başka imkanı olmazsa, ilkin sağ uzuvlarını yıkaması akla gelir.
Nihayet-El-Muhtaç ve Tuhfe’nin haşiyesi olan ibni Kasım kitabında da şöyle yazılmıştır: Abdestte sağ uzvunu soldan önce yıkanmasının, sün¬net olması, ikisi birden yıkanması sünnet olmayan el ile ayaklar gibi uzuvlar hakkındadır. Ancak uzuvlardan iki yüz, iki el, iki kulaklar ise, sağları soldan evvel yıkanması sünnet olmayıp, belki her ikisi birlikte yıkanır. Evet, bir eli kesik olan kimse gibi, özürlü olana, ikisini birden yı kaması nıümkün olmadığı için mezkur uzuvlarının sağını solundan önce yıkaması sünnettir. Burada ikna ile Büceyremi kitabının ibareleri sona erdi. Hakikat her iki kitablarda yazıldığı gibidir. Çünkü bir eli kesik olan kimse için, iki yüz, el ve kulaklar gibi beraber yıkanan uzuvlarını, yıkaması mümkün değildir. Burada Şirvani’nin ibaresi ve başka kitablardan nakl eylediği ibareler sona erdi. Işte (Aktâ) kelimesi, başı veya ayağı kesik olan kimse değil de, eli kesik olan demektir. Çünkü el, yıkanınâ aletidir.
Cemaatinize selam eder, hastalığınızdan selamet bulmanızı Allah sübhanehüdan dilerim. Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve sahabesinin üzerine salat ü selam nazil eylesin!
Ellialtıncı Mektub
Bir hikmete binâen durumlarını saklanıak için isim belirtmeden mürşidinin (Hazretin) (Kuddise sirruh) evlâdına, onlardan dua taleb etmesi ve mülâkatlarına dair iştiyakı, ayrılmasına sabrı kalmadığı konular ile diğer başka meseleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selam, Allah’ın Resüllerinin en şereflisi ve peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) alinin ve sahabesinin üzerine olsun!
Ey şerefli efendilerimiz! Göz ve ayaklarırnzı öptükten, müstecat (kabul olunan) yüce dualarınızın talebinden, halkın en hayırlısı olan Peygamberin yüzüsuyu hürmetine (Onun ve alimin üzerine salat ü selam olsun!) Kıyamete kadar maksüd’umuz olan sıhhatinizin devamına, hastalığın külliyen olmamasına dua etmekle yüce halinizden sorduktan sonra, Bu fakir ve hakir şeyden daha aşağı olan kimseden, ev halkından evlat, akraba ve kendisine bağlı olanlardan nazarınızı esirgemenizi iltfatınızın bereketi ve himmetinizin teveccühünden dolayı kendisini ve onları hatırınızdan nzaklaştırmayıp, efendim ve senedim kendisine güvendiğim hazretin ve hazretin kendisine itimad eylediği zatın (Radıyallahü anhüm) manevi huzurunda bana vasıta olmanız rica olunur. Şayet bu fakir ile halkının ahvalinden soracaksanız, Allah’a hamd olsun! Hepsi sıhhat ve afiyette olup, cümlenizin duanızı taleb ederek, o tarafta başarı ile uzun ömürlü olmanıza duacıdırlar. Bütün çocuklar ev halkımızla duanızı taleb ederek hürmet ve tazimie el ve ayaklarmızı öper, özürlerini takdim ederler. Bu taraftaki dostlar da keza... Çoktan beri sıhhat ve rahatınızı, bu âciz fakirin son maksad ve emeli olan kendisine karşı devamlı sevginizi bildirip, onu müjdeleyecek bir hâber nasib olmadı. Kapı eşiği halkının, (Hazret) (Kuddise sirruh) kerimesi ile bütün ailenin ayakkabılarınn öpmekle, erkek ve kadın hizmetçilerinden bize dua etmelerini rica ederiz.
Şunu yüce makamımza arz ederiz ki, birbirimizden ayrıldığımız zamandan beri hayalimizden çıkmadınız. Belki kalbimizde bir huzursuzluk hasret bıraktınız. Tatlı ve safi suya benzer o sohbete ulaşmaya, o yüce meclisinizle müşerref olmaya, o nurlu bahçeden çiçekleri koparmaya iştiyakımız çoktur. Allah, dostu olan Taha’nın (Muhammed’in) hürmetine, yakında onlardan bize bir hisse nasuh versin! Fakat size gelmek için uçan kanadımız kısa olup efendilerim de bu durumu bilirler. Sonra, hepinizden bilIhassa hüyük efendimden (Şeyh Ma’süm’dan), bu tarafta çıra gibi ışık veren nisbetinize önem verip sönmemesi için, devamh üm¬metiniz rica olunur. Şimdiye kadar, büyük vasıtanızın teveccühü ve büyük vesilenizin (Radıyallahü anh) himmeti sayesinde nisbetin ışığı çoğalmaktadır. Hazret-i Ömer sülalesinden olan zatın (Şeyh Fethullah El¬ Verkanisi’nin) evladına selam edip ellerinden öptükten sonra, dualarını dileriz. Köy halklarına, yaşlı reislerine, bütün arkadaş ve dostlara selâın ederiz. Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve sahâbesinin hepsine salat nazil eylesin!
Elliyedinci Mektub
Midyat’a bağh Kartımın köyünden Molla Abbas ile köy muhtarıve ahalisine, yaptıkları işlerden onları men etmesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Molla Abbas ve köy muhtarı ile ahalisine çok selamdan sonra, şu arz edilir kıl, şeriatin hükmüne göre, iki yüz lira bankonot, mektübu ge¬tiren adamın üzerine düşer, vermesi gerekir. Fakat hangi delile dayana¬rak mezkür miktar paranın rehinesi olarak nikahlı karısını gasb edip ya¬nınızda bulundurdunuz. Tâ ki bu durumla Allah ve Resülünün (Aleyhis¬selam) kanunıına muhalefet ettiniz. Hülasa karısı yanına gitmesi ve pa¬ranm hepsini adamdan almanız lâzımdır. Allah, Nebilerin ve Resullerin (Aleyhimüsselâm) hepsine salat nâzil eylesin!
Ellisekizinci Mektub
Midyata bağlı Helâh köyünden Molla Halil’e, oğlunun vefatı do¬layısiyle taziyesi ile ölümden maksad hayattakiler gafletten ayıl¬malarına dair tavsiyesi, sabr edenlerin faziletleri ve diğer mes¬eleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kullarına ölümü tattıran dost ve ahbabların birbirlerinden ayrılma¬ları ile kullanım gafletten uyaran Allah’a hamd olsun! Salat ü selam, Al¬lahü tealâdan başka, her canh toprak olacağını bize haber veren efen¬dimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) kader ve musibetlere karşı sabreden al ve ashabının üzerine olsun!
Sonra bu mektub, yaptığı günahların esiri, bir çok ayıblar sahibi olan Ahmed’den, Allah yolundaki kardeşi ve dostu Helahlı Molla Halil’¬edir. Allah, onu makbul kullarından eylesin!
Sonra şu arz edilir ki; aziz veledinizin vefat ettiğini işittik. Allah, sevabımzı büyültsün mateminizin akıbetini güzelleştirip ölünüzü afv, kalbinize sabır ilham edip size şükür nasâb eylesin!
Ey kardeş! Ölümün hikmeti, hayattakiler tefekkür edip gaflet uy¬kusundan ayılmaları, ondan ibret almalarıdır. Beyit:
«Ayıl! Allah’tan başka her şey’in hakikati devamsız ve batıldır. Hiç şübhe yok ki, bütün nimetler zâildir.» Arif olan zatlar, dünyayı, üzerin¬deki bütün eşyanın fani olduğunu anladılar. Bu nedenle ona basiret gözü ile bakmayıp sevgisinden arınmış ölüme hazırlanarak hakka tâbi olup batılı terk ederek nefislerini, dünyanın öldürücü zehirinden kurtardılar, Hadis-i şerif:
«Dünyada sanki bir garib veya yolcu gibi ol!»
Size selam edip, size ve oğlunuza dua ederim. Duanızı diler. Mollâ Ali’ye ve bütün köy halkınıza selam ederim. Size ve onlara, Allah’tan korkmayı, ona ibadet edip, Allah’ın hakkına riayet etmeyi, köyünüzde cum’ a ve cemaat namazını kılmayı, bütün insanlara şefkat gözü ile bak¬mayı, fitne ve fesadlığ’ı terk etmeyi, bilhassa sizin ve ev halkınızın bu musibetinize karşı da sabırlı olmanızı tavsiye ederim. Allahü teala Kur’¬an-ı kerimde, «sabredenleri ınüjdele. Onlar, o kişilerdir ki, kendilerine bir musibet gelince, «şübhesiz biz Allah’ın kuluyuz ve şübhesiz O’na ge¬ri gideceğiz» derler» diğer bir âyette, «ve ancak güçlüğe katlananlara, mükâfatları eksiksiz ve sayısız verilecektir.» buyurmuştur.
Allah, Muhammed’in âl ve sahâbesinin üzerine salât ü selâm eylesin.
Ellidokuzuncu Mektub
Diğer mektüblarda halisi geçen öz kardeşi Molla Mustafa’ya (Rahmetnllalü aleyh) müride ,dünyanın bütün tallükatını terk edip bütün vaktini Allah’ın ibâdetinde sarf etmesinin gerektiğini ve kızının vefatı üzerine kendisine başsağlığı dilemesi ile başka mes’eleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir varlık yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı olan efendimiz Muhammed’in. (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âlinin ve ashâbının üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektüb, yüce kapı eşiğinin hizmetçisinden, öz kardeşi ve sevgilisi olan Molla Mustafa’yadır. Allah sübhanehü ve teâla onu sevdiği şeylere muvaffak eylesin!
Kardeşim, bize ve size kalbimizi, Allah’tan başkasıyla bağlanmasından selâmette olmasını sağlamamız lâzımdır. Bu selâmet, hayat müddeti bin sene bile olsa, ancak Allah’tan başka bir gaye kalbe vââki olmamakla gerçekleşebilir. En şerefli ömür hevâ, ve nefsâni arzülarla geçip zayi olmuş, elde ömrün en aşağısı (yaşhh’k) kalmıştır. Biz bugün bunu Allah sübhanehü ve teâlanın râzı olduğu şeylerin yolunda sarf etmiyerek faydasız geçmiş zamammıza tedarik etmeyip az meşakkati, ebedi rahatımıza vesile etmezsek, yaptığımız günahlara keffaret olarak hasenât (iyilik) yapmazsak, yarın hangi yüz ile Allah’ın huzuruna çıkar ve nezdinde hangi delil ile temessük ederiz öyleyse nefsinden gafleti at Ne zamana kadar bu tavşan uykusuna benzeyen gaflet devam edecektir Bu gaflet pamuğu ne zamana kadar kulakta kalcaktır Size selâm edip size ve ev halkınıza dua edip duanızı dileriz. Şeriata tâbi olanlara selam ederiz. 0 şeriat sahibinin üzerine salât ü selam ve senalar olsun!
Mektubun yazısı bittikten sonra, (RABİA)’nın vefat musibetini işittik ve «Şübhesiz biz Allah’m kuluyuz ve şübhesiz ona geri döneceğiz, dedik. Atım olmadığı için tarafınıza gelemedim. Allah sevabınızı büyültsün, mateminizin âkıbetini güzelleştirip, size sabr ilhâm eyleyip işinizi size ahiretinizin sâadetine vesile kılsın! Onun yerine uzun sâlih bir evlat vermesini kerim olan Allah’tan rica ederim. Kızınız Emine’ye selam eder, sabırlı olmasını tavsiye ederim .Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve sahâbesinin üzerine salat ü selam eylesin.! l336/Rumiye.
Altmışıncı Mektub
Üstad-ı azamın torunu Molla Muhammed Ma’şük’a kendisine gönderdiği mektübun cevbı, virdlerin yapılmasının keyfiyeti ve bu konu ile ilgili mes’elelerin beyanı hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd, alemin Rabbine mahsustur. Salât ü selam, Resüllerin efendisine, (Sallallahü aleyhi ve sellem) temiz ve saf olan alinin üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, hizmetçilerin en hakiri, kendisine nimet edenin şükrü hakkında kusurlu kimseden, dergâhıyla iftihar olunan kapısının eşiğine itimat edilenedir. Allah, onu mukarrebunların (Allaha yakın olanların) temenni eyledikleri en yüksek makama yücelt Amin!..
Bazı soruları kapsayan son mektubunuz, hizmetçiye ulaştı. Mektubumuz gelinceye kadar sıhhatinizden haberdar olmadığı için, sabırsızlık ve ızdırapta idi. Mektubunuz gelince sizin ve ev halkınızın olduğundan haberdar olunca sevindi.
Mektubda sabah namazından sonra, virdlerin yapılması yoksa, mezkur namazdan sonra, rivâyet olunan zikirlerin mi, yapılması daha şeklinde sorduğunuz konunun cevâbında bu fakir de mütereddiddir. Çünkü büyüklerimizin bize verdikleri talimata göre: iki tülâ (şafak ile neşin doğmaları) arasındaki zamanı virdlerle, iki gurub (güneşin ile şafak-ul ahmerin güneş battıktan sonra garb cihetindeki kırmızılığı gaib olması) vakitte râbıta ile ihyâ edilmelidir. Fıkıhlarından da anlaşıldığı üzere, herhangi bir vakit için vârid olunan zikrin yapılması aynı vakit için vârid olmayan bütün zikirlerden hatta Kur ân okutmaktan da daha üstündür diye sarâhaten anlaşılmaktadır.
Mevlanâ Câmi (Kaddesallahü sirreh) Nefâhat kitabında Şâh-ı Nak¬şibend’in (Kuddise sirruh) tarikatı, sabah namazından sonra, mürakaba (sâlikinin manevi huzuruna dolmak) idi. Fakat sâdâtların kavilleri, sa¬bah namazından sonra varid olan zikirlerin yapılmasını kendisine adet etmeyen kimse hakkında olduğu diye te’vil edilse, kaviller ille hadis ve fıkıh kitablarının arasındaki çelişki kalmayıp mütabakat mümkündür. İşte bu fakirin zan ettiği şey budur. Allah, çok bilicidir.
Evrâdın yapılması hakkındaki sorunuzun cevabı şudur: Koni şek¬lindeki kalbine teveccüh etmen lâzımdır. Çünkü o et parçası, tasavvufta¬ki hakiki kalb için hücre gibidir. Ona teveccüh ederken, manasını düşü¬nerek kalbinde Allah, Allah diyerek Allah’ın vücudunu veya sıfatından hiç birisini düşünmeden, hüküm vermeden yalnız Zat-ı Bâri’yi hatırına getir. Hayal veya hiss ile hayvâni kalbinin süretini düşünmeye ihtiyaç yoktur.
Mürşidimizin (Hazret) (Kuddise sirruh) şekli size tekellüfsüz olarak zâhir olmasının hiç bir zararı yoktur. Çünkü maksad birdir. Bu fakirin hakkınızdaki zannına hatta, kat’i olarak bildiğine göre, Aşıklar sultanı¬nın (Hazret) alem-i berzahta (dünya ile âhiret arasındaki zamanda) ki râbıtası, bizim gibilerin rabıtasından kat kat binlerce kere daha fayda¬lı, daha güzeldir. İstersen o rabıtanın zınmında kendi mürşidinin râbıta¬sını da yap!
Sonra pederinizin ayaklaruıdan öper, duasına dilerim. Kalbimin mey¬veleri olan Üstad-ı azamın (Radıyallahü anh) evladının ellerinden öpe¬rim. Sizin de gözlerinizden öper, hepsinden, mübarek yüce kapı eşiğin¬dekilerin ayaklarını öptükten sonra, ev halkından dua dilerim. Bu taraf¬ta bulunan evlâdınız ve daha başkaların hepsi, ellerinizden öperek, du¬anızı diler ,size dua ederler. Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbının üzerine salât ü selâm eylesin!
|
|
|
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 7.Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 08-21-2020, 10:16 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 61-62-63-64-65-66-67-68-69-70. Mektuplar
Altmışbirinci Mektub
Bir talâkın fetvâsı için bâzı tâbilerine yazmıştır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir varlık yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selam, yaratıklarının en hayırlısı olan Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashabmın üzerine olsun!.
Birisi karısına, boşanmıştır, boşanmıştır... deyince ,mecliste hazır olanlardan biri, ona «Falan adamın kızı de!» Üçüncü def’a falanın kızı boşanmıştır, demiş. Bu sözleri, talâkın kinâyesi midir, boşamaya niyet etmediği dâvasında musaddak mıdır (Doğrulanır mı ) diye sorulan sorunun cevabı: Adamın dediği gibi bu sözü, talâkın sarihi olup ilk söylediği sözü ile bir talakı düşer. İkincisi ise ,iddia ettiğine göre, evvelki sözünün te’kidi olduğu için hiç bir talakı vaki olmaz. Üçüncü sözü ile evvelki sözünün arasına fasıl vaki olduğundan bir talakı daha düşer ve böylece iki talakı düşmüş olur. Kadının idd’eti ( ) tamam olduğundan yeniden zevcesini nikah edebilir, sözün hülâsası, zevcesi baine (üç talak ile) olarak kendisinden boşanmış, lakin yeniden nikahının yapması caizdir. Allah, çok bilicidir. Şeyh Mecül ile Molla ibrahim’e selam ederiz.
Altmışikinci Mektub
Saliki (kendisinde tasavvufa çalışan) Sıhı köyünden Molla İbrahim’e, kendisine tabi olmadan önce, Şeyhdeıı (Kuddise sirruh) darılmasının ve ona layık olmayan şeyleri zatına isnat etmesinin hiç bir sebebi olmadığının, insan nefsini görmeyip onu her şeyden daha noksan olduğunu bilmesi lazım olduğunun, bütün masiyet ve gaflet nefisten razı olmaktan geldiğinin, bütün taatların esası, nefisten razı olmamasının, Nakşibendiye tarikatından maksad, tevazu ve salik kendi vücüdunu görmemesi olduğunun bir hikmete binaen Şeyh (Kuddise sirruh) bazı iyi ve övülen ahvâlini bildirmesinin ve bu konu ile igili mes’elenin beyanı hakkındadır.
ALLAHIN ADIYLA BAŞLARIM
Allah’a hamd oLsun, o herşeye kafidir. Selam, Allah’ın seçtiği kullârının üzerine olsun!
Sonra, bu mektüb, nefsinin helakine acele ile çalışan köleden, yarınki güııüııün (kıyamet gününün) azabı ile, geçen zamanda yaptığı günahlarından gafil olup günlük dünya işiyle meşgul olan Nakşibendi tarikatına mensub Ahmed’den, Allah yolundaki kardeşi ve dostu Hac El Haremeyn, faziletli alim vezeki Sıhılı Molla İbrahim’edir. Muhammed’in (onun, alinin ve sahabesinin üzerine salat ü selam olsun) hürme’tine bağışlayıcıdan, (Allah) kendisine verilen ni’met devamla çoğalıp işlerinde başarı ve iyilikle sonuçlanmasıyla te’yid e’dilsin.
Kendisi, size ve sizde bulunan talebe ve dostlara selam edip, sizden ve onlardan dua diler. Sonra şu arz edilir ki, bu fakire karşı olan eski öfkenizi tekrarlamakta olduğunuzu def’alarca bazı kimselerin ağzından işittik. 0 fakir ki, mecliste bulunsa hatırı sorumlak için keııdısine iltifat edilmez. Hazır değilse, az akla geldiği için hatıra gelmez.
Kardeşim! Evliyâ. sınıfından olan bâzı muhakkik arifler, «Fasık bir mü’ minin de iman nüru belirtilseydi, yer ile göğün arasım dolduracaktı.» demişlerdir. Bu miskin göle de Resfıl-i Emin Peygamberin (Sallallahü aleyhi ve sellem) adaşı (ismi Ahmed) der ki, çok fasık olan mü’minlerden herhangi birisini görsem, illa. benden ahlakça daha güzel olduğurıu itikad ederim. Cünkü onun imanı sabittir. Fasıklığı belli değildir. Fakat nefsimin ayıbları bence aşikardın. Sonucum meçhuldür. Bir çok fısk ve fücür sahibi kişiler, sonunda en kamil arif olan evliyadan olmuş ve bir çok salih ve vera sahibi olan kimse de, sonunda esfel-i safiline (aşağılardan daha aşağı tabakaya) düşürülmüştür. Hülasa: Müslümanlardan herhangi birisinden kızmak mü’minierin herhangi birisini gıybet etmek, ondan kıskanmak, Allah’ın kullarından herhangi birisinin üzerine kendimi üstün görmek, benim için mümkün değildir. İlimleriyle amel edenlerden kamil, alim ve faziletli olan zattan değil, nefsimi fasıklardan herhangi bitisinden bile üstün olduğunu itikad etmiyorum. Kendime ve size ve diğer bütün müslümanlara manevi afetlerden âfiyet dilerim. Keşif elli ve temiz ruhlu olan arif ve alimler, bütün masiyet, gaflet ve şehvetin esası, insanın kendi nefsinden razı olmasındandır. Taat, gafletten ayılma ve iffetin aslı da insan kendi nefsinden razı olmamasıdır, di¬ye kat’i olarak ittifak ettikleri halde, kendi nefsi emmaremi herhangi bir kimsenin üzerine nasıl üstün tutabilirim Gerçekten Peygamber de (Sallallahü aleyhi ve sellem) «Kendi ayıbı, onu başkasının aybını görmekten meşgul eden kimseye ne mutlu.» Yine kendisi, «Kişi ilmiyle amil olmadıkça alim olamaz.» buyurmuştıır. Allah’a yemin ederim ki, şahsım ayıblarla dolu olup, maksadım mü’min kardeşlerinin ayıblarıyla uğraşmak değildir. Keza anam beni doğurduğu zamandan beri hayırları yaptığıma inanmıyorum. Nefsimin, bütün hayırlardan müflis olduğunu biliyorum. Çünkü yapılan ameller ancak niyetlere bağlıdır. Niyet, ibadetlerin ruhudur. İhlassız niyet de yoktur. Bütün a’melleri.ınde ihlas mevcut değildir. Bu tarikat reisi El-Hace Bahaeddin Naikşibendi (Kuddise sirruh) ve (Radıyallahü anh). «Ben nefsimi bütün şeylerle karşılaştırdıın, nefsimi her şeyden hatta köpeğin artığından bile daha aşağı, hakir ve zilletli gördüm» buyurmuştur.
Ariflerin efendisi, Allah’a aşık olanların sultan, zamanın rnürşidi Hazret-i sani, efendimiz (Allah bizi ve sizi onun sırlarıyla kutlasın!) buyurdular ki, «Tarikatımız ashab-ı kiramın tarikatının aynısıdır. Ki o, Şeriat-ı Muhammediyye ile Eş’âriyye âkidesidir. Tarikatân maksad, tevazü nefsi görmemektir. Hatta bir kimse kendi nefsini köpeğinin üzerine tercih edip manevi ilerlemesiııe bir zarar gelmezse de o durumu istidrâctır, (azar azar azâba yaklaşmaktır.) Burada zamanında tek mürşid, cesedin ruhu mesâbesinde olan mürşidimizin buyruğu sona erdi.
Gerçekten, kendi zannınıza göre bu miskin, hakkında «emsaline karşı kendini büyüterek böbürleniyor» diye söylediğinizi çok işittim. Halbuki, mutekasdimün (evvelki âlimler) kemalâtı ve müteahirin (sonraki alimlerin) âdâb ve feyzleri zatında bulunan, zamanındaki mürşidlerin müridlerinde mutlaka tasarruf eden, etrafta yapılan araştırmadan sonra, benzerini bulamadığınız, yıldızlar gibi senâları yağmur gibi etrafa yayılan, taş gibi katı kalblere mârifetleri doldurmakla tasarrufu cereyan eden, akıllıların akılları evsafını düşünmekten aciz kalan, zamanında bizim ve en iyi insanların mevlâsı Hazret El-Şeyh Muhammed Diyaüddin’in (Kuddise sirruh) mülâkatını tahsil etmek gayesiyle, on beş sene müddetle uzun, uzak, bir çok vadi, çöl ve beldelerde nefsimi ve ruhumu telef ettim. Onun nisbeti ve tarikatı için o tarikat ki, «Onu tadmayan bilmez ve onu tadan kimse ruhu ile satın alır» diye vasıflandırılmış tarıkatının yolunda ömrümü harcadım. Allah bu söyliyeceğimize şahiddir ki, çeşitli zanlala bana isnad ettiğiniz şeylerden beriyim. Bugün fakih Hasan gelip benden razı olduğunuzu haber verince, gayet sevindim ve bu ni’mete karşı aralıksız olarak Allahü tealaya hamd ettim. Şekaveti, ittifaka ayrılmayı mülakata tebdil eden Allah’a şükür olsun! Mahlükatın en şereflisinin şeriatı istikametinde bulunman için bazı vakitlerde bizi sâlih dualarmızla hatırlamanızı rica ederim. Allah, o şeriat sahibinin (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbının üzerine salatların üstünü en kamil selamları nazil eylesin!
