Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üyeler 12
» Son Üye TalaMAN
» Toplam Konular 7,244
» Toplam Yorumlar 8,378

Detaylı İstatistikler

 
Oku-1 Mahabharata Destanı
Yazar: RasitTunca - 08-30-2022, 07:10 AM - Forum: Dinler Tarihi - Yorum (2)



Mahabharata Destanı

"Bugünümüz, dünün düşünceleridir. Şimdiki düşüncelerimiz, yarınımızı inşa edecektir. Yaşamımızı düşüncelerimiz yaratır." (Dhammapada)

"Mahabharata, çok büyük ve karmaşıktır; fakat 18 yüzyıl öncesini çok net olarak açıklamaktadır." (Reader's Digest, "Mysteries of the Unexplained")

"Bu öyküyü kuru bir çubuğa anlatsaydın, yapraklanır ve köklenirdi." (Henry Michaux)

Hindistan'ın ulusal destanı Mahabharata (महाभारतम्), aslında bir şiirdir ama çok büyük ve karmaşık bir şiir külliyatı olarak düşünülebilir. Sözcük sayısı "Mesnevi'den çok daha ötededir; ama büyük olasılıkla tek bir kişi tarafından yazılmamıştır.

Sanskritçe yazılmış olan Mahabharata, şimdiye kadar yazılan en uzun şiirdir. "Stanza" denen 100.000 kıtadan oluşur; yani İncil'in 16 misli, Ansiklopedi Britannica'nın tamamı kadardır. Bazılarına göre M.Ö. 3-5. yüzyıl aralarında yazılmıştır, bazılarına göre M.S. 4. yüzyılda derlenmiş, bazılarına göre ise çok daha eskilerde 19-20.000 yıl önce yazılmıştır.

Hintlilere göre, Mahabharata'da olmayan bir şey, hiçbir yerde yoktur. Batı dünyası, bu inanılmaz dev destanı ancak, 18. yüzyıldan sonra tanımıştır; o da destanın sadece küçük bir bölümü olan 1785'te Londra'da Charles Wilkins çevirisiyle yayınlanan "Bhagavad-Gita'dır. (Not: Bhagavad-Gita'nın tamamını websitemizde okuyabilirsiniz.)

19. yüzyılda doğubilimci Hippolyte Fauche, 200 kişilik bir ekiple tüm destanı Fransızca'ya çevirmeye başladı; fakat ömrü vefa etmedi. Sonuçta eksiksiz İngilizce çeviri, ancak 20. yüzyılın başında yine Hintliler tarafından Bombay'da gerçekleştirildi.

Günümüzdeki en ilginç ve inanılmaz Mahabharata olayı; Jean Claude Carriere, Marie H. Estienne, Peter Brook ve arkadaşlarının 16 yıl çabaladıktan sonra 1985'te ilk kez Avignon'da sahneye koydukları "Mahabharata" adlı oyundur. Oyun, 9 saat sürüyor, bazen üç gecede, bazen bütün bir gün ya da bütün bir gecede oynanıp bitiriliyor, 16 ulusa mensup 25 oyuncu sahneye çıkıyordu. Carrier, üç yıl süren sahnelemenin sonucunda, farklı bir etkinin oluştuğunu vurguluyordu;

"...bu etki dünyanın üzerine çöken bir tehdit miydi? Yoksa doğru eylemin gerçek anlamının inatçı araştırması mıydı? Alın yazısıyla oynanan ince ve kimi zaman acımasız bir oyun mu?..." (Can Yayınları/Mahabharata-1991)

Aynı ekip, yorulmaksızın çalışarak, inanılmaz bir performans sonucunda oyunu, bir film ve bir de TV dizisi haline getirmeyi başardı. Ama biz Türkiye'de bunları göremedik; aklıevvel film ithalatçılarımızla, TV yöneticilerimiz hayatlarında duymadıkları evrensel bir kültürü elbette ki algılayamadılar. Onların düzeyini "Yalan Rüzgarı" ile "Şaban" belirlemekte; yani bilinçsiz servetle, bilinçli cehaletin buluştuğu nokta.
Mahabbarata Destanı'nın Özeti

Destan, iki prensten büyüğü olan Dhrtarashtra’nın kör olması nedeniyle, babası öldüğünde krallığın kardeşi Pandu’ya geçmesiyle başlar. Pandu daha sonra çileci keşiş olmak için krallıktan vazgeçince taht Dhrtarashtra’ya kalır. Pandu’nun oğullan olan Pandava kardeşler (Yudhishthira, Bhima, Arcuna, Nakula ve Sahadeva) kuzenleri Kauravalarla (Kuru’nun torunları; bu ad her iki aileye birden aittir, ama ayırt edebilmek amacıyla Dhrtarashtra’nm oğullan için kullanılmıştır) birlikte sarayda büyürler, ama Kauravalarla aralannda doğan düşmanlık ve kıskançlık yüzünden babalan ölünce krallıktan ayrılmak zorunda kalırlar. Sürgündeyken beş kardeş Draupadi ile ortaklaşa evlenir ve hep dost kalacakları kuzenleri Krişna’yla karşılaşırlar. Daha sonra geri dönerek bölünmüş krallıkta refah içinde birkaç yıl geçirirler, ama büyük kardeş Yudhishthira’nın Kauravaların en büyüğü Duryodhana’ya bir zar oyununda yenilmesi üzerine 12 yıl daha ormanda yaşamak zorunda kalırlar. İki aile arasındaki kavga Kunıkshetra (bugün Haryana eyaleti içinde, Delhi’nin kuzeyinde) bölgesindeki bir dizi savaşla sürer. Bütün Kauravalar yok edilir; galip gelen Pandavaların tarafında ise yalnızca beş kardeşle Krişna hayatta kalır. Bir avcının Krişna’yı geyik sanarak yanlışlıkla vurmasından sonra beş kardeş. Draupadi ve kendilerine katılan bir köpekle (kılık değiştirmiş Adalet Tannsı Dharma) birlikte İndra’nın Cenneti’ne doğru yola çıkarlar. Yolda birer birer ölürler, yalnızca Yudhishthira Cennet’in kapışma varır. İnançlarının ve bağlılığının sınandığı bir olaydan sonra Yudhishthira ebedi mutluluğu yaşamak üzere kardeşleri ve Draupadi’yle bir araya gelir.

İki aile arasındaki mücadele yapıtın beşte birinden biraz fazlasını kapsar ve Bharata adıyla ayn bir şiir olarak da kabul edilir. Nala ile Damayanti’nin aşklan, kendini ölen kocasına adayarak Ölüm Tanrısı Yama’yı kocasını diriltmeye ikna eden Savitri’nin efsanesi, hac yerlerinin betimlemesi, birçok mitolojik ve efsanevi öykü de Bharata’taki olaylarla iç içe anlatılır.

Mahabharata öncelikle bir dharma (davranış kuralları) metnidir: Bir kralın, bir savaşçının, felaket döneminde yaşayan bir kişinin ya da ruhgöçünden kurtulmaya (mokshadharma) çalışan birinin uyması gereken davranış kurallarım içerir. Destan, Veda kurban törenlerinden Hinduizmin mezhepçi, içedönük tapınmasına geçiş döneminde biçimlenmiştir. Bu yüzden şiirin değişik bölümleri, farklı ve bazen birbiriyle çelişen inanışları yansıtır. Narayarıiya (XIII. Kitap’ın bir bölümü), Bhagavadgita (VI. Kitap), Anugita (XIV. Kitap) ve sonradan eklenen Harivamşa, Vişnucu düşüncenin erken dönemine ilişkin önemli kaynaklardır. Burada Krişna Tanrı Vişnu ile özdeşleştirilmiş, ayrıca öteki avatar’lar (Tanrıların bedene bürünmesi) da betimlenmiştir.

Mahabharata öyküsü, Güney ve Güneydoğu Asya’daki yerel dillerde yazılı ve sözlü olarak birçok kez yeniden işlenmiş ve her zaman halkın büyük ilgisini toplamıştır. Öyküde anlatılan çeşitli olaylar Kamboçya’daki, özellikle de Angkor Wat ve Angkor Thom’daki kabartmalarda, ayrıca Hint minyatür ressamlarınca betimlenmiştir.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Köroğlu Destanı
Yazar: RasitTunca - 08-30-2022, 07:09 AM - Forum: Dinler Tarihi - Yorum Yok



Köroğlu Destanı

Köroğlu Destanı, Türk, Altay, Anadolu ve Azeri efsanelerinde ve halk öykülerinde yer alan söylencesel kahramanın öyküsünün anlatıldığı doğal bir destandır.

Destanın içeriği

Başkahramanı, destana da adını veren Köroğlu'dur. Koroğlu veya Goroğlu olarak da söylenir. Köroğlu, Tüm Türk Dünyasının ortak motiflerinden biridir. Annesi Cembil Hatun ışıktan hamile kalır[1] ve diri diri gömülerek öldürülür. Köroğlu mezarda doğar, ölmüş anasını emerek büyür.[2] Ahmet Yesevi’nin toprak altına mezar kazıp orada yaşayarak çile çekmesi bu anlayışı çağrıştırmaktadır. Değişik ülkelerde uyarlanarak farklı versiyonları anlatılır. Körlük kavramı yalnız görmemeyi değil, görülmemeyi de içerir. Sevgilisinin ardından öbür dünyaya yolculuk yapar. Kahramanlar korunmak için görünmez olurlar. Hızır zaman zaman kör olarak betimlenir çünkü onun göze ihtiyacı yoktur. Körlük bilgeliği simgeler. Değişik yörelerde bazen farklı isimlerle anılan babası Alı Koca (İslamdan sonra Ali), körlük tanrısı Alığ Han’ın rasyonel (gerçekçi) bir versiyonudur.[3] Köroğlunun ismi de Ali’dir. Kor kelimesi ışık demek olduğu gibi yer altı, dağ, toprak gibi anlamları da vardır. Bütün bunlar bir arada değerlendirildiğinde Köroğlu ismi üç farklı manayı ifade eder.

    Gözleri kör olan (gözelere ihtiyacı olmayan) kişinin oğlu.
    Toprağın, dağın (mecazen mezarın yani ölümün) oğlu.
    Korun yani ateşin (kutsal gücün, gökten gelen tanrısal güç) oğlu.

Köroğlu kendisini defalarca kurda benzetir. Anadolu'da 16. yüzyılda yaşayan ve bu destan kahramanının adını alarak onunla özdeşleşen Köroğlu adlı halk ozanının şiirleri de kendisiyle bütünleşmiştir. Böylece Köroğlu ozanlık yeteneği ile de bütünleşmiştir.

Köroğlu Destanı, kahramanı Ruşen Ali'nin ve babası Koca (Seyis) Yusuf'un Bolu Beyi ile olan mücadelelerini ele alır. Kahramanı 16 yüzyılda yaşamış halk ozanı Köroğlu'dur (Ruşen Ali). Bu destan Yaşar Kemal'in Üç Anadolu Efsanesi yapıtında yazına kazandırılmıştır.


Hey hey efeler hey.
Benden selam olsun Bolu Beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
At kişnemesinden gargı sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir.

Hey hey yine de hey.
Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

Hey hey efeler hey
Köroğlu düşer mi yine şanından
Çıkarır çoğunu er meydanından
Kırat köpüğünden, düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır

Köroğlu

Bolu beyi, güvendiği seyislerinden biri olan Yusuf'a: "Çok hünerli ve değerli bir at bul." emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin isteğine uygun bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacağına inandığı iki tay bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu zayıf tayları görünce çok kızar ve seyis Yusuf'un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden kovulan Yusuf, sıska taylarla birlikte evine döner. Oğlu Ruşen Ali'ye verdiği talimatlarla tayları büyütür.

Babası kör olduğu için Köroğlu takma adıyla anılan Ruşen Ali, babasının isteğine göre atları yetiştirir. Taylardan biri olağanüstü bir at haline gelir ve Kırat adı verilir. Kırat da destan kahramanı Köroğlu kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kılacak üç sihirli köpüğü içmek üzere oğlu ile birlikte pınara gider. Ancak, Köroğlu babasına getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yiğitlik, şâirlik ve sonsuz güç kazanır. Babası kaderine rıza gösterir ancak oğluna mutlaka intikamını almasını söyler. Köroğlu, Çamlıbel'e yerleşir, çevresine yiğitler toplar ve babasının intikamını alır.

Hayatını yoksul ve çaresizlere yardım ederek geçirir. Halk inancına göre silâh icat edilince mertlik bozuldu demiş kırklara karışmıştır. Çeşitli dönemlere ve farklı siyâsî birlikler sahip Türk gurubları arasında tespit edilen Türk destanlarının kısaca tanıtımı ve özeti bu kadardır. Bu destan metinleri incelendiğinde hepsinde ilk Türk destanı Oğuz Kağan destanının izleri bulunduğu görülür. Bu destan parçaları Türk dünyasının ortak tarihî dönem hatıralarını aksettiren ilk edebî ürünler olarak da önem ve değer taşırlar. Birgün bu parçalardan hareketle Fin destanı Kalavala gibi değerli mükemmel bir Türk destanını yazılabilirse çeşitli kaynaklarda dağınık olarak bulunan malzeme daha anlamlı hale gelebilir kanaatindeyim.
Memorat #2

Bolu Beyi, at meraklısı bir beydir. Atçılıkta usta olan seyisi Yusuf'u, güzel ve cins at aramak üzere başka yerlere gönderir. Yusuf günlerce gezdikten sonra, obanın birinde istediği gibi bir tay bulur. Bu tayı doğuran kısrak, Fırat kıyısında otlarken, ırmaktan çıkan bir aygır kısrağa aşmış, tay ondan olmuştur. Irmak ve göllerin dibinde yaşayan aygırlardan olan taylar çok makbüldür, iyi cins at olur.

Yusuf, tayı sahiplerinden satın alır. Yavrunun şimdilik bir gösterişi yoktur. Hatta çirkindir bile. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Yusuf bunu biliyor. Sevinerek geri döner. Bey, bu çirkin ve sevimsiz tayı görünce çok kızar, kendisiyle alay edildiğini sanır. Yusuf'un gözlerine mil çektirir. Tayı da ona verir, yanından kovar. Kör Yusuf köyüne döner. Olanı biteni oğluna anlatır. Bolu Beyi'nden öç alacağını söyler.

Baba oğul, başlarlar tayı terbiye etmeye. Yıllar geçer tay artık mükemmel bir küheylan olmuştur. Rüzgar gibi koşmakta, ceylan gibi sıçramakta, türlü savaş oyunu bilmektedir. Bu arada Kör Yusuf'un oğlu Ruşen Ali de büyümüş, güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuştur. O da her türlü şövalyelik oyunlarını öğrenmiş bir baba yiğittir.

Bir gece Yusuf, düşünde Hızır'ı görür. Hızır ona yapacağı işi söyler. Hızır'ın önerisiyle baba oğul yola çıkarlar. Bingöl dağlarından gelecek üç sihirli köpüğü Aras ırmağında beklerler. Bu üç sihirli köpükle Yusuf'un hem gözleri açılacak, hem intikam almak için gereken kuvvet ve gençliği elde edecektir.
Bunu bilen oğlu Ruşen Ali, köpükler gelince, babasına haber vermeden, kendisi içer. Yusuf, durumu öğrenince üzülür, ama bir yandan da sevinir. Kendi yerine oğlu öcünü alacak bir bahadır olacaktır. Bu sihirli köpüklerden biri körün oğluna sonsuz yaşama gücü, biri yiğitlik, öteki de şairlik bağışlamıştır. Bir süre sonra Yusuf, oğluna öç almasını vasiyet ederek ölür.

Körün oğlu Ruşen Ali dağa çıkar. Gelen geçeni soyar. Ünü yayılmaya başlar. Kendisi gibi kanun kaçakları yanında toplanmaya başlarlar. Artık Köroğlu olmuştur. Bolu şehrinin karşısında, Çamlıbel'de bir kale yaptırır. Küçük bir ordusu vardır. Çamlıbel'den geçen kervanlardan baç alır. Vermeyen kervanları soyar. Üzerine gönderilen orduları bozguna uğratır.

Birgün, güzelliğini duyduğu Üsküdar Kasapbaşı'sının oğlu Ayvaz'ı kaçırır, Çamlıbel'e getirir, evlat edinir. Başka bir gün, Bolu Beyi'nin bacısı Döne Hanım'ı kaçırır, evlenirler. Aradan yıllar geçer. Bolu'yu basar, yakar, yıkar. Bolu beyi'nden babasının öcünü alır. Bolu beyi de Köroğlu'na karşı düzenler kurar. Bir defasında Köroğlu'nu başka bir seferde Ayvaz'ı yakalatır. Zindana atar. Ama, Köroğlu ve adamları her zaman hile ve cenkle kurtulurlar.

Köroğlu, ara sıra Gürcistan, Çin gibi uzak ülkelere de seferler açar. Yeni yeni serüvenlere atılır, büyük vurgunlar yapar. Bu arada küçük, fakat heyecanlı birçok olay da geçer. Sonunda delikli demir (tüfek) ortaya çıkınca eski bahadırlık geleneği bozulur, dünyanın tadı kalmaz ve bir gün Köroğlu, beylerine dağılmalarını söyleyerek Kırklara karışır, kaybolur. Daha önceden Kır At da sır olmuştur. O Kır At ki, nice yıllar, olağanüstü bir güçle Köroğlu'na hizmet etmiştir.

Başka bir söylentiye göre, bir Yahudi bezirganın getirdiği tüfekle oynayan beyler, birbirlerini öldürürler. Köroğlu, buna üzülerek kayıplara karışır. Yine bir başka söylentiye göre de, Köroğlu dağda rastladığı çobanda tüfeği görür. Sorar, ne olduğunu. Aldığı karşılığa inanmaz, denemek için kendine çevirir, tetiğe dokunur ve yaralanarak ölür. Son beyleri de dağılırlar.

Yaşlı bir çınar gibi devrilen Köroğlu'nun hikayesi sona erer.


Köroğlu destanın ana kahramanı Ruşen Ali’dir. Ruşen Ali 16. YY’da yaşayan bir halk ozanı olan Köroğlu’dur. Ruşen Ali ve babası Koca Yusuf ile birlikte Bolu Beyi arasında geçen mücadeleler bu destana konu olmuştur. Bolu beyi, güvendiği seyislerden biri olan Koca Yusuf’a bir emir verir. Bu emir ise hünerli ve değerli olan bir at bulunmasıdır.

Seyis Yusuf, uzun bir süre Bolu beyinin bu isteğine uygun bir at arar. Seyis Yusuf ise sonunda iki küçük tay satın alır. Bolu beyi de bu zayıf olan tayları görünce de çok kızar ve Koca Yusuf’un gözlerine de mil çekilmesini emreder. Gözleri kör olan ve işinden kovulmuş olan Yusuf, zayıf taylarla beraber evine döner ve Oğlu Ruşen Ali’ye de talimat vererek tayları büyütür.

Babası kör olması sebebiyle Köroğlu takma adı verilen Ruşen Ali, babasının talimatlarıyla bu atları yetiştirir. İlerleyen zamanlarda Taylardan biri ise mükemmel bir at olur ve bu ata Kırat ismi verilir. Kırat isimli at da destan kahramanı Köroğlu gibi ünlenir. Koca Yusuf ise Bolu beyinden alacağı intikam ile gözlerini açacak ve sonrasında onu güçlü yapacak olan üç sihirli köpüğü de içmek üzere oğluyla beraber pınara gider.

Fakat Köroğlu babasına getireceği köpükleri kendisi içer. Daha sonra ise şairlik, yiğitlik ve sonsuz bir güç kazanır. Babası ise oğlundan, ne olursa olsun kendi intikamını almasını söyler ve kısa bir süre içinde de ölür. Babasının ölümünden hemen sonra Ruşen Ali dağda kaçakçılığa başlar. Kısa sürede de Ruşen Ali’nin bu namı çevreye yayılır. Bu yolla büyük bir servet yapar. Daha sonrasında ise kendine Bolu’nun karşısında kale yaptırır.

Bu kaleden de çeşitli yerlere seferler yapmıştır. Bu esnada da Bolu Beyi’nin kardeşi olan Döne Hatun’u da kaçırıp evlenir. Kısa zaman sonra da Bolu’yu yakıp yıkarak Bolu Beyi’nin evini de yağmalayıp babasının isteğini yerine getirmiştir. Ruşen Ali bu olaydan sonra da tüm hayatını çaresizlere ve fakirlere yardım elini uzatarak geçirmeye başlar.

Köroğlu Destanı
Yöre: Bolu


Bu konuyu yazdır

Oku-1 İlyada Destanı
Yazar: RasitTunca - 08-30-2022, 07:07 AM - Forum: Dinler Tarihi - Yorum Yok



İlyada Destanı

Homeros’un Ilias, ya da İlyada adlı büyük destanı, Ilyon; yani Troya destanı adını taşıdığı halde, Troya savaşı efsanesinin ancak kısa bir bölümünü yansıtır:

Akhilleus’un orduların yöneticisi Agamemnon’a karşı öfkesi ve savaştan çekilmesiyle başlar, Akhilleus’un savaşa dönmesi, Hektor’u öldürüp Troya şehrinin çevresinde sürüklemesi, sonra da ölüsünü babası Priamos’a geri vermesiyle biter.
1. BÖLÜM (Sesleniş - Akhilleus’un Öfkesi)

Ozan, Musalara seslenip konusunu belirtir: Akhilleus’un öfkesi, bu yüzden Akçalar arasında beliren veba salgını.

Akhaların Troya ovasındaki gemi ordugahındayız. Tanrı Apollon’un rahibi Khryses gelir, Agamemnon’un tutsak olarak alıkoyduğu kızı Khryseis’i geri ister. Agamemnon kızı vermediği için tanrı Apollon, Akha ordusuna veba salar.

9 gün 9 gece ordu hastalıktan kırılır. Bilici Kalkhas, kızı geri vermeyi emreder. Agamemnon, kızı vermeye razı olur; fakat onun yerine Akhilleus’un tutsağı Briseis’i alacaktır. Akhilleus’la Agamemnon, bu yüzden kavgaya tutuşurlar. Agamemnon Briseis’i alır; fakat Akhilleus da barakasına çekilir: Savaşa artık katılmayacaktır. Annesi deniz tanrıçası Thetis’ten öcünü almasını ister. Thetis, Olympos’a çıkıp Zeus’a yalvarır: Akhilleus savaştan uzak durdukça Akça'lar zaferi kazanamasınlar. Zeus, söz verir. Akçalardan yana olan karısı tanrıça Hera ile kavga ederler. Hephaistos, onları yatıştırır.
2. BÖLÜM (Agamemnon’un Düşü - Toplantı - Gemilerin Sayımı)

Zeus, Agamemnon’a yalancı bir düş gönderir: Troya’yı alabileceğini bildirir. Agamemnon, Akhaları toplantıya çağırır, onları denemek ister: Herkesin 9 yıllık savaştan bıktığını, yurtlarına dönmek istediklerini anlar. Thetis olayı. Ordu savaş düzenine girer. Ozan bir daha Musa’ya seslenir ve Akha ordularının, komutanlarının ve şehirlerinin adlarını, gemilerinin sayısıyla saymaya koyulur. Aynı sayım, Troyalılar için de yapılır. Troya ordusu da safa dizilir.
3. BÖLÜM (Antlar - Surların Üstündeki Sahne - Paris’le Menelaos’un Teke Tek Savaşı)

İki ordu karşı karşıyadır: Paris, Menelaos’la teke tek savaşa girişmeyi teklif eder. Savaşı kazanan Helena’yı alacaktır. Teklif kabul edilir. Priamos’u çağırmaya giderler.

Sahne değişir: Priamos’la ihtiyarlar, heyeti surların üstünde dizilip tek tek savaşı gözetlerler. Helene gelir, onlara Akha yiğitlerini tanıtır. Teke tek savaş başlar. Menelaos, Paris’i alt etmek üzereyken tanrıça Aphrodite araya girip Paris’i kaçırır. Helene’yi de kocasının yanına götürür. Helene’nin Aphrodite’ye, sonra da kocasına çıkışması.
4. BÖLÜM (Yeminlerin Bozulması - Agamemnon’un Orduları Teftişi)

Olympos’ta: Zeus, Hera ve Athena arasında çatışma. Hera, Lykia’lı Pindaros’un savaşmama andını bozmasını sağlar. Menelaos’un yaralanması. Gene silaha sarılan orduyu Agamemnon gözden geçirir. Savaş baslar: Akha yiğitlerinden Antilokhos, Aias ve Odysseus birçok Troya’lıyı öldürürler.
5. BÖLÜM (Diomedes’in Kahramanlıkları)

Bütün bölüm Akha yiğidi Diomedes’in kahramanlıklarına ayrılmıştır: Korkunç bir boğuşma baslar, tanrılardan Ares, Athena ve Aphrodite de savaşa karışırlar. Aineias’la Diomedes arasındaki savaş. Aphrodite’nin araya girip yaralanması. Diomedes savaş tanrı Ares’i yaralar.
6. BÖLÜM (Hektor’la Andromakhe’nin Buluşması)

Hektor şehre gelir, anası Hekabe’ye Athena tapınağına sunular koymasını söyler. Bu arada Diomedes Lykia’lı Glaukos’la çarpışırken, aralarında konukluk bağları olduğu anlaşılır, savaştan vazgeçip silahlarını değiş tokuş ederler. Bellerophontes efsanesinin anlatılması. Hektor bati surlarının önünde karisi Andromakhe ile küçük oğlu Astyanaks’a rastlar. Aralarındaki aile sahnesi.
7. BÖLÜM (Hektor’la Aias Arasındaki Çarpışma ve Ölülerin Kaldırılması)

Hektor, Akhaların en seçkin yiğitlerinden biri Telamon oğlu Aias’la teke tek savaşır. Basa bas gelip ayrılırlar. Ölüleri toplamak için savaşa ara verilir. Akhaların ordugahı bir sur ve bir hendekle çevirmeleri. Olympos’ta tanrılar arasındaki tartışma.
8. BÖLÜM (Zeus’un Ida Dağından Savaşı Yönetmesi)

Zeus, Troya savaşının yönetimini ele alır, bunun için de gelir Ida dağının doruğuna yerleşir. Üstünlük Troya’lılardadır, Akhalar hendeğe kadar çekilirler.
9. BÖLÜM (Akhilleus’a Gönderilen Elçiler - Yiğidin Barakasındaki Tartışma)

Akhalar toplantısında Akhilleus’un savaşa dönmesini sağlamak için ona elçiler gönderme kararı verilir. Aias’la Odysseus elçi seçilirler. Akhilleus onları iyi karşılar, ağırlar, ama savaşa dönmeme kararını bildirir. Lalası Phoiniks’in bütün yakarmaları boşa gider. Haberi alınca Akhalar arasındaki üzüntü.
10. BÖLÜM (Odysseus’la Diomedes’in Keşfe Çıkmaları - Dolon)

Gece toplanan kurultay: Akhaların en yaşlı önderi Nestor Troyalılar kampına gözcü gönderilmesini salık verir. Odysseus’la Diomedes görevlendirilirler. Yolda Troya’lıların gözcüsü Dolon’a rastlarlar, ağzından birçok bilgi aldıktan sonra onu öldürüp dönerler. Trakya’lıların cins atlarını kaçırırlar.
11. BÖLÜM (Agamemnon’un Kahramanlıkları)

Destanın yirmi altıncı gününde üçüncü büyük çatışma. Hektor’la Agamemnon’un karşılaşması, Agamemnon, Diomedes ve daha birçok Akha yiğidinin yaralanması. Akhalarda telaş. Nestor, Akhilleus’ un arkadaşı Patroklos’a dert yanar.
12. BÖLÜM (Duvar Dibindeki Savaş)

Troyalılar duvara saldırır. Kıyasıya çarpışma. Lykia’lıların duvarda delik açmaları. Korkunç boğuşma. Akhaların gemilere doğru kaçışması.
13. BÖLÜM (Gemilerin Önündeki Savaş)

Akhalardan yana olan tanrı Poseidon savası Semendirek adasından gözler. İki Aias’i Troya saldırısına karşı koymaya kışkırtır. Her iki tarafta da yararlık gösterenler olur, ama Troyalılar gemilere kadar sokulurlar.
14. BÖLÜM (Zeus’un Aldatılması)

Akhalarda şaşkınlık. Hera, Zeus’u bastan çıkarmak için bir düzen kurar. Tanrıça Aphrodite’den cinsel istek uyandıran memeliğini alır, süslenir püslenir ve Ida dağında Zeus’u bulup onunla sevişmesini başarır. Tanrı sevişmeden sonra uykuya dalar, o sırada Poseidon Akhaların yardımına koşar.
15. BÖLÜM (Duvara İkinci Saldırış)

Zeus uyanır, Hera’ya çıkışır. Poseidon uzaklaşır, Zeus Apollon tanrıyı Hektor’a gönderir. Hektor yine duvara saldırır. Akhalar yine gemilere kadar gerilerler. Durum Akhalar için çok kötüdür.
16. BÖLÜM(Patroklos Destanı)

Patroklos gelir, Akhilleus’a bu korkunç durumu bildirir, Akhilleus gitmeyecekse, kendi savaşa gidip dövüşmeye kararlıdır. Yiğitten silahlarını ister. Akhilleus arkadaşına silahlarını verir. Patroklos Akhilleus’un silahlarıyla karşılarına dikilince, Troyalılar önce bozguna uğrar, sonra Lykia'lı önder Sarpedon Patroklos’la dövüşür ve ölür. Bas tanrı Zeus’un kadere boyun eğerek oğlu Sarpedon’u feda etmesi. Sarpedon’un ölüsü çevresinde çarpışma. Patroklos Hektor’u bati kapılarına kadar kovalar. Apollon’un kışkırttığı Hektor Patroklos’u vurur. Patroklos’un ölümü.
17. BÖLÜM (Menelaos’un Kahramanlığı)

Akha yiğitleri Patroklos’un ölüsünü Hektor’un elinden kurtarmak için dövüşürler, ama Hektor ölüyü silahlarından soymayı başarır. Akhilleus’un ölümsüz atlarının ağlaması. Zeus Troyalı’lara zaferi müjdeler. Akhaların bozgunu. Patroklos’un ölüsü alınır ve kara haber Akhilleus’a götürülür.
18. BÖLÜM (Akhilleus’a Yeni Silahlar Yapılması)

Akhilleus’un korkunç yası. Deniz tanrıçası Thetis’i çağırıp yeni silahlar istemesi. Thetis’in demirci tanrı Hephaistos’a bas vurması. Silahlar destanı.
19. BÖLÜM (Akhilleus’la Agamemnon Arasındaki Barışma)

Thetis silahları oğluna götürür. Akhaların toplantısında Akhilleus’la Agamemnon barışırlar. Ordular silah kuşanır. Savaş hazırlıkları. Akhilleus için kara belirtiler: Hektor’u öldürdükten sonra kendi ölümü de yakındır.
20. BÖLÜM (Tanrıların Savaşa Karışması)

Olympos’ta tanrılar toplantısı: Zeus izin verir, her tanrı istediği gibi yardım edebilecektir savaşa. Tanrılar iki cepheye ayrılır: Hera, Athena, Poseidon, Hermes, Hephaistos Akhalardan yana, Ares, Apollon, Artemis, Leto ve Aphrodite Troya’lılardan yanadır. Akhilleus’un Aineias’la karsılaşması, Aineias’in savaş meydanından kaçırılması.
21. BÖLÜM (Irmak Kıyılarında Savaş)

Akhilleus kudurmuş gibidir, önüne gelen Troyalıyı insafsızca tepeleyip Troya ovasında akan Skamandros ve Simoeis ırmaklarına atar. Kanlarla kızıla boyanan ırmaklar kabardıkça kabarır. Irmak tanrı Skamandros öfkelenir, yatağından çıkıp Akhilleus’u kovalamaya baslar. Derken ateş tanrı Hephaistos ırmakların karşısına dikilip alevleriyle onları durdurur.

Sahne Olympos’a yükselir: tanrılar arasında kavga dövüş. Akhilleus Troya’lıları püskürte püskürte Troya’nın surları önüne gelir. Troyalılar surların içine sığınırlar.
22. BÖLÜM (Hektor’un Ölümü)

Bir Hektor surların dışında kalır. Priamos’la Hekabe yalvarırlar içeriye girip korusun diye, yiğit anasına babasına aldırmaz. Hektor’un iç tartışması. Korkuya kapılması. tanrılar seyircidir. Sonunda Zeus kader tartısını kaldırır: Hektor’un ölüm kefesi ağır basar. Apollon bile onu korumaktan vazgeçer. Tanrıça Athena Troya’lı yiğit Deiphobos’un kılığına girip Hektor’u aldatır. Hektor Akhilleus’ un karşısına dikilir. Çarpışırlar. Hektor ölür. Akhilleus ölüsünü yedi kez Troya surlarının çevresinde sürükler. Troya surlarından seyredilen korkunç sahne. Andromakhe’nin bayılması.
23. BÖLÜM (Patroklos’un Ölüsüne Düzenlenen Yarışmalar)

Akhilleus’un ordugahında Patroklos’a yapılan ölü törenleri. Akhilleus’un yası. Patroklos’un yakılması. yarışmalar.
24. BÖLÜM (Priamos’un Hektor’un Ölüsünü Geri Alması - Hektor’a Ağıtlar)

Gece. Kral Priamos tanrı Hermes’in kılavuzluğunda Hektor’un ölüsünü geri almak için Akhilleus’un barakasına gelir. Priamos’la Akhilleus arasındaki konuşma. Akhilleus yumuşar: Hektor’un ölüsünü babasına geri verir. Priamos ölüyle Troya’ya döner. Hektor’a ağıtlar yakılır. Dokuz gün Hektor’un ateş yığını için odun taşınır. Onuncu günü yapılan cenaze töreniyle İlyada kapanır.

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Gılgamış Destanı
Yazar: RasitTunca - 08-30-2022, 06:50 AM - Forum: Dinler Tarihi - Yorum (11)



Gılgamış Destanı

Tarihçe

Destana konu olan Kral Gılgamış, gerçekten yaşamış ve M.Ö. 3000 yıllarının ilk yarısında Mezopotamya’daki Uruk kentinde hüküm sürmüştür. Ölümsüzlüğün ve bilginin peşindeki insanı yücelterek anlatan Gılgamış Destanı, Gılgamış'ın ölümünden bin yıl kadar sonra yazılmıştır ve günümüze kadar gelebilmiştir.

Gılgamış Destanı, Akat ve Sümer mitolojilerinde geçer ve Akat dilinde yazılmış tabletlerden oluşur. Bunlardan günümüzde 11 tablet bulunabilmiştir. Ama bu tabletler eksik olduğu için destan metninin bütünü elde edilememiştir. Aslında 12. bir tablet de bulunmuştur ancak olayların sırasına uymamaktadır ve bu yüzden ayrı bir versiyon olduğu düşünülmektedir.

1855’te Ninova’da yapılan kazılarda, Asur Kralı Asurbanipal’in M.Ö. 7. yüzyılda derlettirdiği tabletler bulunmuş, daha sonra Türkiye-İran sınırında ve Irak’taki Nippur antik kenti kazılarında bulunan tabletler de eklenmiştir. Ayrıca Türkiye’de Sultan Tepe ve Boğazköy’de yapılan kazılarda da destanın izi bulunmuşsa da henüz tümü gün ışığına çıkarılmamıştır.

Destanın Özeti

Tabletlerdeki metne göre destan, Gılgamış’ın özelliklerini övgüyle anlatarak başlar. Yarı insan, yarı tanrı olan Gılgamış; karada ve denizde olan biten her şeyi bilen başarılı bir yapı ustası ve yenilmez bir savaşçıdır. Destanının, öbür bölümlerinde Gılgamış’ın başından geçen serüvenler anlatılır. Derinlemesine hikaye türünün en olağan üstü biçimde anlatıldığı Gılgamış akılların tamamen özgür ve doğaçlama melekesini gözler önüne sermektedir.

İlk serüven, Gılgamış ile Gök tanrısı Anu arasında geçer. Halkına acımasız davrandığı için Gılgamış’a öfkelenen Anu, onu öldürmek için vahşi bir hayvan olan Enkidu’yu üzerine salar. Enkidu ile Gılgamış arasındaki savaşta Gılgamış üstün gelir. Daha sonra Enkidu, Gılgamış’ın en yakın dostu ve yardımcısı olur.

Bunun ardından gelen serüven Gılgamış ile aşk tanrıçası İştar arasında yaşanır. İştar, Gılgamış’a evlenme önerisinde bulunur. Gılgamış, bunu reddeder. Onuru kırılan İştar, Gılgamış’ı öldürmek için yeryüzüne bir boğa gönderir. Gılgamış, Enkidu’nun da yardımıyla boğayı öldürür. Enkidu rüyasında, boğayı öldürdüğü için tanrılar tarafından ölüme mahkum edildiğini görür.

Destanın bundan sonraki bölümüyle ilgili tabletler bulunamamıştır. Fakat destanın devamının yer aldığı Gılgamış’ın Enkidu için yaktığı ağıtı, düzenlediği görkemli cenaze törenini, sonunda Enkidu’nun ölüler dünyasına göçtüğünü anlatan tabletler bulunabilmiştir.