Altmışüçüncü Mektub
Garzanlı Molla Muhyiddin’e, gördüğü rüyanın tabiri, rüyada ne şekilde olursa olsun, mürid üstadı ve sadatı (tarikatın ulu zat¬ları) rüyada görse, kendisiııe iltifat ettikleriııe işaret olduğu ve buna benzer mes’ele hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah’ın yaratıklarımn en hayırlısı olan efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve sahabesinin üzerine olsun!
Sonra, bu mektüb, nefsinin heva ve heveslerine dalmış kimseden Allah yolundaki kardeş ve dostu Molla Muhyiddin’edir. Allah ,onu kendine yönelen ve masivasından yüz çeviren kimselerden eylesin! Sonra şu arz edilir ki, ne şekilde olsa, rüyada mürşid ve sadâtı (Kuddise sirruhüm) görmek, rüyayı görene iltifat ve himmetlerine işarettir.
Çünkü rüya tabiri kitablarında beyan edildiği üzere, rüyadaki dövme, dövenin dövülene terbiye ve edeb öğretmeye, dövülen kimse, kendisini dövenden bir iyiliğe nail olacağına delalet eder. Öyle ise, gördüğün bu rüyadan korkma. Zira, seni döven kimse, senin hakkında muhabbet ve şiddetli gayretine delalet eder. Senin rüyanda, âhirette günahlardan afv ve Allah’ın, senden rızâsı olduğuna dair bir müjde vardır.
Size selam ve dua eder, duanızı dilerim. Köy halkınıza, akrabanıza da selam ederiz. Sözün hülâsası, âhirette kurtulmanın çaresi, peygamberlerin efendisi olan Muhammed’e (Sallallahü aleyhi ve sellem) mütabeat etmektedir. Onun ve peygamberlerin, onun âl ve ashâbının üzerine salavatların en tamamı, selamların en kâmili olsun!
Altmışdördüncü Mektub
Molla Cüneyd’e bir mazerete binâen tevbe guslüne bedel olarak teyemmüm caiz olduğu, halkın tarikata dahil olmaları vaktinin tayini, tarikata girnıenin adâbı, sekiz adâbın yapılmaları, dahil olanlara râbıta, evrâd ve Hâcegân hatmesinin öğretilmesi, her mülâkatta el öpme değil, müsafaha (seIâm ve sevgi maksadıyla el sıkma) nın sünnet oluşu, «bir mürid mürşidine niçin demesiyle, yaptığı amelde başarısız olacağı ve bir talebe ise, hocasından ders alırken, bu niçin böyledir diye sebebini sormadan geçerse, hakiki bir talebe olamaz» diyen kimsenin iki sözünüıı açıklamasının beyanı ve bu konu ile ilgili mesele hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd, âlemin Rabbine olsun! Salatü selâm Peygamberlerin efen¬disinin (Sallâllahu aleyhi ve sellem) ve temiz olan âlinin üzerine olsun!
Sonra, bu mektüb, kendisine ni’met veren zâtın, şükrünün edâsına kusurlu köleden, Allah yolundaki kardeşi ve dostu Molla Cüneyd’edir. Allah onu kendine yakın olanlardan eylesin! iki mektübunuz bu köleye ulaştı. Bir hikmete binâen cevabı gecikti. Çünkü eşyalar, ezelden (Allah’tan) kendilerine tahsis edilldiği vakitlerin rehineleridirler (onlarda hâsıl olurlar). Öyleyse cevabın gecikmesi kınanmaz.
Daha sonra, size şu arz edilir ki: Fıkıh kitablarında mezkür sebeblerden birisinin vücüda gelmesiyle, tevbe guslüne bedel olarak teyemmüm câizdir. Mümkün olduğu kadar, örf ve âdete göre, halkın tarikata dahil olmaları, onlara o husustaki talimatları geceleyin olsun! Mümkün değilse, gündüzün olup diğer sekiz adab gecede olsunlar. Halka rabıta virdlerin, hatmenin talimatı da teveccüh vaktinde olması layıktı. 0 vakitte mümkün değilse, imkan dahilinde tehir edilmeden güneşin doğuşundan sonra olsun!
Müsafaha (el sıkma) ise her mülakatta sünnettir. Üstad-ı azam (Rahmetullahi aleyh) bııyurdular ki: «Çok el öpmeyin, çünkü bid’attir. Sahabelerin (Allah hepsinden razı olsun) adetleri, el sıkmaktı. ilk mülakatta, ayrılma ve veda zamanlarından başka el öpmek layık değildir.»
Halk, her mülakat ve ayrılmalarında Üstad-ı a’zamın. (Rahmetullahi aleyh) elini öpmeyi adet edinmislerdi. Bunun üzerine halifesi olan Molla ibrahim’e: «Halk ile arkadaşlık yap; fakat onlara bu kötü adeti terk etmelerini emret» diye buyurdu.
Tarikata dahil olanara, daha mükemmel bir şekilde ezberlemeleri için, tarikat adab ve talimatının yazılması caizdir Risale kitabının sahibi, «rnürşidin’e (bu niçin böyledir) diyen mürid ile derste hocasına (Bu nedendir ) sormayıp geçen talebe, işlerinde başarıya ulaşamazlar!» diye söylediği kavlinin hakkınızdaki sualinizin cevabı, her iki şahsın arasında açıkça bir fark vardır. Zira, müridin hakkı, mürşidini taklit etmektir. Ona karşı terbiyeli olmaktır. Ona yapacağı itiraz bu iki şey’e muha¬liftir. Talebenin üstadına karşı, terbiyeli olmaktan başka kendisinden iztifade etmesi’dir. Süküt etmesi buna aykırıdır.
Size ve ev hakınıza selam edip, size. dua ederiz. Bütün dostlara, Muhammed Dervani’ye, Said El-Fatih’e, Muhammed Ali, Yasin’e de selam edip onları unutmuyoruz. Senaların kafilesi ile bir çok selamları, şerefli kardeşlere, Şeyh Muhammed Cezü, Hac Abdülcelile, Molla Ramazan, Molla Abdülmecid’e hediye eder ,onlara dua edip hallerinden sorduktan sonra dualarını dileriz.
Hacı Yusufun eşine gönderilen mektubu emin bir kimse vasıtasiyle kendisine teslim ediniz! Sonra şunu derim ki, benden bedel olarak İmamı Nevevi’nin. (Rahmetullahi aleyh) türbesini ziyaretle bu fakir için iztimdad edip, ona ve evladına dua etmeniz emelimizdir. Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve sahabesinin üzerine salat ü selam eylesin
Altmışbeşinci Mektub
Halifesi Molla Salih’e zevcesinin vefatı dolayısiyle başsağlığı, ölümünden ibret alması, ölüye faydalı olan ve hayattakilerden beklenen şey ile bununla ilgili konu hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Selam, Allahü tealanın kulları arasından seçtiği zatın (Sallallahü
aleyhi ve sellem) doğru ve vefalı olan al ve ashabının üzerine olsun! Sonra bu mektub, yüce kapı eşiğinin hizmetçisinden Allah yolundaki kardeş ve dostu Molla Salih’edir. Allah onu nezdinde makbul olanlardan eylesin!
Rahmetli eşinizin vefat haberi hizmetçiye ulaştı. Oraya gelmesi mümkün olmayınca, kendisine bedel olarak bu mektubu yazdı. Kardeşim!
Cenab-ı Hak, Kur ‘an-ı kerimde,
«Her canlı ölümün tadıcısıdır.» ( ) buyurduğu kavlini doğrultarak
insan için ölüm kaçınılmaz bir gerçektir. Öyle ise, ömrü uzun olup da ameli çok olana ne mutlu. Rahmetlinizin ölümünden ibret alıp ölümünüzü de hatırlamanız, külliyetinizle Allah’ın razı olduğu şeylere meyl etmeniz, bu dünya hayatının gurur eşyasından başka bir şey saymamanız lazımdır. Dünya eşyasına bir kıl kadar da itibar olsaydı, kafirlere ve şerirlere verilmiyecekti. Allah sübhanehü ve teala kendisinden başka her şeyden kalben yüz çevirmemizi, kudsi Cenabına yönelmemizi, bize nasib eylesin! Ölünüze dua ve istiğfar (afv taleb etmek) onun için sadaka vermekle rühuna yardım etmek lazımdır. Resulüllah (SallaIlahü aleyhi ve sellem), «Ölü, suda boğulmak üzere olan biri gibidir. Babasından, anasından, kardeşinden veya dostundan gelecek olan bir duayı beklemektedir. Ona bir dua gelince, nezdinde dünya ve dünyada olan şeylerden daha sevimlidir.» diye buyurmııştur.
Peygamberden (Sallallahü aleyhi ve sellem) taziye hususunda rivayet olunan şu kelimelerle sizi taziye ederim: Allah, sevabnıızı arttırsnı, mateminizin sonunu güzelleştirip ölünüzü afv ederek size sahır ilham eylesin! Size şükür nasib eylesin! Size selam ve dua edip duanızı dileriz. Tabi ve dostlara, bütün köy halkına da selam ederiz. Allah, efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Altmışaltıncı Mektub
Arappınar’da mukim Molla Müsllm’e. Halka tevbe ettirmekle emr olunan kimse, nezdinde tam bir Allah aşkı olduğunu veya kitle halinde halk tarikata dahil olduğunu görünce, devamlı şükr ve istiğfar etmesinin kendisine vacib olduğu, bu tarikata dahil olduklarında, onlara bu iki şey’i yapmalarını, bütün kavl ve fiillerinde parlak şeriatın ahkamına sarılmalarını, mezkür ahkamlardan azimet olanlarla amel edip, şeriat ve tarikattaki bid’atlardan sakınmalarıyla emr etmesinin, sıfatlara muhalefet eden kimse rezil olduğımıuı onlara itaat eden, kurtulduğunun beyanı
hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd, Alemin Rabbine olsun! Salat ü selam, Allah’ın yarattıklarının en hayırlısı olan Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabının üzerine olsun!
Sonra bu mektub, yaptığı va’zı ile amel etmeyen ,halkı gafletten uyarırp da kendisi gafletten ayılmayan, onlara Allah’ın buyurduğu şeylerle emr edip kendisi onlarla amel etmeyen, onları kötü şeylerden inen ederek kendisi sakınmayan, Hazret (El-Şeyh Muhammed Diyauddin)
Allah bizi ve sizi onun sırlarıyla kutlasın! gölgesiyle gölgelenen kimseden, Allah yolundaki kardeş ve dostu Molla Müslim’edir. Allah, onu üzüntü’den korusun. Sıhhat ve selamette olup tevbe edenlerin çoğalmalarından şevk ve manevi lezzet hasıl olup, halkın tarikata dahil olduklarından bahs eden mektubunuz, mekur kimseye (bana) ulaştı. Dolayısiyle Allah’a hamd ederek son derece sevindi. Zira tarikat kardeşlerinin çoğalmalarında tam bir ümit olduğu balde uzaktakilere de Allah’ın feyzi nazil olmasına sebep olmaları umulur. Lakin halka tevbe ettirmekle emr olunan kimse ,kendisinde Allah’ın tam bir zevki, kitle halinde halkı tarikata dahil olduklarını göriince, sevinerek, mağrur olmadan devamlı olarak şükür, Allah’dan rica ve istiğfar etmesi, Allah’a sunulması vaci’dir. Çünkü hakiki ni’met verici olan Allah’ın sükrünü, sadat-ı kiramın (Kuddise sirruhum) haklarını eda etmemiştir.
Gavs-i A’zam (El-Seyvid Sıbğatııllah) (Rahmetullahi aleylı) torunu olan El-Şeyh Bahauddin’in nezdinde halk çok tevbe ettiği zamanda, üstad-ı a’zam’a (El-Seyh Abdurrahman El-Tahiye) «Ona (Şeyh Bahauddin) Allah’tan afv dilemesi için kendisine mektub yaz» diye buyurdu.
Üstad-ı Azam da halifesi, tasavvuf ve ilimde mahir olan El-Şeyh Abdülkadir, halkın tarikata dahil oldukları, onlarda hasıl olan şevkleri hakkında kendisine gönderdiği bir mektubun cevabında demiş ki: Allahü teâla’ya hamd ve şükretmeniz ve Gavsın manevi gölgesinde fâni olmanız gerekir. «Nefsim bu manevi işlere sebeb oldu» diye düşünüp onu şübhe tehlikesine düşürmekten dolayı helâk olmamanız için istiğfar ediniz! Zira gerçek hi’dâyet edici ancak Allahü teâla’dır. Gavs-i A’zam da (Allah, onım sırlarını kutlasın) buna sebebdir. Sen bu irşad hususunda el sallanmasıyla sallanan kamçı kabilindensin. Gavs-i A’zam (Rahmetullahi aleyh) seni elinden atmaması için, Allah’tan rica et! Çünkü kamçı atıldıktan sonra durumu yanmaktır», Miirşidimiz Hazret (Kaddesallahü sirreh) bazı halifelerine buyurdular ki; ey kardeş! Müridlere hâsıl olan şevkten, halk tarikata dahil olduklarından dolayı ortada nefsini görmekten ötürü sana ârız olacak soğukluk ve gevşeklikten nefsini korkut. Çünkü nefs aldatıcıdır. Hile yapmasından emin olunmaz. Nitekim aziz ve yüce Allah, Kur’ân’da Yusuf (aleyhisselâm) dan (bizim peygamberimizin onun ve her ikisinin aline salat ü selam olsun!) hikâyetle:
«Ben nefsiıne iyidir demiyorum. Şüphe yok ki ,nefis kötülük yaptırmak ister» ( ) diye buyurmuştur. Öyle ise, mürşid, nefs ve şeytanın, kendisi hidâyete sebeb olduğına dair yapacakları hilelerinden korkması lazımdır. Halbuki hakikatta hidayet eden ancak yüce Allah’tır. Kur ‘ân-ı kerim’de «Habib-i Ekremine hitab ederek:
«Sen sevdiğini doğru yola getiremezsiu. Lakin Allah, diledğini doğru yola getirir» ( ) diye buyurduğunu işitip dinlemelidir. Mecaza naza¬ran üs’tâd-ı a’zam ile şeyh.-i Ekrem (Şeyh Fethullah) hidâyetçidirler. Fakat, bir hikmete binaen Allah hidayeti bir kimsenin vasıtasıyla belirtiyor. Burada Hazret (Kuddise sirruh) ‘un buyurduğu sözler sona erdi.
Şah-ı Nakşibend (Rahmetullahi aleyh) buyurdular ki, «Mum ol ve
mum olma». Başkasını doğru yola irşad et ona ışık tut Fakat kendini
başkasının menfaati için yakma (cezalandırma), kendi varlığını benimseyip bilmesiyle mürşid, cehennemde yanar (maneviyattan yoksun kahr) demek ki, mürşid, kendi mürşidinde, hatta Mevlası olan Cenab-ı Ha’k’ta fani olması lazımdır.
Kardeşim! Bu manevi ilerleme ancak nefsinin kusurunu, hilesini kemalini, halk tevbe ettiğinde onu Hazret (Kuddise sirruh) ve sadat-ı kiram (Allah onlardan razı olsım) hiınmetlerinden olduğunu bilinmesiyle mümkün olacaktır. Bunun hilafını tasavvur etmek, şeytan ile nefsin çirkin vesveceleridir. Halk tarikata dahil oldukları zaman tevbe ve istiğfar et ki, nefsin kendini görmekle seni aldatmasın! Rabıta etmekten Hazret (Kuddise sirruh) un himmetinden istim’dat etmekten parlak İslamın şeriat ve nükteleriyle, hatta yürüyüp duraklamada, oturup yaslanmakda, söz ve davranışlarında bile azimet olan hükümlerle amel ederek, şeriat ve tarikatta vaki olan bid’atlardan sakınmaktan ayrılma. Dinde me’kruh ve hilafül evla olan şeylerden korunmaya daha ziyade gayret et! Bu yüce taife hakkında ihlastan, işini onlara havale etmekten, onları sevmekten, emirlerine imtisal edip, nehiylerinden kaçınmaktan da ayrılma. Bid’ at yapan doğru yoldan sapmış, emirlerine muhalefet eden, utanmış, onlardan istifade eden kurtulmuş, gölgeleriyle gölgelenen kimse, selamete kavuşarak, ellerinden aşk şarabı içmiştir.
Sizin ,akrabanızın, yanında hazır olmayan tabi ve dostların üzerine selam olsun! Muhammed Ma’sum, Alauddin, İzzeddin ve Muhammed Said size selam edip, dua eder, duanızı dilerler. Bütün alim ve talebeler de keza... Bu mektub, şeâk ve muhabbetin iptaline sebeb olmasın! Bilakis artmasına dair bir sebeb olsun. Hazreti. (Kuddise sirruh) himmetiyle Allah’a tevekkül eyle. Ümitsizlerden olma ve şükredenlerden ol!
Alemlerin Rabbine hamdolsun. Allah, efendimiz Muhammed’in al ve sahabesinin üzerine salat ü selam eylesin!
Altmışyedinci Mektub
Talebesi All’li El-Seyyid Molla Ramazan’a, ona beşbin vird olarak zikr-i celal (Allah) kelimesini çekmesine, rabıta edip Hazret’ten (El-Şeyh Muhammed Diyauddin’den) çokca bahs etmesine ve daha başka mes’elelere dair emri hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kullarından kendine seçtiği zatın Muhammedin (Sallallahü aleyhi ve
sellem) sadakat ve kalb temizliğiyle muttasıf olan al sahabelerinin üzerine selam olsun. Bundan sonra bu mektüb fakir köle,yüce kapı eşiğinin hizmetçisi kusur ve hatalar sahibi olan Ahmed’den en güzel ahlak sahibi, en şerefli dost ve en yüce dost olan Molla Ramazan efendiyedir. Mevla onu afetlerden korusun, âmin!
Ahmed, evvela size, akrabanıza, sizden istifade eden talebelerinize selâm eder, senden ve onlardan dua diler. İkincisi Faki Hüseyin mektubmuzu getirdi. Mektubu okuduk, içinde yazılanı anladık. Bütün işler kudretinin gücü altında olan Allah, irâde ederse, zamanında vasıflarında tek, zat, en şerefli mürşid bedendeki ruha benzeyen, yer ve gök ışığı, alemin kutbu, Hazret-i sâni (El-Şeyh Muhammed Diyâuddin) in Allah bizi onun sırlarıyla kutlasın.! Bizi ve sizi zümresi, etbaı, halifeleri ve ev halkıyla haşr eylesin! Sohbetine gideceğim. Ben gelinceye kadar bu talebeleri yanında bulundurup her gün Mevlânâ, Câmi’nin (Kuddise sirruh) kitabından okunacak bir ders kadar mütaleâ et! Metni olan Kâfiye kitabını ezberleyerek unutmaamanız gerekir. Şunu da tavsiye ederim ki, her gün beşbin defa vird olarak (zi’kr-i celali) Allah kelimesini çek İmkân dahilinde akşam namazı ile yatsı namazı arasında rabıtayı terk etme.
Hazret’den (Kuddise sirruh) çok bahset. Faki Osman ile kardeşi, Muhammed Selim, Faki Ali, Faki İbrabim, Nureddin ve daha başka talebeler bana geldiler. İbadet etmeden. bana manevi bir fayda hasıl olmadan, bütün ömrümü ilim talebinde geçirdiğim için biraz da ibadetle meşgül olmak üzere bu kış mevsiminde talebelerle meşgul olmayacağım, diyerek onları yanımda bırakmadım.
Uysal huylu kardeşimiz, Molla Yusuf ile Ali Arabu’ya selâm eder dualarım dilerim. Ömer ağa ile bizi soranların hepsine de selâm eder, beni duanızdan unutmamanızı rica ederim. Allah efendimiz Muhammed (Sallallahü aleyhi ve sellem) in âl ve ashâbının üzerine selât ü selam eylesin!
Altmışsekizinci Mektub
Bâzı tabilerine Ebu Hanife (Radıyallalıü anh) nezhebine göre, asaba’sı (baba tarafından erkek akrabası) olmayan dul ve küçük bir kızı, annesi tarafından evlendirmesinin caiz olduğu hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki, O’nu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selâm Allah’ın yaratııklarmdan en hayırlısı olan Muhammed’in (Sallâl¬lahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbının üzerine olsun!
Hamd, salâvat edip, duâların tebliğinden, size, bütün talebe ve dostlara selam ve duâdan sonra ,şu arz olunur ki, Ebü Hanife’nin (Allahü tealâ ona rahmet eylesin). mezhebine göre ,küçük dul kızın asa¬bası olmazsa, anası onu birisiyle tezvic etmesi câizdir. Fakat kendisinden bahsedilen kız ihtilâm ile veya cinsi münâsebette bulunması veya aybaşı hâlinde kendisinden meni çıkması mümkün olduğu ihtimaline bi¬naen, (bu dıırumlardan hangisi kendisine hasıl olduğunun kızdan sorul¬masa lazımdır. Kız bu hususlarda edeceği yeminle doğrulanır. Kocası Hüseyin ise, nikâhını yeniden yapsın! Çünkü kendisi, Molla Ali, mezheb taklidinin şartlarını bilmediği halde, nikahını yapmış diyor. öyle ise, kız bâliğa (ergin) ise kendisinden, değilse anasından izin alıp yine nikah ettir.
Altmışdokuzuncu Mektub
Nakşibendi tarikatının sadatı (uluları), tarikatlarında olmayanların yaptıkları Hacegan hatmesinden çıkardıklarına dair itiraz eden bazı kimselerin itirazlarına karşı, nakli ve akli deliller ve çıkarılmasının caiz olmadığına dair delillerinin reddi ve Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) in:
«Aranızda garib (yabancı kimse) var mıdır» ( )•diye buyurduğu hadis-i şerifinde geçen garib kelimesinin manası, mürşidlere vaki ilhamların doğru olduklarına dair isbatı
ve bu konu ile ilgili mes’ele hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatda hiç bir şey yok ki, O’nu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü
selam, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı olan efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) in al ve ashabının üzerine olsun! Sonra şunu derim ki, şübhesiz Nakşibendiye tarikatmın sâdatı, tarikatlarından olmayanları hatmeden çıkardıklarma dair akli ve nakli delillerle sabittir. Nakli delil peygamberin (Aleyhisselam) «İçinizde garib kimse var mıdır»
diye buyurduğu hadis-i şerifidir. Bu konuya bu hadis-i delil getirilmesi
acayiptir» denilmesi, daha acayip bir şeydir. (Peygamberin, (Sallallahü aleyhi ve sellem):
«Sahabilerim yıldızlar gibidirler»
buyurduğu hadis-i şerifiyle garibden murad meclisinde hazır bulunan kâfir kimsedir denmesi de muteber manadan uzaktır. Zira hadis-i şerifteki garib kelimesinden murad, ya zikir adâbından veya imadan garib olan demektir. Çünkü bu iki mânadan başka üçüncü bir mânası yoktur. «Sahabelerim yıldızlar gibidirler» diye Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) in buyurduğu sözü, garib kelimesinin mezkur birinci manasına muhalif değildir. Zira Hazret-i Peygamberin maksadı, iman edip de yapılan zikrin âdâb ve şartlarına bilgisi olmayan bir sahâbe olduğu da muhtemeldir. Nitekim şeriattaki fıkıh kitablarında ittifakla yazıldığına göre, Mi’rac gecesinde beş vakit namaz peygamberimize farz olduğu halde, nasıl kılacağını bilmediği için Hazret-i Cebrail gelip onu öğretinceye kadar o gecenin sabah namazını kılmamıştır.