Enkidu’nun ölümünü Tufan öyküsü izler. Tufan, yeryüzünün sularla dolup taşmasının öyküsüdür. Gılgamış destanında Tufan’ı tanrıça İştar ve Bel’in başlattığı anlatılır. Gılgamış, Tufan’dan kurtularak sağ kaldığını öğrendiği Utnapiştim’i bulmak üzere yola çıkar. Utnapiştim ölümsüzlüğün sırrını bilen bir bilgedir.

Utnapiştim’i bulan Gılgamış, onun verdiği ölümsüzlük otuyla gençliğine yeniden dönecek ve ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Ama, destanının insanlar için en üzücü bölümü burada başlar. Çünkü Gılgamış ölümsüzlük otunu yemeye fırsat bulamadan onu bir yılana kaptırır ve Uruk’a eli boş döner. Bazı kaynaklar, Gılgamış’ın ölümsüzlük otunu halkıyla birlikte yemek istediğini belirtir. Destan, Gılgamış’ın ölüm karşısında yenilgisiyle biter.

Gılgamış Destanı'nın Önemi

Destzn, tarihte bilinen en eski medeniyetlerden olan Sümerlerin yaşayışları hakkında bilgi verir ve kendisi de ilk yazılı destan olma özelliğini taşır.

Gılgamış Destanı'nın en önemli özelliklerinden biri de, anlattığı "Tufan" öyküsü, üç büyük dinin Kutsal Kitapları'da yer almasıdır. "Ölümsüzlük Otu" öyküsü, Türk-İslam dünyasının "Lokman Hekim" söylemine benzer.


Gılgamış Destanı

1. Tablet (Türkçe)

Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle, yurdum! Dünyada her şeyi bilen adamın adını ünlendireyim: Onun görmediği hiçbir şey yoktur. Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına bırakan bir adamdır. Gizleri görüp bunların perdesini yırtan bir adamdır. Tufandan önce olanın haberini getirdi. Uzun yoldan gelip yorgun düştü; ama gücünü yitirmedi. Bütün çektiklerini bir anıt taşına kazıdı. Uruk'un dört bir yanına duvar çektirdi.

Kutsal E-anna'nın ve temiz hazinenin duvarına bak! O duvar, didilmiş yünden örülen bir urgan gibidir. Onun köşe burçlarını da gözden geçir! Onun eşini hiç kimse yapamaz. Ta öteden beri orada duran taş merdivenden yol alıp İştar'ın oturduğu E-anna tapınağına yaklaş! Sonradan gelen hiçbir kral onun eşini yapmadı. Uruk duvarının üstüne çık! İleri yürü! Temeli gözden geçir! Tuğla duvarı incele. Acaba bunun tuğlaları pişmiş değil midir? Temeli yedi bilge kurmamış mıdır? [1]

Ulu Tanrı, Gılgamış'ı en yetkin biçime soktu. Bütün tanrılar, ona en iyi erdemleri vermek için birbirleriyle yarış ettiler. Güneş Tanrısı, ona, erdemin en yükseğini, yeraltındaki tatlı su okyanusunun tanrısı Ea, bilgeliği bağışladı . Büyük tanrılar, Gılgamış'ı şu ölçüde yarattılar: Boyunun uzunluğu on bir endaze, göğsünün genişliği dokuz karış.[2] Adımlarının genişliği. Idi. Sakalı yanaklarından aşağı uzamıştı. Güzel bıyıkları vardı. Başındaki saçlar gürdü. Bedeni her bakımdan ölçülüydü. Onda üçte iki tanrılık, üçte bir insanlık vardı. Gövdesi pek iriydi. (Altı satır eksik.)

Bütün ülkeleri dolaştıktan sonra Uruk kentine vardı. Uruk caddelerinde kurumundan kafasını dik tutuyordu. Caddelerde yabanıl bir boğa gibi böğürürdü. Eşsizdi. Silâhları kalkıktı. İnsanlara dirlik vermemek için eli durmazdı. Dirliksizliği yüzünden Uruk halkı gittikçe eksildi. Gılgamış, oğlu babaya bırakmaz, gece gündüz kudurup sağa sola çatardı. Gılgamış ağılı bol Uruk'un ne biçim çobanıdır? Öylesine güçlü, üstün, bilgiç, bilge olan bir kral, oğlu babaya, sevileni sevene, kocayı karıya hiç bırakır mı?

Gılgamış'ın savaşçılarının kızları, erlerin karıları, bundan ötürü tanrıların huzurunda ağlayıp sızlandılar. Bunların ağlayıp sızlanmalarını tanrılar dinlediler. Gökyüzünün tanrıları da, Uruk kentinin baştanrısı Anu'ya başvurarak şöyle dediler:

"Sen, ipe gelmez, yabanıl, vahşi boğayı, Uruk halkını tedirgin etmek için mi yarattın? Eşsizdir. Silâhları kalkıktır. İnsanlara dirlik vermemek için eli durmaz. Gılgamış, oğulu babaya bırakmaz Gece-gündüz kudurup sağa sola çatar. Gılgamış ağılı bol Uruk'un ne biçim çobanıdır?"

Öylesine güçlü, üstün, bilgiç, bilge olan bir kral oğulu babaya, sevileni sevene, kocayı karıya hiç bırakır mı?

Gılgamış'ın savaşçılarının kızları, erlerinin karıları bundan ötürü ağlayıp sızlandılar. Bunların ağlayıp, sızlanmalarını büyük Gök Tanrısı dinledi. [10] Büyük tanrıça Aruru çağırıldı:

"Ey Aruru, sen büyük Anu'yu yarattın. Şimdi onun rakibini yarat! O istediği denli Gılgamış'a karşı dursun. Bu iki yiğidin birbirlerine karşı güçlerini ölçmelerinden Uruk şehri soluk alsın!"

Tanrıça Aruru, bunu duyar duymaz Gök Tanrısının rakibini kalbinde yarattı. Aruru, ellerini yıkadı; bir parça çamur koparıp yazıya attı ve yazıda yiğit Enkidu'yu yarattı. Çamurdan yaratılan Enkidu, demir gibi sertti. Bütün gövdesi kıllarla kapkara olmuştu. Kadın gibi uzun saçları vardı. Saçının lüleleri tıpkı buğday başağı gibi filizlenmişti. O, insan ve kent yüzü görmemişti. Üzerinde, yazının hayvanları gibi bir giysi vardı. Bu durumda ceylanlarla ot yiyor, yabanıl hayvanlarla itişe kakışa suvata iniyor; suyun kalabalığıyla gönlü açılıyordu.

Günün birinde suvatın karşı yakasında bir avcıya, bir tuzak kurana rasgeldi. Birinci, gün, ikinci gün ve üçüncü gün suvatın karşısında ona rastladı. Onu gören avcının yüzü dondu; hayvanlarıyla olduğu yerde saklandı; korkudan titremeye tutuldu; sesi soluğu kesildi, içini sıkıntı bastı; çehresini bulut kapladı; gönlünü gam, üzünç sardı; yüzü uzun yolculuk yapan bir yolcunun yüzüne döndü. Avcı, konuşmak için ağzını açıp babasına dedi:

"Baba, dağdan bir adam geldi. Bu yörenin en güçlüsüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür, hep dağda dolaşıyor. Her zaman yabanıl hayvanlarla ot yiyor. Ayağı suvatın karşı yakasından hiç eksilmiyor. Korkudan ona yaklaşamıyorum. Açtığım çukurları doldurdu. Gerdiğim ağları yerden koparıp çıkardı. Kırın kalabalığını, avı elimden kaçırıyor, kırdaki işime engel oluyor."

Babası konuşmak için ağzını açıp avcıya dedi:

"Biliyor musun oğlum, Gılgamış Uruk'ta oturuyor. Onu yenecek kimse yoktur. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür. Ona, krala yüzünü dön! Güçlü adam hakkında ona bilgi ver. O sana bir hayat kadını versin. Onu kıra götür. O kadın, bu adamı orada, güçlü bir adam gibi yensin. Yabanıl hayvanlar suvata yaklaştıklarında, o kadın giysisini atsın ve o da zevke dalsın. Kadını görür görmez, ona yaklaşacaktır: Fakat kırlarda onunla birlikte yürüyen hayvanlar, onu yadsıyacaklardır."

Babasının öğüdü üzerine kalkıp, avcı yaya olarak Gılgamış'a gitti. Yolunu tuttu, Uruk'un ortasında durdu:

"Gılgamış, beni dinle ve bana öğüt ver! Dağdan bir adam geldi. Bu, ülkenin en güçlü adamıdır. Gökten inen yoğun cevhere benzer; gücü büyüktür. Her zaman dağda dolaşıyor, hep yabanıl hayvanlarla ot yiyor, ayağı suvatın karşı yakasından hiç eksilmiyor. Korkudan ona yaklaşamıyorum. Açtığım çukurları doldurdu. Gerdiğim ağları yerden çıkarıp kopardı. Kırın kalabalığını, avı elimden kaçırıyordu. Kırdaki işime engel oluyordu!"

Gılgamış, ona, avcıya dedi:

"Ey avcı, git; yanında bir hayat kadını, bir hayat kadını görür! Yabanıl hayvanlar suvata yaklaştıklarında, kadın, giysisini atıp şehvetini kabartsın; kırlarda onunla büyüyen hayvanlar, onu yadsıyacaklardır."

Avcı gidip yanına bir hayat kadını aldı. Bunlar, doğru gidecekleri yerin yolunu tuttular. 3. günde belli yere vardılar. Avcı ve hayat kadını, yerlerine oturdular. Birgün, iki gün suvatın karşısında beklediler. Hayvanlar gelip suvatta su içtiler. Su kalabalığı geldi ve yüreği rahatladı. Ne de olsa Enkidu, dağda yaşadığı için, ceylânlarla ot yiyor, su kalabalığıyla yüreği rahatlıyordu. Hayat kadını bunu, bu yabanıl adamı, kırda dolaşan bu cellat, herifi görür.

"Hayat kadını! İşte budur. Göğsünü gevşet, kucağını zevkine aç, dalsın! Korkma!. Onun saldırısını karşıla. Bir kez seni görür görmez sana yaklaşacaktır. Üstünde yatması için giysini aç. O yabanıla kadınlık becerini göster: Kırlarda onunla büyüyen hayvanlar onu yadsıyacaklardır. Onun tutkusu senin üstünde zevke doyamayacaktır."

Hayat kadını, göğsünü gevşetti. Kucağını açtı ve o, kadının zevkine daldı. Kadın korkmadı. Onun saldırısını karşıladı. Üstünde yatması için giysisini açtı. Yabanıl adama kadınlık becerisini gösterdi. Onun tutkusu kadının üstünde zevke doymadı. Enkidu, altı gün, yedi gece uyanık kalarak hayat kadınıyla Allah'ın emri oldu.

............................. Enkidu'yu gören ceylânlar mertleyip kaçtılar. Artık kırın hayvanları onun yanından uzaklaştılar. Hayvanların ondan uzaklaştığı sırada, Enkidu, bedeni bağlanmış gibi ürperdi. Dizleri tutmadı. Enkidu zayıf düştü. Yürüyüşü eskisi gibi değildi. Sonra aklı başına geldi; işi anladı. Geri dönüp hayat kadınının dizlerine oturdu, onun yüzüne bakarak sözlerine kulak verdi. Hayat kadını ona, Enkidu'ya dedi:

"Enkidu sen bilgesin, sen bir tanrı gibisin! Neden bu kalabalıkla kırda dolaşıyorsun? Gel, seni Uruk'a, Anu'nun, İştar'ın evi olan görkemli tapınağa götüreyim. Gılgamış'ın olduğu yere, gücü tam olan adamın, yabanıl boğa gibi insanlara zorbalık eden yiğidin yanına."

Hayat kadınının bu sözleri, Enkidu'nun hoşuna gitti; bilge gönlü, bir arkadaşa gereksinim duydu. Enkidu, ona, hayat kadınına dedi:

"Gel hayat kadını, beni birlikte götür! Anu'nun, İştar'ın evi olan görkemli tapınağa; Gılgamış'ın olduğu yere, gücü tam olan adamın, yabanıl boğa gibi insanlara zorbalık eden yiğidin yanına. Ben ona meydan okumak istiyorum. Yiğit gibi konuşmak istiyorum. Uruk'a gidince Uruk'un yazgısını değiştiririm. Kırda doğanın gücü yamandır!"

"Gel, bırak gidelim. O, senin yüzünü görsün. Sana Gılgamış'ı göstereyim. Onun nerede olduğunu çok iyi biliyorum. Enkidu, Uruk'a gel. Süslü kemerler kullanan insanların yanına! Her gün orada bir bayram kutlanır. Neşe yaratan genç oğlanların, görülmeye değer genç kızların oldukları yere: Zevk onlardadır; tam neşe içindedirler."

(Bir satır eksik.) "Enkidu, sana yaşamı seven, acıdan zevk alan Gılgamış'ı göstermek isterim. Onu gör, onun yüzüne bak: O, erkek güzelidir. Tam güçlüdür; senden güçlüdür. Gece gündüz dinlenmesi yoktur. Enkidu, kıskançlığını bırak! "

Ona, Gılgamış'a, sevgiyi Şamaş gösterdi. Onun aklını düşüncesini Anu, Enlil ve Ea genişlettiler; sen o dağdan gelmezden önce, Gılgamış seni düşünde gördü; düşünü yorarak kalktı, anasına anlattı:

"Aman ana, ben bu gece bir düş gördüm. Bütün gücümle adamların arasından geçip ileri gittim. Orada gökyüzünün yıldızları birdenbire yere döküldüler. Göktaşı gibi yukardan aşağı üstüme düştü. Onu kaldırmak istedim. Bana ağır geldi, kımıldatmak istedim, kımıldatamadım. Uruk halkı oraya toplandı. Erkekler onun ayaklarını öptüler ve ben, o bir karıymış gibi, üzerinde ondan zevk aldım. Orada kendi kendime zorladım. Onlar bana yardım ettiler. Onu kaldırdım ve sana getirdim."

Her şeyi öğrenen Gılgamış'ın anası, Gılgamış'a anlattı:

"Gılgamış, bu açık bir şeydir. Kırda sana benzer biri doğmuştur. Onu dağlar yetiştirmiştir. Senin onu görür görmez, bir karıymış gibi üzerinde ondan zevk aldığın adam, senden asla ayrılmayacaktır. Adamlar onun ayaklarını öpecektir. Sen onu kucaklayacaksın. Onu bana getireceksin! O, güçlü Enkidu'dur. Dar zamanda arkadaşa yardım eden bir yoldaştır. Ülkede en güçlü odur. Güçlüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür. Senin, karı gibi, üstünde zevk aldığın o adam, senden hiç ayrılmayacaktır."

Gılgamış uyumak için yattı ve başka bir düş gördü. Anasına anlattı:

"Aman ana, başka bir düş gördüm. Karışık şeyler gördüm. Uruk'ta yolun ortasında bir balta yatıyordu. Bunun çevresine toplanmışlar; halk da oraya zorluyordu. Bu baltanın görünüşü şaşırtıcıydı. Ona baktığımda sevindim. Onu severek, bir karıymış gibi, onun üzerinde ondan zevk aldım ve yanıma koydum."

Bilge, bütün bilimleri bilen Ninsun, oğluna dedi:

"Gılgamış, senin o adamı görmenin, o bir karıymış gibi onun üzerinde ondan zevk almanın anlamı, onu sana denk tutacağımı gösterir. Bu, yine güçlü Enkidu'dur, dar zamanda arkadaşa yardım eden bir yoldaştır. Ülkede en güçlü odur. Güçlüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer, gücü büyüktür!"

Gılgamış bir daha anasına dedi:

"Bu, bana büyük bir pay olarak düşsün! Bir arkadaş kazanmak isterim, bir yoldaş!"

(Bir satır eksik.) Ve Gılgamış düşleri yordu.

"Gel bakalım, yaş yerden kalk!"

Hayat kadını böylece Enkidu'ya anlattı. Hayvanların su içtikleri yerde ikisi yalnız kalmışlardı.

Bu konuyu yazdır

RasitTunca-4 Raşidi Tarikatında Extra Bonus Dualar
Yazar: RasitTunca - 08-28-2022, 02:13 PM - Forum: Raşidi Tarikatı Zikir Evradı - Yorum Yok

Raşidi Tarikatında Extra Bonus Dualar

Dualari çektikce, insan mıknatıslık kazandıkça, iyilerin yanında kötü şeyleride kendine çekmeye başlar, ve belalarda gelmeye başlayabilir, kötü şerli inslanlarda etrafımızda toplanmaya başlayabilir, çünkü muhammed dedi: cennetin etrafında çileler mihnetler varki, kolayca girilmesin, cehennemin etrafında güzel cezbedici şeyler varki, insanlar onlara yanılıp cehenneme düşer dedi. o yüzden cennete doğru yaklaşmanın alametidir, çilelerin belaların bizlere doğru akmaya başlaması , herkes için geçerli değildir amma bu kural. İşte belalardan çilelerden bunalmaya başladiginiz zaman bu VAHFIZ Duasina Devam ediniz. Daha yakina varmaya gücünüz yeterse yine daha büyük imtihanlar var burada da.

iSTENiLEN SAATTE KALKMAK iÇiN


قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا

Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.

Yatarken Kehf Suresi 109. Ayeti Okunur ve sonunda kakilmak istenilen saatte kalkmak istedigimiz Rabbimize söylenir. (1 ile 3 Defa)


Bir Gayri Menkulun Kolayca Satılması veya Kiraya Verilmesi için

Baharda yada yazları taze bir karınca yuvasının etrafındaki kümecikten taze toprak alınır ve karıştırılarak üzerine gönlünüz itimat edinceye kadar cuma suresinin son yarım sayfası tek sayılar adedinca tekrarlanarak okuyup üflenir sonra bu toprak cuma saatinde veya perşembe ikindiden sonra gayri menkulun köşelerine ve iç duvarlar veya sınırı hizasınca saçılır ve gelecek müşterilerden hayırlı olanı seçilir

Cuma suresinin 9-10-11 ayetleri 70 defa okunur her yetmiş defa bir sayilir ve 5 – 10 defa okunur yani 10*70 =700 gibi okunur perşembe günü ikindi den sonra satılması istenen şeyin içine ve etrafına serpilir


Aç Kalınca oku
"Allahumme rabbena enzil aleyna maideten min'es-semai.“

Yalancılara karşı oku:

"Rabbinsurnî bima kezzebûn."

Bir yerden inerken oku
(arabadan ucakdan gemiden yüksekden, ..) oku:
"Rabbi enzilnî munzelen mubareken ve ente hayr'ul-munzilîn."

Hastayken Oku:

"Rabbi Ennî messeniyez-dzurru ve ente erham'ur-rahimîn." (Enbiya, 21/83)

Daraldığında Sıkıştığında Oku:

"La ilahe illa ente subhaneke innî kuntu minez-zalimîn."

Cocuk yapmak için cima ederken oku:

"İnnî uîzuha bike ve zurriyyeteha min'eş-şeytan'ir-racîm."


ihtiyarlayinca Oku:

"Rabbena efriğ aleyna sabran ve teveffenâ muslimîn."

Yolunu kaybedince oku:

"İhdina's-sırat'al-mustegîm. Sıratallezîne en'amte aleyhim ğayr'il-meğzûbi aleyhim veleddâllîn."

Kötü bir günah işleyince oku:

"Rabbena innena amenna fağfir lena zunûbena ve ginâ azab'en-nâr."

Günahkar zalim kafir, .. birini görünce oku:

"Rabbena inneke men tudhil'in-nâre fegad ehzeyte, ve ma li'z-zalimîne min ensâr."

Hikmetini ve nedenini bilmediğin, bir şey bir olay karşısında kalınca oku:

"Rabbena ma halakte haza batila. Subhaneke feginâ azab'en-nâr."

YENi BiR iŞ AŞ EV, .. KAPISI AÇILMASI iÇiN SADECE BELLi SÜRE OKUNCAK DUA

„Allâhümme Eftah aleynâ ebvâbe bi rahmetike, ve yessir aleynâ hadzâine fadzlike ve keramike, yâ ekrame'l ekramîne, ve yâ
erhamerrâhimîn.“ (Günde 313 Defa Seher Vaktinde)

Düşmanlara gözükmeden gizlice çıkmak için

Bir yerden Düşmanlara gözükmeden gizlice çıkmak istenince Yasin suresi 9. Ayet (1-3-5-7-9 Defa okunur)


Ayet Budur

Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn. (1-3-5-7-9 Defa okunur)

TUVALETE GİRERKEN OKUNACAK DUALAR

Bir kimse tuvalete gireceği zaman sol ayakla girilmeli, sağ ayakla çıkılmalıdır. Girmeden önce de şu dua okunmalıdır:

„Eûzü billâhi minerricsin-necsel habâisiş-şeytânir-racîm.“

TUVALETTEN ÇIKARKEN OKUNACAK DUALAR

Çıktiktan sonrada şu dua okunmalıdır:

„Elhamdülillâhillezî ezhebe annil ezâ ve âfâ, Ğufrâneke Rabbena ve ileykel masiyr.“


Evden Çıkarken okuncak Dua:

„Bismillahi Tevekkeltü allallahi, la havle vela kuvvete illa billahil aliyyul Aziym.“

Arabaya ve bir binege (ucak gemi tren,at,…) binerken okuncak Dua

Dua 1:

سُبْحانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ
"Subhanellezî sehhara lenâ hazâ ve mâ künnâ lehû mukrinîne, Ve innâ ilâ Rabbinâl münkalibûn."
(Zuhrûf,13'den bir pasaj ve 14)


Dua 2 :

بِسْمِ اللّهِ مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا إِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

„Bismillahi mecrahe ve mürsahe inne rabbi leğafurrurrahim.“
(HUD-41)

Sabah Namazindan sonra oku:

Allahümme inni eselüke hayri ma fi hezel yevmi ve hayri ma beadehu. Ve euzubike şerri ma fi hezel yevmi ve şerri ma beadehu.

Akşam Namazindan sonra oku:

Allahümme inni eselüke hayri ma fi hezel Leyli ve hayri ma beadehu. Ve euzubike şerri ma fi hezel Leyli ve şerri ma beadehu.

Sabah Namazindan sonra Akşam Namazindan sonra oku:

Hüvallahüllezi diye başliyan haşr suresinin son ayetlerini oku

HÜVALLAHÜLLEZİ  BUDUR :

Sabah namazından sonra böyle okunur

“Euzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım, euzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım, esteuzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım Bismillahirrahmenirrahim”

Lev enzelnâ hâzâl kur’âne alâ cebelin le raeytehu hâşian mutesaddian min haşyetillâh(haşyetillâhi), ve tilkel emsâlu nadribuhâ lin nâsi leallehum yetefekkerûn. Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, âlimul gaybi veş şehâdeti, huver rahmânur rahîm. Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, el melikul kuddûsus selâmul mu’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir, subhânallâhi ammâ yuşrikûn. Huvallâhul hâlikul bâriul musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard ve huvel azîzul hakîm.” (Haşr Suresi 21-22-23-24)

Akşam namazından sonra böyle okunur :

“Euzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım, euzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım, esteuzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım Bismillahirrahmenirrahim”

Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, âlimul gaybi veş şehâdeti, huver rahmânur rahîm.  Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, el melikul kuddûsus selâmul mu’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir, subhânallâhi ammâ yuşrikûn. Huvallâhul hâlikul bâriul musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard ve huvel azîzul hakîm.” (Haşr Suresi 21-22-23-24)


Raşidi Tarikatında Sabah Namazının Vakti ve ikindi Namazının Vakti Ne Zamandır.

“La ilahe illallahu vahdehü la şerikeleh … “ Zikrimizin Hikmeti

Zikirimiz Sabahleyin Zikri edildiğinde öyle bir ayar yapılır ki sabah namazı çıkmamış olması lazım ve zikrimiz in  “La ilahe illallahu vahdehü la şerikeleh … “ öncesine kadar zikredilir, Ondan sonra vakit sabah namazı vakti  ise sabah virdi virdediyorsak sabah namazı kılınır, Eğer İkindiden önce virdimizi zikrediyorsak ikindi namazı, orada kılınır, Namaz kılındıktan Sonra, öncesindeki zikirden başlanarak yani “ sübhanallahi velhamdülillahi” Zikri Ondan sonra da “vahdeke Lâ şerike leh zikri” zikredilir.  Peygamberimiz Hazreti Ali efendimize buyurdular :
Ey Ali Sabah namazının iki  rekatını kıldıktan sonra
“vahdeke Lâ şerike leh zikrini” Çekmen(zikretmen) Doğu ile batı arası esir olmuş müminlerle dolu olsa, Onları Azad etsen, bu zikri zikretmek ondan daha Efdaldir, Allah katında Ecri daha yüksektir.
O yüzden işte bu Bu müjdeye mazhar olmak için, bizim tarikimizin mensupları, sabah ve ikindi namazının kılınma vaktini, zikrimiz in  o bölümüne rast getirmeye Çalışmalılardır. Eğer birkaç defa başarabilirseniz, Ondan sonra sizde ahlâk-ı Hasene olacaktır zaten, yani otomatik olaraktan icra etmeniz Allah’ın izniyle mümkün olacaktır.
Müntesiplerimizin yeni görevi ve adabı hayırlı ve mübarek olsun.

O iki zikir bunlardır

سُبْحاَنَ اللّهِ وَ الْحَمْدُ لِلهِ و لاآاِلَاهَ الا اللهُ وَللهُ اَكْبَرْ وَلا حَوْلَ ولا قُوَّةَ اِلاَّباِللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمُ

Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber, ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.

لاَأِلَاهَ اِلاَّ اللّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يحي ويميت وَهُوَو هو حيّ لا يموت بيده الخيروَهُوَو عَلىَ كُلِّ شَيْءِِقَدِيرُ

Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü yühyî ve yümîtu ve hüve hayyün lâ yemûtu biyedihil hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr.


İsm-i Âzam mertebeside olan “Lâ ilâhe illallàhu vahdehû lâ şerîke leh…” Ne demek? anlamı, fazileti, sırları…

لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Okunuşu: Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.

Anlamı: Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir; Onun hiçbir şeriki yoktur. Mülk Ona ait, hamd Ona mahsustur. Hayatı veren de O’dur, ölümü veren de O’dur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun elindedir. O her şeye hakkıyla kàdirdir. Her şeyin ve herkesin dönüşü de O’nadır.

Faziletleri

    Amr İbnu Şuayb an Ebîhi an Ceddihî (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Duaların en faziletlisi Arefe günü yapılan duadır. Ben ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en faziletli söz; Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke leh lehü’l mülkü ve lehü’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. (Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur, hamd O’na aittir. O, herşeye kâdirdir) sözüdür.” [Muvatta, Kur’ân 32, Tirmizî, Da’avât 133]
    Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim, “Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâşerîke leh, lehu’l mülkü ve lehu’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.” duasını bir günde yüz kere okursa, kendisine 10 köle âzad etmiş gibi sevab verilir, ayrıca lehine yüz (100) sevab yazılır ve yüz günahı da silinir. Bu, ayrıca üç gün akşama kadar onu şeytana karşı muhafaza eder. Bundan daha fazlasını okumayan hiçbir kimse, o adamınkinden daha efdal bir amel de getiremez.
    Ebu Sa’id radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim, sabah namazının peşinden ‘Lâ ilâhe illallahu vahdehu la şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehû’l-hamdü bi-yedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr.’ (Allah’tan başka ilah yoktur. O birdir, ortağı yoktur, mülk ona aittir, hamdler de ona layıktır, her çeşit hayır O’nun elindedir. O her şeye kadirdir.) derse kendisine, Hz. İsmail evlatlarından bir köleyi âzâd etmiş gibi sevap yazılır.”

“Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr” zikrinin önemi ve fazileti…

Ebû Hüreyre radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söyledi:

“Bir kimse her gün yüz defa, lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr, derse, on köle âzâd etmiş kadar sevap kazanır; ona yüz iyilik sevabı yazılır; yüz günahı bağışlanır; bu zikir o gün akşama kadar o kimsenin şeytandan korunmasını sağlar. Bu zikri ondan daha fazla tekrarlayan kimse dışında hiç kimse daha faziletli bir iş yapmamış olur”. Resûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti: “Bir kimse günde yüz defa sübhânallâhi ve bi-hamdihî derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır.

(Buhârî, Bed’ü’l-halk 11; Daavât 64, 65; Müslim, Zikir 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 59, 62; İbni Mâce, Duâ 14)

Raşidi Tarikatında Namazların Son Tahiyatına Eklenecek Salavatlar

Sofilerim/Sofiyelerim, Namazlar da ki, son tahiyatta ki, Peygamberimize Yapılan Salli&Barik Salavatının ardına, bu salvatları da ekleyiniz.
SALAVATLAR BUNLARDIR
Allâhumme salli alâ seyyidina Mehdi ve alâ âli seyyidina Mehdi. Kemâ salleyte alâ seyyidina ibrâhîme ve Muhammede ve alâ âli seyidina ibrâhîme ve Muhammede inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ seyyidina Mehdi ve alâ âli seyyidina Mehdi. Kemâ bârakte alâ seyyidina ibrahîme ve Muhammede ve alâ âli seyyyidina ibrâhîme ve Muhammede inneke hamîdun mecîd.


Sabah Namazı Adabı

Sabah Namazını Yasin Suresi ile Kılmaya gayret et
Yasin Suresinin Türkçe Okunuşu Budur
YASiN SURESi
(Sadece birinci sayfası, Yahutta tamamı okunur)
3 Tür Okuma usulümüz vardır
Dikkat: Müntesiblerimiz sadece Sabah Namazını Farzında Okurlar Bunu Böyle
Birinci ve basit Usül:
Bu usülde okumak için yasin suresinin birinci sayfasını ezbere bilmek yeterli
Birinci Rekatta Yasin suresinin Birinci sayfası okunur. ikinci rekatta iza cae yani Nasr suresi okunur
ikinci Usülümüz (Orta Zorlukta Olan):
Bu usülde okumak için yasin suresinin tamamını ezbere bilmek gerekir
Pazartesi sabah namazından başlanaraktan Yasin Suresinin birinci sayfası birinci rekatta okunur, ikinci rekatta iza cae yani Nasr suresi okunur.
Salı Sabahaz Namazında ise Yasin Suresinin ikinci sayfası birinci rekatta okunur, ikinci rekatta iza cae yani Nasr suresi okunur.
Diğer günlerdede sırası ile diğer sayfalar okunur ve Cumartesi Sabah Namazında Yasin suresi bitirilir. Pazar Tatildir fakat, sadece yasin suresine pazar tatil yapılıp, dinlendirilir, fakat Pazar Sabah namazındaysa birinci rekata iza cae yani Nasr suresi okunur, ikinci rekatta Nas suresinden altta olan bir zammı sure okunur.
üçüncü Usülümüz ( Zor Olan):
Bu usülde okumak için de yasin suresinin tamamını ezbere bilmek gerekir
Burada ya hafıza çok kuvvetli olmalı, yahutta senelik bir takvim ajandası kullanamlıdır ki, yanılmayasın.
Pazartesi sabah namazından başlanaraktan Yasin Suresinin birinci sayfası birinci rekatta okunur, ikinci rekatta iza cae yani Nasr suresi okunur.
Salı Sabahaz Namazında ise Yasin Suresinin ikinci sayfası birinci rekatta okunur, ikinci rekatta iza cae yani Nasr suresi okunur.
Diğer günlerdede sırası ile diğer sayfalar okunur ve Cumartesi Sabah Namazında Yasin suresi bitirilir. Pazar sabah namazında Yasin Suresinin birinci sayfasından tekrar başlanaraktan devam edilir. Fakat ikinci hafta Yasin suresi Cuma Sabah Namazında bitirilir. Bu Sefer Cumartesi sabah namazında Yasin Suresinin birinci sayfasından tekrar başlanaraktan devam edilir, yani her 6 günde yasin suresi biter 7. gün yeniden birinci sayfasından tekrar başlanaraktan devam edilir,….. ya hafıza çok kuvvetli olmalı, yahutta senelik bir takvim ajandası kullanılmalıdır ki, yanılmayasın, ve en azından yasinin başladığı ve bittiğı günleri not etmelsin ki, yanılmayasın. Daha da zorlananlar ise her hafta önceden o hafta hangi günlerde hangi sayfayı okuyacağını yazmalı ve takvime bakaraktan, o gün o sayfayı okumalıdır.
YASiN SURESi BUDUR
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Yasin
Vel kur’anil hakiym
İnneke le minel murseliyn
Ala sıratım müstekıym
Tenziylel aziyzir rahıym
Li tünzira kavmem ma ünzira abaühüm fehüm ğafilun
Le kad hakkal kavlü ala ekserihim fehüm la yü’minun
İnna cealna fı a’nakıhim ağlalen fe hiye ilel ezkani fehüm mukmehun
Ve cealna mim beyni eydihim seddev ve min halfihim sedden fe ağşeynahüm fehüm la yübsırun
Ve sevaün aleyhim e enzertehüm em lem tünzirhüm la yü’minun
İnnema tünziru menittebeaz zikra ve haşiyer rahmane bil ğayb* fe beşşirhü bi mağfirativ ve ecrin kerım
İnna nahnü nuhyil mevta ve nektübü ma kaddemu ve asarahüm* ve külle şey’in ahsaynahü fı imamim mübiyn
Birinci Sayfa buraya kadar
Vadrib lehüm meselen ashabel karyeh* iz caehel murselun
İz erselna ileyhimüsneyni fe kezzebuhüma fe azzezna bi salisin fe kalu inna ileyküm murselun
Kalu ma entüm illa beşerum mislüna ve ma enzeler rahmanü min şey’in in entüm illa tekzibun
Kalu rabbüna ya’lemü inna ileyküm le murselun
Ve ma aleyna illel belağul mübın
Kalu inna tetayyarna biküm* leil lem tentehu le nercümenneküm ve le yemessenneküm minna azabün eliym
Kalu tairuküm meaküm* ein zükkirtüm* bel entüm kavmüm müsrifun
Ve cae min aksal medıneti racülüy yes’a kale ya kavmittebiul murseliyn
İttebiu mel la yes’elüküm ecrav vehüm mühtedun
Ve ma liye la a’büdüllezı fetaranı ve ileyhi türceun
E ettehızü min dunihı aliheten iy yüridnir rahmanü bi durril la tuğni annı şefaatühüm şey’ev ve la yünkızun
İnnı izel le fı dalalim mübın
İnnı amentü bi rabbiküm fesmeun
Kıyledhulil cenneh* kale ya leyte kavmı ya’lemun
Bima ğafera lı rabbı ve cealenı minel mükramiyn
Ve ma enzelna ala kavmihı mim ba’dihı min cündim mines semai ve ma künna münziliyn
İn kanet illa sayhatev vahıdeten fe iza hüm hamidun
Ya hasraten alel ıbad* ma yetiyhim mir rasulin illa kanu bihı yestehziun
Elem yerav kem ehlekna kablehüm minel kuruni ennehüm ileyhim hla yarciun
Ve in küllül lemma cemiy’ul ledeyna muhdarun
Ve ayetül lehümül erdul meyteh* ahyeynaha ve ahracna minha habben feminhü ye’külun
Ve cealna fiyha cennatim min nahıyliv ve a’nabiv ve feccerna fiyha minel uyun
Li ye’külu min semerihı ve ma amilethü eydiyhim* efela yeşkürun
Sübhanellezı halekal ezvace külleha mimma tümbitül erdu ve min enfüsihim ve mimma la ya’lemun
Ve ayetül lehümül leyl* neslehu minhün nehara fe iza hüm muslimun
Veş şemsü tecrı li müstekarril leha* zalike katdiyrul aziyzil aliym
Vel kamera kaddernahü menazile hatta ade kel urcunil kadiym
Leşşemsü yembeğıy leha en tüdrikel kamera velel leylü sabirun nehar* ve küllün fı felekiy yesbehun
Ve ayetül lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fil fülkil meşhun
Ve halakna lehüm mim mislihı ma yarkebun
Ve in neşe’ nuğrıkküm fela sariyha lehüm velahüm yünkazun
İlla rahmetem minna ve metean ila hıyn
Ve iza kıyle lehümütteku ma beyne eydıküm ve ma halfeküm lealleküm türhamun
Ve ma te’tiyhim min ayetim min ayati rabbihim illa kanu anha mu’ridıyn
Ve iza kıyle lehüm enfiku mimma razekakümüllahü kalelleziyne keferu lilleziyne amenu e nut’ımü mel lev yeşaüllahü at’amehu in entüm illa fı dalalim mübın
Ve yekulune mete hazel va’dü in küntüm sadikıyn
Ma yenzurune illa sayhatev vahıdeten te’huzühüm vehüm yehıssımun
Fela yestetıy’une tevsıyetev ve la ila ehlihim yarciun
Ve nüfiha fis suri fe iza hüm minel ecdasi ila rabbihim yensilun
Kalu ya veylena mem beasena mim merkadina* haza ma veader rahmanü ve sadekal mursilun
İn kanet illa sayhatev vahıdeten feiza hüm cemiy’ul ledeyna muhdarun
Fel yevme la tuzlemü nefsün şey’ev vela tüczevne illa ma küntüm ta’melun
İnne ashabel cennetil yevme fı şüğulin fakihun
Hüm ve ezvacühüm fı zılalın alel eraiki müttekiun
Lehüm fiyha fakihetüv ve lehüm ma yeddeun
Selamün kavlem mir rabbir rahıym
Vemtazül yevme eyyühel mücrimun
Elem a’hed ileyküm ya benı ademe el la ta’büdüş şeytan* innehu leküm adüvvüm mübiyn
Ve enı’büduni* haza sıratum müstekıym
Ve lekad edalle minküm cibillen kesiyra* efelem tekunu ta’kılun
Hazihı cehennemülletı küntüm tuadun
Islevhel yevme bima küntüm tekfürun
El yevme nahtimü ala efvahihim ve tükellimüna eydıhim ve teşhedü ercülühüm bima kanu yeksibun
Velev neşaü letamesna ala a’yünihim festebekus sırata fe enna yübsırun
Velev neşaü le mesahnahüm ala mekanetihim femestetau mudiyyev ve la yarciun
Ve men nüammirhü nünekkishü fil halk* efela ya’kılun
Ve ma alemnahüş şı’ra ve ma yembeğıy leh* in hüve illa zikruv ve kur’anüm mübiyn
Li yünzira men kane hayyve ve yehıkkal kavlü alel kafirın
E ve lem yerav enna halakna lehüm mimma amilet eydına en’amen fehüm leha malikun
Ve zellelnaha lehüm fe minha rakubühüm ve minha ye’külun
Ve lehüm fiyha menafiu ve meşarib* efela yeşkürun
Vettehazu min dunillahi alihetel leallehüm yünsarun
La yestetıy’une nasrahüm vehüm lehüm cündüm muhdarun
Fela yahzünke kalühüm* inna na’lemü ma yüsirrune ve ma yu’linun
Evelem yeral insanü enna halaknahü min nutfetin fe iza hüve hasıymün mübın
Ve darabe lena meselev ve nesiye halkah* kale mey yuhyil ızame ve hiye ramım
Kul yuhyıhellezı enşeeha evvele merrah* ve hüve bi külli halkın alım
Ellezı ceale leküm mineş şeceril ahdari naran fe iza entüm minhü tukıdun
Eveleysellezı halekas semavati vel erda bi kadirin ala ey yahlüka mislehüm* bela ve hüvel hallakul alım
İnnema emruhu iza erade şey’en ey yekule lehu kün fe yekun
Fe sübhanellezı bi yedihı melekutü külli şey’iv ve ileyhi türceun.