Hadis-i şeriae geçen galib kelimesinden murad «küfür ehli manasına olduğu mümkündür» denilmesi, ondan murad, henüz iman edip de zikir adabını öğrenmeye vakti müsait olmadığı içni kendisi zikretmekten garibdir. Mananın irade edinlmesi de mümkün olduğundan, küfür ehli mânası ile çelişmektedir. Binaeâaleyh, Nâkşibendiler, Allah, onların yüce sırlarını kutlasın! Bu hadisin mucibini tahakkuk ettirmek ve fıkıh usülü alimlerin «Amm (genle münası olan) kelimenin mânasını tahsis edecek bir şey yoksa, umum durumuııda kahr» diye kitablarında yazdıkları kaide ile de amel ederek galib kelimesinin her iki manasını da kabul etmişlerdir. Bir mes’ele için, müşriklerde hasıl olan ilhamla cevap verilmesinin caiz olmaz» denilen sözden maksad, ledünni ilmim inkarı ise, Kur’an-ı¬ kerim’in:
«Musâ ve arkadaşı kendisine ni’met verdiğimiz ve nezdimizden ona bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular» ( ) âyet-i celilesi ile reddedilmiştir. Şayet mezkür kavilden ilhamm oluşu inkar edilse, Kur’an-ı Kerim’in:¬
«Rabbin bal arısına, dağlarda, ağaçlarda kendilerine ev yapmaları¬nı ilham etti, bildirdi> ( ) diye ayet ve peygamber’in (aleyhissellam):
«Bir kimse, illmiyle amel etse, Allah ona bilmediği şey’i öğretir» hadis-i şerifi ile de reddedilir. Çünkü eğer peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) in hadiste bahsi geçerki amel üzerine terettüp eden ilimden maksadı, kitap ve satılara yazılıp, ilham suretiyle olan ilim olma¬saydı, ilmin amel üzerine terettüp ettiğinde, tereddüt edilirdi. Zira ilmiyle amel etmeyenlerin çoğunun ilimleri, satırlarda yazılı ilimlerle amel edenlerin ilmlerinin daha çok olduğunu müşahede ediyoruz. Buna Ebu-Yezid El-Bistami’nin, ilimleriyle amel etıneyenlere: «Sizler ilminizi teselsül yolu ile ölüden ölüye aldınız. Bizler ise (tasavvuf ehli), ölmeyecek olan diriden (Allah’tan) aldık, buyurduğu sözü ile, Şeyh-i Ekber El-Şeyh Mııhyiddin El-Arabi’nin «Yazı ve harf alimleri (ilimleriyle anıel etmeyenler) kıyamete kadar, halef~selef olarak biribirlerinden ilim alırlar. Dolayısıyla nesebleri, uzak olur. Veliler ise, ilimlerini Allah’tan alırlar. Allah; nezdinden onlara bir rahmet ve inyate olarak kalblerine atar. Bu rahmet ve inayet, onlara Rableriııden öncelikle gelmiştir» buyurduğu sözleri, doğru bir delildir.
Şunu ilave edelimki, Nakşibeııdi tarikatının (Allah yüce sırlarını takdis eylesin) evliya ve ulema olduklarına inanıyoruz. Gerçekte peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem)t
«Alimler peygamberlerin varisleridir» buyurmuştur. Varis kendisine miras olarak bıraktığı ölü kimsenin malında itirazsız istediği gibi tasarruf eder. öyle ise, Nakşibendi alimleri, hem fıkıh usulü alimlerinin yukarıda geçen kaideleriyle amel etmek, hem hadisin manası tahakkuk etmek için «Garib» kelimesiııden genel anlamıyla temessük ettiklerin¬de hiç bir beis yoktur. Nitekim şeriatın fıkıh alimleri sabah namazından önce kılınan iki rek’at sünnette, fatihadan sonra, okunan zamm-ı süre hakkında rivayet olunan çeşitli hadislerin hepsiyle amel edilmesi için, Kafirun, İhlas, Elem neşrahleke ve Elem tere keyfe sürelerinin hepsinin okunması sünnet olduğuna ittifak etmişlerdir. Nevevi dahi, bu gaye ile, teşehhüdden sonra okunması sünnet olan «Allah’ım şübhe yok ki, nefsine zulmettim» (günah işledim) diğer bir rivayette de, «büyük zulüm ettim» manasına olan duaların hepsinin okunmaları sünnet olduğunu geçen ikinci manası olan imandan garib diye irade etsek, Hazret-i Peygamberin (Sallallahü aleyhi ve sellem)
«Sana şübhe veren şey’i şübhelendirmeyene terk et ( ), yani şübhe vereni bırakıp, şübhe etmediğin ile amel et!» hadisine muhalefet etmiş oluyorıız. Çünkü ikinci mananın irade edilmesi şübhelidir.
Mektub’da: «Hadis’deki garib’in manası, kafir kimse olmazsa, bu hadis ikinci manaya sarahaten delalet etmez» dediğin sözün de reddedilir. Çünkü bu hadis, iman edip lakin zikrin adabını öğrenmeyen kimse olduğuna sarahaten delalet eder. Bundan maksad, küfür, şekavet, ni¬fak ehli olan kimse değildir. Bu manalar kasa edilirse Kur’an-ı kerim’in:
«Müşridlerden bir sana (ey Habibim) sığmacak olursa, kabul et ki, Allah’ın sözünü işitsin» ( ), ayetinin manasıyla nakz olur (manası bozulur).
«Hacegan hatmesine girmek isteyen kimse ,fazıl ise, hatmeye girsin. Fasık kimse dahi fıskından vazgeçip hidayetlenmesi için dahil olmalıdır» kavlinizden anlaşılıyor ki, biz fazıl, salih kimsenin salahatı için hatmede bulunmasına, fasık kişinin de fıskı için bulunmamasına razıyız. Halbuki ma’ksadımız bu değil, maksadımız sırf aldığımız emre intisal etmektir.
Allah, yukarıda geçen Kur’an-ı kerimin «Eğer müşriklerden birisi sana sığınsa kabül et!» buyurduğu ayeti ile, Habibine (onun üzerine salât ü selam olsun) müşriklerden Allah’ın kelâmını (Kur’an’ın sözlerini) dinlemek isteyeni kabul etmesine emr buyurur», dediğin kavlin, hadisteki garib kelimesi kafir manasına hamlettiğinden dolayı davanızın aleyhine dair bir delil olur. Zira Peygamber (Sallallaıhü aleyhi ve sellem) emr olundugu şey’in hilafına emretmez. Öyle ise, Allah, ayet-i celile ile kendisine eğer ehl-i şirkten Allah’ın kelamını işitmek isterlerse, onları kabul etmekle emreder ve kendisi hâdis’inde garib kimseyi (yani senin dediğine göre ehl-i küfrü) meclisinden çıkarmasına nasıl emreder
«Hatmeye dahil olmak isteyen kimse, ret’a’yı kasdetti» iddia da yersizdir. Çünkü mezkür kimse Ret’a’yı ( ) bilmediği halde nasıl ret’ayı taleb edecek ki, o zaman hakikatını bilmeyen bir şey’e talib olur, bu mu¬haldir olamaz.
Hadis’teki garib’ten murad, şirk ehli olmadığına dair akli delil ise,
bir cemaatın halkından olmayıp da onların adabını tamamen anlamayan kimse yaptıklarını anlayınca onlarla alay etmesi muhtemeldir. Dolayısıyla Allah da ona gazab eder.
Yetmişinci Mektub
Durziye tâifesi askerlerinin komutanlarına, kendisi ve erleri Allah’a karşı takvâlı olmaları, Allah’ın kulları arasında adaleti yaymaları ve diğer bazı mes’eleler için tavsiyesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı olan Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashâbının üzerine olsun! Sonra, bu mektub, Rabbinin kölesi Ahmed’den, dürzi taifesi askerlerinin komutanınadır.
Allah kendisini temenni ettiği şey’e ulaştırıp dünya ve âhirette kendisine yaklaşmasını arttırsın!
Selâmların en kâmili, en çok senaları size hediye edip size dua etmekle sizi unutmayacağız. Sonra siz şu arz edilir ki. muhabbetten haber veren mektubumuz. Ahmed’e ulaştı. Dolayısiyle gayet sevindi. Çünkü ulemâ ve Nakşibendiye mürşidlerine (Kuddise sirruhüm) muhabbetinizin olduğunu anladı.
Hadis-i şerifte «Kişinin haşri, (kıyâmet günü hesaba gitmesi) (dünyada) sevdiği kişiyledir», diye geçer. Bütün askerlere selâm ve dua ederiz. Sizin ve onların, Allah’a karşı takvâlı olmanızı, ona taat etmek, kulları arasına adaleti yaymak, yaratıklarma şefkatli olmanızı tavsiye ederiz.
Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem) «Hepiniz çobansınız, (yani görüp gözetmek, idare ve muhafaza etmekle mükellef olduğunuz) el altında olanlardan mes’ulsünüz» buyurmuştur. Allah bütün peygamberlerin ve resüllerinin bilhassa bütün mahlukatın efdali üzerine salat ü selam eylesin!
|
|
|
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 8.Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 08-21-2020, 10:15 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 71-72-73-74-75-76-78-79-80. Mektuplar
Yetmişbirinci Mektub
Bazı tabilerine, zevcesine (ben seni boşadım) diyen bir kimse, Arapça «Enti talikun» sözünün tercümesi olup talak’ın sarilıi olduğu ve Kur’an okutmaya karşı ücret alınmasının caiz olduğu hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Zevcesine «Ben seni boşamışım, ben seni boşamışım» diyen kimse¬nin talak-ı rec’i mi yoksa bain mi ( ) vâki olur Söylediği bu cümle talâkın sarihi midir, yoksa kinaye kısmından mıdır Bunu söyleyen, talakı (boşanmayı) kasd etmediği davasında edeceği yeminiyle musaddak mı (doğrulanır mı ) yoksa musaddak değil midir diye sorulan bu sualin cevabı: Bu tabir talakın sari’hidir. Çünkü arapçada «enti talikun» sen boşsun tabirinin manasınadır. Buna göre adamın ric’i olarak iki talakı vaki olur. Söylediği bu gözlerinden telakı kasd etmediği dâvasında yemi¬niyle musaddaktır. Kadın kendisinde tek bir talâk ile kahr. Kadının idde¬ti bitmemişse, zevciyeti idâme etmesi, bitmişse, tekrar nikahını tahlilsiz (zevcesi başka kocaya varmadan) tazelemesi caizdir. Allahü teala daha iyi bilir.
Molla Hamza’ya, Osman’a ve köy ahalisine selam ederiz. Kur’an okutmak için şeriatça ücret almak veya ahri ücretsiz olarak okutmak husunda serbestsiniz. Çünkü ücret alınması caizdir. Allah, Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Yetmişikinci Mektub
Zivink’li Molla Ahmed ile kardeşine, Molla Ahmed’in oğlunun vefatı dolayısıyle baş sağlığı, insanın aziz ve yüce Allalı’ın muhabbeti için çalışması gerektiği, sabretmek şartıyla sevab bakımından hiç bir şey musibete eşit olmadığı, Allah, insana seçtiği şey, kendisi bizzat kendine seçtiği şeyden daha sevab olduğunu bilmesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainat’ta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbi’h etmesin. Salat ü selam, efendimiz Muhamımed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabının üzerine olsun.
Sonra, bu mektüb, yüce eşiği hizınetçisi olan Ahmed’den Allah için iki kardeş ve dostları El-Molla Ahmed ile Molla ibrahim’e, Allah onları
- ahiret işlerine yönelen ve razı olmadığı şeylerden uzaklaşan kimselerden eylesin!
Kendi musibeti ile musibetinizden haber veren mektubunuz Ahmed’e (bana) ulaştı. Musibet zamanında «Biz Allah’m kuluyuz ve ona döneceğiz» diye okunan duayı okuyup hem kendisine hem sizlere Allah’tan sabır ve büyük sevab talebinde bulundu.
Ey kardeşler! Tâ eskiden beri dünyanın adeti böyledir. Ayrılık durumu yeniden yeni peyda olan şeylerden değildir. Zira dünya meşakkat, gurur evidir. Onda kardeşler, baba, anneler, evlad birbirinden uzaklaştırıldıkları müşahede edilmektedir. Öyle ise, akıllı olan kimse, ahiret işinin, aziz ve yüce Allah’ın nıuhabbetinin tahsili için çalışması gerekir ki, dünyanın meşakkatinden ve bağlantılarından kurtularak istirahat etsin. Sabretmek şartıyle ecir bakımından musihete hiç bir şey denk gelmez.
Mürşidimiz Hazret, (Allah bizi ve sizi onun sırlarıyla kutlasın). Mevlâna Celalüddini Rumi’den. naklen buyurdıılar ki, «insanın kendini boyatması lazımdır. boyatması, ya yapacağı tâatlarda veya dünyada çektiği eziyyet ve sıkıntılara karşı sabretmesiyle olur.»
Mısra:
«Allah yolunda salikin önüne gelen her nıeşakkat onun iyiliği içindir. »
Hazret, (Allah, sırrını kutlasın!) tabilerinin bazısına yazdı ki: Ey dostlar! Yüce Rabb, kul hakkında yaptığı şey’e kulun razı olması, ona arz eylediği şey, kendisi bizzat kendine arzüladığı şeyden daha sevab, daha ala ve kamil olduğunu bilmesi, kıılun haline layıktır. Hususan yüce Nakşibendi tarikatına (Allah ehlinin sırlarını kutlasın!) mensub olduğunu iddia eden kimse, sevgili Allah’ın yaptığına râzı olması lâzımdır. Çünkü onlar «sevgilinin (Allah’ın) yaptığı her şey sevilir» diyorlar. Bu düşünce vasıtasıyla bir musibete giriftar olan kimsenin üzüntüsü kolaylaşır.
Sonra peygamberden (Sallâllahü aleyhi ve sellem) rivâyet olunan Allah, sevabınızı büyültüp, mateminizin. sonunu güzelleştirerek geçmişinizi afvetsin! Size sabır nasib edip, şükür etmeyi kalbinize ilham eylesin» kelimeleriyle tâziye ederiz. Evinizin bu tarafa nakledilmesi için önceden size dediğimiz üzere, size karşı olan çok iştiyakımızla birlikte şimdiye kadar münasib bir yer bulamadık.
Ahmed size senâların en kâmili, selâmların en çoğunu hediye eder, dua edip duanızı diler. Allah, Efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem), âl ve ashâbının üzerine salât ü selam eylesin!
8 Şaban l360
Nurşin dergâhının
kölesi Ahmed
Yetmişüçüncü Mektub
Medine-i Münevvere’de ikamet eden, Molla Ramazan’a, «Cenâbınıza çok sevgim olduğundan burada duramıyorum. Size mi geleyim, yoksa yerimde mi kalayım ? Bana bu hususun beyanını rica ederim» dediği sözüne karşı kendisine verdiği cevabı hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Salât ü selam efendimiz Muhammed Mustafa’nın (Sallâllahü aleyhi ve sellem) sadâkat ve vefa sahibi olan âl ve ashâbının üzerine olsun! Sonra, muhabbette doğru dost, ihlâslı yumuşak huylu olan Molla Ramazan’a selam ederiz, Allah, onu bütün bela ve afetlerden muhafaza eylesin!
Biz onu duadan unutmadığımız gibi, kendisi de bizi duâsından unutmamasını diler, her yönden ahvalini sorarız.
Şayet, kendisi de ahvalimizden soracaksa, Allah’a hamd olsun! Bizler en güzel hal üzereyiz. Üzüntümüz yoktur. Çocuklar, alimler, talebeler hepsi de selâm edip, ellerinizden öper. Size dua edip dua dilerler.
Sonra şundan sana haber vereyim ki; Muhammed Said mübarek diyarnıza gelmektedir. Kendisine durumunuzun hepsini ve gelmek hususundaki durumunuzu söyleyiniz.
Bil ki; eğ’er o taraflara ve müşerref olan o mekana sevginiz devam ederse, orada kalmanız evladır. Buraya gelme, yoksa orada kalmayıp bize gelmeniz daha iyidir.
Allah, Efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Yetmişdördüncü Mektub
Üstad-ı a’zam El-Şeyh Abdurrahman El-Tahi (Kuddise sirrulı)’un torunu molla Muhammed Ma’şuk’adır. Şerefli pederi, Hicaza gittiğinde ahvalinin beyanı, Muhammed Ma’şuk’un tasavvufa çalışması için yanına gelmesine dair emri, genel olarak rama¬zan ayında öğleden sonra, hususi olarak da başka zamanlar¬da da rabıta yapılması ve buna benzer konular hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatda hiç bir şey yok ki; onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü se¬lam, Allah’ın yaratıtklarının en hayırlısı olan efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashâbının üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektüb, yüce ve mübarek kapı eşiğinin hizmet¬çisinden dergahı ile iftihar olunan ve kapı eşiğine itiınad edilen, Arifler sultanının (Allah sırlarını kutlasm) torununadır. Kendisinden muhab¬bet kokusu etrafa yayılan mektubumuz bu hakire ulaşınca sevindi. Se¬lametinize ve yüce kapı eşiğindekilerin selamette olduklarına dair yüce Allah’a haınd ve şükretti.
Evvela ellerinizden, üstad-ı azamın (Kuddise sirruh) bütün evladı¬nın ayaklarındaıı öperiz. Ev halkının, emellerin kabesi gibi olan Hazret’in (Rahmetullahi aleyh) kerimesinin ayakkabılarını öper, sizden ve onlar¬dan dua dileyip, size ve onlara dua ederiz. Bütün mensublardan husıısi olarak buraya gelen sadık ınisafirlerinizin dualarını dileriz. Ah.... bin kere ah... Mezkür hakir kimse, yüzünü Şeyh-i Ekber (Kuddise sirruh) oğlu (Şeyh Alauddin) in yüce ayakkabısının altındaki tozuna sürer. Ona dua edip, duasını diler.
İkincisi, sizi ve onu (Şeyh Alauddin) i validiniz arkadaşlarıyla birlik¬te sıhhat ve selametle bu fakire gelip, bu miskiniıı nezdinde kaldıktan son¬ra, acele olarak resmi muamelelerini tamam ederek, Zilkade ayının on birinci günü, buradan ayrılmalarıyla müjdeliyoruz. Gidip gelinceye kadar onlara hizmet etmek üzere kardeşim oğlu Muhammed Said’i onlarla gön¬ derdim. Şeyh-i Ekber (Kuddise sirruh) un oğlu ve torunu ise, bizde onbeş gün kaldılar. Hallerinin tafsilatı, Zübeyir’dedir. Selamet ve ganimetle eve dönmelerini Aziz ve yüce Allah’tan niyaz ederiz. Kendilerine karşı vefasız ve az terbiyeli olan bu hakirden razı olduklarını zan ederim.
Malümunuz olsun ki, pederiniz, bu kışta fakirin nezdine gelmeniz için size etmek üzere Zübeyr’i gönderdim. Mübarek emri mucibince, kurban tisal etmek üzere Zübeyr’i gönderdim. Mübarek emri mucibince, kurban bayramından önce, burada hazır bulunmanız münasiptir. Mısra:
«Allah’m yolunu taleb eden kimseye fırsat gelince, mülılet vermesi haramdır» denilmiştir.
Öğle namazından sonra rabıta yapılması ise, Hazret, (Allahu teaa bizi ve sizi onun sırlarıyla kutlasın) ramazan ayından başka vakitte Nur¬şin camisinin mihrabında yapılmasını bilhassa bana emir etti. «Üstad-azam da (Kuddise sirruh) Şeyh-i Ekber (Şeyh Fethullah) (Kuddise sirruh) öğle namazından sonra ikindi namazı vaktine kadar râbıta yapma¬sıyla emre’tmiş ve Şeyh de (Rahmetullahi aleyh) mihrâbda ikindi nama¬zına kadar gözünü açmadan yaz mevsimi camide çok pire olduğu halde, uzun müddet oturup kımıldamadan râbıta etmiştir» diye buyurdu.
Bundan anlaşıldı ki, mürşidin bildiği bir hikmete binaen genel olarak ramazan ayında hususi olarak da, başka aylarda öğle namazından sonra rabıta yapılır.
Bu tarafta bulunan evlât, kardeş, tabi ve dostları, âlimlerin, tale¬belerin hepsi ellerinizden öper, duânızı dilerler. Allah, efendimiz Muham¬med’in (Sallâllahü salat ü selâm eylesin!)
Yetmişbeşinci Mektub
Nebevi süâlesinin meyvesi ,temiz nefis sahibi, Nakşibendi sâdâtın (Allah onların yüce sırlarını kutlasın) boyalarıyla boyanan rahmetli zevcesine ve oğlu Alâuddin ile bu mektubları toplayan İzzeddin’e Doktorun, şerefli zevcesinin hastalığı dolayısıyle, hava değişimi tavsiyesi üzerine, münasib bir yere götürülmesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm, Allah’ın yaratıklarmın en hayırlısı olan Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) Al ve ashabının üzerine olsun!
Allah’ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun deyip, dua ettikten sonra şunu derim ki, cümleten, Mardin veya Suriye tarafına sefer etmekte serbestsiniz Size izin veriyorum.
Fakat üç günden beri Mardin vilayeti cihetine gitmenizi daha çok isterim. Halbuki bunda Allah’tan hayır olup olmadığını da bilmiyorum. Hepiniz biriibirinizden ayrılmayıp, Mardini başka yerlere tercih ederim. Şayet hepiniz Mardine doğru yola çıkacaksanız:
Allah’a tevekkül ederek korkmadan gidin. Çünkü Allah’ın takdir eylediği şeyden başka, başınıza bir şey gelemez. Kainatta Allah’tan başka, hiç bir hakiki fail yoktur. Takdir edilen şey olacaktır.
Şayet Suriye tarafına sefer ederseniz, size çok dua ederim. Ya hepiniz işaret ettiğim ilki taraftan birine gidin veya eve dönün! İsterseniz İzzeddin eve dönsün, anneniz Mardine gitsin! Tercih ettiğiniz fikirlerinizi bu mektubu getiren şahısla gönderiniz!
Bugün gidip gitmiyeceğinizi de bildiriniz. Hacı İsmail için acele Mardin’e gitmeniz lazımdır. Suriye seferine çıkmayıp sabır edilse de zararı yoktur. Her iki taraftan birisine ve serhad’a da gitmeniz için, yedişer kere istihare ettim.
Şayet gündüzün yola çıkmak mümkün değilse, bu gece akşam zamanından sonra, Hacı Hüseyin‘in evine gidip, sabahleyin istediğiniz yere gitmeniz mümkündür.
Allah, Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve ashabının
üzerine salat ü selam eylesin!
Yetmişaltıncı Mektub
Haleb’de mukim Şamlı Şeyh Muhammed’e. Tarikate dahil olması için, Şeyh Hazretleriyle danıştığında, yanına gelmesine emir buyurduğu, salikin mürşidi olmayınca ,evladı olmayan bir erkek gibi olduğu alim kişi istediği manevi rütbeye ulaşsa da, tasavvuf ehlinin zincirine ulaştıran bir mürşidin irşadına muhtaç olduğu, âlimin, sadece ilimi, kendisine hiç bir manevi netice vermiyeceği hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki onu hamd ile teâbih etmesin. Salat ü selam, Allah’ın yaratıklarının en hayırhsı olan efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabının üzerine olsun
Sonra, bu mektub, nefsinin helakine çalışan, dünkü günün günahla¬rından yarınki günün çekeceği cezasından gafil olup, günlük işleri ile meşgul olan köleden, Allah için kardeşi, Allah için dostu, fazilet ve şeref sahibi olan Şeyh Muhammed’edir. Allah’ın ni’metleri, mütemadiyen kendisine vasıl olup, nezdinde bulunsun! Mezkür köle, sana selam edip, halinizi sorar, senden dua taleb ederek dua eder. İlmi ile aınel eden alim, öğülen ahlak sâhibi El-Şeyh Ebü’l-Hayr, Zeynü’l-abidin’e de selam edip devamı saadet ve aziz olmasını diler. Duasını taleb eder. Keza Şabaniye medresesinde bulunan bütün talebelere selam eder. Çocuklar, alimler, talebeler, müridler sana selam edip, hatırını sorar, dua edip, duanızı dilerler.
Sıhhat ve selâmetinize delalet edip, bize karşı sevginizi bildiren değerli mektubunuz bize ulaştı. Dolayısiyle beni neşelendirdi. - Daha önce, oğlumuz İzzeddin’e söylediğin meseleyi bize anlattı. İnci gibi kelimelere delalet eden parlak manaları içine alan mektubunuz da, onu bana ifade eyledi.
Ey kardeşim! Yanımıza gel! İnşaallah gelmenizin büyük bir faydası olacaktır. Bazı olgun zatlar, demişler ki: Kişi yeryüzünü ilimden doldurup da, onu tasavvuf ehlinin silsilesine ulaştıracak bir mürşidi olmadığını gördüğünüzde, kendisi akim (kısır) kişi gibidir. Diğer bir rivayete göre, çocuk doğurmayan kısır bir kadın gibidir. Yani kendisi ve ilmi, karısı kısır olan kişiye benzer demektir. Zira ilmi kocasına hiç bir evlad getirmeyip, kısır olan kadın gibi ona hiç bir fayda sağlamaz.
Bazı mürşidler de demişler ki: Mürşidi olmayan kimse, tasavvuf ehli nezdinde lakit (sahipsiz çocuk) diye adlandırıhr. Bundan maksat, neseb itibarı ile evliyalardan kesiktir. Kardeşim! Terbiye edilmeden bakımsız olarak kendi kendine yetişmiş ağacın meyvesi yoktur. Şayet olsa da, tatsız olur. Her şey’in bir sebebi olmasının gerektiği, Allah’ın cari bir adetidir. Tenasül, doğma, şeklen, anne ve babasız olmadığı gibi, manevi ilerleme de, eğitimsiz mümkün değildir. İlahi cezbe ve ilhami ilme, yaratılışından kudsi nefis sahibi olmayan kimsenin üzerine tehlikeli ve kurtarıcı haslardan manevi sırların adabı ve muamelelerinden ibaret olan batini ilmi öğrenmesi farz-ı ayndır. Eğitimsiz manevi makama yetişenler pek azdır. Dinin hükümleri ancak, galibiyet ve ekseriyet teşkil eden kaideler üzerine kurulur. Kişi hadd-i zatında ne gibi bir ilim öğrense öğrensin zahir ilim, öğrenmesi, onu batıni ilm istifadesine ulaştırmaz. Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Yetmişyedinci Mektub
Bâzı tabilerine, kocası olup olmadığı bilinmiyen kadının birisi, «Nikâhlı ve iddetli değilim» deyince, buna dair yemin edince, doğrulandığı, muayyen bir kocası olduğu bilinse, böyle bir iddia için, yeminiyle doğrulanmadığı hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM.Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) Allah yolunda cihad etmiş ashâbının üzerine olsun!
Evlenmek için başkasıyla nikahlı ve iddetli olmadığını iddia eden bir kadın, şeriatçe davasının isbatı için şahid getirmeden yalnız yeminiyle kabul olunur mu diye sorulan bu meselenin cevabı şudur:
Mutemed kavle göre, mezkür kadının malüm ve ınuayyen bir kocası olmazsa, şahidsiz olarak davası kabul olunur. Nitekim, bu mesele (şafii fıkıh kitaplarından) lanet El-Talibin kitabının nikah babının 321 inci sahifesinde kitabın metni olan Fethü’l-Mübin’in, «kadı, «ben nikâhsız olup, iddetli değilim» diyen bir kadını evlendirebilir, caizdir» dediği kavlin şerhinde, belirtmiştir.
Bu, Ahmed bin Hacer’in Tuhfetü’l-Muhtaç, Remlinin. nihayet E1-Muhtaç ile Muğnil-Muhtaç adlı kitahlarda da zikredilmistir. Tuhfetel Muhtaç kitabının ibaresinin meali şudur: «Kadın evleneceğine dair şeran hiç bir engeli olmadığı davasında doğrulanır. Fakat bu davasını is¬patı için, kendisinden şahid talep edilmesi sünnettir.
Şahit bulunmadığı takdirde, kadı, ona yemin ettirecektir. Bu hüküm, malum ve muayyen bir erkekle, evlendiği bilinmeyen bir kadın hakkında tatbik edilir. Kadının malüm ve muayyen bir koca ile evlendiği biliniyorsa şer’an kocasından ayrılmış olduğunu ispat etmesi şarttır. Böyle bir kadının muayyen bir kocası olup olmadığı hakkındaki bu tafsile, alimlerden El-Sübki ile oğlu El-Tac, itimad etmişlerdir.
Nitekim El-Tac demiş ki, kadının kocası adı veya şahsiyeti ile malüm ise, kadının bu şekildeki davası, ancak şahidlerin şehadetiyle kabul olunur. Malum değilse, mutlak şekilde davası kabul olunur. Zira muamele kısmında, akd edenlerin kavilleri muteberdir. Burada İbn-i Hacer’in Tuhfetü’l-Muhtaç ve Fetava El-Kübra kitablarındaki ibareleri sona erdi. Allah Efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâbının üzerine salat ü selam eylesin.
Yetmişsekizinci Mektub
Üstad-ı Azam (El-Şeyh Abdurrahman El-Tahinin) torunu Molla Muhammed Ma’şuk’a Ramazan-ı şerif ayının fazileti ve o ayda yapılan ibâdete teşviki, Allahü Teala bu ayda ibadet yapmasına başardığı bir kimseyi, senenin sonuna kadar ibadete başarılı olacağı, ramazanda bütün sünnetlerin müebbed oldukları, tasavvufun adâb ve zikirlerinin yapılması için kendisine emir eylediği konular ile buna benzer meseleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selam, efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashabının üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub Seyda’ya (El-Şeyh Abdurrahman El-Tahiye) mensub yüce kapı eşiğinin hizmetçisinden gözünün nuru, kalbinin sevgilisi Ma’şuk’adır.
Şerefli pederinizden iki mektııb bize ulaştı. tkincisinde matlubunuzun bahsi vardır. Dolayısiyle her iki mektub ile sevinerek pederinize gayet teşekkür etti. Çünkü kendisinin bu fakire karşı olan iltifatı en büyük nimetlerdendir.
İmam-ı Rabbâni (Kuddise sirruh) Mektübatında buyurdu ki: Ramazan ayının büyük bir ay olduğu bilinmesi lazımdır. Bu ayın sünnetlerinden olan zikir, sadaka, salâvat gibi ibadetlerin sevabları diğer ayların günlerindeki farz ibadetlerin sevabına eşittir.
Bunda edâ, edilen bir farz namaz, diğer aylarda eda edilen yetmiş farzlara eşittir. Bu ayda, aklını ve fikrini, Allah’ın manevi huzurunda bulunmasıyla meşgul edip Allahü teâlâ onda kendisini sâlih amellere, hayır ve bereketlerine başaran kimse, bu ayın, senesinin hepsine manevi huzura muvaffak olup, içindeki hayır ve bereketleriyle muzaffer olacaktır.
Şayet, bu ayı gaflet ile geçirse, senenin tamamında da gaflete düşecektir. öyle ise, mümkün olduğu kadar Allah’tan başka muhtelif düşüncelerden kalbin kurtarılmasına, Allah’ın manevi huzıırunda bulundurmasına, sâlih amellerini yapılmasına çalışılması gerekir. Zira dünya ve ahiret saadetleri, bunlara bağlıdır. Bilhassa bu ayda...
Çünkü bu, ayın fazileti hakkında birçok hadisler rivayet edilmistir. Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem)«Onda (ramazan ayında) dört şey’i bol bol yapın! Ki, bu dört şeyden ikisi ile Rabbinizi hoşnud eder, diğer ikisinden de hiç bir zaman vazgeçemezsiniz.
Rabbinizi hoşnud edecek iki şey: Şehadet kelimesini bol bol söylemek, diğeri, Allah’tan af, mağfiret dilemenizdir. Vazgeçemiyeceğiniz diğer iki şey ise, (Allah’tan cenneti dileyip, cehennemden kendisine sığınmanızdır» ( ) diye buyurmuştur.
Üstad-ı azam, bu ayda teravih namazı kılınması, Kur’an hatmedilmesi sünnet-i müekkede olup onların yapılması, birçok faydalar sağlamaktadır. Akıllı kimse, gevşeklik etmeyip bu ayı ibadetle yüceltmesi lazımdır.
Bu ayda, mekkedde olsun veya olmasın sünnetlerin terk edilmemesi, oruç açmak veya sahur zamanlarında doyarcasına yememesi, öğle namazından sonra rabıta için göz kapanması, huzur içinde Kur’an okuması, tamamiyle gafleti terk ederek bayram gününe kadar bütün letaif üzerinde vird çekmesi, bu ayın son gününün gecelerini ibadetle ihya etmesi orucun sünnetlerinden olan sahur yemeğinin te’hiri, akşam olur olmaz acele ederek orucun açılması mümkün ise hurma ile iftarın edilmesi, sizin gibilere yakışır.
Pederinizin ayaklarından öper, duasını dilerim. Molla Muhammed Baki , üstad evladırını hepsinin ellerinden, gözlerinden öper, hepinizden dua taleb ederim. Allah efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem), al ve ashâbının üzerine salat ü selâm eylesin! Allah bilicidir.
Yetmişdokuzuncu Mektub
Nurşinli Molla Şehâbüddin’e, hastalığı dolayısıyle, Hazret-i Şeyhin ziyâretine gelmediği için üzüldüğü, bu tâifeye karşı olan sevgiye hiç bir şeyin müsavi olmadığı, mürid’e muhabbet hasıl olunca, helak edici şeylere önem vermemesi, muhabbeti olmazsa, yaptığı amellerden hiç birisiyle neş’elenmemesinin gerektiği, Allah’a vâsil olan yolların en yakını Nakşibendi tarikatı olduğu, mes’eleler ile diğer konular hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı olan efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbının, ensârı ve muhacirlerinin (Rıdvanullahi teâlâ, aleyhim ecmain) üzerine olsun!
Sonra bu mektub, yüce kapı eşiğiuin kıtmirinden, Allah için kardeşi ve dostu, iyi ahlâk sahibi Molla Şehabüddin’edir. Allah, onu nezdinde makbul kullarında eyleyip, din dostlarının yolunda bulundursun!
Hasrete delâlet eden, sevgiye dayanan mektübunuz kendisine ulaştı. Okuyup içindekilerini anladı. Dolayısıyla gayet sevindi. Çünkü ondan sâdâtın, (Allah onların sırlarını kutlasın) tarikatine ve bu fa’kire karşı, muhabbet ve şevk kokusu duyulur.
İmâm-ı Rabbâni (Kaddesallahü sirreh) «Bu taifeyi sevmek, dünya ve âhiret saâdetinin sermayesidir. Nasıl sermayeleri olmasın ki, âlemdeki manevi karanlıkların, beşeri kalb bulantılarının hepsi, insanın içine dökülse, fakat onda, onların muhabbeti olduğu takdirde, üzülmemesi gerekir. Şayet bu muhabbetten bir kıl kadar gitse, dağlar gibi içinde hür, marifet ve hâletler üzerine nâzil olsa da, zarar ve utanmaktan başka bir şey sağlamaması gerekir.
Burada İmam-ı Rabbâninin (Kuddise sirruh) kavli sona erdi.
Öyle ise Allah’a ulaşacak yollara çalışılması, akıllı kimsenin üzerine vâcibdir. 0 yolların en yakını, ruhsat ve bid’atlardan ve cahil sofuların yaptıkları hareketlerden arınmış, şeriatın mütabaatı üzerine kurulmuş olan Nakşibendiye tarikatıdır. Bunların hepsini yapmayan kimse, hiç olmazsa hepsini terk etmesin. Daha önce sana denildiği üzere, vird çekmek rabıta ile vukuf-ı adedi ( ) yapıp Hazret-i Peygamber’in sünnetine tebaiyyet etmek layıktır.
Sana selam ve dua edip, senden dua dileriz. Hastalığına şifa ve âfiyet vermesi Allah Sübhanehü ve tealadan niyaz olunur. Allah bütün nebi ve resüllerin (aleyhisselâm) üzerine salât ü selam eylesin.! Hamd âlemlerin rabbine mahsustur.
Sekseninci Mektub
Deyrezorlu Muhammed Said muhtaç olunca, çok hizmet ettiği için, tâbiler sadakalarıyla kendisine ikram etmeleri, müstahaklara yapılacak sadakanın fazileti hakkında tabilerine göndermiştir.
ALLAH´IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd o Allah´a olsun ki, sevdiği kimseyi hayır ve iyi işe başardı. Salât ü selam, kıyâmete kadar ihsan edenlerin imamı olan Efendimiz Muhammed´in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbının üzerine olsun! Bundan sonra dost ve tabilerin hepsine arz edilir ki, Deyrezor’lu Muhammed Said tenüz bir aileden olup, hiç bir kimseye muhtaç olmayan zengin, eski bir tüccardı. Sonradan her nasılsa, Allah’ın kaderiyle iflâs ederek beşbin liradan fazla borçlandı. Dolayısiyle dost ve ahbablara gitmeye mecbur kalmıştır. Mümkün olduğu kadar az çok kendisine ihsan etmekle onu boş çevirmemesi herkesten umulur. Çünkü kendisi sürgünde, bana çok hizmet etmiş ve bu cihetten tabilerin kendisine yardım etmeleri için haklıdır. Allahü Teala Kuran-ı Kerim´de:
«Sizin o kendiniz için verdiğinizi Allah yanında daha iyi ve ecir daha büyük bulursunuz» ( ). Ve
«O, (Allah) sizin (harcadığınız) nafaka verdiğiniz şeylerin yerini doldurur. 0, rızık verenlerin hayırlısıdır» ( ). Yine:
«Allah’a güzellikle ödünç vererek, onun da kendilerine birkaç katını ihsan edeceği kimseler, kimlerdir.» ( ).
«Mallarını Allah yolunda sadaka edenleriıı malı, yedi başak bitirip başağıda, yüz tane bulunan buğdaya benzer, Allah dilediğine kat verir» ( ), buyurdu.
Resülüllah (Sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdular ki: «Adem oğlu öldüğü zaman, bütün amelleri kesilir. (Defteri dürülür) fakat üç şey devam eder.
1) Menfaatlı ilim.
2) Sadaka-i cariye (vakıf).
3)Kendisine dua edecek bir evlat» ( ).
Yine buyurdular ki:
«Cehennemden velevki yarım hurma ile olsun korunmaya bakınız
Hakimler (filozoflar) azı vermekten utanma, fakiri mahrum etmek ondan daha aşağıdır, demişlerdir. Allah efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine salateylesin!
|
|
|
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 9.Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 08-21-2020, 10:13 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 81-82-83-84-85-86-87-88-89-90. Mektuplar
Seksenbirinci Mektub
Kerşaflı Molla Tahir’e. Hapse girdiğinde, kul kadere razı olması layık olduğu, musibetlere maruz kalması aziz ve yüce Allah’ ın kendisini sevdiğine dair bir alamet olduğu ve cemaatle namaz kılması, hatme yapmak ile buna benzer şeylerle emretmesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah’ın yaratıklarının hayırlısı olan Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabımn üzerine olsun!
Sonra bu mektüb yüce kapı eşiğinin hizmetçisinden, Allah için kardeşi, dostu Molla Tahir’edir. Size selam ve dua eder, sizi unutmuyoruz.
Sonra şu arz edilir ki, yüce Rabbin yaptığı her şey’e razı olmak kulun haline layıktır. Hatta sevilecektir. Allahü tealanın ona irade eylediği şey kendisi nefsine arzuladığı şeyden daha ala, daha kamil olduğunu bilmelidir.
Bahasus Nakşibendi tarikatına mensub olduğunu iddia eden kimse, mahbub (sevgili) olan Allah Sübhanehü ve tealanın yaptığına razı olması lazmdır. Zira tasavvuf ehli, «mahbubun yaptığı her şey sevgilidir» derler.
Allah, Musa (aleyhisselam) a: «Ben bir kulu sevdiğim zaman, onu dağların kaldıramıyacağı belalarla belalandırırım. Ki, bana karşı olan doğruluğunu imtihan edeyim. Onu sabırlı bulsam, kendime dost edinirim.
Korkak, mahlükatım içinde bana şikayet eder bulsam, kendisine önem vermeden aşağı düşürürüm . » diye vahy eyledi.
Resulullah:
<(Sizlerden (insanlardan) belanın en şiddetllsi, peygamberleredir. Sonra faziletçe onlardan aşağı olanlara, daha sonra faziletçe o aşağılardan sırasıyla daha aşağı olanlaradır» ( ) buyurdu.
Herhangi bir kavme gelen peygamberlerden ve resullerden herhangi birisi yok ki illa bir eziyete ve zarara çarptırılmamış olsun. Fakat başlarına gelen. eziyete karşı sabr ettiklerinden eziyetleri onlar için iyi sonuçlanmıştır», buyurdu.
Öyle ise, başına gelen bu musibetin imtihanıyla sevinmen gerekir. Çünkü bu Allahü teala ile sâdat-ı kirâmın (Kuddise sirruhüm) nezdinde makbul olmanıza dair bir alâmettir.
Bundan sana da mutluluk ve müjde olsun! Bundan kalbine az bir sıkıntı, halktan utanma gibi bir şey gelmesin. Evvelden daha çok ibâdetini, takvâ, ve Allah Sübhânehü ve teala’nın manevi huzurunda bulunmanı arttır!
Emir olunduğun üzere, cemâatla namaz kılmaya, Allah’tan, sâdâttan mürşidinden bahs etmeye, her gün hatme okumasına devam edip amellerinden hiç bir şey eksik etme. Tâ ki, âkıbeti (durumun sonu) güzelleşsin!
Bütün köy ahalisine selam ederiz. Size ve onlara, Allah’tan korkmak, ona taat etmek, hukukunu muhafaza etmekle tavsiye ederim.
Allah, Efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashâbının üzerine salat ü selâm eylesin!
Seksenikinci Mektub
Üstâdı- a’zamın (Allah, yüce sırlarını kutlasın) torunu, yüce seydaya (Şeyh Abdurrahman´a) mensub yüce dairenin güneşi, izzet ve gayret sahibi, dini ilimlerin yaşatıcısı Şeyh Muhammed Masum´adır. Halk uzaktan gelip şevk ve muhabbet artarak çokça tarikata dahil olduğunda bu hususları Şeyh Masum´a haber vermesi ve şeyh Hazretleri bu durumdan çok korktuğu, seydazâdelerden manevi yardım talep etmesi, (Nurşin´deki) her iki türbenin ziyaretinde gidip onun için onlardan istimdad etmeleri, onlardan ve bütün üstad-ı âzamâ ev halkından, Şeyh Fethullah Oğlu Şeyh Alâuddin´den dua taleb etmesi, kendi durumunu onlara arz etmesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Saât ü selâm, Allah’ın Resullerinin en şereflisi ve son peygamberi olan Muhammed´in (Sallallahü aleyhi ve sellem), bütün âl ve ashâbının üzerine olsun!
Sonra,bu mektub, âlemin kıblegâhı, havass ve avam tabakasına feyzlerin kaynağı, hatta tozu bile nefs, şeytan ve kötü arzuların sokmasına tiryak (panzehir) gibi olan Nurşin dergahının kıtmirinden, bu fakirin gözünün nuru, onunla iftihârı ve itimadı olan, alem kutbunun torunu bu fakirin efendisi, Muhammed Masum´adır.
Allah, Peygamberlerin efendisi (kıyâmete kadar onun âl ve ashâ’bının üzerine salat ü selam eylesin!) yüzü suyu hürmetine onu, kendine yakın olanların en yüksek temennilerine yüceltsin!
Bu fakir, yüzünü dergâhınıza sürerek öper, ayakkabılarmızın altındaki tozunu gözüne sürme gibi çeker. Üstâd-ı azamın (Kuddise sirruh) ev halkının ayaklarını öperek dualarını diler.Molla Muhammed Bâki ve umumi olarak üstadın evlâdının ellerinden öper, onlardan ve yüce kapı eşiğindekilerin hepsinden dualarını rica eder.
Sonra arz edilir ki, Hazret (Kaddesallahü sirreh) vefatından sonra, Kânun-i sani (ocak ayı) ndan şimdiye kadar, halkın Allah’a olan aşkı, cezbe, muhabbet ve zevk hâletleri son derece geçen seneler gibi yükselmekte ve çoğalmaktadırlar. Çünkü halk, uzaklardan kitle halinde, Hazret, yüce şeyh ve üstâd-ı âzam (Şeyh Abdurrahman) ın (Kuddise sirruh) himmetleriyle gelip tarikata dahil olurlar. Hatta her ikisinin nisbetleri Atlas okyanusu gibi alemi bütün etrafına yayılmakta olduğu sanılmaktadır.
Nitekim emelleri kâibesi (Hazret kuddise sirruh) durum böyle olacağını hayatında bana müjde vermişti. Durum öyle ki, bir çok günlerde sayılan bin, bin beşyüz, bazı zamanlarda iki bine kadar gelenler olur. Fakir ise, bu şöhret ve başına toplanan bu halk kalabalığından korktuğu için, daima istiğfar edip yalvararak, Allah sübhânehü teâla’ya niyaz etmekte, hatta çok zamanda ağlayıp, Hazret ile sâdâtın himmetlerinden istimdat eder ve burada halkın hidayetini, Allah sübhânehünun halis fazilet ve kereminden, emelleri kâbesi (kuddise sirruh) un tarafından. gelen Şimşeğin nürundan olduğunu düşünür. Bunda hiç bir etkim yoktur.Çünkü halkın gerçek hidayetçisi ancak yüce Allah’dır. Zâhirde ise, Hazret ile üstad-ı âzam (Allah sırlarını kutlasın) dırlar.
Bâzı vakitlerde ,kendisi (benim) için bu durum, bir muhafaza ve ıstidrac olduğunu zan eder, korkar. Çünkü hakiki nimet verici olan Allah sübbânehü teâlanın şükrünü, sâdât ile emelleri kâbesi’nin (kuddise sirruhun) bana yaptıkları nazarların hukukunu, eda etmediğimden ve hadis-i şeriften: «Şübhesiz Allah bu dini fâcir bir kişi ile te’yid eder» bu yurduğu kimse kabilinden olduğumu veya Hazret ile sâdât-ı kiram, beni insanlara fidye ve kurban ettiklerini zanneder, korkarım.
İşte bundan dolayı cenâbnızdan, bütün üstadın evlâtlarından, Molla Muhammed Bâki ile, ev halkınızdan, talebelerden, her iki türbe-i şerifin nezdine gidip, ruhlarından bu fakir için, istimdat etmelerini rica ederim. Taki emellerin kâbesinin, sâdâtın bu ağır yükleri altından kalkıp, bu toplantıyı kendisine ve aleme bir rahmet olup, istidraç değil, aziz ve yüce Allah’a yaklaşmanın sebebi olsun. Zira kendimi Hazret (Kuddise sirruh) un elinden bir kamçı kabilinden elinin hareketiyle, salladığımı bilirim.
Aziz ve yüce Allah’tan ve mezkur iki zatım himmetlerinden rica ederim ki, Hazret beni elinden atmasım. Çünkü, kamçı elinden atıl dıktan sonra, durumu kıymetten düşmek, hatta yanmaktır. Keza mum gibi halkı ışıklandırıp da, kendini yakar gibi olmayacağı için, Allah’tan sonra her iki zatın manevi nazarlarından rica edin.
Helâk olmamak için hepiniz, bu miskin, garib kimseye dua edip, her iki türbe-i şerife sahiplerinden, kendisine yardım etmelerini taleb ediniz! Ta ki: Onlar bu taraftaki yanan çıralarına gaz koysunlar ki, gaz¬sızlıktan sönmesin!
Şeyh Alâuddinin ayaklarından öper, duasını diler.Şeyh-i Ekber (Şeyh Fethullah) (Kuddise sirruh) un türbesi yanında ruhundan bana istimdad eylemesini rica ederim.
Emeller kâbesinin vefatından sonra, Şeyh Alâuddin ile, türbenin ziyaretine gittiğimizde, ben ona tamamen sana teslim oldum. Dediğim sözümü unuttu mu Hayret ederim ki, bu kadar uzun zamanda bu fakire ne bir nasihat, ne de tarikatın adabından hiç bir şey göndermedi. Başkasına teslim olmak ve vefa hakkı bu mudur Bu ricam üstad ve Şeyh-i ekberin evladındandır. Haddim değilse de, fakat helâk korkusu, beni bu ınektubun münderecatnı yazmaya mecbur etmiştir. İmdat, imdat, imdat! «Ey nazlı sevgili, imdada yetiş, imdada yetiş ey Allah’ım! »
Bu fakirin evlatları ile, bütün bu tarafın halkı, ellerinizden öper, sizden dua taleb ederler.