Raşidi Tarikatında Sabah Namazından Sonra ve Akşam Namazından Sonra Okunacak Dua

Raşidi Tarikatında Sabah Namazından Sonra ve Akşam Namazından Sonra Okunacak Dua
Sofilerim/Sofiyelerim Ey Yaaar:
Sabah Namazınızı kılıpta, amin deyip, duanızı da yaptıktan sonra, ve Hüvallahülleziyi de okuduktan, ve fatihayı da okuyup, 13 estağfirullahı da çektikten hemen sonra,

Sabah namazından sonra Bu Duayı okuyunuz :


بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يا حَـيُّ يا قَيّـومُ بِـرَحْمَـتِكِ أَسْتَـغـيث ، أَصْلِـحْ لي شَـأْنـي كُلَّـه ، وَلا تَكِلـني إِلى نَفْـسي طَـرْفَةَ عَـين

Bismillahirrahmanirrahim
* Yâ Hayyü yâ Kayyûm Birahmetike esteğisü. Fe’aslıhlî şe’nî Küllehû ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin.*

Ey Hayy ve Kayyum olan Allahım ! Rahmetinle senden yardımını isterim. Benim bütün işlerimi, hal ve hareketlerimi düzelt. Beni bir göz kırpması kadar bile olsun nefsime bırakma .

(Hakim. Hakim’in sahih olduğunu söylemesine İmam Zehebi de katılır. Bkz. Sahihu’t-Terğib ve’t-Terhib 1/273)


اللّهُـمَّ بِكَ أَصْـبَحْنا وَبِكَ أَمْسَـينا ، وَبِكَ نَحْـيا وَبِكَ نَمـوتُ وَإِلَـيْكَ النِّـشور اللّهُـمَّ بِكَ أَمْسَـينا، وَبِكَ أَصْـبَحْنا، وَبِكَ نَحْـيا، وَبِكَ نَمـوتُ وَإِلَـيْكَ المَصـير

Allahumme bike esbehana we bike emseyana we bike nehya we bike nemutu ve ileykel masiyr (veya nuşur)

“Allah’ım! Seninle sabahladık ve seninle akşamladık. Seninle yaşar ve seninle ölürüz. Ve dönüş sanadır.”

(Tirmizi; Bkz. Sahihu’t-Tirmizi: 3/142)

SABAH

أَصْـبَحْنا وَأَصْـبَح مـلكُ لله وَالحَمدُ لله ، لا إلهَ إلاّ اللّهُ وَحدَهُ لا شَريكَ لهُ، لهُ المُـلكُ ولهُ الحَمْـد، وهُوَ على كلّ شَئٍ قدير ، رَبِّ أسْـأَلُـكَ خَـيرَ ما في هـذهِ الـيوم وَخَـيرَ ما بَعْـدَهـا ، وَأَعـوذُ بِكَ مِنْ شَـرِّ هـذهِ الـيوم وَشَرِّ ما بَعْـدَهـا ، رَبِّ أَعـوذُبِكَ مِنَ الْكَسَـلِ وَسـؤِ الْكِـبَر ، رَبِّ أَعـوذُبِكَ مِنْ عَـذابٍ في النّـارِ وَعَـذابٍ في القَـبْر

AKSAM

أَمْسَيْـنا وَأَمْسـى المـلكُ لله وَالحَمدُ لله ، لا إلهَ إلاّ اللّهُ وَحدَهُ لا شَريكَ لهُ، لهُ المُـلكُ ولهُ الحَمْـد، وهُوَ على كلّ شَيءٍ قدير ، رَبِّ أسْـأَلُـكَ خَـيرَ ما في هـذهِ اللَّـيْلَةِ وَخَـيرَ ما بَعْـدَهـا ، وَأَعـوذُ بِكَ مِنْ شَـرِّ هـذهِ اللَّـيْلةِ وَشَرِّ ما بَعْـدَهـا ، رَبِّ أَعـوذُبِكَ مِنَ الْكَسَـلِ وَسـوءِ الْكِـبَر ، رَبِّ أَعـوذُبِكَ مِنْ عَـذابٍ في النّـارِ وَعَـذابٍ في القَـبْر


“Akşamladık, mülk de Allah’ın olarak akşamladı. Hamd, Allah’adır. Allah’dan başka ilah yoktur. O, tekdir ve ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’nadır. Ve O, her şeye gücü yetendir. Rabbim! Senden, bu gecede olan ve bu geceden sonraki hayrı ister; bu gecenin şerrinden ve bu geceden sonraki şerden de sana sığınırım. Rabbim! Tembellikten ve ihtiyarlığın kötülüğünden sana sığınırım. Rabbim! Cehennemdeki ve kabirdeki azaptan sana sığınırım.”

(Müslim: 4/2088)

Sonrada

Allahım Bu Sabahın ve Günün Başlangıcının Hayrını senden isterim dilerim. Onun devamı olan Gündüzün de Hayrını senden isterim dilerim.
Allahım Bu Sabahın ve Günün Başlangıcının Şerrinden Sana Sığınırım. Onun devamı olan Gündüzün de Şerrinden Sana Sığınırım.
ARAPÇASI:
Allahümme inni eselüke hayri ma fi hezel yevmi ve hayri ma beadehu. Ve euzubike şerri ma fi hezel yevmi ve şerri ma beadehu.
Akşam Namazından sonra da Bu Duayı okuyunuz :
Allahım Bu Akşamın ve Gecenin Başlangıcının Hayrını senden isterim dilerim. Karanllığı Çıktığında, Onun devamı olan Gecenin de Hayrını senden isterim dilerim.
Allahım Bu Akşamın ve Gecenin Başlangıcının Şerrinden Sana Sığınırım. Karanllığı Çıktığında, Onun devamı olan Gecenin de Şerrinden Sana Sığınırım.
ARAPÇASI:
Allahümme inni eselüke hayri ma fi hezel Leyli ve hayri ma beadehu. Ve euzubike şerri ma fi hezel Leyli ve şerri ma beadehu.
Ardından da Felak ve Nas Sureleri Okunur.


سُوۡرَةُ الفَلَق
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلۡفَلَقِ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّـٰثَـٰتِ فِى ٱلۡعُقَدِ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ


سُوۡرَةُ النَّاس
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ إِلَـٰهِ ٱلنَّاسِ مِن شَرِّ ٱلۡوَسۡوَاسِ ٱلۡخَنَّاسِ ٱلَّذِى يُوَسۡوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ

Felak Sûresi

Bismillâhirrahmanirrahim

E’ûzu birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğasikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.

Nâs Sûresi

Bismillâhirrahmanirrahim

E’ûzu birabbinnâsi. Melikinnâsi. İlâhinnâs. Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yuvesvisu fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs.



Yatsidan sonar oku

Amenerrasulu yani bakara suresi son ayetlerini oku

Amenerrasulu budur

Bismillahirrahmânirrahîm.
Amenerrasulü bima ünzile ileyhi mirrabbihi vel mü’minun, küllün amene billahi vemelaiketihi ve kütübihi ve rusülih, la nüferriku beyne ehadin min rusülih, ve kalu semi’na ve ata’na gufraneke rabbena ve ileykelmesir. La yükellifullahü nefsenilla vüs’aha, leha ma kesebet ve aleyha mektesebet, rabbena latüahızna innesiyna ev ahta’na, rabbena vela tahmil aleyna ısran kema hameltehü alelleziyne min gablina, rabbena vela tühammilna, mala takatelena bih, va’fü anna, vağfirlena, verhamna, ente mevlana fensurna alel gavmil kafiriyn.

ikindiden sonra

Nebe suresini oku

NEBE SURESI YANi AMME SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU BUDUR

Bismillahirrahmanirrahim
1. Amme yetesâelûn(yetesâelûne).
2. Anin nebeil azîm(azîmi).
3. Ellezî hum fîhi muhtelifûn(muhtelifûne).
4. Kellâ se ya’lemûn(ya’lemûne).
5. Summe kellâ se ya’lemûn(ya’lemûne).
6. E lem nec’alil arda mihâdâ(mihâden).
7. Vel cibâle evtâdâ(evtâden).
8. Ve halaknâkum ezvâcâ(ezvacen).
9. Ve cealnâ nevmekum subâtâ(subâten).
10. Ve cealnâl leyle libâsâ(libâsen).
11. Ve cealnân nehâre meâşâ(meâşen).
12. Ve beneynâ fevkakum seb’an şidâdâ(şidâden).
13. Ve cealnâ sirâcen vehhâcâ(vehhâcen).
14. Ve enzelnâ minel mu’sırâti mâen seccâcâ(seccâcen).
15. Li nuhrice bihî habben ve nebâtâ(nebâten).
16. Ve cennâtin elfâfâ(elfâfen).
17. İnne yevmel faslı kâne mîkâtâ(mîkâten).
18. Yevme yunfehu fîs sûri fe te’tûne efvâcâ(efvâcen).
19. Ve futihatis semâu fe kânet ebvâbâ(ebvâben).
20. Ve suyyiratil cibâlu fe kânet serâbâ(serâben).
21. İnne cehenneme kânet mirsâdâ(mirsâden).
22. Lit tâgîne meâbâ(meâben).
23. Lâbisîne fîhâ ahkâbâ(ahkâben).
24. Lâ yezûkûne fîhâ berden ve lâ şerâbâ(şerâben).
25. İllâ hamîmen ve gassâkâ(gassâkan).
26. Cezâen vifâkâ(vifâkan).
27. İnnehum kânû lâ yercûne hısâbâ(hısâben).
28. Ve kezzebû bi âyâtinâ kizzâbâ(kizzâben).
29. Ve kulle şey’in ahsaynâhu kitâbâ(kitâben).
30. Fe zûkû fe len nezîdekum illâ azâbâ(azâben).
31. İnne lil muttakîne mefâzâ(mefâzen).
32. Hadâika ve a’nâbâ(a’nâben).
33. Ve kevâıbe etrâbâ(etrâben).
34. Ve ke’sen dihâkâ(dihâkan).
35. Lâ yesmeûne fîhâ lagven ve lâ kizzâbâ(kizzâben).
36. Cezâen min rabbike atâen hısâbâ(hısâben).
37. Rabbis semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâr rahmâni lâ yemlikûne minhu hitâbâ(hitâben).
38. Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).
39. Zâlikel yevmul hakku, fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
40. İnnâ enzernâkum azâben karîbâ(karîben), yevme yanzurul mer’u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlul kâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ(turâben).


Bazenleri yatsidan sonra

Mülk suresi oku

TEBAREKE (MÜLK) SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU BUDUR

Bismillahirrahmanirrahim

1. Tebârakellezî bi yedihil mulku ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

2. Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr(gafûru).

3. Ellezî halaka seb’a semâvâtin tibâkâ(tibâkan), mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut(tefâvutin), ferciıl basara hel terâ min futûr(futûrin).

4. Summerciıl basara kerrateyni yenkalib lieykel basaru hâsien ve huve hasîr(hasîrun).

5. Ve lekad zeyyennâs semâed dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen liş şeyâtîni ve a’tednâ lehum azâbes saîr(saîri).

6. Ve lillezîne keferû bi rabbihim azâbu cehennem(cehenneme), ve bi’sel masîr(masîru).

7. İzâ ulkû fîhâ semiû lehâ şehîkan ve hiye tefûr(tefûru).

8. Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).

9. Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey’in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).

10. Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na’kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).

11. Fa’terefû bi zenbihim, fe suhkan li ashâbis saîr(saîri).

12. İnnellezîne yahşevne rabbehum bil gaybi lehum magfiratun ve ecrun kebîr(kebîrun).

13. Ve esirrû kavlekum evicherû bihî, innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).

14. E lâ ya’lemu men halaka, ve huvel latîful habîr(habîru).

15. Huvellezî ceale lekumul arda zelûlen femşû fî menâkibihâ ve kulû min rızkıhî, ve ileyhin nuşûr(nuşûru).

16. E emintum men fîs semâi en yahsife bikumul arda fe izâ hiye temûr(temûru).

17. Em emintum men fîs semâi en yursile aleykum hâsıbâ(hâsiben) fe se ta’lemûne keyfe nezîr(nezîri).

18. Ve lekad kezzebellezîne min kablihim fe keyfe kâne nekîr(nekîri).

19. E ve lem yerav ilât tayri fevkahum sâffâtin ve yakbıdne, mâ yumsikuhunne illâr rahmân(rahmânu), innehu bi kulli şey’in basîr(basîrun).

20. Em men hâzâllezî huve cundun lekum yansurukum min dûnir rahmân(rahmâni), inil kâfirûne illâ fî gurûr(gurûrın).

21. Em men hâzâllezî yerzukukum in emseke rızkahu, bel leccû fî utuvvin ve nufûr(nufûrın).

22. E fe men yemşî mukibben alâ vechihî ehdâ em men yemşî seviyyen alâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

23. Kul huvellezî enşeekum ve ceale lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’idete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

24. Kul huvellezî zeraekum fîl ardı ve ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).

25. Ve yekûlûne metâ hâzâl va’du in kuntum sâdikîn(sâdikîne).

26. Kul innemâl ilmu indallâhi ve innemâ ene nezîrun mubîn(mubînun).

27. Fe lemmâ raevhu zulfeten sîet vucûhullezîne keferû ve kîle hâzâllezî kuntum bihî teddeûn(teddeûne).

28. Kul e raeytum in ehlekeniyallâhu ve men maıye ev rahımenâ fe men yucîrul kâfirîne min azâbin elîm(elîmin).

29. Kul huver rahmânu âmennâ bihî ve aleyhi tevekkelnâ, fe se ta’lemûne men huve fî dalâlin mubîn(mubînin).

30. Kul e raeytum in asbaha mâukum gavran fe men ye’tîkum bi mâin maîn(maînin).


Akşam Namazindan sonra bazenleri oku:

Vakia suresini oku

Vakıa Suresi Türkçe Okunuşu Budur

1. İza veka'atilvaki'atu.
2. Leyse livak'atiha kazibetun.
3. Hafıdatun rafi'tun.
4. İza ruccetil'ardu reccen.
5. Ve bussetilcibalu bessen.
6. Ve fekanet hebaen munbessen.
7. Ve kuntum ezvacen selaseten.
8. Feashabulmeymeneti ma ashaulmeymeneti.
9. Ve ashabulmeş'emeti ma ashabulmeş'emeti.
10. Vessabikunessabikune.
11. Ulaikelmukarrabune.
12. Fiy cennatin na'ıymi.
13. Sulletun minel'evveliyne.
14. Ve kaliylun minel'ahıriyne.
15. 'ala sururin medunetun.
16. Muttekiiyne 'aleyha mutekabiliyne.
17. Yetufu 'aleyhim veldanun muhalledune.
18. Biekvabin ve ebariyka ve ke'sin min ma'ıynin.
19. La yusadda'une 'anha ve la yunzifune.
20. Ve fakihetin mimma yetehayyerune.
21. Ve lahmi tayrin mimma yeştehune.
22. Ve hurun 'ıynun.
23. Keemsalillu'luilmeknuni.
24. Cezaen bima kanu ya'melune.
25. La yesme'une fiyha lağven ve la te'siymen.
26. İlla kıylen selamen selamen.
27. Ve ashabulyemiyni ma ashabulyemiyni.
28. Fiy sidrin mahdudin.
29. Ve talhın mendudin.
30. Ve zıllin memdudin.
31. Ve main meskubin.
32. Ve fakihetin kesiyretin.
33. La maktu'atin ve la memnu'atin.
34. Ve furuşin merfu'atin.
35. İnna enşe'nahunne inşaen.
36. Fece'alnahunne ebkaren.
37. 'Uruben etraben.
38. Liashabilyemiyni.
39. Sulletun minel'evveliyne.
40. Ve sulletun minelahiriyne.
41. Ve ashabuşşimali ma ishabuşşimali.
42. Fiy semumin ve hamiymin.
43. Ve zıllin min yahmumin.
44. La baridin ve la keriymin.
45. İnnehum kanu kable zalike mutrefiyne.
46. Ve kanu yusırrune 'alelhınsil'azıymi.
47. Ve kanu yekulune eiza mitna ve kunna turaben ve 'ızamen einne lemeb'usune.
48. Eve abaunel'evvelune.
49. Kul innel'evveliyne vel'ahıriyne.
50. Lemecmu'une ila miykati yevmin ma'lumin.
51. Summe innekum eyyuheddallunelmukezzibune.
52. Leakilune min şecerin min zakkumin.
53. Femaliune minhelbutune.
54. Feşaribune 'aleyhi minelhamiymi.
55. Feşaribune şurbelhiymi.
56. Haza nuzuluhum yevmeddiyni.
57. Nahnu halaknakum felevla tusaddikune.
58. Efereeytum ma tumnune.
59. Eentum tahlukunehu em nahnulhalikune.
60. Nahnu kadderna beynekumulmevte ve ma nahnu bimesbukıyne.
61. 'Ala en nubeddile emsalekum ve nunşiekum fiy ma la ta'lemune.
62. Ve lekad 'alimtumunneş'etel'ula felevla tezekkerune.
63. Efereeytum ma tahrusune.
64. Eeentum tezre'unehu em nahnuzzari'une.
65. Lev neşa'u lece'alnahu hutamen fezaltum tefekkehune.
66. İnna lemuğremune.
67. Bel nahnu mahrumune.
68. Efereeytumulmaelleziy teşrebune.
69. Eentum enzeltumuhu minelmizni em nahnulmunzilune.
70. Lev neşa'u ce'alnahu ucacen felevla teşkurune.
71. Efereeytumunnarelletiy turune.
72. Eentum enşe'tum şecereteha em nahnul munşiune.
73. Nahnu ce'alnaha tezkireten ve meta'an lilmukviyne.
74. Fesibbıh bismi rabbikel'azıymi.
75. Fela uksimu bimevakı'ınnnucumi.
76. Ve innehu lekasemun lev ta'lemune 'azıymun.
77. İnnehu lekur'anun keriymun.
78. Fiy kitamin meknunin.
79. Lya yemessuhu illelmutahherune.
80. Tenziylun min rabbil'alemiyne.
81. Efebihazelhadiysi entum mudhinune.
82. Ve tec'alune rizkakum ennekum tukezzibune.
83. Felevla iza beleğatilhulkume.
84. Ve entum hıyneizin tenzurune.
85. Ve nahnu akrebu ileyhi minkum ve lakin la tubsırune.
86. Felevla in kuntum ğayre mediyniyne.
87. Terci'uneha in kuntum sadikıyne.
88. Feemma in kane minelmukarrebiyne.
89. Feravhun ve reyhanun ve cennetu na'ıymin.
90. Ve emma in kane min ashabilyemiyni.
91. Feselamun leke min ashabilyemiyni.
92. Ve emma in kane minelmukezzibiyneddalliyne.
93. Fenuzulun min hamiymin.
94. Ve tasliyetu cahıymin.
95. İnne haza lehuve hakkulyakıyni.
96. Fesebbih bismi rabbikel'azıymi.


Cuma günü ögleye kadar (bazenleri)

Kehf suresini oku

KEHF SÛRESİ TÜRKÇE OKUNUŞU BUDUR

Bismillahirrahmanirrahim
1. El hamdu lillahillezî enzele ala abdihil kitabe ve lem yec’al lehu îveca

2. Kayyimel li yunzira be’sen şedîdem mil ledunhu ve yubeşşiral mu’minînellezîne ya’melunes salihati enne lehum ecran hasena

3. Makisîne fîhi ebeda

4. Ve yunzirallezîne kaluttehazellahu veleda

5. Ma lehum bihî min îlmiv ve la li abaihim keburat kelimeten tahrucu min efvahihim iy yekulune illa keziba

6. Fe lealleke bahîun nefseke ala asarihim il lem yu’minu bi hazel hadîsi esefa

7. İnna cealna ma alel erdî zînetel leh ali nebluvehum eyyuhum ahsenu amela

8. Ve inna le caîlune ma aleyha saîydem curuza

9. Em hasibte enne ashabel kehfi ver rakîymi kanu min ayatina aceba

10. İz evel fityetu ilel kehfi fe kalu rabbena atina mil ledunke rahmetev ve heyyi’ lena min emrina raşeda

11. Fe darabna ala azanihim fil kehfi sinîne adeda

12. Summe beasnahum li na’leme eyyul hîzbeyni ahsa lima lebisu emeda

13. Nahnu nekussu aleyke nebeehum bil hakk innehum fityetun amenu bi rabbihim ve zidnahum huda

14. Ve rabatna ala kulubihim iz kamu fe kalu rabbuna rabbus semavati vel erdî len ned’uve min dunihî ilahel le kad kulna izen şetata

15. Haulai kavmunettehazu min dunihî aliheh lev la ye’tune aleyhim bi sultanim beyyin fe men azlemu mimmeniftera alellahi keziba

16. Ve izî’tezeltumuhum ve ma ya’budune illallahe fe’vu ilel kehfi yenşur lekum rabbukum mir rahmetihî ve yuheyyi’ lekum min emrikum mirfeka

17. Ve teraş şemse iza taleat tezaveru an kehfihim zatel yemîni ve iza ğarabet takriduhum zateş şimali ve hum fî fecvetim minh zalike min ayatillah mey yehdillahu fe huvel muhted ve mey yudlil fe len tecide lehu veliyyem murşida

18. Ve tahsebuhum eykazav ve hum rukuduv ve nukallibuhum zatel yemîni ve zateş şimali ve kelbuhum basitun ziraayhi bil vesîyd levit tala’te aleyhim le velleyte minhum firarav ve le muli”e minhum ru”a

19. Ve kezalike beasnahum li yetesaelu beynehum kale kailum minhum kem lebistum kalu lebisna yevmen ev ba’da yevm kalu rabbukum a’lemu bi ma lebistum feb’asu ehadekum bi verikîlum hazihî ilel medîneti fel yenzur eyyuha ezka taamen fel ye’tikum bi rizkîm minhu vel yetelattaf ve la yuş’îranne bikum ehada

20. İnnehum iy yazheru aleykum yercumukum ev yuîydukum fî milletihim ve len tuflihu izen ebeda

21. Ve kezalike a’serna aleyhim li ya’lemu enne va’dellahi hakkuv ve ennes saate la raybe fîha iz yetenazeune beynehum emrahum fe kalubnu aleyhim bunyana rabbuhum a’lemu bihim kalellezîne ğalebu ala emrihim le nettehîzenne aleyhim mescida

22. Se yekulune selasetur rabiuhum kelbuhum ve yekulune hamsetun sadisuhum kelbuhum racmem bil ğayb ve yekulune seb’atuv ve saminuhum kelbuhum kur rabbî a’lemu bi îddetihim ma ya’lemuhum illa kalîlun fe la tumari fîhim illa miraen zahirav ve la testefti fîhim minhum ehada

23. Ve la tekulenne li şey’in innî faîlun zalike ğada

24. İlla ey yeşaellahu vezkur rabbeke iza nesîte ve kul asa ey yehdiyeni rabbî li akrabe min haza raşeda

25. Ve lebisu fî kehfihim selase mietin sinîne vazdadu tis’a

26. Kulillahu a’lemu bima lebisu lehu ğaybus semavati vel ard ebsîr bihî ve esmî’ ma lehum min dunihî miv veliyyiv ve la yuşriku fî hukmihî ehada

27. Vetlu ma uhîye ileyke min kitabi rabbik la mubeddile li kelimatihî ve len tecide min dunihî multehada

28. Vasbir nefseke meallezîne yed’une rabbehum bil ğadati vel aşiyyi yurîdune vechehu ve la ta’du aynake anhum turîdu zînetel hayatid dunya ve la tutî’ men ağfelna kalbehu an zikrina vettebea hevahu ve kane emruhu furuta

29. Ve kulil hakku mir rabbikum fe men şae fel yu’miv ve men şae fel yekfur inna a’tedna liz zalimîne naran ehata bihim suradikuha ve iy yesteğîysu yuğasu bi mani kel muhli yeşvil vucuh bi’seş şerab ve saet murtefeka

30. İnnellezîne amenu ve amilus salihati inna la nudîy’u ecra men ahsene amela

31. ulaike lehum cennatu adnin tecrî min tahtihimul enharu yuhallevne fîha min esavira min zehebiiv ve yelbesune siyaben hudram min sundusiv ve istebrakîm muttekiîne fîha alel eraik nî’mes sevab ve hasunet murtefeka

32. Vadrib lehum meseler raculeyni min a’nabiv ve hafefnahuma bi nahliv ve cealna beynehuma zer’a

33. Kiltel cenneteyni atet ukuleha ve lem tazlim minhu şey’ev ve feccerna hîlalehuma nehara

34. Ve kane lehu semer fe kale li sahîbihî ve huve yuhaviruhu ene ekseru minke malev ve eazzu nefera

35. Ve dehale cennetehu ve huve zalimul li nefsih kale ma ezunnu en tebîde hazihî ebeda

36. Ve ma ezunnus saate kaimetev ve leir rudidtu ila rabbî le ecidenne hayram minha munkaleba

37. Kale lehu sahîbuhu ve huve yuhavirruhu e keferte billezî halekake min turabin summe min nutfetin summe sevvake racula

38. Lakinne huvellahu rabbî ve la uşriku bi rabbî ehada

39. Ve lev la iz dehalte cenneteke kulte ma şaellahu la kuvvete illa billah in terani ene ekalle minke malev ve veleda

40. Fe asa rabbî ey yu’tiyeni hayram min cennetike ve yursile aleyha husbanem mines semai fe tusbiha saîyden zeleka

41. Ev yusbiha mauha ğavran fe len testetîy’a lehu taleba

42. Ve uhîyta bi semerihî fe asbeha yukallibu keffeyhi ala ma enfeka fîha ve hiye haviyetun ala uruşiha ve yekulu ya leytenî lem uşrik bi rabbî ehada

43. Ve lem tekul lehu fietuy yensurunehu min dunillahi ve ma kane muntesîra

44. Hunalikel velayetu lillahil hakk huve hayrun sevabev ve hayrun îkba

45. Vadrib lehum meselel hayatid dunya ke main enzelnahu mines semai fahteleta bihî nebatul erdî fe asbeha heşîmen tezruhur riyah ve kanellahu ala kulli şey’im muktedira

46. Elmalu vel benune zînetul hayatid dunya vel bakîyatus salihatu hayrun înde rabbike sevabev ve hayrun emela

47. Ve yevme nuseyyirul cibale ve teral erda barizetev ve hasernahum fe lem nuğadir minhum ehada

48. Ve uridu ala rabbike saffa le kad ci’tumuna kema halaknakum evvele merratim bel zeamtum ellen nec’ale lekum mev’îda

49. Ve vudîal kitabu fe teral mucrimîne muşfikîyne mimma fîhi ve yekulune ya veyletena mali hazel kitabi la yuğadiru sağîyratev ve la kebîraten illa ahsaha ve vecedu ma amilu hadîra ve la yazlimu rabbuke ehada

50. Ve iz kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu illa iblîs kane minel cinni fe feseka an emri rabbih e fe tettehîzunehu ve zuriyyetehu evliyae min dunî ve hum lekum aduvv bi’se liz zalimîne bedela

51. Ma eşhedtuhum halkas semavati vel erdî ve la halka enfusihim ve ma kuntu muttehîzel mudîllîne aduda

52. Ve yevme yekulu nadu şurakaiyellezîne zeamtum fe deavhum fe lem yestecîbu lehum ve cealna beynehum mevbika

53. Verael mucrimunen nara fe zannu ennehum muvakîuha ve lem yecidu anha masrifa

54. Ve le kad sarrafna fî hazel kur’ani lin nasi min kulli mesel ve kanel insanu eksera şey’in cedela

55. Ve ma menean nase ey yu’minu iz caehumul huda ve yestağfiru rabbehum illa en te’tiyehum sunnetul evvelîne ev ye’tiyehumul azabu kubula

56. Ve ma nursilul murselîne illa mubeşşirîne ve munzirîn ve yucadilullezîne keferu bil batîli li yudhîdu bihil hakka vettehazu ayatî ve ma unziru huzuva

57. Ve men azlemu mimmen zukkira bi ayati rabbihî fe a’rada anha ve nesiye ma kaddemet yedah inna cealna ala kulubihim ekinneten ey yefkahuhu ve fî azanihim vakra ve in ted’uhum ilel huda fe ley yehtedu izen ebeda

58. Ve rabbukel ğafuru zur rahmeh lev yuahîzuhum bi ma kesebu le accele lehumul azab bel lehum mev’îdul ley yecidu min dunihî mev’ila

59. Ve tilkel kura ehleknahum lemma zalemu ve cealna li mehlikihim mev’îda

60. Ve iz kale musa li fetahu la ebrahu hatta ebluğa mecmeal bahrayni ev emdîye hukuba

61. Felemma beleğa mecmea beynihima nesiya hutehuma fettehaze zebîlehu fil bahri seraba

62. Felemma caveza kaleli fetahu atina ğadaena le kad lekîyna min seferina haza nesaba

63. Kale eraeyte iz eveyna iles sahrati fe innî nesîtul hute ve ma ensanîhu illeş şeytanu en ezkurah vettehaze sebîlehu fil bahri aceba

64. Kale zalike ma kunna nebğî fertedda ala asarihima kasasa

65. Fe veceda abdem min îbadina ateynahu rahmetem min îndina ve allemnahu mil ledunna îlma

66. Kale lehu musa hel ettebiuke ala en tuallimeni mimma ullimte ruşda

67. Kale inneke len testetîy’a meîye sabra

68. Ve keyfe tasbiru ala ma lem tuhît bihî hubra

69. Kale setecidunî in şaellahu sabirav ve la a’sîy leke emra

70. Kale fe initteba’tenî fe la tes’elnî an şey’in hatta uhdise leke minhu zikra

71. Fentaleka hatta iza rakiba fis sefîneti harakaha kale eharakteha li tuğrika ehleha le kad ci’te şey’en imra

72. Kale e lem e kul inneke len testetîy’a meîye sabra

73. Kale la tuahîznî bima nesîtu ve la turhîknî min emrî usra

74. Fentaleka hatta iza lekîya ğulamen fe katellehu kale e katelte nefsen zekiyyetem bi ğayri nefs le kad ci’te şey’en nukra

75. Kale elem e kul leke inneke len testetîy’a meîye sabra

76. Kale in seeltuke an şey’im ba’deha fe la tusahîbnî kad belağte mil ledunnî uzra

77. Fentaleka hatta iza eteya ehle karyetinistet’ama ehleha fe ebev ey yudayyifuhuma fe veceda fîha cidaray yurîdu ey yenkadda fe ekameh kale lev şi’te lettehazte aleyhi ecra

78. Kale haza firaku beynî ve beynik se unebbiuke bi te’vîli ma lem testetî’ aleyhi sabra

79. Emmes sefînetu fe kanet li mesakîne ya’melune fil bahri fe eradtu en eîybeha ve kane veraehum melikuy ye’huzu kulle sefînetin ğasba

80. Ve emmel ğulamu fekane ebevahu mu’mineyni fe haşîna ey yurhikahuma tuğyanev ve kufra

81. Fe eradna ey yubdilehuma rabbuhuma hayram minhu zekatev ve akrabe ruhma

82. Ve emmel cidaru fe kane li ğulameyni yetîmeyni fil medineti ve kane tahtehu kenzul lehuma ve kane ebuhuma saliha fe erade rabbuke ey yebluğa eşuddehuma ve yestahrica kenzehuma rahmetem mir rabbik ve ma fealtuhu an emrî zalike te’vîlu ma lem testî’ aleyhi sabra

83. Ve yes’eluneke an zil karneyn kul seetlu aleykum minhu zikra

84. İnna mekkenna lehu fil erdî ve ateynahu min kulli şey’in sebeba

85. Fe etbea sebeba

86. Hatta iza belağa mağribeş şemsi vecedeha tağrubu fî aynin hamietiv ve vecede îndeha kavma kulna yazel karneyni imma en tuazzibe ve imma en tettehîze fîhim husna

87. Kale emma men zaleme fe sevfe nuazzibuhu summe yuraddu ila rabbihî fe yuazzibuhu azaben nukra

88. Ve emma men amene ve amile salihan fe lehu cezaenil husna ve senekulu lehu min emrina yusra

89. Summe etbea sebeba

90. Hatta iza belağa matliaş şemsi vecedeha tatluu ala kavmil lem nec’al lehum min duniha sitra

91. Kezalik ve kad ehatna bima ledeyhi hubra

92. Summe etbea sebeba

93. Hatta iza belağa beynes seddeyni vecede min dunihima kavmel la yekadune yefkahune kavla

94. Kalu ya zel karneyni inne ye’cuce ve me’cuce mufsidune fil erdî fe hel nec’alu leke harcen ala en tec’ale beynena ve beynehum sedda

95. Kale ma mekkennî fîhi rabbî hayrun fe eîynunî bi kuvvetin ec’al beynekum ve beynehum redma

96. Atuni zuberal hadîd hatta iza sava beynes sadafeyni kalenfuhu hatta iza cealehu naran kale atunî ufriğ aleyhi kîdra

97. Femestau ey yazheruhu ve mestetau lehu nakba

98. Kale haza rahmetum mir rabbî fe iza cae va’du rabbî cealehu dekka’ ve kane va’du rabbî hakka

99. Ve terakna ba’dahum yevmeiziy yemucu fî ba’dîv ve nufiha fis suri fe cema’nahum cem’a

100. Ve aradna cehenneme yevmeizil lil kafirîne arda

101. Ellezîne kanet a’yunuhum fî ğîtain an zikrî ve kanu la yestetîy’une sem’a

102. E fe hasibellezîne keferu ey yettehîzu îbadî min dunî evliya’ inna a’tedna cehenneme lil kafirînenuzula

103. Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mala

104. Ellezîne dalle sa’yuhum fil hayatid dunya ve hum yahsebune ennehum yuhsinune sun’a

105. ulaikellezîne keferu bi ayati rabbihim ve likaihî fe habitat a’maluhum fe la nukîymu lehum yevmel kîyameti vezna

106. Zalike cezauhum cehennemu bima keferu vettehazu ayatî ve rusulî huzuve

107. İnnellezîne amenu ve amilus salihati kanet lehum cennatul firdevsi nuzula

108. Halidîne fîha la yebğune anha hîvela

109. Kul lev kanel bahru midadel li kelimati rabbi le nefidel bahru kable en tenfede kelimatu rabbi ve lev ci’na bi mislihî mededa

110. Kul innema ene beşerum mislukum yuha ileyye ennema ilahukum ilahuv vahîd fe men kane yercu likae rabbihî felya’mel amelen salihav ve la yuşrik bi îbadeti rabbihî ehada

------------oOo----------------

Sabah Namazını Yasin Suresi ile Kılmaya gayret et

----------------oOo-----------------
Berat Gecesinde Okunacak Dua(yeni format için)

"Allahümme in künte ketepteni fi ümmil kitabi şakiyyen. Allahümme femhuhe bi berekati ve şefeati seyyidina Muhammed Aleyhisselam vektubni fi ümmil kitabi saiyden."