Gönlümün sevgilisi Ma’şuk’tan, bu mektupta yazılan şeylere daha çok önem vermesi rica olunur. Çünkü kendisi daha çok bu fakirin ekmeğini yemiştir. Arz edilen bu halime ait mektûb, size ulaşıp ulaşmadığına dair, bana lazım olan tavsiyelerinizi, sizin ve üstadım, ev halkının ahvalini beyan edecek bir mektûbun gönderilmesi de uınulur.
Sözün hülasası: Kapı eşiğinizin hizmetçisi, dergâhınızın kıtmiri, nezdinizdeki türbenizin, hatta avam ve havas tabakasının türbelerinin Haszret ve Seyda’nın türbelerinin memuru, üzerine yapılan halkın bu izdihamları dolayısıyle gece gündüz korku ile ümid arasındadır. Bir saat neş ‘ede, diğer bir saat merak ve üzüntüdedir. Şiir:
«Bu savaş ve kavgaya düştüm. Belkıs’tan (sevgiliden) haber gelmiyor .Ancak çavuş kuşu «seba» dan gelip, bu tarafa müjde getirinceye kadar (bende bu durum devam edecektir.»
Beyit:
«Hayatınıız boyunca, aşkınızda bulunduğumuz için, bir lezzet payı görmedik. Bu artan keder ve üzüntü ile birlikte bu yıl (ey aşık (sana (sevgiliye) kavuşmaktan nasibi nerede (1)
Beyit:
«Her kim Hafız gibi şaşkın olmamak isterse sevgililere gönül bağlamayıp, onların peşinden gitmesin (2)
«Ta ki ben, yeraltında kefen eteğini giymeyinceye kadar, elimi eteğinden bırakacağıma inanma!» (3)
Kölenin efendilerine halinin beyanı burada sona erdi. Allah bütün peygamberlerin sonuncusu ve üstünü olan, Abdullah oğlu Muhammed’in, (Sallallahu aleyhi ve sellem) âl ve onunla birlikte Allah yolunda cihad eden ashabının üzerine salat eylesin.
(1) Cizreli Molla Ahmed’in divanından.
(2) Hafız EI-Şirazi’nin farsça divanından.
(3) Hafız EI-Şirazi’nin farsça divanından.
Seksenüçüncü Mektub
Üstad-ı a’zam’m torunu faziletli, ilmiyle amel eden olgun olan Şeyh Ma’şuk’a yanına gelmesine dair teşviki, tarikattaki amellerle meşgul olmaktan sayılmayacak kadar faideler bulunduğu, dünya ile ahiret sevgisi bir arada birleşmedikleri konusu ile diğer mes’eleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd, o Allah’a olsun ki, evliyanın kalplerini marifetinin nüru ile süsledi, halis kullarının kadrini yücelttiğinden kudretiyle dünya ahirette şöhretleri yükseldi. Salat ü selam Allah’ın yaratıklarının hayırlısı efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) alimin, ashabının ve zürriyetinin üzerine olsun!
Sonra bu mektub, yüce kapı eşiğinin kölesinden, gönlünün sevgilisi, üstad-ı âzam’ın (kuddise sirruh) torununadır. Allah onu zati olan muhabbetinde fani eylesin! Selamın üzerinize olsun! Pederinizin ayaklarına yüzümü sürmek şerefimdir. Hocanızın ve üstadın evladlarının ellerinden öpmekle neşelenirim. Son emelim hepsinden dua taleb etmektir. Son matlübum, sıhhatta olmanızdır.
Benim için şerefli olan her iki türbenin nezdinde, istimdat etmeniz emelimdir. Mezkur köle, layık değil ise de ,kendisine şefkat etmek üzere nazarlarını kapıların eşiğinin kölesinden kesmemeleri rica olunur.
Sonra ey aziz! Bu tarikata kabiliyet ve liyakatın olduğunu bil! Allah sübhanehü tealadan sana tam bir lütuf ve genel bir ihsan etmesini rica ederiz.
Bununla beraber, bu tarikat taifesinin yaptıkları işlerle meşgul olmak sayılmayacak kadar faydalar sağladığını biliyorsun. Buraya geleceğinize söz vermiş olduğun halde şimdiye kadar gelmediğine taaccüp ediyorum. Halbuki bu tarikat gönülde iki sevgilinin muhabbetini kabul etmez. Ancak birisinin sevgisiyle ilgilenir. Dünya ile ahiret, ancak birbirlerine karşı iki kumadırlar.
Ey sevgilim! Şimdilik fırsatın var.Bu fırsatı kaçırma. Başka bir zamanda ele geçmemesi de mümkündür. Mümkün olsa da çalışmanızın sebebleri mümkün olmayabilir. Ahirete çalışmak için insan kendi ev halkı ile ailesini razı etmesi, sağlam bir akıldan uzaktır. Bu temiz hayatı vefasız olan dünyanın yolunda harcanması zarardır.
Bu tarafta bulunan evlat ve tabiler sana dua edip duanı dilerler Bize mektub göndermeleri için kendilerinden çok rica ettiğimiz halde şimdiye kadar hicaza giden hacılardan mektup almayıp onlardan habersiz kaldık. Allah Efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Seksendördüncü Mektub
Molla Zeynüddiıı’e müride Peygamber’in (Sallallahü aleylıi ve sellem) yolu takip edilmesinin ve kendisine uyulan mürşidin muhabbetinin, zahirini şeriat ile süslemesinin, kalbini Allah’a bağlamasının lâzım olduğu, sadatın sohbetiyle hasıl olacak manevi faydalar, yapılan meşakkatli mücahedelerle hasıl olmadığı konular ile buna benzer mes’eleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir varlık yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı olan Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve ashabının üzerine olsun!
Hamd, salavat ve duaların tebliğinden sonra, bu mektub, fazilet sahibi olan kardeşim Molla Zeynüddin’edir. (Allah onu afetlerden ve belalardan korusun!) Sonra; selam ve Allah’ın rahmet ve bereketi üzerinize olsun!
Kardeşim bil ki: Şeyhimiz Hazret (Kuddise sirrııh), Mürid, bütün söz ve fillerinde şeriat sahibinin (Sallallahü aleyhi ve sellem) muhabbetini ve ona iktida eylediği şeyhin sevgisini ihlas ile muhafaza etmesi, tarikatta lazım olan şeylerdendir.
Bunlarla beraber maneviyatdan da bir şey hasıl olsa, ek olarak bir nimettir. Bu iki şeyden baâka bir şey hasıl olsa, ek olarak bir nimettir. Bu iki şeyden başka bir şey hasıl olmazsa da asla bir zarar yoktur, buyurmuştur.
İmam-ı Rabbani (Kuddise sirruh) buyurdular ki: Bize (mürşidlere), size (bize mütabeat edenlere) lazım olan şey, dışımızı parlak şeriatle bezemek, devamla kalbimizi Allah’a bağlamaktır. Bu iki zengin sermaye ile müşerref olana en büyük saadet...
Hülasa: Fırsat buldukça sadatın sohbetlerinden istifadie etmek gerekir. Zira sohbetlerinden hasıl olan manevi faydalar, uzun müddet yapılan şiddetli riyazet ve meşakkatli mücadele ile hasıl olmaz. Çünkü bu yol Sahabe-i kiramın (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain) yoludur.
Allah Efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve ashabının iizerine salat ü selam eylesin!
Seksenbeşinci Mektub
Zâhiri ilimde kendisine ilim icazesini veren, muhakkik ve tedkikçi alim, hocası «Silvan»lı Molla Hüseyin’edir. Kendisine dua etmesi ve görüşmesine özendiğinin belirtmesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatda hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Allah’ın yarattıklarının en hayırlısı olan Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbının üzerine olsun.
Sonra bu mektüb, nefsani heva ve hevesleriniıı şerlerine dalan Seydanın mübarek kapı eşiğinin hizmetçisi Ahmed’den, yüce, faziletli, meşhur, ilimde mahir, mıükaddes nefis, beğenilen ahlak, zat-ı muhabbet sahibi, kalbinizin sevgilisi yüce üstadınadır. Allah ona razı olduğu en mertebeyi kendisine nasuh eylesin.
Evvela mübarek sağ elinizin öpmesiyle teberrük eder, yüce cenabınızın duasını diller, size devamlı olarak dua eder. Sıhhat ve esenlik bakımından ahvalinden sorar. Allah rahatsızlık vermesin.
Bu hizmetçiyi hatırınızdan çıkarmayıp kendisi sizi unutmadığı gibi siz de hususi dualarınızın vaakitlerinde unutmamanıza hazretinizden rica eder. Şerefli çocukların gözlerinden öper. Allah onları güzel evlat olarak yetiştirsin.
Şerefli dostlar: Müftü efendi, Molla Hamid, Molla Yakub ile diğerlerine selam eder. Çocuklar ve başkaları da. ellerinizden öper, duanızı dilerler. Ahvalimizden sual ederseniz. Allah’a hamdolsun. Nurlu görünüşünüz ve sohbetinizle müşerref olmadığımızdan başka bir kederimiz yoktur. Hazret ile üstad-ı azamın (kuddise sirrühüma) himmetleri sayesinde manevi şevk, zevk ve muhabbet, gayret artmakta ve yükselmenin son derecesindedir.
Sonra şu arzedilir ki, bizler sizin için, çok üzgünüz. Çünkü uzun zamandan beri sizden habersiz kalıp, ahvalinizi bilmekten mahrumuz. Ahvalinizin en güzel bir şekilde olmasını dileriz. Mektublarmızı bizden kesmemenizi rica ederiz. Zira mektublar, görüşmenin ve kavuşmanın bedelleri olurlar. Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Seksenaltıncı Mektub
Garzanlı Molla Muhyeddine, Şeyhin (Kuddise sirruh) yanına gelirken yolda bindiği hayvandan düşüp, evine dönerek maksadına nail olmadığı için, onu teselli etmesi, sadatın, bu tarikattan maksatları, Allah´ın zatını sevmek olduğu, bu muhabbet hasıl olmazsa, kul, onun tahsil için tekellüf etmesi, Rabb (Celle ve ala) kula irade eylediği şey, kendisi için iyi ve bahtiyarlık olduğu, mollanın gördüğü iki rüyanın tabiri ile bunlara benzer meseleler hakkındadır.
ALLAH´IN ADIYLA BAŞLARIM
Salat ü selam, Allah´ın Resülünün, al ve ashabının, aşiretinin üzerine olsun! Sonra bu mektub, Seydanın kapı eşiğinin hizmetçisinden, din kardeşi olan Molla Muhyiddin´edir. Allah, kendisini çirkinleştirici şeylerden koruyup, Allah´a yaklaştırıcı şeylere çalışmasına muvaffak eylesin. Amin.
Hizmetçi, yolda bindiğiniz hayvan üzerinden düşüp, maksadınıza ulaşmadan üzüntülü olarak eve döndüğünüzü işittiğinde, gayet üzüldü. Lakin yüce zatlar, «Sevgilinin yaptığı her şey sevgilidir.» tarafından denildiği sözlerini düşünerek onunla teselli eyledi. Bu husus,Nakşibendi tarikatına mensub olan kimse, bunu daha çok düşünmelidir. Çünkü maksatları Allah´ın zatını sevmektir. Onlara zatı muhabbet hasıl olursa, sevgilileri olan Allah; onlara vereceği nimet ile eziyet haletleri eşit olur.
Nakşibendi tarikatından maksat bu olduğu anlaşılınca, düşünmeliyiz ki, şayet biz bu vasıf ile muttasıf değil isek, bu vasfı zorla kendimizde bulundurmaya çalışmamız lazımdır. Yani mahbubumuz olan yüce Allah başımıza getirdiği her eziyete karşı, nefsimizi zorlayarak ona kabul ettirip, eziyete dayanmak için, Allah´a niyaz edelim. Kendisinden bize gelen bütün bela ve musibetten hayır ve bizim için saadet olduğunu da bilelim. Sizi unuttuğumuzu zan etmeyin! Belki hatırımızda bulunuyorsunuz. Hizmetçi (Şeyh Ahmed) Hazret ve sadatdan (Rahmetullahi aleyh) cenabınıza başarı, selamet ve afiyeti için, istimdat eder.
Gördüğün bu iki rüya ise, tabirleri açık olup, tefsire ihtiyaçları yoktur. Zira anlattığın üzere, bu fakir rüyada sana birisinin tabirini vermiştir. Uykuda rüyalar tabir edilince, manaları aynıdır. Her iki rüyada, size açıkça sadatın iltifatlarıyla Hazretin (Kuddise sirruh) himmeti, şif anız, manevi olarak yükselme ve kabiliyetiniz için olduğuna delalet ederler.
Eve dönüp de buraya yetişmemeniz, sizin için, daha güzel bir durum olmasını aziz ve yüce Allah´tan rica ederiz. Öyle ise, merak etme! Size selam ve dua eder duanızı taleb ederiz. Şeyh Abdülhakim ile ahbaplara selam ederiz.
Burada manevi zevk, şevk ve muhabbet gayet yükselmekte ve ziyadeleşmektedir. Çünkü halk kitle halinde uzaktan gelip, Hazret ve Şeyh-i Ekber (Şeyh Fethullah) ile üstad-ı azamın (Allah yüce sırlarını kutlasın) himmetleriyle, tarikata dahil oluyorlar.
Allah, Efendimiz Muhammed´in (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Seksenyedinci Mektub
Ustad-ı azamııı (Kuddise sirrulı) torunu, faziletli, ilmi ile amil, kamil olan Muhammed Ma’şuk’a, letaifin ihtilacların (titreme¬leriniıı) sebebi ,bu tarikattan maksat, şevk ve lezzetten sonra, 0 titremeler olduğu, Allah’tan gafil olanlar arasında bulunurken, manevi huzur makbul Olduğu, Allah yolunu taleb eden kimse, kendinde bir kusur görünce, onu kendine isnad etmesi ve bunabenzer meseleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selam Allah’ın yarattıklarının en hayırlısı Muhaınmed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabının üzeriııe olsun!
Sonra bu mektub, yüce kapı eşiğiniıı katibinden gözünün nüru, kalbinin kuvveti, Muhaımned Ma’şuk adır. Allah onu kendine aşık ettirip cenabına yakın olan bir zat eylesin!
Mektubunuz (Ahmed’e) ulaştı. İçindekilerini anlayıp, manasından zevk aldı. Dolayısıyla gayet sevinerek Allah’a hamd etti.
Virdleri çektiğinde veya onları hayalinize getirdiğinizde, letâifin ihtilacı, kendi makamlarına ulaşmaları arzusundan hasıl olan iştiyaklarındandır. İşte o iştiyaıkların tamamlanması için, çalışınız! Şeyhimiz Hazret, (Allah bizi ve sizi onun sırları ile kutlasın). Bu işin (tasavvufa çalışmanın) hülasası; işi te’hir etmemektir. Belki çalışmak lazımdır. Zira vakit kılıca benzer. Onu ibadetle kesmezsen, o seni keser (harcayacaktır), buyurdu.
Size hasıl olan manevi zevk ve lezzet haletleri, büyük bir ni’mettir. Ancak devamlı olan haletlere itibar edilir. Demek ki o haletlere önem verilmez, öteleri maksuddur. Çünkü sadât-ı kiram (Allah sırlarını kutlasın) Talibin nezdinde, amel (ibâdet) matlub olması lazımdır.» Başkasına önem vermek insanı manevi makamlara ulaşmaktan alıkoyar. Çünkü manevi zevk ve tecelliyatların zuhuru hâlinde, talibin zevkini durdurur. Bunlar belirmeden nefis onların zuhurunu bekler.
Hazret (Kuddise sirruh) «İçinde üstadın veya üstadın tabilerinden ev halkı veya ona mensup olan memleketinden birisinin rüyada görünmesinden başka, rüyanın itibarı yoktur. Zira bu şekilde görülen rüya muhabbete delalet eder. Sebebi de susamış adam, rüyasında su görür» buyurdu.
Gördüğün bu rüyada sana bir müjde vardır ki bu, sadatın himmeti ile, bu fakirden manevi bir fayda göreceğine ve kendi nefsini bir varlık olmadığını bildiğine delalet eder.
«Köylere gidip de, halk arasına girmekten bana gevşeklik gelir» demişsiniz. Bundan sana hiç bir zarar yoktur. Çünkü tarikatta en önemi şey, mürşidin ‘emrine imti’sal etmektir. Zira gafillerin arasında bulunurken, az da olsa, hasıl olan manevi huzur, Nakşibendilerce çok makbul olup, manevi huzur melekesinin hâsıl olmasını mucibidir. Sana gelecek her hangi bir gevşeklik veya sıkıntı (neşesizliği) sadatın (Kuddise sirruhiim) himmetinden değil, nefsiııe isnad et! Beyit:
«Her ne noksanlık ve suç ki vardır. Bizim düzensiz ve yakışıksız olan kametimizdedir (boynumuzdadır). Yoksa senin hediyen kimsenin boyuna kısa değildir. Allahü teala’dan istiğfar edip, sadatın (Kuddise sirruhüm) himme¬tiııden medet taleb et! Ta ki, bu iki halet, senden zail olsunlar!
Bu taraftaki manevi şevk ve muhabbet ise, hakiki hamd, kendisin¬den başkasına layık olmayan Allah’a olsun. Gayet yükselmekte, ziyadeleşmesinin son derecesindedir. Zira halk, Hazret ve en yuce şeyh ile üs¬tad-ı azamın (Kuddise sirruhüm) himmetleri ile, kitle halinde ta uzak¬tan gelip tarikata giriyorlar.
Pederinizin ayaklarından öpüp, duasını rica eder ,kendisine dua ede¬rim. Özel olarak gözlerinizden, umumi olarak da üstadın evladının ve üstadınızın ve bütün çocukların ellerinden öperim. Buradaki bütün tabi¬ler ellerinizden öper, dua taleb ederler. On günden beri, size bir mektub postaladık. Onda hocanızın kerimesi hakkında ittifak ettiğiniz şeyh’e rı¬zamızı bildirdik. Hocanızın kerimesi pederinin ayaklarından, kardeşleri¬nizin gözlerinden öper. Üstad-ı azamın bütün ev halkından, halası Ayşe’¬den, ninesinden, teyzesinden dua diler. Kendisi, hazret-i üstadın ve emel¬lerin kabesi, (Hazret) (Allah sırlarını kutlasın) himmetleriyle en güzel bir durum ve esenlik içindedir. Çünkü Allah kendisine tam bir sabır ve rıza vermiştir. Bu ni’rnete karşı, aziz ve yüce Allah sübhanehüya şükr ederiz.
Allah efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem), al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin.
Seksensekizinci Mektub
Molla Abdülmecid oğlu MolIa Abdülcelil’e. , Oğlunun vefatı do¬layısıyla, taziyesi, sabır eylemesi için teşviki hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd alemlerin rabbine olsun! Salat ü selam Allah’ın en hayırlı ya¬ratığı olan efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabının, zürriyetinin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, üzüntülü fakirden dostumuz MollaAbdül¬celil’edir. Bu fakir sizi ve günahkar nefsini Kur’an-ı kerimdeki:
«Sabredenleri (Ey Resüliim» müjdele. Onlar, o kişilerdir ki, kendile¬rine bir musibet gelince, «Şübhesiz biz Allah’ın kuluyuz ve şüphesiz ona geri gideceğiz,» derler» ( ) ayetiyle:
«Ancak güçliiğe katlananlara, mükafatları eksiksiz ve sayısız veri¬lecektir» ( ) buyurduğu ayetle taziyenizi edip, sizi ve onu, gafletten uyarır ve der ki; Allah, ecrinizi ve ecrimizi büyültüp, matemimizin sonunu güzelleştirsin. Veledinizin bu musibetine karşı, bizlere sabır versin! Fakat Peygamber’iıı (Sallahü aleyhi ve sellem) vefatının büyük ınusibetini hatırladığımız zaman, bu musibete karşı sabretmek kolaylaşır. Buna karşı: «Biz Allah’ın kuluyuz, şübhesiz ona geri döneceğiz Allahım; bize cenabınıza layık olan bir sabır, kibriyanıza (büyüklüğünüze) münasib bir ecir, iyi kavimlerin yolundan sapıtmamayı, en büyük resülün (Allah onun, al, ashab ve tabilerinin, dostlarının üzerine devamlı salat ü selam eylesin!) Şeriatı yolunda gidilmesini, hayatımız boyunca bize nasib eylesin! deriz. «La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim —Kuvvet ancak Allah’tandır. Allah bize kafi, o, ne iyi bir vekildir.»
Size ve kardeşimiz Muhammed Tahir’e, ev halkınız ile köy halkınıza selam edip, size dua ederiz. Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem), al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Seksendokuzuncu Mektub
Fırat Müftüsü Abdulkadir oğlu Muhammed Said’e. Cum’a na¬mazının iade edilmesine itiraz ettiğinde, «biz kılınan cum’a na¬mazının sahih olduğuna inandığınımız halde ,vacib olarak değil, alimler onun sıhhatinde ihtilaf ettikleri için ,öğle narnazmı kılı¬yoruz» verdiği cevabı, salih oiup olmadığına dair bazı muhte¬lif kavillerin beyanı ve herhangi bir namazın sılıhatinde hilaf vaki olduğunda münferiden bile olsa, iade edilmesi sünnet ol¬duğu, cıım’a namazı üç kısım oiup bu kısmıların beyanı ve bu konu ile ilgili mes’ele hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd alemin Rabbine olsun! Salat ü selam efendimiz Muhammed’ in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al, ashab, zevcelerinin, dünürlerinin, ensar ve muhacir sahabesinin olsun!
Sonra bu mektub, ilim ve tarikatın hizmetçisi Ahmed’den Allah yolundaki kardeşi ve dostu Müftü Abdülkadir oğlu Muhammed Said’edir. Allah, onu temenni eylediği şeylere ulaştırsın! (Ahmed), size ve yanınızdakilere selam edip size ve onlara dua ederek, sizden ve onlardan dua taleb ettikten sonra, değerli mektubunuz’un bize ulaştığını bildiriyoruz. Onda, «farz namazlar, altı değil beş olduğu, eğer ‘kılınan cuma namazı sahih ise, öğle namazı kılınmaya ihtiyaç olmadığını, salih değilse, fasid bir ibadetin kılınması haram olduğundan öğle namazıııın kılınması caiz değildir ve beni muaheze (mes’ul) etmeden bu mes’eleye cevab vermenizi rica ederim» diye beyanda bulundunuz.
Tevfik Allah’tan, tahkik yolları Allah’ın yed-i kudretinde olduğunu der ve şöyle cevab veririz ki: Biz, Fıkıh kitablarında cum’a namazının iade edilmesi hakkında açıkça belirtilen ihtilaflı kaviller olduğundan cu¬ma namazı kıldıktan sonra sahih olduğunu itikad ederiz. Lakin sahih ol¬madığna dair kavlin hilafından kurtulmamız için ihtiyat olarak öğle na¬mazını da kılıyoruz. Sizin gibilere açıkça ma’lüırnmuzdur ki, cum‘a na¬mazı bir ibadettir. Salih olması, erkan ve şartları hakkında her dört mez¬heb imamları ve başka alimler de ihtilaf etmişlerdir.
Cum’a namazı kılacak kimselerin sayıları hakkında da ayrı ayrı olarak alimlerin onbeş kavilleri olup ihtilaf vaki olmuş ve dört mezhebe göre de ayrı ayrı sahih olmasının şartları vardır. Onların muhalefet edil¬mesinin. sorumluluğundan kurtulmak müstehabdır.
El-Şeyh Muhammed bin Süleyman El-Kürdi sonra El-Medeni’den (Rahmetullahi aleyh) cum’a namazının şartları mevcud olmayıp da dört mezhebden herhangi birisi taklid edilerek namaz kılındıktan sonra, ce¬maat, öğle namazını da kılmak .süretiyle iadesi caiz olup olmadığı hak¬kında sorulmuş. Kendisi şöyle cevab vermiştir: Alimlerin bunda yaptık¬ları hilaflarından dolayı sorumlu olmamak için cum’a namazından son¬ra öğle namazını kılmalarında hiç bir man’i yoktur. Hatta en ihtiyatlı olanı da budur.