Büyük zatlar, Berat gecesinde şöyle de dua ederlerdi: -Ya Rabbî, Kur’an-ı keriminde, “Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i mahfuz Onun katındadır” buyuruyorsun.

"Eğer benim ismim saidler [cennetlikler] defterinde ise, orada sabit kıl! İsmim şakiler [cehennemlikler] defterinde ise, ismimi oradan silip, saidler defterine yaz!"

Ey büyük Allah’ım, kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren, ancak sensin. Kalbimi, dininde sabit kıl, dininden döndürme, ayırma!


7 defa okunmasi lazimdir

Salavatı Tıbbıl Kulubi (Vücutların Şifası) Duası

Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin tıbbil'kulubi ve devaiha ve afiyetil, abdani ve şifaiha ve nuril'ebsari ve ziyaiha ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.

Manası:
Ey Allahım ! kalblerin doktoru ve devası, vucutların şifası, gözlerin nuru ve ziyası olan Muhammed'e (S.A.V.) aline ve ashabına salatu selam eyle.

Bu salavatı şerif vücuda ve gözlere şifa ve zerafet verir.

Hastalıktan kurtulmak için zemzem suyuna 100 defa okunur ve vücudu ovun.
Hastalıktan kurtulmak için günde 100 veya 7 kez okunur.
Mide hastalığı için günde 7 kez oku
Tüm fiziksel ve ruhsal hastalıklar için iyileşinceye kadar günde 313 defa oku
Gözleri zayıf olan kişi bu salavatı günde 7 defa okusun.


Karoglanin Bina Ettiği Birinci "Neccini Duası" - "Kurtar Beni Duası"

Kişiliklerden Kurtulmak için Toplu Temizlik Duamiz "Neccini1- Kurtar Beni" Duamiz


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم


قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

Sadakallahul Aziym KASAS Suresi 21. ayetten pasaj
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Okunuşu: “Rabbi neccinî minel-kavmiz-zâlimîn.”

Anlamı: “Ey Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar.” (Kasas, 28/21)


Rivayet olurki :
Hz ibrahim zina edenleri gördü, ve ona göre bu yasakdi, ve Allaha dua etdi "Zinakarlarin helak olmasi için" Allah ricalen kabul etdi ve o günküleri helak etdi, sonra bazi münafiklari gördü ve hemen yine dua etdi, münafiklari helalk etmesi için, ve dua ricalen kabul oldu. ve sonra yine yalancilari gördü yine dua etdiki : Allah, bakdiki yeryüzüdeki kullari azalmaya başladi ve "ey ibrahim benim kullarimi rahat birak" buyurdu.

Biz yaklaşik olarak 2010 ile 2012 seneleri arasinda, tam tarihi bilmiyorum, bir dua bina ettikki isminide Neccini duasi 1 - 2 - 3 koyduk. bu Neccini duasinin, şimdiki zikri raşidi evradimizdaki neccini duasi ile alakasi yokdur.
Ve o eski Duanin aciklamasinada şunu yazdik

"NECCiNi-KURTAR BENi DUASI"

Bu Dua, Nuh Aleyhiselamin ümmetinin, onun islama cagirmasina icabet etmemelerei üzerine, artik Hz Nuh yorulur, ve necini duasini yapar, ve firtina kopar ve Sel ve Tufan olur, kocaman dünya, kafirden küfürden, zalimden zulumden, fasikdan fisikdan, müşrikden, vahşiyattan ve her türlü kötü cibillyatli, hayvanlardan, ve onlarin ahlaklarini taşiyan kötü kişilikli insanlardan, ve kötülükten temizlenir.
Bu bizim "Neccini" duamizda, o duaya atfen bina edilmiş bir duadir. Bu duanin hikmeti ve azameti cok büyüktür, okuduktan sonra sel basma ve su afetleri görülebilir.

Bu duanin, dünyada ve cevremizde temizlik için okunmasi tavsiye olunur, etrafimizda zalim ve günahkar dinsiz cogaldiysa, bu dua ile rabbimizin yardimi ile temizlik istenir.
Ancak bu temizlik toptan temizlikdirki, önce o kötü kişilerin cibilliyati olan, börtü böcük ve hayvnlarda helak olur, yani sivrisinek öldürmek degil, batakligi kurutmak gibi olan, daha hatta, bazilarini  henüz insan olmadan, onlarin börtü böcük hallerini, ve bazi  insan olmuş hallerini,  helak edip temizlemek oldugundan, okunmasi cok hassas ve, bir nevi tehlikeli bir duadir

Cok SIK OKUNMAMAMALIDIR, HAFTADA BIR KEZ, iKi KEZ OKUNUR, TESiRi GÖRÜLDÜMÜ OKUMA KESiLiR, HAKKIN ADALETi, HAKLIYI HAKSIZI AYIRT EDECEKDiR INSALLAH BU DUANIN HÜRMETINE"

diye uyarmişdik, görüyorumki bazi sayfalarda bu dua, o uyari kismi alinmadan, sadece dua kisimi yayinlanmiş, yahut duanin esrarini bilmeyenlerin elinde oyuncak olmuşki, dedikki dikkat tesiri görülünce okuma kesilir, ve öyle olunca işde bazi bilgisizlerin okumasi yüzünden dünyda sel felaketleri cogaldi, ve bu duayi gördügünüz sayfalarda, veya okudugunu duydugunuz kimseler, bu uyari kismina dikkaet etmiyorlasa, onlari uyarin, ve artik bu duayi okumayi kesin. amma yine elimizde mevcut duracak inşallah, zikir evradimizin icine yeni versionda ekliyecegiz ancak, Bu Azametli dua neymiş diye dahi okuyan kimse, önce duayi okumadan niyet etsin, desinki  "Ya Rabbi, dua niyetine degil, bilgi sahibi olmak için okuyorum" diye dua ve niyet edipde oksun, ve sonra duanin esrarini ögrenince, sadece bazi hassas durumlarda, ve onlara okumasi ilham edilince okusunlar. Duanin metnini vaazin sonuna ekledik, ve niyetinide başina yazdik, önce o niyetle okuyun, ve kalbiniz kanaat getirince esrari ve hikmeti üzre okursunuz.

---------------------------
DiKKAT NECCiNi-KURTAR BENi DUASI BUDUR

"Ya Rabbi, dua niyetine degil, bilgi sahibi olmak için okuyorum"

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Rabbi neccini minel kavmil kafiriyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minel kavmil müşrikiyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minel kavmil münafikiyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minel kavmil müfsidiyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minel kavmil müsrifiyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minel kavmil şamatatýyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minel kavmil müneccimiyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minel kavmil zalimiyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minel kavmil hainiyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minel kavmil lainiyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minel kavmil vahişiyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minel kavmil kaşifiyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minel kavmil sahiriyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minel kavmin neffasatil ukadiyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minel kavmil aduvviyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minel kavmil mudzilliyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minel kavmil vesvasil hannes
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minel hannes ellezi minel cinneti vennas
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minel kavmit tabuduşşeytan
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minel kavmil asi vel nisyan
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minel kavmil keazibiynel tükezziban
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minel kavmil ehli bidat
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini min amelişşeytan ve hizbuhu
Ve ente erhamurrahimiyn

Rabbi neccini min ameliddeccal ve hizbuhu
Ve ente erhamurrahimiyn

Rabbi neccini minel kavmil zina
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minel kavmil mücrimiyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minen nazarel hainiyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minen nazarez zalimyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minen nazarel hasidiyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minen nazarel aduvviyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minen nazarel münfekkiyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minen nazares sahiriyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minen nazarel kaşifiyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini minen nazarel kafiriyn
Ve ente erhamurrahimiyn
Rabbi neccini minen nazarel müşrikiyn
Ve ente raufurrahimiyn

Rabbi neccini min tefekkürü küfr
Ve ente raufurrahimiyn
Rabbi neccini min tefekkürü şirk
Ve ente raufurrahimiyn
Rabbi neccini min tefekkürü isyan
Ve ente raufurrahimiyn
Rabbi neccini min tefekkürü zulum ve nisyan
Ve ente raufurrahimiyn
Rabbi neccini min tefekkürü fiski fücur

Ve ente raufurrahimiyn
Rabbi neccini min tefekkürü zina
Ve ente raufurrahimiyn
Rabbi neccini min tefekkürü cürüm
Ve ente raufurrahimiyn
Ve salli a la seyyidina muhammedül emin
Vel eman el eman el eman el eman ya rabbel alemiyne amiyn

Neccini 2.Bölüm

Rabbi Yeşfeul mü minin
Ve ente şifael mü minin

Rabbi Yeşfeul müslimiyn
Ve ente şifael müslimiyn

Rabbi Yeşfeul mühtedin
Ve ente şifael mühtedin

Rabbi Yeşfeul müşfikiyn
Ve ente şifael müşfikiyn

Rabbi Yeşfeul mutasarrifiyn
Ve ente şifael mutaSARRIFIYN

Rabbi Yeşfeul HALiMiYN
Ve ente şifael SELiMiYN

Rabbi Yeşfeul AAAlimiyne
Ve ente şifael muallimiyn

Rabbi Yeşfeul naimiyne
Ve ente şifael en amiyn

Rabbi Yeşfeul mazlumiyne
Ve ente şifael mazlumun

Rabbi Yeşfeul sadikiyne
Ve ente şifael musaddikiyn

Rabbi Yeşfeul vahişiynel mücrimune
Ve ente şifael hayatel tercüman

Rabbi Yeşfeul kaşifiynel mükaşefetiddiyni islam
Vessiratel mü minine ve enames salihiyne ve şüheda ve nebaten nebbiyyyine ve rasulallah
Ve ente şifael mü minin müslimiyn saliyhiyn şüheda ve nebiyyine ve rasulune cemiiiyn

Rabbi Yeşfeul musa ve ashabiyn
Isa ve ashabiyn mehdi ve cemeatiyn
Ve ente şifaes sadikiynel sirateş şereatıyn

Rabbi Yeşfeul halikiyn
Ve ente şifael mahlukiyn

Rabbi Yeşfeul refikiyn
Ve ente şifael merfukiyn

Rabbi Yeşfeul gaametiyn
Ve ente şifael ehli istikametel mü minin

Rabbi Yeşfeun naas
Ve ente şifae insane ellezi zaaifun bel şeytane aduvvin mübiyne minel cinneti vennas

Rabbi Yeşfeul Abdullah
Ve ente şifael mü minine taabudallah

Rabbi Yeşfeul müttekiyne
Ve ente şifael müttekiyn

Rabbi Yeşfeul siddikiyne
Ve ente şifael müsaddikiyn

Rabbi Yeşfeul veledi vel benatil gayri reşidiyn
Ve ente şifael Raşidiynel mürşidiyn

Rabbi Yeşfeul failiynel men faale arifiyn
Ve ente şifael marufun

Ya kahhar DECCAL VE ORDUSUNU KAHREYLE
Ve ente kahharul aziym

Rabbi Yeşfeul mü minine bi sahibi adabel islam vel müslimun
Ve ente şifael sahibu ahlakel melekiyn

Rabbi Yeşfeul mü minin bi sahibi kalbil mutmainniyn
Ve ente şifael tatminiyne bil iman

Rabbi Yeşfeul mü minine sahibi firaset
Ve ente şifael mü minine ellezi nazerel min firaset

Rabbi Yeşfeu tatmeinnel kulub heze min ile zikrullah
ellezi şifael mü minine heza vallahi kitabullah furkanullah kerimul kitap kelamullah amiyne salavatullah ve selamullah alennebiyyine muhammedun rasulullah

Neccini 3.Bölüm

Essalatu vesselamu aleyke ya rasulallah
Essalatu vesselamu aleyke ya habiballah
Esselatü vessselamu aleyke ya şefiallah
Essealtü vesselamun aleyke ya azizallah
Esselatü veselamu aleyke ya seyyidinel evveliyne vel ahiriyne ve selamün alel mürseliyne vel hamdülillahi raabbil alemiyn
Amiyn amiyn bi hurmeti taha ve yasin
Istecib duaene ya rabbel alemiyn

---oOo---

أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne, Amiyn.

Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

--OoO--

Bu konuyu yazdır

Dini-1 Enam Suresi Arapça Okunuşu Arapça blok halinde metin
Yazar: RasitTunca - 08-28-2022, 10:12 AM - Forum: Kuran-ı Kerim Hakkında Bilgiler - Yorum Yok

Enam Suresi Arapça Okunuşu

سورة الأنعام
بسم الله الرحمن الرحيم

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِم يَعْدِلُونَ هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلاً وَأَجَلٌ مُّسَمًّى عِندَهُ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ وَهُوَ اللَّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلاَّ كَانُواْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ فَقَدْ كَذَّبُواْ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنبَاء مَا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ مَّكَّنَّاهُمْ فِي الأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّن لَّكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مِّدْرَارًا وَجَعَلْنَا الأَنْهَارَ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَنشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُّبِينٌ وَقَالُواْ لَوْلا أُنزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ أَنزَلْنَا مَلَكًا لَّقُضِيَ الأَمْرُ ثُمَّ لاَ يُنظَرُونَ وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُواْ مِنْهُم مَّا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ قُلْ سِيرُواْ فِي الأَرْضِ ثُمَّ انظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ قُل لِّمَن مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُل لِلَّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلاَ يُطْعَمُ قُلْ إِنِّيَ أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قُلْ إِنِّيَ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ مَّن يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُ وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ وَإِن يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ هُوَ وَإِن يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً قُلِ اللَّهِ شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللَّهِ آلِهَةً أُخْرَى قُل لاَّ أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمُ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُواْ أَيْنَ شُرَكَاؤُكُمُ الَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ ثُمَّ لَمْ تَكُن فِتْنَتُهُمْ إِلاَّ أَن قَالُواْ وَاللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ انظُرْ كَيْفَ كَذَبُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَفْتَرُونَ وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِن يَرَوْا كُلَّ آيَةٍ لاَّ يُؤْمِنُواْ بِهَا حَتَّى إِذَا جَاؤُوكَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْأَوْنَ عَنْهُ وَإِن يُهْلِكُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ وَلَوْ تَرَىَ إِذْ وُقِفُواْ عَلَى النَّارِ فَقَالُواْ يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلاَ نُكَذِّبَ بِآيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ بَلْ بَدَا لَهُم مَّا كَانُواْ يُخْفُونَ مِن قَبْلُ وَلَوْ رُدُّواْ لَعَادُواْ لِمَا نُهُواْ عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ وَقَالُواْ إِنْ هِيَ إِلاَّ حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُواْ عَلَى رَبِّهِمْ قَالَ أَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُواْ بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُواْ الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِلِقَاء اللَّهِ حَتَّى إِذَا جَاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُواْ يَا حَسْرَتَنَا عَلَى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَى ظُهُورِهِمْ أَلاَ سَاء مَا يَزِرُونَ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَإِنَّهُمْ لاَ يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآيَاتِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ فَصَبَرُواْ عَلَى مَا كُذِّبُواْ وَأُوذُواْ حَتَّى أَتَاهُمْ نَصْرُنَا وَلاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللَّهِ وَلَقَدْ جَاءَكَ مِن نَّبَإِ الْمُرْسَلِينَ وَإِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَن تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاء فَتَأْتِيَهُم بِآيَةٍ وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ وَقَالُواْ لَوْلاَ نُزِّلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ قُلْ إِنَّ اللَّهَ قَادِرٌ عَلَى أَن يُنَزِّلَ آيَةً وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ وَمَا مِن دَابَّةٍ فِي الأَرْضِ وَلاَ طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلاَّ أُمَمٌ أَمْثَالُكُم مَّا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِن شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ مَن يَشَإِ اللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَن يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ قُلْ أَرَأَيْتَكُم إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللَّهِ تَدْعُونَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِنْ شَاء وَتَنسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ فَلَوْلا إِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا تَضَرَّعُواْ وَلَكِن قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُواْ بِمَا أُوتُواْ أَخَذْنَاهُم بَغْتَةً فَإِذَا هُم مُّبْلِسُونَ فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ اللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُم مَّنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِهِ انظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلاَّ الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلاَّ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ فَمَنْ آمَنَ وَأَصْلَحَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ وَأَنذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحْشَرُواْ إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُم مِّن دُونِهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ وَلاَ تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِم مِّن شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ وَكَذَلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لِّيَقُولُوا أَهَؤُلاء مَنَّ اللَّهُ عَلَيْهِم مِّن بَيْنِنَا أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِالشَّاكِرِينَ وَإِذَا جَاءَكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَن عَمِلَ مِنكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِن بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ قُل لاَّ أَتَّبِعُ أَهْوَاءكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُهْتَدِينَ قُلْ إِنِّي عَلَى بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّي وَكَذَّبْتُم بِهِ مَا عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلَّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ قُل لَّوْ أَنَّ عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ لَقُضِيَ الأَمْرُ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِالظَّالِمِينَ وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُم بِاللَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُم بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَى أَجَلٌ مُّسَمًّى ثُمَّ إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُم حَفَظَةً حَتَّىَ إِذَا جَاءَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لاَ يُفَرِّطُونَ ثُمَّ رُدُّواْ إِلَى اللَّهِ مَوْلاهُمُ الْحَقِّ أَلاَ لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ قُلْ مَن يُنَجِّيكُم مِّن ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَّئِنْ أَنجَانَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ قُلِ اللَّهُ يُنَجِّيكُم مِّنْهَا وَمِن كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنتُمْ تُشْرِكُونَ قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَن يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِّن فَوْقِكُمْ أَوْ مِن تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُم بَأْسَ بَعْضٍ انظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ وَكَذَّبَ بِهِ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّ قُل لَّسْتُ عَلَيْكُم بِوَكِيلٍ لِّكُلِّ نَبَإٍ مُّسْتَقَرٌّ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلاَ تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ وَمَا عَلَى الَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَلَكِن ذِكْرَى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لاَّ يُؤْخَذْ مِنْهَا أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أُبْسِلُواْ بِمَا كَسَبُواْ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُواْ يَكْفُرُونَ قُلْ أَنَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَا لاَ يَنفَعُنَا وَلاَ يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطِينُ فِي الأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ أَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ إِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَىَ وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ وَأَنْ أَقِيمُواْ الصَّلاةَ وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذِيَ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ آزَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا آلِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلالٍ مُّبِينٍ وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لا أُحِبُّ الآفِلِينَ فَلَمَّا رَأَى الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَئِن لَّمْ يَهْدِنِي رَبِّي لأكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ فَلَمَّا رَأَى الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَذَا رَبِّي هَذَا أَكْبَرُ فَلَمَّا أَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللَّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلاَ أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلاَّ أَن يَشَاء رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ وَكَيْفَ أَخَافُ مَا أَشْرَكْتُمْ وَلاَ تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُم بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِالأَمْنِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ يَلْبِسُواْ إِيمَانَهُم بِظُلْمٍ أُوْلَئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ وَتِلْكَ حُجَّتُنَا آتَيْنَاهَا إِبْرَاهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَّن نَّشَاء إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ كُلاًّ هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِن قَبْلُ وَمِن ذُرِّيَّتِهِ دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَى وَهَارُونَ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَى وَعِيسَى وَإِلْيَاسَ كُلٌّ مِّنَ الصَّالِحِينَ وَإِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا وَكُلاًّ فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ وَمِنْ آبَائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَإِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُواْ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ فَإِن يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلاء فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَّيْسُواْ بِهَا بِكَافِرِينَ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ قُل لاَّ أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ وَمَا قَدَرُواْ اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِذْ قَالُواْ مَا أَنزَلَ اللَّهُ عَلَى بَشَرٍ مِّن شَيْءٍ قُلْ مَنْ أَنزَلَ الْكِتَابَ الَّذِي جَاءَ بِهِ مُوسَى نُورًا وَهُدًى لِّلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا وَعُلِّمْتُم مَّا لَمْ تَعْلَمُواْ أَنتُمْ وَلاَ آبَاؤُكُمْ قُلِ اللَّهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُّصَدِّقُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَهُمْ عَلَى صَلاتِهِمْ يُحَافِظُونَ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِيَ إِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثْلَ مَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلائِكَةُ بَاسِطُواْ أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُواْ أَنفُسَكُمُ الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنتُمْ عَنْ آيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاء ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاء لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّ ذَلِكُمُ اللَّهُ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ فَالِقُ الإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُواْ بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ وَهُوَ الَّذِيَ أَنشَأَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ وَهُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَأَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُّخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُّتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِن طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِّنْ أَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ انظُرُواْ إِلَى ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَيَنْعِهِ إِنَّ فِي ذَلِكُمْ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ وَجَعَلُواْ لِلَّهِ شُرَكَاء الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُواْ لَهُ بَنِينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَصِفُونَ بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ لاَّ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ قَدْ جَاءَكُم بَصَائِرُ مِن رَّبِّكُمْ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَا وَمَا أَنَاْ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍ وَكَذَلِكَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ وَلِيَقُولُواْ دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ وَلَوْ شَاء اللَّهُ مَا أَشْرَكُواْ وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ وَلاَ تَسُبُّواْ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ فَيَسُبُّواْ اللَّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذَلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِم مَّرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ وَأَقْسَمُواْ بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِن جَاءَتْهُمْ آيَةٌ لَّيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ إِنَّمَا الآيَاتُ عِندَ اللَّهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَا إِذَا جَاءَتْ لاَ يُؤْمِنُونَ وَنُقَلِّبُ أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُواْ بِهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَا إِلَيْهِمُ الْمَلائِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتَى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلاً مَّا كَانُواْ لِيُؤْمِنُواْ إِلاَّ أَن يَشَاء اللَّهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الإِنسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاء رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ وَلِتَصْغَى إِلَيْهِ أَفْئِدَةُ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُواْ مَا هُم مُّقْتَرِفُونَ أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاً وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَّ مُبَدِّلِ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِي الأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ إِن يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَخْرُصُونَ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ مَن يَضِلُّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ فَكُلُواْ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ بِآيَاتِهِ مُؤْمِنِينَ وَمَا لَكُمْ أَلاَّ تَأْكُلُواْ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُم مَّا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلاَّ مَا اضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ وَإِنَّ كَثِيرًا لَّيُضِلُّونَ بِأَهْوَائِهِم بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِالْمُعْتَدِينَ وَذَرُواْ ظَاهِرَ الإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُواْ يَقْتَرِفُونَ وَلاَ تَأْكُلُواْ مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُ لَفِسْقٌ وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ أَوَ مَن كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِّنْهَا كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُواْ فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ إِلاَّ بِأَنفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ وَإِذَا جَاءَتْهُمْ آيَةٌ قَالُواْ لَن نُّؤْمِنَ حَتَّى نُؤْتَى مِثْلَ مَا أُوتِيَ رُسُلُ اللَّهِ اللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُواْ صَغَارٌ عِندَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُواْ يَمْكُرُونَ فَمَن يُرِدِ اللَّهُ أَن يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلإِسْلامِ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاء كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللَّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ وَهَذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ لَهُمْ دَارُ السَّلامِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُم مِّنَ الإِنسِ وَقَالَ أَوْلِيَاؤُهُم مِّنَ الإِنسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا الَّذِيَ أَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلاَّ مَا شَاء اللَّهُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ وَكَذَلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُواْ شَهِدْنَا عَلَى أَنفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَ ذَلِكَ أَن لَّمْ يَكُن رَّبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِّمَّا عَمِلُواْ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِن بَعْدِكُم مَّا يَشَاء كَمَا أَنشَأَكُم مِّن ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ آخَرِينَ إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَآتٍ وَمَا أَنتُم بِمُعْجِزِينَ قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُواْ عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ وَجَعَلُواْ لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ الْحَرْثِ وَالأَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُواْ هَذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلاَ يَصِلُ إِلَى اللَّهِ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَى شُرَكَائِهِمْ سَاء مَا يَحْكُمُونَ وَكَذَلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٍ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ قَتْلَ أَوْلادِهِمْ شُرَكَاؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُواْ عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ وَلَوْ شَاء اللَّهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ وَقَالُواْ هَذِهِ أَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌ لاَّ يَطْعَمُهَا إِلاَّ مَن نَّشَاء بِزَعْمِهِمْ وَأَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَأَنْعَامٌ لاَّ يَذْكُرُونَ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا افْتِرَاء عَلَيْهِ سَيَجْزِيهِم بِمَا كَانُواْ يَفْتَرُونَ وَقَالُواْ مَا فِي بُطُونِ هَذِهِ الأَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِّذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَى أَزْوَاجِنَا وَإِن يَكُن مَّيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَاء سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُواْ أَوْلادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُواْ مَا رَزَقَهُمُ اللَّهُ افْتِرَاء عَلَى اللَّهِ قَدْ ضَلُّواْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ وَهُوَ الَّذِي أَنشَأَ جَنَّاتٍ مَّعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُواْ مِن ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَآتُواْ حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ وَمِنَ الأَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ مِّنَ الضَّأْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الأُنثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الأُنثَيَيْنِ نَبِّؤُونِي بِعِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ وَمِنَ الإِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الأُنثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الأُنثَيَيْنِ أَمْ كُنتُمْ شُهَدَاء إِذْ وَصَّاكُمُ اللَّهُ بِهَذَا فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ قُل لاَّ أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلاَّ أَن يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَّسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ وَعَلَى الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا إِلاَّ مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا أَوِ الْحَوَايَا أَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذَلِكَ جَزَيْنَاهُم بِبَغْيِهِمْ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ لَوْ شَاء اللَّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلاَ آبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِن شَيْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم حَتَّى ذَاقُواْ بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إِلاَّ تَخْرُصُونَ قُلْ فَلِلَّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِن شَهِدُواْ فَلاَ تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاء الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَهُم بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ قُلْ تَعَالَوْا أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلادَكُم مِّنْ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُواْ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللَّهِ أَوْفُواْ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ثُمَّ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذِيَ أَحْسَنَ وَتَفْصِيلاً لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَّعَلَّهُم بِلِقَاء رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ أَن تَقُولُواْ إِنَّمَا أُنزِلَ الْكِتَابُ عَلَى طَائِفَتَيْنِ مِن قَبْلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ أَوْ تَقُولُواْ لَوْ أَنَّا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَّبَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ آيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يَصْدِفُونَ هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيَهُمُ الْمَلائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لاَ يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِن قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انتَظِرُواْ إِنَّا مُنتَظِرُونَ إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمْ وَكَانُواْ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ مَن جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَن جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى إِلاَّ مِثْلَهَا وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قُلْ إِنَّ صَلاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَبْغِي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلاَ تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلاَّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلائِفَ الأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِّيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Kabe Hakkında Bilgiler – Kabenin Krokisi ve Kabenin Yönleri
Yazar: RasitTunca - 08-28-2022, 07:28 AM - Forum: Coğrafya Bilgileri - Yorum Yok



Kabe Hakkında Bilgiler | Kabenin Krokisi ve Kabenin Yönleri | Kabe Resimleri | Beytül Harem | Beytullah | Kabe | V150520210249 Serili Galeri

Kabe Hakkında Bilgiler – Kabenin Krokisi ve Kabenin Yönleri

Kabe Müslümanların kıblesi olarak bilinir. Dünyadaki tüm Müslümanlar namaz kılarken yönünü Kabe’ye göre ayarlar. Kabe’nin olduğu yere kıble denir ve namaz kılarken kıbleye yönelik namaz kılınır. Ayrıca Kabe yeryüzünde bilinen ilk mabet sayılır.

Kabe’yi İlk Kim İnşa Etmiştir?

Kabe Allah’ın (C.C) evidir. Kabe’ye Allah’ın evi denmesinin sebebi; Hac Suresi 26. ayet: Bir zamanlar Kabe’nin yerini İbrahim’e şu şekilde hazırlamıştık: Sakın hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için Evimi tertemiz tut.

Bazı kaynaklarda Kabe’nin bilinenden çok eskilere dayandığı söyleniyor. İslami literatüre göre Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yaptırılmıştır. Bazı zamanlarda sel felaketleri ile yıkılıp yeniden inşa edildiği de söyleniyor. Kabe’nin tarih süresince bir çok değişime uğradığı da söyleniyor. Bazı dönemler de belli kısımlarının yenilendiği bazı dönemler de ise tamamen yenilendiği söyleniyor. Kuran’a göre İbrahim ve İsmail peygamberler tarafından temelleri atılıp inşa edilmiş.

Kabe’nin Yapısal Özellikleri ve Bulunduğu Yer Neresidir?

Kabe’nin bulunduğu yer Mekke’dir. Merak edilen Kabe nerede sorusu Mekke- Suudi Arabistan’da bulunmaktadır. Mekke’de Mescid-i Haram içinde yer alır. İslam dinine göre kutsal sayılan kübik bir yapı. İslam dinine göre ilk ve en kutsal görülen mekandır.

Kabe yaklaşık bir küp biçimindedir. Kabe’nin Kuzeydoğu duvarı 12,63 kuzeybatı duvarı 11,03 güneybatı duvarı 13,10 metre güneydoğu duvarı 11,22 metre ve yüksekliği 13 metredir. Bu biçimde 145 m² alan üzerine kurulmuştur. Mekke tepelerinde bulunan granit taşlar Kabe duvarlarında kullanılmıştır.

Kabe’nin Bölümleri

Kabe içerisine yılda iki kez temizleme amaçlı olarak girilmektedir. Kabe kapısı zeminden daha yüksek olduğundan ötürü ona uygun bir tekerlekli merdiven kullanılarak Kabe’ye girilir. Kabe ahşap bir tavana sahiptir. Tabanı ise mermer ve kireçtaşlarından oluşur. İç duvarların alt kısmı mermer ile kaplıdır. bu mermer duvar üstüne üzerine Kur’an’dan ayetler kazılmış olan mermer tabletler konulmuştur. İç duvarların üst kısmı üzerinde altın işleme kullanılan Kur’an ayetleri bulunan bir yeşil bez ile kaplıdır.

1) Hacerü’l-Esved: Doğu köşesinde bulunan kara parlak taştır.

2)Kâbe Kapısı: Kâbe’nin doğu duvarında zeminden 2,13 metre yükseklikte bulunmaktadır.

3) Altın Oluk veya Mizab: Kuzey duvarı üzerinde bulunan altından yapılmış oluk.

4) Şâdervân

5) Hicr

6) Multezem

7) Makam-ı İbrahim: İbrahim ve oğlu İsmail Kâbe inşa edilmekteyken İbrahim’in ayak izinin olduğu bir bölge.

8) Hacerü’l-Esved veya Şarki köşe: Doğu köşesi.

9) Yemânî veya Ruknülyemânî köşe: Güney köşesi.

10) Şâmî köşe: Batı köşesi.

11) Irakî köşe: Kuzey köşesi.

12) Kâbe Örtüsü veya Kisve: Kabe’nin üzerine örtülen altın ce işlemleri olan ve hat yazıları bulunan siyah renkte örtü.

13) Tavaf’ın başlangıç çizgisi olarak kullanılan mermer bant.

14) Cebrail Makamı: Kâbe’nin doğu duvarının önünde kapının bulunmadığı bölümde “Irakî” köşesinin hemen yanında bulunan mevkii.

Kabe’nin Örtüsü Hakkında Bilgi

Kabe’nin örtüsü üç bölümden oluşmaktadır. Bu üç bölüm dış örtüsü, iç örtüsü ve kuşak bölümleridir.

Kâbe yada Kabe-i Şerif, (Arapça: الكعبة المشرفة) Mekke’de,Mekke-i mükerreme şehrinde…

Mescid-i Haram’ın ortasında dört köşeli, taştan inşaa edilmiş bir odadır. Müslümanlarca dünya üzerindeki en kutsal mekan kabul edilir. Müslümanlar Namaz kılarken yüzlerini Kabe’ye dönerler. Ölüler yüzleri Kabe’den geçen meridyene bakacak şekilde gömülür. Kabe, Hac ibadeti için her yıl dünyanın dört bir yanında milyonlarca Müslüman tarafından ziyaret edilir. Yapılış tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Hz. İbrahim tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. İslamiyetten önce de Araplar tarafından kutsal sayılan Kabe’de birçok put bulunmaktaydı. Mekke’in fethinden sonra Kabe putlardan temizlenmiş ve onarılmıştır .

Kabe’nin duvarları siyah taşlardan yapılmıştır. 25 cm yükseklikte ve 30 cm kadar çıkıntılı bir mermer kaide üzerinde bulunmaktadır. Bu duvarlar yere kadar inen ve yer hizasında kaideye bakır halkalarla bağlanan siyah bir örtü ile örtülüdür. Tek parça olup her yıl yenilenen örtünün yalnız kapı ve damdaki oluğun hizasına gelen kısmı kesiktir. Örtü ipekli bir kumaştan dokunmuş olup, üzerine Kelime-i Şehadet işlenmiş, dama yakın kısmında çevresine altın işlemeli bir şerit geçirilmiş; kemer biçiminde olan bu şeride de Kur’an ayetleri işlenmiştir. Kabe’nin kuzey-batı duvarında yerden 2 m. kadar yükseklikte, yer yer yaldızlı, gümüş kaplı bir kapı bulunmaktadır. Kapıya özel olarak yapılmış tekerlekli bir merdivenle çıkılmakta ve kapı öyle açılmaktadır. Kabe’nin içinde tavana çıkmak için bir merdiven ve üç ağaç sütun bulunmaktadır. İç duvarlar ve yerler mermer kaplıdır. Tavanda altın ve gümüş kandiller asılıdır. Kapıya yakın bir yerde Hacer-i Esved yerleştirilmiş ve gümüş bir çemberle çevrilmiştir. Hacer-i esved’in tam karşısında Zemzem kuyusunun bulunduğu bina vardır. Kabe’nin çevresindeki tavaf yeri mermer döşelidir.


Kanuni Sultan Süleyman tarafından tavanı onarılan Kabe, beşinci onarımını I. aHMED döneminde görmüş, IV. Murad döneminde çıkan sel baskını sonucunda üç cephesi yıkılmış ve yine aynı padişah tarafından onarılmıştır.

Kâbe’nin fiziksel özellikleri ve konumu

Kâbe’nin geniş duvar yapısı bir küp biçimindedir.

Duvarlarında kullanılan taşlar Mekke tepelerindeki granit taşlardır.

Tavanı ahşaptır.

Kâbe, kuzeydoğu duvarı 12.63; kuzeybatı duvarı 11.03; güneybatı duvarı 13.10; güneydoğu duvarı 11.22 ve yüksekliği 13 m olan 145 m² alan üzerine kurulmuştur.

Üzeri altın işlemeli hat yazıları bulunan siyah bir örtü (sitâre) ile örtülüdür. Örtüsü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.

Kâbe’nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır. Doğu köşesine “Hacer-ül Esved” veya “Şarki”, kuzey köşesine “Irakî”, batı köşesine “Şâmî” ve güney köşesine de “Yemânî” denir.

Kâbe’nin küresel yer bulma sistemindeki yeri 21°25′24″N, 39°49′24″E.

Siyah granit türü taş ile inşaa edilmiş olan Kabe, şazarvan denen 25 metre yüksekliğindeki 30 santimetre kadar dışa taşan bir taban üzerinde yükselir. Köşeleri 4 ana yöne bakar. Kuzeybatı duvarında yerden 2 metre yüksekliğinde bir kapısı vardır. Doğu köşesinde yerden 1.5 yükseklikte duvara yerleştirilmiş olan Hacer-ül Esved ile kapı arasında kalan bölümü multazam adı verilir. Hacılar ellerini buraya koyarak dua ederler. Kâbe, yere kadar inen ve uçunda bakır halkalarla şazarvana tutturulan siyah bir örtü ile örtülüdür. Kisve denilen örtünün kapı ve oluklara rastlayan yerleri, kesiktir. Kesik yerlerin kenarları sırma işlemelidir. Bu örtü, Osmanlı döneminde Mısır’da özel olarak dokutulurdu. Her yıl, 25 ya da 28 Zilkade’de bu örtü kaldırılır ve yerine geçici olarak uçları yerden ancak 2 metre yukarıya kadar inen beyaz bir örtü örtülür. Buna Kâbe’nin ihrama girmesi denir. Bu sene 29 Mart’a denk gelecek olan Zilhidçe ayının birinde ise Kâbe, baştan başa gülsuyu ile yıkanacak ve altın sırmalı siyah örtüsü yenilenecek.

Kâbe’nin kuzeybatı duvarının tam karşısında bir metre yükseklikte, 1.5 metre kalınlığında yarım daire biçiminde beyaz mermerden bir duvar vardır. Bu duvarın çevrelediği alana Hatim denir ve Kâbe’nin içi sayılır. Bu bölümde Hz. İsmail ile annesi Hacer’in gömülü olduklarına inanılır.