«Imadad» kitabında «özürlü olmayan bir kimseye, cum’a namazın¬dan sonra, iade kasdiyle, öğle namazını kılması keza aksine: öğle nama¬zı olarak iki rekat cum’a namazının kılınması caiz değildir» diye geçen ibaresinin manası, cum’a namazının sahih olmadığına dair alimler nez¬dinde kuvvetli bir delile dayanacak bir ihtilaf mevcud olmayıp sıhhatine ittifak edilen cum’a namazı demektir. Evet, cemaat kendi mezhebinden başka bir mezhebi taklid edebilmesi için o mezhebdeki cum’a namazının şartlarına riayet etmeleri, cum’a namazının salih olması bakımından ıa¬zımdır. Taklid eyledikleri mezhebe göre de cum’a namazının şartları mevcud olmazsa, ibadete ve muamelatta alimlerin ittifakıyla caiz olmayan telfikten ( ) kaçınman için cum’a namazının kılınması o mezhebe göre de caiz olmaz. Mesela: oniki erkek ile cum’a namazı kılınması caizdir diyen İmam-ı Malik’in mezhebinde, cum’a namazının muteber olan bazı şartları şunlardır: Elbise, beden, üzerinde namaz kılınan yer, meni ve diğer pisliklerden temiz olması, hadeste şübhe vaki olunca, abdest alınması, abdest alınırken başın hepsi mesh edilmesi, uzuvlar arka arkaya hemen yıkanması, abdest ve gusulde uzuvlar yıkanırken oğulmaları, secdede burun ve iki el çıplak olarak yerde olmaları, selamdan önce, namazdan çıkmak için niyet edilmesi, namazı kıldıran imam baliğ olması (erginlik çağma gelmiş olması), gizlice fasık ise aşikar etmemesi, hatib ile imam (namazı kıldıran) bir kişi olması ve cum’a namazı büyük camide kılınması...
Yine yukarıda adı geçen El-Şeyh Muhammed’den, «Cum’a namazının Şafii mezhebine göre, şartları mevcut olmadığı taktirde nasıl yapılacaktır » diye sorulunca, şöyle cevab verdi: Bu durumda kılınan cum’a namazı, fasid bir ibadet olduğundan kılınması haramdır. Evet, Şafii mezhebine göre, cum’a namazının şartları mevcut olmayıp da, mezhebine taklid edilmesi, caiz olan bir imamın kılınmasına cevaz verdiği kavline ,sahih olarak taklid eden Şafii bir kimseye, mezhebin şartlarına göre, cum’a namazı kılması caizdir. Hatta vacibdir. Cemaat bu şekilde taklid ederek, cum’a namazı kıldıktan sonra, bu husustaki muhtelif kavillerindeıı gelen şübheden kurtulmaları için, öğle namazlarının iadesini arzu ederlerse, münferiden(teker teker) de olsa iadesinde hiç bir beis yoktur. Belki müstehabdır.
Alimlerin «Cum’a namazı kılındıktan sonra, öğle namazı olarak iade edilmez.» diye dedikleri sözleri, özürlü olmayan kimseler hakkındadır. Kıldıkları cum’a namazlarının sahih olmasına dair alimlerin muhtelif kavilleri olan kimseler de özürlüdürler. Mekke-i Mükerreme’de Şafiilerin müftüsü olan El-Şeyh Muhammed Salih El-Reis’den (Rahınetullahi aleyh) «cum’a namazını kıldıran imam, cemaatin mezhebine muhalif ise, cemaat için öğle namazının kılınması sünnet midir » diye soruldu. «Evet Yalnız da olsa, öğle namazının kılınması sünnettir. Çünkü alimlerce, sıhhati hakkında hilaf vaki olmuş, herhangi bir namaz, münferiden de olsa, iade edilmesi sünnettir demişlerdir» diye cevab verildi.
Hiç şübhe yok ki, söz konusu olan bu şekildeki cum’a namazının sıhhatinde, Tuhfet El-Muhtaç kitabının, cum’a babında, işaret ettiğine göre, ihtilaf vaki olmuş bir meseledir. Burada Şeyh Muhammed Salih in ibâresi sona erdi. Şeyh Abdulhamid, Tuhfet El-Muhtaç hâşiyesinde, demiş ki: Remli, kıldığı cum’a namaznın sahih olup olmadığını bilmeyen kimse, o günün öğle namazını kılması vâcibdir, demiştir. Şeyh Abdülha¬mid’in Tuhfe kitabının cum’a namazı bahsindeki «Dördüncü şartı cema¬atle kılmak» ibaresinden, hemen önceki bu sözleri sona erdi.
Remli kitabının hâşiyesi olan Şebramellisi de, bu bölümde demiş ki «mes‘eleden bir dal» bir kimse, cum’a namazının kılması zimmetinde kalıp, öğle namazının kılması üzerine vâcib olduğu taktirde, öğle namazını cemaatle kılması, farz-ı kifaye midir Bu soru hakkında akla gelen ce¬vab, Cemal El-Remli cemaatle kılması farz-ı kifayedir, diye fetvâ ver¬miştir. Burada Minhac kitabının hâşiyesi olan İbni Kâsım’ın ibâresi so¬na erdi.
İşte bundan ve cemâat namazı bahsindeki «Birisi din ilminde ümmi (okur yazar olmayan) zan ettiği bir kimseye iktida edip, namaz kılsa, okur yazar olup olmadığı durumu da bilinmediği taktirde, muktedi na¬mazını tekrar, kılıp iade etmesi lâzımdır.» İbâresinden anlaşıldı ki, birisi cum’a namazının (Şafii mezhebine göre) şartı olan kırk adet erkekten bazısının cum’a namazına ehil olup olmadığında, şekk edip de durum belirmemesi halinde, cum’a namazından sonra öğle namazı kılması lâ¬zımdır. Zira cum’a namazına iştirak eden her biri, diğerine nisbeten bir imamdır. Burada Kürdi’nin ibâresi sona erdi.
Kürdi’nin «Her birisi diğerine nisbeten bir imamdır» dediği bu kav¬linin manâsı sahih olarak cum’a namazı kılması için öğrenmekte tem¬bellik eden veya kendisine öğretmesi mümkün olmayan kimseler Tuhfet kitabına göre aralarında fark olmadan iade edecektir. Kürdi haşiyesin¬dâki bu kavli, El-Envâr kitabının üzerinde yazdığı hâşiyesinde de zikr edilmiştir. Burada El-Tuhfe’nin hâşiyesi, Şirvâni’nin ibaresi sona erdi.
İtimad edilir Şafii fikıh kitablarından şaretle hatta. sârih olarak anlaşılıyor ki, cum’a namazı üç kısma ayrılır:
A) Cum’a namazı kılındıktan sonra öğle namazı olarak iâdesi câiz olmayan kısımdır. Ki bu kısım, sahilı olmadığı hakkında kuvvetli veya zayıf bir hilaf olmayıp, bütün mezheb imamları ile diğer âlimlerce sahih olmasında ittifak edilen cum a namazıdır. Lâkin insaf gözii ile bakılsa, böyle bir cum’a namazı, hakkıyla kılınması nerede bulunur. Hattâ az olan şeylerin en azıdır.
B) Öğle namazı olarak iâdesi vâcib olan kısımdır. Ki o, bu zaman¬da, bütün bi belde halkı bi camide cum’a namazı kılmaları mümkün olup da, ihtiyaç vaki olmadan müteaddit camilerde kılınan cum a na¬mazları gibi...
C) Öğle namazı olarak iadesi sünnet olan cum’a namazıdır. Ki za¬yıf bir kavle göre de olsa, sahih olmadığı hakkında, hilaf mevcut oldu¬ğu cum’a namazıdır.
Köylerde cum’a namazı kılınması sahih değildir, diyen Ebu Hanife (Radıyallahü anh) gibi diğer mezheb imamlarının muhalefetinin sorumluluğundan kurtulmak için, iade ettiğimiz cum’a namazımız, bu son kısımdandr. Bu mektubda yazılan bu mes’eleleri din alimlerine bilhassa kendisi cum’a namazının iade edilmesine razı olmayıp, it
Doksanıncı Mektub
Büyük oğlu ve halifesi Muhammed Ma’sum’a, Musullu Hayisi’¬nin atını borcu için kendisinden alınması üzerine atını kendisine vermesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki, hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabının üzerine olsun!
Oğlumuz Muhammed Ma’sum’a selam ettikten sonra, oğlum! Sana şundan haber vereyim ki, Hayis, yanıma gelip, sarığımı, elimi öperek dedi ki: Muhammed Ma’sum, ‘bendeki borcuna bedel olarak atımı aldı. Arkadaşlarım yola çıkmak üzeredirler. Atımı bana vermesi için, kendisine emr etmeniz rica olunur. Atını almakta haklı isen de, kendisine vermen lazımdır. Çünkü senin için ayıbdır. Burdan Musul’a kadar bu yaptığın işin haberi yayılacak, halk işin hakikatini bilmeden, Ma’sum misafirinin atinı kendisinden aldı diyeceklerdir. Borcunu vermediğinin sebebi parası olmayıp, fakirliğindendir. Zaten atı yüz liraya değmez. Sabırla borcunu vereceğine bana söz verdi. Dolayısiyle kendisine atını vermen gerekir. 0 paranın bedeli de, Allah’tan gelsin!
Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
|
|
|
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 10.Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 08-21-2020, 10:12 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 91-92-93-94-95-96-97-98-99-100. Mektuplar
Doksanbirinci Mektub
Tabilerin bazılarına, karısına, talakı niyet etmeden, maldan bahs etmeyip ondan bir cevab beklemeden «üç def’a sen benden mah¬lusun ( ) diyen kimsenin, söylediği bu sözü, Hul’ olduğu ve Hul talakın kinayesi olduğundan, talakı düşmediği hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selâm, Allah’ ın yaratıklarının hayırlısı olan efendimiz Muhammed’ in, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) al ve ashâbının üzerine olsun!
Bundan sonra bu belgedeki yazıları gören kimselerin ma’lumu ola ki, Derezorlu Muhammed Said, karısına üç def’a sen mahlu’sun demiştir.
Halbuki söylediği bu sözünden, ne talâk kasdetmiş ne de mal alacağın¬dan bahsedip aklında zevcesinin kendisine verecek cevabı da arzu et¬memiştir. Binaenaleyh şer’an zevcesi kendisinden boşanmamıştır. Çün¬kü Hul’ kelimesi, talakm kinâyesidir. Gerçi Minhac kitabı, açıkça tala¬kın sarihi olduğuna delalet eder. Zira Şihab Ahmed bin Hacer (El-Hey¬temi) Minhac kitabının üzerinde yazdığı Tuhfe adlı eserinde, «maldan bahs edilmeden, Hul’un salih talak olabilmesi için, zevce Hul’ teklifini kabul etmesi, kocası da Hul’ teklifi hakkında zevceden gelecek cevabı beklemesi lazım olduğu anlaşıldı» demiştir.
Muhammed Said’in mes’elesinde ise, bu her iki şey de yoktur. Bu husus kendisine yemin ettirdiğimize göre, ne maldan bahs etmiş ne de zevcesinin vereceği cevabı düşünmüştür.
Cemal El-Ramli de, Nihayet adlı kitabında demiş ki, «zevc Hul’ su¬retiyle kadınına söylediği sözleri anında, kadının vereceği cevabı düşünmeden talakı kastederse, talakı rici olarak vâki olur. Kastetmezse, hiç bir talakı vâki olmaz.» Mezkur kitabın haşiyesi olan İbni Kasım ile Ali El-Şebramellisi de onun verdiği bu hükme itiraz etmeden kabul etmişler¬dir. (Ravdet) kitabında ise, Hul’da maldan bahs edilmezse, talakın kina¬yesidir, demiştir.
Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallalahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Doksanikinci Mektub
Temiz rühlu, şeriat-ı Muhammediyye ve Nakşibendiyye tarikatı için gayretli Üstâd-ı a’zamın (Kuddise sirruh) torunu Şeyh Mu¬hammed Ma’sum’a, Hicaz’dan evine döndüğünde ayrılmasına dair hasret etmesi ve vefat eden rahmetli zevcesi için, Şeyh Ma’sum’dan dua taleb etmesi ile diğer mes’eleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı olan efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine olsun! Yüce efen¬dim, Üstad-ı a’zamın (Kuddise sirrııh) torunu El-Şeyh Muhammed Ma sum’un ellerinden öptükten, seyda zadelerin hepsinden dualarını ricasından, ahvalinden sual ettikten sonra, şunu derim ki, onda mülakatımız olup, geçen zaman için bin ah diyerek, ayrılığın üzüntüsünden gözyaşları akmakta, gönül üzüntülü, ciğer yaralı; hatta ayrılık ateşiyle yanıktır.
Beyit :
«Keşke bir gün yine mülakat olsaydı ki: ona ayrılık haletin bize getirdiği üzüntüden haber vereydim. » Şiir;
«Ey Selma (adlı) sevgilimin konakları, selamım üzerinize olsun! Acaba geçen (neş’e) zamanları geri dönecekler midir »
Beyit:
«Gönüllerdeki karşılık sevgi sabittir. Gerçi cisimler arasında fersahlarca uzun mesafeler vardır. » Beyit:
«Ah bu ayrılığın istikrarsız sabr ve sükunetin eziyetindeıı (Mahbub göz önünden gidip bizim için artık tefekkür ve hayal oldu.»
Yüce kapı eşiğine, üstadın (Kudidise sirruh) ev halkına çok sevgisi olup vefat eden evladımızın rahmetli annelerine dua etmeleri için, seyda zadelerin hepsinden rica olunur. İşte rahmetlinin bu hasletinden dolayı, biz ve halk ile birlikte vefatına cidden üzüldük.
Keşke selametle eve ulaşmanızı ve gönderilen mektublarımız elinize geçip geçmediğini bilseydik
Doksanüçüncü Mektub
Tahkik edici alim, faziletli, guzel ahlak sahibi, hak yardımcısı, aşıkların sultanı (Kuddise sirruh) olan El-Şeyh Muhammed Di¬yaüddi’in (Kuddise sirruh) torurnu Nasırüddin’e. Allah yolu için hasret çekilmesinin bir çok faydalar sağladığı, gördüğü rüyanın tabiri, tasavvufa çalışması, taleb etmesine dair teşviki ve bu konu ile ilgili mes’ele hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki; onu hamd ile tesbih etmesin. SaIat ü selam Allah’ ın yarattıklarının en hayırlısı Muhammed’in (Sallâllahü aley¬hi ve sellem) bütiin âl, ashab, ensâr, muhâcir ve sahâbelerinin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, dergâhınıza muhtaç olan zelil köledeıı, dostu, gözünün nüru, emeller kâbesinin (Allah bizi ve sizi onun sırlarıyla kutlasın) torunu Nasırüddin efendiyedir. Allah, onu düşmanlarına karşı muzaffer eyleyip, temennilerine ulaştırsın! Amin. Bu tarafa gelmek için hasretle yalvarmanızdan haber veren şerefli mektubunuz bu köleye ula¬şıp, gayet sevindi. Çünkü onda, zikredilen her iki şey, birçok faydalar sağlamaktadırlar. Nitekim, mürşidimiz Hazret (Kuddise sirruh), Allah yolunda hasret etmek, manevi makama vasıl olmanın yerine geçer. Hat¬tâ ondan ziyade bir makamdır. Nitekim Üstad-ı a’zam da, (Rahmetullahi aleyh) şeyhimiz (Şeyh Fethullah), kendisine «bugün teveccüh yapıl¬dı,» deyince, hasretini çekmek onun yerine geçer. Hatta bu hasretin ha¬sıl olması için, bâzı günlerde teveccühün terk edilmesi gerekir, demiştir. Burada Hazretin buyurduğu sözleri sona erdi.
Rüyada, bu fakirin Ma’şuk’a iltifat edip de, yüzünü senden çevirme¬si, sende Şeyh Mahmud’un nazarından etkilendiğini görmen, sende Sâ¬dâtın (Kuddise sirruhüm) nisbetine olan kabiliyet ve liyâkatına dair bi¬rer delildirler. Öyle ise, sende mevcut bu iki vasıflar, kuvvedenâ fiiliyyete çıkmaları için çok çalışman lâzımdır. Bu rüyadan korkma, üzülme. Çün¬kü yüz çevirmek, gayret ve ikaz belirtileridirler. Kışta olmayıp yaz mev¬siminde sana hasıl olan gafletin sebebi, dünya işleriyle meşgul olmaktandır. Râbıta yerine sana Allah’ın manevi murakabesinin husulü ise, iyidir. Zaten râbıtadan maksad, aziz ve yüce Allah’tır. Râbıta hakiki mak¬suda bir vesiledir.
Ellerinizden öper, duanızı dilerim. Sizi duadan unutmıyacağım. Üs¬tad evlâdının hepsinin, bilhassa Takiyuddin’in ellerinden öper, dualarını dilerim. Bu taraftan evlât, alimler, talebeler ellerinizden öper, duanızı di¬lerler. Allah, efendimiz Muhammed’ in (Sallâllahü aleyhi ve sellem), al ve ashâbının üzerine salât ü selâm eylesin!
Doksandördüncü
Nurşinli Molla Şehabüddin’e gördüğü rüyanın tabiri, mürid rü¬yasında ancak, mürşidi veya mürşidinin mensub olan birisini görmekten başka şeylerin itibarı olmadığı hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam Allah’ın yarattıklarının en hayırlısı olan efendimiz Muhammed’ in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ashab, ensari ile muhacirleri üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, Rabbinin kulu Ahmed’den Allah için kardeşi ve dostu güzel ahlak sahibi Molla Şehabüddin’ edir. Dünya ve ahirette Allah’a yaklaşması artarak kendisi ve ev halkı ile dünya ve ahirette afetlerden selamette olsunlar. Sıhhatinizden ve bu tarafa olan hasret ve niyazınızdan, haber veren mektubunuz, (Ahmed’e) ulaştı. Dolayısıyla gayet sevindi. Onda gördüğünüz iki rüya ile o rüyaların tabiri talebinden bahs edilrniştir.
Birinci rüya, sende Peygamberin (Sallallahü aleyhi ve sellem) mütabeatiyle boyanma ve velilik için, manevi ilerleme kabiliyeti olduğuna delalet eder. Bu kabiliyetin, kuvvetten bilfiil belirmesi için, çalışman lazımdır.
İkinci rüyan ki şiddetli ağlama ve istimdat etmendir. Bu ise, rüya tabiri kitablarında, tabir edildiğine göre, neş’eye delalet eder. Mürşidimiz Hazret (Allah bizi ve sizi onun sırlarıyla kutlayıp, ondan razı olsun) bııyurdular ki: Müridin rüyasına itibar yoktur. Ancak onda üstadının halkı veya tabilerinden veya mensub olduğu beldenin halkından birini görse, muteberdir. Zira bu şekildeki rüya muhabbete delalet eder. Zira susuz olan kimse rüyada su görür. Bu her iki rüyanda da, sana müjde olup ikincisi birincisinden daha iyidir. Çünkü o Allah yolu için, talebin şiddetine delalet eder.
Bu fakir sana ve talebelere selam edip, dua eder. Seni unutmaz. Bu tarafta olanların hepsi size selam ve dua eder, duanızı dilerler. Allah efendimiz Muhammed’ in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Doksanbeşinci Mektub
Bazı tabilerine Midyat (Estel) kazasının müftüsü Molla Hüse¬yin’e mali yardım edilmesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir varlık yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm Allah’ın yarattıklarının en hayırlısı efendimiz Muhammed’in (Sal¬lallahü aleyhi ve sellem) âl ve ashabının üzerine olsun!
Bundan sonra, aşiret reisleri ve köy muhtarlarına, dost ve müridle¬rin hepsine arz ediliyor ki, Bu rnektubu beraberinde buluduran fazilet¬i, alim, müftü Molla Hüseyin, maddi durumu düşük olup, çok borçlana¬rak çaresizliğinden yardım ihsan ve ikram eden, şerefli kimselere gitmek mecburiyetinde kalmıştır. AllaIh’tan sevab taleb edip ve ilmine hürmet etmek gayesiyle mümkün olduğu kadar kendisine yardım yapılmasının ve kendisinin bu sıkıntıdan kurtarılması rica olunur. Ki, hadisi şerif de, bu gibi alimlere yapılan yardım, ecir bakımından başkalara yapılan yardım¬ların yediyüz katı kadardır diye delâlet eder. Hem de Peygamberin (Sallallahü aleyhi ve sellem) hadis-i şerifinde:
«Bir kul müslüman kardeşinin yardımında bulunduğu müddetçe Al¬lah da o kula yardım eder.» ( ) buyurduğu ve yine diğer bir hadis-i şe¬rifinde:
«Bir kimse bir mü’minin dünya üzüntülerinden birini giderip ferah¬landırırsa, Allah da ondan kıyâmet günü üzüntülerinden birini giderir.» ( )
Allah, efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashâbının üzerine salat ü selam eylesin.
Doksanaltıncı Mektub
Emellerin beldesine benzeyen, Üstad-ı a’zamın (Knddise sirruh) torunu Şeyh Muhammed Ma’sum ile Üstad-ı a’zamın (Kuddise sirruh) bütün torunlarına, zevcesi vefat edince edeb ve utan¬masından dolayı kendi ismiyle değil ,her üç oğlu namına Üs¬tad-ı a’zamın (Kuddise sirruh) yakın olan tabilerinden bir eşin üstad-ı a’zamın (Kuddise sirruh) yakın olan tabilerinden bir eşin talebi ve bu talebe cesaret ettiği için kendilerinden özür dile¬mesi ve özrünmt kabulünün ricası hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd, zatından başka hayatda hiç bir şey kalmayan, mülkünden
başka hiç kimsenin. mülkiyeti devam etmeyen Allah’a mahsustur. Salat selam, son peygamberi Muhammed (Sallallahü aleyhi ve sellem) yolun da giden al ve ashabının üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, hor-hakir, efendisinin lütfuna muhtaç nefsinin helakına çalışan kölelerden, gözlerinin nuru, gönüllerimizin meyvesi, belimizin kuvveti, kapısının eşiğiyle iftihahar ve itimad edilen, efendimiz Şeyh Muhammed Ma’süm’a, Allahü teala, razı olduğu en iyi mertebeyi kendisine nasib eylesin; Evvela elini öpmesiyle teberrük eden Ayakkabılarının altındaki tozu ile yüzümüzü mesh ederiz, tıryak (panzehir) ilacınna benzer atının nalının, hatta köpeklerinin ayaklarının tozunu gözümüze sürme gibi çekeriz. Sizin ve dergahta bulunanların ayaklarından öperiz. Bu köpeklerine güzel bakışınızı ve duanızın şumulünü rica ederiz. Kendisi ile Seyda Zadelerin daima halka hidayetci ve Sadat-ı kiram nezdinde makbul kimseler olmalarını Allah’tan dileriz.