Kâbe’nin tavaf edildiği taş döşemenin üzerinde sığ bir çukur vardır. Hz. İbrahim’in Kâbe’yi yaparken, bu çukurda harç kardığı söylenir. Yine aynı yönde Makam-ı İbrahim denilen bir taş vardır. Bugün küçük kubbeli bir yapı ve cam muhafaza içine alınmış olan bu taşı Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken, iskele gibi kullandığına ve üzerindeki çukurluğunda onun ayak izi olduğuna inanılır.

Kâbe’nin yapısı sade fakat heybetlidir. Üzerindeki örtü ipekli bir kumaştan dokunmuş olup, üzerine Kelime-i Şehadet işlenmiş, çatıya yakın kısmında çevresine altın işlemeli bir şerit geçirilmiş; kemer biçiminde olan bu şeritte de Kur’an ayetleri işlenmiştir.

Mescid-i Haram (Arapça: المسجد الحرام): Kâbe’nin de içinde bulunduğu alanı çevreleyen büyük mescide “Mescid-i Haram” denilmektedir. “Hürmetli Mescid” anlamına gelen bu ifade Kur’an’da 16 ayette yer almaktadır.

Mescid-i Haram’ın doğu köşesine işaret taşı olarak farklı renk ve özelliğe sahip olan siyah taş demek olan “Hacer-ül Esved” yerleştirilmiş ve gümüş bir çerçeveyle çevrilmiştir. Bu taşın İbrahim’den günümüze kadar gelen bir hatıra olduğu kabul edilir.

Kâbe, İbrahim ve İsmail’den sonra birçok değişikliklere maruz kalmıştır. Çeşitli dönemlerde kısmen ya da bütünüyle yeniden inşa edilmiş ve günümüzdeki haline ulaşmıştır. Şu anda Kâbe, Mescid-i Haram ile birlikte toplam 361.000 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır.

Kâbe’nin Konumu


Kâbe toplumlarca kutsal ve saygın olarak bilinirdi. Hintliler Kâbe’ye saygı gösterirlerdi ve kendilerince üçüncü uknum olarak kabul edilen “sifa”nın ruhunun, eşiyle birlikte Hicazı ziyaret ettiği sırada Hacer-ül Esved’e hulul ettiğini söylerlerdi.

Fars ve Keldani Sabiileri onu yedi büyük evden biri kabul ederlerdi. 53 Bir de, eski ve uzun süre ayakta kalmış olması dolayısıyla Zühal’in evi olduğuna inanılırdı.

Farslar da Kâbe’ye saygı gösterirlerdi. Hürmüz’ün ruhunun ona hulul ettiğine inanırlardı. Bazen Hac için gittikleri de olurdu.

Yahudiler ona saygı gösterir, İbrahim’in dini üzere orada Allah’a ibadet ederlerdi. İçinde resimler ve heykeller bulunurdu. Bunlar arasında ellerinde fal okları bulunan İbrahim ve İsmail’in resimleri de yer alırdı. Bakire Meryem’in ve Mesih’in resmi de yapılmıştı. Bu da Yahudiler gibi Hıristiyanların da ona saygı gösterdiklerinin tanığıdır.

Araplar da Kâbe’ye büyük bir saygı gösterirlerdi. Onu Allah’ın evi kabul ederlerdi. Her taraftan gelip ona hac ziyaretinde bulunurlardı. Kâbe’nin İbrahim tarafından yapıldığını söylüyorlardı. Hac, İbrahim’in Araplar arasında tevarüs eden dininin bir kuralıydı.

Kâbe’nin Yönetimi


Kâbe’nin yönetimi İsmail’in elindeydi. Ondan sonra bu görev oğullarına geçti. Sonra Curhum kabilesi onlara karşı üstünlük sağlayıp Kâbe’nin yönetimini ele geçirdiler. Ardından Kerker oğullarından bir taife olan Amalikler, Curhum kabilesiyle bir dizi savaşa girişip Kâbe’ye sahip oldular. Amalikler Mekke’nin aşağı kısmına konaklamışlardı. Curhumlular da yukarı kısmına yerleşmişlerdi. İçlerinde melikleri de vardı.

Sonra talih Curhumlulardan yana döndü; Amalikleri yenilgiye uğratıp Kâbe’nin yönetimini ele geçirdiler. Böylece yaklaşık olarak üç yüz yıl yönetim onların elinde kaldı. Hz. İbrahim’in yapısına eklemede bulundular, duvarlarını yükselttiler.

İsmail oğulları güçlenip çoğalınca, artık belli bir caydırıcı kuvvete kavuşunca, Mekke onlara dar gelmeye başladı. Bunun üzerine Curhumlular’la savaştılar, onları yenilgiye uğratıp Mekke’den çıkardılar. O sırada İsmail oğullarının başında Amr b. Luhay bulunuyordu. Kendisi Huzaa kabilesinin büyüğüydü. Mekke’nin yönetimini ele geçirip Kâbe’nin işlerini kendi uhdesinde topladı. Kâbe’nin üzerine putları koyup insanları onlara tapmaya çağıran ilk kişi odur. Kâbe’nin üzerine koyduğu ilk put “Hubel”dir. Onu Şam’dan getirmiş, Kâbe’nin damına koy-muştu. Ardından başka putlar da getirmişti. Böylece putların sayısı artmış ve Araplar arasında puta tapıcılık yayılmış ve tek ilaha kulluğu esas alan Hanif dini yok olmuştu.

Curhum kabilesinden Şahne b. Halef konuyla ilgili olarak Amr b. Luhay’a hitaben şöyle der:

“Ey Amr, ilahlar icad ettin sen. Çeşit çeşit Mekke’de, evin çevresine putlar diktin. Oysa Kâbe’nin bir tane Rabbi vardı, ebedi… Ama sen, insanlar içinde, onun birçok Rabbinin olmasını sağladın. Yakında bileceksiniz ki, Allah kısa süre sonra, sizin dışınızda evi için bir koruyucu seçecektir.”

Kâbe’nin yönetimi Halil el-Huzai zamanına kadar Huzaa oğullarının elindeydi. Halil kendisinden sonra yönetimi kızına verdi. Kızı da Kusay b. Kilab’ın karısıydı. Kâbe kapısını açıp kapatmayı Huzaa oğullarından Ebu Gabşan el-Huzai adlı birine verdi. Ebu Gabşan bu görevi, bir deve ve bir fıçı şarap karşılığında Kusay b. Kilab’a sattı. Bu olay Araplar arasında bir darb-ı mesel olmuştur: “Ebu Gabşan’ın alış verişinden daha zararlı…” diye.

Böylece yönetim Kureyş’e geçti. Kusay Kâbe’nin yapısını yeniledi. Daha önce buna değinmiştik. Durum,

Hz. Muhammed (S.A.V.) Mekke-‘yi fethetmesine kadar bu şekilde devam etti. Resulullah (S.A.V.) Kâbe’ye girdi, duvarlardaki resim ve kabartmaların silinmesini, içindeki putların kırılmasını emretti. Üzerinde Hz. İbrahim’in iki ayağının izi bulunan taş, yâni Makam-ı İbrahim, o sırada Kâbe’nin yakınlarındaki koruma altında bir şeyin içindeydi. Sonra bugün bilinen yere gömüldü. Burası dört sütun üzerinde duran bir kubbedir. Tavaf edenler namaz kılmak amacıyla buraya yönelirler.

Kâbe’yle ilgili haberler ve onunla bağlantılı dinsel uygulamalar çok ve uzundur.

Kabe’nin Tarihi


Kabe, İslam’dan önce çoktanrılı inançlarca kullanılan bir tapınaktı ve Arap Yarımadasının dört bir yanından hacılar Kabe’yi ziyaret ediyorlardı.1 Daha erken dönemlerdeki tarihine ilişkin yeterli bir bilgi yoktur.1

Kuran’da İbrahim ve İsmail peygamberler tarafından Kabe’nin temellerinin yükseltildiği yazar. Bu ayetin meali tartışmalı olmakla birlikte genel olarak İslam’da Kabe’nin ilk olarak Adem tarafından yapıldığına ancak ondan geriye sadece temellerinin ayakta kaldığına inanılır:

“Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.”

Kâbe, tarih boyunca birçok değişikliklere maruz kalmıştır. Çeşitli dönemlerde kısmen ya da bütünüyle yeniden inşa edilmiş ve günümüzdeki haline ulaşmıştır. Günümüzde Kabe’yi barındıran Mescid-i Haram, toplam 361.000 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır.

Kâbe’nin etrafını çeviren ve Kâbe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapı (revaklar), Osmanlı padişahı II. Selim zamanında yapılmış, planlarını Mimar Sinan hazırlamıştır.

İslamiyetten önce


Kâbe’yi ilk kez inşa eden kişinin Hz. İbrahim (a.s) olduğu tevatür düzeyinde kesin bir tarihsel olgudur. O dönemde bölgede İbrahim’in oğlu İsmail ile Yemen’den gelen kabilelerden olan Curhum kabilesi yaşıyordu. İbrahim Kâbe’yi yaklaşık olarak dörtgen şeklinde inşa etmişti. Dört yöne bakan köşeleri, esen şiddetli rüzgarların etkisini kırıyor, zarar vermesini engelliyordu.

Kâbe, Amalikler’in yeniledikleri güne kadar İbrahim’in inşa ettiği şekilde kaldı. Sonra Curhum kabilesi (veya tam tersine önce Curhum ve daha sonra Amalikler) Emir-ül Mü’minin’den gelen rivayette belirtildiği gibi yeniden onu inşa ettiler.

Kâbe’nin yönetimi, hicretten önce ikinci yüzyılda Peygamberimizin atalarından biri olan Kusay b. Kilab’ın eline geçince, onu yıkıp yeniden sağlam bir şekilde inşa etti. Devm (bir çeşit hurma ağacına benzer) ve hurma ağacı kerestesinden bir tavan yaptı. Yanına da Dar-un Nedve’yi inşa etti. Yönetim işlerini ve ileri gelenlerle istişare etmeyi burada yürütüyordu. Sonra Kâbe duvarlarının baktığı yönleri Kureyş oymakları arasında bölüştürdü. Onlar da evlerini Kâbe’nin etrafındaki tavaf alanının çevresinde yaptılar. Evlerinin kapılarını Kâbe’ye açılacak şeklide planladılar.

Peygamberimizin peygamber olarak gönderilişinden beş yıl önce bir sel sonucu Kâbe yıkıldı. Kabileler Kâbe’yi yeniden inşa etmek için iş bölümü yaptılar. Duvarlarını yapan usta Yunanlı (Rum) Yakum’du. Mısırlı bir marangoz da ona yardım ediyordu. Sıra Hacer-ül Esved’in yerleştirilmesine gelince, onu yerine koyma onuruna kimin erişeceği hususunda aralarında tartışma çıktı. Sonunda Hz. Muhammed’in (S.A.V.) hakemliğine başvurmaya karar verdiler. Peygamberimiz (S.A.V.) o sırada otuz beş yaşındaydı. Kureyşliler onu akıllı, ileri görüşlü, doğru biri olarak biliyorlardı. Hz. Muhammed bir aba istedi. Hacer-ül Esved’i örtünün üzerine koydu. Sonra her kabilenin temsilcisinin örtünün bir ta-rafından tutup kaldırmasını istedi. Taşın konulacağı doğu tarafındaki yere kadar yükselttiklerinde, Hz. Muhammed (S.A.V.) taşı tutup yerine yerleştirdi. Yapılan harcamalar onlara ağır gelmeye başladığında, yapıyı bugünkü hali üzere bıraktılar. Böylece Kâbe’nin bazı bölümleri yapı dışında kaldı. Binayı küçülttüklerinden Hacer-ül Esved tarafındaki Hicr-i İsmail dışarıda bırakılmış oldu.

İslamiyetten sonra

Kâbe, Yezid bin Muaviye döneminde Abdullah bin Zübeyr’in Hicaz’a egemen olduğu zamana kadar bu şekilde kaldı. Yezid’in Mekke’deki kumandanlarından Husayn, İbn-i Zübeyr’le savaştı. Kâbe mancınık atışından isabet aldı. Daha sonra yıkıldı, örtüsü ve bazı ahşap bölmeleri yandı. Sonra Yezid ölünce kuşatma kaldırıldı. İbn-i Zübeyr Kâbe’yi yıkıp yeniden inşa etmek istedi. Bu amaçla Yemen’den arıtılmış kireç getirildi. Duvarları onunla yapıldı. Hicr-i İsmail Kâbe’nin içine dahil e-dildi. Kapının yere bitişik olması sağlandı. Karşı duvarda bir kapı daha açıldı. İnsanlar birinden girip diğerinden çıksınlar diye. Yüksekliği yirmi yedi zira (yaklaşık on üç buçuk metre) olarak öngörüldü. Bina tamamlanınca, Kâbe’nin içine ve dışına misk ve esans sürüldü. Üzeri halis ipek kumaşla örtüldü. Kâbe’nin onarımı Hicri 64 yılının recep ayının 17’sinde tamamlandı. Sonra Abdulmelik b. Mervan halife oldu. Komutanlarından Haccac b. Yusuf’u İbn-i Zübeyr’le savaşmak üzere görevlendirdi. Nihayet İbn-i Zübeyr yenildi ve öldürüldü. Haccac Kâbe’ye girdi ve İbn-i Zübeyr’in yaptığı değişiklikleri Mervan’a duyurdu. Mervan Kâbe’yi eski haline döndürmesini emretti. Bunun üzerine Haccac Kâbe’nin kuzey tarafını altı zira ve bir karış kadar yıktı. Bu duvarı Kureyş’in attığı temel üzerinde yeniden inşa etti. Doğuya bakan kapıyı yerden biraz yüksekçe olmasını sağladı, ötekini kapat-tı sonra kalan diğer taşları yerlere döşedi.

960 tarihinde Osmanlı Sultanlarından Sultan Süleyman tahta gelince, Kâbe’nin çatısını değiştirdi. 1021 tarihinde tahta geçen Sultan Ahmet, 1039 Tarihinde meydana gelen büyük selin yıktığı kuzey, doğu ve batı duvarlarını onardı. Sonra Osmanlı Sultanlarından 4. Murad zamanında bir kez daha onarıldı. Kâbe o günden günümüze, yâni hicri-kameri bin üç yüz yetmiş beş veya Hicri-Şemsi bin üç yüz otuz sekiz tarihine kadar herhangi bir onarım geçirmemiştir.

Mescid-i Haram


Kâbe’nin de içinde bulunduğu alanı çevreleyen büyük mescide “Mescid-i Haram” (Arapça: المسجد الحرام) denilmektedir. “Hürmetli Mescid” anlamına gelen bu ifade Kur’an’da 16 ayette yer almaktadır. Mescid-i Haram’ın doğu köşesine işaret taşı olarak farklı renk ve özelliğe sahip olan ve Arapça’da siyah taş demek olan “Hacer-ül Esved” yerleştirilmiş ve gümüş bir çerçeveyle çevrilmiştir. Bu taşın Adem’den günümüze kadar gelen bir hatıra olduğu kabul edilir.


    Hacer-ül Esved

Tavafa başlama ve tavafı bitirme noktasıdır.  Bu “Siyah Taş “ anlamındaki mübarek nokta için bir çok rivayet bulunmaktadır.  Cennetten indiği ve Kıyamet  Günü’nde şahitlik yapacağı ile ilgili rivayetler aktarılmıştır. Ayrıca Peygamber Efendimiz (SAV) bir defasında ona dudaklarını yapıştırarak uzun süre ağlamıştır.

    Makam-ı İbrahim

Kabe-i Muazzama’nın kapısının tam karşısına doğru yaklaşık olarak 10 metre mesafededir.  Kur’an-ı Kerim’de iki defa bu mübarek yerin ismi zikredilmiştir.  Peygam Efendimiz (SAV) İbrahim Makamı’nın arkasında iki defa namaz kılmıştır.  Cam fanus içerisinde İbrahim Aleyhiselamın , Kabe’yi inşa ederken üzerinde durduğu taş parçası üzerine çıkmış olan ayak izleri yer almaktadır.

    Altın Oluk

Müslümanların kıblesi Mescid-i Akasa’dan Kabe-i Muazzama’ya çevrildiğinde,  Mescid-i Nebevi’nin kıblesi Altın Oluk’un bulunduğu tarafa denk gelmiştir. Bu sebepten ötürü Peygamber Efendimiz’in (SAV) kıblesi olarak kabul edilmiş ve meşhur olmuştur.  Hazreti Peygamberimiz (SAV) tavaf yaptığı sıralarda Altın Oluk’un altına denk geldiği zamanlarda şöyle dua ederdi : “Allah’ım senden ölüm anında rahatlık, hesap anında da af dilerim “

    Mültezem

Hacer-ül Esved ile Kabe-i Muazzama kapısı arasında kalan bölümün adıdır.  Bazı rivayetlerde Peygamber Efendimiz’in (SAV) bu bölümdeki Kabe duvarına mübarek göğsünü dayayarak ellerini açıp oraya yapıştığı ve bu şekilde Cenab-ı Hakka niyazda bulunduğu bildirilmektedir.  Burada bu şekilde yapılan dualırın kabul edileceği şeklinde rivayetler bulunmaktadır.

    Müstecar

Mültezem’in simetriği içinde yer alan, Rükn-ül Yemani ile İlk Kabe kapısı arasında kalan ve bir rivayete göre , Hz Adem’in tövbesinin kabul edildiği bölgenin adıdır.

    Rüknülyemani

Tavaf yaparken Şam köşesini geçtikten sonraki ve Hacer-ül Esved köşesine varmadan önceki köşedir.  Bu köşeye geldikten sonra Rabbena Atine duası 3 defa okunur.  Bir rivayete göre bu bölgede 70000 melek bulunmaktadır.

    Şazervan

Kabe-i Muazzama’nın temellerinin dışarıda kalmış bölümleri mermer ile kapatılmıştır.  Hicr tarafında bulunan kuzeybatı duvarı hariç diğer taraflar mermer levhalarla kaplanmıştır. Bu kaplamaya Şezervan denilmektedir.

    Hicr

Aslında Kabe-i Muazzama’nın bir parçasıdır. Hatim adındaki duvarla çevrilmiştir. Peygam Efendimiz (SAV) Kabe’nin içinde namaz kılmak isteyen burada kılsın buyurmuştur.

    Safa ve Merve

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın koyduğu sembollerden biri olarak belirtilmiştir. Safa tepesi Merve’ye göre Kabe’ye daha yakındır. Aralarındaki mesafe yaklaşık olarak 400 metredir.  Safa –Merve arasında say yapılır.

[attachment=72094]

KABE’NİN YAPISI VE ÖLÇÜLERİ

Kâbe’nin planı

Kâbe’nin de içinde bulunduğu alanı çevreleyen büyük mescide “Mescid-i Harâm” denilmektedir. Kâbe’nin geniş duvar yapısı yaklaşık bir küp biçimindedir. Kabe’nin Kuzeydoğu duvarı 12,63 kuzeybatı duvarı 11,03 güneybatı duvarı 13,10 metre güneydoğu duvarı 11,22 metre ve yüksekliği 13 metredir. Böylece 145 m² alan üzerine kurulmuştur. Duvarlarında kullanılan taşlar Mekke tepelerindeki granit taşlardandır.

Kâbe’nin bölümleri

Kâbe’nin içerisine ancak yılda iki defa (Ramazan ayı başlamadan ve Kurban Bayramı ile Hac ziyaretleri başlamadan yaklaşık 15 gün önce) “Kâbe’yi temizleme töreni” adı verilen törenle Kâbe’nin anahtarını geleneksel olarak ellerinde tutan Beni Şeybe kabilesi mensupları ve seçilmiş misafirler girebilmektedir. Kâbe kapısı zeminden yüksekte olduğu için özel bir tekerlekli merdiven kullanılarak girilir. Kâbe’nin tavanı ahşaptır. Tabanı mermer ve kireçtaşı kareler ile kaplıdır. Tavana kadar iç duvarlarının alt yarısı mermerle kaplı olup bu mermer duvar üstüne üzerine Kur’an’dan ayetler kazılmış olan mermer tabletler konulmuştur. İç duvarların üst tarafı üzerinde altın işleme ile Kur’an ayetleri bulunan bir yeşil bez ile kaplıdır.

Hacerü’l-Esved: Doğu köşesinde bulunan kara parlak taştır. Müslümanlar tarafından Cennet’ten indiğine inanılır. Kâbe’de çıkan bir yangında bu taş ısı değişimi nedeniyle kırılıp 15 parçaya bölünmüştür. Günümüzde taşın parçaları gümüş bir çerçeveyle bir arada tutulmaktadır. Görünen kısmı yaklaşık 16,5×20 cm’dir. 930’da Mekke’yi basıp Kâbe’yi ellerine geçiren Ebu Tahir Cannabi idaresindeki Karamatiler bu taşı Mekke’den alıp Doğu Arabistan’da üsleri olan el-Ahsa vahasına götürmüşler ve Abbasiler de 952’de bu taşı geri almak için büyük fidye ve tazminat vermek zorunda kalmışlardır.

Kâbe Kapısı: Kâbe’nin doğu duvarında zeminden 2,13 metre yükseklikte bulunmaktadır.

Altın Oluk veya Mizab: Kuzey duvarı üzerinde bulunan altından yapılmış oluk. Mekke’de ender yağan yağmur sularını Kâbe’nin çatısından indirmek için 1627’de Osmanlılar tarafından yapılmıştır.

Şâdervân: Kâbe’nin duvarlarının diplerini yağmur ve sel sularından korumak amacıyla yapılan mermerden koruma.

Hicr: “Hicru İsmail” olarak da bilinen, Kâbe’nin batı duvarının önünde bulunan ve 90 cm yüksekliğinde ve 1,5 m eninde beyaz mermerden yapılmış “İsmail Duvarı” ya da “Hatîm” adı verilen kavisli yarım daire şeklinde alçak duvarla sınırlanmış bir bölge.

Multezem:
Kâbe’nin doğu duvarında Kâbe kapısı ile Hacerü’l-Esved arasındaki duvar kısmı. Bazı hadislerde multezemin duaların kabul edildiği mubarek bir yer olduğu belirtilmiştir. Peygamber ile sahabe ve tabiinden birçok kimsenin burada dua ettiği nakledilmiştir. Abdullah b. Amr b. As, Peygamber’in multezeme gelerek göğsünü, yüzünü ve ellerini açarak oraya yapıştırdığını ve o şekilde dua ettiğini rivayet etmektedir. Ancak izdihamdan dolayı günümüzde başkalarına eziyet etmeden bunun yapılmasına imkân yoktur. Bu sebeple multezemin karşısında durularak dua edilmesi daha uygundur.

Makam-ı İbrahim: İbrahim ve oğlu İsmail tarafından Kâbe inşa edilmekte iken İbrahim’in ayak izini bıraktığı bir mevki.

Hacerü’l-Esved veya Şarki köşe: Doğu köşesi.

Yemânî veya Ruknülyemânî köşe: Güney köşesi.

Şâmî köşe: Batı köşesi.

Irakî köşe: Kuzey köşesi.

Kâbe Örtüsü veya Kisve: Kâbe’nin üzerine örtülen altın işlemeli hat yazıları bulunan siyah bir örtü. Üzerindeki örtü ipekli bir kumaştan dokunmuş olup, üzerine Kelime-i Şehadet işlenmiş, çatıya yakın kısmında çevresine altın işlemeli bir şerit geçirilmiş; kemer biçiminde olan bu şeritte de Kur’an ayetleri işlenmiştir. Bu örtü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.

Cebrail Makamı: Kâbe’nin doğu duvarının önünde kapının bulunmadığı kısımda “Irakî” köşesinin hemen yanında bulunan mevkii.

Kâbe’nin Dini önemi

Kâbe, Müslümanların namaz ibadetleri sırasındaki yöneldikleri kıbledir. Hanefi mezhebine göre Kâbe ve onun üzerinden semaya doğru olan boşluk kıbledir, Şafii mezhebine göre sadece Kâbe’nin bina kısmı kıbledir.

Hac

İslam’ın şartlarından olan Hac ibadeti Kâbe ziyaretini ve tavafını da kapsar. İslâm’ın beş temel şartından biri olan Hac sırasında Kâbe; farz olan ziyaret tavafı ve vacib olan veda tavafı ile en az iki kere tavaf edilir. Bunların dışındaki tavaflar ise sünnettir. Tavaf, (yukarıdan bakıldığında) saat yönünün tersine bir yönde Hacerü’l-Esved köşesinden başlayarak Kâbe’nin etrafında yedi tam tur yürümektir. Tavaf sırasında dönülen her bir tura ise şavt denir. Tavaf ayrıca Umre’nin de şartları arasındadır. Hac sırasında yaklaşık 6 milyon hacı toplanarak aynı gün tavaf yaparlar.
Kabe Resimleri | Beytül Harem | Beytullah | Kabe | V150520210249 Serili Galeri

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Coğrafya Bilgileri | Okyanus Nedir | Deniz Nedir | Dağ Nedir | Tepe Nedir | Göl Nedir
Yazar: RasitTunca - 08-28-2022, 07:18 AM - Forum: Coğrafya Bilgileri - Yorum Yok



Coğrafya Bilgileri | Okyanus Nedir | Deniz Nedir | Dağ Nedir | Tepe Nedir | Göl Nedir | Irmak Nedir | Nehir Nedir | Çay nedir | Pınar Nedir


Okyanus Nedir?

Kıtalar arasındaki büyük çukurlarda kalan geniş ve derin su kütlelerine okyanus denir. Okyanus, kıtaları birbirinden ayıran engin, açık denizlerdir. Okyanuslar denizlere göre çok daha geniş ve derindir. Ortalama derinlikleri 3 bin metre olan okyanuslar dünyamızın üçte ikisini yani yeryüzünün yaklaşık %70 ini kaplarlar.

Okyanus kelimesi Yunanca “nehir” anlamına gelen “Okeanos”‘dan gelmektedir, Yunanlılar Cebelitarık Boğazı’ndan gelen güçlü akıntıyı fark etmişler ve bunun bir nehir olduğunu düşünmüşlerdir.

Dünyada beş okyanus vardır. bunlar; Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu, Hint Okyanusu, Güney Okyanusu ve Arktik Okyanus. Bunların arasında dünyanın en büyük  okyanusu ise Büyük Okyanus’tur. büyüklük sırasına göre okyanuslar ve belli başlı özellikleri şöyledir;

1. Büyük Okyanus (Pasifik Okyanusu)

Dünya’nın en büyük okyanusu olan Büyük Okyanusun diğer adı Pasifik Okyanusudur. bu okyanusa adını veren ise keşif yolculuğu sırasında bu okyanusun dinginliğini görerek sakin anlamına gelen pasifico adını vermiştir. büyük okyanus Amerika, Asya ve Okyanusya kıtaları arasında yer alır. en derin yeri ve aynı zamanda Dünya’nın da en derin noktası olan Mariana Çukuru 11.034 metre derinliğindedir.

2. Atlas Okyanusu (Atlantik Okyanusu)


Atlantik Okyanusu adıyla da bilinen Atlas Okyanusu Avrupa ve Afrika kıtasını Amerika kıtasından ayıran okyanustur. okyanusun en derin noktası ise Porto Riko Çukuru’dur

3. Hint Okyanusu

Kuzeyinde Asya, batısında Afrika, doğusunda okyanusya yer alır. asya ve Afrika kıtaları arasında bir geçiş yolu olması nedeniyle önemli bir yeri vardır. Madagaskar, Seyşeller, Maldivler, Sri Lanka ve Endonezya gibi ada ülkeler bu okyanusta yer alır. Hint Okyanusunun en derin noktası ise 7450 m. derinlikle Java Çukurudur.

4. Güney Okyanusu (Antartika Okyanusu)

Antarktika okyanusu olarak da bilinen güney okyanusu dünyada en son tanımlanmış okyanustur.

5. Arktik Okyanusu (Kuzey Buz Denizi)

Kuzey Buz Denizi / Okyanusu olarak da bilinir. buzlarla kaplı bu okyanusun Rusya, Kanada, ABD, Norveç gibi ülkelere kıyısı vardır. diğer saydığımız dört okyanusa göre daha sığ olmakla birlikte (ortalama derinlik 1040 m.) en derin noktası 5450 m.dir.

Soru : Dünyanın en büyük okyanusunun adı nedir ?
Cevap : Büyük okyanustur yani pasifik oyanusu.

Deniz Nedir?


Yeryüzünün büyük oranını kaplayan su kütlesine deniz ismi verilmektedir. Bir diğer tanımı ise okyanusla muhakkak bağlantısı bulunan genellikle tuzlu olan su kütlelerine verilen addır şeklinde yapılabilir. Büyüklükleri ve derinlikleri kimi zaman hayretler uyandıran bu su kütleleri, ayrı bir var oluş sistemidir. Kendi içinde milyonlarca canlı yaşamasını sağlayan denizler, dünyanın %70’ini kaplamaktadır.

Genel manada çoğuna deniz ismi verilse de denizler ve okyanuslar birbirinden ayrıdır. Denizlerin hepsi bir noktada okyanusla ilişkili olduğu için yeryüzünün çoğunu kaplayan bu su birikintilerine deniz adı da verilebilmektedir. Kıtalar arası bağlantıyı sağlayan denizler aynı zamanda dünya ticaretinin de ilerlemesini sağlamaktadır.

Dünya üzerinde okyanusla bağlantısı olmayan deniz yoktur. Eğer bağlantı olmadığı halde deniz ismi verilmişse bunun temel nedeni su birikintisinin çok büyük olmasıdır. Denizler ayrıca sıcak yaz aylarında, serinlememizi sağlayan yegane oluşumlardır. Tuzlu olan deniz suyunun, cilt için de birçok faydası bulunmaktadır.

Bir okyanus ile doğrudan bağı olan ve büyük bir alanı kaplayan su kütlelerine deniz adı verilmektedir. Bir diğer ifadeyle okyanusun kolları denebilir. Denizler çoğunlukla tuzlu olmaktadır. Dünyanın dörtte üçünü kaplayan denizler aynı zamanda ekosistem üzerinde de oldukça etkilidir. Milyonlarca canlı organizmayı bünyesinde bulunduran denizler, tüm su kütleleri arasında %96’lık bir değere sahiptirler.

Bir denizin tuzluluk oranı göz önüne getirildiğinde %3,5 olan tuz değeri, suyun kullanılamaz olmasına yetmektedir. Arıtma sistemlerinin bugün tüm teknolojiyle dahi yeterli olmaması denizlerin kullanılırlığını düşürmektedir. Hava yolları her geçen gün biraz daha gelişse de deniz yolu ihtişamını kaybetmemiş, bugün hala ticaretin büyük bir oranını elinde tutmaktadır.

Deniz Nasıl Oluşur?

Denizler milyonlarda yıl evvel meydana gelmiştir. Yer kabuğu, sıvı kütlesinin altında yer alan granit ve bazalt kayalardan meydana gelen bir oluşumdur. Granit yapılar bazaltlardan çok daha hafif olduğu için yüksekte kalan kısımlar yeryüzünü oluşturmuştur. Ayaklarınızın altında hissettiğiniz ve suyun bulunmadığı bu bölüm granit kayaların birleşimi ile meydana gelmiştir. Daha ağır olan ve suyun altında daha batık durumda görünen bazaltlar ise su altındaki yapılardır.

Birbirinden ağırlık açısından farklı olan bu iki kaya zaman içinde daha da fark oluşturmuştur. Dipte kalan bazalt kayalar üzerine, su kütleleri dolmuş böylece denizler meydana gelmiştir. Bu su kütleleri ise yer kabuğunun soğurken atmosfere su buharı vermesi neticesinde meydana gelmiştir. Aynı şekilde soğuma ayda da vardır ama orada yerçekimi olmadığı için, buhar tabakası belirli bir yerde toplanamamıştır. Jeolojik dönemlerde yeryüzünde biriken tüm buharın yağmur şeklinde boşlukları doldurmasıyla denizler ortaya çıkmıştır.

Denizlerin Özellikleri Nelerdir?

Yeryüzünün çukur kısımlarının su ile dolmuş haline deniz adı verilmektedir. Denizler, belli büyüklüklere sahip olan tuzlu su kütleleridir. En büyük özellikleri göllerden büyük okyanuslardan küçük olmalarıdır. Genellikle tuzlu olan denizler, tuz oranları bakımından farklılık gösterebilirler. Deniz suyunun tuzluluk oranlarını ise; buharlaşma, yağış miktarı, akarsu ve buzul oluşumu gibi faktörler etkilemektedir.

Deniz suyunun içeriğinde tuzdan (%78,3) başka; magnezyum klorür (%9,4), magnezyum sülfat (%6,4), kalsiyum sülfat (%3,9), potasyum klorür (%1,7) ve diğer maddeler bulunmaktadır. Dünyanın en tuzlu denizi Kızıldeniz iken en tuzsuz denizi Baltık Denizi’dir. Büyüklükleri de tuz oranları gibi değişiklik gösteren denizler oluşum sürelerine ve yapılarına göre farklı boyutlara sahiptirler. Dünyanın en büyük denizi Akdeniz (2.5 milyon km²) iken en küçük denizi Marmara Denizi’dir (11,500 km²).

Denizler Kaça Ayrılır?

Denizler temel olarak 3 ayrı türe ayrılmaktadır. İlk tür kenar denizlerdir. Kenar denizler; anakaranın hemen yanında yer alan denizlerdir. Okyanuslara çoğunlukla bağlantılıdırlar. Bağlantılı olmayanlar ise büyüklükleri nedeniyle kenar denizi adını alırlar. Ara denizler ise okyanusa dar bir su yolu ile bağlı olan denizlerdir. Daha çok çevresi kıtalarla çevrili olan ara denizler, boğazlar aracılığıyla okyanuslara bağlanırlar. Bir diğer deniz türü ise iç denizlerdir. Bir ara denize yahut direkt okyanusa bağlı olan iç denizler, karaların tamamen içinde yer alırlar.

Deniz Suyu Neden Tuzludur?

Denizlerin tuzlu olmasının temel nedeni meydana gelmesini sağlayan kayaçlardır. Yağmur suyu zaman içinde kayaçlarda bazı aşınmalara sebep olur. Bu aşınma sonucunda meydana gelen maddeye iyon adı verilir. İyonlar, akarsular ve nehirler aracılığıyla denizlere ulaşmaktadır. Denizlere ulaşan iyonlar tüm deniz bünyesinde tuz oluşumuna neden olur. İyonların büyük kısmını deniz canlıları kullanırken kalan kısım da denizin tuz oranını dengelemektedir. Tuzun bir diğer sebebi de denizlerin altında bulunan magmadır. Volkanlar ve magma, sıcak kayaçlarla etkileşime girerek su kütlesinin tuzlu olmasını sağlamaktadır.

Deniz ve Okyanus Arasındaki Farklar Nelerdir?

Denizler ve okyanuslar kıyaslandığında dikkat çeken ilk madde, denizlerin okyanuslardan daha küçük olduğudur. Daha küçük aynı zamanda daha sığ olan denizlerin derinlikleri de bir o kadar azdır. Okyanuslarla denizlerin derinlikleri göz önüne getirildiğinde okyanusların çok daha derin olduğu bilinmektedir. Denizlerin kıta sahanlığı ile okyanusların kıta sahanlığı karşılaştırıldığında ise denizlerin kıta sahanlığı açısından çok daha geniş olduğu bilinmektedir.

Deniz ve okyanuslar arasındaki bir diğer fark ise denizlerde meydana gelen hareketlenmelerin çok daha küçük olduğudur. Denizlerde ortaya çıkan dalgalanmalardan depremlere kadar her hareket okyanusların çok daha küçük versiyonudur. Örneğin tsunami gibi büyük doğa olayları okyanuslarda meydana gelmektedir. Denizlerin sıcaklığı okyanuslardan daha fazladır. Dalga yüksekliği okyanuslarda daha büyük olmaktadır.

Deniz ve Göl Arasındaki Farklar Nelerdir?

Denizler ile göller kıyaslandığında göllerin denizlerden çok daha küçük olduğu bilinmektedir. Deniz boyutuna yakın olan göller ise okyanusa bağlanmadıkları için deniz olarak sınıflandırılmamaktadır. Denizlerin tuzlu sudan oluşmaları göllerin ise birçoğunun tatlı ya da sodalı olmaları aralarındaki bir diğer farktır. Buna paralel olarak göllerde genellikle tatlı su canlıları yaşamaktadır. Denizler ve göllerin kaldırma kuvvetleri göz önüne alındığında tuzlu suların kaldırma kuvvetinin çok daha fazla olduğu bilinmektedir.