İkincisi, malumunuz oldruğu üzere validemiz Allah’ın rahmetine nal olup, pederimiz zevcesiz, aile efradımızın ve onlara gelecek misafirleri tedbirini görecek kimse yoktur. Pederimize layık, davarınızın ahırı olan ve ev ahalimize (ailemize) mürid ve bize gelen yardımcı kimselerin birine yarayacak bir zevce kendisine bulamadık. Bundan dolayı, size bu mektubu yazdık. Rahmetli annemize halef olacak birisinin, pederimiz için Üstad-ı a’zamın (Kuddise sirruh) ailelelerinden bir kadını kendisine zevce olarak te’min etmenizi cenabınızdan rica ederiz. Üstad-ı a’zamı (Kuddise sirruh) sülalesinden birini bize anne olarak bizi minnettar ederseniz, büyük matlüb ve son emelimiz olduğu gibi ne büyük bir nimettir. Ki gönlümüzün yarasına şifa verecek musibetimizin acısını dindirerek, bize rahmetli annemizin aramızdan. kaybolduğunu untturacak, evimizin düzeni eskisi gibi olacaktır. Bize ve bu musibetimize üzülen kimselere bayram ve ferah günü olacaktır. Gerçi validimiz «ben Üstad-ı azamın ailesinden, bana eş olacak zevceye, terbiye ve hürmet bakımın¬dan layıkıyla hukukunu eda etmeye takatım yoktur.» diye delil getirdiy¬se de, lakin Allah’a hamal olsun! Kendisini bu son fikrimize razısını elde ettik ve inşallah Hazretin (Kuddise sirruh) himmeti ile, hukukunun edasına gücün olacaktır, dedik. Sonra şunu huzurunuza arz ediyoruz ki, köpeklerimiz, (biz) sınırlarını aşıp, hadlerinden ziyade olan bir işe el uzatarak, emsallerine yakışmayan bir şey’in istercesine cesarette bu¬lundular. Sınırlarını nasıl tecavüz etmediler ki, toprak nerde, Ülker yıl¬dızı nerde... ikisinin arasında büyük bir mesafe vardır. «Allah, kıyme¬tini bilip de, haddiııi aşmayan kimseye rahmet eylesin!» diye rivayet edilmiştir. Peygaınbere (Sallallahü aleyhi ve sellem) aline ve yanınızda bulunan lıer iki türbe sahiline (El-Şeyh Abdurrahman ile Hazret) ve civarında bulunan türbe sahiblerine sığınarak ve,
«Yerdekilere şefkat edin ki, göktekiler de size merhamet etsinler. (Hakkınızda hayır dua etsinler.) » ( ) Hadis-i şerif mucibince onlara mer¬hamet ediniz. Cesarette bulıındukları bu terk-i edeb dolayısıyla, Allahü tealanın,
«Allah, insanları dünyada yaptıkları günahlardan)hepsini cezalan¬dıracak olsa, yeryüzünde yürür canlı bırakmazdı.» ( ) buyurduğu kav¬line muvafık olarak onları cezalandırmayın. Ki helak olmasınlar. Akıllı bir kimse ile, deli bir kimsenin elleri arasında gerilen iplik kopmaz.
Ey gönlümüzün sevgilisi hayalimizde bile dolaşmayan bu işe te¬şebbüs ettik. Çünkü aileee size layık, münasib değiliz. Fakat Üstad-ı azamın ev halkından maksadımıza nail olmamız hakkında halk, ulema, talebe ve halifelerin gördükleri acaib işaretleri, kuvvetli ve sahih rüya¬ları, bizi bu işe uyarıp, mübaşeretine sebeb oldular. Ki Üstad-ı a’zamın, bizzat ev halkından bu maksadımıza ulaşalım, diye cesarette bulunduk. Hatta mekur işaret ve rüyalardan anlaşıldı ki bu işte bir hikmet oldu¬ğu ve terk-i edeb edip de, bunu teklif etmemiz icab etti. Buna nasıl te¬şebbüs etmiyecektik ki, biri gelip de ben bu durum hakkında bu rüyayı gördüm. Niçin üstadın ev halkına elçi olarak birisini göndermiyorsunuz Diğer başkası gelir, aynısını söyler ve hakeza...
Artık bu dava için nasıl terk-i edeb etmeyelim. Halkın bu. hususta gördükleri korkunç ve hayretli rüyaları huzurunuza arz etmemiz mümkün değildir.
Kalbimizin esenliği ve sevgilisi Muhammed Ma’şuk’ tan ricamız: Bu mektubu harfen biharfin şerefli pederine okuyup acele olarak cevabını Nusaybinli Molla Hoca vasıtasiyle Hacı Hüseyin’e göndermesidir. Bir ay önce, yine bu şekilde bir mektub gönderdiğimiz halde, bize cevab gelmedi. Cevab gelmediğinin sebebi iyi olması umulur. İşte bunun için arkasından bunu da gönderdik. Hayırlı cevabınızın gelmesini Allahü tealadan rica ederiz. Allah, efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Doksanyedinci Mektub
Üstad-ı a’zamın (Kuddise sirruh) torunu Şeyh Ma’sum ile diğer torunlarına ve Molla Muhammed Baki’ye, Molla Muhammed Ba¬ki’nin zevcesi ve Allah’a aşık olanların sultanı (Hazretin) (Kad¬desallahü sirreh) kerimesinin vefatı üzerine taziyeleri, onlara zarar gelmemek şartıyla, kendisine ittifak eyledikleri şey’e (ev¬lenmesine) sevinçle rızasının ve bu hususa layık olmadığını belirtmesi ve bu konu ile ilgili şeylerin beyanı hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih atımesin. Salat ü selam, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı olan Muhammed’in (Sallalahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabının üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, dergahınızın kıtmiri, zelil ve yüce lütfunuza muhtaç olan kimseden efendisi, gözünün nuru, belinin kuvveti kutb-i alemin (Rahmetullahi aleyh) torunu olan Şeyh Muhammed Masum’ a.
Adı geçen kimse, ayaklarınızdan öper, duanızı diler, Molla Muhammed Baki ile üstad-ı a‘zamın bütün çocuklarının ellerinden öper, kendilerinden dua taleb eder, ev halkının hepsinin ayaklarından öper.
Evvela. sizi ve Molla Muhammed Baki’yi, Peygamberden (Sallallahü aleyhi ve sellem) rivayet olunan şu kelimelerle taziye eder: Allah, ec rinizi arttırıp mateminizin sonucunu güzelleştirerek vefat eden ölünüzü bağışlasın! Size sabır ilham edip kaza ve kaderiyle razı olmayı nasib ey¬lesin» biz Allah’ın kullarıyız ve ona geri döneceğiz.
İkincisi: Şerefli mektubunuz, kendisine ulaşınca, sevinçten uçtu. Si¬zin ve Molla Abdülbaki’nin bu fakire yaptığınız işe, bir değil bin defa ra¬zıyım. Zannıma göre, Molla Muhammed Baki’nin kızından izin alınmadan bu fakire evlendirmesi caiz değildir. Zira, gerçi evladım, üstad’ın (Kuddise sirruh) kerimesini bana taleb ettiler, fakat ben kıza küfüv (eşit) de¬ğilim. Yer nerde, ülker yıldızları nerde (Suha) yıldızı nerde, öğle vak¬tindeki güneş nerde Birbirinden çok uzaktırlar. Mısra’:
«Padişahın yakınlığı yakıcı ateş olur» ( ).
El-Cami (Kuddise sirruh):
«Sultanın huzuruna gitmek için fakir kimseye kim yol verir » demiştir.
Mektub size ulaştığında, üstad’ın (Kuddise sirruh) ev halkı asayiş¬ten emniyette bulunmaları ve onlara zahmet olmaması şartıyla, malum olan yere gelmesi için, size gelen adama bir tel’nı göndermeniz rica olu¬nur. Çünkü biz, maksadımız hasıl olması için, üstadın ev halkına zarar gelmesini istemiyoruz. Nitekim sevgi ve insafın hakkı da budur. Bu fa¬kir bu husus için emniyet ve selameti zanneder. Lakin siz zannına göre amel etmeyip belki fikrinize göre hareket ediniz!. Zira siz mes’eleyi biz¬den daha iyi bilirsiniz.
Çocuklarımız ve bütün bu tarafta bulunan alimler, talebe ve tabiler hepsi ellerinizden öper, dualarınızı dilerler. Allah, efendimiz Muham¬med’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashalbının üzerine salat ü selam eylesin.!
Doksansekizinci Mektub
Halifesi Molla Muhammed latife kızının vefatı için taziyesi, sabır etmek şartiyle ecrine hiç bir şey eşit olmadığı, akıllı kimse, dünyanın meşakkatından rahat olması için, hayatta iken ahiret işleriyle meşgul olup rızâ-i Bari’yi (Celle ve ala) tahsil etmesi ve bu konu ile ilgili mes’eleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selâm Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı olan efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbının (Rıdvanulllahi teâlâ aleyhim ecmain) üzerine olsun.
Bundan sonra, bu mektub yüce kapı eşiğinin hizmetçisi Ahmed’¬den, Allah için kardeşi ve dostu Molla Abdülâtif’edir. Allah’a olan aşkı ve yaklaşması arttırılsın!
Dehşetli musibetinizin haberi Ahmed’e ulaştı. Dolayısıyla rivayet olunan «Biz Allah’ ın kuluyuz, sonunda ona döneceğiz» kelimelerini de¬yip Allah’tan size sabır ve büyük ecir diledi. «Allah, ecrinizi büyültüp ölünüze mağfiret eylesin! Mâteminizin sonucunu guzelleştirip gönüllerinize, sabır nazil eylesin!
Kardeşim! Sabretmek şartıyla sevâb bakımından hiç bir şey mu¬sibete eşit olmaz. Aziz ve yüce Allah, Kur’an-ı kerimde buyurdular ki:
«Onlar (sabredenler) o kişilerdir ki, kendilerine bir musibet gelince, «şübhesiz biz Allah’ın kuluyuz ve şübhesiz ona geri gideceğiz» ( ) der¬ler.
«Onlara Rableri tarafından af ve merhamet var ve doğru yolu bu¬lanlar ancak onlardır» ( ).
Dünyanın âdeti eskiden beri böyledir. Ayrılık yeni vuku bulan hadiselerden değildir. Dünyada ilim ve taatlar ile yüce Allah’a yakın olmakla, Allah için halkı sevmek onun için halktan kızmakla meşgul olan kim¬se, rahat edip ondan büyük bir hisse alır. Bunların zıddiyle meşgul olan, dünâyada istirahatını kaybetmiş olur. Çünkü müşahede edildiği üzere dünya, meşakkat ve gurur evidir. Onda kardeşler, anne ve babalar, evlâd birbirlerinden ayrılırlar. Demek ki akıllı kimse, ahiret işlerinde, aziz ve yüce Allah’ın muhabbetine çalışması lâzımdır ki, dünyevi meşakkat ve bağlantılarından kurtulup rahat olsun! Beyit:
«Allah aşkının esiri ol! Ki hür yaşayasın. Onun kederini göğsünün üzerine koy ki, neş’eli olasın»
Sabredilmezse, üzüntülerden kurtuluş olmaz. Çünkü bize gelen bu musibetin benzerleri, seneden seneye hattâ aydan aya tekerrür edip gelmektedir. Nitekim aziz ve yüce Allah Kur’ân-ı kerimde:
«Şübhesiz sizi, korku, açlık ile, mallarınız, nefisleriniz ve evlâdınız eksilmesi ile imtihana çekeriz» ( ) buyurdu. Hatta bu musibetinizden daha şiddetli, hatta bu ona karşı hardal tanesinin dünyadaki dağların en yüksek dağına karşı gibi olan Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sel¬lem) efendimizin vefatı vaki olmuştur. Şübhesiz Peygamberden (Sallal¬lahü aleyhi ve sellem):
«Ben (ölüm bakımından) Ümrnetim için bir öncüyüm. (Vefâtımın) musibeti gibi hiç bir musibetle giriftar olamaz» diye buyurmuştur.
Bütün dostlara selam ve dua eder, onlardan dua diler ve onlara dua ederiz. Allah, efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashâbının üzerine salât ü selam eylesin.
Doksandokuzuncu Mektub
Nusaybin Müaüsü MoIla Zade’ye mamalli lisam ile zevcesine
«Ge se teraka diya mine huvâha miue fetvâ ne leardi ne li âsi¬man ne bi» (üç telâk ile, «anamdır, bacımdır, ne yerde, ne gölde
fetvası olmasın» diyen kimsenin bu sözü talakın sarihi mi, yok¬sa kinâyesi midir Talâkı niyyet etmediğine dair içeceği yemi¬niyle doğrularnr mı diye sorulan sualin ve talak sözlerindeki sayısında temiz olan (belirten) kelimesi muteber olup temiz ke¬limesi talakın sarihi ise, talâk kelinıesi de sarilı, kinâye ise ta¬lâkın kinâyesi olduğu hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatda hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât selâm, Allah’ın yarattıklarının en hayırlulısı. Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashâbının üzerine olsun!
Bu mektub, Allah için kardeşi ve dostu olan Molla Zâde’yedir. Allah onu âfetlerden korusun! Selâmdan sonra, şunu derim ki, adamın birisi kendi mahalli tabiriyle «Arif kızı üç telak ile anamdır, bacımdır fetvâ ne yerde, ne gökte olmasın» demiş ve dediği bu sözlerinden ne talâk ne de zihârı kasdetmediğine dâir yemin etmiştir. Bu duruma göre, adamın bu tabiri talâkın sarihi mi, yoksa kinâyesi midir Talâkı kasdetmediğine dair içtiği yemininde musaddak mıdır (doğrulanır mı ) diye sorulmuştur.
Cevâb: Adamın söylediği bu sözlerin hepsi talakın kinâyesi olup talâka niyet etmediyse, talâkından hiç bir şey vaki olmaz ve kasdetmediği davasında yeminiyle doğrulanır. Çünkü adamın «ne yerde, ne gökte fetvâsı olmasın» dediği sözün manası: Benim için ric’at yoktur demektir. Binaenaieyh, adam tekrar zevcesini kabul ederek ricat etmesi caizdir. «Benim anamdır, bacımdır» dediği kavli ise, âlimlerin ittifakıyla talâkın kinâyesidir. «Üç telâk ile» sözü ise, iki cihetten kinayedir.
Birincisi: Alimlerce malum olduğu üzere, (te) ile telaffuz olunan telâk talâkın kinâyesidir. İkincisi: Üç sözcüğü mümeyyiz olan (belirtilen) kelimeye izâfe edilmesidir. Zira fukaha, talâk’ta kullanılan sayı da, temiz belirten kelime nazar-ı i’tibare alınır. Şayet temyiz talâkın sarihi ise, beraberinde zikredilen sayı da talâkın sarihi, kinâye ise esayı da kinayesi olur» diye hükmetmişlerdir.
Konumuzun cümlesindeki temyiz ;kelimesi olan «telâk» sözcüğü, (te) ile olduğu için, talakın kinâye kısmındandır.
Yukarıda halisi geçen adam bu fetva için evvela bize geldi. Müf¬tüye git, zira kendisi fetvâ vermeye benden daha yetkilidir, dedik. İkinci def’a gelince, artık Peygamber’in (Sallâlla1ıü aieyhi ve sellem):
«İlmi ketmeden (başkalarından esirgeyen) kimseyi, Allahü teâlâ kı¬yâmet gününde ateşten yapılmış bir gemle gemleyecektir» ( ), diye bu¬yurduğu hadis-i şerifinden korktuğum için fetvâyı vermeye mecbur kal¬dım.
Molla Muhammed Emin’e ve Molla Muhammed’e se1âm ederiz. Al¬lah, efendimiz Muhammed’in, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve asha¬bının üzerine salât ü selam eylesin.
Yüzüncü Mektub
Temiz ruhlu, akli ve nakli ilmlerde mahir, seydanın (şeyh Ab¬durrahman El-Tâhinin) kapı eşiğinde ilim neşreden, üstâd-ı azam’ın (Kuddise sirruh) torunu ve şeyhin kayın pederi Molla Muhamıned Bâki’ye, kendisinden dua taleb etmesi, şerefli zev¬cesini serhade gönderilmesi işini ona havale etmesi ve bu ko¬nu ile ilgili mes’ele hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salât ü selam Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı olan Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashâbının üzerine olsun!
Bundan sonra, bu mektub, fakir köle, mübarek kapı eşiğinin hiz¬metçisi Ahmed’den, Allah için kardeşi ve dostu övüIür ah1âk sâhibi, Mol¬la Muhammed Bâki’yedir. Allah, sevdiği ve razı olduğu şey’i kendisine versin! Ahmed, ellerinizden, Hikmetullah ile kardeşlerinin gözlerinden öper. Efendisi ve gönlünün esenliği üstad-ı âzam’m (Kuddise sirruh) torunu olan Şeyh Ma’sum’un ellerini öper. Gönüllerin esenliği için Al¬lahü teala onu korusun, temenni eylediği şeylerin son derecelerine ulaş¬tırsın.
Ahmed, üstad-ı âzamın ev1âdının hepsinin ellerinden öper, kendile¬rinden dua dileyip onlara dua eder, durumlarını sorar, son derece ra¬hatta bulunmaları Allah’tan rica olunur. Yüce Allah, onları, hidâyet gü¬neşi ve diyânet kaynağı eylesin!
Ahvâlimizin sorulmasıyla bizi şereflendirirseniz, Allah’a hamdolsun, sıhhat ve selâmet dairesindeyiz. Aziz ve yüce Allah’ın rızası ilâ müstecab duanızdan, şerefli olan o ciheti, ziyâret etmekten, ulaşmasıyla bizi ve kerimenizi sevdirecek mektubunuza benzer şeylerden başka, hiç bir ihtiyacımız yoktur. Kendisini unutmamanızı rica ederek duanızı taib edip, ayrılıktan başka bir derdim yoktur, diye kerimeniz Saide ellerinizden, kardeşlerinin gözlerinden, amca, dayılarının, hala ve teyzelerinin, öncelik sırasıyla ellerinden öper, Çocuklar, tabiler de ellerinizden öperek dua dileyip dua ederler.
Kerimenizin oraya gönderilmesine dair emriniz’e gelince, ona imtisal etmemize hazır olup, itaat eder seviniyoruz, lâkin geçen sene gelmesini engelleyen bütün mani’ler yine mevcud olduğundan dolayı tereddüt içindeyiz. Bu iş emrinize bağlıdır. Gelmesini arzü ettiğiniz tâkdirde bu mektub size ulaşır ulaşmaz, bize haber gönderirseniz mâniler olmakla beraber aziz ve yüce Allah’a tevekkül ederek gönderecegiz.
Seyh Alaüddinin kardeş ve evladının ellerinden öper, onlara dua edip dualarını dileriz. Üstad-ı a’zamın (Kuddise sirruh) ev halkı öze] olarak Hazret’in (Kuddise sirruh) kerimesi Aişe’nin ayakkabıların’dan öperiz. Allah, onları din ve dünyâ. felâketlerinin korkusundan, tam bir selamet içinde yaşatsın!
Allah, efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbının üzerine salat ü selâm eylesin!
|
|
|
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 11.Bölüm |
|
Yazar: RasitTunca - 08-21-2020, 10:10 PM - Forum: Mektubatlar
- Yorum Yok
|
 |
Mektubati Şeyh Ahmed El-Haznevi 101-102-103-104-105-106-107-108-109-110. Mektuplar
Yüzbirinci Mektub
Seksen beşinci mektubda adı geçen zâhiri ilimlerde, hocası
Farkinli (Silvanlı) Molla Hüseyin’e, duasını taleb etmesi ve hatırını sorması hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Allah’a hamd, Resulüne, (Sallallahü aleyhi ve sellem) Allah yolun¬da mücahede eden aline, ashâbına salat ü selam ederek. Allah’ın adıyla başlarım.
Sonra bu mektub, mübarek dergahın râkımı( ) olan, Ahmedden, ilmiy1e iftihar ve itimad edilen, meşhur büyük hocamadır. Allah, bizim ve bütün müslümanların menfaatleri için, ömrünü uzatıp, onu sevdiği ve razı olduğu şeylere muvaffak eylesin.!
Alımed, yüce kişilerce öpülen ayakkabınızın tozunu öpmekle te¬berrük eder. Değerli vakitlerde inci gibi temiz, kalbinizden çıkan duanı¬zı diler, gece gündüz himmetinizi bekler. Yıldızlara benzeyen çocukları¬nızın gözlerinden öper. Allah, onları din ve halk için, faydalı şeylere mu¬vaffak eyleyip, güzel insan olarak yetiştirsin! Kendisine dua etmelerini rica eder. Durumlarnızı sorar. Allah, şimdilik ve gelecek zamanda du¬rumunuzu afet ve musibetlerden uzaklaştırsın!
Faziletli kardeşler: Molla Hamid, Kamil ve Seyyid Müftüzadenin, bilgin olan Molla Yakub’un ellerinden öper, kendilerine dua edip, duala¬rını diler. Evlat ve tabiler, ev halıkı da keza...
Allah, efendimiz Mulhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashbının üzerine salat ü selam eylesin!
Yüzikinci Mektub
Halifesi Molla Muhammed Latife Ni’mete karşı şükür etmesi¬ne, ni’metin hakkı eda edilmediği için de istiğfar edilmesine, nefsini görmemesi için, onu korkutmasına dair tavsiyesi ve bu yüce tarikata dahil olan kimse ,teveccüh ile hacegan hatmesi¬ne girmesinde hiç bir fark olmadığına, vakit daralınca, vitir namazının tamamen kılmınası, virdin (zikrin) tamamlanmasından evla olduğuna, tarikatta olan müridler, tarikat talimatının yeni¬lenmesini isterlerse edep bakımından kabul edilmemesine ve ir¬şad yapılmasına, irşad için halkın arasına çıkması için izin ver¬diğine ve buna benzer mes’elelere dair tavsiyesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile teshih etmesin. Salat ü selam, Allah’ın yaratıklarının en hayırlısı efendimiz Muhammed’in (Sal¬lallahu aleyhi ve sellem) bütün Al ve ashabının üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, yüce kapı eşiğinin hizmetçisinden, Allah için kardeşi ve dostu Molla Abdullatif’edir. Allah ,onu üzücü şeylerden koruyup, mümkün olan son manevi mertebeye ulaştırsın!
Mektubunuz hizmetçiye ulaştı. İçindekilerini anlayıp gayet sevindi. O husus ve halkın tarikata dahil olmalarına, şevk ile muhabbetin hasıl oldukları için Allah’a hamd ve şükretti. Dolayısıyla sen de şükür ve istiğ¬far etmekte bulunmanı tavsiye ederim. Nitekim Hazret (Allah bizi ve sizi onun sırlarıyla kutlasın) dahi gönderdiği bazı mektublarında bunu tavsiye ettiler. Şükür ve istiğfar etmemiz lazımdır. Şükrütmemizin sebe¬bi: Hakiki hidâyetçi ancak Allahü teâladır. Mecâzi hidâyetçi ise, Haz¬ret’dir (Kuddise sirruh). Bununla beraber, zâhiren Allah vasfı bize is¬nad etttirmiştir. İstiğfar etmemizin sebebi ise, bu büyük nimetin hak¬kına rivâyet etmediğimiz hakiki ni’meti olan (Allah’ın) şükrünün, sâdâtla üstad’ın nazarlarının haklarını eda etmediğimizdir.
Kardeşim. Ortada bir mürşid olarak, kendini bulmaktan dolâyı, nef¬sini korkut. Çünkü nefis çok hilekârdır. Hile yapâmayacağına itimad edil¬mez. Nitekim yüce Allah, Kur’anda Yusuf Peygamberden (Allah, efendi¬miz Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) ve onun her ikisinin de alinin üzerlerine salat ü selam eylesin.) hikâyetle buyurdular ki: Hâce Bahâuddin El-Nakşibendi (Kaddesallahü sirreh) «Halk’a mum ol ve mum olma», (Başkalarını aydınlat, fakat kötü niyetinle kendini helâk etme) buyurmuştur.
Şayet sofu Halil, tarikat’ın âdâb ve talimatını bilip de ve ahvali de doğru ise ,senin yerinde halka tarikatın talimatını öğretsin! Nitekim ken¬disi hakkındaki zannımda ahvali istikamet üzeredir. Manevi ilerleme için, teveccüh ile hatme arasında hiç bir fark yoktur. Gerçi, birincinin ikinciye göre faydası azdır. Öyle ise, bu yüce tarikata dahil olan kimse, bunları yapmak üzere halkaya girmesinde hiç bir engel yoktur. Diğer tarikatın müridleri, Nakşibendi tarikatına girmeleri veya bir hikmete binaen girmemeleri de câizdir.
Şeriat sahibinin (onun, alinin üzerine salât ü selâm olsun) emr eylediği şey’i, mürşidin enmettiği şeyden daha evvel yapılmasına riayet edilmesi için, mürid seher vakti ibadete kalkarken vakit dar ise, vitir namazını tamamen kılmasını rivayet etmesi, virdinin tamamen yapılma¬sından evladır. Yatsı namazı vaktinden sonra, Kur’an-ı kerim okıınur, vird ve diğer tarikata ait şeyler yapılabilir. Mürid, tarikatın talimatını öğrenmesini yenilemek isterse, kabul edilmemesi tarikatın âdâbındandır.
Halkı irşâd edip onları tarikata dahil etmek üzere, aralarına çıkmak için, tarafımdan size izin vardır. Kadiri tarikatına mensub olan bir mü¬rid, yalnız Hâcegân hatmesinde hâzır olması için Nakşiıbendi tarikatına dahil olmasının câiz olup olmadığının hükrnünü bilmiyorum. Çünkü bu¬nu büyük zâıtlardan sormadım ve kitablarında da görmedim. Gerçi bu fakir, öyle bir müridin maksadı yalnız hatme ve teveccühde bulunması olmayıp da belki bu tarikat ve tarikat sâdatının (Kuddise sirruhüm) himmnetleriyle teberrük ise, caiz olduğunu zanneder.
Birinci mektubun cevabını şifâhi olarak tabilerle gönderdim. Size, Molla Zeyneddin’e, özel ve genel olarak diğer mürid ve tâbilere, tale¬belere selam eder, hepsinden dua dileriz. Yüce Allah’ın rızası olan şey¬lere son derece çalışmaya cehd edip dünyanın fani olduğunu ve yal¬nız dünyaya çalışan, hava üzerine bina yapmaya ve su üzerine yazı yaz¬maya çalışan kimse gibi olduğunu, âhirete hattâ sırf Allahü teâla için çalışmanın çok faydası olup ona sayılmayacak kadar nimetler terettüp ettiklerini bilmelidirler. Cemâatla namaz kılmalarına, hatme edip, Allah’dan ve üstâdın ahval ve sohbetinden bahsetmeye de çalışmalıdırlar.
Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem), âl ve ashâbının üzerine salat ü selam eylesin!
Yüzüçüncü Mektub
Kamışli kazası kaymakamı Hamid El Amiri beye, Mekke-i Mü¬kerreme’ye gitmek isteyen hacı adaylarına bir çare bulması hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki, omı hamd ile tesbih etmesiıı. Salât
selam Allah’ın yaratıklarının en iyisi olan efendimiz Muhammed’in (Sal¬lâllahü aleyhi ve sellem) bütün âl ve ashâbının üzerine olsun!
Kamışlı kaymakam hazretlerine:
Allah’a yaklaşma ciheti ziyâdeleşip dünya ve âhiret’de kendisiyle ev halkı afetlerden selâmet üzere olsunlar. Halis hürmetler ve dualarını edâsından sonra, şu arz edilir ki; bazı Ülkelerde haca gidilmesi yasak edilmiştir ki (bundan Allah’a sığınıyorum.) Bizim yirmi, belki daha ziya¬de dost ve mensublarımız da Hac farizalarını edâ etmek üzere Beytü’l ¬Haramı (Kâbe’yi) ve insanların en iyisi olan Muhammed’in (aleyhisse¬lam) zi’yâretlerine gitmelerini arzu ediyorlar. Hicaza gidebilmeleri için, bildiğiniz bir şekilde onlara bir çare bulmanızı rica olunur. Çünkü ben daha önce, onlara işiniz için kaymakama müracaatta bulunacağım. Eğer size bir yol bulursa, buraya gelmeniz için size haber göndereceğim de¬dim. Bu işi yapmakla Allah’ın nezdinde büyük bir sevba nâil olacak¬sınız. Başka diyeceklerimiz de bu mektubu size getiren Hacı Fâris’e söylemişiz. Allah efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbının üzerine salât ü selam eylesin. 11 Şevval 1364.
Yüzdördüncü Mektub
Garzan’lı Molla Muhyeddin’e, iki çocuğunun vefatı dolayısıyla taziyesi, onlardan birisinin vefatından Molla Muhyeddin’e hâsü olan vesvesesinin izalesi, vesvese ise ,tarikat mensublarını emr olunduğu şeylerin yapmasından geri bıraktığı ve bu konu ile il¬gili şeyler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd, fazilet ehlini birçok musibetlerle tahsis eden Allah’a, salat ü
selam, başına gelen bir çok musibetlere karşı sabrının vasfını söylemek¬ten diller âciz olan, efendimiz Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) sırasıyla birbirlerine musibetlere karşa sabretmeyi tavsiye eden al ve ashâbının üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektuba Rabbinin kulu Ahmed’den Allah için kar¬deşi ve dostu Molla Muhyiddin’edir. Allah onu emrinin imtisali hususun¬da gevşekliği icabeden şeylerden ve o şeylerle meşgul olmaktan koru¬sun! Evvela sana ve yanında bulunanlara, özel olarak ilim ve takvâ ehli olan kimselere selam eder, size ve onlara yüce Allah’ın rızası olan şey¬lere ulaşmanıza dua eder, hal ve hatırmızdan sorarız. Allah, hallerinizi, manevi ilerlemeniz için celbedici, gerilemesine menedici haller eylesin!
İkincisi: Mektubunu alıp ondan üzüntü ve hasretten başka bir şey duymadığımızı bildiriyorıız. Zira iki erkek çocuğunuzun dar-ı bekaya in¬tikal edip bilhassa birisinin üzüntüsü, emir olunduğun amellerin yapılmasından seni geri bıraktığından bahsettiniz. Allah ecrinizi arttırsın; mâteminizin sonunu güzelleştirip onları size âhiret için birer öncü ve şeref eylesin! Hesap günü onlarla amellerinizin terazisini ağırlaştırsııı. Lakin ey kardeş, başınıza gelen musibet, ondan size hâsil olan vesvese musibetine eşit olamaz. Vesvese musibeti olan daha beterdir. Çünkü dikkatle düşünülür ise, bu zamanda ölüm bir nimettir. Nasıl nimet ol¬masın ki, bu zamanda bir baba hayattaki çocıığundan yararlanması, kırmızı kibrit gibi pek az bulunur. Fakat insan ölen çocugunun musibe¬tine sabrederse, kat’i olarak Ahirette faydalanır. Senin gibilerde vesvese olmaması umulur. Çünkü o büyük musibettir. öyle ise, onu kendinden atıp tamamen iyi amellere çalışman lazımdır. Zira o, vesvese, bu musi¬betlere karşı Allah size sevabından büyük bir hisse vermesinden kıskanan ve sana karşı olan kin hastalığına bir şifa bulmak gayesiyle din işlerin¬den bir şey’i senden noksan etmesini kasdeden şeytandandır. 0, lanet¬lemniş şeytanın sana kurduğu bu vesvese tuzağından bir şey elde etme¬yip eli boş olmasını Allah’tan dileriz. Aklında kendine hayal edindiğin zaif şübhelere iltifat etme! Çünkü, şeriat açık olan hâdiselere hükmeder (* ) Ortada haki’kat varken şekke (şübheye) kapılmak akıllı kimse¬ye yakışmaz. Seni şübhelendiren yaralının yarası iyileştikten sonra, ölüm sebebinin o yara olduğunu ne şeriat, ne de mâhir doktor hükmetmez.
Allah, efendimiz Muhammed’in, (Sallâllahü aleyh ve sellem) âl ve ashabının üzerine salât ü selam eylesin!
Yüzbeşinci Mektub
Bütün âlemin üzerine nur saçan Muhammed Mustafa’ııııı (Sal¬lallahü aleyhi ve sellem) sülalesiııden, Medineli El-Şeyh Muham¬med Sadaka’ya kendisinden dua dilemesi, Fransızlar tarafın¬dan çöle sürgün edildiği durumunun beyanı hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd Allah’a mahsustur. Kullarından kendine seçtiği peygamber¬lerin (Aleyhisselâm) üzerine selâm olsun!
Sonra bu mektub, tarikat ve hâkikatnı şeyh Allah’ın emirleriyle te¬messük eden, Medineli El-Şeyh Muhammed Sadaka’yadır. Allah, onu âfetlerden korusun.
Bu günahkar köle, ellerinizden öpmekle teberrük ederek, dua ve hüsn-i teveccühünüzü rica edip zâtınızın ve çocuğunuzun sıhhat ve afi¬yetini diler. Senâlarımızı size hediye ederiz. Efendim! Size karşı olan sevgimin beyan edilmesine ihtiyaç yoktur. Sizi görmeye olan iştiyakım açıkça müşahede edilmektedir. Şimdilik Hazna köyüne izinli olarak bayram için gelmişiz. Hududun elli kilometre uzağında şiddetli bir eziyetle bir köy kurduk. Yağış zamanında kara çadırlarının altındayız.
Efendim! Din ve dünyamız için duanızı rica ederiz. Bütün dostlara ve Molla Abdülhalim’e se1âm ederiz.
Allah, efendimiz Muhammed’in (Sal1âllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbının üzerine salât ü selam eylesin!
Yüzaltıncı Mektub
Üstadının (Hazretin «Kuddise sirruh» halifesi Şeyh Mahnıud’a kendisi ve oğlu Muhammed İsa’nın aralarında sulh etmesi, Mu¬hammed İsa’dan kendisine ve annesine karşı sadır olan kusu¬run afvetmesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd günahlarından tevbe eden kulunun tevbesini kabul eden Allah’a olsun! Salat ü selam, halk tarafından yapılan kusurların bağışlamasını emreden efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem Allah’ın buyurduğu şeyler hususunda. Ona (Mııhammed’e) (Sallallahu aleyhi ve sellem) mütabeat etmeyi seven al ve sahabesinin üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, mübarek, yüce kapının hizmetçileri olan
Ahmed ve Ma’şük’dan, feyz ve takva kaynağı, gizli ve Aşikar olarak Allahın aşkıyla yakınan, vefa sahibi El-Şeyh Mahmud hazretlerine Allah Peygamberin yüzü hürmetine onu afetlerden selamet edip manevi kemalin en yüksek zirvesine yaklaşan kimse eylesin!
Adları geçen (Ahmed ve Ma’şuk) ellerinizden ve küçüklerin gözlerinden öper, cenab-ı alinizden yüce Allah’ın rızası olan şeylere ulemaları için duanızı dilerler. Size dua edip hastanızın şifası ve hastalığa yakalandığının mukabilinde ecir verilmesi için de, dua ederiz.
Mübarek huzurunda arz ediyoruz ki, oğlunuz Muhammed İsa bize gelip hakkınızda yaptığından tam pişman olduğunu, bu husustaki nedametini ve sizin için Allahü teala kendisini sorumlu tutacağından korktuğunu açıklayarak hatta ağladı. Kendisinden razı olmanız ve kusurun bağışlamanız için, vasıta olmamızı istedi. Eınirlerinize muhalefet ettiği, zatınıza itaat etmediğine, lakin darılmanıza sebeb olan şeyleri kat’i olarak bir daha yapmayacağına, bundan sonra titizlikle size itaat edeceğin azm eylediğine dair ikrarı, kendisinden sadır olan aşırı hareketinden dolayı ağlaması üzerine hakikat olarak pişman olduğuna kanaat ederek sevindik. Bu durumu, kendisine doğru bir şahiddir. Bu iş için oraya gelmemiz mümkün olmadığından, teyemmüm, abdestin bedeli olduğu gil gelmemize bedel olsun diye size bu mektubu yazıp gönderdik. Seyda (El-Şeyh Abdurrahman El-Tahi) ile, Hazret’in tiirbeleri hürmetine, Muhammed İsa’nın kusurlarını bağışlayıp, tekrar onu kabul etmeniz ve yine her iki türbelerin hürmetleri ve dergahınızın köleleri olan bu fakir Ahmed ile Ma’şük için kendisiyle miisalaha etmemize dair her ikisi de ricada bulunup, size sığınıyorlar. Allahü teâladan bu emelimizin tahakkuk ede¬ceğini umarız.
Şayet verdiği bu sözünde durmazsa, biz de ondan kızmaya onu ka¬bul etmemekte size muvafakat ederiz. Lâkin bu durum ile beraber, zan¬nımıza göre, onu bağışlayıp eskisi gibi sizden ayrı kılması, onu kendi zi¬yaretiııizden ve size yapacağı hizmetten men etmemeniz daha evlâdır.
Muhammed isâ’nın validesinden duasını rica edip veledi ile müsa¬lâha etmesini dileriz. Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashâbının üzerine salât ü se1âm eylesin!
Yüzyedinci Mektub
Mektüblarında adı geçen, Üstad-ı a’zamın (Kuddise sirruh) to¬runu Şeyh Ma’süm ile diğer torunlarınâ, onlardan dua taleb et¬mesi ve hallerini sorması, Üstadın (Kuddise sirruh) yaptığı köprünün tamirine yardım olarak bir miktar para gönderdiğine dair bildirisi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Hamd Allah’a olsun! Salât ü selam, Allah’ın Resulüne, Allah yolun¬da cihad eden âl ve sahâbesine (Rıdvânullahü tealâ aleyhim ecmain) ol¬sun!
Bundan sonra bu mektub, mübareâk yüce kapının Rakimi (Ashab-ı Kehf köpeğinin ismidir) Ahmed’den, makamı yüce, insanların barınağı, ihsanların kaynağı, emellere icâbet eden, yüce kapı eşiğinin medâr-ı if¬tihârı, din ve halkın yardımcısı, ilmi neşreden (Ahmed’in) iki gözünün nuru, Şeyh Muhammed Ma’süm’adır. Allah, Ahmed ve bütün müslüman¬ların menfaati için ömrünü uzatsın.
Ahmed, emirlerin öptükleri ayakkabılarınızın tozunu öpmekle teber¬rük eder. Sadef ( ) gibi kıymetli zamanda, halis, bir gönülden incilere benzer duanızı diler. Gece ve gündüz hüsn-ü teveccühlerinizi bekler, emel¬ler kabesi (Hazretin) (Kuddise sirruh) ev halkının ahvâlinden sual eder. Allah, onları, şimdi ve gelecek zamanda bütün âfetlerden uzaklaştırsın! Üstadın (Kuddise sirruh) yıldız gibi çocuklarının hepsinin ellerinden öper, Allah, onları kendi kulları ve din için, bütün yararlı işlere muvaf¬fak eylesin! Sâdâtın (Allah onların güzel sırlarını kutlasın) muhabbet bardağından (nisbetlerinden) kendilerine tatdırsın! Onu (Şeyh Ah¬med’i) sır ve maksadlar türbesinin (devamlı feyz ve nurların kaynağı olsun!) nezdinde bulunurken anmalarını rica eder.
Yüce ve şerefli El-Şeyh Alaüddin ile Muhammed El-Bâki’nin (Allah beni ve onları Üstadın evlâtlarıyla bir arada bulundursun) sağ ellerinden öper. Kendisi ve evladı, onlardan, evlâd ev halkı ile ütadın tabilerinden dua diler.
Şayet onlardan (Şeyh Ahmed ile mezkur kimselerin) ahvalinden sorulacak olsa, Allah’a hamd olsun. Cennetlere benzer o yerlerden ve oradaki sâdâtın (Kuddise sırruh) nazarlarından ayrılmalarından başka, hiç bir üzüntü ve düşünceleri yoktur.
Sonra şu arz edilir ki, Üstad-ı a’zamın (Kuddise sirruh) yaptığı köprünün onarımına başlamanız dolayısiyle bir miktar para yardım olarak Hacı İsmail ile gönderdik. Allah, Peygamberlerin Efendisiniıı (Sallallahü aleyhi ve sellem) yüzü hürmetine sizi bu işe muvaffak eylesin! Kıskançların, zâlimlerin şerrinden korusun. Daha evvel yine yardım için 1500 lira hissemize düşen parayı göndermiştik. Size yetişip yetişmediğini bilmiyoruz. Bu mektubun cevabında bildirilmesini rica ederiz. Allah efendimiz Muhammed’in, (Sallâllahü aleyhi ve sellem) âl ve ashabının üzerine salât ü selâm eylesin!
Yüzsekizinci Mektub
Genel olarak isim belirtilmeden vatan müdafaasında kâfirlere karşı açılan savaşa teşviki hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Allah’a hamd olsun; salât ü selâm Resulüllah’ın (Sallâllahü aleyhi ve sellem) üzerine olsun! Nefsimi ve sizi Allah’ın azâbından korkmakla tavsiye ederim.
Bundan sonra, arz olunur ki, cihâd hakkında, Allahü tealâ Kur’ân-ı kerimde buyurdular ki,
«Mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda çarpışınız. Eğer bilirseniz bu sizin için daha iyidir.» ( ) Yine buyurdular ki,
«Gerçekten Allah, müslüınanlardaıı kendilerini ve mallarını, karşılık olarak cennet vermek üzere satın almış, o müslümanlar ki, Allah yolun¬da çarpışır, öldürür ve öldürülür. Allah, doğru olarak bunu Tevrat, İncil ve Kur’anda va’detmiştir.» (* ) ve yine:
«Onlara (kafirlere) karşı elinizden gelen kuvveti edininiz, suvariler (biniciler) yetiştiriniz ki, onlar ile Allah’ın ve sizin belli düşmanlarınızı korkutursunuz.» ( ) diye buyurmuştur.
Peygamberden de (Sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle rivayet edil¬miş: Buyurdular ki,
«Nefisleriniz ve dilleriniz ile müşriklere karşı çarpışınız.» ( ) Yine buyurdular ki,
«Allah yolunda bir gaziyi techiz eden kimse, şübhesiz gaza etmiştir (savaşmıştır.) »
( ) Yine Peygamberimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki,
«Savaşana ecri verilir, gazinin techizatını hazırlayana hem ecri, hem de gaza eden kimse gibi ecir verilir.»
İbni Mes’ud El-Ensari’den (Radıyallahü anh) rivayet edildi ki, «Ada¬mın birisi yularlı bir deve ile Resullulah’ın yanına geldi ve «işte bunu Al¬lah yoluna vakfettim» dedi.» Bunun üzerine Resulüllah (Sallallahü aleyhi ve sellem), «Bunun karşılığı olarak kıyamet gününde sana hepsi yularlı yediyüz deve verilecektir.» ( ) buyurdu. Yine Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem), «Bir kimse gaza etmez ve bir mücahid techiz edip, onu gazaya yollamazsa ya da gazaya giden kimsenin evrad-ı ailesine iyi bakmazsa, daha kıyamete varmadan, o kimse büyük bir belaya uğrar.» ( ) Yine Peygamberden (Sallallahü aleyhi ve sellem) rivayetle, «Amellerin hangisi efdaldir diye kendisinden sorulunca, vaktinde kılınan namazlar, ana ve babaya yapılan iyiliktir. Allahü teala yolundaki cihaddır.» diye buyurdu.
Hazret-i İbni Abbas’dan (Radıyallahü anhüma) rivayet edildi, bu¬yurdu ki, «Allah yolunda bir at veren kimse, malıyla, canıyla Allah yo¬lunda gaza eden kimsenin ecri gibi, kendisine ecir hasıl olur. Allah yolun¬da bir kılıç veren kimse, kayamet günü kılıç konuşarak gelip ben falanın kılıcıyım, bugüne kadar onun için savaşıyorum diye çağıracaktır.»
Peygamber de (Sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdular ki, «Her ölenin amel defteri kapanır, yalnız Allah yolunda nöbet beklerken ölen kimse, müstesnadır. Amel defteri kapanmaz, kıyamete kadar amelinin sevabı yazılır.» ( ) Yine buyurdular ki, «Bir kimse Allah yolunda bir de¬ve sağılacak kadar cihad ederse, o kimse cenneti hak eder.» ( ) Yine buyurdular ki, «Allah yolunda malını sarf eden kimseye, yedi yüz misli ecir yazılır.» ( ) «Şehidin Allah nezdinde altı hasleti vardır:
1 — İlkin günahları bağışlanır.
2 — Cennetteki yerini görür.
3 — Kabir azabından korunur.
4 — En büyük korkudan emin olur.
5 — Başına vekar tacı bırakılır ki, ondaki yakutu dünya ve dünya¬da olan şeyden daha iyidir.
6 — Yetmiş iki hürilerle evlenip yetmiş akrabasına şefaatı kabul edilecektir.» ( ) Ve yine buyurdular ki, «Sabahın evvellinde ve akşamle¬yin, Allah yolunda geçirilen birer vakit, dünyadan ve dünyadakilerden daha hayırlıdır.» ( ) Yine, Allah yolunda savaşanlar için Allah, cen¬nette yüz derece hazırlamıştır ki, her derecenin arası yerle gök arasın¬daki mesafe kadar olduğuna dair insanları müjdele.» ( ) Yine,
«Allah rızası için bir gün nöbet beklemek, dünya ve dünyada olan şeyden daha hayırhdır.» ( ) Yine, «Allah yolundaki toz ile cehennemin dumanı bir kulun içinde asla birleşemez.» Yine, «Biri Allah korkusundan ağlayan, diğeri Allah yolunda gece nöbet bekleyen iki gözü, cehennem ateşi yakmaz.» ( ) Yine,
«Gazaya giden kinıseniıı ailesini görüp gözeten kimse de, bizzat ga¬za etmiş gibi olur.» ( ) diye buyurdu.
İşte bu ayet ve hadislerden anlaşılıyor ki, nefsi veya malıyla yahut diliyle cihad işine sebeb olan kimse, bu faziletine nail olup cihadın se¬vabında mücahidlere ortak olur. Öyle ise, müslüman kardeşlerimiz, dar¬lığa düşüp her cihetten helake yaklaştıklarında zaferleri için velev ki dua edip halkı yardımlarına teşvik etmek de olsa, son derece çabalamak her birimizin üzerine vacibdir.
Allah, efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Yüzdokuzuncu Mektub
El-Cezire valisi Meydanlı Abdülkâdir beye, kendisini ziyaret et¬mediğinden özür dilemesi, aziz ve yüce Allah ve Resulünü sev¬meye dair tavsiyesi, bu sevgisinin alâmet1eri ve bu konu ile ilgili mes’eleler hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kâinatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat ü selam, Allah’ın Resulü Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashâbının üzerine olsun!
Bundan sonra bu mektub, ilim ve tarikatın hizmetçisi Ahmed El Nakşibendi’den, şeref, gayret, övülen ahlâk ve iyi haslet sahibi El-Cezire valisi Abdulkadir El-Meydanh beye, Allah, onu ve sizi doğru yol üzere sabit eyleyip, kendisini ve ev halkını ahiret ve alçak dünyanın afetlerinden korusun!
Size layık olan ihtiramlar sunulduktan, yüce ahvalinizden sorduktan, sıhhat ve devamlı başarınıza dua ettikten sonra, arz ediliyor ki, El-Cezire mıntıkasına geldiğinizi işittik. Gelmeniz hayırlı olsun! Gelenin ziyaret edilmesi hakkı vardır. Lakin bir çok maniler beni, sizi ziyaret etmekten alakoydu. O cümleden olarak bende bir nev’i hafif hastalığın bulunması idi. Bundan dolayı bana bedel olarak beraberinde mektubumuz olan oğlumuz Muhammed Ma’sum’u gönderdik. Kabul edilmesi umulur. Her işler yed-i kudretinde olan Allah, irade ederse, gelecekte görüşeceğiz.
Size, Allah ve Resulünün (Sallallahü aleyhi ve sellem) sevgisini tavsiye ederiz. Onlara olan muhabetin alameti, emirlerine imtisal edip, nehiy eyledikleri şeylerden korumak, yüce devlet sadakat, millte şefkat etmektir.
Sadık dostumuz Kamışlı kaymakamı muhterem Hamid bey El-Amiri’ye selam ve dua ederiz. Allah, efendimiz Muhammed’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
Yüzonuncu Mektub
Dostu, sulh hakimi, Halepli Abdülvahab Ezrak’adır. (Şeyhin) oğlu Muhammed Ma’sum’un Deyrezor’a gitmesi için tavsiyesi¬nin sebebini bildirir bir mektub kendisine göndermesi hakkındadır.
ALLAH’IN ADIYLA BAŞLARIM
Kainatta hiç bir şey yok ki, onu hamd ile tesbih etmesin. Salat üselam Allah’ın yaratığının en hayırlısı efendimiz Muhammed’in, (Sal¬lalahü aleyhi ve sellem) bütün al ve ashabının üzerine olsun!
Zatına layık olan hürmetleri sunduktan, (bütün yüce ahvalinizden sorduktan, devamla selametinize dua ettikten sonra, şu arz edilir: Se¬bebini beyan etmeden Muhammed Ma’sum’un Deyrezor’a gitmesini tav¬siye ettiğinizi işittik. Eğer davaya itiraz etmek için ise kanun mucibince, yazılı itirazı vermişiz. Avukat için ise, itiraz evrakı yerine ulaşıp celb gelinceye kadar beklememizi söylemiştik. Bunu bizden daha iyi biliyorsu¬nuz. Bu hususta bize bir mektub gönderiniz. Şayet nedenini bilip de ace¬le olarak gitmesi lazım ve zarüri ise gitsin! Tehir edilmesi zaruri de¬ğilse, sabırla gidecektir.
Allah, efendimiz Muhammed’in, (Sallallahü aleyhi ve sellem) al ve ashabının üzerine salat ü selam eylesin!
|
|
|
|