Dünya Üzerindeki Denizler

Dünyanın en büyük okyanusu Pasifik Okyanus veya diğer adıyla Büyük Okyanus’tur. Atlantik, Arktik ve Hint Okyanusu da dünya üzerinde yer alan diğer okyanuslardır. Bu okyanusların dalları konumunda olan irili ufaklı birçok deniz vardır. Türkiye’nin denizleri ise; Karadeniz, Akdeniz, Marmara ve Ege olmak üzere dört tanedir. Dünya üzerindeki belli başlı denizler bağlı oldukları okyanuslara göre şu şekilde listelenebilir:

Büyük Okyanus (Pasifik Okyanusu)

Büyük Okyanus’ta yer alan denizler; Şili Denizi, Alaska Körfezi, Bering Denizi, Arafura Denizi, Banda Denizi, Bohol Denizi, Cortez Denizi, Japon Denizi, Ceram Denizi, Cava Denizi, Celebes Denizi, Doğu Çin Denizi, Sulu Deniz, Filipin Denizi, Flores Denizi, Coral Denizi, Güney Çin Denizi, Timor Denizi, Sarı Deniz, Maluku Denizi ve Tayland Denizi.
Hint Okyanusu

Hint Okyanusu’nda yer alan en önemli denizler; Kızıldeniz, Timor Denizi, Aden Körfezi, Barsa Körfezi, Umman Denizi, Umman Körfezi, Andaman Denizi ve Bengal Denizi’dir.
Atlantik (Atlas) Okyanusu

Atlantik Okyanusu’nda bağlantısı olan denizlerden bazıları; Karayip Denizi, Kuzey Denizi, Baltık Deniz, Fundy Körfezi, İrlanda Denizi, Akdeniz, Adriyatik Denizi, Ege Denizi, Trakya Denizi, Girit Denizi, Karadeniz, Marmara Denizi, Alboran Denizi, Katalan Denizi, Girne Körfezi, Azak Denizi, Finlandiya Körfezi, Baffin Körfezi, Kelt Denizi, Meksika Körfezi ve Sargasso Denizi’dir.
Arktik Okyanus

Arktik Okyanusu’nda yer alan bazı denizler; Grönland Denizi, Beyazdeniz, Çukçi (Chukchi) Denizi, Hudson Körfezi, Doğu Sibirya Denizi, Amundsen Denizi, Barents Denizi, Kara Denizi, Norveç Denizi, Laptev Denizi ve Lincoln Denizi’dir.

Dağ Nedir?

Dağ, çevresindeki karasal alanlardan daha yüksek olan kara kütlelerine verilen addır. “Dağlık” sıfatı, dağlarla ilişkili ve kaplı alanları tanımlamak için kullanılır.

Dünya’da birçok dağ olup bunların ortaya çıkış nedeni farklıdır. Bazı dağlar yeryüzünün sıkışmasıyla oluşurken bazı dağlar lavların yeryüzüne çıkıp donmasıyla oluşur. Yanardağların lavlarının kaynağı, magma denen çok sıcak kütledir.

Asya’nın %54’ü, Kuzey Amerika’nın %36’sı, Avrupa’nın %25’i, Güney Amerika’nın %22’si, Avustralya’nın %17’si ve Afrika’nın %’3’ü dağlarla kaplıdır. Dünya’nın karasal kütlesinin %24’ü bütünüyle dağlıktır. İnsanların %10’u dağlık bölgelerde yaşar. Dünya’nın nehirlerinin çoğu dağlık kaynaklarca beslenir ve insanlığın yarısından fazlası su için dağlara bağımlıdır.

Tüm dağlar yalnızca Dünya’da değildir. Diğer gezegenlerde de dağlar vardır. Bunlara örnek olarak Venüs’te Gila Dağı (3 km) ve Türkiye’nin yarısına yakın bir alan kaplayan, Güneş Sisteminin en yüksek dağı Mars’taki Olympus Mons (25 km) örnek verilebilir. Bunların dışıda Ay’da 8 km ve yine Mars’ta 18 km yüksekliğindeki dağlar verilebilir fakat bu dağların yükseliklerinin ölçümü gezegenin yüzeyinden itibaren yapılmaktadır ve Mars’taki dağlar sönmüş birer volkandır. Dünya’nın en yüksek dağları olan Himalaya Dağları’ndaki en yüksek tepe Everest Tepesi ise 8.850 metre yüksekliktedir.

Bazı kaynaklar dağı, göze çarpan sivri bir tepesi olan, belirli bir yüksekliğin üzerindeki topoğrafik çıkıntılar olarak tanımlarlar; örneğin Britannica Öğrenci Ansiklopedisine göre, dağlar; “genellikle 610 metre (2.000 ft) üzerinde yükselir”. Diğer taraftan, Britannica Ansiklopedisi, yüksekliğe sınır koymadan, kavramı sadece “jeolojik açıdan standartize edilemeyen terim” olarak ifade eder.

Dağın herhangi bir yanına yamaç denir.

Birleşik Krallık’ta

Birleşik Krallık’ta çevre bakanlığı, dağı 600 metrenin üzerinde olan bütün karalar olarak tanımlar. Bu ölçüm yaklaşık olarak 2.000 ft (610 m) karşılık gelir.[6] İskoçya 2003 yasaları, bu tanımdaki gibi görülmez ve dağ tanımı daha öznel şekilde; 914,4 metre (3.000 ft) üzerindeki tepeler için kullanarak, onları “Munro”lar olarak sıralar. Birleşik Krallık’ta, tepe tanımı, yüksekliğine bakmayarak yaygın şekilde bütün tepeler ve dağlar için kullanılır.

Birleşik Devletler’de

Birleşik Devletler’de Coğrafik İsimler heyeti, 304,7 metre (1.000 ft) altı (bazıları 100 ft (30 m) kadar küçüktür) özellikteki yüzlerce kara alanını “dağ” adı altında listeler. Bu Birleşik Devletler’in her yerinde, hatta Cascade Sıradağları olarak bilinen alçak yüksekliklerin baskın olduğu batı kıyıları için de geçerlidir. Ancak heyet henüz, dağları, tepeleri ve diğer yükseklikleri ayırmaya kalkışmamıştır ve hepsini, nasıl isimlendirildiğine veya yüksekliğine bakmayarak basitçe “tepe” (summit) olarak sınıflandırır. Bununla beraber heyet, Tom Sıradağları (en yüksek tepesi 366 m) gibi alçak dağ sıralarını “sıradağ” olarak listeleyip sınıflandırır.

Yükseklik

K2, 8.611 metre, Karakurum Sıradağları, Pakistan.

Bir dağın yüksekliği onun deniz seviyesinden yüksekliğine göre belirlenir. And Dağları ortalama 4 km iken Himalayalar, deniz seviyesinden ortalama 5 km yukarıdadır. En yüksek dağ, Himalayalarda bulunan 8.848 metre yüksekliğiyle Everest Tepesidir.

Yüksekliğin diğer tanımları da olabilir. Dünya’nın merkezinden en uzakta bulunan zirve Ekvator’daki Chimborazo volkanıdır. Deniz seviyesinden 6.267 metre yükseklikle Andlar’daki bu zirve “en yüksek” olarak nitenlendirilmemektedir çünkü Chimborazo, Ekvatora’a çok yakındır ve Dünya ekvatorda şişkinleşir; Chimborazo 2.150 metre, Dünya’nın merkezine Everest’den daha uzaktır. Tabanından en yükseğe çıkan zirve Hawaii’deki Mauna Kea’dır, zirve tabanının bulunduğu Pasifik Okyanusu’ndan 10.200 metre yüksekte bulunur.

Bugün Everest Dünya”daki en yüksek dağ olsa da, geçmişte daha yüksek dağlar bulunmuştur. Prekambriyan zamanı boyunca, şu an kıvrılarak küçülmüş olan Kanada Shield 12.000 metre ile en yüksek dağlardan biri olmuştur. Bu dağ, Himalaya ve Rocky Dağları gibi tektonik tabakaların çarpışması sonucu yükselmiştir.

Mars’ta bulunan eski bir volkan olan Olympus Dağı 26 kilometre (Fraknoi et al., 2004) yükseklikle, Güneş Sistemi’ndeki bilinen en yüksek dağdır.

Volkanların Güneş Sistemi’mizdeki diğer gezegenlerde de püskürdükleri bilinmektedir ve bunlar yaşamlarımız boyunca (örneğin Venüs’te) sürekli püskürmektedir, bu dağların bazıları lav yerine buz püskürür. Birkaç yıl önce Hale teleskobu, Güneş Sistemi’mizdeki bir uyduda bulunan bir volkanın püskürmesini ilk kez kayıt etmiştir.

Dağlar iki şekilde oluşur:

    Kırıklı dağlar: Jeosenklinallerse biriken tortular kıvrılamayacak kadar sert ise bu dağlar kırıklı dağlar olarak meydana gelir. Bu dağların yükselen kıssımlarına Horst alçalan kısımlarına Graben denir. Bu kırıklı dağlar fay hattını oluşturur.

Dünya’nın en uzun fay hattı Doğu Afrika’da bulunan Victoria Gölü’nden başlayıp Van Gölü’nün kuzeyinde sona erer.

    Kıvrım dağlar: Yer kabuğundaki çok geniş çukurluklara denir. Bu çukurluklar akarsular, rüzgarlar, buzulların etkisiyle biriken tortular, kıtaların kaymasıyla yan basınçlara uğrarsa yumuşak olan tabakalar kıvrılarak yükselir ve dağlar oluşur. Bu dağların yükselen kısımalarına antiklinal, çukurda kalan kısımlarına senklinal denir.

Yüksek dağlar ve Dünya’nın kutuplarına yakın olarak bulunan dağlar, atmosferin daha soğuk tabakalarıyla birlikte bulunurlar. Bu nedenle sıkça don etkisiyle oluşan buzlanmaya ve erozyona maruz kalırlar.
Yunanistan’daki Olympus Dağı.

Yeterince uzun dağlar tabanlarından tepelerine kadar çok farklı iklimsel şartlara sahip olurlar ve farklı yüksekliklerde farklı yaşam alanları barındırırlar. Bu zonlarda bulunan fauna ve flora yukarıdaki ve aşağıdaki şartlardan izole olmaya, bu zonlardan üyeler almamaya meyillidir. Bu izole olmuş ekolojik sistemler gökyüzü adası ve/veya mikroklima olarak bilinir.

Ağaç ormanları, dağın bir yanında bulunan, ağaçlarla nemlenen, eşsiz ekosistem ormanlardır. Çok uzun dağlar buz ya da karla örtülü olabilirler.

Dağlar aşağılardan daha soğuktur, çünkü Güneş Dünya’yı yerden yukarıya doğru ısıtır. Ayrıca yüksek kesimlerde hava seyrek olduğu için yeterli ısı tutamaz. Güneş’in radyasyonu atmosferden geçerek yere iner ve yerküre ısıyı emer.

Daha düşük rakımdaki hava, genellikle daha ılıktır. Dağda yükselen hava, zor ılınır ve sonuç olarak soğur. Hava sıcaklığı normalde, her 300 metre yükseklikte 1 ila 2 C derece düşer.

Dağlar genellikle insan yaşam alanı olarak düzlüklere göre daha az tercih edilir, buralarda hava daha serttir ve tarım alanları daha az bulunur. Çok büyük yüksekliklerde havada daha az oksijen bulunur ve Güneş radyasyonu UV’ye karşı daha az koruma sağlanır.

Hipoksiya’nın (kanda az oksijen bulunması) neden olduğu Akut Dağ Hastalığı, daha alçak kesimlerde yaşayıp, 3.500 metreden daha yukarılarda birkaç saatini geçirmiş insanların yarısını etkiler.

Dünya’ya dağılan dağların ve dağlık dizilerin bir kısmı kendi doğal hallerinde ve ağaç kesimi, madencilik, otlatma için kullanılabildiği gibi az kısmı hepsi için, bazıları ise eğlence (rekreasyon) için kullanılmaktadırlar.

Bazı dağlar sadece ağaçlıkken, bazılarının zirveleri görülmeye değer muhteşem manzaralara sahiptir. Dağdan dağa geçiş yapılıp zirvelere erişilebilir; yükseklik, diklik, düzlük, arazi yapısı, hava ve yol koşulları bu geçişleri etkileyen faktörler olduğu gibi, teleferikler gibi daha kolay ulaşım için yapılmış araçlar da dağlarda bulunabilir.

Dağcılık, hiking, kaya tırmanışı, buz tırmanışı, tepeden aşağı kayma ve kar sörfü gibi eğlence aktiviteleri dağları eğlenceli hale getiren uğraşlardır. Tepeden aşağı kayma gibi akitivitelerde dağlar özellikle düzlükse eğlenceyi arttırıır. Bununla beraber bu tür uğraşlar her zaman için risk taşımaktadır.
Dağ çeşitleri
Brezilya’daki dağlar

Dağlar birkaç yolla karakterize edilebilir. Dağların bazıları volkanlardır ve püskürme tarihi ve lav tipiyle karakterize edililebilirler. Diğer dağlar buzlanma süreciyle şekillenddirilmiş olabilir ve buzlanma özellikleriyle tarif edebilirler. Bununla beraber, fayları ve Dünya kabuğundaki katlanmalarıyla ya da tektonik katmanların kıtasal çarpışmalarıyla da (örneğin Himalayalar) örneklendirilebilirler.

Karaların baştan başa şekil ve yerleşimi de dağları ve dağlık yapıları ayrıca tanımlar. Sonuçta bazı dağlar bileşenlerini oluşturan kayaların tipine göre karakterize edilebilirler. Dağları genel olarak şu iki gruba ayırabiliriz:

    Tektonik dağlar
    Volkanik dağlar

Ya da dağlar şu şekilde de gruplandırılabilir:

    Tek dağlar
    Sıra dağlar

Dağlar, genellikle litosferik tabakaların hareketleriyle, orojenik ya da epirojenik hareketlerden biriyle oluşurlar. Sıkıştırıcı güçler, izostatik yükselti ve volkanik kayaçların araya girmesi, çevredeki kaya yüzeylerinden daha yüksekte olacak şekilde yukarı doğru sıkıştırır. Yükselmenin özelliğine göre tepe, dağ ya da başka bir yüksel
ti oluşur.

Tepe Nedir?

Tepe bir yeryüzü şeklidir. Zirvesi vardır ve tek başına ya da birkaç küçük yükselti ile bir arada bulunabilir. Yüksekliği 0–500 m arasında değişen doğal coğrafi oluşumlardır.

Bilinenn Meşhur Tepe isimlerine Örnekler:

istanbulun Yedi Tepesi
Medinede Okcular Tepesi
Göbekli Tepe


Tepe kelimesinin anlamı

– Bir şeyin en üstteki bölümü
– Bir yerin, bir nesnenin vb.nin üstü, hizası
– Birinin yanı başı, baş ucu
– Başın üst, kafatasının iki kulak arasında kalan bölümü
– Yüksekliği genellikle birkaç yüz metreyi geçmeyen, çok kez tek başına, yamaçları yatık yer biçimi
– Çokgende veya çok yüzlüde köşelerden her biri
– İkizkenar bir üçgende eşit kenarların kesişme noktası
– Bakışım ekseni bulunan bir eğrinin veya yüzeyin bu eksenle kesişme noktalarından her biri

TEPE KELİMESİ CÜMLE İÇERİSİNDE DOĞRU KULLANIM ÖRNEKLERİ

– Pencere önünde dimdik durmuş, kocaman ağaçların tepesine bakıyordunuz.
– Ekşisu’da trenden indikleri sırada güneş tam tepelerindeydi.
– Tepemde durup canımı sıktı.
– Güneş sanki yalnız sizin tepenize ışık ve sıcaklık aksettirmeye çalışıyor.
– Derenin sağ tarafında yükselen tepenin yamaçları daha hafif eğimli, daha genişti.

TEPE KELİMESİ KULLANILAN ATASÖZÜ VE DEYİMLER

– tepeden bakmak
– tepesi atmak
– tepesinde bitmek
– tepesinde değirmen çevirmek
– tepesinde havan dövmek
– tepesinden kaynar sular dökülmek
– tepesine binmek (veya çıkmak)
– tepesine dikilmek
– tepesinin tası atmak
– tepesi üstü

TEPE KELİMESİNİ İÇEREN BİRLEŞİK KELİMELER

tepe açısı, tepe aşağı, tepebaşı, Tepebaşı, tepe camı, tepegöz, tepegözler, tepe lambası, tepetakla, tepe tomurcuğu, tepeüstü, tepe üstü, tepeden ayağa, tepeden inme, tepeden tırnağa, ada tepe, dere tepe, tanık tepe, dalga tepesi, hacet tepesi

Göl Nedir?

Göl, karalar üzerindeki çanakları doldurmuş tatlı veya tuzlu su kütlesidir. Göller, kapalı havzaları dolduran geniş, durgun su kütlesi olarak da tanımlanır. Gölsel ortamlar, oldukça belirgin çökel türü ve çökel yapılarına sahiptirler.

Göller, yer altı ve yer üstü sularıyla beslenir ve acı, tatlı, sodalı ve tuzlu olabilir. Bu farklılığın nedenleri, iklim koşulları, beslenme kaynakları, gölün bulunduğu arazinin yapısı, gölün büyüklüğü, derinliği ve gideğeninin (göl ayağı) olup olmamasıdır.

Beslenme kaynağı güçlü olan göller fazla sularını bir gideğen yardımıyla denizlere boşaltır. Sularını dışarıya bir gideğen yardımıyla boşaltan göllerin suyu tatlı, sularını dışarıya boşaltamayan göllerin suyu ise acı veya tuzludur. Göller ve nehirler tatlı su ekosistemine girer.

Doğal göller

İç ve dış kuvvetlerin etkisiyle oluşan çukurluklarda su birikmesiyle oluşan göllerdir.

Karalar üzerindeki çukur alanlarda birikmiş durgun su kütlelerine göl denir. Göller, yeryüzündeki tatlı
suların %87’sini oluştururken göllerin karalar üzerinde kapladığı alan %2’dir.
Göller, yer altı ve yer üstü sularıyla beslenir. Göllerin suları acı, tatlı, sodalı ve tuzlu olabilmektedir. Bu
farklılığın nedenleri; iklim koşulları, beslenme kaynakları, gölün bulunduğu arazinin yapısı, gölün büyüklüğü,
derinliği ve gideğeninin (göl ayağı) olup olmamasıdır.
Beslenme kaynağı güçlü olan göller, fazla sularını bir gideğen yardımıyla denizlere boşaltır. Sularını bir
gideğen yardımıyla dışarıya boşaltan göllerin suyu tatlı, sularını dışarı boşaltamayan göllerin suyu ise acı
veya tuzludur.
Yeryüzündeki göllerin en büyüğü Hazar Gölü’dür. Türkiye yüz ölçümünün yaklaşık yarısı kadar alan kaplayan
bu gölün yüzeyi deniz seviyesinin altındadır ve suyunun tuzluluk oranı fazladır. Buna karşılık dağların üst
kısımlarında yer alan, büyük ölçekli haritalarda bile görülmeyecek kadar küçük göller de bulunmaktadır.
Göller, derinlikleri yönünden de farklılıklar gösterir. Derinliği 1740 metre olan göller (Baykal Gölü)
bulunduğu gibi derinliği cm’lerle ifade edilen göller de bulunmaktadır. Bazı göller ise kurak dönemlerde
tamamen kurumaktadır.
Göllerin tuzluluk değerleri arasında da önemli farklılıklar vardır. Buharlaşmanın çok olması, göle tuzluluk
oranı fazla olan suların katılması, yağışın az olması ve göl çanağının kolay çözünen kayaçlardan meydana
gelmesi göldeki tuzluluk oranını artırmaktadır. Bu nedenle bazı göllerin tuzluluk oranı çok fazladır. Örneğin
kapalı bir havzada yer alan Lut Gölü’nün tuz oranı yüksektir. Buna karşılık buharlaşmanın az, yağışın fazla
olması, gölden çıkan bir akarsuyun (gideğen) bulunması göldeki tuzluluk oranının az olmasına neden
olmaktadır. Dışarıya akıntısı olan superior (Superiyor) gibi Kuzey Amerika’daki göllerin tuz oranı azdır.
Göller oluşumlarına göre doğal ve yapay olmak üzere ikiye ayrılır.

Oluşumlarına Göre Göl Çeşitleri

1- Doğal Göller
Yeryüzünde iç ve dış kuvvetlerin etkisiyle meydana gelen çukurluklarda biriken su kütlelerine doğal göller
denir. Doğal göller oluşumlarına göre çeşitli gruplara ayrılır.

a. Tektonik Göller: Yer kabuğu hareketleri sonucunda
çöken alanlardaki çukurlarda biriken su kütlelerinin
oluşturduğu göllerdir. Dünya’da başlıca tektonik
göller; Aral, Hazar, Baykal, Tanganika, Niyasa, Malavi,
Lut gölleri ve Afrika kıtasının doğusundaki bazı
göllerdir.

b. Buzul Gölleri: Buzul aşındırması sonucu oluşan
çukurluklarda biriken suların meydana getirdiği
göllerdir. Bu tür göller, yüksek yerlerde ve yüksek
enlemlerde bulunur. Bu göllere sirk gölü adı da verilir.
Kanada, Finlandiya, Norveç, İsveç, Danimarka, Rusya
Federasyonu ve Arjantin gibi ülkelerde buzul
aşındırması sonucu oluşmuş çok sayıda göl
bulunmaktadır.

c. Karstik Göller: Kolay eriyebilen kayaçların (kireç
taşı, alçı taşı ve kaya tuzu gibi) bulunduğu arazilerde,
suların polye ve obruk gibi karstik çukurlar içinde
birikmesiyle meydana gelen göllerdir. Dünyada
Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan, Çin ve Türkiye’deki
karstik arazilerde karstik göl oluşumları vardır.

d. Volkanik Göller: Volkanik faaliyetlerle oluşmuş
çanaklarda, suların birikmesi ile oluşmuş göllerdir.
Göl, yanardağın zirvesindeki baca ağzında oluşmuşsa
krater; volkanik patlama sonucu oluşan geniş
çukurlarda ise kaldera; volkanik arazilerde gaz
patlaması sonucu açılan çanaklarda oluşmuş ise
maar gölü ismini alır. Dünyada Endonezya, Yeni
Zelanda, ABD, İtalya, Japonya ve Türkiye gibi
volkanizmanın yaşandığı ülkelerde bu tür göller
bulunmaktadır.

e. Doğal Set Gölleri: Vadi, tektonik çukurluk veya koy
gibi yer şekillerinin önünün herhangi bir malzemeyle
kapanması sonucu meydana gelen göllerdir.
Oluşumlarına göre beşe ayrılır.
– Volkanik Set Gölleri: Volkanik faaliyet sırasında çıkan
lavların bir vadinin önünü kapatması sonucu meydana
gelen göllerdir.
– Heyelan Set Gölleri: Heyelan sırasında sürüklenen
malzemenin bir vadinin önünü kapatması sonucu
meydana gelen göllerdir.
– Alüvyal Set Gölleri: Akarsu önlerinin alüvyal
malzemeyle kapatılması sonucunda meydana gelen


göllerdir. Genellikle küçük ve sığ göllerdir.
– Kıyı Set Gölleri: Alçak kıyılarda dalga ve akıntıların etkisiyle meydana gelen kıyı kordonlarının bir koy veya
körfezin önünü kapatması sonucu oluşan göllerdir. Bunlara “lagün” veya “deniz kulağı” adı da verilir.
– Moren Set Gölleri: Buzullardan çıkan suların önünün moren setleri ile kapatılması sonucu oluşan
göllerdir. Kuzeybatı Avrupa’da yaygın olarak görülür.

f. Karma Oluşumlu Göller: Oluşumunda birden fazla faktörün etkili olduğu göllerdir. Makedonya’daki Ohri
Gölü hem tektonik hem karstik yapılı bir göldür. Van Gölü’nün oluşumunda tektonik hareketler ve
volkanizma etkili olmuştur.

2- Yapay Set Gölleri
İnsanların elektrik enerjisi elde etmek, sulama ve içme suyu sağlamak amacıyla akarsuların önünü bir setle
kapatmaları sonucu oluşan göllerdir. Bu göllere baraj gölleri denir. Ülkemizdeki Atatürk Barajı gibi.

Dünyadaki En Büyük 10 Göl

Büyük Esir Gölü
Alan: 27.200 km²
Genişlik: 109 km
Uzunluk: 480 km
Azami Derinlik: 614 m

Dünyanın en büyük 10. Gölü olan Büyük Esir Gölü 614 metre derinliğiyle Kuzey Amerika’nın en derin gölüdür ve Kanada’nın Kuzeybatısındaki 2. en büyük göldür. Göl, 480 km uzunluğunda, 614 m derinliğinde ve 27.200 km² alanı kaplamaktadır. Büyük Esir Gölünün yüzeyi, yılın büyük bir bölümünde donmuş durumdadır.

Malawi Gölü
Alan: 29.600 km²
Genişlik: 75 km
Uzunluk: 580 km
Azami Derinlik: 706 m

Mozambik’teki Lago Niassa ve Tanzanya’daki Nyasa Gölü olarak da bilinen Malavi Gölü, listemize eklediğimiz çok etkileyici bir Afrika gölüdür. Kapladığı 29.600 km² alan ile dünyanın en büyük 9. gölü olan Göl, Afrika Kıtası’ndaki 3. en büyük göl ve 2. en derin göldür. En derin noktası 706 m’ye kadar ulaşan Malawi Gölü, 580 km’lik bir uzunluğa ve 292 m’lik bir ortalama derinliğe sahiptir. Tektonik tabakaların ayrılması nedeniyle deniz seviyesinden yaklaşık 500 metre yükseklikte oluşmuş meromik bir göldür.

Büyük Ayı Gölü
Alan: 31.153 km²
Genişlik: 40-176 km
Uzunluk: 320 km
Azami Derinlik: 446 m

Kanada’nın Kuzeybatı Bölgeleri’ndeki Kuzey Kutup Dairesi’nin 200 km güneyinde yer alan Büyük Ayı Gölü, Kuzey Amerika’nın dördüncü en büyük gölüdür. 320 km uzunluğunda ve 175 km genişliğindedir. Bu buzul gölünün en derin noktası 446 m, ortalama derinliği 71.7 m’dir. Gölün içerisinde, içinde 759,3 km²’lik bir alanı kapsayan 26 ada bulunmaktadır. Gölün yüzey alanı deniz seviyesinin 186 m yüksekliğindedir ve yukarıda gösterilen donmuş yüzeyde sergilendiği gibi kış aylarında dayanılmaz derecede soğuk sıcaklık düşüşleri ile bilinmektedir.


Baykal Gölü
Alan: 31.722 km²
Genişlik: 80 km
Uzunluk: 636 km
Azami Derinlik:1.642 m

Kuzey Yarıküre’de yer alan başka bir göl olan Baykal Gölü, Rusya’nın güneyindeki Sibirya bölgesindeki Moğol sınırının kuzeyinde, Rusya devletleri arasında bulunan bir rift gölüdür (tektonik bir çatlak bölgesindeki hareketler nedeniyle oluşan göller). Baykal Gölü, dünyanın en büyük buzsuz tatlısu gölüdür ve dünyanın toplam taze suyunun yaklaşık %20’sini oluşturur. Aynı zamanda dünyanın en berrak göllerinden biri olarak kabul edilmektedir. Kapladığı 31.722 km²’lik alanla dünyanın en büyük 7. gölü olmakla birlikte, aynı zamanda hacim olarak dünyanın en büyük gölü ve dünyanın en derin gölüdür. Gezegenimizdeki en eski göllerden biridir, yaşının en az 25 milyon olduğu düşünülmektedir. Bu gölün ortalama derinliği 744.4 m, En derin noktası 1642 metredir.

Tanganika Gölü
Alan: 32.900 km²
Genişlik: 72 km
Uzunluk: 673 km
Azami Derinlik: 1.470 m
Tanganika Gölü, listemizi eklenen Afrika Gölleri’nden bir diğeridir. Tanganika Gölü, dünyanın en uzun tatlısu gölü ve yüzey alanı içerisinde en büyük olanı olan Ruzizi, Kalamboo ve Malagarai Nehirlerinden gelen akifer ile Afrika’nın yüksek bölgelerinin ortasında yer almaktadır. Tahminlere göre, hacim olarak dünyadaki 2. en derin ve en büyük tatlısu gölüdür. Burundi, Tanzanya, Zambiya’ya uzanan bir havza ile, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Tanganika Gölü toplam 32.900 km² yüzey alanına sahip dünyanın en büyük 6. gölü ve ortalama derinliği 570 m olup en derin noktası yüzey seviyesinin 1470 m aşağıda bulunmaktadır. Birçok büyük göl gibi, Tanganika Gölü, tektonik hareketlerden ötürü oluşmuştur ve en uzununda 677 km’lik bir mesafeye ve en genişinde 50 km’lik bir genişliğe sahiptir. Baykal Gölü’nden sonra 2. en derin göl olduğu bilinmektedir ve deniz seviyesinden 642 m aşağıda oluşmuştur.


Michigan Gölü
Alan: 58.000 km²
Genişlik: 190 km
Uzunluk: 494 km
Azami Derinlik: 281 m

Michigan Gölü Kuzey Amerika’da bulunan Büyük Göller arasındadır, ancak diğerlerinden farklı olarak bu göl tamamen Amerika Birleşik Devletleri sınırları içindedir. Aslında, tamamen tek bir ülkede bulunan göller arasında en büyük olanıdır. Büyük Göller Arasında kapladığı 58.000 km² alan ile yüzey alanına göre 3. sırada ve hacim olarak 4.918 kübik km su ile 2. sıradadır. 494 km uzunluğunda ve 190 km genişliğindedir ve 2.575 km’lik kıyı şeridine sahiptir. Michigan Gölü havzası, doğudaki Huron Gölü havzasına yapışıktır. Ortalama derinliği 85 m olan göl, en derin noktası olan 281 m’dir. Kuzey Amerika’daki diğer göller gibi, Michigan Gölü de buzul hareketleri ile oluşmuş ve insan yapımı su kanalları ve kanallar vasıtasıyla okyanusa bağlanmıştır.


Huron Gölü
Alan: 59.600 km²
Genişlik: 295 km
Uzunluk: 332 km
Azami Derinlik: 229 m

ABD’de batıda, kuzey-doğu’da Kanada’da sınırlanmış olan Huron Gölü, Kuzey Amerika’nın Büyük Göller’inden bir diğeridir. Huron Gölü, kapladığı 59.600 km² alanla dünyanın 3. en büyük tatlı su gölüdür. Göl 331 km uzunluğunda ve 295 km genişliğindedir. Gölün en derin noktası 229 m, ortalama derinliği 59 m’dir. Diğer Büyük Göller gibi, Huron Gölü, buzulların hareketi nedeniyle oluşmuştur.

Victoria Gölü
Alan: 58.000 km²
Genişlik: 190 km
Uzunluk: 337 km
Azami Derinlik: 83 m

Victoria Gölü, büyük Afrika Göllerinden biridir ve Kagera Nehri’nden gelen akışlarla beslenir. Göl havzası Afrika’nın geniş bir bölümünü kaplamaktadır. Bu göl nispeten sığ, ortalama derinliği 40 m, maksimum derinliği 84 m’dir. Victoria Gölü, Kenya, Uganda ve Tanzanya ile sınırlanmıştır ve bünyesinde 84 ada vardır.

Superior Gölü
Alan: 82.103 km²
Genişlik: 257 km
Uzunluk: 563 km
Azami Derinlik: 406 m

Superior Gölü, kapladığı alana göre dünyanın en büyük tatlısu gölü, hacmiyle 3. en büyük göl ve dünya genelinde her alanda 2. en büyük göldür. Kuzey Amerika’daki Büyük Göller arasında da en büyük göldür ve toplam yüzey alanı 82.103 km²’dir. Superior Gölü yaklaşık 563 km uzunluğunda, 257 km genişliğinde ve maksimum 406 m derinliğe ulaşmaktadır. Mary Nehri ve Soo Kilitleri yoluyla, Superior Gölü’nden su dışarı doğru Huron Gölü’ne akar. Diğer büyük göller gibi burası da buzul hareketlerinden dolayı oluşmuştur.

Hazar Gölü
Alan: 371.000 km²
Genişlik: 435 km
Uzunluk: 1.030 km
Azami Derinlik: 1.025 m

Hazar Denizi hem denizler hem göller için ortak özelliklere sahiptir ve tatlısu gölü olmasa da dünyanın en büyük gölü olarak listelenmiştir. Bununla birlikte, aynı zamanda dünyanın 3. en derin gölüdür. Gölün en derin kısmı 1.025 m ve göl 211 m ortalama derinliğe, en uzun mesafede de 1199 km’lik bir uzunluğa sahiptir. Hazar Denizi, bu listedeki tamamen kıtasal kabuğun üzerinde olan tek Okyanus Gölü olmasıyla benzersizdir. Hazar Denizi’nde bir Okyanus Havzası vardır. Volga, Ural, Terek ve Kura Nehirleri Hazar Denizi’ni besleyen önemli bir kaynaklardır.


Irmak (Nehir) Nedir ?

Nehir nedir? Türkiye ve Dünyadaki En uzun Nehirler

Deniz ve göl gibi su kütlelerine dökülen büyük akarsulara ırmak denir. Irmak, suları eğimli bir yatak içinde akar. Irmaklar dağ ve tepe gibi yüksek alanlardan doğar. Yamaçlardan inen yağmur ve erimiş kar suları küçük akıntılar oluşturur.

Bunların bir araya gelmesiyle çay ve dere gibi küçük akarsular ortaya çıkar. Küçük akarsular da birleşir ve çoğalan sularıyla geniş bir yatak oyarak ırmak biçimini alır. Kar ve yağmur suları kesilirse ırmaklar da kurur. Irmakların doğduğu yere kaynak, denize döküldüğü yere ağız denir. Büyük ırmaklara katılan görece küçük ırmaklar genellikle kol diye adlandırılır . Irmaklar, akarken yatakları aşındırır ve yataklarındaki verimli toprakları sürükler. Bu topraklar ırmağın, ağzında ya da taşan bir ırmağın kıyılarında birikir. Böylece verimli tarım arazisi oluşur.

Nehir ya da ırmak, genellikle denizlere, göllere ya da bir başka büyük akarsuya dökülen, özellikle genişliği ve taşıdığı su miktarı bakımından büyük akarsulara verilen genel isimdir. Bazı durumlarda ise bir başka suya ulaşmadan yer altında kaybolduğu ya da tamamen kuruduğu da görülmektedir. Büyük akarsular nehir ya da ırmak olarak adlandırılırken daha küçükleri ise çay ve dere olarak adlandırılırlar.

Nehir, su döngüsünün önemli bir öğesidir. Nehirlerdeki suyun temel kaynağı yağışlardır. Yağmur ya da kar yağışı ile yer yüzüne inen su yüzey akıntıları, yer altı suları biçiminde nehirleri beslerken buzullar gibi doğal kaynakların erimesiyle oluşan suları da bu kaynaklara ekleyebiliriz. Nehirlerin doğduğu yere kaynak, denize döküldüğü yere ağız denir. Büyük ırmaklara katılan görece küçük ırmaklar genellikle kol diye adlandırılır.

Bir çay ile nehir arasındaki fark:

Çay dereden büyük ama ırmaktan küçük akarsu olarak tanımlansa da bu büyüklük kavramı görecelik göstermektedir. Bazen bu ayrım akarsunun üzerinde yapılan aktivitilere (taşımacılık, suyun ekonomik değeri, çevresel faktörler) göre belirlenebilir.

Nehirlerdeki sukayıpları nehir yatağından veya derindeki akiferden meydana gelen su sısıntıları ve kısmen de buharlaşma neticesinde olur. Nehirlerdeki toplam su miktarı dünyadaki toplam su miktarının sadece küçük bir parçasını oluşturmaktadır;

Nehirler, kaynaklarından başlamak üzere yer çekiminin etkisiyle yokuş aşağı yönde akarak bu akışlarını bir deniz ya da göle ulaşıncaya kadar sürdürürler. Ancak kurak alanlarda nehirlerin sularının tamamını buharlaşma yoluyla kaybettiği durumlarda mevcuttur.Bazı durumlarda ise bir nehrin belli yerde yer altına girerek bazı kayaç türlerinin içinden yer altı suyu oluşturacak biçimde yoluna devam ettiği de olmaktadır.

Yine bazı nehirler insan eliyle yaratılmış edüstriyel bölgelerde aşırı yoğun olarak kullanılmakta ve bu da nehrin sularının doğal akıntısına devam edemeden tükenmesine neden olabilmektedir. Dünya üzerimndeki suyun %97’si okyanuslarda bulunurken içilebilir su miktarının üçte biri ise kara buzullarında bulunmaktadır, ve geri kalanının nerdeyse tamamı yer altı kaynaklarındadır.

Göller içilebilir suyun sadece %0,5’lik bir kısmı içerirken nehir kanallarında bulunan suyun oranı ise bunun yarısı olan %0,025’tir ve bu da dünyadaki toplam su reservinin dört binde birine denk gelmektedir.

Irmak Nehirlerin Topoğrafyası

Bir nehrin suları genellikle yatak dediğimiz doğal bir kanal içinde akar. Bazı büyük nehirler, özellikle ovalar gibi düz alanlarda akarken belli dönemlerde ya da sürekli olarak nehrin her iki kıyısından taşacak biçimde sel benzeri biçimde de akarlar. Nehrin başladığı yani kaynağının olduğu kısım yukarı nehir olarak adlandırılırken nehrin akış yönü doğrultusu ise aşağı nehir olarak adlandırılır

Türkiye’nin En uzun Nehirleri ve uzunlukları

Fırat Nehri 2.800 Km.
Dicle Nehri 1.900 Km.
Kızılırmak 1.355 Km.
Aras Nehri 1.059 Km.
Sakarya Nehri 824 Km.
Büyük Menderes 584 Km.
Seyhan 560 Km.
Yeşilırmak 519 Km.
Ceyhan Nehri 509 Km.
Meriç Nehri 490 Km.
Gediz Nehri 401 Km.
Asi Nehri 380 Km.

Fırat Nehri
Fırat ve Dicle Nehir haritası
Ülkemizin en önemli nehirlerinden bir tanesidir. Gerek sulama alanında gerekse elektrik alanında ülkemiz ekonomisine büyük katkı sağlayan akarsuyumuzdur.

Fırat nehri önemi itibariyle bir çok filme konu olmuş, bir çok kişiye isim vermiş nehirlerdenden bir tanesidir. Fırat nehrinin uzunluğu yaklaşık 2800 kilometre olup, bu uzunluğun 1263 kilometrelik kısmı ülkemizde bulunmaktadır.

Fırat nehri ülkemizde debi bakımından ilk sırada yer alan akarsudur. Ülkemizde su potansiyelinin en yüksek olduğu akarsu olması nedeniyle yukarda verdiğimiz gibi hem enerji hemde sulama alınında çok önemli bir yer tutmaktadır.

Fırat nehrinin birkaç özelliğine değindikten sonra hangi illerden geçtiği ve hangi üzerinde hangi barajların bulunduğu bilgisini verelim.

Fırat Nehri Özellikleri:

Uzunluğu 2800 kilometre olan bu akarsuyun ülkemizdeki uzunluğu 1263 kilometre, Suriye sınırları içindeki uzunluğu 710 kilometre, Irak sınırları içindeki uzunluğu ise 827 kilometredir. Yani Fırat nehri toplam olarak 3 ülkeden geçmekte olup bunlar Türkiye, Suriye ve Irak ülkeleridir. Irak ülkesinde Basra Körfezi’ne dökülmektedir.

Irak sınırları içerisinde Dicle Nehri ile birleştikten sonra Basra Körfezi’ne dökülmektedir. Ve Dicle ile birleşerek oluşturdukları bölgeye ise “Şatt’ül Arab” ismi verilmiştir.

Fırat Nehrinin önemli kolları şunlardır:

Murat Nehri,
Karasu Nehri
Tohma Nehri,
Çaltı Nehri
Peri Nehri
Munzur Çayı

Fırat Nehri üzerinde bulunan Barajlar hangileridir ve bunlar hangi illerde bulunmaktadır?

Fırat nehri üzerinde kaç tane baraj bulunmaktadır?

1- Ülkemizin en büyük Hidroelektrik santrallerinden birisinin kurulu olduğu Elazığ ilimizin sınırları içinde bulunan KEBAN BARAJI,
2- Malatya ve Elazığ sınırları içinde kalan ve ülkemizin yine en büyük Hidroelektrik santrallerinden birisi olan KARAKAYA BARAJI (1800 watt kurulu gücü ile ülkemizin en büyük ikinci hidroelektrik santrali konumundadır)
3- Adıyaman ve Şanlıurfa illeri sınırı içinde bulunan ülkemizin en büyük Hidroelektrik Santrali olma özelliğini taşıyan ATATÜRK BARAJI
4- Gaziantep ve Şanlıurfa sınırları içinde bulunan BİRECİK BARAJI
5- Gaziantep sınırları içinde bulunan KARKAMIŞ BARAJI

Yukarda bu akarsuyun debisinin çok yüksek olduğunu ve taşıdığı su miktarı ile ülkemizin en büyük akarsuyu olduğundan bahsetmiştik. İşte bu nedenledir ki ülkemizdeki en büyük barajlar ve hidroelektrik santralleri bakımından en büyük 3 hidroelektrik santrali de bu akarsuyumuz üzerine kurulmuştur.
Fırat nehrinin ülkemiz sınırları içinde bulunan 1263 kilometrelik bir uzunluğa sahip olduğunu söylemiştik. Bu kadar uzun bir akarsu acaba kaç ilden geçmektedir?

Fırat nehri ülkemiz sınırları içinde toplam 7 ilden geçmektedir. Bu iller sırasıyla;

    Erzincan
    Tunceli
    Elazığ
    Malatya
    Diyarbakır,
    Adıyaman
    Gaziantep

Fırat nehri içerisinde ayrıca birçok balık türüne de ev sahipliği yapmaktadır. Bir çok yerde Fırat nehrinde balık avcılığı yapılmaktadır. Hatta bazı kaynaklarda sadece Fırat Nehrinde bulunan sazan türlerine rastlanılmıştır. Fırat Nehri ayrıca ülkemizde en çok boğulma olaylarının görüldüğü nehirlerimizden bir tanesidir. Özellikle yazın serinlemek maksadıyla girilmesinden dolayı birçok insanımız hayatını kaybetmektedir. (Fırat nehrinde hayatını kaybeden vatandaşlarımız içinde yazılmış ve onlara ithaf olmuş türler ve ağıtlarda mevcuttur)

Dicle Nehri
Dicle nehri ülkemizin en önemli akarsularından bir tanesidir. Ülkemizde Fırat nehri ile birlikte ikili olarak anılan nehrimiz olan Dicle Nehri ülkemiz topraklarında doğarak dış bir ülkede dış bir denize dökülen nehirlerimizden bir tanesidir.

Dicle nehrinin özellikleri nelerdir?

-Dicle nehri ülkemiz topraklarında doğarak dış ülke topraklarından denize dökülen nehirlerimizden bir tanesidir. Ülkemiz de Doğu Anadolu bölgesinde doğar ve ırak ülkesine geçerek burada Fırat nehri ile birleştikten sonra Basra körfezine dökülmektedir.

-Irak ülkesinde Dicle nehri ile birleştiği yere “Şattülarab” denmektedir. Basra’dan yaklaşık olarak 60-65 kilometrelik bir mesafede birleşmektedirler.

-Dicle nehri Fırat nehri ile birlikte arasında bulunan topraklarda Mezopotamya’yı meydana getiren iki nehirden bir tanesi olmuştur. Bilindiği üzere bu iki nehir arası “Mezopotamya” olarak anılmaktadır.

-Dicle nehri kaynağını Doğu Anadolu dağlarından ve Gölcük(Hazar) gölünden almaktadır. İlk kaynağını aldığı yer olarak Güneydoğu Toroslarda bulunan Maden dağlarının bulunduğu noktalardan aldığı belirtilmektedir.
-Ülkemizde en çok tanınan akarsulardan bir tanesidir.

-Dicle nehrinin çevresinde kurulmuş olan eski yerleşim yerleri şunlardır: Nemrut, Asur, Ninova, Amed, Hasankeyf.

-Toplam uzunluğu 1900 kilometre civarında olup, ülkemiz topraklarındaki uzunluğu yaklaşık olarak 523 kilometre iken Yaklaşık olarak 1377 kilometrelik uzunluğu Irak ülkesi sınırları içinde bulunmaktadır. Yani yaklaşık olarak 1/4’lük kısmı ülkemiz topraklarında bulunmaktadır. Uzunluk olarak Fırat nehrinden daha kısa bir nehrimizdir.

-Dicle nehrinin en önemli kolları Garzan kolu, Botan kolu, Habur kolu, Büyük Zap kolu ve Küçük Zap koludur.

-Debisi ortalama olarak saniyede 360 metreküptür. Özellikle yaz sonundaki debisi saniyede 50-60 metreküplere kadar düşer iken, ilkbahara doğru debisi oldukça yükselerek saniyede 2000 metreküpün üzerine çıkmaktadır. (Bunun sebebi ise ilkbahar yağışları ve karların erimesidir)

-Düzensiz bir akarsu rejimine sahip bulunmaktadır.

-Dicle nehri rejiminin düzensiz olması sebebiyle özellikle bazı zamanlarda taşkınlara sebep olarak bazı tarım alanlarına da zarar verebilmektedir. Fakat özellikle 20.yüzyılda yapılan bazı barajlar ile bu baskınlar en aza indirilmiştir.

Dicle Nehri üzerinde kurulan barajlar ve hidroelektrik santralleri hangileridir?

Kralkızı Barajı,
Batman Barajı
Dicle Barajı
Ilısu Barajı

Dicle nehrinin tarihteki ve günümüzdeki isimleri nelerdir?

Dicle nehrinin günümüze kadar birçok ismi olmuştur ve halen birçok ismi ile de anılmaya devam etmektedir.
İdigna-İdigina(Sümerce ismi olup “Akan Su” anlamındadır)

Tigira (Elamca ismi)
Tigra (Farsça ismi)
Tigris (Yunanca)
İdiklat (Akatça)
Hiddikel (İbranice)
Diklat (Süryanice)
Dicle (Arapça, Türkçe, Kürtçe)
Dijle (Kürtçe)

Kızılırmak
Kızılırmak nerelerden geçiyor?
Kızılırmak Nehri Türkiye topraklarından doğarak yine, Türkiye topraklarından denize dökülen en uzun akarsudur. Uzunluğu 1.355 km’dir. Deniz taşımacılığı için kullanılmaz. Başlıca kolları Delice Irmağı, Devrez ve Gökırmak’tır.

Kızılırmak Nehri, Türkiye topraklarında doğar yine, Türkiye topraklarından denize dökülür ve Türkiye’nin en uzun akarsuyudur. Uzunluğu 1.355 km’dir. Başlıca kolları Deliceırmak, Devrez ve Gökırmak’tır. Nehir, İç Anadolu’nun kuzeydoğusundaki Kızıldağ’ın güney yamaçlarından doğar ve sırasıyla Sivas, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, Çankırı, Çorum ve Samsun illerinden geçerken çok sayıda dere ve çayın sularını toplayarak Bafra Burnu’ndan Karadeniz’e ulaşır.

Yağmur ve kar sularıyla beslenen nehrin rejimi düzensizdir. Temmuz ve Şubat arasında düşük su düzeyinde akan nehir, mart ayında hızla kabarmaya başlar ve nisan ayında en yüksek su düzeyine ulaşır. Ortalama debisi 184 m3/sn olan nehrin 20 yıllık gözlem süresince en az 18.4 m3/sn’ye ve en çok 1.673 m3/sn.’ ye ulaştığı tespit edilmiştir.Nehir üzerine 8 baraj yapılmıştır.

Bunlar Kayseri ilinde Sarıoğlan,Yemliha kasabasında kurulmuş olan Yamula Barajı, Ankara yakınlarındaki Kesikköprü, Hirfanlı ve Kapulukaya barajları ile nehrin Bafra Ovası’na kurulmuş Altınkaya ve Derbent barajlarıdır. Nehir üzerine son olarak Obruk Barajı yapılarak 2007 yılı içerisinde su tutumuna başlanılmıştır.

Aras Nehri
Aras Nehri nerelerden geçer?
Aras nehrinin uzunluğu yaklaşık olarak 1072 kilometredir. Aras nehrinin ülkemizde kalan kısmının uzunluğu yaklaşık olarak 548 kilometredir. Aras nehri aynı zamanda Kafkasların en önemli akarsularından bir tanesini oluşturmaktadır. ras nehri birçok ülkeninde bazı sınırlarını oluşturmaktadır, Örneğin Türkiye Azerbaycan Türkiye Ermenistan ve Azerbaycan-İran ve Ermenistan İran sınırı gibi.. Aras Nehrinin kolları hangileridir? Nehre Kuzeyden dökülen kollar: Zengmar,ariso, Kotur, Hacılar

Aras Nehri Doğu Anadolu’nun kuzey kısmında doğup aldığı birçok kollarla büyüyerek, Türkiye içinde 441 km yol kat ettikten sonra, Kafkasya’nın güneydoğusunda Mugan önünden geçerek, Hazar Denizine dökülen ve bütün uzunluğu 920 km olan ırmak. Bingöl Dağları ile Palandöken Dağlarından inen kollarla beslenip büyür. Şahvelet, Nalbant ve Sakaltutan dağlarından gelen kollarla kuvvetlenir. Topçu ve Sakaltutan dağları arasındaki bir vadiden Pasinler Ovasına girer.

Aras Nehri hakkında bilgiler Doğu Anadolu’nun kuzey kısmında doğup aldığı birçok kollarla büyüyerek, Türkiye içinde 441 km yol kat ettikten sonra, Kafkasya’nın güneydoğusunda Mugan önünden geçerek, Hazar Denizine dökülen ve bütün uzunluğu 920 km olan ırmak. Bingöl Dağları ile Palandöken Dağlarından inen kollarla beslenip büyür. Şahvelet, Nalbant ve Sakaltutan dağlarından gelen kollarla kuvvetlenir. Topçu ve Sakaltutan dağları arasındaki bir vadiden Pasinler Ovasına girer. Pasin Çayı ile birleşir. Bir çok dar vadi ve ovalardan geçerek Türk topraklarından çıkar ve 140 kilometrelik kısmı Türk-Rus sınırını teşkil eder. Daha sonra İran topraklarına girer. İran-Azerbaycan sınırına kadar akar. Sarısu ve Kura ırmağı ile birleşip Hazar Denizine dökülür.

Aras’ın geçtiği vadiler bölgeye göre oldukça ılımlıdır. Bu vadide ılık iklim bitkileri yetişir. Aras’ın geçtiği vadi, Erzurum ve Kars yaylasında tabii bir yol vazifesi görür. Aras Irmağından, Pasinler ve Iğdır ova Tümünü oku (yeni pencerede açılır) nın sulanmasında faydalanılır. Akışı düzensiz olduğundan ulaşıma elverişli değildir. Irmakta bol alabalık vardır.

Aras Irmağı ile ilgili birçok efsaneler vardır. Aras vadisi ilk çağlardan beri yerleşim merkezi olmuştur. İranlılar, Nehr-i Aras, Araplar Al-Ras derler. İlk ismi Arakses’tir. Aras’tan eski tarih kitaplarında ve din kitaplarında bahsedilir. Rivayetlere göre Aras Vadisinde bin şehir ve beş bin köy kalıntısı vardır. Aras; Nil, Dicle ve Fırat’tan sonra dördüncü kutsal akarsu olarak kabul edilir.

Eski çağlardan bu yana çeşitli millet ve devletler Aras Vadisinde yaşamışlardır. Arkeolojik bakımdan dünyanın en zengin bölgelerinden biridir. Bu vadi, bin seneye yakın zamandan beri Türklerin elindedir.


Sakarya Nehri
Sakarya Nehri nerelerden geçer?
Sakarya Nehri Kızılırmak ve Fırat Nehrinden sonra Türkiye’nin üçüncü en uzun, Kuzeybatı Anadolu’nun ise en büyük akarsuyudur. Uzunluğu 824 km olup, beslenme havzasının genişliği 53.800 km2 dir. Afyon’un kuzeydoğusundaki Bayat Yaylası’ndan doğar.

Sakarya Nehri Kızılırmak ve Fırat Nehrinden sonra Türkiye’nin en uzun, Kuzeybatı Anadolu’nun ise en büyük akarsuyudur. Uzunluğu 824 km olup, beslenme havzasının genişliği 53.800 km2 dir. Afyon’un kuzeydoğusundaki Bayat Yaylası’ndan doğar. Kuzeybatı Anadolu bölgesinin en önemli nehridir. İstiklal Svaşında, civarında geçen muharebelerle daha çok tanınan Sakarya, 824 km uzunluğundadır. Yağış alanı 57.000 km2 olup, Eskişehir, Ankara, Bilecik, Sakarya illerini içine alır. Eskişehir’in çifteler ilçesinin Sakar Başı mevkiinden kaynak halinde doğan ırmak, Karasu ilçesinin batısında Karadeniz’e dökülür. Doğuş yerinden doğuya doğru aktıktan sonra Eskişehir, Ankara illeri sınırı yakınında kuzeye doğru döner. Sündiken Dağları kuzeyine kadar bu yönde akar ve batıdan gelen Porsuk Çayı ve doğudan gelen Ankara Çayı ile birleşir. Daha pekçok dereleri aldıktan sonra Beypazarı’nın güneyinden batıya döner. Bilecik tarafında kuzeye yönelir, derin boğazlardan geçerek Adapazarı Ovasına uzanır. Göksu, Karasu ve Mudurnu Çayını da aldıktan sonra Karadeniz’e dökülür.

Nehrin ve kollarının bulunduğu arazi fazla yağışlardaki taşmalarla büyük zararlar görürken, sayıları on civarında olan barajlarla, geniş ölçüde bunun önüne geçilmiştir. Sarıyer ve Gökçekaya barajları önemli olanlardır. Ayrıca kolu olan Porsuk Çayı üzerinde Porsuk Barajı vardır.

Önce İç Anadolu’ya doğru akar sonra Kızılırmak’ın tersine bir kıvrımla, kuzeye döner, Polatlı yakınlarında en büyük kollarından biri olan Porsuk Çayı’nı alır. Geyve Boğazı’ndan geçer ve Adapazarı Ovası’ndan akarak Karadeniz’e dökülür. Sakarya Nehri’nin Aladağ ve Kirmir sularını aldığı yerde Türkiye’nin en büyük santrallerinden biri olan Sarıyar Hidroelektrik Santrali ve Gökçekaya Hidroelektrik Santralı kurulmuştur.

Büyük Menderes Nehri
Büyük Menderes Nehri nerelerden geçer?
Ege bölgesinin en uzun nehri. Afyonkarahisar’ın Sandıklı kazâsının batısındaki, Kükürt Dağlarının batı yamaçlarından doğar. Güney batıya doğru akmaya başladığında pekçok pınarla beslenir. Akışı esnâsında sert dirsekler yaparak yoluna devâm ederken, en önemli kolu olan Banaz Çayını alır. Bundan sonra Buldan civârında ovaya kavuşur. Sarayköy yakınında batıya dönerek verimli meşhur ovasında akışına devâm eder. Düz ovada akarken Nâzilli yakınlarında

Ege bölgesinin en uzun nehri. Afyonkarahisar’ın Sandıklı kazasının batısındaki, Kükürt Dağlarının batı yamaçlarından doğar. Güney batıya doğru akmaya başladığında pekçok pınarla beslenir. Akışı esnasında sert dirsekler yaparak yoluna devam ederken, en önemli kolu olan Banaz Çayını alır. Bundan sonra Buldan civarında ovaya kavuşur. Sarayköy yakınında batıya dönerek verimli meşhur ovasında akışına devam eder. Düz ovada akarken Nazilli yakınlarında Akçay, Aydın yakınlarında Çine Suyu gibi önemli olanların yanında pekçok kollar alır. Akış istikameti boyunca, Nazilli, Aydın, Söke, Balat ovalarını sular. Büyük Menderes’in denize döküldüğü kısım ise Milas Ovasıdır.

Havzası ve uzunluğu ile Batı Anadolu’nun en uzun nehridir. Ova kısmında uzunluğu 200 km, doğuştan itibaren ise 584 km’dir. Havzası 25.000 km2dir.

Seyhan Nehri
Seyhan Nehri nerelerden geçer?
Seyhan Nehri Türkiye’nin Akdeniz’e dökülen ırmaklarının en önemlisidir. Uzunluğu 850 km’dir. Havza alanı ise 20.600 km2dir. İki önemli kolu vardır. En uzun olanı, Uzun Yayla’dan doğan Zamantı suyudur. Orta Toroslar’ın uzanış doğrultusunda akan bu su, Çukurova’ya inmeden önce diğer önemli kolu olan Göksu ile birleşir. Adana’dan geçerek Akdeniz’e dökülür. Seyhan Nehri üzerinde Yedigöze, Çatalan ve Seyhan Hidroelektrik Santralları kurulmuştur.

Adana’nın içinden geçer ve bu kenti Seyhan ve Yüreğir isimli iki semte böler ve 60 km sonra Tarsus Çayı ile birleşerek (Tarsus’un 20 km güneyinde) Çukurova’nın en batı kesiminde,Adana-İçel sınırında Deli Burnu’nda Akdeniz’e dökülür. Seyhan Nehri üzerinde Yedigöze, Çatalan ve Seyhan Hidroelektrik Santralları kurulmuştur. Ayrıca Seyhan Nehri Ceyhan Nehri ile beraber Çukurova’da tarımsal sulama için çok büyük önem taşır,özellikle pamuk üretemi için.Pamuk üretimi en çok su talep eden tarımsal işlemlerinden birisidir ve çevre kirliligi bakımından hassas bir tarımsal sanayidir.Siyasi ve Dış Ticari Önemi

1986’da Barış Suyu Projesi düşüncesi doğdu ve daha çok 90’lı yıllarda görüşmelere ağırlık verildi.Bu proje ilk başta İsrael,Ürdün ve Suudi Arabistan’a Seyhan ve Ceyhan sularını bu devletlere boru hatlarıyla aktarma veya dev su tankerleriyle taşıma şekliyle satmayı öngörüyordu.Türkiye metreküp(=m³ =1000 litre) başına 0,8-1,00 Dolar fiyat teklifi öngörmüştü.Bir kaç onaydan sonra fiyat anlaşmazlığından ve ilk başta siyasi nedenlerden dolayı her defasında geri çekildi.2006 yılı başlarında başta İsrail olmak üzere görüşmelere tekrar başlandı.

Yeşil ırmak
Yeşilırmak nerelerden geçer?
Yeşilırmak Karadeniz’e dökülen, Türkiye’nin önemli akarsularından biri. Sivas’ın kuzeydoğusundaki Kösedağı (2812 m)ndan doğar. Kelkit ve Çekerek ırmaklarını alarak büyür. Uzunluğu 519 km, yağış alanı toplamı 36.000 km2dir.

Batıya doğru akan ırmak, Turhal’dan sonra dar bir boğazdan geçerek Amasya’ya uzanır. Yanlardan gelen kollarla beslendikten sonra geniş bir boğazdan Canik Dağlarını geçer. Daha ileride suların derin ve hızlı aktığı dar bir boğazdan geçtikten sonra Çarşamba Ovasına ulaşır.

Bu ova Yeşilırmak’ın binlerce yıldır getirdiği alüvyonların meydana getirdiği bir deltadır. Irmak Civaburnu yakınlarında Karadeniz’e dökülür.

Yeşilırmak üzerinde Türkiye’nin en büyük barajlarından olan Hasan Uğurlu Barajı ile Tokat’ın Almus ilçesi yakınındaki Almus Barajı kurulmuştur.

Yeşilırmak nehri uzunluk itibariyle bir Kızılırmak , Bir Fırat veya bir Dicle nehri kadar uzun olmasa da ülkemizdeki akarsuların bir çoğundan uzun bir akarsudur. Toplam uzunluğu 519 kilometredir. (Aşağı yukarı Kızılırmak nehrinin yarısı kadar bir uzunluğa sahiptir bilindiği üzere Kızılırmak nehrinin uzunluğu 1150 kilometre civarındadır) Yeşilırmak nehrinin doğduğu ilimiz Sivas ilidir. Sivas ilimizin kuzey kısmında bulunan Kösedağ’ın eteklerinde doğmaktadır. Yaklaşık olarak Kösedağın 2800 metre yüksekliğinden kaynak alarak başlamaktadır.

Yeşilırmak Tokat Amasya ve Samsun illerinden geçerken çeşitli akarsularla birleşir. Nehir başlıca 3 kolun birleşmesinden meydana gelir. Kelkit Çayı nehrin en büyük koludur.

Yeşilırmak nehri Karadeniz bölgesinde Samsun ilimize bağlı olan Çarşamba ilçesinden denize dökülmekte olup ayrıcı burada ülkemizin en önemli alüvyol ovası olan Çarşamba ovasının oluşmasınıda sağlayan akarsu olma özelliğini taşımaktadır.

Yeşilırmak nehri üzerinde ülkemizin önemli hidroelektrik santrallerinin bulunduğu 4 önemli baraj bulunmaktadır. Bu barajlar Hasan Uğurlu Barajı, Suat Uğurlu Barajı, Ataköy ve Almus Barajları’dır.

Yeşilırmak nehri ve üzerinde bulunan barajlar sayesinde sulama yapılmaktadır. Ayrıca yine bu barajlarda bulunan hidroelektrik santralleri sayesinde elektrik üretimi yapılabilmektedir. Yeşilırmak nehrinin su taşıma kapasitesi az olması ve düzensiz olması nedeniyle taşımacılık yapılamamaktadır.

Hasan Uğurlu Barajı kurulu güç itibari ile ülkemizin en büyük 10. Hidroelektrik santrali olma özelliğine sahiptir, Yıllık kurulu gücü 500 MegaWattır. (Bu kurulu güç ülkemizin en büyük hidroelektrik Santrali olan Atatürk Barajı Hidroelektrik santralindeki kurulu gücün yaklaşık olarak 1/5’i kadardır)


Ceyhan Nehri
Ceyhan Nehri nerelerden geçer?
Ceyhan Nehri Akdeniz Bölgesi’nin büyük akarsularındandır. Uzunluğu 509 km’dir. Elbistan yakınlarından doğar. Çukurova’da geniş bir delta oluşturarak İskenderun Körfezi’ne dökülür. Başlıca kolları Hurman, Göksun, Söğütlü ve Aksu Çaylarıdır. Ceyhan Nehri Kasım ve Aralık aylarında sonbahar yağmurlarının etkisiyle geçici olarak kabarır. Bu aylardaki debisi 50 m3/sn’den 380 m3/sn’ye yükselir. Ocak ayında azaldıktan sonra Şubat ayında tekrar yükselir. İlkbahar mevsiminde yağmur halindeki yağışlar ve karların erimesiyle tekrar kabarır. Mayıs ayından itibaren azalmaya başlar. Nehir üzerine Aslantaş, Menzelet, Sır ve Berke Hidroelektrik Santralları kurulmuştur.

Akdeniz havzasında bulunan Çukurova’nın önemli bir akarsuyu. Eski adı ile “Hyranus”, bazı kaynaklarda Ceyhan, Cihaz ve Cahan adları ile geçen Ceyhan, güneydeki ırmaklarımızdan birisidir. Uzunluğu 509 km, sularını topladığı bölgenin yüzölçümü 22.300 km2dir. Orta Torosların doğu bölümündeki Nurhak Dağından Söğüt Deresi adıyla çıkar. Elbistan’ın 3 km kuzeyindeki büyük kaynaklarla beslenir. Elbistan yakınında Söğütlü Deresine, Hurma ve Göksu’nun birleşmesi ile Ceyhan adını alır. Engizek ve Ahır dağlarındaki dar ve derin yarma vadilerinden veKahramanmaraş yakınlarından geçip, Çukurova’nın kuzey doğusuna girer. Misis Tepelerini çevirdikten sonra meydana getirdiği geniş deltada akar. İskenderun Körfezine dökülür. Ceyhan, yolu boyunca aldığı Aksu, Çakur, Susas, Çeperce gibi derelerle daha da büyür.

Ceyhan’da akan su miktarı mevsimlere göre çok değişir. Kasım ve Aralık aylarında güz yağmurlarından ötürü geçici olarak kabarır. Bu sırada saniyede 50 m3ten 380 m3e yükselir. Ocakta azalır. Şubat ortalarında yine kabarmaya başlar.Karların erimesiyle ilkbaharda bu kabarış oldukça artar, yaz aylarında özellikle ağustos ve eylülde en çekik durumunu bulur. Son 22 yıl içinde Seyhan’la en az 6 defa birleşmiş ve ayrılmıştır.

Geçtiği dar boğazlarda birçok çağlayan ve çavlanlar vardır.Savruk suyu çavlanının yüksekliği 45 m’yi bulur. Ceyhan dağlık yerlerde derinde aktığından sulama işinde pek az faydalanılır. Sulamada Ceyhan’ın kolları çok daha elverişlidir. Bu sularla tarlalar sulanır, değirmenler işler, yolları boyunca pirinç ve başka ürünler yetiştirilir. Ormanlık bölgelerden geçtiği için kereste taşımacılığında kullanılır. Ceyhan Ovası olarak bilinen nehrin meydana getirdiği delta, su kuşlarının kış boyunca barındıkları yerlerdir. Bazı seneler burada barınan kuşların sayısı birkaç milyonu bulur. Ayrıca kumsal sahil, deniz kaplumbağalarının yumurta bırakma yeridir. Ne yazık ki bazı yıllar sularının taşması tarım ürünlerine büyük hasarlar verdirmektedir. elbistan pınarbaşından doğar ve elbistan boyunca kaynağı vardır şehri ikiye böler elbistan sınırları içerisinde söğüt ve hurman çayı ile birleşir

Meriç Nehri
Meriç Nehri nerelerden geçer?
Meriç nehri bazı önemli özelliklere sahip olan ülkemizin önemli akarsularından bir tanesidir. Uzunluk itibarıyla ülkemizin en uzun 10 akarsuyu içinde bulunmaktadır. Genel olarak su taşkınları sebebiyle televizyonlar da ismini duymuş olduğumuz akarsularımızdan bir tanesidir. Meriç nehrinin bazı önemli özellikleri aşağıda sıralanmıştır.

Meriç nehrinin özellikleri nelerdir?

-Meriç nehrinin en önemli özelliği havza alanın 3 ülke toprağında da bulunmasıdır. Havza alanı ülkemiz ile birlikte ülkemizin komşuları olan Bulgaristan ve Yunanistan ülkeleri topraklarında havzası bulunmaktadır.
-Meriç nehrinin 3 ülkede havzası bulunması sebebiyle 3 ülkede ayrı isimleri bulunmaktadır. Ülkemizde Meriç olarak bilinen bu nehir, Bulgaristan da Maritsa, Yunanistan da ise Evros ismini taşımaktadır.

-Meriç nehri Bulgaristan ülkesi içerisinde doğup (Rila dağlarından doğmaktadır) Yunanistan ile ülkemizin bir bölüm sınırını oluşturduktan sonra ülkemiz sınırları içerisinden denize dökülmektedir. Döküldüğü deniz ise Ege denizidir. Ege denizinde döküldüğü yer ise Enez yakınlarında bulunan Saroz körfezidir. Aslında Meriç nehri denize dökülmeden biraz daha önce İki kola ayrılır ve iki koldan bir tanesi ülkemizden denize dökülür iken, diğer kol ise Yunanistan sınırları içinde denize dökülmektedir. Her iki kolunda döküldüğü bölge Saroz körfezi olup her ikisinin döküldüğü yerler birbirlerine oldukça yakın sayılır.

-Meriç ülkemizin önemli bir akarsuyu olması ile birlikte aynı zamanda balkanlarında önemli bir akarsuyu konumunda bulunmaktadır.

-Meriç nehrinin toplam uzunluğu 480 kilometredir. Ülkemizde kalan kısmının uzunluğu ise yaklaşık olarak 210 kilometre civarındadır. Bazı kaynaklarda ise 270 kilometre olarak geçmektedir.

-Meriç nehrinin toplam havza alanı 53.000 kilometrekaredir.

-Meriç nehrinin bir önemli özelliği ise Türk Yunan Sınırının büyük bölümünü oluşturmasıdır. Neredeyse ülkemiz ile Yunanistan arasındaki sınırın büyük bir bölümünü bu nehir oluşturmaktadır.

-Meriç nehrinin bir diğer önemli özelliği ise ülkemiz akarsuları içerisinde en çok taşkınlara sebep olan ve tarıma zarar veren akarsu olmasıdır. Çünkü bu nehir ve kolları üzerinde Bulgaristan sınırları içinde bulunan bazı barajların su boşaltması sebebiyle zaman zaman taşkınlar yaşanabilmektedir. Özellikle bu sebepten dolayı bazı çalışmalar yapılmakla birlikte henüz kesin bir sonuca varılamamıştır. İki ülke arasında küçük çaplı krizlere neden olan bir sorundur.

Meriç nehrinin kolları hangileridir?

Meriç nehrinin en önemli kolları 3 tanedir. Bunlar haricinde küçük çaplı bazı kolları bulunmakla birlikte en önemlisi ve en büyük olan üç kolu bulunmaktadır. Bu kolar şunlardır:
-Ergene Kolu
-Arda Kolu
-Tunca Kolu

Meriç nehri üzerinde baraj var mıdır?

Meriç nehri üzerindeki en büyük ve en çok sayıda baraja sahip olan ülke Bulgaristan ülkesidir. Yaptığımız bazı araştırmalarda ülkemizin bu nehir üzerinde büyük çaplı bir barajı bulunmadığı bilgisine ulaşılmıştır. Hatta barajı olduğuna ilişkin bir bilgiye de sitemizce de ulaşılamamıştır.

Gediz Nehri
Gediz Nehri nerelerden geçer?
Ege Bölgesi’nin batı-doğu doğrultulu akarsularından biri, Büyük Menderes’ten sonra en büyüğüdür. Uzunluğu 350 km.’dir. Gediz Nehri Murat ve Şaphane Dağlarından gelen çeşitli kollarla büyür. Önce kuzeydoğu – güneybatı doğrultusunda akar. Doğu – batı doğrultulu asıl Gediz Ovası’na Salihli kuzeyindeki Adala’da girer. Biraz sonra da soldan gelen Alaşehir suyunu alır. Daha batıda Marmara Gölü’nün sularını küçük bir ayakla alır, tarihi Sart (Sardes) yıkıntılarının önünden geçerek Manisa Ovası’na girer. Gediz bu ovada deniz seviyesinden 50 metre yükseklikte akar. Manisa yakınlarında, kuzeyden gelen Akhisar Çayı ile güneyden gelen Nif Çayı’nı aldıktan sonra kuzeydeki Dumanlıdağ ile güneydeki Manisa Dağı arasında bulunan dar Menemen Boğazı’na girer.

Bu boğazdan çıktıktan sonra Foça’nın güneyinde İzmir Körfezi’ne dökülür. Gediz’in eski çığırı Menemen Boğazı’ndan çıktıktan sonra güney batıya dönüyor, nehir daha güneyde İzmir Körfezi’nin çok sığ bir kesimi önünde denize ulaşıyordu. Körfezi doldurmak tehlikesi yüzünden, 1886’da açılan bir kanalla, yatağı değiştirildi, yukarıda adı geçen noktada denize dökülmesi sağlandı. Ege bölgesindeki bütün nehirlerde olduğu gibi Gediz’in de suları yazın azalır. Bu azalma özellikle yaz sonlarında, hatta sonbahar başlarında büsbütün belirir. Bunun sonunda nehir bazı kesimlerinde geniş yatağının çakıl ve kum yığınları arasında adeta kaybolmuş bir iki ince su şeridi haline gelir. Bölgedeki şiddetli ve sürekli kış yağışları nehri kabartır, çok zaman taşkınlara yol açar.

Asi Nehri
Asi Nehri nerelerden geçer?
Asi nehri ülkemizde bilinen önemli nehirlerden bir tanesidir. Asi nehri ülkemiz dışında doğup da ülkemiz topraklarında denize dökülen nehirlerden bir tanesidir.

Asi nehrinin özellikleri nelerdir?

-Asi nehri “Orontes” ismi ile de bilinen nehirdir.

-Asi Nehri’nin ilk doğduğu yer Lübnan toprakları olup, Lübnan topraklarında bulunan Bekaa Vadisinin doğu kısımlarında doğmaktadır. Daha sonra Suriye sınırlarından geçerek ülkemizin Hatay ilinden Akdeniz’e dökülür. (Asi nehri dış bir ülkede doğarak ülkemiz sınırları içinde denize dökülen iki nehirden bir tanesi olup, diğer nehrimiz ise Meriç nehridir, Meriç nehri de komşu ülke topraklarından doğar ve bizim ülkemiz topraklarından denize dökülür)

-Asi nehrinin toplam uzunluğu 386 kilometre olup, ülkemiz sınırları içindeki uzunluğu ise 88 kilometredir. (Bazı kaynaklarda nehrin uzunluğu 570 kilometre civarında gösterilmekle birlikte genel olarak bu uzunlukta olmadığı bilgisi ağır basmaktadır)

-Asi nehrinin en uzun kısmı “Suriye” topraklarındadır.

-Asi nehri debisi çok olmayan nehirlerden bir tanesi olup ortalama debisi saniyede yaklaşık olarak 30 metreküp civarındadır. Debisinin en yüksek olduğu dönemler kış mevsimi ve ilkbahar mevsimidir. Özellikle bu mevsimlerde sık sık taşkınlara rastlanmaktadır.

-Asi nehri aynı zamanda Hatay ilimiz ile Suriye arasındaki sınırın bir kısmını oluşturan bir nehirdir. Asi nehrinin oluşturduğu sınırımızın yaklaşık olarak 20-22 kilometre arasında olduğu söylenmektedir.

-Asi nehrinin ilk doğmuş olduğu Lübnan topraklarında dar vadilerden geçmesi sebebiyle akış hızı fazla olmasına karşın özellikle Suriye topraklarında daha düz bölgelerden geçmesinden dolayı suyu yavaş ve geniş şekilde akmaktadır. Hatta Suriye ülkesinin Humus şehrinde göl haline geldiği ve bataklık oluşturduğu bilgisi de yer almaktadır.

-Asi nehrinin Akdeniz’e döküldüğü yerde delta ovası oluşmuştur. Özellikle tarihte ilk yıllarda Asi nehrinin denize döküldüğü yerde bir liman şehrinin bulunduğu fakat bu limanın zamanla iç kısımlarda kaldığı bilgisi de bulunmaktadır.

-Asi nehri özellikle Suriye ülkesi ile geçmişte birçok sıkıntılar yaşamış olduğumuz konulardan bir tanesi olmuştur.


Çay nedir?

Çay, coğrafi terim olarak dereden büyük, ırmaktan küçük akarsuya denir. Bu sınıflandırma akarsuyun uzunluğu, genişliği ve taşıdığı su miktarına göre belirlenmektedir. Bunlara akarsu da denir. Ova ve Düzlüklerde akan akarsulara verilen isimdir.

Dere Nedir?

Dağdan akıp gelen ve gelirkemn kendini taşlara kayalara, kaya parçalarına vura aşağı akıp gelen akarsu türüdür ve suyu yalap yalap yahutta çalap çalaptır.  Yunus Emre efendimizin dediğ gib “dertli dolap, suyun akar yalap yalap, yahutta çalap çalap

Pınar Nedir?

Tabiat unsurlarının ihtiyacı olan suyun yeryüzüne çıktığı asli nokta kaynaklar
olup bunlar akarsuların ve göllerin de teşekkül menbaıdırlar pınar, su gözü

Su kaynağı yahutta kaynak suyu,Yerden kaynayarak çıkan su, kaynak.
Bu suyun çıktığı yer, kaynak, memba.

Pınar kelimesininin kısaca anlamları tanımı:

Pınar başı : Pınarın etrafı.

Göz pınarı : Gözyaşı bezlerinin salgıladığı sıvıyı toplayan, gözün burun tarafındaki bölümü.

Gözyaşı pınarı : Göz pınarı.

Pınarbaşı : Kayseri iline bağlı ilçelerden biri. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri.

Pınarhisar : Kırklareli iline bağlı ilçelerden biri.

Kaynak : Bir şeyin çıktığı yer, menşe. İki metal veya yapay parçayı ısıl yolla birleştirme yöntemi, kaynaştırıp yapıştırma işi. Sırayı beklemeden başkalarının hakkını alarak mevcut sıranın ön taraflarına girme işi. Bir suyun çıktığı yer, kaynarca, pınar, memba, göz. Herhangi bir enerjinin oluşup çevreye yayıldığı yer. Herhangi bir bilim dalında yazılmış olan yazı veya eserlerin bütünü, literatür. Gelir, kazanç, sağlık vb.ni sağlayıcı öge. Araştırma ve incelemede yararlanılan belge, referans.

—oOo—


Araştırmacı Yazar Raşit Tunca’nın Derlemeli Düzeltmeli Açıklamalı Coğrafi Makalesi

Raşit Tunca

Schrems, 10.10.2021

Bu konuyu yazdır

Oku-1 Amerika Birleşik Devletleri Hakkında Coğrafi Bilgiler
Yazar: RasitTunca - 08-27-2022, 08:46 PM - Forum: Coğrafya Bilgileri - Yorum Yok



Amerika Birleşik Devletleri Hakkında Coğrafi Bilgiler

Amerika Birleşik Devletleri

Amerika Birleşik Devletleri (ABD; İngilizce: United States of America, USA veya U.S.A.), yaygın ismiyle Birleşik Devletler (B.D.; İngilizce: United States, US veya U.S.) ve ya Amerika (İngilizce: America), çoğunlukla orta Kuzey Amerika'da, Kanada ve Meksika arasında bulunan, elli eyalet ve bir federal bölgeden oluşan, federal anayasal cumhuriyet ile yönetilen bir ülke. Yeryüzünün, 9,8 milyon km2 (3,8 milyon sq mi) yüz ölçümü ile üçüncü veya dördüncü en büyük ülkesidir. 328 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesidir. Ülkenin federal bölgesi Washington, DC'dir ve en kalabalık şehri ise New York'tur.

Paleo-Kızılderililer en az 12.000 yıl önce Sibirya üzerinden Kuzey Amerika anakarasına göç ettiler ve 16. yüzyıla gelindiğinde ise Avrupa kolonizasyonu ile karşı karşıya kaldılar. Birleşik Devletler, Doğu Kıyısı boyunca kurulan On Üç Koloni ittifakından doğdu. Büyük Britanya ile olan anlaşmazlıklar, bağımsızlığı sağlayan Amerikan Bağımsızlık Savaşı'na (1775-1783) yol açtı. 18. yüzyılın sonlarında ABD, Kuzey Amerika'da hızlı bir şekilde genişlemeye başladı. Kademeli olarak yeni bölgeler elde etti ve çoğu zaman Yerli Amerikalıları yerlerinden etti ve yeni devleti kabul etmeye zorunlu bıraktılar. 1848'de Birleşik Devletler, kıtanın bir ucundan diğer ucuna kadar yayıldı ve köleliğin ortadan kalkıp kalkmaması tartışması ile başlayan Amerika İç Savaşı'na zemin hazırlandı. İspanyol–Amerikan Savaşı ve I. Dünya Savaşı, ABD'nin dünya gücü olacağının sinyallerini verdi ve II. Dünya Savaşı'nda ise bunu gerçekleştirdi. Soğuk Savaş sırasında Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği çeşitli rekabet yarışlarına katıldı ancak doğrudan askerî çatışma olmadı. Bu yarışlar sonrasında ABD, Ay'a ilk insanları indiren 1969 uzay uçuşuyla, Uzay Yarışı'ndan üstünlük elde etti. Sovyetler Birliği'nin 1991'deki çöküşü Soğuk Savaş'ı sona erdirdi ve ABD'yi dünyanın tek süper gücü yaptı.

Birleşik Devletler, bir federal cumhuriyettir ve çift meclisli bir yasama sistemine sahip olmakla birlikte, üç ayrı hükûmet departmanına sahip temsilî demokrasidir. Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Amerikan Devletleri Örgütü (OAS), NATO gibi uluslararası kuruluşların kurucu üyesidir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesidir. Ayrıca ABD, uluslararası ekonomik özgürlük, hükûmet yolsuzluğu, yaşam kalitesi ve yüksek eğitim kalitesi ölçütlerinde üst sıralarda yer almaktadır. Gelir ve servet eşitsizliklerine rağmen Amerika Birleşik Devletleri, sosyoekonomik performans ölçümlerinde her defasında üst sıralarda yer almaya devam etmiştir. Irksal ve etnik açıdan en çeşitli toplumlardan birine sahiptir ve nüfusu yüzyıllar süren göçler ile şekillenmiştir.

Tarih

Kuzey Amerika'nın ilk sakinlerinin en az 12.000 yıl önce Bering Köprüsü yoluyla Sibirya'dan göçle geldikleri genel olarak kabul edilmiştir; ancak, bazı kanıtlar daha da erken bir yerleşim tarihini göstermektedir.[6][7][8] MÖ 11.000 yılı civarında ortaya çıkan Clovis kültürünün, Amerika'daki insan yerleşiminin ilk dalgasını temsil ettiğine inanılıyor.[9][10] Bu, muhtemelen Kuzey Amerika'ya doğru gerçekleşen üç büyük göç dalgasından ilkiydi; Daha sonraki göç dalgaları ile günümüz Atabaskların, Aleutların ve Eskimoların ataları bölgeye geldi.[11]

Zamanla, Kuzey Amerika'daki yerli kültürler giderek daha komplike hale geldiler ve bazıları güneydoğudaki Kolomb öncesi Mississippi kültürü gibi gelişmiş tarım, mimari ve komplike toplumlar geliştirdi.[12] Kahokya şehir devleti, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en büyük ve en karmaşık Kolomb öncesi arkeolojik sit alanıdır.[13] Four Corners bölgesinde, Anasazi kültürü, yüzyıllarca süren tarımsal bilgi birikimi ile gelişti.[14] Güney Büyük Göller bölgesinde bulunan İrokua Konfederasyonu, on ikinci ve on beşinci yüzyıllar arasında bir noktada kuruldu.[15] Atlantik kıyısı boyunca, avlanma ve tuzak kurma ile birlikte sınırlı tarım uygulayan önde gelen yerliler Algonkin halklarıydı.

Avrupa ile temas kurulan dönemde Kuzey Amerika'nın yerli nüfusunu tahmin etmek zordur.[16][17] Smithsonian Enstitüsü'nden Douglas H. Ubelaker, güney Atlantik eyaletlerinde 92.916, Körfez eyaletlerinde 473.616 nüfus olduğunu tahmin ediyor,[18] ancak çoğu akademisyen bu rakamı çok düşük olarak görüyor.[16] Antropolog Henry F. Dobyns, Meksika Körfezi kıyılarında yaklaşık 1,1 milyon insanın, Florida ile Massachusetts arasında yaşayan 2,2 milyon kişinin, Mississippi Vadisi ve kollarında 5,2 milyon kişinin ve Florida yarımadası'nda yaklaşık 700.000 kişinin yaşadığını öne sürerek, nüfusun çok daha fazla olduğuna inanıyordu.[16][17]

Amerika'nın 1492'de Avrupalılar tarafından keşfinden sonra İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar ve İngilizler, buradaki yerli halkların aleyhine toprak sahibi oldular. Avrupalılar, Amerika'daki topraklarını genişlettikten sonra, İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler alıp buralara yerleştirerek koloniler kurdular.[19]

18. yüzyıl ortalarında, bu kolonilerin sayısı 13'e yükseldi ve bu On Üç Koloni, Amerika Birleşik Devletleri'nin temelini oluşturdu.

Amerika kıtası, insanlar için yeni olanaklar ve yeni bir hayat sağladı. Daha sonra, bu koloni sistemi sömürgecilik politikasına dönüştü. İngiliz kolonileri, Birleşik Krallık'a endüstri konusunda hizmet ediyordu. İngilizler kolonilerden vergi alıyordu.[20] Koloniler zaman içinde İngiliz devletinden farklı bir kimlik geliştirmeye başladı. Nüfus hızla büyüyor, tarıma dayalı ekonomi gelişiyor, iş adamları ticari hamlelerde bulunuyordu. Dinsel yapıda da çeşitlilik vardı. Avrupa'dan gelenler tutucu bir Protestanlık geliştirmişti.

Yönetimleri de İngilizlerden farklıydı. Kolonilerin her birinde (Pensilvanya dışında), iki yasama meclisi bulunuyordu. Kolonileri temsil eden alt meclisin üyeleri mal sahipleri tarafından seçiliyor, Krallığı temsil eden üst meclis üyeleri ise İngiliz Kralı tarafından tayin ediliyordu. Kolonilerde yaşayanlar aynı zamanda mahkemeler kurmuştu ve İngiliz hukuk sistemini uyguluyordu.

1756-1763 yılları arasında İngiltere'nin Avusturya, Fransa ve Rusya ittifakıyla yaptığı savaşlar (Yedi Yıl Savaşları), İngiliz maliyesi üzerinde ciddi bir yük oluşturmuştu. İngiltere'nin mali yükünü gidermek amacıyla yeni vergiler koyması, Amerika'da kolonilerin tepkisiyle karşılaştı. Koloniler yüksek vergiler ödeyip karşılığında hiçbir şey alamamaktan rahatsızlardı. Çay ihracatına gelen yüksek ek vergiyle koloniler, 18. yüzyıl ortalarından beri hazır oldukları bağımsızlık mücadelesini hayata geçirdiler. Savaşın başlarında George Washington ve Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan ve özgürlük isteklerini dile getiren Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'ni yayınladı (4 Temmuz 1776). Sonradan 4 Temmuz günü ABD Bağımsızlık Günü olarak kabul edilmiştir.

Altı yıl süren savaş sonunda, George Washington komutasındaki koloni güçleri tarafından yenilgiye uğratılan İngiltere geri çekilmiş ve 1783 yılında Paris antlaşmasıyla 13 koloninin bağımsızlığını kabul etmiştir.[kaynak belirtilmeli] Bağımsızlıklarını ilan eden koloniler, içişlerinde serbest eyaletlerden oluşan Amerika Birleşik Devletleri'ni kurdular (1787). 1789'da anayasanın tamamlanıp onaylanmasıyla yeni bir ulus ve Amerikalı üst kimliği doğdu.

Amerika Birleşik Devletleri, ülkeyi anayasayla yöneten bir başkanın seçimle iş başına geldiği ilk modern demokratik cumhuriyettir. Bu manada Fransız Devrimi'nin de öncüsü olmuştur. Bu sistem 18. yüzyıl dünyasında eşitlik, insan hakları, adil yargılama ve kuvvetler ayrılığı gibi kavramların gündeme gelmesini sağlamıştır.

ABD doğal kaynaklarının zenginliği, genç ve dinamik bir insan gücüne sahip olması nedeniyle 19. yüzyıl boyunca hızla sanayileşti. Ancak 1861-1865 yılları arasında çıkan Amerikan İç Savaşı ülkeyi parçalanma tehdidi altına soktu. Savaş kuzeydeki eyaletlerin başarısıyla sonuçlandı ve ABD tekrar hızlı bir gelişme dönemine girdi. 20. yüzyıl başlarında çıkan I. Dünya Savaşı'nın İtilaf Devletleri tarafından kazanılmasında önemli bir rol oynadı. II. Dünya Savaşı'nda da Almanya, İtalya ve Japonya'ya karşı başarılar elde eden ABD artık bir süper güç hâline gelmişti.

Bu iki dünya savaşından sonra dünya ülkeleri iki kutba ayrıldı. Soğuk Savaş adıyla anılan bu dönemde ABD NATO örgütü çatısı altında Batı Bloğunun liderliğini üstlenirken Sovyetler Birliği Doğu Bloğu'nun (Varşova Paktı) lideri durumundaydı. Soğuk Savaş yılları boyunca ABD başta Kore Savaşı ve Vietnam Savaşı olmak üzere birçok savaşa katıldı. 1989 yılında Berlin Duvarı'nın yıkılışının ardından Soğuk Savaş sona erdi. 1990 yılında Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi üzerine çıkan I. Körfez Savaşı'nda ABD Irak ordusunu yendi. ABD 1995 ve 1999 yıllarında NATO ülkelerinin yardımıyla Bosna Savaşı'na ve Kosova Savaşı'na müdahale etti. 2001 yılında New York ve Washington, DC gibi büyük ABD kentleri El-Kaide tarafından 11 Eylül saldırılarına sahne oldu. Bu saldırılara yanıt olarak ABD 2001 yılında Afganistan Savaşı'nı ve 2003 yılında da Irak Savaşı'nı başlattı. ABD hükûmeti bu savaşların amacının El-Kaide'nin lideri Usame bin Ladin'in öldürülmesi ve Irak'ta bulunduğu iddia edilen kimyasal silahların ele geçirilmesi olduğunu öne sürmüştür. Savaşlarda çok sayıda El-Kaide mensubuyla, Irak ve Amerikan askerinin yanı sıra, siviller de ölmüştür. Sonuçta Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin idam edilmiş, Usame bin Ladin ise evinde yakalanarak öldürülmüştür.

İklim

Amerika Birleşik Devletleri'nin iklimi sürekli değişkenlik gösterir. Doğu ve batı kıyılarındaki sıradağlar, okyanusların iç kısımların iklimine tesir etmesini önlediğinden, bu kıyı şeritleri hariç bütün ülkede karasal iklim hâkimdir.[21] Ülkenin kuzeyinde ise Kanada'dakine benzer çam ormanları görülebilir.

Orta kısımlar çok yüksek olduğundan, mevsimler arasında pek fazla sıcaklık farkı yoktur. Yaz mevsiminde orta bölgelere alçak basınç hâkim olmasına rağmen, okyanustan gelen nemli hava Apalaş Dağları tarafından engellenmediği için orta bölgeler yaz mevsiminde bol yağış alır. Batı taraflarında ise yağış daha azdır.

Atlas Okyanusu'na kıyısı olan şeridin güney kısmı nispeten yağışlı ve ılıman olmasına rağmen, kuzeyi daha serin olup kışları şiddetli geçer.

Meksika Körfezi'ne bakan güney kısım açık ve düz olduğundan bu kısımlarda tropikal iklim hâkimdir. Burada yazlar sıcak, kışlar ise ılımandır. Her mevsimde bol yağış görülür. Alaska kıyı şeridi, denizden etkilenen bir iklime sahip olmasına rağmen, iç kısımlarında çok şiddetli soğuklar görülür.
Yönetim biçimi
Amerika Birleşik Devletleri 50 eyaletten meydana gelen bir federal birliktir. Ulusal hükûmetin merkezi, District of Columbia'dır. Anayasa, ulusal hükûmetin bünyesinin ana hatlarını tespit eder. Yetkileri ile faaliyetlerini belirtir. Kendine has anayasa ve yetkilere sahip olan her eyalet de öteki işlerden sorumludur. Her eyalet; yönetim bakımından şehir, kasaba, nahiye ve köylere ayrılmıştır. Her eyaletin seçimle gelmiş kendi valisi vardır.

Hükûmet

Amerika'da hükûmet, halk hükûmetidir; halk tarafından kurulur. Kongre üyeleri, başkan, eyalet yetkilileri, kasaba ve şehirleri yönetenler halk tarafından seçilir. Hâkimler de, doğrudan halk tarafından seçilir veya seçilmiş yetkililer tarafından tayin edilir. Kamu görevlileri, görevlerini iyi yapmadıkları veya kanunları ciddi bir şekilde ihlal ettiklerinde görevden uzaklaştırılabilirler.

Anayasa, kişilerin hak ve hürriyetlerini teminat altına almaktadır. Bu hak ve hürriyetler, 1791'de anayasaya eklenen ve İnsan Hakları Beyannamesi adı verilen ilk on değişiklikte belirtilmektedir.

Anayasa, hükûmetin yetkilerini üçe ayırmıştır: Başında başkan olan yürütme, Senato ve Temsilciler Meclisi olmak üzere kongrenin her iki kanadını ihtiva eden yasama ve başta yüksek mahkeme olmak üzere yargı. Anayasa, her birinin yetkisini sınırlamakta ve birinin gereğinden fazla yetki sahibi olmasını engellemektedir.

Eyalet hükûmetlerinde de sistem, federal hükûmet sisteminin hemen hemen aynısıdır. Genelde ülke yönetiminde Cumhuriyetçiler üstündür. 1993-2001 yılları arasında Demokratlar hem Temsilciler meclisinde hem de Beyaz Saray'da üstünlük kurdular. 2001 ve 2004 seçimlerinde kazanan Cumhuriyetçiler oldu. 2004 seçimlerinde sonuçlar şöyleydi; Cumhuriyetçiler: 232, Demokratlar: 202, Bağımsız: 1. 2006 seçimlerinde ise çoğunluk Demokratlardaydı; Demokratlar: 232, Cumhuriyetçiler: 202. Temsilciler Meclisi başkanlığına Demokrat Nancy Pelosi seçildi.

Her eyalette yürütme kuvvetinin başında bir vali vardır. Eyalet hükûmetleri düzeni koruma, çocuk ve gençlerin eğitimi, yol inşaatı gibi işlere bakar. Federal hükûmet; millî, milletlerarası ve birden fazla eyaleti ilgilendiren meselelerle uğraşır. Vatandaşların günlük hayatını etkileyen kanunlar, şehir ve kasabalardaki polis teşkilatı tarafından uygulanır. FBI diye bilinen Federal Soruşturma Bürosu; eyalet sınırlarını geçen suçluları, federal kanunlara aykırı hareket edenleri araştırır.

Federal Hükûmet

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, genel seçimle dört yıllık bir süre için seçilir. Seçilen Başkan, sürenin sonunda bir devre daha seçilebilir. Başkanın Amerika'da doğmuş olması, en az 14 yıl Amerika'da ikamet etmiş olması ve yaşının en az otuz beş olması gerekir. Yılda 200.000 dolar üzerinde maaş ve ilaveten masrafları için de 50.000 dolar alır; fakat bunların toplamı üzerinden gelir vergisi öder. Ayrıca seyahat ve misafir ağırlama masrafı olarak vergiye tabi olmayan 100.000 dolar alır.

Başkan, kongre tarafından onaylanmış bir kanun tasarısını veto eder veya bunu imzalamayı reddederse; kongrenin her iki kanadı tarafından üçte iki oyla alınan bir karar bu vetoyu hükümsüz kılar ve tasarı kanunlaşır. Başkan; federal hâkimleri, büyükelçileri, yüzlerce hükûmet yetkilisini tayin eder. Başkanın ölümü, istifa etmesi veya kalıcı olarak sakatlanması hâlinde görevi seçime kadar başkan yardımcısı yürütür.

Birleşik Amerika Anayasası uyarınca, görev süresi tamamlanmamış bir Başkan, ancak görevi kötüye kullandığı iddiasının, yeterli delile dayanılarak, Temsilciler Meclisinde üyelerin üçte iki çoğunluğunun tasdik etmesi ile görevden alınabilir. Bugüne kadar yalnız bir Amerikan Başkanı görevi kötüye kullanmakla suçlanmıştır. O da 1868'de muhakeme edilerek beraat eden Andrew Jackson'dır. Ancak 1974'te başkan Richard Nixon dâhil, yüksek makamda birçok yetkilinin karıştığı seçim kampanyasında kanun dışı para toplama olayı mahkemeye intikal etti. Watergate olarak adlandırılan bu olayda Nixon, mahkemeye çıkmadan istifa etti ve yerine Gerald Ford geçti.

Yasama kolu olan Kongre; Senato ve Temsilciler Meclisi'nden meydana gelir. Senatörler 6 yıl, Temsilciler Meclisi üyeleri ise iki yıl için seçilirler. Senatör ve Temsilciler aday olmak istedikleri sürece tekrar seçilebilirler.

Elli eyaletin her biri, Kongreye iki senatör gönderir. Senatonun üçte biri, her iki yılda bir seçilir. Senatör seçilmek için adayın otuz yaşını doldurması ve seçilmesinden en az dokuz yıl önce Amerikan vatandaşı olmuş bulunması şarttır.

Temsilciler Meclisinin 435 üyesi vardır. Her eyalet, kendi nüfus oranına göre belli sayıda üyeye sahiptir. Eyaletler aşağı yukarı eşit nüfuslu seçim bölgelerine ayrılır ve her bölgenin seçmenleri Kongreye bir temsilci üye seçer. Bir üyenin en az yirmi beş yaşında ve en az yedi yıllık Amerikan vatandaşı olması gerekir.

Bir tasarının kanun olabilmesi için hem Senato hem de Temsilciler Meclisi tarafından tasdik edilmesi gerekir.

Dış ilişkiler

Ülkenin kuruluşundan beri dış siyasetin yönetiminde başlıca söz sahibi Başkan olmuştur. Bununla birlikte, yetkileri sınırsız değildir. Giriştiği taahhütlerin Kongre tarafından tasdik edilmesi gerekir.

Amerika, Birleşmiş Milletler'in Anayasası uyarınca kurulan Kuzey Atlantik Anlaşması Teşkilatı (NATO), Amerika Devletleri Teşkilatı (OAS) gibi bölge savunma gruplarına ve barış ile gelişmeyi destekleyen diğer kuruluşlara da katılmıştır.

Filipin halkının bağımsızlık için verdiği mücadelenin kanlı bir şekilde bastırılmasından başlayarak ABD yönetimleri gizli operasyonlarda, Latin Amerika, Asya ve Orta Doğu'daki savaşlarda yer alarak yabancı topraklardaki çatışmalara müdahale etmektedirler.

Turizm

Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler Turizm Örgütünün verilerine göre 2012 yılında kaydedilen 67 milyon turistle Fransa'dan sonra dünyada en çok ziyaret edilen ikinci ülke durumundadır.[22]

Demografi

Nüfus

Amerika Birleşik Devletleri Sayım Bürosu yaklaşık 11,2 milyon yasadışı göçmen de dâhil ülkenin nüfusunu 317.593.000[25] olarak tahmin eder.[26] 1900'lerde yaklaşık 76 milyon olan ABD nüfusu 20. yüzyılda neredeyse dört katına çıktı.[27] Çin ve Hindistan'dan sonra dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesi olan ABD, büyük nüfus artışı beklenen ülkeler arasında büyük ve sanayileşmiş tek ülkedir.[28]

1000 de 13 olan doğum hızı, 35% olan dünya ortalamasının altındadır. Nüfus artışı hızı pozitif 0,9%, birçok gelişmiş ülkeye göre daha yüksektir.[29] 2012 mali yılı içinde, bir milyondan fazla göçmene (çoğu aile birleşimi ile gelen) yasal ikamet hakkı verildi.[30] Meksika 1965 Göç Yasasından beri yeni ikamet edenlerin önde gelen kaynağıdır. Çin, Hindistan ve Filipinler her sene gönderenler arasında ilk dörttedir.[31][32] Dokuz milyon Amerikalı homoseksüel, biseksüel ya da transgenderdir, bu nüfusun en az yüzde dördüne eşittir.[33] 2010 yılında yapılan bir araştırmada erkeklerin yüzde yedisi ve kadınların yüzde sekizi kendini gey, lezbiyen ya da biseksüel olarak tanımladı.[34]

Göçler

County'lere göre en büyük soy grupları, 2000

ABD bir göçmenler ülkesidir. Göçmenler tarafından kurulmuş ve gelişmiştir. Hâlâ dünyanın en çok göç alan ülkelerinden birisidir. Amerika Birleşik Devletleri'nin 4 Temmuz 1776'daki bağımsızlığından hemen önce nüfus

New York 19,015,900 New York-Newark-Jersey City, NY-NJ-PA MSA Kuzeydoğu
2 Los Angeles 12,944,801 Los Angeles–Long Beach–Santa Ana, CA MSA Batı
3 Chicago 9,504,753 Chicago–Joliet–Naperville, IL–IN–WI MSA Ortabatı
4 Dallas–Fort Worth 6,526,548 Dallas–Fort Worth–Arlington, TX MSA Güney
5 Houston 6,086,538 Houston–The Woodlands-Sugar Land MSA Güney
6 Philadelphia 5,992,414 Philadelphia–Camden–Wilmington, PA–NJ–DE–MD MSA Kuzeydoğu
7 Washington, DC 5,703,948 Washington, DC–VA–MD–WV MSA Kuzeydoğu
8 Miami 5,670,125 Miami–Fort Lauderdale–Pompano Beach, FL MSA Güney
9 Atlanta 5,359,205 Atlanta–Sandy Springs–Marietta, GA MSA Güney
10 Boston 4,591,112 Boston–Cambridge–Quincy, MA–NH MSA Kuzeydoğu
11 San Francisco 4,391,037 San Francisco–Oakland–Fremont, CA MSA Batı
12 San Bernardino-Riverside 4,304,997 San Bernandino–Riverside–Ontario, CA MSA Batı
13 Detroit 4,285,832 Detroit–Warren–Livonia, MI MSA Ortabatı
14 Phoenix 4,263,236 Phoenix–Mesa–Glendale, AZ MSA Batı
15 Seattle 3,500,026 Seattle–Tacoma–Bellevue, WA MSA Batı
16 Minneapolis–St. Paul 3,318,486 Minneapolis–St. Paul–Bloomington, MN–WI MSA Ortabatı
17 San Diego 3,140,069 San Diego–Carlsbad–San Marcos, CA MSA Batı
18 Tampa–St. Petersburg 2,824,724 Tampa–St. Petersburg–Clearwater, FL MSA Güney
19 St. Louis 2,817,355 St. Louis–St. Charles–Farmington, MO–IL MSA Ortabatı
20 Baltimore 2,729,110 Baltimore–Towson, MD MSA Kuzeydoğu
ABD Sayım Bürosunun 2011 yılı verileri baz alınmıştır [36]

yaklaşık 2,5 milyon kadardı (%95 beyaz Avrupa, %5 siyahi Afrika). Bu beyaz nüfusta en büyük pay Almanların ve İskandinav ülkelerinindir (İsveç, Norveç, Danimarka). Bu milletler ilk 3 grubu oluşturmaktaydı (dinî olarak %98 Protestan, %2 Katolik). 1620-1770 yılları arasında bu ilk gelenler karşılıklı evlilikler ve din birliği sayesinde bugün Beyaz Amerikalı dediğimiz (WASP- White, AngloSaxon, Protestan) siyasette ve iş dünyasında hâkim konumda olan Amerikan ulusunun ana çekirdeğini oluşturdular. 2008 yılına kadar seçilen bütün ABD başkanları bu gruba dâhildir.[37]

Günümüz ABD'sinde yaşayan siyahilerin (Afroamerikanlar) çoğu Amerika'ya getirilen kölelerin soyundandır.

1870-1920 yılları arası 2. göç dalgasının oluştuğu yıllardır. Bu yıllarda yukarıda adı geçen devletlerden göçler devam etmektedir; fakat yoğunluk Katolik ve Ortodoks Avrupalılara (İtalyanlar, Yunanlar, Gürcüler, Ermeniler, Ruslar, Lehler, Avusturya-Macaristan, Sırplar) ve İrlandalılara kaymıştır. 1880 yılında nüfus 60 milyona yaklaşmıştır (1950'de %86 beyaz Avrupa, %9 siyahi Afrika, %3 Hispanik (Latin Amerikalı); dinî olarak ise %74 Protestan, %20 Katolik, %3 Musevi, %2 Ortodoks ve %1 Budist). ABD'nin nüfusu 1935'te 100 milyona, 1970'te 200 milyona, 2005'te ise 300 milyona ulaşmıştır.

3. göç dalgası 1970'lerin sonunda başlamıştır ve hâlen sürmektedir. Bu göç dalgası daha çok çeşitlilik göstermektedir. Asya'dan, Ortadoğu'dan, eski komünist ülkelerden, Latin ülkelerinden özellikle Meksika ve Karayipler'den gelen yoğun Hispanik-Latin Amerika göçüdür (yılda yaklaşık 800.000 ila 1,5 milyon arası).

2006 sayımına göre nüfusu 1 milyon ya da üzerinde olan 32 tane grup vardır. 2010 sayımına göre nüfusun çoğunluğu (%63,7) beyaz ve Avrupalı, %16,4'i Hispanik-Latin Amerikalıdır. Nüfusun %12,2'si siyahi Afrika, %4,7'i Asya kökenli, %0,7'si Amerikan yerlisi, %0,2'si pasifik adaları yerlisi, %1,9'u melez ve %0,2'si diğer ırklardır.

Diller

Amerika Birleşik Devletleri'nin federal düzeyde resmî dili yoktur. Ancak ülkede en çok kullanılan dil İngilizcedir (Amerikan İngilizcesi). 2010 yılında 5 yaşın üzerinde olan, yaklaşık olarak 230 milyon kişi diğer bir deyişle nüfusun %80'i evlerinde sadece İngilizce konuşmaktadır, bunu %12 ile İspanyolca takip etmektedir. En az 28 eyalette bazı Amerikalılar İngilizcenin resmi dil olmasını savunmaktadırlar.[38]

Hawaii'de eyalet anayasasına göre Hawaii'yice ve İngilizce ortak resmi dillerdir.[39]

İspanyolcanın kullanımı ise Meksika ve Küba'dan gelen göçmenler nedeniyle son yıllarda belli kollarda arttı. Louisiana eyaletinde ise Fransızca kullanılır; çünkü Fransız sömürgeleri burada kurulmuştur.

Kolej ve üniversiteler

Birleşik Amerika'da yükseköğretim 18 yaşında başlar. Ancak yükseköğretimin Birleşik Amerika'ya özgü bir özelliği vardır ki, Avrupa'da rastlanmaz: Üniversitede belli bir alanda uzmanlık öğrenimine başlamadan önce bir kolej aşamasına geçilir. Koleji bitirenlere graduates (diplomalı) olarak bakılır ve -graduate school- da çalışmalarını sürdürürler. Bir Amerikan üniversitesi, genel olarak, bir kolej ile birlikte graduate school'dan oluşur.

Kolej ve üniversitelerin çoğu özeldir ve çeşitli kaynaklardan gelen kaynaklarla yaşarlar. Eski öğrencilerin bağışları, sanayi ve ticarette ün yapmış (Ford, Rockefeller, Carnegi vb.) büyük sermaye sahiplerinin kurduğu fonlarla, asıl okuyacak öğrencilerin ödedikleri paralar, bu kaynakların başında gelir.

Aslında belli bir refah düzeyine gelmiş ailelerin çocuklarını ayrıcalıklı duruma getiren bu sistemin zararları, doğrudan doğruya devletin kurduğu üniversiteler yoluyla bir parça giderilmek istenir.

Sanat&Edebiyat

Birleşik Amerika'da büyük bir sanat ve edebiyat faaliyeti vardır. Bir çağdaş Fransız romanından daha az kültürlü ama daha canlı ve daha insani olan Amerikan romanı, dünya edebiyatında sürekli bir yer tutmuştur. Mark Twain ve Henry James'ten günümüze değin ulaşan büyük bir yazarlar kafilesi içinde, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra gelen ve kayıp kuşak adı verilen yazarları (Ernest Hemingway, William Faulkner, Caldwell, John Steinbeck) özellikle hatırlatmak gerekir. Roman, bir Amerikan buluşu olan cep kitabı biçimiyle, büyük okuyucu kitlelerine yayılma fırsatını daha kolay bulabilmiştir. Amerikan edebiyatı, Edgar Allen Poe'dan başlayarak Ezra Pound'a değin şiirde büyük temsilciler yetiştirmiştir. Tiyatronun da, Eugen O'Neill'dan Arthur Miller'a değin soylu temsilcileri olmuştur.

Müzik

Müzik de Amerikan sanatında popüler konumdadır. Amerikan gençlerinin büyük bir bölümü, bir müzik aletini kullanmayı bilir. Orkestralar hayli yaygındır. Copland, Chadwick, Gershwin gibi bestecilerin temsilcisi oldukları senfonik müziğin yanı sıra, siyahilerin yarattıkları Caz müziğin etkisi büyüktür. Bu etki Amerika ile sınırlı olmayıp dünya çapındadır.

Sinema

Hollywood'da merkezleşen sinema aynı zamanda dev bir sanayi halindedir. Milyoner yıldızların çevresinde yıldız olabilmek için yığınla insanın verdiği yer yer dramatik bir mücadeleye rastlanır. Film üretiminde başta gelen Amerikan sineması, genellikle orta düzeydedir. Bununla birlikte batıya doğru ilerleyen kovboyların maceralarını konu alan Westernler ile, görkemli sahnelerin oluşturduğu filmler ve komedi filmleri içinde, sinema tarihine geçenler olmuştur. Amerika'da, sinemanın etkisini, radyo ve özellikle televizyon tamamlar.

Görsel Sanatlar

Görsel sanatların başında mimarlık gelir. Amerika'nın mimarlığı işlevseldir. Ev kullanışlı ve konforlu olmalıdır. İş yaşamı, büyük gökdelenlerde geçer. Bu gökdelenler içinde gerçek anlamda güzel olanlar vardır. Anıtlar, fazla özgünlüğü olmayan ve genellikle Greko-Romen stilde yapılır.

Amerikan resminde, Avrupa etkisinden kurtulmak çabalarına karşın bu etki hâlen egemendir. Bu durum heykel de aynı şekilde geçerlidir. Avrupa sanatının resim ve heykelde ortaya koyduğu başeserlerin önde gelen alıcısı da yine Birleşik Amerika olmaktadır. Bu durumda zincirleme bir etki yaratarak Birleşik Devletler'de müzeciliğin de gelişmesini sağlamıştır

Basın

Basın Birleşik Amerika'da, Avrupa'da olduğundan daha çok önemli bir rol oynar, bunun en iyi örneği Watergate skandalıdır. Yüksek düzeyde birkaç gazetenin dışında kalanlar, yerel ve sporla ilgili haberlere çarpıcı haberlere ayrılmıştır. Gazetelerin çoğu büyük iktisadi kuruluşlarındır bundan ötürü ister istemez sermaye çıkarlarını savunurlar.[40]

Spor dalları

Amerikan futbolu açık ara Amerika'daki en popüler spordur. Final organizasyonu olan Super Bowl, dünya çapında milyonlar tarafından izlenmektedir. Basketbol, tenis, buz hokeyi ve beyzbol Amerika'nın diğer popüler sporlarıdır.[41]

Dünyadaki en popüler spor olan futbol ise Amerika'da emekleme aşamasındadır ve 3 seviyesi bulunmaktadır.

Din

Din olarak ise, Amerika Birleşik Devletleri'nde toplam; %65 Hristiyan (%43 Protestan, %20 Katolik, %2 Mormon), %26 Dinsiz, %2 Yahudilik, %1 Müslüman, %1 Budist, %1 Hindu %3 diğer dinlerden insan yaşamaktadır.[42]

Şinto, Kaodaizm, Sihizm, Jainizm, Taoizm, Bahailik, Ekankar, Amerikan yerli dini ve Kemetizm gibi diğer pek çok din de Amerika'da temsil

Birleşik Devletler yönetimindeki topraklar

Karayip Denizi'nde 9.104 kilometrekarelik bir ada olan Porto Riko, Amerika Birleşik Devletleri'ne bağlıdır. 3.410.000 nüfusu Amerika Birleşik Devletleri vatandaşıdır. Valilerini ve yasama meclislerini kendileri seçerler.
Yine Karayip Denizi'ndeki Virgin Adaları 1917 yılında Danimarka'dan satın alınmıştır. Adanın yüz bin nüfusu Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olup valilerini ve tek yasama organı olan senatoyu kendileri seçerler. Virgin Adaları'nda 346 kilometrekare yer tutan 50 küçük ada vardır.


Kaynak :

Wikipedia

Bu konuyu yazdır